Etiket arşivi: IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : ABD’den “Ebu Bekir el-Bağdadi” açıklaması


ABD’den "Ebu Bekir el-Bağdadi" açıklaması

ABD Savunma İstihbarat Ajansı yetkilisi, DEAŞ lideri Bağdadi ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Yetkili, ‘Yaşadığına inanıyoruz. Nerede olduğunu bilmiyorum ancak Musul’da olmadığını Musul operasyonu başlamadan, Musul ve Telafer’i sarmadan önce şehri terk etmiş olabileceğini düşünüyoruz’ diye konuştu.

ABD Savunma Bakanlığında (Pentagon) gazetecilere konuşan ABD Savunma İstihbarat Ajansı yetkilisi, terör örgütü DEAŞ’ın elebaşı Ebubekir el-Bağdadi’nin hayatta olduğunu ancak Musul operasyonu başlamadan şehri terk ettiğini düşündüklerini bildirdi.

Adı açıklanmamak üzere telefon üzerinden soruları cevaplayan istihbarat yetkilisi, "Ebubekir el-Bağdadi’nin yaşadığına inanıyoruz. Nerede olduğunu bilmiyorum ancak Musul’da olmadığını Musul operasyonu başlamadan, Musul ve Telafer’i sarmadan önce şehri terk etmiş olabileceğini düşünüyoruz.” dedi.

Bağdadi’yi “yılanın başı” olarak niteleyen yetkili, terör örgütü elebaşından ziyade orta kademedeki komutanların ve liderlerin hedef alınmasını örgüte diz çöktürecek daha stratejik bir adım olarak düşündüklerini aktardı.

Yetkili şöyle devam etti:

“Biz daha çok orta kademe operasyon ve taktik komutanlarına odaklanıyoruz. Zaman içerisinde göreceğiz ama askeri muharip gücüne diz çöktürmenin en etkili yollarından biri orta rütbeli elebaşları öldürmektir. Bu adamlar Büyük Şura Konseyi üyelerinden farklı olarak sahadalar.”

DEAŞ Rakka’yı başkent olarak gözden çıkarmış

Rakka’daki DEAŞ elebaşlarının önemli bir kısmının şehri terk ettiğini ifade eden istihbarat yetkilisi örgütün Rakka’yı başkent olarak gözden çıkardığını kaydetti.

Kentin etrafının önemli ölçüde sarıldığını aktaran yetkili “Bazı DEAŞ elebaşları Rakka’nın askeri olarak tutulabileceğini düşünmüyorlar.” şeklinde konuştu.

Rakka’nın halen izole edilmeye devam edildiğini söyleyen istihbarat yetkilisi, örgütün şehirde savunma tuzakları kurmaya devam ettiğini ve yöredeki yoğun nüfustan dolayı çok zor bir savaşın şehri beklediğini söyledi.

“Musul’un doğusunu almamız 80 gün sürdü. Ramadi’yi altı ayda kurtardık. Dolayısıyla Rakka uzun ve zor bir savaş olacak” diyen yetkili, DEAŞ’ın evlere el yapımı patlayıcılar yerleştirdiğini ve şehrin içinde patlayıcı tuzaklanmış pek çok tünelin bulunduğunu düşündüklerini aktardı.

Yetkili şu ifadeleri kullandı:

“Rakka’nın alınması DEAŞ’a karşı yapılacak son savaş olmayacağını söylemeliyim. Tıpkı Musul’da olduğu gibi çok kritik bir savaş olacak. Ve tabii ki halifeliklerini ellerinden almak ve orada tahminimce muharip güçlerini önemli ölçüde yok edeceğimizden son derece sembolik olacak. Ama DEAŞ başka yerlerde devam edecek. Fırat nehri boyunca varlığını sürdürecek.”

"Fırat boyunda 9 bin DEAŞ savaşçısı var"

Yetkili, Musul’un güneyinden başlamak üzere Ebu Kemal, Suriye’de El Kaim, Deyr ez-Zor ve Rakka’nın batısına kazan uzanan bölgede yaklaşık 9 bin civarında DEAŞ militanı bulunduğunu tahmin ettiklerini söyledi.

Amerikalı istihbarat yetkilisi aynı zamanda örgütün Suriye ve Irak’ta kontrol ettiği toprakların yüzde 65’inin geri alındığını ifade etti.

"Irak’ta yoğun nüfuslu şehirler 6 ay içerisinde kurtarılmış olacak"

Yetkili, DEAŞ terör örgütünün ne zaman bitirebileceği konusunda iyi bir tahmini olmadığını ifade etti ancak altı ay içerisinde Irak’ta DEAŞ’ın elinden tüm önemli yerleşim birimlerinin alınmış olacağını savundu.

İstihbarat yetkilisi “Altı ay içerisinde Irak’taki önemli nüfus yoğunluğuna sahip merkezlerin tamamının DEAŞ’tan kurtarılmış olacağını düşünüyorum ancak genel açısından bir zaman dilimi veremem çünkü özellikle de Suriye’de yapmamız gereken daha çok önemli işler var.” değerlendirmesini yaptı.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : Polis ve MİT’ten ortak operasyon /// Kimlikleri şoke etti !


Polis ve MİT’ten ortak operasyon… Kimlikleri şoke etti!

Adana’da DEAŞ operasyonunda tutuklanan Lübnan uyruklu Danimarka vatandaşı Mahamad Laban’ın Avrupa’dan örgüte para akışını sağlayan, Irak uyruklu İsveç vatandaşı Mohammed Tefik Saleh’in ise silah ve teçhizat temin eden yönetim kadrosunda olduğu belirlendi.

Güvenlik kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Adana Emniyet Müdürlüğünün ortak çalışmasıyla Seyhan ilçesindeki bir otelde yakalanan ve terör örgütü DEAŞ’a üye oldukları gerekçesiyle çıkarıldıkları nöbetçi mahkemece tutuklanan Laban (45) ile Saleh’in (38), 10 gün süreyle yapılan sorgularında önemli detaylara ulaşıldı.

İngilizce ve Arapça tercümanlar aracılığıyla sorgulanan iki şüphelinin üzerinde çıkan dijital malzemelerdeki örgütsel yazışma, görüşme ve görsel dökümanlarda inceleme yapan uzman polisler, Danimarka vatandaşı Laban’ın Avrupa’dan örgüte para akışını, İsveç vatandaşı Saleh’in ise örgütte silah ve teçhizat temini yaptığını tespit etti. Laban’ın, 2014 yılında Suriye’ye giderken yanında drone (uzaktan kumandalı hava aracı) götürdüğünü ve burada diğer örgüt elemanlarına bunun eğitimini verdiği bilgisine ulaşan polis, teröristlerin saldırıya geçmeden önce havadan keşif yaparak plan oluşturduklarını belirledi.

YUNANİSTAN ÜZERİNDEN AVRUPA’YA…

İsveç vatandaşı Saleh ve Danimarka vatandaşı Laban’ın, Yunanistan üzerinden Avrupa’ya geçmeyi planladıkları öğrenildi. Türkiye’de sahte kimlik kullanan iki zanlının, Suriye’de son üç ayda yoğun bir silah ve patlayıcı eğitiminden geçirildiği, Avrupa’da sansasyonel eylem hazırlığında oldukları iddia edildi. Üstlerinde sahte mülteci kimlikleri ve pasaport bulunan teröristlerin, gerçek kimlik ve pasaportlarını Türkiye’deki başka bir ilde bıraktıkları, bu ildeki adresten bunları alıp yasal yollardan Yunanistan’a geçtikten sonra Avrupa ülkelerine gitmeyi planladıkları öğrenildi.

Yapılan araştırmada, Saleh’in eşi Fatime Saleh’in 2014 yılında Türkiye’ye iki kızıyla Suriye’ye geçtiği sırada son anda vazgeçerek İsveç’e döndüğü belirlendi. Fatime Saleh’in burada adli makamlara eşinin iki kızıyla DEAŞ’a katıldığını bildirdiği, açılan davaya rağmen Saleh hakkında terör örgütüyle ilgili hakkında herhangi bir aranma kararı bulunmadığı ortaya çıktı. Saleh’in İsveç’te duruşmaya katılmayarak avukatıyla mail yoluyla irtibat kurduğu belirlendi.

KARLOV’U ÖLDÜREN POLİSİN FOTOĞRAFI ÇIKTI

Öte yandan, şüphelilerden elde edilen görsel materyaller arasında idam edilen eski Irak lideri Saddam Hüseyin’in ve Rusya Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’u öldüren FETÖ üyesi olduğu iddia edilen polis memuru Mevlüt Mert Altındaş’ın üzerinde Arapça "Biz cihat üzerine Muhammed’e biat ettik, beklentimiz kalmadı" yazılı fotoğraf bulundu. Laban ve Saleh’in çok sayıda kişiyle siperde askeri kamuflaj ve hücum yelekli olarak kalaşnikof tüfekle çekilmiş fotoğrafları da elde edildi.

İki tutuklunun, sorgularında DEAŞ’a üye oldukları yönündeki suçlamaları kabul etmedikleri, siperde silahlı fotoğraflarının gösterilmesi üzerine de gezdikleri bölgelerde hatıra amaçlı çektirdiklerini iddia ettikleri öğrenildi. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, terör örgütü DEAŞ üyesi olduğu iddia edilen Lübnan uyruklu Danimarka vatandaşı Mahamad Laban ile Irak uyruklu İsveç vatandaşı Mohammed Tefik Saleh’i yakalamış, önceki gün adliyeye sevk edilen zanlılar nöbetçi mahkemece tutuklanmıştı.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : Üniformalı suikast hazırlığı


Üniformalı suikast hazırlığı

Fırat Kalkanı operasyonunun ardından Türkiye’ye yönelik sansasyonel eylem hazırlığında olan DEAŞ’a karşı ülke genelinde operasyonlar sürüyor. İstihbarat birimleri, referandum öncesi terör örgütlerinin askeri kamuflaj ve polis elbisesi kullanarak siyasetçilere, mülki amirlere, diplomatlara suikast planladığını belirledi.

İstihbarat birimlerinin çalışması, terör örgütlerinin referandum öncesinde üniformalı suikast hazırlığını ortaya çıkardı. Fırat Kalkanı operasyonunun ardından terör örgütü DEAŞ’ın Türkiye’ye yönelik sansasyonel eylem arayışı içinde olduğu biliniyordu. Bu nedenle zorlu kış şartlarına rağmen operasyonlara aralıksız devam eden güvenlik güçleri, terör örgütü DEAŞ, PKK ve DHKPC’ye yönelik operasyonlarda çok sayıda asker ve polis üniforması ele geçirmeye başladı.

Emniyet ve jandarma istihbarat birimleri yaptıkları çalışmalarda,DEAŞ, PKK ve DCKPC’nin, işbirlikçileri aracılığıyla temin ettikleri askeri kamuflaj ve polis üniformalarını giyerek resmi kurumlara, siyasi parti binalarına, emniyet birimlerine, askeri kurum ve tesisler ile yol kontrol noktalarına yönelik keşif, saldırı ve sabotaj eylemi içerisinde olduklarını tespit etti.

İstihbarat birimlerinin elde ettiği bilgilere göre üniformalı suikastlerin hedefinde bakan, milletvekili, siyasetçiler, mülki amirler, kayyımlar, siyasi parti temsilcileri ve diplomatik kişiler bulunuyor. Yapılacak suikast tarzı eylemler ile ülkede kaos ortamı yaratmak istendiği, terör örgütlerine yönelik yapılan operasyonları yavaşlatmanın hedeflendiği, ayrıca üniforma ile eylem yaparak güvenlik güçlerini itibarsızlaştırıp vatandaşla karşı karşıya getirmek istendiği belirtiliyor.

Bu kapsamda İstanbul’da yapılan operasyonda terör örgütü DEAŞ ile bağlantılı Tacikistan uyruklu bir kişi yakalandı. Ev ve üzerinde yapılan aramalarda ise çeşitli mühimmatların yanı sıra 40 takım askeri kamuflaj ve dijital malzemeler ele geçirildi. Sarıyer’de ele geçirilen 2 DHKPC’li teröristin evinde ise bir polis üniforması bulundu. Çeşitli tarihlerde PKK’ye yönelik yapılan operasyonlarda da çok sayıda askeri kamuflaj ve polis üniformaları yakalandı.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// NEDİM ŞENER : Kim bu Ebu Cihad ??


Kim bu Ebu Cihad ??

Dünyayı kana bulayan IŞİD, 20 Mart 2014’deki Niğde saldırısından bu yana Türkiye’de yaptığı eylemlerde toplam 237 cana kıydı, 317 kişiyi de yaraladı. En son yılbaşı gecesi Reina’da 39 kişinin öldürülmesi, 79 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan saldırıyı gerçekleştirdi.

Terörist Abdulkadir Masharipov saldırıdan 16 gün sonra yakalanmıştı, önceki gün de mahkeme tarafından tutuklandı. Saldırıdan hemen sonra olay yerine gelen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Gökalp Kökçü’nün yürüttüğü soruşturma, IŞİD’in Türkiye yapılanması hakkında çok önemli bilgiler ortaya çıkardı.

Savcı Kökçü’nün sekiz sayfalık tutuklama talebi yazısı bu konuda birçok bilgi veriyor. Savcı Kökçü’nün koordinasyonunda Ankara’dan Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ve İstanbul’dan MİT Bölge Başkanlığı’nın İstanbul Emniyet Müdürlüğü ile yaptığı işbirliği Masharipov’un yakalanmasında en önemli etken.

Reina benzeri beş saldırı önlendi

Operasyon kapsamında yapılan baskınlarda ele geçirilen belgeler ve alınan ifadelerden yola çıkarak IŞİD’in Reina’ya benzer beş saldırısı önlenmiş.

Yani eğer o işbirliği gerçekleşmemiş ve Reina saldırganı yakalanmamış olsaydı IŞİD silahlı saldırı ve canlı bomba dahil beş katliam daha yapacaktı. Soruşturma karşımızda öyle sıradan bir örgüt olmadığını gösterdi. IŞİD teknolojiyi kullanan ve hücresel yapılanmayı en iyi beceren bir terör örgütü.

2016 yılında İran’dan Türkiye’ye kaçak yollardan giriş yapan IŞİD militanı Masharipov, uzun süre Konya, Kayseri ve İstanbul’da kendilerinin “Madafa” adını verdikleri YTS’lerde yani “Yabancı Terörist Evleri”nde barınmış.

İstanbul’u avucunun içi gibi biliyor

“Telegram” adı verilen haberleşme sistemi üzerinden talimatlar almış. Katil Masharipov yapacağı eyleme kendisi karar vermiyor. Suriye’den aldığı talimatla harekete geçiyor. Evleri bulan, silahları temin eden, ulaştırmayı sağlayan hiç kimse birbirini tanımıyor. Terörist, Suriye’den Ebu Cihad kod adlı terörist tarafından yönlendiriliyor. Örneğin katil önce yılbaşı gecesi Taksim’de eylem için yönlendiriliyor. Polis kontrolünün çok olmasından dolayı vazgeçiyor.

Tekrar “Ebu Cihad” ile iletişime geçiyor. Ebu Cihad onu Cumhuriyet gazetesine yönlendiriyor. Hatta teröriste adresi “Telegram” üzerinden bildiriyor. Ancak yola çıktığında karar değiştiriliyor. Ebu Cihad bu kez Masharipov’u Reina’ya yönlendiriyor.

Hatta, Masharipov Reina ile ilgili görselleri Telegram üzerinden alıyor. Yani Suriye’deki Ebu Cihad, terörist Masharipov’dan daha çok İstanbul’u tanıyor. İnsanın aklına tabi “Kim bu Ebu Cihad?” diye bir soru geliyor.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : Amerikalı IŞİD Lideri – American ISIS Leader


Amerikal ID Lideri.pdf

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : Türk askerlerini yaktığı iddia edilen IŞİD’lilerin kimlikleri belli oldu


IŞİD, propaganda amaçlı olarak kaçırdığı Türk askeri Sefer Taş ve IŞİD içerisine sızmış istihbarat elemanı olduğu ileri sürülen Fethi Şahin’in görüntülerini yayınlanmıştı. Sosyal medya üzerinden IŞİD’in propaganda amaçlı yayınladığı görüntülerde IŞİD’li bir kişi ise Türkçe konuşmasında Türkiye’yi tehdit etmişti.

NOKTA OPERASYONLAR

Hürriyet’ten Fevzi Kızılkoyun’un haberine göre görüntülerin yayınlanmasından sonra istihbarat birimleri, infazcı IŞİD’lilerin kimliklerini belirlemek için çalışma başlattı. İstihbarat birimleri görüntüleri kare kare inceledi. Rehin tutulan askerlerin kurtarılması ve akıbetlerinin belirlenmesi için istihbarat birimleri hem Suriye hem de Musul bölgesinde nokta operasyonlar yaptı. Çalışmalar aralıksız devam ederken, şu ana kadar bir sonuca ulaşılamadı.

KİMLİKLERİ BELİRLENDİ

Yapılan incelemede IŞİD’in içinde yer alan Türk vatandaşları olduğu da belirlendi. Askerleri kaçıran ve propaganda amaçlı videosunu yayınlayanların IŞİD’e 2015-2016 yılları arasında katılan, biri Diyarbakırlı, biri Sakaryalı diğerinin memleketi gizli tutulan üç IŞİD’li olduğu belirlendi. Bu IŞİD’lilerin isimleri ise Hasan A., Muhittin B. ve Talip A. olarak açıklandı. Kimliği belirlenen 3 Türkiye’linin Suriye ve Irak’ta IŞİD’in Türklerden oluşan ‘Yaşar Grubu’ içerisinde yer aldığı, IŞİD’in infazcı timi olarak bilindikleri öğrenildi.

KİLİS’TEN KAÇIRILMIŞTI

IŞİD’in Türkiye emiri ‘Ebubekir’ kod adlı İlhami Balı, 1 Eylül 2015’te beraberindeki IŞİD’lilerle Kilis sınırında devriye görevi yapan askerlerle çatışmaya girmiş, bir asker yaşamını yitirmiş, er Sefer Taş da kaçırılmıştı. Taş’ın IŞİD’in merkezi Rakka’ya götürüldüğü ileri sürülmüştü. Görüntülerdeki Fethi Şahin’in ise 3 yıl önce askerliğini tamamladıktan sonra IŞİD’e katıldığı iddia edilmişti. Şahin’in IŞİD içine sızmış istihbarat elemanı olduğu da iddialar arasında.

KARE KARE TOPOGRAFİK ARAŞTIRMA

IŞİD’in yayınladığı görüntüler kare kare incelendi, topografik araştırma yapıldı. İnceleme sonucunda videonun Musul-Dicle arasında IŞİD’in kontrolündeki bir bölgede çekilmiş olabileceği ağırlık kazandı.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : 7 aydır 9 ilde mekik dokuyor


Kuzey manşet… Kanserli babanın kayıp kızlarını araması sürüyor

Danimarka’nın başkenti Kopenhag’dan IŞİD’e katılmak amacıyla evden kaçarak 26 Mayıs’ta Türkiye’ye giriş yaptıkları tespit edilen 24 yaşındaki Leyla Olgun ile 19 yaşındaki Balle Olgun kızkardeşlerin kanser ve kalp hastası babaları Yaşar Olgun 7 aydır Türkiye’de kızlarını her yerde arıyor.

Tedavi randevusu nedeniyle kısa bir süreliğine Kopenhag’a geri dönen kararlı baba Yaşar Olgun, Kuzey ile yaptığı görüşmede, yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla anlatırken, kızlarının kesinlikle Türkiye’de olduklarını ve bir gün muhakkak bulacağına inandığını söyledi.

Kayıp ilanı vermekte geç kaldı

Kızlarının, Berlin üzerinden uçakla 26 Mayıs tarihinde Atatürk Havalimanı’ndan Türkiye’ye giriş yaptıklarının Türk polisi tarafından tespit edildiğini belirten baba Olgun, başlangıçta iki talihsiz olay yaşadığını kaydetti.

İki kızının evden kaçtığının anlaşılması üzerine, 27 Mayıs tarihinde Danimarka polisine giderek kayıp başvurusunda bulunduğunu belirten baba Yaşar Olgun’a polis, 48 saat geçmeden kayıp ilanı veremeyeceklerini bildiriyor. Bunun üzerine ertesi günü 28 Mayıs’ta İstanbul’a geliyor. Sabiha Gökçen Havalimanı’na inen Yaşar Olgun, olayın şaşkınlığı nedeniyle burada kızlarının kayıp olduğu başvurusunu polise yapmadan derhal Hatay’a uçuyor.

Hatay Reyhanlı İlçe Emniyeti’ne giderek polislerle görüşen babaya, Danimarka polisinin kızları hakkında kayıp ilanı vermesinin gerektiği bildiriliyor. Danimarka Polisi’ni telefonla hemen aramasına rağmen birkaç gün sonra evine geleceklerini söylemeleri üzerine talihsiz baba, Reyhanlı Savcılığı’nı telefonla arayarak Türk vatandaşı olduğunu belirterek yardımcı olmasını rica ediyor.

Savcıdan talimat

Savcı insiyatifini kullanarak, o anda babanın yanında olan Türk Emniyet yetkililerine “Kayıp ilanı verebilirsiniz” talimatını veriyor. Terör Şubesi ve Milli İstihbarat Şubesi tarafından hemen ifadesi alınan Yaşar Olgun’un kızları hakkında aynı gün kayıp ilanı veriliyor. Kayıp ilanını verene kadar geçen bu 3 gün süre zarfında kızlarının Fatih’te kaldıkları May Otel’den ayrıldıkları Emniyet yetkilileri tarafından tespit ediliyor.

28 Mayıs tarihinde otelden taksiyle ayrılarak, Bağcılar Kirazlı Meydanı’na gittikleri kamera görüntüleriyle polis tarafından tespit edilen iki kızkardeşi bulmak için polis bazı evlere baskınlar yapsa da bir türlü nerede olduklarını bulamıyor.

Kilis ile G.Antep İl Emniyet Müdürlüğü, Jandarma İl Emniyet Müdürlüğü ve sınır karakollarına bizzat kendisi giderek kızlarının kayıp oldukları başvurusunu yaparak fotoğraflarını bırakan baba Yaşar Olgun, 30 Mayıs’ta İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Terör Şubesi’ne giderek kızlarının kayıp olduğunu bildiriyor.

İstanbul Emniyeti Terör Şubesi, Hatay’da yaptığı kayıp başvuruyla ilgili olarak tüm bilgilerin İstanbul’a alınacağı ve soruşturma ile aramanın buradan yapılacağını kendisine bildiriyor.

İki kez kaçtılar

Büyük kızı Leyla’nın 9 Haziran’da Bağcılar Kirazlı’da bir marketten alışveriş yaptığını tespit eden baba Yaşar Olgun, polisi hemen arayarak bilgi veriyor.

Kanser tedavisi için Danimarka’da bulunduğu sırada, 22 Haziran’da küçük kızı Balle’nin İstanbul Bayrampaşa’da bulunan Forum İstanbul AVM’de bir ATM’den para çektiğini kendi imkanlarıyla tespit ettiğini belirten Yaşar Olgun, İstanbul İl Emniyeti Terör Şubesi’ni hemen arayarak durumu bildirince polis oraya gidine kadar kızının oradan ayrıldığı belirleniyor.

Polisin,oradaki tüm kamera kayıtlarını incelemeleri sonucu, kızının Bağcılar Meydanı’na gittiği ve orada izinin kaybolduğu tespit ediliyor.

9 ilde mekik dokuyor

Kendi imkanlarıyla 7 aydan beri, İstanbul, Hatay, Kilis, G.Antep, Ş.Urfa, Konya, Bursa, Sakarya ve Ankara’ya birçok kez giderek kızlarını arayan baba Yaşar Olgun, TBMM’ye iki kez giderek bazı milletvekillerinden yardım istediğini ve ellerinden ne geliyorsa yaptıklarını anlattı. Ayrıca, Emniyet Müdürlüğü ile Terör Şubesi’ne gösterdikleri üstün gayret ve yardımlarından ötürü çok çok teşekkür eden Yaşar Olgun, aynı gayreti göstermeye devam ettiklerinden son derece mutlu olduğunu ifade etti.

İki konuda yardım istiyor

Türk makamlarından iki konu da yardım istediğine değinen Yaşar Olgun, Türkiye’nin Kopenhag Büyükelçiliğine bu konuda bir dilekçe verdi. Devlet büyüklerinden kızlarının bulunmasında yardımcı olmalarını özellikle rica ettiğini söyleyen Yaşar Olgun, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Terör Şubesi’yle birlikte daha sıkı bir çalışma ortamına girmesini arzu ettiğini vurguladı.

Türk vatandaşı olduğu için kendisine fazla bilgi vermeyen Danimarka Emniyeti ve Danimarka Gizli Servisi’nden (PET) kızlarıyla ilgili olarak her ne türlü bilgi varsa ve banka hesap giriş çıkışlarıyla, telefon bilgilerinin Türk yetkililer tarafından Danimarka’dan istenmesi olduğunun altını çizdi.

Ailelere birlikte hareket etme çağrısı

Danimarka’dan aralarında Türk gençlerin çoğunlukta olduğu 14 kişinin İŞİD’e katılmak için evlerinden kaçtığını belirten Yaşar Olgun, bu çocukların ailelerine Kuzey aracılığıyla bir çağrıda bulunarak birlikte hareket etmelerini istedi.

Hayatını ortaya koydu

Üzgün ve bitkin baba Yaşar Olgun, kızlarını bulmak için hayatını ortaya koyduğunu ve Ocak ayı içinde tedavisi biter bitmez kızlarını aramaya devam etmek için Türkiye’ye gideceğini sözlerine ekledi.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : Reina Saldırısında ‘Pantolon’ Detayı ve İkinci Terörist Şüphesi


39 kişiyi katleden teröristin her gün yeni görüntüleri ortaya çıkıyor. Bu görüntülere göre Zeytinburnu’ndan açık renkli pantolonla yola çıkan saldırgan, mekâna girerken koyu ve dar kesim bir pantolonla görülüyor. İstihbarat uzmanlarına göre, saldırıyla ilgili şimdiye kadar ortaya çıkan görüntüler iki farklı teröristin olabileceği şüphesini güçlendiriyor. Selfie videosu yayınlanan saldırganın ‘gözcü’ olduğu, katliamı gerçekleştiren diğer teröristin yüzünü çok iyi gizlediği ve net bir görüntüsünün ele geçirilemediği de öne sürülen bilgiler arasında. Bazı görgü tanıklarının ‘iki kişinin ateş ettiği’ yönünde ifadeleri daha önce basına yansımıştı…

Karar Gazetesi’nden Hilal Öztürk’ün istihbarat uzmanlarına dayandırdığı bilgiye göre saldırıyı iki teröristin gerçekleştirdiği şüphesi kuvvetlendi.

Teröristin güvenlik kameralarına yansıyan ve Zeytinburnu’nda kaldığı evden çıkarken tespit edilen görüntüsünde pantolununun açık renkli ve cepli olduğu dikkat çekiyor.

Emniyet’in tek saldırgan olarak açıkladığı ve görüntüsünü paylaştığı teröristin Reina’ya ateş ederek girerken görüntüsünde ise koyu renk ve dar kesim pantolonu olduğu görülüyor.

Yine gece kulübü içindeki görüntülerde ise evden çıkış kayıtlarındaki gibi üzerinde açık renk ve cepli bir pantolon olduğu dikkat çekiyor.

Teröristin taksiye binerek kaçtığını gösteren ve Kuruçeşme’de mobese kamerasına takılan görüntüsünde ise üzerinde yine dar kesimli ve koyu renkli bir pantolon var.

Teröristin içeride üzerini değiştirdiği iddia edilse de Zeytinburnu’ndaki evden çıkış görüntüsü ile Reina içindeki görüntü bire bir uyuşuyor.

Reina girişindeki görüntü ile Zeytinburnu’ndan çıkış görüntülerindeki pantolon detayı bir teröristin, daha önce içeri girdiği ihtimalini doğuruyor.

Diğer saldırganın deniz yoluyla kaçmış olabileceği de iddialar arasında…

Pantolon ayrıntısı diğer saldırganın mekana daha önceden girip saldırıdan sonra deniz yoluyla kaçmış olabileceği, selfie videosu yayınlanan kişinin de gözcü olduğu, içeriye ateş açarak girip kapıdan çıkmış olabileceğini düşündürüyor.

Öte yandan teröristin Taksim meydanında çektiği selfie videosu da ilk olarak IŞİD’in Telegram kanalından yayınlanmış.

Haberde, bu görüntülerin terör örgütü tarafından bilinçli olarak hedef saptırmak amacıyla paylaşıldığı, terörist örgütün Reina içindeki ikinci teröristin kimliğini gizlemek amaçlı yaptığı, polisin ikinci saldırganı da belirlemesi sonrası örgütün hesabından geri çekildiği öne sürülüyor.

Ayrıca teröristlerin her ikisinin de halen Türkiye’de olduğu ifade ediliyor…

Reina’ya düzenlenen saldırının tanığı Anadolu Ajansı kameralarına konuşmuştu

Saldırıdan eşi sayesinde yara almadan kurtulan Sinem Uyanık iki kişinin silahla etrafa ateş ettiğini söylemişti. Bir başka görgü tanığı da saldırganların birden fazla olduğunu, çapraz ateş altına alındıklarını belirtmişti. Kulüpte çalışan bir garson da ifadesinde saldırganların iki kişi olduklarını ve silahla içeriyi taradıklarını anlatmıştı.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : İD (ISIS) Etkisi Altındaki Kadınlar İç in, Bir Kıyafet Zorunluluğu ve Cezalandırma Tahakkümü


11isiswomen5-superjumbo.jpg?itok=emG9zgO_

Cihatçılar bittikten sonra, tek bir kadının bile gözleri yasal değildi. Gözlerin gösterilmesi cezalandırılabilir bir suçtu.

Musul’daki kadınlara dayatılan kıyafet zorunluluğu, İslam Devleti’nin iki seneden daha fazla süre önce şehri istila etmesinin akabinde başladı. Kadın bedeninin her bir parçası silinene kadar, önce yüzle başlandı, sonrasında vücudun devamı geldi- eldivenle örtülmesi gereken ellerin yanı sıra çoraplarla gizlenmesi gereken ayaklar da dahil olmak üzere- ve yasa aşama aşama uygulandı. Kadınlara, gözlerine siyah ince bir örtü giymelerini söyleyen bir hoparlör duyurusu ile sonlandı.

Halima Ali Beder, 39 yaşında, yüzünü örtmek için peçe ve abaya, çarşaf olarak da bilinen geniş elbise ile başlayan her yeni ilaveyi, dolabına kızgınlıkla eklediğini söyledi

Gelgelelim, yine de, komşusunun evine uğramayı planlayıp evinin dışındaki bir alana adım attığında, İslam Devleti’nin gitgide artan acımasız uygulamalarına ters düştü.

“Her şeyi giymiştim -peçe, çarşaf, eldivenler, çoraplar. Tek unuttuğum şey gözlerimi kapatmaktı.” dedi Beder; O, Kuzey Irak’taki Musul’dan 45 mil uzakta olan Hazar mülteci kampındaki görüşmelerde yaşadıklarını anlatan, kentin yakın zamanda özgürleşmiş mahallelerinden olan bir düzine kadından biri.

Beder sadece birkaç adım attıktan sonra, ahlak polisi tarafından fark edildi ve yetkililer ona bağırmaya, onu cezalandırmaya başladı. “Kocan nerede? Herhangi birinin senin yüzünü görebilmesini kabul ediyor mu? diye sordular. Ama yüzümü göstermiyorum, sadece gözlerim açık, dedim.”

10 Haziran 2014’te İslam Devleti’nin eline düştüğünde, Musul’da iki milyondan fazla insan yaşıyordu. Pek çok kadının halihazırda saçlarını başörtüsü ile, kollarını uzun elbise kolları ile kapattığı muhafazakâr bir şehirdi. Fakat militanların kendi öğretilerini empoze ettiği diğer yerlerde yeni kurallar, zorunlu hayayı, nasıl hızla bunalmaya başladıklarını anlatan Musul’daki aileleri sinirlendirecek bir ekstremliğe götürdü.

Şehrin zaptından üç gün sonra, militanlar kapı kapı dolaşarak “Şehrin Yasası”nı tanıtmaya başladılar, Musul’un yerlisi ve şu anda Dubai’deki Al Mesbar Araştırmaları ve Araştırma Merkezi’nde araştırmacı olan Rasha Al Aqeedi’nin bir araştırmasından yola çıkarak, nasıl yönetmeyi planladıklarını ortaya koydular. “Namuslu kadınlar,” diyor yasa, “haya ve geniş, bol çarşaflarınızla, evlerinizde kalın ve sadece gereklilik duyulması halinde dışarı çıkın.”

Bölgenin her yeri İslam Devleti tarafından kontrol ediliyordu, kapalı kıyafetler içinde siyah bir siluet olarak görünen kadın imajının olduğu bir resim, reklam panolarında yükseliyordu. Bir kadının elbisesinin “kalın ve altındaki şeyi göstermeyecek” ve “dikkat çekmeyecek şekilde” olması gerektiğini içerenyedi madde ile yeni görünüşü açıkladılar.

En az bir ay boyunca, yeni yasanın itaatkarları zorlanmadı. Temmuz sonu ile birlikte, binlerce peçe seti, dükkanlara dağıtıldı. Kadınlara, eldivenle beraber peçe giymeyi de buyuran, sayısız emrin ilki çıkarıldı. Aynı süre zarfında, ikamet edenler, araçların İslam Devleti’nin ahlak polisi logosu ile boyandığını gördüler, dedi Aqedi.

Üniversiteye karşıt olarak, Diwan al-Hisba olarak bilinen polis genel merkezi birimi açtılar. Buranın yaptırım yetkilileri, tüm şehir boyunca yayılmıştı, numaralandırılmış alıntılarla dolu kitaplar taşıyorlardı.

Polisler, kıyafet yasasını ihlal eden bir kadını yakaladıklarında, kocasının kimlik kartına karşılık bir ikaz yazdılar. Sonrasında eşi, yargılanmadan önce bir duruşmaya çıkmak zorunda kaldı. Suça bağlı olarak, para cezası ödemek zorunda bırakıldı, aksi takdirde, o ya da karısı kırbaç cezasına mahkûm edilecekti, dedi yakın zamanlardaki firariler.

İslam polisleri, Beder’in evinden içeri izinsiz bir şekilde daldıklarında, eşinin kimlik kartını istediler. Sonrasında, eşi onlar bir şey yapmadan önce ortaya çıkınca, 50,000 dinar para cezası ödemek zorunda bırakıldı- bu, 40 dolar civarında bir para miktarı, bir ailenin aylık gelirinin oldukça büyük bir bölümü.

Kadınlar, sakinler, ahlak polisinin her yerde bulunduğu yönünde bir izlenim edininceye kadar,

muhafızların her ay çoğaldığını söylüyor. Yetkililer, dükkanların yakınlarında ve pazar standının yanında dolaşıyordu. 27 yaşında Zeena Mohamed isimli bir kadın peçesini, satın almayı düşündüğü krem rengi elbiseyi görecek kadar nasıl kaldırdığını anlattı. Siyah tül ile, rengin tonundan emin olamadığını söyledi.

Derhal, bir erkeğin bağırdığını duydu ve onu dükkândan uzaklaştıran yetkiliyi görmek için başını kaldırdı.

Diğerleri, örtüyü kaldırmaktan korktukları için, esnafın onlara geri verdiği paranın miktarından emin olmadıklarını belirtti. Sendeleme, ve hatta düşme, düzenli bir olay haline geldi dediler.

Suriye ve Libya’nın yanı sıra, Irak’ta terör grupları tarafından kontrol edilen bölgeler boyunca, İslam Devleti’nin hisbesi, bir erdem bürokrasisi oldu, ofisleri çeşitli ihlallerin yer aldığı makbuz dosyaları ile dolup taşıyordu. Yanlış sakal uzunluğu, tasdik edilen sürede dua etmeme, sigara ve alkol bulundurma, ve diğer fark edilen ahlaki zayıflıkların uzun bir listesi ile beraber, erkekleri arındırma ve cezalandırma yoluna gidip, bir suç listesi yürüttüler.

İslam Devleti, grubun kara bayrağını taşıyan antetli kâğıtta, pek çok yayınlanmamış örneği New York Times ile paylaşmayı kabul eden, araştırmacı Aymenn Jawad el-Tamimi’den alınan belgelere göre, her yeni kısıtlamayı ayrıntılarıyla anlatan ve cezaları özetleyen fetvalar yayınladı. Fetvalardan biri, kadınların giymesi gereken münasip rengi tartışıyor, kırmızının yasak olduğunu belirtiyordu. Bir başkası, bütün yüzün örtülmesinin öneminden bahsediyordu “çünkü burası, cezbetme ve baştan çıkarma yeridir.”

Bir kadın çorabında bir delik sebebiyle durduruldu, ayak bileğindeki deriyi açığa vuruyordu. Orta yaşlı bir sekreter, sürekli kayıp durmasına sebep olduğu için, eldivenin kalem tutmasını nasıl zorlaştırdığını anlatıyordu. Çıkarmaya çalıştığında da etiketlendi ve tehdit edildi.

Çünkü kıyafet yasası, kadınların kamusal alanda ne giyeceğini belirliyordu. 39 yaşında bir kadın olan Wafa, ailesinin ağılındaki toprak fırında bazlama pişirmek için gittiğinde, kendini esvap giymek zorunda hissetmedi.

Ağıl duvarla çevrili olmasına rağmen, insanlar üzerinden baktığında görünecek kadar da alçaktı, bu sayede de görüldü. Yetkililer derhal kocasının kimlik kartını istemek için geldiler.

“Onlara, eğer evlerimizin içlerine dahi müdahale etmeye başlamayı planlıyorlarsa, bize tüp ve gıda ve diğer ihtiyacımız olan şeyleri getirmeleri gerektiğini, bu sayede dışarı çıkmak zorunda kalmayacağımızı söyledim.” “Taş Devri’nde yaşamak zorunda bırakıyorsunuz bizi.”

Onun sadece bir uyarı ile gitmesine izin verdiler, ama bir dahaki sefere cezalandırılacaktı. Sadece ilk isminin kullanılmasını isteyen Wafa, çocuklarıyla beraber bir piknikte olduğunu anlattı. Ahlak polisinin yeşil logosuna sahip siyah bir arabayı fark ettiğinde, yüzünün etrafındaki kumaşı, ya da peçeyi, elindeki kaşığı ağzına götürecek kadar kaldırdığını söyledi.

Bu sefer, kocasının kimliğine el koydular ve ona bir ihtar verdiler. “Alıkoyma sebebi” diyordu 4715 numaralı makbuz. “Dışarıda peçesiz dolaşan bir eş.”

Daha sonra, Wafa’yı ofislerine götürdüler, burada uzun sakallı bir yargıç cezasını hızla not düştü: 21 kırbaç darbesi.

“Protesto etmeye çalıştım. Ve anlatmaya. Peçeyi kaldırmazsam, nasıl yemek yiyecektim? Ama dinlemediler.” dedi. Onu, Suriyeli bir kadının ona dizleri üstüne çökmesini emrettiği bir odaya götürdüler. Kadının elinde, üstünde metal çiviler olan bir kablo vardı.

“Hissettiğim acı, tarif edilemezdi,” diyor Wafa. “Bağırıyordum, ağlıyorum- yalvarıyordum- dua okuyordum.”

Sırtı lime lime edilmişti, hastanede iki gece geçirdi ve haftalar sonra sadece midesinin üzerine uzanıp uyuyabildiğini söyledi.

Sonuç olarak, belirginleşti ki, yasaların amacı, kadınları evlerine kapatmaktı. “Bütün amaç buydu. İslami hukuk sisteminin özü, kadınların eriyip kaybolmasını sağlamaktı. Onları görünmez kılmaktı.” dedi Aqeedi. Görüşmeye devam ettiği, hala Musul’da olan ve iki yıldan fazla süredir evini terk etmeyen bir kadının örneğini verdi.

Küçük bir grup isyan etmeye çalıştı. Mohamed’in, rutin olarak ahlak polisine karşılık verdiği, onların arasında olduğu annesi ve kız kardeşleri tarafından doğrulanan bir söylentiydi.

Mahallelerinin özgürleştirilmesinin üzerinden çok geçmeden, Zeena Mohamed ve kız kardeşi Mona, kadın iç çamaşırları satan bir dükkâna gittiler. İslam Devleti savaşçılarının iki eşi, müşteriler arasındaydı. “ve dükkandaki en müstehcen çamaşırları satın alıyorlardı.” dedi Zeena.

Kardeşler dükkândan ayrıldığında, dükkânın dışındaki koridorda dolaşan iki İslam Devleti eşinin yanından geçtiler. Bir tanesi, Zeena’nın gözlerinin üstüne tülü örtmeyi unuttuğunu gördü ve yüksek sesle onu uyarmaya başladı.

“Eşin yukarıda müstehcen iç çamaşırları satın alıyor,” diye cevap verdi Zeena, “ve sen benim gözlerimi göstermemle mi alakadarsın?”

Çeviren (Tam Metin): Gaye Polat

(NYT, Rukmini Callimachi, For Women Under ISIS, a Tyranny of Dress Code and Punishment, 12 Aralık 2016)

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// KAZIM BALABAN : SİZ HİÇ İŞİD TARAFTARI GÖRDÜNÜZ MÜ ?


SİZ HİÇ İŞİD TARAFTARI GÖRDÜNÜZ MÜ?

Siz hiç Şeytan gördünüz mü? Şeytan ile karşılıklı konuşup, tartıştınız mı? Peki hiç İŞİD’li gördünüz mü? Hiç merak ettiniz mi bunlar nasıl yaratıklar diye? Ben gördüm. Hem insan, hem de müslüman kılığında gördüm bu yaratığı. Üstelik Avrupa’da….. Viyana’da ki İŞİD’li böyle ise Irak’ta, Suriye’de olan İşid’lilerin nasıl insanlar olabileceğini bir düşünün.

Birkaç gün önce verdiğim bir ilan için biri aradı. Adresi verdim ve eve geldi. Geldiğinde sorduğu ilk sorusu ‘’Sen Müslüman mısın?’’ oldu.

Cevaben ‘’Evet ama bu seni niye ilgilendiriyor?’’ dedim.

‘’Müslüman, müslümandan sorumludur’’ dedi.

Anladım ki bu zihniyete göre özel hayat, kişisel tercihler diye bir durum söz konusu değilmiş ve bir müslüman başka müslümandan da sorumlu olduğuna göre özel hayatımıza hiç tanımadığımız insanların dahil olabileceğini böylece öğrenmiş olduk.

Adam Bangladeş’li imiş. Resmen İŞİD’li olduğuna dair bir delil yok ama bütün davranış biçimleri onlarla örtüşüyor.

Gazetelerde, TV’lerde gördüğümüz tipik İŞİD giyimli, ve aynı kafadan, aynı görüşten olduğu her halinden belli olan kirli sakallı adamla aramızda şu sohbet geçti.

Nerelisin? Sorusuna ‘’Türkiye’’ deyince çok sevindi. ‘’Türkiye’deki müslümanlar bizim kardeşimiz. Erdoğan büyük adam’’ dedi.

Ben de ‘’Evet, Erdoğan büyük adam. Boyu çok uzun. 185 cm falan vardır’’ dedim.

Adam’ın Türkiye hakkında olumlu düşüncelere sahip olmasına sevindim ama Erdoğan’ı çok sevmesine de şaşırdım doğrusu. Demek ki Erdoğan oralarda kendini sevdirecek birşeyler başarmış olmalı.

Bana ters ters bakarak ‘’Sen ne biçim müslümansın? Evinde hem resim var, hem de resimli ve boyalı süs eşyaları var’’ dedi.

Sabırla dinliyorum ve ‘’Bunun ne zararı var? ‘’ diyorum.

‘’Hz. Muhammed resim ve süslü eşyalar kullanmayı haram etti. Hadis var’’ dedi. Böylece bu ilkel insanların resime, heykele, sanata niye düşman olduklarını anlıyorum. Sanata düşmanlık konusunda Hadis varmış.

Adama, ‘’İslamı iyi bildiğimi, bu konuda kitaplar yazdığmı, İslam’ın onun söylediği gibi ilkel ve barbar bir din olmadığını, tersine Hz. Muhammed’in amcası Hz. Hamza’nın 625 yılında Uhud’da şehit edildiğini, Hz. Muhammed’in 630 başlarında Mekke’yi feth ettiğinde bunun intikamını almadığını ve eski düşmanlarının hepsini ‘’İslam olmaları halinde’’ af edeceğini bildirdiğini ve herkesi AF ettiğini, İslam’ın bir barış dini olduğunu’’ söyledim.

‘’O Peygamberdir. O’nun AF edici özelliği vardır. Biz öyle değiliz’’ dedi.

Böylece ‘’Biz Ehli Sünnet’iz. Peygamberin sünnetine uyarız’’ diyenlerin Peygamberin en güzel davranışları ile aralarına kocaman bir sınır koyduklarını, İslam’ın Barış dini olduğunu neden red ettiklerini böylece öğrenmiş olduk.

‘’Biz Şeriat kurallarına uyarız. Mesela Hırsız’ın kolunu keseriz (El ile işaret ederek, kesilmesi gereken yeri tarif ediyor)’’ dedi. Şeriat geldiğinde hırsızlık suçu işleyenlerin mahkeme olmadan ve/ya hafifletici nedenler görülmeden kesilecek ellerin nereden kesileceğini de böylece öğrenmiş olduk.

‘’İslam’da Zina eden Recm edilir’’ diyor. Böylece açılan kuyulara beline kadar sokulup taşlanarak öldürülme olaylarının sadece Afganistan veya Pakistan’a ait olmadığını, imkân oluşursa Avrupa metropollerinin orta yerlerinde bu işler için bir RECM PARKLARI oluşturulacağını ve aynı taşlama işleminin burada da yapılacağını, Recm edilecek kişiye atılacak taşların da Tıpkı Mekke /Arafat’da Şeytan Taşlama alanında görüldüğü gibi Recm Parkı etrafındaki dükkanlarda para ile satılacağını anlamış olduk.

Gerçi başında Tayyip Erdoğan’ın bulunduuğu AKP Hükümeti AB İlerleme Raporları doğrultusunda 2004 yılında Türkiye’de ZİNA İşlemeyi, Cezai Yaptırım gerektiren SUÇ olmaktan çıkarmıştı ama olsun yerli ve yabancı İslamcılar için bu pek fark etmezdi. Bazı suçlara yaklaşımın adamına göre olduğunu, bazı suçlardan İslamcıların MUAF tutulduğunu böylece anlamış olduk.

Adam konuşmasında ‘’Adam öldüren KATL edilir’’ diyor. Mevcut yasalarda insan öldürme vakaları tek tek incelenerek bu suçun hangi şartlar altında işlendiği sorgulanmakta, suçun oluş sebepleri bazen indirim veya beraatla sonuçlanabilmektedir. Ama bu dinciler (dikkat edin dindarlar değil, dinci) açısından pek fark etmez. İdam cezasının dünyada çok geniş coğrafyada yasaklanmasına rağmen Şeriat geldiğinde Suriye ve Irak’ta görmeye alışık olduğumuz görüntülerin Türkiye ve Avrupa’da da uygulanabileceğini anlamış olduk.

Böylece Şeriat geldiğinde Mahkemelerin ortadan kaldırılacağını, Ayaküstü yapılacak olan bir yargılamada kararın Şeriata göre orada her kim yetkili ise O’nun (genellikle Şeyh veya Emir) tarafından verileceğini, bu mahkemede Savcı ve Avukat’ın bulunmayacağını da öğrenmiş olduk.

Adam o kadar fanatik ki beni hiç dinlemiyor ve sürekli Kuran, Hadis, Emir, deyip duruyor. Sıkıştığı yerde uydurma bir Hadis söylüyor ve sizi dinsizlikle itham ediyor. Adamla diyalog, konuşma, görüş alış veriş imkanı kesinlikle yok. İlkel Fanatik dincilerle konuşmanın hiç bir fayda sağlamadığını, bunların beyinlerinin tamamen yıkandığını böylece anlamış olduk.

Adama her ne kadar İslam’ı iyi bildiğimi, evimde Kuran olduğunu, içeriğini bildiğimi söylüyorsam da bir faydası olmuyor. Adam Arapça bilip bilmediğimi soruyor. Bilmediğimi ama Kuran’ın Türkçeye tefsir edildiğini ve böylece anladığımı söylüyorum.

Adam Kuran’ın başka dilde okunması ve yazılmasının haram olduğunu, ancak Arapça okunacağını, başka dile çeviren ve okuyanların dinden çıktıklarını söylüyor. En az 30 İslam Bilgininin Kuran’ı Türkçeye çevirdiklerini, bunlara ilaveten Diyanet İşleri Başkanlığının da bir Heyet nezaretinde Kuran’ı hem Türkçeye çevirdiğini, hem de notalı okunuş şekli dahil internete koyduğunu ve çevirmeli, karşılaştırmalı, kıyaslamalarla vatandaşa sunmasının haram olduğunu, Şeriat geldiğinde bu çevirileri yapan din bilginlerinin hesap vermekten kurtulamayacağını böylece anlamış olduk.

Bu tartışmalar içinde benim Şia olup olmadğımı soruyor. Alevi olduğumu söyleyince Viyana’da bulunan bir Alevi derneğinin adresini belirterek ‘’Orada olan Alevilerin içki ve tütün içtiklerini, ve kadınlarla konuştuğunu ve bunun haram olduğunu’’ söylüyor.

Tütün ve İçki’den ziyade Erkeklerin kadınlarla konuşmasının haram olduğunu, ve Güney Asya ülkelerinde kadınların neden Burka giydiklerini böylece daha iyi anlamış olduk.

Bir an için daldım. Karşımda gerçek bir İŞİD’ci vardı. Kirli sakalı, iğrenç suratı, paslı dişleri ile karşımda sırıtan ve ‘’Bunlar haram, şunlar haram’’ diyen birisi ile konuşuyorum. Adamda duygu yok. Akıl, müzakere, tarih, vicdan yok. O insan kılığında bir Robot. Ve bu adam güya bize Cennet’in yolunu gösteriyor. Bu adamlar bize önder olacaklar.

Düşündüm. Eğer bir Şeytan’ı tasvir edecek olsam göstereceğim örnek her halde bu tür adamlardan olurdu. Bunların İnsana, İslama ve geleceğe ne kadar zarar verdiğini düşündüm.

Sonra Atatürk ve devrimlerini düşündüm. O’nun ne kadar önemli devlet adamı ve asker olduğunu bir defa daha idrak ettim. Türkiye’nin Atatürk’ün kıymetini bilmediğini, devrimlerini fazla anlamadığı sonucuna vardım. Allah şu an bizi koruyor ve bu tür adamlar bizi yönetmiyor. Ama Atatürk’ün elde kalan son miras kırıntılarına sahip çıkmazsak çocuklarımıza İŞİD dolu bir dünya bırakacağımızdan emin olabiliriz.

Bu bir hikaye değil yaşadığım bir olay. Siz hiç bir İŞİD’ci gördünüz mü? Görmek istemiyorsanız nerede olursanız olun gelin hep beraber çocuklarımıza yaşanılır bir dünya bırakalım.

Kazım Balaban / Viyana

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// 6 milyon doları alıp kaçan IŞİD’liden mesaj : Ne İslam Devle ti, ne hilafeti ? Ey aptal oğulları !


IŞİD’in "zekat fonu sorumlusu", "Ne İslam Devleti, ne hilafeti? Ey aptal oğulları!” yazan bir mektup bırakarak 6 milyon dolarla kayıplara karıştı.

Irak-Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) önemli komutanlarından biri olan Ammar el-Haddavi’nin geçtiğimiz ay yanına aldığı para, belge ve sırlarla birlikte Türkiye’ye kaçmasından bu yana IŞİD’de sürpriz gelişmeler yaşanıyor.

Son olarak IŞİD’in "zekât fonu" sorumlusu “Ebu Fatıma” adlı IŞİD’li, yöneticilerine “Ne İslam Devleti, ne hilafeti? Ey aptal oğulları!” yazan bir mektup bıraktıktan sonra 6 militanı ile birlikte 6 milyon doları yanına alarak bilinmeyen bir yere kaçtı.

Daha önce de örgütün farklı rütbe ve görevlerdeki üyelerinden kaçanlar olmuştu. Kaçanların çoğunun bölgelerindeki para fonlarından sorumlu olan şahıslar olduğu belirtiliyor.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// İngiliz İstihbarat Şirketi : DAEŞ 52 kez kimyasal silah kullandı


İngiliz istihbarat ve analiz şirketi IHS Markit, DAEŞ’in kontrolü altındaki bölgelerde 2014’ten bu yana en az 52 kez kimyasal silah kullandığını öne sürdü.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, 11 Kasım’da DAEŞ’in Musul ve çevresinde bu hafta 60 sivili katlettiğini ve muhtemelen kimyasal silah yapımında kullanmak üzere kentte amonyak ve kükürt depoladığını bildirdi.

İngiliz istihbarat ve analiz şirketi IHS Markit’in analizine göre DAEŞ 2014’ten bu yana 19’u Musul bölgesinde olmak üzere Irak ve Suriye’de etkin olduğu bölgelerde en az 52 kez kimyasal silah kullandı. Analizde, son saldırının Musul’da meydana geldiği belirtildi.

DW Türkçe’nin haberine göre, IHS Markit’in salı günü yayınlanan analizinde, DAEŞ’in Musul’da sivillere ve askeri güçlere karşı kimyasal silah kullanma riskinin yüksek olduğuna dikkat çekildi.

Analizde, Musul’un DAEŞ’in kimyasal silah üretiminin merkezi olduğu ancak radikal örgütün Irak Ordusu’nun Musul operasyonunu başlatmasının ardından, kimyasal silah yapımında kullanılan malzemeleri Suriye’ye naklettiği öne sürüldü. Araştırmada, klor ve hardal gazının DAEŞ tarafından en yoğun şekilde kullanılan kimyasal silahlar olduğu ifade edildi.

Musul operasyonu: İnsani yardım çağrısı

Öte yandan ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin hava saldırılarında, Musul’da Dicle nehri üzerindeki önemli bir köprünün hedef alındığı bildirildi. Koalisyonun sözcüsü ABD’li Yarbay John Dorrian, böylece IŞİD’in kentin doğusundaki milisleri için kullandığı ikmal yollarından birinin kesildiğini açıkladı.

Irak Ordusu, Musul’un IŞİD’den geri alınması amacıyla 17 Ekim’de bir kara operasyonu başlatmıştı. Orduya, Kürt peşmerge güçleri de destek veriyor.

BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nden yapılan açıklamada, operasyon sonrası 68 bin kişinin evlerini terk ettiği ifade edildi. Ofis yetkilileri, bu kişilerin insani yardıma ihtiyaç duyduğunu açıkladı.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// VİDEO : F. William Engdahl – DAEŞ’i Eski CIA Direktörü Petraeus Kurdu


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=z6Yjowgki2U&feature=em-subs_digest

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// ALAEDDİN YALÇINKAYA : Büyük Yalan : “IŞİD’le Mücadele”


Prof. Dr. Alaeddin YALÇINKAYA

İletişim alanındaki gelişmeler ve yenilikler bir gelişmeyi beraberinde getirdi: Yalan söylemede, kamuoyunu aldatmadaki büyük buluşlar! Diplomasi mesleğinin gereği olarak ülkenin çıkarı, hukuk, siyaset, eşitlik, güvenlik gibi parlatılmış kalıplarla dile getirilir. Ancak 19. yüzyılda olgunlaşan 20. yüzyılda gelişen bu meslekte bir dereceye kadar saygı veya karşıdakini “enayi” yerine koymama formatını izlemek mümkün idi. Konu Türk ve İslam dünyası olunca, en ilkel Ortaçağ heveslerini çağdaş kalıplarla ortaya sürmek normal bir davranış haline gelmiştir. Bu politikalara “Büyük Oyun” ismini batılılar vermiştir.

Bugünün tarihini yazacak olanlar en büyük yalanın “IŞİD ile mücadele” olduğunu görebileceklerdir. 11 Eylül sonrası Afganistan’a müdahale edilip yıllarca bomba yağdırılırken amacın terörle, Taliban ile, el-Kaide ile mücadele olduğu söylenmiştir. Irak’a 2003’te müdahale edilirken de amacın kitle imha silahlarını yok etmek olduğu söylendi. Bugün cılız da olsa bunun yalan olduğunu yazabilen batılı araştırmaları görebilmekteyiz. Arap Baharı çerçevesinde örneğin Libya’ya müdahalenin benzer amaçları olduğu yazıldı.

Hemen her gün hatta her saatte Halep’te, Musul’da ve diğer yerleşim yerlerinde bombalar patlayıp insanlar ölürken diplomatik zeminlerde, uluslararası örgütler salonlarında, basın toplantılarında amacın “IŞİD ile mücadele” olduğu söylenmektedir. Başta ABD, Rusya, İngiltere olmak üzere bölgeye asker, silah yanında istihbarat ordusu gönderen ülkelerin Ortaçağ’da kaldığı zannedilen ilkel hesapları ile 20. yüzyılın ilk yarısına damgasını vuran petrol kavgasından bahsettikleri duyulmamaktadır. Diplomatik beyanların vazgeçilmez tamlaması “IŞİD ile mücadele” için nerden çıktığı tartışma aşamasına dahi gelmeyen terör örgütü her fırsatta malzeme sunmaktadır. Buna karşın bu terör devletçiğinin bugüne kadar niçin korunduğu, niçin bu kadar insanın ölmesine göz yumulduğu, örgüte yeni terörist ve silah kazandırılmasında gerçek sorumluların kimler olduğu sorgulanma aşamasına gelmemiştir, belki de hiçbir zaman gelmeyecektir. Bunun yerine oryantalist söylemlerle sömürüyü meşru kılmak üzere “etnik, mezhepsel nedenler” ile başlayan ifadeler herkesin gözünü perdeleyecektir.

Irak ve Suriye’nin en büyük şehirlerinden Musul ve Halep yok olma sürecine girmiştir. Halep’te sıkışmış muhaliflere karşın Rusya desteğindeki rejim güçleri bomba yağdırırken zaman zaman ateşkes makyajları görülmektedir. Bu arada muhalif grupların daha doğrusu bu bölgenin asıl sahiplerinin şehri terketmesi istenmektedir. Gerçi nüfusun büyük kısmı zaten sınırların ötesine geçti, dağıldı, yok oldu. Ancak kalanlarla birlikte şehrin 14 asırlık tarih ve kültürü dahi ağır ağır, dünya kamuoyunu alıştıra alıştıra berheva edilmektedir. Belirtmek gerekir ki Halep ve civarında yaşanan bu sonuç aslında diğer güçlerin uzlaşması ile yaşanmaktadır. Çünkü Avrupa’nın mamur şehirlerindeki toplantıların anlaşmazlıkla sonuçlanması bu katliamın sürmesinde anlaşmaya varıldı demektir. Türkiye’nin bu çerçevede “ilkeli politika” adına Şam yönetimi ile temasa geçmemesi muamma olarak kalacaktır. Halbuki Şam yönetiminin gücü, Rusya ve İran’a dayanmaktadır. Ankara’nın da bu ülkelerle diyaloğunda problem yoktur. Katliamın sona ermesi, mevcut unsurların bir şekilde uzlaşarak Suriye’de yeni bir oluşumun önü açılması konusunda Türkiye, İran ve Rusya anlaştığı takdirde kimse buna karşı duramayacaktır. Her seferinde “Esedsiz” girişiyle Ankara’nın kendi önünü tıkaması “kime yaramaktadır, kimler yok olmaktadır?” hesabının yapılması için daha ne kadar beklenecek?

Musul’dan IŞİD’i çıkarma konusu, naklen yayınıların ötesinde ne anlama geldiği bir kaç haftaya kadar belli olabilecektir. Dünyanın en büyük güçleri davul-zurna ile Musul etrafında konuşlanırken terör örgütüne şehre iyice yerleşmesi veya bu tarihi kenti bombalarla donatması için fırsat mı tanınmaktadır? Tıpkı Halep için olduğu gibi bu şehrin de boşalması, halkın bir şekilde vatanından uzaklaşması için tatlı-sert nasihatlar, tehditler, uyarılar azar azar ancak dozu gittikçe artarak pompalanmakta.

Belki üç-beş aya kadar IŞİD kontrolünde bir yer kalmayacaktır (her ne kadar ABD’den bunun yıllarca süreceği söylense de). Ancak bu coğrafyadaki kentler, köyler üç-beş ayda bir şu gruptan bu gruba geçmeye, iç savaş değişik formatlarda sürmeye devam edecektir. Tıpkı yıllardır yaşandığı gibi. Çünkü bütün plan, program bölgedeki insanların birbirini kırması, Müslüman nüfusun azalması, İslam mirasının bütün unsurlarıyla yok edilmesi üzerine kurulmuştur. Bu bağlamda İsrail çevresinde güçlü devletin kalmaması, mevcutların parçalanarak birbiriyle didişen devletçiklerin kurulması diğer sömürgecilerin de çıkarlarıyla uyuşmaktadır. Bu konuda bölgenin etnik yapısı kullanılışlı bir fırsat sunmaktadır.

Bu Ortaçağ ilkelliğini önlemek için kimsenin etnik kökeni veya mezhebiyle hesaplaşmasına, örneğin Sünnilerin Ehl-i Sünnet yolunu tartışmaya açmasına gerek yoktur. İtikad ve amel ile ilgili konular ancak ilim meclislerinde tartışılabilir. Türkiye laik bir sisteme sahip olup halkının önemli bir kısmı Sünni iken bunun yok sayılması IŞİD’e yeni fırsatlar verir. İran yöneticileri de Şiî temellerini inkâr etmiyor. Sorunun buradan kaynaklandığını söylemek batının korkunç tuzağına peşinen düşmek demektir. Halkının çoğunluğu Hıristiyan olan Yunanistan ile sorunlar karşısında İslam kimliğini inkâr yoluna gidilmedi.

İsrail’in ve büyük güçlerin çıkarları sözkonusu olunca buna karşı koymanın mümkün olamayacağı düşünülebilir. Petrol, doğalgaz ile birlikte jeopolitik zenginliğin bölge halkına bırakılmasını istemeyenlerin gücü ortadadır. Ancak bu güçlerin her zaman belirleyici olmadığının birçok örnekleri bulunmaktadır. Bölge halklarının daha fazla dayanışma içerisinde olmaları, en azından güçlerini birbirlerine karşı kullanmamaları bu tuzağı atlamanın ilk adımıdır.

alaeddin.yalcinkaya

Öncevatan, 31 Ekim 2016

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : ABD, IŞİD militanları bu dev casus uçakla avlıyor


ABD, IŞİD militanları bu dev casus uçakla avlıyor

ABD Hava Kuvvetleri’ne ait casus uçağ RC 135 Rivet, Irak ve Suriye’de IŞİD’e karşı yürütülen savaşta koalisyon güçlerinin en büyük yardımcılarından biri. Amerika’nın en büyük casus uçağı olan RC 135, IŞİD militanlarının, radyo ve telsiz konuşmalarını dinliyor, nokta atışıyla yerlerini belirleyerek, 20 ülkeden koalisyon ülkelerinin hava güçlerine gerçek zamanlı bilgiler sağlıyor.

Askeri uzmanlar, uçağın “elektronik harp desteği, istihbarat toplama, analiz ve yayma yeteneği” bulunduğuna vurgu yapıyor. Irak ordusunun öncülüğünde Musul’a başlatılan son harekatta yine bu uçak en önemli istihbarat kaynağı olarak görev yapıyor. Musul operasyonu için Katar Al Udeid Hava Üssü’nden havalanan bir adet RC 135’in, koalisyon güçlerine çok önemli istihbari bilgiler aktardığı biliniyor. Dört motorlu, Boeing 707 uçağından casus uçağa dönüştürülen RC 135, hiç yakıt ikmali yapmadan 7 bin 400 km uçabiliyor.

1991 yılındaki birinci Körfez Savaşı’ndan bu yana Ortadoğu’nun adeta sabit bir unsuru haline gelen RC-135, 10 yıl boyunca da Saddam Hüseyin’e ait birliklerin ihlalini önlemek için uçuşa yasak bölge uygulamasını gözetleme görevi yaptı.

ABD liderliğindeki koalisyon 2003 yılında Irak’ı işgal ettiğinde RC-135 yine önemli görev üstlendi, Saddam yandaşları ve diğer isyancılarla mücadele de Amerikan askerlerinin gözü, kulağı oldu. Pentagon, 2011 yılında kuvvetlerinin büyük kısmını çektiği halde havadaki casus uçağı bu bölgedeki görevine devam etti.

ABD’nin Nebraska Hava Üssü’nde 17 adet casus uçağı bulunuyor, bu uçaklar dünyanın çeşitli bölgelerinde görev yapıyor. RC-135 uçaklarında pilotlar, navigasyon ve istihbarat uzmanları, teknik personel olmak üzere 30 kişilik bir mürettabat görev yapıyor.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// ‘Bağdadi’den yeni ses kaydı’ iddiası : Türkiye’yi işgal edin


‘Bağdadi’den yeni ses kaydı’ iddiası: Türkiye’yi işgal edin

Ebubekir el Bağdadi’ye ait olduğu söylenen ve 17 Ekim’de başlayan Musul operasyonu sonrası bir ilk niteliği taşıyan bir ses kaydı yayınlandı. Kayıtta örgüt üyelerine ‘Türkiye bugün artık menzilinize girdi, cihadınızın hedeflerinden biri haline geldi. Orayı işgal edin’ çağrısında bulunuluyor.

‘Bağdadi Musul’a hava saldırıları başlamadan önce kaçtı’

Reuters haber ajansının duyurduğu gerçekliği henüz doğrulanamayan 31 dakikalık kayıtta, Musul operasyonunun başarısız olacağından emin olunduğunu söyleniyor ve IŞİD üyelerine ‘Türkiye’yi işgal edin’ çağrısı yapılıyor.

Irak ordusu ve Peşmerge’nin 17 Ekim’de başlattığı Musul operasyonundan bu yana bir ilk özelliği taşıyan kayıtta operasyona ilişkin bazı ifadeler şöyle: “İslam Devleti’nin bugün sürdürdüğü büyük cihat ve giderek şiddetlenen bu savaş, zaferden bir adım ötede olduğumuza inancımızı artırıyor. Ninova halkı, ‘Allah düşmanlarına” karşı sürdürdüğümüz cihadın zayıflamasına izin vermemeli.”

BBC Türkçe’nin aktardığına göre 31 dakikalık kayıtta, Türkiye için de ayrı bir bölüm var. Bağdadi’ye ait olduğu öne sürülen ses, IŞİD üyelerine çağrı yaparak, “Artık nefretinizin ateşini Türk askerlerine boşaltabilirsiniz” cümlesini kullanıyor.

‘TÜRKİYE’DE GÜVENLİ SANILAN YERLERE KORKU SALIN’

Kayıttaki Türkiye ile ilgili bir diğer bölümde ise, “Türkiye bugün artık menzilinize girdi, cihadınızın hedeflerinden biri haline geldi. Orayı işgal edin, ve güvenli olduğunu sandığı yerlere korku salın” ifadesi yer alıyor.

‘KANLARININ NEHİR GİBİ AKMASINI SAĞLAYIN’

Kayıtta, örgütün intihar timlerine de çağrı bulunuyor. “İnanmayanların gecesini gündüze çevirin, topraklarında yıkım yaratın, kanlarının nehir gibi akmasını sağlayın” deniliyor.

Kayıtta, ‘kafir’ tabiri kullanılan Suudi Arabistan’a da saldırı çağrısı var.

‘LİDERİNİZ ÖLDÜRÜLSE BİLE…’

Öte yandan Bağdadi, kayıtta dünya genelindeki IŞİD sempatizanlarına “Lideriniz öldürülse bile Irak ve Suriye’ye göç edin” çağrısı da yapıyor.

SON KAYIT 1 SENE ÖNCEYDİ

Bağdadi’ye ait olduğu öne sürülen son ses kaydı Aralık 2015’te yayınlanmıştı. Söz konusu kayıtta Rus hava operasyonlarının ve ABD liderliğindeki koalisyonun IŞİD’I zayıflatamadığı ifadeleri yer alıyordu.

Bağdadi’nin halifeliğini ilan ettiği Musul, Haziran 2014’te ele geçirilmesinden bu yana örgütün kalesi konumunda bulunuyor.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : IŞİD’de İstihdam: Sosyal Medya, Yalnızlık, Manipülasyon (Çev iri)


Son zamanlarda dünyanın birçok yerine gerçekleşen IŞİD saldırıları haberleri meşgul ediyor. Bu haberleri duyduktan sonra, şu kolayca merak edilebilir: akli dengesi yerinde olan herhangi birisi nasıl böyle vahşetlerin bir parçası olur?

Bu kadar aşırı ve şiddetli bir örgüt nasıl olur da zeki ve genç insanları, gitgide sayıları artan Batılıları da dahil, sıradan hayatlarını bırakıp bu korkunç amaca hizmet etmeye ikna eder?

Bu soruları yanıtlamak için IŞİD’in gençleri nasıl kendi emelleri için savaşmaya ikna ettiğine bakmalıyız.

İnternette İstihdam

Internet IŞİD gelecek üyelerini bulması ve hedeflemesi için mükemmel bir yer. İstihdam görevlileri internette kimliklerini gizleyebilir ve üye alımın sürecini saklı tutabilir. İnternette bilgi alışverişi ve kimliklerin maskelenmesi kolaydır.

IŞİD’in istihdam görevlileri diğer insanları cihatçı yapmakla sadece kendi inandıkları değerlerin propagandasını yapmış olmuyorlar, aynı zamanda da önemli bir miktar para alıyorlar. IŞİD kazandırılan her üye için destekçilerine 10,000 Amerikan Doları veriyor. Bu paranın miktarı yeni üyenin niteliklerine göre de değişiyor yani eğer yeni üye iyi eğitimli biriyse, bilgisayar uzmanı veya doktor gibi, bu miktar da artıyor.

İstihdam görevlileri IŞİD tarafından yazılan “İstihdam Sanatı Rehberi” (A Course in the Art of Recruiting) kitapçığında bahsedilen ikna taktiklerini sık sık kullanıyorlar. Bu kitapçık IŞİD’cilere, hedefteki insanların sevinçlerini ve hüzünlerini paylaşarak onlara yakınlaşmayı ve İslam’ın temellerine odaklanırken cihattan bahsetmemelerini öğütlüyor. Buradaki amaç olası üyelerle yakın ilişkiler kurmak ve onları yeni arkadaşlar edindiklerine inandırmak.

Yalnızlık

IŞİD cihatçısına dönüşümün en önemli nedenlerinden biri yalnızlık. Geçmişte radikal bir İslamcı örgütün üyesi ve istihdam görevlisi olmuş Mubin Shaikh’e göre örgütlüler toplumdan uzaklaşmış insanları hedefe alıyorlar, hatta uzaklaşmamış insanları da kendileri uzaklaştırıyorlar.

Çoğu zaman, ergenlik çağındaki gençler en kolay hedef. Bu çağdaki çoğu genç çevresine uyum sağlayamıyor ve daha büyük bir şeyin parçası olmak istiyor. Bu da IŞİD’in onları ikna etmesini kolaylaştırıyor; ergenlik çağındaki gençlerin dünyadaki yerlerini anlama çabalarını kötüye kullanıyorlar.

İstihdam görevlileri gençlerin internette, gerçeklikten uzak, geçirdikleri zamanı artırarak onları toplumdan uzaklaştırıyorlar. Bu yeni üyeleri, İslamiyet’e geçişlerini başkalarına duyurmalarının onları tehlikeye atacağı konusunda uyarıyorlar. İlerleyen zamanlarda da bu üyeler internetteki “kardeşlerine”, gerçek aile ve arkadaşlarından daha yakın hissediyorlar.

Manipülasyon

Şüphesiz ki, hiçbir Amerikalı veya Avrupalı genç bir savaş sahasına gitmeye ve katliamcı bir radikal örgüte katılmaya ikna edildiklerini düşünmüyor. Örgütlüler tarafından kafalarına sokulan fikirler tamamen hayal ürünü. Örneğin, Amerikalı iki genç kız insani yardım bahanesiyle Suriye’ye getirilmişlerdi. Genç kızların yeni “arkadaş”ıysa onları ülkeye soktukta sonra IŞİD’in kontrolündeki bir bölgeye getirdi ve bu kızlar seks kölesi olarak çalıştırıldılar.

Başkalarıysa bir çeşit ütopik bir harekete katılma ve kendilerinden daha büyük bir şeye ortak olma sözüyle veya kısaca maceraperestlikle örgüte çekiliyorlar. Çoğu insana IŞİD’in amacının Suriye ve Irak’ta kutsal insanların Allah’ın kanununa göre yaşayabileceği bir anavatan kurmak olduğu söyleniyor.

Yeni Nesil Müslümanlar

Sıklıkla hedef alınan diğer bir grupsa genç Müslümanlar, çünkü genel olarak bir kimlik krizi yaşıyorlar. Farah Pandith’e göre, bu “kimlik bulma çabası aşırıcılara bir açıklık sağlıyor – hayatlarına bir sebep verme ve bir aidiyat hissi yaratabilme açıklığı”. Amerikan Kongresindeki yeni bir rapora göre 250’den fazla Amerikalı IŞİD’e girmeye çalıştı, ve bu insanların birçoğu da eski mülteci.

Örneğin, 18 yaşındaki Dahir Ali birçok insanın ona Müslüman olduğu için terörist dediğini söylüyor. IŞİD gibi örgütler özellikle böyle insanları hedef alıyor – dışlanmış hissedenleri. Ali’nin Minneapolis’teki çevresi ülkedeki en yüksek Somalili nüfusa ev sahibi, bu insanların birçoğu 1990’larda Amerika’ya mülteci olarak gelmişti. 2007’den beri radikal örgütlere katılmak için Minneapolis’i terk eden insan sayısı iki düzine oldu.

Görebileceğimiz üzere, istihdam süreci insanları radikal IŞİD’çilere dönüştürmenin oldukça önemli bir kısmı. Ne yazık ki, internetin doğası gereği bu süreci engellemek çok zor. Ancak, istihdamın lojistiğini anlamak manipülasyonun ve yalanların radikal hareketleri güçlendirmedeki rollerini de anlamamızı sağlayabilir.

Not: Bu blogda belirtilen görüşler Citizens for Global Solutions’ın resmi politikasını yansıtmak zorunda değildir.

Aslı:http://globalsolutions.org/blog/2015/12/ISIS-Recruitment-Social-Media-Isolation-and-Manipulation#.V-615zLBLBJ

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// IŞİD : Devletleşmiş Bir Terör Örgütü mü ?


Son yıllarda oldukça şiddetli bir dönemden geçen ve farklı terörist grupların hedef noktası haline gelen Orta Doğu’da bir terörist grubun eylemleri diğerlerininkileri gölgede bırakıyor. IŞİD (ya da diğer isimleriyle ISIS, IS, DAEŞ, DAİŞ, İD…) 2014 yılının başlarında Irak ordusuna önemli yenilgiler yaşatarak başta Musul olmak üzere çeşitli şehirleri ele geçirdiğinde dünya gündemine oturdu. Musul’un ardından Irak ve Suriye’de önemli ölçüde toprak kazanan ve bir zamanlar Bağdat’ın kapısına kadar uzanan bu örgüt daha önce hiçbir terör örgütünün yapmaya yeltenmediği bir işe girişti; devletleşmeye çalışmak. Kontrol ettiği bölgelerde vergi toplayan, okullar açıp eğitim veren, yol yapan, sağlık hizmetleri götüren, her yerleşim bölgesine bir vali atayan kısacası klasik anlamda devlet olarak bildiğimiz yapı ne yapıyorsa onu taklit eden bir yapıya bürünen IŞİD, bir terör örgütü mü yoksa bir devlet mi olduğu tartışmalarına yol açtı. Bu yazının amacı da bu tartışma etrafında dönen tartışmayı değerlendirip bir cevap aramak olacaktır. Öncelikle devlet nedir sorusuna cevap aranacak, bir devleti devlet yapan unsurlar tartışılacaktır. Ardından, IŞİD’in konumu bu unsurlar içerisinde kendinde bir yer bulabiliyor ya da bulamıyor mu sorusu tartışılacak, son olarak da IŞİD’in neden bildiğimiz anlamda devlet tasvirine uymadığı açıklanacaktır. Yazının ana argümanı IŞİD her ne kadar bazı yönleri ile devletmiş gibi bir izlenim verse de gerçekte devlet olmaktan uzak olduğu olacaktır.

Devlet Nedir?

Devlet tanımını farklı şekillerde yapmak mümkün. Eğer bu çalışma akademik bir çalışma olsaydı, çeşitli akademisyenlerin bu konudaki tanımları incelenebilirdi ancak daha güncel bir bakışla olayı yaklaşıldığı için Türk Dil Kurumu’nun tanımı da kullanılabilir. TDK devlet sözcüğünü;

Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık’

şeklinde tanımlamış. Oldukça basit bu tanım aracılığı ile devletin iki temel unsuru olduğunu söylemek mümkün; birincisi sabit ve değişmeyen bir toprak bütünlüğüne, yani sınırlara sahip olmak, ikincisi de belirli bir toprak parçasında yaşayan millet veya milletler topluluğu tarafından oluşturulmuş olmak, kısacası tanımlanabilir bir nüfusa sahip olmak.

Elbette bu iki unsur çok genel ve oldukça kapsayıcı unsurlar. Bunların yanında bir yapının devlet olduğunu kanıtlar nitelikte olan birkaç önemli alt unsur daha sıralayabiliriz. İlk olarak, düzenli ve gelenekleri oturmuş ve herhangi bir silahlı gruptan daha gelişmiş ve sofistike silah sistemlerine olan bir orduya sahip olmak. İkincisi, programlanmış, düzenli ve daha da önemlisi sürdürülebilir bir eğitim ve sağlık sistemine, tercihen belirli bir sayıda ve bilim üretebilme yeteneğine sahip yüksek öğretim kurumlarına sahip olmak. Son olarak ise Birleşmiş Milletler ve diğer devletler tarafından devlet statüsünde kabul görmek. Bu noktada şunu belirtmek önemli; bu alt kriterlerden bazılarını karşılamayan devletler olduğunu, dolayısıyla bu kriterlerin tamamıyla doğru olmadığını düşünenler olabilir ve bu düşüncelerinde haklılık payı vardır. Ancak dünya üzerindeki devletlere baktığımızda neredeyse tamamının bu kriterleri karşıladığını görürüz. Karşılamayanların ya devlet statüleri tartışmalı durumdadır ya da her ne kadar devlet olarak kabul edilseler de bu devletlik ünvanı onlara sadece sembol amaçlı verilmiştir (Bu konudaki en başlıca örnek olarak Vatikan Devleti ve Monako Prensliği gösterilebilir). Dolayısıyla istisnaların kaideyi bozmayacağını öne sürerek bir siyasi yapının devlet olup olmadığına karar vermede bu yukarıdaki kriterlerin oldukça önemli bir yol gösterici olacağını söylemek mümkündür.

IŞİD ve Devlet Kavramı

IŞİD Irak ve Suriye’de büyük bir alanı ele geçirip buraları kontrol etmeye başladığında uluslararası alanda terörizm ile ilgilenen uzmanların en çok şaşırdığı konulardan biri de IŞİD’in normal bir terörist örgütü gibi davranmayıp daha çok bir devlet gibi hareket etmeye çalışması oldu. Göze çarpan ilk unsur IŞİD’in diğer terörist örgütler gibi asimetrik savaş taktiklerini kullanıp vur-kaç saldırıları düzenlemek yerine düzenli bir ordu gibi hareket edip ilerleyerek şehirler ele geçirmesi ve o şehirlere yerleşmesi oldu. Irak ordusunun envanterinden yağmaladığı askeri araçlar ile silahlı gücünü hem nicelik hem de nitelik olarak daha önce hiçbir terörist grubun gelemediği bir noktaya taşıyan IŞİD çeşitli raporlarda farklı rakamlar iddia edilse de yaklaşık olarak 30 bin kişilik bir silahlı güce ve yağmaladığı askeri depolar sayesinde büyük sayıda anti-tank silahlarına, zırhlı personel taşıyıcılarına ve hatta hatırı sayılır miktarda tanka sahip oldu. Kontrol altında tuttuğu yerlerde elektrik, su ve yol gibi normal şartlarda devlet tarafından sağlanan hizmetleri sağlayan IŞİD, bununla da kalmayıp okullar açıp okul çağında bulunan çocukları buralarda kendi eğitim sistemi ve ideolojisi ile eğitmeye ve aynı zamanda sağlık hizmetleri vermeye başladı. Aynı zamanda kontrol altında tuttuğu bölgelere valiler ve yerel idari yöneticiler atayıp dikey anlamda bir devlet hiyerarşisi oluşturmaya başladı. Hatta ve hatta kendi adına pasaport ve vatandaşlık da dağıtmaya başlayarak kendisini klasik terör örgütü algısının tamamen dışına konumlandırdı.

Yukarıda sözü edilen devlet kıstasları ile IŞİD’in yaptıklarını karşılaştırdığımızda karşımıza devlet olmanın gerekliliklerini yerine getiren bir örgüt çıkıyor. IŞİD’i diğer terörist örgütlerle kıyaslamak bu konuda daha anlamlı bir resim verebilir. Örneğin PKK ve El Kaide hiçbir zaman çok kalabalık bir silahlı güce ve sofistike zırhlı araçlara ve tanklara sahip olup bunları Türkiye, Amerika ya da Afganistan ordularına karşı kullanmadı. Onun yerine daha çok karakol baskınları, bombalama eylemleri, sivilleri hedef alan eylemleri kullanarak vur-kaç üzerine kurulu bir asimetrik savaş strateji izlediler. Doğal olarak kendileri tamamen bir alan kontrol edemediği için de eğitim, sağlık, su, yol gibi devlet tarafından karşılanan hizmetleri yönetmeyi hedefledikleri nüfusa hiçbir zaman sağlayacak güçleri olmadı. Bu yönüyle IŞİD’in bizim bildiğimiz anlamda ‘terör örgütü’ tanımlamasına tam olarak uymadığı açık olarak görülüyor. Ancak bakış açımızı biraz değiştirdiğimizde IŞİD’in iddia edildiği gibi bir devlet olduğunu söylemek de pek mümkün değil.

IŞİD Bir Devlet mi? Pek de Değil

Önceki bölümde IŞİD davranış biçiminin devlet olma gerekliliğinin alt unsurlarından bir kaçı ile örtüştüğünden bahsedilmişti. Bu bölümde ise öncelikle bir adım geri atıp devlet olmanın temel gerekliliklerine değinmek gerekiyor. Türk Dil Kurumu tarafından yapılan tanımda devlet olmanın iki ana unsurundan yani değişmeyen sınırlara sahip olmak ve o sınırlar içerisindeki millet ya da milletler tarafından örgütlenmiş bir yapıya sahip olmak demiştik. İşte bu iki unsur da IŞİD için oldukça problemli hususlar. Her ne kadar 2014 yılının başından beri IŞİD önemli ölçüde bir toprak parçasını kontrol etmiş olsa da, örgütün sabit bir sınırları olduğu söylenemez. Irak ve Suriye’de devam eden çatışmalar örgütün sınırlarının çok hızlı bir şekilde değişmesine, dolayısıyla kalıcı anlamda bir toprak parçasına ya da sınırlara sahip olmasına olanak sağlamıyor. İkinci olarak ise her ne kadar bazı yerel aşiretlerden, Saddam’ın eski askerlerinden ve kısıtlı sayıda bölge insanından destek alsa da, IŞİD’in belirli bir toprak parçası içerisindeki insanlar tarafından örgütlenerek kurulan bir devlet olduğunu söylemek zor. Aksine, dünyanın dört bir tarafından gelen militanlar örgütün siyasi ve askeri bürokrasisinin önemli bir kısmını oluşturuyor. Bu durumda IŞİD’in Irak ve Suriye’deki insanlar tarafından kurulmuş bir devletten ziyade dünyanın dört bir yanından ideolojik sebeplere örgüte katılmış insanlar tarafından kurulup yönetilen ve ayakta tutulmaya çalışılan bir oluşum olduğu durumunu ön plana çıkarıyor.

Öte yandan, devleti devlet yapan yardımcı unsurların da temeline indiğimizde IŞİD’in devlet olma iddiası açısından oldukça tartışmalı bir konumda olduğunu görürüz. Örneğin, bir sosyal devlet gibi davranarak kontrolü altında olan nüfusa eğitim ve sağlık gibi hizmetler sağlamak her ne kadar daha önce görülmemiş bir durum olsa da, bu hizmetlerin sürdürülebilirliği yalnızca devletlere mahsus olan bir durumdur. Bu sektörlerde ihtiyaç duyulan doktor, hemşire, öğretmen, sağlık teknisyeni gibi uzmanlık isteyen mesleklerde insan yetiştirme kapasitesi, gerekli ekipmanların sağlanması, altyapının kurulması gibi hususlar devletlere has olan bir durumdur. IŞİD her ne kadar ilk anda bu hizmetleri sunabilme gücüne sahip olmuş olsa da bu konudaki sürdürülebilirliği oldukça tartışmalı bir konudur. İnsan yetiştirecek kapasitede bir üniversitesi olmayan IŞİD, bu sektörlerde kullanılacak teknolojiyi dışarıdan temin etme ya da kendi üretme kabiliyetine de sahip gibi görünmemektedir. Dolayısıyla bu tip hizmetleri sürdürülebilir şekilde sunma kabiliyetleri kısıtlı olduğu için de IŞİD’e bir devlet statüsü bahşetmek çok da mantıklı gözükmemektedir.

Sonuç

IŞİD terör örgütü daha önce hiçbir terörist örgüt tarafından denenmemiş bir şekilde asimetrik savaş taktiğinden simetrik savaş taktiğine geçip, bir düzenli ordu gibi hareket ederek şehirler ele geçirmeye başladığında kendisinin bir El Kaide ya da PKK gibi bizim bildiğimiz klasik anlamda bir terör örgütü gibi tanımlanamayacağını kanıtladı. Davranış biçimleri, ki kendisi de olduğunu iddia ettiği gibi, bir devleti andırmaktaydı. Ancak devlet nedir sorusu üzerine yapılacak derin bir düşünce ve bu düşünceden ortaya çıkan olgularla IŞİD’in durumu karşılaştırdığında ortada tam anlamıyla bir devletin varlığından söz etmenin oldukça zor olduğu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla IŞİD bir devlet mi sorusuna her ne kadar terör örgütleri arasından devlet olmaya en çok yakınsayan olarak öne çıksa da, onun bizim bildiğimiz bir anlamda devlet olmadığı cevabı en mantıklı cevap olarak ortaya çıkıyor.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// PROF. DR. ATA ATUN : DAEŞ Yolun Sonuna Geliyor


DAE Yolun Sonuna Geliyor.pdf

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// BATUHAN ÇOLAK : Türk’e ev yok, IŞİD’e ev çok !


batuhancolak

IŞİD’in Türkiye yapılanmasına yönelik operasyonlar Atatürk Havalimanı saldırısından sonra en üst düzeyde devam ediyor. Örgüt mahallelerinin olduğu iddiasıyla gündeme gelen Gaziantep’te emniyet tarafından tespit edilen IŞİD’in hücre evlerine girildi. Ne yazık ki bu operasyonların ilk ayağında 3 polisimizi şehit verdik, 1 tanesi de ağır yaralı.

Olayla ilgili yapılan ilk açıklamada, polislerin içeriye girdiği sırada canlı bombanın kendini patlattığı ifade edildi. Ancak gerçek çok farklıydı. Teröristler, kapı girişini bombayla tuzaklamıştı. Polisler kapıyı açar açmaz bomba düzeneği harekete geçti ve orada 3 şehit verdik. Sonrasında teröristle silahlı çatışmaya girildi ve ölü ele geçirildi.

3 şehit verdiğimiz bina, Güneykent Mahallesi Beşyüzevler Semti’nde bulunuyor. Konum olarak Gaziantep Üniversitesi’ne yakın, genellikle stüdyo dairelerin olduğu merkezi bir bölge. Gaziantep’in birçok bölgesinde yapıldığı gibi burada da Evler bölünerek, ayrı ayrı stüdyo daireler haline getiriliyor. Böylece ev sahipleri normal bir apartman dairesinden 3 daire çıkarıp kiraya veriyorlar. 3 şehit verdiğimiz bina da bu şekildeydi.

Binada IŞİD teröristine komşu olduğunu bilmeden oturan bir öğrenci kardeşimize ulaştım. Operasyon günü de binadaydı, bölgenin durumu ve yaşadıklarını doğrudan aktarmak istiyorum:

“Sabah kalk kalk sesleriyle uyandım. Sanki dibimde biri beni kaldırıyordu. Ne oluyor diye pencereye çıktığımda karşı binanın balkonundan özel harekatçıları gördüm. Hemen “yat yat” diye bağırdılar. Göz ucuyla dışarıya baktığımda eve operasyon yapıldığını gördüm.

Operasyonun başlamasından bir süre sonra büyük bir patlama duyduk. Evin içi tamamen duman oldu, göz gözü görmüyordu. Ambulanslar, çığlıklar her yanı sardı. Sonrasında mahallenin giriş ve çıkışları tutuldu.

Öğlen saatlerine doğru operasyon başladı, saat 16.00 gibi evden kimlik kontrolüyle çıkabildik. Patlamanın olduğu giriş katındaki daire harap haldeydi.”

“Türk’e ev vermiyoruz”

“Şu anda oturduğum muhitteki evlerin aylık kirası 6 yıl kadar önce 250 TL’ydi. Şimdilerde en düşük kira 750 TL’den başlıyor ve hepsi stüdyo daireye dönüştürülmüş. Bizim mahallede Türk’e rastlamanız çok zor, en fazla 10 dairede Türkler oturuyordur, zaten onlar da balkonlarına Türk bayrağı asıyorlar. Geri kalanın tamamı Suriyeli…

Ben üniversiteye yakın olmasından dolayı burayı tuttum ama evi bulana kadar çok zorlandım. Uzun arayışlar sonrasında residance tipi bir daire buldum, güvenli olacağı düşüncesiyle tutmak istedim. Ancak ev sahibinin Suriyeli olduğunu öğrendik. Yine de evi tutmak istedik ancak aldığımız cevap şu oldu “Biz Türklere ev vermiyoruz, sadece Suriyelilere veriyoruz.” Daha sonrasında patlamanın yaşandığı bu daireyi buldum.

Ayrıca ev sahipleri hiç seçici davranmıyorlar. Örneğin karşı apartmandaki stüdyo daireler bin 500 TL’den kiraya verildi. Evlerde çok sayıda Suriyeli kalıyor. Evi tutanın ya da oturanın kim olduğuna bakılmadan bu evler bedelinin 7-8 katı ücretlerle kiraya veriliyor.”

“Sokağı kamerayla izliyorlardı, perdeleri sürekli kapalıydı”

“Patlamanın olduğu dairede kimlerin oturduğunu bilmiyorduk açıkçası. Perdeleri sürekli kapalıydı. Ancak bir gün apartmandan çıkarken kapıları açıktı, içerideki ekrandan sokağın ve apartman girişinin kamerayla gözetlendiğini gördüm. Sokağı ve kapı girişini içeriden izliyorlardı.

Kendilerini hiç görmedim, zaten belli de etmiyorlar. Patlamanın olduğu dairenin 2 penceresi vardı, bugüne kadar açıldığını görmedim. Ayrıca mahalledeki Suriyelilerin hiçbirisi perdelerini ve pencerelerini açmıyor. Tek tük kalan Türkleri balkona çıkmalarından tanıyoruz.”

Gaziantep’te 10 Yıl önce terör yoktu

“Gaziantep’te özellikle Suriyelilerin gelmesinden sonra huzur ve asayiş ortadan kalktı. Çünkü geçişlerde hiçbir kontrol yok. Örneğin tanıdığım Suriyeli arkadaşlar ellerini kollarını sallayarak Suriye’ye geçip alışveriş yapıp, aileleriyle görüşüp geri dönüyorlar. Gaziantep’te resmi rakamlara göre 400 bin Suriyeliden bahsediliyor. Ancak gerçek bunun en az iki katı. Yoldan 4 kişiyi çevirin adres sormak için, 3’ü Suriyeli çıkıyor.

Suriyeliler alınmadan önce Gaziantep’te terör hadisesi yaşanmazdı. Ne zaman ki sınırlar açıldı, evlerde Türkler yerine Suriyeliler kalmaya başladı, terör patladı.”

Kardeşimizin Gaziantep’ten aktardıkları son derece mühim…

Gaziantep’teki 2. Patlamayla ilgili açıklama yapan Gaziantep Valisi: Canlı bomba, etraftaki ev sakinlerine, komşulara da bir sıkıntı olmaması için karşıdaki inşaatta kendisini etkisiz hale getirdi” sözleri aslında neden bu halde olduğumuzun yanıtı niteliğinde…

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.