GÜNDEM ANALİZİ /// VİDEO : Ekopolitik Programı /// 30.08.2016 /// Yrd. Doç. Dr. Orhan Çekiç – Çetin Ünsalan – Ulusal Kanal


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=9kzcZH_vlCo&feature=youtu.be

GÜNDEM ANALİZİ : ATATÜRK, CHE, CASTRO, ERNESTO GOMEZ ABASCAL VE BİR EMPERYALİST SEVİCİSİ


KAYNAK : https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2016/08/30/ataturk-che-castro-ernesto-gomez-abascal-ve-bir-emperyalist-sevicisi/

Devlet adamıysanız hiç olmazsa diplomatik ve nazik olacaksınız!

Darbeyi izleyen günlerde bizim şaşkınlardan birisi FG için, “darbe başarılı olsaydı Humeyni gibi dönecekti ülkeye” diyebilecek kadar kendinden geçmişti. İran yüzyıllardır sınır sorunu yaşamadığımız bir komşu ülke. İçinizden geçse bile Humeyni-FG benzetmesi yapmamalısınız! Hiç olmazsa komşuyla dengeli ilişki adına dilinizi tutmalısınız.

TBMM Başkanı da gaf yapanlar kervanına katıldı. Daha önce de Anayasa’da Atatürk’e gerek yok demişti. Onu söyleyen dudakların Che’ye eşkıya demesine şaşırmamak gerekirdi.

Küba’yı ziyaret eden Türklerin göz ardı etmedikleri bir şey varsa o da Havana’daki Atatürk Anıtı’nı ziyaret etmek olmaya başladı. Küba devrimcilerinin Anadolu devrimcisini baş tacı etmelerinde de şaşılacak durum yok.

Havana’da Atatürk Anıtı

Emekli Büyükelçi Bilâl ŞİMŞİR’den öğrenmiştim. Şimşir, Küba’yı kapsayan bölgede görevliyken Castro’nun kendisinden Nutuk’u istettiğini ve kendisinin de bu isteği zevkle yerine getirdiğini.

Emekli Büyükelçi Bilal ŞİMŞİR ve Nutuk

Küba’nın iki önceki Ankara Büyükelçisi Ernesto Gomez ABASCAL’in diplomat olmasının yanı sıra yazarlık yeteneği olduğunu da biliyoruz. “Havana’da Türk Tutkusu” kitabında Nazım Hikmet’in dedesinin öyküsünü yazmış olması bölgeye ve Türkiye’ye ilgisini gösterir.

Abascal’in Nazım Hikmet’in dedesinin öyküsünü anlattığı kitabı

Küba’nın şimdiki Ankara Büyükelçisi Alberto Gonzales Casals (ortadaki) İzmir Tabip Odası’nda

Şimdiki Büyükelçi Casals haklı olarak sitem ediyor. Şu sözleri anlayan için çok ağır! “Bize düşmanımız bile bunu söylemedi. Son derece diplomatik ve nazik!

Hem Atatürk, hem Che ve hem de Castro’nun elleri silah tutmuştur. Ama, ne Atatürk ne de Che ve Castro ülkeleri için mücadele ederken ellerindeki silahları halklarına ve masum insanlara doğrultmamışlardır. Yalnızca emperyalistler ve işgalciler bulunmuştur silahlarının hedefinde. Oysa, Türkiye’de Altıncı Filo Defol diye gösteri yapan gençlere şimdiki TBMM Başkanı’nın kuşağından kimilerinin yaptıkları belleklerden silinmiş değildir.

Yaşayan ve ölmeyen efsaneler : Castro ve Che

Atatürk’ü Anayasa’dan silmek gerek diyen, Che’ye ve dolayısı ile de yaşayan efsane Castro’ya eşkıya diyebilen bir bilinç yoksununa “emperyalist sevicisi” unvanı vermek bilmem fazla gelir mi?

Az geleceği kesindir de…

TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI /// VİDEO : Atatürk’ün Büyük Taarruz Öncesi Duası – 1922


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=wNPvcucwxIw&feature=em-uploademail

MK ULTRA PROJESİ /// HAARP Açıkladı : “Hayır, Zihin Kontrol Edemiyoruz”


Kaos teorisyenlerini üzen bir açıklama, bir de davet söz konusu…

"Depremlerde ABD’nin parmağı var… Bu fırtınayı CIA yaptı, gizli servis, gizli emeller…"

Yıllardır halk arasında konuşulan, son zamanlarda halk arasından sıçrayıp önce Melih Gökçek’e, hattâ eski Venezüela devlet başkanı Hugo Chavez’in açıklamalarına kadar uzanan bir zeitgeist muhabbetidir bu, bilirsiniz.

Amerika Birleşik Devletleri’nin uluslararası hukuku hiçe sayıp, gezegenin atmosferi ve manyetik alanıyla oynadığı; istediği yerde deprem ve fırtına yaratabildiği, gökyüzünde insanların mucize ya da uzaylı sanacağı görüntüler yaratabildiği söylenir. Hattâ daha da ileri gider bu kaos teorisi: manyetik alanı değişikliği ve bir takım sinyaller ile insanların psikolojilerini kontrol edebildiğine kadar varır.

Başrolde de hep HAARP vardır.

17 Ağustos 1999 depremi esnasındaki HAARP verilerinin kayıp olduğunu konuşuruz, geçtiğimiz günlerde epey popüler olan 22 Ağustos’ta tüm Türkiye’nin uykusuz kalması durumunu HAARP’a bağlarız.

Peki nedir bu HAARP? Hakikaten böyle bir gücü var mı?

Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı

HAARP’ın açılımı bu şekilde. 2013’e kadar Pentagon’un kontrolünde yer alan, Alaska’da kurulu bir tesisten bahsediyoruz.

İlk olarak Nikola Tesla tarafından ortaya atılan fikirle geliştirilen HAARP’ın öncelikli görevi, atmosferin üst tabakası iyonosferin davranışlarını ve özelliklerini araştırmak. Çünkü bu tabaka, radyo sinyallerinin iletildiği bölge; bu da iyonosferi hem bilimsel, hem de askeri olarak çok önemli ve ilgi çekici kılıyor.

Ne var ki, bu yüksek frekanslarla oynamalar, iyonosferi ısıtmalar gibi hareketler yıllar içinde HAARP’ı dünyadaki birçok talihsiz olayın şüphelisi haline getirdi. Birkaç örnek verelim; Hugo Chavez, Haiti Depremi’ne HAARP’ın sebep olduğunu açıkladı. Rus askeri gazetesinde HAARP’ın dünyanın manyetik kutuplarının yerini değiştirebilecek güce sahip olduğuna dair makale yayınlandı. Hattâ HAARP’ın aslında Nazi Almanyası tarafından kurulduğu iddiası bile ortaya atıldı.

Yalanlama üstüne yalanlama yetmedi demek ki; HAARP kapılarını sivillere açmaya karar verdi.

Bu kötü imajdan artık kurtulmak isteyen HAARP yönetimi, önce bir açıklama yaptı: "Hayır, ne zihinleri kontrol edebiliyoruz, ne de deprem ve başka doğal afetleri yaratacak gücümüz var…" Sonra da bunu kanıtlayabilmek için tesisi geçtiğimiz günlerde ücretsiz olarak halka açtı.

2013’te HAARP yönetimini Pentagon’dan devralan Alaska Üniversitesi sözcüsü; "Umuyoruz ki insanlar tesisimize gelirler, zihin kontrolü, mevsim kontrolü gibi şeylere gücümüz olmadığını kendi gözleriyle görürler" şeklinde konuştu.

Bu ilginç turistik turda tüm tesisleri görebiliyor, gözlem evinde yıldızlara bakabiliyor, konferanslara katılabiliyor, akşam yemeğine kalırsanız da barbekünün tadına bakabiliyorsunuz.

İlginç gelişme elbet…

Ama Pentagon’dan, ABD Silahlı Kuvvetleri’nden ve CIA’den bahsediyoruz… Hollywood filmlerinden öğrendiğimiz kadarıyla bu ajanların sırlarının da sırları vardır; bir turistik gezi ile ikna olunabilir mi?

GÜNDEM ANALİZİ /// VİDEO : Ne Yapmalı Programı /// 29.08.2016 /// Mustafa Balbay – E. Tüma. Sone r Polat – Yazgülü Aldoğan – Filiz Atıcı


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=FBtuLeDyN0I&list=TLJBWaH7Ic28szMDA4MjAxNg

SCIENCE FILES /// VİDEO : Aliens Have Upgraded our DNA – The New Humans VIDEO


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=xlUGnnz5g2Y&feature=em-subs_digest

PARAPSİKOLOJİ & GİZEM DOSYASI /// VİDEO : Vampirler Büyükada Da Mı ?


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=vhgS6kROz50&feature=em-subs_digest

ÖZEL BÜRO NOTU : Vampir kültürü Babil’den kalan örneklere dayanır ve yüzyıllar boyunca değişimini inceleyen kapsamlı folklorik tarihsel araştırmalara konu teşkil eder. Kan emme ve öldükten sonra dirilme efsaneleri Orta Çağ’da fazlaca yayılmıştır.

Osmanlının son dönemlerinde de korkunç bir vampir vakası vuku bulmuştur. Büyükada da yaşanan bu olayın bazı kanıtları hala Atina’daki Saray Müzesinde sergilenmektedir.

Kaynakça: Türkiye’de ilk kez işlenen bu tarihsel konuyu tüm detayları ile benimle paylaşıp, ilk benim kanalımda yayınlamasına izin veren değerli dostum Kült Tv ye teşekkür ederim. Paylaştığımız Bilgiler gibi Dostluğumuzunda Büyümesi Dileği İle.

TSK DOSYASI /// SÜLEYMAN ÇELİK : ASKERİ HEKİMLİĞİN OCAĞI SÖNDÜRÜ LDÜ


ASKERİ HEKİMLİĞİN OCAĞI SÖNDÜRÜLDÜ

Süleyman Çelik (scelik44)

İstanbul ve Ankara Tıp Fakültelerinin kurucusu olan, diğer tıp fakültelerinin kuruluşuna da önemli katkılar sağlamış bulunan Gülhane, Türk hekimliğinin öncüsüdür. “Sivilleştiriyoruz” denilerek, sıradan bir devlet hastanesi gibi Sağlık Bakanlığı’na bağlanması, senaryosunu ABD’nin yazdığı TSK’yı çökertme planının bir parçasıdır. Senaryoya göre TSK çökertilince BOP’un Türkiye ayağı gerçekleştirilebilecek, yani Türkiye parçalanarak Büyük Ermenistan, Büyük Kürdistan ve Büyük İsrail devletleri hayal değil, gerçek olabilecektir..

II.Abdülhamit tarafından kurulduğunu ve açılışının onun doğum gününde yapıldığını öne sürerek GATA Haydarpaşa Hastanesinin adını Sultan Abdülhamit Han Hastanesi olarak değiştirenler, Gülhane’nin kuruluş nedenini bilmiş olsalardı böyle bir karar almazlardı. Eleştirel akılcı bilimsel düşünceye sahip olmayanlar neden-sonuç ilişkisini bilmedikleri için Gülhane’nin kuruluş nedenini öğrenmeye çalışmaz ve dolayısıyla bilmezler.

Gülhane, son savaşlarda askeri sağlık hizmetlerinin yetersizliğine bağlı olarak, savaş yaralıları arasında ölüm oranının çok yüksek olması nedeniyle kurulmuştur. Bu amaçla Almanya’dan uzmanlar getirilmiş ve onların isteğine göre yeni bir hastane yapılarak yönetimi de onlara verilmiştir. Hastane, Topkapı Sarayı’nın avlusu olan Gülhane Parkı içinde olduğu için adına Gülhane denmiştir.

Bu hastanede Askeri Tıp Okulunu bitiren hekim, eczacı ve diş hekimlerine burada bir yıl staj yaptırılarak askeri sağlık hizmetleri eğitimi verilmeye başlanmıştır. Bu uygulama Cumhuriyet’ten sonra da sürmüş ve 1981 yılında GATA As. Tıp Fakültesi kurulunca, bu eğitim fakülte eğitimi içine alınmıştır.

Alman hocaların seçtiği yetenekli öğrenciler eğitim yapmak üzere Almanya’ya gönderilmiş ve eğitimini tamamlayanlar yurda dönerek Gülhane’nin kadrosunu oluşturmuşlardır. Daha sonra Gülhane’de stajyer eğitiminin yanında uzmanlık eğitimine de başlanmıştır.

Savaş yaralılarının özelliği nedeniyle, normal hastanelerde olmayan Savaş Cerrahisi ve Çene Cerrahisi klinikleri kurulmuştur.

Ayrıca sıhhiye erleri eğitilmeye başlanmış; özellikle teskerecilik eğitimi verilmiş; yaralıyı bulma, yanına yaklaşma, ilk yardım ve usulüne göre sargı istasyonlarına taşıma öğretilmiştir. Gazilerin gereksinimleri için yapay organ (ortez, protez) atölyesi kurulmuş, hastalar için gerekli ilaçların ve özellikle yaralılar için çok gerekli olan fizyolojik infüzyon sıvılarını ( tuz ve glikoz çözeltileri gibi) yapmak üzere ilaç yapım laboratuarı kurulmuştur.

Kurucu Komutan Prof. Rieder Paşa’dan sonra komutan olan Prof. Wieting Paşa, aynı zamanda Genelkurmay Başkanlığı Sağlık Dairesi Başkanı Danışmanı olunca Gülhane’deki düzenlemelere koşut olarak, kıtalarda da düzenlemeler yapılmış; tümen, kolordu ve ordu başhekimlikleri oluşturulmuş; tümenlerde iki tezkereci takımı ve yaralı taşıma araçları olan sıhhiye bölükleri kurulmuştur.

Böyle bir kurum yıkılıp 118 yıllık birikim çöpe atılmıştır. Umarım, Tanrı göstermesin ama, yaşayacağımız bir savaştan sonra böyle bir kurumu yok etmiş olmanın pişmanlığını duymayız!..

1941’de Gülhane İstanbul’dan Ankara’ya taşındığında yerleştiği Cebeci Asker Hastanesinin adı Gülhane olarak değiştirilmek istenmiş; fakat Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak bu isteği, “Gülhane İstanbul’da kaldı, burası Cebeci” diyerek kabul etmemiştir.. Bunun üzerine, aynı zamanda TSK Sıhhıye Müfettişliği görevini de yürüten Ord. Prof. Dr. Abdülkadir Noyan Paşa, Mareşal’a çıkarak “yıllardır yaptığımız yayınlarda adımız yurtiçi ve dışında Gülhane olarak biliniyor, değişiklik olursa geçmişimizi kaybederiz” demiş ve Çakmak’ı ikna etmiş, Gülhane adı korunmuş; İstanbul’da kalan hastaneye Sarayburnu Hastanesi adı verilmiştir.

Başta Genelkurmay Başkanı ve Gülhane Komutanı olmak üzere, tüm askeri hastanelerle birlikte Gülhane’yi de yok ederek askeri sağlık hizmetlerini ortadan kaldıran bu kararnameyi çıkaranlara karşı, gerekli uyarıyı yapmayan tüm ilgililer de, kararnameyi çıkaranlar kadar, tarih önünde sorumludurlar.

Gülhane’nin Sağlık Bakanlığı’na devriyle ilgili gazetelerde bu fotoğrafları görünce, bir Gülhaneli olarak içim yandı. 1.Fotoğraftaki Gülhane Komutanının gülümsemesinin tersine, 2. fotoğrafta Askeri Tıp Fakültesi Dekanı Sevgili öğrencim Prof. Dr. Tuğgeneral Ufuk Demirkılıç’ın yüz ifadesindeki acıyı çok iyi anlıyorum; içim kan ağlıyor.

İstanbul işgal edildiğinde, Fransız İşgal Kuvvetleri Komutanı’nın “burayı Fransız Hastanesi yapacağız” diyerek Gülhane’ye el koydukları zaman, dışarı atılan Gülhanelilerin yaşadıkları duygular içindeyim. O zaman Gülhaneliler, Ankara’ya koşarak Kuvayı Milliyecilere katılmışlardı. 30 Ağustos Zaferi ile işgalcileri yurdumuzdan attıktan sonra, onurla gelip yuvalarını geri aldılar. O zaman bizler de bu gün, 30 Ağustos Zafer’inin 94. yıl dönümünde, meydanlara çıkıp Millicilerle birlikte ulusal bayramımızı kutlayalım ve Gülhanemize yeniden sahip olabilmek için Gayrı Millicilere karşı Millicilerin saflarında mücadele edelim!…

İRTİCA DOSYASI /// Nasuh Mahruki : Yerli üretim dinci terör nası l bu kadar güçlendi ?


Nasuh Mahruki : Yerli üretim dinci terör nasıl bu kadar güçlendi?

Cemaat travması ne yazık ki, kurumlar işini yapsa aslında önlenebilecekken, Türkiye ve Türk Milleti için korkunç ve çok ağır bedelleri olan acı bir tecrübeye dönüştü. Ölümcül sonuçlarıyla çok pahalı bir ders olan bu trajedinin tek kazanımı, yabancı istihbarat ekiplerinin kontrolündeki dinci-mezhepçi bir cemaatin, inanılmaz bir gizlilik ve iki yüzlülük içinde her yere, Cumhurbaşkanlığı yaverliğinden GKB yaverliğine, JGK emir subaylığına kadar sızabileceği ve devletin en önemli makamlarındaki yaverlerin, özel kalem müdürlerinin, emir subaylarının bile, dini motifleri kullanan silahlı bir terör örgütünün mensubu olabileceği acı gerçeğidir. Devleti ele geçirme konusunda son derece kararlı ve sıkı disiplinli dinci-mezhepçi bir çetenin, eğer gevşek davranılırsa, her tür denetleme, kontrol ve istihbarat ağını aşıp, devletin hiçbir kademesinin farkında olmadığı, olamayacağı şekilde örgütlenebileceği ve günü geldiğinde hedeflerine ulaşma konusunda rahatlıkla acımasız, vicdansız, duygusuz psikopat katillere dönüşebileceğidir…

Esasında bütün dinci ve mezhepçi yapılar çok ağır ırkçı ve faşist örgütlenmelerdir. Kendi mensupları dışındakilere her tür kötülüğü, her tür acımasızlığı gözlerini bile kırpmadan yapabilecek potansiyeldedirler. Dinci-mezhepçi terörün korkunç yüzü bugünün teknolojisi ve imkanlarıyla geçmişten çok daha tehlikeli ve çok daha öldürücüdür. Bu nedenle bunlarla mücadelede en küçük bir zafiyet gösterilmemelidir…

* * *

Cemaatin hain savcılarının, hakimlerinin ve polislerinin, cemaatin ağır suçlarıyla ve ülkeyi ele geçirme çabalarıyla mücadele eden Atatürkçü, Cumhuriyet’in kazanımlarına ve laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti ilkelerine gönülden bağlı insanlara yaptığı zulüm ve haksızlık, aileleriyle birlikte yaşattıkları ağır mağduriyet artık hepimizin malumu. Yıllarca bunlar Ergenekon’cu, Balyoz’cu, darbeci, bilmemneci diye hepimizi ve Türk hukukunu aldattıkları ve yurtsever masum insanları yalanlarla, sahte CD’lerle, dijital kanıtlarla ve PKK’lıların bile kullanıldığı gizli tanıklarla ömür boyu ve ağır hapis cezalarıyla cezalandırdıklarını artık duymayan yok. Peki bunlar paralel bir devlet kurabilecek kadar büyük bir güce nasıl ulaştılar? Sosyal demokrasinin müthiş lideri ve neferi Ecevit’i bile kandırmayı nasıl başardılar? Genelkurmay Başkanı’nı bile terör örgütü lideri diye ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırabilecek güce nasıl eriştiler? Akşamdan sabaha değil elbette…

Bunun en önemli sebebi, 40 yıla ulaşan süreçte, büyük bir stratejik akılla özenle belirledikleri devlet kurumlarında, örümcek sabrıyla ince ince ördükleri, yüksek gizlilikli ve yüksek hiyerarşili örgütsel ağdır. Daha lise dönemlerinde ve kurumlara daha yeni girdiklerinde tek tek potansiyel rakiplerini türlü yasa dışı yollarla bertaraf etmeleri ve yerlerine sınav sorularını çalarak yerleştirdikleri ve kurum içinde kollayarak yükselttikleri kendi devşirmelerinin sayısını, her geçen gün tüm uyarılara rağmen artırabilmeleridir. Diğer sebebiyse, dini konuların İslam coğrafyasında 1400 yıldır, Türkiye Cumhuriyeti’nde ise Atatürk’ten sonra özgür ve demokratik ortamlarda tartışılamaması, konuşulamaması ve bu çok önemli alanın devlet kontrolünün dışında gizli ve açık çalışan her tür eğitimsiz, cahil ve yobazın insafına ve vicdanına terk edilmesidir…

* * *

Laikliğin önemini vurgulayan, dinin ve dini değerlerin istismar edilmesine karşı hepimizi demokratik ve bilimsel yollarla uyarmaya çalışan aydınlarımıza yapılan saldırılar ve cinayetler, bu cinayetlerin faillerinin yakalanamaması, cemaatlerin ve tarikatların kontrolsüz bir şekilde güçlenmesini kolaylaştırdı. Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu gibi pek çok aydınımızın, dini siyasete alet ederek, laikliğe ve Cumhuriyete düşmanlık yapanlara karşı bizi uyarma çabalarının cinayetle sonuçlanması ve bu cinayetleri işleyenlerin, azmettirenlerin yakalanamaması cemaatin darbe girişimini hazırlamıştır…

Dini ve mezhepsel konuların demokratik bir ortamda konuşulmasından, tartışılmasından Allahsız, dinsiz, kitapsız diye yaftalanmaktan ve sokakta şiddete uğramaktan herkes korktuğu ve korkutulduğu için cemaatler, tarikatlar bugün bu kadar güçlendi. Dini konuları, dinsizlikle suçlanmadan sağlıklı ortamlarda konuşamadığımız için, bu konu tabu haline getirildiği için bugün cemaat paralel devletini kurabildi. Emniyet’inden İstihbarat’ına, Milli Eğitim’inden TSK’sına ve pek çok kritik kamu kurumuna, kurumların personel alımı, istihbarat, terfi kararları gibi stratejik noktalarına yerleşebildiler. Bu kafada devam edersek, cemaat gider memaat gelir. Silahlı dinci terör örgütü FETÖ gider pusu kuran, suikastlar ve itibar cinayetleri işleyen, becerebilirse darbeye kalkışan başka bir tarikat gelir. Dinci-mezhepçi terörün panzehiri demokrasidir, laikliktir, çağdaşlıktır, eğitimdir, uzlaşma kültürüdür, dini ve mezhepsel konular dahil her konuyu demokratik ortamlarda enine, boyuna konuşabilmek, tartışabilmek, ortak akılla yorumlayabilmektir…

Daha dün, Emre Kongar gibi yüksek nitelikleri olan bir aydınımız bile çok önemli bir kamu görevi icra eden polisin türban takmasının, görev sırasında dini bir simge taşımasının, devletin eşitlik ve tarafsızlık ilkelerine getirebileceği zararları ve potansiyel tehlikeleri anlatmaya çalışırken, ağır hakaretlerle itibar lincine uğratıldı. Dinin, mezhebin daha ilk harfini duyduğunda hakarete ve tehdide başlayan ırkçı-faşistlerin, hiçbir yasal sürece tabi tutulmadan seslerini en yüksek perdeden çıkarıp herkese saldırmasına göz yumulursa ve bu konuların özgür, demokratik ve sağlıklı ortamlarda tartışılmasının engellenerek, tüm inisiyatifin aralarında pek çok profesyonel yalancı olan hacılara, hocalara, şeyhlere bırakılmasına devam edilirse, Türkiye yeni suç örgütü cemaatler için bereketli bir kuluçka merkezi olmaya devam edecektir…

Dinsizlikle suçlanmaktan korkarak meydanı siyasi islamcılara, onların başındaki kindar imamlara bırakan aydınlarımız için 15 temmuz bir dönüm noktası olmalıdır. İrticanın, taassubun, dinciliğin bir toplumu uçurumun kenarına, felaketlere nasıl sürükleyebildiğini (başta CHP olmak üzere) tüm aklı başında yurtseverler, Allahla kandırılan zavallı halkımıza artık çekinmeden anlatma görevini üstlenmekte seferber olmalıdır. Bunun değerli bir örneğini yukarda görmekteyiz. Evet, geç kaldık; artık uyanalım ve ülkemizin kurtulması için (başta laiklik) Atatürk ilkelerine (lafla değil) eylemle (ve 30 ağustos mucizesini de anımsayarak, coşkuyla kutlayarak) sahip çıkalım!..

29 Ağustos 2016

Kemal Rastgeldi

MK ULTRA PROJESİ : ÖZEL BÜRO OLARAK MK ULTRA TACİZ TEKNOLOJİSİ KONUSUNDA ADLİ TIP UZMANLARI’NA G ÖNDERDİĞİMİZ MESAJ


GÖNDERİLEN : PROF. DR. SEVİL ATASOY (ADLİ TIP UZMANI VE ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ REKTÖR YARDIMCISI)

MK-Ultra Projesi Türk Vatandaşlarına mı uygulanıyor ??

Sayın Hocam;

Öncelikle mektubumuza zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

TÜRKİYE’de 2000’li yıllardan bu yana belirli yerel ve yabancı istihbarat servisleri tarafından PSİKOTRONİK – ELEKTRO MANYETİK takip cihazları ile vatandaşlara yönelik yasadışı teknik takip yapılmaktadır.

Bu konunun mağduru olduğunu iddia eden binlerce kişi var ama ne yazık ki konunun kamuoyunca yeterince bilinmemesi yada komplo teorisi olarak görünmesi nedeniyle şikayetlerini resmi merciler dışında saklama gereği duyuyorlar. Şu anda mağdurlar dernek kurma aşamasına geldiler ve seslerini kamuoyuna duyurmaya çalışıyorlar. Yurt dışında ise on binlerce mağdur var ve bir çok sivil toplum örgütü adı altında haklarını arıyorlar.

Bunlardan birisi de ICAACT ORGANISATION. Web sitesi : http://icaact.org

MK ULTRA konusu bizce çok önemli ve dikkat edilmesi gereken bir konudur. Çünkü sadece ülkemizde bu projenin binlerce mağduru bulunuyor ve maalesef haklarını gerektiği gibi arayamıyorlar. Halbuki başta ABD olmak üzere tüm Batı dünyası bu konuya çok önem veriyor, bu konuda filmler, kitaplar, şarkılar ve klipler yayınlıyorlar.

Örneğin yakın zamanda çevrilen ve meşhur ABD’li aktör DENZEL WASHINGTON’ın oynadığı MANCHURIAN CANDIDATE (Mançurya Kobayı) ve Bruce Willis’in ve Julia Roberts’ın oynadığı CONSPIRACY THEORY (Komplo Teorisi) bunlara verilecek en iyi örneklerdir. Yine 2009 yılında çevrilen GAMER (OYUNCU) filmi örneklerden biridir.

Bu konu artık komplo teorisi olmaktan öteye gitmiştir Batı dünyası ülkeleri için. Çünkü ABD başta olmak üzere tüm dünyada ZİHİN KONTROLÜ yada orijinal adıyla MK ULTRA bir realite halini almıştır.

Örneğin OKLAHOMA BOMBACISI TIMOTHY MCVEIGH’in bir MK ULTRA MAĞDURU olabileceğini düşünür müydünüz ? Bu konuyu ABD BASINI sık sık dile getiriyor.

Yine aynı şekilde geçtiğimiz sene KONGRE ve BEYAZ SARAY’a saldıran Aaron Alexis’in bir MK ULTRA MAĞDURU olabileceğini düşünür müydünüz ?

Bu konuyu da ABD BASINI sık sık dile getiriyor.

Ancak halen maalesef ülkemizde bu projenin mağdurları ile yeterince ilgilenilmiyor. Ne resmi mercilerden yeteri kadar destek görüyorlar, ne kamuoyundan, ne basından, ne de diğer devlet bürokrasisinden. Adeta görünmez bir el mağdurların haklı mücadele sürecinde sürekli engel üzerine engel çıkarmakta. Mağdurlar ve perişan aileleri bu mücadelede yalnız bırakılmışlardır.

Biz ÖZEL BÜRO GRUBU olarak mağdurlara elimizden geldiği kadar destek vermeye çalışıyoruz. Onların bu anlamda seslerini kamuoyuna duyurmaları için sözcülüğünü yapmaya ve ulaşabildiğimiz tüm üst merci ve makam yetkililerine mağduriyetlerini anlatmaya çalışıyoruz ancak ERGENEKON ve BALYOZ DAVA’larının finansörü ve planlayıcısı olan Amerikan Gizli Servisleri’nin (CIA, NSA, PENTAGON) sürekli engellemeleri ile karşılaşıyoruz. Sosyal Medyada bu konuda yapmış olduğumuz tüm duyurular bu servislerin baskısı sonucunda sosyal medya (Twitter, Facebook, WordPress Bloglarımız) hesaplarımızın kapatılması ile engellendi.

Bildiğiniz gibi eski NSA çalışanı ve şu anda zorunlu olarak Rusya’da geçici olarak ikamet eden Edward Snowden’ın İngiliz Guardian Gazetesi’ne sızdırdığı belgelerde de Amerikan Gizli Servislerinin tüm dünyada global teknik takip faaliyetleri yürüttüğünü net olarak ortaya koymuştu. Google’da Edward Snowden yazdığınızda bu konudaki haberlere erişebilirsiniz.

Sayın Hocam;

Biz grup olarak mağdurların şikayetlerini hem Cumhurbaşkanlığı’na hem İç İşleri Bakanlığı’na hem de TBMM’ye ilettik ve çözüm getirmelerini talep ettik. Ancak, halen ne mağdurları dinlediler ne de şikayetleri değerlendirdiler. TBMM’ye göndermiş olduğumuz dilekçe ise red edildi. Adeta görünmez bir ambargo uygulanıyor.

Sırası gelmişken bu teknoloji hakkında temel bilginiz olmadığını düşünerek için kısaca MK ULTRA’yı anlatalım. Bu anlattıklarımız açık kaynaklardan derlenmiştir. Kamuoyunun ve resmi kurum yetkililerinin çoğunluğu tarafından KOMPLO TEORİSİ olarak değerlendirildiğini de dipnot olarak belirtelim.

MK ULTRA NEDİR ? TARİHSEL BAKIŞ AÇISI İLE İNCELEYELİM

1950-1960 arasında Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) altında görev alan Bilimsel İstihbarat Birimi (SID), "zihin kontrolü" ve insanların davranışsal mühendisliği üzerine birçok deney yapmıştır. Bunların hepsi önemli veriler elde edilmesini sağlasa da, tamamı başarısızlıkla sonuçlanmıştır; hatta bazıları, denekler üzerinde ciddi psikolojik sorunlar yaratmıştır. MK-Ultra Projesi, bu deneylerin genel adı olarak bilinmektedir. Proje kapsamında sayısız yasadışı deney yapmışmış ve suç işlenmiştir. 1953’te yasal olarak tanınmamaya başlanan programın 1964’te alanı daraltılmış, 1967’de iyice yavaşlatılmış ve 1973’te tamamen durdurulmuştur. Deneyler süresince denekler özellikle Liserjik Asit Dietilamid (LSD) gibi halüsinojenlerin aşırı dozda kullanılmak haricinde hipnoz, duyusal yetersizlikler, izolasyon, sözel ve cinsel istismar ve hatta işkence gibi yöntemlere maruz kalmıştır.

44’ü üniversite olmak üzere toplamda 80 enstitünün ortak olarak yürüttüğü bu projede, CIA’in toplam bütçesinin %6’sı kullanılmıştır. Uzun bir süre gizli tutulmaya çalışılan bu proje, 1977 senesinde Bilgilendirilme Özgürlüğü Yasası’nın çıkarılmasıyla toplamda 20.000 belgenin açığa çıkarılması sayesinde öğrenilmiştir. Temmuz 2001’de ise deneylerle ilgili gizli kalmış tüm bilgiler halka arz edilmiştir.

Deneyler süresince sayısız alanda araştırma yapılmış, insan ve diğer hayvan denekler üzerinde yasadışı, bilimdışı ve akıldışı sayısız uygulamada bulunulmuştur. Örneğin sorgulamaların kolaylaştırılması için geliştirilmeye çalışılan dürüstlük hapı sırasında birçok hayvan ve insana sayısız halüsinojen madde ve diğer kimyasallar verilmiştir.

1955’te yazılmış bir belgede, deneylerin amaçları şu şekilde sıralanmaktadır:

1. Halkın gözünden düşülmesine neden olacak kadar mantıksız düşünmeyi ve düşüncesizliği tetikleyen maddelerin geliştirilmesi.

2. Mantıklama ve algılama süreçlerini yavaşlatan maddelerin geliştirilmesi.

3. Kullanıcının daha hızlı veya yavaş yaşlanmasına neden olacak maddelerin geliştirilmesi.

4. Alkolün etkilerini tamamen silecek bir ilacın geliştirilmesi.

5. Kamuflaj ve taktik amaçlı, bilinen hastalıkların tüm belirtilerini yaratan; ancak istendiği zaman durdurulup bu etkilerin geri dönebilmesine neden olan ilaçların geliştirilmesi.

6. Geçici veya kalıcı beyin hasarı ve hafıza kaybı sağlayan ilaçların geliştirilmesi.

7. Baskı, işkence ve hayati ihtiyaçlara olan direnci arttırıcı ilaçların geliştirilmesi.

8. Kullananın o anda ve öncesinde olan olayları kalıcı ya da geçici olarak unutmasına neden olacak maddelerin geliştirilmesi.

9. Şok ve kafa karışıklığını geçici ya da kalıcı, kısa ya da uzun vadede yaratabilecek maddelerin ve fiziksel yöntemlerin geliştirilmesi.

10.Bacakların felç olması veya akut kan yetmezliği gibi fiziksel yetersizlikleri anlık olarak yaratabilecek ilaçların geliştirilmesi.

11.Vücutta su kabarcıkları yaratabilecek kimyasalların geliştirilmesi.

12.Bireyin davranışlarını, arzu edilen bir diğer bireye bağımlı kılacak şekilde değiştirecek ilaçların geliştirilmesi.

13.Sorgulama mekanizmalarını iptal edecek, mantıksal düşünmeyi engelleyecek ilaçların geliştirilmesi.

14.Hırsı azaltacak ve genel çalışma verimliliğini düşürecek ilaçların geliştirilmesi.

15.Görüş, duyma, vb. duyusal becerileri köreltecek ilaçların geliştirilmesi.

16.Sonrasında kalıcı hafıza kaybı yaratan, ani bayıltma işlemini yapabilecek ve yiyeceklere, içeceklere, havaya karıştırılabilecek bir ilaç geliştirilmesi.

17.Belirli bir fiziksel aktivitenin yapılmasını tamamen engelleyecek bir ilacın geliştirilmesi.

Tüm bunları test etmek ve geliştirebilmek için CIA deneylerinde yüksek dozda LSD, barbiturat IV, amfetamin IV, temazepam, eroin, morfin, MDMA, meskalin, psilocybin, scopolamin, marijuana, alkol, sodyum pentotal ve ergin gibi sayısız bağımlılık yapıcı, halüsinojen ve uyuşturucu madde kullanmıştır. Denek olaraksa zihinsel hastalıklı olan insanlar, mahkumlar, ilaç bağımlıları ve fahişeler kullanılmış, bunlar durumları veya mesleklerinden ötürü tehdit edilerek karşı koymaları engellenmiştir. Deneyde görev alan bir memur, şu sözleri sarf etmektedir:

"Deneylerde, bize karşı koyamayacak herkesi kullandık."

Amerika’da patlak veren Watergate skandalı sırasında MK-Ultra’ya ait tüm belgelerin yok edilmesi emredilmiş ve 20.000 belge haricinde kalan hepsi yok edilmiştir. Bu yüzden MK-Ultra’nın tüm detaylarını bilmek imkansızdır. Ancak var olan belgelerden bile, deneyler sırasında onlarca deneğin öldüğü, birçoğunun suikaste kurban edildiği, bazılarının ise eskiden var olmayan zihinsel sorunlar geliştirdiği bilinmektedir ve belgelenmiştir. Milyonlarca dolarlık projenin sadece bir ayağı olan Pont-Saint-Espirit ayağında meydana gelen deneysel hatalardan ötürü 32 denek akıl hastanesine kaldırılmış ve en az 7 denek ölmüştür.

Deneyler, tamamen gerçek olmakla birlikte, belgelerin eksik olmasından ötürü günümüzün bilimdışı komplo teorisyenlerinin en sevdiği alanlardan biri olmaktadır. Bu gibi şahıslar, bu deneylerin bir deneği olan Sirhan Sirhan isimli katilin, John F. Kennedy’i bu deneylerin etkisi altında öldürdüğünü iddia etmektedirler. Sirhan’ın, bu deneylerdeki metotlarca kontrol edildiğini ileri sürmektedirler. Bunun gibi sayısız ispatsız argümanı bulmak mümkündür. İBDA-C ÖRGÜTÜ lideri Salih Mirzabeyoğlu’nun durumu buna en iyi örnektir.

Kimi zaman "abartılı" gelebilecek politik ve bilimsel deneyler zaman zaman gerçekten de uygulanabilmektedir. Önemli olan, bu deneylerin gerçek yapısını anlayabilmek ve insanların merak duygusundan prim yapan komplo teorisyenlerinin saçmalıklarına izin vermemektir.

Eğer bu konuda devlet yetkilileri bir an önce kamuoyuna tüm çıplaklığı ile tatminkar bir açıklama yapmaz ise Savcılık makamlarının önü “BANA DEVLET ZİHİN KONTROLÜ UYGULUYOR” diyenlerle dolmaya devam edecektir. Sadece 2015-2016 arası tarafımıza başvurma cesareti gösteren 275 mağdur (Olduğunu iddia eden) kişi bulunuyor ve bu sayıya her gün yenileri ekleniyor. Mağdur olduğunu iddia eden kişiler Savcılıklar aracılığı ile durumun soruşturulmasını talep ettiğinde Adli Tıp Kurumuna yönlendiriliyorlar. Kurum da başvuran kişilerin çoğunluğu hakkında detaylı bir muayene ve konsültasyon yapmadan ŞİZOFRENİ tanısı koyuyor.

Devlet suskun kaldıkça devlet üzerine komplo teorilerinde artış olması kaçınılmazdır. Devlet her yönü ile vatandaşının beden ve fizik güvenliğini korumakla mükelleftir. Eğer devlet yetkilileri gerekli açıklamayı yapmaz ise ya da bu konuda kapsamlı bir soruşturma başlatmaz ise mağdurların iddia ettiği DEVLETİN SIRADAN KİŞİLERE KARŞI İSTİHBARİ TAKİP ve TACİZ TEKNOLOJİSİ kullandığı yönündeki tezler gerçeklik kazanacaktır. Bu da devlete karşı çok ciddi tazminat davalarının açılması anlamına geliyor.

Burada devlet ve yöneticileri bir sınav veriyor. FAŞİST POLİS DEVLETİ MİYİZ ? YOKSA DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ Mİ ? DEVLET YETKİLİLERİ AÇIKLAMA YAPMAKTAN KAÇINDIKÇA BU SORUN YERİNDE SAYMAYA DEVAM EDECEKTİR.

Sayın Hocam;

Size yazma nedenimiz ise kısaca şudur. Siz bir Adli Tıp Uzmanısınız. Tarafımıza başvuran bir çok mağdurun sizin profesyonel bakış açısından oluşan değerlendirmelerinize ve tavsiyelerinize ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda yapacağınız açıklamalara ihtiyaçları var. Mağdurların görüşlerinizden yararlanması psikolojilerinde olumlu değişiklikler yapabilir düşüncesindeyiz. Eğer bu konuda uzman görüşlerinizi ve tavsiyelerinizi paylaşabilirseniz mağdur kardeşlerimizi çok mutlu edersiniz. Çünkü bu konu FENOMEN durumda ve ne yazık ki bu konudaki kaynaklarda çok fazla dezenformasyon bulunuyor. Eğer paylaşmak isterseniz tavsiyelerinizi okumaktan mutlu oluruz.

Cevabınızı bekler, iyi günler dilerim.

Teşekkürler.

E.E.

Grup Sözcüsü

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

www.ozelburoistihbarat.com

İSTİHBARAT DOSYASI /// VİDEO : İstihbarat Yöntemleri Dosyası MİT – CİA – MOSSAD – KGB – MI5


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=xN8G6oJLxcE

CIA DOSYASI /// VİDEO : CIA Sırları Amerika’nın Gizli Savaşcıları – Belgesel İzle


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=xcsUoxZyqsE

CIA DOSYASI /// VİDEO : CIA Sırları Gizli Savaşlar – WORLD – Belgesel İzle


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=Q1thAHQF6no

MK ULTRA PROJESİ /// VİDEO : CIA Gizli Deneyler


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=91k7u3FgSek

MK ULTRA PROJESİ /// VİDEO : CIA’nin Parapsikolojik Deneyleri ve Zihin Kontrolü


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=l4Z35gXPxnU&feature=youtu.be

ERMENİ SORUNU DOSYASI : Ermeni çetelerinin baskını protesto edildi


Türk Dünyası Kültür ve İnsan Hakları Derneği üyesi bir grup, Ermeni çetecilerin Osmanlı Bankası’nı basmalarının 120. yılını protesto ettiler. Dernek üyesi grup, eski Osmanlı Bankası’nın bulunduğu bina önünde toplanıp, bir basın açıklaması yaparak dağıldı.

Basın açıklamasını Türk Dünyası Kültür ve İnsan Hakları Derneği Başkanı Celal Öcal yaptı. Öcal açıklamasında şunları söyledi:

15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişiminin benzeri olay,120 yıl önce İstanbul’da Ermeni terör örgütü Taşnak tarafından Osmanlı Bankası’na baskınla burada meydana geldi. Bu olay 120 yıl sonra ilk defa anılıyor.

Basın toplantımız, unutulmuş bir kanlı baskını 120 yıl sonra gündeme getirmekle, Türk ve Türk Devleti düşmanı zihniyete dikkat çekiyor,120 yıl önce Ermeni Taşnak çetesinin katlettiği askerimizi, polisimizi, masum halkımızı saygı ve rahmetle anıyoruz.

1856 yılında kurulan İngiliz sermayeli Bankı Osmani ile 1862 istikrazını üstlenen Fransız mali grubunun ortaklığıyla 1863’de İstanbul’da Bankı Osmani Şahane adıyla kurulan, uzun yıllar Osmanlı İmparatorluğu’nun resmi bankası ve hazinedarı olarak görev yapan banka: İmparatorluk genelinde birçok alt yapı yatırımını destekledi. Yaygın şube ağı sayesinde piyasa ile ilişkilerini arttırarak ticari bankacılıkta önemli yer edindi. Bir dönem devlet adına para basma yetkisini de kullandı.

Yurt dışında tezgahlanan, Ermeni Patriği İzmirliyan’ın onayladığı terör planı çerçevesinde, İstanbul’un birçok yerinde silah, bomba depolanmış, Babıâli (Başbakanlık), Credit Lyonnais Bankası’nın,Voyvoda ve Galatasaray Polis Karakolları, Aya Triada Rum Kilisesi’nin havaya uçurulmasının hazırlığı yapılmıştı. Baskına katılanlar Rus pasaportuyla Türkiye ye gelmişlerdi. Taşnak Komitesi’nin İstanbul Temsilcisi Melik Yusufyan, Kafkasyalı bir Ermeni’ydi.

Osmanlı Bankası’na 26 Ağustos 1896 günü altmış kişilik Taşnak Ermeni çetesi, saldırıda bulundu. Çatışma başladı. Ellerinde silahlar, bombalarla Osmanlı Devleti’nin bankası basıldı. Banka müdürünün odasına girdiler, Rus ve Fransız tercümanların aracılığı ile şartlarını yazdırdılar. İleri sürdürdükleri şartlar günümüzün PKK’sının şartlarına çok benziyordu, Kopardıkları yaygara ile Batı devletlerinin müdahale edeceklerini umuyorlardı. Galata ve civarı askerlerle kuşatıldı.

Çete kayıp vere vere binanın en üst katına kadar çekilmek zorunda kaldı, reisleri öldürüldü. On yedi kişi kaldılar. Osmanlı güvenlik güçleri (30 saat gibi) kısa sürede banka içindeki çete mensuplarını tesirsiz hale getirdi. Teslim olmaktan başka çareleri kalmamıştı. Ermeni çetesinin banka dışındaki mensupları paniğe kapıldı, planladıkları diğer stratejik yerlere baskını gerçekleştirmeye cesaret edemedi. Bu hadise İstanbul’u günlerce korku içinde bıraktı.

Ermeni Taşnak çetesi Osmanlı Bankası’na saldırıyı içten ve dıştan yapmayı planlamış, bir grup çete mensubu Samatya ve Galata kiliselerine gizlenmiş, pusuda bekliyordu. Gözleri Marmara ufuklarına dikili İngiliz donanmasını gözlüyorlardı. Aldatıldıklarını anladılar. Banka baskınının netice vermediğini görünce hükümetten merhamet dilediler. Yabancı devletler araya girdi. Osmanlı Bankası baskınını gerçekleştiren Ermeni çetesiyle yapılan görüşmeler neticesinde, Sultan Abdülhamid işgalci çetenin, hiçbir şartını kabul etmedi. Sadece Banka Müdürü’nün yatıyla yabancı gemiye geçen çete mensuplarının Marsilya’ya gitmesine izin verildi.

Banka baskını faillerini sefaretleri vasıtasıyla himaye eden İngiliz, Fransız ve Rus hükümetleri hadiseyi örtbas etti.

Bomba ve en son sistem silahlarla mücehhez komitecilere karşı, Türk halkının taştan ve odundan başka silahı olmadığı halde, her ne hikmetse, Türkler ellerindeki sopalarla ,modern silahlı Ermenileri öldürdüğü teranesi Avrupa basınında ayyuka çıktı.

Osmanlı İmparatorluğunun resmi bankasını basmaya, çok sayıda asker, polis ve masum halkı öldürmeye cüret eden Ermeni çetesinin bu kanlı eylemi, Ermenilerin Türkler tarafından toptan öldürüldüğü şeklinde dünyaya yansıtıldı.

Faillerine caydırıcı cezaların verilmediği Ermeni terörü , 8 yıl sonra İkinci Sasun İsyanı’nı, 9 yıl sonra da Yıldız Camii önünde Padişah II. Abdülhamid’e suikastı gerçekleştirdi ve o günden sonra da Ermeni terörü artarak devam etti.

Ermeni terör örgütleri her zaman, her zeminde zalim, saldırgan ve kan dökücü bir tavır sergilerken, mazlum Türk Milleti her zaman nefis müdafası yapma durumunda kaldı. Baş kaldıran ve tecavüz mevkiinde bulunan daima Ermeniler oldu. Ermeni, Türk kanı dökerken “sen öldürdün” dedi, imha etti, yüzü kızarmadan Türk’e soykırımcı damgası vurmaya yeltendi. Çocuklarını ve gençlerini Türk düşmanlığı ve kini ile besledi. Din adamları elleri kanlı birer komiteci oldu. Kiliselerini cephanelik ve silah deposu yaptı. Bağlı olduğu dış merkezden ‘Ateş’ emri çıkar çıkmaz , harekete geçti. Ancak hadiseler dünya kamuoyuna aksettirilirken, daima tablo tersine çizildi, Türk zalim, Ermeni mazlum olarak gösterildi. Kan dökücü Ermeni Taşnak çetesi Osmanlı İmparatorluğu’nun resmi bankasını basma cüreti gösterdi.

Günümüzde Garanti Bankası’nın sorumluluğunda bulunan bu bina, Osmanlı Bankası Müzesi ve her gün yüzlerce öğrencimizin yararlandığı kütüphane olarak hizmet vermektedir. Binanın içinde ve dışında, merdivenlerinde, salonlarında 120 yıl önce Ermeni çetesinin öldürdüğü masum halkımızın izleri yaşamaktadır.

Buradaki Ermeni terör örgütünün bıraktığı izler, 120 yıl sonra tekrarlanan 15 Temmuz FETÖ darbe girişimiyle yapılmak istenen Türk Devleti’ni yıkma teşebbüsüyle aynıdır.

Kaynak: Ermeni çetelerinin baskını protesto edildi

AMERİKA DOSYASI : ABD’nin Büyük Türkiye korkusu


Pennsylvania sınırları içerisinde bulunan ABD Ordusu Savaş Koleji’ne bağlı Stratejik Araştırmalar Merkezi en büyük resmi düşünce kuruluşlarından birisi olarak biliniyor. Gülen’in Saylorsburg’daki malikânesine sadece 130 mil uzaklıkta yer alan merkez, ABD’nin askeri alandaki stratejisini belirliyor. Gerçek Hayat yeni sayısında "Türkiye’nin Yeni Bölgesel Güvenlik Rolü / ABD için İçerdiği Anlamlar" kitabıyla şu an içinde yaşadığımız günlere, 15 Temmuz sürecine ve gelecekte yaşanması muhtemel hadiselere ilişkin ABD perspektifini gözler önüne sererken son derece çarpıcı analizler içeriyor.

Türkiye’nin Yeni Bölgesel Güvenlik Rolü / ABD için İçerdiği Anlamlar kitabı darbe girişimine ilişkin çarpıcı ayrıntılar barındırıyor.

Suriye krizi, ABD ile güvenlik ilişkilerinin değerini Türkiye açısından vurguladığı gibi aynı zamanda temel konularda iki ülke arasındaki derin ihtilafları ortaya sermiştir. Kimisi halen gömülü kalsa da bu ihtilaflar önümüzdeki yıllarda çok çabuk gün yüzüne çıkabilir.

Douglas C. Lovelace / Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Müdürü

Düşünce kuruluşları, adı üzerinde düşünce ve vizyon üreten kuruluşlardır. İngilizce karşılığı olan “think tank" deyimi varlığını soğuk savaş yıllarına borçlu olsa da bugün faaliyet gösteren birçok düşünce kuruluşunun geçmişi çok daha eskilere gider. Kısa adıyla RUSI olarak bilinen The Royal United Services Institute for Defence and Security Studies / Savunma ve Güvenlik Araştırmaları için Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü 1831 yılında Londra’da kurulmuştur. ABD’de faaliyete geçen ilk düşünce kuruluşu ise 1910 yılında start alan Carnegie Endowment for International Peace / Uluslararası Barış için Carnegie Vakfı’dır. Brookings Enstitüsü’nün kuruluş yılı ise 1916’dır. 2013 yılı itibariyle ABD’nin 21 lider düşünce kuruluşunun aldığı toplam bağış miktarı 1 milyar doları bulmuştur. Dikkate değer bir konu ise bugün sayıları 4500’ü aşan düşünce kuruluşlarının üçte ikisinin 1970 sonrası, yarısından fazlasının da 1980 sonrası faaliyete geçmiş olmasıdır.

ABD’de doğrudan hükümete ait düşünce kuruluşları içerisinde Birleşik Devletler Ordusu Savaş Koleji’ne bağlı olarak hizmet veren Stratejik Araştırmalar Enstitüsü ilk akla gelen kurumlar içerisindedir. ABD’nin güvenlik politikaları açısından stratejik önceliklerini belirleme, bugün ve gelecekteki tehdit-fırsat unsurlarını değerlendirme, mevcut ve muhtemel gelişmeler üzerine öngörülerde bulunma, vizyon önerme gibi son derece hayati fonksiyonlar üstlenen kurum zaman zaman Türkiye hakkında da çeşitli çalışmalar yapmaktadır.

2014 yılı Eylül’ünde Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından yayınlanan Richard Weitz imzalı “Turkey’s New Regional Security Role: Implications for the United States / Türkiye’nin Yeni Bölgesel Güvenlik Rolü / ABD için İçerdiği Anlamlar" adlı çalışma, şu an içinde yaşadığımız günlere, 15 Temmuz sürecine ve gelecekte yaşanması muhtemel hadiselere ilişkin ABD perspektifini gözler önüne sermekte ve son derece çarpıcı analizler içermektedir.

ABD askeri darbeleri her zaman destekler

Weitz, öncelikle AK Parti’nin tehlikeli bir şekilde küresel aktöre dönüşen bir Türkiye meydana getirdiğini ifade ederek sözlerine başlamaktadır.

“Geçen on yıl boyunca Adalet ve Kalkınma Partisi yönetimindeki Türkiye, dinamik diplomasisi, güçlenen ekonomisi ve komşu ülkelerdeki güvenlik boşluğunu aktif dış politika hamlesiyle doldurma başarısıyla gittikçe öne çıkan bir küresel bir aktöre dönüşmüştür."

Daha sonra sözü AK Parti öncesinde ülkeyi avucunda tutan ABD yanlısı orduya getirerek bir anlamda hayıflanmaktadır.

“Daha önceki dominant güvenlik aktörü ve geleneksel bir güç olarak ABD ile yakın ilişkiler kurmayı tercih eden Türk ordusu zayıflamış, etkisini yitirmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin politik nüfuzunu kırmada ülkenin AB’ye üyelik çabalarını sömürmeyi başarmıştır."

Türk ordusu üzerinde ABD nüfuzunun kırılmaya başlaması, Türkiye üzerindeki ABD nüfuzunun kırılmasını da beraberinde getirmiştir. ABD için önemli olan ülke içerisinde nüfuzunun devamıdır. Dolayısıyla ordunun yaptığı darbelerin meşru sınırları çiğneyerek demokrasiyi ayaklar altına alması önemli değildir. Önemli olan “başarılı" bir darbeyle Türkiye üzerindeki nüfuzun garantiye alınmasıdır.

“Silahlı Kuvvetlerin Türkiye içerisinde azalan nüfuzu, ABD’nin Türkiye üzerindeki etkisini azaltmış olabilir. 2002’deki Adalet ve Kalkınma Partisi dönemi öncesi, ordu Türk politikasında baskın bir güç unsuruydu, seküler ve Batı uyumlu bir ülke profilinin destekçisiydi. Türk Genelkurmayı gücünü 1960, 1971, 1980 ve 1997 darbelerinde denerken çok da meşru sınırlar içerisinde değildi ama başarılıydı."

15 Temmuz darbe teşebbüsünde ABD’nin herhangi bir dahli bulunmadığını hatta teşebbüs hakkında önceden haberleri dahi olmadığını belirten Joe Biden’a ziyareti esnasında bu satırları hatırlatmak gerekirdi.

PYD Koridoru konusunda yalanlar

Türkiye’nin Cerablus hamlesi karşısında geri adım atarak PYD’ye “Fırat’ın doğusuna çekil" talimatı veren ABD, bir zamanlar Fırat’ın ne doğusunda ne de batısında, Suriye’nin herhangi bir parçasında oluşacak PYD bölgesine kendisinin de karşı olduğu yalanını söylemekten geri durmuyordu.

“Erdoğan’ın “Terörist organizasyonların Suriye’de Türkiye karşıtı bir tehdite dönüşmesine izin vermeyeceğiz. PKK’nın PYD ile işbirliğine müsamaha göstermemiz mümkün değildir" şeklindeki uyarısı, Suriye’de bir Kürt özerk bölgesinin bölgede ters tepkiler yaratacağı noktasında ABD yetkililerini de kaygılandırmaktadır. Yetkili bir ağızdan verilen şu demeç aynı kaygının bir göstergesidir. “Aynı açıklıkta ifade ederiz ki Suriye’nin geleceğinde özerk bir Kürt bölgesi veya toprağı görmüyoruz. Biz, üniter yapısını korumuş bir Suriye görmek istiyoruz."

ABD Esed’in gitmesini hiç istemedi

ABD, Suriye krizinde başından beri Esed’in kalması taraftarıydı. PYD koridoru konusunda söylenen yalanların bir benzeri de Esed konusunda defalarca söylendi. Türkiye, Esed karşıtlığı söylemini kullanan ABD ve diğer Batı ülkelerince Suriye konusunda sürekli aldatıldı, açığa düşürüldü. Weitz, bu gerçeği 2014 yılı Eylül’ünde şu sözlerle dile getirmişti.

“Esed’in gitmesi ABD için hayati önemde bir konu değildir. Washington yıllarca Esed hanedanı ile birlikte yaşadı ve yine buna devam edebilir. Evet, Esed’in gidişi belki İran’ın Ortadoğu’daki nüfuzunu zayıflatabilir. Ancak böyle bir durum, ne nükleer silah konusunda İran’ı caydırabilir ne de muhtemel bir Arap-İsrail barışını daha da kolaylaştırır. Ve en kötüsü, böyle bir durum, Şam’da Taliban benzeri bir rejime yol açar, El Kaide bağlantılı savaşçıları daha da cesaretlendirir ve komşu ülkelere sarkmalarına yol açar."

Gezi, 17-25 Aralık ve FETÖ

Gezi eylemleriyle başlayıp 17-25 Aralık teşebbüsleriyle devam eden Türkiye’yi alaşağı etme sürecinin ABD ve FETÖ bağlantılarına bir de ABD Ordusu Savaş Koleji’nin Stratejik Araştırmalar Enstitüsü gözüyle bakalım.

“Protestocuların başlıca itirazları Erdoğan’ın liderlik tarzına idi. Onu, despotça ve kendi partisinden olmayanların endişelerine duyarsız buluyorlardı. Aynı zamanda Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İslamcı politikalarından kaygı duyuyorlardı. Laikliğin zayıflatılması, ifade özgürlüğünün sınırlanması ve alkollü içkilerin satışına sınırlama getirilmesi gibi.

Erdoğan, skandallardan Hizmet Hareketi’ni, Yahudileri ve yabancı güçleri suçlu buluyor ve güvenlik güçlerine savaş açıyordu. Yolsuzluk, protestolar ve baskı mekanizması, özellikle Batıda, Erdoğan’ın uluslararası imajına büyük zarar verdi.

17 Aralık akşamı AB elçilerinin bulunduğu yemekte “Bir imparatorluğun çöküşü" yorumunu yapan ABD elçisi Ricciardone Erdoğan tarafından kendisine komplo düzenlemekle suçlandı. Erdoğan yanlısı basın, Ricciardone’yi Yahudiler-Hizmet Hareketi ortak yapımı bir komplonun içinde olmakla suçladı.

Erdoğan “devlet içinde devlet" kuran Pennsylvannia’daki Gülen’in geri verilmesini isterken ABD büyükelçisi Ricciardone’nin de ülkeden alınmasını seslendiriyordu. Obama ilk kez Erdoğan’a çıkıştı ve böyle demeçlerin ABD-Türkiye ilişkilerini tehlikeye atacağı uyarısında bulundu. Dışişleri sözcüsü Jen Psaki ise

“Ülkede meydana gelen bazı olaylar karşısında endişelerimizi ifade ettik, gerek açıktan gerekse ikili görüşmelerde bu tavrımızı sürdüreceğiz" diyordu."

Yükselen Türkiye engellenmeli

2025 ve 2030 yıllarına ait iki raporda Türkiye’nin yükselişini gören ABD, bu yükselişin nasıl engelleneceğine dair Weitz kanalıyla kendi görüşünü ortaya koyuyor.

“ABD Ulusal İstihbarat Konseyi birkaç yılda bir dünyanın gelecek yirmi yılda nasıl dönüşeceğine ilişkin çalışmalar yayınlar. 2008 yılında yayınlanan Küresel Trendler 2025 adlı çalışma Türkiye’nin uluslararası sistem içerisindeki gelişen rolüne dikkat çekmektedir. Bu çalışmaya göre gelecekteki Türkiye, Ortadoğu’daki hızla modernleşen diğer ülkelere model olacak şekilde İslamcı ve milliyetçi karakterleri harman eder görünmektedir. Küresel Trendler 2030 çalışmasında ise Türkiye, Goldman Sachs tarafından “Geleceğin 11’i" olarak nitelenen Kolombiya, Mısır, İran, Meksika ve Güney Afrika gibi küresel güç odağı haline gelecek ülkeler grubunda gösterilmektedir. Eğer Türkiye uluslararası ajandasında batağa saplanırsa ve genç bir Kürt nüfus barındıran demografisini dikkate almayı ihmal ederse parlak gözüken geleceği hayli sönük bir hale gelebilir."

Aba altından sopa

Weitz, ABD ve NATO’dan bağımsız hamleler yapması durumunda Türkiye’nin rahatlıkla gözden çıkarılacağı tehdidini savurmaktan kaçınmıyor.

“Türkiye, NATO müttefiklerine danışmaksızın Çin ile askeri tatbikatlar yapmak gibi stratejik sürprizler yapmaktan kaçınmalıdır. Gelecekteki hadiseler, Erdoğan karşıtı yaklaşımların lehine dengeyi bozabilir. ABD ve NATO’nun Afganistan’dan çekilişi, Türkiye’nin oradaki önemini azaltabilir. Keza ABD-İran yakınlaşması devam ederse, bu durum Washington’un Türkiye’yi ABD politikalarıyla uyumlu görme endişesini azaltacaktır. Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın Arap dünyasında kan kaybetmeye devam etmesi, Mısır ve diğer Arap ülkeleri nezdinde bir Washington partneri olarak Türkiye’nin değerini düşürmektedir. Ortadoğu coğrafyasında ABD’nin rolündeki azalma Türkiye’nin hamle yeteneğini de kısıtlayacak ve bölgede ABD yanlısı politikaları desteklemesini beraberinde getirecektir. İstikrarsızlık ortamından ürken yabancı yatırımcının kaçmasıyla yavaşlayacak bir ekonomi, ABD diplomatlarının işaret ettiği gibi, Ankara’nın Washington’daki etki alanını daraltacaktır."

Richard Weitz kimdir?

Hudson Enstitüsü Politik-Askeri Analiz Merkezi direktörü. Aynı zamanda Wikistrat ve Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi gibi kurumlarda da uzmanlık-danışmanlık hizmeti veriyor. Bir dönem ABD Savunma Bakanlığı’nda çalışmış. Uzmanlık alanları, Avrupa, Avrasya, Uzakdoğu ve ABD dış politikası ile savunma stratejileri.

Künye

Kitap Adı:

Turkey’s New Regional Security Role: Implications for the United States

Yazarı:

Richard Weitz

Yayınevi:

The Strategic Studies Institute and U.S. Army War College Press

Yayın Tarihi:

Eylül 2014

Yayın Yeri:

Carlisle, Pennsylvania

Sayfa Adedi:

193

KAMPANYA : #okulumadokunma Barbaros Ortaokulu’nda İmam Hatip Sınıfı İstemiyoruz !


KAMPANYAYA KATILMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

Antalya Muratpaşa Belediyesi sınırları içerisinde bulunan Barbaros Ortaokulu’nda imam hatip sınıfları açılmak isteniyor.

Bu durum okulumuzda veliler ve öğrenciler arasında inanan-inanmayan, ibadet eden-ibadet etmeyen, dindar gibi tehlikeli ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı etkiler yaratacaktır. Çocuklarını imam olarak yetiştirmek isteyen veliler için çok sayıda imam hatip okulları var.

Çocuğumun /çocuklarımızın laik bilimsel demokratik bir eğitim anlayışı çerçevesinde normal bir okulda eğitimine devam etmesini istiyorum. Tüm velilerimizi okulumuza sahip çıkmak için mücadeleye davet ediyorum.

DUYURU : ULUSLAR ARASI TI (TARGETED INDIVIDUALS – ZİHİN KONTROLÜ) KONGRESİ 30.08.2016’DA BAŞLIYOR


FACEBOOK LİNKİ :

https://www.facebook.com/events/1199084306789726/

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : KARADENİZ BÖLGESİNDE 3 AYRI GRUP EYLEM YAPIYOR


Bölgede üç grup dolaşıyor

İSTİHBARAT birimleri PKK/KCK terör örgütünün Karadeniz Bölgesi’nde üç ayrı grup barındırdığını tespit etti. Bu gruplara zaman zaman Tunceli, Iğdır ve Erzincan üzerinden takviye güç gönderildiği bu takviye kuvvetlerin bölgeye sızma girişiminin önüne güvenlik güçleri tarafından alınan tedbirlerle geçilmeye çalışıldığı ortaya çıktı.

DAĞ-TAŞ ARANIYOR

PKK/KCK terör örgütünün Karadeniz Açılım Grubu üyelerinin son eylemi tüm gözlerin bu Karadeniz Bölgesi’ne çevrilmesine neden oldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun aracının bulunduğu konvoya yönelik yapılan saldırıyı 5 kişilik bir terörist grubun gerçekleştirdiği belirlendi. Terörist gruba yönelik jandarma özel birliklerinin bölgeye kaldırıldığı, teröristlerin kaçış güzergahlarında ise birliklerin çevirme yaptığı ileri sürüldü.

HEDEF SAHİL KENTLER

PKK/KCK terör örgütünün üst düzey yöneticilerinin aralarında gerçekleştirdiği telsiz görüşmelerinde Karadeniz Açılım Grubu’ndan yeni eylemler istediği ortaya çıktı. Geçen hafta PKK’nın taşeronu olan Hakların Birleşik Devrim Hareketi’nden de eylem isteyen PKK’lı yöneticilerin telsiz görüşmeleri tüm illerle paylaşıldı. Örgütün yeni hedefini sahil kentlerinin yanı sıra AK Parti yöneticileri ve iş adamları olduğu tespit edildi.

14 KİŞİ ÜÇ GRUP VAR

PKK/KCK terör örgütünün 12 olan Karadeniz Açılım Grubu üyesi sayısı bu yıl 14’e çıktığı istihbarat raporlarında yer aldı. Üç grup halinde bölgede eylem arayışında olan teröristlerden birinci grubun Ordu-Giresun kırsalında, ikinci grubun Gümüşhane-Trabzon karsılında ve üçüncü grubun ise Artvin-Ardahan kırsalında faaliyetlerini sürdürdüğü belirlendi. Bu arada zaman zaman Tunceli üzerinden bölgeye takviye güç gönderildiği istihbaratını alan güvenlik güçleri, teröristlerin bölgeye geçiş güzergahlarında tedbir aldığı belirtildi.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

WordPress.com News

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 8.564 takipçiye katılın