Etiket arşivi: ZİHİN KONTROLÜ

MK ULTRA PROJESİ /// VİDEO : Telegram Zihin Kontrol İşkencesi – Telegram nedir? Nasıl çalı şır ? (BÖLÜM 1 – 2 – 3)


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=0HdjdR7P_Dw

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=HnVmddqtoeY&feature=em-subs_digest

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=T27mQsYIsWw

Reklamlar

ÖNEMLİ !!! — TELEGRAM mağduru iseniz size yardımcı olmamız için lütfen bizimle iletişime geçin !!!! — ÖNEMLİ !!!


Değerli Yurtseverler;

Sizlere dünyada geçerli ve halen kullanılan yada kullanılmak üzere üzerinde çalışmaları devam eden bir çok proje hakkında bilgi vermeye çalışıyoruz.

Bunlar arasında aşağıda bahsettiğimiz bir çok teknoloji de mevcut.

BAZILARI ŞUNLAR

Echelon & Cornivera,Enfopol,DIG-INT, MicroWave,

SIG-NET, SIG-INT, HUMINT, Agent Network, OSINT,IMINT, MASINT,

ECHELON & Carnivera & Promis & Dig-Int & KEYSMART

EDG : Elektro Manyetik Dinleme,Tempest,TETRA, QEEG

Uzaktan Zihin Kontrolü, NöroPsikolojik Checkup ve Zihin Haritalama,

Uydu haberleşme sistemleri, Project L.U.C.I.D.,UKUSA,

Dijital iletişim, GPS & GPRS sistemleri,

Elektro-Manyetik istihbarat sistemleri,

İstihbarat iletim ürünleri, Askeri istihbarat teknolojisi,

Mind Control / Zihin kontrol teknolojisi ve kullanım alanları,

Ama özellikle HASSAS KONTROL çalışmaları üzerinde duruyoruz.

Bu konuda geçmişteki uygulamaları ve günümüzdeki gelişimi hakkında detaylı paylaşımlar yapıyoruz.

Öncelikli hedefimiz ilk etapta Türkiye’de daha ileriki zamanlarda da Dünya üzerinde bu teknolojinin mağduru olmuş vatandaşlarımıza yada mağduru olduğunu iddia edenlere;

1. Gerekli Tıbbi desteği,

2. Gerekli Hukuki desteği,

3. Gerekli Adli/Polis desteği , Sağlamaktır.

Eğer grup içerisinde, HASSAS KONTROL & Telegram Teknolojisi mağduru olan yada mağdur olduğunu iddia eden üyelerimiz varsa kendilerine gerekli desteği verebilmemiz için lütfen bizimle acilen irtibat kursunlar. Rehberlik ve Danışmanlık hizmetlerimiz ücretsizdir. Mağdurlar sadece profesyonel bir hizmet talep ederse bedelini ödemekle yükümlüdür.

İrtibat E-Posta : Ozel.Buro

BU KONUDA BİLGİ SAHİBİ OLMAYANLAR İÇİN BAZI DÖKÜMANLARI EK’TE GÖNDERİYORUZ.

LÜTFEN İNCELEYİNİZ !

ÖZEL BÜRO GRUBU

[status draft]

CIA ve Tavistock nsan likileri Enstits.pdf

Cold War Nonconsensual Experiments.pdf

DNCE KONTROLU VE PSKOLOJK HAREKAT.pdf

Human Perception FINAL.pdf

INFRASOUND FROM WIND TURBINES – FACT, FICTION OR DECEPTION.pdf

NSA GZL OPERASYONLAR.pdf

TELEGRAM.pdf

THE TACTICAL TOPOGRAPHY OF STALKING VICTIMIZATION AND MANAGEMENT.pdf

TOP SECRET —- 1977 ABD SENATO TOPLANTISI —- KONU … MK ULTRA.pdf

MK ULTRA PROJESİ /// VİDEO : Telegram Zihin Kontrol İşkencesi – Telegram nedir? Nasıl çalı şır ? (BÖLÜM 1 VE 2)


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=0HdjdR7P_Dw

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=HnVmddqtoeY&feature=em-subs_digest

MK ULTRA PROJESİ /// KURBAN FEYYAZ YÜKSELCİ : Zihin kontrolü kimlere uygulanır ? Telegram işkencesi k imleri hedef alır ?


Zihin kontrolü kimlere uygulanır? Telegram işkencesi kimleri hedef alır?

Zihin kontrolü; çağımızın ve insanlık tarihinin en büyük utançlarından telegramdan çok öncesinde de var olan bir kavramdı. Gerçi telegram işkencesi ve yine telegram aracılığıyla kitlelerin beynine doğrudan uygulanan bu zihin kontrolü engellenmezse; gelecek kuşakların bu insanlık suçuna alışmış bir şekilde yaşayacak zorunda olması kaçınılmazdır. İşte bu durumlardan sebep şöyle bir inceliyorum da; zihin kontrolünün insanlık suçu olduğu çizginin bilimsel, biyo-kimyevi , elektromanyetik, vs. kimliklere bürünmesiyle olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü telegram ve daha ilerisi; insan iradesinin tükendiği, insanın bilinen inanç ve psikolojik dirençle hiçbir şekilde karşı koyamayacağı bir robotlaştırma hareketidir. Daha çok propaganda ve toplumu sihirli sözlerle hipnotize etmeye dayanan eski usül zihin kontrolü ise kısmen karşı konulabilir olmuş. Sonuçta yeterince idrak ve çıkarım yapma beceriniz varsa, yeterince realistseniz, en önemlisi de yeterince inancınız varsa karşı taraf istediği kadar bağırsın; propaganda faaliyetlerinin ardında bulunan zihin kontrolünü fark edebilirsiniz değil mi? Ayrıntılı bilgi için bakınız : Zihin kontrolü nedir?

Hem yukarıdaki karşılaştırmadan, hem de çok bilgili olmamamdan dolayı zihin kontrolünün bu yönüne fazla girmek istemiyorum. Hem zaten normal siyasi propaganda ile yasa dışı zihin kontrol sınırları arasında cahilce dolaşıp bu meslek erbabına fazla yüklenmemek gerekir. Çağımızda tüm varlığıyla mevcut olan ve inanılmaz boyutlarda tehlike arz eden telegram-zihin kontrolü asıl dikkat çekmek istediğim noktadır. Bu yüzden bir zihin kontrolünün muhtemel amaçlarını ve hedeflerini belirlerken telegram zihin kontrolüne ağırlık vereceğim ve ziyaretçilere telegramın ne denli tehlikeli olabileceğini hissettirmeye çalışacağım.

Zihin kontrolü kimleri hedef alır?

Tarihte zihin kontrolünün hedefi her zaman masum siviller, milyonlarca kişilik kitleler olmuştur. Dünyadaki üretimin ve iş gücünün bel kemiğini oluşturan kitlelere zihin kontrolü uygulamak isteyen çıkarcı gruplar; herkesin özgürce oy verdiği demokrasi maskesi altında insanların iradelerini yok etmek istemiş, onları birer “oy veren koyun“a çevirmeye çalışmıştır. Mesela Nazi Almanyası, SSCB ve 20. yüzyılın diğer totaliter rejimlerindeki faaliyetler…

Hoş biyolojik, kimyasal, elektromanyetik yollarla zihin kontrolü de bu dönemlerde başladığı için geçiş aşamasını saptamak zordur. Kesin olan şey; hiçbirinin telegram gibi insanlara uzak mesafeden serbestçe uygulanan bir zihin kontrol tekniği kadar tehlikeli olmadığıdır. Yani insanlara ilaç verilmesine ya da bir yerde mahkum edilerek insani ilişkilerden mahrum bırakılmasına gerek kalmadan kolayca uygulanan bir zihin yönlendirmesinden bahsediyorum. İşte telegramcı ruh hastalarının bu noktaya gelmesi sebebiyle işler bilinen zihin kontrolünden daha farklı bir hal almaktadır. İsterseniz şöyle bir bakış atalım:

Telegram zihin kontrolünün hedefi nedir?

Günümüzde var olan ve var olduğunu tahmin ettiğimiz daha üst seviyeler düşünülürse telegram zihin kontrol teknolojisi için, kitlelerin zihnini yönlendirmek çocuk oyuncağıdır. Buna aile anlayışından eğlenceye, ahlaki normalara kadar toplumun algısını yönlendirmek; güç odaklarının istediği doğrultuda insanların düşüncelerini yeniden inşa etmek gibi her şey dahildir. Oynadığınız online oyunlarda geliştirdiğiniz karakterleri ya da strateji oyunlarındaki toplum yaratmayı düşünün; işte karşınızda olan tehlike tam olarak bu!… Dolayısıyla TELEGRAMIN BAŞLICA HEDEFİ MASUM SİVİLLERDİR. En kötüsü de; var olan bir kitle yönetimini sadece psikolojik ve siyasi uzmanlıkla tespit etmek mümkün değildir.

Telegramın diğer yönleri ise daha beterdir. Bahsedilen zihin kontrol yöntemiyle düşünen insanlar, politikacılar, CEO’lar, bakanlar, sanatçılar, istenen doğrultuda yönlendirilebilir. Böylece bir toplumun inşasında temeli oluşturan kesim, sadece insanların yüzlerini görmeye alıştığı oyunaklara döner. Bu esnada da telegramcı gizli odaklar şaraplarını yudumlayarak tüm dünyanın sahibi olmanın keyfini çıkartabilir.

Aynı şekilde telegram yönetmiyle masum bir insan azılı bir teröriste, suikastçiye dönüşebilir. Alakası olmayan bir birey bazı yerlerde eylem yapmaya ikna edilebilir. Herhangi bir şahitlik, nano boyutlarda dahi bir kanıt bırakmadan pis işler hallettilebilir. Gerçekleşen böyle bir eylem sonrası toplum üzerinde yaratılacak korkuyu, bunun telegramcıların toplum inşasına verdiği malzemeleri varın siz düşünün.. Yani telegram yine masum insanları hedef alır, ama bu kez halkın saygı duyduğu kesimleri hiçbirine fark ettirmeden kendi amaçları doğrultusunda manipüle etmek için kullanılır.

En insanlık dışı yönüyle telegram; hapiste veya özgür ortamda hedef insanlarda zihinsel işkence yaratmak için de kullanılır. Bu; telegramın beyin yıkamaya yönelik işkence kısmıdır. Hedefin kişiliği parçalanabilir. Yerlerde süründürülmüş insanlık onuru, sevdiği insanlar ve kutsal saydığı değerler ile zihinsel fonkiyonlarını büyük ölçüde kaybetmiş bir insan müsveddesine dönüştürülebilir. Sonuçta da ya bireyin zihni tamamen devre dışı kalana kadar işkence devam eder, ya da telegramcılar onu kirli amaçları doğrultusunda yeniden inşa etmeye, mankurtlaştırmaya çalışır. Telegramın bu yönü bir zihin kontrolden çok işkencedir. Çünkü hedef kişi saldırı altında olduğunun farkındadır ve telegrama maruz kaldığını bilerek yaşar. Tahmin edeceğiniz üzere ya benim gibi kobaylar, ya da toplum üzerinde nüfuz yaratabilecek siyasi önderler, düşünürler, sanatçılar, kısaca işi düşünceyle, hayal gücüyle, fikirle olan insanlar hedef alınır.

Telegramın biraz daha derinliklerine dalmak isterseniz şu yazıyı ve ilgili kategoriyi okuyabilirsiniz: “Telegram işkencesi neleri mümkün kılar?

Çünkü telegramcılar tarihin gördüğü en zararlı ruh hastalarıdır. Yeryüzünde yaşama hakları yoktur. AMA EN UFAK BİR FİKİR TOMURCUĞUNUN, DÜNYANI EN BÜYÜK HOLDİNGİNDEN DAHA TEHLİKELİ OLABİLECEĞİNİ GÖRECEK KADAR TECRÜBELİ VE ZEKİLERDİR. Terbiye verilmemiş, sevgiden ilgiden yoksun bırakılmış, bir o kadar da şımartılıp her istediğini yapabileceği düşündürülmüş zekalar gerçekten büyük tehlike arz eder. Zenginlerin şu klasik ilgilenmeyip “Cebine sıkıştır 200 lira dışarı çıksın gezsin, kesilir sesi” mantığıyla büyüttüğü çocuklar... İnsan gerçekten acıyor, üzülüyor ama, ne yaparsınız….

Yazının sonunda telegram işkencesiyle ilgili hazırldığım bir giriş videosu da mevcut. İzleyerek de bahsettiğim hususlar hakkında bilgi edinebilirsiniz. Son olarak yukarıda bahsettiklerimden sonra yazıyı George Orwell’in 1984’ünden bir alıntıyla bitirmek istiyorum. Hoşça kalın:

Her şeyden önce bilmelisin ki, burada şehit olmak diye bir şey yoktur. Geçmişte din adına yapılan gaddarlıkları okumuşsundur. Ortaçağ’da engizisyon diye bir şey vardı. Hiçbir işe yaramadı. Sapkınlığı ortadan kaldırmayı amaçlıyorlardı, güçlendirmekten başka bir şey yapmadılar. Engizisyon’un diri diri yaktığı her sapkının yerine binlercesine ortaya çıktı. Neden? Çünkü Engizisyon; düşmanlarını meydanlarda, hem de hala nedamet getirmişlerken öldürdü; daha doğrusu, onları nedamet getirmedikleri için öldürdü. İnsanlar gerçek inançlarından vazgeçmedikleri için ölüyorlardı. İster istemez, tüm onur kurbanın, tüm utanç da onu diri diri yakan Engizisyoncu’nun oluyordu. Sonraları, yirminci yüzyılda totaliter denenler ortaya çıktı. Alman Nazileri ve Rus Komünistleri. Ruslar sapkınlığı Engizisyon’dan daha acımasızca bastırdılar. Geçmişteki hatalardan ders çıkartmışlardı; en azından şehitler yaratmamak gerektiğini öğrenmişlerdi. Kurbanlarına halk mahkemesine çıakrmadan önce onurlarını yerle bir ediyorlardı. İşkence yaparak, hücreye atarak dirençlerini öyle bir kırıyorlardı ki; acınası, umarsız birer şamar oğlanına dönüyordu hepsi; sonunda, ne isteniyorsa itiraf ediyorlar, birbirlerini ihbar ederek, suçlayarak paçalarını kurtarmaya çalışıyorlar, merhamet dilemeye başlıyorlardı. Ama yine de, birkaç yıl sonra aynı olayın tekrarlanmasına engel olamıyorlardı. Ölenler birer şehit olup çıkmışlar, gözden düşürülüp saygınlıklarını yitirdikleri unutuluvermişti. Peki, niçin bir kez daha böyle olmuştu? Bir kere; işkence altında konuşturukdukları ve itiraflarının doğru olmadığı açıkça bilindiği için. Oysa biz böyle hatalar yapmayız. Burada ağızdan çıkan itirafların hepsi doğrudur. Doğru olmalarını sağlarız. En önemlisi de, ölülerin ayağa kalkıp karşımıza dikilmelerine izin vermeyiz. Gelecek kuşakların senin teslim edeceğini aklından bile geçirme, Winston. Gelecek kuşaklar senin adını bile duymayacak. Tarihten silineceksin. Seni gaza dönüştürüp stratosfere yollayacağız. Geriye hiçbir şey kalmayacak senden…

….

“Sen çürük malsın, Winston. Temizlenmesi gereken bir lekesin. Demin, bizim geçmişteki zorbalardan farklı olduğumuzu söylemedim mi sana? Biz zoraki boyun eğilmesinden de, kölece boyun eğilmesinden de hoşlanmayız. Bize özgür iradenle teslim olmalısın. Biz; sapkınları bize direniyor diye yok etmeyiz; direndikleri sürece asla yok etmeyiz: İnançlarından döndürür, kafalarının içini ele geçirip yeniden biçimlendiririz. İçlerindeki tüm kötülükleri, tüm yanılgıları silip atar, lafta değil, canı gönülden saflarımıza katılmalarını sağlarız. Öldürmeden önce bizden biri yaparız. Ne kadar gizli ve güçsüz olursa olsun hiçbir yanlış düşüncenin bu dünyada barınmasına katlanamayız. Ölüm anında bile herhangi bir sapmaya izin veremeyiz. Eskiden sapkın diri diri yakılmaya giderken bile sapkınlığından vazgeçmez, vazgeçmek şöyle dursun, övünerek ilan edermiş sapkınlığını. Rusya’daki temizlik hareketlerinin kurbanları bile kurşuna dizilmeye giderken asi düşüncelerini kafalarının içinde tutarlarmış. Oysa biz beyni tuzla buz etmeden önce kusursuz bir hale getiririz. Eski despotluklar; ‘Şunu yapmayacaksın, bunu yapmayacaksın’ diye buyuruyordu. Totaliterler, ‘Şöyle yapacaksın, böyle yapacaksın.’ Diye dayatıyorlardı. Biz ise, insanlara, ‘Sen aslında şusun, aslında şöyle düşünüyorsun, şuna inanıyorsun.’ diye bastırıyoruz. Buraya getirdiğimiz hiç kimse bize karşı koyamaz. Herkes pirüpak edilir. Hani şu masum olduklarına inandığın üç alçak hain vardı ya; Jones Aaronson ve Rutherford, sonunda onları bile yola getirdik. Sorgulamalarına ben de katılmıştım. Yavaş yavaş çözüldüklerini, yalvarıp yakardıklarını, ağlayıp sızladıklarını gördüm; üstelik acıdan ya da korkudan değil, sırf pişmanlıktan. Onlarla işimiz bittiğinde birer insan müsveddesine dönmüşlerdi. Yaptıklarına üzülüyor ve Büyük Birader’e sevgi duyuyorlardı, hepsi o kadar. Onu ne kadar çok sevdiklerini görmek insanın yüreğine işliyordu. Zihinleri tertemiz olmuşken ölebilmek için, bir an önce kurşuna dizelim diye yalvarıyorlardı.

KURBAN FEYYAZ YÜKSELCİ

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=0HdjdR7P_Dw&feature=youtu.be

MK ULTRA PROJESİ : GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE “ZİHİN KONTROLÜ” PROJESİ


Zihin kontrol deneyleri ile alakalı, Delgado’nun 2001 yılında Cabinet dergisine verdiği röportajda Eşi, Franco’ya uzaktan müdahaleyle işine son verme hayallerini hatırlatınca şöyle cevap veriyor Delgado: “Elektromanyetik ışınımla belli bir mesafeden diktatörü kontrol altına alabilirdik. Yale’de, beyni 30 metre mesafeye kadar etkileyebildiğimiz bazı deneyler de yapmıştık.”

Kore Savaşı boyunca esir alınan Amerikan askerleri Mançurya yakınlarındaki bir kampta toplanıyordu. Sayıları 7000’i bulan bu askerlere, işbirliği yapmaları için Çinliler tarafından klasik işkence yöntemlerinin yanı sıra beyin yıkama faaliyetlerinde bulunuluyordu. Bu faaliyetler o derece başarılı olmuştur ki çoğu Amerikan askeri düşmanla işbirliği yapmakla kalmamış, gazetelere, televizyonlara kendi ülkelerini, kapitalizmi suçlayıcı demeçler vermiş, bildirilere imza atmışlardır. Tüm bunların Amerikan askerlerine zorla yaptırıldığına inanılırken, asıl şok 1953 yılında, savaş bitip esirlerin ülkelerine dönmelerine izin verildiğinde 21 Amerikan askerinin bunu reddetmesiyle yaşandı. Bu askerlere ne olmuştu?

Soğuk Savaş yıllarıydı ve artık Amerikan devleti komünistlerin gizli bir zihin kontrol yöntemi olduğuna inanıyordu. CIA’de zihin kontrol yöntemlerini araştırmak için birim kuruldu. Yıllar sonra, 1974’te Amerikan kongresinin konuyla ilgili araştırma komisyonunun ifşa ettiği üzere, CIA uzun yıllar boyunca elektroşok, kimyasal (LSD), hipnotizma gibi teknikler kullanarak gizli zihin kontrol deneyleri gerçekleştirmiş ve bunun için bazı üniversite, hastane ve klinikleri fonlamıştı.

Şüphesiz, CIA’nin desteği gizli olsa da araştırmaların hepsi gizli değildi. Yale Üniversitesi’nde görevli İspanyol profesör Jose Delgado deneylerini halka açık alanlarda yapıyor, zihin kontrolünün “medeni dünyanın” geleceği için neden zorunlu olduğunu röportajlarda, sempozyumlarda, kitaplarda anlatıyordu. New York Times’ın ön sayfasına taşıdığı, ilk ses getiren deneyi 1963 yılında bir arenada yapıldı. Videoda görüldüğü üzere Delgado, beyninin bazı bölgelerine elektrotlar yerleştirdiği kızgın bir boğanın saldırısını uzaktan kumandayla durduruyor. Delgado’nun stimoceiver adını verdiği bu cihaz radyo dalgaları vasıtasıyla beynin belli bölgelerinin uyarılması prensibiyle çalışıyordu. Stimoceiver, o sıralar uzayda astronotlarla iletişim aracı olarak kullanılan telemetrik cihazının gelişmiş bir versiyonuydu. Aslında kızgın boğa deneyi gösterişi seven Delgado’nun konuyu kamuoyuna mal etme biçimiydi. İstediği tepkiyi almak için beynin hangi bölgesini radyo dalgalarıyla uyarması gerektiğini bir klinikte, Nobel ödüllü psikiyatrist Walter R. Hess’le birlikte hayvanlar, sara ve akıl hastası insanlar üzerinde yıllarca yaptığı deneylerden zaten öğrenmişti.

Geçmişten günümüze zihin kontrolü : Video TIKLAYIN

Zihin kontrolü deneyleri "Dark Matters" belgeseli : Video TIKLAYIN

Delgado, her ne kadar boğa deneyiyle meşhur olmuşsa da, şempanze Paddy ile yaptığı deney çok daha önemlidir. Bu deneyde beyne elektrotlar yerleştirilmemişti. Elektromanyetik alan içerisindeki şempanzenin amigdalasından (beynin başta korku, saldırganlık olmak üzere duyguların denetiminden sorumlu bölgesi) kaynaklanan her etkiye karşı stimoceiver cihazı beynin boz madde denen bölgesine huzursuzluk ve acı hissi yaratan bir karşı sinyal gönderiyordu. Bu negatif geri beslenme sebebiyle birkaç saatlik sinyal tecrübesinden sonra şempanze uysallaşıyor, sessizleşiyordu. İddialara göre 1962 yılında, Ruslar Moskova’daki Amerikan büyükelçisini mikrodalga ışınımıyla etkilemeye çalışmıştı. CIA buna mukabil, Pandora Projesi adını verdiği bir elektromanyetik ışınım programı başlatmış ve Delgado’yu dahil etmişti. Paddy deneyi bu programın sonucuydu.

Zihnin Fizikî Kontrolü: Psiko-Medenileştirilmiş Bir Topluma Doğru. Bu, Delgado’nun 1969 yılında yazdığı kitabın adıdır. İspanyol İç Savaşı’nı ve diktatör Franco tecrübesi yaşamış biri olarak Delgado, fertlerin ve toplumun liberal değerlere göre teknoloji vasıtasıyla ehlileştirilmesine yürekten inanıyordu. Kamuoyundan ve meslektaşlarından gelen şiddetli eleştirilere her seferinde açıkyüreklilikle cevap vermişti: “Toplumumuzun siyasi kontrolü için bir psikocerrahi programına ihtiyacımız var. Amaç, zihnin fizikî kontrolü. Verili normlardan sapan herkes cerrahi müdahaleyle düzeltilebilir. Fertler dünyadaki en önemli şeyin kendi varoluşları olduğunu zanneder ama bu sadece şahsi bakış açısıdır. Tarihi perspektiften yoksundur. İnsanın kendi zihnini geliştirmesine hakkı yoktur. Bu tür bir liberal oryantasyonun büyük cazibesi vardır. Biz beyni elektrikle kontrol etmeliyiz. Bir gün ordular ve generaller beynin elektriksel stimülasyonuyla (tahrik) kontrol edilecek.” (Delgado’nun 1969’da yazdığı Physical Control of the Mind kitabından)

Zihin kontrol deneyleri günümüzde hangi seviyelere geldi bilmiyoruz, birçok spekülasyon var. Ama Delgado’nun, 2001 yılında Cabinet dergisine verdiği röportajda ağzından kaçırdıkları bize bir ipucu veriyor. Eşi, Franco’ya uzaktan müdahaleyle işine son verme hayallerini hatırlatınca şöyle cevap veriyor Delgado: “Elektromanyetik ışınımla belli bir mesafeden diktatörü kontrol altına alabilirdik. Yale’de, beyni 30 metre mesafeye kadar etkileyebildiğimiz bazı deneyler de yapmıştık.”

MK ULTRA PROJESİ /// BİR ZİHİN KONTROL KURBANI : ERTUĞ TAŞDEMİR


BİR ZİHİN KONTROL KURBANI : ERTUĞ TAŞDEMİR

Terör eylemlerinin engellenmesi, insanlık suçu işleyenlerin yakalanması ve bu tür suçlara mani olunması gibi insani amaçlarla yapıldığı iddia edilen çalışma, ABD Ulusal Güvenlik Birimi (NSA) tarafından yürütülüyor. Bu projenin kötü amaçlarla kullanıldığını düşündüğünüz zaman ise ortaya çıkan manzara korkutucu.

Aslında, sadece ABDde değil, gelişmiş pek çok ülkede, kurum ve kuruluşlarda çalışmalar yapılıyor. ABD Güvenlik Birimi tarafından insan beyinlerinin kontrolü için kurulan birimlerden biride MKULTRA. Bu birimin, kimyasal, biyolojik ve radyolojik maddelerin insan davranışlarını kontrol etmeye yönelik bir dizi gizli araştırma yaptığı iddia ediliyor. "Zihin Kontrolüne" ilişkin ilk çalışmalar, Hitler Almanyası`na kadar dayanıyor. Bu teknolojide ABDnin yanı sıra Ruslarında önemli yol kat ettiği aktarılan bilgiler arasında.

Yapılan deneylerde aralarında Türklerinde bulunduğu birçok denek kullanılıyor. Denek olduğunu iddia eden isimlerden biri de Ertuğ Taşdemir … 1991 yılında İsveçte lokanta işletmeciliği yapan Ertuğrul Taşdemir, İsveç gizli servisi tarafından gözaltına alınıyor. Gözaltı süresince, elektromanyetik ışınlarla beyin kontrolüne maruz kaldığını söyleyen Taşdemir, bu konuda hakkını savunmak için çeşitli ülkelere başvurduğunu, yaptığı tüm başvuruların değerlendirilip olayın doğrulandığını ama çok fazla bir şey yapılmadığını söylüyor.

Neden gözaltına alındınız?

Aslında onu tam olarak bende bilmiyorum ama İsveç`te lokanta işlettiğim sıralarda, İsveç Gizli Servisi elemanları, "PKKnın üst düzey yetkilileri ile servis arasında ajanlık yapmamı" istediler.

Kabul etmedim. Benim İsveçte çevrem çok genişti. Dev-Sol üyesi arkadaşlarım vardı. Sadece Dev-Sol değil her kesimden insanla yakın ilişki içindeydim. Gözaltına alındığım sırada, "Senin suçun bu" diye bir suç belirtmediler. Ama daha sonra, yapmadığım halde insanları tehdit ettiğimi, adam öldürdüğümü filan söylediler. Gözaltı süresinin sonunda serbest bırakıldım.

Gözaltında neler yaşadınız?

"Gözaltına alındığım ilk gün bir hücreye kapatıldım. Hücreye girdikten 10 k. Sonra nerden geldiği belli olmayan sesler duymaya başladım.

Duyduğum seslerde Türklere küfür ediyor, beni öldüreceklerini söylüyorlardı. İlk önce hücre içinde bir ses sistemi olduğunu ve yayınların oradan yapıldığını düşündüm. Bu sırada, vücudumda kızarıklıklar ve morluklar oluşmaya başladı. Aradan belli bir süre geçince tuvalete gitmek istedim. Hücreden çıkardılar.

Orada dikkatimi başka bir şey çekti. Hücre dışına çıkıp uzaklaşmama rağmen sesler aynı düzeyde devam ediyordu. Ne olduğunu o an anladım. Sinir bozucu sesler duymaya devam ediyordum. Bu arada tekrar hücreme geldim. Aradan birkaç gün geçti. Dua edip, "Hasbinallah ve ni`mel vekil… diyordum. O anda bir ses duydum. Yayında bana, "Senin şifreni çözdük "diyorlar ve düşüncelerimi bana başka bir sesle söylüyorlardı. İlk kez o an korktum. Çünkü ben ağzımı bile kıpırdatmıyordum ve benim aklımı okuduklarını anladım. Ne düşünsem cevap veriyorlardı. Yayınlar elektromanyetik dalgalarla direkt beynime yapılıyordu. Önceleri sakindim ama daha sonra panikledim ve delirmiş numarası yaptım. Hücredeki çarşafı yakıp, beni hastaneye götürmelerini istedim. Gelip beni aldılar. Beyaz önlüklü insanların olduğu bir odaya gittik. Aslında orası hastane değildi. Bana beyaz renkli bir sıvı içirdiler ve tekrar odama geldim. Sonra uyumuşum.

Kendime geldiğimde dudaklarım ve dilim şişmişti. Hiçbir şeyi hatırlayamıyordum, konuşamaz haldeydim. Halüsinasyonlar görüyordum.

O an bunların teknolojide oldukça ileri olduklarını ve beyin kontrolü yaptıklarını anladım. Üstelik sadece kontrol etmiyorlar, düşüncelerimi de okuyabiliyorlardı. Çünkü bugüne kadar aklıma hiç gelmeyenleri düşünüyordum. Daha sonra mahkemem yapıldı ve serbest bırakıldım. Oradan ayrıldım ama sesler kesilmedi. Aynı küfür ve sesleri duyuyordum. Aradan yıllar geçti ve hala sesleri duymaya devam ediyorum. Bunun yanında lazer saldırıları oluyor. Bu saldırılar her zaman etkili değil ama elektromanyetik dalgaların yüksek olduğu bir alana girdiğim zaman etkili oluyorlar.

O anda dengemi kaybediyorum ve ölüyorum sanıyorum. Bütün vücudumda morluklar oluşuyor. Hücrede vücudumda oluşan morlukların nedeni de bu saldırılarmış. Birçok uzmana gittim ve onlarda beni kontrol ettiler. Anlattıklarımı doğrulayıp, vücudumda ağır hasar olduğunu tespit ettiler.

Çekilen beyin filmimde, beynimde ağır hasar olduğu tespit edildi. Doktorlar o yıllarda nasıl hayatta kaldığıma şaşırdıklarını söylediler. Gözaltı süresinin ardından mahkemeye çıkarıldım. Mahkemede, vermediğim halde ifademi benim sesimden kasede kaydetmişler. Bana dinlettiler. Ama benim söylemediğim şeylerdi. İfademi dinlerken, "Dermed" diye bir kelime dikkatimi çekti. Çünkü bu kelimenin anlamını hiç bilmiyordum. Bunu hakime söyledim;"Bu ses benim ama ben konuşmadım. Bu kelimenin anlamını bile bilmiyorum hayatımda hiç kullanmadım. Bunun üzerine birkaç sorgudan sonra serbest bırakıldım"-Daha önce beyin kontrol operasyonları ile ilgili bilginiz var mıydı?

– Hayır, yoktu ama olanlara dayanabilmek için o anda durumu çözmek gerekiyor. Yoksa çıldırdığınızı düşünürsünüz. Ben kendimi ve psikolojimi iyi biliyorum. Durumu fark etmemde psikolojimi iyi bilmem etkili oldu. Hücrede, elektromanyetik dalgalarla gördüğüm işkence sırasında, ters bir şeylerin olduğunu anladım. Sanki hissediyormuşum gibi aklıma bir şeyler geliyordu, sonra onlar gerçekleşiyordu. Yani bir bakıma olacakları bana o seslerle önceden söylüyorlardı. Sonrasında ise olay gerçekleşiyordu. Amaç benim akli dengemi bozmaktı. O seslerde "biraz sonra seni dışarı çıkarıp, öldürmeye götürecekler" diyorlardı, sonra gerçekten birileri gelip beni, öldürmek için dışarı çıkaracaklarını söylüyorlardı.

Hatta bir keresinde, `öldün` diye tabuta bile koydular.Özkaya; "Tarikatlarda da beyin yıkanıyor"

"CIA Belgeleriyle Zihin Kontrol Operasyonları" kitabının yazarı Ömer Özkaya ise daha çarpıcı gerçeklere dikkat çekiyor. Özkaya; devletin devlet olma özelliği sağcı, solcu, dinci ve bunun gibi farklı kesimleri içinde bulundurmasından geçtiğini söylüyor. Kısacası; devletler çeşitli grupları içinde barındırıyor çünkü insanların özgür düşünme hakları var ve buna göre yaşıyorlar. Devletin devlet olmasında saklı olan diğer özellik ise, bu grupları kontrol altında bulundurmasında yatıyor. Bunun yanında bazı devletlerin diğer ülkelerde de etkin olmaya çalıştığını, bu nedenle o ülkelerde insanların toplu olarak bulundukları grupları kontrol altına almak için çabaladıklarına dikkat çekiyor. Özkaya, Türkiye`deki birçok

tarikatın arkasında da gizli servislerin olduğunu iddia ediyor.

Onlara göre bu tarikatlarda bulunan insanlar toplu olarak kontrol ediliyor. Kontrol, adı geçen yeni teknoloji ile olmasa da, insan psikolojisine uygun olarak yapılan farklı tekniklerle sağlanıyor.

Özkaya, "Bu tarikatların bazılarında `Cihat` ilan ediliyor ve tarikat üyelerinden bombalı eylemlerde bulunması isteniyor. Din için çalışan bir insanın hiçbir zaman adam öldürmemesi gerekir ama bu insanlar yüzlerce masumu öldürebiliyor." diyor. Özkaya, bu konuda insanların tarikatlardan uzak durmaları gerektiğini savunuyor. Bunun yanında, dünyanın adı konmamış bir savaşın içinde yer aldığını da iddia eden Özkaya, insanların kontrol edilmelerine yönelik olarak yapılan çalışmaların, toplumların geleceği açısından büyük tehlike arz ettiğine dikkat çekiyor. Hatta bazı gizli servislerde parapsikoloji tekniklerinin kullanımına yönelik araştırmaların yapıldığını da söyleyen yazar Ömer Özkaya, Türkiye`nin geç kalmadan bu alanda tedbirini alması gerektiğini savunuyor. Bilim adamları da kabul ediyor.

Bilim adamlarına göre de, insanların zihinleri kontrol altına alınabilir. Boğaziçi Üniversitesi Elektromanyetik Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Selim Şeker, Ertuğ Taşdemir`i incelediğini ve anlatılanların doğru olduğunu söylüyor. Şeker, sadece Ertuğ Taşdemir değil aynı şikayetlerle birçok kişinin başvuruda bulunduğunu, bunların arasında bazı öğretim görevlilerinin olduğunu bile söylüyor. Prof. Dr. Selim Şeker, dünya yapısının çeşitli elektromanyetik alanlar içerdiğini ve insanların 5 duyu organı ile bu alanların bazılarını algılayabildiğini vurguluyor. Prof. Şeker, adı geçen araştırmaların, aslında insanların algılayamadıkları dalgalar üzerinde yapıldığını ve kontrol altına alınmak istenen kişinin bilinçaltına gerekli düşüncelerin aktarıldığını dile getiriyor. Şeker; insan beyinlerine gönderilen elektromanyetik ışınların, beynin belli bölgelerini uyardığını, kontrol altında bulunan insanların durumu fark etmeden iradelerini yitirdiklerini savunuyor. Prof. Dr. Şeker, "Kontrol altında bulunan insanlara yaptırılmak istenen ne ise, beynin o bölgesinin uyarılması yeterli.

İnsan beyni, elektronik bir cihaza benziyor. Her duygunun, düşüncenin beyin içinde farklı bir noktası var. Bu noktaların uyarılması halinde, beyin uyarılan noktanın talimatı doğrultusunda harekete geçiyor. İnsan beynindeki noktalar arasında öyle yerler var ki bunların uyarılması durumunda kişi adam bile öldürebilir. Yani bu yöntemle insanlar katil bile yapılabilir. Bunun yanında, yine aynı elektromanyetik dalga yöntemi ile uygulanan kişiye uzak bir mesafeden kalp krizi geçirtilebilir. Bu durum devlet başkanları için bile geçerli. Ülkelerin, yeni teknolojiden haberdar olmaları ve konu ile ilgili araştırma yapmaları gerekiyor" diyor. Prof. Dr. Şeker, bunun yanında insan beyinin çözülemeyen birçok sırrı olduğunu ve ABD`de ki bilim adamlarının bu yönde çalışmalar yaptıklarına da değiniyor. Örneğin; parapsikoloji olaylarının gerçek olduğunu ve insan beyninin çözülemeyen yapısı ile ilgili olduğunu söyleyen Şeker, "ABD`de bu alanda yapılacak olan çalışmalar için yüklü miktarda paralar ayrılıyor" diyor. Türkiye`nin ise bu konuda çok geride olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Selim Şeker, "Bizler bilim araştırmalarına bütçe ayıramıyoruz. Zaten bu alanda yapılan araştırmalar oldukça pahalı. Biz daha bir profesöre bilgisayar dahi tahsis edemiyoruz. "Zihin Kontrol" teknolojisi dünya için oldukça önemli ve yeniçağın silahı. Bu konuda Türkiye`de gerekli önlemi bir an önce almalı.

MK ULTRA PROJESİ : BİREYSEL VE TOPLUMSAL ZİHİN KONTROLÜ


BİREYSEL VE TOPLUMSAL ZİHİN KONTROLÜ

Colin Ross isimli Amerikalı psikiyatristin yazmış olduğu bazı kitaplar istihbarat örgütlerinin aslında ‘Zihin Kontrolü’ projelerinde ne kadar ilerlediklerini göstermektedir. Colin Ross’un2006 yılında yayınlanan ‘CIA Doctors’ (CIA Doktorları) isimli kitabı ve 1995’te yayınlanmış ‘Satanic Ritual Abuse’ (Satanik Rituel Tacizi) isimli kitabı aslında istihbarat örgütlerinin insan beynini kontrol etmek konusunda ne kadar yol almış olduklarını kanıtlıyor.

DID/MPD (Dissociative Identity Disorder ve Multiple Personality Disorder), yani çoğul kişilik, aslında çok az görülen bir psikiyatrik olgu olarak biliniyor. Fakat son çalışmalar ve bazı yazarların yazmış oldukları kitaplar şu ana kadar bildiklerimizin ötesindeki bazı gerçekleri ele almakta. John Marks (The Search for Manchurian Candidate), Colin Ross (Satanic Ritual Abuse, the CIA Doctors, Dissociative İdentity Disorder) , Steven Hassan (Combatting Cult Mind Control), Kathleen Taylor (Brain Washing: The Science of Thought Control), William Sargant (Battle for the Mind: A Physiology of Conversion and Brain Washing), Denise Winn (The Manipulated Mind) gibi yazarların çalışmaları çok net olarak insan beyninin ne kadar zayıf bir psikolojiye sahip olduğunu ve yeterli koşullar sağlandığında hem bireysel zihin kontrolünün, hem de toplumsal zihin kontrolünün nasıl oluşturulabileceğini bizlere sunuyor.

Colin Ross’un yapmış olduğu son 20 yıllık çalışmalar çocuklarda ‘ritüel taciz’ (ritual abuse) ile oluşturulan psikolojik travmanın uygun koşullarda çoğul kişilik bozukluğu meydana getirebileceğini kanıtlar nitelikte. Ross’a göre CIA bu konuda MK- Ultra projesi kapsamında çocuklarda Ritüel Taciz deneyleri yapmış durumda, bu deneyler 1950’lerde başlamış, halen sürüyor! Bu deneylerin bir kısmı üçüncü dünya ülkelerinde kurgulanmış. Bu ülkelerin içinde Türkiye de var! Aklımıza çoğunun taciz kurbanı olduğu, İstanbul sokaklarını dolduran kökenleri Güneydoğu olan yüzlerce tinerci çocuk geliyor tabii ki! Türkiye toplumu ve Türkler 1950’lerden beri ‘CIA Zihin Kontrolü’ operasyonlarının etkisi altında! Özellikle radikal dinci bazı tarikatlarda ve cemaatlerde ciddi Zihin Kontrolü operasyonları yapıldığını biliyoruz.

Psikiyatristler ise bu konuda akıl almayacak düzeyde bilgisiz ve ilgisizler. Bu konuda henüz bir giriş kitabı olarak yazmış olduğum ‘Derin Devletler, Gizli Projeler ve Kirli Gerçekler: Zihin Kontrolünden, Psikolojik Savaşa’ isimli kitap bu konuda Türk toplumunun açlığını kanıtlarcasına 2 ay içinde üçüncü baskıya giriyor. Bu konularda daha önce konunun uzmanları olmayan kişiler tarafından yazılmış bazı kitaplar ise sadece birer dezinformasyon abidesi olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Şu anda üzerinde çalıştığım ‘Zihin Kontrolü ve Kara Bilim’ isimli kitapta konunun detaylarına girmeye çalıştım. Eğer İstanbul Üniversitesi yönetiminin hakkımda açmakta olduğu soruşturmalar ve beni Üniversiteden atmak için yapmış olduğu girişimlerle mücadele etmekten vakit bulabilirsem, kitaplarımı bitirebileceğim.

CIA’nın çocuklarda psikolojik travma ile ilgilenmesinin nedenlerinden birisi, bu çocukların bazılarında büyüyünce gelişebilecek çoğul kişilik olgularını araştırmak. Çoğul Kişilik (DID/MPD) aslında kolay kolay gelişebilecek bir psikiyatrik bozukluk değil. Ross’un DID hastalarının % 95’i çocukluklarında cinsel veya başka türlü bir tacize maruz kalmışlar. Bu da insanlarda uzun ve kalıcı etkiler yapmakta. Çoğul kişilik gelişen yetişkinlerde bilinç disosiasyona uğruyor ve birbirinden habersiz en az iki kişilik aynı beyinde varlığını sürdürüyor. Bu kişilerde yoğun amnezi (unutkanlık) olabildiği gibi başka psikiyatrik bozukluklar da görülüyor. Bu kişilerin bazıları yanlış teşhis konularak şizofreni veya psikoz tedavisi gördükleri zaman, bu psikiyatrik bozukluk daha da kötüleşiyor. Psikiyatrinin aslında emekleme çağında olduğunu söylersek abartmış olmayız. Psikiyatrik bozukluklar ve bilinç konusundaki en yetkin bilim dalı ise Nörobilim (Neuroscience). DID vakalarında çok kolay farklı kişilik, bilinçte ilaçlarla (örn. Halüsinojenler, LSD, PCP, THC vb.) ya da diğer gizli tekniklerle çok kolay açığa çıkarılabiliyor ve bu latent kişilik programlanabiliyor.

Evet! Bir film senaryosundan veya bilim kurgu romanından bahsetmiyoruz, tüm bunların 21. yüzyılda gerçek olabildiğini göreceğiz.

DID-MPD hastalarında veya DID kökenli Mançurya Kobaylarında belli dönemlere ait unutkanlık, sürekli ambivalans (çelişkili konuşmalar ve çelişkili davranışlar), paralojik (mantıkdışı) düşünceler, ağlama nöbetleri, sara krizlerine benzer krizler, depresyon, uyku bozuklukları ve rüyalarda bazı sorunlar, çeşitli davranış bozuklukları görülmekte! Demiri tavında dövüp şu soruyu soralım: Bu belirtiler size hangi politikacımızı hatırlatıyor?

Benzer çalışmaları Nöroloji bölümünde yapmıştım. Şu anda bu konudaki bir makalemiz PNAS dergisinde yayınlanmakta, bu çalışmada hayvanlarda oluşturulan bir çeşit travma modeli olan farklı epilepsi modellerinde, hayvanlar yetişkin hale gelince, travmanın hem hippokampüsde hem de çeşitli yolaklarda kalıcı elektrofizyolojik etkiye ve uzun süreli psikolojik sorunlara veya öğrenme problemlerine yol açtığını kanıtlamıştık (bu konuda bir makalemiz Epilepsia’da yayınlandı). Yaptığımız çalışmalar, postnatal (doğumsonrası) dönemde (P20 ve P30 arasında) oluşan travmanın veya aşırı nöronal aktivitenin uzun süreli elektrofizyolojik değişikliklere ve öğrenme ile ilgili sorunlara yol açtığını kanıtlamıştı. Gelişim nörolojisi çalışmaları aslında yakın bir gelecekte bu konuların sırrını çözecektir.

Zihin Kontrolü konusunda 1950’lerde Amerika’da CIA, NSA ve DoD- Pentagon İngiltere’de MI6, Almanya’da BND, Rusya’da KGB tarafından başlatılan çalışmalar hiç bir zaman durmadı. Bir kaç yüz milyar dolar bu çalışmalara ayrıldı ve çalışmalar değişik ülkelerde ve kültürlerde de sürdürüldü (Türkiye bunların içindeydi!). Bazı subaylar ve politikacıların da bu operasyonlardan geçirildiği konusunda elimizde şüphe uyandırıcı bazı bilgiler vardır; özellikle Türkiye aleyhtarı bazı kararların alındığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin tasviyesi yolunda bazı adımların atılmış olmaya çalışıldığı bu dönemlerde, hangi subayların birer truva atı olarak Genelkurmaya sokulmuş olduğunun araştırılması gerekir! Zihin Kontrolü Operasyonlarının detaylı olarak araştırılması Türkiye’nin Ulusal Güvenliğini ilgilendiren bir konudur, bu konulardaki çalışmaları engelleyenlerin ise Türkiye yararına çalışmadıkları aşikardır!

Mançurya Kobayı (Manchurian Candidate, Mançurya Adayı), yani beyni yıkanmış, iradesi kontrol altına alınmış ve istenilen bazı eylemleri itiraz etmeden, kayıtsız şartsız gerçekleştiren bazı kişilerin yaratılması konusundaki çalışmaların tamamlandığı söyleniyor.

Türkiye’deki politikacılara bakarsak her taraf Mançurya Kobayları ile dolu zaten! Konu sadece Mançurya Kobayı meselesi değil! Aynı zamanda sosyal zihin kontrolü operasyonları da pek çok ülkede yapılıyor; örneğin Türkiye’de belli bir şeriatçı ve radikal dinci görüşe sahip oy oranı 1985’lerde % 5 iken, bu oran 20 yıl içinde % 35-40’a çıkartılabiliyor; bunun sonucundaki geri dönüşümsüz çöküşü, Türkiye Cumhuriyeti’nin tam tasviyesini, Büyük Ortadoğu Projesinin gerçekleştirilme çabalarını ise hep birlikte hayretler içinde izliyoruz (bkz. acikistihbarat.com’daki ABD’nin ve AB’nin Türk Düşmanlığı ve Sevr Kararlarının Kanıtları ve Türk Silahlı Kuvvetlerine Karşı Psikolojik Harp: Başka Çete Operasyonları da var isimli yazılarım). Radikal dinci cemaatlerin ve tarikatların zihin kontrolü ve beyin yıkama yöntemlerini sistematik olarak kullandıklarını tüm yönleriyle biliyoruz.

Beyinleriniz ve psikolojik yapınız, medyayı ya da başka yöntemleri kullanmakta olan yabancı istihbarat örgütlerine emanet! Ulusalcı bir Derin Devletimiz olmadığı için de, hiç bir önlem alıp oto-kontrol mekanizmalarımızı ve Anayasayı veya Ulusal Güvenliği koruyabilecek diğer mekanizmaları devreye sokamıyoruz.

MK ULTRA PROJESİ : ZİHİN KONTROLÜ + ÜMİT SAYIN + İBDA-C ÖRGÜTÜ + CIA VE MOSSAD ÜZERİNE RÖP ORTAJ


Doç. Dr. Ümit Sayın’la Milliyet ve ATV’nin düzmece haberi üzerine

Röportaj: Burak Çileli

Beklenen Nizâm: Sayın Salih Mirzabeyoğlu hakkında geçtiğimiz günlerde ATV, Milliyet ve Posta gazetelerinde sizin sözlerinize de yer verilen düzmece bir haber yayınlandı. Kartal Özel Tip Cezaevinde kendisine “zihin kontrolü” operasyonu yapıldığı doğru. Ancak beyninin incelenmesi talebiyle avukatları aracılığıyla Adli Tıp’a başvurduğu, hele hele “zihin kontrolüyle kendisine suç işlettirildiği” tarzında ona isnad edilen ifadeler yalan. İbda Mimarı, devrimci mütefekkir portresiyle, eserleriyle ve aksiyonuyla ne yaptığı da ne yapmadığı da ortada olan bir şahsiyet. Bu haberin, ona karşı girişilen sistematik bir komplonun ilk aşaması olduğu tarafımızca mâlûmdur. Ön görüşmemizde bahsettiklerinizden anladığım kadarıyla bu komploya sözleriniz çarpıtılarak verilmek suretiyle bilmeyerek de olsa siz de alet edildiniz. Ne dersiniz?

Ümit Sayın: Ben Milliyet’teki habere çok şaşırdım. Bir daha demeçlerimi basına yazılı olarak vermeyi düşünüyorum. Çünkü korkunç bir distorsiyon var, çarpıtma var haberde. Benim söylediklerim yazılmadı. Küçük bir dipnottu Salih Mirzabeyoğlu konusu. Bir kanalla bana iletilmişti. Yani kendisinin görüşme talebi bana bir kanalla iletilmişti. Ve pat diye…

Beklenen Nizâm: Ben ATV’de de seyrettim konuşmanızı…

Ümit Sayın: Ben seyretmedim.

Beklenen Nizâm: Orada "bir adamları vasıtasıyla bana başvurdular” filan gibi bir ifadeniz var.

Ümit Sayın: İşte o kanal, bir tek kanal var… İletilmiş bana… Bana sistematik ve resmî olarak gelen bir talep yok. Fakat Milliyet Gazetesi inanılmaz derecede çarpıtmış olayı. Yani ortada bir talep olmadığı halde sanki avukatları aracılığıyla enstitüye ulaşılmış imajı veriliyor. Böyle bir şey yok. Bunu net olarak yazabilirsiniz. Zihin kontrolüyle ilgili çok fazla çarpıtma bilgiler var televizyonlarda, basında. Ben bu konuyla ilgili bir çok makaleler yazdım. Ona paralel olarak, o bağlamda bazı açıklamalar yapmak istedim. Salih Mirzabeyoğlu hakkında bir cümlelik bir konu geçti, bir dipnot… Bu dipnottan sonra adamlar bütün yazıyı kesmişler, (yanındaki öğrencisini göstererek) -hatta öğrencim de oradaydı- sonra dipnotu ana temaymış gibi işlemişler, pat diye gazeteye manşet atmışlar. Yani olayda tamamen çarpıtma var. Bu bir komplo olabilir tabii; bilmiyorum. Artık Milliyet’in mi, başkasının mı, bir komplosu olabilir. Yani ben tabii olayın ne olduğunu sizden öğreniyorum. Direkt bir bağlantı kurulacaktı onu biliyorum. Ama o sistematik bağlantıyı bloke etmek de amaçlanmış olabilir. Burada bir komplo olduğu ve olayın çarpıtıldığı ortada. Şimdi avukatlar eğer Adli Tıp Enstitüsüne başvuruyorsa ortada başvuru formu olur. O formu görmeden ben nasıl böyle bir şey söyleyebilirim. Ortada çok ciddi bir çarpıtma ve komplo olduğu açık. Yani belki kullandılar beni, dediğiniz gibi. Belki direkt olarak bana da yönelik bir şey. Çünkü Aydın Doğan medyası ve Koç grubu ulusalcılarla arası pek iyi olan bir medya değil. Tekzip edilecek.

Beklenen Nizâm: Bugüne kadar zihin kontrolüyle ilgili birçok televizyon programına katıldınız. Farmakolog olduğunuz için konuyu tabiî olarak kendi branşınızın kıstasları içinde değerlendirdiniz. Ben bu programların birçoğunu seyrettim. Türkiye kamuoyu zihin kontrolü projesinden Sayın Salih Mirzabeyoğlu sayesinde haberdar olmuşken dikkatimi çeken şey, bugüne kadar yapılan hiçbir programda onun adının zikredilmeyişiydi…

Ümit Sayın: Ben Milliyet bahsedene kadar o kitaptan… (Telegram-Zihin Kontrolü kitabını kastediyor)

Beklenen Nizâm: Sözü oraya getireceğim zaten… Bu düzmece haberin zamanlaması oldukça dikkat çekici. Salih Mirzabeyoğlu’nun “Telegram-Zihin Kontrolü” adıyla kaleme aldığı ve projenin perde arkasında kimlerin bulunduğunu ifşâ ettiği kitabı tam da baskı aşamasındayken böyle bir dezenformasyon bombardımanıyla ortalık bulandırılmaya çalışılıyor. Ön görüşmemizde, bu olayın arkasında hangi istihbarat örgütünün olabileceğine dair birtakım şeyler söylemiştiniz. MİT’i mi kastediyorsunuz?

Ümit Sayın: MİT’in olup olmayacağını bilmek zor. Çünkü ortada delil yok ki. Programlarda Salih Mirzabeyoğlu’ndan bahsedilmeyişinin sebebi; Türkiye’de adı geçen hiç kimseden bahsedilmedi. Çünkü bana haber getirilene kadar ben bilmiyordum böyle bir iddia olduğunu. Bu iddia bana dolaylı olarak iletildi…

Beklenen Nizâm: (Timaş Yayınları’ndan çıkan Aydoğan Vatandaş’ın kitabı) Agharta’yı okumadınız mı?

Ümit Sayın: Agharta’yı okumadım

Beklenen Nizâm: Ömer Özkaya’nın kitabını okumadınız mı? (IQ Yayınlarından çıkan CIA Belgeleriyle Zihin Kontrol Operasyonları adlı kitap)

Ümit Sayın: Ömer Özkaya’nın kitabını okudum da, orada Salih Mirzabeyoğlu’ndan bahsediyor mu?

Beklenen Nizâm: Elbette.

Ümit Sayın: Ömer Özkaya’nın kitabını okudum da çok ciddiye almadım.

Beklenen Nizâm: Ciddiye alınacak kitaplar değil zaten. Kitaplardaki malzemelerin bir kısmı Mirzabeyoğlu’nun avukatı Harun Yüksel beyin internet sitesinden alınma tercümeler. Söylemek istediğim, Mirzabeyoğlu’nun isminin zikredilip edilmemesi değil, kendisinin bu konuda yazdığı kitabın haberi bir takım çevrelere ulaştıktan sonra, bir yerlerden düğmeye basılmışçasına bir dezenformasyon bombardımanına başlanması. Üzerinde durduğum nokta bunun arkasında kimlerin olduğu. Açıklamalarınız onu gösteriyor ki bilmeden bu duruma alet edildiniz.

Ümit Sayın: Alet edildiğimi derginizde belirtirseniz minnettar kalırım. Çünkü ortada benim işin içinde olduğum bir durum yok. Bana geldiler “zihin kontrolünü konuşacağız” diye. Zihin kontrolünü konuşurken konuyu onlar açtı; yani Salih Mirzabeyoğlu’nun adı geçti. Bir cümlelik bir şey. Sonra pat diye manşet yaptılar.

Beklenen Nizâm: "Adli Tıp’a başvurdu” diye bir şey söylediler mi? Veya “Adli Tıp’a başvurdu mu” tarzında bir soru yönelttiler mi?

Ümit Sayın: Yok söylemediler. Öyle bir şey kesinlikle konuşulmadı. Kendileri uydurup yazmışlar. Buna benim tekzip yollamam gerekiyor, çünkü böyle bir şey benim için de ciddi bir sorun teşkil ediyor. O yüzden Milliyet’ten Önay beye (soyadı Yılmaz veya Bilgin) bir tekzip yollayacağım. Böyle bir başvuru olsa zaten başvuru belgesini göstermek lâzım. Kesinlikle böyle bir şey yok. Bunun arkasında kimler olduğu konusuna gelince, ben yerli istihbarat örgütlerinden çok yabancı istihbarat örgütlerini düşünüyorum. MOSSAD’ın olma ihtimali var; ama belge yok, bu bir tahmin sadece!

Beklenen Nizâm: Biliyorsunuz artık yerli yabancı ayrımı da pek kalmadı. Hani diyorlar ya, “dünya globalleşti”! Meselâ daha geçenlerde ABD Dış İlişkiler Konseyi (CFR) üyelerinin Türkiye’ye gelip kapalı kapılar ardında görüşme yapmaları, İsrail’le gizli ve açıktan yapılan askerî anlaşmalar filan… Neyse, olay açıklığa kavuştu sayılır. Teşekkür ederim.

Ümit Sayın: Rica ederim.

MK ULTRA PROJESİ /// PROF. DR. NEVZAT TARHAN : Zihin Kontrolü Mümkün mü ?


Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan Zihin kontrolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Zihin kontrolünü herkes yapabilir

Zihin kontrolü hayatımızın her alanında var. Birbirlerin duygusal yakınlık hisseden herkesin arasında var. Zihin kontrolü istihbarat örgütleri tarafından yapıldığı zannediliyor. Empati diye bilinen beceride beyindeki nü dalgaları üretiliyor, empati okuyan kişi nü dalgalarını okuyabiliyor, otistiklerde böyle bir ilişki yoktur. Zihin kontrolü karşılıklı iletişime geçmiş herkes yapabilir.

Duvarın arkasındaki olanı görmek, kartlarda olanı görmek yeni keşfedildi. Parapsikoloji laboratuvarlarında yapılan deneylerde ses, ışık olmadığı bir yerde bir taraf alıcı bir taraf verici olmayı isterse zihin bilgi aktarmayı başarabiliyor. Günlük yaşantıda görüyoruz, konuşurken telepati vardır, konuşurken karşı tarafın ne düşündüğünü hissedersin. Bir kişi aklına gelir bir bakarsın karşına geliverir bu gibi şeyler olabilir, daha çok tanıdığın insanlar arasında bu bağ daha kuvvetlidir.

Aralarında güçlü duygusu olan kişiler ne kadar uzak olursa olsun birbirlerini hissederler, anne çocuk arasında veya ikizler arasında bu gibi duygular hissedilebiliyor burada iki tarafında duygusal yoğunlukta olması gereklidir.

Hipnoz örtülü hafızadır

Hipnozda ise hipnoz olacak kişi ile hipnoz olan kişi arasında güven ilişkisi çok önemli. Hipnozda ayrık bir beyin çalışması oluşuyor. Hipnozda otomatik pilot gibidir. Bir anlamda hipnoz örtülü hafızadır, bilgisayardaki harddisk gibi her zaman değil istediğiniz zaman ulaşabiliyorsunuz.

Hipnoza girilen kişiye sadece izin verildiği konularda hipnoz yaparsınız, hipnoz olan kişiye üstünü başını çıkar dediğiniz zaman o kişi bunu yapmaz çünkü buna hazırlanmamıştır.

Hipnotik telkin yapılan kişilere elinde yandı diye telkin yapılırsa o bölgede yangın olmasa ama biz beyin elin yanıyor dersek o bölge su toplar, beynimiz böyle çalışır. Hipnoz bir bilimdir ama daha çok sanattır.

MK ULTRA PROJESİ : ELEKTROMANYETİK VE PSİKOTRONİK SAVAŞ – SİNİR & ZİHİN KONTROLÜ


22 Mart 2012 günü Rus Savunma Bakanı Anatoly Serdyukov şöyle bir açıklama yapmıştı:

“Yeni fizik ilkelerini temel alan silah sistemlerinin geliştirilmesi, doğrudan enerjiyle çalışan silahlar, jeofizik silahlar, dalga enerjisiyle çalışan silahlar, genetik silahlar, psikotronik silahlar, 2011-2020 dönemi için devletin silah satın alma programının bir parçasıdırlar” (1)

Dünya medyası, elektromanyetik dalgaların, insan beynine basit sesler aktarmak için kullanıldığı 1960’lı yıllardan beri bilimsel deneylerin yayımlanması suretiyle psikotronik silahların açık kullanımı konusundaki imalara tepki gösterdi. Bununla birlikte, birçoğu, o dönemden beri bu alanda dünya çapında yoğun bilimsel araştırmaların gerçekleştiğini söylemekten de imtina etti. Sadece Kolombiya’da yayımlanan bir gazete olan El Spectador, bu alandaki girişimlerin tümünü kapsayan, kapsamlı bir makale yayımladı.

Britanya’da yayımlanan Daily Mail de, bir diğer istisna olarak, elektromanyetik silahlar üzerindeki araştırmaların 1950’li yıllardan beri ABD ve Rusya’da gizlice gerçekleştirildiğini yazdı ve “*düşük frekanslı dalgalar veya ışınlar, beyin dalgalarını etkileyebiliyor, psikolojik durumları değiştirebiliyor veya bir kişinin düşünce süreçlerine doğrudan telkinler ve talimatlar aktarmayı mümkün kılıyor.

Yüksek dozdaki mikrodalgalar ise, iç organların işleyişlerine zarar verebiliyor, davranışları kontrol ediyor veya hatta kurbanları intihara dek sürükleyebiliyor*.” (2)

1975 yılında, bir nöropsikolog olan ve Veterans Administration Hospital’da Deneysel Nöropsikoloji Laboratuvarları direktörlüğü yapan Don R. Justesen`ın “*yaşayan canlıların davranışları üzerinde mikrodalgaların etkisi*” konusunda “*American Psychologist*”te bir makalesi yayımlandı. Justesen, makalesinde, meslektaşı olup, aynı zamanda Amerikan Donanması’nın gizi bir projesi olan Pandora’da çalışan Joseph C. Sharp tarafından kendisine aktarılan bir deneyin sonuçlarından şöyle bahsetmişti.

“Sharp ve Grove, sesli modülasyonlu mikrodalgalarla, kelimeleri ışın halinde yayarak, dokuz kelimeyi işitip, tespit edip aralarındaki farkı bulabilecek düzeye gelmişlerdi. Yapay ses boruları ile üretilen ve işitilen sesler, insan gırtlağından çıkma seslere çok benziyorlardı.” (3)

10 Ocak 2007’de Washington Post’ta aynı konuda bir başka makale yayımlanmıştı: “*2002 yılında, Hava Kuvvetleri Araştırma Laboratuvarı, tam da bu tür bir teknolojinin patentini aldı: Bir kişinin beynine sözcükler göndermek için mikrodalganın kullanımı. Araştırma laboratuvarının enerji bölümünün sözcüsü olan Rich Garcia, bu alandaki patenti veya halihazırda yürütülen ya da ilgili araştırmaları bizimle tartışmaya açmayı reddetti; laboratuvarın, mikrodalga çalışmaları hakkında yorum yapmama konusundaki politikasından söz etti. Bu makale için bilgi almak üzere doldurulan Bilgi Edinme Hakkı başvurusuna yanıt olarak ise, ABD Hava Kuvvetleri, 2002 yılında alınan patente ilişkin gizliliği olmayan belgeleri açıkladı: Açıklanan belgelerde patentin, Hava Kuvvetleri Laboratuvarı’nda Ekim 1994’te bir insan deneyini temel aldığı, bilimadamlarının insanların beynine –ancak marjinal düzeyde bir anlaşılırlığı olan- cümleler aktarabildikleri belirtildi. Araştırmanın en azından 2002 yılına kadar devam ettiği görülüyor. O dönemden beri bu çalışmaların ne noktaya vardığı net değil – araştırma laboratuvarı, gizliliğe işaret ederek, bu konuyu tartışmayı veya ilgili başka materyalleri açıklamayı reddetti.*” (4)

Dünya medyası, insanların sinir sisteminin uzaktan denetimine dair araştırmalardaki ilerlemeler konusunda ayrıntılı haberler yapmaktan ısrarla imtina ediyor. İki kez Nobel Ödülü’ne aday gösterilmiş olan Dr. Robert Becker, “*Vücut Elektriği*” adlı kitabında, 1974 yılında J. F. Schapitz’in gerçekleştirdiği bir deneyden –*Bilgi Edinme Kanunu çerçevesindeki bir başvuru sayesinde edinilen bilgiler ışığında*– söz eder.

*J.F. Schapitz* şöyle yazar: “*Bu soruşturma sırasında, hipnozcunun sözlü olarak ifade etiği kelimenin, aynı zamanda modülasyonlu elektromanyetik enerji yoluyla doğrudan insan beyninin bilinçaltı kısımlarına da aktarılabileceği görülmüştü. Yani, mesajları almak veya kodlarını çözmek için herhangi bir teknik araç kullanmaksızın ve bilgi girişini bilinçli bir şekilde denetleme şansına sahip olmak kaydıyla bu tür bir etkiye maruz kalmaksızın…*” (5)

Bu maksatla yapılan dört deneyden birinde, deneklere yüz soruluk bir test veriliyor ve sorular basitten daha teknik olanlara doğru uzanıyor. Daha sonra ise, denekler, boş bıraktıkları sorulara yanıtlar öneren bilgi ışınlarına maruz kalacaklar, doğru cevap verdikleri bazı sorular konusunda amnezi yaşayacaklar, diğer doğru cevaplar hakkında da belleklerinde tahrifat yaşanacak. İki haftadan sonra testi yeniden geçmeleri istenecek. *İkinci testin sonuçları hiçbir zaman yayımlanmadı*. Bu deneylerde insanların beynine, beynin algılayabileceği türden, ancak deneğin fark etmediği ultrason frekanslar gönderildi.

Elektromanyetik dalgalar aracılığıyla insan beynine sözlerin aktarılması, araştırmacılar açısından, en zorlu görevlerden biridir kuşkusuz… İnsanların düşüncelerini, karar alma süreçlerini ve davranışlarını motive eden insan heyecanlarını denetlemek, çok daha zor olmalı. *Bu tür araçlarla yapılan deneylerden muztarip olduklarını iddia eden insanlar, gaipten sesler duymanın yanı sıra, sahte duygulara kapılmaktan (orgazm da dahil) ve iç organlarında bazı sancılar hissetmekten şikayet etmektedirler. Bu sancıları doktorlar da teşhis edememektedir*.

Kasım 2000’de, Rusya Devlet Duması Güvenlik Komitesi, insanların sinir sisteminin uzaktan kontrolünü veya sağlık sisteminde yaşanan sıkıntıların uzaktan denetimini sağlayan yeteneklerin, birçok gelişmiş devletin elinde mevcut olduğunu belirtmiştir. Ancak, Nuremberg yasalarına ters düşecek şekilde, *söz konusu teknolojilerin insanlar üzerinde onlar farkında olmadan bir takım deneyler için kullanıldıkları da aşikardır. 2001 yılında, Amerikan donanmasının gazetesi olan Defense News; İsrail’in, Filistinliler üzerinde söz konusu silahlarla bir takım deneyler yaptığını yazmıştı*.

Devrik Honduras cumhurbaşkanı Manuel Zelaya da, Honduras’taki Brezilya büyükelçiliğine sığındığı sırada, “*baş ağrısı ve organların istikrarının bozulmasına*” sebep olan “*mikrodalgalar eşliğinde elektron bombardımanına*” maruz kaldığı yönünde bir şikayette bulunmuştu. (7)

*Bu silahların kullanımı uygun zaman istiyor ve siyasi krizler dönemlerinde aniden ortaya çıkıyorlar*. Rus gazetelerine göre, Mikhail Gorbaçov’a karşı 1991’de gerçekleşen başarısız darbe sırasında, General Kobets, Rus Beyaz Sarayı’nın korumalarını, zihin kontrol teknolojisinin onlara karşı kullanılabileceği konusunda uyarmıştı. Darbenin ardından, SSCB Bilimadamları Başkan yardımcısı Victor Sedlecki`nin, Rus gazetesi Komsomolskaya Pravda’da bir açıklaması yayımlandı ve burada şöyle dedi:

“Bir uzman ve tüzel bir kişi olarak, psikotronik biyojeneratörlerin üretiminin Kiev’de başlatıldığını beyan ederim, bu, oldukça ciddi bir meseledir. Darbe sırasında tam olarak Kiev jeneratörlerinin mi kullanıldığını elbette net bir şekilde açıklayamam. Bununla birlikte, kullanılmış olabilecekleri bana büyük bir ihtimal dahilinde geliyor. Peki, psikotronik jeneratörler nelerdir? İnsan organizmasında güdümlü denetim etkisi üreten elektronik bir ekipmandır. Özellikle korteksin sağ ve sol yarılarını etkiler. Bu, ayrıca, Amerikan Zombie 5 Projesi’nde kullanılan bir teknolojidir.” (8)

ABD’de halihazırda sinir sisteminin uzaktan manipülasyonundan şikayet eden yüzlerce insan, FBI, Savunma Bakanlığı ve diğer ajanslara karşı şikayet dilekçeleri hazırlıyor; onlardan, kendilerine ilişkin dosyaları açıklamalarını, kendi bedenlerini hedef alan tehlikeli radyasyonları tespit etmelerini ve bu radyasyonların kaynaklarını belirlemelerini talep ediyorlar. Belki de 2000’in üzerinde insan, Rusya’da, 200’ün üzerinde insan Avrupa’da, 300’ün üzerinde insan Japonya’da ve onlarca insan da Çin ve Hindistan’da, bu konuda şikayetlerde bulunuyorlar. Rus Devlet Duması Güvenliği Komitesi’nde çalışan Rus siyasetçi Vladimir Lopatin, bu teknolojilerin kullanımını yasaklayan bir yasa teklifi sundu ve Psychotronic Weapon and Security of Russia/ Psikotronik Silah ve Rusya’nın Güvenliği adlı kitabında da (Sinteg Yayınları, Moskova, 1999) Rusya’nın insanlar üzerinde, onlar farkına varmadan bir takım deneyler yürüttüğünü açıkladı.

Şunu da unutmamak gerekir ki, bu insanların çoğu akıl hastanelerinden geçiyorlar. Vladimir Lopatin, 1999 yılında ABD’yi, SSCB Savunma ve Devlet Güvenliği Meseleleri Yüksek Sovyet Komitesi’nin Askeri Reform Alt-Komitesi başkanı olarak ziyaret etti ve burada Richard Cheney ile görüştü. O dönemde Lopatin, “Sovyet muhaliflerin yeni yüzü ve lideri” olarak tanımlanmaktaydı. Daha sonraları, Rus siyaset dünyasının üst kademelerinden silindi adı ve yok oluverdi.

Peki, bu araştırmalar neden ve nasıl bu zamana dek gizli kaldı? Bunun iki açıklaması var:

*1-* Süpergüçlerin bu alanda net bir üstünlük elde etmek için rekabet ettikleri ve bu şekilde tüm dünyanın denetimini kendi ellerine almayı istedikleri bir dünyada halihazırda gizli bir silah yarışı süregitmektedir.

*2-* Hükümetler, yanlış kararlarının sonucu olarak ortaya çıkması muhtemel bir krizi kontrol edemeyecekleri durumlarda kullanmak üzere belli başlı teknolojileri, ellerinini altında hazırda bekletmektedirler.

Her iki durumda da, demokrasi çağı ve insanların özgürlüğü son bulacak. Rusya Savunma Bakanı Anatoly Serdjukov’un açıklamasına göre, “bu silahların resmi olarak Rus askeri cephaneliğinin bir parçası haline gelmesi için en fazla sekiz yıl kaldı.” Demokrasi açısından bu durum, sonun başlangıcı anlamına geliyor.

Her halükarda, geçmişte Ruslar, tüm bu araçları devreye koymak konusunda kararlı değillerdi. Amerikan sistemi HAARP’in inşasının başlatıldığı dönemde, söz konusu sistemin, gezegenin geniş bölgelerini hedef altına alabileceği netlik kazanmamıştı. HAARP`in deneyinde, beyin frekansları hedef alınmamıştı.

Rusya, zihin kontrol teknolojilerini yasaklamak konusundaki istekliliğini açıklamıştır. Rus Devlet Duması ve Bağımsız Devletler Topluluğu bünyesindeki Parlamentolararası Meclis, BM’ye, OBSE’ye ve Avrupa Konseyi’ne, bilgi sağlama amaçlı olarak, zihin kontrol silahlarının geliştirilmesi ve kullanılmasını yasaklayan uluslararası bir konvansiyon önerisi sundu. Rus gazetesi Segodnya’nın Mart 1998’de açıkladığı gibi, bu mesele BM genel sekreteri Kofi Annan ile görüşüldü ve BM Genel Kurulu’nun gündemine alındı.

Ancak ABD bu sözleşmeyi BM`de müzakere etmeyi reddetti ve sonuç itibariyle bu silahlara getirilmesi önerilen yasak, BM Genel Kurulu’nda tartışmaya açılmadı. O dönemde ABD Kongresi`nde de, zihin kontrol teknolojilerinin yasaklanmasını öneren bir yasa teklifi gündeme gelmişti. Ancak tüm bunlar sadece çok kısa bir süre içindi. Yasa tasarısı daha sonra değiştirildi ve yeni tasarıda bu teknolojilere getirilecek yasak, Uzay Koruma Yasa Tasarısı dışında bırakıldı. Ne ABD kongresi ne de ABD Başkanı, zihin kontrol amaçlı silahların yasaklanması doğrultusunda herhangi bir çaba ortaya koymadı. Avrupa Parlamentosu da, insanoğlunun manipülasyonunun yasaklanmasını ve HAARP sistem inşasının başlatılmasına karşı tepki gösterdi.

Avrupa Parlamentosu’nun Bilim ve Teknolojik Değerlendirme Paneli çerçevesinde hazırlanan raporda, “*Kalabalık Kontrol Teknolojileri*” doğrultusunda Avrupa Parlamentosu’nun ilk önerdiği yasa teklifinden söz edilmekte. Avrupa Parlamentosu bu raporda, “uluslararası bir konvansiyon ve kimyasal, elektrik ve ses titreşimi veya insan beyninin diğer işlevleri hakkındaki bilgileri uygulamak amacıyla gerçekleştirilen ve insanoğlunun herhangi bir şekilde manipülasyonuna sebep olan tüm araştırma ve geliştirme faaliyetlerine –sivil olsun askeri olsun- yönelik küresel bir yasak getirilmesi” çağrısında bulunuyor. Aynı raporda, ABD’nin bu silahların kullanımını destekleyen başlıca ülkelerden biri olduğu belirtilip şöyle deniyor: “Ekim 1999’da NATO, öldürücü olmayan silahlara ve bunların, müttefiklerin cephaneliklerindeki yerine dair yeni bir politika açıkladı. 1996 yılında, Amerikan ordusunun tespit ettiği öldürücü olmayan araçlar arasında, güdümlü enerji ve radyofrekans sistemleri bulunuyor.”

Güdümlü enerji sistemleri, Avrupa Parlamentosu raporunda daha ayrıntılı bir şekilde şöyle tanımlanmıştır: “*Güdümlü enerji silahı sistemi, radyofrekans kaynağını, sinaps düzeyinde insan beyninin faaliyetleriyle ilişkilendirmek üzere tasarlanmıştır.*“

1976 yılında, Başkan Carter’ın ilerleyen yıllarda Ulusal Güvenlik danışmanı olacak olan Zbygniew Brzezinski, “Between Two Ages, America’s Role in the Technetronic Era” (Penguin Books, 1976, Massachusets) başlıklı, “İki Çağ Arasında: Amerika’nın Teknektronik Çağdaki Rolü” bir kitap yazmıştır. Kitapta, şöyle bir öngörüde bulunmuştur: “Teknolojinin gelişimini temel alan daha kontrollü ve güdümlü bir toplum oluşacak, burada bir elit grup öncü rol oynayacak, ve bu grup; süregiden sosyal krizlerden avantaj sağlayıp, halkın davranışlarını etkilemek ve toplumu yakın denetim ve gözetim altında tutmak üzere en son modern teknolojileri kullanacak. “

Zihin kontrol teknolojilerinin kullanımı, Amerikan Ordusu Savaş Koleji’nin Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından 1994 yılında yayımlanan bir yayında da öngörülmüştü. Enstitü tarafından hazırlanan 2000 yılına dair bir senaryoda, terörizmin artması, uyuşturucu ticareti ve kriminal faaliyetlerin hız kazanması bekleniyor ve şöyle bir sonuca varılıyordu:

“ABD Başkanı, askeri meselelerde devrimin ana çekirdeğini oluşturan psikoteknolojinin kullanımına tabidir. Düşmanların ve gelecekte potansiyel düşmanların zihinlerini ulusal ve uluslararası düzeylerde manipüle etmeyi engelleyecek etik yasaklamaları yeniden düşünmek gerekir. Kalıcı çabalar ve çok sofistike ulusal “bilinç artışları” yoluyla, kişisel mahremiyet ve ulusal egemenliğe dair demode kavramlarda da bir değişim yaşandı. Teknoloji, gücün uygulanma biçimini değiştirdiği için, kişisel cesaret, yüzyüze liderlik ve “savaşçılık” zihniyeti gibi kavramlar da artık anlamsız bir hale geldi.”

“Dünya çapında isyanların potansiyel veya muhtemel destekçileri, kapsamlı bir İstihbarat Ajanslararası Entegre Veritabanı kullanmak suretiyle tespit edildi. Bu kişiler, “potansiyel” veya “aktif” olarak kategorilendirildi; her biri için psikolojik çalışmalar geliştirmek, düzenlemek ve odaklanmak için de sofistike kişilik simülasyonları kullanıldı. Araştırmalara göre, 2000 yılında söz konusu teknolojiler o denli ilerlemiş olacak ki, insanoğlunu özgürlüğünden mahrum etmek, kişiliğini, yönetimdeki elitin arzularına göre şekillendirmek mümkün hale gelecek. Büyük olasılıkla söz konusu teknolojiler, 1994 yılında zaten bu düzeyde.”

Dünya kamuoyunu bu silahların varlığından haberdar etmeye dönük tüm çabalar, sistematik bir şekilde bastırıldı. Vladimir Lopatin şöyle yazar:

“Silah yarışı, gizlilik sebebiyle hız kazanıyor. Gizlilik, insanlar üzerinde uygulanan acımasız denetimi, onların yaratıcılığını engelleme biçimlerini ve onları biyolojik robotlara dönüştürme süreçlerini güvence altına almanın ilk aşamasıdır. Ve bu psikotronik savaş, daha şimdiden herhangi bir savaş ilanı olmaksızın gizli bir şekilde gerçekleşiyor.”

Bu teknolojilerin hükümetler tarafından kullanımını cezalandıran hiçbir mevzuat bulunmuyor. Sadece Rusya’da ve ABD’nin bazı eyaletlerinde hükümet-dışı birimlerin bu teknolojilere sahip olmasını veya teknolojilerin pazarlanmasını cezalandıran yasalar var. Örneğin Michigan eyaletinde, bu suçun cezası, kitle imha silahlarına sahip olmak veya ticaretini yapmakla eşdeğer. (Kanada merkezli düşünce kuruluşu Global Research)

Kaynak: http://www.globalresearch.ca/psychotronic-and-electromagnetic-weapons-remote-control-of-the-human-nervous-system/5319111

Dipnotlar:

1- http://en.ria.ru/military_news/20120322/172332421.html

2- http://www.dailymail.co.uk/news/article-2123415/Putin-targets-foes-zombie-gun-attack-victims-central-nervous-system.html#ixzz2DPaQUNBO.

3- https://docs.google.com/file/d/0B3V8FIUj7brsMzJhOTY4ZWItMGI5OC00MzkzLWJjMDQtMDM0OGE1ZDFhOGFm/edit?authkey=CKnE554O&hl=en&pli=1

4- http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2007/01/10/AR2007011001399_pf.html.

Ayrıca bkz. : http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2007/01/10/AR2007011001399.html?nav=rss_business/industries

5- http://www.amazon.com/Body-Electric-Electromagnetism-Foundation-Life/dp/0688069711

7- http://www.theguardian.com/world/2009/oct/25/honduras-manuel-zelaya-embassy-siege.

8- Komsomolskaya Pravda, 27 Ağustos 1991, “Avtory programy Zombi obnaruzheny v Kieve”

MK ULTRA PROJESİ /// VİDEO : Zihin Kontrolü Projeleri ve Yapılan Deneyler


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=_2LUSvenUZk&feature=youtu.be

MK ULTRA PROJESİ /// VİDEO : ZİHİN KONTROLÜ NEDİR ???- PROF. DR. NEVZAT TARHAN


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=tsp0Cr9wybY&feature=youtu.be

DUYURU : LAİK CUMHURİYETE VE ORDUYA YÖNELİK ZİHİN KONTROLÜ OPERASYONLARI VE PSİKOLOJİK HARP DEVA M EDİYOR


Değerli Yurtseverler,

Hemen hemen her gün demokratik ve laik rejime yönelik oldu bitti hamleler yapılıyor. Bunun taraftarı olan yobaz kesimler elleri patlayıncaya kadar alkışlarken, zihin kontrolü altında bulunan laik halk kitleleri damarlarına azar azar enjekte edilen halüsinasyon zehiri ile kendi dünyasında hapsedilerek olan bitene seyirci bırakılıyor. Bu toplumsal zihin kontrolünün bir nolu silahı ise RADYO ve TELEVİZYON. Halk yakışıklı erkeklerin ve alımlı model hanımların oynadığı aşklı meşkli ve bol entrikalı dizileri seyrederek aptallaştırılıyor ve bunu fırsat bilen siyaset tüccarları da ŞERİAT düzenini tesis etmek için laik düzene mayın döşüyorlar.

İşte bu dizilerden bir tanesi 2-3 gün önce yayına sokuldu. Bu konuda lafı daha uzatmadan konuyu uzmanlarına terk edelim. Aşağıda 2 ayrı değerlendirme bulunuyor. Özellikle komutanımız E. Kur. Alb. Ömer Lütfi Taşcıoğlu’nun bu konuda yaptığı önemli analizi mutlaka okuyunuz ve eğer iştirak etmek isterseniz sizler de bu konudaki düşüncenizi yada eleştirinizi RTÜK’ün e-posta hesabına gönderebilirsiniz. Bunu yaparak en azından tüm bu oldu bittilere evet demeyecek uyanık laik yurtseverlerin bulunduğunu bir kez daha hatırlatmış olursunuz.

Komutanımıza ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU olarak teşekkür ederiz. Böylesine önemli bir konuyu gündeme getirdiği için.

UNUTMAYIN !!!! BUGÜN KONUŞMASI GEREKENLER SUSARSA YARIN KONUŞABİLECEĞİMİZ BİR CUMHURİYET OLMAYACAK. ÇÜNKÜ KARANLIK BİR DÜNYADA YAŞAMAYA MAHKUM OLACAĞIZ.

Şimdi lütfen değerlendirmelere bir göz atın.

Teşekkürler,

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

TÜRK SUBAYINA KARŞI YAPILAN ASİMETRİK PSİKOLOJİK SAVAŞ SALDIRISINDA SON NOKTA

Türk milleti ve onun küçük ve büyük yaştaki çocukları çelikten yapılmış heykellerdir; onların ne olduklarını anlamak için onlarla savaş meydanlarında boy ölçüşmek lazımdır. -Gazi Mustafa Kemâl Atatürk- (1937)

27 Ekim akşamı Kanal D Televizyonunda Osmanlının son dönemini anlatan “VATANIM SENSİN” isimli iddialı dizinin 1. Bölümü yayınlandı. Bu bölümde Türk Subayının düşürüldüğü rezil durumu eski bir subay olarak utanarak ve üzülerek izledim. İşte şimdi Orduyu bitirmek için son noktayı koydular dedim.

Ergenekon, Balyoz tipi Kumpas davaları ile aşağılanan Türk subayı ve Türk Ordusu, 15 Temmuz darbe kalkışması sonrasında tekrar ve daha büyük darbelerle sarsıldı. Yurt içinde, Suriye’de ve Irak’ta fiilen sıcak savaşın içinde olan Türk Ordusunun acilen güçlendirilmeye ihtiyacı varken ve ordumuz FETÖ Terör Örgütü ile mücadele ediyorum denilerek her alanda çok büyük darbeler almaya devam ediyor.

Son olarak “VATANIM SENSİN” isimli dizi ile Türk subayları iyice itibarsızlaştırılıyor ve halkının gözünde sıfırlanıyor. Bu bölümde Türk subayı vatanını para ile satıyor, kendi komutanını gözünü kırpmadan öldürüyor, en yakın silah arkadaşını sırtından vuruyor, vurduğu arkadaşının dul karısına göz koyuyor, şehit subayın kızı Yunan işgalini baloda kutluyor, ve nihayet vatansever olarak gösterilen Osmanlı Alay Komutanı Binbaşı Cevdet Yunan Albayı olarak İzmiri işgal eden kuvvetlerle sahile çıkıyor.

Psikolojik Harp konularını bilen bir kişi olarak bu filmin Türk insanının beyninde yaratacağı tahribatın büyüklüğünü tahmin edebilmek zor değil.

Bu televizyon dizisi daha fazla zarar vermeden durdurulmalı ve RTÜK derhal devreye girerek gereken tedbirleri almalıdır.

Türk subayını bu kadar aşağılamaya kimsenin hakkı yoktur.

İçeride ve dışarıda savaş halini yaşayan Türk Ordusunun moral ve motivasyonu güçlendirmek her Türkün asli görevidir.

KAYNAK : TURKISH FORUM

***

Değerli arkadaşlar,

29 Ekim’den iki akşam önce gösterime giren yeni bir dizinin ilk bölümünü büyük bir üzüntü içinde izledim. Hürriyet, Milliyet, Haber Türk gibi gazetelerin "Vatanım Sensin Dizisi Nefesleri Kesti" başlığı ile reklamını yaptığı dizi benim de nefesimi kesti. Ama benim nefesim ihanetin bu kadar kolay yapıldığına duyduğum öfkeden ve Türk milletinin gönlündeki vatan sevgisinin yerine eş, karı-koca, menfaat sevgisinin yerleştirilmesi amacıyla çevrilen dizinin nasıl olup da Türk milletinin tepkisini çekmediğine duyduğum üzüntüden kesildi.

Dizinin ismi (Vatanım Sensin) bile diziden neyin amaçlandığını anlamak için yeterli. Vatan sevgisini yok etmek ve yerine başka sevgileri yerleştirmek.

Filmi izledikten sonra RTÜK’e telefon açtım. Ancak bir tek benim telefonumla sonuç alınamayacağının bilincindeyim. Bu iletiyi alan arkadaşlardan ricam gerek RTÜK, gerekse Kanal D ve konuyla ilgili diğer kurumlar nezdinde gerekli tepkiyi göstermenizdir.

Dizinin ilk bölümüne ilişkin yorumumu ekte gönderiyorum

Selam, sevgi ve saygılar.

VATANIM SENSİN ADLI DİZİNİN İLK BÖLÜMÜNÜN DEĞERLENDİRMESİ:

Uzun süredir reklamı yapılan bir kurtuluş savaşı dizisi (!) daha Cumhuriyet Bayramımız 29 Ekim’den iki akşam önce gösterime girdi. Dizinin ilk bölümü ve tanıtım fragmanları dizinin ne amaçla çevrildiğini anlamamız için yeterli oldu. Dizide izleyiciye aktarılan mesajlar ve bazı diyaloglar dizinin amacını açıkça ortaya koyuyor.

Dizide vatan haini olarak tanıtılan 3 Türk subayının ikisi dörder, biri üç madalyalı. Kan kardeşi Binbaşı Cevdet’in karısı kendisine kalsın diye Cevdet’i vuran Binbaşı Tevfik azınlıklardan da rüşvet alıyor. Ne güzel bir Türk subayı tiplemesi! İşin ilginç yönü hain Selanikli Tevfik’in Atatürk’ün gençlik resimleriyle bayağı bir benzerliğinin olması. Sizce Tevfik üzerinden sadece Türk subayı imajı mı lekeleniyor?

Cevdet ile Azize’nin oğlunun adı da özenle seçilmiş. Ali Kemal. Ali Kemal denince aklınıza ilk kim geliyor? İstiklal Savaşı yıllarında Atatürk ve Kuvayı Milliye aleyhinde yazılar yazan, Yunanlıları öven ve kurtuluş savaşından sonra yargılanmak üzere mahkemeye gönderilirken yolda Türk halkı tarafından linç edilen vatan haini gazeteci. Böylece dizide adı çokça geçirilen gözü pek civanmert delikanlının şahsında Ali Kemaller aklanıp kahramanlaştırılmış olmuyor mu?

Daha ilk sahnede vatan için; “Vatan, koynuma sokulan bir kadın gibi sevdiğim” ifadesi kullanılıyor. Azize ise Cevdet geri dönmeyince şöyle söylüyor: “Vatan dediğin bir avuç toprak. Altı üstü bir avuç toprak. Dünyanın her yeri toprak değil mi? Benim vatanım da toprağım da sensin Cevdet.”

Bu cümleler ile ne oldu? Kadın sevgisi ve koca sevgisi vatan sevgisinin önüne çıktı. Ne kadar güzel değil mi? Ahmet Altan’ın “vatanı bir kadın memesine satarım” sözleriyle ne kadar da örtüşüyor!

Hastanede tedavi gören yaralı bir Türk askeri “Bu neyin savaşı? Ben bu kolu niye bıraktım” diyor. Azize cevaben “ben Balkanlarda kocamı niye bıraktıysam sen de kolunu ondan bıraktın” diyor. Verilen cevapta ne vatan var ne de namus. Bu ifadenin muhatabı Türk gençliği ve kahraman Mehmetçik. Aktarılan mesaj ise şu: “Vatan işgale de uğrasa askere gitme, karşı koyma, yerinde otur. Sonra kolunu, bacağını, belki de canını kaybedersin”.

Cevdet ve Azize’nin kızı Yıldız Yunanlı bir subayın kendisine hediye ettiği elbiseyi giyerek Yunan subayının İzmir’in işgalinden bir gün önce verdiği baloya katılıyor ve Yunanlı subayın kollarında mutlu bir şekilde dans ediyor. Yunanlı subayın “siz de korkuyor musunuz Yunanlıların gelmesinden” sorusuna cevaben Yıldız; “Ne münasebet İzmir’in hali meydanda. Hem bunca yıl Osmanlı’nınmış da ne olmuş. Madem Türkler kadar Rumlar da yaşıyor burada. Neden Yunan yönetimi olmasın” diyor. Yıldız baloda Yunan bayrağını ve Yunanlı teğmenin “yaşasın yeni Yunanistan” sözlerini de alkışlıyor. Verdik mi İzmir’i Yunanlılara. Hem de 4 madalyalı bir Türk subayının kızının ifadesiyle. Ne kadar güzel! Diğer taraftan, annenin vatansever olan diğer kızına vatana sahip çıkma çabalarından dolayı nasıl kızdığı da zihinlere yerleşti.

Yunan askerinin İzmir’e ayak basışında Türk subayı Cevdet Yunan üniforması giymiş olarak Yunanlı komutanın yanında boy gösteriyor ve “Ben bıyığım terlediği günden beri her cephede Osmanlı için savaşan Cevdet, bugün diyorum ki; Hasta adam can çekişmiyor. Hasta adam öldü. Bana, aileme, size, ona güvenen herkese ihanet etmiş bir devlet ölmüştür. Bizi birbirimizle başkasının savaşında savaştıran devlet çoktan ölmüştür. Osmanlı öldü, yaşasın yeni Yunanistan” diye bağırıyor.

İşin ilginç tarafı Yunanlılar İzmir’e çıkarken ilk kurşunu atan Hasan Tahsin’i şehit eden Yunan ordusunun ölen bir askerine karşılık bir günde çoğu sivil 2000 Türk’ü katlettiğinden hiç bahsedilmiyor. Yine Yunan ordusu İzmir’e çıkarken onları rıhtımda karşılayarak Yunan bayrağını öpen ve “ne kadar çok Türk öldürürseniz o kadar mutlu olacağım” şeklinde konuşma yapan İzmir metropoliti Kalafatis Hrisostomos’un bu ihanetinden hiç bahsedilmiyor.

Dizide beni hiç şaşırtmayan bir diğer husus “Bizde Kurtuluş Savaşı dizileri “düşman” kavramını yok etmek için yapılır” yargısını destekleyecek şekilde dizide insancıl ve sevecen olarak sunulan Rumlara sıkça yer verilmesi. Kurşun yarası dizisinde 7 tane Türk-Rum aşkı vardı. Bakalım bu dizide sayı kaça çıkacak? Önümüzdeki bölümlerde önceki dizilerde olduğu gibi bize kurtuluş savaşını bunların yardımlarıyla kazandığımız da öğretilecektir.

Halkımız Türk milletinin yok edilişini konu edinen, işgalcileri kutsarken Türk subayını ve halkını hain olarak tanıtan ve düşman kavramını yok eden sözde kahramanlık dizilerini izlemeye devam etsin. İyi seyirler…

Dr. E. Kur. Alb. Ömer Lütfi Taşcıoğlu

WEB SİTESİ LİNKİ : rtuk

MK ULTRA PROJESİ : Monarch Zihin Kontrolü ve Teknikleri


Monarch Programlama sayısız organizasyon tarafından gizli kapaklı amaçlar için kullanılmış sert bir zihin kontrol metodudur. CIA tarafından geliştirilen ve askerler ve sivillerde test edilen bir zihin-kontrol programı olan MK-ULTRA projesinin bir devamıdır. Metotlar şaşırılacak derecede sadistçedir (tüm amacı kurbana travma geçirtmek) ve beklenilen sonuçlar ise korkutucu: Zihin kontrolü ile, kontrolcünün ihtiyacına göre herhangi bir zamanda herhangi bir görevi yapması için tetiklenebilir bir köle oluşturmak. Kitlesel medya bunu görmezden gelse de, 2 milyondan fazla Amerikalı bu programın dehşetini yaşadı. Bu makale Monarch programlama ve bazı yöntemlerinin ve sembollerinin kökenini inceliyor.

Monarch progamlama Satanic Ritual Abuse(SRA) ve Multiple Personality Disorder(MPD)’nin öğelerini içeren bir zihin-kontrol tekniğidir. Kurbanda, kontrolcüler tarafından tetiklenebilir ve programlanabilir farklı bir kişilik oluşturmak için psikoloji, sinirbilimi ve gizli ritüellerden oluşan bir kombinasyonu kullanır. Monarch köleleri, dünyanın seçkin alanlarından askeriye, seks ticareti ve eğlence sektörü ile bağlantılı birkaç organizasyon tarafından kullanılmaktadır. Bu makale Monarch programlama ve bazı yöntemlerinin ve sembolizminin kökenini inceleyecek.

“Bütün gerçekler üç aşamadan geçer.
İlk olarak alaya alınırlar;
İkinci olarak kendilerine şiddetle karşı çıkılır;
Üçüncü olarak doğruluklarının çok açık olduğu ilan edilir.”

Arthur Schopenhauer (1788-1860)

KÖKENİ

  • Tarih boyunca, zihin kontrolüne benzerlik gösteren ritüel ve uygulamaları açıklayan birkaç rivayet kayıt altına alındı. En eski yazıtlardan, Ölülerin Kitabı (Book of the Dead) adlı bir Mısır kitabı, zihnin idare edilmesi için gizli güçlerin (okültizm) kullanımına referans veriyor. Bu; işkence ve gözdağı verme metodlarını (travma yaratmak için), iksir kullanımını(ilaçlar) ve büyü yapmayı (hipnotizma) açıklayan, üyeliğe yeni kabul edilmiş kişinin en sonunda tamamen köleşmesiyle sonuçlanan, günümüz gizli cemiyetleri tarafından yoğun olarak çalışılmış bir ritüel derlemesidir. Kara büyü, sihirbazlık ve şeytan girmesi (kurbanın dış bir güç tarafından hareketlendirilmesi) olarak atfedilen diğer olaylar aynı zamanda Monarch programlamanın atalarıdır.
  • Aynı zamanda 20. yy’da dönemin modern algısında zihin kontrolü binlerce konunun sistemsel olarak araştırıldığı, dökümante edildiği ve üzerinde denemeler yapıldığı bir bilim haline geldi.

Travma-tabanlı zihin kontrolü konusundaki ilk düzenli çalışmalar Nazi toplama kamplarında çalışan bir fizikçi olan Josef Mengele tarafından yürütüldü. İlk olarak, gelen tutukluların seçimini kontrol eden, kimin öldürülmesi gerektiğini ve kimin zorunlu işçi olması gerektiğini belirleyen SS fizikçilerinden biri olduğu için kötü nam sahibi oldu. Aynı zamanda çoğunlukla, kamp mahkumları üzerinde çocukları da kapsayan tüyler ürperten deneyler yapmasıyla tanınırdı ki bu yüzden Mengele “Ölüm Meleği” olarak adlandırılırdı.

Joseph Mengele, 1935

· Mengele toplama kampı tutuklularına, özellikle ikizlere yapmış olduğu alçakça deneylerden dolayı kötü şöhrete kavuşmuştur. Nadiren bahsedilse de işinin bir kısmı zihin kontrolü araştırmasıydı. Bu alandaki araştırmalarının çoğuna İtilaf Devletleri tarafından el konuldu ve günümüze kadar gizliliği korunmuştur.

· “DR. GREEN (Dr. Joseph Mengele) : En önemli programcı, hatta belki de birilerinin Monarch Programlamanın babası olarak adlandırdığı kişi eski bir Nazi Toplama Kampı doktoru Joseph Mengele’ydi.”

· “Auschwitz şehrinden kötü üne sahip Dr. Joseph Mengele travma tabanlı Monarch Projesinin ve CIA’in MK Ultra zihin kontrolü programlarının temel geliştiricisiydi. Mengele ve yaklaşık 5000 diğer yüksek rütbeli Nazi İkinci Dünya Savaşı sonrasında Paperclip Operasyonu ile gizlice Birleşik Devletler ve Güney Amerika’ya taşındı. Naziler zihin kontrolü ve roket teknolojisi alanındaki işlerine gizli yeraltı tesislerinde devam ettiler. Bize bahsedilen tek şey Warner Von Braun gibi eski Nazi ünlüleri ile füze bilimi üzerinde yapılan çalışmalardı. Katiller, işkenceciler ve masum insanları sakat bırakanlar ayrı bir şekilde gözden uzakta tutuldular fakat Amerika yeraltı askeri tesislerinde başka işlerle maşguldüler. Caddelerden kapılarak kaçırılmış binlerin üzerinde (yılda yaklaşık 1 milyon) ve demir kafeslere yerleştirilmiş, “eğitimin” bir parçası olarak yerden tavana kadar yığılmış Amerikalı çocuklara yavaş yavaş ev olan Amerika yeraltı askeri tesislerinde.. Bu çocuklar daha ileri arıtım ve Mengele’nin zihin kontrol tekniğini mükemmel hale getirmek için kullanılacaktı. Seçilen belirli çocuklar (en azından “eğitimden” sağ kurtulanlar) seks ticaretinden suikastçiliğe kadar büyük bir aralıkta kullanılabilecek binlerce farklı iş için geleceğin zihin kontrollü köleleri olacaktı. Bu çocukların, gözden çıkarılabilir olarak değerlendirilen önemli bir kısmı, tam boyun eğme ve itaat amacıyla seçilen eğitimi travmatikleştirmek için diğer çocukların gözleri önünde (ve onlar tarafından) kasten katledildi.

· Mengele’nin araştırması CIA’in gizli ve illegal insan araştırma programı MK-ULTRA’ya dayanak olacak şekilde servis edildi.

MK-ULTRA

· MK-ULTRA projesi Amerikalı ve Kanadalı vatandaşları test objesi olarak kullanarak 1950’lerden 1960’ların sonlarına kadar işletildi. Yayınlanan deliller gösteriyor ki MK-ULTRA projesi, kanunsuz gizli ilaç ve diğer kimyasalların uygulanması, duyusal yoksunluk, izolasyon, sözlü ve fiziksel tacizleri de içerir şekilde bireysel mental durumları idare etmek ve beyin fonksiyonlarını değiştirmek için kullanılan birçok yöntemi kapsamaktaydı.

· En çok reklam edilen deneyler, CIA çalışanlarını, askeri personeli, doktorları, diğer hükümet ajanlarını, hayat kadınlarını, mental hastaları ve genel halk üyelerini içine alacak şekilde habersiz insan denekler üzerinde LSD uygulanmasına bulaşmış MK-ULTRA tarafından yönetildi.

Kubrick tutuklular üzerinde uygulanan MK Ultra deneylerine maruz kalıyor

[ MALCOLM MCDOWELL ] – A Clockwork Orange (1971)

  • Bununla birlikte, MK-ULTRA faaliyet alanı azalmadı. Şiddetli elektroşok, fiziksel ve mental işkence ve tacizi içine alan deneyler çocukları da kapsayan birçok denek üzerinde sistemsel olarak kullanıldı.

Gizliliği kaldırılmış genç bir MK-ULTRA denek resmi, 1961

· Her ne kadar projelerin kabul edilen amacı, devlet düşmanları üzerinde kullanılacak işkence ve sorgu teknikleri geliştirmek olsa da, bazı tarihçiler projenin suikast ve diğer gizli görevler gibi çeşitli eylemler yapmaları için programlanmış “Mançuryalı Adaylar” yaratmayı hedeflediğini iddia ettiler.

· MK-ULTRA 1970’lerde, 1975’teki Rockfeller Komisyonu’nu da içeren çeşitli komisyonlarda gün yüzüne çıkarıldı. Hatta bu komisyolardan sonra CIA’in bu tip deneyleri durdurduğu açıklandı, bazı bilgi sızdırıcıların bildirdiğine göre proje basitçe “yeraltına” kaldırılmıştı ve Monarch Programlama MK-ULTRA’nın gizli takipçisi haline gelmişti.

· Monarch Projesi’nin varlığına dair şimdiye kadarki en suçlayıcı beyan bir hükümet yetkilisi tarafından yapıldı ve The New Federalist yayınında gazeteci Anton Chaitkin tarafından çıkartılmıştır. Eski CIA Direktörü William Colby’e “Monarch hakkında ne dersiniz?” diye direkt olarak sorulduğunda, kızgın ve belirsiz olarak “Onu 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında durdurduk” diye cevapladı.

· “İki milyonun (2,000,000) üzerinde Amerikalı bu programın dehşetini yaşadı”

MONARCH PROGRAMLAMA

· Monarch programlamanın varlığına dair herhangi yetkili bir açıklama yapılmamasına rağmen, öne çıkan araştırmalar zihin kontrolü amacıyla denekler üzerinde sistematik travma kullanımını belgeledi. İşine kendini adamış terapistler sayesinde bazı sağ kalanlar, kendilerini tekrar programlayabildiler ve çekmiş oldukları çilenin detaylarını kayda geçirip açığa çıkardılar.

· Monarch köleleri temel olarak bazı organizasyonlar tarafından eğitilen kurbanlar kullanımıyla belirli bir görevi yerine getirmek için kullanıldılar. Bu kurbanlar emirleri sorgulamaz, aksiyonlarını hatırlamazlar ve açığa çıkarlarsa otomatik olarak intihar ederler. Bunlar üst seviyeli suikastlar (Sirhan Sirhan’a bakın) için mükemmel günah keçileri, hayat kadınlığı, kölelik ve özel film üretimi için ideal adaylardır.

· Diyebileceğim şey şudur; artık inanıyorum ki törensel istismar programlama (ritual-abuse programming) geniş alana yayılmıştır, sistematiktir ve hiçbir yerde yayımlanmamış, hiçbir kitapta ya da talk şovda bulunmamış çok gizli bir bilgi tarafından organize edilmiştir ki biz bunu bu ülkenin her tarafında ve en azından bir yabancı ülkede bulduk.

· İnsanlar “Bunun amacı nedir?” diye soruyorlar. Bunun ne olduğuna dair benim en iyi tahminim Mançuryalı Adaylardan oluşan bir ordu istedikleridir. Fahişelik yapan, film yapan, ülkeye gizlice uyuşturucu sokan, uluslararası silah kaçakçılığına bulaşan, çok kazançlı birçok çeşit şey yapan ve kendi emirlerini yerine getiren on binlerce mental robottan oluşan bir ordu ve nihayetinde zirvede megolomanyakların olduğu dünyayı yöneten bir Şeytani Düzen (Satanic Order) yaratmak.

· Monarch programcıları elektroşok, işkence, istismar ve zihin oyunları kullanarak denekleri gerçeklikten ayrıştırmak için yoğun travmaya sebep oluyorlar – bazı insanlarda dayanılmaz acıya maruz kaldıklarında doğal bir tepkiye sebep olur. Deneğin ayrışma yeteneği temel bir gereksinimdir ve görünen o ki bu en çok, ailesi birçok nesildir istismar edilen çocuklarda kolaylıkla bulunmuştur. Mental ayrıştırma programcıların, kurbanın ruhunda, dilendiği zaman programlanabilir ve tetiklenebilir, birbirinden ayrılmış karakterler yaratmasına izin verir.

Elektroşok işkencesi kurbanın çözülmeye zorlanması için kullanılmıştır.

[ DICHEN LACHMAN ] – Dollhouse (2009) 1×01 – Ghost

· “Travma-tabanlı zihin kontol programlama kurbanın bilinçli işlem yapma kapasitesini engellediği için (acı, dehşet, uyuşturucu, ilüzyon, duyusal yoksunluk, aşırı duyusal uyarım, oksijen yetesizliği, soğuk, sıcak, döndürülme, beyin uyarımı ve sık sık ölüme yakın deneyim yoluyla) sistematik bir işkence olarak tanımlanabilir ve sonrasında düşünceleri, talimatları ve algıları bilinçsiz zihine aşılamak için telkin ve/ya da klasik ve edimsel koşullandırmayı (iyi yapılandırılmış davranışsal değişim prensipleriyle tutarlı) benimser. Kurbanın işleri programcının amacı doğrultusunda yapması, hissetmesi, düşünmesi ya da algılaması için genellikle yeni yaratılmış travma uyartılı ayrışık kişilikler üzerinde aşılanmaktadır. Amaç görevlerin icrasında, kurbanın ahlak kurallarının, manevi inançlarının ve iradesinin açıkça ihlalini içine alacak şekilde, kurbanın verilen talimatları hiçbir bilinçli farkındalığa sahip olmadan takip etmesidir.

· Zihin kontrol programının kurulumu kurbanın çözülme kapasitesine bağlıdır. “Tut” ve “gizle” programlaması için yeni tecrit edilmiş kişilikler oluşturmaya izin verir. Bölünmüş kişilik bozukluğu olan çocuklar programlama için zaten birinci derecede adaylardır.

· Monarch zihin kontrolü çeşitli gruplar ve organizasyonlar tarafından farklı amaçlar için gizlice kullanılmıştır. Fritz Springmeier’e göre bu gruplar “The Network” (Ağ) olarak biliniyorlar ve Yeni Dünya Düzeni’nin omurgasını şekillendiriyorlar.

MONARCH İSMİNİN KÖKENİ

· Monarch zihin kontrolü adını Monarch kelebeğinden almaktadır. Bu kelebek hayatına bir kurtçuk olarak başlar (gelişmemiş potansiyeli temsil ediyor), belirli bir koza(cocoon) sürecinden(programlama) sonra güzel bir kelebek olarak yeniden doğuyor(Monarch kölesi). Monarch kelebeğine özel, bazı karakter özellikleri de aynı zamanda zihin kontrolünde uygulanabilir.

· “Monarch zihin-kontrol programlamasının bu şekilde isimlendirilmesindeki ana nedenlerden bir tanesi de Monarch kelebeğiydi. Monarch kelebeği nerede doğduğunu öğrenir (kökenini) ve bu bilgiyi genetik olarak(nesilden nesile) yavrularına geçirir. Bu, bilim insanlarına bilginin genetik olarak aktarılabildiği şeklinde, herkesin bilmediği birşey sunan anahtar hayvanlardandı. Eğer bilgi genetik olarak aktarılıyorsa (ki öyle), bulunan ebeveynler Monarch kontrolü için seçilen kurbanlara doğru bilgiyi aktarabilirlerdi.”

Monarch Kelebekleri arka planda açıkça görülüyor.

[ MICHAEL C. HALL ] – Gamer (2009)

· “Bir kişi süregelen elektroşok ile uyarılmış bir travmaya maruz kaldığında, bayılma hissine kapıldığı belirtilmiş; dalgalanan ya da kanat çırpan bir kelebek gibi. Aynı zamanda bu güzel böceğin dönüşüm ya da başkalaşımına ilişik sembolik bir temsil var: tırtıldan kozaya (uyku hali), kelebek (yeni yaratılış) ile orijin noktasına dönüş. Böyle bir göç deseni bu türü emsalsiz yapıyor.”

YÖNTEM

· Kurban/kazazede, sonrasında “usta” ya da “tanrı” olarak algılayacağı “programcı/kontrolcü” tarafından “köle” olarak adlandırılır. Kurbanların yaklaşık %75’i kadınlardan oluşuyor. Çünkü acıya karşı daha dirençliler ve erkeklere göre daha kolay çözülme eğilimindeler. Monarch kontrolcüleri çözülmeyi sağlayacak travmayı kullanarak çoklu ve ayrı değişik karakterlere sahip deneklerinin aklındaki bölümleşmeleri araştırıyorlar.

“The Mystery Man” (Gizemli Adam) Programcı/Kontrolcü’yü temsil ediyor

[ ROBERT BLAKE ] – Lost Highway (1997)

Bu tip işkence türlerinin kısmi bir listesi:

Taciz ve işkence:

1. Kutulara, kafeslere, tabutlara vb. hapsedilme ya da gömülme (genellikle açıklık ya da oksijen için nefes borusu bırakarak)

2. İp, zincir, kelepçe vb. ile bağlama

3. Boğulma sınırına getirme

4. Buzlu suya batırma ve yakıcı kimyasalları içeren aşırı sıcak ve aşırı soğuk

5. Deriyi yüzme (kurbanlar hayatta kalmaya niyetlenince sadece derinin üst katmanı yüzülüyor)

6. Döndürme

7. Körleştirici ışık

8. Elektrik şoku

9. Zoraki ağır vücutsal sıvı ve madde yedirme, kan, idrar, dışkı, çiğ et vb..

10.Acılı pozisyonlarda asmak ya da başaşağı yapmak

11.Açlık ve susuzluk

12.Uyku eksikliği

13.Ağırlıklar ve aletlerle sıkıştırma

14.Duyusal yoksunluk

15.İlüzyon, kafa karışıklığı ve unutkanlık yaratan ilaç kullanma, sıklıkla enjeksiyon ya da damardan verilerek

16.Acı ya da hastalık yaratmak için ağızdan zehirli kimyasal alma ya da damardan verme, kemoterapi içerir şekilde

17.Gözkapaklarının çekilmesi ya da ayrılması

18.Korku ve nefreti tetiklemek için yılan, örümcek, kurtçuk, sıçan, ve diğer hayvanlara maruz bırakma

19.Kol ve bacakların çekilmesi ya da çıkarılması

20.Taciz, işkence ve insanların ve hayvanların kurban edilişine zorlanmak ya da tanıklık ettirmek

21.Köleliğe katılmaya zorlanma

22.Hamile kalmak için şiddete maruz kalma; sonrasında fetüsün ritüel kullanımı için düşürtülmesi ya da kurban edilmek ya da köleleştirilmek için alınması

23.Ruhsal şiddete maruz bırakma, kurbanın cinli, yılgın, ve içten hayalet ya da şeytanlar tarafından kontrol edilidiğini hissetmesi için

24.Judeo-Christian inancına ve ibadet şekillerine saygısızlık; İblis ya da diğer tanrısal varlıklara adanma

25.Kurbanları Tanrı’nın kötü olduğuna ikna etmek için şiddete maruz bırakma ya da aldatma

26.Ameliyat etme; işkence ve deney için ya da fiziksel, ruhsal bomba ya da implant algısı için

27.Boyun eğdirmek için, aileye, arkadaşlara, sevdiklerine, evcil hayvanlarına, ve diğer masumlara zarar verme ya da zarar verme ile tehdit

28.İlüzyon ve sanal gerçeklik kullanarak kafa karıştırmak ve güvenilirlik yaratmak

“Monarch zihin-kontrol programlamanın başarısındaki temel dayanak birbirini tanımayan fakat farklı zamanlarda vucüdu kontrol edebilen ve değiştirilenler olarak adlandırılan farklı kişilikler ya da kişilik kısımlarının yaratılmasıdır. Travmalarla inşa edilen bellek kaybı duvarları, suistimalcilerin bulunmasını engelleyici gizli bir koruyucu kalkan ihtiva etmektedir ve zamanın çoğunluğunda vücudu tutan ön kişiliklerin Değiştirilenler Sisteminin nasıl çalıştığını öğrenmelerini engellemektedir. Gizlilik kalkanı kült üyelerin yaşamasını ve diğer insanların etrafında çalışmasına imkan tanır ve hiçbir şekilde tanınmaz kalmalarını sağlar. Ön değiştirilenler (front alters) harika Hristiyanlar olabilirler, ve derin değiştirilenler(deeper alters) en kötü tipte şeytani canavarlar olabilirler- Dr. Jekyll/Mr. Hyde etkisi olarak hayal edilebilir. İstihbarat kurumunun ya da köleleri kontrol eden gizli grubun gizliliğinin sağlanmasınında çok şey tehlike altındadır. Bu tip programlamanın başarı oranı yüksektir fakat başarısız olduğunda ölümle sonuçlanır. Her işkence ve travma bir amaca hizmet etmektedir. Neler yapılabileceğinin ve neler yapılamayacağının bulunması için büyük deneyler ve araştırmalar yapıldı. Belirli bir ağırlık ve yaştaki vücuda ölmeden ne miktarda işkence uygulanabileceğini gösteren çizelgeler hazırlandı.”

Tyler Durden (Brad Pitt) “Karanlık/Şeytan”, ya da Mısır mitolojisinden bir SET

[ EDWARD NORTON & BRAD PITT ] – Fight Club (1999)

· “ECT, istismar ve diğer metotlarla uygulanan sert travmalardan dolayı zihin, özünden farklı alternatif kişiliklere ayrılmaktadır. Eskiden Çoklu Kişilik Bozukluğu olarak refere edilirdi, günümüzde Kimlik Çözülmesi Rahatsızlığı olarak bilinmektedir ve MONARCH programlamanın temelidir. Kurbanın zihni ileri koşullandırma, hipnotizma, double-bind baskısı, haz-acı döngüsü, gıda, su, uyku ve duygusal yoksunluk ile beyinsel fonksiyonları değiştiren ilaçlarla genişletildi.

· Ayrıştırma; sistematik istismar ve ürkütücü gizli ritüeller kullanılarak deneğin travmatize edilişiyle başarılır. Öz kişilikte birkez bölünme gerçekleştiğinde, bir “iç dünya” yaratılabilir ve müzik, filmler (özellikle Disney prodüksiyonları) ve peri masalları gibi araçlar kullanılarak değiştirilmiş kişilikler programlanabilir. Bu görsel ve işitsel yardımlar; resimler, semboller, anlamlar ve kavramlar kullanılarak programlama işlemini iyileştirir. Oluşturulan değiştirilmiş kişilere daha sonra, deneğin ruhuna programlanan tetikleyici kelimler ya da semboller kullanılarak uygulayıcı tarafından erişilebilir. Zihin kontrollü köleler tarafından görülen iç görsellerden en yaygın bazıları ağaçlar, kabalistik yaşam ağacı, sonsuz döngüler, eski semboller ve harfler, örümcek ağları, aynalar, cam kırıkları, maskeler, kaleler, labirentler, canavarlar, kelebekler, kum saatleri, saatler ve robotlardır. Bu simgeler yaygın olarak popüler kültür filmlerine ve videolarına iki sebepten ötürü yerleştirilmektedir: bilinçaltı mesajlar ve nörolinguistik programlama kullanarak toplumun çoğunluk hassasiyetini azaltmak ve aşırı duyarlı MONARCH çocuklarının temel programlaması için ve kasten belirli tetikleyiciler ve anahtarlar üretmek. Oz Büyücüsü, Alice Harikalar Diyarında, Pinokyo ve Uyuyan Güzel Monarch programlamada kullanılan bazı filmlerdir.

· Oz Büyücüsü filmi Monarch yürütücüleri tarafından kölelerini programlamak için kullanılmıştır. Filmdeki semboller ve anlamları kurbanın zihninde yürütücü tarafından kolay erişim sağlayacak dürtüler haline dönüştü. Popüler kültürde, Monarch programlamaya yapılan örtülü referanslar genellikle Oz Büyücüsü ve Alice Harikalar Diyarında filmlerine benzerlik gösterir.

· Her bir durumda, programın genişletilmesi için köleye filmin ana temasının belirli bir tercümesi verilir. Örneğin, Oz büyücüsü’nü izleyen bir köle “gökkuşağının üzerindeki biryer” tabirindeki yeri, üzerindeki dayanılmaz acıdan kurtulmak için kaçması gereken “huzurlu bir mekan” olarak düşünür. Bu filmi kullanarak programcılar, köleleri “gökkuşağının üzerine” gitmeleri için cesaretlendirirler ve etkin olarak zihinlerini vücutlarından ayırıp ayrıştırırlar.

Gökkuşağı Sembolizmi (Oz Büyücüsü Progralamasına Referans)

[ TOM CRUISE & RADE ŠERBEDŽIJA ] – Eyes Wide Shut (1999)

· “Daha önce bahsedildiği gibi, hipnotistler nasıl uygulayacağını biliyorlarsa, küçük çocukların hipnotize edilişini daha kolay bulmaktadırlar. Etkili yöntemlerden biri küçük çocuklara “Popüler bir televizyon programı izlediğini hayal et.”, demektir. Bu sebeple Disney filmleri ve diğer şovlar programcılar için çok önemlidir. Bunlar çocukların zihnini doğru yönde ayrıştırmak için mükemmel hiptonik araçlardır. Programcılar neredeyse ilk günden itibaren çocukların hipnotik diyalogları öğrenmelerine yardım etmek için filmleri kullanıyorlar. Çocuklar için hipnotik sürecin bir parçası olmaları gerekmektedir. Hipnotist çocuğa kendi hayal gücünü düzenlemesine izin verirse, hipnotik öneriler daha güçlü olacaktır. Programcı, çocuğa köpeğin rengini söylemektense, bunu çocuğa sorabilir. İşte bu kısım kitap ve gösterilen filmlerde çocuğun zihninin doğru tarafa yönlendirilmesinde çocuğun yardım ettiği noktadır. Eğer bir hipnotist çocukla konuşuyorsa, extra önlemler alması gerekir. Sesinin tonunu değiştirmemeli ve yumuşak geçişler yapmalıdır. Disney filmlerinin çoğu programlama amacıyla kullanılmıştır. Bazıları özellikle zihin-kontrolü için tasarlanmıştır.

MONARCH PROGRAMLAMA SEVİYELERİ

· Monarch Programlama seviyeleri kölenin “fonksiyonlarını” tanımlar ve Elektroensefalografi(EEG) sonrasında fonksiyonlar beyindalgaları ile ilişkilendirilerek adlandırılırlar.

Beyin dalgası çeşitleri | Kafatasından beyin dalgalarının izlenmesi

ALPHA PROGRAMLAMA

· “Genel” ya da düzenli programlama olarak kabul gören ALPHA, temel kişilik kontrolünün içindedir. Yüksek oranda artırılmış fiziksel güç ve görsel keskinliğin yanı sıra, son derece aşikar olan “akılda tutma” ile nitelendirilir (aktörlerin sözlerini hatırlamasında son derece kullanışlıdır). Alpha programlama, kurbanın kişiliğinin kasten alt bölümlere ayrılmasıyla başarılır, esas itibarıyla, nöron yollarının uyarılmasıyla Sol ve Sağ programlanmış birliklerin oluşumuna izin veren, sol beyin – sağ beyin bölünmesine sebep olur.

BETA PROGRAMLAMA

Beta Programlama, “Seks Kölesi” hayvan desenli kıyafetle sembolize ediliyor

[ ABBIE CORNISH ] – Sucker Punch (2011)

· BETA programlamaya “cinsel” programlama (seks köleleri) olarak değiniliyor. Bu programlama öğrenilen tüm manevi inançları elimine eder ve kısıtlamalardan yoksun olarak ilkel içgüdüleri tahrik eder. Değiştirilmiş “Kedi kadınlar” bu seviyede ortaya çıkabilir. Kitten programlama olarak bilinir ve ünlüler, modeller, akteresler ve şarkıcıları kapsayan en görünür programlama türü budur. Popüler kültürde, kedigiller baskılı kıyafet giyme sıklıkla Kitten programlamaya işaret eder.

DELTA PROGRAMLAMA

Delta Programlama “Katil/Suikastçi”

[ PETER WELLER ] – RoboCop (1987)

· DELTA “katil” programlama olarak bilinir ve gizli operasyonlara orijinal olarak özel ajan ya da seçkin askerler (Delta Harekatı, Birinci Dünya Taburu, Mossad, vb.) yetiştirmek üzere geliştirilmiştir. Optimum böbreküstü çıktısı ve kontrollü saldırganlık buna delildir. Denekler korkudan arındırılır ve görevlerini uygulamada çok sistematiktirler. Kendini yoketme ve suikast talimatları bu seviyede katmanlanmıştır.

TETA PROGRAMLAMA

· TETA – “Ruhsal” programlama olarak değerlendirilir. Bloodliner’ların (çok-ırklı Şeytani ailelerden gelenler) bloodliner olmayanlara göre telepatik yetenekler sergilemede daha yüksek eğilim sergiledikleri belirlendi. Bariz kısıtlamalara rağmen, yine de, elektronik zihin kontrol sistemlerinin çeşitli formları geliştirildi ve bio-medikal insani uzaktan ölçüm cihazları (beyin implantları), mikrodalga ve/ya da elektromanyetik yönlendirilmiş-enerji lazerleri adları altında tanıtıldılar.

MONARCH PROGRAMLAMANIN SAPTANMASI

· Elektoşok işkencesine maruz kalan kurbanlarda ortaya çıkan ‘gerçek dünyada’ algılanabilir yaygın fiziki bir yan etki gözkapaklarından birinin hafif düşük olmasıdır. Bu travmayı geçirmiş çoğu Hollywood yıldızı değişik seviyelerde gözkapağı düşüklüğüne sahiptir, hem erkek hem de kadınlar. Bazı kurbanlar bu gözkapağı sorununu hiç göstermez ama kurban ne kadar yaşlıysa sonuç o kadar açığa çıkmaktadır, muhtemelen derilerindeki esneklik eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Monarch köleleri yaşlandıkça ya da programlamaları çöktüğünde programlama tekrar yapılır ve güncellenir (Britney Spears’ın 2007deki dillere düşen eriyişine göz atın). Yeni değiştirilen birimler oluşturmak için yıllar geçtikçe çoklu elektroşok işkencesinin yapılışı, bu gözkapağı düşüşünün muhtemel sebebidir.

ELECTROŞOK İŞKENCESİ: MODERN TOPLUMUN KARANLIK GERÇEĞİ

· “Bir köle hazırlıksız bir programlama alanına götürüldüğünde -hızlı bir giriş için- hipnotik bir ilaç verilir ve başının etrafına metal bir bant çekilir ve başından 5 saniye geçecek 100,000 voltluk bir akım verilir. Bu vücudun sarsılması, gözlerin kapanması, vücuttan ter boşalması vb. şeylere neden olur. Eller bağlanır. Bazen dilin içeri kaçmaması için ağız tıkanır. Zihnin derinliklerine hipnotik komutlar yerleştirildiğinde, programcılar ekipmanlar üzerindeki otomatik zamanlayıcıyı ayarlayabilirler ve kurbana10 saniyelik diğer bir voltaj uygulaması yaparlar. Bu uygulamadan sonra kurbanın vücudu bir süre sarsılır ve titrer. Salyaları akabilir. Sonunda, kişi hipnotik transından çıkarılır, hiçbirşeyi hatırlamaması ve mutlu olduğu telkin edilir ve kaldığı yeden devam etmesi sağlanır.”

SONUÇ

· Monarch köleleri tarafından katlanılan dehşeti açıklarken objektif kalmak zor. Aşırı şiddet, istismar, mental işkence ve sadist oyunlar “tanınmış bilim insanları” tarafından kurbanlara uygulanmış ve yüksek-mertebeli memurlar bunları yapan gerçek bir “karanlık taraf” olduğunu ispatlamışlardır.

· Bunlar dökümanlar ve dışarı sızdıran kişiler aracılığıyla açığa çıkarılmasına rağmen, halkın büyük bir çoğunluğu hep birlikte bu konuyu görmezden geliyor, reddediyor ya da bundan kaçınıyor. 1947’den beri iki milyonun üzerinde Amerikalı travmatik zihin-kontrolü ile programlandı ve CIA zihin kontrol projelerini 1970’de halka açık olarak kabul etti. Mançuryalı Aday gibi filmler direkt olarak bu konuya işaret etti, hatta bu filmler elektroşok, tetikleyici kelime kullanımı ve mikroçip yerleştirme gibi aktif teknikleri tasvir etti. TV ve filmlerde gördüğümüz halka malolmuş bazı figürler zihin kontrollü kölelerdir. Örneğin Candy Jones, Celia Imrie ve Sirhan Sirhan gibi ünlüler resmi olarak kayıt altına alarak kendi zihin kontrol deneyimlerini açıkladılar… buna rağmen genel halk hala “bu varolamaz” iddialarında bulunuyor.

· Monarch Projesi için yapılan araştırmalar ve fonlamalar sadece zihni kontrol edilen kölelere uygulanmıyor. Bu deneylerde tamamlanmış birçok programlama tekniği büyük kitlelere kitlesel medya aracılığıyla uygulandı. Anaakım haberler, filmler, müzik ve videolar, reklamlar ve televizyon şovları, insan davranışı üzerinde kullanılan şimdiye kadar derlenmiş en gelişmiş veriler kullanılarak ortaya çıkarıldı. Bunların çoğu Monarch Porgramlamadan gelmektedir.

MK ULTRA PROJESİ : N. EVLERİNDE (IŞIK EVLERİNDE) CIA ZİHİN KONTROLÜ OPERASYONLARI


N’CİLER (FETOCULAR) NEDEN BU KONUYLA ÇOK İLGİLENDİLER?

N. EVLERİNDE (IŞIK EVLERİNDE) CIA ZİHİN KONTROLÜ OPERASYONLARI

Şeriatçı N’cilerin bazılarına N. Evlerinde, CIA, DIA ve NSA kökenli Zihin Kontrolü operasyonları yapılmış olma ihtimalini bildikleri ve konunun boyutları konusunda emin olamadıkları için bu konularla çok ilgilendiler; çünkü uzaktan böyle bir zihin kontrolü mekanizmasının olup olmadığı bu gruplar tarafından en çok sorulan soruydu. Aslında bazı N.ciler başlarına o evlerde birşeyler geldiğinin bilincindeydiler, ama adını telaffuz edemiyorlardı. N. Evlerinde N.cilere yabancı istihbarat birimleri tarafından sanrı gördürücü maddeler verilmiş olma olasılığı sanırım hepsini korkutmaktadır ve araştırmacı yazar Aytunç Altındal, Dr. Necip Hablemitoğlu’nun ve diğer istihbaratçıların söylediği gibi bu evlerde yabancı istihbarat örgütleri Zihin Kontrolü operasyonları yapmıştı.

Bu konuda ilk saptamaları yapan değerli araştırıcı, yazar Aytunç Altındal[1] ve rahmetli Dr. Necip Hablemitoğlu’dur. N.cilerin evlerinde CIA kökenli halüsinojenlerin ve olası diğer tekniklerin deneklerden ve müritlerden habersiz, gizlice operasyonal amaçlarla kullanılmış olma ihtimalini benimle Amerika’dayken haberleşen Necip Hablemitoğlu ile 1999’da birlikte düşünmüştük. Bu kanıya o deneyimlerden geçen bazı kişilerle konuştuktan sonra varmıştık. Ayrıca kimyasal yöntemlerin haricinde başka yöntemler de kullanılmış olabilirdi. Ama bu evlerden geçenlerin bir kısmının sağlıklı bir psikolojide olduğunu söylemek zordur. Konu Adli Tıp yapılarına intikal edip de bu operasyonlar günün birinde açığa çıktığında, bu evlerden geçmiş kişilerin yönetici olmalarının yasaklanıp, yasaklanmayacağı gündeme gelebilir.

1956-2006 arasında tam kırk yıl boyunca CIA’in bu tip operasyonları Türkiye’de ve diğer ülkelerde sürdürmüş olma ihtimali vardır. Uzun süre kendine has dini külliyatlarını okuyan kişilerden bazıları bir gece ansızın, ermektedirler (!). Yani bir gece içeceklerine veya veya kutsal bir yiyeceğe FBH oluşturucu bir madde katılmış olabilir (bu herkes veya her N. Evi için geçerli değildir!); ya da bu kişiler bir psikoz (KONTROLLÜ PSİKOZ) geçirmektedirler.

Bahsedilen etkileri rahmetli Necip Hablemitoğlu ile birlikte tartışmıştık. Bu operasyonlarda bilinen veya hiç bilinmeyen ve mistik hezeyanlara, psikoza yol açıcı psikotomimetik (psikoz oluşturucu) maddeler olabileceği konusunu konuşmuştuk; bilmediğimiz başka yöntemler de uygulanıyor olabilirdi! Etkilerin bir kısmı Cumhuriyet Gazetesinin ilk sayfasında bile çıkmış, bir mistik psikozu andıran ifadeler, N. evlerinde yaşayan kişiler tarafından anlatılmıştı. Öyle ki, ‘tavanın aniden açılması, bir merdiven sarkması, Melekleri görmek, birden erdiğine inanmak, kutsal yaratıklarla irtibata geçmek, Allah ile konuşmak!’

Bu konuda bilgisi olan, deneyim yaşamış kişiler ve itirafta bulunmak isteyen bizlerle temas kurabilir.

Daha sonra konuyu detaylı araştırınca benzer operasyonların başka ülkelerde de yapılmış olabileceğini gördük. Bu kimyasal zihin kontrolü operasyonlarında mistik bir takım deneyimler yaşayan kişilerin temelde hissettikleri aşağıdaki gibi sıralanabilir:

Zaman algısının değişmesi (LSD, THC, İbogain vb. veya psikoz)

Güçlü bir mistik deneyim (LSD, Psilosibin, Meskalin vb. veya mistik psikoz )

Melekler ve Allah, Saidi Kürd-i veya Şeyh ile konuşmak (LSD, psilosibin vb. veya psikoz)

Cisimlerin boyutlarında değişiklik (LSD veya diğer halüsinojenler veya psikoz)

Ses duymak (psikoz veya temporal bölgede etkisi güçlü halüsinojenler veya psikoz, şizofreniform reaksiyon, psikozda ve şizofrenide en sık görülen ses duymadır.)

Ortamın aydınlanması, farklı ışıkların görülmesi, yazıların veya duvardaki resimlerin canlanması (LSD veya psilosibin veya psikoz)

Kendini çok yetkin hissetmek, Görevi olduğunu ve Tanrı tarafından bir görevle görevlendirildiğini düşünmek (yüksek doz metamfetamin, LSD, DOM, Psilosibin, Meskalin vb.veya Psikoz)

Kendini ermiş hissetmek (LSD, ibogain vb. veya psikoz)

Geçmişe gitmek, geçmişteki olguları veya olayları hatırlamak (LSD, ibogain, THC, bu etki pek psikozda görülmez)

Daha sonra bu eğitimlerden geçmiş bazı kişiler benzer deneyimler anlattılar. Bazıları yukarıdaki kadar keskin belirtiler vermeseler de, daha hafif, orta derecede farklı bilinç halleri yaşayan ve tüm hayatı değişiyor, tarikata tamamen bağlanıyorlardı. Ayrıca N.’cilerin en büyük özellikleri Amerikancı olmalarıydı. Amerika’dan vazgeçemiyorlardı. İlerdeki çalışmalarda bu olayların detaylarına fazlasıyla değineceğiz.

Araştırmacı, yazar ve gizli örgüt uzmanı Aytunç Altındal ile Şeriatçı Cemaatlerin Birer CIA Operasyonu Olduğuna Dair Söyleşi[2]:

Soru: Dinci Cemaatlerde ve Türkiye’de kimyasal veya başka yöntemlerle Zihin Kontrolü operasyonları yapılıp yapılmadığı konusunda ne düşünüyorsunuz?

Aytunç Altındal: Konuyu 1970’li yıllardan beri izleyen bir araştırıcı olarak Türkiye’de bu operasyoların yapıldığını söylebilirim. Özellikle bahsettiğiniz N. Evlerinde bu operasyonların yapıldığını ve X. Efendiye bile bazı drogların gizlice verilmiş olabileceğini düşünüyorum.

Soru: Bu konudaki bilgileri nasıl elde ettiniz?

Aytunç Altındal: 1992 veya 1993 yılında hükümetin başbakanının başdanışmanı K.Y. beni aramıştı bir tarikatın lideri X. Efendiyle görüşür müsün diye? Bir kaç kez reddetmeme rağmen sonunda başbakanın talebi üzerine kabul ettim. Bu kişiyle görüştüm. Bu konudaki tibbi deneyime sahip kişilerle de konuştuğum üzere, bu şahısa sürekli drog verilmiş olma ihtimali çok muhtemeldi. Adama ‘nasılsın?’ diyince, ‘saatin ne güzel!’ diyince bile başlıyordu ağlamaya, ya bu adam psikiyatrik bir vak’a dedim, ya da birileri bunu ilaçlıyor. Normal bir psikoloji değildi bu! Kendisiyle normal bir diyalog kurmak bile mümkün değildi. Bu cemaati daha sonra incelediğimizde, N. Evleri dediğiniz evlerde benzeri kimyasal ve diğer zihin kontrolü operasyonları yapılmış olma ihtimalinin kuvvetle muhtemal olduğunu düşünüyorum.

Soru: Sizce Türkiye’de CIA’in Zihin Kontrolü Operasyonları yapıldı mı hiç?

Aytunç Altındal: 1968-1970’lerde Phoenix operasyonu adı altındaki bir operasyonu zaten keşfetmiştik. Bu konuda iki Amerikalı yakalanmıştı, üzerlerinde LSD ve diğer bazı haplar vardı. Hiç birşey yapılmadan serbest bırakıldılar, Türkiye bu maddelerin ne olduğunu çözemedi. Çözseydi de bir şey yapmazlardı. O dönemlerde başlamışlardı Türkiye’de kimyasal veya diğer yöntemlerle zihin kontrolü operasyonları yapmaya.

Soru: Sizce N. Evlerinde ve dinci bazı tarikatlarda insanlarda zihin kontrolü operasyonları yapmak maksadıyla, halüsinojenler ve diğer maddeler kullanılmış olabilir mi?

Aytunç Altındal: Evet, ben N. Evlerinde ve bu tip yabancı istihbarat birimleri tarafından kontrol edilen ve Türkiye’nin düşmanı haline getirilmiş olan bazı tarikat ve cemaatlerde bu tip maddelerin ve tekniklerin denenmiş olduğunu düşünüyorum!

MK ULTRA PROJESİ /// VİDEO : Öteki Gündem – 18 Ekim 2016 – Zihin Kontrol Operasyonları (2 BÖLÜM)


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=KmtO6fg5h5I

https://www.youtube.com/watch?v=GISYyPvxl90

MK ULTRA PROJESİ : Bir MK ULTRA MAĞDURU’nun ağzından Zihin Kontrolüne karşı Nöro-Savunma Stratejisi


Bir MK ULTRA MADURU’nun azndan Zihin Kontrolne kar Nro-Savunma Stratejisi.pdf

MK ULTRA PROJESİ : ZİHİN KONTROLÜ & MONARCH PROGRAMLAMA & MK ULTRA


ÖZEL BÜRO NOTU : ALINTI YAPTIĞIMIZ BU YAZIDA, YAZAR TARAFINDAN ARGO BİR ÜSLUP KULLANILMIŞTIR. BU NEDENLE OKUYUCULARIMIZDAN YAZAR ADINA ÖZÜR DİLERİZ. ANCAK İLGİNÇ BİR YAZI OLDUĞU İÇİN ORJNALLİĞİNİ BOZMADAN PAYLAŞMA KARARI VERDİK. BİLGİNİZE SUNARIZ.

Monarch Programlama , gizli amaçlar için çok sayıda kuruluşun kullandığı bir zihin kontrol yöntemidir.

Bu proje CIA tarafından MK-ULTRA adıyla geliştirilen, zihin kontrol programı askerler ve siviller üzerinde kullanılmıştır. Yöntemleri şaşırtacak derecede sadist olan ( tamamen kurbanı travmatize etmek amaçlı ) ve asıl amacı, işleyici tarafından istenen herhangi bir eylemi gerçekleştirmek için tetiklenebilir bir köle oluşturmaktır.

Böyle sembolize edilebilir. Maskeler alter kişilikleri temsil ediyor. Alter kişilik , zihin kontrole uğrayan kölelerin birden fazla olan kişilikleridir. Monarch kelebeği ise zihin kontrole uğrayan kölelerin sembolüdür.

Vanessa’nın ensesinde Monarch kelebeğinin dövmesi mevcut.

Monarch programlaması Satanic Ritüel Taciz ve Çoklu Kişilik Bozukluğuunsurları içeren bir zihin kontrol tekniğidir. Köleler içinde tetiklenen ve eylemciler tarafından programlanabilir alter kişilik oluşturmak için, psikoloji, nöroloji ve gizli ritüeller bir arada kullanılır. Monarch köleliği askerî , seks köleliği ve eğlence endüstrisi gibi alanlarda, dünyadaki elit aileler ile bağlantılı bazı kuruluşlar tarafından kullanılmaktadır.

Zihin kontrol yakın tarihte keşfedilmiş birşey değil. Daha önceleri bunların yapıldığına dair bulgular mevcut. Zihin işlemek için okültizmin kullanımına referans veren ilk yazı Mısır Ölüler Kitabı’dır. Bunun sonucunda köleleştirme ( travma yaratmak için ) işkence ve yıldırma yöntemleri ve bugünün gizli toplulukları tarafından derlenip iksir ( ilaçlar ) kullanımı, büyü ( hipnoz ) kullanımını açıklar.

Zihin kontrolünün modern anlamda bir bilim haline gelmesi ancak 20. yüzyılda olmuştur.

Travma temelli zihin kontrol üzerine ilk sistemli çalışmalardan biri Nazi toplama kamplarında çalışan bir hekim olan Josef Mengele adındaki bir orospu evladı tarafından yapılmıştır. Mengele, “Ölüm meleği” olarak adlandırılmaktaydı. Çocuklar dahil olmak üzere kamptaki insanlar üzerinde tüyler ürpertici deneyler yapması bunun sebebidir.

1935 yılından bir resim

Mengele esir kamplarında, özellikle ikizler üzerinde insanlık dışı deneyler yapmıştır. Çünkü kendisinin uzmanlık alanı ikizlerdi. Bu zihin kontrollerin sonucunda başarılı olanların kimisi suikastçi kimisi ise seks kölesi oldu.

Açığa çıkmış MK-ULTRA belgesi,

1950’lerin başından itibaren MK-ULTRA projesinde denek olarak Amerika ve Kanada vatandaşları kullanıldı. 1960’a kadar bu proje sürdü. Yayınlanmış kanıtlarda MK-ULTRA bireyin, zihinsel durumlarını işlemek, ilaç ve diğer kimyasalları kullanmak, duyusal yoksunluk yaratmak, sözel ve fiziksel olarak istismar dahil olmak üzere beyin fonksiyonlarını değiştirmek gibi birçok şeyin kullanıldığı bir projedir.

Ancak MK-ULTRA kapsamında şiddet, elektroşok, fiziksel ve ruhsal işkenceye maruz kalan denekler oldu.

Açığa çıkan bir denek.

Zihin kontrole uğrayıp hayatta kalanlar özel terapist yardımı ile hayata tutunmaya çalışmış. Tutunamayanların birçoğu intihar etmiş ve bazıları ise yaptıklarını hatırlayamayacak hale gelmişlerdir. Birçoğuda işleyicilerinin elinde kalıp suikastçi, seks kölesi ve onlardan biraz daha şanslı olanlar ise ünlü birer sözde sanatçı olmuştur. Bu sözde sanatçılar ise eğlence endüstrisinde mükemmel bir kukla olmuştur.

Bazı deneklerde dayanılmaz bir acıyla karşılaşıldığında programcılar elektroşok, işkence, kötü muamele, zihin oyunları kullanımı, gerçeklikten uzaklaştırma çabaları yoğun bir travmaya neden olmuştur.

Günümüzde Monarch Zihin Kontrolü gizlice çeşitli amaçlar için çeşitli gruplar ve kuruluşlar tarafından kullanılıyor. Bu gruplar olarak belirttiklerim ise Yeni Dünya Düzeni‘nin omurgasını oluşturan elit aileleridir.

Monarch Zihin Kontrolü’nün isim kökü Monarch kelebeğine dayanmaktadır. Monarch kelebeği, solucan olarak ( gelişmemiş bir potansiyeli temsil eden ) yaşama başlar. Bir süre sonra güzel bir kelebeğe dönüşür ( programlama ) .

Buyrun bahsettiğimiz o güzel kelebek.

Monarch Zihin Kontrolü’nün insanlık dışı uygulamalarını aşamaları

Kurban, köle olarak adlandırılır. İşleyici yani programlayan ise tanrı niteliğindedir. David Guetta & Nicki Minaj – Turn Me On klibinde tam olarak bu işlenmektedir. Programlama uygulanan kişilerin %75’i kadındır çünkü erkeğe göre acıya karşı daha hoşgörülüdür. Travma yaratarak kölelerde alter kişilik oluşturma amaçlanmıştır.

Uygulama aşamalarına geçelim.

1. Suistimal ve işkence

2.Kutu, Kafes, Tabut veya mezar ( genellikle hava almak için açılan bir delik veya oksijen tüpü ile)

3.Halat ve zincir ile bağlama ( çalgı olan bağlama değil tabiki hehe. )

4. Buzlu su altında kalma, kimyasal yanma, aşırı sıcak ve soğuk

5.Cİldin üst kısımlarında kabuklanma

6.Göz kamaştıran ışık

7.Elektroşok

8.Kan, idrar, dışkı ve et gibi vücut sıvı ve maddelerinin zorla alımı

9.Ağrılı pozisyonlarda bulunma. ( başaşağı tutma vb. )

10.Açlık , susuzluk

11.Uyku yoksunluğu

12. Sıkıştırma ( basınç uygulama, ağırlıklar arasında bırakma vb. )

13.İllüzyon, konfüzyon (sersemleme) , amnezi ( hafıza kaybı ) oluşturmak için ilaçlar veya intravenöz kullanmak

14.Korku, tiksinti için yılan, örümcek, kurtçuk gibi hayvanlar kullanma

15.Ölüme yakın deneyimler ( boğulma vb. )

16.Genellikle bıçaklarla insanlara ve hayvanlara istismar. Bazen zorla buna şahitlik ettirme

17.Kölelik zorlaması

18.Kurban hamile ise bebek kurban edilmek veya köleleştirmek için alınır

19.Ruhsal istismar, taciz , ruhlar veya cinler tarafından kontrol edilme

20.Yahudi – Hristiyan gibi dinlerin inanışlarına saygısızlık, şeytana tapınma

21.Kurbanlara Tanrı’nın kötü olduğunu ikna etme

22.Deney, işkence , fiziksel ve ruhsal istismar

23.Köleliğe zorlamak için tehdit amaçlı aile, arkadaş veya evcil hayvan kurban edilmesi

24.Olmayan gerçeklikleri kanıtlamak için sanal gerçeklik kullanımı

Bunların kullanımı ile alter kişilikler oluşuyor ve kölenin bedeninde birden fazla ruh barınabiliyor. Yaşadığı tramvalardan ötürü ve alter kişilik barındırması sebebiyle ne yaptığını bilememezlik sürekli rüyada olma durumunda kalıyorlar. Bunlardan kurtulmak için yıllarca terapistler tarafından müdahale edilmesi gerekiyorki her zaman olumlu sonuç vermesi mümkün olmuyor sonucu ise intihar veya uyuşturucu bağımlılığıyla son buluyor. Genellikle bu uygulamalardan geçen kölelerin neredeyse tamamı kısa zaman içinde uyuşturucu bağımlısı oluyor. Kölelikten kurtulanlar veya kurtulmaya çabalayanlar ise ilahi dinlere büyük ilgi gösteriyor. Örneğin MJ’nin ölmeden önce müslüman olduğu söylentisi vardı ne kadarı doğru tam olarak bilemiyorum piçler.

Kişilik bölünmesi alter kişiliğin yan sanayisi gibi oluyor ki bunları bize uyguluyorlar. Bahsettiklerimin daha basit hali bu tabiki. Bu kadar ağır travmalara yol açmıyor. Ama bilinçaltına etkisi de kısmen oluyor haliyle. Kişilik bölünmesini “İç Dünya” oluşturarak bize uyguluyorlar. Klipler, filmler ( özellikle Walt Disney ), peri masalları gibi araçları kullanarak programlama yapabiliyorlar. Bu görsel ve işitsel ögeler ile görüntüler ve semboller kullanarak programlama sürecini geliştiriyorlar. Köleleri programlamak için filmlerde ve kliplerde en çok kullanılan görüntüler çeşitli ağaçlar, Kabalistik ağacı, sonsuz döngüler, eski semboller ve harfler, örümcek ağları, aynalar, cam kırılması, maske, kaleler, labirentler, iblisler, kelebekler, saat camları,

saatler ve robotlar kullanılır. Bilinçaltı ve nöro-linguistik programlama kullanılarak nüfuzun çoğunluğunu duyarsızlaştırmak amaçlanmıştır.

Çizgi filmler ve çocuklara yönelik olan Disney filmlerinde çocukları hipnoz ediyorlar. Pinokyo, Oz büyücüsü, Alice Harikalar diyarında, Uyuyan güzel adındaki çizgi film görünümlü olmasına rağmen gerilim filminden farksız şeylerdir. Nasıl mı yapıyorlar? Örneğin Oz Büyücüsü’nde gökkuşağı üzerindeyken “mutlu yer” tanımı yapılıp bilinçaltına yerleştirilir. Travmadaki köleler dayanılmaz ağrılardan kaçınılası bir yer olarak orayı görür.

Monarch Programlama seviyeleri köle “fonksiyonu” tanımlamak ve onlarla ilişkili Elektroensefalografi ( EEG ) beyin dalgalarını isimlendirmektir.

Beyin dalgalarının izlenmesi.

Beta : Cinsel programlanmadır ( seks köleliği ) . Ahlaki inançları ortadan kaldırır ve engellenmeden yoksun ilkel iç güdüler ile hareket edilmesi sağlanır. Kedi baskılı giysiler bunun en önemli göstergelerindendir. Nicki Minaj buna en belirgin örnektir.

Alpha : Genel, düzenli uygulama olarak bilinir. Önemli ölçüde arttırılmış fiziksel güç, inanılmaz görme keskinliği ve belirgin bir şekilde bellek tutma içerir.Düşüncelerime göre elit aile üyeleri bu şekilde bir programlama altındadır.

Delta : Katil programlama olarak bilinir. Özel operasyonlar için ajanlar veya elit askerlerin yetiştirilmesi için kullanılır. Adrenalin ve kontrollü saldırganlık belirgin özelliğidir. Denekler korku yoksunudur. Kendini yok etme ve intihar talimatlarını sorunsuz yerine getirmektedirler. İzlediğiniz birçok filmde bunların örneklerine rastlamış olmanız mümkün.

Theta : Psişik programlama sayılır. Tam olarak bilgi edinemedim bunun hakkında ama elektornik cihazları psişik güçlerle kullanmayı sağladığını okudum doğruluğu hakkında bir fikrim yok.

Bu bahsettiklerimi bizlere, mükemmel programlama teknikleri ile kitlesel medya araçlarıyla kitlesel ölçekte uyguluyorlar. Yukarıda bahsettiğim gibi Bilinçaltı ve nöro-linguistik programlama kullanılarak nüfuzun çoğunluğunu duyarsızlaştırmak amaçlanmıştır. Amaçlarına neredeyse tamamen ulaştılar. Herşeye duyarsızız artık. Aslında hiç olağan olmayan şeyleri hiç abes kaçmıyorcasına olağanmış gibi tavır takınıyoruz.

MK ULTRA PROJESİ /// TAVŞAN DELİĞİ : ZİHİN KONTROLÜ MÜMKÜN MÜDÜR ?


İnsanoğlu nasıl görür? Evrene attığımız her şey beynimize nasıl yansır? İki farklı kişi aynı yere baktığında aynı şeyi mi görür? Bu soruların cevabı tek bir kelimede gizli aslında. Bu kelime ise dünya üzerindeki her bireyin kendi çabasıyla zihninde inşa ettiği büyük bir yapı aynı zamanda; bilgi. Fakat biz bu inşaat sürecinde dış etkenlere son derece açığız. Yani bazen kendi koyduğumuzu sandığımız bir tuğla aslında başkası tarafından oraya konmuş olabilir. Yapıştırıcı harcın içerisine bizden habersiz yabancı unsurlar eklenebilir.

Dünyadaki reel fizik kurallarını zihinsel yasalara yani psikolojiye veya her toplumun kendi iç dinamiklerini ortaya koyma çabasındaki, labaratuvar ortamında test edilemeyecek toplumsal nazariyeler ortaya atan sosyoloji gibi sosyal bir bilime uyarlamak mümkün olabilir mi? Bu noktada ‘izler’ üzerinden giderek bazı ilginç çıkarımlara ulaşılabilir. Fizik yasalarına göre evrende her şey ardında bir iz bırakır. Bir yere dokunduğumuzda parmak izi bırakırız, yemek yediğimizde kanımızda ve idrarımızda değişiklikler olur, bir yere oturduğumuzda ardımızda sıcaklık kalır, yeni bir elbisenin daha önce giyilmiş olup olmadığını dokunarak anlayabiliriz, klavyenin fazla kullanılan tuşlarındaki harfler zamanla silinebilir, pantolonlarda diz yerleri oluşur. Bu örnekler sonsuza dek uzatılabilir. En basit devinimlerimiz bile arkasında bir iz bırakır. Peki ya daha karmaşık olanlar? Mesela bir cinayet mahalli. Olay yeri inceleme uzmanı ile ayakkabı ustasının cinayet mahallinde gördükleri, onların yaşamları süresince inşa ettikleri bilgi birikimine endekslidir. Yani gerçek anlamda görmek için gözler yeterli olmaz. Bilgi ve analiz yeteneği görmemiz için gerekli iki ayrı destekçidir.

Bir domatese parmağımızla hafifçe bastırdığımızda üzerinde küçük bir çukur oluşur. Sonra o çukur kendi kendine yavaşça düzelir. Peki zihnimizde de bu tür geçici izler bırakılabilir mi? Fizik kuralları mental dünyamız için de geçerli mi? Sabahın erken saatlerinde dinlediğimiz bir şarkı, akşama kadar dilimize dolanabilir. Bu durum zihnimizin dış etkenlere kendi irademiz dışında fazlasıyla açık olabileceğinin bir ipucu aslında. İnsan kendi beyninden geçen düşünceleri kontrol edemez, nerede durması gerektiğine hükmedemez. Yani beyni tetikleyen bir dış güç sayesinde düşüncelerimiz de kontrol edilebilir. Hoşumuza giden bir filmin sahneleri bir kaç gün boyunca zihnimizde dolaşır. Okuduğumuz bir kitapta kendi hayal dünyamıza göre tasvir ettiğimiz evrenin etkisinde kalırız. Zihnimizde tasarladığımız sahneler, gün içerisinde istemimiz dışında aklımıza gelir. Tüm bunlar şunu gösteriyor, beynimiz tamamıyla bize ait değil, onu korumak, kontrolümüz dahilinde çalışmasını sağlamak için ayrıca bir efor sarf etmemiz gerekiyor.

Programlama

İnsan beyninin bu zaaflarını bilen ve bu sayede zihni kontrol etmeye çalışan bir takım odaklar olabilir mi? Bize gösterilenlerle gerçekte varolanların birbiriyle örtüşmediğini, modern medya ve habercilik sisteminin zihni kontrol etmede kullanılan en önemli araçlar olduğunu savlamakla başlasak, hatta ileri gidip son 60 yıldır yapılan olimpiyat ve dünya kupaları açılış gösterilerinin satanik ayinler olduğunu, Hollywood sinemasının çok özel bütçelerle hazırlanmış bir beyin programlama stratejisinin en hayati parçası haline geldiğini, Eurovision, Avrupa ve Dünya futbol organizasyonlarının küresel zihin kontrolünün diğer önemli ayaklarını oluşturduğunu, CIA’nın çocuk pornosunu teşvik ettiğini iddia etsek bize deli diyen çıkar mı? Peki bunları delillendirmeye çalışırsak perdenin arkasına keskin bir bakış atmış olur muyuz?

Gerçeği görebilmek için ‘bilgi’nin ne kadar gerekli olduğunu dile getirmiştik. Hatta enformasyonun 21. Yüzyılın en değerli öğesi olduğunu söylesek bile hata yapmış olmayız. Soğuk savaş dönemindeki süper güçlerin bilgi avcılığı odaklı istihbarat yapılanmaları içinde bulunduğumuz yüzyılın şekillenmesine de etki etti. Bilgi çağı yakıştırmasındaki bilgiyi sadece pozitif bilimler olarak alırsak yanılırız. Buradaki bilgi, tümden dünyada olup biten her şeyin anlık ve derin bilgisidir aslında. Ve basitten karmaşığa doğru giden bilgi skalasında bize gösterilenler, gizlenenlere kıyasla dev bir balinanın yuttuğu istavrit kadardır.

Rabbit Hole (Tavşan Deliği)

Peki bize gösterilmeyen ‘dark side’a, ayın karanlık yüzüne ulaşabilmenin bir yolu var mı? Gerçek bilgiyi bizden gizlemeye çalışan, elimize bilgi parçacıklarından oluşan birer elma şekeri tutuşturup bizi uzaktan izleyenler kimler? İnsanların gizemlere olan merakının yansımalarını hatırı sayılır ölçüde gişe yapan filmlerde ve aylarca çok satan listelerinden inmeyen kitaplarda görebiliyoruz. Gizeme duyulan merakın yanı sıra gizem oluşturma ihtirası da insanlık tarihi kadar eski bir yöneliş. Ezoterik yapılanmalar, gizli örgütler, gül-haç, hermetik öğretiler, Atlantis kültü, paganizm, antik Mısır inanışı, gizemli semboller, kutsal kase, Atbash, Adam Kadmon, heykeller, lahitler, kabalizm, onomastik, nümeroloji, paranormal olaylar, metafizik ve sayısız gizem, insanoğlunun tarih serüveninde, kuşakları sırtına bağlanmış bir şekilde ardından sürüklediği ve günden güne büyüttüğü dev bir yığın biçiminde takibini sürdürüyor. Bu yığın her geçtiği yerde bir ‘iz’ bırakıyor. Bu izler ise kültürel etkileşimler şeklinde, inançları ve gelenekleri etkiliyor. Sayısız gizem beraberinde sayısız teoriyi de getiriyor. Bu teoriler de birbirlerini etkiliyor ve ortaya öyle bir şey çıkıyor ki, ‘bilinen’ kısım üzerinde yapılan spekülasyonlar, bilinmeyen ve saklanan devasa kısım kadar büyük boyutlara ulaşıyor.

İşte tam da burada karşımıza rabbit hole kavramı çıkıyor; yani tavşan delikleri. Her türlü gizemli bilgi ortalığa saçılamayacak kadar değerli. Yerin altında öyle geniş ve derin bir bilgi katmanı var ki, sadece ona giden delikler bile popüler kültürü esir almaya yetiyor. Harry Potter, Da Vinci’nin Şifresi, A Clockwork Orange, Star Wars, Matrix serisi, Lost, Heroes, Yüzüklerin Efendisi, Transformers, Alice Harikalar Diyarında gibi metafizik gizemler içeren pek çok eser ve yapım tavşan deliği başta olmak üzere, neredeyse bilinen her türlü ezoterik sembole göndermeler yapıyor. Derin bilgi katmanına giden tüneller açıp, insanların bu tünellerde boğulmalarını isteyenler, her gün yeni bir kurgu ile karşımıza çıkıyor. Peki gerçek dünyadan kopup tavşan deliğinde bize sunulduğu kadar bilgi kırıntısıyla debelenmemizi isteyenler kimler?

1999 yapımı The Matrix filminin meşhur follow the white rabbit / beyaz tavşanı izle repliği bir labirent girişinin anahtar cümlesi aslında. Aynı cümle Alice Harikalar Diyarında adlı filmde de karşımıza çıkmıştı. Magic Mushroom yani sihirli mantarları yiyen Alice, tavşan deliğinden geçerek harikalar dünyasına adımını atıyordu. Matrix’teki Neo ise bu dünyaya girebilmek için bir hap yuttu. Sihirli mantarlar ve haplar, gerçek dünyadan derin dünyaya geçişte kullanılan anahtarlardı. Bunu uyuşturucu bağımlılığının kaynak kodları olarak yorumlarsak ortaya bambaşka bir tablo çıkar. Yani bize masumca ‘gösterilen’leri tefsir ettiğimizde gördüklerimiz korkutucu olabilir.

Transformers üçlemesinin son filmi olan Dark of the Moon’un bir sahnesini burada anmak istiyorum. Yıl 1969. Apollo 11 uzaya gönderilir, John F. Kennedy insanlık tarihinin önemli adımlarından biri esnasında konuşma yapıyordur. Haber ajanslarının kamuoyuna duyurduğu ‘aya ilk adım’ tek manşet konusuyken, NASA’nın aslında bambaşka bir projenin peşinde olduğu, yolculuğun aya sadece ayak basmak değil, uzaylılardan kaldığı düşünülen bir aracın içerisinde keşif yapmak ve ondan bazı parçalar almak için planlandığı görülür. Gösterilen ile görünen – bilinen ile bilinmeyen taraf, bir yandan ay metaforunun aydınlık/karanlık ilişkisi ile birleştirilirken, diğer taraftan kamuoyunun dikkati başka bir tarafa çekilir. Bunu takip eden sahne ise hayli enteresandır, koca bir dolgu tavşan oyuncak baş gösterir, görünen ve görünmeyen taraf tavşan deliği göndermesi ile kombine edilir. Bu küçümseyici sahne, gerçek bilgiye ulaşmanın imkânsızlığı karşısında duyulan özgüvenin alaycılığını yansıtır. Biz tüm bunları nasıl yorumlamalıyız? Derin bilgi katmanının gizliliğine atıf yapılırken, filme adını veren dark of the moon diğer bir deyişle black moon aynı zamanda ezoterik bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Kara büyünün en etkili olduğu, karanlık güçlerin harekete geçtiği ve senede sadece 13 kez yaşanan black moon gecesi Amerikan gençliğini peşinden sürükleyen The Twilight serisinin ana unsurlarından biri. Gösterilenler ve sembolik göndermeler hayli ilginç. Perdenin arkası ise sandığımızdan daha karmaşık.

Zihni kontrol eden dünyayı kontrol eder

En başa dönecek olursak, birileri beynimizde kalıcı izler bırakmaya çalışıyor olabilir mi? Bizi programlamaya, onların istediği gibi düşünmeye sevk etmek istiyorlarsa bunu başarıyorlar. Günde ortalama 5 saat TV izleyen Türk toplumu, dayatılan diziler, eğlence programları, yarışmalar, tartışma ve müzik programları sayesinde açık bir zihne sahip olma lüksünü yitiriyor. Yüzlerce imaj kafamızda dans ediyor. Kafa dağıtmak için TV izlediğimizi söylüyoruz bazen, evet öyle bir dağılıyor ki, toparlamak mümkün olmuyor.

En kritik nokta ise habercilik anlayışı. Küresel haber kaynakları Reuters, Fox TV, ABC, Associated Press ve BBC dünyadaki tüm haber akış ağını kontrol ediyor. Şimdi şöyle düşünelim, önümüzde bir haber var, bu haber çok hızlı bir şekilde, belki de 15 dakika içerisinde tüm dünyaya yayılmış durumda. Haberin kaynağını doğrulayacak ve sağlamasını yapacak bir imkânımız yok. Bize sunulan ve ‘yorumsuz’ olarak önümüze getirilen haberlere inanmamız bekleniyor ve pek çok kimse haberin doğruluğunu sorgulamayı aklından bile geçirmiyor. Dünya kamuoyu, 11 Eylül 2001 yılında küresel zihin kontrolü testine tabi tutuldu. Ne kadar kısa sürede, ne kadar insan bir tiyatroya inanacak bu ölçüldü. Plan başarılı oldu, tiyatroyu kurgulayanlar istediğini aldı. Sadece haber ajansları kullanılarak insanların zihnine bazı imajlar kazındı. Bunlardan biri de Müslüman terörist imajıydı. Artık biz bile herhangi bir Hollywood filminde, sakallı ve Ortadoğu orijinli birini gördüğümüzde, ilerleyen sahnelerde ‘terörist’ bir saldırı sahnesinin gelebileceğini düşünüyoruz. Hipnotizma’daki trigger kavramı burada karşımıza bambaşka bir şekilde çıkıyor ve koşullanıyoruz. Zihnimize bir fikir ekiliyor ve hasat ediliyor. Buna engel olacak gücümüz var mı? Küresel zihin kontrolünün gerçek amacı nedir?

Tüm sorduğumuz soruların cevaplarını bulmak için, İkinci Dünya Savaşı sonrasına gideceğiz, ABD tarafından kaçırılan Alman bilim insanlarının top secret seviyesinde yürüttüğü projeleri derinlemesine inceleyeceğiz. Dünyayı kontrol etme yolunun artık zihinleri ele geçirmek olduğunu fark edenlerin planlarını deşifre etmeye çalışacağız. Yine de bazı sorular yanıt bulamayacak, bu sefer de Antik Mısır uygarlığına, Göktürk Devleti’ne, Ortaçağ Avrupa’sının gizemli örgütlenmelerine seyahat edeceğiz. Aradığımız yanıtlara ulaşmak için tüm verileri birleştirip kapsayıcı bir teori ortaya atacağız. Bu teori gözlüğüyle her şey göründüğünden farklı bir forma kavuşacak, yeniden yorumlanacak ve en sonunda gerçekten görüyor olacağız.

MK ULTRA PROJESİ /// NALAN YILDIZ : Kozmik savaşlar ve zihin kontrolü ile yönetilen Suikastçiler


Haşhaşiler

Jön Masonlara[1] isimli kitabımda, Hasan Sabbah (1034-1124)’ın “Haşhaşi” olarak bilinen fedâilerinin tarihçesini anlatmıştım. Batılılar’ın Assassins-Suikastçılar katiller”dedikleri, kendilerinin ise dinin esaslarını Esasiyunu” koruduklarına ve Sır Bekçileri” olduklarına inanan bu adamlar, tarihin en eski suikast örgütlerindendi. Derviş, dilenci veya tüccar kılığında cinayet işleyecekleri yere gönderilir, burada halkın arasına karışarak, uzun süre kendilerini farkettirmeden kamufle olurlardı. Bir yandan kurbanlarını izlerken, diğer yandan işlerini bitirinceye kadar dikkat çekmemeye çalışırlardı. Suikast öncesi hazırlıkları çok gizli yürütseler de cinayet sonrasında, herkesin gözü önünde, kalabalıkların ortasında neredeyse törenle işlerini tamamlıyorlardı. Câmiler gibi halkın en fazla bulunduğu yerler onlar için en uygun mekânlardı. Neredeyse gösteriye dönüşen bu kan dökme eyleminde, kurbanın öldürülmesi yetmiyor bir de ibret-i âlem için öldürülenin neden bunu hakettiğine dair ayaküstü vaaz bile veriyorlardı. Amaç yüreklere korku salmak, düşmanları sindirmekti ki, bunu da başarıyorlardı.

Hasan Sabbah’ın fedâilerini afyonla kendine bağladığı, onları uyuşturduğu ve bu köle askerlerden kendisine çok tehlikeli bir ordu kurduğuna inanılıyordu. Tabii bu sadece afyonun etkisi ile olacak iş değildi. “Haşhaşilerin”, Alamut Kalesi’ndeki Yaşlı Adam”a imânları tamdı, onun Seçilmiş kişi”olduğuna iknâ olmuşlardı. Cennete gidebilmek için onun kurallarına uyulması ve her dediğine sorgusuz itaat edilmesi gerektiğine inanıyorlardı. Bu yüzden onun için gözlerini kırpmadan ölüme gidiyorlardı… Hasan Sabbah’ın Haşhaşileri’nden günümüze, suikast örgütlerinde kullanılan teknikler kuşkusuz çok değişti. En önemli değişiklik kanımca bu işleyişte kullanılan fedâilerde” artık gönüllülük esasına bile ihtiyaç duyulmaması. Dünyanın belli başlı güçleri halktan gizledikleri pek çok teknolojiyi sonuna kadar kullanmaktalar. Zihni yönlendirilebilen insanlar, hatta ülkeler kozmik savaşların oyuncağı haline gelebiliyor artık.

*Beyni Yıkanmış Katiller*

Beyin yıkama tekniklerinin 1930’lu yıllarda KGB tarafından Rusya’da, 1949’da Çin’de uygulandığı biliniyor. 1950’li yıllara girilirken Kore’de, savaş esirlerinde beyin yıkama ve zihin yönlendirme çalışmalarının yapıldığının saptanması üzerine CIA (Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı), bu yarışta geri kalmamak adına 1953 yılında MK- Ultra projesini başlattı. CIA, gizli zihin denetim programını, soğuk savaş döneminde ele geçirdikleri Rus casusları sorgulamakta da kullanacaktı. Manufacturing Killers Utilizing Lethal Tradecraft Requiring Assasination”, özetle, kitlesel suikastlar düzenleyebilecek ölümcül katil yetiştirme programı diyebileceğimiz MK-Ultra beyni yıkanmış köle katillerin yetiştirilmesini hedefliyordu.Çoğunlukla, cinayet işleyeceklerinin farkında bile olmayan bu insanlar, özel çipler, ilaçlar ve maruz kaldıkları beyin yıkama seansları neticesinde, gözünü bile kırpmadan adam öldüren suikastçilere dönüşüyorlardı.

Peki bu iş nasıl yapılıyordu? Farklı frekanslarla beyin dalgalarına etki etme gayreti Tesla’dan beri deneniyordu. Tesla ses dalgalarını havada ışık hızıyla giden elektromanyetik radyasyona dönüştüren bir aygıt tasarlamıştı. Çok daha geliştirilerek CIA tarafından bu tekniklerin yalnızca savaş esirleri üzerinde değil, yabancı liderlerin zihinlerini kontrol etmek üzere de kullanılmaya çalışılacaktı. (“Project Mkultra, The CIA’s Program of Research in Behavioral Modification” isimli Amerikan Senato belgesinde, Fidel Castro başta olmak üzere pek çok liderin zihninin kontrolünün ele geçirilmeye çalışıldığı rapor edilmiştir. Zamanın CIA Başkanı Proje açığa çıktığında bunu yalanlayamamış ve hükümet yaşayan mağdurlarına yüklü tazminatlar ödemiştir. Anlayacağınız Jacob’s Ladder ve Manchurian Candidate gibi filmler sadece hayal ürünü değil aksine doğrudan bu projeden ilham alınarak senaryolarla çekilmişlerdir.)

60’lı yıllara gelindiğinde projenin adı MKSearch” olmuş ve bu alanda kullanılacak ilaçlar üzerinde çalışılmaya başlanmıştır. New York Times, 1973’de CIA ve Pentagon’un sürdürdüğü bu projeyi kamuoyuna aktardığı zaman yer yerinden oynasa da, zaten Watergate skandalı sırasında, deneye dair pek çok belge hızlıca imha edilmiş, geriye pek bir şey kalmamıştı.Resmi açıklamalar tüm projenin 1974’te dondurulduğunu ifade edecek ancak kitleler üzerinde bunun aksini ispatlayacak değişimler, gözlenecekti. Hiç vakit geçirmeden, aynı alanda çalışmalara devam etmek üzere, 1977’de Amerikan Psikotronik Derneği (USPA) kuruldu. Dernek, Zihin-beden-çevre ilişkileri bilimi; madde-enerji ve bilinç etkileşimleriyle ilgili disiplinler arası çalışmalarla ilgilenmek üzere kurulmuştur. İnsanlarındavranışlar ve hareketlerini etkilemeyi amaçlayan kognitifzihinsel çalışmalar üzerinde çalışmaktaydılar.Bu çalışmalar beyin gücüne etki edebildiğiniz her organizmayı harekete geçirme, hatta kitlesel bir imha silahına bile dönüştürebileceği esasına dayandırılıyordu.

CIA 1970-1995 yılları arasında yine boş durmayacak, Muammer Kaddafi’yi aramak için Blue Bird, Manuel Noriega için ise 1983 yılında Land Broker projesi başlatacaktı. Kuşkusuz Psikotronik Savaşlar” konusunda sürdürülen çalışmalarda Amerika yalnız değildi; Rusya, Çin, İngiltere İsrail gibi pek çok ülke de bu alanda at koşturmaktadır. Teknoloji Büyücüsü” diye tanınan ve yirmiyıldan fazla bir süre ABD Yale Nöropsikoloji Başkanlığı yapan, Prof. Jose Delgado (1915-2011) Beynin Elektrikle Uyarılması” konusunda 1946’da çalışmalara başlamış, 1952’de ilk sonuçları rapor etmişti. Delgado, beynin ilgili merkezlerine elektrik sinyalleri göndererek kobay” olarak kullanılan insan ve hayvanlarda davranışları ve duyguları değiştirerek zihinlerini kontrol edebiliyordu.“Zihin Kontrolü -Telegram”’ın babası” diye anılan Prof. Jose Delgado, niçin Telegram?” sorusuna, Amerikan Kongresi’nde 24 Şubat 1974 tarihinde açık açık şu cevabı verrecekti; Toplumumuzun siyasî kontrolü için bir psikocerrahî programına ihtiyacımız var. Amaç, zihnin fizikî kontrolüdür. Kendisine sunulan normdan sapan ferd, cerrahî olarak kesilip atılabilir. Ferd, en önemli gerçeğin kendi varoluşu olduğunu düşünebilir, fakat bu yalnızca onun bakış açısıdır. Bu bakışta, tarihî yaklaşım eksiktir. Oysa insanoğlunun kendi zihnini geliştirme hakkı yoktur. Bu tarz liberal bir yaklaşım kulağa hoş geliyor tabiî. Ancak, beyni elektrikî olarak kontrol etmeliyiz. Bir gün ordular ve generaller, beynin elektrikî uyarımıyla kontrol edilecektir.” 1975’e gelindiğinde Delgado beyin araştırmalarını, bilgisayara ayarlamayı başarmıştı bile.

Biliyoruz ki günümüzde bu alanda, bilinen elektromanyetik silahlardan, radyohipnotik sistemlerden, elektronik harp, nöro-elektromanyetik frekans saldırıları, subliminal mesajlar, HAARP, Monarch Projesi gibi pek çok farklı teknik kullanılmaya devam ediyor.

Bütün bunları anlatma niyetim, gerçek dışı komplo teorileri aktararak insanları korkutmak değil. Tam tersine son derece önemli teknolojik gelişmelere dayandırılarak sürdürülen bu modern dünyanın yeni savaş yöntemleri konusunda belge ve bilgilerle insanları uyanık tutmayı hedefliyoruz. Benzer ilgi ve kaygılarımız nedeniyle bir süredir Arda Eşberk’le birlikte, bilimsel verilere dayanan ortak bir projede çalışıyoruz. Hindistan’da seslerin, enerjinin insan bedeni üzerindeki etkileri üzerine eğitim alan, ezoterik ve mistik konularda seminerler veren Arda Eşberk, sinema yüksek lisansı ve aldığı hipnoz eğitimini harmanlayarak beyin yıkamanın ezoterizm, ses ve görüntü boyutu ile ilgili araştırmaları bizlerle paylaşacak.

Birkaç cilt olarak yayınlayacağımız kitaplarla, ülke olarak içinden geçtiğimiz bu olağanüstü zor günlerde, beynimizin ayarları ile nasıl oynanmış olabileceğine dikkat çekmeyi amaçlıyoruz. Uyduların, radyo televizyon vericilerinin, GSM istasyonlarının, hatta Pokemon gibi bilgisayar oyunlarının bile istenildiğinde sıradan beyin kontrol araçları haline geldiği günümüzde, gerek coğrafi, gerek siyasi önemi açısından ülkemizin, Yeni Dünya Düzeni‘ne hizmet eden güçler tarafından savaş üssü olarak görüldüğü de tecrübe ile sabit.. Şimdilik kısmen gizli sürdürülen kozmik savaşların ve elektromanyetik silahların sonuçlarına karşı korumak için ülke olarak önlemimizi almak zorundayız. Kimsenin artık, “görmedim, bilmedim, duymadım” deme lüksü yok. Çalışmalarımızla, konunun ne kadar önemli olduğunu bir kere daha gözler önüne sererek, siper savaşlar ve zihin kontrolü konusunda rfarkındalıkların arttırılarak, halkı bilinçlendirici kampanyaların başlatılmasını, teknolojik kalkanların konuşulmasını hatta konu ile ilgili bağımsız bir Bakanlık”ın kurulmasını umuyoruz. Yoksa Bad’el harab-ül Basara”, yani Basra harap olduktan sonra yapacak bir şey kalmayacak.Sahi, Basra’da zaten harap edildi değil mi?

Son olarak, projeyi yürüten kişiler olarak Eşberk de ben de çok tehlikeli sularda yol aldığımızın farkındayız. Okuduğunuz bu birkaç sayfalık not, konu ile ilgili çalışmalarımız devam ederken olağandışıbir durum yaşarsak, bir kenarda bulunsun diye tarihe düştüğümüz küçücük bir nottur da…

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.