Kategori arşivi: istihbarat

have you heard?


Hello!

Have you already heard the latest news from our friends? Please read it, you’ll be amazed message

Good wishes, ertumuz

11 April, 2017 13:01


ANKARA KALES-12.4.2017.docx

Maresal Fevzi CAKMAK Hk.


VEFATININ 67 NCI YILDONUMUNDE ICRA VEKILLERI HEYETI BASKANI (BASBAKAN), DISISLERI BAKANI VEKILI, MILLI SAVUNMA BAKANI VE GENELKURMAY BASKANI
MARESAL FEVZI CAKMAK:
(1876-10 Nisan 1950)

Turkiye Cumhuriyeti’nin Gazi Mustafa Kemal ATATURK’ten sonra 2 nci Maresal’i olan buyuk asker Maresal Fevzi CAKMAK 10 Nisan 1950 yilinda Istanbul’da vefat etti.

10 Nisan 1950’de devrin Cumhurbaskani INONU ve Cumhuriyet Halk Partisinin (CHP) talimatiyla Turkiye’de “milli yas” ilan edilmedi.
Radyolarda sarkilar, turkuler ve oyun havalari calindi.
Universite gencligi ve halk galeyana geldi.Istanbul Radyoevinin muzik yayini halk tarafindan protesto edildi.

ATATURK’un vefatindan sonra Ismet INONU devrin Genelkurmay Baskani Maresal Fevzi CAKMAK sayesinde Cumhurbaskani secilmesine ragmen, INONU Maresal Fevzi CAKMAK’a ahde vefada bulunmadi ve Maresal CAKMAK’i 1944 yilinda re’sen emekliye sevketti.

Mart-1950’de Maresal Fevzi CAKMAK, Istanbul’da Tesvikiye Saglik Yurdunda prostat tedavisi gorurken devrin Cumhurbaskani INONU Maresal CAKMAK’i ziyaret etmek ister.Ancak, Maresal Fevzi CAKMAK musait olmadigi gerekcesiyle INONU’nun ziyaret talebini reddeder.
Maresal Fevzi CAKMAK INONU’ye kus olarak obur dunyaya goc eder.
Esasen ATATURK’de INONU’ye kus olarak vefat etmedi mi?

Rahmetli Osman BOLUKBASI bana bizzat anlatmistir:
“1917 yilinda INONU Filistin Cephesinde Miralay (Albay) olarak gorev yapmaktadir.Bir tepeyi ele gecirmeye calismakta ve ancak muvaffak olamamaktadir.Bu sirada pek-cok “MEHMETCIK” sehit duser.
Baskomutan Vekili Enver Pasa beraberinde Fevzi Pasa oldugu halde cepheyi teftis etmektedir.INONU’nun basarisizligina hiddetlenen Enver Pasa, INONU’yu savas usullerine gore kursuna dizdirmeye karar verir.
Dini butun muhterem bir zat olan Fevzi Pasa Enver Pasa’yi INONU’yu kursuna dizdirmemesi icin dil dokerken bir ingiliz ucagindan bomba atilir ve fakat bomba infilak etmez.
Bunun uzerine Fevzi Pasa, Enver Pasa’ya “goruyorsunuz dusman ucagindan atilan bombanin patlamamasi ALLAH’in bir lutfudur.Lutfen Miralay Ismet Bey’i kursuna dizmekten vazgeciniz der ve boylece INONU kursuna dizilmekten kurtulur.

1944 yilinda devrin Cumhurbaskani INONU tarafindan re’sen emekliye sevkedilen Maresal Fevzi CAKMAK l946 yilinda Demokrat Parti (DP) listesinden BAGIMSIZ ISTANBUL MILLETVEKILI olarak TBMM’ne girdi.

20 Temmuz 1948’de Osman BOLUKBASI ve arkadaslariyla birlikte MILLET PARTISINI kurdu ve Parti’nin Fahri Genel Baskani oldu.

Maresal CAKMAK’in ustun askeri bilgisi sayesinde Turkiye 2 nci Dunya Savasi’na girmemistir.

1949 yilina kadar Genelkurmay Baskanlari direct Cumhurbaskani’na bagli olarak vazife goruyorlardi.

TALEP:Buyuk insan, buyuk asker Maresal Fevzi CAKMAK’in gecmisi san ve sereflerle doludur.
Turkiye Cumhuriyeti’nin 2 nci Maresalidir.
Dini butun ve namuslu bir askerdir.Asker olarak dogduguna ve asker olarak olecegine inaniyordu.
Isteseydi 1938 yilinda cok rahat Cumhurbaskani secilebilirdi.
Tercihini INONU”den yana kullandi.Ama INONU Maresal Fevzi CAKMAK’a nankorluk yapti.
Turkiye’de “MARESAL FEVZI CAKMAK” adina yeni sokak, cadde ve bulvarlar acilmasini,
hastane ve okullara Maresal Fevzi CAKMAK isminin verilmesini talep ediyorum.

INONU ve CELAL BAYAR adlarina universiteler kurulmustur.

Yeni acilacak bir universiteye MARESAL FEVZI CAKMAK adininin verilmesini Dunya Lideri Muhterem Cumhurbaskanimizdan arz ve talep ediyorum.

Maresal Fevzi CAKMAK’i vefatinin 67 nci yildonumunde sevgi, saygi ve rahmetle aniyorum.

Maresal Fevzi CAKMAK’in vefatinin 67 nci yildonumu munasebetiyle medyamizin gereken ilgiyi gosterecegini umit ediyorum.

Vahit ÖZDEMiR
(E) Konsolos
Dis Politika ve Siyaset Uzmani
GSM: +90 (533) 406 7673

Join HelloFax and we both get free fax pages


HelloFax
The easiest way to sign and send faxes online

You’ve been invited to join HelloFax by yerkutersoy@gmail.com. HelloFax lets you send and receive faxes from the browser. Join now and we’ll both get 5 free fax pages.

Accept invitation

5 April, 2017 12:55


ANKARA KALES- 5.4.2017.docx

take a look at that


Hi,

I’ve never seen that before, it’s simply fantastic! Just take a look website

Thx, ertumuz

2 April, 2017 02:16


ANKARA KALES-27.2.2017.docx

2 April, 2017 02:15


ANKARA KALES- 8.3.2017.docx

2 April, 2017 02:14


ANKARA KALES-23.3.2017.docx

2 April, 2017 02:13


ANKARA KALES-23.3.2017.docx

2 April, 2017 02:12


ANKARA KALES-30.3.2017.docx

2 April, 2017 02:11


ANKARA KALES-30.3.2017.docx

EKONOMİ DOSYASI : BORCUN VARSA EFELENMEYECEKSİN, YOKSA ADAMI KIÇ ÜSTÜ OTURTURLAR /// İŞTE T.C.’NİN EKONOMİ TABLOSU


İHRACAT (MİLYAR DOLAR) İTHALAT (MİLYAR DOLAR) AÇIK (MİLYAR DOLAR)
2015 143,8 207,2 63,4
2016 142,6 198,6 56
TURİZM GELİRLERİ TURİST SAYISI ÇALIŞAN KİŞİ
2015 31,5 MİLYAR USD 36 MİLYON 1,300,000
2016 22,1 MİLYAR USD 18 MİLYON 850,000

YUKARIDA GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ TÜRKİYE’NİN İHRACATI, İTHALATINI KARŞILAMIYOR. AÇIĞI KAPATMAK İÇİN TURİZM GELİRLERİMİZ DE YETERLİ OLMUYOR. BU NEDENLE TURİZM SEKTÖRÜNDEN GELECEK DÖVİZLERE HER ZAMAN ÇOK İHTİYACIMIZ VAR. TURİZM GELİRLERİMİZ AZALDIKÇA DAHA ÇOK BORÇLANIYORUZ, DIŞA BAĞIMLILIĞIMIZ DAHA DA ARTIYOR.

AYRICA, 52 SEKTÖRÜ DE BESLEYEN TURİZM SEKTÖRÜNDE YAŞANAN SORUNLARIN EKONOMİYE ZARARLARI YUKARIDAKİ TABLODA GÖRÜLENDEN DAHA FAZLADIR. AB İLE YAŞANAN GERGİNLİKLER ÖNCELİKLE TURİZM SEKTÖRÜMÜZÜ VURACAK, YUKARIDAKİ OLUMSUZ TABLO DAHA DA BOZULACAKTIR.

Hollanda ve ‘Bedel’…

Devletler arası ilişkilerde belirleyici olan ekonomik güçtür. Ekonomik bağımsızlık yoksa siyasi bağımsızlık, milli onur da ayaklar altındadır. Bu ‘Kurtlar sofrası’nda 70 yıldır kaybeden taraftayız. Bizi yönetenler zengin, millet olarak biz ise tarumarız… Hollanda dahil son siyasi gelişmeleri bu çerçevede değerlendirin.

Türkiye’yi yönetenler, 2013’de İMF’ye borcumuz bitti diyerek sevinç çığlıkları attılar… Bugün Türkiye’nin borcu 500 milyar dolara yakındır.

Sadece Türk özel sektörünün toplam borcu 2016 Ekim ayı hesaplarında 224 milyar dolardır. Bunun 207 milyar doları uzun, 17 milyar doları ise kısa dönemli borçtur. Borçlu olduğumuz ülkeler ve borçlarımıza bakınız:

1. İngiltere 30 milyar dolar
2. ABD 20 milyar dolar
3. Almanya 20 milyar dolar
4. Hollanda 16,7 milyar dolar
5. Lüksemburg 12 milyar dolar
6. Bahreyn 11 milyar dolar
7. Avusturya 9 milyar dolar
8. Fransa 7 milyar dolar
9. Belçika 5 milyar dolar.

Kısa vadeli borçlarda ilk sırada yaklaşık 4 milyar dolarla İngiltere, ikinci sırada 2,25 milyar dolarla Hollanda gelmektedir!

Alacaklı ülkeler ödemeler aksayınca çeşitli ‘HACİZ’ işlemleri gerçekleştirmektedirler ve bundan milletin haberi bile olmaz!

Türkiye’nin en büyük şirketleri bir bir elinden alınır. Son örnek Petrol Ofisi’dir. Petrol Ofisi 1941’de Türkiye petrolleri için kurulmuş milli bir şirketti… 2000’de özelleştirildi. 2006’da Avusturya enerji şirketine satıldı. Geçen hafta Hollanda enerji şirketi Vitol’ün oldu. 1700’ün üzerinde akaryakıt istasyonu, 1 madeni yağ fabrikası 11 akaryakıt ve 3 LPG dolum terminali, 19 havaalanı ikmal ünitesi vardı..

Yıllardır izlediğimiz oyun aynıdır! Türk milletinin öz varlıkları yabancıların eline geçer, batı aşıkları yabancı yatırımı över! Yatırım dedikleri bize ait olanı bizim paramızla lüplemeleridir. Bugün esip gürlediğimiz Avrupalı devletlerin binlerce şirketi Türkiye piyasasında bizi sömürmektedir! Sadece Hollanda’nın Türkiye’de 3 bine yakın şirketi vardır ve Türk milleti üzerinden kar etmektedir.

Türk Akım projesinin boru hatları ve inşaası İsviçre Hollanda ortaklığı olan şirketlerce yürütülecektir. Bu işlerden siyaset ve ekonomi dünyasının önde gelenleri de gürbüzleşecektir…

Sadece başbakan Yıldırım’ın sayısı 30’dan fazla gemileri ve Hollanda’daki deniz ticareti ve emlak işleri yapan şirketleri basından görülebilir.

Bugünkü tantana ardında da çok muhtemeldir ki para pul hesapları ve buna bağlı pazarlıklar vardır. Siyasilerin son olaylar akabinde ‘Bedel ödeyeceksiniz’ mavrası acaba kimlere mesajdır? Yakında bedelin hacmi ve kimlerin cebine gireceği ortaya çıkacaktır.

Banu AVAR, 13 Mart 2017

SİYASİ DOSYA /// VİDEO : Aynanın Arkası ve Komplo Teorileri /// 15.03.2017 /// Cemal Canpolat – Erol M ütercimler


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=15wjIFAEnJ8&list=TLGGGlKBzKuNr_MxNjAzMjAxNw

EKONOMİ DOSYASI : BEĞENMEDİĞİNİZ HOLLANDA, TÜRKİYE’NİN 3 KATI İHRACATA SAHİP /// SENİN KIÇINDA DONUN YOK, EFELENİYORSUN :) BRAVO


SONER YALÇIN : Güçlüysen haklısındır

​İstanbul sokaklarının aydınlatılması amacıyla II. Abdülhamit döneminde havagazı fabrikası kuruldu. Oysa.

Havagazı dönemi bitiyor, elektrik dönemi başlıyordu. Ama vesveseli padişah elektrikten çekiniyordu!

Fransız, İngiliz ve Alman elektrik şirketleri II. Abdülhamit’ten imtiyaz koparmaya çalışırken, Hollanda’nın Royal Dutch şirketi Sumatra Adası’nda 1890’da petrol buldu. Ve bu şirket, birkaç yıl sonra dünyanın en büyük petrol-gaz devi oldu: Shell…

Bugün yıllık geliri; 234 milyar dolar.

Aynı yıl… Karl Marks’ın Yahudi olan anne tarafından kuzeni olan Gerard Philips, Hollanda’nın Eindhoven şehrinde ampuller ve bazı elektrikli aletler üreten bir şirket kurdu. Bu şirketin adı bugün 60 ülkede faaliyet gösteren Philips… Yıllık geliri, 30 milyar Euro.

Bugün AKP iktidarı Hollanda’ya ağır sözler sarf ederken, İstanbul’un en değerli caddelerinden Nispetiye’de ING Bank yeni şubesini açmaya hazırlanıyordu. II. Abdülhamit elektrikten korkarken, ING Group, Hollanda’da yangın sigorta şirketini,1845’de kurmuştu! Bugün yıllık 150 milyar dolar gelirle dünyanın en büyük bankalarından biri olan ING Bank, AKP döneminde OYK Bankası’nı satın alarak Türkiye’ye girdi. Diğer Hollanda şirketleri; (yıllık geliri 54 milyar Euro) Unilever ya da (yıllık geliri 8.5 milyar dolar) C&A’yı vb. yazmama gerek var mı? Daha geçen hafta… Shell’in Afrika’da faaliyet gösteren Vivo Energy şirketi, Türkiye’nin en büyük yakıt deposu Petrol Ofisi’ni 1.4 milyar dolara satın aldı. Şunu demek istiyorum…

İŞİN ÖZÜ ŞU

Öyle sık sık… “Ulu Hakan” denilerek maalesef büyük padişah olunmuyor! Hollanda Kraliçesi Wilhelmina adını duydunuz mu? Sanmam. 58 yıl ülkeyi yönetti. Shell’den Philips’e Hollanda’nın dünya devi endüstriyel şirketleri onun döneminde faaliyete geçti. Peki… II. Abdülhamit’ten bize ne kaldı? Aslında ekonomiyle yakından ilgiliydi; şehzadeliği döneminde “çorbacı” dediği Rum banker Zarifi sayesinde borsadan epey para kazandı. Kişisel servetini hep büyütürken Osmanlı maliyesini bir türlü geliştiremedi.

Bunun temel sebebi; kişisel kuruntuları-kuşkuları iktisadi gelişmenin önündeki en büyük engeldi. Dönemindeki kapitalist gelişme potansiyellerine soğuk baktı. Öyle ki… Anonim şirketleri, ülke gelişmesinin değil, padişaha karşı menfi düşüncelerin geliştirileceği yerler olarak gördü! Evet. Özgürlüğün, olmadığı yerde iktisadi gelişme olmaz. Gel de anlat! Kuşkusuz… II. Abdülhamit, Tanzimat Batıcılığı ile gelen dayatmalara karşı koyamadı. Okullar açmak zorunda kaldı. Çünkü, Batı sermayesi Osmanlı’da işlerini yaptıracağı/hizmetler için okuma-yazma bilen “kalifiye” elemana muhtaçtı. (Tanzimat’tan önce 2 milyon olan memur sayısı II. Abdülhamit’in son döneminde 35 milyona kadar ulaştı!)

Keza yine pek övülen demiryolları da bu sömürge politikalarının bir sonucuydu. Avrupa’dan gelen ithal ürünler ve Avrupa’ya gidecek hammadde kaynakları deve sırtında taşınamazdı. “Avrupa basını neden II. Abdülhamit’e tepki gösterdi” deniyor. Çünkü, Osmanlı ticaretini İngiliz ve Fransızlardan alıp Almanlara verdi! Hepsi bu. Kimilerinin pek övündüğü II. Abdülhamit’in “Pan-İslamizm” politikası da İngilizleri ve Fransızları sömürgelerinde sıkıştırmayı amaçlayan Alman stratejisinin ürünüydü!Konuyu dağıttık. Sadede geleyim…

ATARLANMAN KİME

Esip gürlemen kime arkadaş?… Gücün ne arkadaş?… 17 milyon nüfuslu Hollanda’nın yıllık ihracatı 477 milyar dolar. 80 milyonluk Türkiye’nin ihracatı 143 milyar dolar! Üçte biri bile değilsin! Almanya’yı hiç yazmayayım, moralin bozulur… Yani arkadaş! 1 Euro 4 TL’yi geçmişken senin kafa tutmanı kim umursar? 1 dolar 4 TL’ye yaklaşmış iken; yok Rakka imiş, yok Musul imiş seni kim dikkate alır?

Borç batağına saplanmışsın hala dikleniyorsun!

Elinizdeki tek koz, Mehmetçik!

Başka ne var arkadaş?

Hamaset edebiyatı dışında ne var?

Bu toprakların kaderi hiç mi değişmez?

Örneğin…

Yıl, 1897.

Osmanlı bir ay sonunda Yunan Ordusu’nu perişan etti. Sadrazam Halil Rıfat Paşa, Atina’ya yürünmesi için II. Abdülhamit’ten izin istedi. Devreye Avrupa girdi. II. Abdülhamit orduyu geri çekti. Ve masada kaybedilen Girit’e özerklik veren sulh anlaşmasını imza attırdı!

II. Abdülhamit’e geri adım attıran neydi?

Ne demişti Napolyon; “para… para… para…”

Yani…

Güçlü isen haklısındır!

Türkiye cari açığı bu derece vahim halde iken, bağırıp çağırmanı/artistlik yapmanı kim takar arkadaş?

Bütün meselenizin “evet” oylarını artırmak olduğunu bilmeyen var mı?

AKP’li arkadaş!

Bu krizden beslenen siyaset anlayışından hala yorulmadın mı?

Bu topraklarda sürekli laf üretilmesinden bıkmadın mı?

Yazık değil mi ülkemize…

İSTİHBARAT TEKNOLOJİLERİ DOSYASI /// VİDEO : ELEKTRONİK İSTİHBARAT NEDİR ???


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=iGy_qK9uw54

NARKOTİK DOSYASI /// VİDEO : UYUŞTURUCU BARONU CUMHUR YAKUT


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=3KuWKo2emq4

MİT DOSYASI : MİT’in ByLock raporu resmi delil


MİT’in ByLock raporu resmi delil

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı FETÖ’nün şifreli haberleşme programı ByLock yazışmalarının, adli bir delil olarak kabul edilmesi gerektiği tespitini yaptı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında Haymana İlçe Emniyet Müdürlüğü’ndeki eylemlere ilişkin 7 polis hakkında düzenlediği iddianamede, FETÖ davalarına giren bazı sanık avukatlarının, MİT‘in gönderdiği ByLock raporlarının "istihbarat bilgisi olduğu ve bu nedenle delil sayılamayacağına" ilişkin savunmaları değerlendirildi.

İddianamede, ByLock yazışmalarının, Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun ek 1. maddesindeki "Milli İstihbarat Teşkilatı uhdesindeki istihbari nitelikteki bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizler, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ikinci kitap dördüncü kısım yedinci bölümünde yer alan suçlar (devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk) hariç olmak üzere adli mercilerce istenemez" şeklindeki hükme dikkat çekilerek, mevcut davalarda söz konusu raporların "adli bir delil olarak kabul edilmesi ve bu delile itibar edilemeyeceği şeklindeki savunmaların geçersiz sayılması gerektiği" belirtildi.

TCK’nın ikinci kitap dördüncü kısım yedinci bölümü, "Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk" başlığını taşıyor.

Bu başlık altında "devletin güvenliğine ilişkin belgeler", "devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme", "devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama", "askeri yasak bölgelere girme", "devlet sırlarından yararlanma, devlet hizmetlerinde sadakatsizlik" suçlarında verilecek cezalar düzenleniyor.

İTİRAZ EDİYORLARDI

Savcılıklar, FETÖ suçlamasıyla açılan davalarda, sanıkların örgütün şifreli haberleşme programı ByLock kullanıcısı olduklarına yönelik tespitler varsa, bunu delil olarak kullanıyor.

Mahkemeler bu bilgiyi, MİT’ten de soruyor. MİT’ten gelen raporlarda, sanıkların ByLock’u hangi tarihlerde, kaç kez kullandıkları ve mesaj içerikleri gibi tespitlere yer veriliyor. Ancak FETÖ sanıklarının avukatları, MİT’ten gelen raporların delil sayılamayacağını ileri sürüyor. Avukatlar, Anayasa’ya göre MİT’in adli soruşturma yapma yetkisinin bulunmadığını ifade ederek, teşkilat raporlarının delil niteliği taşımadığını savunuyor.

AK PARTİ DOSYASI /// Melih Gökçek’i bir ABD’li gazeteci daha yazdı : ‘İstihbarat kaynağı Google’


Melih Gökçek’i bir ABD’li gazeteci daha yazdı: ‘İstihbarat kaynağı Google’

Geçen Cumartesi günü, Associated Press (AP) muhabiri, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in skandalını gündeme getirmişti.

Muhabir Josh Lederman’ın haberine göre, Gökçek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da içinde bulunduğu üst düzey yetkililerle röportaj ayarlayacağını söyleyerek ABD’li gazetecileri Ankara’ya davet etmişti.

Ancak gazeteciler, Gökçek’in "vaat ettiği" hiçbir üst düzey yetkiliyle görüşememiş, Gökçek’in "komplo teorilerini" dinlemişlerdi.

SoL’un aktardığına göre, bu skandalın ayrıntılarını, Gökçek’in davetine katılan Huffington Post muhabiri Jessica Schulberg de yazdı.

ÖKÇEK: IŞİD TEORİSYENİ

"Cumhurbaşkanı ile röportaj için Türkiye’ye gittim ve (neredeyse) tek elde ettiğim bir komplo teoristeni ile görüşmek oldu" başlıklı haberinde Schulberg, geçen hafta Gökçek’in kendisine ve diğer 10 kadar gazeteciye "refakat ettiğini" yazdı.

New York Times, Washington Post, Wall Street Journal ve Associated Press gibi yayınların Erdoğan’la röportaj için Ankara’ya yolculuk yaptığını ancak Gökçek’in "farklı bir fikri olduğunu" kaydeden muhabir, belediye başkanının gazetecilere Irak-Şam İslâm Devleti hakkındaki "görüşlerini" bildirdiğini aktardı.

"IŞİD, Başkan Trump’ın da dediği gibi, yapay, sahte bir örgüt" diyen Gökçek, Trump’ın bunu bir kere değil, üç kere tekrarladığını, bu nedenle bu sözlerde "gerçeklik payı olduğuna inandığını" söyledi.

AKÇALI İŞLER: HALKLA İLİŞKİLER

"Tam bu sıralarda, Erdoğan’la görüşemeyeceğimizi kesin olarak anlamıştım" diyen Schulberg, röportaj için nasıl temas kurulduğu hikâyesini de anlattı.

Schulberg ve diğer gazetecilerle teması, Washington merkezli bir halkla ilişkiler firmasından olan Adam Sharon kurmuş. Sharon, gazetecilere Erdoğan’la ve diğer üst düzey Türk yetkililerle yüz yüze röportaj yapma imkânı olduğunu söylemiş.

Gökçek’in röportajları ayarlamayı önerdiğini ve ekibinin de gazetecileri "ayartmak" için elinden geleni yaptığını kaydeden Huffington Post muhabiri, ayrıntılı bir gezi planı çıkartıldığını ve Gökçek ekibinin kendilerine ulaşım, barınma ve yiyecek masraflarını karşılamayı teklif ettiklerini belirtti. Muhabir, kendi masraflarının gazetesi tarafından karşılandığını da not etti.

Muhabirin aktardığına göre, ayarlamalar, Gökçek’in danışmanı Onur Erim, İstanbul merkezli bir halkla ilişkiiler firmasından Arda Sayıner ve Adam Sharon tarafından yapıldı. Sharon’un bu iş için 20 bin dolar aldığı da iddialar arasında.

GERÇEK BİR KADIN DOSTU

Kadın muhabirleri, 8 Mart nedeniyle birer gülle karşılayan Gökçek, "15 Temmuz’un daha önce hiç yayımlanmamış görüntülerini izleteceğini" söyledi. Gökçek’in danışmanı Onur Erim ise, öğle yemeği sırasında, 8 Mart "ruhuna" yaraşır bir şekilde, görüntüleri "kadınların izlemek istemeyebileceğini" kaydetmiş.

İlk "fireler" de bundan sonra başlamış. Schulberg’in aktardığına göre, röportaj listesinde yer alan MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ismi, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile değiştirilmiş.

Mehmet Şimşek’le görüşüp Anıtkabir ve TBMM ziyareti yapan gazeteciler, röportajlara ilişkin bir güncelleme istediklerinde, Sayıner tarafından geçiştirilmiş.

BİR JEOLOG OLARAK GÖKÇEK

Daha sonra, Gökçek’in IŞİD ve Türkiye’deki "yapay depremler" hakkındaki teorilerini dinlemeye sıra gelmiş. IŞİD’i Barack Obama ve Hillary Clinton’ın kurduğunu ileri süren Gökçek, Financial Times muhabiri Mehul Srivastava’nın "yapay depremler" sorusuna şöyle cevap vermiş:

Türkiye’de iki çeşit deprem var. Sıradan olanlar spontane ortaya çıkarken, diğerleri tetiklenir.

Gökçek’e göre ABD ile İsrail Körfez’den enerji çıkartmak isterken "7.4 şiddetinde bir deprem yaratmış."

GÖKÇEK BÜYÜK SIRRINI AÇIKLADI

Gökçek, bu bilgileri nereden aldığı sorusuna ise şu cevabı vermiş: "Ben dünyadaki en geniş istihbarat servisine sahibim: Google. Google’da her şeyi bulabilirsiniz. Türkiye’de Google’ı en iyi şekilde kullanan kişi benim… Google’a teşekkür ederim."

Ertesi gün Başbakan Binali Yıldırım ile görüşen gazeteciler, bir sürprizle daha karşılaşmış. Görüşmeden sonra Yıldırım’a teşekkür eden New York Times muhabiri Gardiner Harris, kendilerine Erdoğan ve diğer üst düzey yetkililerle röportaj vaat edildiğinden Yıldırım’ın haberi olup olmadığını sormuş.

Huffington Post muhabiri, Yıldırım’ın "şaşırmış göründüğünü" söylüyor. Yıldırım, kendisiyle röportaj yapılacağından da iki gün önce haberdar olmuş.

GÜNDEM ANALİZİ /// FEHMİ KORU : Türkiye’nin sırtı sıvazlanıyor.. Yanlış yöne götürül meyelim de.


Türkiye’nin sırtı sıvazlanıyor.. Yanlış yöne götürülmeyelim de…

Bazen güne belli bir konuda görüş paylaşmak için başlamak niyetiyle yazı masasına oturuyorum; yazı öncesi göz attığım gazetelerin birinde karşıma çıkan bir yazıda aynı konunun benzer bir açıdan işlendiğini görünce…

Farklı bir konuya geçiyorum.

Bugün konumu, aynı gazetede (Hürriyet) çıkan bir değil, birden fazla yazı belirledi.

Hepsi de dış politikayla ilgili yazılar; yetkinlikle de kaleme alınmışlar, ancak her yazar aslında çok yaklaştığı ana tabloyu görmezden gelmiş…

Köklü değişim kapıda

Dünyamız köklü bir değişimin eşiğinde. İngiltere’nin halkoylaması ile Avrupa Birliği (AB) süreci dışına çıkma iradesi (Brexit) göstermesi ve Donald Trump gibi birinin ABD gibi bir ülkenin başkanı seçilmesi bugüne kadar geçerli kuralları geçersiz hale getirecek önemde gelişmeler…

Yeni kurallar henüz belli değil, bu belirsizlik de, ülkelerin dış politika aktörlerini, yeni düzeni etkilemeyi umdukları denemelere itiyor.

Kimi ülke eski önemini yitirmemek, kimi de yeni dönemde önemli olabilmek çabasında.

Yanlışlar yapmazsa yeni dönemde de önemi süreceği şimdiden belli olan ülkelerin başında Türkiye geliyor.

Nereden biliyoruz?

Trump’ın ilk başbaşa görüştüğü kişi olan İngiltere Başbakanı Theresa May’in Washington’dan dönerken yolunu Ankara’ya çevirmesi… CIA’nin yeni başkanı Mike Pompeo’nun Kongre’den onay aldığı gün Ankara’ya doğru yola çıkması… ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in Münih’te Başbakan Binali Yıldırım ile etraflıca görüşmesi…

Yeni düzenin parametreleri yine ABD tarafından belirlenecekse, bu temaslar yazımın ana tezinin doğru olma ihtimaline işaret ediyor demektir; Türkiye bu dönemde de önemini sürdürecek tezime…

Benzer bir tahlil bölgedeki birkaç başka ülke için daha yapılabilir: Suudi Arabistan.. Ürdün.. ve tabii İsrail…

Ortadoğu yeni dönemin ilk deneme üssü olabilir ve Türkiye ile İsrail’in de yer alacağı Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri ve muhtemelen Katar’ın da içinde bulunacağı bir yeni ittifak ile sonuç alınmaya çalışılabilir…

İran ve Yunanistan endişeli

İran’ın böyle bir cephe oluşumundan endişe duyduğu ve bu yüzden etrafına anlamsız bir saldırgan dille bu endişesini yansıttığı fark ediliyor…

Endişesi haklı olabilir, ancak başvurduğu tedbir akıllıca değil.

Aynı rahatsızlık bazı AB üyesi ülkelerde de var.

Yunanistan’ın ‘Kardak’ gibi ada sayılması mümkün olmayan bir kaya parçası yüzünden Türkiye ile itişip kakışma yaşamasını, büyükler namına (proxy) bir hamle olarak görebiliriz.

Rahatsızlık, İngiltere’nin kapıyı aralaması ve Rusya’nın eski Sovyetler Birliği sınırlarına genişleme niyetinin fark edilmesi yüzünden; AB için harcanan neredeyse 100 yıllık çabalar boşa gidebilir diye düşünülüyor.

Haklı bir rahatsızlık, ancak dışa vurulma biçimi yanlış…

Türkiye zaten bir süredir AB ile arasındaki pamuk ipliğini ha kopardı ha koparacak; AB ne kadar esnetilirse esnetilsin o ipin durmasından yana olduğu için kopuş resmileşmiyor.

İran konusu da Türkiye tarafından bir süredir farklı değerlendiriliyor. Bütün dünyanın ambargolarla tecrit ettiği dönemde kendisine sahip çıkan nadir ülkelerden olan Türkiye’yi, Barack Obama’nın kendilerine uzattığı ele ellerini uzatarak mukabele eder etmez, ‘rakip’ olarak görmeye başlamıştı İran…

Suriye’nin büyük bir mezbahaya dönüşmesi biraz da Obama-Rouhani anlaşmasının İran’a verdiği güven yüzünden….

Yeni dönem ise, hem o anlaşmayı hem de İran’ı tehdit edeceğe benziyor.

Tahran’dan gelen Türkiye’ye yönelik yakışıksız sözler komşumuzun gelişmeleri doğru okumadığını gösteriyor.

İran ve Türkiye farklı cephelerde yer alırsa, biri bazen kazanır gibi görünse bile, sonuçta ikisi de kaybeder.

Peki, tablo buysa, Türkiye önemli ise ve bu yönde teşvik ediliyorsa, PYD/YPG konusunda zorlanmasının sebebi ne olabilir?

YPG/PYD Amerika açısından ‘vazgeçilmez’ görüldüğü için değildir bu; daha makul sebep, Türkiye direndiği bir konuda PYD/YPG kartı kullanılarak geri adım atmaya ve pozisyon değiştirmeye zorlanıyor olabilir…

Direnç gösterilen konu?

Yeni dönem savaş dönemi olarak planlanıyor: 3. Dünya Savaşı…

‘Yeni düzen’ planlayıcıları, geçen dönemin aktörlerinden farklı olarak, Ortadoğu bölgesine ‘barışçı’ gözlerle bakmıyor. Oluşmasını bekledikleri cephe de, bu sebeple, barışı amaçlayan bir cephe olmayacak. Yeni dönemin kendisine seçtiği ‘düşman’, büyük ihtimalle, Suriye ve Irak’tan çok daha ciddi bir ‘tehdit’ varsayılan bir ülke olacak.

Türkiye’nin böyle bir oldu-bittiye direndiğini düşünebiliriz.

Etrafında meydana gelen çöküş halindeki devletlere bir yenisinin daha eklenmesi Türkiye’nin çıkarına değildir.

Ne yani, Irak, Libya, Suriye, Yemen’den sonra bir de İran mı? İran’dan sonra sıra hangi ülkede?

IŞİD’e karşı oluşan cepheyle, Müslüman ülkeler, ‘sapkın’ olsa da sonuçta kendilerini ‘Müslüman’ olarak tanımlayan bir gruba karşı savaştırıldı; Suriye’de ve Irak’ta da olan bu.

Yeni dönemde yeni bir cephe ile ‘Sünni-Şii’ çatışması öngörülüyor olabilir mi?

Sırtımızdan sıvazlanarak bu yöne mi götürülmek isteniyoruz?

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.