Kategori arşivi: istihbarat

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Rumlar eşit haklara dayalı devlet istemiyor … Prof. Dr. Ata ATU N


Rumlar eşit haklara dayalı devlet istemiyor

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi başkanı Nikos Anastasiadis, Kıbrıs müzakereleri sonucunda bir anlaşmaya varılabilecekse, kurulacak devletin Kıbrıslı Rumların salt yönetimi ve denetimi altında olması gerektiğini söylüyor.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın Politis’te birkaç gün önce yayınlanan röportajıyla verdiği, “siyasi eşitlik netleşmeden garantiler konusuna girmek niyetinde olmadığı” mesajına, G. K. Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastaiadis’in yanıt olarak yaptığı açıklamadaki “Akıncı siyasi eşitlik ile merkezi hükümetin veya diğer kurumsal organın her kararında olumlu oy kast ediyorsa, üzgünüm ama bu siyasi eşitlik değil aksine siyasi eşitsizlik yaratır; çünkü bir toplumun diğerine dayatma yapmasına olanak tanır” sözleri, ‘kurulacak devlette sadece Rumların söz sahibi olması gerektiği’ şeklindeki niyeti vurgulamakta.

Rum lider Anastasiadis bu açıklaması ile açık ve net olarak “Biz sizi idare edeceğiz ve sizin hiçbir seviyede yönetime katılmanız ve itiraz hakkınız olmayacak” demekte.

Anastasiadis’in “…. bu siyasi eşitlik değil aksine siyasi eşitsizlik yaratır; çünkü bir toplumun diğerine dayatma yapmasına olanak tanır” açıklaması tersine okunursa;

Kıbrıs Rum halkı her istediğini Kıbrıs Türk halkına dayatabilir. Kıbrıslı Türk halkı, Rumların bu dayatmasını ve tek taraflı kararını, çıkarlarına, egemenliklerine, yönetim haklarına ve kişisel menfaatlerine karşı olsa dahi kabul etmek zorundadır ama Kıbrıs Türk halkı, Kıbrıs Rum halkına hiçbir kararı dayatamaz” anlaşılmaktadır.

Anastasiadis açık ve net olarak diyor ki;

“Kıbrıs Rum halkı ile Kıbrıs Türk halkının ortak kuracağı devlette halkların siyasi eşitliği olamaz. Kıbrıs Rum halkı kurulacak devlette tek söz sahibi olacaktır ve Kıbrıs Tük halkı da Rumlar neyi isterlerse, neyi kararlaştırırlarsa, bu karar veya da uygulama Kıbrıslı Türklerin aleyhine dahi olsa, özgürlüklerini de kısıtlasa, Avrupa Birliğinin temel taşlarından birisi olan Dört Özgürlüğü dahi Yunanistan’da halen uygulanmakta olduğu gibi ortadan kaldırsa, Kıbrıslı Türkler bunu kabul etmek zorundadır.”

“Bozacının şahidi şıracı” demişler. Anastasiadis’in ruhani başkanı olduğu DİSİ adlı siyasi partinin başkanı Neofitu’nun “yeniden birleşme yolu, ancak tarafların karşılıklı olarak birbirinin kaygılarına kulak verdiğinde açılır. Kıbrıslı Türkler Kıbrıslı Rumların haklı endişelerine kulak vermelidir” açıklamasında Neofitou, “Kıbrıslı Türklerin endişeleri ve 1963 yılından beridir çektikleri sıkıntılar, acı ve gözyaşı çok önemli değil. Önemli olan biz Kıbrıslı Rumların endişeleridir. Kıbrıslı Türkler bunu anlamalı ve Garantörlüğün kaldırılmasına onay vermelidirler.” demeye getiriyor bozacı Anastasiadis’in şahidi ve tastikçisi olan şıracı Neofitiu.

ABD Başkanı Trump’ın, BM ile ilgili politikasının içinde ısrarlı bir şekilde BM Barış Gücü ile ilgili olarak ortaya koyduğu “maliyetin ekonomik yükünün daha adil bir şekilde paylaşımı, barış güçlerinin stratejik bir şekilde gözden geçirilmesi, ekonomik kesintiler, gelişmelere bağlantılı olarak misyonların kısıtlamaya gidilmesi veya kaldırılması ve misyonunun süresinin, problemlerin çözümünü hedefleyen politik gelişmelerle ilişkilendirilmesi” sözlerinin özellikle Kıbrıslı Rumlar tarafından dikkate alınması gerekiyor.

Anastasiadis’in müzakerelerin sonucunda “üniter Rum Devleti” kurmak stratejisinin ABD’nin BM ve BM Barış Gücü ile ilgili yeni politikasına takılacağı kesin. ABD Başkanının yeni BM politikasına göre ABD, BM’nin Barış operasyonlarına yıllardır yüzde otuzlara yakın koyduğu katkıyı kaldırmak ve ABD Bütçesini bu milyarlarca Dolar tutarındaki mali yükten kurtarmak düşüncesinde. Bu nedenle de BM Barış Gücünün görev yaptığı sorunlu ülkelere “Ya anlaşın, ya da artık ben yokum, başınızın çaresine bakın” diyor açık ve net olarak.

Anastasiadis’in, geçmişte Kıbrıslı Türklere karşı yaptıkları tüm saldırı, katliam ve dört özgürlük kısıtlamalarına rağmen hala daha “Kıbrıslı Türkleri Rumların saldırılarından korumuş olan garantörlüğün kaldırılması ile Türk Askerinin adayı terk etmesini istemesi buna ilaveten Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitlik haklarına sahip olmasına karşı çıkması” müzakerelerin daha başlamadan biteceğinin habercisi.

Belli ki, ABD’nin önerdiği gibi, müzakerelerin sonunda kendi başımızın çaresine bakmak seçeneği ile karşı karşıya kalacağız. Zaten 13 Şubat 1975 tarihinde “Kıbrıs Türk Federe Devletini kurmakla ve 15 Kasım 1983 tarihinde de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini ilan etmekle seçeneklerimizi ortaya koymuştuk. Bize kalacak olan KKTC’yi güçlendirmek ve yaşamasını sağlamak olacak, ister tanınarak, ister Türkiye ile birlikte, el ele, kol kola, gönül gönüle…

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN

Akademisyen,

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışman

Reklamlar

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Sayın Mail Grubu Türk Siyaset ve Güvenlik Akademisi’nin Dikkatin e


https://ahmetyalvac1946.blogspot.com/2019/02/alternatif-03-subat-2019-sabahattin.html

Asıl ihtiyacımız; demokrasi, hak, adalet, devlet işlerinde şeffaflık ve liyakattır… "Makine Yüksek Mühendisi Ahmet YALVAÇ Enerji Uzmanı – Gazeteci Yazar" + Alternatif- 03 Şubat 2019- Sabahattin Önkibar- Ulusal Kanal
ASIL İHTİYACIMIZ; DEMOKRASİ, HAK, ADALET, DEVLET İŞLERİNDE ŞEFFAFLIK VE LİYAKATTIR… BU GÜN GELİNEN NOKTADA, TÜRKİYE SİYASETEN KİLİTLENMİŞTİR…
ahmetyalvac1946.blogspot.com

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ ///


Anıl hocam teşekkür ederim..

ŞEHİR DEVLETLERİ başlıklı önemli yazınızı web sitemizde yayınladık…

Sevgi ve saygı ile.

Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

On Thu, Feb 14, 2019 at 2:29 PM Anıl Çeçen <anilcecen> wrote:

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ ///


ULAK projesi nedir?

ULAK ve 5G arasında nasıl bir bağlantı var ?

Siber Güvenlik konusunda Türkiye hangi noktada?

Türkiye’de yazılım konusunda eksiklikler nelerdir?

Mülakatımız ilgili adrestedir;

http://www.optimushaber.com/siber-guvenlik-direktoru-taha-gergerlioglu-sorularimizi-yanitladi-383904h.htm

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Avrupa Parlamentosuna aldatmaca aday … Prof. Dr. Ata ATUN


Avrupa Parlamentosuna aldatmaca aday

Kıbrıs Rum tarafından, sol bir parti olan AKEL’in, softa şaşırtması yaparak Rum kesiminde ikamet eden bir Türk’ü Avrupa Parlamentosuna (AP) aday göstermesi, tek kelime ile aldatmaca ve göz boyama. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi yıllardır uluslararası hukuka aykırı olarak Avrupa Parlamentosunda Kıbrıslı Türklere ayrılmış iki sandalyeyi zorla işgal ve istila etmiş durumda. Bu duruma itiraz ettiğimiz vakit de pişkin pişkin “Anlaşma olsun, sandalyeleri size iade edeceğiz” diyerek, haksız işgal ve istilalarına güya geçerli bir kılıf uydurmaktalar.

Bu dönem belli ki, eleştirilerden kurtulmak için taktik değiştirmişler ve Güney Kıbrıs’ta yani Rum kesimindeki bir üniversitede öğretim üyeliği yapan ve Rum kesiminde ikamet eden bir Kıbrıslı Türk’ü aday gösterme kararını almışlar. Rum kesiminde yüzde 31-33 arası bir tabana sahip olan yaklaşık 93 yıllık Solcu parti AKEL, bu görevi üstlenerek bu kişiyi aday göstermiş. Basında çıkan yazılarında ve röportajlarında “Ben ne Türküm Ne de Rum, Kıbrıslıyım(Yenidüzen, 09.10.16) diyen bu kişiye, içlerindeki ezeli Türk düşmanlığını yenebilen AKEL taraftarı Rumlar oylarını verirlerse, Avrupa Parlamentosu Kıbrıs Milletvekili seçileceği kesin.

Burada şöyle bir soru sorulabilir; Söz konusu kişi Avrupa Parlamentosuna Rumların oyları ile seçildiğinde Kıbrıslı Türkleri temsil yetkisine sahip olur mu? Veya Kıbrıs Türklerini temsil eder mi? Yanıtı açık ve net. Asla Kıbrıs Türklerini temsil etmez. Daha doğrusu mevcut yasalara göre edemez. Edebilmesi için “sadece Kıbrıslı Türkleri kapsayan ayrı yapılan bir seçimle” Avrupa Parlamentosuna seçilmesi gerekmektedir.

Avrupa Parlamentosu seçimleri “Sözde Kıbrıs Cumhuriyeti” yasalarına göre değil, Avrupa Birliği Müktesebatına göre yapılmaktadır. Üye ülkelerde de Avrupa Birliği Müktesebatı hiyerarşik olarak üye ülkenin yasaları ve Anayasası üzerindedir ve amirdir. Üye ülkenin hiçbir yasası ve Anayasası Avrupa Birliği Müktesebatına aykırı olamaz, aykırı maddeler ve icraat içeremez.

Sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, 1 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Birliğine üye olurken imzaladığı “Onuncu Protokol”ün (Protocol 10) 6. Paragrafı, adanın kuzeyinde yer alan bölgenin (KKTC topraklarını kastetmektedir) AB Müktesebatı dışında olduğunu ve “AB yasalarının bu bölgede nasıl uygulanacağının belirlenmeye muhtaç olduğunu” açık bir dille vurgulamaktadır.

Hemen bir sonraki madde “AB müktesebatının uygulanması Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümetinin etkin kontrolü dışında bulunan Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ait bölgelerde askıya alınacaktır.” derken, 4. madde de “Bir çözüm durumunda, Konsey, Kıbrıs’ın AB’ye giriş koşullarının Kıbrıslı Türk Toplumu için uyarlanmasına Komisyondan gelecek bir öneri üzerine oybirliği ile karar alacaktır.” der.

Birde bizlerin pek bilmediği bir belge daha var. Adı “Core Document.” Buna “Temel Belge” veya “Esas Senet” de denilebilir. Aslında siyaset biliminde kullanılan Fransızca bir terimden (Document Essentiel) alınmış bir tanımlama. Bu belgeye “Sözde Kıbrıs Cumhuriyeti”nin Avrupa Birliği’ne bildirdiği Anayasa’sı da denilebilir.

Bu “Esas Senet”in başlığında “Core document on Cyprus drawn up in accordance with General Assembly resolution 45/85 and the Consolidated guidelines for the initial part of the reports of States parties (document HRI/991/1)” cümlesi yer almaktadır. Tarihi de Haziran 2012 (June 2012).

Benim İngilizce bilgime göre Türkçeye en yakın çevirisi “45/85 sayılı Genel Kurul kararına göre hazırlanan Kıbrıs ile ilgili Esas Senet ve Taraf Devletlerin raporlarının ilk kısmı için birleştirilmiş Kılavuz (belge HRI / 991/1)” manasında.

Bu Esas Senet’in 2007 ve 2012 versiyonları var.

2007 versiyonunun sayfa 11., Bölüm B.’de yer alan Madde 67, 2012 versiyonunda, sayfa 9, Bölüm B’de, Madde 77 olarak yer almış.

Bu “Esas Senet”in Sayfa 6’da başlayan “II. GENERAL POLITICAL STRUCTURE” ana başlığının sayfa 9’daki “B. Constitutional Structure” Bölümünde yer alan “Madde 77” aynen, kelimesi kelimesine “77. A unicameral House of Representatives is provided for by the Constitution as the legislative body of the Republic composed of 80 representatives, 56 elected by the Greek Community and 24 by the Turkish Community for a fıve year term with a Greek Cypriot President and a Turkish Cypriot Vice President elected separately.” şeklinde yazılmış.

77. maddenin -benim İngilizce bilgime göre- Türkçeye en yakın çevirisi “Anayasa tarafından Cumhuriyetin yasama organı olarak öngörülen tek meclisli Temsilciler Meclisi, beş yıllık bir dönem için, 56 tanesi Kıbrıs Rum toplumu, 24 tanesi Kıbrıs Türk toplumu tarafından seçilen 80 Temsilci (Milletvekili) ile Kıbrıslı Rum Başkandan ve Kıbrıslı Türk Başkan yardımcısından oluşmaktadır.” şeklindedir.

Makarios’un 1964 Haziranında “Gereklilik Doktrini” adı altındaki yasanın arkasına sığınarak Kıbrıslı Türklere ortaklık hakkı veren 13 maddeyi iptal ettiği Anayasa ve Rum Temsilciler Meclisinin, tek taraflı olarak ve Kıbrıslı Türk Milletvekillerinin katılımı ve olumlu oyları olmadan yeniden düzenlediği yasaların hiç biri, Avrupa Müktesebatı karşısında geçerli değil.

Özetle, Kıbrıslı Türklerin siyasi ve diğer hakları, Rum temsilciler Meclisince düzenlenemez. Anayasada yer alan ve Kıbrıslı Türklerin kendileri için düzenlenmiş bir seçimde sadece Kıbrıslı Türklerin kullandığı oylar ile seçilmemiş herhangi bir kişi, Kıbrıslı Türkleri Avrupa Parlamentosu”nda temsil edemez.

Bu gerçekler ışığında, kim ne derse desin, Rum siyasiler neyi savunursa savunsun, söz konusu aday seçilmesi durumunda sadece ve sadece Kıbrıs Rum Toplumunu temsil eder.

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN

Akademisyen, Kıbrıs İlim Üniversitesi

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ ///


TANRIYA OK UZAK AMA ABD.docx

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Aydın hanımefendi anısına – Dr. Yurdagül Atun


Aydın hanımefendi anısına yazdığım yazım ektedir.
Saygılarımla

Sevgi ve saygılarımla

Dr. Yurdagül Atun

02.03.19-Aydın Denktaş Anısına.docx

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Emre uslu’dan savcılara tehdit


Emre Uslu‏Onaylanmış hesap @EmreUsluTakip et@EmreUslu adlı kişiyi takip et

Daha fazla

Babasının yaptığı işkenceleri bugün oğlu Tunç Soyer’e hatırlatılıyor. Bugün kadınları çocukları tutuklayan savcı İrfan Fidan’a, Yüksel Kocaman’a vd tetikçi ve işkenceye göz yuman savcılara OHAL komisyonu üyelerine vd büorkatlara/çocuklarına BUGÜNLER hatırlatılacak.

DyGkfXRXgAAYwY3.jpg
***
Hatırlatın da, ifadeler işkence ile kabul ettirilmiyor ki.
Birbirlerini gammazlıyorlar ya da itirafçı oluyor FETÖ cüler.
***
Emre Uslu on Twitter

twitter.png

Emre Uslu on Twitter

“Babasının yaptığı işkenceleri bugün oğlu Tunç Soyer’e hatırlatılıyor. Bugün kadınları çocukları tutuklayan …

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Gön: ATA ATUN … Günlük KÖŞE YAZI’m


Günlük KÖŞE YAZI’mı gönderiyorum.

İyi çalışmalar dilerim.

Sevgi ve saygılarımla

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN
Akademisyen, Kıbrıs İlim Üniversitesi

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

01.25.19-Ege adalarındaki soydaşlarımız asimile ediliyor.docx

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// İyi Parti kimi kandırıyor?


YATA eski genel başkanı Bahadırhan Dinçarslan. 15 Temmuz “lütfen bu gerçek deyin. İhtilal oldu deyin” twiti sebebiyle, İP’ten istifa ettirilmişti. YATA’cıdan vazgeçmeyeceklerini biliyordum da nereden kafa çıkaracak acaba diye bekliyordum. İP’in televizyonu Türkiyem.tv’den çıktı.

NATO sevgisi ile dolu gençler kolay yetişmiyor tabii. Ümit Özdağ abisi başta olmak üzere gerekeni yapmış, itina ile göz önüne yerleştirmişler.

***>>
İyi Parti kimi kandırıyor?

İyi Parti kimi kandırıyor?

Neval Kavcar YATA eski genel başkanı Bahadırhan Dinçarslan. 15 Temmuz “ lütfen bu gerçek deyin. İhtilal oldu d…

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Putin “Güvenli bölge”ye KARŞI


Putin, görüşmede, Adana mutabakatını hatırlattı. Hangi soruya karşılık? “Güvenli bölge hakkındaki düşüncesi” sorulunca. Başka ne dedi? “BM’in bu konuda kararı yok. “

Bu görüşmese Rus Rusluğunu yaptı. Türkiye öncelikle, Fırat’ın doğusuna odaklanıp PKK’yı temizlemeli. Sonra, güvenli bölgesini oluşturacak adımı kendi sınırından başlayarak, terörden temizlenmiş yerleri içine alacak şekilde geliştirebilir.
Aziz vatanın güvenliği için BM’den karar bekleyecek değiliz.
***>>
Putin “Güvenli bölge”ye KARŞI

Putin “Güvenli bölge”ye KARŞI

Neval Kavcar ABD’nin çekileceğini söylemesi önemli. Bunu …

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Yükselen Çin’in Doğu Türkistan Girdabı


https://www.turkishnews.com/tr/content/2019/01/11/yukselen-cinin-dogu-turkistan-girdabi/

Yükselen Çin’in Doğu Türkistan Girdabı

Alaeddin Yalçınkaya

Doğu Türkistan’da tarihin en büyük facialarından biri yaşanmaktadır. Daha önce de yaşanmış örnekler çoktur. Ancak burada teknolojinin son imkanlarıyla birlikte sosyal bilimler, tıp ve psikoloji alanlarındaki yeni yöntemler de uygulanmaktadır. Türkiye’nin yaklaşık iki katı büyüklüğündeki ülkede on milyonları hedef alan işkenceler sözkonusudur. Zulüm kamplarında kalanların sayısının 3 milyona ulaştığı tahmin ediliyor. Kampların dışındakilere yönelik yasaklar ve işkenceler de farklı değil.

Yaklaşık iki yıldır kapalı işkencehane haline getirilmiş bu dev ülkeden yeterli bilgi alınamıyor. BM, AB, batılı gazeteler ve ajanslardan bir şekilde sızan haberler ile uydu görüntüleri dışında bütün yollar kapalı. Uluslararası kuruluşların uyarılarını Çinli yöneticilerin reddetmesine karşın gerçeklerin ortaya çıkmasının araştırılmasına da izin verilmemektedir. Bir şekilde bölgeye gitmeyi başarabilen batılıların belli alanlara yaklaşması mümkün değildir. Bununla beraber ülke dışına kaçabilenlerden alınan haberler korkunç!

Türkiye’de on binlerce Doğu Türkistanlı bulunup bunların yakınları baskı ve işkence altındadır. Akrabalarının kamplarda öldürüldüğünü aylarca sonra öğrenebiliyorlar. Daha önce bir şekilde ziyaret mümkün olduğu halde bugün yollar kapalıdır. Dünyada önde gelen medya kuruluşları ve ajanslar, fecaatla ilgili haberleri ve raporları az da olsa yayınlamaktadır. Fakat ülkemizde konuyla ilgili haberlere sansür mü uygulanmaktadır? Veya Çin’in bizim medya patronlarına baskısı mı sözkonusudur?

Bu zulmü kamuoyuna duyurmak ve Cumhurbaşkanını bilgilendirmek üzere İstanbul’dan Ankara’ya kış soğuğunda yollara düşen Doğu Türkistanlılardan, mesajlarla haberdar oldum. Bu önemli yürüyüşün, gazete, radyo ve televizyonların gündemine girememesi hayret verici. İnternetteki araştırmamdan sadece birkaç küçük gazetenin bunu haber yaptıklarını görebildim. Çin’in, bu vahşetin örtbas edilmesi konusunda başta Kazakistan, Kırgızistan, Pakistan olmak üzere komşu ülkelelere yaptığı baskılar bilinmektedir.

Bir Kazak öğrencim “Kazakistan-Doğu Türkistan İlişkileri”ni tez konusu olarak seçmişti. Çalışmaya başladıktan sonra Kazakistan’daki hocalarıyla görüştü. Apar topar beni aradı ve “hocam eğer içinde ‘Doğu Türkistan’ terimi geçen bir tez hazırlarsam ülkemde bana kadro verilmezmiş; tez konusunu değiştirelim” dedi ve değiştirdik. Pakistan’daki Uygur Türkleri adım adım takip edilir, zulümle alakalı bir kelime kullandığında Çin ajanları devreye girer ve bu kişi ülkesine gönderilir, sonrası belirsizdir. Daha önce muhatap olabildiğim Doğu Türkistanlı öğrencilerimin korku, endişe, travma hali gözümden kaçmadıysa da Türkiye kaynaklı bir baskı duymadım. Ancak gittikçe şiddetlenen baskılara karşı resmi bir beyanın duyulmamış olması, bu korkunç olayların bültenlerde yer alamaması endişelerimi artırıyor.

Yükselen güçlerin başında zikredilen Çin’in büyümesinin daha ne kadar süreceği tartışma konularındandır. Hemen her sene bir kademe daha yükselerek bugün dünyanın ikinci ekonomisi haline gelmiştir. Ucuz işgücü yanında bilim, araştırma, teknolojik yenilikler ile gittikçe daha fazla kaynak ayırdığı askeri alanlardaki inkişafı, dünyayı ürkütmektedir. Buna karşın Doğu Türkistan’da dozu gittikçe şiddetlenen bu zulüm dikkate alındığında Çin’in sonunun beklenenden daha erken olacağına, Doğu Türkistan girdabından çıkamayacağına inanıyorum. “Zulüm payidar olmaz” kaidesi burada da geçerlidir.

Belirtmek gerekir ki Doğu Türkistan dışında Çin’in diğer eyaletlerindeki Müslüman sayısı daha fazla olup dinlerini öğrenme ve yaşamada pek sıkıntıları yoktur. Doğu Türkistan’daki yasaklar, baskılar, işkenceler ise anlatmakla bitmez. Namazı, abdesti, orucu engellemek için son yıllardaki uygulamalara bugün domuz eti yedirme gibi baskılar da eklenmiştir. “Çinli kardeş aile” uygulaması ile Müslüman kadınlar Çinlilerle yatağa sokulmaktadır. Doğu Türkistanlı genç kızlar işsizlik bahanesiyle iç eyaletlerdeki zorunlu çalışma bölgelerine gönderilip iğrenç yollarla pazarlanırken her gün vagonlar dolusu Çinli, nüfusun seyrekliği gerekçesiyle Uygur şehirlerinin mutena sitelerine yerleştirilmekte ve istihdam edilmektedir. Fazla çocuk sahibi olan veya hamile kalan Müslümanlar için uygulanan işkenceler, insanı insanlığından utandıracak türdendir. Son haberlere göre kamplarda 350 aydın ve akademisyen öldürülmüş. Ancak gerçek rakamlar ile yaşananların mahiyeti tam olarak bilinemiyor, çünkü koca ülke dev zindan haline gelmiştir.

Stalin’in zulüm politikaları sonucu Sovyet coğrafyasından İslam’ın ve Türklüğün kesin olarak silindiği zannedilmişti. Ancak onun çıldırarak ölümünden sonra kimsenin öngöremediği şekilde ve sürede Sovyetler Birliği dağıldı. 1950’lerde Kazakistan’da Kazaklar, azınlığa düşerken Ruslar çoğunluk haline gelmişti. Bugün Kazakların oranı %70’i buldu ki kimse bunu tahmin edemezdi.

Zulmün eninde sonunda işleyeni yok ettiğinin örnekleri saymakla bitmez. İnsan kanının hassasiyetine, mazlumların ahının gücüne, İlahi adalete inanıyoruz. İşkenceler, vahşetler, zulümler öncelikle bunu tatbik eden kişilerin ruhlarını yakmakta, her türlü üretkenliğini bitirmektedir. Soykırım Sözleşmesinin birçok maddesine göre uzun vadeli ve programlı bir soykırımın gerçekleştiği Doğu Türkistan’daki Çinli görevli ve yöneticilerin, Çin’in çöküşünün merkezinde yer alacağına dair tahminimin psikoloji ve sosyal bilimler açısından açıklaması vardır.

Ülkemizdeki akademisyenler, araştırmacılar, iletişimciler, bu zulümden olabildiğince geniş çevrelerin haberdar olmasını sağlamalıdır. Yöneticiler zulmün mahiyeti konusunda uluslararası örgütleri ve aktörleri yoğun bir şekilde bilgilendirmelidir. Konunun araştırılmasının yolları bulunmalıdır. İş çevreleri, ticari ilişkilerimiz bozulacak diye endişe etmemelidir. Zira zulüm üzerine kurulan ilişki baştan çökmüştür. Türkiye olarak dış ticaret dengemizin sürekli aleyhimize olduğu Çin ile ilişkilerde, Doğu Türkistan konusu gündeme getirilmelidir. Belirtmek gerekir “Bağımsız Doğu Türkistan” söylemi bugünkü şartlarda eşyanın tabiatına aykırı olup yapılması gereken buradaki soydaşlarımızın temel insan haklarının temini, garantisi ve kontrolüdür.

Öncevatan, 09.01.2019

alaeddinyalcinkaya@gmail.com

***

Yukarıdaki yazının yayınlanmasından sonra aksi görüşte birçok yorum veya beyanat ile karşılaştırm. Bunlara göre Doğu Türkistan’da böyle birşey olmadığı halde ABD’nin kışkırtmasıyla yalan haberler sözkonusudur.

Öncelikle başta CIA bağlantılı Doğu Türkistanlı işadamları/işkadınları olmak üzere terörist veya bölücü tanımına giren, Uluslararası Hukuk çerçevesinde egemen bir ülkeye karşı faaliyette bulunan örgütlerle ilgili düzenlemeler açıktır. Bir terör örgütünün mensuplarına veya eylemlerine karşı her devletin tedbir alma, suçluları cezalandırma hakkı vardır. Bununla beraber örneğin PKK’nın eylem ve cinayetlerinden dolayı ülkemizde Kürt vatandaşlarımız cezalandırılmamaktadır. Şehir ve tünel savaşlarının yaşandığı dönem hariç isteyen her bölgeye girebilmekte, herkesle konuşabilmektedir. Güneydoğu’dan son yıllarda bu kadar çok şehit cenazesinin gelmesinin bir sebebi de terörle mücadele ederken masum Kürt vatandaşların mağdur olmamasına özen gösterilmesidir. Bu bağlamda Rabia Kadir’in ABD yetkilileriyle birlikte Çin egemenliğine karşı bayrak açmış olması, on milyonlarca Uygur Türkünün ezilmesini meşru kılmaz. Veya Türkiye’de bazı Doğu Türkistan kökenli derneklerin, çocukların evcilik oynaması gibi “Bağımsız Doğu Türkistan’ın sürgündeki Cumhurbaşkanı, Başbakanı, falanca bakanları …” gibi kadro oluşturmaları halen Çin egemenliğinde yaşayanlara baskı yapmayı haklı çıkarmaz. “Rohingya Kurtuluş Örgütü” üzerinden Arakan Müslümanlarına yapılanların da soykırım olduğu günümüzde kabul edilmiştir. Benzer durum Kosova Kurtuluş Örgütü’nün faaliyetleri için de sözkonusudur. Esasen nerede Kurtuluş, Bağımsızlık, Özgür gibi tamlamalarla başlayan bir örgütlenme varsa genellikle altından CIA, MOSSAD, MI6 bağlantıları çıkmıştır. Ancak bu bağlantıların varlığı egemen ülkenin suçsuz insanlara zulüm yapmasını gerektirmez.

Yazımın sonunda belirttiğim gibi “Bağımsız Doğu Türkistan” bugünkü şartlarda mümkün değildir. Ancak tıpkı SSCB gibi birgün Çin’in dağılmayacağını kimse garanti edemez. Bugün yapılması gereken ise Çin yönetiminin Sincan (=Yeni Ülke. Eskiden Doğu Türkistan) adını verdikleri bölgedeki soydaşlarımız, dindaşlarımız veya diğer insanların yaşama, işkenceye maruz kalmama, inancının gereklerini öğrenme ve yerine getirme, eğitim, ülkesinde çalışma gibi temel insan haklarından faydalanmalarını sağlamaktadır.

Çin yönetimi zaten bu konuda sorun yok diyorsa başta BM’nin ilgili birimleri olmak üzere bağımsız gözlemcilerin Doğu Türkistan’ı karış karış dolaşıp istedikleriyle görüşme ve gerekli raporları hazırlamasına imkan verilmelidir. Dört yıl öncesine kadar Doğu Türkistanlı öğrencilerimiz olurdu. Ancak son yıllarda gelen, giden yok. Halbuki ulaşım ve iletişim daha da kolaylaştı. Birkaç gündür başka üniversitelerdeki arkadaşlarıma aynı konuyu soruyorum. Onların da cevapları üç-dört yıl önceye kadar öğrenci geliyordu. Artık şimdi yok.

Türkiye’nin Çin’in egemenliği konusundaki hassasiyet beyanları da dikkate alınarak Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan bir heyetin konuyu incelemesine ve gerçekleri dünya kamuoyu ile paylaşmasına fırsat verilebilir. Veya yasal çerçevede faaliyet gösteren Doğu Türkistanlılar, yahut medya temsilcileri davet edilerek gerçeklerin ortaya çıkması sağlanabilir.

Yıllardır kimsenin gidip gelemediği bu coğrafyada yapılan zulümlerin yalan olduğunu Çin yönetimi herkesi ikna edecek şekilde ortaya koymalıdır. Aksi takdirde başta Soykırım Sözleşmesi olmak üzere temel insan hakları ile ilgili hukuki süreçler başlatılmalıdır.

https://www.turkishnews.com/tr/content/2019/01/11/yukselen-cinin-dogu-turkistan-girdabi/

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Yurddashlarim, haminiz devetlisiniz!


TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// Yunanistan’dan Türkiye’ye bakış … Prof. Dr. Ata Atun


Yunanistan’dan Türkiye’ye bakış

Eskiden, daha doğrusu 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı öncesi yıllarda Türkiye’yi “Anavatan” olarak tanımlarken, İngiltere’yi de “Üvey anavatan” (Motherland in law) olarak tanımlar ve gülümserdik.

21 Aralık 1963 sabahı Rumlar Türklere karşı silahlı saldırıya geçtiği zaman, adadaki İngiliz Ordusu “Barış Gücü” adı altında müdahale etmişti çatışmalara. Anavatanımız olamasa da, 1878’den itibaren egemenliği altında yaşadığımızı için, kültürel, yönetsel, yargısal ve yaşamsal bağlarımızın direkt veya endirekt oluştuğu bir ülkeydi İngiltere.

Kıbrıs adasında yaşayan Rumların anavatanı olan -Rumların aslına bakıldığında tartışmalı olsa bile- Yunanistan da bizler Kıbrıslı Türkleri çok yakından ilgilendiren bir ülke. Ne zaman Rumlardan bir kötülük görsek, düşmanca tavırlarla karşılaşsak, yok edilmek, köle yapılmak, ezilmek, ikinci sınıf vatandaş durumuna düşürülmek istensek, hep bu kararların altından Yunanistan’ın planları ve askeri desteği çıkıyordu. Bu nedenle de daha çocukluğumdan beri Yunanistan’ı “Çok iyi tanınması ve bilinmesi gereken ülke” sınıfına sokmuştum kafamda İngiltere ile birlikte. Kıbrıs adasında yaşadığımız hayatımızın her aşamasında ve gününde illaki birinden birinin illaki etkisi oluyordu yaşamımıza. O yüzden de bu iki ülkenin dillerini öğrenmek farz olmuştu. Rumcam, sokak Rumcası. Yazılanları okuyabiliyorum ama yazamıyorum. Benim için Rumca küçük harf yazı yazmak ve vurgularını doğru yerlere koymak neredeyse imkansız olsa da konuşulanı anlayıp, derdimi anlatabilirim.

Uluslararası İlişkiler, bütün dünyaya da sürekli olarak günlük yaşanan politik ve siyasi olayları ve inceleyen bir bilim dalı. İnşaat mühendisliğimin yanında, uluslararası ilişkilerde akademik kariyer yapmam ve Doğu Akdeniz ile Orta Doğu’yu kapsayan, Türkiye, Yunanistan ve İsrail’i içine alan coğrafyadaki siyasi ve politik gelişmeler konusunda uzmanlaşmak istediğim için de her gün Yunanistan ve İsrail ile ilgili haberlere göz atarım. Ki, bir inşaat mühendisi olarak ne denli “Analitik” isem, uluslararası ilişkiler hocası olarak da konulara o denli vakıf olmam şart.

Neler mi var haberlerde? Mesela Yunanistan basını bu ara tam bir paranoya içinde. Ege’de, Türkiye kıyılarına yakın veya da Türk kara suları içinde yer alan ve Lozan Anlaşması ile 7 Mart 1948 tarihinde Yunanistan’ın İtalya ile imzaladığı Ege adalarının Yunanistan’a devri ile ilgili protokolün ekindeki haritanın (The Integration of the Dodecanese with Greece Agreement) içinde yer almayan, Münhasır Ekonomik Bölgeleri olabileceği varsayımı ile ada olarak nitelenebilecek küçük kaya parçalarının Türkiye tarafından işgal edildiklerine dair inanç tavan yapmış durumda. Bu inanca ilaveten de Türkiye’nin artık kendi gelişmiş saldırı ve savunma silahlarını da üretebilen bir ülke olduğu korkusu da çok yaygın.

Birçok sıradan Yunan vatandaşı Türkleri “kendilerine asla zarar vermeyecek asırlık dostlar” olarak görürken, bazı siyasiler ve gazeteciler de tam aksine Türkiye düşmanlığını körüklüyorlar.

Şimdilerde bu siyasiler ve gazeteciler kafayı, Türkiye’nin kendi imkan ve hammaddeleri ile kendi fabrikalarında ürettiği ve yazılımını da kendi mühendislerinin yazdığı İHA olarak tanımlanan, “Silahlı”, “Silahsız” ve “Keşif özellikli” İnsansız Hava Araçlarına, MİLGEM adlı korvetlerine, Fırkateynlerine, Denizaltılarına, Milli Piyade Tüfekleri ve benzerlerine (MPT), Atmaca Füzelerine, Karadan karaya, Havadan havaya, Karadan havaya ve Havadan karaya atılan balistik füzelere, Elektro Manyetik Top’a (EMT) ve diğer dünya üzerinde Türkiye dahil olmak üzere çok az ülkenin üretebildiği gelişmiş ve son teknoloji ile üretilebilen silahlara takmış durumda.

Bu paranoya tartışmalarına şu sözlerle yansımış;

– Türk ve Yeni-Osmanlıların donanmaları… Bu silahları Münhasır Ekonomik Bölgelerin kontrolünün sağlanması için kullanacaklar…

– Türkler bu silahları, Fırat ve Dicle’ye (Güneydoğu’ya) ya da Lübnan’a çıkarma yapmak için üretmediler… Hayır, bizim için üretildiler. Bu şunu gösteriyor, Anadolu’daki hesaplarını kapattıktan sonra tekrar batıdaki ilk hedeflerini hatırlayacaklar. En sondaki hedefleri de Selanik. El koymaya Ege’den başlayacaklar…

– 2018 ile 2023 arasında, bizim donanmamız sadece sona değil, Türkçe’de söylenilen ‘Aman’ durumuna ulaştığında, yani söylenene göre yedek parça yetersizliği gibi birçok şeyde zor duruma geldiğimizde ve özellikle gemilerin, silah sistemlerinin, sensörler vb. yaşlanmış materyal sıkıntıları gösterdiklerinde, Türkler askeri çıkarlarını korumak, Mavi vatan doktrini temelinde, MEB’lerini, bizden ve Kıbrıs’tan yağmalayacakları MEB’lerimizi kontrol etmek ve bizden koparacakları kaynakları fethetmeye yönelik olarak tehdit etmek için hazır olacaklar…

Bu korku dolu söylemler, Türkiye’nin kendi savunma sistemi enstrümanlarını üretmesi ve dışarı bağımlılıktan kurtulması üzerine kurulu. Bu söylemlerini, her gün, her platformda dillendirip, halkın kalbine korku salmalarının tek nedeni Türkiye’nin ürettiği silahlar, helikopterler, savunma sistemi ekipmanları. Çöpe atılacak durumdaki silahların kakalandığı, Batı ve ABD’nin, yazılımlarını yaptıkları savaş uçaklarının gelişini teröriste haber ettikleri günler geride kaldı şükür. Ne derler, kötü komşu mal sahibi edermiş…

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN

Akademisyen, Kıbrıs İlim Üniversitesi

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

(Kaynak: veya

veya )

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// GünazTV Jan.1.2019 Mətbuat Aynasında: Güneydə gedən proseslə rin bədii ədəbiyyatda əks olunması


https://www.youtube.com/watch?v=b7DYPtxJEok&fbclid=IwAR3jBVAZFfP6Sqa6GKKZR2wQZZeKnFHZ0T8sLXQJEe0wxK4FpW0S6sKg0bM

GünazTV Jan.1.2019 Mətbuat Aynasında: Güneydə gedən proseslərin bədii ədəbiyyatda əks olunması – YouTube
GünazTV Jan.1.2019 Mətbuat Aynasında: Güneydə gedən proseslərin bədii ədəbiyyatda əks olunması #ProfQuluMəhərrəmli #ElucaAtalı #GüneyAzərbaycanTv #gunaztv #gunazcanli #www.gunaz …
http://www.youtube.com

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// DAVETLİSİNİZ DOSTLARINIZA DA DUYURUN LÜTFEN


KAZANDIĞI ZAFERLERİN RUH VE HEYECANINI GELECEK NESİLLERE ANLATAMAYAN MİLLETLER YOK OLMAYA MAHKÛMDUR.

Hazırlamış olduğumuz Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul (AKER) ve Silah Arkadaşları Halil İbrahim (GÜNAYDIN) Çavuş ve Durmuş (SAVAŞÇI) Çavuşun, 09 Ocak 1917 de İngilizlerin Ben My Chree uçak gemisini batırışlarının 102.yılı anma programı ve anıt açılışında sizi de aramızda görmekten mutlu olacağız.

Halil KOCAER

Belediye Başkanı

ANMA PROGRAM:

Tarih 09.01.2019

BİRİNCİ BÖLÜM

Programın icra edileceği yer: Hatıra Ormanının bulunduğu Kaş-Bayındır yol ayrımı

Saat: 11.00

Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı,

Takdim ve Protokol konuşmaları,

Saat: 11.45

Törene katılan protokol mensubu zevat, yabancı misyon şefleri ve misafirlerle beraber, Dostluk ve Barış anısına iki adet zeytin ağacı dikimi,

İKİNCİ BÖLÜM

Programın icra edileceği yer: Antalya/Kaş Merkez

Saat: 13.30

Törene katılan protokol mensubu zevat, yabancı misyon şefleri ve misafirlerle beraber şehitlerimiz ve kahramanlarımız adına denize saygı çelengi bırakılması

Dz.KK.lığınca görevlendirilen geminin ziyareti.

Özer S. ÖZGÜÇ
Orman Yüksek Mühendisi
+90 532 302 46 04

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// DAVETLİSİNİZ DOSTLARINIZA DA DUYURUN LÜTFEN


Özer S. ÖZGÜÇ
Orman Yüksek Mühendisi
+90 532 302 46 04

09.Ocak 2019 Davetiye.doc

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// YENİ YIL KUTLAMASI


Bizlerde Ozer Istihbarat Grubunun degerli üyelerine saglikli, basarili ve huzurlu yeni yıl dileriz.Dr.Mustafa Atac

On Dec 30, 2018, at 11:54 PM, TC.falmuk <falmuk> wrote:



YENİ YILIN
TÜM İYİLİKLERİ
SİZLERE
BİZLERE
ÜLKEMİZE
VE TÜM DÜNYA İNSANLARINA
GETİRMESİ DİLEĞİYLE…


FİKRET KALMUK

TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ /// YENİ YIL KUTLAMASI




YENİ YILIN
TÜM İYİLİKLERİ
SİZLERE
BİZLERE
ÜLKEMİZE
VE TÜM DÜNYA İNSANLARINA
GETİRMESİ DİLEĞİYLE…


FİKRET KALMUK

Sayın Prof. Dr. Bingür Sönmez Hocamıza kısa bir not


Vahit ÖZDEMiR
GSM: +90 (533) 406 7673

On ‎Friday‎, ‎28‎ ‎December‎ ‎2018‎ ‎10‎:‎12‎:‎55‎ ‎AM‎ ‎PST, F. Murat Dogan <fmdogan34@gmail.com> wrote:

Değerli Hocam,

Sarıkamış Harekâtı konusunda, tamamen Enver Paşa düşmanlığıyla yazı yazan Emin Çölaşan’ın yazısını aktarmanızı yadırgadığımı belirtmek isterim. Bu yazar, birkaç ay önce de “İzmir yangınını kimin çıkardığı bilinmiyor” (?!) şeklinde cahilce yazı yazmış; böylece Rum-Yunan ve Ermeni çetelerinin güzel İzmirimizi yaktığını gizlemeye çalışmıştı. Uyarılmasına rağmen özür dilemeye bile gerek görmemişti!

Aynı yazar bilindiği gibi, son birkaç seçimde sürekli olarak ABD piyonu insanlık düşmanı ırkçı-faşist bölücü terörist PKK’nın partisinin barajı aşması için kampanyalar açmıştır! Bölücü teröristlerin partisini destekleyen kişi, olsa olsa Türk-düşmanı, Türkiye-düşmanı, Atatürk-düşmanı olur!

Bu kişi, sözümona Atatürk’ü savunur görünerek Enver Paşa düşmanlığı yapmaktadır. Bu tür gayriciddi kişilere itibar edilmemesi gerektiği düşüncesindeyim. Bu durumun, sizin yapıcı, uyarıcı ve birleştirici kişiliğinizle de bağdaşmadığı kanaatindeyim.

Bu vesileyle sağlık ve afiyetler diler; yeni yılınızı kutlarım.
Selam ve saygılarımla,

F. Murat Doğan

Bingür SÖNMEZ <drbingur>, 27 Ara 2018 Per, 01:19 tarihinde şunu yazdı:

Değerli Sarıkamış Şehitleri Gönüllüleri,

Değerli köşe yazarı Emin Çölaşan’ın yazısı ektedir.

Saygılarımla.

Dr. Bİngür Sönmez

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.