Etiket arşivi: PKK

GÜNDEM ANALİZİ /// HOLLANDA, BİLDERBERG, PKK VE FETÖ KUŞATMASINDA TÜRKİYE : BATI İLE ÇATIŞ MA MI ? YENİLENMİŞ İTTFAK MI ?


HOLLANDA, BİLDERBERG, PKK VE FETÖ KUŞATMASINDA TÜRKİYE : BATI İLE ÇATIŞMA MI ? YENİLENMİŞ İTTFAK MI ?

KAYNAK : http://dikmecionur.blogspot.com.tr/2017/03/hollanda-bilderberg-pkk-ve-feto.html?m=1

Abd Başkanlık seçimleri ve neticesiyle beraber siyasi literatürün üzerinde durulması gereken konusu ulus devletler ve ulusçu tutumların yeniden yükseldiğidir. Küresel zihniyetin gümrüksüz ve sınırsız bir dünya tahayyülü Donald Trump’ın Meksika’ya ek gümrük tarifesi fikri ve küresel anlaşmaları rafa kaldırmasıyla bir parça sarsılmıştı. Siyasi vaziyetlerin domino etkisi gösterdiği yerkürede bu tavır Avrupa kıtasında da taraftar buldu. Aşırı sağ, ulusçuluk ve ırkçı tonlarda milliyetçilik giderek yayılmaya başladı. Abd başkanlık seçimlerinden kısa süre evvel İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı alması, Fransa’nın Afrika merkezli müstakil bağımsız politika izleme kararlılığı irili ufaklı diğer devletlerde göçmen karşıtlığı, farklı dinlere ve inançlara muhaliflik şeklinde ortaya çıktı ve seçim kampanyalarına rastladı. Bütün bunların toplamı ulus devletler yeniden keşfediliyor olarak algılanmaktadır. Hollanda Türkiye gerginliği ve hemen akabinde Fransa ile Almanya’nın Hollanda’yı destekleyen açıklamaları Türkiye kamuoyunda haklı olarak tepki gördü ve hilal haç savaşı olarak nitelendirildi.

Türkiye’nin tepkisi ve kendince belirleyeceği yaptırım kararları ne denli isabetliyse hilal haç savaşı gibi bir yaklaşım ise oldukça yanlış bir bakış açısı olacaktır. Çünkü haçı yani hristiyanlığıda var eden bu toprakların bizatihi kendisidir. Devleti Aliyye, Doğu Roma yani Hristiyan Bizans’ın komşusu, akrabası hatta devamıdır. İnciller bu topraklarda kabul edilmiş, havarilerin en önemlileri bu topraklarda yaşamış hatta haç simgesel olarak ilk kez ön Türklerce kullanılmıştır. Malazgirt meydan muharebesi bile Selçuklulara destek veren hristiyan peçenek ittifakının ürünüdür. Yani hilal ve haçın doğduğu kaynak aynı beslendiği pınar yine bizzat aynıdır. Dolayısıyla teşhisi doğru koymakta fayda vardır. Teolojik ve kültürel inançların hamisinin bu topraklar olduğu sabit olduğuna göre meselenin halklar kültürler veya inançlar ile değil bir avuç elitist karar alıcılar ile alakalı olduğu açıktır. Hollanda ve benzeri ülkelerin durumu kimlere ne kazandırmaktadır? Tabiki bu yaklaşımlar Türkiye’yi daha da çok ortadoğu’ya itmektedir ve bu 1996/99 Bilderberg grubunun tasarılarıyla örtüşmektedir. O yıllarda Bilderberg cenahında ençok tartışılan husus bir Ortadoğu Komutanlığı kurulması ve komutasının kontrollü olarak Türkiye’ye bırakılmasıydı. Bu konuları daha derinlemesine analiz ettikçe Hollanda Almanya, Bilderberg ve Fetö arasındaki şaşırtıcı bağlantılarda ortaya çıkmaktadır.

Arent Jen Wensinc, Hollandalı bir şarkiyatçıydı. İslam ve islam ülkeleri üzerine araştırmalarda bulundu öyle ki doktora tezinin adı bile ”Muhammed ve Medine Yahudileri”idi. Ona göre İslamiyet’in fetihletle Arabistan dışına hızla yayılması Medine çevresi ile sınırlı sayıda düzenlemeler getiren Kur’an dışında başka kaynağa ihtiyaç duyulduğunu bunun da Roma ve Yahudi hukuku Hristiyan ahlakı, Hellenizm’den alınan unsurlarla telafi edildiğini iddia ederek söz konusu alıntıların hadis literatüründe mündemiç olduğunu iddia etmiştir. Yani Wensinc’e göre hadis literatürü başka kültürlerden ödünçtür ve vaz geçilemez. Bu denli şaşırtıcı satırları işleyen Wensinc 1908’lerde Medine Sözleşmesi ile ilgilenmiş ve yeniden uygulanmasını şiddetle tavsiye etmiştir. Oryantalist ve şovalye ünvanlı bir Hollandalının Devleti Aliyye’ye neden ısrarla Medine Sözleşmesini önerdiği ve bu sözleşmenin daha sonra kimler tarafından önerileceği şaşırtıcı bir kurguyu ortaya çıkartacaktır.

Muhammed Peygamber’in Medine’de yaşayan gruplara yönelik uygulamaya koyulan bu sözleşmenin bazı maddeleri şu şekildedir:

1. Yahudiler kendi dininde serbest olacaklar.
2. Müslümanlarla Yahudiler, barış içinde yaşayacaklar.
3. şehir dışından bir saldırı olursa Medine birlikte savunulacak.
4. İki taraftan biri, üçüncü bir tarafla savaşırsa diğer taraf yardımcı olacak.

Dönemsel koşulları itibarıyla gereklilik olan bir anlaşmayı daha sonra Hollandalı şarkiyatçı hatırlattı ve ondan sonra Türk kamuoyunda pekçok kez paylaşıldı ancak en ilginç olanı Demokratik İslam Kongresi’nin bu mutabakata vurgu yapmasıydı. Kürt sorununa çözümde referans olarak işlenen kongreyi toplayan pkk olmuştu. Ne garip ki marksist felsefeyle kurulduğunu iddia eden bir terör örgütü şarkiyatçıların Türk Toplumuna yeniden hatırlattığı mutabakatı gündeme getirerek çözüm bileşeni olarak sunuyordu. Aslında anlaşma maddeleri bir yerlere çekilmeye çok müsaitti, serbestlik, beraber savunma ve ortak savaş kararı parçalı eyalet sisteminin unsurlarıydı. Hollanda ve pkkdan sonra dini referanslara atıfla siyasi bir yön tayini vazifesine soyunanlardan biri de Fetö lideri Gülendi. 8 Ocak 2013’de gerçekleştirdiği Sulhta Hayır vardır isimli konuşmasıyla hep Yurtta Sulh Konseyi’nin işaretini veriyor hem de Hudeybiye Anlaşmasını gündeme taşıyordu : ”Keşke şu görüºme olmasa.. şu anlaşma olmasa.. şu uzlaşma olmasa.. biz Türk milleti.. şöyle onurumuz var, böyle gururumuz var; boyun eğmesek.. bazı şeylere evet demesek’ denilebilir. Muhtemel o türlü şeylerle bazı problemler çözülecekse, işte o Hudeybiye Sulhu mülahazasıyla, Hudeybiye Sulhu’ndaki mantık ve muhakemeyle, yapılması gereken şey neyse onu yapmak lazım. ”

Peki Hudeybiye ne idi ve hangi maddeleri içermekteydi?

Medineli Müslümanlar ve Mekkeli Müşrikler arasında yapıaln bir barış anlaşması olan Hudeybiye İslam Devletinin yani yeni devletin karşı cephe tarafından resmen tanındığının delili olarak gösterilir. Buna göre;

.Esirler karşılıklı serbest bırakılacak
.İki taraf arasında on yıl savaş olmayacak
.Müslümanlar bu yıl Kabe’yi ziyaret etmeyecek, gelecek yıl üç günden fazla ziyaret edilmeyecek ve canları ile malları güvence altında olacaktır.
Yani bu maddeleri kürt siyasi meselesine uyarlayacak olursak;
.Genel af çıkartılsın
.Operasyonlar durdurulsun ve
.Bölgede yerel kolluk gücü oluşturulsun şeklinde yorumlanabilir.

Görüldüğü gibi pkk Fetö ve daha öncesinde oryantalistlerin Türk kürt federatif modeli için referans dayanakları tarihteki İslami Anlaşmalar olmuştur.

Batılı karar alıcıların ve bazı lobilerin uygulamaları kırılgan, batıdan kopmuş ve tam manasıyla Ortadoğu’ya yönelmiş Türkiye’yi var edecek böylelikle bu anlaşmalar daha çok gündeme getirilebilecektir. Bilderberg ve Abd Türk Ordusu karargahının Konya’ya taşınması gerektiğini 1990’lı yıllarda belirtmiştir. Bu düşünce ise 15 Temmuz kalkışmasından sonra yeniden düşünülmeye başlandı. Aslında ısmarlama tez Medeniyetler Çatışması’nı sanki gerçek bir ideoloji gibi ortaya koyarak körfez ülkeleri Türkiye işbirliğini İran’a karşı kurgularlarken İran’ın da cephesini genişletmektedirler. Bu da küreselci Fabian Derneğinin bir uzantısı olan Frankfurt Mektebi’nin, Tez ve Anti Tez teorisidir. Onlara göre rakip düşünceler olmalıdır ve bunlar birbirlerini beslemektedir. Bu lobi, bu düşünceye göre Ortadoğu’da asla yalnızca şiilerine ya da sünnilerin önünü açmaz. İki grupta kendilerince elini güçlendirir, daha fazla silah alır, daha çok petrol satar ve neticesinde istenilen sentez ortaya çıkar.
Bugün eşcinselliğin özendirildiği, uyuşturucu kafelerin bulunduğu ve katolik kiliselerinin satışa çıkartıldığı Hollanda küresel sistemin pilot bölgesidir. Hollanda, Avusturya hatta İngiltere Kraliyet ailesinin soyuna ve tarihi kültürüne kaynaklık eden Almanya ise Davos ve Bilderberg’i kurarak dünya siyasetine yön tayin edebilme gayretine girmiştir. Yani Türkiye Hollanda gerginliği, Türkiye Avrupa ilişkileri tahmin edilemeyecek kadar sistemli ve asırlara dayanan oryantalist küresel merkezin yönlendirilmesinde seyretmektedir. Türkiye’nin bu oyunları bozabilmesi ancak Avrupa’da yani en başta balkanlarda etkinliğini arttırmasıyla mümkündür. Bu bölgeler tampon kuşak olarak görülmelerinin yanında aynı zamanda kara para aklama merkezleri olarak kullanılmaktadır. Türkiye’nin oryantalist planları ve Bilderberg siyasetini deforme edebilmesi kızmadan ve küsmeden coğrafyalarla dengeli ilişkiler geliştirebilmesine bağlıdır.

Haçlı seferleri izlenimi veren veya bilmeden doğu batı savaşı olarak adlandırılan yeni düzen Türk Ortadoğu kaynaşması (fakat bu bütüncül manada bir ortadoğu değil) buna mukabil, fetö pkk söylem benzerliği ve tarihsel islami kaynakları günümüze uygulama zorlaması eşliğinde parçalı bir Türkiye manzarasını doğurur. Oyunların bozulabilmesi ancak önceliklerin dayatılmasıyla mümkündür. Farkında olan bir Türkiye önceliklerini keşfetme ve gündeme getirme kararlılığına erişebilecektir.

Reklamlar

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PKK, Bir Günde 52 MİT’çiyi İnfaz Etti İddia sı


PKK, Bir Günde 52 MİT’çiyi İnfaz Etti İddiası

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) verdiği listeye göre PKK’lı teröristlerin, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) 52 ajanını bir günde infaz ettiği ileri sürüldü.

Türkiye gazetesi muhabirlerinden Nuri Elibol, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) verdiği listeye göre PKK’lı teröristlerin Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) 52 ajanını bir günde infaz ettiğini ileri sürdü.

PKK’YA SIZDIRILDI

Türkіyе gаzеtеsіndеn Nurі Еlіbol’un üst düzеy güvеnlіk yеtkіlіlеrіnе dаyаndırdığı іddіаyа görе PKK іçіndе görеvlеndіrіlеn bu krіtіk pеrsonеlіn іsіmlеrі FЕTÖ tаrаfındаn PKK’yа sızdırıldı.

Hаbеrе görе MİT Müstеşаrı Hаkаn Fіdаn FЕTÖ’cü sаvcılаr tаrаfındаn іfаdеyе çаğrıldığı gün olаn 7 Şubаt 2012’dе іlgіnç bіr gеlіşmе dаhа yаşаndı. FЕTÖ’cülеrіn PKK’yа sızdırdığı bu lіstеdе yеr аlаn іsіmlеrdеn 52 MİT mеnsubu tеrör örgütü tаrаfındаn іnfаz еdіldі.

[status draft]

ARAŞTIRMA DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : PYD/PKK TEHDİDİ, DOĞRUDAN BERTARAF EDİLMELİ


PYD/PKK TEHDİDİ, DOĞRUDAN BERTARAF EDİLMELİ

Suriye’deki savaş devam ediyor. Türkiye bu savaşın içinde. Amacın sınırlarımızdaki terör tehdidinin yok edilmesi ve güvenli bir bölge oluşturulması olduğu ifade ediliyor. Faaliyetler, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması politikası çerçevesinde yürütülüyor. Doğrudan hedef olarak IŞİD alınıyor. Ancak asıl olan PYD/PKK tehdidine, dolaylı yaklaşılmaya çalışılıyor.

El-Bab’tan sonra Rakka ve Menbiç hedef olarak gösterildi

Altı aydır devam eden Fırat Kalkanı Operasyonunda, 30 Km. mesafedeki EL-Bab’a ulaşıldıktan sonra, uzun ve çetin süren şehir muharebeleri sonucunda şehrin kontrol altına alındığı ve operasyonun bu bölümünün tamamlandığı açıklanmıştır. Bundan sonra olası sabotajlara karşı temizlik faaliyetlerinin devam edildiği de söylenmiştir.

El-Bab’tan sonra hedefin Rakka ve Menbiç olacağı da en yetkili ağızlardan ifade edilmiştir. Ancak bunun nasıl olacağı hususu henüz belirsizliğini korumaktadır. ABD Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı ziyaretten sonra, kısmen de olsa, belirginlik kazanması mümkündür. Fakat bu konuda ABD ve Koalisyonunun siyaseten belirsizliği devam etmektedir.

Rakka operasyonu için birkaç olasılık mevcuttur.

1. ABD askeri + PYD+ Koalisyon desteği

2. PYD+ ABD ve Koalisyon desteği

3. TSK+ÖSO+ ABD ve Koalisyon desteği

4. TSK+ABD askeri+ (ÖSO’da olabilir)+ABD ve Koalisyon desteği

Türkiye bunlardan ilk ikisinin olmaması için çaba göstermekte, diğerleri için ise tekliflerde bulunmaktadır.

Rakka’nın Türkiye’nin güvenliği açısından önemli bir etken olduğu söylenemez. Ancak Rakka, ABD ve Koalisyon açısından önemsendiği için, Türkiye burada meydanı PYD’ye de bırakmak istememektedir. Menbiç konusu ise farklıdır.

Rakka Operasyonuna katılmak uygun mu?

El-Bab’ kadar olan operasyonun altı ay sürdüğü bir gerçektir. Bu operasyonda yetmişe yakın şehit verilmiş, yüzlerce asker yaralanmıştır. Bunun sebebi, başlangıçta operasyona yeteri kadar kuvvet tahsis edilmemesi, harekâtın ÖSO’yu destekleyerek yürütülmesinin siyaseten tercih edilmesi, dolayısıyla harekâtın süresinin uzaması, bundan istifade eden İŞİD’in kuvvetlerini El-Bab’da toplama ve savunmasını kuvvetlendirme imkânı bulmasıdır.

Tercih edilen siyaset gereği mücadelenin ÖSO’yla birlikte sürdürülmüş olmasına rağmen, TSK’nın büyük bir fedakârlık, cesaret ve feragatle başarıya ulaşması takdire şayandır.

Hal böyleyken, Türkiye için güvenlik önceliği olmayan Rakka’ya, sırf PYD’nin prim yapmasını önlemek için katılmasının doğru olmayacağı değerlendirilmektedir. Aynı sıkıntının, El-Bab’dan daha derinlikteki bir operasyonda fazlasıyla yaşanacağı düşünülmelidir.

Menbiç konusunda geç kalındı

PYD’nin, Fırat’ın batısına geçmesi kırmızıçizgi olarak ilan edilmişken Türkiye, başlangıçta bunu engelleme faaliyetlerinde bulunmuş, ancak sonradan olaylara seyirci kalmıştır. İş işten geçtikten ve PYD yerleşik bir hal aldıktan sonra, ABD nezdinde diplomatik teşebbüslerde bulunmuştur. Yaklaşık bir yıldır bu teşebbüs devam etmekte, ancak sonuç alınamamaktadır. Şimdi bu konunun da, Rakka operasyonuna katılmanın karşılığında yeniden talep edileceği anlaşılmaktadır.

Kırmızıçizgiyi ya ilan etmeyeceksin, ya da arkasında durup, gereğini yapacaksın. Yoksa bir daha inandırıcı olamazsınız. Bu nedenle bundan sonra ilk hedef, PYD’nin derhal Menbiç’ten atılması olmalıdır. Müteakiben Afrin de hedef olmalı ve güvenli bölge, genişleyen ve uygun hale gelen bu sahada teşkil edilmelidir.

Fırat’ın doğusu da legal olarak görülmemeli

Rusya’nın Kürt kartıyla oynaması, onun güvenilir bir ülke olmadığını göstermektedir. ABD’nin de PYD’ye verdiği destek açıktır. Trump’ın ne yapacağı belli değildir. Bölgesel aktörlerin de bunlardan kalır yeri yoktur. Suriye’nin kuzeyindeki yapı ise, Türkiye’nin güvenliğinde en öncelikli meseledir. Fırat’ın batısını halletseniz de, doğusunu legal göremezsiniz.

Bu nedenlerle Türkiye, geç de kalmış olsa da, gerekli uyarılarını yaparak, PYD tehdidini derhal tümüyle ortadan kaldırmak için askeri gücünün sıklet merkezini Rakka’ya değil, bu konuya teksif etmelidir.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// VİDEO : Terörist PKK Yandaşları Hayır Kampanyasına Başladı


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=5MBgepazJ7k&feature=em-uploademail

ERGENEKON DOSYASI : BİR ZAMANLAR TÜM ÖRGÜT İNFAZLARI ERGENEKON’A YIKILMIŞTI /// HATIRLAYALIM


SENE : 2013

Erdinç Akkoyunlu / eakkoyunlu

Öcalan’ın yakalanmasının ardından sınır dışına çıkan PKK’lılara yönelik infazlar yapıldığını hatırlatan Sakık, o infazların arkasında Ergenekon’un olduğunu belirtip, Başbakan’ın verdiği güvencenin çok değerli olduğunu söyledi.

“BAŞBAKAN’IN ‘İNFAZLARA İZİN VERMEM’ TAVRI ÖNEMLİ” DİYEN SAKIK

Diyarbakır’da Öcalan’ın silahlı PKK’lıların sınır dışına çekilmesi mesajını verdiği 21 Mart’taki Nevruz, Türkiye tarihine Hayırlı Perşembe olarak geçerken, süreci en iyi bilen isimlerden BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Öcalan mektubunun şifrelerini ve gelecekte beklenenleri açıkladı. Sakık, “PKK’nın Öcalan’ın mesajlarından başka hareket edeceğini düşünmüyorum” derken, “Bugüne kadar da süreçler yaşanıyordu ama hiçbirinde ne olduğunu bilmiyorduk. 1999’da ne oldu bilmiyoruz. Onu asker yürüttü. Yurt dışına çıkan PKK’lılar öldürüldü. Ağabeyimin oğlu da orada öldürüldü. Başbakan’ın ‘İnfaz yok’ güvencesi bu kez çok önemli. O dönemde Ergenekon bu işi yaptı diye düşünüyorum” diye konuştu.

Burada galip-mağlup yok

-21 Mart’ta Diyarbakır’da nasıl bir gün yaşadı? Gerçekten tarihi bir gün müydü yoksa bir sürecin fazla beklendiği için coşku yaratan başlangıcı mı?

Nevruz tarihi bir gündü. Uzun süredir beklenen mesajla tarihe not düşüldü ve yeni bir süreç başladı. Artık sorunlarımızı birlik ruhu içinde, Çanakkale’ye atıfta bulunarak yapacağız. 1920’lerin, Çanakkale’nin birlikte olmanın ruhunu orada duyduk. Çanakkale de insanlar ortak vatan için öldüler. Cumhuriyet kurulurken de, o şiar ile kuruldu. Cumhuriyetin kuruluş felsefesinde halklar vardı anayasada. Ne yazık ki, haklar yok sayıldı. Artık 1920’lerin ruhunu, Çanakkale ruhunu yeniden bu ülkede inşa etmek, barışı sağlamak zamanı geldi. Helalleşme dönemi geldi. Burada galip mağlup yok.”

AK Parti ile başedemeyenler

-Galip mağlup konusu Habur sürecinin bitmesine neden gösteriliyor ama?

Habur’da o gün Kürtlerin tavrı, duruşu, bir galibiyeti ve zaferi kutlamak değildi. Çocuklarına sağ salim kavuşmanın verdiği; barışın bir şovu olarak değerlendirilebilir. Ne yazık ki heba edildi. Bugün ilk kez bizi umutlandıran, hem PKK tarafından onun talepleri nedir, nasıl bir birlikte yaşayabiliriz noktasını bildiğimiz ve kamuoyu ile paylaştığımız bir süreç var. Dört aydır çatışma yok. Ölen asker, polis, gerilla yok. Bu ülke için kazanım mıdır, kaybediliş midir? ‘Ben bu ülkenin insanıyım, bu ülkeyi seviyorum’ diyen kimse Öcalan’ın mesajlarını reddedebilir mi? Ama AK Parti ile baş edemeyenler, ‘Bunlar birbirini vursun, öldürsün, biz de nemalanalım’ diyorlar.

‘İnfaz ettirmem’ güvencesi

-Bugün kamuoyuna açık bir süreç yürütülüyor; daha önceki süreçlere en hakim kişilerdensiniz; ne düşünüyorsunuz? Başbakan Erdoğan ‘1999’daki infazlara izin veremeyeceğiz’ ifadesini kullandı?

Bugüne kadar süreçler yaşanıyordu ama hiçbirinde ne olduğunu bilmiyorduk. 1999’da ne oldu bilmiyoruz. Onu asker yürüttü. Yurt dışına çıkan PKK’lılar öldürüldü, 400-500 ölüm oldu. Ağabeyimin oğlu da orada öldürüldü. Başbakan’ın ‘İnfaz yok’ güvencesi bu kez çok önemli. O dönemde Ergenekon bu işi yaptı diye düşünüyorum. 99-2004 dönemi heba edildi. PKK bekleyiş dönemine girdi…

-Ama daha sonrasında PKK’nın yoğun saldırıları oldu?

2006-2011 sürecinde büyük bir sabırla götürüldü. Ciddi bir proje olmadığı için zaman zaman askıya alındı.

PKK Öcalan’ın mesajına göre hareket eder

-Bugün ne yapar PKK? PKK içinde bu işi istemeyenler Başbakan’ın ‘Sürece saldırı olabilir’ deyişindeki gibi harekete geçer mi?

Gelinen noktada PKK’nın Öcalan’ın açıklamasının arkasında duracağını düşünüyorum. PKK, Öcalan’ın mesajına göre hareket eder. Ama demokratik zeminin hayat bulması için bir an önce anayasada, diğer yasalarda bunun adımlarının atılması lazım. 90 yıllık sorunun çözümü için konuşuyoruz.

PKK’nın yol haritası

-Sorun 90 yıllık ama çekilme takvimi de 90 günde bekleniyor gibi devlet tarafından?

Yakında PKK’nın de açıklaması olacak, yol haritası olacak. Öcalan bu konudaki barış elini uzattı. Bu elin nasıl tutulacağı, havada kalıp kalmayacağı önemli. Kimse Kürt sorununu AKP ile BDP’ye havale etmesin. Bu konudan nemalananları biliyoruz. CHP’nin ulusalcı damarını, MHP’yi biliyoruz.

[status draft]

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : Terör örgütü YPG/PKK’ya verilen silahlı araçlar Türkiye’de üretiliyor !..


Terör örgütü YPG/PKK’ya verilen silahlı araçlar Türkiye’de üretiliyor!..

CHP’nin gayretli isimlerinden İzmir Milletvekili Dr. Aytun Çıray, Başbakan Binali Yıldırım’ın cevaplandırması istemiyle çok önemli bir soru önergesi verdi.

Önerge, ucu YPG/PKK Terör Örgütü’ne çıkan büyük bir skandalla ilgili.

Zira Vatan Gazetesi, Bursa Hakimiyet Gazetesi ile Sputnik’te çıkan haberlere göre; merkezi Bursa’nın Gemlik İlçesi’nde olan İnternational Armored Group Zırhlı Ürünler Şirketi, PKK’nın Suriye’deki kolu olan PYD’nin silahlı kanadı YPG’ye verilen bazı zırhlı araçları üretip satıyor!..

* * *

Dünyanın en gelişmiş teknolojisine sahip firmanın ürünleri arasında “IAG Guardian APC” olarak tanıtılan, 4X4 yüksek korumalı bir zırhlı araç da bulunuyor. Bu aracın 360 derece dönen taretine makineli tüfek, füze ve bomba atar monte edilebiliyor. Araçta yangın söndürme sistemi, taktik tekerlekler, elektrikli vinç, monitörlü termal görüntüleme ve gözetleme kameraları, uzun menzilli ışıklar ve hassas iletişim sistemleri de yer alıyor!..

* * *

Firma yetkilileri ise fotoğraflardaki araçları ürettiklerini ve YPG’ye verildiğini kabul ediyorlar. Ama hemen ardından “Biz araçlarımızı ABD’ye ihraç ediyoruz. ABD’nin onları nereye vereceğine yönelik bir tasarrufumuz ve müdahale yetkimiz yok” diyerek kendilerinin bir ilgisinin bulunmadığını belirtiyorlar.
Uluslararası çevreler ise terör örgütünün fotoğraflarını yayınladığı zırhlı araçlar konusundaki suskunluklarını koruyorlar!..

* * *

Aytun Çıray da, Türkiye’nin terör örgütü ilan ettiği YPG’ye ülkemizde üretilen zırhlı savaş araçlarının gönderildiğinin ortaya çıkmasıyla patlayan skandalı, Meclis’e taşıyor.

Çıray’ın Başbakan Yıldırım’a yönelttiği önergesinde şu sorular yer alıyor:

1. Haberlerde konu edilen silâhlı zırhlı araçlar YPG/PKK’ya verilmekte ve bu örgütler silâhları Türk askerlerine karşı kullanabilmektedir. Zırhlı araçlar YPG’ye Bursa’dan mı gitmektedir?
2. Haberlerde adı anılan firmanın Türkiye kolu hakkında herhangi bir yasal inceleme başlatılmış mıdır?
3. Söz konusu firma Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin açmış olduğu ihalelere katılarak ihaleler almışlar mıdır? Herhangi bir ihale kazanmışlar ise, bundan sonraki süreç ne yönde işleyecektir?
4. Firmanın kaç adet araç sattığı (veya hibe ettiği) bilinmekte midir?
5. Bize karşı savaşan bir terör örgütüne zırhlı araç gönderen IAG (International Armored Group) adlı uluslararası şirketin Bursa’da halen faaliyet göstermesine neden izin verilmektedir?
6. Bunlara ilaveten YPG’nin elinde bulunan Rus yapımı zırhlı muhabere aracı “BMP”ler, Astana toplantılarında yetkililerimiz tarafından gündeme getirilmiş midir?
7. Ülkemizin de taraf olduğu 1267 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla, “Teröre finansal destek sağlayan kişi ve örgütlerin malvarlıklarının dondurulması” yine 1373 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla; “Terörün finansmanının suç olarak düzenlenmesi konularında yükümlülükler” öngörülmektedir. Terör örgütü YPG’ye ekipman sağlayan firmanın yetkilileri hakkında yukarıda bahsi geçen BM kararları kapsamında yaptırım uygulanacak mıdır?

* * *

Sözün özüne gelirsek:

“Hem terörle mücadele ediyorsun, hem de terör örgütüne verilen silahlı zırhlı araçların ülkemizde üretilip gönderilmesine neden imkan sağlıyorsun?..”

Aytun Çıray daha ne sorsun?..

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// VİDEO : Ajanda – 13 Şubat 2017 (FETÖ – PKK ilişkisinin Somut Görüntü leri)


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=QjjtAfvIIXE&list=TLGG5dydLJhUlWcxMzAyMjAxNw

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : YANARLI DÖNERLİ FIRILDAK HÜKÜMET VE PKK MACERASI


YILMAZ ÖZDİL : PKK’ya evet diyen kim?

"Pkk’yla görüştüğümüzü iddia edenler şerefsizdir" dedikten sonra, "tabii görüşülüyor, MİT müsteşarımızı Oslo’ya gönderen benim, İmralı’ya gönderen benim" diyen kim?

Asrın liderimiz.

*

"Öcalan’ın düşünceleri bizim de düşüncelerimiz" diyen, "Öcalan’la direkt diyaloğumuz var" diyen, "Kandil’le de direkt görüşülmesini arzuluyorum" diyen kim?

Başbakan yardımcısı Beşir Atalay.

*

"Görüşmeler aracı ülkelerle yapılıyordu, aracıları aradan çıkardık, Ak Parti kendisi görüşüyor" diyen kim?

Akp’nin içişleri bakanı Efkan Ala.

*

"Sayın Öcalan demeyi, posterini taşımayı, Pkk bayrağı açmayı suç olmaktan biz çıkardık, cezalarını erteledik" diyen kim?

Bülent Arınç…

"Abdullah Öcalan oruç tutardı, camiye giderdi, namazında niyazında çocuktu, kandırıldı, kurban edildi" diyen kim?

Gene Bülent Arınç.

*

"Pkk’ya katılan çocuklar benim canım ciğerim" diyen kim?

Akp milletvekili Cuma İçten.

*

"Yerel yönetimlerin güçlendirildiği bir modelde Pkk seçime girsin ve seçilsin, Öcalan şanstır" diyen kim?

Akp milletvekili Galip Ensarioğlu.

*

"Öcalan, Türkiye’nin reel politiğini sağlıklı değerlendiriyor, yaklaşımı pozitif" diyen kim?

Akp’nin adalet bakanı Sadullah Ergin.

*

"Abdullah Öcalan kadar ilkeli olun" diyen kim?

Akp’nin spor bakan yardımcısı Abdurrahim Boynukalın.

*

"Öcalan Türkiye’nin önünü açıyor" diyen kim?

Asrın liderimizin danışmanı Yiğit Bulut.

*

"Türk yoktur" diyen, "Öcalan geleceği iyi okuyor" diyen kim?

Akp genel başkan yardımcısı Yasin Aktay.

*

"Öcalan demokrasiye katkı sağlıyor" diyen, "bağımsız Kürdistan için silah kullanabilirsiniz" diyen kim?

Akp milletvekili Mehmet Metiner.

*

"Öcalan’ın olayları okuma kabiliyeti var, tecrübesi var, düşünceli ve hassasiyet sahibi" diye öve öve bitiremeyen, "Öcalan kendisi için bir şey istemiyor" diyen kim?

Başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan.

*

"Pkk terör örgütü değildir, kendi topraklarında politik harekettir" diyen kim?

Akp milletvekili Orhan Miroğlu.

*

"Yolda gördüğüm çobanla konuştum, çözüm süreci sayesinde hayvanlarının yüzünün güldüğünü söyledi, çözüm sürecini hayvanlar bile anlamış ama bazı insanlar anlamıyor" diyen kim?

Akp milletvekili Ahmet Gündoğdu.

*

"Öcalan nadir insanlardan birisi, çok prestijli, karizmatik, gerçekten bir rehber ve lider" diyen kim?

Akp’nin akili Etyen Mahçupyan.

*

"Bakın ben garanti veriyorum, ülke bölünmeyecek, bölünme olduğu zaman gelin benim yakama yapışın" diyen kim?

Akp’nin akili Can Paker.

*

"Ulus devlet bizim başımızda Allah’ın belasıdır, Türk üst kimliği bölücüdür, Öcalan’ın eli rahatlatılmalı" diyen kim?

Akp’nin akili Baskın Oran.

*

Murat Karayılan’ın basın toplantısını Kandil’den canlı yayınlayan kim?

Akp’nin Anadolu Ajansı.

*

Kandil’de Murat Karayılan’ın yanına sırayla oturarak, sırıta sırıta hatıra fotoğrafı çektiren, Murat Karayılan hakkında "çatık kaşlı olacağını düşünmüştüm, halbuki sohbet boyunca gülümsüyor, kariyer hırsı yok, bir lokma bir hırka, saygılı, kültürlü, bilimsel konuşuyor" diye döktüren kim?

Akp medyası.

*

"Barutun kokusu düştü burnuma / dört bir yana istiyorum dibinden patlatayım / adamlar gibi dağlara düşeyim / tutmak istiyorum Kürdistanımı / ya ölüm ya kurtuluş / uyanın uykudan çabuk, artık savaş zamanıdır" şeklinde hümanist (!) şarkılar söyleyen Şivan Perver’e barış güvercini muamelesi yapan kim?

Akp hükümeti.

*

Pkk’yı tanık, TSK’yı sanık yapan kim?

İsmet İnönü hükümeti mi?

*

Pkk’nın evsahibi Barzani’yi onur konuğu yapıp, Türkiye seninle gurur duyuyor diye tezahürat yapan kim?

Akp kongresi.

*

Bugün "hayır" diyenler, o günlerde de "hayır" diyerek, Allah aşkına yapmayın, memlekete yazık etmeyin diye yalvarırken…

"Ulus devlet ayrıştırıcıdır, ulusçulukla hesaplaşma zamanı geldi, bana serok Ahmet diyorlar, Kobani’ye selam ediyorum, Kobani’deki kardeşlerimin alnından öpüyorum" diyen kim?

Akp’nin başbakanı Ahmet Kiziroğlu.

*

Hal böyleyken…

Ne diyor şimdi Binali Yıldırım?

"Pkk hayır dediği için, bölücülere karşı biz evet diyoruz" diyor.

*

Şöyle de diyebilirdi aslında…

"Pkk’ya evet dediğimizi iddia edenler şerefsizdir" filan.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PKK’nın şok Türkiye planı ! /// 9 örgütle birlikte…


PKK’nın şok Türkiye planı! 9 örgütle birlikte…

Terör örgütü PKK rahat durmuyor. İstihbarat birimleri PKK’nın yeni bir hareketlenme içinde olduğu uyarısında bulundu. Türkiye’ye karşı 9 örgütü birleştiren PKK yaz aylarında harekete geçecek.

İstihbarat birimleri PKK’nın yeni bir hareketlenme içinde olduğunu ve teröristlerin üzerinden ‘güvercinler havalansın’ diye notlar çıktığını belirtti.

Terör örgütü PKK, 2017 yılı itibarıyla aldığı kararlar neticesinde Türkiye’ye girişte Türkiye – İran sınırını aktif şekilde kullanma kararını aldı. İstihbarat birimlerinin PKK’nın yeni stratejisi konusunda raporlarını Milliyet gazetesi yazarı Tolga Şardan bugün köşesinde paylaştı. İşte o yazı:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayının ardından yasa metninin Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla 60 günlük referandum takvimi başlayacak. Hükümetin, OHAL devam ederken gerçekleşecek referandum için yoğun güvenlik önlemleri alacağı aşikâr.

PKK YAZ DÖNEMİ İÇİN HAZIRLIK YAPIYOR

Bu süreçte, hendek ve çukur eylemleri sürecinden istediği sonucu almak bir yana, özellikle Doğu ve Güneydoğu’daki halk desteğini yitirdiği bilinen PKK, her yıl olduğu gibi bu bahar ve yaz dönemiyle ilgili hazırlık yapıyor. Burada bir parantez açayım.

ELEMAN BİLGİSİ EKSİK İTİRAFI

Geçtiğimiz günlerde Ankara’daki güvenlik bürokrasisinin önemli bir ismiyle görüşme imkanım oldu. Bu görüşmede, son dönemde kamuoyunda tartışılan istihbarat eksikliği konusunu da konuştuk. Özellikle örgüt içinden “yardımcı istihbarat elemanları” üzerinden gelen “eleman bilgisi” eksikliğine dikkat çeken yetkili, özeleştiri yapmaktan kaçınmadı.

SON DÖNEMDE ÖNEMLİ BİLGİLER GELDİ

“Eleman bilgisini çok önemli görüyorum ve bu konuda hareketlenme sağlanması için talimat verdim” diyen yetkili, “son dönemde PKK konusunda Güneydoğu’daki istihbarat birimlerimize önemli eleman bilgileri gelmeye başladı. Bu iyiye işaret” dedi. Bu çerçevede, referandum sürecinin de bir parçası olduğu bahar – yaz dönemi için istihbarat birimleri, PKK’ya yönelik çalışmalarını yoğunlaştırdı.

KANDİL’DE BİR TOPLANTI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

Çalışmalar sonrasında geri kalan dönemi istediği biçimde yürütemeyen PKK’nın üst yönetimi geçen ay Kandil’de bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıda, örgütün önümüzdeki bahar ve yaz ayları için bazı stratejik kararlar aldığı, bu kararları uygulamaya koymayı planladığı günışığına çıktı. PKK yönetimi, bir yandan siyasi süreci analiz ederken, diğer yandan da bu süreçte uygulamak istediği eylemselliği planlıyor.

Örgütün siyasi analizlerinde önemli tespitler var. Ancak, referandum sürecinde kamuoyunun farklı değerlendirme yapmasını önlemek amacıyla, elde edilen bu analizlerin “şimdilik” kaydıyla açıklanmamasında fayda var.

İSTHBARAT BİRİMLERİNİN RAPORLARINDA YER ALDI

İstihbarat birimleri, bahar ve yaz aylarında uygulamaya konulmak amacıyla PKK’nın yeni hareket tarzıyla ilgili şu bilgileri tespit edip raporlaştırıyor: Yakalanan bazı örgüt üyelerinin üzerinden “güvercinler havalansın” şeklinde notlar çıkıyor. Bu notlar, örgüt yönetiminden alt kadrolara eylemsellik mesajı taşıyor.

DAHA SAKİN YAŞAM BÖLGELERİNE YÖNLENECEKLER

Bahar ve yaz aylarında çoğunlukla -Kayseri’de olduğu gibi- daha sakin yaşam bölgelerine yönelik eylemler planlanıyor. Güneydoğu’da geçmişe göre daha sakin güvenli bir ortam sergilenecek.

9 ÖRGÜT BİR ARAYA GELDİ

Batı ve Karadeniz bölgeleri başta olmak üzere Türkiye’deki eylemleri, “birleşik cephe” olarak adlandırılan Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) üstlenecek. Bilindiği gibi, Şubat 2016’da Suriye’nin Lazkiye kentinde PKK’nın teklifiyle bir araya gelen TKP/ML, MLKP, Devrimci Komünistler Partisi (DKP), TKEP/Leninist, Maoist Komünist Parti (MKP), TİKB, Devrimci Karargah, THKP-C/MLSBP’den oluşan 9 yasadışı örgüt HBDH çatısı altında biraraya geldi.

EYLEM YAPACAKLAR KİMLER OLACAK?

Daha önceden şehirlere gönderilen elemanlar bu süreçte eyleme yönlendirilebilir. Şehirlere gönderilen 2-3 kişilik gruplar, “evli”, “kadın/erkek” ve “aile” görüntüsü altında faaliyetlerini yürütecekler.

SABIKASI TEMİZ OLANLAR SEÇİLECEK

15 Şubat’tan sonra Avrupa’daki genç kitleler düzenli şekilde hareket edecek. PKK’nın gençlik yapılanmalarının, Türk misyonlarına yönelik eylem kararı alabileceği ifade ediliyor.

Eylemler için “sabıkası olmayan” ya da “sahte kimlikli” örgüt elemanları görevlendirildi. Bir süredir yakalanan örgüt elemanlarının büyük bölümünün sabıka kaydı çıkmaması dikkat çekici.

Başka önemli nokta, örgüt kadrolarının Türkiye’ye aktarımı konusu. PKK yönetimi; aldığı kararla, 2017 yılı itibarıyla örgüt kadroları, kuvvet aktarmada Türkiye – İran sınırını aktif şekilde kullanacak.

SURİYE’DEN GELEN PKK’LILAR

Suriye’deki kadrolardan Türkiye’ye eleman aktarımları var. Bu grupların öncelikle Diyarbakır kırsalına yöneldikleri belirlendi. Bahar ve yaz döneminde eylemler yapılması için hazırlık yapılıyor. Bu örgüt üyelerinin, şehir çatışmalarında eğitimli oldukları ifade ediliyor. Baharda Diyarbakır’ın mahallelerinde eylemler yaşanabilir.

PKK’NIN TEHDİT SÜRECİ BAŞLADI

Şu anda bölgedeki belediyelerin örgüt kadrolarına sahip çıkamaması, kayyum atanan belediyelerdeki çalışanlara yönelik “iş bırakın” talimatlarının karşılık bulmaması, PKK’nın tehdit sürecini başlatıyor.

Bölge halkı PKK’yı istemiyor. Örgüt, durumu tersine çevirmeyi başaramazken, ibre devletten yana dönüyor. Halk, hendek ve çukur olaylarından sonra çatışmasızlık ortamından yana.

Görüldüğü gibi; bahar ve yaz ayları, hem siyaseten, hem de terörle mücadele açısından Türkiye için fazlasıyla önemli.

KÜRT SORUNU DOSYASI /// VİDEO : Sıradışı Programı /// 09-03-2013 /// İmralı ve Çözüm Süreci


VİDEO LİNK :

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=AJTdffgO9xg

[status draft]

MİLLİ SORUNLAR DOSYASI /// ORHAN KARAKOÇ : TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK DÜŞMANLARI /// AMERİKA VE PK K (KCK, PYD, YPG)


AMERİKA…

Yıl 1786 idi.

İlk defa, ABD bandıralı bir gemi Osmanlı limanlarından birine yanaştı.

Adı “Grand Türk” idi…

İçine taşıdığı yolcular ise, Anadolu’ya ekilmek üzere gönderilen ilk nifak tohumları olan misyonerlerdi.

İlk önce İzmir ve çevresine yuvalandılar.

Türk devletinin geniş hoşgörüsünden (aslında gafletinden) yararlandılar!

Anadolu’da birçok misyoner okulu açtılar. Okullarına öğrenci olarak da daha çok Bulgarları, Ermenileri, Rumları, İngilizleri, Yahudileri ve Kürtleri aldılar!

Yeni kiliseler kurdular etrafında cemaatler oluşturdular, Matbaalar kurdular ve maalesef bu milletin aleyhinde binlerce kitap, dergi vb. basmak suretiyle kararlı bir şekilde faaliyetlerine devam ettiler!

1863 yılına gelindiğinde bu matbaalarda Ermenice, Rumca, Bulgarca, İbranice, Kürtçe ve Türkçe olmak üzere basılan kitap sayısı 160.000’i aşmaktaydı. 1900 yılına gelindiğinde ise sadece Anadolu’da (İstanbul dâhil) 400’ü aşkın okulda 17.500 civarında öğrenci okutmaktaydılar.

Daha doğrusu, nifak tohumlarını bu öğrencileri zehirlemek suretiyle ekmekteydiler!

Bir karşılaştırma yapabilmek açısından aynı dönemdeki Türk okullarının sayılarını da vermek gerekmektedir. 1913-1914 yıllarında sadece Anadolu değil, bütün İmparatorluk dâhilindeki Sultaniye ve İdadilerin sayısı 63 ve buralarda okutulan öğrenci sayısı ise sadece 6.800 civarında idi.

Osmanlı devleti, 1869’dan itibaren her türlü yabancı okulu yakından izlemeye başlayınca, gözdağı vermek için Osmanlı karasularına ABD savaş gemilerinin gönderilmesini dahi gündeme getirdiler!

Çünkü dönemin ABD Başkanı Theodore Roosevelt’e göre dünyada herkesten önce ezilmesi gereken bir Türk gücü vardı.

Zaten misyonerlere verilmiş olan talimatta da öz olarak başka bir şey denilmiyordu. Misyonerleri Anadolu’ya gönderen güç, onlara verdiği talimatta: “Bir fetih savaşına girmiş askerler olduğunuzu unutmayın. Ve her ne kadar mücadele manevi alanda, kafanın kafayla, kalbin kalple mücadelesi ise de ve sizin silahınız Tanrı’nın inayeti ile güçlendirilmiş manevi bir silahsa da Napolyon’un askeri girişimleri kadar araştırma, bilgi ve düşünmeye ihtiyaç gösterir. Bu mukaddes ve vaat edilmiş topraklar silahsız bir Haçlı Seferi’yle geri alınacaktır” denilmekte idi.

Yani, “Grand Türk”’ün yolcuları aslında; “Büyük Türk”ü “Küçük Türk” yapabilmek için gelmişlerdi…

Bulgaristan’ı kuranlar, başta Robert Koleji olmak üzere bu okullarda yetiştirildiler.

Sonunda bağımsız Bulgaristan kuruldu!

Sonra, sonra ne mi oldu?

Neler olmadı ki?

Bir yandan misyonerler aracılığı ile Anadolu’da nifak tohumları ekilmeye, Anadolu’da yaşayan halklar birbirinden soğutularak düşman edilmeye çalışılırken, bir yandan da Anadolu’da can vermek üzere olan Hıristiyanlığa can suyu verilerek Anadolu yeniden Hıristiyanlaştırılmaya çalışılıyordu!

Yeter mi? Tabi ki yetmez…

1948’den başlayarak, etkileri 1970’li yıllara kadar devam eden Marşal Yardımı kapsamında; o dönemde Anadolu’da her evde koyun, keçi veya sığır (süt hayvanı) bulunduğu halde, içine ne katıldığı bilinmeyen süt tozları bütün Türk çocuklarına (okullarda) dağıtılıp içirilerek geri zekâlı bir nesil oluşturulmaya çalışıldı!

Buna rağmen Menderes döneminde Kore’ye gittik ve onlar için savaştık. Kan döktük can verdik.

Hatta şarkılar bile besteledik. Yaşı 60’ın üzerinde olanlar bu şarkıyı çok iyi hatırlarlar:

“Amerika Amerika,

Türkler dünya durdukça,

Beraberdir seninle,

Hürriyet savaşında.

***

Bu bir dostluk şarkısıdır,

Kardeşliğin yankısıdır.

Kore’de olduk kan kardeşi,

Sönmez bu yangının ateşi…”

Ama kazın ayağı hiç de öyle değildi.

1960 yılına geldiğimizde ise yeni bir tezgâh daha sahneye konulmuştu.

O yıl ABD büyükelçiliğinde bir albay başkanlığında 18 kişiden oluşan bir Kürt İşleri Bürosu kuruldu ve bu büro aracılığı ile, özellikle doğu illerimizde ABD adına görev yapacak çok iyi Kürtçe konuşabilen ve bölge hakkında çok geniş bilgilerle donatılan yeni ajanlar yetiştirilmeye, hiç vakit kaybetmeden Anadolu’ya yollanmaya başlandı!

Bu ajanlara, şeytanın silah arkadaşı olan Fransa Paris’te Kürtçe öğretildi.

Ajanların çok büyük bir bölümü çok zeki, çok genç ve çok güzel kızlardan oluşuyordu. Bu güzel kızları, o yolu yolağı olmayan Kürt köylerinde gören Kürt ve Türk gençlerinin ise içleri gidiyordu. Ne kadar da güzellerdi…

O zamanlar, Türkiye’de devam eden bir savaş olmamasına rağmen, bölgede görevlendirilen bu ajanlara “Amerikan Barış Gönüllüleri” deniliyordu…

1969 yılı itibariyle 69 ilimizde toplam 232 barış gönüllüsü bulunmaktaydı.

Bu sözünü ettiğimiz “Barış Gönüllüleri (Peace Corps) projesi”, ABD tarafından 1961 yılında dönemin ABD Başkanı olan Jonn F.Kenedy tarafından, parlamento kararı ile başlatılan bir projeydi.

Proje kapsamında ülkemize gelen gönüllü (pardon ajan) sayısı resmi rakamlara göre 1201 idi, ancak gerçek sayının ne kadar olduğu hiçbir zaman tespit edilemedi!

Sonrası?

Doğu’daki PKK hareketinin başlangıcı bir 10 yıl sonraya rast gelir!

Yani bu barış gönüllülerinin icraatları bu topraklara saçılan kin tohumlarına mükemmel birer gübre olmuştu!

Bizler ise Amerikan barış gönüllülerinin saçtığı zehri unuttuk. Bu zehre karşı panzehir üretmeyi ve kullanmayı maalesef yeterince akıl edemedik.

Ne mi yaptık?

Sadece zehirlenmiş kardeşlerimize düşman olduk!

Bu Amerikan ajanlarının yıllar önce insanlarımız arasına yavaş yavaş ektikleri nifak tohumlarının zehirli meyvelerini son 20/30 yıldır sık sık yemek zorunda kaldık.

Bu zehirli meyveleri hala yemeye devam etmiyor muyuz?

Biz her şeye rağmen saf saf Amerika’yı dost ve müttefik olarak görmeye devam ederken, 1974 yılında gerçekleştirdiğimiz Kıbrıs Türk Barış Harekatı’na karşı çıkan, bu harekatı durdurmak için Akdeniz’e deniz filosu gönderen ve Harekattan sonra da uzun yıllar ülkemize silah, mühimmat ve askeri malzeme ambargosu uygulayan da bu dost Amerika idi!

Yine aynı yıllarda, ABD’nin Nihat Erim Hükümetine baskı yaparak Türkiye’de afyon ekimini yasaklattığını ve Ecevit’in iktidara gelmesiyle ABD’ye meydan okuyarak afyon ekiminin 1973 yılında yeniden başlatıldığını, Amerikan ambargosunun sebeplerinden birinin de bu afyon (haşhaş) ekimi krizi olduğunu unutmayalım.

Zaman ilerledi, 1992 yılına geldiğimizde başka bir Amerikan ihaneti ile karşı karşıya gelmiştik. 10 Aralık 1992’de ABD’ye ait Çekiç Güç helikopteri Cudi Dağı’ndaki PKK’lara silah, mühimmat ve malzeme attılar!

Yani ABD’nin PKK, PYD gibi Türk düşmanlarına yardım yapması hiç de yeni değildir.

Bu olayın Türk Jandarma ve İstihbarat Timleri tarafından fotoğraflanıp tespit edilmesi üzerine, Eşref Bitlis Paşa tarafından konu Genelkurmay Başkanlığı’na intikal ettirdi.

Bunun üzerine, 17 Aralık 1992’de Çekiç Güce bağlı ABD helikopterleri, Irak’ın Selahaddin Kenti’ne gitmekte olan Eşref Bitlis’in helikopterine ateş açtılar! Ama Paşa şimdilik kaydıyla kurtulmuştu.

Ve takvimler 01 Ekim 1992’yi gösterirken, ABD tarafından bir muhribimiz resmen (yanlışlıkla) vuruldu! Adı Muavenet idi.

Adını Çanakkale Savaşı’nda İngilizlerin Goliath Zırhlısı’nı batıran ünlü “Muavenet-i Milliye Muhribi”nden alan “Muavenet” adlı muhribimiz; dost ve stratejik ortak olarak bildiğimiz Amerika tarafından; Ege Denizi’nde gerçekleştirilen NATO Kararlılık Gösterisi-92 Tatbikatı sırasında, USS Saratoga (CV-60) uçak gemisinden üst üste ateşlenen füzeler tarafından, kaptan köşkü ve savaş harekât merkezinden vuruldu!

Bu elim olayda, yaşamlarının henüz baharında olan beş denizcimiz kalleşçe şehit edildi, 22 denizcimiz de yaralandı!

“Muavenet Muhribi 1 Ekim’de vuruldu, 4 Ekim’de ise Irak’ta Kürt Federe Devleti’nin ilan edildi!

Oysa Türkiye Irak’ta kurulacak bir Kürt devletini asla istemiyor ve hatta bunu savaş nedeni sayıyordu.

Diğer bir gelişme ise; Muavenet vurulduğunda Eşref Bitlis Paşa tarafından; Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı büyük bir harekât başlatılmıştı, ancak ABD bu harekâtın yapılmasını istemiyordu.

Artık bu Eşref Paşa Amerika için çok olmaya başlamıştı…

Nitekim üzeninden çok zaman geçmeyecek ve Eşref Bitlis Paşa; 1993 yılında uçağı düşürülerek (ABD parmağı olduğu düşünülen şaibeli bir uçak kazasında) şehit edilecekti!

1991 Yılındaki 1. Körfez Savaşı’nın ardından, 1996 yılında Saddam Hüseyin bölgedeki gücünü arttırınca, Kuzey Irak’ta barınamayacakları anlaşılan tam 7.500 CIA peşmergesi Kürt, ABD tarafından 1996 yazında bölgeden kaçırılmak zorunda kalındı.

Aynı yıl ABD tarafından Washington’da bir Kürt Enstitüsü kuruldu, başına da Mike Amitay adlı bir Yahudi getirildi…

İşte Irak’taki bugünkü sözde Kürt Devleti Projesi’nin taslak planları, daha önce Güneydoğu Anadolu’da defalarda inceleme gezisi süsü verilen istihbarat faaliyetlerinde yöneticilik görevi yapmış olan bu Yahudi ABD ajanı tarafından hazırlandı.

ABD’nin Kuzey Irak’tan kaçırdığı bu Kürtler ile Avrupa, Türkiye, Suriye ve İran gibi ülkelerden seçilen yetenekli Kürtler; bu Enstitü tarafından, ileride düşünülen işgal sonrası yapılacak operasyonlar için özel olarak yetiştirildiler!

Neler mi öğretildi?

Bir bölgenin demografik yapısı nasıl değiştirilir, nüfus ve tapu kayıtları nasıl sabote edilir, oylar nasıl değiştirilir ve Kerkük gibi kentlere göçmenler nasıl kaydırılır gibi “ince işler” öğretildi.

Aynı Enstitüde başka bir grup ise kurulacak Kürt Devletinin ihtiyaç duyacağı bürokrasiyi oluşturmak üzere yetiştirildi.

2002 yılına gelindiğinde ise 24 Temmuz – 15 Ağustos tarihleri arasında Kaliforniya’daki Nevada Çölü’nde, ABD tarihinin en büyük tatbikatı düzenlendi. Tatbikatın adı “Millennium Challenge-2002”, yani Türkçesi “Bin Yılın Meydan Okuması-2002” idi. Binlerce askerin katıldığı bu tatbikatta; ABD askerlerine, Türkiye’yi işgal eğitimi yaptırılıyordu.

Tatbikatın senaryosu ve başlangıç tarihi ise çok manidardı. Yani ABD, hedef tahtasına Türkiye’yi koyduğu tatbikatın başlangıç tarihi olarak, Lozan Anlaşması’nın imzalandığı 24 Temmuz’u seçiyor ve Türkiye’ye karşı bin yılın meydan okumasını yapıyordu!

Takvimler 20 Mart 2003’ü gösterirken “Özgürleştirme Operasyonu” adı altında ve naklen verilen dehşet dolu görüntülerle beklenen işgal hareketi başlatıldı!

ABD özel kuvvetleri ve ABD’de yetiştirilen Kürt gruplar 09 Nisan’da Kerkük’e, 10 Nisan’da da Musul’a girdiler ve buraları işgal ettiler.

Türk şehirlerine giren CIA Kürtleri 1. Körfez Savaşında olduğu gibi yine Tapu ve Nüfus Dairelerini yağmadılar!

Türk şehirlerindeki Tapu ve Nüfus kayıtlarının yok edilmesinin asıl sebebi ise, bölgedeki Türk kimliğini yok etmekti. Neden mi? Çünkü mevcut belgeler buraların Türklere ait olduğunu gösteriyordu. Öyleyse önce bunlar yok edilmeliydi.

Asıl amaç bölgede bir Kürt Devleti kurmaktı ve bu nedenle bölge Türksüz ve Arapsız hale getirilmeliydi! Öyle de yapıldı!

2’nci Körfez Savaşı ile Irak’ta gücünü ve etkinliğini arttıran ABD artık Irak’ta hiçbir Türk’ü istemiyordu.

Tarihler 04 Temmuz 2003’ü gösterirken ABD askerleri, Kuzey Irak’ta görev yapan Türk Özel Kuvvetlerine baskın yaptılar 11 askerimizi derdest ederek tutukladılar ve başlarına da ÇUVAL geçirdiler.

Bu çuval bütün Türk milletinin başına geçirilmiş bir çuval idi.

ABD tarafından bu baskında hırsızlık da yapılmıştır.

Türk Timi’nin karargâhı darmadağın edildi, odalardaki her şey kırıldı, döküldü, parçalandı. Türk bayrakları ve Atatürk tabloları yerlere atıldı. Karargâhtaki askeri uydu sistemi tahrip edildi, 30 tüfek, bilgisayar, harita, uydu fotoğrafları, çelik kasada bulunan 106.000 dolar para, telsizler, bir adet jeep, iki kamyonet ve bir otomobil çalındı.

Çok daha önemlisi, bu baskında çok önemli bir MİLLİ KRİPTO CİHAZI’mıza da el konuldu.

Daha sonraki yıllarda da Amerika’nın Türkiye aleyhindeki faaliyetleri ve Türk düşmanlarına yardımları hiç hız kesmeden devam etti.

2016 yılında ABD güdümündeki Irak’taki kukla hükümete gaz verilerek Musul’daki, Başika’daki askeri varlığımız tehdit edildi, tehlikeye sokuldu ve Irak’tan çıkmaya zorlandı.

Aslında geçmişe yönelik anlatılacak çok şey var ama isterseniz kısa keselim ve gelelim bu güne…

Ney yazık ki, Türk milletine zararlı Amerikan faaliyetleri azalmadığı gibi artarak devam etti ve halen de artarak devam etmektedir.

Artık gün; dün değil, bugün…

Gelen haberlere göre;

ABD tarafından, Suriye’nin Afrin bölgesinde bölücü örgüt PKK adına bir ‘TERÖR AKADEMİSİ’ kuruldu!

Şu anda birçok ülkeden gelen kürtçü teröristler bu kampta Türk milletine karşı eğitilmektedir!

Türk istihbarat birimleri tarafından Başbakan Binali Yıldırım’a sunulan rapora göre; sadece 2016 yılında PKK’ya verilen silahlarla ‘modern bir ordu’ kurulması mümkündür!

Son günlerde PKK/PYD’nin, önemli miktarda cephaneyi Münbiç-El Bab-Afrin hattına naklettiği bilgisi de gelen bilgiler arasındadır!

PKK’ya verilen silahlar arasında uçaksavarlar, roketatarlar, Dockalar, Kaleşnikof, Zagros, Dragunov ve G- 3 otomatik piyade tüfekleri de yer almaktadır!

Bu şu demektir: ABD tarafından PKK/PYD/YPG, şimdiye kadar hiç olmadığı ölçüde Türkiye’ye karşı güçlendirilmekte, eğitilmekte, donatılmakta ve silahlandırılmaktadır.

Burada verdiğimiz fotoğraf da zaten her şeyi açıkça ortaya koymaya yetmektedir. Afrin’de yeni çekilen bu fotoğraf, Türkçe Konuşan Ülkeler Uluslararası Gazeteciler Derneği (TKÜUGD) Suriye Medya Ofisi tarafından yayınlanmıştır.

Ne diyelim?

Böyle dost, böyle ortak… Düşman başına…

Aslında en güzelini, yıllar önce Aşık Mahzuni Şerif söylemiştir:

“Devleti devlete çatar,

İt gibi pusuda yatar,

Kan döktürür silah satar,

***

Su diye yutturur buzu,

Gafil düştük kuzu kuzu!

***

Bunca milletlere yazık,

Sömürülmüş bağrı ezik,

Seni sevenin fikri bozuk,

Ulkemizi parcalamaya calisan dIs guclere karsi, Türk milleti ve bu topraklarda yaşayan herkes din, dil, ırk, cinsiyet, milliyet, etnik köken farkı gozetmeksizin el ele, omuz omuza tek vücut olmalı, birlik, beraberlik icinde birbirimize kardesce, dostca, sevgi ve saygıyla davranarak bu cennet vatanımızı korumalıyız.

Sevgiyle, akılla, bilinçle ve mutlulukla kalın..

Orhan Karakoç

ANMA MESAJI : PKK ve HİZBULLAH’ın adını duyduğunda titrediği kahraman Polis Şehidimiz Gaffar O kkan’ı 16. ölüm yıldönümünde anıyoruz.


Terör Örgütleri PKK ve HİZBULLAH’ın adını duyduğunda titrediği kahraman Polis Şehidimiz Gaffar Okkan’ı 16. ölüm yıldönümünde anıyoruz.

Mekanı cennet, toprağı bol olsun.

ÖZEL BÜRO GRUBU

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Alman istihbaratı : PKK bize göre…


Alman istihbaratı : PKK bize göre…

Terör örgütlerini yönlendiren ve açık bir şekilde destekleyen Avrupa’nın iki yüzlü tavrı dikkati çekmeye devam ediyor. Bunun bir örneği daha Alman iç istihbarat servisi Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı Maassen’in açıklamasında görülüyor. Maassen, terör örgütü PKK’nın Almanya ve Avrupa tarafından terör örgütü olarak görüldüğünü öne sürerken, bu konudaki yaklaşımlarında bir değişiklik olmadığını iddia etti.

Alman iç istihbarat servisi Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) Başkanı Hans-Georg Maassen, "PKK, Avrupa’da ve Almanya’da bir terör örgütü muamelesi görmektedir. Şu anda bunun değişmesini, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirecek bir emare yok" dedi.

Maassen, Yabancı Gazeteciler Cemiyeti (VAP) üyeleriyle bir araya geldiği etkinlikte, gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Türkiye’deki Çözüm Süreci döneminde bölücü terör örgütü PKK’nın Almanya’da dikkat çeken eylemlerde bulunmadığını, ancak para toplamaya devam ettiğini belirten Maassen, örgütün bu dönemde iç güvenlik açısından ciddi bir tehdit oluşturmadığını kaydetti.

Son dönemde ise Türkiye’deki gelişmelerin Almanya’ya yansıdığına işaret eden Maassen, "Türkiye’de Türk devleti ile PKK arasındaki çatışmanın Almanya’daki güvenlik durumuna da gayet tabii ki etkileri oluyor. PKK’lılar ile Türk vatandaşları arasında ihtilaflara defalarca tanık oluyoruz." dedi.

BfV Başkanı, PKK’nın Avrupa ve Almanya’da terör örgütü olarak sınıflandırıldığını hatırlatarak, "PKK, Avrupa’da ve Almanya’da bir terör örgütü muamelesi görmektedir. Şu anda bunun değişmesini, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirecek bir emare yok" ifadelerini kullandı.

Almanya’daki FETÖ yapılanması

Almanya’daki FETÖ yapılanması ve bunun Alman iç istihbarat servisi tarafından izlenip izlenmediği yönündeki bir soruya ise Maassen, “Almanya’da gözlem altında değiller. Çünkü gözlem altına alınması için yeterli dayanak noktalarına sahip değiliz" yanıtını verdi.

Alman basınında çıkan, Türk istihbaratının Almanya’daki Türk toplumu üzerinde etkide bulunmaya dönük faaliyetlerde bulunduğu iddialarıyla ilgili bir soru üzerine de Maassen, “Almanya’da Alman çıkarlarına karşı istihbarat faaliyeti niteliğinde operasyonların yürütülmesini kabul edemeyiz. Bu nedenle Türkiye gibi NATO ortağımız söz konusu olursa da buna karşı çıkıyoruz." diye konuştu.

Berlin saldırısına zafiyet mi yol açtı?

Berlin’de Noel pazarını hedef alan ve 12 kişinin ölümüne yol açan saldırıyla ilgili soruları yanıtlayan Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı, Almanya’nın terör örgütü DAEŞ’in hedefinde olduğunun bilincinde olduklarını söyledi.

Geçen yıl Avrupa’nın 15, Almanya’nın da 5 terör saldırısına hedef olduğunu anlatan Maassen, Avrupa’nın Almanya dahil yeni terör saldırılarına hedef olabileceği uyarısında bulundu.

Hans-Georg Maassen, eskisi gibi yurtdışından gelen bir ekibin terör saldırısı düzenlediği dönemlerin geride kaldığını çok daha karmaşık senaryolarla karşı karşıya olunduğunu söyledi. BfV Başkanı, “Bu süreç halen bitmiş değil. Avrupa’da, Almanya dahil, yeni saldırıların düzenlenebileceğinden yola çıkmalıyız" dedi.

Berlin saldırısı şüphelisi Anis Amri’nin Alman istihbarat ve güvenlik güçlerinin tarafından bilinmesine rağmen saldırının önlenememesi konusundaki eleştirilerini yanıtlayan Maassen, şunları söyledi:

"Almanya’da bin 200’den fazla kişi potansiyel terörist olarak değerlendiriliyor. Alman Federal Emniyet Teşkilatı’na göre bunlar arasında yer alan 584 kişi terör eylemi gerçekleştirmesi muhtemel kişi olarak sınıflandırılıyor. Anis Amri de bu kişiler arasında. Ama bu sınıflandırma ilgili kişinin tutuklanabileceği anlamına gelmiyor. Almanya’da ve Avrupa’da bir kişinin tutuklanıp yargılanabilmesi için bir suçun işlenmesi gerekiyor."

Maassen, Rusya’nın ABD seçimlerine müdahale ettiği iddiaları hatırlatılarak, “Benzer bir müdahale bu yıl genel seçimlerin yapılacağı Almanya’da da yaşanabilir mi?" sorusunun yöneltilmesi üzerine, seçimleri etkilemeye dönük siber saldırılar olabileceğini, bu konuda gerekli önlemleri almakta olduklarını, ayrıca siyasiler ve kamuoyunda tehlikeler konusunda farkındalık oluşturmaya çalıştıklarını kaydetti.

28 ŞUBAT DOSYASI : DÜNÜN KAHRAMAN PAŞALARI SİYASET DEĞİŞİNCE NAS IL PERİŞAN OLDULAR ??? /// HATIRLAYALIM


28 Şubat soruşturmasından tutuklu emekli Korgeneral Koman, hakkındaki suçlamalara böyle sitem etti.

28 Şubat Soruşturması kapsamında tutuklu bulunan eski Jandarma Genel Komutanı ve eski MİT müsteşarı Teoman Koman, isyan etti. MHP’li vekile dert yanan Koman, ”Bilseydim 50 euro verip, poşuyu takar, PKK’ya katılırdım.” dedi.

MHP’Lİ VEKİL ZİYARETE GİTTİ

MHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan, 28 Şubat soruşturması kapsamında Sincan’da tutuklu bulunan emekli Korg. Teoman Koman ve MHP İstanbul Milletvekili Engin Alan’ı ziyaret etti.

“BİLSEYDİM 50 EURO VERİR, PKK’YA KATILIRDIM”

Türkkan, Koman’ın sağlık durumunun çok kötü durumda olduğunu belirterek, “Kendi hayatını idame ettirecek durumda değil” dedi. Koman’ın kendisine “Önce evlad-ı Fatihan’dık, sonra evladı müdafidan olduk. Son geldiğimiz noktada evlad-ı perişan olduk” dediğini aktaran Türkkan, “Sayın Koman, ‘Bilseydim 50 euro verip, poşuyu takar, PKK’ya katılırdım. Dağa çıkardım, gelip barış elçisi olurdum. 80 yaşında vatan haini oldum’ diyor” dedi.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PKK içindeki devlete ait istihbarat ajanlarının listesini Kandil’e veren FETÖ’n ün imamı gözaltında


FETÖ’nün eğitim imamı olan C.B., devlete ait istihbarat ve emniyet ajanlarının listesini Kandil’e verdiği haberinin ardından savcılık tarafından gözaltına alındı.

FETÖ’nün; PKK içindeki devlete ait istihbarat ve emniyet ajanlarının listesini Kandil’e verdiği ve daha sonrasında bu kişilerin infaz edildiği haberinin ardından savcılık harekete geçti. FETÖ’nün eğitim imamı olduğu ve Metina’daki görüşmeye katıldığı öne sürülen C.B. Bursa polisinin operasyonuyla gözaltına alındı. Bursa merkezli 7 ildeki operasyonda toplam 27 kişi gözaltında bulunuyor.Bursa Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından FETÖ/PDY soruşturması kapsamında bünyesinde 8 adet özel eğitim kurumu bulunduran Lotus 16 Eğitim İşletmesine operasyon düzenlendi. 7 ayrı ilde 47 farklı adrese eş zamanlı yapılan operasyonda 27 kişi gözaltına alındı.

METİNA’YA GİDEN GRUPTA YER ALIYORDU

Alınan bilgiye göre, FETÖ’nün eğitim imamı olan ve Metina’ya giden grupta yer aldığı iddia edilen C.B. İstanbul’da gözaltına alınırken, 4 kişinin de Bylock kullanıcısı olduğu tespit edildi.C.B.’nin 2014 yılında Kuzey Irak İmamı T.B. ve cemaatin yöneticilerinden D.E. ile birlikte Metina’da Murat Karayılan ve Fehman Hüseyin ile buluştuğu iddia edildi. Kirli pazarlıkta emniyet ve MİT’in PKK içindeki haber kaynaklarının isim listesinin PKK yöneticilerine verildiği öne sürüldü.

ÖĞRENCİLERE GÜLEN’İN KONUŞMASI İZLETİLMİŞ

Ayrıca yapılan operasyonlarda gözaltına alınan A.K.’nin soruşturma kapsamındaki eğitim kurumunda sinevizyon ile öğrencilere Fetullah Gülen’in 17-25 Aralık ile ilgili yaptığı konuşmasını izlettiği ortaya çıktı.

PKK TERRORIST ORGANISATION FILES : PKK is The World’s Third Larg est Narco-terrorist Organization


uyusturucu_pkk.jpg

The phrase "In the USA someone dies from a heroin overdose every 50 minutes" from BBC’s documentary Smack in Suburbia America’s Heroin Crisis describes to what extend narcotics are a societal tragedy.

While exact numbers are impossible to come by, due to the nature of the business, the "UN Organization on Drugs and Crime" (UNODC) estimates that illegal narcotics represent the world’s third-biggest export, after oil and the arms trade, worth more than $300 billion annually.

In 2013 and 2014, the number of individuals dying of narcotics has increased in parallel with the quantity of heroin, cocaine, and amphetamines seized in Germany. In this group, the number of individuals aged below 25 – sadly – continues showing an increasing trend throughout years.

In England during 2014/15 period, there was a large increase in the quantity of heroin seized (by both police forces and Border Force) from 647 kilograms in 2013/14 to 1,113 kilograms in 2014/15, an increase of 72 per cent.

The quantity of narcotics seized in France in 2015 was recorded as 160 tons. The biggest seizure in once was 7 tons and occurred in Paris in October 2015. Experts point out only 1/10th of the traded narcotics are seized, which means whenever 1kg of narcotics is caught, 9kgs are still being traded on diverse markets.

In England, statistics indicate the number of heroin addicted individuals was 260,000 in 2006. Unfortunally, we have no updated figure of this. But we certainly know today is that the number or narco-addicted individuals is very much higher than this figure.

The National Crime Agency from the UK points out in a twitter message on December 18th 2015 ‘more than 24 billion pounds are spent on organized crimes. Let us think for a minute, what actions could have been undertaken with this tremendous amount of money to make the UK a country better off in living. Most important, would the mental and physical health problem of 260 thousand individuals even exist?

Eighty percent of narcotics smuggling to European countries is perpetrated by PKK. As a supportive example, an information in UK’s records mentions Abdullah Baybasin controlled 90% of heroin smuggling to UK in 2006. The same person was sentenced in Turkey for trafficking narcotics and financially supporting PKK. But he escaped to the UK where he had a residence permit as a “Kurdish refugee”. Media leaks alleged Abdullah Baybasin was used in UK intelligence service’s spying acts in exchange of the residence permit.

One day, if PKK succeed in establishing "Kurdistan", its base will be narco-cash generated by the drug trafficking with which PKK poisoned Europe.

The world’s third largest narco-terrorist organization PKK gives the impression it has no liaison with its sub-units by creating confusion. In reality, they are all units of PKK within a tight knotted and strict organizational structure. For this exact reason, it is important to remember that Democratic Union Party (PYD) is PKK’s unit in Syria, just like Kurdistan Democratic Solution Party (PCDK) is in Iraq, and Kurdistan Free Life Party (PJAK) is in Iran. Differently named in different countries, each PKK unit has distinct legions conducting the armed conflict such as YPG, HPG, etc. Over all of them exists Koma Civakên Kurdistan (KCK).

PKK is ranked in the list of terrorist organizations by the EU and the USA. It is so in many countries of the world, including Japan to Azerbaidjan. Because PKK connects between all continents, it can – and does – generate most of its financial resources from international illegal activities. PKK’s 2015 budget is estimated at 86 billion dollars.

The terrorist organization imitates Hezbollah to a big extend in organization. We observe this imitation in narco-traffics as well. Although individuals work in different branches of the structure, they are elements of the common narco-traffic structure thanks to tight family bonds. They use their legal business to launder the black money they earn from illegal activities. One example among many others is; the Buldan and the Baybasin families doing legal trade in addition to the manufacture and trade of narcotics. The HDP parliamentary Pervin Buldan’s brother in law Nihat Buldan was caught with 90kg of heroin in 2008. Her cousin Rosat Buldan and his son Sedat Buldan were also caught narco-trafficking in 2012.

François Haut depicts PKK’s emerge from Lebanon and its expansion to the world and transformation into a narco-terrorist organization, and its other organized crimes in "Kurdish Extremism and Organised Crime: The Kurdistan Workers Party. A short citation from his report;

"Let’s listen to what the US DEA wrote in 1995: "It has been established that the PKK now has perfect arrangement to produce, transport and traffic opiates and cannabis throughout Europe. Moreover, material evidence and intelligence sources have shown that the PKK is also engaging in laundering money from drug trafficking. The fund thus recovered are then funneled back into the terrorist organization.

Regional conflicts and wars play an important role in PKK’s growth, and expansion and variation in terror activities. The Iran-Iraq War, the Gulf War, Iraq’s invasion, the civil war in Syria brought the organization to nowadays. The growth of the organization engendered the necessity to grow the financial resources as well. It carried one step further the production of narcotics in Lebanon/Bekaa by starting to transport the produced goods to Europe. 1990s were years of massive heroin smuggling to the West for the narco-terrorist organization. This was only the beginning.

Through 1990s PKK’s fight along with the Kurdish peshmergas against Barzani gave rise to the need of holding high firepower weapons. The same need was felt to conduct terrorist attacks in Turkey and fight against Turkish security forces. With the start of the civil war in Syria in the following years and for PYD under the autonomous “Rojava”, PKK had to hold weapons in higher quantity and effectiveness. Consequently, classic insufficient weapons such as AK-47s started to be replaced by weapons regular armies possess. The organization succeeded in decreasing effects of the airstrikes of the Turkish Armed Forces (TSK) with SA7 missiles.

An eyeshot ons PKK’s attempts of having heavy arms was discovered on October 6, 2012 by the French anti-terror police. PKK’s high ranked member Adem Uzun was arrested at the operation. He was brought in court with other three members of the organization and was sent to prison for implication in buying arms worth 1 billion 200 thousand Euros. Among the arms in question, were anti-tank weapons.

The terrorist organization depends on its arm power which is sourced by its financial resources which rely on the scale of narco-trafficking. As the logic of this equation reveals, an increase in PKK’s arm capacity is observed – especially in 2012- in parallel to an extraordinary rise in narco-trafficking. The quantity of traded narcotics was recited in tons.

Conflict occurred with DHKP/C in PKK’s fight over being the only head of the European narcotics market. PKK made a significant step forward in this purpose by committing a murder in 1988 in Netherlands. The current boss of the European narcotics market is PKK. It cares to avoid being in police and intelligence reports. It changed its strategy to discretion to delete its name off EU’s and USA’s terrorist organizations list. But it cannot leave the narcotics market. In this case, criminal vendors are intermediating all of PKK’s actions from the production process to transportation to Europe and USA, down to street dealers. It is extremely careful at not being a ring of the chain.

Nowadays the competition among vendors is so fierce, the scramble that continues with mutual killings spread over Netherlands, France, Spain, Panama, USA, Mexico, and Colombia. Murders are committed in Netherlands, Panama, Dubai, and Turkey while the armed conflict is not avoided in other places. After murders in Netherlands and Turkey, murderers and instigators run to PKK’s safe haven in Northern Iraq to escape law enforcement and police pursuit.

The murders of the high-ranked PKK member Sakine Polat Cansiz and PKK’s two other female members in Paris are directly linked to this affair. Uncontrolled expenses under the supervision of Europe’s representative Ali Riza Altun created a deep call to account inside PKK when the French police caught PKK on heroin money laundering which consequently decoded PKK’s organizational structure and later showed worldwide PKK’s heavy weapon purchases after the arrest of Nedim Seven.

There is a relation between Sakine Polat – known as a straight out and veracious person – being assassinated while investigating PKK’s internal affairs. All of the reports on the execution of the three women are created by PKK to prevent the truth comes out.

In Afghanistan, Taliban contributes significantly to the increase of narco-trafficking in the world by freeing the production of opium. The civil war in Syria engendered the same consequence as in Afghanistan. In Syria where cannabis is the main raw material, the heroin and marijuana industries grow fast under PKK’s control. The region with the highest growth are Kurdish regions. At the present, an extraordinary rise in cannabis plantation took place in Turkey and Syria. Narcotics transformed into heroin in laboratories in northern Iraq are sent to Europe in big piles, and to the American continent from there.

In 2012 in Diyarbakır’s Lice, Hazro, Hani, and Kulp provinces and in Bingöl’s Genç province endless fields of cannabis plantations were discovered. One has to know these regions are under PKK’s absolute control. A report issued by the Ministery of Interior declared PKK earned 1billion dollars in 2015 from narco-plantations and trafficking.

In order to get an idea of the volume of narco-trafficking, we have to look at the seized quantities. In Istanbul only, 15,165kg of heroin was caught over the past four years while attempting to cross to European countries.

More than 13 tons of heroin were seized in an operation organized by Turkish security forces on the offshores of Libya in a Bolivia flagged ship that departed from Syria.

On January 2014 two tons of heroin were found on the Armenia-Iran border crossing Meghri in a truck departed from Turkey.

Two tons of heroin were seized in Greece in a truck making its way to Netherlands.

Let’s remember once again; security forces’ rate of successful seizure in narco-trafficking is 1/10. It is estimated tons of non-seizable narcotics reach Europe and the USA, poison thousands of innocent people, and the use of the earned money in massacring innocent people with terrorism is a shame of the humanity.

Narco-trafficking and terror are inseparable illegal acts. Targeting only one of the two in the counter-fight will not only result in with failure, but will also ease the business of organized crime and terror organizations. On the other hand, a coordinated battle among countries transited by different stages of narcotics – from the growth of plantations to the delivery to the user – is essential.

It is unfortunately impossible to mention such a cooperation in our region. In the USA the

Office of Foreign Assets Control such declared PKK’s high ranked members as Specially Designated Narcotics Traffickers Kingpin (SDNTK). Nonetheless these PKK members are supporting YPG in Syria. This situation clearly serves the poisoning of innocent people by a narco-terrorist organization.

As another example, European countries and the USA spread loud to their public ISIL’s oil smuggling business. Each time they accused Turkey for complicity. They sadly never talked about hundreds of kilograms and hectares of marijuana fields left behind by PKK/PYD when they had to leave Kobani.

In the world, political interests are mostly favored over public interests. Terror and organized crime organizations benefit from this greed. As positioned in one corner of the politics, NGOs seek the same self-interest; to the point they don’t see necessary to hide their links with a narco-terrorist organization as PKK. William Bourdon undertook the advocacy of PKK members trying to launder dollars smudged with cocaine. The lawyer is also the deputy director of the of the NGO Fédération Internationale des Droits de l’Homme. Every person interested in terrorism knows the NGO led by Danielle Mitterand has close relationships with PKK.

By the force of its relationships in the West, PKK became the world’s third largest narco-terrorist organization after Hezbollah and FARC. It secures transportation and distribution in the region covering Afghanistan, North Syria, and North Iraq. It administrates the circulation of narcotics with cocaine smuggling from Colombia to Europe and Turkey.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Kaan Turhan : Sorun : Narko-terör Örgütü PKK ve Aşiretler


131633507337744483.jpg

Kan davası, çocuk gelinler, Kürt sorunu, PKK, terör, ekonomi, bölgelerarası dengesizlik, Güneydoğu Anadolu Projesi, Güneydoğu’ya yatırım… vb. Türkiye’de hemen her gün duyduğumuz, okuduğumuz ‘sorun’lardan! Sorunlaştırılmış, temel olarak da feodalitenin belirlediği bu ‘sorun’lar: algılamadaki coğrafyayı da sorunlaştırmaktadır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu coğrafyasının, folklorik özelliklerinin farklılığı dışında, bir farklılık varsa: o da aşiret düzeninin, ağalığın, şeyhlik ve seyitlik kurumlarının sürüyor olmasıdır. Yukarıda andığımız: ‘bölgenin sorunları bunlardır’ diye, bize belletilen, yanlışı doğru göstermeye çalışanlar: feodalizmden beslenen otoritelerin dilidir. Andığımız ve dayatılan, bu ‘sorun’lar: feodalizmin sonuçlarıdır. Dolayısıyla, sorun: feodal bataklıktır!

Aşiretlerin egemen olduğu AKP iktidarı, dördüncü yılını doldurmamıştı ki, TBMM Töre ve Namus Cinayetlerini Araştırma Komisyonu’ndaki görüşmelerde; hem CHP, hem AKP, bölge feodallerinin haklılığı ve töre/namus cinayetleriyle, aşiret, şeyh gibi feodalizm artıklığının ilişkisi olmadığını savunabiliyordu. TBMM Töre ve Namus Cinayetlerini Araştırma Komisyonu’nun AKP’li üyeleri, özellikle Doğu ve Anadolu Bölgesi’nde “başlık parası, berdel ve beşik kertmesi”nin yasaklanmasına ilişkin önerileri kabul etmedi. CHP’li Vedat Melik de, AKP’li üyelere destek verdi. TBMM Töre ve Namus Cinayetlerini Araştırma Komisyonu, 3 gün süren çalışmaların ardından raporunu tamamladı. Töre cinayetlerinin nedenlerini araştırmak üzere Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde incelemelerde bulunan aşiret reisleri ve töre mağdurlarıyla bire bir görüşmeler yapan komisyon, CHP’li Canan Arıtman’ın tüm ısrarlarına karşın raporunda “feodal yapı ve aşiret düzeni’ne hiç girmedi.

CHP’li Vedat Melik’in “Töre cinayetleriyle, feodal yapının ne alakası var, böyle bir tetikleme söz konusu değil” sözlerine destek veren AKP’liler, “Bu görüşe katılıyoruz. Bizim parti politikamız da bu yöndedir.[1]” demişlerdi. Hâlbuki töre ve feodal yapı birbirinin sonucu ve birbirinin tamamlayıcısıydı. Ve tetiği feodalizm çekiyordu. “Aşiretçiliğin töre cinayetlerinde hiç sorumluluğu yokmuş gibi göstermeye çalışanlar, geri kalmışlığın eğitimsizliğin, bağnazlığın cehaleti bu tablonun da cinayetleri arttırdığını ısrarla kabul etmiyor. AKP’liler ve destekçileri, Güneydoğu’da dinin ahlakı, geleneklerin feodaliteyi, aşiretçiliğinse töreyi ayakta tuttuğu görmezden geliyor. Töre cinayetleri, cahil bırakılmış, yoksul olduğu için feodal çarka mahkûm edilmiş ve varoşlara sürüklenmiş aileler arasında yaşanıyor. Töre cinayetlerinde tetiği tek kelimeyle feodalite ve onun yarattığı düzenek çekiyor. Aşiretçiliğin töre cinayetlerinin gerekçesi olamayacağını iddia eden AKP’liler, bütün cinayetlerin niçin aşiret mensupları arasında yaşandığı sorusunu yanıtlayamıyor?

Oysa kent yaşamına entegre olan kabile üyelerinin, bireyleşmiş topluluklara dönüştüren sonra bağnaz geleneklere baş kaldırdığı, töresel yaşamdan yavaş yavaş sıyrılmaya çalıştığı çok net bilmiyor. Bu erozyon tabii ki güç kaybına uğradıkları için toplu yaşamı egemen kılmaya çalışanlara ters geliyor. Cinayetlerin çok sık görüldüğü Urfa bölgesi başta olmak üzere, Güneydoğu’da, kentlileşmiş ailelerde töre cinayetlerine hiç rastlanmadığı kasıtlı olarak görülmüyor. Doğuda özgür kadın değil, feodal zinciri kırarak özgürleşmeye çalışan kadınlar öldürülüyor.. Törede tetiği çeken mekanizmanın çok iyi analiz edilmesi halinde, savunmasız kadınların feodal saçmalıklar uğruna nasıl kör bıçaklar altına yatırıldığı da ortaya çıkıyor. Geri kalmışlığın paslı çemberinde yaşamaya zorlanan kadınlar, çağdaş yaşamın en küçük ışığını yakalamaya çalıştıklarında, saçlarından tutularak karanlık dehlizlere sürükleniyor. Bu da yetmiyor, önce aile meclisleri toplanıyor, ardından infaz belgesi ‘feodalitenin yargıtayı’ olarak tanımlanabilecek aşiret meclisine gidiyor.

Oradan her zaman ölüm kararı çıkıyor. Kadınlar bazen etnik ve dini kurumların baskısıyla intihara zorlanıyor, bazen de töre tetikçilerinin insafına terk ediliyor. Buna tabii ki AKP zihniyetinin de feyiz aldığı, inanç geleneğinden beslenen ataerkil yapı karar veriyor. Güneydoğu’da toplumun % 80′in uzaktan ya da yakından bir aşirete mensup olduğu gerçeği ortada olduğu için, töre ya da namus sorgulamalarında her kadının yazgısı aşiret ağalarının bağdaş kurduğu kanlı kilimlerde şekillendiriliyor![2]” TBMM Töre ve Namus Cinayetlerini Araştırma Komisyonu’nunda 2006 yılında böyle bir şey yaşanıyor ve aşiret yapısının, feodalizmin töre, başlık parası gibi kavramlarla ilişkilendirilemeyeceği iddia ediliyordu. Ancak 2004 yılında da Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, doğudaki “aşiret, feodal yapı ve töre üçgenine dayalı” bir rapor hazırlamış ve emsal teşkil edebilecek sonuçlara ulaşmıştır.

Kurum, “Bitlis’te yaşayan ailelerin sosyo-demografik, sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel özellikleriyle toplumsal hayatta törenin gücü” konusunda gözleme dayalı raporunda; “seçimlerde oy kullanmada, aile ilişkilerinde (evlenme, kız kaçırma, aile planlaması, eğitim gibi) töre anlayışı geçerliliğini korumaktadır” denilmekteydi. Raporda, bölgedeki üretim ilişkileri, işsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik ve doğurganlık hızının yüksekliğinin büyük ölçüde aileyi etkilediğine, bu yapının da töreyi ve geleneksel anlayışı beslediğine dikkat çekilirken “yörede aşiret, feodal yapı ve töre üçgenine dayalı yapı çözülmedikçe, birçok sorun devam edecektir. Namus merkezli töre suçlarının sürekliliği kaçınılmaz olacaktır” denilmekteydi. Aşirete dayalı töre anlayışının namus olgusuna ‘töre suçu’na yol açacak kadar katı baktığını ve birçok olayın da adliyeye taşınmadan aşiret içinde çözümlendiği vurgulanmıştı[3].

Kısacası, aşiretler meşruiyetini kaybetmemişti ve konumlarını gittikçe sağlamlaştırmışlardı. Öyle ki, 3 Kasım 2002 yılında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan çokça destek alan AKP, 2007 seçimlerinde de aday listelerine aşiret bağlantılı kimseleri koymamasına karşın, aşiretlerin büyük çoğunluğu AKP’yi desteklemişti. O dönemde Van’daki aşiretlerin siyasi eğilimleri konusunda, Cumhuriyet Gazetesi’nden Yusuf Ziya Cansever’in anlatımıyla, şunlar belirgindi: Alan Aşireti: Abdurrahman Şeylan liderliğindeki aşiretin büyük bir kısmı korucu. Aşiret, bugüne kadar hiçbir sol partiye oy vermedi. 12 bin 500 seçmenin bulunduğu aşiret, DYP, ANAP, AKP eğilimli. Ezdinan Aşireti: lideri AKP İl Genel Meclis üyesi Salih Özbek. Büyük bölümü korucu olan aşiret mensupları Çatak, Gürpınar ve Van merkezde bulunuyor. 11 bin seçmen, DYP, ANAP, AKP eğilimliydi. Müksi Aşireti: lideri AKP’li Bahçesaray Belediye Başkanı Naci Orhan, Orhan’ın kızı Gülşen Orhan’ın AKP’nin listesinde 5. sırada yer alması nedeniyle 4 bin 500 seçmenin bulunduğu aşiret tercihini AKP’den yana kullanmıştı. Şemsikan Aşireti: Özdemir Yiğit’in liderliğindeki aşirette 30 bin 500 seçmen bulunuyor.

Hiçbir partide aşireti temsil eden aday bulunmaması nedeniyle kararsızların başını çekiyordu. Geçen seçimde AKP’yi destekleyen aşiret, bu seçimde partide yer bulamayınca küskünler listesinde yer almıştı. Şerefor Aşireti: Fazilet Partisi eski milletvekiliyken istifa ederek bağımsız kalan Mustafa Bayram’ın liderliğindeki aşirette 25 bin 500 seçmen bulunuyor. Başkale ve Van merkezde yaşayan aşiret mensupları, DYP, ANAP ve AKP’yi destelemişti. Burukan Aşireti: Nadir Kartal’ın liderliğindeki aşirette 30 bin seçmen bulunuyor. Geçen seçimde AKP’yi destekleyen aşiret mensuplarına bu kez partide yer verilmemesi üzerine desteklerini çekmişlerdi. Aşiretin bu seçimde ağırlıklı olarak bağımsızlara ve CHP’ye oy vermesi bekleniyor. Merzikan Aşireti: 3 bin seçmenin bulunduğu aşiretin liderliğini Eşref Bayar yapıyordu. Aşiret mensupları genellikle bağımsızlar, DYP ve AKP’den yana tercih kullanacaklardı. Kürsini Aşireti: Mustafa Kaçmaz’ın liderliğinde olan ve 22 bin 500 seçmenin bulunduğu aşiret, AKP, DYP ve MHP arasında karar vermeye çalışıyor. Oramar Aşireti: Necdet Buldan liderliğindeki aşirette 8 bin 500 seçmen bulunuyor. Bugüne kadar sağ partilere oy vermeyen aşiret, bu seçimde bağımsız adayları destekleyecekti. Gaydan Aşireti: Bitlis ve Hizan merkezli aşiretin lideri Edip Safter Gaydalı, AKP’nin küskünler listesinde yer alan Gaydalı, CHP’den aday olunca aşiret oyları da bu partiye transfer olmuştu. Pinyanişi Aşireti: Aşiret lideri Mustafa Zeydan’a AKP yer vermeyince 15 bin seçmenin bulunduğu aşiret CHP’yi destekleme kararı aldı. Hakkâri merkezli Diri ve Dostki aşiretleri sol partileri ve bağımsız adayları; Jirki DYP ve MHP’yi, Bitlis Güroymak merkezli Seyda ve Sego aşiretleri Saadet Partisi ve AKP’yi desteleyecekti.[4]”

Farklı bir yorumda da, 22 Temmuz seçimleri öncesi aşiretlerin oy eğilimleri şöyleydi: 22 Temmuz’da yapılan erken seçimlerden önce, aşiretlerin oy yönelimleri şöyle açıklanmaktaydı: “Ensarioğulları: 70′li yıllardan beri Adalet Partisi çizgisinde olan ailenin meclisteki son temsilcisi Salim Ensarioğlu oldu. Bakanlık da yapan Ensarioğlu, 2002 seçimlerinde partisi baraja takılınca meclise giremedi. Değerler: Yıllardır CHP’de politika yapan ailenin reisi Hasan Değer, uzun süre mecliste görev yaptı. Değerler, 2002′de de Mesut Değer’i meclise gönderdi. Uzun yıllar CHP il başkanlığı da yapan Değer, yine değişmez isimlerden gözüküyor. Seyhanlı Aşireti: DYP’nin ağır toplarından Necmettin Cevheri’nin de mensubu olduğu aşiret, 1991′le 1999 yılları arasında mecliste 3 milletvekiliyle temsil edildi. DYP, 2002 seçimlerinde Cevherilere listede yer vermeyince, Sabahattin Cevheri, seçimlere bağımsız girerek kazandı ve daha sonra AKP’ye geçti. Mahmut Kaplan’sa, AKP’den 8. sıra adayı olarak meclise gitti. İzollar: Türkiye’nin en büyük ve en dağınık aşiretlerinden İzolların 30 bin dolayında oyu olduğu belirtiliyor. Zülfikar İzol daha önce Refah ve Fazilet partilerinden milletvekilliği yaptı. Şimdiyse AKP milletvekili. Bucaklar: Bucak ailesi, bu seçimlerde de Demokrat Parti’nin en büyük kozu olacak. Aşiretin en önemli isimlerinden olan DYP eski milletvekillerinden Sedat Bucak, 2002 seçiminde partisinin baraja takılmasıyla milletvekili seçilememişti.[5]”

AKP’ye minnettarlığını, mensuplarının AKP listesinde yer verilmesine karşın, Tayyip Erdoğan’a ve AKP’ye biat eden İzol Aşireti, AKP çatısı altında birleşiyordu: AKP listesinde yer bulamayınca istifa ederek bağımsız adaylığını açıklayan ve “Aşiret ayakta” diyen Milletvekili Zülfikar İzol’a bazı aşiret mensupları tepki göstermişti. Cengiz İzol, şöyle demişti: “Daha önceden de zaten partimiz belli idi. Burada partiden aday adayı olan aşiretimizin üyeleri, adaylık verilmediği halde burada tek vücut nefer olarak çalışacaklar. Bizler, Başbakanımız ve partimizin lideri olan Recep Tayyip Erdoğan’ın fikirlerini benimsiyoruz ve bundan sonra da partide olacağız.” AK Parti’den aday adayı olan Emin İzol ile Serdar İzol ise, aday olmadıkları için partiden ayrılmalarının söz konusu olmadığını bildirdi. Emin İzol, “Halka hizmet için AK Parti çatısı altında çalışmamızı sürdüreceğiz, Herkes bilmelidir ki davamız vekillik davası değildir. Davamız halka hizmet davasıdır ve bu hizmet davasında sonuna kadar AK Parti’nin ve genel başkanımızın emrinde olacağız” demişti. Toplantıya katılan CHP’nin Siverek İlçe Başkanı Zülfikar İzol ise, partisinden istifa edip AK Parti’ye katıldığını açıkladı. AK Parti rozetini takan Zülfikar İzol, “Bizler İzol aşireti olarak AK Parti çatısı altında birleşme kararı aldık. Bundan sonra hepimiz siyasetimizi birlik beraberlik için AK Parti çatısı altında yapacağız.[6]” demişti.

Öte yandan, Şırnak’ta Meman Aşireti’nden ve Tayan Aşireti’nden korucu olanlar; Ergenekon tutuklamalarıyla, TSK’nın itibarsızlaştırmasını da fırsat bilerek, ‘güçlü’ olarak Güneydoğu’da daha birçok aşirete mensup, köy korucusu, batı işbirlikçiliğindeki siyasal partilere yanaşmaktaydı. Şırnak’ın Cizre ilçesinde etkin olan ve geçmişte PKK’yla mücadeleye katılan ancak Şubat 2011′de koruculuğu bırakan Meman aşiretinin BDP saflarına katılma kararı alması, AKP’nin “açılımının” meyvesiydi. BDP’yi destekleme eylemlerine Tayan aşireti lideri ve halen emekli Albay Temizöz’le tutuklu yargılanan Kamil Atak’ın kardeşi Rauf Atak’ın da katılması, “Artık biz de BDP saflarına katılıyoruz ve BDP’nin desteklediği bağımsız adayları biz de destekliyoruz.” demesi bir dönüm noktasını işaret ediyordu. Korucuların teröre karşı dağlarda birlikte çarpıştıkları komutanların Ergenekon operasyonlarıyla hapse atılmasının korucularda yalnızlık duygusu yarattığını, bunun sonucunda da güçlüye yanaşma eğiliminin ortaya çıktığı ifade edilmekteydi.[7] PKK’nın ajansı olan ANF’de yayımlanan kimi haberler de “gücü arayan koruculuk” analizlerine neden olmuştu.

ANF’de yayımlanan kimi haberler şöyleydi: “2.6.2010′da Van’ın çatak ilçesine bağlı Kaçit Köyü’nde, 40 korucu operasyona çıkmayı reddederek silah bıraktı. 15.06.2010′da Uludere’nin Bulakbaşı Köyü’nde, 120 köy korucusu, operasyonlara çıkmak istemediklerini belirterek, toplu halde Merkez Jandarma Karakolu’na başvurdu. 19.06.2010′da Hakkâri’ye bağlı Kırıkdağ Köyü’nde, operasyona gönderilmek istenen 125 köy korucusu, göreve gitmeyeceklerini belirtti. 22.07.2010′da Şırnak’ta 2 ay içinde toplam 168 korucu operasyonlara çıkmama kararı alırken, 100′ün üzerinde korucuysa silah bıraktı.” BDP Şırnak milletvekili Hasip Kaplan da, koruculuğu bırakıp BDP saflarına geçen Ulaş Köyü’nde Meman Aşireti lideri Tahir Güven’in oğlunun düğününe katılmıştı[8].

Güneydoğu’da, bölgenin devletin elinden çıktığını gösteren ve BDP/AKP’nin atlantik ötesiyle kurduğu ittifak gereği, gelecek ‘bağımsız Kürdistan’ yapısında rolüyle güçlünün yanında yer almayı tercih eden feodallerle doluydu.

Örnekler:

Hangi Yoksulluk: Düğünler, Altınlar, Dolarlar…

AKP Hakkâri Milletvekili ve Yüksekova İlçesi’ndeki ‘Pinyanişi Aşireti’nin lideri Mustafa Zeydan’ın oğlu 30 yaşındaki Caner Zeydan’la, Hakkari’li işadamı aynı aşiretten Kemal Tekin’in kızı 21 yaşındaki Dilruba Tekin, 3 gün 3 gece süren düğünle evlendi. Düğüne katılan davetliler, gelin ve damada takı ve para takmak için yarıştı. Geline 18 kilo altın, damada da 250 bin YTL takıldı. Düğün yemeği için, 30 büyük, 60 küçükbaş hayvan kesilirken, 1 ton pirinç, 1 ton salatalık, domates, 10 bin ekmekle 5 bin pet şişe su ikram edildi[9].

Şanlıurfa’nın ünlü aşiretlerinden İzol Aşireti mensubu ziraat mühendisi 27 yaşındaki Rüstem İzol’le, amcasının kızı 25 yaşındaki Ebru İzol’un düğününde dolarlar havada uçuştu[10].

Şanlıurfa’da, Türk aşiretinin reisi kapatılan DEP’in eski milletvekillerinden Ahmet Türk’ün kızı Devran’la İzol aşiretinin reisi Mehmet İzol’un oğlu Mirhan’ın görkemli düğününde havalara atılan dolarlar, valizlerle taşındı[11].

Şanlıurfa’da, Pijan aşireti mensubu 27 yaşındaki Metin Kaya’yla 25 yaşındaki Behiye Günbeyi’nin düğününde dolarlar havada uçuştu, davetliler gelin ve damada takı için sıraya girdi. Şanlıurfa’nın önde gelen aşiretlerinden Pijan aşiretinin reisi işadamı Emin Kaya’nın kardeşi Metin Kaya ve Behiye Gülbeyi’nin düğünü Dedeman Oteli’nde yapıldı. Çiftin düğününe, İzol aşireti reisi AKP Şanlıurfa Milletvekili Zülfikar İzol, Şanlıurfa Valisi Yusuf Yavaşcan, bölgedeki bazı aşiretlerin ileri gelenlerinin de aralarında bulunduğu yaklaşık bin kişi katıldı. Salonda çiftin yakınları tarafından karşılanan davetliler haremlik selamlık oturdular. Davetliler, pistte halay çeken milletvekili İzol’un başına para atmak için hareketlendi. Onlarca kişi İzol’un başına destelerle dolar attı. Cebinde dolar kalmayan vatandaşlar, yerlerden topladıkları dolarları sandığa dolduran görevlilere başvurup, YTL vererek dolar satın aldı. Orkestra görevlisi seyyar döviz bürosu gibi çalıştı.[12]”

Şanlıurfa’da Kapaklı ve Gerger aileleri önceki gece hısım oldu. İşadamı Ali Kapaklı’nın kızı Ayşe’yle Ali Rıza Gerger’in oğlu Serhat Gerger, Harran Oteli’nde düzenlenen düğünle, dünyaevine girdi. Gelinin nikah şahitliğini Vali Yusuf Yavaşcan yaptı. Urfalı geline, 130 bin YTL değerinde örme set takımı, Urfa akıtması, kordon ve hasır bileklik gibi çok özel ziynet eşyası takıldı.[13]”

Mardin’in Kızıltepe ilçesi Haco köyünde Halecan Aşireti’nin ağası olarak bilinen Mahmut Kılıçarslan’ın, Malatya İnönü Üniversitesi öğrencisi oğlu Mustafa Kılıçarslan’la İsveç’te sağlık teknikeri olan Adile Kılıçarslan’ın düğününde, yaklaşık 5 bin kişiye yemek verildi. Davetlilere verilen sac kavurma için 150 koyun kesilip, 5 bin ekmek tüketilirken düğünde geline yaklaşık 4 kilo altın takıldı.[14]”

AKP Hakkari Milletvekili ve Pinyanişi Aşiret reisi Mustafa Zeydan’ın düğününde, geline kilolarca altın, damada milyarlarca lira takı takılıyor. Aynı günlerde Hakkâri Yüksekova’nın DEHAP’lı Belediye Başkanı M. Salih Yıldız’ın oğlunun, 10 bin kişinin katıldığı, 3 gün 3 gece süren düğününde de 77 koyunun kesildiği, yine kilolarca altın takıldığı, paraların zarf içinde sandıkta istif edildiği yazıyordu[15].

Milletvekili Mustafa Bayram’ın Uyuşturucuyla, Dolandırıcılıkla Dansı!

24 Mart 2001 akşamı İstanbul Üsküdar’da bir sitedeki apartman dairesinde çok ilginç bir buluşma gerçekleşti. Van milletvekili Mustafa Bayram, kendisini demir tüccarı olarak tanıtan bir kişiye Pablo Picasso’nun ‘palyaço’, ‘çıplak kadın’ tablolarını 10 milyon dolara satmak üzere İstanbul’daydı. O akşam yapılan pazarlık sonucunda iki tablo için 3 milyon dolara el sıkışıldı ve aşağı inildi. ‘demir tüccarı’ görünümündeki kişiler İstanbul Mali Polisi’ydi. Aşağı inilir inilmez polis kimliklerini gösterip, ‘eller yukarı’ dediklerinde Mustafa Bayram’da en ufak bir telaş gözlemlenmedi. ‘siz polisseniz, ben de devletin milletvekiliyim. Dokunulmazlığım var. Bana hiçbir şey yapamazsınız’ dedi. Bu Mustafa Bayram, öyle biriydi ki; alıcı görünümündeki Malatya polisine eroin satmak isterken, 2 Temmuz günü yakalanan oğlu Hamit Bayram’ı, adamlarıyla birlikte polis merkezine baskın yaparak kaçıran Mustafa Bayram, tutuklanıp cezaevine gönderildikten sonra 30 milyar TL kefaretle serbest bırakıldı…

İran’la sınır noktaları olması nedeniyle, Afganistan’dan gelen uyuşturucunun Türkiye’ye giriş noktası olan Yüksekova ve Başkale’deyse iki aile ön plana çıkıyor. Bunlardan birincisi Başkale’deki Ertuşi aşiretlerinden olan ‘Topal Mustafa’ lakaplı Mustafa Bayram, diğeri Hakkâri’deki Cindi aşiretinden olan Tilki Selim lakaplı Selim Işık’tı. Narkotik polisindeki kayıtlara göre, lise mezunu olan Mustafa Bayram’ın uyuşturucu vukuatı, 1979 yılına kadar uzanıyordu. Bir yıl sonra, Halil Havar’ın da adının karıştığı yeni bir uyuşturucu olayında tutuklanıyor. 1987′de İstanbul’da bir daha tutuklanıyor. Serbest kaldıktan sonra yeni bir olaya adı karışıyor, bu sefer firar ediyordu.

1994′te Başkale’de yakalanan 63 kilo eroin olayında oğlu Levent Bayram tutuklanırken, o yine firar ediyordu. Bu sırada Bayram’ın imdadına 1995 milletvekili seçimleri yetişiyor. Soyadını ‘Bayrak’ olarak gösterip, ANAP’tan milletvekili adayı oluyordu. Adaylıklara itiraz süresi dolduktan sonra, Resmi Gazete’de bu kez soyadı doğru olarak yer alıyordu. Böylece milletvekili seçilerek, ‘dokunulmazlık’ zırhına bürünüyor. 1999 seçimlerinde bu sefer bağımsız milletvekili olarak yeniden meclise geliyordu. Mustafa Bayram, tıpkı Ömer Lütfi Topal, Urfi Çetinkaya ve Mehmet Ali Yaprak gibi öteki büyük uyuşturucu patronlarına benzer şekilde bugüne kadar defalarca uyuşturucudan dolayı tutuklanmasına rağmen hiç ceza almamış olmasıdır. Her defasında olayı bir yakını üstlenerek, Bayram’ın ceza alması önlenmiş. İstanbul Narkotik Polisi’nin yaptığı birçok uyuşturucu operasyonunda ‘Cumhur Yakut’ diye bir isim ön plana çıkıyor. Yakut’un isminin karıştığı uyuşturucu operasyonları ‘tonluk’ rakamları çoktan aşmış durumda. Mustafa Bayram’ın damadı Diyarbakır Liceli ve İstanbul Taksim’deki Yakut Oteli’nin sahibiydi, Cumhur Yakut. Mustafa Bayram ayrıca, “ANAP’tan milletvekili seçildikten sonra Refah Partisi’ne geçmişti.

Ardından da bu transferin karşılığında ilk seçimlerde Refah Partisi’nin yerine kurulan Fazilet Partisi’nden birinci sıra adayı olmuş ve ikinci kez milletvekili seçilmişti. Bu dönemde hakkında çıkan iddialar nedeniyle Fazilet Partisi’nden istifa ederek bağımsız kalmış, dokunulmazlık dosyası kaldırılarak hakkındaki tarihi eser kaçakçılığı, adliye basıp adam öldürmek de dahil olmak üzere pek çok suçlamadan dolayı yargılanmaya başlamıştı. Ama yargılanması hiçbir zaman tamamlanamadı. İlginç bir biçimde dosyalar kayboldu, adliye binaları yandı. Sonuçta, Bayram Van’daki varlığını sürdürdü.. AKP’nin Van Belediye Başkanı Burhan Yenigün de Mustafa Bayram’ın uzaktan akrabası, Şerefen Aşiretinin bir kolundan, aşiretin desteği doğal olarak Yenigün’e gitti. Aşiret desteğiyle alınan seçimlerden sonra AKP’nin bu sonucu, ‘etnik temelli siyaset kaybetmiştir’ diye sunması da hayli ilginçtir. Etnik ağırlık gitmiş, bölgenin bunca yıl geri kalmışlığının en temel nedeni olan aşiret bağlantılı siyaset anlayışı tekrar geri dönmüştür. Ve Van Milletvekili Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, bu ‘başarıyı’ bürokratlarla makamında verdiği bir partiyle kutlamıştır.[16]”

Dolan Aşiretinin Ölüm Oyunu!

Diyarbakır’ın Hazro ilçesinin DEHAP’lı Belediye Başkanı Hamit Ergin, Dolan ailesiyle sorunlar nedeniyle yaklaşık 4 aydır makamına, can güvenliğinin olmadığını söyleyerek, gidememişti. 21 Mart 2005 günü kendisi ve ailesinin bulunduğu kahvehanede silahlı saldırıya uğradıklarını anlatan Ergin, yaklaşık 1 saat süren çatışma sonunda; Dolan ailesinden Mehmet Karakaş’ın öldüğünü, kendisi, kardeşi Azad Ergin ve dayısının oğlu Veysi Daşkesen’in yaralandığını söyledi. Olaydan sonra ailesine ait 11 evin Dolan aşiretince yakıldığını belirtmiş ve kardeşi Azad Ergin’in tutuklanmasına karşın, korucu Dolan aşiretinden hiç kimse tutuklanmamıştı. Ergin şunları söylemişti: “Türkiye bir hukuk devleti, yasalarla yönetiliyor, kolluk kuvvetleri var. Bu devlet kendi belediye başkanını bir aşiretten koruyamayacak kadar aciz olmamalı.[17]”

[1]Emine Kaplan, Töre Komisyonu’nda Başlık Parasının Kaldırılması Kabul Edilmedi, Cumhuriyet, 11.02.2006

[2]Mehmet Faraç, AKP’nin ‘Ağa’ Korkusu, Cumhuriyet, 16.02.2006

[3]Cumhuriyet, 12.07.2004

[4]Yusuf Ziya Cansever, Aşiretler Kararsız, Cumhuriyet, 14.06.2007

[5]Aşiretler Hangi Partiyi Destekliyor?, Haber 7, 07.06.2007

[6]İzol Aşiretinde AKP Çatlağı!, Vatan Gazetesi, 13.04.2011

[7]Aydınlık, 11.05.2011

[8]Mehmet Faraç, Gücü Arayan Koruculuk!.., Aydınlık, 12.05.2011

[9]Milliyet, 22.08.2005

[10]Milliyet, 12.11.2007

[11]Radikal, 15.02.2000

[12]Vatan, 05.02.2008

[13]Güneş, 14.10.2008

[14]Cumhuriyet, 14.01.2003

[15]Sabah, 12.07.2004

[16]Birgün, 11.08.2004

[17]Gökçe Uygun, Başkan İlçesine Gidemiyor, Cumhuriyet, 28.07.2005

İLK KURŞUN

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Çözüm Süreci : Umutlar, Gerçekler ve Çelişkiler


Doç. Dr. Atilla SANDIKLI & Erdem KAYA

PKK/KCK terör örgütü “devrimci halk savaşı” hedefiyle 2012’yi final yılı ilan etmiş, Hakkâri bölgesinde devlet otoritesini ortadan kaldırmaya, Şemdinli ve Beytüşşebap’ta bayrak dikmeye teşebbüs etmiştir. Terör örgütü, Orta Doğu’da Arap Baharı’nın yaşandığı bu dönemde dünya kamuoyuna Türkiye’de “Kürt baharı” olduğu yönünde bir izlenim vermeye çalışmıştır. Örgüt, başta Hakkari olmak üzere Güneydoğu’da kurtarılmış bölge(ler) oluşturmak için “vur kal” taktiğini uygulamaya başlamıştır. Ancak Türk Silahlı Kuvvetlerinin Şemdinli’deki başarılı mücadelesi ve akabindeki etkili operasyonları sonucunda 2012 yılı terör örgütü için hüsran yılı olmuştur. Jandarma kuvvetlerinin ve Emniyet teşkilatının KCK yapılanmasına yönelik kararlı operasyonları neticesinde ise 2013’te terör örgütünün çözüleceği yönünde değerlendirmeler yapılmaya başlanmıştır.

Aynı dönemde PKK/KCK terör örgütünün ütopik talepleri nedeniyle çıkmaza giren görüşmeler, İmralı’da Abdullah Öcalan’la örgütün silah bırakmasına yönelik tekrar başlatılmıştır. Terör örgütüyle çok boyutlu mücadele sürdürülürken, İmralı’da görüşmelere devam edilmiş ve Türkiye’de terör sorununun çözüleceği yönünde iyimser bir hava meydana gelmiştir. PKK/KCK terör örgütünün silah bırakması amacıyla başlatılan çözüm süreci kapsamında BDP milletvekillerinin İmralı’yı ziyaret etmesine imkân tanınmıştır. Görüşmeler sürdürülürken, Paris’te aralarında PKK’nın kuruluşunda yer almış bir militanın da bulunduğu üç kadın terörist öldürülmüş, cinayetlerin Türkiye’deki çözüm sürecini sekteye uğratmak amacıyla gerçekleştirildiği iddiası öne çıkmıştır. BDP’li milletvekillerinin ikinci ziyaretinin ardından ise vekillerin Öcalan’la yaptığı görüşmeler basına sızdırılmış, görüşmelerde Öcalan’ın sürece ilişkin sarf ettiği cümleler ve kullandığı üslup kamuoyunda infiale yol açmıştır.

Ancak bütün olumsuz gelişmelere rağmen çözüm süreci sürdürülmüş, Türkiye kamuoyunda süreci destekleyen güçlü bir kitle ortaya çıkmıştır. Nitekim Öcalan’ın görüşme tutanaklarının basına sızdırılması ile çözüm sürecinin sabote edildiği ve durabileceği yönünde değerlendirmeler yapılmışsa da süreç devam etmiştir. BDP milletvekillerinin İmralı ziyaretinin ardından Öcalan’ın mektupları, BDP’ye ve BDP’liler aracılığıyla Kandil ve terör örgütünün Avrupa yapılanmasına gönderilmiştir. Öcalan’ın sürece ilişkin mesajını içeren mektubu 21 Mart 2013 tarihinde Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarında okunmuş, metin yaşanan olumsuz gelişmelere ve soru işaretlerine makul açıklamalar getirmiştir.

Diyarbakır’daki Nevruz kutlaması çözüm sürecindeki müspet havaya zarar verebilecek uygulamalar içerse de, Öcalan’ın mesajı olarak okunan metin ile birlikte Türkiye’de terör sorununun çözüleceği yönünde beklentiler artmıştır. Öcalan’ın sınır dışına çekilecek teröristlerin silahlarını bırakarak çekilmesi için irade göstermesi, Kandil’e bu doğrultuda talimat vermesi ülke genelindeki çözüm beklentisini güçlendirmiştir. Çekilme süreci ile ilgili olarak ise Kandil’in Öcalan’ın çekilme talimatının yer aldığı mektubuna bazı tereddütlerle birlikte olumlu cevap verdiği basına yansımıştır. 14 Nisan 2013 tarihinde BDP’li heyet İmralı’yı beşinci kez ziyaret etmiş, Öcalan’ın sürecin ilerlemesine yönelik hazırladığı mesajının birkaç gün içinde kamuoyuna duyurulacağını açıklamıştır.

Çözüm süreci kapsamında, hükümet tarafından sürecin ilerlemesine katkı sağlamak ve atılacak adımları topluma anlatmak için Türkiye’nin 7 bölgesinden her biri 8 üye ve bir başkandan oluşan 63 kişilik bir Akil İnsanlar topluluğunun oluşturulduğu ilan edilmiştir. Akil İnsanlar topluluğu ilk toplantısını Başbakan’ın katılımıyla 10 Nisan 2013 tarihinde gerçekleştirmiş ve çalışmalarına başlamıştır. Akil İnsanlar topluluğunun teşkilini müteakiben TBMM’de terör sorununun çözümüne yönelik sürecin bütün boyutlarıyla değerlendirilmesi, Meclis’in ve toplumun bilgilendirilmesi için yapılan araştırma komisyonu teklifi CHP ve MHP’nin sert muhalefetine rağmen kabul edilmiştir.

Süreçte Yeşeren Umutlar Gerçeklerle Örtüşüyor mu?

Terör örgütlerinin silah bırakması ve militanların topluma kazandırılması için doğru bir stratejik planlama ve zamanlama dâhilinde müzakere seçeneğine başvurmak makul bir yöntemdir. Örgütü silah bırakmaya ikna edebilecek liderle bu konuda mutabakatın sağlandığı durumlarda müzakere seçeneğinin değerlendirmesi akılcı bir tercihtir. PKK/KCK terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan 1999’dan beri İmralı cezaevine tutuklu bulunmaktadır ve Öcalan’ın özerklik ve bağımsızlık fikirlerinden vazgeçtiği öne sürülmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin PKK/KCK terör örgütünü tasfiye etmeye yönelik başlattığı çözüm sürecine Öcalan’la görüşmelerle başlamasının isabetli bir hareket tarzı olduğu ifade edilebilir. Ancak Öcalan’la başlatılan görüşmelerle başlayan süreçte yaklaşık 30 yıllık bir çatışma döneminin sona ereceği yönündeki umutlar gerçeklerle birlikte değerlendirilmelidir.

2012 yılı sonlarından itibaren başlayan süreçte toplumda çözüm umutları artmış, “terörsüz bir Türkiye” beklentisi zirveye çıkmıştır. Toplumda PKK/KCK terör örgütünün yurtdışına çıkacağı ve silah bırakacağı konuşulmaya başlanmış, sürecin başarıya ulaşabileceğine yönelik inanç gelişmiştir. Çözüm süreci ile birlikte kamuoyunda terör sorununun “bu sefer çözüleceği” görüşü hâkim olmuştur. Barış havası kamuoyunu tesiri altına almış, sürecin karşısında duranlar ve süreci eleştirenler barış düşmanı olarak gösterilmeye, kandan ve şehit cenazelerinden medet uman çıkarcı kişiler ve gruplar olarak nitelendirilmeye başlanmıştır. Barış ortamı güçlenirken toplumun farklı katmanlarında gerilim artmış, miting meydanlarında sürecin Türkiye’ye zarar vereceği öne sürülmüş, “vur de vuralım, öl de ölelim” sloganları yükselmiştir. Üniversitelerde karşıt görüşlü gruplar arasında gerilim artmış, zaman zaman bu gerilim çatışmalara dönüşmüştür.

Peki, gerçekten çözüm süreci olarak isimlendirilen bu süreçteki gelişmeler kamuoyuna hâkim olan iyimser hava kadar umut verici midir? Sürecin başında zikredilen ihtiyatlı iyimserlik hayalperestliğe mi dönüşmüştür? Sürece hâkim olan umut ve beklentiler, gerçeklerin fark edilmesini engellemekte midir? Sürecin nasıl gelişeceğini kestirebilmek için hangi emarelere dikkat edilmesi gerekir? Süreçte riskler ve çelişkiler var mıdır? Bu soruların cevabı çözüm sürecinin nasıl gelişebileceğini değerlendirmek için önem arz etmektedir. Türkiye’nin ihtiyatlı iyimserliğini muhafaza ederken sürecin risklerini hesap ederek gerekli tedbirleri alması, çelişkileri gidermesi ve süreci başarıyla yürütmesi elzemdir. Habur’daki hayal kırıklığının bir kez daha yaşanmaması için gerçekçi değerlendirmeler ışığında gerekli tedbirler alınmalıdır.

1999 Tecrübesinden Çıkarılması Gereken Dersler

Öcalan 16 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirildikten sonraki dönemde PKK terör örgütüne şiddet eylemlerine son vererek sınır dışına çekilme talimatı vermiş, PKK militanları bu talimata riayet ederek Eylül 1999 döneminde çekilmeye başlamıştır. Öcalan böylece, yakalandıktan sonra Türkiye kamuoyunda kendisine karşı oluşabilecek öfkeyi yatıştırmayı ve olası bir idam cezasını engellemeyi hedeflemiştir. Öcalan’ın sınır dışına çekilme talimatı sayesinde PKK terör örgütünün kontrolden çıkarak ve radikal eylemlere yönelerek kendini tüketmesi önlenmiş, örgütün toparlanmasına ve siyasallaşmasına elverişli bir dönem elde edilmiştir. 1999’daki çekilme sürecinde PKK terör örgütü Türkiye sınırlarından tamamen çekilmemiş, örgüt mensubu silahlı militanların yaklaşık %30’u yurtiçinde bırakılmıştır.

1999’daki çekilme döneminde güvenlik güçleri örgütün saldırılarına cevap niteliğindeki birkaç temas dışında çekilen teröristlere topyekûn bir harekât düzenlememiş, PKK’lıların sınır dışına çıkmasına müsaade edilmiştir. Bu kapsamda BDP’lilerin 1999’daki sürece referansla çekilme sırasında 500’ün üzerinde teröristin etkisiz hale getirildiği yönündeki iddialarının gerçeği yansıtmadığı belirtilmelidir. 1999’da etkisiz hale getirilen terörist sayısı bütün yıla ait veriler dikkate alındığında yaklaşık 1000 civarındadır. Ancak bu sayının büyük oranı 1999 yılının Eylül ayına kadar güvenlik güçleri ile PKK terör örgütü arasında devam eden çatışma sürecine aittir. Çekilmenin gerçekleştiği Eylül ayında etkisiz hale getirilen terörist sayısı 50 civarındadır. Çekilmenin Ağustos ayından itibaren başladığı farz edilirse Ağustos ayında etkisiz hale getirilen terörist sayısı 150 civarındadır. 1999 yılında ölü olarak ele geçirilen toplam terörist sayısının çekilmeden önceki yıllarla mukayese edildiğinde ise daha az olduğu görülmektedir.(1)

1999 sonrasındaki gelişmeler, terör örgütünün bütün silahlı unsurlarını Türkiye sınırları dışına tamamen çekmeden ve kesin silah bırakmadan netice alınamayacağını göstermiştir. Öcalan’ın yakalanmasıyla sınır dışına çekilen örgüt çözülme sürecine girmemiş, aksine toparlanıp güçlenerek daha büyük hedefler doğrultusunda faaliyet göstermeye başlamıştır. PKK terör örgütü, 2002’ten itibaren TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) adı altında, 2004’ten itibaren ise tek taraflı ateşkesi sona erdirdiğini beyan ederek şiddet eylemlerine geri dönmüştür. Örgüt ABD işgalinin Irak’ta yol açtığını otorite boşluğundan istifade ederek güçlenmiş, Orta Doğu’da dört parçalı konfederal bir Kürdistan hedefiyle 2007’de KCK sistemini kurmuştur. 2007’den itibaren kendini KCK olarak tanımlayan terör örgütü demokratik açılım sürecinde operasyonların yavaşlatılmasıyla gerek şehirlerde gerekse kırsalda güçlenme fırsatı yakalamıştır.

1999’daki çekilme sürecinin ardından çözülme sürecine gireceği zannedilen PKK terör örgütü 2012’ye gelindiğinde Türkiye’ye karşı “devrimci halk savaşı” gerçekleştirmeyi planlayabilecek kadar özgüven sahibi olmuştur. Bu nedenle mevcut süreçten netice alınabilmesi için PKK/KCK terör örgütünün bütün silahlı unsurlarının Türkiye sınırları dışına tamamen çekilmesi, Kandil’deki dağ kadrosunun dağıtılması ve silahlara mutlak surette veda edilmesi zaruridir. Mevcut süreci 1999’daki süreçten daha karmaşık kılan unsur ise terör örgütünün KCK sistemi kapsamındaki faaliyetleridir. Örgütün KCK sistemi bünyesindeki Öz Savunma Birlikleri sürekli silah taşımamakta, üniforma giymemekte ve şehirlerde hücreler halinde müstakil eylemler yapabilecek şekilde eğitilmektedir. Mevcut çekilme sürecinde bu unsurların nasıl ele alınacağı belirsizliğini korumaktadır.

Süreçte Ortaya Çıkan Çelişkiler

Çözüm sürecinin toplumda memnuniyetle karşılandığı ve büyük umutlar doğurduğu ifade edilebilir. Ancak süreçteki gelişmelere bakıldığında Başbakan’ın beyanatları ile terör örgütü lideri Öcalan’ın basına sızan BDP’lilerle görüşme tutanakları, KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın ve Konsey üyesi Duran Kalkan’ın açıklamaları ve telsiz konuşmaları arasında farklar bulunduğu gözlenmektedir. Toplum genelinde çözüm sürecinin meydana getirdiği mutluluk ve beklentiler gerçeklerin görülmesini engellememeli, bu çelişkiler göz ardı edilmemelidir. Türkiye’nin gerçekleri akılcı ve bilimsel bir biçimde değerlendirip, ihtiyatlı iyimserliğini sürdürürken gerekli tedbirleri alması gerekmektedir. Başbakan’ın açıklamaları ve Öcalan’ın Nevruz’da okunan mektubunda ifade edilen yaklaşımla, Öcalan’ın basına sızan ifadeleri, Nevruz’un kutlanma biçimi, Karayılan’ın ve Kalkan’ın telsiz konuşmaları ve beyanatları arasındaki çelişkiler çözüm sürecinin birçok zorlukla karşılaşacağına işaret etmektedir.

Başbakan Erdoğan’ın çözüm süreci ile ilgili yaptığı açıklamalar göz önünde bulundurulduğunda sürecin bütün olumsuzluklara rağmen sağlıklı işlediği ve terör örgütüne hiçbir taviz verilmeyeceği anlaşılmaktadır. Başbakan, Kürt meselesinin çözümünün terör örgütü ile müzakere edilmeyeceğini, hâlihazırdaki sürecin amacının terör örgütüne silah bıraktırmak ve terör sorununu çözmek olduğunu beyan etmektedir. Başbakan Erdoğan, 29 Mart 2013 tarihinde katıldığı bir televizyon programında “Öcalan ne karşılığında silah bırakmaya davet ediliyor?” sorusuna, Öcalan’a ve terör örgütüne silah bırakma karşılığında hiçbir şey verilmeyeceğini, sadece İmralı cezaevinde Öcalan’ın kaldığı odadaki şartların iyileştirildiğini, daha fazlasının mümkün olmadığını ifade etmiş, Öcalan’a ev hapsinin söz konusu olmadığını vurgulamıştır. Başbakan, PKK/KCK terör örgütünün ve BDP’nin başkanlık sistemine destek vermesi karşılığında Güneydoğu’da özerk bir yönetime geçileceği doğrultusundaki iddiaların mesnetsiz olduğunu dile getirmiş, çözüm sürecinin tek gayesinin güven, istikrar ve milletin huzuru olduğunu kaydetmiştir.(2)

Süreçteki çelişkilerin anlaşılması için Öcalan’ın çözüm sürecine ilişkin mesajının yer aldığı mektubundaki olumlu yaklaşımın da değerlendirilmesi gerekmektedir. Öcalan’ın Diyarbakır’daki Nevruz etkinliğinde okunan mektubu çözüm sürecindeki iyimser havaya katkı sağlamıştır. Okunan mektubun Türkiye’de toplumun büyük çoğunluğunun kabul edebileceği bir çerçeve ihtiva etmesi ise Öcalan’ın metni tek başına yazmadığı yönünde bir algıya neden olmuştur. Metin incelendiğinde Ak Parti’nin görüşlerinin ve Ahmet Davutoğlu’nun vizyonunun mektuba yansıdığı fark edilmiş, mektubun Öcalan’la birlikte istihbarat görevlileri tarafından hazırlandığı yönündeki iddialar güçlenmiştir. Mektuptaki en önemli eksikliğin ise PKK/KCK terör örgütünün silah bırakmasından bahsedilmemesi olduğu belirtilmelidir. Terör örgütünün silah bırakmasına yönelik başlatıldığı ifade edilen çözüm sürecine ilişkin Öcalan’ın mesajında silah bırakmanın zikredilmemesi dikkat çekmiştir.(3)

Diyarbakır’da Nevruz’un kutlanma biçiminin ise Öcalan’ın mektubundaki üsluptan farklı olarak çözüm sürecinin ruhuna uygun olmadığı değerlendirilmektedir. Kutlamada katılımcılar genel olarak KCK bayrağı (yeşil zemin üzerindeki sarı güneşin ortasında kırmızı yıldız), PKK bayrağı, Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin bayrağı ve Öcalan posterleri taşımış, meydanda tek bir Türk bayrağı dalgalanmamış, İstiklal Marşı okunmamıştır. “Başkanım barışa da savaşa da hazırız” ve “Müzakereye de mücadeleye de hazırız” yazılı pankartların açıldığı kutlamada sahnenin arka planında “Öcalan’a Özgürlük, Kürtlere Statü” yazılı pankart kullanılmış, katılımcılar kutlama boyunca bu sloganı atmayı sürdürmüştür. Kutlama meydanında terör örgütü militanlarının kıyafetlerini giyen yüzleri kapalı kişiler yer almış, BDP Nevruz etkinliğini PKK/KCK terör örgütünün gövde gösterisine dönüştürmeye çalışmıştır. Diyarbakır’daki Nevruz kutlaması, Öcalan’ın PKK/KCK terör örgütünün lideri konumundan bütün Kürtlerin lideri konumuna getirilmesine ve terör örgütünün meşrulaştırılmasına hizmet edecek şekilde gerçekleştirilmiştir.

BDP milletvekillerinin ikinci İmralı ziyaretinin ardından sızdırılan görüşme tutanaklarında, çözüm süreci kapsamında terör örgütünün silah bırakacağı beklentisiyle ortaya çıkan iyimser hava ile Öcalan’ın hedef ve beklentileri arasında önemli farklılıklar olduğu ortaya çıkmıştır. Tutanaklarda, kamuoyuna yansıdığı gibi Öcalan’ın hedeflerinden vazgeçmediği, KCK sistemini sürdürmek istediği, barış ve demokrasi söylemiyle hapishaneden çıkmaya yönelik bir strateji izlediği anlaşılmıştır. Öcalan, kendi stratejisinin başarılı olması durumunda hapishaneden çıkacağını, bütün KCK tutuklularının serbest kalacağını, Kürtlerin kendini yöneteceği bir idareye sahip olacağını, bu idari yapının parlamentosu olarak Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) esas alınabileceğini ifade etmiştir. Öcalan, görüşmede KCK’ya yönelik operasyonların isyan sebebi olduğunu, gerekirse Türkiye’ye karşı 50 bin kişi ile bir “halk savaşı” başlatabileceğini, örgütün sınır dışına çekilmesinin ise hükümetin beklediği gibi ve tek taraflı olmayacağını ve ancak meclis kararı ile gerçekleşebileceğini belirtmiştir.

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın açıklamaları ve telsiz konuşmaları da süreçteki umut ve beklentilerle çelişmektedir. Terör örgütünün dağ kadrosunun fiili lideri konumunda olan Karayılan’ın çözüm süreci kapsamındaki açıklamaları, örgütün muhtemel hareket tarzı ve silah bırakmaya bakışını göstermesi açısından göz önünde bulundurulmalıdır. Karayılan süreçle ilgili yaptığı açıklamalarda terör örgütünün 23 Mart 2013 tarihinden itibaren ateşkes düzenine geçtiğini, örgütün “mücadele tarihindeki” en güçlü döneminde olduğunu, barışa da savaşa da hazır olduğunu ifade etmiştir. Karayılan, silahlı mücadelenin bütünüyle sona ermesinin zannedildiği kadar basit olmadığını, KCK tutukluları, siyasi partiler yasası, seçim barajı, terörle mücadele yasası, faili meçhuller, Uludere hadisesi gibi konularda “yol temizliğine” ihtiyaç olduğunu, Kürt meselesinin çözüme kavuşturulmasında sonra tüm teröristlerin ve teröristbaşının katılımıyla bir kongre düzenleneceğini ve ancak böyle bir kongrede silah bırakmanın gündeme geleceğini beyan etmiştir. Karayılan planlanan çekilme süreci ile ilgili olarak ise sınır dışına çekilmenin sonbahara kadar sarkabileceğini açıklamıştır.

Murat Karayılan, The New York Times gazetesinde 11 Nisan 2013 tarihinde yayımlanan söyleşisinde terör örgütünün savaşarak sonuç alabileceğine inandığını ve örgütün silah bırakmasının mümkün olmadığını ifade etmiştir.(4) Aynı tarihte El Cezire televizyonunda yayımlanan söyleşisinde ise terör örgütünün mevcut lider kadrosunun düşüncelerinin Öcalan’la aynı doğrultuda olsa da, örgütteki bütün yöneticileri arasında mutabakatın sağlanmasının zor olduğunu dile getirmiştir.(5) Bu kapsamda KCK Yürütme Kurulu üyesi Duran Kalkan’ın 13 Nisan 2013 tarihinde terör örgütünün Avrupa’da yayın yapan televizyonu Sterk Tv’ye yaptığı açıklamaları da değerlendirilmelidir. Duran Kalkan, PKK/KCK terör örgütünün çekilmek istemediğini, çekilmeye yönelik bir hazırlığın söz konusu olmadığını, örgütün hâlihazırda sadece ateşkes konumunda olduğunu, ancak savaşa da hazır bulunduğunu açıklamış, örgütteki yöneticilerin Öcalan’a özgürlük istediğini ilave etmiştir.(6)

Öcalan’ın basına sızan görüşmesi, Karayılan’ın ve Kalkan’ın açıklamaları, PKK/KCK terör örgütünün çözüm sürecini örgütün silah bırakmasına yönelik yürütülen bir süreç olarak görmediğine işaret etmektedir. Kandil’in fiili lideri konumundaki Karayılan, Türkiye’deki militanların silah bırakarak çekileceğini açıkladıktan sonra Öcalan’dan çekilme için ayrı bir talimat beklediğini ifade etmiştir. Karayılan, terör örgütünün yurtdışındaki unsurlarının silah bırakmasına yönelik ise bir açıklama yapmamıştır. Mevcut emareler dikkate alındığında, terör örgütünün yurtiçindeki unsurlarının bir kısmının silah bırakmasına rağmen büyük kısmının silahlarıyla birlikte gizlice Kuzey Irak’a geçebileceği ve burada yeniden teşkilatlanabileceği değerlendirilmektedir. Bu nedenle silahlı örgüt mensuplarının Türkiye sınırlarından tamamen ve silahsız çekilmesi yeterli değildir. 1999 sonrasındaki tecrübeler, çözüm sürecinin ilerlemesi için yurtdışındaki unsurların da kesin silah bırakması gerektiğini göstermektedir.

Murat Karayılan’ın ve Duran Kalkan’ın açıklamaları diğer taraftan PKK/KCK terör örgütünün çözüm sürecini Kürt meselesinin çözüm süreci gibi algıladığına, talep ve beklentilerini bu çerçevede belirlediğine işaret etmektedir. Terör örgütünün KCK sistemiyle planladığı devletleşme hedefi doğrultusunda Öcalan’ı bütün Kürtlerin lideri, örgütü ise bütün Kürtlerin temsilcisi konumuna getirmeye çalıştığı, bu nedenle Kürt meselesinin çözümünde yegâne muhatap kabul edilme ısrarının devam ettiği anlaşılmaktadır. Karayılan’ın ve Kalkan’ın açıklamaları, terör örgütünün çözüm sürecindeki hedefinin silah bırakmaktan ziyade Öcalan’ın serbest bırakılması olduğunu, süreç kapsamında eğitim ve teşkilatlanma faaliyetlerine ağırlık vererek toparlanmaya çalıştığını göstermektedir. Nitekim çekilme sürecinin 2013 yılının sonbahar dönemine kadar sarkması durumunda PKK/KCK terör örgütü, güvenlik güçlerinin operasyon yapmadığı uzun bir toparlanma dönemi elde edebilecektir.

Terör Örgütünün Amaçları

2012 yaz döneminde PKK/KCK terör örgütü büyük bir darbe yemiş, bu darbenin ardından kış dönemine girilirken bir taraftan kış yığınağı yaptığı halde tekrar barış söylemine başvurmuştur. Terör örgütü, çözüm süreci başlatılırsa halkı istediği gibi yönlendirebileceğini ve 2013 yılı için hedeflediği “kıra dayalı şehir savaşı”nı (7) gerçekleştirebileceğini hesap etmiş olabilir. Örgütün 2012 yılında verdiği ağır zayiatın ardından Güneydoğu’da belirli bölgelerde devlet otoritesini ortadan kaldırarak kendi otoritesini yerleştirmek gibi bir hedefi gerçekleştirmenin mümkün olmadığını idrak ettiği değerlendirilebilir. Bunun üzerin terör örgütünün Arap Baharı’ndan ilham alarak PKK/KCK’yı bir halk hareketi olarak göstermeyi, böylece terör örgütünü meşrulaştırmayı ve gerek iç kamuoyunda gerekse dünya kamuoyunda Öcalan’ı Kürtlerin lideri olarak göstermeyi amaçladığı ifade edilebilir.

Terör örgütünün, şehirdeki unsurlarına ve dağ kadrosuna yönelik operasyonların durdurulmasıyla ve KCK tutuklularının serbest bırakılmasıyla şehirlerdeki yapılanmasını kuvvetlendirmeyi hedeflediği dile getirilebilir. Örgüt, böylece kırsalda yığınak yaparken uzantıları sayesinde PKK/KCK’yı bir halk hareketi olarak göstermeye ve şehirlerde sivil itaatsizlik ve protesto gösterileri gibi silahsız kitlesel eylemler düzenlemeye başlayabilir. Nitekim terör örgütünün Türkiye’de PKK/KCK güdümünde bir özerklik düşüncesini yerleştirmek için kurduğu DTK ile Kürt meselesinin yanında işçi hakları, kadın hakları, çevre gibi konularda faaliyet göstermek üzere kurduğu HDK gibi oluşumları kullanarak daha geniş kitlelerin desteğini toplamaya çalıştığı gözlemlenmektedir. Örgütün bundan sonraki süreçte kitlesel halk hareketlerini tahrik etmek maksadıyla şehirlerdeki unsurlarını eğitmeye ve örgütlemeye devam ettiği görülmektedir.

PKK/KCK terör örgütünün, uzantıları ile birlikte Türkiye’deki süreci, Güney Afrika barış süreciyle ilişkilendirmeye, Mandela modelini gündemde tutmaya ve Öcalan’ın bu şekilde serbest bırakılması için gerekli siyasi ve psikolojik şartları hazırlamaya çalıştığı gözlemlenmektedir. Terör örgütünün, Öcalan’ın konumu ile Güney Afrika’da hapishaneden çıkarak Cumhurbaşkanı olan Nelson Mandela arasında benzerlikler kurduğu, Öcalan’ı gerek iç kamuoyuna gerekse dünya kamuoyuna barış kahramanı olarak yansıtmaya çabaladığı görülmektedir. Güney Afrika’da başlatılan uluslararası kampanya ile Mandela’nın serbest bırakılması ve Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmesi sağlanmıştır. PKK/KCK terör örgütü de Uluslararası Öcalan’a Özgürlük Girişimi, Barış İçin Öcalan’a Özgürlük Platformu, Öcalan’a Özgürlük İmza Kampanyası adları altında benzer bir kampanya ihdas etmiş, ulusal ve uluslararası düzeyde çeşitli platformlarda Öcalan’ın özgürlüğünü gündeme getirerek imza toplamaya ve destek sağlamaya başlamıştır.

PKK/KCK terör örgütünün küresel ve bölgesel konjonktürdeki gelişmeleri de dikkate alarak çözüm sürecine yanaştığı değerlendirilmektedir. 1999 sonrası dönemde Irak’taki uzantısı PÇDK’yı, Suriye’deki kolu PYD’yi ve İran’da PJAK’ı kuran terör örgütü, Orta Doğu’daki bütün Kürtleri tek bir devlet çatısı altında toplamak gibi hayalî bir hedefle 2007’de KCK sistemini tesis etmiştir. Terör örgütü 2011’de İran’la anlaşarak sıklet merkezini Türkiye’ye kaydırmış, 2012’de Türkiye’de “devrimci halk savaşı” başlatmaya teşebbüs etmiş ve Suriye’deki yapılanması PYD üzerindeki etkinliğini artırmıştır. Terör örgütü 2013 yılında ise Türkiye’deki çözüm sürecini, sıklet merkezini Suriye’ye kaydırmaya yönelik bir fırsata dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Terör örgütü, Suriye’de Esed rejiminin sağladığı destekten ve iç savaşın yol açtığı otorite boşluğundan istifade ederek ülkenin kuzeyinde PYD üzerinden PKK/KCK güdümünde özerk bir yönetim kurmayı hedeflemektedir. Suriye’nin kuzeyinde eğitim kampları açan PYD’ye muhalefet eden aşiret liderlerini etkisiz hale getiren terör örgütü, hâlihazırda Kobani, Kamışlı ve Afrin gibi Kürtlerin ikamet ettiği bölgelerde etkilidir. Yakın gelecekte İran’a yönelik bir müdahale durumunda ise örgütün sıklet merkezini bu ülkede Kürtlerin yoğun biçimde yaşadığı bölgelere kaydırabileceği değerlendirilmektedir.

Sürecin Neticelerine İlişkin Senaryolar

Çözüm sürecinin nasıl gelişeceği Öcalan’ın Nevruz’da okunan mektubu, Diyarbakır’daki Nevruz kutlamasındaki uygulamalar, Öcalan’ın basına sızan görüşmeleri ve KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın telsiz konuşmaları ve açıklamaları göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Öcalan’ın mektubu büyük ölçüde Türkiye optimalini yansıtmaktadır ve kabul edilebilir bir metindir. Ancak mektupta silah bırakmaktan bahsedilmemesi en önemli eksikliktir. Diyarbakır’daki Nevruz kutlaması, çözüm sürecinin ruhuna aykırı uygulamalara sahne olmuştur. Kutlamada okunan mektuptaki yaklaşım ile etkinlik meydanındaki görüntüler birbiriyle çelişmiştir. Öcalan’ın basına sızan görüşmeleri, Murat Karayılan’ın telsiz konuşmaları ve açıklamaları ise dağ kadrosunun silah bırakmayı henüz düşünmediğini göstermekte, terör örgütünün Öcalan’ın serbest bırakılması ve çözüm süreci kapsamında kazanımlarını artırma çabası içine olduğuna işaret etmektedir.

Öcalan’ın basına sızan görüşmeleri, Karayılan’ın telsiz konuşmaları ve açıklamalarından hareketle terör örgütünün çekilme ile birlikte Türkiye’deki bölücü faaliyetlerini daha etkili sivil girişimlerle takviye edeceği, Suriye’de PKK/KCK güdümünde özerk bir yönetim kurmaya çalışacağı, daha sonra ise İran’daki faaliyetlerine ağırlık vereceği değerlendirilebilir. Türkiye’deki mevcut çözüm sürecinin hedefi PKK/KCK terör örgütünün silah bırakması ve dağdaki silahlı kadronun dağıtılmasıdır. Bu nedenle çözüm sürecinin olumlu ve olumsuz sonuçlanması büyük ölçüde terör örgütünün dağ kadrosunun hareket tarzına bağlıdır. Sürecin başarılı olması için Kandil’in çekilme sürecine riayet etmesi ve silah bırakmayı kabul etmesi gerekmektedir. Kandil’in çekilme sürecine karşı çıkması ve silahlanmaya yanaşmaması ise mevcut çözüm girişimini başarısız kılacaktır. Kandil’in çözüm sürecine riayet edeceğini ilan etmesi ancak uygulamada farklı hareket etmesi de ihtimal dâhilindedir. Çözüm sürecini başarılı kılmak ve sürecin doğuracağı tehlikeleri hesap etmek için Kandil’in muhtemel hareket tarzları göz önünde bulundurulmalı, gerekli tedbirler alınmalıdır.

Çözüm sürecindeki iyimser hava ve çelişkiler birlikte değerlendirdiğinde süreçle ilgili Kandil’in hareket tarzına ilişkin üç farklı senaryodan bahsedilebilir. Birinci senaryo iyimser bir senaryo olarak düşünülebilir. Bu senaryoya göre Kandil’deki dağ kadrosu “Öcalan liderimizdir” yaklaşımını benimser, Öcalan’ın çekilme talimatını ve müteakip taleplerini yerine getirir. Bu senaryonun gerçekleşmesi Türkiye kamuoyunda süreçle ilgili ortaya çıkan umut ve beklentilerin büyük ölçüde karşılanabileceği bir netice sağlayabilir. PKK/KCK terör örgütü çekilme takvimine riayet edip, silah bırakma aşamasına geçebilir. İkinci senaryo ise karamsar bir senaryo olarak tasarlanabilir. İkinci senaryoya göre Kandil, Öcalan’ın Nevruz etkinliğinde okunan mektubundaki ifadelerinin ve hükümetle mutabakata vardığı çekilme ve müteakip süreçleri, iktidar baskısıyla zorla kabul ettirilmiş talimatlar olarak değerlendirir. Kandil “Öcalan liderimizdir ama şu anda bu talimatlara göre hareket edemeyiz” yaklaşımını geliştirir, şehirlerde ve kırsalda terörizmle sonuç almaya çalışmaya devam eder.

Üçüncü senaryo ise terör örgütünün söylemde barış-eylemde şiddet çelişkisi dikkate alınarak düşünülebilir. Üçüncü senaryoya göre Kandil, hem Öcalan’la hem de toplumdaki çözüm beklentisiyle karşı karşıya gelmemek için, “Öcalan liderimizdir” diyerek Öcalan’ın mektuplarındaki yaklaşımı onayladığını ve talimatlara riayet edeceğini beyan eder. Ancak uygulamada siyasi iktidarın ve Türk halkının kabul edemeyeceği talepleri ileri sürer, taleplerinin karşılanmaması halinde süreci provoke edebilecek eylemlere teşebbüs eder. Nisan ayının ikinci haftasından itibaren çeşitli üniversitelerde meydana gelen hadiselerde PKK/KCK terör örgütünün gençlik yapılanması DYG’nin (Devrimci Yurtsever Gençlik) rolü bu kapsamda örnek verilebilir. Üçüncü senaryoya göre terör örgütü, DTK, HDK ve müzahir sivil toplum kuruluşlarını kullanarak topluma “ne olursa olsun sorun çözülsün” şeklinde propaganda yaparak kazanımlarını artırmaya çalışabilir. Örgüt, süreç çıkmaza girince 2013 yılı için “planladığı kıra dayalı şehir savaşı” stratejisini uygulamaya yönelebilir.

Üç senaryo birlikte değerlendirildiğinde ve mevcut gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda terör örgütünün geçmişteki hareket tarzı dikkate alınarak üçüncü senaryonun ağırlık kazandığı gözlemlenmektedir.

Sonuç & Alınması Gereken Tedbirler

Türkiye’nin PKK/KCK terör örgütü sorununu barışçıl yöntemlerle sona erdirmek amacıyla başlattığı çözüm süreci toplumda ciddi umut ve beklentiler doğurmuştur. Türkiye’de yaklaşık 30 yıldır devam eden çatışma döneminin ardından terör örgütünün silah bırakacağı beklentisi oldukça iyimser bir kamuoyu meydana getirmiştir. Ortaya çıkan müspet havanın muhafaza edilmesi sürecin devamı için gereklidir. Ancak Türkiye, sürecin başarılı ilerlemesi için süreçteki çelişkileri aklıselimle değerlendirmeli, gerekli tedbirleri almalı, çözüm sürecinin Öcalan’ın serbest bırakılmasına ve terör örgütünün meşrulaşmasına hizmet etmesini engellemelidir.

Sürecin hedefi terör örgütünün silah bırakmasıdır. Bu kapsamda PKK/KCK terör örgütünün ateşkes söylemi ihtiyatla karşılanmalıdır. Çözüm sürecinin ancak terör örgütünün Türkiye sınırlarından tamamen çekilmesi, kesin silah bırakması ve KCK sisteminin feshedilmesiyle gerçekleşeceği göz ardı edilmemelidir. Terör örgütü geçmişte toplam 8 defa tek taraflı ateşkes ilan etmiştir. Ancak örgütün bu dönemleri güvenlik güçlerinin operasyonları durdurması amacıyla başlattığı, toparlanmak ve güçlenmek maksadıyla değerlendirdiği ve tek taraflı ateşkes vaadini her seferinde sona erdirdikten sonra terörist saldırılarını artırdığı bilinmektedir. Nitekim güvenlik güçlerinden en çok şehit ve yaralının ateşkes dönemlerinin ardından verildiği görülmüş, örgütün bu dönemlerle birlikte terörist saldırılarını ve Kürt kökenli vatandaşlarımız üzerindeki baskısını artırma fırsatı bulduğu gözlemlenmiştir. Dolayısıyla ateşkes dönemlerinin ardından ortaya çıkan bu sonuçların, ateşkes sırasında Türkiye’nin gerekli tedbirleri almamasının maliyeti olduğu ifade edilebilir.

Bu kapsamda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın çözüm sürecindeki muhtemel bir başarısızlığa işaret ederek “iş tersine dönerse tekrar başladığımız noktaya geliriz”(8) yaklaşımının eksik bir tespit olduğu değerlendirilebilir. Sürecin başarılı olmaması durumunda PKK/KCK terör örgütünün hedeflerine biraz daha yaklaşacağı değerlendirilmektedir. Öcalan’ın süreçte bütün Kürtlerin lideri gibi ön plana çıkarılması ve sürecin uluslararası ölçekteki yansımaları Türkiye’nin terörle haklı mücadelesine zarar verebilir. Öcalan’ın ve PKK/KCK terör örgütünün gerek iç kamuoyunda gerekse dünya kamuoyunda kısmen meşruiyet kazanmasına yol açabilir. Serbest bırakılan KCK üyeleri sayesinde terör örgütü 2013 yılı için hedeflediği “kıra dayalı şehir savaşı” stratejisini uygulama fırsatı bulabilir. Türkiye, Öcalan’ın serbest bırakılması konusunda uluslararası baskıya maruz bırakılabilir

Hâlihazırda sadece DHKPC terör örgütüne yönelik operasyonlar sürdürülmektedir. Ateşkes uygulaması kapsamında güvenlik güçlerinin PKK/KCK terör örgütüne yönelik ise kırsalda veya şehirde herhangi bir operasyon yapmadığı gözlenmektedir. Terör örgütüne yönelik operasyonların çekilme süreci kapsamında geçici olarak durdurulması anlaşılabilirse de uzun süre operasyon yapılmamasının yanlış bir uygulama olduğu ve geçmişte yol açtığı problemler hatırlanmalıdır. Çözüm süreci, terör örgütünün serbest bırakılan sanıklarla birlikte KCK sistemini yeniden yapılandırdığı, Kandil’deki varlığını güçlendirdiği ve 2012’deki hezimetin ardından moral-motivasyonunu tekrar sağladığı bir döneme dönüşmemelidir.

Örgüt militanlarının silah bırakarak çekilmesinin en uygun yöntem olduğu değerlendirilmektedir. Terör örgütünün Türkiye’den çekilme süreci MİT’in denetiminde gerçekleştirilmelidir. Örgütün Türkiye sınırları dışına tamamen çekilmesi MİT’in gözetimi ile teminat altına alınmalı, 1999’daki gibi örgütün bazı unsurlarını yurtiçinde bırakması engellenmelidir. Terör örgütünün her bölgede kırsalda 10 kişilik timler bırakarak çekileceği öne sürülmektedir. Bu timlerin yurtiçinde bırakılmasına müsaade edilmemelidir. Örgütün KCK yapılanması bünyesinde şehirlerdeki silahlı unsurları da mutlaka çekilme kapsamına dâhil edilmelidir.

Çekilme sürecini, kesin silah bırakma aşaması takip etmelidir. Sadece çekilme ile sınırlı bir süreç veya çekilme aşamasının uzaması terör örgütüne sıklet merkezini Suriye’ye, daha sonra ise İran’a kaydıracağı zamanı kazandırabilir. Silah bırakma aşamasında ise dağdaki militanların tamamen silah bırakması gerçekleşmeyebilir. Terör örgütü KCK sistemi bünyesindeki silahlı unsurlarını muhafaza etmeye ve dağ kadrosunun silah bırakma aşamasını uzun bir döneme genişleterek bölgesel konjonktüre göre kararını gözden geçirmeye çalışabilir. Türkiye bu nedenle barışçıl yöntemlerle çözüm doğrultusunda irade gösterirken gerek şehirlerde gerekse kırsalda PKK/KCK terör örgütüne karşı güvenlik tedbirlerini gevşetmemelidir.

Çözüm süreci büyük ölçüde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan tarafından yürütülmektedir. Sonuçlar hesap edilerek değerlendirildiğinde sürecin sadece iki yetkili tarafından yönetilmesi önemli riskler doğurabilir. Sürecin başarılı olması, gerek Başbakan Erdoğan’ın gerekse MİT Müsteşarı Fidan’ın ön plana çıkmasına imkân tanıyacaktır. Sürecin akim kalması ise hem Başbakan’ın hem de MİT Müsteşarı’nın yıpranmasına yol açabilecek gelişmeler doğurabilir.

[status draft]

ARAŞTIRMA DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : PKK her alanda yok edilmeli


oakuloglu

PKK’yla mücadeleye dış ülkeler destek vermemekte, üstüne üstlük PKK’yı çeşitli şekillerde desteklemektedir. Bu durumda kendi işimizi kendimizin halletmesi kaçınılmazdır.

Acı paylaşmak, yanınızdayız demek yetmiyor

44 vatandaşımızın şehit olmasına ve birçok vatandaşımızın da yaralanmasına sebep olan terör saldırısı, ülkemizde büyük bir infiale yol açmıştır. Bu konudaki tepkiler, başta siyasi partiler olmak üzere, büyük bir dayanışma içinde ve güvenlik güçlerine destek mesajlarıyla devam etmektedir.

Bu olay karşısında birçok ülke, acımızı paylaşan ve yanımızda olduğunu belirten açıklamalarda bulunmuşlardır. Ancak bunların uygulamada hiçbir pratiği olmadığı tecrübelerle sabittir.

Kırsalda ve şehirlerde terör devam etmektedir. Dış ülkelerin PKK’ya ve diğer terör örgütlerine karşı kararlı bir tutum sergilemesini beklemek bizi yanıltır.

Bu kapsamda ABD’nin, Suriye’de kendisine yardımcı olan gruplara, askeri yardımda hiçbir kısıtlama yapmayacağına ilişkin karar aldığı ve PYD’ye Stinger hava savunma füzeleri dahil çok sayıda silah ve malzeme verdiği öğrenilmiştir. ABD, PKK’yla ortak çalışmaktadır. PYD’den de vazgeçmeyeceği teyit edilmiştir.

Diğer taraftan ABD’den, Avrupa’dan, ve de uluslararası örgütlerden bugüne kadar, PKK’ya silahlarını bırakması, Irak ve Suriye’nin kuzeyinden çekilmesi yönünde bir çağrı da gelmemiştir. Ayrıca ne Irak, ne de Barzani yerel yönetimi, PKK’nın Irak’tan çıkarılmasına ilişkin herhangi bir girişimde bulunmamıştır.

Sonuçta bu konuda başkalarından destek beklemek ve medet ummak yersizdir. Kendi işimizi kendimizin halletmesi zamanı çoktan gelmiştir.

Tek seçenek, PKK’yı Irak

ve Suriye’nin kuzeyinden atmak

Başta PKK olmak üzere terör örgütleriyle yurt içinde mücadele sürdürülürken, onun yurt dışındaki varlığına da son vermek gerekmektedir. Çok geç kalınmış olsa da, PKK’nın sözde liderleri için çıkarılan yakalama kararlarını bu kapsamda mütalaa etmek mümkündür.

MİT ve Özel Kuvvetler Komutanlığı, sınır ötesindeki faaliyetlerini artırmalı ve sonuç alıcı operasyonlar yapmalıdır. Yurt dışı operasyonların kapsamı genişletilmeli ve 2003 yılında TBMM’den alınan yetkiye dayanarak, örgütün Irak’ın kuzeyinde tamamen etkisizleştirilmesi için sadece hava değil, karadan da kapsamlı ve sonuç alıcı operasyonlar düzenlemelidir.

Ayrıca Suriye kuzeyinde sürdürülmekte olan Fırat Kalkanı Operasyonun kapsamı daha da genişletilerek hedefinin, PYD/PKK’nın Suriye kuzeyinden atılmasına yönlendirilmesi de sağlanmalıdır.

Bu girişimler, Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanmasına da yarayacaktır. Bu düşünceyle operasyonların, ilgili ülkelerle diyalog içinde yapılması, daha da olumlu sonuçlar verebilir. Diyalog gerçekleştirilemese de girişimlerin, kendi güvenliğimiz için meşru müdafaa çerçevesinde olduğu açıklanmalıdır. Bu konuların yoğun diplomasiyle de desteklenmesi zaruridir. Başarıyla yürütülecek diplomasi, mücadeleye etkinlik kazandıracaktır.

Terörle mücadelede seferberlik

Cumhurbaşkanı terörle mücadelede millî seferberlik ilan etmiştir. Bu açıklama, güvenlik güçlerinin mücadeledeki etkinliğini artırması, halkın buna destek vermesi, ayırım gözetmeksizin bir bütünlük içinde hareket edilmesi ve teröre karşı psikolojik üstünlük sağlanması yönünde mütalaa edilmelidir.

Bu millî seferberliğin, yukarıda belirtilen hususların gerçekleştirilmesiyle başarıya ulaşacağı dikkate alınmalıdır.

1999’a kadar yapılan mücadelede elde edilen sonuç korunamamıştır. TSK’nın, 2004’ten sonraki mücadelesi başarısız gösterilmeye çalışılmıştır. İtibarsızlaştırılması için kumpaslara destek verilmiş, yapanlar korunmuş ve yüceltilmiş, güvenlik güçleri mücadeleden alıkonulmuştur. Son KHK’larla da etkisizleştirilmiştir. Bunların ve özellikle terör örgütüyle yapılan müzakerelerin ve verilen tavizlerin mazur görülmesi ve unutulması mümkün değildir.

Artık bunlar geride bırakılmalı, enerjiyi iç politikaya harcamadan, bugüne kadar yapılmayanların icrasında, iktidarıyla, muhalefetiyle kararlı bir şekilde hareket edilmelidir.

Kaynak: PKK her alanda yok edilmeli – Armağan KULOĞLU

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PKK TERÖR ÖRGÜTÜ SEMPATİZANI 1,088 ADET TWİTTER HESABINI PAYLAŞIYORUZ /// LÜTFEN SİZLER DE BİLDİKLERİNİZİ İLETİN


BİLGİ İÇİN :

· ANKARA VE İSTANBUL CUMHURİYET BAŞ SAVCILIĞI

· ANKARA TEM ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ

· EGM İSTİHBARAT DAİRESİ BAŞKANLIĞI

· EGM TEM DAİRESİ BAŞKANLIĞI

· EGM, İSTANBUL VE ANKARA SİBER SUÇLAR ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ

Değerli Yurtseverler;

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU olarak bildiğiniz gibi yıllardır PKK ve diğer terör örgütleri ve onlara destek veren yabancı istihbarat servisleri ile mücadele içindeyiz. Bize bu faaliyetlerimizde destek olan başta ÖZEL BÜRO EKİBİ olmak üzere tüm yurtseverlerimize teşekkür ederiz. Tüm yurtseverlerimizden bu kutlu mücadelemizde yanımızda olmalarını ve bilgi ve ihbarları ile bizlere yardımcı olmalarını rica ediyoruz. Yeryüzünde tek bir PKK’lı ve ülkemizde faaliyet gösteren diğer örgüt mensuplarından tek bir şerefsiz kalmayana dek bu savaşımız devam edecektir. Bizim yolumuzu aziz Şehitlerimiz aydınlatıyor. Mekanları Cennet, toprakları bol olsun.

Son zamanlarda gerek örgüt mensupları gerekse sempatizanları ÇÖZÜM SÜRECİ içinde kendilerine gösterilen hoş görü havasını suistimal ederek özellikle sosyal medya üzerinde yasa dışı içerik paylaşmaya başladılar. Tabi bu durum sizlerin olduğu kadar bizlerin de gözünden kaçmadı ve ilgili hesapları takip ettik. Takip ettikçe gördük ki bizim ilk tespitlerimize göre 25-30 kişi dışında da oldukça fazla sayıda şahıs örgüt propagandası ve yasa dışı içerik paylaşıyor.

Ekip arkadaşlarımız aşağıda dikkatinize sunduğumuz 1,088 adet hesaba tek tek girerek kontrollerini yaptılar ve ÖRGÜT PROPAGANDASI ve yasa dışı içerik paylaştıklarını bizzat gördüler. Excel tablosu olarak hesap sahiplerinin bilgilerini paylaşıyoruz. Eğer sizler de bu tür hesaplar görür, duyarsanız lütfen gecikmeden bize iletin, biz de kelepçeyi vuralım.

Aşağıdaki liste excel dosyası olarak ta ek’te bulunuyor. İndiremediyseniz buradan indirebilirsiniz.

Saygılarımızla,

Erkut ERSOY

İstihbarat Uzmanı & Grup Sözcüsü

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

PKK TWITTER HESAPLARI ÇALIŞMASI.xls

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.