TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Bir ülke böyle pazarlanır mı?


$ 250 000 karsiliginda Turkiye Cumhuriyeti Vatandasligi verilmesi kanununu uygulamaya koyanlara yanitimi sizlerle paylaşmak istterim.

Eger bir insanda, VATAN kelimesinin anlami idrak edilmemişse, onun yerini CEP doldurma almışsa elbette yapar!

Dunyada 83 Ulke, Turkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize uygulaması yapar ve bunun sartlarini rencide edici sekilde uygularken, siz, bir ücret karsiliginda Turk Vatandasligini verirseniz bakin hangi sonuclar çıkar.

1. Bu vatandasliga, tum Dunyada kirli islere bulasmis, sabıkalı, terror eylemlerinden aranan ve kendi Ülkelerinde dahi sabika giymiş insanlar bas vuruda bulunur. Yani tum Dunya aydin, donanımlı ve eğitimli insanlara kapilarini acarken, biz Turkiyeyi tam anlami ile “copluk” artıkları ile doldurmuş oluruz! Diger bir deyişle, Turkiyeden, sadece bu iktidarın son derece kotu yönetimi yüzünden beyin ve servet gocu yaşanırken, siz, Ulkemizi kanun kaçakları ile dolduracaksınız! Ne utanmazlikdir bu?

2. Vatanin kurtarılması ve Cumhuriyetin kurulmasında canlarını esirgemeyen binlerce şehidimize bundan daha büyük bir hakaret olabilirmi? Bu ne denli bir hainlik ve alcakliktir?

3. Para karsiliginda vatandaşlık verilen ne idugu belirsiz bu kislerin yurt disinda karisacaklari suc ve kirli isler sonunda namusu ile is yapmak isteyen, eğitim almakta olan ve yasayan Vatandaslarimiza uygulanacak yaptırımlari hiç mi düşünmediniz? Yarin seyahat etmek isteyen Turklerin karsilasacagi sorunlar, hiç mi olduguna şüphe ettigim aklınıza hiç mi düşmedi?

4. Akliniza gelebilecek her turlu kanunsuzluğa karismis olan bu insanların Turkiyemizin güzel insanları icin oluşturabilecekleri potansiyel risk ve tehlikeler nelerdir diye bir sorgulama yaptınız mi?

Utanmaz, arlanmaz, hırsız ve ahlaksiz adamlar, Cumhuriyetin temel direklerine dinamit koyup zayiflattiniz, eğitimi karanlık mağara devrine tasidiniz ve muhteşem Turk gençliğine ihanet ettiniz, TSK yi Balkan harbi oncesi donemine tasidiniz, Adalet ve Hukuk kurumlarını yok ettiniz, Ulkeyi kacak mülteci istilasına ugrattiniz, Milleti din ve imandan nefret ettirdiniz, tum hileleriniz ile secimlerde akla gelmeyecek sahtekarlıkları yaptınız!
Def olup gidin ve Turkiyemiz rahat bir nefes alsin!

Dr.Mustafa Atac

On Apr 15, 2019, at 11:47 AM, Ayla Çokbudak <aylavural> wrote:

Bir ülke böyle pazarlanır mı?

İstanbul Havalimanı’na asılan “250 bin dolar yatırımla Türk vatandaşı olun” reklam afişi tepkilere neden oldu.

<image001.jpg>

Reklamlar

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ ///


nato.doc

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Yabancı Büyükelçiliklere Kıbrıs dersi … Prof. Dr. ATA ATUN


Yabancı Büyükelçiliklere Kıbrıs dersi

Kıbrıs İlim Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı ve Uluslararası Politika Uzmanı Prof. Dr. Ata Atun, Ankara’da görev yapan yabancı büyükelçileri ve elçilik misyonlarını Kıbrıs sorununun geçmişi ile Türkiye’nin Akdeniz’deki hakları üzerine bilgilendirdi. Moderatörlüğünü emekli büyükelçi Yiğit Alpogan’ın yaptığı toplantıda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Ankara Büyükelçisi Kemal Köprülü ile, Türkiye’de görev yapan yabancı Büyükelçiler, büyükelçi yardımcıları ve yabancı misyon hazır bulundu.

Türkiye’nin başkenti Ankara’da görev yapan büyükelçiler ve elçilik temsilcileri, Kıbrıs sorununun temeli ve bugün gelinen nokta üzerine bilgilendirildi. KKTC Ankara Büyükelçiliği ve Türkiye’nin önemli fikir kuruluşlarından AVİM (Avrasya İncelemeleri Merkezi) tarafından organize edilen bilgilendirme toplantısı, Ankara Çankaya’da bulunan AVİM binasında gerçekleştirildi.

Fransa, İsviçre, Almanya, Hollanda, Portekiz, Slovakya, Suudi Arabistan, Romanya, Letonya, Avusturya, Karadağ, Azerbaycan Büyükelçi ve büyükelçi yardımcılarının katıldığı bilgilendirme toplantısına Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İngiltere Büyükelçilikleri ikişer kişiyle katılım gösterdi.

AB Türkiye Delegasyonu tarafından da izlenen toplantıda konuşan Prof. Dr. Ata Atun, Kıbrıs sorununun, Rum ve Yunanların iddia ettiği gibi 1974’te başlamadığını vurguladı. Rumların Megali İdea’dan kaynaklanan (Büyük ülkü) Enosis saplantılarının (Adanın Yunanistan’a bağlanması) 1930’lu yıllardan itibaren adada huzursuzluğa sebep olduğunu anımsatan Atun, Rum tedhiş örgütü EOKA’nın faaliyete geçtiği 1955 yılından itibaren adada kan ve gözyaşının eksik olmadığını ifade etti.

“Türkiye’nin Kıbrıs’taki statüsü yasal”

Kıbrıs Türklerinin 1974 yılına kadar yaşama hakkı dahil birçok haklarının gasp edildiğini belirten Prof. Dr. Ata Atun şunları söyledi: “Kıbrıs Türkleri adada tam anlamıyla soykırıma uğramışlardır. 1960 yılında kurulan ortaklık cumhuriyeti anlaşmasına hiçbir şekilde uymayan Rumlar, Türkleri eşit ortak olarak göremeyeceklerini kaydederek, Türklerin eşitliği garanti altına alan 13 maddeyi değiştirme yoluna gitmişlerdir. Bu 13 maddeyi değiştirmeyeceklerini anladıklarında da silah zoruyla Kıbrıs Türklerini önce ortaklıktan, sonra da adadan atma, yok etme prensibiyle hareket etmişlerdir. Adanın yüzde 3’lük bir kısmına hapsedilen Türkler, ağır ekonomik baskılara maruz bırakılmıştır. Makarios’un talebi ile dönemin Yunanistan Başbakanı 1964 yılında adaya 20,000 kişilik bir ordu göndermiş ve bu Yunan ordusu Milli Muhafız ordusu ile birlikte 1964 yılında Erenköy’e, 1967 yılında da Geçitkale’ye saldırmıştır. 20,000 kişilik Yunan Askeri Kuvvetlerinin adadan çekilmesini emreden BM kararı BM Genel Sekreteri’nin Güvenlik Konseyine sunduğu S/8322 sayı ve 3 Ocak 1968 tarihli Raporunda yer almaktadır. Dolayısıyla bugün Türkiye’yi ‘işgalci’ olarak nitelendirenler yalan argümanlarla algı operasyonu yürütmekte, tüm dünyayı kandırmaktadırlar. Türkiye, 1974 yılında Yunanistan’dan gönderilen subayların desteği ile Kıbrıs’ta Makarios’a karşı gerçekleştirilen darbe ve sonrasında, Kıbrıs Helen Cumhuriyeti’nin ilan edilmesi ile Türkiye’nin garantör olarak, adada 16 Ağustos 1960 tarihinde ilan edilen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin statüsünün bozulması durumda müdahale etmesine olanak veren Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, EK 1, Garanti Ve İttifak Anlaşması, Madde 4 doğrultusunda anayasal hakkını kullanmıştır. Anayasanın bu maddesine göre garantör devletler, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin statüsü bozulduğu vakit, (Lağvedilmesi, bir başka ülkeye bağlanması vb…) birlikte veya tek başlarına müdahalede bulunma ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının gereklerini yerine getirip, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tekrardan kurma hakkına sahip olmakla yetkilendirilmişlerdir.”

“Ada 1959’da bölünmeye başladı”

Kıbrıs adasının 1974’te bölündüğü yönündeki Rum tezlerinin de gerçeği yansıtmadığını ifade eden Prof. Ata Atun, “Lefkoşa’nın ilk bölündüğü tarih 1959’dur. İngiliz Koloni İdaresi çatışmaları önlemek için Baf Kapısı’ndan Mağusa Kapısı’na kadar, Ermu Caddesi boyunca tel örgüler çekmişti. Öte yandan, Rumların 21 Aralık 1963 sabahı adanın tüm yerleşim yerlerinde Türklere saldırmasının ardından 27 Aralık 1963 günü toplanan; Duncan Sandys ve İngiliz Yüksek Komiseri, Türkiye ve Yunanistan Büyükelçileri, Kıbrıs Türk ve Rum Toplumlarının temsilcileri, İngiliz hava Mareşali Sir Deniz Barnett ve adadaki İngiliz Birliklerinin Komutanı General Peter Young’dan oluşan komite bir sınır hat tespit edilmesine karar verdi. İki günlük çalışma sonrasında 29 Aralık 1963 tarihinde komisyon tarafından kabul edilen plan üzerine çizilen sınır çizgisi ile “Yeşil Hat” adı altında resmileşti ve BM kayıtlarına girdi” şeklinde konuştu.

“Türkiye’nin sondaj faaliyetleri Uluslararası Deniz Hukukuna uygun”

Kıbrıs İlim Üniversitesi Dekanı Atun, Türkiye’nin Akdeniz’deki hakları ve Rum kesiminin doğalgaz konusundaki çalışmaları hakkında da şunları kaydetti: “Türkiye’nin 1958 ve 1960 yıllarında kabul edilen 1. ve 2. Deniz Hukuku Konferansı sonuçlarına göre kendine ait olan kıta sahanlığı ve bu kıta sahanlığından kaynaklanan Münhasır Ekonomik Bölgesi, 1994 yılında, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından tek yanlı ilan edilen 3. Deniz Hukuku Konferansı (UNCLOS) kararına dayalı tek yanlı ilan edilen sözde Münhasır Ekonomik Bölgesi tarafından işgal edilmiştir. 3. Deniz Hukuku sonuçlarını 18 ülke ile birlikte kabul etmeyip imzalamayan Türkiye’nin, Kıbrıs Rum tarafının tek yanlı ve sözde ilan ettiği münhasır ekonomik bölgesi ile çakışan parsellerde sismik araştırma ve sondaj faaliyetlerine bulunması tamamen Uluslararası Deniz Hukukuna uygundur. Aynı doğrultuda KKTC’nin kendi Münhasır Ekonomik Bölgesini tek yanlı ilan etmesi, Türkiye ile Kıta Sahanlığı belirleme anlaşması yapması ve kendi Münhasır Ekonomik Bölgesinde de TPAO ile Araştırma ve sondaj anlaşması yapması, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin yabancı şirketler ile yaptığı araştırma ve sondaj anlaşmaları kadar geçerli olup, uluslararası Deniz Hukukuna uygundur.”

İngilizce gerçekleştirilen ve görsel öğelerle zenginleştirilen toplantı, soru cevap bölümüyle son buldu.

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Sayın MAİL GRUBU-TÜRK SYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ’nin Dikka tine


https://ahmetyalvac1946.blogspot.com/2019/03/31-mart-2019-yerel-secimlerini-kimin.html

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// NATO BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ORDUSU’NA DÖNÜŞMELİDİR “Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN” (Ankara, 25 Mart 2019)


https://prof-dr-anil-cecen.blogspot.com/2019/03/nato-birlesmis-milletler-ordusuna.html

NATO BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ORDUSU’NA DÖNÜŞMELİDİR "Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN" (Ankara, 25 Mart 2019) – İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında, dünyanın yeni süper gücü olan Amerika Birleşik Devletleri’nin öncülüğünde kurulmuş olan Batı Bloku’nun savunma sistemi olarak NATO,
NATO, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ORDUSU’NA DÖNÜŞMELİDİR Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN Ankara, 25 Mart 2019 Soğuk savaş döneminin güvenlik örgütü olan …
prof-dr-anil-cecen.blogspot.com

NATO BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ORDUSU’NA DÖNÜŞMELİDİR "Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN" (Ankara, 25 Mart 2019) – İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında, dünyanın yeni süper gücü olan Amerika Birleşik Devletleri’nin öncülüğünde kurulmuş olan Batı Bloku’nun savunma sistemi olarak NATO,

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Çanaqqala şahidi Qarabağımın talismanıdır! / Eluca Eluca Ata li


Çanaqqala şahidi Qarabağımın talismanıdır! / Eluca Eluca Atali
https://www.oyrenci.org/…/canaqqala-sahidi-qarabagimin-ta…/…

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Strateji Kitabı Tavsiyesi: Devlet Aklı


https://m.kitapyurdu.com/index.php?route=products/productdetail&product_id=479567

“Devlet Aklı, Türkiye’nin maruz kaldığı iç ve dış tehditlerle bu tehditlere yönelik çözüm yöntemlerinin saptanmalarının yanında güncel ulusal – uluslararası politik gelişmeleri Türkiye minvalinde değerlendiren, alternatif milli güvenlik kitabıdır. Politika ve güvenlik stratejileri ile ilgilenenler veya alanlarında uzman askeri ve sivil kişiler için hazırlanmış Devlet Aklı’ndan bazı başlıklar:
Brezilya, Gambiya, İzlanda, Türkiye askeri ve siyasi
darbeleri benzerlikleri
İç savaş senaryoları
Ege Ordusu ve Jandarma’nın lobiler nezdinde istenilen yeni misyonları
Alternatif Türk-Yahudi İlişkileri
Kamuoyunun gözünden kaçan 2008 Türk Siyasi Krizi
Özelleşen Ordular ve Türkiye
Başkanlık süreci ve sonrasının ulusal güvenlik
bakımından değerlendirilmesi
Diplomatik Katar kuşatması, Türkiye-Ortadoğu ilişkileri
Sri Lanka terörle mücadelesi ve Türkiye karşılaştırması
Türkiye’nin federatif büyüme stratejileri
Türkiye – ABD ilişkileri ve daha fazlası…”

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ ///


ANKARA KALES-24.doc

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Rumların Doğalgaz hikayesi … Prof. Dr. Ata ATUN


Rumların Doğalgaz hikayesi

Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs adasının Kuzey yarısında yaşamlarını sürdüren Kıbrıslı Türkler ile Türkiye’yi yok sayarak tek taraflı ilan ettikleri egemenlikleriyle, tek başlarına anlaşmalar yapmakta, ittifaklar imzalamakta. Tabi burada önemli olan Rumların ne yaptığı değil, üst akılların bölgedeki girişimleri.

Bu üst akıllardan biri Avrupa Birliği (AB). Bunun nedeni de AB’nin yumuşak karnının enerji olması. Bilindiği üzere Avrupa kıtasında artık ne kömür kaldı, ne de başka bir toprak altı zenginliği. Yaşam koşullarının maddi açıdan zorlaşması nedeni ile aileler küçüldü, nüfus artma yerine gerilemeye başladı. Yüzyıllardır sömürgelerinden elde ettikleri varlıklarını tüketme sürecine giren Avrupa, enerji gereksinimini de Rusya’dan petrol ve doğalgaz alarak karşılayabiliyor. Diğer üretici ülkelerden tedarik edilen petrol ve doğalgaz, taşımacılık ve depolama nedeni ile Rusya’nınkinden daha pahalı. Bu mecburi bağ nedeniyle AB’nin boğazına Rusya’nın eli yapışmış durumda. Bu elin birgün boğazlarına basma ihtimalini gözardı edemeyen AB için de Rusya’dan kurtulmak farz olmuş gibi.

Gelelim gaz olayının farklı olaylarla gerekçelendirilerek uzandığı durum ve mecralara; Suriye’nin petrol kaynakları ve üretimi bilinenden çok daha zengin. Petrol yerin sadece 250 metre altında olduğu için çıkarması çok kolay. Ülkede toplam 14 petrol kuyusu var ve üretim 6-7 milyar varil civarında. Kıyaslama yapmak gerekirse, dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip olduğu iddia edilen Suudi Arabistan’ın petrol üretimi ise 12 milyar varil düzeyinde. Sadece bu bilgi bile niye Rusya’nın ve ABD’nin Suriye’de olduklarını açıklamakta.

Tüm bu verilerden ağzı sulanan ABD’nin Suriye macerası, Irak gibi başarı ile sonuçlanmadığı gibi tersine fiyasko oldu. Ağababasının hazin girişiminden eli boş dönmesi yüzünden, Suriye’den ümidini kesen AB de perde arkasından düğmeye basmış durumda. (Zaten Güney Kıbrıs Rum Yönetimini tek taraflı olarak AB’ye kabul etmelerinin nedenlerinden biri de Doğu Akdeniz’de, Süveyş kanalının ağzında ve İsrail’den taş atımı uzakta bir yerlerde hükümranlıklarını sürdürmekti.) Protokol 10 ile toprakları içinde kattıkları Kıbrıs adasının Münhasır Ekonomik Bölgesi içinde doğalgaz yataklarının keşfedilmesi, gerçekte pek de tesadüf değil. Hedefi Doğu Akdeniz’de, AB üyesi bir devletin Münhasır Ekonomik Bölgesinden çıkarılacak doğalgazı ve olası petrolü, bir şekilde AB’ye kanalize etmek ve enerji açığını bu şekilde kısmen de olsa gidermek. Geçen yıl İsrail, Kıbrıs Rum ve Yunanistan arasında yapılan anlaşmanın hedefi de bu anlaşma ile varlığı tespit edilen doğalgazın Avrupa’ya taşınması. Bu nedenle de 2018 yılı içinde Kıbrıs Rum, Yunanistan ve İsrail liderleri birkaç kez toplandılar ve 2018 sonunda da EastMed doğal gaz boru hattı projesinin mutabakatını yaparak, imzaları attılar. Uzmanlar şimdilik bu projenin teknik nedenler ve denizdeki derinlikler nedeni ile gerçekleşemeyeceği görüşünde.

İmza atmak, her şey olmuş bitmiş, Rumların korsanlığı da kabul edilmiş demek değil.

Rumlar, korsanca davranıp tek taraflı ilan ettikleri ve Doğu Akdeniz’in önemli bir kısmını kaplayan Münhasır Ekonomik Bölgelerinin, Türkiye ile Anlaşma yapmadan yasallık kazanamayacağını çok iyi biliyorlar. Tek taraflı ilan ettikleri Münhasır Ekonomik Bölgelerini zorla Kıbrıslı Türklere ve Türkiye’ye kabul ettirmek için de İsrail, Mısır, İtalya, Fransa ve Yunanistan’la çeşitli başlıklar altında sadece kağıt üstünde geçerli olan anlaşmalar yapmak yoluna gidiyorlar. Güya gözdağı verip, Türkiye ile mücadeleye girecekleri, ne pahasına olursa olsun bu ülkelerin kendi yanlarında olduğu mesajını vermeye çabalıyorlar.

Neyse ki, Türkiye’nin eşzamanlı olarak Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de gerçekleştirdiği “Mavi Vatan” tatbikatı Rumları pembe hayallerinden uyandırmış durumda. Tatbikatın ardından ani bir aydınlanma gelmiş, ABD, AB ve doğal gazla ilgili diğer ülkelerde de aynı farkındalık oluşmuş gibi. ABD ve AB borsalarında faaliyet gösteren şirketler, başta Exxon olmak üzere, çekincelerini şirketlerinin bağlı oldukları devletlere ve hisse kaydını yaptırdıkları borsalara bildirmiş durumdalar. Borsa yönetimi izin vermediği müddetçe tek bir kuruş dahi harcayamayacaklarını çok iyi biliyor yatırımcı firmalar.

İçine girilen bu aşamada tek çare, son 56 yıldır sürmekte olan Kıbrıs sorununun bir şekilde, AB’nin Kıbrıs adasının tümünün üzerindeki hükümranlığının kalıcı olacağı ama Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin de itiraz etmeyeceği, Kıbrıslı Türkleri Rumların saldırılarından koruyacak garantilerin ve Türkiye’nin garantörlüğünün de devam edeceği bir yöntemle çözmek. Bundan sonraki aşamada neler olacağını hep birlikte göreceğiz ve yaşayacağız.

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN

Akademisyen,

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışma

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// DAVETLİSİNİZ TEŞRİFLERİNİZ BİZLERİ ÇOK MUTLU EDECEK


Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul (AKER) ve Silah Arkadaşları Burdurlu Halil İbrahim (GÜNAYDIN) Çavuş, Durmuş (SAVAŞÇI) Çavuşun 8 Mart 1918 de Aleksandıra gemisinin batırılışının 101. Yılı ve Emekçi Kadınlar Gününü Münasebetiyle düzenlemiş olduğumuz anma programına teşriflerinizden mutluluk duyacağız.

Mehmet Rıza ÜNLÜ Mutlu Mete KAÇAR

AKSAN Yönetim Kurulu Başkanı UTEF Yönetim Kurulu Başkanı

PROGRAM:

Tarih: 08.MART.2019

KAHRAMAN TÜRK KADINI ve ATATÜRK FOTOĞRAFLARI SERGİSİ

Dr. (E) Albay Suat AKGÜL’ ün Çzel Arşivi

Tarih: 08 Mart 2019 Saat: 12.00

Yer: Orbia Parkı Kuşkavağı Mahallesi SahilAntalya Yaşam parkı Su Oteli Sahil kısmı

TÖREN:

Saat: 13.30 Saygı duruşu, İstiklal Marşı, Çelenk Koyma Merasimi,

Yer: Cumhuriyet Meydanı Atatürk Anıtı Önü

Saat: 14.00 Zübeyde Hanım Büstüne Çiçek Bırakma ve Basın Açıklaması

Sunum: Güldane KAYA; Leman Gebizli Tüm Engelli Yaşlı Umut Işığı Derneği Genel Başkanı, UTEF Genel Başkan Yardımcısı

Yer: Işıklar Atatürk Evi Yanı Önceki Büyükşehir Belediyesi Önü

Saat: 14.30 Dostluk ve Barış Anıtına Çiçek Konması ve Basın Açıklaması

Sunum: (E) Hakim Önceki Antalya 12. Noteri Gülser TÜRKELİ

Yer: 1.Dünya ve İstiklal Harbi Kahramanı Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul (AKER) ve Silah Arkadaşları Burdurlu Halil İbrahim (GÜNAYDIN) Çavuş, Ankaralı Durmuş (SAVAŞÇI) Çavuş ve diğer silah arkadaşları ile batırdıkları İngiliz Ben My Chree uçak gemisi, Fransız Paris II ve Aleksandra gemisi personeli anısına dikilen Dostluk ve Barış Anıtı

AKRA – BARUT (Önceki Dedeman ) Oteli yanı Erdal İnönü Parkı önü MURATPAŞA

Eş zamanlı Kaş :

Yer: 1.Dünya ve İstiklal Harbi Kahramanı Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul (AKER) ve Silah Arkadaşları Burdurlu Halil İbrahim (GÜNAYDIN) Çavuş, Ankaralı Durmuş (SAVAŞÇI) Çavuş ve diğer silah arkadaşları ile batırdıkları İngiliz Ben My Chree uçak gemisi, Fransız Paris II ve Aleksandra gemisi personeli anısına dikilen Dostluk ve Barış Anıtı

Bayındır Yol Ayrımı Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul ve Silah Arkadaşları Hatıra Ormanı Yanı

Organizasyon; Antalya Kaşlılar Derneği

Özer S. ÖZGÜÇ
Orman Yüksek Mühendisi
+90 532 302 46 04

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// KKTC’ye Hocalı Soykırım Anıtı dikilmeli … Prof. Dr. Ata AT UN


KKTC’ye Hocalı Soykırım Anıtı dikilmeli

1992 yılının 25 Şubat’ı 26 Şubata bağlayan gecede ve o meşum günün sabahında Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinin en önemli kenti olan Hocalı’da yaşanan soykırım, insanlığın yüz karası. 20. Yüzyılın insani değerleri ile hiç bağdaşmayan bir cinayetler serisi.

Hocalı Soykırımını değerlendirmek için geçmişini iyi bilmek gerekiyor.

1988 yılında Ermenistan kendi topraklarında yaşayan Azerbaycan Türklerini trenlere doldurup Azerbaycan’a gönderince, Azerbaycan hükümeti de, Azerbaycan’ın Sumgayıt ve Bakü şehirlerinde yaşayan Ermenileri mütekabiliyet prensibi ile Ermenistan’a gönderdi.

Dönemin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Başkanı Mihail Gorbaçov, 25 Temmuz 1990’da yayımladığı bir kanun ile SSCB kanunları dahilinde olmayan silahlı grupların kurulmasını yasakladı ve kanunsuz olarak saklanan silahlara el konuldu. Bu kanunla birlikte Azerbaycan’ın bütün bölgelerinde av silahları da dahil olmak üzere tüm ateşli silahlar toplanırken Dağlık Karabağ’da bu görevi yerine getirenler, Azerbaycan Türklerinden silahlarını toplarken, bilinçli bir şekilde Ermenilerdeki silahları toplamadılar. 1990 yılının Ağustos ve Eylül aylarından itibaren Ermeniler saldırılarını doğrudan Azerbaycan Türklerine yöneltmeye başladılar.

Bu saldırılar sonucunda yaklaşık 186 bin Azerbaycan Türk’ü, Ermenistan’dan Azerbaycan’a gitmeye zorlanırken, Ekim 1991’de Azerbaycan Türklerinin yaşadığı ve silahları toplanmış bir köye saldıran Ermeniler, köyü ele geçirdiler.

1991 yılında Azerbaycan Parlamentosu’nun halktan gelen baskılar karşısında Dağlık Karabağ’ın özerk bölge statüsünü ilga etmesine karşılık Dağlık Karabağ Parlamentosu bir referandum düzenleyerek cevap verdi ve çoğunluğu Ermenilerin oluşturduğu bölgede yapılan referandum sonucunda Dağlık Karabağ Parlamentosu bağımsızlığını ilan etti. 1992 yılı başında da SSCB birlikleri de bölgeden çekildi.

Hocalı Katliamı, Rus askerlerinin desteğiyle 25–26 Şubat 1992’de güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi’nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366’ncı Rus Motorize Alayının desteği ile gerçekleştirildi.

26 Şubat gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi tamamen kesildi. Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler.

936 km2’lik alana sahip ve 2,605 aileden ibaret 11,356 kişinin yaşadığı Hocalı kenti 26 Şubat 1992 tarihinde yüzyılın en acımasız soykırımına maruz kaldı ve kasaba tamamıyla yok edildi. Hocalı bu katliamın yaşandığı sırada Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin koruması altında değildi ve tamamen savunmasız bir durumdaydı. Kentte dağınık halde, elinde hafif silahlar bulunan 150 kişi bulunmaktaydı. Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri Hocalı halkına maalesef yardım edemedi ve hatta uzun süre cesetlerin alınması bile mümkün olmadı.

Saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk’ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısı bu rakamların çok çok üstünde. 56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulundu. Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarabildi.

1963-1974 yılları arasında Kıbrıs adasında, Kıbrıslı Rumlar bizlere, Kıbrıslı Türklere de soykırım uyguladılar. Şehitler verdik, evlerimizi, köylerimizi, taşınır, taşınmaz varlıklarımızı ve en önemlisi de geleceğimizi kaybettik. Soykırım ne demektir çok iyi biliyoruz biz Kıbrıslı Türkler.

Aradan yirmi yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra da Ermenilerin, Dağlık Karabağ’da Türk olmaktan başka hiçbir suçları olmayan, savunmasız ve masum soydaşlarımıza uyguladıkları bu vahşeti ve soykırımı unutmamak, bizlerden sonraki kuşaklara taşımak, her an anmak ve içimizde hissetmek için KKTC’de “Hocalı Soykırımı Anıtı” dikmemizin zamanı gelmiştir zira onları en iyi biz anlayabiliriz.

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN

Akademisyen,

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

DOĞRU. LÂKİN!……………. Ynt: TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Re: ÖZEL-BÜRO /// İRTİCA DOSYASI /// DİYANET’İN ÇOCUK EĞİTİMİ : DÜNYAYI MELEKLER YÖRÜNGEDE TUTUYOR VE DÖNDÜRÜYOR


https://ulusalhaber-ulusalajans.blogspot.com/2019/02/inanilir-gibi-degil-turkiye-hocalda.html

https://ulusalhaber-ulusalajans.blogspot.com/2019/02/inanilir-gibi-degil-turkiye-hocalda.html

İNANILIR GİBİ DEĞİL!. "Türkiye Hocalı’da yaşananları henüz soykırım olarak tanımıyor." BU NE REZİLLİK VE NE KEPAZELİKTİR Kİ; Mutlak ve gerçek bir SOYKIRIM’a mukabil, Türkiye’ye karşı uyduruk, sahte, sanal, iftira ve "Nitelikli Saht
ALÇAKLIK, ONURSUZLUK VE YÜZSÜZLÜK?!.. "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri, Hocalı’da yaşananları; Hocalı ve Karabağ kitle katliamlarını henü…
ulusalhaber-ulusalajans.blogspot.com

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Kıbrıslı Rumların Bizans entrikaları … Prof. Dr. Ata ATUN


Kıbrıslı Rumların Bizans entrikaları

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, mevcut durumu devam ettirmek ve dönemin Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Makarios tarafından “Zorunluluk Doktirini” gibi hiçbir geçerliliği olmayan bir mahkeme kararının arkasına saklanarak ele geçirdiği sözde Kıbrıs Cumhuriyetini elde tutmak için, her tür yolu -etik ve yasal olup olmadığına bakmaksızın- deniyor.

Crans Montana’da 30 Haziran 2017 tarihinde çöken müzakerelerin sorumluluğu Güney Kıbrıs Rum Yönetimine ve dolayısıyla Rum lider Anastasiadis’in sırtına yüklenince, Anastasiadis kendi aklınca bir çıkış noktası yaratmaya çalıştı. Seçtiği yol ise akılları bulandırmak ve belge karmaşası yaratmak oldu.

2018 yılında yapılan seçimlerde tekrar Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı seçilince önce sanki de Crans Montana’da yayınlanan belgelerin içinde “Sıfır Asker, Sıfır Garanti” tezini, kabul edilmiş ve yer almış gibi yaymaya başladı. Arkasından da Kıbrıslı Türklerin “Eşitlik, kararlarda belirleyici oy ve devlet yönetimine etkin katılım” isteklerini “Kurulacak Devletin İşlerliğine engel teşkil edeceği” iddiası ile yeni devletin bu eşitlik nedeni ile “İşleyebilir bir Devlet” olmayacağı savını yaymaya başladı.

Aklınca, Crans Montana görüşmelerinin çökmesinin nedenlerini Kıbrıslı Türklere ve Türk tarafına yüklemek için “Türk askerinin tümü ile geri çekilmesi, garantilerin kaldırılması ve siyasi eşitliği kabul etmemeleri sebebiyle Crans Montana görüşmeleri çökmüştür” iddiasını ilgili taraflara kabul ettirmeye çalıştı.

Tüm bunları ilgili taraflar yutmayınca son çareyi “Belge karmaşası yaratarak sorundan kurtulma” yolunda buldu.

Anastasiadis’e göre BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 30 Haziran 2017 tarihinde Crans Montana’da taraflara sunduğu “Guterres Çerçevesi”nde altı başlık var. Bu başlıkların içinde Güvenlik ve Asker konusu yer alsa da BM Genel Sekreterinin “Güvenlik ve asker konularını sizin görüşme yetkiniz yok. Bunu ancak Garantörler kendi aralarında görüşüp sonuçlandırabilirler” tavsiyesi bulunmakta. Anastasiadis’in “sıfır asker, sıfır garanti” iddiası da BM Genel Sekreterinin bu görüşünden sonra geçerliliğini tamamen kaybetmiş oldu.

BM Genel Sekreteri, Crans Montana’da “varılacak çözümün hangi alanlarda nasıl uygulanacağına değinen” resmiyet içermeyen bir “Non Paper” sundu. Tarafların hiçbirinin açıklamadığı bu belgeyi, bir başka amaçla Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias açıkladı. İşin garip yanı söz konusu belge, müzakereler çöktüğü için taraflar arasında hiç görüşülemedi ve bir kenara atıldı.

Tüm bu gelişmelerden sonra köşeye sıkışacağını hisseden Anastasiadis 4 Temmuz tarihinde BM Genel Sekreterine “Sıfır asker, sıfır garanti olmazsa masaya oturmam” “mealinde bir mektup yazarak gönderdi.

İşte Anastasiadis’in Crans Montana’da “Sıfır asker, sıfır garanti talebimiz kabul edildi” iddiası bu mektuptan kaynaklanmakta. Güya kendisinin yazdığı bu mektupla içeriği BM Genel Sekreteri tarafından kabul edilmiş ve uygulamaya konmuş da Türk tarafı kabul etmemiş ve kendisi de bu nedenle müzakerelerin çökmesinden de sorumlu değilmiş.

Tam da Kıbrıs Türkçesi ile “Hikayeden zurna!” Elle tutulur, ciddiye alınacak en küçük bir tarafı bile yok.

Şimdi de suçlamalardan yılan Anastasiadis, 4 Temmuz’da dönemin BM temsilcisi Eide’nin kendilerine söz konusu bu “Non Paper” olarak addedilen belge ile ilgili açılım yaptığını ve bunun tutanaklarda olduğunu ama bu tutanakların kaybolduğunu iddia etmeye başladı.

Belli ki Kıbrıslı Rum lider kendi kazdığı kuyuya düştü ve düştüğü çukurdan kurtulmak için her yolu, her yalanı deniyor. Bakalım bu yalan rüzgarı kendisini bu defa nereye savuracak!

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN

Akademisyen,

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Rumlar eşit haklara dayalı devlet istemiyor … Prof. Dr. Ata ATU N


Rumlar eşit haklara dayalı devlet istemiyor

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi başkanı Nikos Anastasiadis, Kıbrıs müzakereleri sonucunda bir anlaşmaya varılabilecekse, kurulacak devletin Kıbrıslı Rumların salt yönetimi ve denetimi altında olması gerektiğini söylüyor.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın Politis’te birkaç gün önce yayınlanan röportajıyla verdiği, “siyasi eşitlik netleşmeden garantiler konusuna girmek niyetinde olmadığı” mesajına, G. K. Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastaiadis’in yanıt olarak yaptığı açıklamadaki “Akıncı siyasi eşitlik ile merkezi hükümetin veya diğer kurumsal organın her kararında olumlu oy kast ediyorsa, üzgünüm ama bu siyasi eşitlik değil aksine siyasi eşitsizlik yaratır; çünkü bir toplumun diğerine dayatma yapmasına olanak tanır” sözleri, ‘kurulacak devlette sadece Rumların söz sahibi olması gerektiği’ şeklindeki niyeti vurgulamakta.

Rum lider Anastasiadis bu açıklaması ile açık ve net olarak “Biz sizi idare edeceğiz ve sizin hiçbir seviyede yönetime katılmanız ve itiraz hakkınız olmayacak” demekte.

Anastasiadis’in “…. bu siyasi eşitlik değil aksine siyasi eşitsizlik yaratır; çünkü bir toplumun diğerine dayatma yapmasına olanak tanır” açıklaması tersine okunursa;

Kıbrıs Rum halkı her istediğini Kıbrıs Türk halkına dayatabilir. Kıbrıslı Türk halkı, Rumların bu dayatmasını ve tek taraflı kararını, çıkarlarına, egemenliklerine, yönetim haklarına ve kişisel menfaatlerine karşı olsa dahi kabul etmek zorundadır ama Kıbrıs Türk halkı, Kıbrıs Rum halkına hiçbir kararı dayatamaz” anlaşılmaktadır.

Anastasiadis açık ve net olarak diyor ki;

“Kıbrıs Rum halkı ile Kıbrıs Türk halkının ortak kuracağı devlette halkların siyasi eşitliği olamaz. Kıbrıs Rum halkı kurulacak devlette tek söz sahibi olacaktır ve Kıbrıs Tük halkı da Rumlar neyi isterlerse, neyi kararlaştırırlarsa, bu karar veya da uygulama Kıbrıslı Türklerin aleyhine dahi olsa, özgürlüklerini de kısıtlasa, Avrupa Birliğinin temel taşlarından birisi olan Dört Özgürlüğü dahi Yunanistan’da halen uygulanmakta olduğu gibi ortadan kaldırsa, Kıbrıslı Türkler bunu kabul etmek zorundadır.”

“Bozacının şahidi şıracı” demişler. Anastasiadis’in ruhani başkanı olduğu DİSİ adlı siyasi partinin başkanı Neofitu’nun “yeniden birleşme yolu, ancak tarafların karşılıklı olarak birbirinin kaygılarına kulak verdiğinde açılır. Kıbrıslı Türkler Kıbrıslı Rumların haklı endişelerine kulak vermelidir” açıklamasında Neofitou, “Kıbrıslı Türklerin endişeleri ve 1963 yılından beridir çektikleri sıkıntılar, acı ve gözyaşı çok önemli değil. Önemli olan biz Kıbrıslı Rumların endişeleridir. Kıbrıslı Türkler bunu anlamalı ve Garantörlüğün kaldırılmasına onay vermelidirler.” demeye getiriyor bozacı Anastasiadis’in şahidi ve tastikçisi olan şıracı Neofitiu.

ABD Başkanı Trump’ın, BM ile ilgili politikasının içinde ısrarlı bir şekilde BM Barış Gücü ile ilgili olarak ortaya koyduğu “maliyetin ekonomik yükünün daha adil bir şekilde paylaşımı, barış güçlerinin stratejik bir şekilde gözden geçirilmesi, ekonomik kesintiler, gelişmelere bağlantılı olarak misyonların kısıtlamaya gidilmesi veya kaldırılması ve misyonunun süresinin, problemlerin çözümünü hedefleyen politik gelişmelerle ilişkilendirilmesi” sözlerinin özellikle Kıbrıslı Rumlar tarafından dikkate alınması gerekiyor.

Anastasiadis’in müzakerelerin sonucunda “üniter Rum Devleti” kurmak stratejisinin ABD’nin BM ve BM Barış Gücü ile ilgili yeni politikasına takılacağı kesin. ABD Başkanının yeni BM politikasına göre ABD, BM’nin Barış operasyonlarına yıllardır yüzde otuzlara yakın koyduğu katkıyı kaldırmak ve ABD Bütçesini bu milyarlarca Dolar tutarındaki mali yükten kurtarmak düşüncesinde. Bu nedenle de BM Barış Gücünün görev yaptığı sorunlu ülkelere “Ya anlaşın, ya da artık ben yokum, başınızın çaresine bakın” diyor açık ve net olarak.

Anastasiadis’in, geçmişte Kıbrıslı Türklere karşı yaptıkları tüm saldırı, katliam ve dört özgürlük kısıtlamalarına rağmen hala daha “Kıbrıslı Türkleri Rumların saldırılarından korumuş olan garantörlüğün kaldırılması ile Türk Askerinin adayı terk etmesini istemesi buna ilaveten Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitlik haklarına sahip olmasına karşı çıkması” müzakerelerin daha başlamadan biteceğinin habercisi.

Belli ki, ABD’nin önerdiği gibi, müzakerelerin sonunda kendi başımızın çaresine bakmak seçeneği ile karşı karşıya kalacağız. Zaten 13 Şubat 1975 tarihinde “Kıbrıs Türk Federe Devletini kurmakla ve 15 Kasım 1983 tarihinde de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini ilan etmekle seçeneklerimizi ortaya koymuştuk. Bize kalacak olan KKTC’yi güçlendirmek ve yaşamasını sağlamak olacak, ister tanınarak, ister Türkiye ile birlikte, el ele, kol kola, gönül gönüle…

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN

Akademisyen,

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışman

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Sayın Mail Grubu Türk Siyaset ve Güvenlik Akademisi’nin Dikkatin e


https://ahmetyalvac1946.blogspot.com/2019/02/alternatif-03-subat-2019-sabahattin.html

Asıl ihtiyacımız; demokrasi, hak, adalet, devlet işlerinde şeffaflık ve liyakattır… "Makine Yüksek Mühendisi Ahmet YALVAÇ Enerji Uzmanı – Gazeteci Yazar" + Alternatif- 03 Şubat 2019- Sabahattin Önkibar- Ulusal Kanal
ASIL İHTİYACIMIZ; DEMOKRASİ, HAK, ADALET, DEVLET İŞLERİNDE ŞEFFAFLIK VE LİYAKATTIR… BU GÜN GELİNEN NOKTADA, TÜRKİYE SİYASETEN KİLİTLENMİŞTİR…
ahmetyalvac1946.blogspot.com

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ ///


Anıl hocam teşekkür ederim..

ŞEHİR DEVLETLERİ başlıklı önemli yazınızı web sitemizde yayınladık…

Sevgi ve saygı ile.

Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

On Thu, Feb 14, 2019 at 2:29 PM Anıl Çeçen <anilcecen> wrote:

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ ///


ULAK projesi nedir?

ULAK ve 5G arasında nasıl bir bağlantı var ?

Siber Güvenlik konusunda Türkiye hangi noktada?

Türkiye’de yazılım konusunda eksiklikler nelerdir?

Mülakatımız ilgili adrestedir;

http://www.optimushaber.com/siber-guvenlik-direktoru-taha-gergerlioglu-sorularimizi-yanitladi-383904h.htm

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Avrupa Parlamentosuna aldatmaca aday … Prof. Dr. Ata ATUN


Avrupa Parlamentosuna aldatmaca aday

Kıbrıs Rum tarafından, sol bir parti olan AKEL’in, softa şaşırtması yaparak Rum kesiminde ikamet eden bir Türk’ü Avrupa Parlamentosuna (AP) aday göstermesi, tek kelime ile aldatmaca ve göz boyama. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi yıllardır uluslararası hukuka aykırı olarak Avrupa Parlamentosunda Kıbrıslı Türklere ayrılmış iki sandalyeyi zorla işgal ve istila etmiş durumda. Bu duruma itiraz ettiğimiz vakit de pişkin pişkin “Anlaşma olsun, sandalyeleri size iade edeceğiz” diyerek, haksız işgal ve istilalarına güya geçerli bir kılıf uydurmaktalar.

Bu dönem belli ki, eleştirilerden kurtulmak için taktik değiştirmişler ve Güney Kıbrıs’ta yani Rum kesimindeki bir üniversitede öğretim üyeliği yapan ve Rum kesiminde ikamet eden bir Kıbrıslı Türk’ü aday gösterme kararını almışlar. Rum kesiminde yüzde 31-33 arası bir tabana sahip olan yaklaşık 93 yıllık Solcu parti AKEL, bu görevi üstlenerek bu kişiyi aday göstermiş. Basında çıkan yazılarında ve röportajlarında “Ben ne Türküm Ne de Rum, Kıbrıslıyım(Yenidüzen, 09.10.16) diyen bu kişiye, içlerindeki ezeli Türk düşmanlığını yenebilen AKEL taraftarı Rumlar oylarını verirlerse, Avrupa Parlamentosu Kıbrıs Milletvekili seçileceği kesin.

Burada şöyle bir soru sorulabilir; Söz konusu kişi Avrupa Parlamentosuna Rumların oyları ile seçildiğinde Kıbrıslı Türkleri temsil yetkisine sahip olur mu? Veya Kıbrıs Türklerini temsil eder mi? Yanıtı açık ve net. Asla Kıbrıs Türklerini temsil etmez. Daha doğrusu mevcut yasalara göre edemez. Edebilmesi için “sadece Kıbrıslı Türkleri kapsayan ayrı yapılan bir seçimle” Avrupa Parlamentosuna seçilmesi gerekmektedir.

Avrupa Parlamentosu seçimleri “Sözde Kıbrıs Cumhuriyeti” yasalarına göre değil, Avrupa Birliği Müktesebatına göre yapılmaktadır. Üye ülkelerde de Avrupa Birliği Müktesebatı hiyerarşik olarak üye ülkenin yasaları ve Anayasası üzerindedir ve amirdir. Üye ülkenin hiçbir yasası ve Anayasası Avrupa Birliği Müktesebatına aykırı olamaz, aykırı maddeler ve icraat içeremez.

Sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, 1 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Birliğine üye olurken imzaladığı “Onuncu Protokol”ün (Protocol 10) 6. Paragrafı, adanın kuzeyinde yer alan bölgenin (KKTC topraklarını kastetmektedir) AB Müktesebatı dışında olduğunu ve “AB yasalarının bu bölgede nasıl uygulanacağının belirlenmeye muhtaç olduğunu” açık bir dille vurgulamaktadır.

Hemen bir sonraki madde “AB müktesebatının uygulanması Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümetinin etkin kontrolü dışında bulunan Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ait bölgelerde askıya alınacaktır.” derken, 4. madde de “Bir çözüm durumunda, Konsey, Kıbrıs’ın AB’ye giriş koşullarının Kıbrıslı Türk Toplumu için uyarlanmasına Komisyondan gelecek bir öneri üzerine oybirliği ile karar alacaktır.” der.

Birde bizlerin pek bilmediği bir belge daha var. Adı “Core Document.” Buna “Temel Belge” veya “Esas Senet” de denilebilir. Aslında siyaset biliminde kullanılan Fransızca bir terimden (Document Essentiel) alınmış bir tanımlama. Bu belgeye “Sözde Kıbrıs Cumhuriyeti”nin Avrupa Birliği’ne bildirdiği Anayasa’sı da denilebilir.

Bu “Esas Senet”in başlığında “Core document on Cyprus drawn up in accordance with General Assembly resolution 45/85 and the Consolidated guidelines for the initial part of the reports of States parties (document HRI/991/1)” cümlesi yer almaktadır. Tarihi de Haziran 2012 (June 2012).

Benim İngilizce bilgime göre Türkçeye en yakın çevirisi “45/85 sayılı Genel Kurul kararına göre hazırlanan Kıbrıs ile ilgili Esas Senet ve Taraf Devletlerin raporlarının ilk kısmı için birleştirilmiş Kılavuz (belge HRI / 991/1)” manasında.

Bu Esas Senet’in 2007 ve 2012 versiyonları var.

2007 versiyonunun sayfa 11., Bölüm B.’de yer alan Madde 67, 2012 versiyonunda, sayfa 9, Bölüm B’de, Madde 77 olarak yer almış.

Bu “Esas Senet”in Sayfa 6’da başlayan “II. GENERAL POLITICAL STRUCTURE” ana başlığının sayfa 9’daki “B. Constitutional Structure” Bölümünde yer alan “Madde 77” aynen, kelimesi kelimesine “77. A unicameral House of Representatives is provided for by the Constitution as the legislative body of the Republic composed of 80 representatives, 56 elected by the Greek Community and 24 by the Turkish Community for a fıve year term with a Greek Cypriot President and a Turkish Cypriot Vice President elected separately.” şeklinde yazılmış.

77. maddenin -benim İngilizce bilgime göre- Türkçeye en yakın çevirisi “Anayasa tarafından Cumhuriyetin yasama organı olarak öngörülen tek meclisli Temsilciler Meclisi, beş yıllık bir dönem için, 56 tanesi Kıbrıs Rum toplumu, 24 tanesi Kıbrıs Türk toplumu tarafından seçilen 80 Temsilci (Milletvekili) ile Kıbrıslı Rum Başkandan ve Kıbrıslı Türk Başkan yardımcısından oluşmaktadır.” şeklindedir.

Makarios’un 1964 Haziranında “Gereklilik Doktrini” adı altındaki yasanın arkasına sığınarak Kıbrıslı Türklere ortaklık hakkı veren 13 maddeyi iptal ettiği Anayasa ve Rum Temsilciler Meclisinin, tek taraflı olarak ve Kıbrıslı Türk Milletvekillerinin katılımı ve olumlu oyları olmadan yeniden düzenlediği yasaların hiç biri, Avrupa Müktesebatı karşısında geçerli değil.

Özetle, Kıbrıslı Türklerin siyasi ve diğer hakları, Rum temsilciler Meclisince düzenlenemez. Anayasada yer alan ve Kıbrıslı Türklerin kendileri için düzenlenmiş bir seçimde sadece Kıbrıslı Türklerin kullandığı oylar ile seçilmemiş herhangi bir kişi, Kıbrıslı Türkleri Avrupa Parlamentosu”nda temsil edemez.

Bu gerçekler ışığında, kim ne derse desin, Rum siyasiler neyi savunursa savunsun, söz konusu aday seçilmesi durumunda sadece ve sadece Kıbrıs Rum Toplumunu temsil eder.

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN

Akademisyen, Kıbrıs İlim Üniversitesi

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ ///


TANRIYA OK UZAK AMA ABD.docx

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Aydın hanımefendi anısına – Dr. Yurdagül Atun


Aydın hanımefendi anısına yazdığım yazım ektedir.
Saygılarımla

Sevgi ve saygılarımla

Dr. Yurdagül Atun

02.03.19-Aydın Denktaş Anısına.docx

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.