Etiket arşivi: istihbarat

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : ‘İstihbarat ve paranın olduğu her yerde FETÖ/PDY vardır’


‘İstihbarat ve paranın olduğu her yerde FETÖ/PDY vardır’

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’na (FETÖ/PDY) finansman sağladıkları iddiasıyla aralarında şirket yöneticilerinin de bulunduğu şüphelilere yönelik fezleke hazırladı.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü, Kaçakçılık ve Mali Suçlar Soruşturma Bürosunca, Birim Gayrimenkul Limited Şirketi ile bu şirkete bağlı kuruluşlarda, özellikle Maltepe’de bulunan Pinhan Restoran’da FETÖ/PDY ile ilgili toplantılar yapıldığı, terör örgütüne finansman sağlandığı iddiaları üzerine aralarında şirket yöneticilerinin de bulunduğu şüphelilere yönelik hazırlanan fezleke tamamlandı.

Fezleke, İstanbul ağır ceza mahkemelerinde dava açılması amacıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’na gönderildi.

Fezlekede, aralarında örgütte üst düzey yönetici olarak değerlendirilen Ali Çelik, Metin Birdal, Ahmet Çelik, Hızır Güngör ve Mehmet Gözütok gibi isimlerin de bulunduğu 47 şüpheliye, "terör örgütü FETÖ/PDY yöneticisi ve üyesi olma", "anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme", "terör örgütünün finansmanını sağlama" ve "nitelikli dolandırıcılık" suçlamaları yöneltiliyor.

"İçki içilebilir, haram yenilebilir, hatta zina dahi yapılabilir"

Örgüt içerisinde gizliliğin çok önemli olduğu belirtilen fezlekede, "Bunun için tedbir her şeyden önemlidir. Halka dini bir cemaat algısı verilmesine rağmen, tedbir amaçlı namaz kılınmamış, özellikle 1990’lı yılların sonlarında üniversitelerde meydana gelen başörtüsü olaylarında örgüt liderinin talimatı doğrultusunda ‘Başörtüsü teferruattır.’ denilerek hiç itiraz edilmeden, sormadan ve sorgulamadan kızların başlarını açtırmışlardır." ifadelerini yer verildi.

Fezlekede, "Yine tedbir için içki içilebilir, haram yenilebilir, hatta çok zor durumda kalınırsa haz alınmadan zina dahi yapılabilir. Bu da örgütün belli bir yeri ele geçirme, bir kuruma sızma ya da önemli birisini kafalamada kullandığı stratejilerdendir." denildi.

"İstihbarat ve paranın olduğu her yerde FETÖ/PDY vardır"

Örgütün "lider merkezli" bir yapıya sahip olduğu, lidere en yakın insanların da liderin koruyucusu durumunda bulunduğu belirtilen fezlekede, hareketin en dışında ise örgüte ilgi duyanların olduğu bildirildi.

Örgüt mensuplarının evliliklerini dahi bağlı bulundukları imamların izin ve talimatları doğrultusunda gerçekleştirdiği kaydedilen fezlekede, "Özellikle bürokraside üst düzey görev yapanlarla ilgili çalışmalar yapılarak, çok güvendikleri kadın örgüt elemanlarıyla evlenmeleri sağlanarak, devlet içinden bu şekilde de bilgi akışını örgüt lehine temine önem vermektedirler. Kendilerini dini bir yapılanma olarak lanse etseler de istihbaratın ve paranın olduğu her yerde mutlaka FETÖ/PDY vardır." değerlendirmesi yapıldı.

Fezlekede, şu ifadelere yer verildi:

"Bu örgüt, kurulduğundan itibaren komplike ve sistematik olarak çalışmış, gelecekte nelerin lazım olduğu hususu kendi içlerinde tespit edilmiş ve buna göre de plan ve program geliştirmişlerdir. Bir süre sonra halka anlattıkları amaçları yapabilmek için önce halktan maddi yardım toplamışlar daha sonra kademe kademe vakıf, dernek ve şirketler kurarak kendi ekonomilerini oluşturmaya başlamışlardır. Örgüt, devletin tüm imkanlarını sonuna kadar kullanarak devleti yıkarak ele geçirmeye çalıştığı gibi halkın tüm imkanlarını da halkı kandırarak kullanmak suretiyle halkın güvendiği devlet otoritesini yıkmayı gaye edinmişlerdir."

"Tedbir ve gizlilik ruhlarına ve damarlarına işlemiş"

Tedbir ve gizliliğin bu silahlı terör örgütünün dolayısıyla da örgüt üyelerinin ve kısmen de sempatizanlarının ruhuna ve damarlarına işlediği kaydedilen fezlekede, "Ekonomik gücü yetersiz bir örgütün tesisleşmesi, coğrafi olarak genişlemesi, üye sayısının artması gibi unsurların oluşması mümkün değildir. 15 Temmuz hain darbe girişiminin en büyük destekçilerinden ve olası bir başarıda da en çok nemalanacak kesimi de örgütün mali ayağı olacaktır." denildi.

"Bu silahlı terör örgütünün gizli ajandası 15 Temmuz’da açığa çıktı"

Fezlekede, "Bu silahlı terör örgütünün gizli ajandası 15 Temmuz’da açığa çıkmıştır. Tüm üyeleri olmasa bile önde gelen iş adamları, yargı ve emniyet görevlileri, öğretim elemanları, TSK içerisindeki üyeleri ve bunlara hükmeden imamlarının bu gizli ajandayı bilmemeleri düşünülemez." görüşlerine yer verildi.

Reklamlar

İSTİHBARAT DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : TÜRK-ALMAN İSTİHBARAT SAVAŞI


İstihbaratın her şeyi gibi savaşı da gizlidir. Ne var ki "Hiçbir şey gizli kalmaz" düsturunun her zamankinden daha geçerli olduğu günümüzde istihbarat savaşlarının da alenileştiğine şahit oluyoruz.

Almanya, bir süre önce Türkiye’ye karşı başlattığı istihbarat savaşında cepheyi paranoyakça genişletiyor. Öyle ki, ülkede Türkiye toplumuna din hizmeti vermekten başka gayesi olmayan imamları dahi casuslukla suçluyor ve haklarında adli işlem başlatıyor.

Almanya’da anayasayı korumaktan sorumlu eyalet kuruluşlarının bu savaşta en ön cepheye sürüldüğü görülüyor. Anayasayı Koruma Teşkilatı Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Başkanı Burkhard Freier, 12 imam inanışını çağrıştıracak biçimde "Casusluk yapan 13 imam var" açıklamasını yaptı.

İki yıl önce Almanya’da Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) namına casusluk yaptığı iddiasıyla tutuklanıp 11 ay sonra serbest bırakılan Taha Gergerlioğlu, imamlara yönelik operasyonu yapan asıl kuruluşun, eyaletlerin iç istihbaratına bakan Landeskriminalamt (LKA) adlı kuruluş olduğunu söylüyor.

Son olarak 15 Şubat’ta Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) camilerinde görev yapan dört imamın evinde, ‘casusluk faaliyeti yürüttükleri’ iddiasıyla arama yapıldı. 10 Şubat’ta Almanya’daki görevlerine son verilen imamlar, hafta sonu Ankara’ya dönmüştü.

Bu operasyonlar, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) Almanya’da Türkiye aleyhine yürüttüğü espiyonaj faaliyetlerinin bir mahsulü. FETÖ, sadece Almanya’da değil, tüm Avrupa’da Diyanet’i by-pass edip bir sivil paralel diyanet oluşturmak istiyor. Belçika’da Diyanet imamları yerine Gülenist imamlar yetiştirmeyi amaçlayan Leuven Katolik Üniversitesi’nin bunun için pilot bölge olarak seçildiğini biliyoruz.

FETÖ, bir yandan bu proje için çalışıyor öte yandan da imamların kendileri hakkında bilgi topladığını ileri sürüp onları şikâyet ederek haklarında adli işlem başlatılmasını sağlıyor.

Almanya’nın FETÖ’ye bu derece müsamaha göstermesi, hatta onunla işbirliği yapmasında ise CIA parmağı aramak komplo değil. Aksine bunu görmemek ‘gerçeğe komplo kurmak’ olur.

CIA’in Yeşil Kuşak projesinin köklerinin Adolf Hitler’in Müslümanları Sovyetler’e karşı savaştırma projesine dayandığı söylenebilir. Bu Nazi anlayışı, Reinhard Gehlen gibi efsanevi istihbaratçıların esinlediği CIA’e geçmiştir.

Alman derin devleti ile CIA arasındaki ilişkileri ve her iki yapının da temellerini atan Gehlen’in örgütü ile Gülen Örgütü arasındaki benzerlikleri bu köşede 13 Nisan 2014’te Gehlen’den Gülen’e bir istihbarat hikâyesi başlıklı yazıda anlatmıştık. Gehlen 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’ye sığındı ve Soğuk Savaş yıllarında CIA adına Almanya’da bir paralel devlet kurdu. CIA aynı şeyi Türkiye’de FETÖ üzerinden yapmaya çalıştı, ancak başarılı olamadı.

MÜNİH’TE BİR CAMİ

Nazizm’in istihbarat konsepti ile CIA arasındaki akrabalığı gözler önüne seren pek çok araştırma var. Bunlardan biri Pulitzer ödüllü gazeteci Ian Johnson’ın A Mosque In Munich (Münih’te Bir Cami) adlı kitabı. Johnson, kitabında 1973’te Münih’te açılan bir camiyi, hikâyesinin merkezine alarak Batı’nın kadim istihbari stratejisi olan Müslümanları birbiriyle ya da başka düşmanlara karşı savaştırma stratejisini anlatıyor.

Kitap her ne kadar günümüzde İslamofobi’yi besleyecek bir niteliğe sahip olsa da, ABD ve Almanya’nın, çıkarları için bir taraftan El Kaide ve DEAŞ gibi örgütleri, bir taraftan da İslamofobi’yi kullanma hastalığını gözler önüne seriyor.

Kitapta anlatılan Prof. Dr. Gerhard von Mende, Rusya’daki Türk azınlıklar üzerine akademik çalışmaları olan bir öğretim üyesi. Mende, 2. Dünya Savaşı’nda Nazi istihbaratının bir uzantısı olarak çalışır. Müslümanları örgütler. Almanya yenilir, Naziler tutuklanır, ama Mende’ye ilişilmez. Hatta çalışmalarını sürdürmesine izin verilir. Tıpkı Gehlen gibi…

Von Mende, himaye ettiği Müslüman azınlıkları bir arada tutmak ve daha kolay kontrol edebilmek için Münih’te bir ibadethane-İslam merkezi kurulmasını önerir. Hatta bu iş için bir imam bile seçer. İşin kilit noktası burası.

İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD’nin istihbarat konseptini deyiş yerindeyse dölleyen ve yarım asrı aşkın bir süredir ABD’nin istihbarat operasyonlarının tarlası olan Almanya, vaktiyle imamlar üzerinden kendi yaptığı operasyonu model alarak Türkiye’yi suçlamaya çalışıyor. Kişi kendinden bilir işi atasözünü doğrularcasına…

Kendi istihbarat yetkililerinin de itiraflarından bildiğimiz üzere istihbaratının dümenini neredeyse tamamen CIA’e teslim eden Almanya, çocuk odalarında görüntü ve ses kayıtlarını internet aracılığıyla yayınlayabilen ‘Arkadaşım Cayla’ adlı interaktif oyuncak bebeği paranoyakça bir kararla piyasadan çekerek kontr-espiyonaj faaliyetleri yürüttüğünü sanıyor. İmamlara yönelik operasyonlar da bunun bir benzeri.

Almanlar, her şeyin tekniğini iyi bilip de stratejisinden yoksun olduğu için en iyi casusları yetiştirmiş ama istihbari anlamda hep yenilmiş bir ülke. Tarihteki meşhur casuslardan misallerle gidelim: Mata Hari Almanlar’a çalışıyordu. Fransızlar onu -elbette deneyerek- devşirmek üzere Belçika’ya altı Fransız ajanla ilişki kurmak üzere gönderdiler. Bu altı ajan Almanlar tarafından yakalanıp kurşuna dizildi. Mata Hari de sonunda kurşuna dizilecek ve Almanya 2. Dünya Savaşı’nda yenilecekti.

Almanlar Reinhard Gehlen, Markus Johannes Wolf gibi efsanevi casus yöneticileri ve Elyasa Bazna gibi sahada başarılı ajanlar yetiştirmiş, ama sosyete falcısı Anna Krause’nin Nazilerle ilgili olarak Sovyetlere bilgi sızdırmasına mani olamamıştı. Krause Nazi ileri gelenlerinin kehanet, parapsikoloji gibi zaaflarını kullanıp aldığı mahrem bilgileri düşmana veriyordu.

Alman Şansölyesi Angela Merkel Almanya’nın Türkiye’ye açtığı istihbarat savaşının tam olarak neresinde bilinmez. Ama Merkel’in zaman zaman ABD derin devleti ile Alman derin devleti arasında ezildiği görülüyor. Taha Gergerlioğlu’na göre Merkel, Almanya’da var olduğunu savunduğu üç derin devletten CIA kanadını temsil ediyor. Alman sermayesi derin devletin ayrı bir kanadı ve sekiz ayrı istihbarat teşkilatı da bir başka derin devlet bacağı.

ABD elektronik istihbarat teşkilatı NSA’in Angela Merkel’i dinlemesi de, CIA’in Almanya üzerindeki ‘Big Brother’ pozisyonu hakkında yeterince fikir veriyor. Dolayısıyla Almanya’nın Türkiye’ye açtığı savaşı, tıpkı FETÖ’nün savaşı gibi CIA’in ‘vekilli’ bir operasyonu olarak görmek yanlış olmaz.

CIA DOSYASI /// Rus uzman Markov : Rus elçinin öldürülmesi Amerikan istihbaratıyla bağlantılı ol abilir


Rusya Siyasi Araştırmalar Enstitüsü Müdürü Sergey Markov, Aralık 2016’ta Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un suikast sonucu öldürülmesinin Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı’yla (CIA)bağlantılı olabileceğini iddia etti.

Moskova’da düzenlenen basın toplantısında konuşan Rus uzman konuyla ilgili şöyle konuştu: “Barack Obama’nın (ABD eski Başkanı) Rus elçisinin öldürülmesine onay verdiğini ben düşünmüyorum, bunu aklıma getirmiyorum. Ama şunu düşünüyorum: CIA Obama’nın kontrolünden çıktı ve kendi politikasını uygulamaya başladı. Onlar gerçek anlamıyla El Nusra ve Ukrayna’daki teröristlerle işbirliği yapıyor. Dolayısıyla Amerikan istihbarat güçlerinin bağlantılı (Karlov’un öldürülmesi) olabileceği konusunda kuşkulanmak için tüm gerekçeler var.”

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// Julian Assange : Wikileaks cihazları istihbarat servislerinden koruyacak


Julian Assange: Wikileaks cihazları istihbarat servislerinden koruyacak

Wikileaks’in kurucusu Julian Assange teknoloji firmalarına teknik destek vereceğini söyledi.

Euronews ‘in haberine göre Assange, bu sayede vatandaşlara ait ürünlerin istihbarat servislerinin hackleme olaylarından korunacağını belirtti:

“Teknoloji cihazı üreten firmalarla birlikte çalışma kararı aldık. Onlara bazı teknik ayrıntılara girebilmeleri için özel bir izin vereceğiz. Bu sayede firmalar sistemlerini geliştirebilir ve insanlar daha güvende olur.”

Belgelerin yayınlanmasının ardından Beyaz Saray sözcüsü Sean Spicer, ulusal güvenliğe ait bilgileri sızdıran kişilerin adalet önünde hesap vereceğini belirtti:

“Bu konuda bir yanlış yok. Sayın başkan, önemli bilgileri sızdıran kişilerin yüksek yargıya intikal edeceğini daha önceden açıklamıştı. Bilgi sızdıran insanları takip edeceğiz ve onların yargı önünde hesap vermesine çalışacağız. Ulusal güvenliğimizle oynayan kişilere bu yönetim altında hiçbir şekilde taviz verilmeyecek.”

NE OLMUŞTU?

Assange, kurucusu olduğu wikileaks internet sitesiyle, CIA’in Apple, Google ve Samsung gibi büyük firmaların dahi ürettiği akıllı telefon ve televizyonları hackleyerek istihbarat bilgisi elde ettiğini duyurmuş ve konuyla ilgili birçok teknik ayrıntıyı kamuoyuyla paylaşmıştı.

45 yaşındaki Assange, yaklaşık 5 yıldır Londra’nın Knightsbridge semtinde bulunan Ekvador Büyükelçiliği’nin bir odasında yaşıyor.

TEKNİK TAKİP DOSYASI : CIA İstihbaratı televizyonlar aracılığı ile evleri dinlemiş


İstihbarat televizyonlar aracılığı ile evleri dinlemiş

CIA’e yönelik ‘en büyük ifşa’yı yaptığını duyuran WikiLeaks, şoke edici iddialar ortaya attı. WikiLeaks’in yayınladığı belgelerde, CIA’in akıllı televizyonlara ve telefonlara sızabildiği, cihazlar kapalı görünse bile dinleme aracı olarak kullanıldığı belirtiliyor.

İsveç merkezli bir internet sitesi olan WikiLeaks, ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı’na (CIA) yönelik en büyük ifşasına başladığını duyurdu.

"Vault 7" adını verdiği arşivle ilgili olarak bugüne kadar CIA’dan sızdırılan en hacimli arşivi sızdırdığını duyuran WikiLeaks, CIA’in siber operasyonlarına yönelik çok sayıda yöntemi de açığa çıkardı.

CIA kapal televizyonlarla insanları dinlemiş

CIA’in Apple, Google ve Microsoft ürünlerini hacklediği belirtilen belgelerde, Samsung televizyonlarının da gizli birer mikrofona dönüştürülebildiği savunuldu.

Yayınlanan belgelere göre CIA’in İngiliz istihbarat servisi MI5’le birlikte geliştirdiği bir araç, Samsung marka akıllı TV’leri kapalı olmadığı halde kapalı gösteriyor ancak TV bir dinleme aracına dönüşmüş oluyor. TV’nin kaydettiği ortam sesleri daha sonra otomatik olarak internet üzerinden CIA’ya gönderiliyor.

Mobil telefonlar ve bilgisayar işletim sistemlerine de sızan CIA, kullanıcıların yerlerinden konuşmalarına kadar pek çok veriye gizlice ulaşabiliyor.

CIA’in 2014’ten bu yana motorlu araçlara uzaktan erişim ve kontrolünü ele geçirme teknikleri üzerinde de çalıştığı belirtilirken, bu yolla iz bırakmadan suikastler düzenleme imkanına ulaşabileceği kaydediliyor. CIA’in hacking operasyonlarında kullandığı araçların ve kötü niyetli yazılımların bir diğer hedefinin de antivirüs uygulamaları olduğu belirtiliyor. ABD istihbarat örgütünün bu yazılımları etkisiz hale getirmeye veya atlatmaya dönük teknikleri ve araçları da geliştirdiği ifade ediliyor.

CIA’in, internet üzerinde yer almayan bilgisayar sistemlerine ise fiziksel olarak ajanları aracılığıyla sızdığı ve bu ajanların taşınabilir disklerdeki yazılımlarla sistemleri ele geçirdiği dile getiriliyor. CIA’in bu yolla yabancı devletlere ve şirketlere ait veri merkezlerine de sızdığı kaydediliyor.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ Alman istihbaratı ile kol kola


FETÖ Alman istihbaratı ile kol kola

FETÖ‘nün çatı iddianamesinde önemli bilgiler yer aldı. Örgütün, özellikle 17-25 Aralık süreci sonrasında yabancı istihbarat birimleri ile temasa geçtiği vurgulandı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı Ana FETÖ iddianamesinde yer alan bilgi ve belgeler terör örgütünün yabancı istihbarat servisleriyle iç içe olduğunu ortaya koydu. FETÖ’nün Alman ve İsrail İstihbaratı ile yaptığı görüşmeler tespit edildi.

Terör örgütü FETÖ’nün, özellikle 17 – 25 Aralık süreci sonrasında yabancı istihbarat birimleri ile temasa geçtiğine vurgu yapılan iddianamede ilginç bir görüşme ve detaylarına yer verildi. Buna göre FETÖ’nin sözcüsü konumundaki Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkan Yardımcısı Cemal Uşak, Almanya‘nın İstanbul Başkonsolosluğu’nda görevli Alman İstihbarat Servisi BND‘nin Temsilcisi Edward Ehrenheim ve yardımcısı Jörg Birkenbeul ile 15 Ocak 2014’te İstanbul’daki bir restoranda görüşme yaptı.

Bu görüşmede, aynı zamanda ana davanın sanığı da olan Cemal Uşak, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durumuna ilişkin Alman ajanlara açıklamalarda bulundu. Alman istihbaratçı Edward Ehrenheim, Cemal Uşak’a; "17 Aralık Operasyonu, Türkiye’den Suriye’ye giden yardımı MİT’in mi, Emniyet’in mi organize ettiğini, seçimler sonrasında Türkiye’de nelerin yaşanacağı"na dair sorular yöneltti.

Cemal Uşak’ın İsrail Başkonsolosluğu yetkilileri ile de sıkı irtibatı bulunduğu belirtilen iddianamede, "Bu irtibat, FETÖ’nin yabancı istihbarat servisleriyle ilişkisini ve kimlere hizmet edildiğini ispatlamaktadır" denildi.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Eski polis memuru : ByLock’u “istihbarat edinmek için” yükledim


Eski polis memuru: ByLock’u "istihbarat edinmek için" yükledim

Adana’da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında haklarında 15’er yıl hapis cezası istemiyle dava açılan ve daha önce görevden alınan tutuklu 3 polis memurunun yargılandığı davanın duruşması görüldü.

Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanıklar Ahmet Gökkaya, Mustafa Topalak ve İbrahim Halil Yaşar ile avukatları katıldı.

"FETÖ/PDY üyesi olmak" suçundan 15’er yıl hapis cezası istemiyle yargılanan sanıklardan Yaşar savunmasında, ByLock programını kullanmadığını ileri sürdü.

Kendine ait telefon hattını kullandığını belirten Yaşar, "Başka bir hat kullanmadım. Bank Asya’da açtığım altın hesabını bankanın güvenli olduğu açısından açtırdım. Ben 23 yıllık polis memuruyum. Emniyetteki alınan ifademi kabul etmiyorum." diye konuştu.

Sanık Ahmet Gökkaya ise kendisinin Ceyhan ilçesinde istihbarat şubede görev yaptığını aktardı.

Bank Asya’ya 17-25 Aralık’tan önce bireysel emeklilik hesabı açtırdığını anlatan Gökkaya, şöyle devam etti: "Ben kriptolu FETÖ’cü olsam talimatla para yatırırdım. Sadece emeklilik hesabı açtırdım. Daha sonra olaylar patlak verince 2016 yılında hesabımı ancak kapatabildim. Ben çalıştığım şubede meslek icabı sadece istihbarat bilgiler edinmek için telefonuma çeşitli programlar indiriyordum. Ceyhan çok karışık bir ilçe olduğu için bu programları kullandım. ByLock dışında birçok programı kullandım çünkü bu programları kaçakçılar kullanıyordu. ByLock’u da istihbarat bilgileri edinmek için yükledim. Zaten 10 dakika sonra silmişimdir. Ben bu programın kamuoyunu doğru bilgilendirmek amacıyla 9 sayfa analiz yaptım. Mahkemeye sundum."

Sanık Topalak da kendisinin 15 yıllık polis memuruyken meslekten ihraç edildiğini ve bu suçla hakim karşısına çıktığı için üzgün olduğunu dile getirerek "Benim ByLock listesinde numaram varmış. Ben bu listeye ismimin ve numaramın yanlış yazıldığını düşünüyorum. Telefonuma 6 Ocak 2014’te bu program indirilmiş. Bunu ben indirmedim. Darbe günü eve gitmedim. Hep devletimin geleceği için çalıştım." iddiasında bulundu.

Mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk hallerinin devam etmesine karar vererek duruşmayı erteledi.

HACKER DOSYASI : Avusturya istihbaratı ‘General Osman’ın peşinde


Avusturya istihbaratı ‘General Osman’ın peşinde

Avusturya’da geçen yıldan beri, bilhassa önemli devlet kurumlarına düzenlenen siber saldırıların altından ABD’de yaşayan bir Türk hacker çıktığı iddia edildi. Avusturya medyasında yer alan haberdeki detaylar oldukça ilginç…

Viyana Uluslararası Havalimanı’na geçen yıl yapılan siber saldırı girişimi üzerine başlatılan soruşturma kapsamında, failin kimliği tespit edildi. Saldırıyı ABD’den yapan internet korsanının, “Osman T.” ve “General Osman” olarak da bilinen Arslan A. isimli bir Türk olduğu öne sürüldü.

Avusturya’nın önde gelen günlük gazetelerinden Kurier’in Avusturya Ordusu İstihbarat Ofisi’nden bir askeri istihbarat görevlisine dayandırdığı haberinde saldırganın, sosyal medyada paylaştığı askeri giysili fotoğraflarına atıfta bulunarak Türkiye’de bir dönem askeri görevde bulunduğu iddia edildi.

Birden çok saldırıyla suçlanıyor

Gazeteye göre, havalimanının bilgisayar sistemini çökertmek üzere gerçekleştirilen siber saldırı girişimi, olaylar zincirinin başlangıcı ve Avusturya’nın resmi makamlarına yapılan siber saldırıların arkasında da aynı kişiler yer alıyor.

Geçen yılki havalimanı saldırısından sonra Merkez Bankası, Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı, parlamento ve istihbarat servislerinin hedef alındığı aktarıldı. Avusturya parlamentosu saldırının ardından 7 Şubat’ta yaptığı açıklamada, sitesinin 20 dakika kapanmasına yol açan saldırıyı Aslan Neferler Tim’in (Lion Soldiers Team) üstlendiğini ifade etmişti.

Kurier’de yer alan haberde, Arslan A. ile ilişkilendirilen Aslan Neferler Tim’in sadece Avusturya’yı değil, Türk karşıtı görünen birçok siteye saldırdığı belirtiliyor. Bu hedefler arasında İsrail, Irak, ABD, hatta Moody’s’in internet sitesi ile PKK’nın sunucularının olduğu öne sürülüyor.

150 ülkede 600 bilgisayar

Avusturya Ordusu İstihbarat Ofisi, Arslan A.’nın bu siber saldırıların arkasındaki isim olduğuna dair kanıtları olduğunu belirtiyor. Paylaşılan bilgilere göre, Türk hacker saldırıları gerçekleştirmek için 150 ülkede enfekte olmuş 600 bilgisayar kullanıyor.

Avusturya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Karl-Heinz Grundböck, haberler üzerine yaptığı açıklamada, şu an gözetimde bir şüphelinin bulunduğunu söyledi, ancak detay vermeyerek, uzun vadeli bir soruşturma sürecinin içinde olduklarını belirtti.

AVRUPA BİRLİĞİ DOSYASI /// AB’nin istihbarat raporu : FETÖ’nün darbede rolü yok


AB’nin istihbarat raporu : FETÖ’nün darbede rolü yok

AB’nin resmi istihbarat örgütü olan EU Intelligence and Situation Centre’in, darbe girişiminin arkasında Gülen’in değil Kemalistler, AK Parti muhaliflerin olduğu yalanını söyledi

EMRE ÖZTÜRK

Avrupa Birliği’nin resmi istihbarat örgütü olan EU Intelligence and Situation Centre’in (AB İstihbarat ve Durum Merkezi – Intcen) FETÖ raporu basına sızdı. Brüksel merkezli yayın yapan ve AB haberleri veren ‘euobserver’ haber sitesinin yayınladığı ‘Gizli’ ibareli raporda FETÖ elebaşı Fetullah Gülen aklanıyor.

ELEBAŞINI KORUMAYA ALDI

15 Temmuz darbe girişiminin arkasında Gülen’in olmadığına vurgu yapılan raporda darbeyi aralarında ‘Gülenciler, Kemalistler, AK Parti muhaliflerinin de olduğu bir grubun yapmış olduğu" belirtiliyor. ‘euobserver’ haber sitesinin ele geçirdiği ‘gizli’ ibareli raporda ilk kez AB’nin istihbarat ajanlarının topladıkları çarpıtma bilgilerle terör yapılanması hakkında birliğin resmi düşüncesi ortaya konulmuş oldu. Raporda "Gülenciler, Kemalistler, AK Parti karşıtları ve fırsatçı grupların birleşiminden oluşan bir yapı bu darbenin arkasındadır. Dinler arası diyalog misyonu olan Gülen’in bu darbede rolü yoktur" ibaresiyle açıkça Gülen’in korunması dikkat çekti. Raporda, "Gülen’in bizzat darbede bir rol oynamadığı, tek başına darbe yaptırabilecek kapasitesi yok" şeklinde hiç bir dayanağı olmayan skandal ifadeler yer alıyor.

CUMHURBAŞKANI’NA İFTİRA

Rapor bir başka iftirayı da atarak darbe girişimi sonrası FETÖ’cülerin tutuklanmasının da "Erdoğan tarafından gücünü derinleştirmek için kullanıldığı" şeklinde çarpıtma ifadelerin de yer alması dikkat çekiyor.

Rütbelileri korudu

Raporda, Gülen’in aklanmaya çalışıldığı da gözlemlenmekte. AB’nin istihbarat örgütünün raporuna göre darbenin içinde FETÖ’cüler olsa bile bunların rütbeleri "Yüzbaşı düzeyini geçmeyen düzeylerde!" ve Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kişiler hakkında bir planı yürürlüğe koyabilme olasılığı baskısı altında darbeye katılmış olabilirler ifadeleri yer aldı.

‘İmamlarla’ sızdılar

Tarafsız olması gereken istihbarat raporunun AB ülkelerine gitmesi dolayısıyla AB’nin açıkça Gülen’i koruduğu ortaya çıkmış oldu. Raporda Gülen hakkındaki tek olumsuz ifadelerin de FETÖ’nün tolerans adı altında anti-Hıristiyan ve anti-Semitik propaganda yaptığı ve üyelerinin "İmamlardan" aldıkları direktiflerle ülkelerin resmi kurumlara sızdığı bilgisi olması da dikkat çekti.

EMNİYET DOSYASI : FETÖ istihbaratı sağır etmiş


FETÖ istihbaratı sağır etmiş

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığını ele geçiren Fetulahçı çetenin, PKK’ya yönelik istihbarat dinlemelerini zafiyete uğratmak için Çözüm Süreci boyunca tek kelime Kürtçe ve Zazaca bilmeyen polisleri dinlemelerde görevlendirdiği ortaya çıktı.

Terörle mücadeledeki istihbarat zafiyetinin perde arkasından FETÖ çıktı. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen FETÖ/PYD soruşturması kapsamında tutuklanan Sercan Özverenli’nin ifadesinden yola çıkan istihbarat birimleri, FETÖ-PKK ikilisinin “amaç ortaklığı”nı gözler önüne seren çok çarpıcı delillere ulaştı. Şüpheli Özverdi savcılığa verdiği ifadesinde, 2010 yılının İstihbarat Daire Başkanlığı tarafından İstanbul ve Ankara’da sınav yapıldığını ve bu sınava çağrıldığını, yazılıyı geçtikten sonra isteğe bağlı olan meziyet sınavına girdiğini ve meziyet sınavını geçtiğini, sınavdan iki ay sonra Ankara’ya İstihbarat Daire Başkanlığı’na atamasının yapıldığının söyledi.

ZAAFİYET OLUŞMASI İÇİN DİL BİLMEYEN PERSONEL ATANDI

“Ankara’da görev yapmaya gittiğimde, PKK’ya bakan şube müdürlüğünde görevlendirildim. Hiç dil bilmeyenler dinlemede çalıştırılıyordu. İstihbarat Daire’de B Şube Müdürü Mete Cengiz’in şoförü Murat Gündüz, Fetullah Gülen’in hükümet için artık dua etmiyor, “bunların gittiği yol yol değil” gibi şeyler söylüyordu” diyen Özverenli, İstihbarat Daire’ye yeni gelmesine rağmen 2012 yılında Tunceli’ye gönderildiğini buradaki istihbarat dinlemesi ve çözümlemesi yapan personelin de ne hikmetse Kürtçe yada Zaza’ca bilmeyenler arasından seçildiğini söyledi. Özverenli “2013 yılının başlarında Ahmet Kazan isimli polis memuru bu sohbet toplantılarına katılıyordu. Dil bilmemesine rağmen dinlemede çalışıyordu. Tunceli Çevik Kuvvet’ten İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne alınan Lütfullah Korkmaz, Ahmet Kazan, Yakup Çiçek, Arslan Fakoğlu ve Lütfullah Korkmaz isimli polis memurları da bu toplantılara katılıyordu. Hiç Kürtçe veya Zazaca bilmemelerine rağmen dinlemede çalışıyorlardı” dedi. FETÖ SAYESİNDE RAHATÇA ŞEHİRLERE YIĞINAK YAPTILAR

Yapılan araştırmada, FETÖ’nün İstihbarat Daire Başkanlığı ve İstihbarat Şube Müdürlüklerine, PKK’ya karşı zafiyet oluşması, operasyonel istihbaratın durması için uzmanlaşmayan personel arasından atama yaptırttığı, Kürtçe ve lehçelerini konuşan militanlara yönelik dinlemelerde kasıtlı olarak dil bilmeyen personelin görevlendirilmesinin sağlandığı belirlendi. Terör örgütü PKK’nın Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da şehirlerde rahatça yuvalanması, çözüm sürecine yönelik sabotaj eylemleri için mühimmat toplamasının önünün açıldığı ifade edildi. İstihbarat birimleri iki örgütün hedeflerinin farklı olmasına rağmen amaçları doğrultusunda geçici ittifak kurduklarını, çözüm sürecinin son bulmasıyla bir anda başlayan kaotik eylem dalgasının perde arkasında da bu ittifakın yattığı kaydedildi.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ mücadelesi bir istihbarat mücadelesidir


FETÖ mücadelesi bir istihbarat mücadelesidir

Dünyanın gelmiş geçmiş en alçak ve en kripto örgütü ile karşı karşıyayız.

Tarihin hiçbir döneminde bu kadar geniş örgütlenmiş bir suç örgütü bulunmadığı için, bilinen yöntemlerin yetersiz kalmasının anlaşılır bir tarafı var.

Bu alçaklar örgütünün yapısını ve hiyerarşisi deşifre edilmedikçe tartışmaların sonu gelmeyecektir.

Ciddi bir istihbarat veri havuzu oluşmaya başladı. Örgütün yapısı ve kadroları tam olarak deşifre edilememiş olsa da izlerini sürmeye yarayacak önemli bilgilere ulaşıldığı anlaşılıyor.

Buradan takip edilerek arkası gelecektir.

Öyle anlaşılıyor ki daha geniş bilgilere ihtiyaç da var. Örgütün kontrolündeki sivil toplum kuruluşları ve ticari kurumlarla ilişkiler önemli başlangıç noktaları olarak kabul ediliyor.

Örgütün legal şemsiye altında yürütülen ticari faaliyetlerine katılma, örgütün amaç ve eylemlerine sadakati doğrulayacak biçimde meydana gelmişse örgüt bağı için dayanak olabilir. Ancak legal şemsiye altında bulunan ticari kurumlarla ilişkiyi kesme biçimi daha doğru sonuçlar da verebilir.

Örneğin Sızıntı dergisi aboneliği örgütle ilişki açısından bir fikir verebilir ama Sızıntı dergisine kayyım atandıktan sonra aboneliğini sona erdirenlerin davranışı örgüte sadakati belirleme noktasında daha sağlam fikir verir.

Keza Zaman gazetesi abone listesi de bir fikir verir ama Zaman gazetesine kayyım atandıktan sonra aboneliğini sona erdirenlerin listesi daha kuvvetli bir fikir verir.

Bank Asya’da hesap bağı açısından en önemli kriter Pennsylvania’lı şeytanın emriyle bu bankada katılım hesabı açılmasıdır. Özellikle de malı mülkü satıp, başka bankalardan kredi çekerek katılım hesabı açılması örgüte sadakatin bir göstergesidir. Bank Asya’nın TMSF tarafından yönetimine el konulması üzerine yapılan hesap kapamalarına da bakılması gerekir.

Bakılsın bakalım Sürat Kargo’ya kayyım atanmasından sonra müşteri ilişkisini sona erdirenler kimler. Bu listeyi uzatabildiğiniz kadar uzatabilirsiniz. Bu alçakların legal şemsiye altındaki işletmeleri ile ticari ilişki kurulmasının biçimi de bir fikir verebilir ama legal şemsiye altındaki ticari faaliyetlerin devlet kontrolüne geçmesinden sonra ilişik kesilmesi daha önemli bir kriterdir. Hatta makul bir neden yoksa örgüt adına devlete açık olarak meydan okumadır.

Bu alçakların kendi aralarındaki ilişkiler, toplantılar ve katılımcılar büyük ölçüde sadece HTS (Historical Traffic Search yani telefon trafik bilgileri) incelenerek tespit edilebilir.

Ben şahsen sadece telefon trafik ve sinyal bilgilerinden yola çıkılarak bu alçakların tüm irtibatlarının hatta tüm toplantılarının deşifre edilebileceğine inanıyorum. Elbette bu çok fazla zaman ve efor gerektirecektir. Devletin, bu kadar geniş bir soruşturma programında işlerin rayında yürüyebilmesi için gereken kaynak ve personeli sağlaması gerekir.

FETÖ irtibatı düşünülen kimselerin özellikle de telefon ve internet trafik bilgilerinden yola çıkılarak ayrıntılı olarak bağlantılarının incelenmesi gerekir.

Anlaşılıyor ki bu alçaklar örgütü 2007 yılı ile 2013 yılları arasında yaklaşık altı yıl istihbarat örgütlerimiz tarafından izlenmemiş. 2007 yılı çok önemli bir eşik olmuş. Bu tarihten itibaren 2013 yılına kadar ipinden boşanmış danalar gibi her yere saldırmaya başlamışlar.

7 Şubat bir irkilme yaratmış ama esas uyanma 17 Aralık ile olmuş. Emniyette o kadar büyük bir tahribat yaratmışlar ki, toparlanmak çok zaman kaybına neden olmuş. Artık emniyet tarafı yeterli formasyona, motivasyona ve henüz yetersiz de olsa bir veri tabanına sahip.

İstihbaratın en önemli başarısı ByLock operasyonu oldu. Bazı önemli militanlarının ismi ByLock listesinde yer almadı ama bunlar sahte isimler veya ortak hesaplar kullanmış olabilirler.

Sadece ByLock kullananların kırmızı listede yer alanlarının sayısı Türkiye’nin cezaevlerinin toplam kapasitesinden daha fazla. Mavi ve turuncu liste şu aşamada pek dikkate alınmıyor gibi görünüyor ki bu bana göre çok hatalı bir yaklaşımdır. Özel aktivasyon koduyla yüklenebilen bir programın sadece yüklenmesi bile bana göre bir örgütsel bağlantıyı gösterir. Bu kimselerin en azından bunların örgüt bağlantısının araştırılması gerekir.

ByLock konusunun sulandırılmasına neden olacak her davranış bana göre kötü niyetlidir. Bazı kurumlarda ByLock kırmızı listede yer alan kimseler görevine devam edebiliyor. ByLock kullanıcısı olduğu kesin olan biri görevini sürdürebilecek ise, kamuda göreve son vermelerin tamamı tartışılır hale gelecektir.

ByLock listesinde yer alanlardan görevine son verilmemiş olanların görev yaptığı kurumlarda görevine son verilenlerin durumunun incelenmesi ve çelişkinin geri planının da araştırılması gerekir.

BND & BVF DOSYASI : İşte Alman istihbaratının gizli raporunda Türkiye


İşte Alman istihbaratının gizli raporunda Türkiye

Türkiye-İtalya güzergahında insan kaçakçılığının arttığı uyarısı yapıldı.

Türkiye-İtalya güzergahında insan kaçakçılığının arttığı uyarısı yapıldı. Alman güvenlik ve istihbarat birimlerinin “gizli” raporunda Türkiye-İtalya güzergahında deniz yoluyla “insan kaçakçılığı” yükselişe geçtiği bildirilirken kaçakçılığın yüzde 88’inin 2016’nın ikinci yarısında gerçekleştiği belirtildi.

Alman resmi makamlarının da dahil olduğu Yasadışı Göç Ortak Analiz ve Strateji Merkezi‘nin (GASIM) “gizli” raporunda 2016 yılının ortasından bu yana Türkiye’den deniz yoluyla tespit edilen insan kaçakçılığı vakalarının büyük oranda artış kaydettiği öne sürüldü.

GASIM bünyesinde, Federal Polis, Federal Emniyet Teşkilatı, Federal Göç ve Mülteciler Dairesi, Almanya dış istihbarat teşkilatı BND ve iç istihbarat kurumu Anayasayı Koruma Teşkilatı’ndan görevlilerin yer aldığına işaret ediliyor.

“TÜRKİYE’DEN İTALYA’YA 59 TEKNE ULAŞTI”

DWelle Türkçe’ye göre, otuzu aşkın gazetenin oluşturduğu Alman Yazı İşleri Ağı’nın (RedaktionsNetzwerk Deutschland) ulaştığı “gizli” rapora göre, 2016 yılında Türkiye’den 59 tekneyle 3 bin 846 sığınmacı deniz yoluyla İtalya’ya gitti. Kaydedilen insan kaçakçılığı vakalarının yüzde 88’inin 2016’nın ikinci yarısında gerçekleştiği bildirildi. 2015 yılında bu sayının 2 bin 741 olduğu kaydedildi.

Raporda kaçakçılığın ağırlıklı olarak Ukraynalı kaçakçıların organize ettiği yelkenli teknelerle yapıldığına dikkat çekilerek, sığınmacıların büyük çoğunluğunun Suriye, Irak ve Afganistan’dan geldiği bilgisi verildi. Türkiye ile AB arasında geçen mart ayında imzalanan mülteci mutabakatı ve Balkan rotasının kapatılması, insan kaçakçılığı vakalarındaki artışın temel nedeni olarak görülüyor.

İtalya’ya geçen yıl deniz yoluyla toplam 4 bin 292 kaçak göçmen ulaştığı belirtildiği raporda, şu ana kadar bilinmeyen Macaristan’dan yük trenleriyle kaçakçılığa vurgu yaptığı belirtildi.

Odatv.com

İSRAİL DOSYASI : Türkiye İsrail’e İran istihbaratı veriyor


Türkiye İsrail’e İran istihbaratı veriyor

İki ülke arasındaki istihbarat ve askeri işbirliğinin 1960’lara dayandığı anımsatılırken, 1990’larda bu ilişkilerin doruk noktasına ulaştığı da belirtiliyor.

Jerusalem Post gazetesinde Anna Ahronheim imzasıyla yayımlanan bir analize göre, uzun yıllara dayanan askeri ve istihbarat ilişkileri çerçevesinde İsrail Türkiye’ye PKK hakkında istihbarat sağlarken, karşılığında Türkiye ise, İran hakkında topladığı bilgileri İsrail’e veriyordu.

Tel Aviv Üniversitesi, Moshe Dayan Merkezi’nde görevli önde gelen Türkiye analizcilerinden Hay Eytan Cohen Yanarocak, AKP yönetimi için ”Ankara İsrail yanlısı görünmek istemiyor,” tespitini paylaşırken, iki ülke arasında son zamanlarda yeniden ısınan diplomatik ilişkilere rağmen yakın gelecekte iki ülkenin silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkilerin mesafeli ve soğuk kalmaya devam edeceğini öngörülüyor.

15 Şubat 2017 tarihli analizde Türkiye ve İsrail Dışişleri Bakanlığı Müsteşarları, Ümit Yalçın ve Yuval Rotem’in Şubat ayının başlarında Ankara’da gerçekleştirdikleri görüşmeye değinirken, iki ülkenin Akdeniz’de bulunan doğalgaz için potansiyel müşteri arayışında oldukları bilgisi de paylaşılıyor.

2015 yılında Suriye’de düşürülen Rus uçağının ardından Türkiye-İsrail arasındaki ilişkilerde bir normalleşme süreci yaşanmaya başladığı, ancak Rusya ile ilişkilerin büyük ölçüde düzeltilmesi, süregelen IŞİD tehditi ve Beyaz Saray yönetiminde yaşanan değişiklik ile birlikte yeniden İsrail’e sırtını döndüğü belirtilen Erdoğan için ise ”pragmatist” yani çıkarcı tanımı kullanılıyor.

Müsteşarların doğalgaz konusunda yakın iletişim halinde bulunmasının yanısıra, TSK’nın İsrail Savunma Güçleri (IDF)’i geçmişte olduğu gibi müttefik olarak görmediği, bilakis bir düşman gibi algılamaya devam ettiği de belirtiliyor.

İki ülke arasındaki istihbarat ve askeri işbirliğinin 1960’lara dayandığı anımsatılırken, 1990’larda bu ilişkilerin doruk noktasına ulaştığı da belirtiliyor.

Bu yakın ilişkiler çerçevesinde İsrail, Türkiye’ye PKK konusunda elde ettiği istihbarat bilgilerini verirken, karşılığında Türkiye ise, İran hakkında topladığı istihbarat bilgilerini İsrail’e verdiği iddiası da analizin dikkat çeken bölümlerinden biri.

Mavi Marmara krizi ile iki ülke arasındaki ortak askeri çalışmaların, teknoloji alışverişi ve istihbarat paylaşımlarının sekteye uğradığı, günümüzde ise bu alanlardaki ortak çalışmaların halen eski seviyeye geri dönmediği, yakın gelecekte de dönmesinin beklenmediği söyleniyor.

Analizde son olarak 2014 yılında PEW tarafından yapılan araştırma sonuçları paylaşılırken, yapılan anketlere göre Türkiye’de en çok nefret edilen ülkenin İsrail olduğu sonucunun çıktığı anımsatılırken, Yanarocak tarafından dile getirilen ”Türk askeri İsrail askerini bir zamanlar olduğu gibi dost ve müttefik olarak görmeye yeniden başlamalı,” sözleri de paylaşılmış.

Kaynak: http://www.jpost.com/Arab-Israeli-Conflict/Despite-Ankara-Jerusalem-reset-military-ties-continue-to-be-low-key-481561

Çeviri: Şıvan Okçuoğlu

Odatv.com

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : İşte Emniyet İstihbarat’ta darbe gecesi


İşte Emniyet İstihbarat’ta darbe gecesi

TARİH: 15 TEMMUZ GECESİ.. SAAT: 02.12… YER: AnkaraEmniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı Nizamiyesi… FETÖ’cü polis müdürleri Zeki Taşkın, Gürsel Aktepe, Lokman Kırcılı binanın darbecilere teslim edilmesini istiyor. Darbeciler 16 Temmuz sabahı gözaltına alınıyor

SABAH, FETÖ‘nün darbe ve iç işgal planını devreye soktuğu 15-16 Temmuz’da Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı binasını ele geçirme operasyonunun görüntülerine ve belgelerine ulaştı.

MUKAVEMET OLMADAN…
Görüntülerde Emniyet İstihbaratDairesi’nin eski Başkan YardımcısıGürsel Aktepe ve Ankara‘nın eski EmniyetMüdür Yardımcısı Lokman Kırcılı,beraberlerindeki FETÖ’cü polisler15 Temmuz‘u 16 Temmuz’a bağlayangece saat 02:09 sularında TuranGüneş Bulvarı’ndaki binaya gidiyorve bir mukavemetle karşılaşmadaniçeri giriyor. O anlar dış ve iç nizamiyedekigüvenlik kameraları tarafındansaniye saniye kaydediliyor.Aktepe ve Kırcılı binanın içinde operasyonusevk ve idare ederken görülüyor.

HABERLEŞME TANGO İLE…
Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı binasının ele geçirildiği süreçte daire başkanlığını Engin Dinç yürütüyordu. Ankara Emniyeti’nin İstihbarat Şube Müdürü ise Cihangir Ulusoy’du. Her iki isim de 15 Temmuz sürecinden sonra bu görevlerinden alınıp başka yerlere atandı. Darbe girişimi başarısızlığa uğrayınca 16 Temmuz sabahı saat 9’a doğru darbeciler gözaltına alınıyor. Darbeci polisler, kendi ifadelerine göre binayı ele geçirmeden önce Tango’dan haberleşerek bina çevresinde toplanıyor.

Darbeci polis müdürleri ve beraberindeki ekibin 16 Temmuz sabahı Turan Güneş Bulvarı’ndaki nizamiyeden çıkarılışı böyle görüntülendi.

AYLIK BAĞLAMIŞLAR
Gözaltına alındıktan sonra itirafçı olan Aktepe ifadesinde "15 Temmuz akşamı saat 21.30’da tablet üzerinden kullandığımız Tango isimli mesajlaşma programına Timur Tecer isimli 1994 mezunu, istihbarat dairede çalışmış olduğundan tanıştığımız şahıstan ‘Darbe oldu, herkes destek için çıksın, General Mehmet ile irtibata geçilsin’ diye yazıyordu.’ 2009’da Lokman Kırcılı, Bülent Demirel, Yunus Yazar ile birlikte görevli gittiğim ABD’de 2 gün Gülen’in yanında kaldım, sohbetlerine katıldım. Bunun haricinde meslekten atıldıktan sonra düzenli olarak her ay 4 bin 500 TL bana destek sağlandı. Her ay Samanyolu Koleji’nde öğretmenlik yapan Zübeyir kod isimli şahıs tarafından ödeme yapıldı. Şahıs ile Tango üzerinden irtibat kuruyordum." dedi. Aktepe hâkimlik sorgusunda ise binaya giren arkadaşlarını eve gitmeye ikna etmeye çalıştığını iddia etti.

HEM HAİN HEM PİŞKİN!
Binayi işgale gidenler arasında olan İstihbarat Dairesi Başkanlığı’nın Eski Şube Müdürü Zeki Taşkın‘ın telefonundaki WhatsApp yazışmalarında da polislerin askerlere direnmemesi yönünde darbe talimatlarına ilişkin yazışmalar bulunmuştu. Binaya giren polislerden Lokman Kırcılı ise darbe sırasında Haydar Meriç cinayetinden aranan bir firariydi. Meriç, Gülen’le ilgili bir kitap yazdığı için 2011’de Kırklareli’nde öldürülmüştü. Kırcılı ifadesinde onca görüntüye ve delile rağmen suçlamaları kabul etmiyor ve örgütsel tavır sergilemeye devam ediyor. "Gülen cemaatini bir terör örgütü olarak görmüyorum" diyor. Lokman Kırcılı ifadesinde şunları söylüyor: "Haydar Meriç soruşturmasında hiçbir ilgim ve imzam yoktur. Bu soruşturma ile ilgili arandığımı öğrendim. Gürsel Aktepe isimli benim gibi benzer dosyalardan hakkında yakalama kararı olan devre arkadaşımla birlikte kaldım."

‘COŞKUN BAŞKANDA VARDI’
Binaya giren isimlerden Zeki Taşkın ise ifadesinde şunları söylüyor: "Lokman’a (Kırcılı) Bu iş neyin nesi ben anlayamadım dedim. ‘Bu darbe nasıl olacak’ dedim. ‘Asker içeri girecek, ondan sonra benim irtibatta olduğum bir generalim var’ dedi. ‘Bana haber verecek. Ben de orada olmak istiyorum’ dedi. ‘Çok saçma’ dedim. Yani böyle bir ihtimal olabilir mi. Bu arada işte emniyet istihbaratın bir ekibi geldi kimlik sorgulaması yapıp bizi daireye götürdüler. Benim orada anladığım istihbarata asker arkadaş da girecek veya diğer 5-6 arabada benim tanıdığım bir istihbarat başkanı vardı. Coşkun Çakar ben pasaporttayken benim başkanımdı. O da istihbarat kökenli, onlar da orada vardı ama onlar o saatlerde ayrılmışlardı sadece bizim araba kalmıştı ve dolayısıyla öyle bir hadise oldu. Arkadaşlar gelince bizi içeri aldılar. Daha sonra içerideki olaylarda mühendislerin gelmesiyle ben anladım ki mühendis de gelmiş polisler de girecek dolayısıyla herhalde askeri darbeden sonrada sahipli koltuk sahibi yerine oturacak diye düşündüm.

İSTİHBARAT DOSYASI /// İstihbarat : 13 DİTİB imamı Gülen yanlılarını ihbar etti


İstihbarat: 13 DİTİB imamı Gülen yanlılarını ihbar etti

Almanya iç istihbarat servisinin verilerine göre Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’ne (DİTİB) bağlı 13 imam, Almanya’daki Gülen taraftarlarını Ankara’ya ihbar etti.

Anayasayı Koruma Teşkilatı Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Başkanı Burkhard Freier, 33 şahıs ve 11 eğitim kuruluşunun imamlar tarafından Diyanet İşleri Başkanlığı’na ihbar edildiğini söyledi. Düsseldorf’ta Eyalet Meclisi İç Komisyonu’na bilgi veren Burkhard Freier casusluk yapan en az 13 imamın olduğunu belirtti. Freier Rheinland-Pfalz eyaletindeki üç camii cemaatinden de imamların bilgi topladığını açıkladı.

İstihbarat servisinin elindeki verilere göre, Türkiye’nin Köln, Düsseldorf ve Münih Konsolosluklarındaki din hizmetleri ataşeleri Diyanet İşleri’ne üç rapor gönderdi. Başka belgelerin de gönderilmiş olabileceği üzerinde duran Anayasayı Koruma Teşkilatı tüm casusluk faaliyetinin din hizmetleri ateşeleri tarafından yönlendirildiği görüşünde.

İstihbarat: Din hizmetleri ataşeleri yönlendirdi

Anayasayı Koruma Teşkilatı verilerine göre, Diyanet İşleri Başkanlığı Eylül ayında görevlilerine bir talimat gönderdi ve Gülen hareketi benzeri grupların faaliyetlerini bildirmelerini istedi. Din hizmetleri ataşeleri bu emri yerel camii cemaati imamlarına iletti. DİTİB şimdiye kadar Diyanet’in gönderdiği bu yazının DİTİB’e yönelik olmadığını savunmuştu. DİTİB Genel Sekreteri Bekir Alboğa Rheinische Post gazetesine yaptığı açıklamada "Buna rağmen birkaç imam yanlış davranarak bu talimata uymuştur. Bu durumdan büyük üzüntü duyuyoruz ve bu konuda Diyanet ile de görüştük" demişti.

Kuzey Ren Vestfalya Eyalet yönetimi DİTİB’den imamları hedef alan suçlamaların eksiksiz aydınlığa kavuşturulmasını ve Ankara ile ilişkilerini kesmesini istemiş, aksi halde aralarındaki işbirliğini sürdürmeyeceğini açıklamıştı.

Almanya’nın Hessen Eyaleti Kültür Bakanı Alexander Lorz da bugün yaptığı açıklamada Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB) Türk hükümetiyle ilişkisinin inceleneceğini söylemişti. İnceleme için üç kişilik bir bilirkişi heyetinin görevlendirildiğini söyleyen Lorz heyetin vereceği rapor üzerine DİTİB ile işbirliğinin değerlendirmeye alınacağını belirtmişti.

İSTİHBARAT DOSYASI /// MELİH ALTINOK : ARADIĞINIZ İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİNE ULAŞILAMIYOR, Ü ZGÜNÜZ


Dün CIA’nın yeni atanan direktörü Mark Pompeo Türkiye’ye geldi. Ankara’da bir dizi görüşme gerçekleştirdi.
Görüyorsunuzdur, muhalefet ziyaret duyulur duyulmaz Pompeo’yu dövmeye başladı bile.
Sanki bölgenin, ülkelerinin aşağılanmasına çok duyarlılarmış gibi, yeni direktöre "oryantalist" diyorlar.
Ama motivasyonları ne olursa olsun bu kez haklı gibiler, kim olsa döver!
Çünkü sicili Obama döneminde daha da bozulan CIA’nın yeni direktörünün Türkiye hakkındaki görüşlerinin bir Sözcü yazarından hallice olduğunu duyuyoruz.
Örneğin, NATO üyesi, AB adayı Türkiye ile İran’ın birbirinden farkı yokmuş ona göre. Yani bu eski asker için de "İşte bunların hepsi İslam’mış, Ortadoğu’ymuş!"
Gerçi bu arkadaşlara güvenolmaz. Adamın twitlerini çarpıtmışlardırhatta montaj yapmışolabilirler. Pompeo da, bu görüşleriniifade ettiği bir iki twitini sildihatta o hesabı yok etti.
Ama zaten kaç yazar ki!
Zira kendisini Türkiye’ye gönderen Trump bu ayrımları çok iyi yapabiliyor.
Zaten geçtiğimiz gün Erdoğan’la bir telefon görüşmesi yapan ve hem Cumhurbaşkanına hem Türkiye’ye övgüler düzen Trump da kendisini en çok bu nedenle Ankara’ya gönderdi.
Göreve gelir gelmez, Suriye’de ve bölgede kirli işlere soyunan Obama’nın partneri İran’a vize sınırlaması getiren Trump ABD’nin yeni müttefiklik ilişkilerini dizayn ediyor.
Yeni Başkan, bu planlamada da Türkiye’nin önemini çok iyi görüyor.
Obama’nın aksine, bölgedeki PKKYPG gibi neyidüğü belirsiz terör örgütleriyle değil, üslerinin bulunduğu yarım asırlık güvenilir müttefiki Ankara’yla yürümenin doğru olduğunu düşünüyor.
Türkiye gibi güçlü ve stratejik bir ortağı, ülkesinin rakiplerine doğru iteklemenin mantıklı olmadığını fark ediyor.
Kısaca Trump mecburiyetlerinin bilincinde. Aldığımız bilgilere göre, Pompeo ABD’ye uçarken Rakka operasyonu öncesi epeyce "imtiyaz" bırakacak Türkiye’de.
Bunlardan biri de Obama yönetiminin desteklediği PKKYPG’nin "meşru bir aktör" olarak sahada yere almaması. Pompeo üzerinden yaratılmaya çalışılan telaşa mahal yok yani; evet hiç yok.
Bakın, Türkiye de yeni dönemde oluşan altın pozisyonunu çok iyi değerlendireceğini gösteren bir soğukkanlılık sergiliyor.
Kaldı ki artık ne Türkiye’yi ne de ABD’yi istihbarat servisleri yönetiyor. Başta halkınseçilmiş siyasileri var ve dış politikayıonlar belirliyor.
İşimize gelmezse "bay bay" der geçeriz.
Haklısınız, göz boyamak için antiemperyalizm kalkanına sarılan emperyalist uşaklarının asıl telaşları da bu yüzden zaten.

***

Kürkçü yine samanlığa döndü

Sırtını YPG’ye, PYD’ye yasladığını kurumsal olarak açıklayan HDP’nin vekiliErtuğrul Kürkçü CIA Başkanı’naçıkışmış. Mahir Çayan’ın vetüm "yoldaşlarının" katledildiğisamanlıktan o zaman da sağ çıkan Ertuğrul Bey belli ki solcu geçindiği günleri hatırlamış. Şimdi de hapisteki HDP’li yoldaşlarına dışarıdan rol kesiyor.
Son tiradı şöyle:
"Sırrı Süreyya Önder arkadaşımızın meşhur ettiği bir deyiş var; Azrailin can dağıttığı görülmemiştir. CIA’den hayır geldiği görülmemiştir.
Gelmese daha iyidir!"
Türkiye’nin kimseden hayırbeklediği yok ama bunu Obama yönetiminin giydirip, silahlandırıp koluna ABD arması bile astığı PKK-YPG’ye de söylediniz mi Kürkçü Bey?
Hani sırtınızı falan onlara dayıyormuşsunuz ya, ona mahsuben; sonra dediğiniz gibi Allah korusun…

RUSYA DOSYASI /// KEREM ÇALIŞKAN : İsmail Hakkı Pekin’e gelen ilginç Rusya istihbaratı


İsmail Hakkı Pekin’e gelen ilginç Rusya istihbaratı

İşte bunun için ‘Başkanlık Sistemi’ne, Tek Adam yönetimine, Saray’daki şahsın siyasi inadı ile dış politika belirlenmesine karşı çıkıyoruz…

Erdoğan’ın ‘Başkanlık’ kampanyası tam gaz…

Reis’e destek için ‘Evet’ diyenlar baş tacı…

Gazi Meclis’i savunmak için ‘Hayır’ diyenlere baskı, dayak, sopa, gözaltı, kurşun…

CHP’li bir genç ‘Hayır’ afişi asarken sokak çeteleri tarafından kurşunlandı…

Tıpkı şarkıdaki gibi…

Sana başkanlık yolları, bana kurşunlar…

Tamam kardeşim, kurşun atın da, bir neye ‘Evet’ neye ‘Hayır’ dediğinizi anlayın…

El Bab’da Türk askeri savaşıyor…

Ne için?

PKK’nın Kuzey Suriye’de Akdeniz’e açılan bir Kürt otonom bölgesi kurmasını engellemek için…

Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye’nin güney sınırında boylu boyunca bir PKK-PYD terör devleti kurulmasını engellemek için…

Güneyimizde kurulacak böyle bir PKK-PYD devletinden Türkiye’ye sürekli terör saldırıları ve tehdidi gelmesini engellemek için…

El Bab’da ve Suriye’de Fırat Kalkanı operasyonunda verdiğimiz toplam şehit sayısı şimdilik 50’yi geçti…

Bunlar vatan için, Türkiye’nin bütünlüğü için, güneyden gelecek terör tehdidini engellemek için can veren gencecik yiğitlerimiz…

TSK El Bab’da savaşırken Ankara, Astana’da Rusya, İran ve Suriye ile Suriye barışı için masaya oturdu…

Astana’dan gelen haberler, Esad’ın görevde kalacağı, buna karşılık Suriye’nin kuzeyinde PYD’ye bir otonom bölge verileceği yönünde…

İSMAİL HAKKI PEKİN’İN AÇIKLADIĞI ÖNEMLİ İSTİHBARAT

Aydınlık gazetesinin istihbaratçı yazarı emekli koramiral İsmail Hakkı Pekin, bugünkü köşesinde Rus yetkililerin Kürt otonomi bölgesi için vaatleri olduğunu açıkladı.

İsmail Hakkı Pekin’in Türkiye açısından bu hayati bilgiyi paylaştığı cümlesi şöyle:

“Astana’daki görüşmelerde Rusya askeri heyetine başkanlık eden, Rusya Genelkurmay Başkanlığı Ana Harekat Dairesi Başkan Yardımcısı Stanislav Hacimagomedov, söz konusu taslağın Suriye’nin bölünmez toprak bütünlüğünü öngördüğünü belirtmektedir. Ancak bu konuda daha önce görüştüğüm Rus yetkililer Kürt bölgelerine otonomi konusunda vaatleri olduğunu söylediler. Böyle bir şey vuku olursa Türkiye hem içerden hem de Irak ve Suriye kuzeyinden PKK ile kuşatılacak. Ya bunu kabule zorlanacak ya da ABD ve Avrupa desteğindeki PKK ile savaşacak.’’ (İsmail Hakkı Pekin-Aydınlık 30-01-2017)

Demek ki, Astana’dan ABD-Rusya’nın PYD’ye otonom bölge verme planı boş ve palavra bir uydurma haber değil. İstihbaratçı emekli korgeneral (Ergenekon mağduru) İsmail Hakkı Pekin tarafından birinci elden, birinci ağızdan doğrulanan bir bilgi…

Görülen o ki, ABD, Rusların istediği Esad’ın görevde kalması karşılığı, PYD’ye otonom bölge verilmesi için bastırmış ve Rusya’dan bu tavizi almış…

Putin, Suriye’de Trump ile çatışmadan bir çözüm için, Trump’ın çevresindeki Neo-Con’ların da ısrarla istediği ‘Özerk Kürt Bölgesi’ için ABD’ye taviz vermiş…

Suriye’nin falında ABD koruma şemsiyesi altında, güvenli bölge statüsünde bir PKK-PYD otonom bölgesi görülüyor… PKK-PYD’nin kurduğu kantonları birleştireceği bir özerk bölge…Bir terör örgütünün kurduğu, ABD’nin yasal korumasını elde eden bir terör bölgesi…

Arada ‘keleğe gelen’ kim? Türkiye!…

Neden?

Çünkü 5 yıllık Suriye savaşı sonucunda hem Erdoğan’ın ısrarla gitmesini, devrilmesini istediği ‘Zalim Esad’ yerinde kaldı…

Esad Rusya ve İran desteği ile Suriye savaşını kazandı…

Üstelik ABD, 5 yıldır Kuzey Irak’ta ısrarla istediği PKK-PYD Kürt Otonom Bölgesi için Rusya’dan onay ve yeşil ışık aldı…

Şimdi Ankara’nın Menbiç hayalleri de suya düşüyor ve orada ABD-Rusya (Trump-Putin) şemsiyesi altında malum ve meşhur ‘PKK-Kürt terör koridoru’ kurulma planları devreye giriyor…

Daha sonra Suriye’deki bu ‘Kürdistan’ın Hatay üzerinden Akdeniz’e inmek isteyeceği de uluslararası basında artık açıkça yazılıp çiziliyor…

Türkiye ise Suriye savaşı nedeniyle hem içerde hem dışarıda yüzlerce şehit verdi ve vermeye de devam ediyor…

Ve Türkiye’nin savaşın başında Esad’a karşı savaşırlar beklentisi ile destek verdiği terör örgütü PYD şimdi Kuzey Suriye’de özerk otonom bölge kuruyor…

Gelinen bu durumun bir numaralı siyasi sorumlusu kim?

Erdoğan…

Erdoğan, Esad’ı devirme inadına kapılmasa bütün bunlar olur muydu?

Hayır olmazdı…

Türkiye Şam ile anlaşsa Kuzey Suriye’de Kürt Otonom Bölgesi olur muydu?

Erdoğan ‘Hatanın neresinden dönülse kardır’ diyerek Esad ile anlaşsa, PYD bölgesini önleyebilir miydi? Evet, önleyebilirdi…

Ankara ve Şam, Erdoğan ile Esad elele verse, hala PKK-PYD bölgesini önleyebilirler mi?

Biraz zor ama, İran’ı da yanlarına alırlarsa olabilir…

DEVLET AKLI İŞLEMİYOR

Peki bu neden olmuyor?

Devlet aklı neden işlemiyor?

Neden Türkiye’nin çıkarına değil de, Erdoğan’ın inadına göre davranılıyor?

Neden Türkiye’nin ulusal çıkarı, Esad ile anlaşıp, Suriye’de PKK-PYD devletini kurulmasını engellemeyi gerektirirken, Erdoğan’ın siyasi çıkarı için, referandum öncesinde Esad ile anlaşma kendisine oy kaybettirir korkusu nedeniyle Ankara Şam ile doğrudan anlaşmıyor?

Çünkü ‘Tek Adam’ın inadı ve siyasi hesapları, ulusal çıkarın, Türkiye’nin önüne geçiyor….

İşte bunun için ‘Başkanlık Sistemi’ne, Tek Adam yönetimine, Saray’daki şahsın siyasi inadı ile dış politika belirlenmesine karşı çıkıyoruz…

İşte bu yüzden ‘Hayır’ diyoruz…

‘Evet-Hayır’ diye kamplaşmadan önce, neyin niçin olduğunu anlamak gerekiyor…

Hiç değilse El Bab’da savaşan ve şehit düşen gencecik yiğitler anısına…

Odatv.com

MİT DOSYASI : İstihbarattan müthiş ByLock operasyonu


ByLock’a ait tüm bilgilerin getirilme operasyonunun detaylarına ulaşıldı. Servis sağlayıcısı Litvanya’da bulunan şifreli programın kayıtlarının alınması için bilişim ve istihbarat uzmanları bir gece sızma yaptı. İhanetin tüm belgeleri sessizce ele geçirildi…

FETÖ‘nün iletişim ağı olan ByLock Ana Server Operasyonu’nun detaylarına ulaşıldı. FETÖ’nün yıllardır gizli iletişim için kullandığı şifreli cep telefonu programı olan ByLock’un ‘server’ının (servis sağlayıcı) Litvanya‘nın başkenti Vilnius‘ta bulunduğu aylar öncesinden ortaya çıkmıştı. Daha önce bir siber operasyonla gizli ağa ulaşan Türk istihbaratı, şifreyi kırarak kayıtlı yaklaşık 215 bin ByLock kullanıcısından 53 binini ele geçirmeyi başardı. Kayıtların tamamına ulaşılması için ise geçtiğimiz aylarda özel bir çalışma başlatıldı. Bunun üzerine bilişim ve istihbarat uzmanlarından oluşan bir ekip oluşturuldu. Ekip 5’er kişiden oluşan sızma-almakaçırma- koruma ve müdahale takımlarından oluşturuldu. Özel bir jetle Litvanya’ya uçan ekip önce Vilnius’ta ByLock kayıtlarının bulunduğu ana ‘server’e sahip şirketin binasını gözleme aldı. Bir hafta boyunca gerekli çalışmaların yapılmasının ardından yaklaşık iki ay önce bir gece binaya sızma operasyonu gerçekleştirildi. Sessizce ‘server’ın bulunduğu özel korunaklı binaya giren ekip yanlarındaki son teknoloji ekipmanlar sayesinde sekiz kademeli şifreyi kırdı. Server içindeki ByLock kayıtlarına ait tüm bilgileri kısa sürede kopyalayarak olay yerinden uzaklaştı. Operasyon gecesi uçakla Türkiye’ye dönen ekibin 215 bin kullanıcısı bulunan ByLock’taki tüm kayıtları eksiksiz getirdiği anlaşıldı.

MİT’TEN BALTIK DENİZİ KIYISINDA MÜTHİŞ FETÖ OPERASYONU

TOPLAM 17 MİLYON 169 BİN MESAJ BULUNDU

FETÖ’cülerin ByLock mesajlarını barındıran server sayesinde 15 Temmuz’dan sonra kaçan, kendini gizleyen FETÖ’cüler ifşa olmaya başladı. Server’in ele geçirilmesiyle yeni bilgilere ulaşan istihbarat, bugüne kadar deşifre olmamış isimleri tek tek belirledi. Yine Bylock Ana Server’ının ele geçirilmesi ile kırmızı, mavi ve turuncu Bylock kullanan tüm FETÖ üyeleri belirlenmeye başlandı. Tam listede 215 bin 92 kullanıcı, 31 bin 886 grup, 17 milyon 169 bin 632 mesaj, 3 milyon 158 bin 388 e-posta olduğu tespit edildi. Bilişim uzmanları bu isimlerin mesajlarından yaklaşık yüzde 90’ını çözmeyi başardı.

TEK KULLANIMDA 60 BİN KİŞİ
Litvanya’da özel bir operasyonla ele geçirilen ByLock kayıtlarına göre FETÖ’nün şifreli programının yanlışlıkla kullanılma ihtimali çok düşük. Böyle bir ihtimal gerçekleşmiş olsa bile atılan mesajların içeriği bulunacağından yanlışlıkla gözaltına alınan ByLock kullanıcısı olmadı. Yapılan incelemelerde ByLock programını FETÖ üyeleri içinde en az bir kez mesaj atarak veya mesaj alarak kullanan sayısı 60 bin 473 oldu. ByLock’tan sesli görüşme yapanların sayısı 78 bin 165 olurken, şifreli programı sadece sesli iletişim için kullanan 46 bin 799 kişi belirlendi.

REINA SALDIRISI DOSYASI /// NEDİM ŞENER : İSTİHBARAT DERSİ


Yılbaşı gecesi Reina isimli gece kulübünü kana bulayan, 39 kişiyi öldürüp 65 kişiyi yaralayan DEAŞ mensubu terörist Aldulgadir Masharipov’un katliamdan 17 gün sonra sağ olarak yakalanmasıyla ilgili detaylar istihbarat dersi niteliğinde.

Zaten teröristin sağ olarak başarılı bir operasyon sonucunda yakalanması yalnız Türkiye’de değil dünyada yankı buldu. Son zamanların en büyük başarısı. Bunda ana rolü oynayan kurum ise elbette İstanbul Emniyet Müdürlüğü. İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’ın çok yakından ilgilendiği operasyonun mimarı ise İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube’si. Sahada çalışmalara Terörle Mücadele Şubesi’de büyük destek oldu.

İstihbarattan 200 polis

Operasyonun başarıyla sonuçlandırılmasında İstanbul Emniyet’i İstihbarat Şubesi’nin 900 personelinin 200’ünün geceli gündüzlü çalışması etkili oldu. Katliamın hemen ardından Reina saldırganının kaçmaması terör örgütü DEAŞ’a ilişkin tüm bilgiler, şüpheli kişiler, hücrelerle ilgili bilgiler ele alındı.

Önce katilin bulunduğu İstanbul’da operasyon yapılacak ilçeler ve yerler tek tek belirlendi. Abdülgadir Masharipov’un İstanbul dışına çıkmasını önlemek için DEAŞ operasyonlarına İstanbul’un en uç noktalarından başlandı. Çember operasyonu İstanbul’un merkezine doğru daraltıldı.

Saldırının arkasında yabancı istihbarat teşkilatları olabileceği şüphesiyle İstanbul İstihbarat Şube personeli, bu operasyon çalışmaları sırasında telefon ve WhatsApp kullanımını sonlandırdı. Bunun yerine kriptolu telsiz kullanıldı. İstanbul Emniyet’i İstihbarat Şube DEAŞ ile ilgili 500’e yakın adres belirledi ve hepsi üzerinde araştırma yapıldı. 160 eve operasyon düzenlendi. Toplam 213 kişi sorgulandı. Bu operasyonlar sonucunda 50 kişi gözaltına alındı.

FETÖ’cü bağlantısı araştırılıyor

Operasyondan 4 gün önce saldırganın Esenyurt’ta olduğu belirlendi. Adresin belirlenmesinde gözaltına alınanların ifadeleri yol gösterici oldu. DEAŞ üyesi terörist Abdülgadir Masharipov’un Esenyurt’ta bulunabileceği 5 adres belirlendi.

Dört dil bilen teröristin Arapça, Rusça ve Özbekçe yazışmaları ve konuşmaları izlemeye alındı. İstihbarat Şube’nin elde ettiği ayrıntılardan birisi de Reina canisinin telefon bilgilerinde 15 Temmuz darbesinin kritik isimlerinden biri olan şimdi Şam’da bulunan FETÖ’cü bir subaya ilişkin kayıtlar.

Cani kaçmak için hazırlıklara başlandığında her operasyonda olduğu gibi Terörle Mücadele Şube ekipleriyle yapılan ortak operasyonla ele geçirildi. Bu yönüyle Reina katliamcısının sağ yakalanması tüm dünyaya istihbarat dersi olarak olacaktır.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ’cü polisler onlar hakkında da istihbarat toplamış


FETÖ’cü polisler onlar hakkında da istihbarat toplamış

FETÖ’nün okullarına mülki amirlerin ricasıyla 200 ton demir gönderen fabrika müdürü, şirketini eleştiren esnaf hakkında FETÖ’ü polislere istihbarat toplatmış…

FETÖ’nün okullarına mülki amirlerin ricasıyla 200 ton demir gönderen fabrika müdürü, şirketini eleştiren esnaf hakkında FETÖ’ü polislere istihbarat toplatmış…

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturması kapsamında, ByLock kullandıkları iddiası bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevli 166 rütbeli personelden 120’si geçtiğimiz ay gözaltına alındı. Şüpheliler arasında bulunan 4. Sınıf Emniyet Md. ‘D.A’nın adının, 2010 yılında Çanakkale’de bulunan özel şirkete ait bir demir çelik fabrikasının neden olduğu çevre ve tarih kıyımına yönelik eleştirilerde bulunan esnafla ilgili istihbarat toplama olayına karıştığı ortaya çıktı.

2010 yılında Çanakkale’nin Biga ilçesinde yaşanan ve polisiye filmleri aratmayacak ayrıntılarla dolu olay, geçtiğimiz ay İstanbul’da FETÖ’den gözaltına alınan 4. Sınıf Emniyet Md. D.A hakkında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yazılan bir mektupla ortaya çıktı.

KOMİSERİN GÖNDERDİĞİ POLİS MEMURU İSTİHBARAT TOPLAMIŞ

FETÖ’nün emniyet, iş dünyası ve siyasette nasıl örgütlendiğini ortaya koyan olayla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir mektup yazan Çanakkaleli Kenan Taş adlı yurttaşın iddiasına göre, 2009 yılında Çanakkale’nin Biga ilçesinde bulunan özel sektöre ait bir çelik fabrikasının avukatlarından F.O, o dönemde Kadıköy Emniyet Müdürlüğü’nde görevli olan Emniyet Müdürü D.A ve aynı birimde bulunan polis memuru M. B’den para karşılığı yardım talebinde bulundu. Talebin içeriği ise iddiaya göre Biga ilçesinde bulunan özel şirkete ait demir-çelik fabrikasının neden olduğu çevre ve tarih kıyımına karşı muhalefet yürüten fotoğraf stüdyosunun sahibi hakkında bilgi toplamak ve iş yerine suç unsuru olan malzemeler bırakarak ihbar etmekti.

‘İSTİHBARATTANIM’ DİYEN POLİSİN ÜZERİNDEN ADRESLER ÇIKTI

Bu talep üzerine Emniyet Müdürü D.A tarafından görevlendirilen polis memuru M.B, Biga’ya gelerek 11 Ocak 2010 tarihinde bir otele yerleşti. İddiaya göre M.B, kendisinin istihbaratçı olduğunu ve Ankara’dan geldiğini öne sürerek, ilçe esnafı hakkında bilgi toplayacağını söyledi. Ancak bir süre sonra şüpheli hareketlerinden dolayı tutuklanan polis memuru M.B, ilk ifadesinde kendisinin Kadıköy Emniyet Müdürlüğü’nde görevli olduğunu belirterek, amiri D.A tarafından gönderildiğini ve Biga’daki bir çelik fabrikası hakkında internet üzerinden olumsuz yazılar yazan bir fotoğrafçı dükkânı hakkında bilgi toplamasını istediğini söyledi. Bu iş için 500 lira para aldığını da belirten polis memurunun üzerinde yapılan aramada, bazı kişilerin ev ve iş yerlerine ait pusulalar ele geçirilirken, hakkında Biga Cumhuriyet Savcılığı’nca ‘Görevi kötüye kullanmak’ suçundan işlem yapılması talep edildi. Ardından ise hakkında açılan soruşturma kapsamında İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nce ifadesine başvurulan M.B’ye, gözaltına alındığı sırada üzerinden çıkan kroki, adres ve mail çıktılarını okumak için yanında bulundurduğunu söyledi.

POLİSLERE SORUŞTURMA BAŞLATAN SAVCI GÖREVDEN ALINDI

Ancak polis memuru M.B’nin çelişkili ifadelerin ardından Biga Cumhuriyet Savcılığı’nda yürütülen soruşturma kapsamında, Emniyet Müdürü D.A ve M.B hakkında soruşturma izni verilmesi talep edildi. Haklarında disiplin soruşturması açılan emniyet müdürü ve polis memuruyla ilgili dosyaya bakan dönemin Biga Cumhuriyet Savcısı’nın görevden alınarak yerine atanan Uğur Ağrı’nın iki emniyet mensubu hakkındaki dosyaya derhal takipsizlik kararı verdiğini belirten Kenan Taş, 15 Temmuz’dan sonra yürütülen FETÖ operasyonları kapsamında dosyada adı geçen emniyet müdürü D.A ile dosyaya takipsizlik kararı veren Savcı Uğur Ağrı’nın tutuklandıklarını anımsatarak, “Ben bu olanlardan ilgili firmanın yöneticilerinin haberlerinin olduğunu sanmıyorum. Yöneticileri olan B.E’nin sorumluluğunda olan bir olay olduğunu düşünüyorum. B.E, Çanakkale’de yürütülen FETÖ soruşturması kapsamında, bölgedeki fabrikadan FETÖ örgütünün okullarına gönderdiği demirlerin insani yardım kapsamında olduğunu ve kendisinin de mağdur edildiğini öne sürse de aslında yaptığı bu yardımlar karşılığında örgütün savcı ve polislerini kullanmıştır” iddiasında bulundu.

‘BİR AYDIR CUMHURBAŞKANLIĞI’NDAN YANIT BEKLİYORUM’

İddialarla ilgili Biga Cumhuriyet Savcılığı’nca 2009 yılında başlatılan soruşturma dosyasının incelenmesi durumunda onlarca yolsuzluğun ortaya çıkacağını savunan Taş, yöredeki köylüler tarafından Danıştay ve idare mahkemelerinde açılan davalarda ilgili şirket lehinde karar veren bütün hâkimlerin FETÖ’den tutuklanmış olduğuna dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderdiği mektubunda, Çanakkale’deki emniyet, siyaset ve iş dünyası üçgenindeki FETÖ yapılanmasına ilişkin iddialara da değinen Taş, yaklaşık bir aydır mektubuna yanıt beklediğini söyledi.

İDDİALARIN ORTASINDAKİ B.E, CEMAATE 200 TON DEMİR VERMİŞ

Çanakkale’yi karıştıran iddiaların odağında bulunan isimlerden biri olan özel şirket yöneticisi B.E, 15 Temmuz sonrasında yürütülen soruşturma kapsamında kentteki FETÖ’ye bağlı okullara mülki amirlerin ricasıyla 200 ton demir bağışında bulunduklarını ifade etmiş, ancak bu bağışın cemaate gittiğini bilmediğini ileri sürmüştü.

BELEDİYE BŞK. GÖKHAN: ‘AFRİKA’YA DEMİR GÖNDERENLER KİM?’

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan ise yerel bir televizyon kanalında katıldığı programda, tartışmaların odağı olan B.E’nin FETÖ’cü olduğunu öne sürerek, “Kendisi FETO’cu. İftira filan da atmıyorum; herkes açsın youtube’u Çanakkale’de yapılmış olan Türkçe Olimpiyatlarını açsınlar, kendisinin yaptığı konuşmayı izlesinler! Kapatılan okullara, Afrikalara kadar demir gönderenler kim?” ifadelerini kullanmıştı.

Yusuf Yavuz
Odatv.com

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.