Etiket arşivi: ESKİ

CIA DOSYASI : CIA eski Türkiye şefi Paul Benard Henze’nin 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu Türkiye raporundan


KAYNAK : www.nacikaptan.com

CIA eski Türkiye şefi Paul Benard Henze’nin 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu Türkiye raporundan

TARİH : ESKİ TÜRK DESTANLARINDA METRİK SİSTEM


ESKİ TÜRK DESTANLARINDA METRİK SİSTEM

Destanlar, bir milletin tarih sahnesine çıktığı ilk devirlerde başından geçen büyük hadiseleri, savaşları, kahramanlıkları, göçleri mitolojik unsurlarla süsleyerek lirik bir dille anlatan eserlerdir. Ayrıca kahramanlık, sevinçli veya acı bir hadise gibi konuları işleyen, on birli hece vezni ile ve koşma şeklinde yazılan halk şiiri ya da mizâhi bir meseleyi ele alan manzume, modern Türk şiirinde mühim tarihî hâdiseleri konu alan, şekil, muhteva ve üslûp bakımından eski örneklerinden ayrılan uzun kahramanlık şiirleri, hikâye, masal şekillerinde tanımlanmışlardır.[1] Destanlar Türk dilinin ve edebiyatının, Türklerin geleneklerinin, inançlarının kısacası Türk hayatının olduğu gibi verildiği eserlerdir. Destanların yaratanı da yazarı da anlatanı da milletinin kendisidir. Destanların her biri yazıldıkları dönemin dil özelliklerini yansıtır. Destanlarda kullanılan deyim ve atasözleri de o dönemde günlük yaşayışa ait gözlemleri aktarır. Şekil ve üslup bakımından hikâyeler, hikâyeler arasında konuşmalar ve manzum parçalar vardır. Manzum parçalarda hece vezni değişik şekillerde kullanılmaktadır. Zaman zaman halk hikâyelerinde olduğu gibi hece vezninin düzgün ölçülerine uymayan bir tür serbest nazım kullanılmıştır. Bu bölümlerde kendi başına bir bütün oluşturan şiirler karşımıza çıkmaktadır. Edebî sanatlardan yoksun yalın ifadelerle anlatılmış, tabii bir üslup hemen hemen bütün destanlara hakimdir. Bu canlı ifadenin kaynağı konuşma dilidir. Genellikle kısa cümleler, mecaz unsurları, sıfatlar, benzetmeler, seciler, nazma yakınlaşan anlatım tarzı karşımıza çıkar. Nesrin ifade serbestliğine sahip bir dil kullanılır.

Şiirin ritmi ve ritmik kuralları daha çok simetrik ve açıktır. Şiirin ritmini tutmak nesrin ritmini tutmaktan daha rahattır. Ritm hecelerin belli sayıda öbekleşmeleriyle vurgulu ve vurgusuz uzun ya da kısa hecelerin düzenli dizilişiyle sağlanır.[2] Hece ölçüsünde belli duraklarla ayrılan belli sayıdaki hece dizeleri ritmik anlatımı sağlar.

Her şiir bir sistemdir. Bir şiirde dizeleri oluşturan kelimeleri hece sayıları, hece süreleri ve vurguları açısından inceleyerek dizenin ses yapısını aydınlatmaya çalışan alana metrik adı verilmektedir. Genel olarak Türk şiirinde ritm aruzla yazılmış örneklerde aruzun kendi uzunkısa (kapalıaçık) hece düzeni ve kalıptaki hece sayısıyla sağlanmakta, hece ölçüsüyle yazılan şiirlerde ise duraklarla öbekleşen değişik sayıda hece dizileriyle oluşmaktadır. Şiirdeki ritm kelime, kelime grubu veya aynı dizenin tekrarlarıyla daha da artmakta ses tekrarları da buna eklenince ritm artmaktadır.

Aynı zamanda bu tekrarlarla belli bir kavram veya düşüncenin zihinde yer etmesi, pekiştirilmesi sağlanmaktadır. Şiirin ses yapısı birtakım ritm birimlerine dayandırılır. Bunlar hecelerin süresi, sayısı ve vurgusuyla belirlenmektedir. Bu konuda kullanılan metrum terimi güçlü ve hafif olmak üzere vurguya dayanıyordu. Ayak adı verilen metrik birim ise bir vurgulu heceyle bir ya da iki vurgusuz heceden, kimi zaman da yalnızca vurgusuz hecelerden oluşur.

Şiirde biçim ve içerik ayrılmaz durumdadır. Destanşiir en katışıksız biçimiyle geçmişteki önemli olayların şiir anlatımıyla sunulmasıdır. Şiirdeki söz sanatları, vurgulamalar, sözdizimi öbeklenmeleri değişik ölçüleri, dörtlük biçimlerini ortaya çıkarır. Ölçü ve içerik içiçedir. Şiir dili günlük dile oranla daha dizgisel, ölçülü ve sistematiktir.

Şiirle anlatılmış bir destanda anlam derinliği çok daha yoğundur. Bu tarz destanlar şiir içi ve şiir dışı şeklinde incelenebilirler. Şiir içi öğeler vezin, kafiye, söz sanatları; şiir dışı öğeler ise anlam ve sözdizimidir. Öncelikle böyle bir destanda ölçü dokusu tespit edilmelidir. Destanlar genel olarak on bir, on iki, on, sekiz, yedi, altı, beş, dört hecelik dizelerden meydana gelirler. Hece sayısındaki çeşitlilik hece ayırımında da göze çarpar. Destanlarda hece ayırımları çok çeşitlidir. Genellikle söz dizimi düzenine uyulmaz. On iki heceli bir dize 6+6 şeklinde bölünebildiği gibi 8+4 şeklinde de bölünebilir.

Dede Korkut Destanı’nın nazım bölümünde hece sayısı düzenli değildir. 7+7, 7+4, 7+3, 7+4, 8+8 gibi adeta nesre yaklaşan anlatımlar bulunmaktadır. Bu anlatımların durakları anlatımdaki vurgulara göre değişmektedir. Bir ölçü ikiden fazla parçaya bölünebilir. Baş kesüpdür/kan döküpdür/çuldı alupdur/ad kazanupdur (4+4+5+5) (DK 155), Kara gözlü/kâfir kızın/men aluram (4+4+4) (DK 155), Han Kazan oğlı/imişem (5+3) (DK 239), Kazan mafia/yetişsün (4+3) (DK 249), Kurban olsun size/menüm başum (6+4) (DK 193), Köpegüm/kâfir (3+2) (DK 238), Gice gelen hırsuzları/korkudan (8+3) (DK 102), Berü gelgil/kulunum oğul (4+5) (DK 155), Seni ög/megüm yok (3+3) (DK 238), Mere kavat kızı/munı maña niçün/dimezidüfi (6+6+4) (DK 239), Aduñ nedür yigit/digil maña (6+4) (DK 241), Pilon geyen kesişüfi elin/men öperem (9+4) (DK 155), Görgil/ögrengil/ve hem bize pusu olgıl oğul (2+3+10) (DK 160). Kafiye mısra sonlarındadır. Zaman zaman bu kafiyeler tekrarlardan meydana gelir. Alan sabah han kızı yrümden turmadum mı/boz aygırufi biline binmedüm mi (DK 149), karmanup dört yanufia bakdufi mı kız/kargu kibi kara saçufi yoldufi mı kız (DK 148).

Altay destanlarından Maaday Kara Destanı’nda istisnalar bulunsa da dizeler 8 hecelidir ve 4+4 şeklinde ortadan ayrılır. Attuçuulu/MaadayKara (MK 870), ay alıstıfi/albatızı (MK 6441). Bazen dizelerin hece sayısı sekizi aşar, bu hallerde dizenin ilk yarısında bulunan heceler dörde indirilir. Hece sayısını azaltmada iki yöntem vardır. Dar ünlülerden biri düşürülür veya bazı kelimelerin söylenişi hızlandırılır. Hece sayısı eksik ise yine iki yöntem uygulanır. Bir ünlü uzatılır veya sayısı eksik ise yine iki yöntem uygulanır. Bir ünlü uzatılır veya bu, diyt, la, ol gibi bir dolgu kelimesi dizenin genellikle ikinci yarısına ilave edilir. Bek ter bütken/bu beline (MK 4831). Bazı dizeler 4 heceden oluşmuştur. Cer altınafi (MK 2279).

MaadayKara’da düzenli bir kafiyeden söz edilemez. Bir türden bir ses ahengi tabii mevcuttur. Bu bazen tekrar edilen cümle yapısından doğan ses ahengidir. Köpti bolso cigen tafima/köldi bolso içken tafima (MK 524525), bazen dize içi kafiyedir. Altın tiskin tefidey tutup (MK 387), bazen de dize başı kafiyedir. Caaktuga bu ayttırıp/caman konok bu konbogon/carınduga bu bastırıp/caynap ıylap bu cürbegen (MK 375-380).

Altay Türklerinin kahramanlık destanı Alıp Manaş’da ise 4+4, 5+5, 5+4, 4+3 heceli şekiller bulunmaktadır. Odus aygırlu/mal turgadıy (5+4) otuz koçlu koyun durabilirdi (AM 18), olorbıla/kajo bütken (4+4) onlarla birlikte biten (AM 10), odus kuçalu/koylor turgadıy (5+5) otuz koçlu koyun durabilirdi (AM 16), cajıl keen/Altayda (4+3) yeşil görklü Altayda (AM 2). Destan 4’lü veya 5’li mısralar halinde yazılmıştır. Kafiyeler mısra sonundadır. caş agaştarı bür sargarbas/cajıl keen Altayda/caygı kuştarı ün seribes/caraş cırgaldu keen cerde (AM 14), olorbıla kajo bütken/bajı kuudıy kajaygan/tiji kuulıdıy sargargan/barçookır atka mingen/baybarak dep baatır curtadı (AM 1014).

Kırgız Destanı Manas’ta 4+4, 4+3, 5+4’lü şekiller bulunmaktadır. Kırgıstı bu/zup cegendey (4+4) Kırgız’ı yercesine yok etse (MD I38), erkek bala/bar bar bolso (4+3) bir oğlan vücut bulsun (MD I25). Bütün bir destan ara verilmeksizin mısralardan oluşur. Kafiye mısra sonunda ve üç beş mısrada biraradadır.

Kırgız destanı Seytek’te 4+4, 4+3’lü şekiller bulunmaktadır. Belesiçunkur/bel basıp (5+3) (Seytek 14743), şerin aban/kelatat (4+3) (Seytek 14824). Kafiye düzeni mısra sonlarındadır. Oluya atam cerdegen/tüz bolgurdu surasan/munu tübünön kayıp eelegen (Seytek 14761).

Kırgız destanlarından Semetey’de ise 4+4, 4+3 şekilleri kullanılmıştır. Ey köbü tögün, köbü çın (4+4) ey çoğu yalan, çoğu gerçek (Semetey 1), bayırkının kalpı köp (4+3) eskilerin yalanı çok (Semetey 15). Kafiye son hecededir. aytpay koysok bolobu/ulamadan ukkan söz/ulam birge cukkan söz/karılardan kalgan söz/kattay cattap algan söz (Semetey 1014).

Tatar destanı Edigey birbirini takip eden kıtalar, tiradlardan kurulmuştur. Eserde çoğu kez satırlar 7’li hece veznine dayalı olsa bile bu vezin bütün mısralarda aynı değildir. Bazen arada 11’li, 12’li veya daha uzun satırlara da rastlanıyor. Genel olarak destanlardaki bu durum irticalen söyleme geleneğinden kaynaklanmaktadır. Borın ütken/zamanda (4+3) (ED 1), Tuktamış digen/han buldı (5+3) (ED 7), Tugrına kungan/tökle ayak (5+4) (ED 40), Şah Timerge birgen de/sin iken (7+3) (ED 178). Destanda hece ölçüsü esas olmakla beraber belli bir kalıp tekrarlanmakta ve anlatım tekniği olarak nazım kullanılmaktadır. Destanda ahenk mısra başı ve mısra sonu kafiyelerle, iç kafiyelerle ve rediflerle sağlanmaktadır. Unına torıp ber baktı/sulına torıp ber baktı (ED 4546), sum timerdey kızardı/kızargan son ut buldı (ED 5051), anı bakkan sin iken/anı kötken min iken (ED 113-114).

Başkurt Halk Destanı Ural Batır dizelerden ve dizelerin arasında verilen nesir parçalarından oluşmuştur. Nazım kısmı 6’lı, 7’li ve 8’li hece veznine dayanır. Bulgan ti/ber urın (3+3) (UB 16, unda bulğan/ti boron (4+3) (UB 16), yanbika tigan/ber karsık (5+3) (UB 16). Kafiye genel olarak dize sonlarındadır. atlap alğa kitkanda/tal töböna yetkanda (UB 146), taw batşağa barayım/haray seren belayem (UB 146).

Hakas Destanı Altın Arığ 3 heceli şekillerden başlayarak 11 heceli bazen de daha fazla heceden meydana gelmiştir. Aralarda yine dizeler halinde konuşmalar vardır. Bu nedenle hece sayısı birbirini tutmamaktadır. Bu nedene bağlı olarak belli bir kafiye sistemi bulunmamaktadır. Nadir olarak dize sonlarında kafiyelere rastlanmaktadır. Çazı çirde mal xalbazın/een çirde is xalbazın (AD 790791), uluğ çurttı anda unadıbısxannar/xalın çurttı anda talabısxannar (AD 800-801).

Türkmen Halk Destanı Göroğlu Destanı nesir parçaları arasında dört dizelik kıtalar halindedir. Dizeler 4+4 şeklinde 8’li veya 6+5 şeklinde 11’li hece veznindedir. Kıtalarda ya ilk üç dize sonu kafiyeli, dördüncü dize serbesttir ya da dört dize sonu da kafiyelidir. 8’li: Men atadan/yeke boldum/gaygy hesret/bilen öldüm/daglarda mu/nalyp kaldym/atym yok yo/lum daş oldy (Göroğlu 20), 11’li: Baş menzilden arap atlar çeker men/her menzilde sermes guzy gapar men/dah.

Kazak destanlarından Kozı Körpeş Bayan Suluv Destanı’nda düzenli olarak (6+5) 11’li şekil kullanılır. Üyünde saymanı jok boyına epüstünde doğru dürüst giysisi yok (Kozı Körpeş 16), sonanson Sarıbayğa barıp tüssesonra Sarıbay’la karşılaşınca (Kozı Körpeş 35).

Destanlara bakıldığında 6, 8, 10, 12, 14, 16 heceli dizelerde durak dizeyi iki eşit parçaya bölmekte, 7, 11 gibi şekillerde çok heceli bölüm dizenin ilk yarısına alınmaktadır. Duraklar genellikle kelimeyi bölmemekte, dizelere renklilik getirerek tekdüzeliği önlemektedir. Ölçünün sağladığı ritmin gücü kelime ve kelime grubu tekrarlarıyla daha da artmakta, seslerdeki uyum buna eklenince söz müziğe dönüşmektedir. Ses yapısı ritim birimlerine dayandırılmıştır. Bunlar hecelerin süreleri, sayıları ve vurguları ile tamamlanır. Destan dilindeki kısa anlatım, anlatılacakları belli kalıplara sokarak en etkileyici anlam açısından çeşitli çağrışımlara yol açan öğelerin seçilmesine neden olmuştur. Kafiye ise ölçüyü tamamlayan bir öğedir. Seslere dayanan tamamen dilin müzik yönüyle ilgilidir. Metrik sistemi ölçü, kafiye (uyak), durak ve vurgu tamamlar.

Yrd. Doç. Dr. Esra KARABACAK

Boğaziçi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 3 Sayfa: 597-599

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Eski polis memuru : ByLock’u “istihbarat edinmek için” yükledim


Eski polis memuru: ByLock’u "istihbarat edinmek için" yükledim

Adana’da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında haklarında 15’er yıl hapis cezası istemiyle dava açılan ve daha önce görevden alınan tutuklu 3 polis memurunun yargılandığı davanın duruşması görüldü.

Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanıklar Ahmet Gökkaya, Mustafa Topalak ve İbrahim Halil Yaşar ile avukatları katıldı.

"FETÖ/PDY üyesi olmak" suçundan 15’er yıl hapis cezası istemiyle yargılanan sanıklardan Yaşar savunmasında, ByLock programını kullanmadığını ileri sürdü.

Kendine ait telefon hattını kullandığını belirten Yaşar, "Başka bir hat kullanmadım. Bank Asya’da açtığım altın hesabını bankanın güvenli olduğu açısından açtırdım. Ben 23 yıllık polis memuruyum. Emniyetteki alınan ifademi kabul etmiyorum." diye konuştu.

Sanık Ahmet Gökkaya ise kendisinin Ceyhan ilçesinde istihbarat şubede görev yaptığını aktardı.

Bank Asya’ya 17-25 Aralık’tan önce bireysel emeklilik hesabı açtırdığını anlatan Gökkaya, şöyle devam etti: "Ben kriptolu FETÖ’cü olsam talimatla para yatırırdım. Sadece emeklilik hesabı açtırdım. Daha sonra olaylar patlak verince 2016 yılında hesabımı ancak kapatabildim. Ben çalıştığım şubede meslek icabı sadece istihbarat bilgiler edinmek için telefonuma çeşitli programlar indiriyordum. Ceyhan çok karışık bir ilçe olduğu için bu programları kullandım. ByLock dışında birçok programı kullandım çünkü bu programları kaçakçılar kullanıyordu. ByLock’u da istihbarat bilgileri edinmek için yükledim. Zaten 10 dakika sonra silmişimdir. Ben bu programın kamuoyunu doğru bilgilendirmek amacıyla 9 sayfa analiz yaptım. Mahkemeye sundum."

Sanık Topalak da kendisinin 15 yıllık polis memuruyken meslekten ihraç edildiğini ve bu suçla hakim karşısına çıktığı için üzgün olduğunu dile getirerek "Benim ByLock listesinde numaram varmış. Ben bu listeye ismimin ve numaramın yanlış yazıldığını düşünüyorum. Telefonuma 6 Ocak 2014’te bu program indirilmiş. Bunu ben indirmedim. Darbe günü eve gitmedim. Hep devletimin geleceği için çalıştım." iddiasında bulundu.

Mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk hallerinin devam etmesine karar vererek duruşmayı erteledi.

CIA DOSYASI /// VİDEO : Eski CIA Ajanı Philip Giraldi – Türkiye Çok Önemli Bir Ülke


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=om41VUoQmDg&feature=em-uploademail

SURİYE DOSYASI /// Eski istihbaratçı İSMAİL HAKKI PEKİN : Tek yol var o da savaş !


Eski istihbaratçı: Tek yol var o da savaş!

Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Aydınlık’taki köşesinde Türkiye’nin adım adım savaşa doğru gittiğini yazdı.

Pekin “Türkiye’ye kabul ettirilmeye çalışılanlar, dayatılanlar ve zorla bir deli gömleğinin içine sokulmaya zorlanması karşısında gidilebilecek tek yol var o da savaş" dedi.

İsmail Hakkı Pekin’in iddiasına göre "Çıkacak savaşta, tabii ki istenenleri yani ikinci bir Sevr’i reddetmesi durumunda, Türkiye’ye karşı kullanılacak güç PKK, onun içerdeki ve dışarıdaki türevleri ile DAEŞ olacaktır” iddiasında bulundu.

HALKIN DİRENME GÜCÜ ARTIRILMALI

İsmail Hakkı Pekin’in ‘savaş kehaneti’nde bulunduğu yazıdan çarpıcı bölümler şöyle;

“Ordunuz hem kafa olarak hem de güç olarak milli olmak ve halka dayanmak durumundadır. Savunmanızın güçlü olması, ordunuzun halka dayanması derken anlatmak istediğim halkın direnme gücünün arttırılması ve bütün dünyanın bunu bilmesidir. Dayanma gücünüzün artırılması için halkı örgütleyecek ve onun direnmesini, ülkeye sahip çıkma iradesini sağlayacak bir örgütlenme modeli yaratmanız ve bunu uygulamanız gerekir.”

ÖZEL KUVVETLER HAZIRLANMALI

“TSK, bir taraftan profesyonelleşirken bir taraftan da halkın bir savaş durumunda örgütlenmesini sağlayacak ve ona önderlik edecek bir sistem, örgüt tesis etmek durumundadır. Bunların bir kısmı savaş durumunda nizami orduyla birlikte hareket ederken bir kısmı da özel kuvvetlerle birlikte gerilla harbi ya da gayri nizami harp yapacak şekilde kullanılmalıdır. Ancak bu hazırlıkların şimdiden başlaması gerekmektedir. Tabii öncelikle de Türkiye’nin önünde bulunan savaşın nasıl cereyan edeceğini ve nasıl oluşacağını öngören bir çalışma yapmamız gerekmektedir”.

TARİH /// VİDEO : İlber Ortaylı – Eski Türkler’de Tecavüzün Cezası


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=-krZoMda4XI&feature=em-subs_digest

SİYASİ DOSYA : 100 Eski milletvekilinin HAYIR Bildirgesi


TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ÖNCEKİ ÜYELERİNİN BASIN AÇIKLAMASI

1. Önceki TBMM üyeleri sıfatıyla göreve başlarken, Anayasa gereği ettiğimiz yemine sadakatimizi, anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine inancımızı ifade etmek üzere bir araya geldik.

2. Bizler, Anayasanın Başlangıç Kısmında yazılı Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluş Felsefesine özüyle ve sözüyle bağlı kişiler olarak; Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ü ve arkadaşlarını saygı ile anıyoruz.

Anayasanın Başlangıcında “Kuvvetler Ayrımının Devlet Organları Arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmediği” vurgulanmış, ancak son teklifle yürütmenin üstünlüğü ve hakimiyeti karşısında, Yasama ve Yargı güçsüzleştirilerek, denge ve denetim mekanizması telafisi güç ve hatta imkansız şekilde zarar görmüştür.

3. Bizler, Anayasanın Birinci Kısmında (1-11 nci maddelerde) Yazılı “Esaslar”ı dikkate alarak bu konuda tereddüt yaratacak her değişikliğe karşıyız.

4. Bizler, Anayasamızın İkinci Kısmında yazılı "Temel Haklar ve Ödevlerin Yasama – Yürütme – Yargı tarafından dokunulmaz olduğunu", İnsan hakları ihlallerinin insan onuru ile bağdaşmadığını, devletin temel amaç ve görevleri arasında; kişinin temel hak ve özgürlüklerini hukuka aykırı sınırlayan engellerin kaldırılmasını ve kişilerin “iyi yönetişim” haklarının bulunduğunu insan hakkı bakımından ihlallerin endişe verecek şekilde arttığını ve “insan haklarına saygıyı” hatırlatarak “Anayasanın uygulanmasını ve Devletin organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasının gözetilmesini” Devletin başı olan Bağımsız Sayın Cumhurbaşkanına ettiği yeminle hatırlatıyoruz.

Düşünce ve Düşünceyi Açıklama Özgürlüğünün sınırlı olduğu OHAL döneminin de tartışma ve karar alma süreçleri ile anayasa değişikliği ilk andan itibaren hep tartışılacaktır.

Anayasanın Mali ve Ekonomik Hükümleri arasında yer alan bütçe ve kesin hesapla ilgili maddelerin temel hak ve özgürlüklerden olan “Bütçe Hakkı” nın TBMM’nin yasama yetkisinde olduğunu ve hiçbir kişiye ve kurum veya kuruluşa devredilemeyeceğini hatırlatırız.

5. Bizler, Anayasa yapım konusundaki bilgi birikimi ve uygulamalarımız dikkate alındığında; “nevi şahsına münhasır anayasa”, “Türk Tipi Anayasa” gibi söylemler ve kişisel arzu ve hevesler yerine, bundan sonraki süreçlerde; (Teklifin 2. Tur oylamasında, Cumhurbaşkanınca onanması veya geri gönderilmesinde, referanduma sunulmasında) aklın, bilimin ve evrensel değerlerin esas alınmasını, özel düzenlemelerden kaçınılmasını talep ediyoruz.

Anayasa Yapma Usul ve Esasları’na uyularak Karar sürecinde; Teklifin leh ve aleyhindeki her türlü düşüncenin, Teklifin getirdiği fırsat ve imkanların, Teklifin doğuracağı risk, tehdit ve tehlikelerin, birer birer sayılmasını ve yazılmasını, sonunda Düzenleyici Etki Analizinin yapılmasını öneriyoruz.

Bizler Anayasanın 3. Kısmında yazılı, Devletin Temel Organları olan Yasama, Yürütme ve Yargı’da kuvvetler ayrımının önemine binaen yapılacak, Anayasal ve Yasal Düzenlemeleri yapma yetkisinin; Anayasal sınırlar içinde TBMM nde olduğunu bilerek, toplumu ve mevzuatı derinden etkileyecek bu düzenlemelerin iyi yönetişim ve Demokrasi Kuralları dairesinde iyi bir hazırlık sürecinden sonra teklifin yetkili organlar önüne getirilmesinin katılımcı ve çoğulcu demokrasinin gereği olduğunu düşünüyoruz.

Cumhuriyetimizin kurucu iradesinin anayasamıza vazgeçilmez biçimde yerleştirdiği demokratik parlamenter sistemin güçlendirilerek sürdürülmesi gereğine inanıyoruz.

Denge ve Denetim Konusunda ileri sürülen aleyhteki görüşler dikkate alınmalıdır.

Kuvvetler ayrımının Yasama aleyhine bozulduğu, Yasamanın etkinliğinin ve verimliliğinin azaltıldığı süreçte Yasama Meclisi Üye sayısının arttırılması gereksiz yüktür.

Yürütme içindeki Cumhurbaşkanının nitelikleri ve tarafsızlığı ile Görev ve Yetkileri, Sorumluluk ve sorumsuzluğu gibi hükümler açık seçik net olmalı ve tartışılır olmaktan çıkarılmalıdır.

Cumhurbaşkanı da olsa, hesap veren, yargılanan, herhangi bir özel imtiyazın tanınmadığı, dokunulmazlık zırhı ile koruma kabul edilemez ve soruşturmanın zorlaştırılması düşünülemez.

OHAL Kararını almak, uzatmak Temel Hak ve Özgürlükleri ve onların sınırlandırılmasını içerdiğinden, yürütmenin değil TBMM’nin işi olmalıdır.

6. Bizler, TBMM’nin “Yargının Bağımsızlığı, Tarafsızlığı, Yansızlığı” ilkeleri konusunda hiçbir tereddüt yaşanmaması gereğini önemle vurguluyoruz.

HSK yapısı, hakim ve savcıların atanması, özlük hakları gibi hususlar bağımsız kurullar tarafından düzenlenmelidir.

Cumhurbaşkanının yargılanmasına veya Cumhurbaşkanı tarafından açılacak iptal davalarına bakacak Anayasa Mahkemesi Üyelerinin atanmasında Cumhurbaşkanının tek başına karar vermesi endişe duyulacak ve tartışılacak bir husustur.

7. Bizler, Anayasa Değişikliği ile ilgili olarak istikrarın öncelikle demokrasi, hukuk ve normalleşmede aranması gerektiğine inanıyor, Yüce meclisimizin bunu başaracak güç ve kabiliyette olduğuna inancımızı halkımızın yüce takdirlerine sunuyoruz.

NO AD-SOYAD PARTİ GÖREV
1 ABDÜLLATİF ŞENER AKP 19. 20. 21. ve 22. Dönem Sivas Miletvekili, MALİYE ESKİ BAKANI, BAŞBAKAN ESKİ YARDIMCISI, GENEL BAŞKAN (TP)
2 EMİN ŞİRİN AKP 22. Dönem İstanbul Milletvekili, GENEL BAŞKAN (LDP)
3 ERDAL KALKAN AKP 18. Dönem Edirne, 23. ve 24. Dönem İzmir Milletvekili
4 ERTUĞRUL YALÇINBAYIR AKP 20. 21. ve 22. Dönem Bursa Milletvekili, BAŞBAKAN ESKİ YARDIMCISI
5 HALUK ÖZDALGA AKP 23. ve 24. Dönem Ankara Milletvekili
6 MİRAÇ AKDOĞAN AKP 20. 21. ve 22. Dönem Malatya Milletvekili
7 YAŞAR YAKIŞ AKP 22. ve 23. Dönem Düzce Milletvekili DIŞİŞLERİ ESKİ BAKANI
8 BURHAN ORHAN AKP 21. Dönem Bursa Milletvekili
9 BEYHAN ASLAN ANAP 21. Dönem Denizli Milletvekili
10 İSMAİL SÜHAN ÖZKAN ANAP 21. Dönem İstanbul Milletvekili
11 KURTCEBE ALPTEMUÇİN ANAP 17. ve 18. Dönem Bursa Milletvekili, DIŞİŞLERİ ESKİ BAKANI
12 MEHMET PÜRDELİOĞLU ANAP 18. Dönem Hatay Milletvekili
13 MURAT BATUR ANAP 18. Dönem Şanlıurfa Milletvekili
14 NESRİN NAS ANAP 21. Dönem İstanbul Milletvekili, GENEL BAŞKAN
15 RIFAT DİKER ANAP 18. Dönem Ankara Milletvekili
16 TINAZ TİTİZ ANAP 17. Dönem İstanbul 18. Dönem Zonguldak ve 19. Dönem Ankara Milletvekili, KÜLTÜR VE TURİZM ESKİ BAKANI
17 ALİ ARSLAN CHP 22. ve 23. Dönem Muğla Milletvekili
18 ALİ ÖZGÜNDÜZ CHP 24. Dönem İstanbul Milletvekili
19 ALİ RIZA GÜLÇİÇEK CHP 22. Dönem İstanbul Milletvekili
20 ALİ RIZA ÖZTÜRK CHP 23. ve 24. Dönem Mersin Milletvekili
21 ALİ SARIBAŞ CHP 24. Dönem Çanakkale Milletvekili
22 ALİ SERİNDAĞ CHP 24. Dönem Gaziantep Milletvekili
23 ALTAN ÖYMEN CHP 16. Dönem Ankara, 20. Dönem İstanbul Milletvekili TURİZM ESKİ BAKANI, GENEL BAŞKAN (CHP)
24 AZİMET KÖYLÜOĞLU CHP 16. ve 19. Dönem Sivas Milletvekili, DEVLET ESKİ BAKANI
25 BERHAN ŞİMŞEK CHP 22. Dönem İstanbul Milletvekili
26 BEYTİ ARDA CHP 14. Dönem Kırklareli Milletvekili
27 BİNNAZ TOPRAK CHP 24. Dönem İstanbul Milletvekili
28 BÜLENT BARATALI CHP 22. Dönem İzmir Milletvekili
29 CELAL DİNÇER CHP 24. Dönem İstanbul Milletvekili
30 CEVDET SELVİ CHP 18. Dönem Eskişehir, 20. Dönem İstanbul, 22. Dönem Eskişehir, 23. Dönem Kocaeli, GENEL BAŞKAN (CHP)
31 ERCAN KARAKAŞ CHP 19. ve 20. Dönem İstanbul Milletvekili, KÜLTÜR ESKİ BAKANI
32 GÖKHAN GÜNAYDIN CHP 24. Dönem Ankara Milletvekili
33 GÖNÜL SARAY CHP 21. Dönem Amasya Milletvekili
34 GÜRYÜZ KETENCİ CHP 20. ve 22. Dönem İstanbul Milletvekili
35 HALİL ÇULHAOĞLU CHP 18. ve 19. Dönem İzmir Milletvekili, TURİZM, BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANI
36 HASAN GEMİCİ CHP 20. ve 21. Dönem Zonguldak Milletvekili, DEVLET ESKİ BAKANI
37 HURŞİT GÜNEŞ CHP 24. Dönem Kocaeli Milletvekili
38 HÜSEYİN BAYINDIR CHP 22. Dönem Zonguldak Milletvekili
39 İZZET ÇETİN CHP 22. Dönem Kocaeli ve 24. Dönem Ankara Milletvekili
40 KEMAL ANADOL CHP 15. ve 16. Dönem Zonguldak, 18. 22. ve 23. Dönem İzmir Milletvekili
41 KEMAL EKİNCİ CHP 24. Dönem Bursa Milletvekili
42 MEHMET ALP CHP 19. Dönem Kars Milletvekili, DEVLET ESKİ BAKANI
43 MEHMET BOZTAŞ CHP 22. Dönem Aydın Milletvekili
44 MEHMET KERİMOĞLU CHP 19. Dönem Ankara Milletvekili
45 MURAT KARAYALÇIN CHP 20. Dönem Samsun Milletvekili, DIŞİŞLERİ ESKİ BAKANI, BAŞBAKAN ESKİ YARDIMCISI, GENEL BAŞKAN (SHP)
46 MUSTAFA KUL CHP 18. 19. ve 20. Dönem Erzincan Milletvekili, ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK ESKİ BAKANI
47 NADİR SARAÇ CHP 22. Dönem Zonguldak Milletvekili
48 NİHAD MATKAP CHP 19. ve 20. Dönem Hatay Milletvekili, ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK ESKİ BAKANI
49 NURİ ÇELİK YAZICIOĞLU CHP 14. ve 16. Dönem Çankırı Milletvekili
50 ONUR ÖYMEN CHP 22. ve 23. Dönem Bursa Milletvekili
51 OSMAN KORUTÜRK CHP 24. Dönem İstanbul Milletvekili
52 ÖNAY ALPAGO CHP PARLAMENTO DIŞI DEVLET ESKİ BAKANI
53 RAMİS TOPAL CHP 24. Dönem Amasya Milletvekili
54 RIDVAN BUDAK CHP 21. Dönem İstanbul Milletvekili, SENDİKA GENEL BAŞKANI (DİSK)
55 RIZA TÜRMEN CHP 24. Dönem İzmir Milletvekili
56 SÜHEYL BATUM CHP 24. Dönem Eskişehir Milletvekili
57 ŞAHİN MENGÜ CHP 23. Dönem Manisa Milletvekili
58 TİMUÇİN SAVAŞ CHP 19. Dönem Adana Milletvekili, KÜLTÜR ESKİ BAKANI
59 TURABİ KAYA CHP 25. ve 26. Dönem Kırklareli Milletvekili
60 ULUÇ GÜRKAN CHP 19. 20. ve 21. Dönem Ankara Milletvekili
61 VEZİR AKDEMİR CHP 22. Dönem İzmir Milletvekili
62 YILMAZ KAYA CHP 22. Dönem İzmir Milletvekili
63 ZÜLFÜ LİVANELİ CHP 22. Dönem İstanbul Milletvekili
64 AGAH OKTAY GÜNER DP 16. Dönem Konya, 20. Dönem Ankara ve 21. Dönem Balıkesir Milletvekili, TİCARET VE KÜLTÜR ESKİ BAKANI
65 HÜSAMETTİN CİNDORUK DP 17. Dönem Samsun ve 19. Dönem Eskişehir Milletvekili, TÜRKİYE CUMHURBAŞKANI ESKİ VEKİLİ, TBMM ESKİ BAŞKANI
66 NAMIK KEMAL ZEYBEK DP 18. ve 20. Dönem İstanbul Milletvekili, KÜLTÜR ESKİ BAKANI GENEL BAŞKAN (Demokrat Parti)
67 ALİ ARABACI DSP 21. Dönem Bursa Milletvekili
68 AYDIN TÜMEN DSP 20. ve 21. Dönem Ankara Milletvekili, DEVLET ESKİ BAKANI
69 AYŞE GÜROCAK DSP 21. Dönem Ankara Milletvekili
70 FADLI AĞAOĞLU DSP 21. Dönem İstanbul Milletvekili
71 HASAN METİN DSP 21. Dönem İzmir Milletvekili
72 İSMET VURSAVUŞ DSP 21. Dönem Adana Milletvekili
73 MAHMUT ERDİR DSP 20. ve 21. Dönem Eskişehir Milletvekili, TARIM VE KÖYİŞLERİ ESKİ BAKANI
74 NECDET SARUHAN DSP 21. Dönem İstanbul Milletvekili
75 NUMAN GÜLTEKİN DSP 21. Dönem Balıkesir Milletvekili
76 ORHAN OCAK DSP 21. Dönem Bursa Milletvekili
77 RAMİS SAVAŞ DSP 21. Dönem Sakarya Milletvekili
78 YEKTA AÇIKGÖZ DSP 21. Dönem Samsun Milletvekili
79 YÜCEL ERDENER DSP 21. Dönem İstanbul Milletvekili
80 AYFER YILMAZ DYP 20. ve 21. Dönem Mersin Milletvekili, DEVLET ESKİ BAKANI
81 UFUK SÖYLEMEZ DYP 20. ve 21. Dönem İzmir Milletvekili, DEVLET ESKİ BAKANI
82 SAVAŞ ARPACIOĞLU HP 17. Dönem Amasya Milletvekili
83 ERTUĞRUL KUMCUOĞLU MHP 21. Dönem DSP 23. Dönem MHP Aydın Milletvekili
84 İBRAHİM YAŞAR DEDELEK MHP 19. 20. ve 21. Dönem Eskişehir Milletvekili, DEVLET ESKİ BAKANI
85 MEHMET ASLAN MHP 21. Dönem Ankara Milletvekili
86 MELEK DENLİ KARACA MHP 21. Dönem Çorum Milletvekili
87 METANET ÇULHAOĞLU MHP 21. Dönem Adana Milletvekili
88 METİN ERGUN MHP 21. ve 23. Dönem Muğla Milletvekili
89 MUSTAFA GÜL MHP 21. Dönem Elazığ Milletvekili
90 NAZİF OKUMUŞ MHP 21. Dönem İstanbul Milletvekili
91 RECEP TANER MHP 23. Dönem Aydın Milletvekili
92 SADİ SOMUNCUOĞLU MHP 16. Dönem Niğde, 20. ve 21. Dönem Niğde Milletvekili, DEVLET ESKİ BAKANI
93 ŞENOL BAL MHP 23. Dönem İzmir Milletvekili
94 BİROL BÜYÜKÖZTÜRK MHP 21. Dönem Osmaniye Milletvekili
95 ENİS ÖKSÜZ MHP 21. Dönem Mersin Milletvekili, ULAŞTIRMA ESKİ BAKANI
96 ERDAL KOYUNCU SHP 19. Dönem Siirt Milletvekili
97 HASAN KORKMAZCAN VATAN 14. 15. 19. ve 20. Dönem Denizli Milletvekili, TBMM ESKİ BAŞKAN VEKİLİ, TPB BAŞKANI
98 YAŞAR OKUYAN VATAN 20. ve 21. Dönem Yalova Milletvekili, GENEL BAŞKAN (DTP) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK ESKİ BAKANI,
99 SAADETTİN TANTAN YURT 21. Dönem İstanbul Milletvekili, İÇİŞLERİ ESKİ BAKANI, GENEL BAŞKAN (YURT PARTİSİ)

REINA SALDIRISI DOSYASI : Eski istihbaratçı SABRİ UZUN saldırganın zafiyetini anlattı


Eski istihbaratçı saldırganın zafiyetini anlattı

Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, Reina saldırganı Abdülkadir Masharipov’un yakalanmasıyla ilgili operasyonu değerlendirdi.

Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, Reina saldırganının 4 yaşındaki oğlunun yanına alarak kaçmasının, saldırgan için büyük bir zafiyet oluşturduğunu ve yakalanmasını kolaylaştırdığını söyledi. Uzun, saldırganın yakın çevresiyle çocuk nedeniyle ilişkilerini sürdürmek zorunda kaldığını ifade etti.

Sabri Uzun, dün Habertürk’te Reina saldırganın yakalanmasıyla ilgili süreci Fatih Altaylı’ya değerlendirdi. Abdülkadir Masharipov’un Reina saldırısı sonrası, 4 yaşındaki oğlunu alarak kaçmasının, saldırgan için zafiyet oluşturduğunu belirten Uzun şöyle konuştu:

"Reina saldırısı sonrası kaçan zanlı, 4 yaşındaki oğlunu da yanına almış. Bunu duyunca içimde bir rahatlama oldu. Çünkü eşine, çocuklarına, annesine ve babasına bağlılık gösteren kişi, zafiyet gösterecek demektir. Veya sürekli zafiyet gösterecektir. Bu zafiyet polis için çok büyük avantajdı.

"OĞLU, HAREKET KABİLİYETİNİ ORTADAN KALDIRDI"

Bir de İstanbul polisi devamlı baskınlar yapıyordu. Yani şahıs bir türlü bir şekilde program yapamadı. İlişkileriyle ilişki geliştiremezdi, maddi imkanlarını aşamazdı. Sonuçta İstanbul polisinin seri operasyonları şahsı sıkıştırdı. Çocuğunu da yanına alıp gitmesi, hareket kabiliyetini tamamen ortadan kaldırdı. Duygusal olarak kaldırıyor hem de çevresiyle ilişkisini sürdürmek zorunda kalıyordu sonuç olarak.

"BU TÜR ÖRGÜTLERDE DUYGUSAL BAĞ OLMAZ"

Eğer bir inanç örgütüyse ki biz El Kaide’yi, DEAŞ’ı bir inanç örgütü olarak görürüz. Böyle örgütlerde duygusal bağlar olmaz, olmaması lazım. Tek bağlılığı inancına yöneliktir. Onların tek beklentisi bu eylemle cennete gitmektir. Oysa hem çocuğunu yanına alıp gidiyorsun hem de cenneti istiyorsun. Çelişki var işin içinde. Bu nedenle İstanbul polisinin yakalayacağını düşünüyordum."

ÇİN DOSYASI /// DOÇ. DR. ULAŞ BAŞAR GEZGİN : Eski Çin Yeni Çin Algısı : İdeolojiden Pragmatizme


Eski Çin Yeni Çin Algısı : İdeolojiden Pragmatizme

KAYNAK : http://www.cinhh.com/eski-cin-yeni-cin-algisi-ideolojiden-pragmatizme/

Yazar: Doç. Dr. Ulaş Başar Gezgin

Türkiye’de ve dünyada 1970’lere kadar genel olarak Çin algısı, ideolojikti. Sağ basın, Çin’in ‘komünist’ olması dolayısıyla bütün haberleri olumsuz açıdan değerlendiriyor; başarısızlıkları ön plana çıkarıyordu. Onlara göre, Çin, gelecek için büyük bir tehditti. Sol basın ise, Çin’den Batı sömürgeciliğini gerilettiği için övgüyle söz ediyordu; bunlarsa Çin’in başarılarına vurgu yaparken başarısızlarını çoğunlukla hasır altı ediyordu. 1966’da Türkiye’de yayınlanan bir kitap, bu iki kutbun dışında üçüncü bir bakış açısı sunmayı hedefliyordu.(1) Dönemin tanınmış solcularından Zaven Biberyan’ın çevirdiği kitaba göre, Çin’de herkesin kabul edeceği önemli gelişmeler oluyordu: Birkaç yıl öncesine kadar açlıktan milyonlarca insanın öldüğü ülkede, füzeler geliştiriliyor; dünün afyonuyla dumanlı Çin, nükleer bir güce dönüşüyordu. Payel Yayınları’nın 2., Yabancı Ülkeler Dizisi’nin 1. kitabı olan ‘Yeni Çin: Dün-Bugün’ kitabında Simon de Beauvoir ismi öne çıkıyor. Onun dışında kitap iki Fransız gazetecinin yazdıkları ve Çin’in kalkınma planından seçmelerden oluşuyor.

Kitaba göre savaş sonrası Çin’de toplumun değişik kesimlerinden Çin Komünist Partisi’ne akın akın katılımlar gerçekleşir. Artık iç savaşı Mao’nun ve ÇKP’nin kazandığı kesinlik kazanınca kimileri için ikbal yoluna geri dönmek düşer ve bunlar çıkar için ÇKP’ye katılırlar. Böylece zaman geçtikçe, çekirdek ÇKP’liler ÇKP içinde azınlık konumuna düşüyor. Ayrıca devrim dönemi memurlarının çoğunun devrim öncesindeki aynı memurlar olduğu gerçeği de var. Bu demek oluyor ki, Mao’nun ve ÇKP liderliğinin ‘sağ sapma-sol sapma’, ‘falanca klik’ gibi kavramlara başvurmalarının maddi bir temeli var. Sosyalizm inşa ediliyordu ama çoğunluk sosyalist değildi ve üstelik ülkeyi devrim döneminde yönetenlerin çoğunluğunu da sosyalistler oluşturmuyordu. Ondan sonra gelsin tasfiyeler. Bütün bunlar, bugünkü Çin’i anlamak için önemli veriler olabilir.

ÇKP, savaş sonrasındaki katılımlar konusunda iki sorunla karşılaşır: İşçi sınıfı, siyasete ilgi göstermemekte; “aydınlar, memurlar ve şehir burjuvazisi” ise gerektiğinden fazla ilgi göstermektedir:

Komünist yöneticilerin demeçlere rağmen, «ölçüsüz üretim» sloganı özel ya da millileştirilmiş ekonomi kadrolarında çılgınca bir coşkunlukla karşılanmıyordu. Bu keyifsizliğe, ikinci bir psikolojik unsur da ekleniyordu. İşçi sınıfı Partiye gitmekte çıkar görmüyordu. İşçi sınıfı için, Parti, hükümetti. İşçi muhitlerinde çalışmalar yapan kadroların sık sık aldıkları cevap şuydu: «Madem ki haklarımızı savunmak için iktidarda bulunuyor, neden girelim hükümete?»” (s.30)

(…)

İşçi problemi şimdilik çözümlenince, reform hareketini frenleyen ikinci zorluk kaldı. Bu zorluk, işçilerin tutumunun tam aksine, aydınlar, memurlar ve şehir burjuvazisi tarafından gösterilen isteğin haddinden fazla oluşundan ileri geliyordu. 1950’de sadece Hanşov şehrinde, orta sınıflardan ve Kuomintang’m eski memurlarından gelen 12.000 müracaat kaydedilmişti. Hele bu sonuncular, Parti saflarına girmeye en çok istekli olanlardı. Bunların şevki, Marksizm ya da Leninizm’in felsefi temellerini benimsemekten ileri gelmiyordu. Bir beslenme oportünizmi de değildi. Sebebi, Konfiçyüs dininin geleneğindeydi. Bu gelenek, seçkinlerin ve iktidar ajanlarının rolünü tesbit ediyordu. Çin adetlerine göre, bir rejim değişikliği olduğunda, seçkinler yeni iktidara eskisine göstermiş oldukları aynı sadakatla hizmet etmelidirler. Öyle ki, tam bir dürüstlükle hareket ederek, memurlar, hizmet erbabı ve burjuvazi derhal Partiye girmeyi bir yurtseverlik ve geleneksel bağlılık ödevi sayıyorlardı.” (s.31)

Savaş sonrasında özel sektörü teşvik etmek için uygulanan politikalar da dikkat çekici:

Belirli bir sektörde, örneğin pamuklu veya ev eşyaları sektöründe özel endüstri, kalkınma

yolunda bir yavaşlama mı gösterdi? Devlet hemen kendi fabrikalarında yaptığı malın fiyatlarını yükseltirdi. Karın arttığını gören özel sektör de kamçılanır, o malın üstüne düşerdi. Aynı usul ters yönde de işletildi; bu takdirde spekülatif nitelik taşıyan ölçüsüz gelişmeleri frenlemeye yaradı.” (s.41-42)

Çu En Lai’ın kitapta yer verilen Hıristiyanlık konulu konuşması, bugünün koşullarında oldukça düşündürücü:

Biz komünistler, Hristiyanlığı hem yanlış, hem de gerici bir batıl inanç sayıyoruz. Bu durumda şöyle çelişmeli bir duruma düşmüş bulunuyoruz: Tasvip etmediğimiz halde İncil’i

yaymanız için sizi serbest bırakıyoruz. Çünkü tasvip ettiğimiz sosyal faaliyetlerinize ihtiyacımız vardır. Bu bizi, insanların dini inançlarını değiştirme çabalarınıza devam etmekte

serbest bırakmaya itmektedir. İnançlarınızı yanlış ve hatalı buluyoruz. Eğer bizim dediğimiz doğruysa, halk sizin yaymaya çalıştığınız inançları reddedecektir. Yoksa halk onları benimseyecektir. Bu riske girmeye hazırız.” (s.45-46)

Kitapta bir diğer dikkat çekici tartışma, Çinlilerin devrimden sonra maddi ve manevi olarak değişip değişmediği üzerine. Herkes savaş dönemine göre Çinlilerin koşullarının iyileştiğini kabul ediyor; ancak Batılıların Çinlilerin manevi olarak değişimiyle ilgili farklı düşünceleri var. Klasik Batıcı yazarların Şanghay Çinlisi üstünden -ki bu, o dönemde en Batılılaşmış Çinli’dir- karşılaştırma yapmaları kitapta eleştiriliyor. Devrim, Batılılaşma’dan başka bir gelişme yoluna inanan bir Çinli tipi yarattı, doğru; ancak, savaş döneminde de sonrasında da, Şanghay Çinlisi, ortalama bir Çinli’yi -ki o zamanın 700 milyon insanından bahsediyoruz- temsil etmekten uzak. Kitapta dendiği gibi, o türden Batılılaşmış bir Çinli 1960’lara gelmeden Hong Kong’a, Tayvan’a vb. göçtü. Yani kitabın yazarlarına göre, aslında Çinli, devrimle çok az değişti. Sözkonusu olan, yalnızca Batılılaşmış Çinli oranında göçten kaynaklanan düşüştü. Bugün ise çok daha karmaşık bir tabloyla karşı karşıyayız. ‘Çinli nitelikli sosyalizm’ gibi ifadeler ortaya atılsa da, aslında Çin’de, kapitalizm, başka türden bir kapitalizmden çok, 100-200 yıl öncesinin Avrupa kapitalizmini andırıyor: Bir farkla, sömürgecilik olmaksızın. Devlet kapitalizmi de Çin’e özgü değil ‘piyasa sosyalizmi’ de…

O yıllarda Çin, Sovyetler Birliği’ni ‘barış içerisinde yaşama’ ilkesi üzerinden kapitalist dünyayla uzlaşmakla suçluyor ve “3. Dünya ülkelerinin lideri olarak asıl devrimci benim” diyordu. Fakat tarihin ironisi bu: Sovyetler’in yıkılmasından yıllar önce kapılarını yabancı sermayeye ve kapitalizme açan da Çin’di. Dışarıdan Çin, yekpare bir bütün olarak görülse de, aslında bu dönemde, iktidardaki değişik kliklerin etkisiyle politikada manevralar görülüyor.

Yine de, o dönemde bile, herşey ‘ekonomik büyüme’ değil:

Çin köylerinden geçerken, her yerde mezarların saygı ile korunduğunu gördüm. Bu mezarlıklar tarım için kullanılsalardı, muhakkak ki çok toprak kazanılmış olurdu. Ama mezarlara karşı saygı, aç kalma korkusundan bile üstün geliyordu.” (s.73).

Özgürlük tarifini de burada not edelim:

bir Çinli işçiye sormuşlar:

– Özgür olmak sence ne demek, Sin?

Sin düşünmüş ve cevap vermiş:

– Basketbol oynamakta özgürüm.

– Pek iyi ama, eskiden basketbol oynamakta özgür değil miydin?

– Anlamıyorsunuz.. Ben her zaman basketbol oynadım. Günün birinde ayakkaplarım yırtıldı. Hep fakir kaldığımdan, bir çift yeni kundura satın alamadım. Artık basketbol oynamakta

özgür değildim. Bu gün iki çift ayakkabım var. Basketbol oynamakta özgürüm.

Ben bunu şu şekilde anlıyorum: et yeme özgürlüğü, et satın alacak parası olmaktır.” (s.91)

Daha 1960’larda bile Maoist dönem uygulamalarıyla Çin’de 2000 yılı aşkın süre hayata geçirilmiş olan imparatorluk gelenekleri arasındaki benzerliklere dikkat çekildiğini görüyoruz. Ancak bunlar yapılırken, ‘kızıl Çin’ karşıtı yazarlar tarafından, bu hanedanlığın da, Çin tarihindeki hanedanlıklar gibi er ya da geç son bulacağı umudunun taşınması sözkonusu. Öte yandan, bu benzerliklere karşı çıkanlar, çöken hanedanlıkların ekonomik yetersizlikler nedeniyle son bulduğunu, şimdiki Çin’in ise hızla büyüdüğünü anımsatıyor. Ayrıca, Çin’in tarihte gelişmesini engelleyenin mandarin sınıfı olduğu ileri sürülüyor; bugünkü işçi-köylü yönetiminin buna benzemediği söyleniyor. Oysa bugünkü Çin’de mandarin sınıfına benzer bir seçkinler sınıfının oluştuğunu ve bunların Çin’in sosyalizme dönmesi gibi bir olasılığa şiddetle karşı çıkacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu açıdan, aşağıdaki ifadeler bugün için geçerli görünmüyor:

Şu var ki, yeni Çin’in en koyu muhalifleri bile fedakarlıklara herkesin eşit olarak katlandığını kabul ediyorlar. Hiç kimse, yöneticilerin, halkın alın terinden çalınan bir lüks içinde yaşadıklarını, namuslu davranmadıklarını iddia etmiyor.” (s.79)

Kitap, 50 yıl önce yazılmış, yine de bugün Çin’deki gelişmeleri anlamlandırmak adına değerli. ‘Yeni’ denilen her şey hızla eskirken, bugün Çin üstüne yazılan kitaplardan kaçı 50 yıl sonraya kalacak? Ya da kitap kalacak mı? Onun yerine ne kalacak? Paylaşımlar mı? İşte zamana bırakılması gereken sorulardan birkaçı…

(1) Locquin, J., Uboldi, R., Beauvoir, S. ve Chun, L.F. (1966). Yeni Çin: Dün-Bugün (çev. Z.Biberyan). İstanbul: Payel.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// MİT Eski Müsteşarı Taner : Gülen’in Evine Girdiğimizde Yat ağı Sıcaktı


MİT Eski Müsteşarı Taner: Gülen’in Evine Girdiğimizde Yatağı Sıcaktı

MİT eski Müsteşarı Emre Taner, darbe komisyonunda "Ümraniye’de kaldığı eve dakika farkıyla girdik; yatağı sıcaktı ama kendisi yoktu çünkü polisten haber vermişlerdi" dedi.

MİT eski Müsteşarı Emre Taner, darbe komisyonunda MİT‘in Fethullah Gülen‘in yurt dışına çıkmadan önceki dönemde Gülen’e yönelik yoğun baskısı olduğunu anımsatarak, "Ümraniye’de kaldığı eve saat farkıyla girdik, dakika farkıyla girdik; yatağı sıcaktı ama kendisi yoktu çünkü içeriden, polisten haber vermişlerdi" dedi.

Taner, Silahlı Kuvvetler’deki FETÖ üyeleri hakkında MİT‘in neden bilgi vermediği eleştirisi için "MİT Silahlı Kuvvetler bünyesinde istihbarat yapamaz; MY 114-1(C) isimli bir talimat bunu durdurmuştur" ifadelerini kullandı.

Emre Taner, Kürt sorununun çözümü için ise "Şimdi, bugün için öyle bir noktaya gelindi ki ‘Hadi gelin, oturun, konuşalım’ diyecek noktada değilsiniz. Bir ortak akla ihtiyaç var" önerisinde bulundu.

"İSTANBUL’DA KALDIĞI EVE GİTTİĞİMİZDE YATAĞI HALA SICAKTI"

FETÖ/PDY Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’nda dinlenen MİT eski Müsteşarı Emre Taner‘in komisyondaki önemli açıklamaları, tutanaklara şöyle yansıdı:

" (Fethullah Gülen yurt dışına gitmesine yönelik) Yani şimdi, orada ‘Gitti, kaçtı’ tabirleri arasına sıkışmamak lazım. MİT‘in o dönemde Gülen’e dönük yoğun baskısı ve faaliyeti vardı, hatta o dönemde ben İstanbul Bölge Başkanıydım çok iyi hatırlıyorum, Ümraniye‘de kaldığı eve saat farkıyla girdik, dakika farkıyla girdik; yatağı sıcaktı ama kendisi yoktu çünkü içeriden haber vermişlerdi, polisten haber vermişlerdi. Şimdi, böyle bir noktada artık başına gelecekleri hesap ettiği için Türkiye‘de kalmak istemedi. İstemedi ve gitti yani buna ister ‘kaçma’ deyin, ister ‘gitme’ deyin, normal pasaportla çıktı gitti. Öyle ‘kaçırıldı’ tabiri yanlış olur.

"MİT SİLAHLI KUVVETLER BÜNYESİNDE İSTİHBARAT YAPMAZ, MY 114-1(C)’ İSİMLİ BİR TALİMAT BUNU DURDURMUŞTUR"

(Silahlı kuvvetlerdekileri FETÖ’cü olduğu bilgisinin verilmemesi) 1992 yılından sonra MİT sivilleşme sürecine girmiştir doğal ve doğru olarak. 1992’de böyle bir sivilleşme sürecine geçiş, FETÖ ile ilgili istihbarat zafiyetine neden olmuş algısı çıkıyor ortaya böyle bir şey yoktur. O teşkilatta 44 yıl çalışan biri olarak 66 yılına kadar olan süre için diyorum bir istihbari zafiyet olmamıştır. belki kaliteli bilgilerde zorluklar olmuştur ama askerin ve sivilin yönetmesinden başka bir tarz farkından başka hiçbir istihbari gerileme olmamıştır bize göre. Suçla arasına mesafe koyan ve bu suçu bir türlü yasalar çerçevesinde üstüne almayan bir örgütün ete kemiğe büründürülüp ‘Şu albay, şu general, şu şudur.’ diye bizim tarafımızdan seslendirilmesi mümkün değildir, biraz evvel onu ifade etmeye çalıştım. Stratejik anlamda bilgi toplayan bir teşkilatız. Biz Fetullah Gülen‘in devlette ciddi bir kadrolaşma içerisinde olacağını söylüyoruz, bundan sonrası ilgili kurum ve kuruluşların ve onun altındaki diğer güvenlik kuvvetlerinin işidir. Yani, biz her birlikte, nerede, ne oluyor, ne bitiyor… O noktaya bir daha temas etmek istiyorum: MİT Silahlı Kuvvetler bünyesinde istihbarat yapamaz; MY 114-1(C) isimli bir talimat bunu durdurmuştur.

"KÜRT SORUNUNDA ORTAK AKLIN DEVREYE GİRMESİ LAZIM, BU HDP OLABİLİRDİ"

(Kürt meselesinin çözümü) Şimdi, bugün için öyle bir noktaya gelindi ki ‘Hadi gelin, oturun, konuşalım.’ diyecek noktada değilsiniz. Bir ortak akla ihtiyaç var. İnsanlar ölüyor. Şimdi burada ölüler, sadece şehitler olarak alınıyor. Değil. Dağda da ölenler var. Çok miktarda insan ölüyor, bunlar korkunç yaralar var şu anda. Her ölünün ailesinden 4 kişi ertesi gün dağa çıkıyor. Sayın İlker Paşam bunu söyledi. Dağa çıkışları niye engelleyemiyorsunuz? Bu ölümler devam ettiği sürece dağa çıkışları engelleyemezsiniz. Ailesinden 10, 15 adam ölmüş, 20’si de dağda. Çocuklarının adını bilmeyen insanlar var. Şimdi böyle olunca bir defa ortak bir aklın, siyaset aklının devreye girmesi lazım bu, HDP olabilirdi, o kadarını ifade etmek istiyorum.

"ÇALIŞTIĞIM DÖNEMDE MİT‘E FETÖ’NÜN SIZMASI SIFIRA YAKINDIR"

(FETÖ’nün MİT‘e sızması) Dikkat ederseniz ben kendi çalıştığım dönem itibarıyla sorumluluk hissediyorum. Ben çalıştığım dönemde MİT‘e FETÖ’nün sızması sıfıra yakındır. İsterseniz almazsınız, iyi incelerseniz almazsınız, ondan sonrasını bilemem, ondan sonrasını daha sonraki yönetim cevaplayacaktır. Şimdi ’70 kişi, 80 kişi MİT‘ten FETÖ bağlantılı diye ayrıldı.’ denildiği zaman yani yadırgamamak mümkün değildir. Geçmiş döneme ait değildir, belki 2, 3, 5 kişi olabilir, ona bir itirazımız yok ama son dönemde bu girmelerin daha rahat ve fazla olduğuna dair bir izlenim vardır, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. MİT devlet kurumları içerisinde FETÖ anlamında ve diğer yıkıcı örgütler anlamında en temiz kalmış örgüttür. Milli İstihbarat Teşkilatı bu ülkenin namusudur, onun başındaki Müsteşar da o teşkilatın namusudur. Eğer bu iki namus bir araya gelmezse, güven duygusu sağlanmaz.

"ÖRGÜT HUKUKSUZLUĞU KULLANIRKEN SİZ HUKUK İÇİNDE SINIRLI KALDIĞINIZDA AÇMAZ NOKTAYA GELİYORSUNUZ"

(MİT kanunu) Milli İstihbarat Teşkilatının yaptığı her şey yasalar içinde değerlendirilemez. Karanlık ve gri bölgeler vardır, siyah noktalar vardır, gizli servisler bunun için kurulur. Ahmet Necdet Sezer Bey, Değerli Cumhurbaşkanı hayattadır, bu konuyu defalarca kendisiyle konuştuk. Aldık, bir bilgiyi götürdük, koyduk önüne ‘Çok dehşetli bilgi.’ dediler, evet. Dedim ki: ‘Sayın Cumhurbaşkanım, bu bilgi anlayışa göre yasa dışı çünkü biz yasa dışı dinleme yapıyoruz. Ne yapmam gerekir? Ankesör dinliyorum.’ Hukuken dinleyemezsiniz. Örgüt hukuksuzluğu kullanırken siz hukuk içerisinde sınırlı kaldığınızda büsbütün açmaz bir noktaya geliyorsunuz. Yani, daldan dala geçiyorum ama çok önemli konular bunlar. Dünyanın hiçbir ülkesinde Anayasa’sıyla Milli İstihbarat Teşkilatının görevlerini sınırlayan bir başka ülke yok, bunu bir biz yapmışız. MİT denetlenmesin.’ demiyoruz, o dönemde de söyledik.

"’NEDEN CIA GİBİ ÇALIŞMIYORSUNUZ ‘ DİYE SORULUYOR, SİZ EVVEL AMERİKA OLUN"

Hep şu soru sorulmuştur: ‘Neden CIA gibi çalışmıyorsunuz?’ Ben de diyorum ki: ‘Siz evvela Amerika olun, ondan sonra CIA‘yı kuralım.’ Şimdi, Amerika olmayan bir ülkede ‘Niye CIA gibi çalışmıyorsunuz?’ tabiri fevkalade sıkıntılı bir tabirdir. Hepsi birbirine bağlantılı hadiseler. Siyasetinize, sosyolojinize, yetişmiş personelinize, anlayışınıza, eğitim durumunuza bağlı bir hadisedir bu. Hepsi bir araya gelecek, o zaman mükemmel çıkacak.

"O ZAMAN AYETEL KÜRSİ OKUYUP ALLAH’A SIĞINACAĞIZ"

(Tek elde toplanan İstihbaratı FETÖ gibi örgütün ele geçirmesi) O zaman bir Ayetel Kürsi okuyup Allah’a sığınacağız, başka yapacağımız bir şey yok. Eğer tuz da koktuysa ölmüştür bu iş, çaresi yok, çaresi yok. Olmamalıdır, olmamalıdır, devlet, olmaması için gerekeni yapmalıdır. Temennimiz bu.

"BU ÜLKEYİ İKİ DEFA KÜLTÜR İHTİLALİNİN EŞİĞİNDEN MİT DÖNDÜRDÜ"

(MİT’in yaptıkları) Bu ülke iki defa kültür ihtilalinin eşiğinden döndü, MİT döndürdü. Kimse bunu düşürmüyor, aklından geçirmiyor. Efendim, aşırı sol terörle mücadeleyi bu teşkilat tek başına yapmıştır; ne polis, ne jandarma ne de diğerleri henüz o yetişmişlik seviyesinde değildi. Çok mütevazi kadrolarla yapılan büyük bir mücadeledir. Arkasından, bölücü terör örgütüyle yapılan mücadele aynı şekilde yürümüştür. Ee, şimdi FETÖ’de arkadaşlarımız aynı gayret içerisinde, mutlaka gayret gösteriyorlar. Bu kadar insanın ismi nereden bulunuyor, on binler atılıyor. 15 Temmuza kadar bilinmeyen isimler 15 Temmuz akşamından sonra bir anda ayan beyan ortaya çıktı. Nasıl oldu bu iş? İstihbarat mı arttı birdenbire efendim? Milli İstihbarat Teşkilatı birçok şeyi yapamamıştır ama yaptıklarına şaşmak gerekir mevcut imkanlarıyla. Bunu da bir tarafa kaydetmekte yarar var.

"GÜLEN’İN AMERİKA‘YA GİDİŞİ ONU RAHATLATTI, BİZİ ZORA SOKTU"

(Gülen’in ABD‘ye gitmesi) Şimdi, tabii, Fethullah Gülen anılan tarihte Amerika‘ya gittikten sonra örgütün karar ve hareket noktası oraya taşındı biliyorsunuz. Bunu orada da yaparlar, yani illa Türkiye içerisinde böyle bir şey yapıldı, yapılmadı diye bir zorlamaya girmeye gerek yok. Orada ne olup bittiğini tam bilemedik, bunu söylüyorum. İşin başında da ifade ettim. Gülen’in Amerika‘ya gidişi onu rahatlatmıştır, bizi zora sokmuştur. Çünkü bilgileri almakta çok sınır ve sıkıntıya girmişizdir. Yıllardır orada yaşayan bir örgüt liderinin hangi sebepten orada tutulduğunu anlamak için ‘Küresel sermayenin izdüşümüdür.’ dedim.

"OĞLUM ALLAH’INI KİTABINI TANIDI"

(Sızmanın temeli) Ana hatları itibarıyla sosyal, ekonomik, inanç açısından birçok boş alan var. Bu alanlar boş kaldığı sürece başkaları doldurur. Devletin bu alanları doldurması gerekir. Yasaklamayla yapamazsınız bunu. Bugün baba evladına dinini anlatamıyor, bilmiyor. Birçok FETÖ’cüyle konuştum, geçmiş dönemde yurt dışında görev yaptığım zamanda da ‘Nedir bu itibar? Niye gidiyorsunuz bu ışık evlerine? Ne var burada? Sizi cazip kılan nedir?’ diye. Babaları cevap verdi bana: ‘Oğlum daha mazbut oldu.’ dedi. ‘Oğlum ahlaklı oldu.’ dedi. ‘Oğlum Allah’ını, kitabını tanıdı.’ dedi. Babayı bu ilgilendiriyor, baba bunun peşinde. Baba oğlunun haylaz olmasını istemiyor.

"İKİNCİ DARBEDEN ENDİŞE EDİLİYORSA FETÖ’NÜN BOYU KISA KALIR"

(15 Temmuz’da kafaları karıştıran noktalar) 15 Temmuz, büyük faciadır. 15 Temmuz, sadece ve sadece FETÖ’nün ve grubunun anlayışıyla realize edilmiş bir faaliyet olamaz. FETÖ’nün boyu kısa kalır. Bakın, çok açık ifade ediyorum, 2’inci, 3’üncü, 4’üncü darbeden endişe ediliyorsa FETÖ’nün boyu çok kısa kalır. Arkasındaki ortak aklın, arkasındaki küresel aklın mutlaka göz ardı edilmemesi gerekir. O itibarla büyük bir faciadır. Ben haber toplayacağım, siz icra edeceksiniz, öteki iyi yönetecek; bir helva olacağız, topyekün bir araya geleceğiz bütün mesele budur. Ayrışmayla olmaz, kavgayla olmaz, deklarasyonla olmaz.

"NE FETÖ’CÜ, NE KCK‘LI, NE SOLCUYUM. EMEKLİYİM"

(Fethullah Gülen’in tanıyıp tanımadığı) Efendim, ben Mülkiyeliyim. Teşkilata ilk girdiğimde bana solcu gibi baktılar. 7 Şubatta KCK‘yı kurmakla suçladı FETÖ beni. Şimdi, nasıl oluyor bu iş; ben KCK‘yı kuruyorum, solcuyum, ondan sonra bir de FETÖ’nün yandaşı oluyorum? Fetullah Gülen‘i ne gördüm, ne elini sıktım ne karşı karşıya geldim, ne sesini duydum, sadece istihbarat raporlarından tanıyorum. İsmail Hakkı Paşam çok saygıdeğer bir insandır. Beraber çalıştığımız dönemde de çok iyi işler yaptığımızı zannediyorum. Hani bir konuşma içerisinde böyle bir husus bu ölçülerde geçmiş değildir ama mizahi bir anlayış içerisinde bazı şeyler agrandize edilmiştir. İstihbaratçının kader planında daima böyle asılsız suçlamalar vardır, onu o şekilde kabul ediyorum; aslı astarı yoktur. Ne FETÖ’cüyüm ne KCK‘lıyım ne solcuyum. Neyim onu ben de bilmiyorum; emekliyim.

"ONUNLA MÜCADELE EDENLERDEN DAHA AKILLI BİR ÖRGÜT"

(FETÖ ile mücadelede eksiklikler) Bir defa çok ciddi bir örgütle karşı karşıyayız. Onunla mücadele edenlerden daha akıllı bir örgüt. Sebeplerden biri budur. İkincisi, mücadeleyi yapanlar, yapmak durumunda kalanlar, örgütün önemi konusunda bazı çevreleri belki ikna edememiş olabilirler. Yani şimdi, mücadelenin çapını genişletme şansını bulamamış olabilirsiniz, ancak bu kadar söylenebilir. Sizden daha akıllı, sizden daha örgütlü, sizden daha disiplinli, çok disiplinli. Hulul edememe sebeplerinden bir tanesi budur. Çok donanımlı ve bu hale gelmesinin sebebi de arkasındaki ortak akıl. Bir gizli servisin yönetiminde olur ancak bu işler, sizin aklınızla olmaz, mümkün değil. O zaman servisler mücadele ediyor. FETÖ’yle mücadele değildir bu olay. Bu olay FETÖ’yle mücadele değildir, servislerin mücadelesidir.

"TEKLİFİ BİZ YAPTIK, KONUYA MÜSAADE EDEN SİYASİ İKTİDAR BÜYÜK RİSK ALDI"

(Çözüm süreci) Çözüm sürecini, temas edelim, yüz yüze görüşelim, doğru düzgün bir noktaya bu işi getirme şansımız olabilir tarzında biz teklif ettik, Sayın Başbakan kabul ettiler, hatta ‘Bakanlar Kuruluna gelin, bunu anlatın.’ dediler. Bakanlar Kuruluna çıktım, onlara beş, altı saat süren bir brifing verildi, bazı şeyler anlatıldı, daha sonra Milli Güvenlik Kurulunda, o zamanki Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer zamanında, orada alınmış kararlarla bu süreç böyle başladı. Yani siyasi iktidar buna ‘evet’ dedi, biz teklif olarak ortaya çıktık, ama bana göre, bu konuya müsaade eden siyasi iktidar büyük risk aldı.

"DEVLET BİR KARAR ALDIYSA BİR MALZEME SEVK EDİLİYORSA BUNUN GÜVENLE GİTMESİ GEREKİR"

(MİT TIR’ları operasyonu) Milli İstihbarat Teşkilatı bir faaliyet yürütüyorsa, bu faaliyet devlet çapında karara bağlanmışsa örtülü bir faaliyettir, mutlaka icrası gerekir ve icrası sırasında da herkes buna yardım etmeye mecburdur, MİT Kanunu’ndaki 5’inci madde buna emirdir. Yardım etmeye mecburdur, ama ihbar edip kapıda çevirmek, bu olacak iş değil. IŞİD‘e gidiyor silah, bilmem kime gidiyor, o ayrı hadise. Devlet bir karar aldıysa, bir malzeme sevk ediliyorsa bunun güvenle gitmesi gerekir, bizim anlayışımız budur, biz böyle çalıştık, böyle gördük ama ondan sonra ne oldu bilemem.

"KÜRT KADININA ULAŞAMADIĞINIZ SÜRECE BU PROBLEMİ ÇÖZEMEZSİNİZ"

(Kürt sorunu) Olay sosyaldir. Biz o dönemde bir proje ürettik. Laf lafı açıyor. Kürt kadınına ulaşamadığınız sürece bu problemi çözemezsiniz. Ana dil. Oradan geliyor. Sadece terör değildir olay. Terör bir vasıtadır, arkasında siyasi amaçlar vardır. Adam diyor ki: ’30 milyonum, benim devletim niye yok?’ Şimdi bu sorunun cevabını vermek durumundasınız, bazı şeylerin cevabını vermek durumundasınız. Sanayiye gittik, iş adamlarına gittik, ‘Okul açalım, Kürt kadınına ulaşalım, mutlaka ulaşalım, okumaları lazım.’ Hayır, yapamadık, beceremedik, çözemezsiniz. Meselenin sosyal kısmını görmeden bu konu silahla pek zor çözülür."

MİT DOSYASI /// Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin : EMRE TANER bana ‘Sizi Gülen ‘le tanıştırayım’ dedi


ESKİ Genelkurmay İstihbarat Başkanı ve Aydınlık yazarı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Meclis Darbe Araştırma Komisyonu’na ifade veren eski MİT Müsteşarı Emre Taner’in görev yaptığı dönemde kendisine “Gülen’le sizi tanıştırayım” dediğini açıkladı. Pekin, MİT Müsteşarı Emre Taner’in “MİT’te benim dönemimde FETÖ’cü yoktu” sözlerinin doğru olmadığını belirtti. 2007 yılında Elazığ’da görev yaptığı sırada ildeki MİT personelinin bir gece evine gelerek, en yetkili amirlerinin FETÖ’cü olduğu konusunda ihbarda bulunduklarını hatırlatan Pekin, durumu ilgililere aktardığını, sonrasında ise aynı kişinin terfi ettirilerek Malatya MİT Bölge Başkanlığına getirildiğini ifade etti.

ŞİFRELİ TELEFONDAN ARADI

Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde İlker Başbuğ’un Taner’den polis ve yargıdaki FETÖ’cülerle ilgili araştırma yapmasını istediğini kaydeden Pekin şunları söyledi:

Başbuğ bana da konuyla ilgilenmem talimatını verdi. Emre Bey’le konuşmamı istedi. Kendisiyle konuştum. 2 gün sonra şifreli gizli telefondan beni aradı. Bu çalışmadan başkasına söz edip etmediğimi sordu. Etmediğimi söyledim. Arkasından, ‘Bana bugün emniyet istihbaratından 4-5 kişi geldi. ‘Siz Genelkurmay’ın isteğiyle polis ve yargıda bir araştırma yaptırıyormuşsunuz, doğru mu diye sordular’ bilgisini verdi. Bir süre sonra yaptıkları çalışmanın sonuçlarını getirdiler. Şu anda sanıyorum tamamı ya tutuklu ya açıkta.”

70 YAŞINDA BİR ADAM NE İSTİYORSUNUZ!

Aydınlık gazetesinin haberine göre, Ergenekon tertipleriyle birlikte TSK içinden sürekli bilgi sızmaya başlaması üzerine Taner’le yine bir araya geldiklerini ve bilgi istediklerini vurgulayan Pekin, “Taner Bey görüşmemizde Fethullah Gülen için bana ‘Ya bu adamdan ne istiyorsunuz. 70 yaşında bir ihtiyar. Size ne zararı var? İstersen sizi tanıştırayım. Kendiniz görün’ dedi” diye konuştu.

Pekin, Taraf gazetesinin yayınları üzerine Emre Taner’le yaptığı görüşmeyi de şöyle anlattı:

Taraf gazetesi TSK aleyhine sürekli yayın yapıyordu. Genelkurmay Başkanının talimatı ile Emre Bey’le görüşmeye gittim. Taraf gazetesinin arkasındaki asıl gücün bulunması konusunu görüştüm. Daha sonra yaptığımız görüşmede, ‘Taraf’la uğraşmayın. Arkasındaki güç çok büyük, uğraşamazsınız, başa çıkamazsınız karşılığını verdi.

OSLO HAYALİ

Pekin, Komisyon’da MİT’in PKK ile Oslo’da yaptığı toplantılarla ilgili de şu değerlendirmeyi yaptı:

PKK’nın Avrupa’daki tüm faaliyetlerinin içinde İngiliz istihbaratı vardır. İngilizler her şeyi kontrol ederler. Oslo’da da İngilizler aracılık etmişlerdir. Emre Bey Oslo’yu savunuyor. Ama İngiliz istihbaratının Türkiye’nin çıkarına bir şey yapacağını düşünmek hayaldir.

ulusalkanal.com.tr

RUSYA DOSYASI /// Eski Rus İstihbaratçı : Rus Uçağını Düşürenler Erdoğan Düş manıydı, ABD’li Askerler de Katıldı


Eski Rus İstihbaratçı: Rus Uçağını Düşürenler Erdoğan Düşmanıydı, ABD’li Askerler de Katıldı

Rusya Stratejik Çalışmalar Enstitüsü Başkanı, uçak krizinin perde arkasında tartışma yaratacak detayı paylaştı: Rus uçağının düşürülmesine İncirlik’te görev yapan ABD’li askerler de katıldı.

Rusya Federasyonu Devlet Başkanlığı’nın resmi düşünce kuruluşu ‘Rusya Stratejik Çalışmalar Enstitüsü (RISS) Başkanı Leonid Reşetnikov, geçen hafta Ankara Politikalar Merkezi’nin davetlisi olarak İstanbul‘daydı. Devlet Başkanı Putin‘in yakın çalışma ekibindeki Reşetnikov, 33 yıl Rusya Dış İstihbarat Servisi‘nde üst düzey görevlerdeydi. RISS de doğrudan Kremlin’e bağlı bir kuruluş. Dolayısıyla Reşetnikov Rusya ile ilgili sorularımı direkt ‘biz’ diye yanıtladı. Uçak krizinin perde arkasından Moskova ile Ankara arasındaki Suriye anlaşmasına, pek çok tartışma yaratacak detayı paylaştı.

"RUSYA İLE TÜRKİYE ARASINDA ASKERİ ÇATIŞMA HEDEFLEDİLER"

Moskova‘ya göre Türkiye-Rusya ilişkileri şu anda ne durumda? 24 Aralık 2015’te Türkiye‘nin Rus uçağını düşürmesinden önceki seviyeye geri dönebilmiş durumda mıyız?

Türkiye ile ikili ilişkilerimizde yaşadığımız uçak krizi gerçekten de çok ciddiydi. Bu kriz sırasında Türk-Rus ilişkilerinde büyük bir gerileme oldu. Şimdiki amaç tekrar eski seviyesine çıkarmak. Bu belki çok hızlı olmayacak ama en azından Rusya eski seviyeye çıkarmak için samimiyetle çalışacaktır. Burada mesele bir ülkeye sempati duyup duymamakta değil. Bizim için önemli olan husus Türkiye‘nin bir komşumuz olarak istikrarlı ve güçlü bir ülke olması.

Türkiye Rusya için gerçekten de çok önemli bir ülke; hem ikili ilişkiler açısından hem de uluslararası arenadaki konumu açısından. Özellikle de şuna önem veriyoruz. Rusya‘nın sınır komşusu ülkelere baktığımızda Türkiye neredeyse tek bağımsız ülke. Bu Rusya için çok önemli. İran‘dan Finlandiya‘ya kadar uzayan bir coğrafyadan bahsediyorum. Bütün bu coğrafyadaki komşularımız arasında Türkiye yegâne bağımsız politika izleyen ülkedir. Diğer ülkeler daha çok ABD‘nin kontrolü ya da baskısı altında. Ama dediğim gibi Türkiye farklı. O nedenle de Türkiye ile nasıl bir ilişki yürütelim sorusunu Washington‘ı arayıp sormamıza gerek yok!

Türkiye ile işbirliği yapmadan Ortadoğu’daki, İran Körfezi’ndeki, Kuzey Afrika‘daki sorunları çözmek çok zordur. Buraya Kafkasya ve Karadeniz‘deki sorunları da dahil etmek gerekiyor. Bütün bunlardan dolayı Türkiye ile ilişkileri eski seviyesine çıkarmak için Moskova elinden geleni yapacaktır.

"İNCİRLİK’TEKİ ABD ASKERLERİ KATILDI"

– ‘Uçak düşürme kararının Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın kararı olmadığını anladık’ dediniz. Anlıyoruz ki bunlar Erdoğan ile Putin arasında bizzat konuşuldu. Sonuçta komşu bir ülkenin uçağını vurmanın prensiplerini belirleyen angajman kuralları. Siz Rus uçağının Türk pilotlar tarafından düşürülmesi talimatının Ankara‘da en üst düzeyden verilmediğine hükmederken hangi verilere dayanıyorsunuz? Fetullahçı bir pilot tarafından, Türkiye dışından bir yerden alınan talimatla düşürüldüğüne ilişkin argümanı satın aldınız mı?

Türkiye‘de Rus-Türk ilişkilerinin gelişmesini istemeyen bazı çevreler var. Bunların arasında genellikle ya Amerika ile bağlantılı ya Gülen örgütüyle bağlantılı olanlar var. Şunu söyleyebiliriz; bize göre Rus uçağının düşürülmesinde etkin olanlar öncelikle Erdoğan düşmanıydı ve aynı zamanda Amerika ile bağlantılıydı. Elimizde öyle bilgiler var ki İncirlik‘te görev yapan Amerikalı askerler bu olayın gerçekleşmesine katılmışlardır. Amaç da Rusya ile Türkiye‘yi karşı karşıya getirmekti. Son 10-15 yıl içinde elde edilen başarıları yok etmekti amaç. Çünkü onların hesaplarına göre Rusya buna mutlaka askeri olarak cevap verecekti. Rusya‘dan bunu beklediler. Ama hesapları tutmadı. Bizim hiç tepki vermememiz mümkün değildi elbette. Kaldı ki televizyonda da pilotumuzun öldürülmesini ve cesedine karşı yapılan saygısızlığı da izledik. Dolayısıyla Rusya‘nın buna tepki vermemesi mümkün değildi.

İlk günlerde tabii Türk Cumhurbaşkanı‘nın bu süreçteki rolü de belli değildi. Dolayısıyla süreç ekonomik yaptırımlarla başladı. Bunlar şüphesiz ağır yaptırımlar, ilişkilerimizi olumsuz etkileyen yaptırımlardı. Ancak şüphesiz ağır da olsa ilişkilerimize zarar da verse bu ekonomik yaptırımlar Rusya‘nın askeri olarak yanıt vermesinden daha iyiydi. Şimdi ekonomik yaptırımlar yavaş yavaş kaldırılacak, dolayısıyla ticari ilişkilerin eski seviyeye çıkarılması mümkün. Para kaybı şüphesiz ilişkiler açısından en minimum zarara yol açmış oldu.

Türk ortaklarımızı şu konuda uyarmak isterim. Yeni provokasyonlar gelebilir. Çünkü Türkiye ile Rusya‘nın yeniden ilişkileri düzeltmeye çalışması Batı’da pek çok kimseyi rahatsız etmektedir. Bundan dolayı yeni bir provokasyon ihtimalinin olmayacağını söylemek mümkün değil.

"TÜRK TARAFI KAPALI KAPILAR ARKASINDA ‘BİZ DÜŞÜRMEDİK’ DEDİ"

– ‘İlk günlerde Sayın Erdoğan’ın bu konuyla ilgili nerede durduğunu bilmiyorduk’ dediniz. Kapalı kapılar ardında aylar süren bir diplomatik trafik yaşandı. İşadamları, başka devlet başkanları gibi arka kanallar devreye girdi. Erdoğan hangi noktada ‘Biz bu kararın arkasında değiliz, bir komplo söz konusu’ diye Rusya‘ya bildirdi. Eğer bu kapalı kapılar ardında size bildirildiyse Türk tarafı bunun bir komplo olduğuna yönelik tespitini neden kamuoyuna açıklamadı?

Sayın Cumhurbaşkanı‘nın Rus yetkililerine hangi noktada bu açıklamayı yaptığına dair kesin bir tarih vermek mümkün değil. Ama bunun konuşulduğu dönemde artık kalkışma hazırlıkları da yapılmaya başlanmıştı. Dolayısıyla birçok kimse herhangi bir açıklama yapmaktan çekiniyordu. Ama bu arada kapalı kapılar arkasında çok görüşme yapıldı. Kapalı kapılar arkasında Türk tarafı durumu anlatmaya çalıştı. Gerek İstanbul‘da gerek Moskova‘da gerekse üçüncü ülkelerde görüşmeler yapılıyordu. Bu görüşmeler çerçevesinde Erdoğan ve Putin olayın nasıl ve neden yaşandığını öğrenmekle görevlendirildi. Kapalı kapılar ardında yapılan bu görüşmeler neticesinde Rusya olayın gerçek yüzünü gördükten sonra krizden çıkma konusunda bir karar alındı. Taraflar buna karar verdikten sonra kalkışma teşebbüsüyle karşı karşıya kaldık. Türkiye ile Rusya‘nın anlaşmak üzere olduğunu anlayan güçler kalkışmayı planlamaya başladı ve Erdoğan’ı öldürmek istediler.

– Kalkışma dediğiniz 15 Temmuz darbe girişimi, doğru mu?

– Yani siz diyorsunuz ki ‘Bizim uçağımızın düşürülmesiyle 15 Temmuz darbe girişimi arasında birebir ve net bir bağlantı var’. Öyle mi?

Biz öyle bir kanıya vardık ama sizleri bilemiyorum. Rus tarafı olarak biz bu görüşe sahibiz. Biz kendi elimizdeki bilgilerle Türkiye‘nin bize verdiklerini karşılaştırarak böyle bir sonuca vardık.

– Eğer 15 Temmuz’u planlayan odaklar Türkiye ile Rusya arasında askeri bir çatışma çıkarabilselerdi krizi oradan devam ettireceklerdi, 15 Temmuz’a gerek kalmayacak mıydı? Bu mudur analiziniz?

Belki de kalmazdı. Ama şurası kesin Türk-Rus çatışmasını çıkarmaya çalışmanın arkasında da yine Erdoğan’ı iktidardan uzaklaştırmak vardı. Her iki koşulda da hedef buydu bizce. Beni doğru anlayın lütfen. Ben ne Erdoğan taraftarıyım ne de karşıtıyım. O sizin Cumhurbaşkanınız. Ama objektif olarak şunu söyleyebiliyoruz; her şey onu ortadan kaldırmak, devirmek için yapıldı. Süreçler öyle gelişti.

"RUSYA’DA GÜLEN’İN GİZLİ ARKADAŞ ÇEVRESİNİ OLUŞTURMAYA ÇALIŞTILAR"

Rusya kendi topraklarındaki Gülen okullarını henüz AK Parti ile Cemaat arasındaki ilişkilerin çok iyi olduğu dönemde kapatmaya başladı. Bildiğim kadarıyla okulların büyük bölümü 2006-2008 döneminde kapatıldı. Hatta bundan duyulan rahatsızlığı Ankara üst düzey görüşmelerde dile getiriyordu o süreçte. Türkiye‘nin tepkisine rağmen neden kapattınız okulları?

Bu yapıya baktığımızda klasik Sünni İslam’dan daha farklı bir yapıya sahip olduğunu gördük. Biz bu tür yapıların Rusya‘da faaliyet göstermesini istemiyoruz. Çünkü Rusya Federasyonu‘ndaki Müslümanların ve diğer dinlerin temsilcilerinin aşırı olmayan bir çerçevede faaliyet göstermesini isteriz. İkincisi de bu yapının iki ayrı şekilde faaliyet gösterdiğini tespit ettik. Bir taraftan legal olarak yani okullar ve sivil toplum kuruluşları açıyorlardı, diğer taraftan da illegal bir örgütlenme içindeydiler. Yani Rusya Federasyonu‘ndan bilim adamlarını, siyasetçileri, işadamlarını aralarına katarak bir yapılanmaya gitmeye çalışıyorlardı. Böyle bir faaliyet hangi ülkenin hoşuna gider?

– Muhalifleri mi örgütlüyorlardı? Onu mu demek istiyorsunuz?

Muhalifler değil ama önde gelen entelektüeller, kendi alanında söz sahibi olan kimseleri besleyerek –yani gizli olarak para vererek- kendi taraflarına çekip onlardan istifade ediyorlardı. Yani Fetullah Gülen‘in gizli arkadaş çevresi oluşturuluyordu, aynı bir tarikat gibi. Bizlere de geliyorlardı. Enstitüye gelip bizimle bağlantı kurmaya da çalıştılar. İstanbul‘a, Avrupa‘ya davet ettiler.

– Enstitünüzün (RISS) Gülen teşkilatlarıyla ortak hiçbir çalışması oldu mu?

Bizim iki-üç tane önemli uzmanımız onların bazı faaliyetlerine birkaç kez katıldı. Ama o faaliyetlerde satır arasını iyi okuyabildikleri için işin arkasında başka şeylerin olduklarını tespit edince kestiler. Şunu gördük; Gülen, Türkiye‘de büyük bir ağ kurmuş, çok insan ona biat etmiş.

– Orta Asya‘daki diğer ülkelerde CIA ajanlarının örtülü bir biçimde faaliyet göstermek için Gülen okullarını paravan olarak kullandığına dair türlü rivayet var. ABD ile Gülen teşkilatı arasında Türkiye‘yi de aşan başka türlü bir ilişki olduğunu düşünüyor musunuz?

Eski bir Rus istihbaratçı olarak size şunu söyleyeyim; Amerikalılar her imkândan ve yöntemden aktif olarak istifade eder. Amerikalılar eğer bir şey lazımsa DAEŞ’i de kullanır, Gülen’i de kullanır. Bunlar Amerikan istihbaratının geleneksel metotlarıdır. Gülen’i kullanmış olmaları şüphesiz mümkün çünkü kendisi Amerika‘da yaşıyor ve büyük ölçüde onlara bağımlı. Ona orada yaşama ve çalışma fırsatı verdiler. Dolayısıyla da Gülen Amerika‘ya borçludur.

"DİNDE RADİKALİZM ZARARLI İYİ SİYASETÇİ ORTAYI BULMALI"

Fetullah Gülen‘in Sünni İslam’ın klasik bir temsilcisi olmadığını tespit ettiğinizi söylediniz. Son dönemde yaşananlara bakınca Türkiye‘deki seküler yapının tehdit altında olduğunu düşünüyor musunuz?

Ben Türkiye uzmanı değilim ama her şeyin radikalliğine karşıyım. Kendim aslında dindar bir insanım ama dinde radikalizme karşıyım. Hem soldaki hem de sağdaki radikalizm zararlıdır. İyi bir siyasetçinin amacı ortayı bulmak olmalıdır. Şüphesiz Mustafa Kemal büyük bir liderdi ama onun yaptığı her şeyi kutsal olarak değerlendirmek de yanlış olur. Türkiye‘nin nüfusunun büyük bir bölümünü dindar olarak görüyoruz. Ama Mustafa Kemal’in kurduğu her şeyi yıkmak da yanlış olur. Ortayı bulmak lazım.

"ESAD YENİ SURİYE SEÇİMLERİNE KATILABİLMELİ"

Ankara ile Moskova son 4 yılda Suriye konusunda iki farklı ucu temsil etti. Rusya tüm gücüyle Esad rejiminin arkasında durdu. Batı’yla Esad’lı geçiş formüllerini müzakere ediyorsunuz uzun bir süredir. Türk hükümetiyle bu hususta anlaşabildiniz mi, en son durum nedir?

En başta şunu hatırlatmak isterim; bizim Türkiye ile ortak görüşümüz Suriye‘nin sınır bütünlüğü korunmalıdır. Suriye tek bir parça olarak kalmalı. ABD Suriye‘nin parçalanma ihtimaline, üçe veya daha fazla parçaya bölünmesi ihtimaline de bakıyor. Bu noktada Rusya ile Türkiye aynı görüşe sahip. Biz ilk olarak Suriye‘deki teröristleri ortadan kaldırılmasını sonra da Suriye‘nin seçimlere gitmesini savunuyoruz. Seçim Suriye halkının olacak ancak Esad’ın da bu seçime katılma hakkı olmalı. Türkiye ile şöyle anlaştık; başta teröristleri yok edeceğiz, Esad’ın kaderini de daha sonra görüşeceğiz.

"PYD TERÖRİST DEĞİL"

Türkiye‘ye göre PYD/YPG de Suriye‘deki terörist gruplar arasında. PYD‘nin Moskova‘da da bir temsilciliği var. Rusya, Türkiye ile anlaşırken PYD‘yi de terör örgütü ilan etmeyi kabul etti mi?

Biz onları terörist olarak kabul etmiyoruz ama onların bağımsız bir devlet kurmalarını da desteklemiyoruz. Evet, bu temsilcilik var Moskova‘da ama Rus Dışişleri tarafından resmi temsilcilik olarak kabul edilmiyor. Bunu toplumsal bir kurum olarak görüyoruz. Suriye‘nin özerkliklere bölünmesine karşıyız. Özerklikler Suriye‘nin parçalanmasına yol açar. Kürtler Suriye‘de ancak kültürel özerkliğe sahip olabilir.

"KÜRTLERİN ÖZERKLİĞİNE DE BAĞIMSIZ DEVLETE DE KARŞIYIZ"

– Kültürel özerklikle kastettiğiniz tam olarak nedir? Suriye‘de Irak‘taki Bölgesel Kürdistan Yönetimi gibi bir yapıya karşı olduğunuz anlamına mı geliyor?

Ben şahsen bir ülkenin parçalanmasına karşıyım. Irak da neredeyse parçalanmış durumda. Onlar kendilerini özerk olarak adlandırsa da fiiliyatta neredeyse bağımsız hareket ediyorlar. Dolayısıyla Kürtler Suriye‘de de özerklik elde ederse bu neredeyse bağımsız bir devlet olacaktır. Haritalarla oynayıp Ortadoğu’yu tamamen değiştirmemeliyiz. Kürtlerin olduğu her yerde dillerini yaşatmalarına ve kültürel olarak gelişmelerine imkân tanınmalıdır ama devlet kurmalarına biz karşıyız. Tarihin kaderi böyle. Ne yapalım bugün; Irak‘tan sonra İran, Suriye ve Türkiye‘yi mi parçalayalım? Ermenistan‘da da Kürtler var.

"KÜRTLER KADERİNE KÜSMELİ"

Rusya‘ya göre PKK ile PYD arasında net bir bağ var mı?

Bende böyle bir bilgi yok. Bildiğim şu; Amerika onlarla aktif çalışmakta, silah ve para vermekte. Amerika‘nın danışmanları orada görev yapıyor. Bizim orada danışmanlarımız yok. Biraz önce söylediğim; 4 ülkede birden bu tür özerkliklerin kurulması gerçekçi değil. Kürtler bir anlamda kaderine küsmeli. Dünyayı biz değiştiremeyiz. Bazıları dünyayı değiştirmek istiyor ama bu yeni savaşlara yol açar. Amaç her ülkede Kürtleri eşit haklara sahip vatandaş haline getirmek olmalı. Rusya‘da 100 etnik grup var. Hepsine bağımsızlık mı vereceğiz? Kürtler eğer bir yerde baskı görüyorsa buna karşı çıkmalıyız ama devlet kurmalarına karşıyız.

KİMDİR?

Emekli Korgeneral Leonid Reşetnikov, Kharkov Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu. Doktorasını 1974’te Bulgaristan‘da Sofya Üniversitesi’nde vermiş. Sırpça, Bulgarca, Yunancayı akıcı konuşuyor. 1976-2009 yılları arasında (33 yıl) Rusya Dış İstihbarat Servisi‘nde (SVR) görev yaptı. 2009’da kurumdan emekli olduğunda SVR‘nin Enformasyon ve Analiz Ofisi’nin başındaydı ve yönetim kurulu üyesiydi. Yaş haddinden emekli oldu. Rusya‘da 2000’li yıllarda Gülen dosyasını birebir takip eden isimlerden biri. SVR‘den emekli olduğundan beri Rusya Federasyonu Devlet Başkanlığı’nın resmi düşünce kuruluşu ‘Rusya Stratejik Çalışmalar Enstitüsü’nün (RISS) başkanlığını yürütüyor.

HRANT DİNK DOSYASI /// Eski İstihbarat Daire Başkanı Uzun : “FETÖ’nün yaşaması için dairey i ele geçirmesi gerekiyordu”


Eski İstihbarat Daire Başkanı Uzun : "FETÖ’nün yaşaması için daireyi ele geçirmesi gerekiyordu"

Özden ATİK – Hayati KILIÇ /İSTANBUL,(DHA) Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetine ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı 2’si tutuklu 35 sanıklı davaya devam edildi. Duruşmada çapraz sorgusu yapılan eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, "İstihbarat dairesini ele geçirmeden hiçbir örgütün yaşaması mümkün değil. FETÖ’nün yaşaması için daireyi ele geçirmesi gerekiyordu" dedi.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, tutuklu sanıklar eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ve eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer getirildi. Tutuksuz sanıklardan dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay, eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun ve eski İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ile sanık avukatları ve Dink ailesinin avukatları da duruşmada hazır bulundu. Duruşmaya bir kısım sanıklar da SEGBİS aracılığıyla görüntülü ve sesli olarak katıldı.

"TRABZON, İSTANBUL’A GÖREV VERMİYOR"

Duruşmada savunmasını Ankara’da yapan Sabri Uzun’un çapraz sorgusuna başlandı. Sabri Uzun sorgusunda, Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü’nün, İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne gönderdiği yazının koruma ile ilgili bir görev vermediğini belirtti. Uzun, "İller arasındaki yazışmaya paralel yazışma diyoruz. Bu yazışmadaki amaç bürokratik engele takılmamaktır. Bu yazışma, istihbari bilgileri alma amaçlıdır. Trabzon’un yazdığı yazı, İstanbul’a görev vermiyor. İstihbarat şube müdürleri birbirlerine bilgi verirler. Ancak görev vermezler. ‘Şunu yaptır, bunu yaptır’ demezler" dedi. F4 raporunun İstihbarat Daire Başkanlığı’na ulaştıktan sonra illerin bir sorumluluğu olmadığını da belirten Uzun, "Koruma işlemini yapacak olan şube de İstihbarata Karşı Koyma (İKK) Şubesi’dir. Azınlıklara bakan C şubesi ise bu tehdidi İKK’ya bildirecek şubedir" diye konuştu. Sorgusu sırasında Gezi olaylarına da değinen Uzun, "Gezi olayları olduğunda zabıta memurlarına ‘Çadırları yakın’ emrini verenin eski emniyet müdürü Ramazan Emekli olduğunu duydum. Bununla ilgili bir yetkili müdür beni çağırarak, Gezi olaylarını sordu. Ben de Gezi olayları bir ayaklanma değildir. ‘Gezi, cemaatin bir kumpasıdır, beyefendiyi yanıltmayın’ dedim. O da bana bir şey bilmiyorsun cevabını verdi" dedi.

"FETÖ’NÜN YAŞAMASI İÇİN DAİREYİ ELE GEÇİRMESİ GEREKİYORDU"

Sabri Uzun, "Ergenekon şemasını kimin getirdiği ve Ergenekon benzeri davaların altyapısının C5 bürosunda oluşturulduğu iddiasına" yönelik soru üzerine "Bu şemayı Recep Güven’in (dönemin İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı) getirdiğini belirterek "Recep Güven’i Bektaşi inancından biliyordum. Kendisine çok güveniyordum. Cemaatten olacağını hiç tahmin etmemiştim. Coşkun Çakar (Eski İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı), Recep Güven’in evinde yapılan toplantıda Ahmet İlhan Güler’e, ‘İstanbul’u terk et’ diyen kişidir. İstihbarat Dairesi İmamların Şurası’nın başındaki kişi Coşkun Çakar’dır. O toplantıya katılanlar da imamlardır" şeklinde cevap verdi. Kendisi hakkında ihbar yazısına da değinen Sabri Uzun, hakkındaki ihbar yazısının 17 Şubat 2006’de gönderildiğini, Hrant Dink’in öldürüleceği bilgisinin olduğu F4 raporunun da 17 Şubat 2006’da daireye geldiğini belirtti. Uzun, "Dink ile ilgili raporu hazırlayan müfettiş Mehmet Ali Özkılınç aynı zamanda benim hakkımdaki raporu da hazırlayan müfettiş. Bunlar bir bütündü. İstihbarat Dairesi’ni ele geçirmeden hiçbir örgütün yaşaması mümkün değil. FETÖ’nün yaşaması için daireyi ele geçirmesi gerekiyordu" diye konuştu. 22 Şubat 2006’da görevinden ayrıldığını da belirten Uzun, "Benim olduğum yerde çete olmaz. C5 bürosu ise 2006 Haziran ya da Temmuz gibi kuruldu. C5 bürosu çete işi" dedi.

"CEMAAT, BATI ÜLKELERİNİN VİCDANLARINI YANINA ÇEKTİ"

Sanık Sabri Uzun, Rahip Santoro’nun Katolik, Hrant Dink’in Ortodoks, Malatya‘da öldürülenlerin de Proteston mezhebine mensup olduklarına dikkat çekerek, "Cemaat, Rahip Santoro cinayeti, Malatya Zirve Yayınevi Cinayeti ve Dink cinayeti ile Batı ülkelerinin kamu vicdanlarını da yanına çekti. Bu cinayetlerin arkasında Kemalist ve milliyetçi yapı olduğu intibası için çalıştı. Dink cinayeti davası, üzüm salkımının sapı gibidir. Bu davanın altına diğerlerini de ekleyeceklerdi" ifadelerini kullandı. Mahkeme, Uzun’un sorgusuna devam etmek üzere duruşmaya ara verdi.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI /// VİDEO : F. William Engdahl – DAEŞ’i Eski CIA Direktörü Petraeus Kurdu


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=z6Yjowgki2U&feature=em-subs_digest

MİT DOSYASI : ESKİ MİT MÜSTEŞARI EMRE TANER KİMDİR ???


Emre Taner kimdir?

Emre Taner, eski MİT Müsteşarı, bugün darbe komisyonunda verdiği ifadede gündeme damga vuracak açıklamalar yaptı. Peki Emre Taner kimdir? Hangi yıllarda MİT müsteşarlığı yapmıştır?

Emre Taner, 1942 Diyarbakır doğumlu eski Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarıdır. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olan Emre Taner, 1967 yılında Milli İstihbarat Teşkilatı’na girdi. Bursa ve İstanbul Bölge Başkanlığı görevlerinde bulundu. 1994’te MİT Müsteşar Yardımcısı oldu. 15 Haziran 2005 tarihinde Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı görevine atandı. Emre Taner’in görev süresi 4 kez uzatılsa da 26 Mayıs 2010’da emekli olmuştur.

Müsteşar Yardımcısı olduğu dönemde Abdullah Öcalan’la, devletin bilgisi dahilinde bir kez görüştüğünü doğrulamıştır. Irak uzmanı olan Emre Taner, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ile 7 defa görüşmüştür. Emre Taner’in kardeşi de MİT’te görev yapmıştır.

Diyarbakır’da doğan, Kürt olup olmadığı kamuoyunda tartışılan Emre Taner, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Memur babasının yaşadığı maddi sıkıntılar nedeniyle tahsil hayatı boyunca çeşitli işlerde çalışan Emre Taner, 1967’de “teşkilata” girdi. Çeşitli görevlerde bulunduktan sonra önce Bursa, sonra İstanbul Daire Başkanlığı yaptı. 1987’de İstihbarat Başkanlığı koltuğuna oturan Emre Taner, 1992’de MİT Müsteşar Yardımcısı olarak atandı. Bu tarihten sonra da ismi sürekli müsteşarlık adayları arasında sayıldı.

Sönmez Köksal’ın müsteşarlığı döneminde merkezden uzaklaştırılarak yurtdışı göreve atanan Emre Taner, sonraki Müsteşar Şenkal Atasagun tarafından 1999’da Müsteşar Operasyon Yardımcılığı’na getirildi. Emre Taner’in, bu göreve atanmadan önce Öcalan’ın Suriye’den çıkartılması ve yakalanmasında etkili rol oynadığı uzun süre konuşuldu. Emre Taner, Emniyet, MİT ve Jandarma’nın 2004’te PKK’ya yönelik istihbarat paylaşımı için kurduğu komisyona başkanlık etti.

KÜRT SORUNU DOSYASI /// Eski Rus Dış İstihbarat Servisi Başkanı : Suriye dağılırsa, Kürdis tan kurulur


Eski Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Başkanı General Vyaçeslav Trubnikov, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini ifade ederek, "Suriye dağılırsa, Kürdistan kurulur" diye konuştu.

Telegraph: Bağımsız Kürdistan savı güçleniyor

BaltNews.lv haber ajansına konuşan Trubnikov, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın meşruluğunun oldukça önemli olduğunu vurgulayarak "Önemli olan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın meşruluğu ve bundan vazgeçmek mümkün değil. Esad yasal olarak başkan. Esad bulunduğu küçük bir bölgeden bile ülkenin birliğini sağlıyor. Mossad’daki ‘sevimli meslektaşlarım’, Suriye’nin tek devlet olması gerektiğini kabul ediyor. Suriye’nin dağılması Ortadoğu’da büyük karışıklıklara neden olur, Kürdistan da kurulur" ifadelerini kullandı.

‘İSRAİL BU KONUDA RUSYA’YI DESTEKLİYOR’

Eski SVR Başkanı, "İsrail bu konuda kesinlikle Rusya’yı destekliyor. Suriye’nin tek devlet olarak devam etmesini korumak lazım" dedi.

Daha fazla: https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201610221025428948-rus-dis-istihbarat-suriye-kurdistan/

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : Samsun dahil 4 ilde eski istihbaratçı operasyonu ! Çok sayıda gözaltı var


Samsun dahil 4 ilde eski istihbaratçı operasyonu! Çok sayıda gözaltı var

Samsun ile birlikte 4 ilde Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) talimatıyla istihbarat birimlerine yerleştirilen 20 kişiye yönelik sabah saatlerinde operasyon düzenlendi.

Antalya Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü (TEM) ekipleri tarafından FETÖ’nün emniyet yapılanmasına yönelik operasyon düzenlendi. Antalya il merkezi, Elmalı Alanya, Korkuteli, Akseki ilçeleri ile Bingöl, Samsun, Konya ilerinde eş zamanlı düzenlenen operasyonda çeşitli rütbelerdeki eski ve yeni emniyet mensubu 20 şüpheli gözaltına alınırken şüphelilerin evlerinde ve kaldıkları yerlerde yapılan aramalarda çok sayıda dijital veri depolama cihazı, usb, akıllı GSM telefonları, bilgisayarlar, örgütün finans kaynağı olan Bank Asya’ya ait dekontlar, Zaman gazetesi, pasaportlar ele geçirildi.

Gözaltına alınan şüphelilerin Fetullahçı Terör Örgütünün talimatıyla istihbarat birimlerine yerleştirilen eski istihbaratçılar olduğu, terör örgütünün emniyet içerisinde usulsüz dinleme faaliyetlerinde yer aldıkları, haklarında davaların devam ettiği ve örgüt içi haberleşme ve gizlilik faaliyetlerinde kullanılan Bylock programını kullandıkları iddia edildi.

Terör Savcısı Serkan Beyoğlu tarafından yürütülen soruşturmada terörle mücadele birimince firari olan şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışmaların da sürdürüldüğü kaydedildi. Diğer taraftan sabah saatlerinde bomba ihbarı yapılan Antalya Adliyesi 3. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün FETÖ/PDY usulsüz dinleme davasının da görüleceği öğrenildi.

MİT DOSYASI /// AHMET TAKAN : Eski MİT’çinin cevap bekleyen mektubu…


ahttakan

Yeni yasama yılının ilk klasik Salı’sıydı dün…

Meclis’te grup toplantıları…Öncesi ve sonrası kaynayan kulisler… Eşittir bol haber… Klasik Ankara Salı’sının yerinde yeller esiyordu dün… Siyaset bitmiş tükenmiş. Kulisler cılız. Milletvekillerinde tükenmişlik ve aşırı yorgunluk görüntüsü. İktidar kulisi; Başbakanın geliş öncesi ve sonrası kısa birer dalgalanma. Her zamanki gibi iş takipçilerinin dayanılmaz ağırlığı!.. Kısa süren saray muhabbetleri. Neredeyse dedikoduya bile hasret kaldığımız bir mekan. Bu kısırlık içinde ortaya çıkan net bir fotoğraf var;

At izinin it izine karıştığının en rahat gözlemlenebileceği ortamlardan biri durumunda Meclis’in kulisleri. Siyaset üretimine son verilmiş. Mebusların, gelenlerin gidenlerin tek gündemi var; ihraçlar, gözaltılar, tutuklamalar. Kim FETÖ’cü, kim FETÖ’cü değil. Kafa karışıklığı alabildiğine… Sabah saatlerinde yeni "FETÖ" operasyonları haberleri gündeme düşerken kulislerde en başta konuşulan ve tartışılan kurumların başında MİT geliyordu. Kafası karışık -iktidar kanadı dahil- milletvekilleri, 87 ihracı analiz etmeye çalışıyordu. Hedef oklarında hep MİT Müsteşarı Hakan Fidan vardı. Fidan’ın operasyonda baypas edildiğini iddia eden siyasetçilere bile rastladım. "Mağdurlar" çok bunaltmış mebuslarımızı. E!.. Haklılar tabii mahallede presi yiyen onlar… Hemen hemen hepsinin her kesimden "belgeli", "kesin" mağdur olduklarına inandıkları var. Fakat işin en acayip yanı ne biliyor musunuz? Mebuslarda seslerini duyuramadıklarını ileri sürüyor!..

Siyasi kulislerde MİT’ten ihraç edilen 87 kişinin "göz boyama" olduğu ve alt düzey personelden oluştuğu konuşuluyor. MİT’te sayı vermenin dışında herhangi bir detaylı açıklama yapmadı. İhraçların ilan edildiği gün "Tuz Kokunca" başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Hak verirsiniz ki; adını ve gönderdiği açık adres bilgilerini saklı tutacağım, ihraç edilen bir MİT mensubu, bana uzun bir mektup gönderdi. Özetle ve bazı yerleri noktalayarak yer vereceğim;

"….

Ben 2012 yılından beri Milli İstihbarat Teşkilatı’nda görev yapıyordum fakat sizin de 28 Eylül’deki "Tuz Kokunca" yazınıza konu olan ihraçlarla teşkilattan ayrıldım.

Esas konuya gelecek olursak ben bu ülkenin en iyi okullarından birisi olan … Üniversitesi’nden mezun oldum ve tamamen kendi gayretlerimle MİT sınavlarını kazandım. Benim ve ailemin hayatı ve geçmişi hakkında bir yıl boyunca bütün detayları ile tahkikat yapıldı. Personel tahkikatlarının ne kadar ayrıntılı yapıldığını tahmin edersiniz. O ana kadar hayatımda temas kurduğum herkes incelendi ve bir sakınca görülmemiş olacak ki Teşkilata kabul edildim. Daha öncesinde FETÖ’nün ne bir okuluna ne de bir dershanesine gittim. Bu hain yapı ile en ufak bir örgütsel bağlantım yoktur. Bunu Teşkilat da çok iyi bilmektedir. Buna rağmen Teşkilat hakkımda 15 Temmuz darbe girişiminden haftalar sonra göstermelik bir soruşturma başlattı ve yazılı savunmamız bile alınmadan, hangi delillerle suçlandığımızı dahi bilmeden, yapılan yüzeysel değerlendirmelerle görevimden ayrılmak durumunda kaldım. İronik olan ise beni Teşkilata kabul eden ve ihraç etmeye karar veren kadroların aynı olmasıdır. Madem ben terör örgütleriyle ilişkiliyim devletin en mahrem bilgileri neden bana emanet edildi? ve ben devletin hangi mahrem bilgilerini bu örgüte sızdırmışım? Bu yönde bir kanıt yoksa ben bu örgüt ile ilgili birisi olarak bu örgüte nasıl hizmet etmişim? Teşkilatın elinde benim bu örgüte hizmet etmem ile ilgili en ufak bir delil bulunmamaktadır çünkü ben devletimden başka hiçbir yapıya hizmet etmedim ve amirlerim haricinde kimseden talimat almadım. Vakıf olduğum sırları canım pahasına korudum ve bundan sonra da koruyacağım.

Diğer bir mesele ise siyasilerin her fırsatta FETÖ ile mücadele konusunda 17/25 Aralık’ın milat olacağı kriterini ısrarla belirtmelerine rağmen Teşkilat yöneticilerinin 6-7 yıl önce yapılmış 3-5 telefon görüşmesi üzerinden kendi koltuklarını koruma ve kamuoyunun baskısından kurtulma adına Teşkilat piramidinde en alt basamakta yer alan ve kaba tabirle "Dayısı" bulunmayan bizleri ihraç yoluna gitmeleridir.

İhraç edilen 87 kişinin büyük bir çoğunluğu uzman yardımcısı seviyesinde olması size neyi düşündürmektedir?

Daha başka bir konu ise Teşkilat tarafından yapılan açıklamada ihraç edilen 87 kişiden 52 kişisinin dosyası savcılığa iletildi denilmektedir. Peki bu 35 kişi suç işlememişse neden Teşkilattan ihraç edilmiştir? Yok suç işledilerse neden haklarında işlem yapılmamaktadır?

Bugün çıkıp koca koca laflarla FETÖ’ye saydıran fakat zamanında bu yapı ile içli dışı olan çok siyasiler ve bürokrat kendini temize çıkarırken, kandırıldık derken bu yapı tarafından kandırılamamış olanlar bu işin cezasını çekmek durumunda kalmaktadır. Öyle ki belki de hayatımız boyunca FETÖ üyesi lekesi ile yaşamak zorunda kalacağız.

MİT’te görev aldığım süre zarfında devletim ve milletim adına en hafif deyimiyle pek çok vurdumduymazlığa ve görevi ihmale şahit oldum bu ayrı bir konu ancak bizim ihraç edilmemiz ve kamuoyuna terör örgütü mensubu gibi yansıtılmamız MİT yöneticilerinin ayrı bir oyunudur. FETÖ ile mücadelede suçlu ve suçsuz kişiler karıştırılarak ülkenin bir çıkmaza sokulması amaçlanmaktadır. Hükümet kendine kurulan oyunun farkında değildir ve MİT eliyle FETÖ temizliği yapıldığını zannetmektedir. MİT yöneticileri şimdiye kadar ihmal ettikleri görevlerini bizim üzerimizden aklamaya çalışmaktadırlar."

Sorular, iddialar…

İddialar, sorular…

Mebuslar konuşamıyorlar ya!.. Kim araştıracak bulacak ortaya çıkaracak gerçekleri!.. At izi it izinden nasıl ayrılacak?..

Kaynak: Eski MİT’çinin cevap bekleyen mektubu… – Ahmet TAKAN

NSA DOSYASI /// Alman dış istihbarat servisi BND eski Başkanı Gerhard Schindler : “Snowden Rus İst ihbaratı İçin Çalışıyor”


Alman dış istihbarat servisi BND eski Başkanı Gerhard Schindler, ABD’li ifşacı Edward Snowden’ın Rus istihbaratına çalıştığını iddia etti.

Almanya’nın dış istihbarat servisi BND eski Başkanı Gerhard Schindler, ABD’nin gizli belgelerini ifşa eden eski NSA çalışanı Edward Snowden’la ilgili yeni iddialar ortaya attı.

Snowden’ı "Rus gizli servisinin oyun topu" olarak nitelendiren Schindler, Snowden’ın Rus istihbarat servisi FSB adına çalıştığını söyledi.

Alman Bild gazetesinin başkent Berlin’de düzenlediği "Snowden-Kahraman mı hain mi?" başlıklı toplantıda konuşan Schindler, Snowden’ın Rus istihbaratı için çalıştığının kesin olduğunu ifade etti.

Snowden’ın Rusya’da yaşadığına dikkat çeken Schindler, Amerikan gizli servisi NSA’in eski çalışanı Snowden’ın kendi isteği ile Rusların himayesi altına girdiğini savundu.

Alman dış istihbarat servisi BND eski Başkanı Gerhard Schindler, CIA eski çalışanı Edward Snowden’ın Rus ajanı olduğunu ileri sürdü.

SCHINDLER’İN İDDİALARINA TEPKİ

Ancak NSA’in dinleme faaliyetleri ile ilgili Alman meclisinde kurulan araştırma komisyonunun üyesi Konstantin von Notz, Schindler’in iddialarına karşı çıktı.

Yeşiller Partisi üyesi Notz, Snowden’ın kendi isteğiyle Rusya’da yaşadığının saçma bir tez olduğunu ifade etti. Notz, Snowden’ın ifadesinin alınması için Almanya’ya getirilmesi gerektiğini savundu.

Berlin’deki toplantı, "Snowden" adlı filmin Alman sinemalarında gösterime girmesi vesilesi ile düzenlendi. Snowden’ın ifşa ettiği gizli belgeler Almanya-ABD ilişkilerinde gerilime neden olmuştu.

Snowden, NSA’in dünya genelindeki dinleme faaliyetlerine ilişkin belgeleri ele geçirmiş ve gazeteciler aracılığıyla ifşa edilmesini sağlamıştı. Ülkesinde casusluk ve devlet sırlarını ifşa etme gibi suçlamalarla karşı karşıya olan Snowden, kendisine iltica hakkı tanıyan Rusya’da ikamet ediyor.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı’ndan korkutan darbe açıklaması


Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin, emekli askeri hakim Ahmet Zeki Üçok ve gazeteci Nedim Şener ABD’de Turkish Heritage Foundation’ın düzenlediği panelde FETÖ örgütlenmesini ve 15 Temmuz darbe girişimini anlattı. Pekin, Türkiye’de darbe tehlikesinin hala geçmediğini söyleyerek, Gülen’in Türkiye’ye iade edilmesi gerektiğini belirtti.

Merkezi Washington’da bulunan başkanlığını Halil Danışmaz’ın yürüttüğü düşünce kuruluşu Turkish Heritage Foundation’ın (Türk Miras Vakfı)New York‘ta düzenlediği panelde 15 Temmuz’daki darbe girişimi ele alındı. Panelin konuşmacıları, Doğu Perinçek’in Genel Başkanı olduğu Vatan Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı ve eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, emekli askeri hakim Ahmet Zeki Üçok ve gazeteci Nedim Şener’di. Pekin, Üçok ve Şener, 15 Temmuz darbe girişimini ve Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) devlet kurumlarındaki yapılanmasını anlattı.

İsmail Hakkı Pekin, Türkiye‘de şimdiye kadar yaşanan bütün darbeleri yaşadığının altını çizerek, 15 Temmuz’da kendi halkına ateş açan, halkı tankla ezen, meclisi bombalayan, cumhurbaşkanını öldürmeye çalışan bir darbe girişimini ilk defa gördüğünü anlattı. FETÖ’nün Türkiye’nin yönetimine el koymak istediğini ve bunun içinde devlete sızdığını belirten Pekin, dışişleri, silahlı kuvvetler, emniyet ve adliye gibi kurumlara "Işık Evleri"nde özel yetiştirilmiş insanların yerleştirildiğini ve bunların Pensilvanya’dan gelen emirlerle hareket ettiklerini söyledi.

‘Darbe tehlikesi geçmedi’

Pekin, 15 Temmuz darbe girişiminin emrinin Fetullah Gülen tarafından verildiğini söyleyen Pekin sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu kadar tehlikeli bir örgütle karşı karşıyayız ve bu tehlike hala Türkiye’de mevcut, geçmiş değil. Bu örgüt çok sayıda kuruma sızdığı için her an bu ve buna benzer Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ı öldürmek dahil her türlü kaosa neden olacak bir güce sahip. Bu örgütün temizlenmesi için mutlaka Fetullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi gerekiyor, bu örgüt ancak böyle çöker. Ne ben ne de arkadaşlarım AK Parti’li ama bu davada Sayın Cumhurbaşkanı’nın Fetullah Gülen ile mücadelesinde kendimizi onun arkasında olma mecburiyetinde hissediyoruz."

Pekin, ABD’ye de FETÖ konusunda Türkiye ile iş birliği yapma çağrısında bulundu.

‘FETÖ’nün amacı devlete ortak olmak’

Emekli Albay ve Askeri Hakim Üçok da FETÖ’nün TSK içinde nasıl yapılandığını anlattı. Darbe girişimine ilişkin birçok Avrupa ülkesi ve ABD’nin bazı tereddütleri olduğunu gördüklerini ifade eden Üçok, FETÖ’nün amacının Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yönetimine ortak olmak olduğunu ifade etti.

‘FETÖ’nün DAEŞ’ten farkı yok’

TSK’da FETÖ’nün iki şekilde yapılandığını söyleyen Üçok, FETÖ’nün insan kaynaklarının temin edildiği askeri okullara soruları çalarak kendi Işık evlerinde yetişmiş olan öğrencilerini TSK personeli yaptığını anlattı. Üçok, "Ankara Cumhuriyet Savcılığının askeri okullara giriş sınavları ile ilgili 2006-2015 yılları arasındaki süreçle ilgili yaptığı soruşturmada FETÖ mensubu öğrencilerin yüzde 80 oranında askeri okullara giriş yaptığı bilirkişi raporlarıyla tespit edilmiştir" dedi.

‘TSK’ya 10 yılda 40 bin Fetullahçı girdi’

Her yıl 5200 civarında öğrencinin askeri okullara alındığını belirten Üçok, "Her yıl 4 bin Fetullahçı askeri öğrenci TSK’ya girmiş ve bu 10 yıllık sürede 40 bin Fetullahçı öğrencinin TSK’ya girdiğinin somut kanıtıdır" dedi. Üçok, 1986’dan bu yana TSK’ya giren askeri öğrencilerin yaklaşık yüzde 50’sinin Fetullahçı olduğunu söyledi. Ahmet Zeki Üçok, FETÖ’nün DAEŞ’ten bir farkı olmadığını da sözlerine ekledi.

‘Gülen’in kim olduğunu en iyi bilen Amerikalılar’

Gazeteci Nedim Şener de FETÖ’nün Türkiye’den sonra en çok örgütlendiği ülkenin ABD olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi: "Fetullah Gülen’in aslında en iyi kim olduğunu bilenler Amerikalılar. Amerikalıların Fetullah Gülen’in kim olduğunu, nasıl yapılandığını, amacını, yapılanmasını bildiklerini çok iyi biliyorum. Türkiye’deki ABD Büyükelçiliği ve Konsolosluğunun Beyaz Saray’a, Dışişleri Bakanlığına FETÖ’nün ordu içine nasıl sızdığına dair raporlar göndermesine rağmen, sanki bunlar darbe girişiminde bulunmamışlar, darbede rolleri yokmuş gibi ABD yönetiminin tavır almasına gerçekten insan olarak üzüldüğümü, gazeteci olaraksa asla inanmadığımı söylemek istiyorum."

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in Ankara ziyareti sırasında, "Biz olaylar olurken bunun gerçek olup olmadığını veya bir internet oyunu olup olmadığını anlayamadık" sözlerini hatırlatan Şener, "Türk siyasetçileri bunun çok üzerinde durmadı ama Biden ya şaka yaptı ya da hepimizle dalga geçti" diye konuştu. Turkish Heritage Foundation yetkilileri de FETÖ’yü anlatmak için davet edilen konuşmacılar ve düzenledikleri etkinlikler nedeniyle tehdit edildiklerini söyledi.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.