Etiket arşivi: darbe

DARBELER DOSYASI /// NACİ KAPTAN : Darbe analizi * Türkiye?deki CIA destekli darbe başarısız, kürese l satranç tahtası altüst oldu


cambell_cia_0_opt.jpg

Darbe analizi * Türkiyedeki CIA destekli darbe başarısız, küresel satranç tahtası altüst oldu

Eric Draitser:

18 Ağustos 2016 Perşembe

Fullere ilave olarak, kötü şöhretli CIA amili ve ABDnin eski Türkiye Büyükelçisi Morton Abramowitz de, ABDde sığınma arayışı içinde olduğu sırada Güleni destekleyen bir mektup yazdı. İlginç bir şekilde Abramowitz aynı zamanda, kendisi gibi neo-conlar olan Eric Edelman ve Blaise Misztal da birlikte Ocak 2014te Washington Post gazetesinde ABDnin Erdoğan hükümetini devirmesini isteyen ateşli bir yazıyı kaleme alanlardan biriydi.

medyanın-işlevi.jpg

Eric Draitser

Global Research / stopimperialism.com

Kısa süre önce Türkiyede gerçekleşen başarısız darbe girişimi, Ortadoğudaki, NATOdaki ve belki de küresel düzeydeki güç dengelerini değiştirme potansiyeli taşıdığından, bir siyasi ve jeopolitik depremdi. Fakat son gelişmelerin sonuçları açık olsa da, 15 Temmuz gecesi 16 Temmuz sabahı gerçekte ne olduğu halen bir düzeyde muamma. Neden Batılı uzmanlar ve gazeteciler bağlantıların çoğunu kurmuyor?

Bu noktada bir kez daha, ABD ve AB hükümetlerine de hakim olan çıkar gruplarının hakim olduğu kontrollü medya aygıtlarına ve onların inanılmaz yanlış bilgilendirme gücüne geliyoruz. Michael Parentinin meşhur bir şekilde yazdığı gibi,

[Medyanın] işi bilgilendirmek değil yanlış bilgilendirmek, demokratik söylemi ilerletmek değil onu etkisizleştirmek ve susturmaktır. Onların görevi, günün olaylarıyla itinayla ilgilendikleri görüntüsünü her şekilde vermek, çok şey söyleyip çok az mana sunmak, pek az besleyiciyle çok kalori kazandırmaktır.

Parentinin iddiasının Türkiyedeki darbe girişiminden daha doğru olduğu bir yer yoktur. Zira medya Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümetinin ABDde yaşayan milyarder Fethullah Gülenin gizli eline dair iddialarına yer verdiyse de, önde gelen medya kuruluşlarından hemen hemen hiçbiri Gülenin ve hareketinin gerçek anlamını ortaya çıkarmak için gerekli araştırmayı yürütmedi. Özellikle de, ve neredeyse büyü yapılmışçasına, Gülenin CIAle uzun zamandır sahip olduğu bağlardan, onun Türk devletinin çeşitli kurumlarına sızmasından kesinlikle bahsedilmiyor; Gülenin liderlik ettiği ve Müslüman (ve de Müslüman olmayan) dünyanın neredeyse her köşesine uzanan finans ağları ve bağlantılar hakkında da hiçbir ciddi araştırma yapılmıyor.

Ve her ne kadar Gülen, ABDdeki pek çok neo-conla birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ona bağlı güçlerin siyasi rakiplerine, laiklere ve diğer Erdoğan karşıtı güçlere karşı süregiden baskıları meşrulaştırmak için darbeyi bizzat kendilerinin sahnelediği anlatısını yaysa da, medya genel olarak Türkiyedeki olayların geniş jeopolitik anlamla bağlantısını kurmadı; oysa bu, olmuş olması muhtemel şeylere bir nebze ışık tutabilirdi. Dahası medya, vazifesini daha da fazla ihmal ederek son derece kritik bir ihtimal olan ABD-NATO istihbaratının dahli ihtimalini büyük ölçüde görmezden geldi.

Bir kılavuz olarak tarih

1953 İran darbesinden 1973 Şili darbesine ve sayısız başka ülke örneğine kadar, CIA ve NATOdaki kuzenleri olan istihbarat örgütleri, geçtiğimiz haftalarda Türkiyede olana benzer pek çok darbenin parçası oldu. Ancak Türkiyedeki 2016 darbe girişimiyle 12 Eylül 1980 tarihli darbe arasındaki çarpıcı benzerliklere dikkat çekmeme gafletine düşmemek gerekir.

1970li yıllar boyunca Türkiye, çoğu Bozkurtlar ve başka gruplar gibi faşist oluşumlara atfedilen büyük bir terörizm ve şiddet kabarmasına tanık oldu. Ancak bugün bu şiddetin önemli bir bölümünün, pek çok uzmanın CIAle bağlantılı bireyler ve ağlar tarafından hazırlandığını ileri sürdüğü provokasyonlar biçimini aldığı biliniyor.

Bu kişilerden belki de en önemlisi, Soğuk Savaş boyunca Etiyopyada, Türkiyede ve başka yerlerde istihbarat koordinatörü olarak on yıllar geçiren Paul Henzeydi. Daniele Ganserin NATOs Secret Armies: Operation GLADIO and Terrorism in Western Europe,[“NATO’nin Gizli Orduları: GLADIO Operasyonu ve Batı Avrupa’da Terörizm”] başlıklı kitabında belirttiği gibi:

Bir sağcı aşırıcı daha ileride mahkemede akla yatkın bir şekilde, 1970lerin katliamlarının ve terörünün [darbe lideri General] Evreni ve orduyu iktidara getirme stratejisi olduğunu savundu: Katliamlar MİTin provokasyonuydu. MİT ve CIAin provokasyonlarıyla 12 Eylül darbesinin zemini hazırlandı. (s. 239)

Fakat elbette bu eylemler boşlukta gerçekleşmedi; olayların gerçekleşmesini kolaylaştıran istihbarat ajanları yerlerini almıştı. Meşhur yazar ve medya eleştirmeni Edward Herman ile kendisine eşlik eden Frank Brodheadin 1986 tarihli The Rise and Fall of the Bulgarian Connection [“Bulgar Bağlantısının Yükselişi ve Düşüşü] isimli kitaplarında söylediği gibi:

Paul Henze uzun CIA kariyerine 1950 yılında Savunma Bakanlığı örtüsü altında dış meseleler danışmanı olarak başladı. İki yıl sonra ise Batı Almanyanın Münih kentindeki Özgür Avrupa Radyosunda (RFE) politika danışmanı olarak sürecek altı yıllık bağlantısını başlattı. 1969 yılı itibariyle Henze, Etiyopyadaki CIA üs şefiydi; 1974-1977 yılları arasında da Türkiyede üs şefliği yaptı. Zbigniew Brzezinski Başkan Jimmy Carter için Ulusal Güvenlik Konseyi takımını topladığı zaman, Henze CIAin Beyaz Saraydaki NSC ofisindeki temsilciliğiyle görevlendirildi.

Henze ve Brzezinski arasındaki yakın bağ düşünüldüğünde, Henzenin temel olarak Brzezinskiyle aynı küresel operasyona, yani Sovyetler Birliğine karşı stratejik kazanım için terörizmin silahlandırılması operasyonuna katıldığını görmek zor değildir. Brzezinski ün kazanmış bir şekilde Afganistanda mücahitlerin yaratılmasına akıl hocalığı yaparken, Henze Türkiyede halihazırda benzer sonuçlar elde etmiş, istikrarsızlaştırma amacı doğrultusunda sağcı güçleri örgütlemişti. Gansler kitabında, anti-terör araştırmacısı ve GLADIO operasyonları uzmanı Selahattin Çelikten bir alıntı yapar. Çelik 1999 yılında şunları yazmıştı:

[ABD Başanı Jimmy Carter] haberi [Türkiye’deki 1980 darbesi haberini] alınca, darbeden kısa süre önce Ankaradan ayrılıp Washingtonda CIAin Türkiye masasında Carterın güvenlik danışanı olan Paul Henzeyi aradı Carter Henzeye onun zaten bildiği şeyi söyledi: Adamların darbe yapmış! Başkan haklıydı. Paul Henze, darbenin ertesi günü Washingtondaki CIA meslektaşlarına muzaffer bir edayla bildirdi: Bizim çocuklar (our boys) başardı!

DEMİR-YUMRUK-İSİMLİ-KİTAPTAN.jpg

Çelik Henzeden açık açık, 12 Eylül 1980 darbesinin başmimarı diye bahsediyordu. Neden böyle dediğini görmek zor değil. 1970lerin başlarından ortalarına kadar sahada bulunan, ardından Washingtonda koordinatör olurken Brzezinski liderliği altında Ulusal Güvenlik Konseyinin Türkiyeden sorumlu kilit kişisi haline gelen Henze açıkça araçsal bir rol oynamıştı. Ganslerin belirttiği gibi, Çelike göre,

Brzezinski Henzenin pozisyonunu destekledi.Ulusal Güvenlik Konseyinde, 1979 yılında Humeyninin iktidara geldiği İrandaki durum hakkında yürütülen bir tartışma esnasında Brzezinski, görüşünüTürkiye için de Brezilya için de askeri hükümet en iyi çözüm olacaktırşeklinde ifade etti.

ABD istihbaratının Soğuk Savaşta nasıl faaliyet yürüttüğüne az da olsa aşina olan hiç kimseye bunlar şaşırtıcı gelmemelidir ama, belki ABD istihbaratı, NATOdaki kuzenleri ve Türk ordusu ile derin devleti arasındaki bağlantıların derinliği zihinde şimşekler çaktıracak bir şeyleri ifade ediyor olabilir. Türkiyeli politikacı ve sosyal aktivist Ertuğrul Kürkçünin 1997 yılında Covert Action Quarterly dergisinde yazdığı gibi:

Türkiye ve ABD ordusu ve istihbarat çevreleri arasındaki yakın bağlar ile ABDnin Türkiyenin askeri işbirliğiyle ilgili kaygıları, Türkiyenin daha geniş demokrasiye giden yolunun önündeki büyük engeller oldu. [Türk siyasetçi ve gazeteci Fikri] Sağlar, ABDnin Türkiye meselelerine ilgisinin resmi NATO ilişkileri ve ticaret bağlarıyla sınırlı olmadığını savunuyor. CIAin o dönemdeki Ankaradaki Türkiye üs şefi Bizim çocuklar bu işi başardı! şeklindeki kötü şöhretli mesaja işaret ediyor. Sağlar CIA de dahil olmak üzere yabancı istihbarat örgütlerinin aşırı sağdan işbirlikçiler seçtiği ve kendi özgün çıkarları için onlardan istifade ettiği değerlendirmesini yapıyor.

Nitekim 1980 darbesinin her şeyden fazla gösterdiği şey, Türk ordusunun ve Bozkurtlar gibi aşırı sağcı faşist terör çetelerinin çeşitli biçimlerde ABD varlıkları niteliği taşıdığı ve ABD istihbaratının parmağının altında olduğudur. Elbette bunların bütünüyle onların varlığı mı, vekil güçleri mi yoksa sadece uzun zamandır birlikte çalışan işbirlikçiler mi olduğu konusunda tartışma yürütülebilir, ancak bu ayrım çok da önemli değildir. Önemli olan şey tarihi kayıtların, Türk ordusu ve derin devleti ile CIA arasındaki gizli anlaşmayı açıkça gösteriyor olmasıdır.

Fakat bütün bunlar eski bir hikaye, değil mi? Şüphesiz bu ağlar ve bağlantılar zaman içinde aşındı ve 1980de olanlar Türkiyenin iç siyaseti ve süregiden iktidar mücadeleleri açısından ancak ikincil bir önem taşıyor. Eh, evet Fakat iyice düşününce, belki de öyle değildir.

Türkiye satranç tahtasında kim kimdir?

Türkiyede kısa süre önce olan şeye dair bir analiz sunmaya çalışırken, Türkiyede iktidar için mücadele eden siyasi kanatların bir düzeyde anlaşılması gerekir. Her ne kadar gruplar arasında sık sık bir çakışma olsa da, bunlar kabaca üç kampa ayrılabilir.

Birinci kanat, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Adalet ve Kalkınma Partisidir (AKP). Erdoğan ve AKP Müslüman Kardeşlerin ılımlı İslamcı ortamından geldi ve yıllarını laik Türk ordusuna ve devlet düzenine karşı militanca bir mücadeleyle geçirdi. Bir Müslüman Kardeşler lideri olan Dr. Essam el-Eryan,ın 2007 yılında izah ettiği gibi, Müslüman Kardeşler bütün ılımlı İslamcılarla yakın ilişkileri bulunan bir İslami gruptur ve bunların en önde geleni Adalet ve Kalkınma Partisidir.

Bu nokta kritik bir önem taşıyor, zira Erdoğanı ve onun siyasi aygıtını, Ortadoğu ve Kuzey Afrika çapındaki çok daha geniş bir uluslararası ağa bağlıyor. Dahası, Erdoğanın Suriye savaşındaki ve babası 1982 yılında Suriyede Müslüman Kardeşleri ezmiş olan Devlet Başkanı Beşar Esadın devrilmesi konusundaki fanatizmi hakkında ve şimdiki Mısır Cumhurbaşkanı Sisi tarafından devrilmiş olan Müslüman Kardeşler lideri eski cumhurbaşkanı Mursiye olan tereddütsüz desteği hakkında da bir izahat sunuyor.

İkinci kanat, gücü genellikle orduda ve derin devlet unsurlarında bulunan Kemalistlerdir. Bu kanat kendisini, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürkün mirasının bekçileri olarak görüyor. Kemalistlerin ülkedeki büyük kapitalist çıkar gruplarıyla derin bağlantıları ve ABD ve NATO ile uzun bir işbirliği geçmişleri bulunuyor. Daha önce belirtildiği gibi Türk ordusunun CIA ve NATO istihbaratı ile uzun süredir devam eden bağları bulunuyor ve en güvenilir ABD-NATO partnerlerinden biri olarak görülüyor.

Bahsedilmesi gereken üçüncü kanat ise, dünya çapındaki okullar ağının kendisini bölgenin en güçlü bireylerinden biri kıldığı, ancak ağını Pennsylvaniadaki rahat evinden yöneten Gülen kanadıdır. Gülen ağı Türkiyedeki neredeyse her devlet kurumuna sızarak önemli alanlar açtığı gibi, aynı zamanda da ABDde dev bir nüfuza sahip; bu hem ABD istihbaratıyla uzun süredir devam eden ağlar anlamında, hem de belki en az bu kadar önemli olacak şekilde, dev lobicilik ve nüfuz ticareti aygıtı anlamında böyle. Nitekim 2010 yılında Gülen hareketiyle bağları olan 6 büyük Türk-Amerikan federasyonu birleşerek, Washingtonda Türkiye ve Türki halklar meseleleriyle ilgilenen önde gelen lobi kuruluşlarından olan bir kâr amacı gütmeyen kuruluş olan Türk-Amerikan Federasyonları Birliğini (ATAF) kurdu.

Her ne kadar darbe girişimi ordu içindeki unsurlar tarafından gerçekleştirilmiş olsa da, bu unsurların tam olarak hangi kanadı temsil ettiğinin, yahut ikisinin bir bileşimi olup olmadığının açık olmadığı hatırlanmalıdır. Ancak darbede oynamış olabilecekleri potansiyel rolü değerlendirmek için (Hizmet olarak bilinen) Gülen ağının yakın tarihini incelemek faydalı olacaktır.

Noktaları birleştirmek: Türkiyedeki darbe girişiminde Fethullah Gülen ve CIAin parmak izleri mi?

Dünyanın herhangi bir yerinde olan herhangi bir şey için CIA ve ABD-NATO istihbaratına işaret etmek kolay olsa da İmparatorluğun erişim alanı gerçekten de küreseldir somut bağlantıları layıkıyla ortaya koymadan basit bir şekilde ABDnin suç ortaklığı iddiasında bulunmama konusunda dikkatli olunmalıdır. Bu örnekte ise bu iki kat doğrudur. Ancak tam da bu noktada Gülenin önemi gerçekten de kendini ortaya koymaktadır, zira neredeyse bütün önemli devlet kurumlarına sızmış olan, onun geniş kapsamlı bağlantılar, temsilciler ve vekiller ağıdır.

Başarısız darbe girişiminden çok önce, analistler Gülen, Türk devlerine sızma ve CIA arasında bağlantı kuruyordu. Osman Softicin 2014 yılında yazdığı gibi:

Hizmet sempatizanlarının polis, istihbarat, yargı ve savcılıklar gibi en hassas yapılardan bazılarına ustaca sızmaları nedeniyle, bu hareketin çok daha güçlü ve kötü niyetli uluslararası aktörler tarafından ülkenin istikrarsızlaştırılması ve hatta Erdoğan hükümetinin devrilmesi için uygun bir mekanizma işlevi görmüş olması gayet akla yatkındır Gülenin kendisi de, Türkiyeyi istikrarsızlaştırma girişimlerinde uygun bir piyon haline gelmiş olabilir.

Gülenin adamlarının Türkiye devletinin her noktasına sızdığı iddiası yeni bir şey değildir. Nitekim en az yirmi yıldır Gülene ve Hizmet hareketine bu tür suçlamalar yöneltiliyor. Ancak resmi gerçek anlamda tamamlayan şey, ABD istihbaratı ve ABD dış politikasının elit çevreleri ile olan bağdır.

Bu noktada devreye, CIAin Ulusal İstihbarat Konseyinin eski başkan yardımcısı olan ve Gülen hareketiyle olan bağları derinlere giden Graham Fuller giriyor. Fuller geçtiğimiz günlerde Huffington Postta yayınlanan Gülen Hareketi bir tarikat değil Bugün İslamın en umut verici yüzlerinden biri başlıklı bir makalede Güleni savunacak kadar ileri gitti. Fuller bu yazıda, Gülenin ABDye 2006 yılında yaptığı Yeşil Kart başvurusuna destek için bir mektup yazdığını yeterince belgelenmesi nedeniyle başka şansı olmadığından kabul ediyor. Her ne kadar kullandığı retorik Gülene verdiği desteğin niteliğini ve arkasındaki sebebi çarpıtmaya çalışsa da, Fuller Hizmetin ABD çıkarlarıyla aynı çizgide olan ve onun etkisi altında olan, kritik bir NATO müttefikinde etkili bir silah olarak kullanılabilecek bir toplumsal hareketi temsil ettiğini dolaylı olarak ortaya koyuyor.

Fuller, Gülen hareketiyle bağlantısının hasbelkader bir bağlantı olmadığını belirtmiyor, ancak Gülencilerin, aralarında büyük etkinliklerin de olduğu çok sayıda faaliyetine katıldığı biliniyor. Bunların arasında, Gülen ağının önde gelen bir üyesi olan Kemal Öksüzün (namı diğer Kevin Öksüz) yönettiği, ünlü bir Gülenci şemsiye kuruluşu olan Turkuvaz Amerikalılar ve Avrasyalılar Federasyonu tarafından düzenlenen etkinlikler de bulunuyor.

Fullere ilave olarak, kötüşöhretli CIA amili ve ABDnin eski Türkiye Büyükelçisi Morton Abramowitz de, ABDde sığınma arayışı içinde olduğu sıradaGüleni destekleyen bir mektup yazdı. İlginç bir şekilde Abramowitz aynı zamanda, kendisi gibi neo-conlar olan Eric Edelman ve Blaise Misztal da birlikte Ocak 2014te Washington Post gazetesinde ABDnin Erdoğan hükümetini devirmesini isteyen ateşli bir yazıyı kaleme alanlardan biriydi. Evet, çenemizi tırmalatacak derecede enteresan.

O halde, her şeyi ortaya koyup koymadığımıza bir bakalım. Gülen milyarlarca dolarlık bir iş imparatorluğunu ve dünya çapına yayılmış özel okullar ağını yönetiyor. ABD-Türkiye ilişkilerinin yakın tarihi içinde yer almış en kötü şöhretli CIA amillerinden ikisiyle doğrudan bağlantılı. Kılcal damarları Washingtondan Orta Asyaya kadar uzanan bir siyasi lobi ağına sahip. Ha bu arada, eski Türk istihbarat şefi Osman Nuri Gündeşe göre Gülenin Orta Asya ülkeleri Kırgızistan ve Özbekistandaki okullar ağı 1990ların ortalarından sonlara kadar en az 130 CIA ajanı için örtü sağladı.

Şimdi bu denkleme, ABD politika çevreleri içindeki en etkili düşünce kuruluşlarından olan RAND firmasının 2004 tarihli ve Sivil Demokratik İslam: Partnerler, Kaynaklar ve Stratejiler başlıklı ayrıntılı raporunda ABD politikası için sunduğu önerileri ekleyelim:

Önce modernistler desteklenmeli, onlara fikirlerini dillendirmek ve yaymak için geniş bir platform sağlamak yoluyla onların İslam vizyonları gelenekselciler karşısında güçlendirilmelidir. Geliştirilmesi ve kamuoyuna çağdaş İslamın yüzü olarak sunulması gereken onlardır, gelenekselciler değil Sekülerler, duruma göre desteklenmelidir.

Öyle görünüyor ki on yıldan daha uzun süre önce, Gülen ve Erdoğanın halen dost olduğu ve örgütlenmelerinin müttefik olduğu bir dönemde, ABDnin politikası Güleni ve hem onun hem de Erdoğanın temsil ettiği ılımlı İslamcı unsurları ileri sürmekti. Kuvvetle muhtemel olarak Erdoğan ve Gülen arasındaki ayrışma (her ne kadar bu da şüphesiz belli bir rol oynadıysa da) kişisel meseleler ve egolardan ziyade, politika ve sadakatle ilgiliydi.

Başarısız darbe girişiminin jeopolitiği ve stratejisi

Hem teröristlere hem de Suriyenin ülkeden kovduğu ABD vekil güçlerine evsahipliği yapmak da dahil olmak üzere Suriyede ABD emperyalizmine sunduğu takdire şayan hizmete rağmen Erdoğan açıkça Washingtonun planlarını bozdu. Belki de en kötü suçu kısa süre önce, Kasım 2015te bir Rus uçağının düşürülmesi nedeniyle özür dilemesiydi. Ancak elbette resmi Washington politikasını patlatan şey özrün kendisi değil, Türk dış politikasının ABD, NATO ve Avrupadan uzaklaşıp Rusya, Çin ve yeni gelişen Batı dışı güç bloğuna yönelmesiydi. Bu onun ağır günahı oldu. Ve her ne kadar şüphesiz Washington bunun son olmasını sağlama istediyse de, bu ilk de değildi.

Erdoğanın, dev Türk Akımı boru hattı anlaşmasının imzalanması, Çinden füze sistemleri satın alma kararı (Erdoğan daha sonra bundan caydı), Rusyayla kârlı bir nükleer enerji anlaşmasının imzalanması ve daha pek çok başka örnek de dahil olmak üzere, ABDnin hasımlarıyla anlaşmalar yapmak gibi nahoş bir alışkanlığının olduğu hatırlanmalıdır. Kısacası Washington için Erdoğan, en iyi ihtimalle güvenilmez bir müttefik, en kötü ihtimalle de tehlikeli bir siyasi manipülatör olduğunu kanıtlamıştı. Bu yüzden, ABD siyasi elitleri tarafından böyle görülen pek çok başka lider gibi, gitmeliydi. Gülenin ağı da bu noktada işe yarayacaktı.

Başarısız darbe girişimindeki olayların belki de en çarpıcı boyutlarından biri, İncirlikteki NATO üssünün kullanılmasıydı. Los Angeles Timesın belirttiği gibi:

Türk yetkililer, başkaldırının organizatörlerinin, Türkiyede bulunan 2,500 ABD askeri personelinin çoğuna ev sahipliği yapan ve ABD öncülüğündeki koalisyonun komşu Irak ve Suriyede İslam Devleti militan grubunu yenilgiye uğratma amaçlı süregiden hava kampanyası için temel bir üs olan İncirlik Hava Üssündeki subaylardan hayati önemde yardım aldığını söyledi Resmi medya, İncirlikteki en yüksek Türk askeri yetkilisi olan General Bekir Ercan Vanın tutuklandığını aktardı. Van, üste tutuklanan 10 askerden biriydi ve Türk yetkililere göre darbe girişiminin hayati bir unsuru olan, sokaklardaki hükümet destekçilerini yıldırmak üzere kullanılan F-16 savaş uçaklarına hava ikmali sağlama operasyonunun parçasıydı.

Bu bilginin içerimleri hafife alınmamalıdır. Hikayenin Erdoğancılar tarafından, belki Erdoğana sadakatsiz görülen veya laik Kemalistlere fazla sadık görülen üst düzey askeri yetkilileri tasfiye etmek için uydurulmuş olması mümkünse de, hükümetin bu anlatısının doğru olması da akla yatkındır.

Eğer durum böyleyse, bunun açık anlamı İncirlikin darbe operasyonlarının üssü, darbenin arkasındaki askeri gücün ve onların da arkasındaki ABD istihbaratının ve ordusunun mevkisi olduğudur. İncirlikin Ortadoğudaki NATO operasyonlarındaki merkeziliği düşünüldüğünde, bu üssün salt askeri personele evsahipliği yapmakla kalmayıp küresel CIA ağında bir düğüm noktası olduğunu ileri sürmek mantıksız değildir. Nitekim üssün hem Suriye-Irak sahnesinde operasyonlar yürüten insansız uçaklara evsahipliği yaptığı hem de ABDnin olağanüstü icra programının göbeği olduğu dikkate alındığında, İncirlikin çok sayıda önemli CIA varlığına evsahipliği yaptığını söylemeye bile gerek kalmaz.

O halde bu perspektiften bakıldığında İncirlik şüphesiz başarısız darbe girişiminde merkezi bir yerdeydi ve o günden beri Erdoğanın ordu saflarındaki rakiplerini tasfiye etmesinde temel bir konumda yer aldı denilebilir. Dahası üs, uzun zamandan beri Ankara ve Washington arasında bir ihtilaf konusuydu ve Erdoğan hükümeti, üs üzerinde Washingtonun izin vermeye hazırlandığından daha fazla kontrole sahip olmak istiyordu. Pek çok bakımdan İncirlik, Türk siyasetinde ve bölgenin jeopolitiğinde tektonik bir kaymanın bağlantı noktası oldu.

Son kertede, Türkiyedeki 2016 başarısız darbe girişimi, önümüzdeki yılları ve on yılları etkileyecek kalıcı sonuçlar getirecektir. Türkiye şimdi açık bir şekilde ABD-NATO-AB ekseninden uzaklaşırken, Rusya ve Çinle arasını düzeltmeye çalışacağı gibi, BRICS, Şangay İşbirliği Örgütü, Çinin Tek Kemer Tek Yol stratejisi, Asya Altyapı Yatırım Bankası ve benzerlerinin simgelediği Batı dışı kampta yer almaya çalışacağı da öngörülebilir.

Darbenin başarısızlığı kuşkusuz, Erdoğanı bir partner değil bir hasım olarak gören ABD ve müttefikleri için başarısızlıktır. Kendi adına Erdoğanın yanıt vermesi gereken pek çok suçlu davranışı vardır. Erdoğanın Suriyedeki savaşın körüklenmesinden bugün Türkiyede süregiden tasfiyelere ve keyfi tutuklamalara, laik kurumlara ve insan haklarına yönelik saldırılara kadar olan vukuat kaydı bir mil uzunluğundadır. Ancak elbette suçlu rejimlerle içli dışlı olmak hiçbir zaman Washington için sorun olmamıştır.

Hayır, sorun Erdoğanın oyunu kurallarına göre, yani ABDnin belirlediği kurallara göre oynamamış olmasıydı ve bundan sonra da böyle olmaya devam edecektir. Ve bu ABD destekli darbe girişimi sonrasında Erdoğan yalnızca daha da güçlenecektir. Şüphesiz Washingtondaki stratejik planlamacıları pek çok uykusuz gece bekliyor.

Çev: Selim Sezer / www.medyasafak.net

LİNK : http://medyasafak.net/haber/2089/eric-draitserturkiye-deki-cia-destekli-darbe-basarisiz-kuresel-satr

LİNK :

TARİH : II. Abdülhamid Hân’a Darbe


II. Abdülhamid Hân’a Darbe

Sultan II. Abdülhamid Hân, Osmanlı’nın en çok merak edilip konuşulan, en ziyâde iftirâ oklarına hedef olan padişahlarındandır. Hakkındaki iddia ve tartışmalar çok yönlü politikalarını anlayamamaktan, etrâfını kuşatan ağır şartları takdir edememekten, gizemli âlemine/kişiliğine nüfûz edememekten ve dindar tabiat, yaşantı ve tavırlarına alerji duymaktan kaynaklanmıştır.

Dînî-muhafazakâr, yenilikçi kişiliği; eğitime, teknolojiye, ulaşıma ve iletişime önem vermesi; târihe geçen büyük projeleri hayâta geçirmesi, onun zamânında planlanıp da gerçekleştirilemeyen hizmetlere imzâ atması; dış borçları kapatmadaki gayreti ve Avrupa’ya ekonomik bağımlılıktan kurtulma konusundaki hassâsiyeti; dış politikada Batı karşısında müstakil ve alternatif tutum ve stratejiler geliştirmesi; İslâm Âlemi ile ilişkilere, din, siyâset ve ekonomi birlikteliğine önem vermesi; içeride ve dışarıda yoğun bir muhalefete mâruz kalması; milletlerarası alanda yalnızlaştırma ve dışlanma girişimlerine mâruz kalması ve nihâyet iç ve dış mihraklar tarafından devrilmek istenmesi cihetlerinden özellikle Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ve onun siyâsî hayâtına kamuoyunca yaygın biçimde benzetilmektedir.

15 Temmuz’da zuhûr eden menhus darbe girişimi ile Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın da; 24 Temmuz 1908 ve 31 Mart 1909 Darbeleriyle tahttan indirilen Sultan II. Abdülhamid gibi devrilmek istendiği târihçiler, siyâsetçiler, yazar ve gazetecilerce dile getirildi.

Bu sayıda 1908 Darbesi’nin içyüzünü, safhalarını, baş mîmarlarını, izlenen sinsi taktik ve stratejileri aydınlatmaya gayret edeceğiz.

GİZLİ ASKERÎ-SİVİL ÖRGÜTLENME

93 Harbi’ne girilmesi ve kaybedilmesindeki rolünden ötürü Pâdişâh’ın Meclis-i Mebûsan’ı kapatması, sonraki yıllarda kendisine karşı yurt içi ve dışına yayılan açık veya gizli bir muhalefetin başlamasına sebep olmuştur. Abdülhamid yönetimine karşı örgütlü muhalefet, özellikle askerî-sivil yüksekokul öğrencileri ile askerî birlikler içerisinden taraftar bulmuştur.

1889 yılı Mayıs ayında, daha önce Askerî Tıbbiye’den mezun olan İbrahim Temo; İshak Sukuti, Çerkez Mehmet Reşit ve Abdullah Cevdet’e gizli bir örgüt kurma teklifi götürmüştür. Bir süre sonra bu dörtlüye Şerafettin Magmumi, Giritli Şefik, Cevdet Osman, Kerim Sebati, Mekkeli Sabri ve Selanikli Nazım gibi isimler de katılmıştır. Temo’nun öncülüğünde çalışmalarına başlayan örgüt, gizli ve hücre usûlü yapılanmasıyla genişlemiştir.

Hareket bir yandan Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye içerisinde hızla yayılırken, bir yandan da İstanbul’da bulunan Mülkiye, Harbiye, Baytariye, Bahriye, Topçu ve Mühendishâne Mekteplerine de sıçramıştır.

ETKİN KİŞİLERİN KATILIMI VE İLK GİRİŞİMLER

1889’da, daha sonraları Jön Türklerin liderliğini ele alacak olan Bursa Maarif Müdürü Ahmet Rıza, Paris’e gitmiş ve orada kalmaya karar vermiştir. Orada bulunduğu süre içerisinde pozitivizm görüşünü benimsemiş ve bu akımın kurucusu Auguste Comte’un öğrencisi Pierre Lafitte’nin derslerine devâm etmiştir. Bu dönemde Abdülhamid’e ıslahat konusunda bazı lâyihalar göndermiştir.

Paris’te bu gelişmeler yaşanırken, hareketin İstanbul’da yayılması hızlanmış, cemiyet üyesi şahıslardan bazıları zaman zaman hükûmet tarafından tutuklanmıştır. 1895 yılı sonlarında, aralarında Abdullah Cevdet, İshak Sukuti, Şerafettin Magmumi ve Kerim Sebati’nin de bulunduğu üyelerden bazıları tutuklanıp sürgüne gönderilmiştir.

Mülkiye’de târih öğretmenliği yapan, aynı zamanda Sultan Abdülhamid’in müşâvirliğine kadar yükselen “Mizancı” Murat Bey’in, devlette uygulanmasını gerekli gördüğü reformları saraya sunması büyük tepki uyandırmış ve tüm arkadaşlarının tutuklanmasına yol açmıştır. Bu arada İttihatçı hareket, biri Mısır’dan diğeri Paris’ten ülke topraklarına giren iki yayın organı, “Mizan” ve “Meşveret” vâsıtasıyla hızla yayılıyordu.

Sürgündeki üyeler arasında çatışmalar yaşanırken, İstanbul’da Sultan Abdülhamid’e karşı darbe planları da hız kazanmıştır. 1896 yılında önemli bir örgüt hâline gelmiş olan İttihat ve Terakki, ağustos ayında bahsedilen darbe girişimi için harekete geçecekken başarısız olmuş ve tutuklanan üyeler sürgün edilmiştir.

BÜYÜK SULTÂN’I İNDİRME KARÂRI

1897 Mayıs’ında komitenin merkez teşkîlâtı İstanbul’dan Cenevre’ye taşınmış, cemiyet bünyesindeki iki hizip arasındaki anlaşmazlık zirveye çıkmıştır. Bu anlaşmazlık, Mizan ve Meşveret’in sütunlarında genişçe yer almıştır. Cemiyet içerisinde Ahmet Rıza’nın aksine daha olumlu bir imaja sâhip olan Mizancı Murat, bir süre sonra Cenevre şu’besine tâyin edilecektir. Murat Bey, 1897’de yayınladığı broşürde, devletteki tüm kötülüklerin kaynağı olarak Sultan Abdülhamid’i ve büyük devletleri göstermiştir.

Avrupa’daki İttihatçılar arasında bu çekişmeler yaşanırken, ülke içerisinde başta askerî okul öğrencileri olmak üzere Abdülhamid’e karşı mücâdele sürüyordu. Bir süre sonra askerî öğrencilerden bir grup tutuklanarak Taşkışla’ya hapsedilmiş, aynı günlerde Harbiye’den iki sınıf tümüyle okuldan ihraç edilmişti. Dağınık halde içeriye ve dışarıya yayılmış bulunan muhalefeti bir araya getirmek îcâb etmişti. Bu amaçla, Prens Sabahattin’in öncülüğünde 4-9 Şubat 1902 târihleri arasında Paris’te Türkleri, Arapları, Yunanlıları, Kürtleri, Çerkezleri, Ermenileri, Yahudileri ve Arnavutları temsilen 47 delegenin katılımıyla 1.Jöntürk Kongresi toplanacaktı.

Kongreye katılanların ortak noktası, Abdülhamid yönetiminden duydukları rahatsızlıktı.

DARBE KOMİTESİ VE İHTİLÂLCİ YÖNTEMLER

İttihatçıların Osmanlı sınırları içerisindeki faaliyetleri 1897 yılında çökertilmişti. Bundan sonraki süreçte, tutuklananların mahkemeleri ve yeni tutuklamalar sebebiyle 1897-1908 yılları arasında pâyitaht İstanbul’da herhangi bir örgütlenme için İttihatçıların pek fazla fırsatı olmamıştır.

Bu yüzden, devrimi gerçekleştirecek askerî komitelerin oluşturulmasına yönelik ilk girişimler İstanbul dışında, özellikle Selanik ve çevresinde gerçekleşmiştir. Osmanlı’nın gelişmiş şehirlerinden olan Selanik, kozmopolit yapısıyla bir Osmanlı şehrinden ziyâde bir Avrupa şehri görünümündeydi.

Eylül 1906’da Selanik’te, kurucuları arasında Mithat Şükrü, İsmail Canpolat gibi isimlerin olduğu Osmanlı Hürriyet Cemiyeti tesis edildi. Hücre biçiminde örgütlenen cemiyet, mektepli subaylar arasında hızla yayılmıştır. Cemiyet, Ahmet Rıza’nın görüşlerinin Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin fikrî yapısına daha uygun olduğu kanaatine vararak onunla ilişkiye geçmiştir. Yapılan müzâkerelerin ardından İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birleşme kararı alınmıştır.

Ahmet Rıza kaba kuvvet kullanılmasına karşıydı; ancak birleşmenin getireceği ortak menfaatler uğrunda prensiplerinden vazgeçmişti. Böylece Selanik ve Makedonya çevresinde ortaya çıkan çeşitli örgütler, 1907’de yurtdışındaki İttihatçılarla irtibat kurarak Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adıyla ittifak etmişlerdi.

Bu gelişmelerden sonra Abdülhamid karşıtlığında birleşen grupları bir araya getirebilmek için 27-29 Aralık 1907 târihleri arasında Ahmet Rıza öncülüğündeki İttihat ve Terakki, Prens Sabahattin’in Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti, Maloumian önderliğindeki sosyalist Ermeni Taşnaksütyun Cemiyeti ve Mısır’daki Ahd-ı Osmani Cemiyeti’nin katılımlarıyla Paris’te 2. Jön Türk Kongresi toplanacaktır. Kongrede, yapılması düşünülen devrimin nasıl biçimleneceği tartışılmış ve 1908 Devrimine giden yolda ilk büyük adım atılmıştır.

MASONLARLA TEŞKİLAT VE USÛL BİRLİĞİ

İttihat ve Terakki’nin teşkîlat yapısının kurulması ve cemiyet faaliyetlerinin yürütülmesinde Masonluğun gizli örgüt yapısı ve usûllerinden faydalanılmış ve en başından itibâren Masonlarla yakın ilişki içinde olunmuştur. Cemiyet, Emanuel Karasso’nun üstâd-ı âzamı olduğu “Macedonia Rizorta” (Dirilen Makedonya) locasında kurulmuştur. Talat Bey, Cemal Bey ve Mithat Şükrü’nün (Bleda) başını çektiği kurucu kadronun tamamı bu locanın üyesiydi. Başta İngilizler olmak üzere çeşitli devletlerin hesâbına çalışan locaların birleştikleri yegâne ortak maksat, Abdülhamid’i devirmek ve bunu gerçekleştirecek olan İttihatçı hareketi desteklemekti.7

Abdülhamid Hân, hâtırâtında İttihatçılar ile Masonlar arasındaki karanlık ilişkilerin içyüzü ve hareketin önde gelenlerinin gizli kapaklı işleriyle ilgili şu çarpıcı bilgilere yer vermiştir: “Ahmet Celalettin Paşa’nın Mısır’da Ali Kemal Bey’den aldığı mektupta, Dr.Abdullah Cevdet, Dr.İshak Sukuti, Dr.Bahattin Şakir, Dr.Nazım, Dr.İbrahim Temo’nun Fransız ve İtalyan localarına bağlı olduklarını ve bu locaların yardımıyla yaşadıklarını, hattâ memleketteki âilelerine dahi bu localar eliyle para gönderdiklerini yazıyor ve bunların vesîkalarını gönderiyordu… Mason Locaları bütün tâkiplerimize rağmen “İttihat ve Terakki”ye bağlı subayları harekete geçirince, bu avâre insanlar birer bayrak hâline geldiler. İşte Jön Türkler ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin hikâyesi de budur.”9

SONUN BAŞLANGICI

1908 Darbesi Makedonya’da başlamış; Tem¬muz ayı başlarında hız kazanmıştır. 3 Mart 1908’de İngiltere, büyük devletlere gönderdiği genelgeyle, 3 vilâyete ortak vâli atanmasını ve Osmanlı askerlerinin sayısının azaltılmasını istedi.

Bir müddet sonra İngiltere kralı ile Rus çarının 1908 Haziran’ında Re¬val’de buluşması ve burada Çar’ın; “Kollarımızda bir hasta adam var. Kendiliğinden ölürse çok vahim sonuçları olabilir. Size bunun paylaşılmasını öneriyorum.” tek¬lifi, İstanbul ve Makedonya’ya bomba gibi düştü. İşte, Resneli Niyazi ile Enver Bey’i ateşleyen ve dağa çıkmalarına vesîle olan esas olay da buydu. 3 Temmuz’da Manastır’da Kolağası Resneli Niyazi Bey, aralarında belediye reisi ve polis müdürünün de bulunduğu asker ve sivillerden oluşan bir grupla dağa çıktı. Bunu Binbaşı Enver Bey’in isyân ederek birlikleriyle berâber dağa kalkması izledi. Böylece 1908 Darbesi fiilen başladı. Rumlar ve Makedonlar, İttihatçıların çıkardığı isyânı destekleyerek birtakım gösteriler yaptılar.

Manastır’ı ele geçiren İttihatçılar, binlerce Müslüman ve Hristiyan’la büyük bir gösteri düzenlediler. Göstericiler şöyle bağırmışlardı: “Türkler ve Hristiyanlar; herkes için özgürlük. Şimdi hepimiz kardeşiz. Müslümanlar, Hristiyanlar, Mûseviler, Türkler, Arnavutlar, Araplar, Rumlar ve Bulgarlar anavatan Osmanlı’nın özgür vatandaşlarıyız.” 23 Temmuz’da Selanik ve Manastır hükümet konaklarını ele geçiren isyancılar, Rumeli’nin önemli merkezlerinde meşrûtiyeti ilân ettiler. Ardından, tüm ülkede de ilân edilmesi için İstanbul’u telgraf bombardımanına tuttular. İttihatçı muhalefetin bütün Balkanları sarması üzerine Sultan Abdülhamid, 24 Temmuz’da meşrûtiyeti tekrar yürürlüğe koydu. Zâten meşrûtiyete taraftardı ve 32 yıldır gerçekleştirdiği yenilikler ve hizmetlerle altyapısını hazırlamaya çalışmıştı.

Sultan Abdülaziz’e düzenlenen 1876 Darbesi’ne bakarak 1908 Darbesi daha kolay ve kansız şekilde gerçekleşti. Abdülhamid Hân’ın sağduyulu ve şiddetten kaçınan tutumunun bundaki rolü büyüktü.10 Böylece İttihatçılar devleti ele geçirmede önemli bir adım attılar. Fakat onlar için meşrûtiyetin tek başına bir anlamı yoktu; Abdülhamid’in de devrilmesi gerekiyordu. Bu yolla, 1908 Darbesi’nin son perdesi sahnelenmiş olacaktı.

Tarihçi-Yazar İsmail Çolak

Dipnotlar:

· İbrahim Temo, İttihad ve Terakki Cemiyetinin Teşekkülü ve Hidematı Vataniye ve İnkılâbı Milliye Dair Hatıratım, Medjidia, Rumania, 1939, s. 18; Ernest E. Ramsaur, Jöntürkler (1908 İhtilalinin Doğuşu), İstanbul, 2004, s. 34-36, 39-40; Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyâsî Fikirleri (1895-1908), İstanbul, 2004, s. 60; Barış Demirtaş, “Jön Türkler Bağlamında Osmanlı’da Batılılaşma Hareketleri”, Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 8, Sayı: 13, 2007/2;

· Mardin, aynı eser, s. 42-44, 174-175; Sina Akşin, “Düşünce ve Bilim Târihi (1839-1908),” Türkiye Târihi 3: Osmanlı Devleti 1600-1908, İstanbul, 1997, s. 356; Ramsaur, aynı eser, s. 41-42;

· Mardin, aynı eser, s. 73-74; Ramsaur, aynı eser, s. 42-48, 53-55; Akşin, aynı eser, s. 363;

· Ramsaur, aynı eser, s. 53-55, 59-60; Mardin, aynı eser, s. 103;

· Ramsaur, aynı eser, s. 84-97, 136-137; Akşin, Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Târihi, Ankara, 1996, s. 40-41; İlyas Doğan, “Tanzimat Sonrası Osmanlı Aydınlarında Çağdaşlaşma Sorunu ve Arayışlar,” http://www.dicle.edu.tr/dictur/suryayin/khuka/cmk.htm

· Akşin, “Siyâsal Târih (1789-1908)”, s. 176-177; Ramsaur, aynı eser, s. 137-138, 163-165;

· Haydar Rifat, Farmasonluk, İstanbul, 1934, s. 226-227; İ. Nuri Gün, Yalçın Çeliker, Masonluk ve Masonlar, İstanbul, 1968, s. 23; Mehmet Murat, Tatlı Emeller Acı Hakikatler, İstanbul, 1320, s. 83; OrHân Koloğlu, Abdülhamid Gerçeği, İstanbul, 1987, s. 170; Mithat Şükrü Bleda, İmparatorluğun Çöküşü, İstanbul, 1979, s. 21-22; Kazım Duru, İttihat ve Terakki Hatıralarım, İstanbul, 1957, s. 16; Armstrong, Bozkurt, İstanbul, 1955, s. 25; Süleyman Kocabaş, Târihimizde Komplolar, İstanbul, 1997, s. 100-102;

· Gün, Çeliker, aynı eser, s. 21; Jules Boucher, Paul Naudon, Masonluk Bu Meçhul, Çev: M. Sakar, İstanbul, 1966, s. 21; M. Philips Price, Türkiye Târihi, Çev: S. Atalay, İstanbul, 1979, s. 110; Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, C.2, İstanbul, 1968, s. 260; Koloğlu, aynı eser, s. 170; H. Rifat, aynı eser, s. 226; Kocabaş, aynı eser, s. 100, 102-103, 106, 108;

· İsmet Bozdağ, Sultan Abdülhamid’in Hatıra Defteri, İstanbul, 1986, s. 64-65;

· Ahmet Niyazi, Balkanlarda Bir Gerillacı: Hürriyet Kahramanı Resneli Niyazi Bey’in Anıları, İstanbul, 2003, s. 200; Kazım Nami Duru, İttihat ve Terakki Hatıralarım, İstanbul, 1957, s. 33-34; Aykut Kansu, 1908 Devrimi, İstanbul, 2006, s. 132-151; A. L. Macfıe, Osmanlının Son Yılları, İstanbul, 2003, s. 45-47; Akşin, “Siyâsal Târih (1789-1908)”, s. 178, 182-183; Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Târihi, s. 42-44; Ramsaur, aynı eser, s. 172-173; M Şükrü Hânioğlu, Preparation for a Revolution, the Young Turks 1902-1908 (Bir Devrime Hazırlık, Jön Türkler), 2001, Oxford, s. 288. Ayrıntı için bkz. İsmail Çolak, Son İmparator: Abdülhamid Hân’ın Gizemli Dünyası, 7.Baskı, İstanbul, 2015, Nesil Yayınları, s. 143-198, 219-236.

Not: Bu yazı Yenidünya Dergisinin Şubat-2017 sayısından alıntıdır.

AVRUPA BİRLİĞİ DOSYASI /// AB’nin istihbarat raporu : FETÖ’nün darbede rolü yok


AB’nin istihbarat raporu : FETÖ’nün darbede rolü yok

AB’nin resmi istihbarat örgütü olan EU Intelligence and Situation Centre’in, darbe girişiminin arkasında Gülen’in değil Kemalistler, AK Parti muhaliflerin olduğu yalanını söyledi

EMRE ÖZTÜRK

Avrupa Birliği’nin resmi istihbarat örgütü olan EU Intelligence and Situation Centre’in (AB İstihbarat ve Durum Merkezi – Intcen) FETÖ raporu basına sızdı. Brüksel merkezli yayın yapan ve AB haberleri veren ‘euobserver’ haber sitesinin yayınladığı ‘Gizli’ ibareli raporda FETÖ elebaşı Fetullah Gülen aklanıyor.

ELEBAŞINI KORUMAYA ALDI

15 Temmuz darbe girişiminin arkasında Gülen’in olmadığına vurgu yapılan raporda darbeyi aralarında ‘Gülenciler, Kemalistler, AK Parti muhaliflerinin de olduğu bir grubun yapmış olduğu" belirtiliyor. ‘euobserver’ haber sitesinin ele geçirdiği ‘gizli’ ibareli raporda ilk kez AB’nin istihbarat ajanlarının topladıkları çarpıtma bilgilerle terör yapılanması hakkında birliğin resmi düşüncesi ortaya konulmuş oldu. Raporda "Gülenciler, Kemalistler, AK Parti karşıtları ve fırsatçı grupların birleşiminden oluşan bir yapı bu darbenin arkasındadır. Dinler arası diyalog misyonu olan Gülen’in bu darbede rolü yoktur" ibaresiyle açıkça Gülen’in korunması dikkat çekti. Raporda, "Gülen’in bizzat darbede bir rol oynamadığı, tek başına darbe yaptırabilecek kapasitesi yok" şeklinde hiç bir dayanağı olmayan skandal ifadeler yer alıyor.

CUMHURBAŞKANI’NA İFTİRA

Rapor bir başka iftirayı da atarak darbe girişimi sonrası FETÖ’cülerin tutuklanmasının da "Erdoğan tarafından gücünü derinleştirmek için kullanıldığı" şeklinde çarpıtma ifadelerin de yer alması dikkat çekiyor.

Rütbelileri korudu

Raporda, Gülen’in aklanmaya çalışıldığı da gözlemlenmekte. AB’nin istihbarat örgütünün raporuna göre darbenin içinde FETÖ’cüler olsa bile bunların rütbeleri "Yüzbaşı düzeyini geçmeyen düzeylerde!" ve Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kişiler hakkında bir planı yürürlüğe koyabilme olasılığı baskısı altında darbeye katılmış olabilirler ifadeleri yer aldı.

‘İmamlarla’ sızdılar

Tarafsız olması gereken istihbarat raporunun AB ülkelerine gitmesi dolayısıyla AB’nin açıkça Gülen’i koruduğu ortaya çıkmış oldu. Raporda Gülen hakkındaki tek olumsuz ifadelerin de FETÖ’nün tolerans adı altında anti-Hıristiyan ve anti-Semitik propaganda yaptığı ve üyelerinin "İmamlardan" aldıkları direktiflerle ülkelerin resmi kurumlara sızdığı bilgisi olması da dikkat çekti.

DARBELER DOSYASI : TÜRKİYE’DE İKİNCİ DARBEYİ KİMLER NASIL TASARLADILAR ? DARBECİLER HANGİ AÇIL IMLARI BAŞLATACAKLAR ?


TÜRKİYE’DE İKİNCİ DARBEYİ KİMLER NASIL TASARLADILAR ? DARBECİLER HANGİ AÇILIMLARI BAŞLATACAKLAR ?

KAYNAK : http://dikmecionur.blogspot.com.tr/2017/02/turkiyede-ikinci-darbeyi-kimler-nasil.html?m=1

Darbe; genel olarak askeri kurumlarla ilişkilendirilen gayrı yasal bir faaliyetle ülke yönetimine katılmaktır. Türkiye gibi ordu faktörünün belirgin rol oynadığı bir ülkede de darbe özellikle askeri bürokrasi ile ilişkilendirilir. Fakat siyasetin ve toplumsal düzenin 20. yüzyıldan beri çeşitlenmesiyle darbelerde farklı yöntemlerin neticeleri olarak husule gelebilmekte Türkiye’de de bu farklılık görülebilmektedir.

A) Sanayi teşvikiyle ilgili önemli bir kararname 1970’de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ve ekonomi çok daha ağır biçimde yara almıştı. 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yüksek mahkemenin müdahili, Aralık 2013 olaylarında bazı yargıç ve savcıların tutumu gibi başlıklar Yargısal Darbe adı altında izah edilebilir.

B) Yine Aralık 2013 olayları ve Gezi Parkı Olaylarında bazı polislerin faaliyetleri ile soruşturmaların yürümesi veya ortamın ısıtılması Polis Darbesi olarak izah edilebilir.

C) Gezi Parkı olaylarında kitlelerin arasına serpiştirilen profesyonel sivil itaatsizlikçilerin yönlendirmeleriyle iktidarın neredeyse düşürülme noktasına gelmesi Sivil Darbe olarak açıklanabilir.

D) Bazı maksatlarla koalisyonların kasti bozulması, 2002 senesi gibi ciddi gerekçelerden yoksun olarak erken seçim hamleleri, 2011 yılı gibi milletvekili pazarlıkları ( Fetö, iktidar partisinden 80 milletvekili istemişti) Siyasi Darbe olarak tanımlanabilir.

E) Çarpıtma, algısal yönlendirme, etki ajanlarına kaleme aldırılan ısmarlama köşe yazıları Medya Darbesi olarak belirtilebilir.

F) 1959, 1979 ve 1994 gibi borç alımları, 2001 krizi olarak adlandırılan süreçte sadece iki günde piyasalardan 5,5 milyar dolar para çekimi ve gecelik yüzde 7500 faiz oranları ile görülmemiş büyüklükte vurgunlar ise Ekonomik Darbe olarak tanımlanabilir.

G) Türkiye’de bir süre evvel meydana gelen kitlesel elektirik kesintisi, bazı kamu kurumlarının yazışmalarının sızdırılması veya internet adreslerinin kullanım dışı bırakılmaları Siber Darbe olarak tanımlanabilirken

H) 17 Ağustos 1999 depremi ile ilişkili olduğu iddia edilen suni yer kabuğu hareketleri gibi ki doğal afetlerin suni olarak tetiklenmeleri ileride daha sık görülecektir; Teknolojik/ Haarp Darbeleri olarak açıklanabilir.

Görüldüğü gibi darbeler artık çok çeşitlidir ve her darbeyi Türkiye siyasi tarihi boyunca çoğu kez tatmıştır. Pekiyi Türkiye’de darbe olur mu? Buna kimler ne için ve hangi yöntemlerle ulaşmak isteyebilirler?

Abd’nin meşhur gazetesi Washington Post yayımladığı haberde Türkiye’de askeri darbe ihtimalinin yüksek olduğunu ve 30 ülke arasında 5. sırada bulunduğunu belirtti. Bu oran Suriye, Bloivya, Nepal, Nijer gibi demokratik kültürleri oldukça zayıf olan ülkelerden bile yüksek olarak gösterilmişti. Günümüz istihbarat temininin büyük miktarı açık kaynaklardan sağlanmaktadır. Bu sebeple eski ve neredeyse her kıtada irtibat ofisleri bulunan bu yayım organının uzun hesaplamalara dayanarak bulduğu sonuç önem arz etmektedir. Bu gazete ile ilgili belirtilecek bir hususta Pulitzer Ödüllü olmasıdır. Pulitzer Abd’de bulunan Colombia Üniversitesi tarafından verilir ve üniversitenin tarihi Abd’nin tarihinden bile daha eskidir.!

İngiltere Kralı koyu protestan George tarafından "Kings Collge" olarak açılan okulun sloganı ise bir Tevrat alıntısı olan Nurun ile Nurlanacağız idi. Yani Washington Post’taki haber bu bilgisel aritmetiklere göre çok daha ciddiye alınması gereken bir durum olarak görülüyor. Kings College yani Colombia Üniversitesi binası ile Anıtkabir ise dış görünüş olarak oldukça benzerdir. Anıtkabir’i tasarlayan yabancı mimarlar sütun sayısını bile bu üniversite ile aynı olarak hayata geçirmişlerdir. Meselenin bir ucuda gerçekten Anıtkabir’e dayanmaktadır. Bir müddet evvel Türkiye’ye bir ziyarette bulunan İngiltere Başbakanı Therasa May Anıtkabir defterine "Yurtta Sulh Dünyada Sulh " yazmıştı. Yurtta Sulh Konseyi ve bildirisi, Washington Post, Anıtkabir Defteri, İngiltere ve Colombia Üniversitesinden oluşan denklem kanımızca ciddiye alınması gereken izahlara mecburdur. Tabi bu durum yalnız asker seçeneği için geçerlidir. Darbelerin artık çok farklı yöntemlerle gerçekleştirildiğini önceki satırlarda açıklamıştık. Türkiye’de bir darbe tasarlandıysa bu durumun amaçları nelerdir? Herşeyden evvel dini kehanetlerden feyiz alan milyonlarca insan dünyada bulunmaktadır.

Türkiye çözülmeden Ortadoğu çözülemeyeceği için Türkiye’de bir takım değişikliklerin hızlı ve radikal hayata geçirilmesi istenmektedir. Bir diğer husus Türkiye şu anda lobilerin en önemli projelerinden biri olan dinler arası diyaloğa kesin olarak kapılarını kapatmıştır. Yeni Dünya Düzeni olarak adlandırılan yapının besin kaynağı şehir devletleri modelini desteklememesi, döviz yerine yerli para kullanma ısrarı küresel karar vericiler nezdinde Türk siyasi yapısının nosyonunu tamamladığının göstergeleri olarak sunulmaktadır. Bu gibi kendilerince geçerli olan gerekçelerle bazı odakların yeni bir darbe hazırlığında oldukları açıktır. Ordu’da alt kademe subaylar hakkında pek bir bilgi sahibi olunamaması, 15 Temmuz sonrasında Genelkurmay özel kalemine atanan Kurmay Yarbayın tutuklanması askeri darbe hususunu yeniden yeşillendirse de yeni darbe ekonomik, toplumsal veya siyasi olabileceği gibi hepsinin birleşimi veya apayrı bir denemeylede uygulamaya koyulabilir.

Darbe ve darbeciler genel af, orduya iade itibar, maaşlara zam gibi uygulamalarla toplumsal destek arayacaklar ve muhtemelen Suriye kürt yönetimiyle yeniden temas kuracaklardır. Bunu Türkiye’nin sınırsal büyümesi olarak izah etmek suretiyle İmparatorluğun gerçek temsilcileri ve uyguluyacılarının kendileri olduklarını vurgulayarak toplumsal meşruiyet talep edeceklerdir. Bunlar tabiki birer senaryodur fakat siyasi tarih ve güncel gelişmelerin harmanı olan bu tip senaryolar yakın gelecekte farklı cenahlardan da farklı biçimlerde sık olarak gündeme getirilecektir.

DARBELER DOSYASI : Alparslan Türkeş 27 Mayıs 1960 Darbesi Radyo Bildirisi


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=31Hvk-f785A

DARBELER DOSYASI : GAMBİYA’DA KURGULANAN DARBE VE TÜRKİYE BENZERLİĞİ


GAMBİYA’DA KURGULANAN DARBE VE TÜRKİYE BENZERLİĞİ : ÜST AKIL GAMBİYA’DAN SONRA TÜRKİYE’Yİ Mİ KUŞATACAK?

KAYNAK : http://dikmecionur.blogspot.com.tr/2017/02/gambiyada-kurgulanan-darbe-ve-turkiye.html?m=1

Ülkeler ve coğrafyalar farklıda olsalar dünya sisteminin işleyiş mekanizması her yerde aynıdır. Sistemlerin istenmeyen adam ilan ettikleri kişiler benzer yöntemlerle bir şekilde tasfiye edilirler. İran ve Şili birbirlerine oldukça uzak ve farklı ülkelerdir. Fakat Musaddık ve Allende’ın tasfiyeleri aynı merkezin ürünleridir. Kongo ve Abd’de oldukça farklıdır. Fakat birinde bir komünist başkan askerlerce yönetimden devrilirken, diğerinde Katolik ve dindar bir başkan suikastle tasfiye edilmiştir.

Kongo’yu millileştirmeye çalışan Lumumba askerler tarafından derdest ediliyor

Sovyetler ile temas kurup Vietnam savaşını sonlandırmaktan taraf Abd Başkanı Kennedy Pentagon Cia tertibi suikastla tasfiye edilmişti.

Bu örnekleri çoğaltabileceğimiz gibi birbirlerinden oldukça farklı iki ülke Gambiya ve Türkiye’deki gelişmeleri yakinen inceleyecek benzerliklerini tahlil edeceğiz. Böylelikle Türkiye’ye çizilmek istenen rota hususunda doyurucu bir çıkarım yapabileceğiz. 18. ve 19. Yüzyılda Gambiya Abd’nin arka bahçesiydi. 3 milyondan fazla siyahi köle olarak Abd’ye taşındı. Bu dönemde Sierra Leone Valisi hakimiyeti altındaki topraklara dahil edilen Gambiya, Fransa sömürgesi Senegal ile komşu vaziyette Batı sömürgesinin parçasıydı. Gambiya 1965’te bağımsızlığını kazandı fakat sömürgeleşen bu coğrafyada Batılı güçlerin tesirinde olmaya devam etti.

1994’te devlet başkanı olan Yahya Jammeh ile millileşme adımları atan Gambiya bu dönemden itibaren batının tepkisini çekmeye başladı ve Jammeh’i tasfiye operasyonu adım adım uygulamaya koyuldu. İlk operasyon 30 Aralık 2014’te Jammeh yurtdışı ziyaretindeyken gerçekleştirildi. Askerlerin arasında olan bir grup silahlı militan Başkanlık sarayını basarak darbe girişiminde bulundu. Ancak bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı ve Jammeh ülkeye döndüğünde darbecileri teşhir ederek Abd ve İngiltere’yi işaret etti. Zaten saldırıda kullanılan silahlarda Abd ürünüydü. Darbe girişimi atlatıldıktan sonra Aralık 2015’te Jammeh İslam Devletini ilan ederek bu tarihten sonraki uygulamalarıyla adeta batıya karşı siyasi ve ekonomik bir savaş açtı. Batı ile bütün iplerin kopartıldığı dönemde küresel odaklar düğmeye bastı ve ülkede sözde laik bir yönetimin iktidara getirilmesi için toplumsal grupları atomize etti. Medya ordu ve muhalefetin kampanyaları akabinde Avrupa Birliği de ekonomik yardımları durdurdu. Böylece bu baskı altında bir seçim dayatılmış oldu. Jammeh’in karşısına Adama Barrow adlı siyasetle ilgisi bulunmayan bir gayrimenkulcü çıkartıldı. Ülkedeki neredeyse tüm muhalif partilerin aynı ittifak içinde yer aldığı atmosferde ‘’çatı aday’’ Barrow oyların yüzde 45’ini alarak seçimi kazandı. Jammeh bunun bir kumpas olduğunu öne sürerek neticeyi kabul etmedi. Zaten seçimlerede şaibe bulaşmıştı. Seçim komisyonu tarafından ilan edilen ilk netice oyların hatalı sayıldığı gerekçesiyle yeniden sayılmaya başlandı ve ilan edilen yeni sonuçlar öncesine göre oldukça farklıydı. Ülkedeki kaosu işaret eden muhalif cephe ise Barrow’u kurtarıcı olarak lanse etti ve bütün bunların bir dayatma olduğunu öne süren Jammeh görevi bırakmayı reddederek 90 günlük olağanüstü hal ilan etti. Bu tablo gösteriyorduki iç muhalif cephe yetersiz kalmıştı. Bunun üzerine umulmadık bir plan hazırlandı ve buna göre Fransız sömürgesi Senegal Jammeh’in görevi bırakmaması durumunda askeri müdahalede bulunacağını duyurdu. Bu açıklamadan kısa bir süre sonra Gambiya işgal edildi. Barrow devlet başkanı ilan edildi. Zaten Barrow’da uzun yıllar Senegal’de yaşamıştı. Jammeh bu gelişmelerden sonra Gine’ye sürgün edildi. Bugüne baktığımızda ise İngiliz Uluslar Topluluğundan Jammeh zamanında ayrılan Gambiya’nın yeniden topluluğa dönme kararını aldığını görüyoruz. Buraya kadar izah edilen Gambiya yakın siyasi tarihi ile alakalı bir gelişmeydi. Her ne kadar coğrafya ve kültürler farklıda olsa siyasi tatbiklerin aslında ne kadarda benzer olduğunu görmek için Türkiye örneğini incelemek yerinde olacaktır.

Jammeh’e karşı ilk darbe girişimi o yurtdışı gezisindeyken olmuştu. Türkiye’de ise dönemin başbakanını tutuklatmaya yönelik girişim 2012’de Mit müsteşarının ifadeye çağrılmasıyla başbakanın ameliyat gününe denk getirilmişti. Yurtdışı gezisi, hastalık, sağlık sorunları gibi evrelerde müdahale batı merkezli küresel stratejilerin bilindik uygulamalarıdır. Gambiya’daki siyasi süreçle alakalı benzer bir olayda çatı aday meselesidir. Siyasetle ilgisi bulunmayan yabancı pasaportlu Barrow Gambiya halkına kurtarıcı olarak dayatılmıştı. Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de benzer vaka yaşandı. Uzun yıllar yurtdışında yaşamış, siyasetle ilgisi bulunmayan, İngiltere’nin etki ajanı yetiştirme kampı Exeter okulu mezunu bir aday ‘’çatı aday’’ olarak gösterilmiş kurtarıcı olarak sunulmuştu. Neredeyse bütün muhalif partilerin desteklediği bu aday önceki yıllardaki demeçlerinde İran’ın nükleer programlarını savunmuş ve Türk siyasi tarihine ait bir birikimi olmadığını ispatlamıştı. Dış basınında geniş çapta yer verdiği bu aday seçimlerden mağlup olarak ayrılmış ve istenilen senaryo uygulanamamıştı. Gambiya’ya batılı lobilerce uygulanan ekonomik baskının bir örneği Türkiye’de de görülür. 8 Nisan 2016 tarihli Uluslararası Kriz Grubu’nun raporu Türkiye’de ekonomik bir tıkanma ve akabinde siyasi çözülmeyi içeren birtakım senaryoları barındırmaktaydı. Türkiye’nin son dönemde özellikle yerli paradaki ısrarıylada uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin kredi notunu düşürmek suretiyle itibar zedeleme çabalarında bulunmuşlardı. Turizm gelirleride önemli bir payı oluşturduğundan yabancı büyükelçilik ve sosyal medya gruplarının Türkiye’ye gitmeyin çağrıları güvenlik veya tedbirden ziyade ekonomik aşınmayı amaçlıyordu. Gambiya’da görülen yabancı bir ülkenin sözde istikrar için işgal girişiminin benzeri Türkiye’de de yaşandı. Bir süredir terör sebebiyle Fetö ile ilişkili gazeteci, basın yayın organları Türkiye’ye Nato müdahalesi adlı bir projeyi gündemde oldukça sık tutuyorlardı. 15 Temmuz askeri kalkışmasının yaşandığı günde İngiltere’nin bir askeri birliği Kıbrıs’ta hazır tuttuğu ve vatandaşlarının güvenliğini koruma bahanesiyle müdahalede bulunacağı ortaya çıkmıştı. Neticede Gambiya’daki yabacı askeri müdahale Türkiye’de sadece kağıt üzerinde kalmış oldu. Jammeh’in nasıl İngiliz Uluslar Topluluğuna sırt çevirdiyse, Türkiye’de uzun süredir Imf’ye sırt çevirmiş bir süredir ise Ab müzakerelerini tartışmaya açmıştı. Bu durumda lobilerin tepkisini çektiğinden Türkiye anti demokratikleşiyor etiketiyle anılmaya başlanmıştı.

Gambiya’nın vaziyetinden yola çıkarak Türkiye’de herhangi bir darbe (7 Şubat, 17/25 Aralık, 31 Mayıs 2013, 15 Temmuz) başarılı olsaydı ilk olarak nelerin uygulamaya koyulabileceğinin yanıtlarını sıralayabiliriz;

. Karar alıcılar sürgün durumuna düşürüleceklerdi.

. Batı tandaslı ekonomik reçeteler yeniden uygulanmaya başlayacaktı.

.Yeni bir iç çatışma başlatılacaktı.

.Kolay yönlendirilebilir bir aktör Türkiye’ye yönetici olarak biçilecekti.

Görüldüğü gibi Gambiya senaryosu ile Türkiye’de yaşanılanlar benzerdir çünkü planlar aynı odakların mamulleridir. Gambiya şunuda göstermiş oldu; Senegal’in işgali hiç beklenmedik bir girişimdi. Yani Türkiye’de beklenen olası darbelerde öncekilerden tamamen farklı olabilecektir. Ayrıca şu da diri bir senaryo olarak Türkiye’nin önünde durmaktadır. Oylanacak Başkanlık tasarısının kabul edilip uygulamaya koyulması akabinde Başkan yardımcıları Başkan yurtdışındayken ona vekalet edebilecek ve Başkan’ın bütün yetkilerine haiz olabilecektir. Hatırlanacağı gibi Jammeh yurtdışındayken bir darbe süreci başlamış ve devam ettirilmişti. Türhiye’nin başkan yardımcılarından birinin orduyla irtibatını kesmemiş emekli ve üst düzey bir general olduğunu düşünelim. Yeni Başkan yurtdışı gezisindeyken, yetkilerine sahip bir general farklı bir darbe girişimine sebebiyet verebilecek adımları atabilir mi? Türkiye coğrafyasının etkin bir gücüdür ve insiyatif alma kapasitesi arttıkça hedef haline gelmektedir. Önümüzdeki süreç tartışmalı vakaların yaşanabileceğinin işaretidir.

MİLLİ SORUNLAR DOSYASI : Darbe Sonrasında Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler – Kıbrıs – Ege Denizi – Güneydoğu Gidiyor mu ?


darbe-sonrasinda-turkiyeyi-bekleyen-tehlikeler-kibris-ege-denizi-guneydogu-gidiyor-mu

AMERİKA DOSYASI : Amerika’da darbe mi olacak ?


Teoman Alili

Hep onlar mı soracak? Bu sefer biz soralım dedik. Üstelik biz yalan yanlış bilgiler yayıp daha sonra bazı hainler bulup besleyip, ülkeleri karıştırmıyoruz. Sözde "düşünce kuruluşu" özde CIA merkezi olan provokasyon ve kaos üretme kurumlarında planlar yapmıyoruz. Üstelik bütün bunları yaparken Cumhuriyetçilerin başkan adayı olup demokratların finans kaynaklarını kullanırken derin yapılarını ortaya dökmekten çekinmediklerini de görüyoruz. Meslea McCain gibi, Soros fonları parasıyla gençleri kandırıp demokrasicilik oyunu oynayarak "Arap Baharı" adı altında cinayet işletmiyoruz. Kaddafi gibi bir yiğidi kendi ülkesinden çıkan hainlere linç ettirmiyoruz. Richard Hoolbroke gibi CIA ajanlarını Balkanlara gönderip Otpor çocukları örgütlemiyoruz. Yapılan seçimleri yapılmamış sayarak seçimlerin ikinci turunu beklemeden bir ülkeyi haritadan silmiyoruz. Sadece olgulara bakıyoruz ve Avrasya basınının satır aralarında dile getirilen soruya dikkat çekiyoruz. ABD’de darbe mi olacak?

RUS DİPLOMATLARIN SINIR DIŞI EDİLMESİ

Reklamdan sonra devam ediyor ABD’de başkanlık seçimleri yapıldı ve Trump kazandı. Rakibi Hillary Clinton seçim sonuçları açıklandıktan sonra Trump’ı kutladı ve sonucu tanıdı. 20 Ocak 2017’ye kadar Trump’ın koltuğunda Obama var. Buraya kadar her şey normal. Fakat yeni yıldan hemen önce ABD Başkanı Obama 35 Rus diplomatı sınır dışı ettiğini açıkladı. Gerekçe: "ABD seçim sonuçlarına müdahale edildiği ve siber saldırı yoluyla sonuçlara etki edildiği" Rus diplomatlar sınır dışı edildiğine göre ortada ispatlanmış bir suç olmalı. Yani Amerikan makamları, seçim kurulu veya mahkemeleri seçim sonuçlarına müdahale edildiğini ve sonuçların gayrı meşru olduğunu tesbit etmiş olmalı. Öyle ya suç kesin değilse ceza neden? ABD hala bir engizisyon papası tarafından mı yönetiliyor yoksa Obama veya Trump karşıtı cephe 20 Ocak’ta koltuğu mu vermeyecek? Böyle durumlarda sopayı ortadan tutmak imkansız eliniz mutlaka pisliğe bulaşacak. ABD, "demokrasi jandarması" ABD ya seçimlerin sonuçlarını gayrı meşru ilan edip yeniden seçim yapacak yada suçu sabit olmadığı halde Rus diplomatları neden sınır dışı ettiğini açıklayacak. Putin akıllı adam Obama’nın oyununa gelmedi çünkü demokratik kurallar gereği koltuğun gerçek sahibinin kararını bekliyor. Açıklanan sonuçlara göre Amerikan başkanlık koltuğuna oturması beklenen Trump "seçimleri Rusların müdahalesiyle kazandı" gölgesini nasıl ortadan kaldıracak göreceğiz. Obama’nın kendisinden önce emekli olan başkanlar gibi inzivaya çekilmek yerine Washington’da çok odalı bir malikane kiralaması da ilginç doğrusu.

BALKANİZASYON MU?

Washington orayı burayı parçalama planları yaparken 1. Dünya Savaşı’ndan bu yana süre gelen siyasi kaos terimini "Balkanizasyon"u kullandı. Nihayet 1990’larda önce Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’ni (SFRY) böldü, Irak’ı bölmek için ilk hamlelerini başlattı. Projenin adını da "Yeni Dünya Düzeni" koydu. Soğuk savaşın galibi olarak Balkanizasyon’u harekete geçirdi ve "böl yönet" taktiğini benimsedi. Sonuçta Yugoslavya önce 5 parçaya bölündü. Sırbistan ve Karadağ Cumhuriyetleri "Yeni Yugoslavya" adı altında Yugoslavya isminin tarihten silinmemesi için ayrı devletler kurmadılar ancak Hırvatistan, Bosna Hersek, Makedonya ve Slovenya ayrı devletler kurdu. SFRY içinde nispeten daha zengin olan Slovenya ve Hırvatistan biraz mezhep biraz da ekonomik bahanelerle federasyondan ayrılma kararı aldı. Irak’ta fiili bölünme yaşanmadı ama Irak’ın kuzeyinde bir kukla yapı "Kürdistan" adı altında şekillendirilmeye başlandı. Özetle paralı ve kaynaklı yani petrollü bölgeler Balkanizasyon yada bölünme için harekete geçirildi. California ve Texas. Satır aralarında bu iki ABD eyaletinin ayrılmasından bahsediliyor. Biri çok zengin eyalet diğeri petrol kaynağı. Çok benzemiyor mu sizce? Hani diyorum zengin başkan seçim sonuçları gayrı meşru ilan edilirse ne yapar acaba? En büyük destekçilerinden biri de "Yok edici" Amerikancasıyla "Terminatör"dü. Eski California Valisi Svayzeneger yahu. Balkanizasyon tüfeği serttir ters teper mi? Kim bilir? Amerikan Ordusu buna ne der acaba?

SOROS ÇOCUKLARI

Trump seçildikten sonra Amerikan sokaklarında olaylar çıktı. Bazı gençler, Hollywood yıldızları, rapçiler, rakçılar, popçular ve topçular hatta geyler, lezbiyenler falan Trump’a karşı sokaklarda "demokrasi" gösterileri yaptılar. Hani şu iki partili, yeşiller garnitürlü Amerikan demokrasisi var ya onu savunmak için bildik eylemlerini yaptılar. Eylemler Sırbistan, Gürcistan, Ukrayna hatta "Arap Baharı" dönemi eylemlerine çok benziyordu. Otpor ve Canvas sanki ana vatanına dönmüştü. Aklımıza Miloşeviç’in başkanlıktan indirildiği eylemler geldi. Malum o eylemleri yapanlar ABD tarafından açıkça desteklenen, Soros fonlarıyla beslenen gençlik grubu Otpor’du. Sırbistan’da da seçimler yapılmış, iki turlu seçimlerin ilk turunda Miloşeviç’in Sırbistan Sosyalist Partisi yüzde 48.8, rakibi Koştunica’nın Demokrasi Blok’u yüzde 40.8 oranında oy almıştı. Dönemin seçim yapısına göre ikinci tur gerekiyordu ama sonuçlar tasdik edilmesine ve ikinci tur için listeler asılmasına rağmen ayaklanma çıktı ve Miloşeviç devrildi. Bir başka değişle sonuçlar resmen gayrı meşru ilan edilmemiş olmasına rağmen gayrı meşru sayılıp Soros destekli ilk darbe gerçek oldu. Kim bilir Soros’un Otpor çocukları ana vatanlarına dönmüşken benzer şeyler olabilir mi?

AVRASYA KAYASI

Bütün bu tablonun tek nedeni var. ABD bunu görmeli ve anlamalı. "Yeni Dünya Düzeni", "Büyük Ortadoğu Projesi" falan hepsi ABD için rüya değil kabustur. 1990’ların başında gördükleri rüyaya "Tarihin Sonu" diyerek sarılan Amerikan hayalperestleri bin yılların medeniyetlerini kendi hesaplarına çatıştırabileceklerini düşündüler. Tam tersi oluyor ve "medeniyetler çatışmıyor", medeniyetler birleşiyor. Tarih kurtuluyor ve kurtulurken aslında ABD’ye de mertçe el uzatıyor. Bakın Putin, ABD’li diplomatları sınır dışı etmedi, Türkiye "terörü desteklemeyi kesin, gelin eşit koşullarda Astana Zirvesi’nde barış görüşmelerine katılın" dedi. Türkiye ve Rusya, İran’la birlikte hazırladıkları ve garantör oldukları Suriye ateşkes mutabakatını BM Güvenlik Konseyi’nden geçirdi. Karadeniz artık Türk Slav birliğinin gölü oldu, Trakya üzerinden Türk Akımı’yla Balkanlara uzanıyor. Balkanizasyon’un yerini Yunanistan’la, Makedonya’yı, Makedonya’yla Sırbistan’ı, Sırbistan’la Macaristan’ı ve Asya enerjisiyle Avrupa’yı birleştiren Avrasyalılaşma dönemine giriyoruz. "Avrasyalılık umut edebilmektir" bu yüzden ABD için umudumuz ; yeni yönetiminin yıllar boyu tüm dünyayı yakıp kavuran bir zalimliğin devamı olmak yerine doğu kültürünün dostluk anlayışını kavrayabilen yeni bir başlangıç yapmasıdır.

Teoman Alili
ulusalkanal.com.tr

TÜRKİYE DOSYASI /// TÜRK YAHUDİ İLİŞKİLERİ – TÜRKİYE’Yİ YAHUDİLER Mİ KURDU ? /// DARBELER, 28 ŞUBAT VE İSRAİL


28 Şubat ittihatçılar Onur Dikmeci Darbe Olur mu Türkiye askeri darbeler

1875 yılında Rus yanlısı Sadrazam Mahmud Nedim Paşa’nın : " Osmanlı Devleti borçlarının yarısını faizli tahville ancak 5 yılda ödeyecek" açıklaması , Avrupalı Devletlerin bankerleri, sefirleri ve özel temsilcileri tarafından aşırı büyük tepkiyle karşılanmıştı. Yalnızca bir sene sonra 1876 tarihinde ise Osmanlı Devleti’nin borçlarını ödeyemeyeceği duyuruldu. Bu aynı zamanda mali bir iflasın tanımıydı. Üç ay içerisinde Sırplar ve Bulgarlar isyan ettiler. Kısa bir süre sonra ise Harp Okulu komutanı Süleyman Paşa genç Zabit adaylarıyla sarayı kuşattı, sorumlu tutulan Padişah Abdülaziz Han’ı tahttan indirdi. Bu vaka aynı zamanda Türk siyasal hayatının ilk modern ihtilaliydi. Anayasa ve Meşrutiyet sözüyle tahta çıkartılan II. Abdülhamit, diktasını tam manasıyla tesis edebilmek maksadıyla kısa sürede Meclisi feshetti. Aydınlanmacılar dört bir köşeye sürüldü veyahut binbir baskıya tabi tutuldu. İyi niyetli fakat başarısız ve paranoyak Abdülhamit Han’ın Tek Adamlık idaresinde borçlar arttı, devlet kadrolarında vasıfsız kişiler istihdam edildi, ordunun üst düzey veya kilit konumlarına alaylı ve çoğu okuma bile bilmeyen subaylar atandı. Bugünkü Türkiye’ye yakın yüzölçümünde toprağın elden çıktığı dönemde radikal önlemler alınması ve bunun süratle yerine getirilmesi arzusunda olan İttihatçılar, baskı ve jurnallerden muaf olabilmek için masonluk yoluna yöneldiler.

Masonluk zırhı altında çoğu Avrupa’da bir müddet yaşamış veyahut tahsilini sürdürmüş İttihatçılar; ekseriyetle parlak sicilli Zabit, gazeteci, avukat, doktor, alim gibi dönemlerinin en ileri seviyesinde entelektüel birikime sahip pozitivizmin ve hürriyetin etkisinde kalmış elitist tabakayı oluşturmaktaydılar. Hararetli ve herdaim birbirleriyle irtibatlı fikir münazaraları neticesinde yeni bir meclise, yeni anayasaya ihtiyaç olduğunu bunun ancak Padişah’a acilen kabul ettirilmeyle mümkün olacağını düşünmekteydiler. Makedonya’da , yabancı Jandarma komutanlarının himayesinde Jandarma subaylarının her bakımdan kayırılması neticesiyle dışlandıklarını iyiden iyiye hisseden Ordu subaylarının hürriyet ve kurtuluş ateşi , iktisadi bu faktörler ile de hızlanmış, kanımca Seraskerlik yüksek rütbeli subaylarında desteğiyle ayaklanmaya dönüvermişti. Her daim devrilme korkusuyla yaşayan Abdülhamit bu ayaklanmayı bastırmaya kararlıydı binlerce subay yola çıkarılmıştı..

Tütüncünün teşkilatçılığı

İttihatçı ayaklanmasından evvel komitenin ileri gelenleri ayaklanmanın bastırılacağını düşünmüş birşeyler yapmaya karar vermişlerdi.

İzmir’e gelip küçük ve eski bir dükkan bulan İttihatçı burada esnaflık yapıyordu. Dükkanına özellikle rütbeli subaylar uğruyordu fakat bir terslik vardı. Dükkana gelenler saatlerce içeride kalıyor akabinde ya bir şey almadan çıkıyor veya göstermelik bir tütün parçası alıyordu. Hikmet neydi?

İhtilal, Tesis, Cumhuriyet sonrası

İzmir’den gemiyle Makedonya’da ki İttihatçı ayaklanmasını bastırmak için yola çıkan 17.000 Subay ve Gedikli vardıklarında Halife Padişah’ın emirlerini çiğnemek pahasına silahlarına denize fırlatıyorlar "Kardeşlerimize kurşun sıkmayız, yaşasın Hürriyet yaşasın Meşrutiyet" diye haykırıyorlardı. Sır çözülmüştü. İzmir’de Tütüncü Yakup olarak bulunan İttihatçı Yahudi Dr. Nazım’ın, Subaylara yaptığı propaganda işe yaramıştı. ( kod adı olarak İsrailoğullarına gönderilmiş Peygamber’in ismini özellikle seçmiş sanki, Nazım gibi mühim ittihatçılardan ibraniceyi çok iyi konuşan Rıza Tevfik te Yahudi idi. İttihatçıların en önemli ismi Talât Paşa ise Edirne’de Yahudi okulunda öğretmenlik yapmıştı. İsmi Talât, "Tal" İbranicede çiğ manasındadır çok kullanılır. ) Meşrutiyet ilanı, 1909 Abdülhamit’in tahttan indirilmesi ( Hareket ordusu kumandanı İttihatçılara yakın isim büyük Münevver, Mahmud Şevket Paşa, Bursa Alians İsrailelit mektebinde eğitim gördü. O tarihlerde Bursa’da Yahudi iskanı yoğun ve mekteplerine sadece Yahudiler kabul ediliyor) ve 1913 Bab-ı Ali baskınıyla İttihatçıların mutlak hakimiyeti başlamıştı. En başta kapütülasyonlara karşıydılar. Bunun için İngiliz elçi Maurice tarafından sürekli hain veya mason gerekçesiyle maaşlı yurtiçi işbirlikçi basını tarafından adeta lince tabi tutuldular. Halbuki ilk büyük loca İngiltere’de kurulmuştu! Halbuki Maurice masondu! Mason biraderlerini evrensel yasalarını çiğneyerek ülkesinin menfaati adına kolayca yolda bırakabiliyordu !

1838 Baltalimanı anlaşmasıyla Osmanlı topraklarında dallanan İngiliz kapitalist sınıfı ve hakimiyeti kırılmalıydı. Bunun yegane yolu Vatansever Osmanlı Yahudilerinin desteği ile yeni bir kapitalist sınıfın inşaa edilebilmesine bağlıydı. İzmir’in önde gelen Kapıcızade, Evliyazade gibi Türk Yahudi ailelerinin de desteğiyle, yalnızca İstanbul’da 5.000 adet bakkal dükkanı açıldı. Sermayesi yahudiler tarafından oluşturulan milli banka Adapazarı İslam Kalkınma Bankası adıyla hizmete başladı Türk köylüsünün kredi ihtiyacına yetişti. Toprak kanunlarını da yeniden düzenleyen İttihatçılar, Ortadoğu’da ki yabancı hakimiyetini kırabilmek için Filistin’e Yahudilerin yerleşmesinin önünü açtılar, Devlet bu dayanışmayla , Batı’ya kafa tutuyordu ve bu yabancı elçileri oldukça tedirgin etmişti. Bu topraklarda dışlanan Türkler ve Yahudiler el ele yeni bir sistem icat ediyorlardı. Bütün gayret ve büyük ideallere rağmen " Hasta Adam" ameliyat masasındaydı ve cihan savaşı patlak vermişti. Emanuel Karasu gibi aydın bir Yahudi şahsiyet, Yahudilerin önce Türk olduklarını vurguluyor Türkler ve Osmanlı Yahudilerinin mücadelesinde etkin oluyordu. İlk kurşunu atan Yahudi Hasan Tahsin, Cihat fetvasını veren Mason Yahudi Hayri Efendi, Musa Kazım gibi aydınların çabasıyla cihan savaşına dahil olunuyor Selanikli büyük Komutan Mustafa Kemal Atatürk’ün dehası önderliğinde yeni bir Cumhuriyet kuruluyordu.. Türkiye Cumhuriyeti; Türkler ve Yahudilerin ortak mamulü olarak tarihte parlayan bir yıldız olarak yerini alıyordu.

1923’ten sonra Türk ordusu üçlü tarihi misyonunun üçüncü safhasına geçmiş oldu; kışlasında fakat rejimsel tehdit anında müdahalede bulunmaktan çekinmeyen. Genç subayların ilk hoşnutsuzluğu, İnönü yönetimine karşıydı bu sebeple 1950’deki genel seçimlerde büyük oranda Demokrat Parti’ye oy verdiler. ( Koyu İttihatçı ve tarihimizin en önemli isimlerinden Celal Bayar, Yahudi mektebinde eğitim görmüş ayrıyetten kuvvetle muhtemel masondu. Bayar Yahudi kökenli olabilecek bir komitacıdır) 1954lerden itibaren Dp’ye hoşnutsuzluk artmış ordu içerisinde ; Tuzla Uçaksavar, Harp Akademileri, Talat Aydemir, Faruk Güventürk, Numan Esin – Muzaffer Özdağ, Sadi Koçaş cuntaları belirmiştir. Esasen Menderes döneminde Batı ve Nato nezdinde sıcak ilişkiler kurulmuş hatta 1958 yılında İsrail Başbakanı Ben Gurion ile İstanbul’da gizlice görüşülerek özellikle istihbarat konusunda ikili mutabakata varılmıştır. Şu halde Türkiye’de ki darbelerin bütün kaynağı İsrail ise, 27 Mayıs gibi bir ihtilal nasıl gerçekleşebildi? Uzunca düşünmeye gerek yok, Sovyet tehdidi karşısında tutarlı bir politika ile İsrail olması gerektiği gibi müttefik kabul edildi fakat iç politik arenadaki hoşnutsuzluk, rejimsel zaafiyet ve ağır ekonomik koşullar spontane bir müdahaleyi doğurdu görevi alan komite ise rasyonel bir uygulamayla İsrail ile kurulan ilişkileri devam ettirmiş hatta daha da ileriye götürmüştür. 1965’den itibaren gerçekleştirilen Ortadoğu ziyaretleride Türk İsrail yakınlaşmasını stratejik açıdan muhtemelen kuvvetlendirmiştir. 9 Martçılar olarak bilinen General Celal Madanoğlu cuntasının ifşası ve 12 Mart muhtırası neticesinde Nihat Erim dönemi Türkiye Abd İsrail ilişkilerinin sağlıklı biçimde devam ettiği süreçtir. Madanoğlu ve ekibi Sosyalist Kemalist olarak tanımlanmaktadır. Fakat 1963’den itibaren ordu içerisinde oluşturulan Milli Devrim Ordusu bünyesinde aşırı sol fraksiyonlarda, Türkiye’nin Nato’dan kopmasını isteyen Ortadoğu ve İsrail’e diş bileyen ekip Sovyetler ile bütünleşebilme derdindeydi. Bu ekibin başarılı olması durumunda Nato’ya sırt çevirecek Türkiye’yi ne gibi bir akıbet beklemekteydi? Bunun büyük bir hasara yol açacağını vurgulayan teoriler çokça üretilmiştir.

Esasen siyasal hayatımıza daha fazla değinmeden meşhur 28 Şubat vakasına gelmek yerinde olacak. (28 Şubat 1997 MGK toplantısı) yıllardır 28 Şubat müdahalesinin İsrail’in bir ürünü olduğu ve Türk demokrasisine darbe vurduğu dillendirilir. Bu teori aslında iç siyaset malzemesi olarak rant sağlayan bir stratejidir. Demokrasi önemlidir fakat parçası olduğumuz Ortadoğu’da Devletler güvenlik bürokrasisi üzerine inşaa edildiğinden Ulusal güvenlik, rejime yönelik tehdid algılamaları gerekçesiyle kısmen askıya alınabilir. Türkiye ve İsrail’de Ordu’nun bu denli ayrıcalıklı konumda bulunması coğrafya ve milli karakter sebebiyledir ve bu iki ülkenin bir başka ortak noktasıdır. Merhum Necmettin Erbakan döneminde, İsrail ile ortak askeri tatbikat yapıldığına ve ekonomik anlaşma imzalandığına göre İsrail ne maksatla zaten var olan ilişkilerini yeniden var etmek maksatlı darbe planlayabilir? Bir kere şunu belirtelim, 28 Şubat kararlarının tamamı; Milliyetçi, Ulusalcı olarak kendi siyasi kimliğini tanımlayan Vatandaşların imza atmaları gereken bir taslaktır. Burada kararlardan çok Ankara Sincan mevkiinde askeri tankların geçidi ve N. Erbakan’ın istifasının eleştiriye bahis konusu olduğunu düşünmekteyiz. Lakin bunu dış gerekçelerden çok iç politik kulvarla yorumlamak doğrudur. Bu siyasi tertipte Tansu Çiller Başbakanlığı arzulamış olabilir.

Tüsiad , Anadolu sermayesinin önüne set çekebilmek için medyayı da yönlendirerek girişimde bulunması da muhtemeldir. Halishane niyetli asker ve sivil kesimin kaygılarıda dahil edilebilir. Ve elbette Necmettin Erbakan’ın etrafında kümelenmiş menfaatçi kişilerin Erbakan’ı yanlış yönlendirmesi, teşkilat tabanını provoke eden açıklamaları ve bir takım tertipleri aslında herşeyi ateşlemiştir. 28 Şubat hususunda Abd Dışişleri Bakanı Albtight’in olumlu açıklamaları ile Türk komutan Org. Çevik Bir’in: " 28 Şubat ile Ordu laik yüzüyle İsrail’e yöneldi" gibi bir beyan bu sürecin dış kaynaklı olduğunu göstermez. Siyasal sistemlerin kaderidir ki her kurulan sistem kendini kabul ettirme arzusundadır bu onlara meşruiyet kazandırır. 28 Şubat dahil her kaotik olayda İsrail’i baş müsebbip olarak işaret etmek Türkiye’yi, iradesini, potansiyalini küçümsemekle eşdeğerdir. Milli Nizam Partisi kapatıldıktan sonra, İsviçre’ye gidip Erbakan ile görüşen komutanların yegane arzusu fevri Avrupa Birliğine muhafazakar iktidarlı Natocu bir Türkiye ile cevap vermekti. Türkiye Nato ve İsrail bütünleşmesinin sürekliliği için önemliydi. Bu durumda Milli Görüş hareketi nasıl ki İsrail’in salt uzantısı olarak kabul edilemezse, Türkiye’de ki askeri müdahaleler ve özellikle 28 Şubat için de İsrail suçlanamaz .

Yakın siyasi tarihimizde Türk-İsrail/Yahudi münasebetlerinin özetini yapmaya çalıştığımız satırların akabinde varılacak neticeler;

1) Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu bu toprakların, kültürel zenginliğimizin özneleri Türkler ve Yahudilerin ürünüdür.

2) Türk ve Türk yahudiler dışlanmış, eziyet görmüş fakat her daim medeniyetlerini sürdürebilmiş günümüzde de dayanışma içerisinde olması gereken topluluklardır.

3) Kuruluş esnasında elitist kadrolarda Yahudiler, Masonlar, Yahudi Masonlar yer aldıysa halen ülkemizde yaşamlarını sürdürmektedirler. Barış içerisinde yaşayacağımız biricik değerlerimiz olarak bu topraklarda hayatlarını idame ettireceklerdir.

4) Güvenlik bürokrasisi üzerine inşaa edilmiş ve benzer pek çok noktası bulunan Türkiye ile İsrail ilişkilerini en üst seviyeye çıkartmalıdır.( Zayıflayan bağlar, hatalar, yapılması gerekenler başka bir yazının konusu olabilir)

5) Türkiye’de ki askeri müdahaleler ve talihsizliklerin oyun kurucusu olarak İsrail, Yahudiler veya Yahudi lobilerinin vurgulanması , iç cephede politik meşruiyetlerini pekiştirmek isteyen politik figürlerin basit stratejileridir. Türkiye’de ki her olumsuz vaka yönetim beceriksizliği ve geçmiş asırlarda Aydınlanma-Sanayi devriminin yaşanamamış olmasının( Türk kapitalist ve işçi sınıfının yoksunluğu. D. Avcıoğlu’na göre 1838 anlaşması yerli kapitalist sınıfın oluşmasını engelledi) günümüze yansıyan sancılarıdır.

Umud ediyoruz ki siyasi tercihlerini rasyonel temellere dayandıracak Türkiye, Türk-İsrail münasebetlerini verimli düzende yeniden şekillendireceği gibi, Ülke endeksli nefret politikasını da yıkmaya başarabilecektir.

DARBELER DOSYASI /// VİDEO /// Putin’in Danışmanı Aleksandr Dugin : Darbenin Arkasında ABD Var


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=knwVNmIMP_c&feature=em-uploademail

DARBELER DOSYASI /// Şıvan OKÇUOĞLU : Darbe destekçisi Amerikalı , Fethullah Gülen’e “düşünce adamı” dedi ve devam etti


Eski Pentagon yetkilisi Michael Rubin, kalkışmanın ardından tutuklananlar üzerinden Erdoğan hakkında ilginç bir iddiada daha bulundu…

15 Temmuz darbe girişiminin ardından yazdıkları ile Türk kamuoyunda dikkat çeken eski Pentagon yetkilisi Michael Rubin, kalkışmanın ardından tutuklananlar üzerinden Erdoğan hakkında ilginç bir iddiada daha bulundu. Rubin’e göre Erdoğan, hapishaneleri boşaltmak için “kanlı bir oyun tezgahlıyor” olabilir.

Kalkışmanın son derece acemice olmasından fayda sağlayarak, Erdoğan’ın gerçek ve hayali muhaliflerini tutuklatmak için bastırılan girişimi bir bahane olarak kullandığını ileri süren Rubin, tutuklanan onbinlerce kişi hakkında Erdoğan’ın bir sonraki adımını sorguluyor.

Darbe girişiminin ardından, 2003 yılında kaldırılan idam cezasının yeniden uygulanmaya başlaması konusunda Erdoğan’ın söz verdiğini, tutuklanarak suçlu bulunmalarına rağmen suç işlemeye devam eden kişiler hakkında uygulanabilecek nitelikte bir idam cezasının ise Türkiye’nin AB’den daha fazla uzaklaşarak ülkeye zarar verebileceğini belirten Rubin, bu tip bir girişim karşısında ekonomik ve diplomatik yaptırımların gündeme gelmesinin kaçınılmaz olduğunun altını çiziyor.

Rubin, yazısının içeriğinde Fethullah Gülen’i ise bir “düşünce adamı ve filozof” olarak tanımlıyor.

Erdoğan’ın tutuklanarak hapishanelere gönderilenler hakkında bir planı olup olmadığını sorguladığı yazısında Rubin, Türk politikacıları için hapsedilmenin geleneksel bir ritüele dönüştüğünü ve Erdoğan dahil çok sayıda politikacının demir parmaklıklar arkasında kaldıktan sonra yıldızlarının parladığını anımsatıyor. Darbe kalkışmasının ardından tutuklanan bürokrat ve askerlerin işkence gördükleri, bazılarının gözaltında tecavüze uğradıklarını, Erdoğan’ın ise bu konudan bahsedilmesini istememek bir yana, bu kişilerin gelecekte kendisinden intikam almalarını da imkansız hale getirecek bir planı olabileceğini iddia ediyor.

Tutukluların intihar ettiklerini söyleyerek infaz edilmelerinin mümkün olduğunu, kalkışmanın ardından şimdiye kadar 21 tutuklunun intihar ettiklerinin söylendiğini belirten Rubin’e göre, bu intihar vakaları şüpheyle yaklaşılması gereken hadiseler. İntihar ettiği söylenen bir kimsenin otopsi sonucunda kafasının arkasında iki kurşun deliği bulunsa bile, Rubin Türkiye’deki mevcut durum nedeniyle, herhangi bir bağımsız müfettiş ya da basın kuruluşunun bu bilgiyi yaymak konusunda çekimser davranabileceğini söylüyor.

İddialarını bu kadarla kısıtlı tutmayan Rubin, gerçek tehlikenin Erdoğan’ın isteği ile hapishanede çıkan bir ayaklanma görünümü verilerek sahnelenen ayaklanma oyununu bastırma bahanesiyle binlercesi olmasa bile tutukluların yüzlercesinin aynı anda infaz edilebileceğini, geçmişte Kaddafi’nin bu tip bir oyun sergileyerek 1200 tutukluyu aynı anda infaz ettiğini anımsatarak, benzer olayların Türkiye’de yaşanmasının mümkün olduğunu iddia ediyor.

Eski Pentagon yetkilisi Rubin ayrıca, Erdoğan’ın 2007 yılında ele geçirmeyi başardığı Sabah gazetesi gibi, Erdoğan yanlısı basın kuruluşlarının şimdiden bu tip bir senaryonun alt yapısını inşa edecek türde haberler yayınlamaya başladığını, yüksek güvenlikli Sincan Cezaevi’nde bir ayaklanma planı yapılmakta olduğuna dair spekülatif bilgiler yayılmaya başlanmasının kuşku uyandırıcı nitelikte olduğunu belirtiyor.

Rubin yazısını şu sözlerle sonlandırıyor;

“Erdoğan gücünü sağlama almak için kesintisiz olarak yaşanan krizler arzuluyor ve isteklerini gerçekleştirmek için kan banyosu almaya hazır görünüyor: Bu güç sayesinde Türkiye’ye istediği yönde şekil vermeyi düşünüyor. Eğer sahip olduğu güç sayesinde aklını kaçırmadıysa bile, güç sarhoşu olmalı. Hapistekiler – sürgündeki Fethullah Gülen’in eğitimli, Batı yanlısı entelektüeller ve bürokratlar, liberaller, Kürtler, sivil toplum aktivistleri ve destekçileri – ölümcül bir tehlikeyle karşı karşıyalar. Hapishanelerde kan akmaya başladığında, kimse Erdoğan’ın güvenlik güçlerinin tesadüfen ortaya çıkan bir ayaklanmayı bastırmaya çalıştığına inanmayacaktır.”

Kaynak: https://www.aei.org/publication/how-will-erdogan-purge-the-prisons/

AMERİKA DOSYASI : ABD’de Darbe Olur Mu ?


ABD’de Darbe Olur Mu?

Birçok kişi farklı cümlelerle "dağdaki çobanla benim oyum bir mi" mesajı verdi. Bir Amerikalı "think tank"çi "Bugün ABD’yi ancak bir askeri darbe paklar" mealinde bir sosyal medya paylaşımında bulundu.

Bakmayın siz "büyük sürpriz" dediklerine.
"Şok şok şok" diye manşetler attıklarına.
Bağıra çağıra geliyordu; geldi.
Donald Trump ABD’nin 45. başkanı oldu.
Net mesajlar verdi. Toplumun geniş kesimine, beyaz, alt ve orta sınıf Amerika’ya seslendi.
Obama yönetiminin ABD vatandaşlarının üzerine ağır yükler bindirdiğinden bahsetti.
Bu yükleri hafifletmekten, "Amerikan rüyasını yeniden yaşatmak"tan söz etti.
"Serbest ticaret"in zararlarını sayıp döktü.
"Serbest" değil, "ABD çıkarlarına hizmet edecek ticaret"ten yana olduğunu belirtti.
"Ortalama ABD’li" mefluç hale getiren sosyal güvenlik politikalarından dert yandı.
Sağlık reformuna, çalışan toplum kesimlerine zarar verdiği gerekçesiyle karşı çıktı.
Bir yandan ABD’nin yaşadığı ekonomik daralmayı ortadan kaldırma vaadinde bulunurken, öte yandan güvenlikçi bir dil kullandı. 11 Eylül sonrası ABD toplumunu sarıp sarmalayan güvenlik endişesini gidermeye dönük bir tavır içinde olacağı izlenimi uyandırdı.
İllegal göçmenleri ülkeye sokmama taahhüdünde bulundu. Onları "ekonomik bir yük" ve "potansiyel terör kaynağı" olarak sundu.
Obama’yı "düşmanın adını koymamak"la itham etti. ABD’nin en büyük düşmanının "küresel cihad" olduğunu ve buna karşı mücadele edeceğini vurguladı.
Çin’e, Rusya’ya ve hatta İran’a alan açan Obama dönemi dış politika anlayışını bütünüyle terk edeceğini duyurdu. Başkan seçilmesi durumunda İngiltere, Almanya, Japonya, Güney Kore ve Suudi Arabistan gibi ülkeleri bedelsiz korumaya devam etmeyeceğini, söz konusu korumanın karşılığını alacağını belirtti.
Bütün bu süreçlerde aşırı sağın yeni bir versiyonunu temsil etti. Yer yer ırkçı söylemlerle ve İslamofobik vurgularla kendisini gösterdi. Fakat bütün bu söylem ve halleriyle ABD seçmeninde bir karşılık buldu. Obama yönetimine yönelik tepkiyi siyasete tahvil edebildi ve başkan seçildi.

***

Bekliyor muydum? Evet ben bu sonucu bekliyordum ve bunu da çeşitli kereler ifade etmiştim.
Bu saatten sonra kamuoyu anketlerinin yanılgısından, kerli ferli gazetelerin, TV kanallarının ve stratejik düşünce kuruluşlarının öngörüsüzlüğünden bahsetmek de beyhude.
Olsa olsa bu aktörlerin siyasi mağlubiyetlerinden dem vurulabilir. Zira kamuoyu araştırma şirketleri de, medya dünyasının kahir ekseriyeti de, think-tank dünyasının pek çok aktörü de Hillary Clinton’ın siyasi kampanyasına destek verdi.
Evet Amerikan elitleri, müesses nizamın temsilcileri Clinton’ın yanında saf tuttular.
Cumhuriyetçi partiden iki kez başkan seçilmiş George W. Bush dahi Clinton’a desteğini açıkladı.
Ne var ki ABD müesses nizamının bütün bu temsilcileri bu tavırlarıyla Trump’a destek vermiş oldular.
Bu vesileyle bir kez daha Türkiye’deki gayrı milli muhalefetin fikriyatını nasıl oluşturduğunu görmüş olduk. ABD medyası ne derse onu burada hakikat diye pazarlamaya o kadar çok alışmışlar ki onlar da bir türlü Trump’ın kazandığını kabullenemediler. O kadar ki Posta gazetesi "Clinton Başkan" diye manşet attı. Haberin alt başlığı da muhteşem:
"Anketler Yanılmadı." Bu vesileyle bir şey daha gördük.
ABD ve Avrupa’daki sözde "demokrasi şampiyonları"nın seçim sonuçlarına ilişkin nasıl bir hazımsızlık yaşadıklarını gördük.
Birçok kişi farklı cümlelerle "dağdaki çobanla benim oyum bir mi" mesajı verdi.
Bir Amerikalı "think tank"çi "Bugün ABD’yi ancak bir askeri darbe paklar" mealinde bir sosyal medya paylaşımında bulundu.
Yeni, yepyeni siyasal haller. Ee, ne demiş büyüklerimiz? Olsayı bulsaya vermişler, hiç doğmuş!

[Sabah, 10 Kasım 2016]

DARBELER DOSYASI /// TAHA AKYOL : Darbenin röntgeni


Darbenin röntgeni

HANDE Fırat, yeni çıkan "24 Saat, 15 Temmuz’un Kamera Arkası" adlı kitabında, gerçekten 15 Temmuz’un bilinmeyen yönlerine ışık tutuyor.

Önemli olayları saatiyle, dakikasıyla anlatıyor.

Doğan TV Ankara Temsilcisi Hande Fırat ve CNN Türk Ankara Haber Müdürü Dicle Canova darbe hareketini ne zaman sezmişler?

Tam saat 22.05’te, Dicle, Hande’ye “Emniyet müdürleri Kızılay’da” diye mesaj atarak olağandışı bir hareketlenme olduğunu bildiriyor.

İki dakika sonra ikinci mesajını gönderiyor: “İstanbul köprüde bir iş dönüyor!”

Saat tam 22.10’u 38 saniye geçe Hande, CNN Türk yönetimini ve muhabirleri WhatsApp’tan bilgilendiriyor: “İş ciddi sanırım. Asker.”

MİT VE GENELKURMAY

CNN Türk köprüde olaylar olduğunu bildirmeye başlamıştır. Saat 22.55’te Başak Şengül olayların vahametini şu sözlerle açıklıyor:

“Nasıl anlatacağımızı, açıklayacağımızı bilemediğimiz, tüylerimizi diken diken eden gelişmeler yaşanıyor.”

Başbakan Binali Yıldırım saat 23.02’de NTV’ye telefonla bağlanarak “Bir kalkışma olduğu doğrudur” açıklamasını yapıyor.

Başbakan ancak saat 22.00’de MİT Müsteşarı ile görüşebiliyor, “Bu bilgiyi niye bana daha önce vermediniz” diye soruyor. Fakat cevap alamıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da darbeye dair ilk bilgiyi, tankları gören eniştesinden aldığını, sonra istihbarat geldiğini söylemişti.

Halbuki darbe hazırlığını bir pilot binbaşı saat 16.00’da MİT’e anlatmıştır. Hakan Fidan saat 18.00’de Genelkurmay’a gidip görüşmüş, Genelkurmay bütün birliklere emir göndererek uçuşları ve tank hareketini yasaklamış, fakat kanlı teşebbüs önlenememiştir.

Önlemek için bu emir hem çok geç hem yetersiz kalmıştı.

İSTİHBARAT VE KURUMLAR

Sonra?… Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın haberdar olmasına kadar geçen 3.5 veya 4 saat içinde neler oldu, neler olabilirdi de olamadı?

O karanlık saatleri bilmiyoruz!

Başbakan Binalı Yıldırım, 3 Ağustos’ta CNN Türk’te Hande Fırat’a aynen şunları söyledi:

“Eğer yeterli istihbarat alınabilseydi, bu istihbarat vakitlice elde olabilseydi, belki de bu mesele bu noktaya gelmeyebilirdi.”

Mesela Cumhurbaşkanı CNN Türk’te yaptığı çağrıyı daha erken bir saatte yapabilirdi.

Ordudaki gizli FETÖ örgütlenmesini MİT çok önceden istihbar etmeliydi.

İlker Başbuğ TBMM Komisyonu’nda MİT’in Genelkurmay’a 8 yıl bilgi vermediğini anlattı.

İşte bütün sorun, “istihbarat eksikliği” olarak ortaya çıkan “kurumlaşma eksikliği”dir.

Devlet kurumlarının kendi kanuni işlevlerini tam olarak yapabilir nitelikte olması sorunu; hem hukuken hem teknik imkân ve personel kalitesi bakımından…

15 Temmuz başarılı olsaydı Allah korusun Türkiye’de kan gövdeyi götürürdü.

Bu çok büyük bela, devlet kurumlarının hukuki işlevlerini tam olarak yapabilmesi sorunu hepimizi düşündürmelidir.

Modern devlet, kurumları “hukuki ve rasyonel” olarak etkin çalışan devlettir.

GÜLER MİSİN, AĞLAR MISIN?

Meselenin gazetecilik yönü… Hande, ilk işaretler ortaya çıkınca Aydın Doğan’ı arıyor, bilgi veriyor. Aydın Bey’in cevabı:

“Ne olursa olsun demokrasiden yana durun! Demokrasi bizim nefes alma borumuzdur!”

Biraz bekleyelim, bakalım hangi taraf ağır basacak gibi çirkin bir hesabı aklına bile getirmeden, kararlı bir demokrasi duruşudur bu.

Basın özgürlüğünün ancak demokraside var olabileceğinin bilincindeki bütün Doğan Grubu çalışanları o gece canla başla demokrasi mücadelesi verdi.

Darbecilerin bastığı tek yayın kuruluşu Doğan Grubu’nun yayın organları oldu zaten.

Bir buçuk yıl önce siyaseten şartlandırılmış bir grup, Hürriyet gazetesine taş ve sopalarla saldırarak tahribat yapmıştı. Darbe gecesi aynı insanlar “CNN Türk’ü darbeye karşı savunmaya” gelmişlerdi!

Hande, “Güler misin, ağlar mısın!” diyor, onların eski saldırılarından pişmanlık ifade eden sözlerini aktarıyor.

Her kesimden bütün keskin gruplar niye kolayca şartlandırılıyoruz, niye kendi aklımızla ve olgunlukla hareket etmiyoruz, niye husumet bizi coşturuyor diye düşünmelidir, bu olay vesilesiyle.

Hande Fırat’ı ve bütün CNN Türk çalışanlarını yürekten kutluyorum.

DARBELER DOSYASI : Esrarengiz Binbaşı H.A. olayı ve bu darbe niye önlenemedi


Esrarengiz Binbaşı H.A. olayı ve bu darbe niye önlenemedi

DİKKATLE, çok dikkatle okuyun…

15 Temmuz günü ile ilgili en ilginç, en karanlıkta kalmış bilgiyi aktarıyorum.

***

15 Temmuz Cuma günü saat 14.45…

Yani, Başbakan Binali Yıldırım’ın, NTV televizyonuna çıkıp “Bu bir kalkışmadır” demesinden 8 saat 17 dakika önce… “H.A.” adlı sivil bir binbaşı Milli İstihbarat Teşkilatı’nın kapısından girip kendini tanıtır.

Adını bilmediğimiz binbaşı bir helikopter pilotudur.

Ayağında lastik ayakkabılar vardır.

Ankara’da Kara Havacılık Komutanlığı’nda görev yapmaktadır.

O gün tatildeyken apar topar Ankara’ya çağırılmış ve kendisine “Bu gece çok uçacağız, gece görüş dürbünlerinizi alın” denmiştir.

Yani o gece yapılacak darbenin emri verilmiştir.

BENİ YENİMAHALLE’DE MİT BİNASINA GÖTÜR

Binbaşı H.A. oradan çıkar çıkmaz bir taksiye atlar. MİT’in yerini bilmediği için taksiciye “Beni Yenimahalle’de MİT’in bulunduğu binaya götür” der…

Binbaşı H.A., saat tam 14.45’te MİT binasından içeri girer ve kendini tanıtır.

Kendisini önce bir şube müdürü ile meslek müdürü dinler.

Binbaşı, 2 MİT mensubuna olayı tek tek anlatır.

Apaçık bir şekilde o gece darbe hazırlığı yapılmaktadır. Binbaşı, darbe planının içinde bulunan 2 kişinin de adını verir. Binbaşıyı dinleyen MİT görevlisi kararsız kalır.

SAAT 16.00: BU BİLGİLER MİT MÜSTEŞARI’NA İLETİLİYOR

Saat tam 16.00’da MİT Müsteşarı’nın odasına gidip aldığı bilgiyi aktarır.

MİT Müsteşarı saat 16.21’de siyah telefondan, yani şifreli telefondan Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’i arar ve durumu anlatır.

Bu sırada MİT’te ikinci sorgu başlamıştır.

İkinci sorguyu bizzat MİT Müsteşar Yardımcısı yapar.

İkinci sorgu devam ederken MİT Müsteşarı’nın şifreli telefonu çalar.

Arayan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’dır… İkinci Başkan durumu kendisine aktarmıştır.

BİNBAŞININ ÜZERİNE SES KAYIT CİHAZI KONUYOR

Bu arada binbaşının sorgusu tamamlanır. Üzerine bir ses kayıt cihazı yerleştirilir ve karargâha gönderilir.

Ancak nedense üzerindeki ses kayıt cihazını çalıştıramaz.

Binbaşının “yalan söylemediği anlaşılır”…

Bunun üzerine saat tam 17.30’da Müsteşar, sorguyu yapan Müsteşar Yardımcısı’nı Genelkurmay’a gönderir.

Saat tam 18.00’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan kendisi de Genelkurmay’a gider. Gittiğinde Genelkurmay Başkanı, İkinci Başkan ve Kara Kuvvetleri Komutanı toplantı halindedir.

Akar, MİT Müsteşarı’na “Seni rahatlatalım, bazı tedbirler alalım” der…

SAAT 18.30’DA VERİLEN EMİRLER

Ve şu emirleri verirler:

İkinci bir emre kadar Türk hava sahasında hiçbir askeri uçak havalanmayacaktır.

Havada bulunanlar derhal yere inecektir.

Tank ve birlik hareketlenmesi yasaklanacaktır.

Şimdi saate bakalım.

Saat 18.30’dur.

Yani Binbaşı H.A.’nın MİT’in kapısından girmesinden 4 saat sonra.

İşte tam o dakika Cumhurbaşkanı akıllarına gelir.

SAAT 18.30: HAKAN FİDAN ERDOĞAN’IN KORUMA MÜDÜRÜNÜ ARIYOR

Hakan Fidan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koruma müdürü Hasan Köse’yi arar ve “Beyefendi ne yapıyor” diye sorar.

O da istirahat ettiğini söyler.

Niye aradığı konusunda bilgi vermez.

Bundan sonra saat 21.00’e kadar bilinmeyen bir süre var.

O süre içinde neler olduğu hâlâ bilinmiyor.

Saat tam 21.00’de darbeciler harekete geçer.

BAŞBAKAN SİTEMKÂR BİR SESLE SORUYOR

Saat 18.30 ile 22.00 arasında geçen 3.5 saat içinde devletin üst kademesi ile hiçbir iletişim yapılmaz.

Başbakan, MİT Müsteşarı ile ancak saat 22.00 civarında konuşabilir. Müsteşar kendisine, “o gün ellerine geçen istihbaratı” anlatır.

Başbakan “Bu bilgiyi niye bana daha önce vermediniz” der…

Sesi “sitem yüklüdür…”

19 DAKİKA 39 SANİYE SONRA MİT’TEN GELEN TUHAF CEVAP

Başbakan’ın MİT Müsteşarı ile konuşmasından 10 dakika 39 saniye sonra…

Saat 22.10.39, Hande Fırat, MİT Basın Danışmanı Nuh Yılmaz’ı telefonundan arar.

Aralarında şu konuşma geçer:

Selam Nuh ne oluyor?

“Ne demek ne oluyor?”

Garip bir hareketlilik…

“Haberim yok.”

İyi de asker polisin silahını almış. Güvenilir kaynaklar hareketlilik var diyor.

“Bakıp arıyorum hemen seni.”

NOT: Bu konuşma yapıldığında Binbaşı H.A.’nın MİT’e gelişinin üzerinden neredeyse 8 saat geçmiştir.

MİT’E GELEN BİNBAŞI OLAYINI KİMDEN ÖĞRENDİM

BU bilgileri, Hande Fırat’ın Doğan Kitap’tan çıkan kitabı “24 Saat: 15 Temmuz’un Kamera Arkası”nda okudum.

Çok ilginç bir kitap… O meşum geceyi, saniyesi saniyesine anlatıyor.

Bir televizyoncu olarak yaşadıklarını, WhatsApp ve telefon konuşmalarını saniyesi saniyesine veriyor.

Böylece ortaya çok çarpıcı bir belgesel çıkmış.

15 Temmuz darbesini araştıran komisyon üyelerinin altını çizerek satır satır okumalarında fayda var.

9 SAAT 39 DAKİKANIN SANİYE SANİYE KRONOLOJİSİ

BU Binbaşı H.A. hikâyesinin ayrıntılarını bu kadar bilmiyordum.

Kitabı okuyunca 15 Temmuz darbesi ile ilgili kafamdaki sorular daha da çoğaldı.

Soruları soracağım ama önce kronolojiyi tekrar özetliyorum:

Saat 14.45: Binbaşı H.A. MİT’e geliyor.

Saat 16.00: Binbaşının verdiği bilgiler MİT Müsteşarı’na iletiliyor.

Saat 16.21: Bu bilgiler Genelkurmay İkinci Başkanı’na iletiliyor.

Saat 17.30: MİT Müsteşar Yardımcısı Genelkurmay’a gider.

Saat 18.00: MİT Müsteşarı bizzat Genelkurmay’a gider.

Saat 18.30: Genelkurmay Başkanı uçaklara kalkmayın, tanklara çıkmayın emri verir.

Saat 22.00: Başbakan, MİT Müsteşarı ile konuşur.

Saat 23.02: Başbakan NTV’ye çıkar ve “Bu bir kalkışmadır” der.

Saat 00.24: Cumhurbaşkanı CNN Türk’e çıkar.

Yani Binbaşı H.A.nın MİT’e gelişi ile Cumhurbaşkanı’nın konuşması arasında tam 9 saat 39 dakika geçmiştir.

Şimdi soruları sorabiliriz.

BUNCA BİLGİ VARKEN NİYE BU KADAR KAN DÖKÜLDÜ

KİMDİR o gün MİT’e gelip darbeyi önceden haber veren Binbaşı H.A…

– MİT görevlileri üzerlerine düşeni yapmışlar. Olay Genelkurmay’a kadar iletilmiş.

– Ve bu çok ciddi bilgiler niye Başbakan’a zamanında iletilmedi? Cumhurbaşkanı’nın koruma müdürü arandığı halde, niye bu hayati derecede önemli bilginin Cumhurbaşkanı’na zamanında iletilip gerekli önlemi alması sağlanamadı.

Ve geliyorum en hayati, en kritik soruya:

– Elde bu kadar bilgi varken bu darbe niye önlenemedi?

Niye bu kadar insanın hayatını kaybetmesine yol açıldı?

GÜNDEM ANALİZİ /// Mustafa SOLAK : CEMAAT DARBELERİNİN PANZEHİRİ CUMHURİYET’TİR


CEMAAT DARBELERİNİN PANZEHİRİ CUMHURİYET’TİR

TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop kendisine yöneltilen “parlamenter sistemin Türkiye’ye siyasi istikrar kazandırmadığını mı söylüyorsunuz?” sorunu şöyle yanıtlıyor:

“Evet, kısaca özetlediğimiz bu tablo da gösteriyor ki, Türkiye’nin iddia edildiği gibi 140 yıldır sorunsuz işleyen, kesintiye uğramayan bir parlamenter geleneği yok. 1950’de başlayan çok partili siyasi hayatın ise ancak yarısında güçlü tek parti yönetimlerinden ötürü istikrar sağlanabilmiş. Dolayısıyla, 140 yıldır işleyen bir parlamenter geleneğimiz yok. Aslında, tek parti yönetimlerinin sağladığı ilerleme dönemleri istisna tutulacak olursa, istikrarsızlıkla ve kesintilerle malul bir siyasi geçmişimiz var.”

Görüldüğü gibi istikrar arayışının bir ürünü gibi sunulan Başkanlık sistemi aslında millet egemenliğini bitirmeye yöneliktir. Çünkü ülkemizdeki laikliğe özümsememiş ile özümsemiş iki farklı insan tipinin mücadelesinin kavramadan tarihimiz açıklanamaz. İstikrar, laikliğe dayanan millet egemenliğinin sona erdirilmesinin kılıfıdır.

Örneğin Esenyurt Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu, uyuşturucu kullananlarla ilgili mücadele yöntemleri arasında cemaatlerle işbirliği olduğunu söylüyor. Uyuşturucu bağımlılarını İsmailağa ve Menzil cemaatine gönderdiklerini ifade eden Kadıoğlu, uyuşturucu bağımlılarını cemaatle birlikte takip ettiğini belirtti. [2]

Böyle bir kültürel ortamda Başkanlık talebinin laik Cumhuriyet’in köküne kibrit suyu dökmekten başka anlamı yoktur. Başka ülkelerdeki Başkanlık sisteminin millet egemenliğini, laikliği ortadan kaldırma gibi derdi yoktur.

Oysa laiklik eşit yurttaşlık temelinde şeyhe, cemaate tabi olmayan özgür insan yetiştirmeyi amaçlar. Irak’ta şeriat rejimine karşı çıkarak laikliği savunan din adamı İyad Cemaleddin, "bize Iraklı Atatürk lazım" diyerek Irak’ı bir arada tutmanın tek yolunun laiklik olduğunu söylemiştir.

“Beni bu noktaya getiren ülkemde aldığım eğitimdir"

Nobel ödüllü Prof Dr. Aziz Sancar Cumhuriyet’in erdemini şöyle belirtiyor:

"Hikayem, inanıp da başarılamayacak hiçbir şeyin olmadığıdır. Beni bu noktaya getiren ülkemde aldığım eğitimdir. Annem, babam okuma, yazma bilmezdi. Onların çocuklukları Cumhuriyet’in ilk yıllarıydı. Annem ve babam bizi okutmak için ellerinden geleni yaptı. Çok iyi öğretmenlerimiz vardı. Bizi çok iyi eğittiler. Benim sınıfımdan sanırım 10 veya 15 kişi Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinde profesör oldular.” [3]

Aziz Sancar’ın “hikayem, inanıp da başarılamayacak hiçbir şeyin olmadığı” tespitin Cumhuriyet’in bilhassa kimsesizlerin kimsesi olduğu gerçeğine dayanır.

Başkanlık, cemaatlere, tarikatlara dayanma siyaseti yeni darbelere davetiyedir. Çünkü din insanları öte dünya vaadi ve cezalandırılma korkusuyla içine bilinemezlik katılarak ikna etmenin kolay yoludur. Günah, sevap ikilemine sıkışan insan aklını özgür kullanamayarak aklını bir şeyhe bağımlı hale getirir. En sonunda kendini dinin gerçek temsilcisi gören şeyhinin emriyle diğerlerine şiddet uygulayarak bunu darbeye kadar vardırır. Cumhuriyet ise özgür akıl, din, vicdan özgürlüğü sağlayarak yurttaşlık kimliğinde insanları eşitler. [4] Din bireysel, vicdani mesele olup kimse dini inancından veya inançsızlığından dolayı bırakın öldürülmeyi kınanamaz.

Darbelerin önüne geçmenin yolu dini, siyasete ve yönetimine karıştırmamak ve Cumhuriyet’e, laikliğe sıkı sıkıya sarılmaktır.

Tarihçi-yazar

Mustafa SOLAK

0506 9263470

Dipnotlar

[1]http://www.sabah.com.tr/gundem/2016/10/24/50-yillik-baskanlik-tartisma

[2] http://www.yerelkulisgazetesi.com/gundem/ak-partili-esenyurt-belediyesi-nden-tarikatlara-murid-transferi-h3416.html, 25.10.2016.

[3] http://www.songundem.com/haber/17155954/, 23.10.2016.

[4] Bakınız Mustafa Solak, Şükrü Kaya (Atatürk’ün Bakanı), 3. Baskı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2016, s.342-360.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ’cülerin iletişim ağına ikinci darbe…


İstihbarat, lider kadronun HTS kayıtlarını inceleyip, FETÖ’nün deşifre olmamış kripto üyelerini de saptadı. Yeni tasfiye listesi, yakında kurumlara gönderilecek

FETÖ‘nün şifreli iletişim sistemi ByLock’u çözen MİT ve Emniyet İstihbarat, örgüt elebaşılarının HTS kayıtlarını mercek altına aldı. Lider kadronun telefon konuşmalarının HTS raporlarını incelemeye alan istihbarat birimleri, deşifre olmamış kripto FETÖ’cüleri tespit etti.

VERİLER HARİTALAŞTIRILDI

ByLock yazışmalarından 56 bin çete üyesinin kimliğini tespit eden istihbarat birimleri, örgüt yöneticilerinin kullandığı cep telefonlarının HTS kayıtlarını, 10 yıl geriye dönük olarak tek tek incelemeye aldı. HTS kayıtlarında çapraz sorgu yapılarak bu kişilerin kimlerle telefon görüşmeleri yaptıklarının istatistikleri belirlendi. Lider kadro ile sık sık irtibat sağlayan kişiler tespit edildi. Lider kadronun başka isimler adına kayıtlı telefonları kullanmaları olasılığı göz önünde bulundurularak, baz istasyonları verileri eşleştirildi. HTS kayıtları, baz istasyonları verileri haritalaştırılarak, başkaları üzerine kayıtlı telefon kullanan örgüt üyeleri deşifre edildi.

51’İ YURTDIŞINA FİRAR ETMİŞ

FETÖ üyesi kapsamında değerlendirilecek olan bu kişilerden, devlet kurum ve kuruluşunda çalışanlar kripto örgüt mensubu sayılacak. ByLock üzerinden yürütülen kamudaki FETÖ soruşturmalarına bu raporlar da eklenecek. Elde edilen illiyet bağları çerçevesinde hazırlanan yeni tasfiye listeleri yakın zamanda ilgili kurumlara gönderilmeye başlanacak. 51’inin yurtdışına kaçtığı saptanan 73 üst düzey örgüt yöneticisi arasında, Abdullah Aymaz, Alaeddin Kaya, Cemil Koca, Mustafa Yeşil, Akın İpek, İsmail Büyükçelebi, Hidayet Karaca, Ekrem Dumanlı ve Cevdet Türkyolu gibi isimler bulunuyor.

DARBELER DOSYASI /// VİDEO : E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : ABD, İngiltere ve İsrail’le birlikte Türkiye’d e yeni bir darbe mi planlıyor ?


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=1wZgW8iGXbQ&app=desktop

DARBELER DOSYASI : Atilla Uğur, darbeyi engelleyen üç subayı anlattı


Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı E.Albay Hasan Atilla Uğur, Fatih Altaylı’nın sunduğu Teke Tek programında FETÖ’nün ikinci kalkışma girişiminde bulunabileceğini dile getirdi. Darbe gecesi Jandarma Genel Komutanlığı’nda yaşananları anlattı.

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve emekli Albay Hasan Atilla Uğur, Fatih Altaylı’nın sunduğu Teke Tek programına konuk oldu.

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve bölücü terör örgütü PKK dahil olmak üzere Türkiye’deki hain güç odakları hakkında açıklamalarda bulunan Uğur, önemli konulara dikkat çekti.

FETÖ’nün ikinci darbe girişimine kalkışabileceğini belirten Uğur, PKK’nın üst düzey yöneticisi Bahoz Erdal’ın öldürüldüğünü bildiğini söyledi.

İşte Atilla Uğur’un açıklamalarından satır başları;

"Dün televizyonları izlediğimizde basın yayın organlarına baktığımızda FETÖ yanlılarının, Kürtçülerin koro halinde saldırdıklarını gördüm. Bu bizim sinir uçlarına dokunduğumuzun göstergesidir. 15 Temmuz öncesinde devletin bütün birimleri içerisinde yuvalanmış ABD destekli terör örgütünden bahsediyoruz. Biz bunlarla ilgili isimleri ilgili yerlere gönderdik ve ikaz ettik. kimse 15 Temmuz’dan sonra ‘o gece anladım ben bunu’ demeleri bizim aklımızla dalga geçmektir. Türk milletinin aklıyla dalga geçmektir."

"MUSTAFA KEMAL’E SÖVENLER GERGİNLİK YARATMAYA ÇALIŞIYOR"

"Türk milletini uyanık olmaya davet ediyorum. Mandacılara karşı mücadelesinin Yenikapı’da ve 15 Temmuz’da olduğu gibi ayrılıkları gayrılıkları bırakın diyorum. Her gün televizyona çıkıp inançlara sövüp, Mustafa Kemal’e sövenler gerginlik yaratmaya çalışıyorlar. Tarık Akan’ın cenaze töreninde 1 milyona yakın insan vardı. Bir takım şeylerin göstergesi. Yenikapı’da yakalanan birlik ruhunun Mustafa Kemal Atatürk çizgisinde birleşmesini umduğum için Türk milletine ikazda bulunmak için bunları söyledim."

"15 Temmuz öncesinde darbe yapacaklarının raporu mu vardı? Hayır. Kendi milletini kurşunlayan, kahraman polislerimizi şehit edenleri askeriye içinde birbirlerini boğazlayanlara şahit olduk. Bunu kalkışma Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içerisindeki millici, Atatürkçü subay, astsubay ve uzman çavuşlar tarafından engellemiştir. Bunlardan kimse bahsetmiyor.

"15 TEMMUZ GECESİ 3 TANE SUBAY 48 İLE ULAŞTILAR"

"O gün Jandarma Genel Komutanlığı’nda görevde olan 3 tane subay 48 tane ilde İl Jandarma’ya ulaştılar ve "Bu Amerikancı bir Fetullah kalkışmadır, devlete ve millete yapılan kalkışmadır kimse katılmasın" diye bu çocuklar talimat verdiler. İsimlerini burada vermeyeceğim şimdi. TSK içerisindeki gerçekten anti emperyalist, vatanını seven inançlı arkadaşların çalışması sayesinde bu girişim engellendi.

"Güneydoğuda polis ve asker birlikte hareket etmeye başladı ama bu darbe girişimi nedeniyle aralarına kan sokuldu. 40 gün sonra Cerablus’a müthiş bir harekat gerçekleştirdik. ABD de, Rusya da bütün dünya şaşırdı."

"TÜRKİYE, CUMHURİYETİNİ KAYBETMEK ÜZERE"

"Hala varlar TSK içerisinde bu adamlar. Kriptop olarak FETÖ’cüler var, bir de bilinenler var. Yeni yapılabilecek kalkışma girişiminde intiharvari çeşitli eylemlere girişebilecekler. Benim aldığım bilgiler bunlarla ilgili çalışmalar devam ediyor. Devletin aldığı önlemler son derece önemli. Her tarafımız yanıyor. Türkiye cumhuriyetini kaybetmek üzere. Türkiye’de her an yine ikinci bir kalkışmanın olabileceğini görüyoruz. İçeriden aldığımız bilgiler var. Bunları paylaşıyoruz. Millet uyanık olsun"

"CIA’NIN BU İŞİN İÇİNDE OLDUĞUNU GÖSTEREN BELGELER VAR"

"FETÖ’yü kesinlikle kimse hafife almasın. Bu öyle bir örgüt ki, daha önce Ergenekon için Zekeriya Öz falan söylüyordu, kendilerinden bahsediyorlarmış. Kendi menfaatine olan herkesle iş yapabilir. Her türlü eylemi yapar. PKK 15 Temmuz’da ara verdi. Kandil’den verilen bir talimat var. Askerlere eylem yapmayın artık, polislere yapın diyor. Askerlerin içinde kendi adamların olduğundan haberdarlar. Kendi başlarına karar veren örgütler değiller. bunların üst aklı var. ABD derin devletinin ya da CIA’in bu işin içinde olduğunu gösteren o kadar net belgeler var ki. Bunu tartışmaya bile gerek yok. Darbeden sonraki günlerde aslan gibi arkadaşlar çıkıp ‘ABD var bunun arkasında’ diyenler şimdi çark etmeye başladılar"

"NATO İLE İLİŞKİLERİ MASAYA YATIRMALIYIZ"

"Hillary Clinton’ın söyledi bilinçaltı itiraf. Arap ve Kürtlerden bahsediyor. PYD’den, PKK’dan, Suriye rejimine muhaliflerden bahsediyor. Bilinçaltının dışa yansıması. ABD derken biz NATO ile ilişkileri masaya yatırmak zorundayız. Mutlaka ve mutlaka karşılıklı menfaat ilişkilerini gözden geçirmek zorundayız. NATO’nun bize yaptığı her şeyde ikinci sınıf vatandaş olarak görülmüşüz. Bugüne kadar bize yapılanların ve bugün yapılanların listesini çıkartalım. ABD’nin bu işin içinde olduğu ve daha sonra kamyonun önüne Türkiye’yi attığına yüzde yüz eminim"

"ERMENİSTAN’IN DESTEĞİ OLDUĞU DA AÇIK"

"Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgesinde özellikle Tendürek bölgesinde yoğunlaşan PKK faaliyetlerine dikkat çekmek isterim. Orada Ermenistan desteği olduğu da açık. FETÖ’yü, PKK’Yı yöneten üst akıl boş duracak zannediyor muyuz? PKK’nın eylemlerinden bir tanesinde, bu bilgi aşiretlerden aldım. Sen Kürt düşmanı mısın diyorlar. Bunların hepsi palavradır. Bu aşiretlerin İngiliz güdümünde olanlardan bahsediyorum."

"DEVLETİMİZİN ELİNDE BİLGİLER VAR. AÇIKLANMASINI İSTİYORUM"

"Güneydoğudaki aşiret reislerine İngilizlerden yapılan teklifleri reddedenler var. Biz orada sadece PKK ile savaşıyoruz. Kürt kökenli vatandaşlarımızı hedefe alsak polisler başka türlü davranırlardı. Çok titiz davranıldığı için de bu kadar şehit verildi. Amerikan konsolosu, İngiliz Büyükelçiliği mensupları hangi tarihlerde nerelere gittiler? Devletimizin elinde bu bilgiler var. Bunların tek tek açıklanmasını istiyorum. Elimde somut bilgi olmadan bunları söylemiyorum"

"FETÖ’CÜLERİN ONLARA ATEŞ AÇMASINI SAĞLAYABİLECEK GİRİŞİMLERDE BULUNABİLİRLER"

"HDP dediğimiz parti Güneydoğu’da terörist cenazelerinde büyük gösteriler yapıyorlar. Hala çok zor durumdayız diyorlar. Bizim kahraman askerimiz, polisimiz vatan mücadelesi veriyor. 200’e yakın terörist etkisiz hale getirildi ve Kandil panik haline girdi. Güneydoğu’daki herhangi bir cenaze töreninde kalkışma başlatabilecek içerideki FETÖ’cülerin onlara ateş açmasını sağlayabilecek girişimlerde bulunabilirler diyorum. Kalabalığın üzerine ateş açabilirler. Bunların hepsi Diyarbakır’da da yaşandı bunlar. Bunu kimse hafife almasın. Bu olabilir bir şey."

"TSK VE EMNİYET İÇİNDE KRİPTO FETÖ’CÜLER VAR"

"İngilizler, ‘ikinci bir kalkışma ihtimaline karşın Kıbrıs’taki üssümüzde askerlerimiz bekliyor. Böyle bir durum olursa Türkiye’ye gireceğiz, güvenli bölge oluşturacağız’ diyorlar. Türkiye’de hiç incelenmeyen 300’e yakın güvenlik şirketi var. Burada çalışan 280 bin güvenlikçi vatandaşımız var. Bunlara hiç bakıldı mı? Bunların sahiplerini analiz etmemiz gerekmiyor mu? Bunu söyleyince güvenlikçilere saldırdı mı olacak? Hayır. Bunları da devletimiz masaya yatırsın. TSK ve emniyet içerinde kripto FETÖ’cüler var. Bunlar neyi bekliyorlar?"

"HER ŞEY GÜLLÜK GÜLİSTANLIK DERSEK YANILIRIZ"

"İktidar partisi içerisinde Fetullah Gülen’le aynı masada bulunmuş, her türlü iş alışverişi yapmış, o akşam ne olacağını gece 1’e, 2’ye kadar bekleyenler yok mu? Bunu MİT de biliyordu. Cadı avına çevirmeden herkese adaletli davranılmalı. Suriye’nin kuzeyinde ve Kuzey Irak’ta Kürt devleti kurulma hadisesi devam ettikçe ve Türkiye’de terör davası devam ettikçe ikinci kalkışma olabilir. Her şey bitti güllük gülistanlık dersek yanılırız. İkinci kalkışmayı engellemenin yolu gerginlikleri bir tarafa atmalıyız."

"BUNLARIN HEPSİ SANAL"

"Güneydoğunun köyünde neler oluyor? Arkadaşlarımızın bize ihtiyacı var. Saçma sapan konular tartışmayalım. Mustafa Kemal onu mu yapmıştı, bunu mu yapmıştı. Abdülhamid onu mu yaptı, bunu mu yaptı, bunların hepsi sanal. Milleti sokağa döküp iç savaş ortamı olursa, iç savaş çok kötü bir şeydir. Kimin kimi vurduğu belli olmaz. Bu güzelim ülke perişan olur gider. Biz içeride ne yapacağız ona bakmamız lazım. Aşiretlerle İngilizlerin ilgilendiği çok açık ve net. Bu savaş 3. Dünya Savaşı’na dönmeye başlıyor. Biz burada güçlü olabilmek için kendi iç cephemizi güçlendirmemiz gerekiyor."

"PKK NE OLDU DA 2002’DEN SONRA GÜÇLENDİ?"

"Abdullah Öcalan’ı bize şartlı teslim ettilerse, İmralı’ya geldiğinde ayağı takılıp düşüp ölse ABD bize savaş mı açacaktı? Böyle bir şey yok. PKK 90’lı yıllardaki operasyonlarla minimize edildi. Ne oldu da 2002’den sonra güçlendiler? Devreye üst akıl girdi. Öcalan’ı yakınen tanırım. Karşısındaki insanın yetkisine ve neler söylediğine bakar ona göre konuşur. Bu adam teröristbaşı. Daha neyi görüşüyorsun? 2002’ye baktığınızda şehit sayısı yok gibi. Görüşmeler yapıla yapıla tekrar bu günlere geldik."

"BAHOZ ERDAL ÖLDÜRÜLDÜ"

"Bahoz Erdal’ın öldürülmesi hadisesi var. Evet öldürüldü. Ben eminim, biliyorum. Çok net bilgi aldığım için söylüyorum. Lider konsepti diye bir şey var. Terör örgütü liderleri ensesinde Türk devletini hissederse alt taraf dağılır. Bahoz Erdal’ın vurulduğu yer PYD’nin bölgesi ABD o yüzden ses çıkarmıyor. Orada öldürüldüğü çok net. Bunu da burada söylemiş olalım"

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : 2. darbenin belgesi ortaya çıktı


Emekli Albay Hasan Atilla Uğur’un ikinci bir darbe girişimi uyarısının, devletin bilgisi dahilinde olduğu ve Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından “gizli” ibareli yazıyla 81 il emniyet müdürlüğüne gönderildiği gündeme geldi.

Karar gazetesi yazarı Elif Çakır, bugünkü yazısında emekli Albay Hasan Atilla Uğur’un ikinci bir darbe girişimi uyarısını hatırlatıp “Gelelim işin aslına… Emekli Albayımızın ‘kesin bilgi, uyarıyorum, hazırlıklı olun, çok kanlı olacak, ha bugün ha yarın’ dediği ‘kesin bilgi’ aslında devletin ilgili kurumunun elinde olan bir istihbarat, bir bilgi!” dedi.

“İçişleri Bakanlığı’nın talimatıyla Emniyet Genel Müdürlüğü Terör Daire Başkanlığı cuma gecesi yani 22 Eylül 2016 tarihinde 81 il emniyet müdürlüğüne, üzerine ‘gizli’ damgası vurulmuş, özel kodlu ‘uyarı talimat’ bir EBYS gönderiyor.

Üç sayfalık bir yazı” diyen Elif Çakır o yazıyı şöyle aktardı:

“ÇATIŞMA ORTAMLARI YARATMA YÖNÜNDE GİRİŞİMLER…”

“Terör Daire Başkanlığı, gönderdiği EBYS’de diyor ki: FETÖ/PDY mensuplarına yönelik yürütülen operasyonlar her ne kadar örgütün faaliyetlerini akamete uğratıp, hareket kabiliyetlerini bitirme ve gelir kaynaklarını tükenme noktasına getirse de…

FETÖ örgütünü bir arada tutabilmek ve mensuplarının morallerini motive edebilmek amacıyla son günlerde ‘güç kaybetmedikleri, eylem kabiliyetlerinin devam ettiği’ gibi söylemlerle ‘kısa vadede her şeyin eskisi gibi olacağı’ algısını oluşturmaya yönelik propagandalara ağırlık verdikleri anlaşılmaktadır. ‘Ama’ diyor Ankara Terör Daire Başkanlığı: ‘Yine de bizler temkini, tedbiri elden bırakmayalım. Ne olur ne olmaz? Bakın ‘Realist man’ diye Twitter kullanıcısı var. Bu Twitter hesabında da ‘Devleti tamamıyla ele geçirmeyi hedefleyen gladyonun, darbe için 16-23-30 Eylül 2016 olmak üzere birkaç tarih belirlediği, 16’sında uygun ortam oluşturulmadığı takdirde diğer haftaların bekleneceği…’ yönünde bilgiler var.

Bu bilgiler, FETÖ- PDY mensuplarınca son günlerde dile getiren hususlarla örtüşmektedir. Dahası stratejik kurum ve kuruluşlara yönelik siber saldırılar olabileceği ve toplumun farklı kesimleri içerisinde çatışma ortamları yaratma yönünde girişimlerde bulunabileceklerine dair istihbaratlar alıyoruz. Türkiye olağanüstü bir süreçten geçmektedir ve ağır bir saldırıyla karşı karşıya kalmıştır dolayısıyla yine de bu tarihleri ve sonrası haftaları dikkate alalım. Olası bir kalkışmaya karşı gerekli tedbirinizi ve önlemlerinizi alın.”

Kaynak: 2. darbenin belgesi ortaya çıktı

AK PARTİ DOSYASI /// VİDEO : Darbeden Tayyip Erdoğan’a 10 Ders


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=ylHco8XaWSM&feature=em-subs_digest

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.