Etiket arşivi: IŞİD

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : Türk askerlerini yaktığı iddia edilen IŞİD’lilerin kimlikleri belli oldu


IŞİD, propaganda amaçlı olarak kaçırdığı Türk askeri Sefer Taş ve IŞİD içerisine sızmış istihbarat elemanı olduğu ileri sürülen Fethi Şahin’in görüntülerini yayınlanmıştı. Sosyal medya üzerinden IŞİD’in propaganda amaçlı yayınladığı görüntülerde IŞİD’li bir kişi ise Türkçe konuşmasında Türkiye’yi tehdit etmişti.

NOKTA OPERASYONLAR

Hürriyet’ten Fevzi Kızılkoyun’un haberine göre görüntülerin yayınlanmasından sonra istihbarat birimleri, infazcı IŞİD’lilerin kimliklerini belirlemek için çalışma başlattı. İstihbarat birimleri görüntüleri kare kare inceledi. Rehin tutulan askerlerin kurtarılması ve akıbetlerinin belirlenmesi için istihbarat birimleri hem Suriye hem de Musul bölgesinde nokta operasyonlar yaptı. Çalışmalar aralıksız devam ederken, şu ana kadar bir sonuca ulaşılamadı.

KİMLİKLERİ BELİRLENDİ

Yapılan incelemede IŞİD’in içinde yer alan Türk vatandaşları olduğu da belirlendi. Askerleri kaçıran ve propaganda amaçlı videosunu yayınlayanların IŞİD’e 2015-2016 yılları arasında katılan, biri Diyarbakırlı, biri Sakaryalı diğerinin memleketi gizli tutulan üç IŞİD’li olduğu belirlendi. Bu IŞİD’lilerin isimleri ise Hasan A., Muhittin B. ve Talip A. olarak açıklandı. Kimliği belirlenen 3 Türkiye’linin Suriye ve Irak’ta IŞİD’in Türklerden oluşan ‘Yaşar Grubu’ içerisinde yer aldığı, IŞİD’in infazcı timi olarak bilindikleri öğrenildi.

KİLİS’TEN KAÇIRILMIŞTI

IŞİD’in Türkiye emiri ‘Ebubekir’ kod adlı İlhami Balı, 1 Eylül 2015’te beraberindeki IŞİD’lilerle Kilis sınırında devriye görevi yapan askerlerle çatışmaya girmiş, bir asker yaşamını yitirmiş, er Sefer Taş da kaçırılmıştı. Taş’ın IŞİD’in merkezi Rakka’ya götürüldüğü ileri sürülmüştü. Görüntülerdeki Fethi Şahin’in ise 3 yıl önce askerliğini tamamladıktan sonra IŞİD’e katıldığı iddia edilmişti. Şahin’in IŞİD içine sızmış istihbarat elemanı olduğu da iddialar arasında.

KARE KARE TOPOGRAFİK ARAŞTIRMA

IŞİD’in yayınladığı görüntüler kare kare incelendi, topografik araştırma yapıldı. İnceleme sonucunda videonun Musul-Dicle arasında IŞİD’in kontrolündeki bir bölgede çekilmiş olabileceği ağırlık kazandı.

Reklamlar

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// 6 milyon doları alıp kaçan IŞİD’liden mesaj : Ne İslam Devle ti, ne hilafeti ? Ey aptal oğulları !


IŞİD’in "zekat fonu sorumlusu", "Ne İslam Devleti, ne hilafeti? Ey aptal oğulları!” yazan bir mektup bırakarak 6 milyon dolarla kayıplara karıştı.

Irak-Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) önemli komutanlarından biri olan Ammar el-Haddavi’nin geçtiğimiz ay yanına aldığı para, belge ve sırlarla birlikte Türkiye’ye kaçmasından bu yana IŞİD’de sürpriz gelişmeler yaşanıyor.

Son olarak IŞİD’in "zekât fonu" sorumlusu “Ebu Fatıma” adlı IŞİD’li, yöneticilerine “Ne İslam Devleti, ne hilafeti? Ey aptal oğulları!” yazan bir mektup bıraktıktan sonra 6 militanı ile birlikte 6 milyon doları yanına alarak bilinmeyen bir yere kaçtı.

Daha önce de örgütün farklı rütbe ve görevlerdeki üyelerinden kaçanlar olmuştu. Kaçanların çoğunun bölgelerindeki para fonlarından sorumlu olan şahıslar olduğu belirtiliyor.

TERÖR DOSYASI /// VİDEO : Üst Akıl (İngiltere) İŞİD’i, PKK’ya Siper Etti


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=WW2j69Qava0&feature=em-uploademail

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// ALAEDDİN YALÇINKAYA : Büyük Yalan : “IŞİD’le Mücadele”


Prof. Dr. Alaeddin YALÇINKAYA

İletişim alanındaki gelişmeler ve yenilikler bir gelişmeyi beraberinde getirdi: Yalan söylemede, kamuoyunu aldatmadaki büyük buluşlar! Diplomasi mesleğinin gereği olarak ülkenin çıkarı, hukuk, siyaset, eşitlik, güvenlik gibi parlatılmış kalıplarla dile getirilir. Ancak 19. yüzyılda olgunlaşan 20. yüzyılda gelişen bu meslekte bir dereceye kadar saygı veya karşıdakini “enayi” yerine koymama formatını izlemek mümkün idi. Konu Türk ve İslam dünyası olunca, en ilkel Ortaçağ heveslerini çağdaş kalıplarla ortaya sürmek normal bir davranış haline gelmiştir. Bu politikalara “Büyük Oyun” ismini batılılar vermiştir.

Bugünün tarihini yazacak olanlar en büyük yalanın “IŞİD ile mücadele” olduğunu görebileceklerdir. 11 Eylül sonrası Afganistan’a müdahale edilip yıllarca bomba yağdırılırken amacın terörle, Taliban ile, el-Kaide ile mücadele olduğu söylenmiştir. Irak’a 2003’te müdahale edilirken de amacın kitle imha silahlarını yok etmek olduğu söylendi. Bugün cılız da olsa bunun yalan olduğunu yazabilen batılı araştırmaları görebilmekteyiz. Arap Baharı çerçevesinde örneğin Libya’ya müdahalenin benzer amaçları olduğu yazıldı.

Hemen her gün hatta her saatte Halep’te, Musul’da ve diğer yerleşim yerlerinde bombalar patlayıp insanlar ölürken diplomatik zeminlerde, uluslararası örgütler salonlarında, basın toplantılarında amacın “IŞİD ile mücadele” olduğu söylenmektedir. Başta ABD, Rusya, İngiltere olmak üzere bölgeye asker, silah yanında istihbarat ordusu gönderen ülkelerin Ortaçağ’da kaldığı zannedilen ilkel hesapları ile 20. yüzyılın ilk yarısına damgasını vuran petrol kavgasından bahsettikleri duyulmamaktadır. Diplomatik beyanların vazgeçilmez tamlaması “IŞİD ile mücadele” için nerden çıktığı tartışma aşamasına dahi gelmeyen terör örgütü her fırsatta malzeme sunmaktadır. Buna karşın bu terör devletçiğinin bugüne kadar niçin korunduğu, niçin bu kadar insanın ölmesine göz yumulduğu, örgüte yeni terörist ve silah kazandırılmasında gerçek sorumluların kimler olduğu sorgulanma aşamasına gelmemiştir, belki de hiçbir zaman gelmeyecektir. Bunun yerine oryantalist söylemlerle sömürüyü meşru kılmak üzere “etnik, mezhepsel nedenler” ile başlayan ifadeler herkesin gözünü perdeleyecektir.

Irak ve Suriye’nin en büyük şehirlerinden Musul ve Halep yok olma sürecine girmiştir. Halep’te sıkışmış muhaliflere karşın Rusya desteğindeki rejim güçleri bomba yağdırırken zaman zaman ateşkes makyajları görülmektedir. Bu arada muhalif grupların daha doğrusu bu bölgenin asıl sahiplerinin şehri terketmesi istenmektedir. Gerçi nüfusun büyük kısmı zaten sınırların ötesine geçti, dağıldı, yok oldu. Ancak kalanlarla birlikte şehrin 14 asırlık tarih ve kültürü dahi ağır ağır, dünya kamuoyunu alıştıra alıştıra berheva edilmektedir. Belirtmek gerekir ki Halep ve civarında yaşanan bu sonuç aslında diğer güçlerin uzlaşması ile yaşanmaktadır. Çünkü Avrupa’nın mamur şehirlerindeki toplantıların anlaşmazlıkla sonuçlanması bu katliamın sürmesinde anlaşmaya varıldı demektir. Türkiye’nin bu çerçevede “ilkeli politika” adına Şam yönetimi ile temasa geçmemesi muamma olarak kalacaktır. Halbuki Şam yönetiminin gücü, Rusya ve İran’a dayanmaktadır. Ankara’nın da bu ülkelerle diyaloğunda problem yoktur. Katliamın sona ermesi, mevcut unsurların bir şekilde uzlaşarak Suriye’de yeni bir oluşumun önü açılması konusunda Türkiye, İran ve Rusya anlaştığı takdirde kimse buna karşı duramayacaktır. Her seferinde “Esedsiz” girişiyle Ankara’nın kendi önünü tıkaması “kime yaramaktadır, kimler yok olmaktadır?” hesabının yapılması için daha ne kadar beklenecek?

Musul’dan IŞİD’i çıkarma konusu, naklen yayınıların ötesinde ne anlama geldiği bir kaç haftaya kadar belli olabilecektir. Dünyanın en büyük güçleri davul-zurna ile Musul etrafında konuşlanırken terör örgütüne şehre iyice yerleşmesi veya bu tarihi kenti bombalarla donatması için fırsat mı tanınmaktadır? Tıpkı Halep için olduğu gibi bu şehrin de boşalması, halkın bir şekilde vatanından uzaklaşması için tatlı-sert nasihatlar, tehditler, uyarılar azar azar ancak dozu gittikçe artarak pompalanmakta.

Belki üç-beş aya kadar IŞİD kontrolünde bir yer kalmayacaktır (her ne kadar ABD’den bunun yıllarca süreceği söylense de). Ancak bu coğrafyadaki kentler, köyler üç-beş ayda bir şu gruptan bu gruba geçmeye, iç savaş değişik formatlarda sürmeye devam edecektir. Tıpkı yıllardır yaşandığı gibi. Çünkü bütün plan, program bölgedeki insanların birbirini kırması, Müslüman nüfusun azalması, İslam mirasının bütün unsurlarıyla yok edilmesi üzerine kurulmuştur. Bu bağlamda İsrail çevresinde güçlü devletin kalmaması, mevcutların parçalanarak birbiriyle didişen devletçiklerin kurulması diğer sömürgecilerin de çıkarlarıyla uyuşmaktadır. Bu konuda bölgenin etnik yapısı kullanılışlı bir fırsat sunmaktadır.

Bu Ortaçağ ilkelliğini önlemek için kimsenin etnik kökeni veya mezhebiyle hesaplaşmasına, örneğin Sünnilerin Ehl-i Sünnet yolunu tartışmaya açmasına gerek yoktur. İtikad ve amel ile ilgili konular ancak ilim meclislerinde tartışılabilir. Türkiye laik bir sisteme sahip olup halkının önemli bir kısmı Sünni iken bunun yok sayılması IŞİD’e yeni fırsatlar verir. İran yöneticileri de Şiî temellerini inkâr etmiyor. Sorunun buradan kaynaklandığını söylemek batının korkunç tuzağına peşinen düşmek demektir. Halkının çoğunluğu Hıristiyan olan Yunanistan ile sorunlar karşısında İslam kimliğini inkâr yoluna gidilmedi.

İsrail’in ve büyük güçlerin çıkarları sözkonusu olunca buna karşı koymanın mümkün olamayacağı düşünülebilir. Petrol, doğalgaz ile birlikte jeopolitik zenginliğin bölge halkına bırakılmasını istemeyenlerin gücü ortadadır. Ancak bu güçlerin her zaman belirleyici olmadığının birçok örnekleri bulunmaktadır. Bölge halklarının daha fazla dayanışma içerisinde olmaları, en azından güçlerini birbirlerine karşı kullanmamaları bu tuzağı atlamanın ilk adımıdır.

alaeddin.yalcinkaya

Öncevatan, 31 Ekim 2016

WIKILEAKS DOSYASI /// Julian Assange : Clinton ve IŞİD’in Finansmanı Aynı Kaynaktan Sağlanıyor


Daha önce ABD başkan adayı Hillary Clinton’ın e-postalarını ifşa eden WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange, IŞİD’in Clinton Vakfı’na aktarılan maddi kaynaklar ile kurulduğunu öne sürdü.

WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange, Demokrat Parti başkan adayı Hillary Clinton’un, ABD’nin Ortadoğu’daki müttefiklerinin IŞİD’e verdiği desteğin kapsamı konusunda halka yanlış bilgi verdiğini söyledi.

Geçen ay WikiLeaks tarafından ifşa edilen 2014 tarihli bir elektronik postada dönemin Dışişleri Bakanı Clinton, yine o dönem Başkan Barack Obama’nın danışmanı olarak görev yapan John Podesta’ya IŞİD ve diğer radikal Sünni gruplara gizli finans ve lojistik desteği veren Katar ve Suudi Arabistan’a baskı uygulama çağrısı yapmıştı. Assange, Russia Today (RT) televizyonunda yayımlanmak üzere Avustralyalı gazeteci John Pilger’e verdiği röportajın ikinci bölümünde söz konusu e-postaya değinerek, "Sanırım bu, tüm belgeler içinde en dikkat çeken e-posta. Bazı Suudi yetkililerin IŞİD’e destek verdiğini ve fon aktardığını tüm ciddi analistler biliyor, hatta ABD de bunu kabul etti. Ancak bu konuyla ilgili olarak, ‘düzenbaz’ prenslerin hükümetin onayı olmamasına rağmen petrol gelirlerini istedikleri şekilde kullandıkları düşüncesi hakimdi. Bu e-postada ise Suudi Arabistan ve Katar hükümetlerinin IŞİD’e fon aktardığı belirtiliyor" ifadelerini kullandı.

‘SUUDİ ARABİSTAN VE KATAR TÜM PARALARI CLINTON VAKFI’NA AKTARDI’

Pilger’in Suudi Arabistan ve Katar’ın Clinton’un bakanlığı sırasında tüm paralarını Clinton Vakfı’na yatırdığını anımsatması üzerine söz alan Assange, Clinton’un dışişleri bakanı olarak görev yaptığı dönemde Suudi Arabistan ile tarihin en büyük silah anlaşması (80 milyar dolardan fazla) imzalandığına dikkat çekti. Clinton’un görev süresinde ABD’nin silah ihracatının iki katına çıktığını da belirten Assange, IŞİD’in büyük oranda Clinton Vakfı’na aktarılan maddi kaynaklar ile kurulduğunu söyledi.

‘BANKALAR, İSTİHBARAT, SİLAH ŞİRKETLERİ CLINTON’UN ARKASINDA’

Assange, WikiLeaks’in ABD’deki başkanlık seçimlerini Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ın hatta Rusya’nın lehine olacak şekilde etkilediğine dair Clinton cephesinden ve Batı medyasından yöneltilen suçlamalara da yanıt verdi. Trump’ın seçimlerden zaferle ayrılmasını olası görmeyen Assange, bunun gerekçesini şöyle açıkladı: "Trump’ın seçimleri kazanmasına izin verilmeyeceğini düşünüyorum. Zira Trump, Evanjelikler dışında tüm kurumların desteğini kaybetti. Bankalar, istihbarat, silah şirketleri, yabancı sermaye Clinton etrafında birleşmiş durumda. Medya patronları ve gazeteciler de aynı şekilde"

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : ABD, IŞİD militanları bu dev casus uçakla avlıyor


ABD, IŞİD militanları bu dev casus uçakla avlıyor

ABD Hava Kuvvetleri’ne ait casus uçağ RC 135 Rivet, Irak ve Suriye’de IŞİD’e karşı yürütülen savaşta koalisyon güçlerinin en büyük yardımcılarından biri. Amerika’nın en büyük casus uçağı olan RC 135, IŞİD militanlarının, radyo ve telsiz konuşmalarını dinliyor, nokta atışıyla yerlerini belirleyerek, 20 ülkeden koalisyon ülkelerinin hava güçlerine gerçek zamanlı bilgiler sağlıyor.

Askeri uzmanlar, uçağın “elektronik harp desteği, istihbarat toplama, analiz ve yayma yeteneği” bulunduğuna vurgu yapıyor. Irak ordusunun öncülüğünde Musul’a başlatılan son harekatta yine bu uçak en önemli istihbarat kaynağı olarak görev yapıyor. Musul operasyonu için Katar Al Udeid Hava Üssü’nden havalanan bir adet RC 135’in, koalisyon güçlerine çok önemli istihbari bilgiler aktardığı biliniyor. Dört motorlu, Boeing 707 uçağından casus uçağa dönüştürülen RC 135, hiç yakıt ikmali yapmadan 7 bin 400 km uçabiliyor.

1991 yılındaki birinci Körfez Savaşı’ndan bu yana Ortadoğu’nun adeta sabit bir unsuru haline gelen RC-135, 10 yıl boyunca da Saddam Hüseyin’e ait birliklerin ihlalini önlemek için uçuşa yasak bölge uygulamasını gözetleme görevi yaptı.

ABD liderliğindeki koalisyon 2003 yılında Irak’ı işgal ettiğinde RC-135 yine önemli görev üstlendi, Saddam yandaşları ve diğer isyancılarla mücadele de Amerikan askerlerinin gözü, kulağı oldu. Pentagon, 2011 yılında kuvvetlerinin büyük kısmını çektiği halde havadaki casus uçağı bu bölgedeki görevine devam etti.

ABD’nin Nebraska Hava Üssü’nde 17 adet casus uçağı bulunuyor, bu uçaklar dünyanın çeşitli bölgelerinde görev yapıyor. RC-135 uçaklarında pilotlar, navigasyon ve istihbarat uzmanları, teknik personel olmak üzere 30 kişilik bir mürettabat görev yapıyor.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : IŞİD’de İstihdam: Sosyal Medya, Yalnızlık, Manipülasyon (Çev iri)


Son zamanlarda dünyanın birçok yerine gerçekleşen IŞİD saldırıları haberleri meşgul ediyor. Bu haberleri duyduktan sonra, şu kolayca merak edilebilir: akli dengesi yerinde olan herhangi birisi nasıl böyle vahşetlerin bir parçası olur?

Bu kadar aşırı ve şiddetli bir örgüt nasıl olur da zeki ve genç insanları, gitgide sayıları artan Batılıları da dahil, sıradan hayatlarını bırakıp bu korkunç amaca hizmet etmeye ikna eder?

Bu soruları yanıtlamak için IŞİD’in gençleri nasıl kendi emelleri için savaşmaya ikna ettiğine bakmalıyız.

İnternette İstihdam

Internet IŞİD gelecek üyelerini bulması ve hedeflemesi için mükemmel bir yer. İstihdam görevlileri internette kimliklerini gizleyebilir ve üye alımın sürecini saklı tutabilir. İnternette bilgi alışverişi ve kimliklerin maskelenmesi kolaydır.

IŞİD’in istihdam görevlileri diğer insanları cihatçı yapmakla sadece kendi inandıkları değerlerin propagandasını yapmış olmuyorlar, aynı zamanda da önemli bir miktar para alıyorlar. IŞİD kazandırılan her üye için destekçilerine 10,000 Amerikan Doları veriyor. Bu paranın miktarı yeni üyenin niteliklerine göre de değişiyor yani eğer yeni üye iyi eğitimli biriyse, bilgisayar uzmanı veya doktor gibi, bu miktar da artıyor.

İstihdam görevlileri IŞİD tarafından yazılan “İstihdam Sanatı Rehberi” (A Course in the Art of Recruiting) kitapçığında bahsedilen ikna taktiklerini sık sık kullanıyorlar. Bu kitapçık IŞİD’cilere, hedefteki insanların sevinçlerini ve hüzünlerini paylaşarak onlara yakınlaşmayı ve İslam’ın temellerine odaklanırken cihattan bahsetmemelerini öğütlüyor. Buradaki amaç olası üyelerle yakın ilişkiler kurmak ve onları yeni arkadaşlar edindiklerine inandırmak.

Yalnızlık

IŞİD cihatçısına dönüşümün en önemli nedenlerinden biri yalnızlık. Geçmişte radikal bir İslamcı örgütün üyesi ve istihdam görevlisi olmuş Mubin Shaikh’e göre örgütlüler toplumdan uzaklaşmış insanları hedefe alıyorlar, hatta uzaklaşmamış insanları da kendileri uzaklaştırıyorlar.

Çoğu zaman, ergenlik çağındaki gençler en kolay hedef. Bu çağdaki çoğu genç çevresine uyum sağlayamıyor ve daha büyük bir şeyin parçası olmak istiyor. Bu da IŞİD’in onları ikna etmesini kolaylaştırıyor; ergenlik çağındaki gençlerin dünyadaki yerlerini anlama çabalarını kötüye kullanıyorlar.

İstihdam görevlileri gençlerin internette, gerçeklikten uzak, geçirdikleri zamanı artırarak onları toplumdan uzaklaştırıyorlar. Bu yeni üyeleri, İslamiyet’e geçişlerini başkalarına duyurmalarının onları tehlikeye atacağı konusunda uyarıyorlar. İlerleyen zamanlarda da bu üyeler internetteki “kardeşlerine”, gerçek aile ve arkadaşlarından daha yakın hissediyorlar.

Manipülasyon

Şüphesiz ki, hiçbir Amerikalı veya Avrupalı genç bir savaş sahasına gitmeye ve katliamcı bir radikal örgüte katılmaya ikna edildiklerini düşünmüyor. Örgütlüler tarafından kafalarına sokulan fikirler tamamen hayal ürünü. Örneğin, Amerikalı iki genç kız insani yardım bahanesiyle Suriye’ye getirilmişlerdi. Genç kızların yeni “arkadaş”ıysa onları ülkeye soktukta sonra IŞİD’in kontrolündeki bir bölgeye getirdi ve bu kızlar seks kölesi olarak çalıştırıldılar.

Başkalarıysa bir çeşit ütopik bir harekete katılma ve kendilerinden daha büyük bir şeye ortak olma sözüyle veya kısaca maceraperestlikle örgüte çekiliyorlar. Çoğu insana IŞİD’in amacının Suriye ve Irak’ta kutsal insanların Allah’ın kanununa göre yaşayabileceği bir anavatan kurmak olduğu söyleniyor.

Yeni Nesil Müslümanlar

Sıklıkla hedef alınan diğer bir grupsa genç Müslümanlar, çünkü genel olarak bir kimlik krizi yaşıyorlar. Farah Pandith’e göre, bu “kimlik bulma çabası aşırıcılara bir açıklık sağlıyor – hayatlarına bir sebep verme ve bir aidiyat hissi yaratabilme açıklığı”. Amerikan Kongresindeki yeni bir rapora göre 250’den fazla Amerikalı IŞİD’e girmeye çalıştı, ve bu insanların birçoğu da eski mülteci.

Örneğin, 18 yaşındaki Dahir Ali birçok insanın ona Müslüman olduğu için terörist dediğini söylüyor. IŞİD gibi örgütler özellikle böyle insanları hedef alıyor – dışlanmış hissedenleri. Ali’nin Minneapolis’teki çevresi ülkedeki en yüksek Somalili nüfusa ev sahibi, bu insanların birçoğu 1990’larda Amerika’ya mülteci olarak gelmişti. 2007’den beri radikal örgütlere katılmak için Minneapolis’i terk eden insan sayısı iki düzine oldu.

Görebileceğimiz üzere, istihdam süreci insanları radikal IŞİD’çilere dönüştürmenin oldukça önemli bir kısmı. Ne yazık ki, internetin doğası gereği bu süreci engellemek çok zor. Ancak, istihdamın lojistiğini anlamak manipülasyonun ve yalanların radikal hareketleri güçlendirmedeki rollerini de anlamamızı sağlayabilir.

Not: Bu blogda belirtilen görüşler Citizens for Global Solutions’ın resmi politikasını yansıtmak zorunda değildir.

Aslı:http://globalsolutions.org/blog/2015/12/ISIS-Recruitment-Social-Media-Isolation-and-Manipulation#.V-615zLBLBJ

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// IŞİD : Devletleşmiş Bir Terör Örgütü mü ?


Son yıllarda oldukça şiddetli bir dönemden geçen ve farklı terörist grupların hedef noktası haline gelen Orta Doğu’da bir terörist grubun eylemleri diğerlerininkileri gölgede bırakıyor. IŞİD (ya da diğer isimleriyle ISIS, IS, DAEŞ, DAİŞ, İD…) 2014 yılının başlarında Irak ordusuna önemli yenilgiler yaşatarak başta Musul olmak üzere çeşitli şehirleri ele geçirdiğinde dünya gündemine oturdu. Musul’un ardından Irak ve Suriye’de önemli ölçüde toprak kazanan ve bir zamanlar Bağdat’ın kapısına kadar uzanan bu örgüt daha önce hiçbir terör örgütünün yapmaya yeltenmediği bir işe girişti; devletleşmeye çalışmak. Kontrol ettiği bölgelerde vergi toplayan, okullar açıp eğitim veren, yol yapan, sağlık hizmetleri götüren, her yerleşim bölgesine bir vali atayan kısacası klasik anlamda devlet olarak bildiğimiz yapı ne yapıyorsa onu taklit eden bir yapıya bürünen IŞİD, bir terör örgütü mü yoksa bir devlet mi olduğu tartışmalarına yol açtı. Bu yazının amacı da bu tartışma etrafında dönen tartışmayı değerlendirip bir cevap aramak olacaktır. Öncelikle devlet nedir sorusuna cevap aranacak, bir devleti devlet yapan unsurlar tartışılacaktır. Ardından, IŞİD’in konumu bu unsurlar içerisinde kendinde bir yer bulabiliyor ya da bulamıyor mu sorusu tartışılacak, son olarak da IŞİD’in neden bildiğimiz anlamda devlet tasvirine uymadığı açıklanacaktır. Yazının ana argümanı IŞİD her ne kadar bazı yönleri ile devletmiş gibi bir izlenim verse de gerçekte devlet olmaktan uzak olduğu olacaktır.

Devlet Nedir?

Devlet tanımını farklı şekillerde yapmak mümkün. Eğer bu çalışma akademik bir çalışma olsaydı, çeşitli akademisyenlerin bu konudaki tanımları incelenebilirdi ancak daha güncel bir bakışla olayı yaklaşıldığı için Türk Dil Kurumu’nun tanımı da kullanılabilir. TDK devlet sözcüğünü;

Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık’

şeklinde tanımlamış. Oldukça basit bu tanım aracılığı ile devletin iki temel unsuru olduğunu söylemek mümkün; birincisi sabit ve değişmeyen bir toprak bütünlüğüne, yani sınırlara sahip olmak, ikincisi de belirli bir toprak parçasında yaşayan millet veya milletler topluluğu tarafından oluşturulmuş olmak, kısacası tanımlanabilir bir nüfusa sahip olmak.

Elbette bu iki unsur çok genel ve oldukça kapsayıcı unsurlar. Bunların yanında bir yapının devlet olduğunu kanıtlar nitelikte olan birkaç önemli alt unsur daha sıralayabiliriz. İlk olarak, düzenli ve gelenekleri oturmuş ve herhangi bir silahlı gruptan daha gelişmiş ve sofistike silah sistemlerine olan bir orduya sahip olmak. İkincisi, programlanmış, düzenli ve daha da önemlisi sürdürülebilir bir eğitim ve sağlık sistemine, tercihen belirli bir sayıda ve bilim üretebilme yeteneğine sahip yüksek öğretim kurumlarına sahip olmak. Son olarak ise Birleşmiş Milletler ve diğer devletler tarafından devlet statüsünde kabul görmek. Bu noktada şunu belirtmek önemli; bu alt kriterlerden bazılarını karşılamayan devletler olduğunu, dolayısıyla bu kriterlerin tamamıyla doğru olmadığını düşünenler olabilir ve bu düşüncelerinde haklılık payı vardır. Ancak dünya üzerindeki devletlere baktığımızda neredeyse tamamının bu kriterleri karşıladığını görürüz. Karşılamayanların ya devlet statüleri tartışmalı durumdadır ya da her ne kadar devlet olarak kabul edilseler de bu devletlik ünvanı onlara sadece sembol amaçlı verilmiştir (Bu konudaki en başlıca örnek olarak Vatikan Devleti ve Monako Prensliği gösterilebilir). Dolayısıyla istisnaların kaideyi bozmayacağını öne sürerek bir siyasi yapının devlet olup olmadığına karar vermede bu yukarıdaki kriterlerin oldukça önemli bir yol gösterici olacağını söylemek mümkündür.

IŞİD ve Devlet Kavramı

IŞİD Irak ve Suriye’de büyük bir alanı ele geçirip buraları kontrol etmeye başladığında uluslararası alanda terörizm ile ilgilenen uzmanların en çok şaşırdığı konulardan biri de IŞİD’in normal bir terörist örgütü gibi davranmayıp daha çok bir devlet gibi hareket etmeye çalışması oldu. Göze çarpan ilk unsur IŞİD’in diğer terörist örgütler gibi asimetrik savaş taktiklerini kullanıp vur-kaç saldırıları düzenlemek yerine düzenli bir ordu gibi hareket edip ilerleyerek şehirler ele geçirmesi ve o şehirlere yerleşmesi oldu. Irak ordusunun envanterinden yağmaladığı askeri araçlar ile silahlı gücünü hem nicelik hem de nitelik olarak daha önce hiçbir terörist grubun gelemediği bir noktaya taşıyan IŞİD çeşitli raporlarda farklı rakamlar iddia edilse de yaklaşık olarak 30 bin kişilik bir silahlı güce ve yağmaladığı askeri depolar sayesinde büyük sayıda anti-tank silahlarına, zırhlı personel taşıyıcılarına ve hatta hatırı sayılır miktarda tanka sahip oldu. Kontrol altında tuttuğu yerlerde elektrik, su ve yol gibi normal şartlarda devlet tarafından sağlanan hizmetleri sağlayan IŞİD, bununla da kalmayıp okullar açıp okul çağında bulunan çocukları buralarda kendi eğitim sistemi ve ideolojisi ile eğitmeye ve aynı zamanda sağlık hizmetleri vermeye başladı. Aynı zamanda kontrol altında tuttuğu bölgelere valiler ve yerel idari yöneticiler atayıp dikey anlamda bir devlet hiyerarşisi oluşturmaya başladı. Hatta ve hatta kendi adına pasaport ve vatandaşlık da dağıtmaya başlayarak kendisini klasik terör örgütü algısının tamamen dışına konumlandırdı.

Yukarıda sözü edilen devlet kıstasları ile IŞİD’in yaptıklarını karşılaştırdığımızda karşımıza devlet olmanın gerekliliklerini yerine getiren bir örgüt çıkıyor. IŞİD’i diğer terörist örgütlerle kıyaslamak bu konuda daha anlamlı bir resim verebilir. Örneğin PKK ve El Kaide hiçbir zaman çok kalabalık bir silahlı güce ve sofistike zırhlı araçlara ve tanklara sahip olup bunları Türkiye, Amerika ya da Afganistan ordularına karşı kullanmadı. Onun yerine daha çok karakol baskınları, bombalama eylemleri, sivilleri hedef alan eylemleri kullanarak vur-kaç üzerine kurulu bir asimetrik savaş strateji izlediler. Doğal olarak kendileri tamamen bir alan kontrol edemediği için de eğitim, sağlık, su, yol gibi devlet tarafından karşılanan hizmetleri yönetmeyi hedefledikleri nüfusa hiçbir zaman sağlayacak güçleri olmadı. Bu yönüyle IŞİD’in bizim bildiğimiz anlamda ‘terör örgütü’ tanımlamasına tam olarak uymadığı açık olarak görülüyor. Ancak bakış açımızı biraz değiştirdiğimizde IŞİD’in iddia edildiği gibi bir devlet olduğunu söylemek de pek mümkün değil.

IŞİD Bir Devlet mi? Pek de Değil

Önceki bölümde IŞİD davranış biçiminin devlet olma gerekliliğinin alt unsurlarından bir kaçı ile örtüştüğünden bahsedilmişti. Bu bölümde ise öncelikle bir adım geri atıp devlet olmanın temel gerekliliklerine değinmek gerekiyor. Türk Dil Kurumu tarafından yapılan tanımda devlet olmanın iki ana unsurundan yani değişmeyen sınırlara sahip olmak ve o sınırlar içerisindeki millet ya da milletler tarafından örgütlenmiş bir yapıya sahip olmak demiştik. İşte bu iki unsur da IŞİD için oldukça problemli hususlar. Her ne kadar 2014 yılının başından beri IŞİD önemli ölçüde bir toprak parçasını kontrol etmiş olsa da, örgütün sabit bir sınırları olduğu söylenemez. Irak ve Suriye’de devam eden çatışmalar örgütün sınırlarının çok hızlı bir şekilde değişmesine, dolayısıyla kalıcı anlamda bir toprak parçasına ya da sınırlara sahip olmasına olanak sağlamıyor. İkinci olarak ise her ne kadar bazı yerel aşiretlerden, Saddam’ın eski askerlerinden ve kısıtlı sayıda bölge insanından destek alsa da, IŞİD’in belirli bir toprak parçası içerisindeki insanlar tarafından örgütlenerek kurulan bir devlet olduğunu söylemek zor. Aksine, dünyanın dört bir tarafından gelen militanlar örgütün siyasi ve askeri bürokrasisinin önemli bir kısmını oluşturuyor. Bu durumda IŞİD’in Irak ve Suriye’deki insanlar tarafından kurulmuş bir devletten ziyade dünyanın dört bir yanından ideolojik sebeplere örgüte katılmış insanlar tarafından kurulup yönetilen ve ayakta tutulmaya çalışılan bir oluşum olduğu durumunu ön plana çıkarıyor.

Öte yandan, devleti devlet yapan yardımcı unsurların da temeline indiğimizde IŞİD’in devlet olma iddiası açısından oldukça tartışmalı bir konumda olduğunu görürüz. Örneğin, bir sosyal devlet gibi davranarak kontrolü altında olan nüfusa eğitim ve sağlık gibi hizmetler sağlamak her ne kadar daha önce görülmemiş bir durum olsa da, bu hizmetlerin sürdürülebilirliği yalnızca devletlere mahsus olan bir durumdur. Bu sektörlerde ihtiyaç duyulan doktor, hemşire, öğretmen, sağlık teknisyeni gibi uzmanlık isteyen mesleklerde insan yetiştirme kapasitesi, gerekli ekipmanların sağlanması, altyapının kurulması gibi hususlar devletlere has olan bir durumdur. IŞİD her ne kadar ilk anda bu hizmetleri sunabilme gücüne sahip olmuş olsa da bu konudaki sürdürülebilirliği oldukça tartışmalı bir konudur. İnsan yetiştirecek kapasitede bir üniversitesi olmayan IŞİD, bu sektörlerde kullanılacak teknolojiyi dışarıdan temin etme ya da kendi üretme kabiliyetine de sahip gibi görünmemektedir. Dolayısıyla bu tip hizmetleri sürdürülebilir şekilde sunma kabiliyetleri kısıtlı olduğu için de IŞİD’e bir devlet statüsü bahşetmek çok da mantıklı gözükmemektedir.

Sonuç

IŞİD terör örgütü daha önce hiçbir terörist örgüt tarafından denenmemiş bir şekilde asimetrik savaş taktiğinden simetrik savaş taktiğine geçip, bir düzenli ordu gibi hareket ederek şehirler ele geçirmeye başladığında kendisinin bir El Kaide ya da PKK gibi bizim bildiğimiz klasik anlamda bir terör örgütü gibi tanımlanamayacağını kanıtladı. Davranış biçimleri, ki kendisi de olduğunu iddia ettiği gibi, bir devleti andırmaktaydı. Ancak devlet nedir sorusu üzerine yapılacak derin bir düşünce ve bu düşünceden ortaya çıkan olgularla IŞİD’in durumu karşılaştırdığında ortada tam anlamıyla bir devletin varlığından söz etmenin oldukça zor olduğu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla IŞİD bir devlet mi sorusuna her ne kadar terör örgütleri arasından devlet olmaya en çok yakınsayan olarak öne çıksa da, onun bizim bildiğimiz bir anlamda devlet olmadığı cevabı en mantıklı cevap olarak ortaya çıkıyor.

IŞİD DOSYASI /// Değişim Rüzgarları : IŞİD’in Güç Kaybı ve Bölgeyi Bekleyen Sorunlar


Değişim Rüzgarları : IŞİD’in Güç Kaybı ve Bölgeyi Bekleyen Sorunlar

Yazan: Zeynep Taşkın

Türkiye siyasetinin 15 Temmuz’dan itibaren aktif ve kimi zaman saplantılı olarak darbe girişimi ile çalkalanıp gerçeklerin komplo teorileriyle karıştığı şu günlerde, siyasi ajandamızın İŞİD’e karşı hızlandırılan ve daha önceye kıyasla agresifleşen tutumu fikrimce Türk basınının harekatları bildirmesinden öteye geçememiş durumda. Her ne kadar Türkiye’nin yakın zamanda değişen bu tavrı yabancı basında şüpheyle karşılanıp birçok köşe yazısına konu olsa da, durumun olabildiğince objektif bir analizini tek bir kaynakta okuyabildiğimi söyleyemem. Bu nedenle, bu yazımda Türkiye’nin yakın geçmişte başlatılan İŞİD-karşıtı ve ötesi amaçlarla gerçekleşitiğine kanaat getirebileceğimiz politika değişimini ve özellikle Kürt güçlerinin kazanımlarının bölgenin geleceği için ne ifade edebileceğini sorgulamak istiyorum.

Yabancı basında, 24 Ağustos günü Türkiye ordusu tanklarının ve Türkiye destekli Suriyeli savaşçıların Tirablus a girerken çekilmiş fotoğrafları sıkça yer aldı ve şüphesiz akla gelen ilk soru ‘’Neden şimdi?’’ idi. Batı’nın ve özellikle de Amerika Birleşik Devletleri’nin İŞİD’le savaşta en büyük destekçisi olan Kürt savaşçıları(YPG/PKK), bu soruya verilebilecek en kolay cevap olsa gerek. Her ne kadar Batı medyasında bahsedilen grupların İŞİD’e karşı cesur ve fedakar savaşları vurgulansa da, ‘’the lesser evil’’ olarak adlandırabileceğimiz bir silahlı ayrılıkçı örgütün pragmatist politikalar altında şaşırtçı bir şekilde analitik bir dille irdelenmemiş olması global teröre verilen savaşta algıda seçiciliğin ve kısa dönemli politiklarin tedavülden uzun bir süre kalkmayacağını gösteriyor.

Değindiğim bu son konu üzerinde belki de en cesur başlığı atabilen dergi/gazete Times olmuş olsa gerek. 23 Haziran 2015 tarihli ‘’The Kurds Are Building a Country with Every Victory Over ISİŞ’’ (Kürtler İŞİD’e karşı kazandıkları her zaferde bir ülke inşaa ediyorlar’’) haberinin başlığının çok pozitif bir tona sahip olduğunu söylemek zor. Kürt güçlerinin mücadelesinin bu yönde başarılı olup Batı ülkeleri tarafından takdir toplamasının İŞİD gibi ektremist bir düşmana karşı olmasından öte bir amacı olduğu aşikar, söz konusu olan kendilerine ait bir ülke. Ancak bir bağımsızlık talebinden öte, bölgeyi artan Kürt kazanımları karşısına neler bekliyor olabilir?

Irak’ta, hem İran hem de Amerika Birleşik Devletleri tarafından silahlandırılan Kürt savaşçılar yaklaşık olarak 16.000 km^2 ve ötesi toprak kazanımını kısa zamanda gerçekleştirdiler. Aynı zamanda, petrol bakımından zengin ve kültürel öneme sahip olan Kerkük şehrini de İŞİD’den aldılar. Ancak İŞİD’e karşı kazanılan önemli zaferlerin altında, ele geçirilen bölgelerdeki halkların ‘’kurtarılma’’sonrası ne beklediğine dair pek bilgimiz olduğunu söylemek mümkün değildi, en azından birkaç makale dışında. Tam tersine ve beklendiği üzere, basında sık sık İŞİD’den kurtarılan şehir ve bölgelerdeki kurtarılmanın hemen ardından çekilmiş gülerek etrafta koşuşturan çocuklar, sigara içen ve kara çarşafları yakan kadınlar ve sakallarını kesen erkekler ve romantikleşme kaygısının uçlarında gezinen fotoğraflardan öte pek haber aldığımız söylenemez.

Madalyonun diğer yüzünün aynı hikayeyi anlattığını maalesef söyleyemeyeceğim. Times dergisi de bunu destekler nitelikte bir yazı kaleme almış ve Kürt güçlerinin İŞİD’den kurtadığı çoğu bölgede evlerin üstünde ‘’Kürtlere ayrılmıştır’’ ve Kürt güvenlik noktalarında ‘’Araplar Giremez.’’ yazılarının görüldüğü söyleniyor. Irak ve Suriye’deki binlerce ölümün yanı sıra Avrupa’da da yüzlerce can alan İŞİD terörünün özellikle saldırılardan direkt olarak etkilenen ülkelerce öncelikli tehdit olarak görülmesi beklenen bir tutum. Ancak, belki de İŞİD’in gelişmeye ortam bulduğu ve ABD’nin 2003 yılında Irak’a girmesi ile iyice darbe alan bölge güvenlik ve siyasetine gereken bir tutum daha bütüncül ve ileriye dönük olmalı. Bu noktada ise dikkat çeken bir başka konu ise İŞİD’den kurtarılmış ve kurtarılacak olan topraklarda türeyecek olan etnik ve siyasi sorunlar.

Peki bu sorunlar neler olabilir?

Kürt savaşçıları geçen yıl içinde İŞİD’e karşı yaklaşık 1.000 erkek ve kadın kayıp verdiler, ancak bu savaş İŞİD ve ulusal bağımsızlık konjonktüründe gördükleri bir savaş. Bunu anlamak ve ötesinde çoğalacak sorunları görmek için ise, Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkanı Massoud Barzani’nin İŞİD’e karşı sürdürülen savaş üstüne söylemine bakabiliriz. Barzani, Kürtlerin Irak’ın toprak bakımdan geri kalanı ve ona ait bir fikir için savaşılmayacağını söylemiş. Bu bağlamda ise görülen o ki, İŞİD’den toprak kazanımları Irak’ın bir ülke olarak bütünlüğüne pek de huzur ve kısa dönemde güvenlik getirmeyecek.

Dahası, Iraklı Kürtlere alanda güvenmek ve koalisyonla beraber hareket etmelerini sağlamak birçok İŞİD güvenli bölgelesini elimine etmede yararlı olmuş olsa da, Washington’daki Ulusal Güvenlik Üniversitesi’nden Denise Natalı de bu ‘’kırılgan’’ dayanışmanın yakın gelecekte tartışmalı toprakların ve petrol sahalarının İŞİD’den geri alınmasının bölgede 2003 yılından beri süregelen Sünni Arap kızgınlığını tetikleyeceğini söyleyerek koalisyonu uyarıyor. Bölgede şimdiden baş gösteren etnik sorunlar, The Economist dergisi tarafından da incelenmiş. Başlıklarına ‘’Özgürlük Beklemede’’ adını vermeleri, Times dergisindeki makale başlığına benzer nitelikte. Ancak bu noktada kabul edilmesi gereken önemli bir gerçek ise Irak’ın içinde barındırdığı farklı etnik gruplar içinde Yazıdılar gibi soykırımın ucundaki etnik gruplar uğruna en çok savaşan gruplar da yine Kurt güçlerinden oluşuyor. Sünni olmalarına rağmen Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Yazıdılar için bir dini işler bakanlığı bile kurması, dini toleransa ne kadar önem verildiğini göstermekte önemli bir adım. Aynı zamanda işlenen savaş suçları ve soykırımı araştırmak üzere bir komisyonun da kurulmuş olması ilk etapta Kürt güçlerinin olaylara hassasiyetini destekler nitelikte.

Bölgeyi neler bekliyor? Birçok etnik ve siyasi sorun.

Kürt güçlerinin kazanımlarının artması ve İŞİD’in bölgedeki gücünün fark edilir ölçüde azalmasıyla neredeyse aynı anda Türkiye’nin Trablus operasonyonun başlamasının bir tesadüf eseri olmadığını açıkça söyleyebiliriz sanırım. Her ne kadar Türkiye sınırılarını ortaya çıktığından beri tehdit ve işgal eden İŞİD’in ülkenin güneyinde kanlı saldırılarının artması bir neden olarak gösterilebilirse de, Türk devlet adamları bu operasyonun sadece İŞİD’e yönelik olmadığını açıkça belirttiler. Ankara zaten uzun zamandır Suriyeli Kürtlerin bölgedeki toprak kazanımlarından ve koalisyon güçlerinin bu savaşçılara silah desteğinden kaygı duymaktaydı.Bu bağlamda ise Türkiye için en önemli fraksiyonlardan olan YPG, Manbij adındaki Suriye şehrini İŞİD’den kurtardığında dünya ana akım basınına yansıyan mutluluk ve coşku sahneleri, Türkiye’nin verdiği savaştaki öz algısını tehlikeye düşürmeye yetmişti.

Ve beklenen üzere, Türkiye’nin beş yıl içinde göstermediği bu operasyonel performans Suriyeli Kürtler’den büyük tepki çekti. Önemli Kürt liderlerden Saleh Müslim Twitter’daki ifadesinde Türkiye’nin Suriye’de bir bataklığa girdiğini ve Türkiye’nin de İŞİD gibi yenileceğini söylüyor. Amerika’nın bölgede yürüttüğü müphem politikalara bakarsak eğer, İŞİD’e verilen savaşta koalisyon güçlerinin bölgede meşru gördüğü ya da meşrulaştırdığı peşmerga güçlerinin; yine koalisyon güçlerince desteklenen Türkiye operasyonuna mağruz kalması-özellikle ABD onayı ile- bölgenin geleceğini belirleyek olan politikıların uzun soluklu ve ileri görüşlü olmaktan uzak olduğunu gösteriyor. Özellikle de Trablus operasyonundan birkaç gün önce Amerikan başkanının en yüksek mertebeli askeri danışmanlarından General Joseph Dünford’un (darbe girişimi sonrası ) Ankara’yı ziyaret etmesinin, Kürt güçleri ve Amerika arasındaki hassas dayanışmaya yeni bir boyut getireceği ve bölgenin geleceği için oldukça kritik olacağı aşikar.

Sonuç, daha çok soru işareti?

Gerçek şu ki, şu an Irak’ta üç ordunun savaş verdiğini söyleyebiliriz. Peşmerga, İŞİD ve Şii milis kuvvetleri- ve hiçbiri her ne kadar İŞİD’in tanımlanması gündemde olsa da- bir devleti temsil etmiyor. Ancak açıkça ve birçok alanda Kürtlerin bölgedeki en yetkili yönetime sahip olduklarını söylebiliriz. Yine de, bölgedeki hiçbir güç Irak namına savaşmıyor. Hepsi başka bir şey şey uğruna savaşıyor-en çok da Kürtler.

TÜRKMEN DOSYASI // DR. ŞEMSETTİN KÜZECİ : IŞİD SONRASI IRAK VE TÜRKMENLER


Dr. Şemsettin Küzeci

Haziran 2014 tarihinden beri Irak’ın başta 3 Milyon nüfusluk Musul şehri olmak üzere Irak’ın birçok bölgesini işgal eden El-Kaide uzantısı Terör Örgütü IŞİD sonrası Irak ve Türkmenlerin durumu adeta bir çıkmaz girdi. IŞİD sonrası Irak’ta bir Kürt devletinin kurulması tüm taraflarca kesin gözüyle bakılıyor. Federe Kürt bölgesi yetkilileri her platformda Kürdistan’ın kurulmasına vurgu yaparak, Irak ve bölgedeki dengelerin farklı bir şekli aldığını her halde iyi okumuyorlar.

199-2003 yıllarında K. Irak “Güvenlik Bölgesi” olarak adlandırılan Erbil, Süleymaniye ve Dohok illeri Federe Kürt devletinin inşasına başlamış, başta Türkiye olmak üzere birçok batılı ülkenin desteğiyle Kürt devletinin inşası sürecine yardımcı olmuşlardır. O tarihlerde Habur Sınır kapısından günlük 1.200.000(birmilyonikiyüzbin)dolar gelir elde ederek devletin gelirine temin edercesine güvene kapılmışlardır. Ancak, iki Kürt grubu arasında bu gelir yüzünden çıkan anlaşmazlık Barzani’nin Saddam’a yazdığı gizli mektubu ile KYB’nin Irak Muhaberatınca Talabani’yi Erbil’dem Süleymaniye’ye sürmüş, Barzani’yi Dohok’tan getirip Erbil’de oturmuştur. Bugüne kadar Kürdistan hayâlıyla yaşayan Kürtler Batıya tek çıkış kapıları Türkiye’nin olduğunun farkındalar. Bu nedenle Türkiye ile iyi diyalog kurmaya çalışılmış ve birçok hayati krizlerde Türkiye’nin desteğini almıştır.

IŞİD sonrası Irak’ın Şii, Sünni ve Kürt bölgesine bölünmesi takdirde 3 milyon nüfusa sahip olan ve 3. asil unsuru Türkmenlerin özellikle de Kerkük halkının hangi bölgede kalacağına ve nasıl bir haklara sahip olacağı konusu yılan hikâyesine dönüşmüştür. Bir yandan Türkiye’nin 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması bir yandan Batılıların Ortadoğu’nun üzerindeki planlarının hayata geçmesi ve bölgenin yeniden tasarlanması bazı devletlerin bölünmesi ve yeni devletlerin ortaya çıkması bölgeyi bir kaosa sürüklemiştir.

IŞİD sonrası Kürt Bölgesi ve Türkmenler

IŞİD’in Irak’a girmesi ile birlikte Bağdat hükümetinin boşalttığı yerleri dolduran Kürtlerin topraklarını genişlettiğini bir gerçektir. Musul’da Yezidileirn yaşadıkları Sencar ve Türkmenlerin Telafer ilçesi başta olmak üzere Kürtler birçok bölgenin kontrolüne geçeğini planlamıştır. Kerkük, Tazehurmatu, Leylan, Dakuk, Tuzhurmatu ve Hamrin dağlarına kadar uzanan bölgeleri de ele geçirerek Kürdistan’ı ilan edeceklerini en büyük hedefleridir.

Bu bağlamda Amerikan Washinton Post gazetesinde yayımlanan bir makalede, Irak’ta değişen güç dengelerinin ülkenin kuzeyinde bağımsız bir Kürt devleti kurulmasına sebep olabileceği iddiası tezimizi doğrular niteliktedir. Ben Van Heuvelen imzalı yazıda, Irak’ın kuzeyinde hükümete bağlı güvenlik güçlerinin Irak Şam İslam devleti (IŞİD) ilerleyişine karşı koyamadığı ve bunun otonom Kürt bölgesinin bağımsız bir devlet olması için şartları olgunlaştırdığı belirtildi.[1]

Irak ordusunun IŞİD’e karşı koruduğu bölgeleri birbiri ardına kaybetmekte olduğu ve ordunun yokluğunda bazı bölgelerin Peşmerge kontrolüne geçmesi, Kürt yönetiminin kontrolü altındaki toprakları genişlettiğine dikkat çekti. Bu adım Kürtlerin ekonomik bağımsızlık yönetimi için hayati bir önem taşıyor. Kürtlerin Türkiye’yle yapılan petrol sevkiyatı antlaşması Kürt devletinin ekonomi ayağını güçlendireceği şüphesizdir.

Kürt yönetiminin ekonomik bağımsızlığını elde edebilmek adına attığı adımların Irak Merkezi Hükümeti ile Kürt Bölgesel Hükümeti arasındaki sıkıntılar Irak Türkiye ilişkilerinde gerilmeye neden olduğu bir gerçektir.

ABD’nin uzun yıllar Erbil ve Bağdat arasındaki sorunları çözmek için girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bağdat İran güdümlü ve Erbil ise Türkiye ile ABD güdümlü olduğu için bu yakınlaşma hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Bu anlaşmazlıkların ana nedeni ise Kerkük’ün kimiler tarafından idare edileceği bölgenin en önemli sorunu haline gelmiştir. Kerkük’ün petrolü Bağdat’ın kontrolünden çıkıp Kürtlerin kontrolüne geçerek önemli bir sorun niteliğini taşımaktadır.

Öte yandan bazı kaynaklara göre; Bölgesel Kürt Yönetimi’nin ekonomik güç sağlamak adına yüzünü Türkiye’ye döndüğünü, Türkiye hükümetinin bir zamanlar bölgede kurulacak Kürt bağımsız devletini tehdit olarak gördüğünü belirtiyor. Bu tehdit algılamasının altında kurulacak bağımsız Kürdistan’ın Türkiye sınırları içerisindeki Kürt azınlığın benzer bir talepte bulunmasına sebep olabileceği korkusunun yattığı ve Türkiye’nin bu politikasında dramatik bir değişikliğe gittiğine vurgu yapılıyor.

Türkmen Göçmenlerinin Geleceği

Musul, Telafer ve o bölgelerden göç eden Türkmenlerin önemli bir bölümü Irak’ın güneyi Kerbela, Necef, Hille, Bağdat ve diğer bölgelere göz etmiş durumdadır. Bir kısmı da Erbil, Dohok ve Kerkük’e yerleşerek hayatlarını sürdürmektedirler. Geriye kalanlar yurtdışına çıkarak komşu ülke Türkiye’nin ağırlıklı olarak yaklaşık 10 ilde (Ankara, İstanbul, Konya, Bursa, Samsun, Çankırı, Eskişehir, Gaziantep, Şanlıurfa ve Mardin’e yerleşmişlerdir.

Musul ve Telafer’in kurtarılması durumunda bu göçmenlerin birçoğu kendi bölgelerine dönecekleri kesindir. Ancak, O bölgelerde hala IŞİD ile işbirliği içerisinde yaşamını sürdüren ve işbirlikçileri ile bölgelerine dönen göçmenler arasında ciddi tasfiyelerin başlayacağı, iç savaşa neden olacağı da büyük varsayımlar arasında hatta hatta Türkmen aşiretleri içinde şimdiden bazı tasfiye planları yapılmıştır.

Durum böyleyken Kuzeyde Rumadi, Felluce ve sünni bölgelerinde de buna benzer olaylar yaşandı ve daha kötüsü yaşanacaktır. “Haşid Şabi” denilen Şii milisler Sünni bölgelere girdiklerin de birçok Sünni Arapları IŞİD ile işbirliği yaptıkları gerekçesiyle infaz ettiler. Bu durumlar IŞİD sonrası mezhep çatışmasını yeniden alevlendirecek ve iş savaşa muhakkak neden olacaktır.

Irak’ın Bölünmesi

ABD’nin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Joe Biden yıllardır Irak ile ilgili planını her platformda gündeme getirip Irak bölünmesi en iyi çözüm olduğuna vurgu yapmaktadır. Aslında Irak’ı işgal ettiklerinin gerçek nedenlerinin arkasında bölünme planının yattığı bir gerçektir. Joe Biden’ın planına göre; Irak’ın yumuşak bölünme sürecini anlatıyor. Irak’ın federalizm sistemine göre bölünmesi; Şiistan, Sünnistan ve Kürdistan federe bölgeleri ve Bağdat ise Feddere Irak Devletinin Başkenti. Ancak Kerkük konusunda bir anlaşmaya varılmadığı için Joe Biden de Kerkük’ün durumunun çözülene kadar ortada kalacağını söylüyor.

Türkmenleri Ne istiyor

Türkmenler Irak’ta bugüne kadar belli bir politika ve strateji üzerinde anlaşamadılar. Bir silahlı güce sahip olmamakla birlikte Irak Türkmen Cephesi (ITC)dışında bir kurum dışında varlık gösteremediler. Her ne kadar ITC ile ilgili temsil tartışması olsa da netice de Şii ve Sünni Türkmen de ITC’nin çatısı altında zaman zaman birleştiler. Ancak Irak’ta İran faktörü sahada baş göstermediği zaman Türkmen Şiiler İran’ın yanında yer almaya devam ettiler. Bugün Kerkük konusunda hem fikir olan Türkmen siyasetçileri aslında ikiye ayrılmışlardır, İran yanlısı ve Türkiye yanlısı.. İran yanlıları Kerkük’ün bağımsız olarak kalması ancak Merkezi hükümete bağlı dolayısıyla da İran güdümlü bir Bağımsız özel statüye sahip olan bir Kerkük istiyorlar.

Sünni Türkmenler ise bazıları Türkiye’nin politikası doğrultusunda Kürtlerle işbirliği yapılarak Federe Kürt bölgesine bağlanmasını benimsemektedirler. Bazı siyasiler de Kerkük’ün Ne Kürtlere ne Merkezi Hükümete bağlı, tek başına özel bir Bölge kalmasını istiyorlar. Ama bu formül üzerinde her hangi bir plan veya proje ciddi bir şekilde ortaya çıkmamıştır. Çıkmışsa da içi boş tartışmalara yol açacak kadar sorunlu ve ikna edici değildir.

Bu kadar tartışmalar içerisinde Kerkük’ün idaresi fiili olarak bugüne kadar Kürtlerin elinde olduğu bir gerçek olsa da Talabani’nin %32 eşit paylaşım projesi tüm taraflarca kabul edilmiştir. Ancak Kürtlerin 140. Madde üzerinde ısrar etmeleri her iki proje rafa kaldırılmıştır. [1] www.nerinaazad.com

[Dr. Şemsettin KÜZECİ] HAKKINDA

Araştırmacı, Eğitimci, Gazeteci, Şair, Yazar Şemsettin Küzeci; Kerkük’te doğdu. Musul Üniversitesi’nden bitirdi. 5 Yıl Kerkük’te lise öğretmenliği yaptı. Kerkük Televizyonu, Bağdat Türkmence Radyosunda Gençlik ve Spor programları hazırlayıp sundu. Yazılarını Bağdat’ta Türkçe yayınlanan Yurt gazetesi, Kardeşlik ve Birlik Sesi dergilerinde yayınladı. Irak’taki siyasi nedenlerden dolayı 1996’da Türkiye’ye yerleşti. 1999 yılında Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilciliğinde Basın Yayın ve Enformasyon Şube Müdürü olarak çalıştı. Kerkük gazetesi’nin Türkiye temsilciliği ve Türkmeneli TV’de Muhabir, Programcılığı ve Haber Müdürlüğü yaptı. 2007 yılında Irak Basın Tarihi üzerine G.Ü. İletişim Fakültesi Radyo TV ve Sinema bölümünden yüksel lisans ve 2009 yılında Hollanda’da Global Lahey Üniversitesinde Irak Televizyonları üzerine doktorasını yaptı. Türkmeneli Kültür Merkezi’nde Basın ve Kültür Müşaviridir.

• Irak Gazeteciler Cemiyeti Üyesi. Irak

• Irak, Türkiye, Azerbaycan, Arap ve Avrasya Yazarlar Birliği üyesi

• İLESAM Üyesi. Ankara -Türkiye

• Dünya Genç Türk Yazarlar Birliği Başkan Yardımcısı, (Azerbaycan)

• Irak Türkmen Edebiyatçılar Birliği Uluslararası Koordinatörü,

• Işık Edebiyatçılar Grubunun Başkanı. (Kerkük)

• Türk Dünyası Genç İletişimciler Birliği Kurucu Genel Başkanı.

• Dünya Türk Gençleri Birliği Genel Başkan Yardımcısı. (Azerbaycan)

• Kerkük Kültür Derneği Kurucu Genel Başkanı, (Ankara- Irak)

• Irak Türkmen Basın Konseyi Genel Sekreteri, (Ankara-Irak)

• Dünya Gazeteciler Federasyonu. Kurucu üyesi (Genel Sekreter)

• Irak Türkmen Gazeteciler Cemiyeti Kurucu Genel Başkanı.

• Dünya İletişimciler Derneği. Kurucusu ev Genel Başkanı. Ankara

Türkiye ve Türk dünyasında Irak Türklerini uluslarara¬sı konferans, bilgi şöleni ve toplantılarda temsil etti. 200’e yakın hiz¬met, takdir, teşekkür, onur belgesi, plaket ve ödül almıştır. 2006’da; Irak, Azerbaycan ve Türkiye ile ilgili yapmış olduğu ilmî ve edebî çalışmalarından dolayı, VEKTOR Uluslararası İlim Merkezi tarafından kendisi¬ne Fahrî Doktora Payesi verildi. Basılmış 25 adet kitabı bulunmaktadır.

TÜRKMEN DOSYASI : ABD BESLEMESİ, BOP VE BİP SOPASI IŞİD; KERKÜK TÜRKMENLERİNE SALDIRDI


Gece yarısı Kerkük’teki kamu binalarına eş zamanlı saldırılar düzenleyen IŞİD teröristleri, eski emniyet binasını ele geçirdi. Örgüt, kent merkezinde farklı semtlerde bombalı üç araçla kalleşçe saldırılar gerçekleştirdi. Yoğun çatışmaların yaşandığı Türkmen kentinde olağanüstü hal var. Peş peşe gelen saldırılar ve katliam girişimleri yüzünden cuma namazı kılınamadı.

TÜRKİYE’YE MİSİLLEME

Dost, kardeş, kandan ve candan Türk, TÜRKMEN halkının maruz kaldığı saldırılarda en az 13 kişi yaşamını yitirirken, eli silahlı IŞİD’lilerin sokaklarda yürürken çekilmiş fotoğrafları yayınlandı. Fotoğraflarda çatışmada öldürülen IŞİD’liler de yer alıyor.

Irak’ın Kerkük kentinde, IŞİD üyeleri beş semtte güvenlik güçlerine ait binalara saldırdı. İki intihar eylemcisi eski emniyet binasını ele geçirdi ve bunun üzerine güvenlik güçleriyle teröristler arasında çatışma çıktı. Musul operasyonuna misilleme yapan terör örgütünün üyeleri, kendilerini havaya uçurdu. Şiddetli çatışmalara sahne olan kentte olağanüstü hal ilan edildi ve cuma namazı kılınamadı.

Gece yarısı saldırıya geçen IŞİD’in Kerkük’teki ‘uyuyan hücreleri’ de bombalı üç araçla farklı semtlerde eylemler gerçekleştirdi. Örgüt ayrıca, Kerkük’ün kuzeyindeki elektrik santraline yönelik bir intihar saldırısı düzenledi. Tesisin 13 çalışanı öldü.

Yerel medya, intihar saldırılarının polis karakolları ve bir elektrik santraline yapıldığını, güvenlik güçlerinin IŞİD militanlarını geri püskürttüğünü bildiriyor. Bir yerel televizyon, kentin üstünden siyah dumanların yükseldiği ve otomatik silah seslerinin duyulduğu görüntüleri ekrana getirdi.

MAHALLEDE PANİK

Kürt yönetimi lideri Mesut Barzani’nin yayın kuruluşu Rudaw, IŞİD’li teröristlerin göçmen kılığında sisice kente girdiğini ve uyuyan hücrelerinde militanlara katılmasıyla gece saat 03.30’da saldırıların gerçekleştiğini bildiriyor. Etrafı sarılan IŞİD’lilerden altısının kendilerini havaya uçurduğunu belirten Rudaw, Kerkük sokaklarında yürüyen IŞİD’lileri gösteren fotoğrafları paylaştı. Sosyal medyadan Rudaw’a ulaştırılan fotoğraflarda, elleri silahlı IŞİD’li teröristlerin sokakta ilerledikleri anlaşılıyor. Yayın organı, Aden Mahallesi sakinlerinin IŞİD’liler yüzünden büyük bir korku, dehşet ve panik yaşadığını ve acil yardım çağrısında bulunduklarını aktardı.

Anadolu Ajansı’na bilgi veren polis kaynakları, bazı kent sakinlerinin militanlara yardım ettiğinden şüphelendiklerini söyledi. Polis ayrıca, kent merkezine sızan örgüt militanlarından altısının 1 Haziran semti, eski emniyet binası ve bir otel içerisinde kendisini patlattığını aktardı. Kerkük kent merkezindeki sokağa çıkma yasağı sürerken, IŞİD’in insan avcısı keskin nişancılarının çatılarda konuşlandığı ve masum halkı hedef aldığı görülüyor.

Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta yayın yapan El Sumeria gazetesi, polisin bir intihar saldırganını öldürdüğünü, diğer üçünün ise kendini havaya uçurduğunu aktardı. Kent sakinlerinin güvenliğinin sağlanması için bu gece başlatılan sokağa çıkma yasağı ise halen devam ediyor.

Arap, Kürt ve çoğunlukla Türkmen halkın yaşadığı Kerkük kentinin güvenliğini Peşmergeler sağlıyor. Kentin 55 kilometre güneyinde IŞİD’ın elindeki Havice ilçesi bulunuyor.

MUSUL’DAN KAN DONDURAN HABER

Irak’ın kuzeyindeki Musul kentinin terör örgütü IŞİD’in elinden alınması için sürdürülen operasyondan yeni haberler gelmeye devam ediyor. Irak’ta ABD destekli Musul operasyonu sürerken, Birleşmiş Milletler’den (BM) kan donduran bir açıklama geldi. Reuters’ın haberine göre, BM insan hakları yetkilileri, terör örgütü IŞİD’in Musul’un köylerinden en az 550 aileyi kent merkezine götürdüğünü açıkladı. Yetkililer, kentteki IŞİD mensuplarının bulunduğu bölgelere götürülen bu ailelerin canlı kalkan olarak kullanıldığının düşünüldüğünü belirtti. BM sözcüsü Ravina Shamdasani, bölgeden gelen ve "kanıtlarla desteklenen" bir bilgiye dayanarak, IŞİD’in bir köyde 40 sivili öldürdüğüne dair bir haberi de soruşturduklarını söyledi.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// BATUHAN ÇOLAK : Türk’e ev yok, IŞİD’e ev çok !


batuhancolak

IŞİD’in Türkiye yapılanmasına yönelik operasyonlar Atatürk Havalimanı saldırısından sonra en üst düzeyde devam ediyor. Örgüt mahallelerinin olduğu iddiasıyla gündeme gelen Gaziantep’te emniyet tarafından tespit edilen IŞİD’in hücre evlerine girildi. Ne yazık ki bu operasyonların ilk ayağında 3 polisimizi şehit verdik, 1 tanesi de ağır yaralı.

Olayla ilgili yapılan ilk açıklamada, polislerin içeriye girdiği sırada canlı bombanın kendini patlattığı ifade edildi. Ancak gerçek çok farklıydı. Teröristler, kapı girişini bombayla tuzaklamıştı. Polisler kapıyı açar açmaz bomba düzeneği harekete geçti ve orada 3 şehit verdik. Sonrasında teröristle silahlı çatışmaya girildi ve ölü ele geçirildi.

3 şehit verdiğimiz bina, Güneykent Mahallesi Beşyüzevler Semti’nde bulunuyor. Konum olarak Gaziantep Üniversitesi’ne yakın, genellikle stüdyo dairelerin olduğu merkezi bir bölge. Gaziantep’in birçok bölgesinde yapıldığı gibi burada da Evler bölünerek, ayrı ayrı stüdyo daireler haline getiriliyor. Böylece ev sahipleri normal bir apartman dairesinden 3 daire çıkarıp kiraya veriyorlar. 3 şehit verdiğimiz bina da bu şekildeydi.

Binada IŞİD teröristine komşu olduğunu bilmeden oturan bir öğrenci kardeşimize ulaştım. Operasyon günü de binadaydı, bölgenin durumu ve yaşadıklarını doğrudan aktarmak istiyorum:

“Sabah kalk kalk sesleriyle uyandım. Sanki dibimde biri beni kaldırıyordu. Ne oluyor diye pencereye çıktığımda karşı binanın balkonundan özel harekatçıları gördüm. Hemen “yat yat” diye bağırdılar. Göz ucuyla dışarıya baktığımda eve operasyon yapıldığını gördüm.

Operasyonun başlamasından bir süre sonra büyük bir patlama duyduk. Evin içi tamamen duman oldu, göz gözü görmüyordu. Ambulanslar, çığlıklar her yanı sardı. Sonrasında mahallenin giriş ve çıkışları tutuldu.

Öğlen saatlerine doğru operasyon başladı, saat 16.00 gibi evden kimlik kontrolüyle çıkabildik. Patlamanın olduğu giriş katındaki daire harap haldeydi.”

“Türk’e ev vermiyoruz”

“Şu anda oturduğum muhitteki evlerin aylık kirası 6 yıl kadar önce 250 TL’ydi. Şimdilerde en düşük kira 750 TL’den başlıyor ve hepsi stüdyo daireye dönüştürülmüş. Bizim mahallede Türk’e rastlamanız çok zor, en fazla 10 dairede Türkler oturuyordur, zaten onlar da balkonlarına Türk bayrağı asıyorlar. Geri kalanın tamamı Suriyeli…

Ben üniversiteye yakın olmasından dolayı burayı tuttum ama evi bulana kadar çok zorlandım. Uzun arayışlar sonrasında residance tipi bir daire buldum, güvenli olacağı düşüncesiyle tutmak istedim. Ancak ev sahibinin Suriyeli olduğunu öğrendik. Yine de evi tutmak istedik ancak aldığımız cevap şu oldu “Biz Türklere ev vermiyoruz, sadece Suriyelilere veriyoruz.” Daha sonrasında patlamanın yaşandığı bu daireyi buldum.

Ayrıca ev sahipleri hiç seçici davranmıyorlar. Örneğin karşı apartmandaki stüdyo daireler bin 500 TL’den kiraya verildi. Evlerde çok sayıda Suriyeli kalıyor. Evi tutanın ya da oturanın kim olduğuna bakılmadan bu evler bedelinin 7-8 katı ücretlerle kiraya veriliyor.”

“Sokağı kamerayla izliyorlardı, perdeleri sürekli kapalıydı”

“Patlamanın olduğu dairede kimlerin oturduğunu bilmiyorduk açıkçası. Perdeleri sürekli kapalıydı. Ancak bir gün apartmandan çıkarken kapıları açıktı, içerideki ekrandan sokağın ve apartman girişinin kamerayla gözetlendiğini gördüm. Sokağı ve kapı girişini içeriden izliyorlardı.

Kendilerini hiç görmedim, zaten belli de etmiyorlar. Patlamanın olduğu dairenin 2 penceresi vardı, bugüne kadar açıldığını görmedim. Ayrıca mahalledeki Suriyelilerin hiçbirisi perdelerini ve pencerelerini açmıyor. Tek tük kalan Türkleri balkona çıkmalarından tanıyoruz.”

Gaziantep’te 10 Yıl önce terör yoktu

“Gaziantep’te özellikle Suriyelilerin gelmesinden sonra huzur ve asayiş ortadan kalktı. Çünkü geçişlerde hiçbir kontrol yok. Örneğin tanıdığım Suriyeli arkadaşlar ellerini kollarını sallayarak Suriye’ye geçip alışveriş yapıp, aileleriyle görüşüp geri dönüyorlar. Gaziantep’te resmi rakamlara göre 400 bin Suriyeliden bahsediliyor. Ancak gerçek bunun en az iki katı. Yoldan 4 kişiyi çevirin adres sormak için, 3’ü Suriyeli çıkıyor.

Suriyeliler alınmadan önce Gaziantep’te terör hadisesi yaşanmazdı. Ne zaman ki sınırlar açıldı, evlerde Türkler yerine Suriyeliler kalmaya başladı, terör patladı.”

Kardeşimizin Gaziantep’ten aktardıkları son derece mühim…

Gaziantep’teki 2. Patlamayla ilgili açıklama yapan Gaziantep Valisi: Canlı bomba, etraftaki ev sakinlerine, komşulara da bir sıkıntı olmaması için karşıdaki inşaatta kendisini etkisiz hale getirdi” sözleri aslında neden bu halde olduğumuzun yanıtı niteliğinde…

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// VİDEO : IŞİD militanları Musul Müzesi’nde heykelleri parçaladı – B BC TÜRKÇE


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=5wsc1hJXlzo

SURİYE DOSYASI : ‘Suriye’de yaşananların IŞİD’le ilgisi yok, bu bir enerji savaşı’


Suriye’deki en şiddetli çatışmaların ana boru hatları ya da gelecekte enerji hattı için kullanılması planlanan bölgelerde yaşandığına dikkat çeken Alman dijital gazetesi Deutsche Wirtschafts Nachrichten, ülkede yaşananın IŞİD’le mücadeleden çok ‘enerji savaşı’ olduğunu savundu.

Suriye’de bulunan en önemli petrol pazarlarından iki tanesinin Menbiç ve El Bab’ta bulunduğunu hatırlatan gazete, bu iki kentin Irak’tan Suriye’ye gelen ve İdlip bölgesine devam eden ana boru hatlarına ev sahipliği yaptığını kaydetti. Irak askerleri El-Kayyara petrol rafinerisini, IŞİD’den kurtardı.

‘MENBİÇ’İ ALAN PETROL TAŞIMACILIĞINI DA KONTROL ALTINA ALIR’

“Kim Menbiç’i alırsa, Suriye’deki petrol taşımacılığını da kontrol altına alır” ifadelerine yer verilen analizde, bu durumun batıda Halep, İdlip ve El Bab; doğuda ise Rakka ve Deyr Ez-Zor için de geçerli olduğu ifade edildi. Türkiye’nin şimdiye kadar petrol hatlarına doğrudan ulaşımının bulunmadığını ancak Menbiç’in alınmasıyla birlikte bunun değişeceğini kaydeden Deutsche Wirtschafts Nachrichten haberi şöyle devam etti: “Halep’teki mevcut savaş, devam eden çatışmanın en belirleyici öğesi olarak görülüyor. Halep, ülkenin ana petrol hatlarının geçtiği son büyük şehir. Onu alan, boru hatlarının anahtarını da elinde tutacak.” IŞİD militanları © REUTERS/ IŞİD petrol ve doğalgaz tesisine saldırdı: 9 ölü

ŞİDDETLİ ÇATIŞMALARIN OLDUĞU YERLER, TÜRKİYE-KATAR HATTI ÜZERİNDE

En şiddetli çatışmaların Rakka, Deyr Ez-Zor, Halep, İdlib, Haseke, El Bukemal ve El Bab’ta yaşandığına dikkat çeken gazete, Hama ve Humus’ta da çatışmaların sürdürdüğünü, öncesinde ise Palmira’nın hedefte olduğunu belirterek, tüm bu yerleşimlerin Türkiye’den Katar’a uzanması planlanan boru hattının rotası üzerinde olduğunu vurguladı. ‘ABD DOĞUYU, RUSYA BATIYI İSTİYOR’ Rusya’nın da İran’dan Irak ve Suriye’den geçen bir boru hattı projesini desteklediğini savunan gazete, Moskova’nın bu sebeple Humus’un cihatçıların eline geçmesini istemediğini aktardı. Suriye’deki hava operasyonlarında ABD’nin çoğunlukla doğuya, Rusya’nın da batıya odaklandığını belirten Deutsche Wirtschafts Nachrichten, iki ülkenin de buralarda bir diğeri tarafından petrol boru hattı inşa edilmesini önlemeyi planladığı yorumunda bulundu. 6.9.2016

tr.sputniknews.com

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// VİDEO : Türkiye IŞİD’i Destekliyor Yalanını Kimler Savundu


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=079o06Wg5gQ&feature=em-uploademail

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : IŞİD 18 şehirde 26 hedef belirlemiş, keşif ve istihbarat çalışma sı yapmış


IŞİD’in Türkiye’nin 18 şehrinde 26 hedefe yönelik keşif ve istihbarat araştırması yaptığı ve bazı noktalara ise saldırı planladığı ortaya çıktı.

Hürriyet’ten İsmail Saymaz’ın haberine göre Gaziantep’teki IŞİD operasyonlarında elde edilen dokümanlar ışığında hazırlanan rapor, ‘Ankara katliamı’ dava dosyasına girdi.

Belediye ve emniyet hedefte

Buna göre IŞİD, Gaziantep’te üç hedef belirledi ve bir kahvehanenin görüntülerini çekti.

ÖSO’nun geçici hükümet binası ve Zeugma Müzesi de hedefler arasındaydı. Örgüt militanları bu alanlarda keşif çalışması yaparak giriş çıkış noktalarını saptadı.

Mardin belediye binası ve Şırnak belediye binası harita üzerinde işaretlendi. Şanlıurfa’da ise emniyet müdürlüğü çevresine keşif yapıldı.

Turistik mekanlar

Antalya’da Kasım 2015’te yapılan G-20 zirvesinde devlet başkanlarının kalacağı oteller belirlenemediği için sosyal etkinliklere ilişkin keşif yapıldı, mayınlama gibi eylem arayışlarında bulunuldu.

Birçok kentte turistik mekanlar ve eğlence yerlerinde keşif yapıldı. Elazığ’da askeri birimler, polis merkezleri ve MİT binası için gözlem ve bilgi toplama çalışması yapıldı.

Hatay’da MOBESE Santral Merkezi’nin fotoğrafları çekildi.

Adıyaman’da iki kilise hakkında açık kaynaklardan bilgi toplandı.

STK’lar ve Alevi köyleri için araştırma yapıldı

Öte yandan 22 şehirde Emniyet’e, 41 şehirde TSK’ya ve 10 şehirde diğer kamu kuruluşlarına ait binaların açık kaynaklardan adresleri ve fotoğrafları toplandı.

26 şehirde gayrımüslimlere ait vakıf ve ibadet yerleri, 45 şehirde cemevleri, 6 şehirde parti binaları, 44 şehirde STK’lar, beş şehirde yabancı misyonlar, 11 şehirde baraj ve HES’ler ile tüm şehirlerdeki Alevi köylerine ilişkin açık kaynaklardan araştırma yapıldı.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : IŞİD MİLİTANLARI VE ABD DENİZ PİYADELERİ AYNI MAĞAZADAN ALIŞ VERİŞ YAPIYOR :)))))


IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : Polis, IŞİD’cileri takibi ‘mağduriyet oluşmaması’ için bırak mış


TERÖR Örgütü IŞİD’in Gaziantep yapılanması içerisinde yer alan militanlar, 2012 yılından itibaren polis tarafından 2 yıl boyunca adım adım izlendi. Her adımları ve telefon konuşmaları kayda alınan IŞİD militanlarının takibi 2014 yılı Mart ayında aniden kesildi. O tarihten sonra polisin takibi bıraktığı IŞİD militanları, birbiri ardına Türkiye’de onlarca kişinin yaşamına mal olan bombalı saldırılar düzenlendi. Polisin 2 yıl boyunca izlediği IŞİD militanlarının takibini, o dönem yasada yer alan ‘terör ve örgüt suçlarında teknik takibin 6 aydan fazla olmamasını’ içeren maddeye dayanılarak ‘ileride mağduriyet oluşabileceği’ gerekçesiyle bıraktığı ortaya çıktı.

Terör örgütü IŞİD’in adı, ilk kez 2013 yılı başlarında Suriye’de duyuldu. İlk etapta El Kaide olarak tanımlanan grup, kısa sürede Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adını aldı ve zaman içerisinde de DAEŞ olarak anıldı. Suriye’de rejim ve PYD güçlerine karşı savaşı sırasında özellikle kafa kesen görüntüleri ile tepki çeken IŞİD’e dünyanın birçok ülkesinden katılımlar oldu. Türkiye’de ise IŞİD ismi, Adıyamanlı birçok gencin Suriye’ye gidişiyle duyuldu. Adıyaman’dan Suriye’ye giderek IŞİD’e katılanlar; 5 Haziran 2015’te Diyarbakır, 20 Temmuz 2015’te Suruç ve 10 Ekim 2015’te Ankara’da gerçekleştirilen bombalı saldırılarda rol aldı. Bombalı katliamları araştıran güvenlik güçleri saldırıları organize eden kişilerin ise daha önce El Kaide, ardından IŞİD üyesi olarak takip ettikleri Gaziantepli isimler olduğuna ulaştı.

POLİS 2 YIL İZLEMİŞ

Planlayıcısı oldukları saldırıların iddianamesinde sanık olarak aranan Gaziantepli IŞİD mensubu 19 kişi belirlendi. Yapılan araştırmada polisin adlarına ulaştığı IŞİD militanlarının ise Gaziantep Emniyet Müdürlüğü tarafından 2012 ile 2014 yılları arasında teknik ve fiziki takibe alındığı saptandı. Gaziantep Emniyet Müdürlüğü terör ve istihbarat birimleri 2012 yılında o dönem El Kaide olarak bilinen, ancak daha sonra IŞİD’e yönelen yapı içerisinde yer alan kişileri takibe aldı. Aralarında canlı bomba olarak kendisini patlatan Yunus Durmaz, Gaziantep saldırısını yapan İsmail Güneş’in amcasının oğlu Ahmet ve Talha Güneş, Nusret Yılmaz, Abdulmutallip Polat, Erman Ekici’nin de bulunduğu 19 kişinin savcılık izniyle telefonlarını dinlemeye aldı, fiziki olarak takibe başladı. Polisin 2012 yılının ortasında başlayıp, 2014 yılının Mart ayına kadar sürdürdüğü fiziki ve teknik takip sırasında elde edilen bilgiler ve fotoğraflar, savcılığın terör örgütü üyeliği suçundan geçen Mart ayında açtığı ve 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan dava dosyasında yer aldı.

Polisin yaklaşık 2 yıl sürdürdüğü takip sırasında örgüt mensuplarının kamuflaj elbisesi giyerek örgütsel eğitim amaçlı paintball maçı yaptıkları, örgütsel bağları güçlendirmek için halı saha maçı yaptıkları, ormanlık alanında örgütsel eğitim amaçlı düz koşu ve şınav çektikleri, kermes düzenledikleri, Suriye’de ölen militanların cenaze ve taziyelerine katıldıklarını belirledi. Yine kentte kurdukları derneklerde örgütsel toplantılar yapan IŞİD üyelerinin, alternatif bayram ve cuma namazı kıldıkları saptandı.

Polisin takibe aldığı 19 şüpheliden 8’i, 2015 yılı içerisinde IŞİD’e yönelik operasyonlarda tutuklandı. Polisin takibinde olan ve daha önce Suriye’ye gidip geldiği saptanan örgüt üyelerinden Mustafa Diken ile Halil İbrahim Kiraz ise 1 Mayıs günü 3 polisin şehit olduğu Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’ne yönelik IŞİD’in sorumlularından olan Ahmet ve Talha Güneş kardeşlerin kuzeni İsmail Güneş’in bomba yüklü araçla gerçekleştirilen saldırının ardından gözaltına alınarak tutuklandı. Örgütün sözde Türkiye emiri olan Yunus Durmaz ise geçen 19 Mayıs günü polis operasyonunda üzerindeki intihar yeleğini infilak ettirip parçalanarak öldü. Polisin 2 yıl boyunca izlediği örgütün diğer üyeleri; Ahmet Güneş, Talha Güneş, Nusret Yılmaz, İlyas Kaya, Cebrail Kaya, Abidin Aygün, Kürşat Akçiçek ve İsmail Pektaş’ın ise halen IŞİD silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda Suriye’de silahlı faaliyetlerde bulundukları için soruşturma kapsamında yakalanamadı.

POLİS TAKİP İZİN İSTEMİŞ, MAHKEME KABUL ETMEMİŞ

Türkiye’yi cehenneme çeviren bombalı saldırıların ardından isimlerine ulaşılan ve 2 yıl boyunca her adımı izlenen IŞİD militanlarının takibinin ise 2014 yılı Mart ayında sonlandırıldığı ortaya çıktı. IŞİD üyelerini takip eden Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin, her ay düzenli olarak savcılığa telefon dinlemesi ve fiziki takip için yaptığı talep, 2014 yılı Mart ayında reddedildi. Gaziantep Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü imzasıyla 5 ve 6 Mart’ta, IŞİD militanlarının kullandıkları telefon numaraları için 1 ay süreyle dinleme, yine bu kişilerin açık alandaki faaliyetlerinin takibi için de ses ve görüntü kaydı alınması için savcılığa başvuruda bulundu. Polis, ‘örgüte finans desteği sağlayıp, örgüte yönelik yapılan operasyonlara karşı ülkede ve kentte misilleme olarak silahlı eylem hazırlığı içerisinde olan şahıslarla ilgili yapılan soruşturmada başka suretle delil elde etme imkanı bulunmaması nedeniyle’ IŞİD üyelerinin teknik ve fiziki olarak takip edilmesine yönelik yapılan başvuruyu değerlendiren 1’inci Sulh Ceza Mahkemesi, bu talebi uygun bulmayarak reddetti.

‘MAĞDURİYET OLUŞABİLİR’

Polisin talebini reddeden ve IŞİD’li teröristlerin rapat hareket etmesine yol açan mahkeme kararının ise, o dönem özel yetkili mahkemelerin kapatılmasına dayanılarak verildiği ortaya çıktı. IŞİD militanlarının takibine ilişkin talebi reddeden 1’inci Sulh Ceza Mahkemesi buna ilişkin gerekçesini şu sözlerle açıkladı:

"Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı’nca her ne kadar yukarıda yazılı olduğu üzere CMK 135’inci maddesi uyarınca Ağır Ceza Mahkemelerinin kaldırılmasına ve çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin 21/02/2014 günü TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştığı ve her ne kadar Resmi Gazete’de yayınlanmamış ise de; iletişim dinlenmesi, tespiti, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesini düzenleyen CMK 135 vd. maddesinde şüpheliler lehine olabilecek sıkı şartlar ve sınırlamalar getirildiğinden, ileride mağduriyet oluşmaması açısından TBMM Genel Kurulunda 21/02/2014 günü kabul edilen söz konusu yasa dikkate alınarak yapılan incelemede; dosyada şüpheliler yönünden yapılan iletişim dinlenmesi, tespiti, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesinin 6 aydan fazla bir süredir devam ettiği oysa yukarıda sözü edilen ve 21/02/2014 günü yasalan kanunla terör ve örgüt suçlarında teknik araçlarla izlemenin en fazla 6 ay (tüm uzatmalar dahil) olabileceği öngörüldüğünden ve kararın Ağır Ceza mahkemelerinden oy birliği ile alınacağından dolayı ileride bir mağduriyet oluşmaması açısından Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 06/03/2014 tarih ve 2012/44540 soruşturma sayılı talebin reddine."

ESKİ KAYITLAR İMHA EDİLDİ

Bu gelişme sonrası savcılık, Emniyet Müdürlüğü’ne gönderdiği yazı ile takibe son verilen kişilerin önceki dönemlere ait kayıtlarında suç unsuru olmayan verilerin imhasını istedi. Emniyet Müdürlüğü de bu talep üzerine 17 Mart 2014 günü takibe son verildiğini belirterek, suç unsuru içeren 2 klasör tape tutanakları, ses kayıtlarının olduğu 1 CD, iletişim tespit raporlarını içeren 1 CD ile teknik araçlarla yapılan izlemede elde edilen görüntülerin yer aldığı 1 dosyayı tutanakla savcılığa gönderdi. Emniyet Müdürlüğü, dosya kapsamında suç unsuru içermeyen tespit verileri ve notları kıyma makinesinde kıydığını ve bilgisayar hard disklerinin de yedeği kalmayacak şekilde imha işleminin yapıldığını tutanakla savcılığa iletti.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : IŞİD Sosyal Medya Savaşından Vazgeçmiyor


Twitter, son altı ayda terörizmi destekleyen 235 bin hesabı daha kapattığını duyurdu.

Twitter şirketinden yapılan açıklamada, 2015 yılının ortasından itibaren kapatılan hesap sayısının 360 bine ulaştığı belirtildi.

Twitter, terör içerikli hesaplarının kapatılma oranının 2015’ten itibaren yüzde 80’e ulaştığını ve hesapların çoğunun terör saldırılarından hemen sonra kapatıldığını bildirdi.

ABD merkezli şirket, hesapları kapatılan kişilerin başka bir hesap açarak twitter’ı tekrar kullanabilmelerinin önüne geçilmesinde de önemli adımlar attıklarını duyurdu. Twitter ayrıca, terör içerikli hesapları teşhis edebilmeleri için diğer sosyal medya platformları ile işbirliği yaptıklarını da bildirdi.

Bu gelişmelere rağmen, hesapları kapatılanlar, Twitter’e geri dönme yolunu bulabiliyor. George Washington Üniversitesi’nde Aşırılık-Fanatizm konularında uzman olan J.M. Berger, “Verilen rakamların çoğu, hesapları kapatılan kişilerin bir yolunu bularak tekrar Twitter’e dönenlerden oluşuyor. Bu nedenle bu rakamlar aslında, IŞİD’e destek verenlerin esas sayısını oluşturmuyor,” dedi.

Berger, 2015 yılında yayınlanan “IŞİD’in Twitter Sayımı” (The ISIS Twitter Census) adlı araştırmasında, 2014 yılının Ekim ve Aralık ayları arasında IŞİD’i destekleyenlere ait 46 bin Twitter hesabının bulunduğunu ortaya koydu. Bu hesaplardan her birinin ortalama bin kadar da takipçisi olduğu belirlendi.

Twitter, aşırılık yanlısı hesapların kapatılması ya da engellenmesi için yeterince adım atmamakla eleştiriliyordu. Ancak Berger, Twitter’in, önemli adımlar atmaya başladığını söylüyor.

Berger, Twitter’deki IŞİD ağının, 2014 yılına göre yüzde 10’un altında olduğunu söyledi.

Twitter ve diğer sosyal medya platformlarında yaşadıkları kısıtlamalara karşı IŞİD sempatizanları, Telegram ve Whatsapp gibi şifrelenmiş diğer sosyal medya hesapları kullanmaya ve diğer örgüt sempatizanlarıyla iletişime geçmeye başladı. Ancak bunun IŞİD’e, Facebook veya Twitter’e oranla yeterince olumlu bir yansıması olmadı.

Telegram’ın, üyesi olan hesapların birbiriyle konuşmasına izin verdiğini söyleyen Berger, IŞİD’in, Twitter ve Facebook’u yeni sempatizan bulma platformu olarak kullandığına dikkat çekti.

IŞİD propagandacıları ve örgüte adam kazandıranlar, bu durumun farkında oldukları için, Telegram’a üye olan destekçilerini Twitter’de yeni hesaplar açmaya çağırıyor.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// VİDEO : Trump – IŞİD’i Obama ve Hillary Clinton Kurdu


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=ptYo46PIqxM&feature=em-uploademail

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.