Etiket arşivi: MİT DOSYASI

MİT DOSYASI : MİT’in ByLock raporu resmi delil


MİT’in ByLock raporu resmi delil

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı FETÖ’nün şifreli haberleşme programı ByLock yazışmalarının, adli bir delil olarak kabul edilmesi gerektiği tespitini yaptı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında Haymana İlçe Emniyet Müdürlüğü’ndeki eylemlere ilişkin 7 polis hakkında düzenlediği iddianamede, FETÖ davalarına giren bazı sanık avukatlarının, MİT‘in gönderdiği ByLock raporlarının "istihbarat bilgisi olduğu ve bu nedenle delil sayılamayacağına" ilişkin savunmaları değerlendirildi.

İddianamede, ByLock yazışmalarının, Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun ek 1. maddesindeki "Milli İstihbarat Teşkilatı uhdesindeki istihbari nitelikteki bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizler, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ikinci kitap dördüncü kısım yedinci bölümünde yer alan suçlar (devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk) hariç olmak üzere adli mercilerce istenemez" şeklindeki hükme dikkat çekilerek, mevcut davalarda söz konusu raporların "adli bir delil olarak kabul edilmesi ve bu delile itibar edilemeyeceği şeklindeki savunmaların geçersiz sayılması gerektiği" belirtildi.

TCK’nın ikinci kitap dördüncü kısım yedinci bölümü, "Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk" başlığını taşıyor.

Bu başlık altında "devletin güvenliğine ilişkin belgeler", "devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme", "devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama", "askeri yasak bölgelere girme", "devlet sırlarından yararlanma, devlet hizmetlerinde sadakatsizlik" suçlarında verilecek cezalar düzenleniyor.

İTİRAZ EDİYORLARDI

Savcılıklar, FETÖ suçlamasıyla açılan davalarda, sanıkların örgütün şifreli haberleşme programı ByLock kullanıcısı olduklarına yönelik tespitler varsa, bunu delil olarak kullanıyor.

Mahkemeler bu bilgiyi, MİT’ten de soruyor. MİT’ten gelen raporlarda, sanıkların ByLock’u hangi tarihlerde, kaç kez kullandıkları ve mesaj içerikleri gibi tespitlere yer veriliyor. Ancak FETÖ sanıklarının avukatları, MİT’ten gelen raporların delil sayılamayacağını ileri sürüyor. Avukatlar, Anayasa’ya göre MİT’in adli soruşturma yapma yetkisinin bulunmadığını ifade ederek, teşkilat raporlarının delil niteliği taşımadığını savunuyor.

Reklamlar

MİT DOSYASI : MİT’te büyük değişiklik ! O görevi devrediyor


MİT’te büyük değişiklik! O görevi devrediyor

İstihbarat birimlerinin yapısı yeniden düzenleniyor. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), hükümetin alacağı bir kararla artık Türkiye’de istihbarat toplamayacak, görevini İçişleri Bakanlığı’na devredecek.

İstihbaratın yeniden yapılandırılmasına ilişkin KHK veya yasal düzenlemeye ihtiyaç bulunmuyor. Hükûmetin alacağı idari bir kararla istihbarat birimlerinin yapısı yeniden düzenlenecek.

MİT GÖREVİNİ İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NA DEVREDİYOR

MİT’in yeniden yapılandırılarak Cumhurbaşkanı’na bağlı olarak çalışmasına ilişkin yapılan hazırlıklarda sona gelindi. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine ilişkin referandumdan sonra istihbaratın ‘İç ve dış’ olmak üzere ikiye ayrılması, MİT’in terör bölgeleri ve sınırlar hariç tüm iç istihbarat yetkilerinin İçişleri Bakanlığına devredilmesi öngörülüyor. Hükûmet kaynaklarından edindiğimiz bilgiye göre, istihbaratın yeniden yapılandırılmasına ilişkin herhangi KHK veya yasal düzenlemeye ihtiyaç bulunmuyor. Hükûmetin alacağı idari bir kararla istihbarat birimlerinin yapısı yeniden düzenlenecek. Buna göre, istihbarat ‘iç ve dış’ olmak üzere ikiye ayrılacak. Sınırlar ve terör bölgesi ile dış istihbarattan MİT mesul olacak.

DEVİR 3 YILDA KADEMELİ GERÇEKLEŞECEK

Hükûmet kaynakları, MİT’le ilgili mevcut mevzuatın bu yetkilerin kullanımına uygun olduğunu, bu nedenle yeni bir düzenleme yapılması ihtiyacının bulunmadığını dile getirdi. İç istihbarat ise İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan Jandarma ve Emniyet istihbarat birimleri tarafından yürütülecek. MİT, üç yıl içinde kademeli olarak iç istihbaratla ilgili yetkilerini (sınır bölgesi ve terör bölgesi hariç) ve teknik imkânlarını İçişleri Bakanlığı‘na kademeli olarak devredecek. MİT, istihbaratın yeniden yapılandırılması kapsamında dış istihbarat kapasitesi ve gücünü artıracak. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi devreye girdiğinde de yeni istihbarat yapısına yönelik çalışma tamamlanacak ve MİT Cumhurbaşkanı’na bağlanmış olacak.

MASADA İKİ SEÇENEK VAR

MİT’in iç istihbaratla ilgili yetkilerini devretmesi ile birlikte ise İçişleri Bakanlığı bünyesindeki jandarma ve emniyet istihbaratın yapılandırılmasına ilişkin iki seçenek üzerinde çalışılıyor. İlk öneriye göre, İçişleri Bakanlığı’nın bu ikili yapıyı tek çatı altında toplayarak bir yeni birim oluşturulması öngörülüyor. İkinci öneriye göre ise hem emniyet hem de jandarma istihbarata talimat veren ve bu iki yapıyı koordine eden bir üst yapı oluşturulması gündemde. Yeni yapı ile birlikte Emniyet ve Jandarma istihbarat güçlendirilecek. MİT’in iç istihbaratta kullandığı tüm teknik imkânlar İçişleri Bakanlığına devredilecek. Ayrıca yeni teknolojik tüm imkânlar da devreye sokulacak.

MİT’TE 4 YILDIR BAŞÖRTÜSÜ SERBEST

Millî Savunma Bakanlığı’nca geçen hafta yapılan düzenleme kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Genelkurmay karargâhı, kuvvet komutanlıkları ve bağlı birliklerde görev yapan kadın subay ve astsubayların başörtüsü takabileceği öngörülmüştü. Bu düzenleme akıllara MİT çalışanlarına başörtüsünün serbest olup olmadığını gündeme getirdi. Edinilen bilgilere göre, son 4 yıldır MİT’te başörtüsü serbestisi uygulanıyor.

MİT DOSYASI : SOLCU BİR ÖĞRETMENİMİZİN MİT İLE İLGİLİ DRAMATİK ANILARI /// ZEKİ SARI HAN


Hayatı Hakikiye Sahneleri-59

“SİZ ONUN KİM OLDUĞUNU BİLİYOR MUSUNUZ?

Zeki Sarıhan – zekisarihan

Türkiye’nin sandığa gidip oy kullanan vatandaşların tercihine göre yönetildiğini sananlar büyük bir aldanış içindedirler. Sandıktan çıkarılan iktidar ülke yönetiminde ufak tefek söz sahibi ise de asıl karar sahipleri başkadır ve onları gizli bir anayasası vardır. NATO içinde örgütlenmiş Gladio’yu bile hatırlamak bu gerçeği anlamamıza yeter.

Kökü ister dışarıda olsun, ister içeride olsun, devlet işleri gizli anayasa doğrultusunda yönetilir. Öğretmenlikten TRT programcılığına geçen Mehmet Koç anlatmıştı: MİT’ten gelen her atama itirazsız kabul edilmek zorundaydı. MİT’in önüne kanun, tüzük çıkarılamazdı. Bu anlatılması uzun bir konudur, en iyisi, benim gibi iddiasız bir kişinin başına bu gizli örgütün neler açtığını anlatayım

Bu benim hikâyem 1960 başlarında Öğretmen Okulu öğrencisi olduğum zaman başlıyor. 6-7 yıl sonra karşılaştığım, o zaman benden birkaç sınıf geride olan Mesut, okulda iken beni takiple görevlendirildiğini söylemişti. Bu görevin kimin tarafından verildiğini sormamıştım. Öğretmenlerimiz ve okul idaresi olamazdı çünkü onlarla zaten her gün birlikteydik. Gözlerinin önündeydik.

1964’te mezun olup Karapınar Akçayazı köyüne vardığımda, muhtarın odasına o gece iki yatak serildi. Bunlardan biri Devlet Demiryollarında çalışan bir işçi olduğu söylendi. Olabilirdi. Fakat ertesi akşam Karapınar’da kaldığım otelde aynı kişi ile iki kişilik odada kalışım da belki bir rastlantıydı.

Fakat o yıl ilköğretim müfettişi, neden benim stajyerliğimi kaldırmadı. Başarısız bir öğretmen miydim, yoksa işin içinde başka bir iş mi vardı?

O yaz (1965) gittiğim askerlikte 30 Ağustos törenlerinde erler adına konuşma yapmaya gönüllü olmuş ve bu kabul edilmişken neden erler adına konuşma son anda programdan çıkarılmıştı? Bunun da bir açıklaması olmak gerekir.

Öğretmenliğimin ikinci yılında Fatsa’da ilköğretim müfettişi benim hakkımda övücü sözler söylemişken somunda o da stajyerliğimi kaldırmamıştı? Ve neden köyde bazı insanlar hakkımda dedikodular çıkararak huzurumu bozmuş, ilçe milli eğitim müdürü okullar arası kültür şenliğinin yönetimini bir emirle üzerimden alarak bir başka öğretmene vermişti? Ve dahası, hakkımda bir soruşturma yapmadan hakkımda Siirt’e sürme kararını almışlardı?

Sınavlarını kazandığım için Siirt’e gitmeyip Gazi Eğitim’e gittiğim ilk günlerde bir iş için başmuavinin odasına girdiğimde adımı öğrenince cüzdanının bir gözünde koruduğu bir kâğıda bakıp “Hımmm” demesinin nedeni, adımın ona not ettirildiğini gösteriyordu ve başmuavinin MİT’in elemanı olarak tanınıyordu. Bulgaristan göçmeni iki öğrencinin de sık sık onun odasına girip çıkararak haber taşıdığını biliyorduk.

1968 sonbaharında yaptığımız boykot ve öğrenci derneğinin çalışmalarından ötürü, okul disiplin kurulu (o da bakanlığı tatmin için) hakkımda ihtar gibi bir ceza tayin ederken Bakanlık neden beni okuldan temelli atmıştı?

Danıştay kararıyla dönüp okulu bitirdiğim yıl, Cumhuriyet Bayramında yaptığım bir konuşma nedeniyle ta Ankara’dan bir başmüfettiş gelip öğrenci defterlerine kadar didik didik etmiş ve beni bakanlık emrine aldırmıştı? Ve o 1971 yılında, Gazi’deki dermen başkanlığımın üzerinden iki yıl geçtiği halde neden tutuklanarak Dev-Genç davasına dahil edilmiştim? Yargılama aşamasında aynı okuldan yargılanan arkadaşların hepsi teker teker tahliye edildiği halde kimseye fiske vurmamış olan ben sonuna kadar tutuklu kalmış ve grup içinde en ağır cezaya çarptırılmıştım?

1974’te tahliye olup Fatsa Ortaokulunda göreve başladığımın ertesinde durup dururken müdür neden dersime girmiş ve Cahit Sıtkı’nın bir şiirinden soru sorduğum için bana soruşturma açmış, o ders yılının sonunda da Boğazlıyan’a sürülmüştüm?

Burada göreve başlayalı birkaç gün olmasına rağmen bir grup gencin, gece evimizin yakınında “Komünistler Moskova’ya diye bağırtılma emrini nereden almış olabilirdi.

Oradan eş durumundan nakledildiğimiz İnebolu’da Kastamonu Valisi bir gün aniden dersime giriyor, beni tanımak istiyor ve ertesi gün Valilik emrine alıyordu? Onun üç aylık görevden alma yetki süresi bitince bu kez Bakanlık emrine alınıyordum?

1980’de çıkarmaya başladığımız Öğretmen Dünyası’nın 1982’de yazı işleri müdürlüğünü üstlendiğimde Emniyet, derginin sahibine “Onu yazı işleri müdürlüğünden atacaksın” emrini veriyordu? Bu kanunsuz emre uyulduğu halde bir yıl sonra ikimiz birden neden 1402’lik yasaya göre meslekten temelli çıkarılıyorduk?

Daha sonra da uğradığız zulümler var. En sonuncusunu anlatarak bu konuda yargıyı okuyucuya bırakacağım:

1995’te hükümet paralı eğitim ve eğitimde özelleştirme programını yürürlüğe koyacakken, buna karşı başta eğitim kuruluşlarının, ardından 70’in üstünde dernek ve vakıfların oluşturduğu Eğitim Hakkını Savunma Komitesini kurduk ve ben bu platformun başında idim. Yabancı dille eğitime karşı kampanya yürüttüğümüz bir dönemde Ankara Emniyetinden bir birim, komiteyi çökertmek için saldırıya geçti. Dernek ve vakıfların yöneticilerini tek tek sorguya çekerek platform oluşturmanın kanunsuz olduğunu ileri sürdü ve bir takım cezalar kesti. Bu soruşturmanın nedenini İçişleri Bakanı Saadettin Tantan’a sordurduk. Haberi olmadığı yanıtını verdi.

Bizim komitemizi çökerttikten sonra ne oldu dersiniz? Dernekler Yasası’nda yapılan değişiklikler arasında derneklerin kendi aralarında platformlar oluşturabilecekleri de vardı. Biz de boş durmadık, 2003’te Ulusal Eğitim Derneği’ni kurduk.

Bu soruşturmalar sırasında polisin bir dernek yöneticilerine söylediği söz amaçlarını ele veriyordu:

“Siz Zeki Sarıhan’ın kim olduğunun biliyor musunuz?”

MİT DOSYASI : MİT 200 CASUSLA AVUSTURYA’DA MUHALİFLERİ İZLİYOR


Yeşiller Partisi Güvenlik Sözcüsü Peter Pilz, Türkiye’nin Avusturya’da MİT koordineli 200 kişilik muhbir ekibi olduğunu iddia etti. Ellerinde delil bulunduğunu ileri süren Pilz, bu ekibin muhalifleri Ankara’ya raporladığını söyledi. Avusturya İçişleri Bakanlığı ise olayın soruşturulacağını açıkladı.

DİTİB’le ilgili casusluk iddiaları büyüyor

Avusturya Yeşiller Partisi Milletvekili ve Güvenlik Sözcüsü Pilz, "MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) ile ATİB (T.C Diyanet işleri Başkanlığı’na bağlı olan Avusturya Türk İslam Birliği); UETD (Avrupa-Türk Demokratlar Birliği), MUSİAD Austria (Müstakil İşadamları ve Sanayiciler Derneği Avusturya) gibi kuruluşlar aracılığı ile Avusturya’da yaşayan AKP muhaliflerini rapor edip merkeze bildiriyorlar. Hükümet her yıl düzenli olarak 20 ila 30 milyon euro bütçeyle bu oluşuma destek veriyor. MİT, Avusturya’da 200 ajan barındırıyor. Cumhurbaşkanlığıyla bağlantılı olarak çalışan bu casuslar, buradaki muhalifleri direkt olarak Ankara’ya bildiriyorlar" diye konuştu.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI: KANUNİ İŞLEME BAŞLANACAK

Hollanda’dan ‘casus’ Türk imam uyarısı

DHA’nın aktardığı habere göre, Avusturya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Karl-Heinz Grundböck, "Bize ulaşan deliller doğrultusunda kanuni işlemlere derhal başlanacaktır" dedi.

Pilz’in düzenlediği basın toplantısıyla iddiaları gündeme taşımasından sonra ATIB Başkan M. Fatih Karadaş’ın Ankara’ya dönmeye hazırladığını iddia edildi. ATİB resmi internet sayfasından Almanca bir duyuru yapılarak Pilz’in iddiaları reddedilirken, UETD ve MUSİAD’dan henüz bir açıklama gelmedi.

MİT DOSYASI : ‘Hakan Fidan FETÖ’cülerle Katar’da barış görüşmesinde’


‘Hakan Fidan FETÖ’cülerle Katar’da barış görüşmesinde’

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eski danışmanı ve Yeniçağ yazarı Ahmet Takan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Katar’da bulunan FETÖ’cülerle ‘barış görüşmesi’ yürüttüğünü yazdı.

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eski danışmanı ve Yeniçağ gazetesi yazarı Ahmet Takan’ MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la ilgili çok konuşulacak bir yazı kaleme aldı. Hakan Fidan’ın Körfez ülkelerine ziyaretleriyle ilgili olarak "AKP’deki çok önemli isimlerden duyduğu" bir iddiayı köşesine taşıyan Ahmet Takan, Katar’daki FETÖ’cülerle Hakan Fidan arasında ‘barış görüşmeleri’ yürütüldüğünü öne sürdü.

"Ayrıntı sorarsanız; var ama şahsi görüşlere dayalı. Bana sorarsanız referandum ve sonrasında takip edilen ince ayarlı süreçte hiçbir gelişme bana sürpriz gelmez" ifadelerini kullanan Ahmet Takan, "Nedenlerini kaba taslak şöyle sıralayabilirim" deyip şöyle devam etti:

* 15 Temmuz hain darbe girişiminin baş aktörlerinden Tümgeneral Mehmet Dişli ile ilgili bazı şaibelerin hâlâ ortalıkta dolaştığı ve abisi AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin mevcut görevine hâlâ devam ettiği …

* 15 Temmuz hain darbe girişimini araştırmak için kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’nun çalışmasını çok yakından takip eden bir gazeteci olarak, dosyanın nasıl kapatıldığını çok iyi bildiğimden, nasıl suyuna tirit bir çalışma yürütüldüğünü gördüğümden.. Devlet ve millet bekasını tehdit eden böyle hain bir girişimi aydınlığa çıkarmak için ek çalışma süresini bile kullanmamasından… Başbakan, Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, Abdullah Gül, Bülent Arınç, Ahmet Davutoğlu’nun komisyona getirilmemesi… Tutuklu olan darbecilerin gidip dinlenilmemesi…

* Adil Öksüz muamması…

*Ziraat Bankası, Halkbank ve THY gibi kuruluşların Varlık Fonu’na devredilmesi…

* Son olarak da, AKP Genel Başkan Yardımcısı Erol Kaya’nın bir toplantıda açık açık sarf ettiği, "Hükümet üyelerinde ve Milletvekillerimizde ByLock çıkmadı" sözleri. Hani!.. "Kabine içinde en az 6 Bakanda ByLock tespit edildi, AKP’de 50’ye yakın da ByLockcu mebus var" iddialarını sarayın en baş danışmanlarından ve bazı AKP ileri gelenlerinden kulaklarımla duymasam neredeyse ben de inanacağım Erol Kaya’ya!..

* Oslo görüşmelerinin önce hakaretlerle nasıl inkar edildiğini, sonra da "çözüm süreci" adına nasıl can siparene savunulduğunu da hatırlayın.

MİT DOSYASI : İstihbarattan müthiş ByLock operasyonu


ByLock’a ait tüm bilgilerin getirilme operasyonunun detaylarına ulaşıldı. Servis sağlayıcısı Litvanya’da bulunan şifreli programın kayıtlarının alınması için bilişim ve istihbarat uzmanları bir gece sızma yaptı. İhanetin tüm belgeleri sessizce ele geçirildi…

FETÖ‘nün iletişim ağı olan ByLock Ana Server Operasyonu’nun detaylarına ulaşıldı. FETÖ’nün yıllardır gizli iletişim için kullandığı şifreli cep telefonu programı olan ByLock’un ‘server’ının (servis sağlayıcı) Litvanya‘nın başkenti Vilnius‘ta bulunduğu aylar öncesinden ortaya çıkmıştı. Daha önce bir siber operasyonla gizli ağa ulaşan Türk istihbaratı, şifreyi kırarak kayıtlı yaklaşık 215 bin ByLock kullanıcısından 53 binini ele geçirmeyi başardı. Kayıtların tamamına ulaşılması için ise geçtiğimiz aylarda özel bir çalışma başlatıldı. Bunun üzerine bilişim ve istihbarat uzmanlarından oluşan bir ekip oluşturuldu. Ekip 5’er kişiden oluşan sızma-almakaçırma- koruma ve müdahale takımlarından oluşturuldu. Özel bir jetle Litvanya’ya uçan ekip önce Vilnius’ta ByLock kayıtlarının bulunduğu ana ‘server’e sahip şirketin binasını gözleme aldı. Bir hafta boyunca gerekli çalışmaların yapılmasının ardından yaklaşık iki ay önce bir gece binaya sızma operasyonu gerçekleştirildi. Sessizce ‘server’ın bulunduğu özel korunaklı binaya giren ekip yanlarındaki son teknoloji ekipmanlar sayesinde sekiz kademeli şifreyi kırdı. Server içindeki ByLock kayıtlarına ait tüm bilgileri kısa sürede kopyalayarak olay yerinden uzaklaştı. Operasyon gecesi uçakla Türkiye’ye dönen ekibin 215 bin kullanıcısı bulunan ByLock’taki tüm kayıtları eksiksiz getirdiği anlaşıldı.

MİT’TEN BALTIK DENİZİ KIYISINDA MÜTHİŞ FETÖ OPERASYONU

TOPLAM 17 MİLYON 169 BİN MESAJ BULUNDU

FETÖ’cülerin ByLock mesajlarını barındıran server sayesinde 15 Temmuz’dan sonra kaçan, kendini gizleyen FETÖ’cüler ifşa olmaya başladı. Server’in ele geçirilmesiyle yeni bilgilere ulaşan istihbarat, bugüne kadar deşifre olmamış isimleri tek tek belirledi. Yine Bylock Ana Server’ının ele geçirilmesi ile kırmızı, mavi ve turuncu Bylock kullanan tüm FETÖ üyeleri belirlenmeye başlandı. Tam listede 215 bin 92 kullanıcı, 31 bin 886 grup, 17 milyon 169 bin 632 mesaj, 3 milyon 158 bin 388 e-posta olduğu tespit edildi. Bilişim uzmanları bu isimlerin mesajlarından yaklaşık yüzde 90’ını çözmeyi başardı.

TEK KULLANIMDA 60 BİN KİŞİ
Litvanya’da özel bir operasyonla ele geçirilen ByLock kayıtlarına göre FETÖ’nün şifreli programının yanlışlıkla kullanılma ihtimali çok düşük. Böyle bir ihtimal gerçekleşmiş olsa bile atılan mesajların içeriği bulunacağından yanlışlıkla gözaltına alınan ByLock kullanıcısı olmadı. Yapılan incelemelerde ByLock programını FETÖ üyeleri içinde en az bir kez mesaj atarak veya mesaj alarak kullanan sayısı 60 bin 473 oldu. ByLock’tan sesli görüşme yapanların sayısı 78 bin 165 olurken, şifreli programı sadece sesli iletişim için kullanan 46 bin 799 kişi belirlendi.

MİT DOSYASI : Almanya’dan Casusluk Suçlaması


Almanya’dan Casusluk Suçlaması

F. Almanya ile Türkiye arasında çok yönlü istihbarat alışverişi çok eskilere dayanır. Osmanlı döneminde başlayan bu alışveriş, Cumhuriyet döneminde de aralıksız devam etti.

Bilhassa II. Dünya Savaşı sonrası iki Almanya’nın birleşmesi konusunda Almanistihbaratı BND’nin çalışmalarına ve iki Almanya’nın birleşmesinde Türkiye’nin çok önemli katkıları olmuştur.

Ayrıca, Almanya’nın Ortadoğu’yu Türkiye’nin sağladığı istihbarat imkânlar sayesinde takip etti, ediyor. Ankara’da Alman istihbaratının büroları olduğu artık gizli değildir.

Almanya, bu desteklerden dolayı gizli – açık pazarlıklar sonucu 1960 sonrası Türk İstihbarat Teşkilatı MİT’e F.Almanya’daki Türkiye aleyhtarı örgütlerin faaliyetlerini takip imkânı tanıdı.

Yarı resmi bu faaliyetler ayrıca iki ülkenin NATO üyesi olması hasebiyle, bu ilişkiler NATO üzerinden de desteklenmektedir. Alman istihbaratı, topladığı bilgilerin bir kısmını Türkiye’ye verirken, bazılarını vermemeye direndiği de bilinen bir diğer gerçektir.

DİYANET’E AĞIR BASKI

Siyasi, ekonomik ve iktisadi alanlarda Türkiye’ye karşı düşmanca tavır sergileyen Almanya, şimdi kültürel faaliyetler, din eşitliği ve istihbaratçılık üzerinden yeni tartışmalar başlattı.

1989 yılı sonrasında MİT mensubu oldukları gerekçesiyle Almanya’daki Türk Konsolosluklarında ateşe statüsünde bulunan diplomatların geri çekilmesi notaları verildi. Bazı diplomatlar ise resmen sınır dışı edilmişti. Türkiye’nin de aynı düzeyde karşılık vermesiyle iki ülke arasında istenmeyen gelişmeler yaşandı.

2014 yılından sonra ise Almanya’da oturumlu bazı Türkler, MİT’e bilgi verdikleri için tutuklanmaya başladı.

Bunlarla yetinmeyen Almanya bu sefer Diyanet İşleri Türk-İslam Birliği (DİTİB)’e bağlı Almanya’daki camilerinde görevli bazı imamların, FETÖ taraftarları ile ilgili bilgileri Ankara’daki Diyanet İşleri Başkanlığı’na ilettiği yönündeki suçlamaları gündeme taşıdı.

Hedef, Almanya’daki Türk toplumunun asimile olmadan kurtaran kuruluşların başında gelen DİTİB’i baskı altına almak.

Almanya, geçen yıl aynı yönde Türk toplumuna hizmet veren İslam Kültür Merkezleri Birliği, İslam Toplumu Milli Görüş, Almanya İslam Konseyi başta olmak üzere Türk ve İslam kuruluşlarına baskınlar düzenleyerek banka hesaplarını dondurmuştu.

Hâlbuki bu kuruluşlarda Alman İç İstihbaratının elemanları bulunmaktadır.

Camilerin yanında Türk ve İslam kuruluşlarında muhbir arayan ve çeşitli tehditlerle onları kullanan Alman İç istihbarat Örgütü hakkındaşikâyetler söz konusudur.

Ayrıca, ‘Casusluk’ ağır bir suçlamadır.

Çünkü, bir ülkeye ait mahrem bilgileri toplamak ve bir başka ülkeye servis etme faaliyeti casusluktur.

Suçlanan bazı imamlar ise, sadece kendi ülkesi aleyhindeki faaliyetleri, bağlı olduğu kuruma bildirmiş. Bu faaliyet asla ‘casusluk’ olarak değerlendirilemez.

Anaokulundan başlayan eğitimde Almanya, vatandaşlarını devletin yardımcı güçleri olarak yetiştirmektedir.

Almanya’da bu gibi faaliyetler ‘Milli Görev’ olarak kabul edilmektedir.

Her Alman vatandaşı, devleti için zararlı gördüğü her şeyi polise bildirir. İlgili makamlar o kişileri gizli tutar ve korur.

Almanya içinde olduğu kadar Almanya dışındaki Alman vatandaşları devletin fahri muhbirleridir.

Aynı Almanya, bu gibi faaliyetleri yapan Türkleri ise casuslukla suçlaması ikiyüzlülüktür.

Bu suçlamalar üzerinden, demokratik ve sivil bir teşkilat olan DİTİB’i siyasi baskı altına almak veya hakkında inceleme başlatmak ise antidemokratik bir girişimdir.

Almanya’nın hukuk devleti görüntüsüne gölge düşürmektedir.

MİT DOSYASI : MİT’e yılda 1,5 milyon ziyaretçi


MİT’e yılda 1,5 milyon ziyaretçi

MİT’in internet sitesinin 2016 yılı boyunca 1,5 milyonu aşkın vatandaş tarafından ziyaret edildiği bu ziyaretçilerden de 70 bininin yardımcı olmak için başvuru yaptığı ortaya çıktı.

Bir önceki yıla göre hem ziyaretçi hem de başvuru sayısı neredeyse 2 kat artarken en fazla başvuru 15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı ay ve devamındaki Ağustos ayında geldi. Türkiye’de 20 Temmuz 2015 Suruç patlaması ile başlayan ve yoğunlaşan terör saldırıları sürecinde MİT’te ihbarlarda ciddi artış yaşandı. Son dönem aylık başvuru ortalamaları da 2-3 binlerden 6-7 binlere çıktı.

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın internet sitesi 2016 yılı boyunca 1,5 milyondan fazla vatandaş tarafından ziyaret edildi. En fazla ziyaret 15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı Temmuz ayı ve devamındaki Ağustos ayında gerçekleşti. Temmuz ayında 222 bin vatandaş, Ağustos ayında da 250 bin vatandaş internet sitesini ziyaret ederek başvuru alanları ile ilgili inceleme yaptı.İnternet sitesini 2016 yılı boyunca 1,5 milyonu aşkın vatandaş ziyaret etti. 2015 yılında bu rakam yarısı oranında kalmıştı.

70 bin kişi

MİT verilerine göre, 69 bin 988 vatandaş MİT’e resmi başvuru yaparak "yardımcı olmak" istedi. 2015 yılı boyunca 30 bin başvurunun geldiği MİT’te 2016 yılında adeta patlama yaşandı. Hem 15 Temmuz darbe girişimi hem de 2016 yılında Türkiye’nin maruz kaldığı terör eylemleri nedeniyle bu sayıda büyük oranda artış olduğu kaydediliyor.

Edinilen bilgiye göre, vatandaş başvurularında isimsiz, sahte isimle gelen belgesiz başvurular dikkate alınmıyor. İsmini vermek istemediğini ifade eden ve görüşmek isteyen vatandaşlarla da Eniyet birimlerince görüşmeler gerçekleştiriliyor. Özellikle Temmuz ve Ağustos ayında gelen ihbarların neredeyse tamamına yakınının FETÖ ile ilgili olduğu da öğrenilirken başvuruların tamamının dikkate alınıp incelendiği kaydedildi. Terör saldırılarının ardından da gelen birçok başvurunun PKK ve DEAŞ terör örgütlerine yönelik olduğu; az sayıda da yurtdışından vatandaşın "yardımcı olmak" istediği belirtildi.

MİT DOSYASI /// Strateji Uzmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu : Alman hapishaneleri Hitler dönemini andır ıyor


Türkiye lehine istihbarat çalışması yaptığı gerekçesiyle Almanlar tarafından tutuklanan ve 2×3 metrelik bir hücreye atılan Gergerlioğlu, ‘insan hakları’ edebiyatı yapan Almanya’nın hapishanelerinin Hitler dönemini hatırlattığını söyleyerek, “Kendimi 2. Dünya Savaşı esiri gibi hissettim” dedi.

Almanya’da Türkiye lehine istihbarat çalışması yaptığı gerekçesiyle Almanlar tarafından tutuklanan Strateji Uzmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu ile hapishane sürecini ve ülke gündemini konuştuk…

• Efendim, Almanya’da tutuklanma hikâyenizi anlatır mısınız? Neler yaşadınız?

17 Aralık 2014 tarihinde saat 23 sularında Frankfurt Havaalanına inmiştim. Bir anda havaalanında, uçak perona yanaştırılmadan bloke edilmiş ve etrafında ciddi bir güvenlik tedbiri vardı. Uçaktan en son çıktım. Çıktığımda beni derdest edip, bir yere götürdüler. Sonra dediler ki: “Sana tebliğ ediyoruz. Türk devleti adına casusluk yapmaktan, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) gizli subayı olmaktan, Türk devletinin lehine çalışma ve Alman devletinin aleyhine faaliyetlerde bulunmaktan tutuklandınız.” Birkaç gün polis nezarethanesinde kaldım. Sonra mahkemeye çıkartıp, beni bir hapishaneye gönderdiler. 3 hapishane değiştirdim. 11 aya yakın hapishanelerde ömrüm geçti. Bu arada 6 ay boyunca iddianamenin hazırlanacağını söyleyerek, oyaladılar. Birinci iddianamenin boyutu değişti. Buradaki suçlamada MİT’in gezici subayı olduğumu, FETÖ, Aleviler ve bunun dışında KCK’lıları PKK’lıları yurtdışında takip ettiğimi ve bununla ilgili ellerinde delillerinin olduğunu söylediler. Avrupa’dan sanayi ve teknolojik hırsızlık ve casusluk yaptığımı iddia edip mahkeme sürecine getirdiler. Mahkeme eylül aylarında başladı, 10 Kasım 2015’te serbest kaldım.

ALMANYA VATANIM GİBİ

Ben genelde dünyanın her yerine seyahat ediyorum. Avrupa, Afrika, Amerika, Uzakdoğu, Ortadoğu bölgelerinde çok çeşitli çalışmalarım var. Bu çalışmalarım genelde özel sektörü temsilen, sanayici ve tüccarı, sivil toplum kuruluşlarını, üniversite hocalarını ve yöneticilerini temsilen kimi zaman da basın ve medya gruplarını temsilen gerçekleşti. Daha çok Almanya’ya seyahatlerim oldu. Buraya seyahatlerimin ana nedeni 5 milyon Türk, Müslüman var. Orası benim için bir anlamda da bir vatandı. Yani Müslüman neredeyse orası benim vatanımdır. Almanya’ya ilk gidişim 1994-1995 yıllarına rastlar. Bir arkadaşımın orada Allah dostlarından bir zatın yaptıklarıyla ilgili idi. O zat orada kilise civarında bir Hristiyan mezarlığında idi. Allah dostunu sevindirelim diye gitmiştik. Almanya’ya ilk gidiş hatıram da böyledir.

• Hapishane günleriniz nasıl geçti?

Hapishanede, 210 cm’e 322 cm’lik bir hücre odasında 11 ayım geçti. Hatta bazı hücreler daha küçük ve dar idi. Camdan dışarıyı görmek mümkün değildi. Camın önünde delikli sacdan yapılmış bir zırh var idi. İlk önce 300-400 senelik bir şatoda kaldım. Aynen Victor Hugo’nun hikayesi gibi geldi bana. Almanya denilince teknoloji akla geliyor. Ama camı penceresi kapanmayan bir yerdi, çok soğuk bir yerdi. Belki 10 tane kapıyı açarak gardiyanlar yanımıza ulaşabiliyorlardı. Almanya’nın yapısına baktığımız zaman dışarıdan çok demokratik, insan haklarını savunan, insan haklarını önceleyen bir tabiat görüyorsunuz sokakta. Ama hapishanelerde çok ciddi eziyet var. Alman hapishanelerinde her gün intihar var ve bunlar istatistiklere geçmiyor. Kimse de sorgulamıyor. Türkiye’nin her yerindeki insan hakları ile ilgili konuları sorgulayan Alman insan hakları savunucuları, içeriye girince anlıyorsunuz ki birinci ve ikinci dünya savaşı filmlerinden Almanya’nın üslubunu ve yapısını biliyoruz, aynı üslupta hissettim. Zannettim ki ikinci dünya savaşı esiriyim. Hiçbir farkımın olmadığını bizzat derin derin yaşadım. Hiçbir şeye dikkat etmiyorlar. Bir Müslümanın yemek konusundan tutun, insanın her türlü değeri ile ilgili bir düşünceleri yok. Sadece Alman hapishanelerinde 18 yaşından küçük kişilere çok ciddi değer veriyorlar ve onları kazanmaya çalışıyorlar. Diğerleri ile ilgili, Hristiyan olsun Müslüman olsun hiçbir dertlerinin olmadığını resmen görüyorsunuz. Sistemin gereği, Alman hapishanelerinin görevi, bir maksada ve hedefe göre hazırlanmış. Bir anlamda, birçok insanı sebepsiz yere tecrit edip sorguluyorlar. Bu ceza ve adalet kanunlarına göre, uzaktan sanki normal bir işlem gibi gözüküyor. Halbuki ciddi bir baskının, ciddi bir psikolojik baskının olduğunu halk üzerinde görüyorsunuz ve her bir birey birkaç polis tarafından sanki izleniyor. Bu hissi verirler. Almanya’daki ve Avrupa’daki yaşayan insanlara da sorduğunuzda bunu hissettiklerini söylerler.

HZ. YUSUF TESELLİM OLDU

• Bu süreçte sizi hayata bağlayan ne oldu?

Tabii ki bir Müslümanın hayata bağlanması, insan hapishaneye girdiği zaman sorguyu şöyle yapıyor. “Bu Cenab-ı Hak’tan bana bir derstir. Bu ders acaba nasıl bir derstir” diye başlıyorsunuz sorgulamaya, inancınız gereği. Zahiri sebepleri var ama batıni sebepleri nedir. Farklı sebeplerine doğru gitmeye çalışıyorsunuz. Oradaki, aşağılanmak, itelenmek, kakalanmak, insan yerine dahi konmamak bir memlekette kariyerli ve seviyeli bir iş görüyorsanız orada daha çok bu muhasebeyi ciddi yapıyorsunuz. Bu muhasebeyi yapmak, bunun Allah’tan geldiğine inanmak ve Hz. Yusuf’u örnek almak… Yusuf Suresinin tadına gerçekten hapishanede insan doyamıyor.

• Efendim, devletimiz yurtdışında varlığını hangi alanda hissettirmelidir?

Devletimiz 6 bin yıllık büyük bir devlettir. Devletimizin, Cumhurbaşkanımızla hatta Erbakan Hoca ile başlayan bir süreç. Elimizden çalınmış bir devleti tekrar geri almaya çalışıyoruz. Bunu resmen anlıyorsunuz. İçerideki ve dışarıdaki bu işi sevmeyen ve istemeyenler de hep beraber müttefik olmuşlar, sizinle mücadele ediyorlar. Bu devleti bu adaleti savunan, bir kanadı Mekke ve Medine’ye dayanan, bir kanadı Hz. İbrahim Aleyhisselama dayanan, bir kanadı Orta Asya’ya giden kendine has kadim devletin, kendine has tabiatları var. Bu tabiatın tekrar ortaya çıkmasını, istemiyorlar. Bunu yurtiçindeki insanlarımız havuzun içindeki balıklar gibi belki hissetmiyorlar ama, yurtdışında bunu çok daha iyi hissedebiliyorsunuz.

NERDEN ÇIKTI BU TAYYİP?

Sorgulanmamız bile farklı. Ben sorgulanmamda çok farklı sorular beklerken daha çok medeniyete, tefekküre dayalı, İslam’a ve Tayyip Beyin kaynaklarına dayalı sorular aldım. Hep merak edilen bu, “Nerden çıktı bu adam”. Devletimiz bu yarım yamalak haliyle bile, ihtilal yemiş ve ihtilal yapmaya çalışan grupların içimizde var olmasına rağmen, bu hali ile bile çok güçlü bir devlettir. Bu devletten, yeryüzündeki bütün devletlerin hepsi çekiniyorlar. Bunu resmen de biliyorsunuz ve hatta sizinle uğraşıldığını da o kadar iyi anlıyorsunuz ki. Tek başınıza bir hapishanede bir Alman devletinin bileğini büktüğünüzü hissediyorsunuz. İmanınız var, hedefiniz var, sizin çalışmanız ve gayeniz Resulullah’ın gayesi, ceddinizin atalarınızın gayesidir. En son devletlerimizden Osmanlı Devleti, 150-200 yıllık üzerimizde olan ataleti atmalıyız. Biz 100-150 yıllık bir ülke değiliz, binlerce yıllık bir ülkeyiz. Tekrar aslımıza dönmenin verdiği şeref ve haysiyetle hem hapishanede dimdik oluyorsunuz, göğsünüz ayrı bir kabarıyor. O zamanlar Zaman gazetesindekiler bizi “Tayyip Beyin gölge savaşçıları” olarak manşetlere taşımışlardı. Gölge savaşçısı olmak ne kadar güzel bir şeydir, bir davanın gölge savaşçısı. Hatta o başlığı okuduğum zaman bu davanın gölge savaşçısı gibi bir duruma düşebiliyorsak ne mutlu bize diye bu beni ayrıyeten sevindirmişti.

İSTİHBARATTA MODEL OSMANLI

Peki, sizce Türk devletinin istihbaratında ne gibi güçlendirmeler yapılmalıdır?

Bu çok önemli bir soru, ama Türk devletinin istihbaratının kaynaklarına ve köklerine dayanırsa güzel istihbarat olur. İstihbarat üç modeldir. Bu üç model istihbaratın bir tanesi fiziki istihbarattır. İkincisi nefsi ve heves istihbaratıdır. Üçüncüsü de ruhi istihbarattır. Bu üç istihbaratı Türkiye Cumhuriyeti Devleti şu anda kendini modellediği biçimiyle Amerikan modeli gibi bir model ile yönetiyor. Ama yıldız istihbaratı kaynaklarına giderse çok farklı istihbaratlar oluşturabilir. Bunun ilmi kaynakları vardır, sosyal kaynakları vardır, tabii kaynakları vardır. Osmanlı’daki üniversitelerde 48 temel ilim öğretirlerdi. Bunun birincisi usul ve erkan ilimi idi. Biz, medeniyetimize uygun hareketler içerisinde olabilmemiz için Osmanlı’nın usul ve erkan ilmini tekrar deruhte etmemiz gerekir. Ama nasıl bir deruhte, yeni bir felsefe, yeni bir hedef, yeni bir kızılelma ve yeni bir paradigma ile yapmalıyız. Dünkü hedefimizden istikbale gidebilmemiz için namüsait şartları, içine düştüğümüz zorunlulukların birçoğunun geçici olduğunu görmeli ve asıl tedavilerimizi nasıl yapacağımızı, teşhis ve tespitlerimizi belli kaynaklardan beslenerek yapmalıyız.

Almanya bizim için neden önemli, Almanya’daki Müslümanlara nasıl sahip çıkmalıyız?

Ben laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yerinde olsam, üç ülkede İslam’ın yayılmasını ve Müslümanların çoğalması için çok ciddi politikalar üretirim. Bir tanesi Almanya’dır, bir tanesi Rusya ve diğeri de Çin olmalıdır. Çünkü bu ülkelerde Müslümanlar çoğaldıkça Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anadolu’da rahat eder. Almanya, adeta Avrupa’nın her zaman bir savaş makinesidir, 100-200 yılda bir muhakkak bir şeyler yapar. Bizim de insanımız ve halkımız oraya göç etmiştir, 60 yıldır oradalar. Bu insanlar o kadar zor şartlar içerisinde Türk ve Müslüman olduklarını unutmadılar. Aksine Anadolu’dayken şuurlu Müslüman olmayanlar bile orada şuurlu birer Müslüman haline geldiler. Yeryüzü Müslüman için mesciddir, vatandır. Dolayısıyla Almanya’da 5 milyon Müslüman yaşıyor ve 80 milyon Müslüman adayı yaşıyor. Ben inanıyorum ki, Almanlar Müslüman olsalar, bize bile pabuç çıkarttıracak ameli güzel işler yaparlar diye düşünüyorum.

15 Temmuz için ne düşünüyorsunuz? Yeni darbeler olmaması için ne yapmamız gerekir?

15 Temmuz darbesi bence Müslümanlar için en önemli tarihtir. Bir başlangıçtır. Bizim köklerimize dönmek için, sistemin ve rejimin içerisinde bir aralıktır. Çünkü sistemimizin ve rejimimizin içerisine yerleşmiş, mafsallara yerleşmiş yabancılar var. Bu yabancılar kimi zaman paralelleri örgütlüyorlar, kimi zaman başka ülkelerin menfaatlerine çalışıyorlar. Batılı ve liberal düşüncede ve dünyayı liberal ve batılı gözle gören yabancılar ve bunların yerlileri tabii ki. Cumhuriyet dönemindeki sanki batılılaşmak için savaştık. Hep batılılarla savaştık ama batılı olmak için çok büyük gayret ediyoruz. 15 Temmuz’un ruhu farklı bir ruhtu. Bu ruh sanki başkaları tarafından istismar ediliyor. Bilhassa cemaatler üzerinden Müslümanlara saldırmaya çalışıyor. Tayyip Bey seçilmiş bir cumhurbaşkanıdır. Darbeye karşı dik durmuş ve darbeye karşı bir darbe yapmış bir cumhurbaşkanıdır. Dolayısıyla içeride mareşaldir. Dışarıda da Suriye’de ordumuz birçok seferlere ve harekâtlara giriyorlar. Dolayısıyla çifte mareşalliği elde etmiş bir kahramanı görüyoruz. 150 yıllık dar ufuktan, 6 bin yıllık bir ufka doğru gittiğimizi hissediyoruz. 15 Temmuz bunun miladıdır.

İçinde bulunduğumuz bu zor zamanda, millet ve devletimize ne gibi görevler düşüyor?

Çok şuurlu olmamız gerekiyor. Bireyin ferasetli ve basiretli, yöneticilerin merhametli ve adaletli olması gerekiyor. Biz büyük bir tarihin evlatlarıyız. Tarihimizden ötürü bugün toplu bir saldırıya maruz kaldık. Bu Kurtuluş Savaşı’ndan öte bir savaşa dönüştü. Bütün hatlarıyla, tüm teknolojik verilerle, her türlü imkânla saldırıyorlar. 100 yıllık kültür emperyalizmiyle uğraşan halkımız, ekonomik ve sosyal bir savaş veriyor. Halkın fakirleşmesi, faize bulaşması ve cahilleştirilmesi hedefleniyor. Bununla beraber de fitnenin ve ciddi dedikodunun oluşturulması; ki bu bugün sosyal medya aracılığı ile yapılıyor. Basiretli ve uyanık olunması gerekiyor. Onun için sosyal bağları iyi olan küçük küçük topluluklara ihtiyaç var. Avam bilinçlendirilmeli.

“Enişte” 15 Temmuz’u nasıl haber aldı?

• 15 Temmuz’daki “enişte” bahsinde sizin çok önemli tespitleriniz var. Bunları bir daha anlatabilir misiniz?

Milli İstihbarat Teşkilatı devletin çok önemli bir kurumudur. Kurumun çok ciddi bir şekilde yıprandığını gördüm, yıpratıldığını gördüm. Hatta birçok arkadaşımız “böyle istihbarat teşkilatı olmaz” diyor idi. Ama biz bazı şeylerine şahittik. O anda “enişteye” haberin nereden gittiği konusu vardı. Enişteye giden kaynakları bildiğim için onu kamuoyu ile paylaşmıştım. Zaten bu konuşmadan sonra MİT konusunda ciddi tartışmalar bitiverdi. İstihbaratların özellikleri şunlardır, istihbaratlar güçlülüğü ifade etmezler, zafiyeti de göstermezler. Güçlü gözükmezler, kendi haklarında yapılan yorumlara cevap vermezler. Bu arada da çeşitli kaynakların ülke içinde o zafiyet döneminde ne düşündüğünü iyi tespit ederler. Bu anlamda da 15 Temmuz süreci MİT için çok önemli bir veri alanıdır. Birçok kurumun, bireyin ve temsilin nasıl düşündüğünü ve meydanı nasıl boş bulduklarını izlemiş ve gözlemiştir diye düşünüyorum.

MİT DOSYASI : Almanya’da MİT iddiasıyla gözaltı


Almanya Hamburg’ta MİT adına faaliyetler yürüttüğü ileri sürülen 31 yaşındaki M. S. adlı Türk vatandaşının gözaltına alındığı iddia edildi…

Almanya Hamburg’ta MİT adına faaliyetler yürüttüğü ileri sürülen 31 yaşındaki M. S. adlı Türk vatandaşının gözaltına alındığı iddia edildi.

Avrupa Postası’nın haberine göre MİT elemanın açığa çıktığı belirtilirken, 31 yaşında olduğu aktarılan M. S. isimli Türk vatandaşının, MİT adına Hamburg ve başka bölgelerde Kürtler hakkında bilgi topladığı ileri sürüldü. Ayrıca M.S. isimli Türk’ün, ‘Erdoğan’a ve MİT’e iletmekten’ gözaltına alındığı iddia ediliyor.

Federal Kriminal Dairesi tarafından yapılan açıklamada Perşembe günü (dün) evi basılarak gözaltına alındığı belirtilen zanlının, "istihbarat faaliyetinde bulunmak şüphesiyle" sorgulanmak üzere Karlsruhe şehrine götürüldüğü aktarıldı.

Odatv.com

MİT DOSYASI /// Ali Turhan : ERDOĞANIN ŞERPA’SI VE YENİ MİT


Ali Turhan : ERDOĞANIN ŞERPA’SI VE YENİ MİT

Diplomatik hayatta sıkça geçen bu terim, genellikle bir ülkeyi zirveye hazırlayan adam anlamında kullanılmakta. Kendine has meziyetleri olan bu şahsına münhasır insanlar, özel ve önemli konularda devletin zirvesine gerekli ayrıntıları vermek suretiyle, yol haritasının nasıl uygulanacağını anlatırlar. Buradan aldıkları bilgilerle devlet başkanları resmi anlaşmaları imzalarlar ya da ülkeleri hakkında taahhütler de bulunurlar. Yani devlet için hayati karar, böyle bir yol göstericinin ne kadar milli olması gerektiğini de siz düşünün artık. Diplomatik olarak kullanılan bu kelimenin doğuşu da yükseklerden, doğuda Nepal halkından olan ve zirveye çıkışı kolaylaştırmak için kılavuz eden adam demek. Biz ise bu kelimeyle iki bin on yılında WASİNTON NÜKLEER GÜVENLİK zirvesinde tanıştık. Türkiye geleceğini ilgilendiren çok önemli bir toplantıya iştirak etmiş ve hayati kararların tam ortasında kalmıştı. ABD ve İRAN nükleer gerginliğinde nasıl bir tavır alması gerektiği ve nükleeri nasıl kullanacağımız bu zirveden sonra daha da netleşmişti. Kati çizgiler belirginleşmiş kırmızıçizgiler revize edilmiş ve nükleer kullanmaya karar verilmiştir. Millikten sıkça söz edildiği bir dönemde böyle adamlara ne kadar çok ihtiyacımız var aslında değil mi. Her şeyin normal gittiği iki bin on yılında eşitlerinin arasından sıyrılan bu doğru kılavuzlar 2023 hedefinin başrolleri oluyorlar. Her şeyi herkes den önce gören adam olan ERDOĞAN bu mevzu da tespitini yapıp, yüzde yüz milli ŞERPA ile çalışmalarını yaptı, yapıyor ve yapmaya devam edecek.

Başlıyoruz..

MİTE YENİ MODEL

Gündem den hiç düşmeyen kurum MİT. Dış güçlerin her gün yükselen rahatsızlıkları ve bizi kontrol edemedikçe bozulan kimyaları her gün biraz daha belirginleşiyor. GES komutanlığını devir aldığımızdan beri hazımsızlıkları had safhada. İktidarın katkısını da es geçmeyelim, Ak parti iktidara geldiği günden beri kurumlarını toparlama çalışması içerisinde gayret gösterdi. Gezi eylemlerinde başlayıp 15 Temmuzdan sonra hızlanan temizlik artık sona doğru gelmekte. Tüm işlevleriyle millileşen MİT en verimli günlerine doğru ilerlemekte. 2010 yılında gizli bir kararnameyle içi ve dış olarak ikiye bölünmesi gündemde olan kurum, sorunlardan yenice başını kaldırıp yeni vizyonuna başladı. Kamuoyuna da yansıdı zaten ABD Modeli, FRANSA Modeli, ALMANYA Modeli, gibi yeni bir yapılanma söz konusu. Söz konusu derken kurum ve ya devletin görüşü değil, ALGI çalışmaları sadece. Yani bundan sonra kiminle işbirliği içerisinde olunacak, kimle istihbarat paylaşılacak, modelin adından çıkarmaya çalışıyorlar. Bir nevi dördüncü kuvvet olan medya baskısıyla, kanalize ederek yeniden uyum sürecine hazırlık yapıyorlar.

Devam edelim

Bu algının derdine düşenler aslında bu ifadelere Hakan Fidan’ın geçmiş bilgileri yüzünden söylüyorlar. Çünkü KARARGÂHIN KOMUTANI, Bilkent Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmış ve hazırladığı mastır tezinde MİT’in CIA-FBI modeli örnek alınarak reform ize edilmesi gerektiğini savunmuştu.

2000 yılında Bilkent Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler alanında yüksek lisans, 2006 yılında da yine aynı üniversitede doktora yapan Fidan’ın mastır tezi, ‘İstihbarat ve Dış Politika: İngiliz, Amerikan ve Türk İstihbarat Sistemleri‘nin Mukayesesi’; doktora tezi de; ‘Bilgi Çağında Diplomasi: Antlaşmaların doğrulanmasında Enformasyon Teknolojilerinin Kullanımı’ başlıklarını taşıyor.

Fidan’ın mastır tezinin ilk bölümü ‘İstihbarat Tarihi’; ikinci bölümü, ‘Dış Politika ve İstihbarat’ başlıklarını taşırken üçüncü ve dördüncü bölümlerde İngiliz ve ABD istihbaratları inceleniyor. Tezin beşinci bölümünde Türk İstihbarat yapısı incelenirken, son bölümde de kıyaslama yapılıyor ve çeşitli öneriler getiriyor. Tabi buradan sonra MİLLİ ve YERLİ fotoğrafını çizmek lazım ve devamında ERDOĞAN dokunuşunu da ilave etmek lazım.

MUG ve ya BİK

Polis ve jandarma içte birleşti, aynı zaman da PÖH ve JÖH birleşti anlamına geliyor, birleşik istihbarat başladı. Bunları aşan konular MİT kapsamında. Sınırın ötesine çıkınca merkezi ulusal güvenlik MUG eğer karşımızda CIA, MI5, yani yabancı istihbarat söz konusu konu onları ilgilendiriyorsa ‘ BİK’ yani başkanlık istihbaratı, bu işin çatısını başkanlık istihbaratı oluşturacak. Dört adet müsteşarla yönetilecek, merkezi yine karargâh olarak anılacak, yapının başında direk devlet başkanına bağlı ŞERPA olacak. Görüldüğü üzere de model TÜRK modeli.

Son olarak.

MUG’da olur BİK’de olur ERDOĞANIN emrinde MİLLİ ve yerli olsun da.

Saygılarımla.

MİT DOSYASI /// VİDEO : Milli İstihbarat Teşkilatına Avrupa’da Operasyon Talimatı Verildi


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=A3cNM8hT_xI&feature=em-subs_digest

MİT DOSYASI : MİT’te mobingi ileten mağdura ceza


MİT’te mobingi ileten mağdura ceza

Teşkilatta sumen altı edilen dinlemeleri Hakan Fidan’a yazan çalışanın maaşı kesildi, lojmandan çıkarıldı. Emekli olunca ‘sakıncalı’ ilan edildi, emekli kartı silah ruhsatı verilmedi.

Milli İstihbarat Teşkilatı’nda (MİT) mobbing yaşandığını ve Arapça dinlemelerin “İstihbari Değeri Yoktur” denilerek sumen altı edildiğini Müsteşar Hakan Fidan’a yazdığı dilekçe ile anlatan ve karşılık alamadığı için bunu gazetemiz aracılığıyla duyuran MİT görevlisi M.Y’nin başına gelmeyen kalmadı. Önce maaştan kesme cezası alan, görev yeri değiştirilen ve lojmandan çıkarılan M.Y, baskılar üzerine emekli olmak zorunda kaldı. Teşkilat, şimdi de M.Y’ye emekli personel kartı ve silah ruhtasını vermedi. MİT Ankara Bölge Başkanlığı’na bağlı telefon dinleme servisinde çalışan M.Y, Ocak 2016’da Hakan Fidan’a mektup yazmıştı. Mektupta kurumda mobbing olaylarının yaşandığını, son 2 yıldaki istifa ve emekliliklerin mobbing kaynaklı olduğunu belirten M.Y, Arapça dinlemelerin de sumen altı edildiğini belirterek, “Suruç intihar saldırısı ve Ankara Garı intihar saldırılarının sorumluluğunu üstlenen IŞİD militanlarının Arapça konuştukları düşünüldüğünde takdir ederseniz ki bu dilin önemi yadsınamaz. Ancak şubemizdeki Arapça monitörler (Telefon dinleyen kişi A.U.) (2) yönetime yakınlığını kullanarak Arapça görüşmelerin neredeyse tamanını İDY (İstihbarat Değeri Yoktur) yapmakta, yönetim de bu duruma göz yummaktadır. Böyle hassas günlerde on binlerce Arapça görüşmenin İDY yapılması karşısında dehşete kapılmaktayım” demişti.

‘Basına bilgi verdin’ cezası

Mektubun Hakan Fidan’a ulaşmadığını ve gereğinin yapılmadığını düşünen M.Y, mektubu haziran ayı sonunda gazetemizle paylaşmıştı. Mektup Cumhuriyet’te yayımlanınca MİT, idari soruşturma başlatmıştı. MİT’in soruşturmasından iddialarla ilgili herhangi bir sonuç çıkmadı. “Kurum içinde yaşananlarla ilgili basına bilgi verdiği” gerekçesiyle M.Y’ye 8/1 oranında maaştan kesme cezası verildi. Ankara’daki görev yeri değiştirilen M.Y, oturduğu lojmandan çıkarıldı. Bunu, kendisine uygulanan mobbing olarak gören M.Y, emekli olmaya karar verdi. M.Y’yi “sakıncalı personel” olarak gören teşkilat, personelin M.Y. ile ilişki kurmasını yasakladı. M.Y’ye son olarak “Emekli MİT Personeli” kimlik kartı ile silah ruhsatı verilmedi.

Dost işi araştırma

Buna karşı idare mahkemesinde dava açmaya hazırlanan emekli MİT’çi şunları söyledi: “Şubede yaşanan mobbing konusunda yapılan araştırma tam anlamıyla dost işi olmuş. Mobbing konusu sadece müdüre ve başkana sorulacak bir konu mudur? Zaten mobbingi uygulayan onlar. Mobbinge maruz kalan onlarca insanın hiçbirisine sorulmamış. Bu yönetim kendisine biat edenlere her türlü yardımı ve kolaylığı sağlıyor, biat etmeyenlere ceza verebilmek için didik dikik açığını arıyor, adeta peşinde hafiye gibi çalışıyor ve hatta kumpas kuruluyor. 20 yıldır hiçbir ceza almayan ben, biat etmediğim için, son bir yılda alabilecek bütün cezaları aldım. Bundan iyi mobbing mi olur? Bütün bunları belgeleriyle, kanıtlarıyla, olaylarıyla müfettişe sunuyorum, adamların dikkate aldıkları bile yok. İfademin tarafsız ve objektif araştırma yapacak başka müfettişler tarafından alınması için dilekçe yazdım.” Arapça görüşmelerin neredeyse tamamının “İstihbari Değeri Yoktur” yapılması konusundaki soruşturmanın da “ahbap-dost” ilişkisi çerçevesinde yürütüldüğünü ve tam bir fiyaskoya dönüştüğünü belirten M.Y, “Ortada ciddi iddialar var. Acaba gerçekten arşivlere bakılıp iyice araştırma yapıldı mı? Karşılarına çıkan on binlerce yapılmayan Arapça görüşme çıktığında acaba ne cevap aldılar da bu cevabı tatminkâr buldular. Karşılaştıkları bu vahim tablo karşısında bu ihmali mazur gösterecek nasıl bir mazeret bulundu? Acaba bu müfettişler yaptıkları dost işi soruşturmanın nasıl vahim sonuçları olabileceğinin farkındalar mı?” dedi.

MİT DOSYASI : “MİT’in inanılmaz boyutlarda faaliyeti var”


Alman hükümeti Türk Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Almanya’daki faaliyetleri konusunda muhalefetin endişelerini paylaşıyor.

Batı Alman Radyoları (WDR) ile Kuzey Alman Radyoları’nın (NDR) haberine göre, Alman hükümeti Türk Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Almanya’daki faaliyetleri konusunda muhalefetin endişelerini paylaşıyor.

Deutsche Welle Türkçe’nin Alman Birinci Televizyon Kanalı’nın (ARD) tagesschau.de adlı haber portalından aktardığı habere göre, MİT’in Almanya’daki faaliyetlerinin muhalefetin yanı sıra federal hükümeti de endişelendirdiği ifade ediliyor. İç istihbarat kurumu Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’na ait bir belgeye dayandırılan habere göre, teşkilat MİT’in Almanya’da yanlış bilgi yayarak kamuoyunu manipüle etmesinden endişe ediyor. Bu nedenle, MİT’in istihbarat faaliyetlerinin soruşturulması talep ediliyor.

Haberde, Türk Milli İstihbarat Teşkilatı tercümanlar vasıtasıyla Alman makamlarının bilgilerine ulaşmaya çalıştığı iddia ediliyor. Bu nedenle Alman iç istihbarat birimi Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın (Verfassungsschutz) bu konuyla ilgili özel bir birim oluşturduğu belirtiliyor.

Ayrıca Federal Meclis İçişleri Komisyonu’nun da gizli bir oturumda MİT’in faaliyetlerini ele aldığına dikkat çekiliyor.

"MİT İLE İŞBİRLİĞİ SONA ERDİRİLSİN"

Alman istihbarat birimleri bir yandan radikal İslamcı tehditler nedeniyle MİT ile işbirliğine kendilerini zorunlu hissediyor. Diğer yandan MİT’in Almanya’da Türk muhaliflerine ilişkin casusluk faaliyeti de biliniyor. Bu nedenle Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın Kürt ve Türk muhalifler hakkında MİT’e bilgi aktarmadığına dikkat çekiliyor.

Ancak Federal Meclis’teki Sol Parti alınan önlemleri yeterli bulmuyor. Parti’den yapılan açıklamada, MİT’in Almanya’daki faaliyetlerinin hukuka aykırı olduğunu belirtilerek, bu faaliyetlerin burada yaşayan muhalif güçler açısından da tehdit anlamına geldiği vurgulandı. Sol Parti’nin içişlerden sorumlu temsilcisi Martina Renner, bu gibi faaliyette bulunanların cezaya çarptırılmasını, ajanların sınır dışı edilmesini ve MİT ile işbirliğinin sona erdirilmesini talep etti.

Alman medyasındaki haberlere göre, Türk Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Almanya’da binlerce kişiden oluşan bir haber-elemanı ağı bulunuyor. Welt am Sonntag gazetesi adının açıklanmasını istemeyen bir güvenlik politikacısına dayandırdığı bir haberde MİT’e bağlı 6 bin kadar ajanın Almanya’daki Türk toplumuna ilişkin olarak teşkilatı bilgilendirdiği belirtiliyor.

STRÖBELE: MİT’İN İNANILMAZ BOYUTLARDA FAALİYETİ VAR

Federal Meclis’teki Yeşiller Partisi’nin istihbarat birimlerinden sorumlu politikacısı Hans-Christian Ströbele, eylül ayındaki açıklamasında, “Almanya’da MİT’in inanılmaz boyutlarda faaliyeti var” diye konuşmuştu. Ströbele, Handelsblatt gazetesine yaptığı bir açıklamada, ajanların faaliyetleri konusunda dava açılmasını ve bu davanın bu kişileri cezalandırmaya ve sınır dışı etmeye yönelik olmasını talep etti. Aynı zamanda hukukçu olan Ströbele, yabancı bir ülkenin Almanya’ya karşı istihbarat faaliyetinin cezai yaptırımı olduğuna da işaret etti.

MUHALİF GRUPLARA ETKİDE BULUNMA GİRİŞİMİ

Ströbele, daha önceleri yaptığı açıklamalarda da, Almanya’da ajan olarak görev yapan kişilerin Türk hükümetinin emri ile muhalif gruplara etkide bulunma girişiminde bulunduklarına dair ellerinde bazı belgeler bulunduğunu bildirmişti.

Türk istihbaratının faaliyetlerini sert bir dille eleştiren Yeşiller Partisi Federal Meclis Grup Başkan Vekili Konstantin von Notz ise "Otokratik hükümetlerin istihbarat birimlerinin siyasete ve kamuoyuna etkide bulunmaya çalışmasının Avrupa ve Almanya açısından kabul edilebilir bir durum olmadığını” söylemişti. İstihbarat birimlerinin nasıl faaliyette bulunduğuna işaret ederken de von Notz, "Yanlış bilgilendirme, meşru olmayan yoldan etkileme ve hükümetin görüşlerini toplumsal kuruluşlar içinde yayma gibi faaliyetlerin bilinen unsurlar olduğunu, ancak bugün yeniden güncel hale geldiğini vurgulamıştı.

Odatv.com

MİT DOSYASI /// AHMET TAKAN : EMRE TANER ağzından ne kaçırdı ?


Ahmet TAKAN

ahttakan

15 Temmuz hain darbe girişimini araştıran Meclis Komisyonu’na çelişkili bilgiler veren eski MİT Müsteşarı Emre Taner’e büyük bir parantez açmak zorundayız. Oslo ve çözüm sürecinin baş aktörlerinden biri olan Taner, komisyona “çözüm süreci ihanet değildir” demişti. “FETÖ” yapılanması konusunda ise sütten çıkan ak kaşık rolünü oynamıştı. Komisyon üyesi, CHP İzmir Milletvekili Aytun Çıray ile yaptığımız söyleşinin bugünkü bölümde şok açıklamalarla sarsılmaya devam edeceksiniz! Kaldığımız yerden devam;

OSLO VE ÇÖZÜM SÜRECİNİN SIRRI

Orada hem o söylemediği için hem de daha sonra araştırma yaptığımda esasen çözüm süreci adı verilen sürece devletin bütününün katılmadığını gördüm. MİT Başkanı olarak hükümeti ikna etmiş ama askeri kanadı ikna edememiş olduğunu gördüm. Emre Taner’in anlattıklarına baktığımızda çözüm sürecinin içinin ne kadar boş, planlamasını ne kadar zayıf ve naif olduğunu gördüm. Nitekim Habur’daki ilk içeriye giriş sırasında ortaya çıkan olayları anlatış tarzına baktığınızda başarısızlığını örtmek için orada yapılan gösterişi, orada yapılan PKK’ya tezahüratları ‘cemaatçi polis’ diye yüklemeye kalktı. Bugüne kadar hiç söylenmemiş şeyi söylemeye kalktı. Biliyorsunuz şimdi bir moda var; aynı zamanda insanlar başarısızlıklarını bu FETÖ ihanet terör örgütüne bağlamak gibi. Şimdi, siz Habur gibi bir proje yapıyorsunuz, içeriye girecekler, pişmanlık belirtecekler. Bunu organize ettiğinizi düşünüyorsunuz ama Türkiye’ye gelip giren PKK’lıların kıyafetini bile ayarlayamıyorsunuz. Buradan alıp mahkemeyi oraya götürüyorsunuz gelen şahısların mahkemede yargılanırken pişmanlıktan yararlanacak sözleri söylemelerini sağlayamıyorsunuz. O zaman siz neyin projesini yapmışsınız? Bu kadar becerisizlikten büyük projeler çıkabilir mi? Ondan sonra Oslo’ya diyorsunuz ki, ‘ihanet değildir.’ Peki, Oslo’da kimlerle görüşüyorsunuz ve niçin Oslo’da görüşüyorsunuz?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin meseleleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti topraklarında içerisinde çözülemez mi? Siz istihbarat örgütü değil misiniz? Diyorsunuz ki, ‘biz çözüm sürecini PKK’yı kullanan yabancı istihbarat örgütlerinin elinden alıp Türkiye’nin kontrolüne sokmak istedik.’ Peki, o zaman bunun yeri niye Oslo? Ve niçin orada yabancı bir hakem var? Nasıl kontrol dışına çıkaracaktınız? Ve şu sorunun cevabını veremedi; çözüm süreci bittiği gün, ‘çözüm bitti çözüldü’ dediğinizde Türkiye ertesi sabah nasıl bir Türkiye’ye uyanacaktı? Hala cevabı verilmemiş başka soru; dünyanın hiçbir yerinde terör örgütleri ile silah bırakılmadan pazarlığa oturulmamış. Siz silahları bırakmadan terör örgütü ile pazarlığa oturdunuz. Yetmedi o sözde çözüm süreçlerinde PKK’nın oraya tekrar yerleşmesine göz yumdunuz. Sonra, PKK’yı oradan tekrar çıkaracağız diye oradaki Kürt vatandaşların evlerini başına yıktınız. Şimdi kışta kıyamette soğukta orada evsiz barksız yeni baştan hayat kurmaya çalışıyorlar. Bu nasıl bir çözüm olabilir? Bakınız çözüm mözüm falan ortada yoktu Sayın Emre Taner orada ağzından önemli bir şey kaçırdı. Dedi ki bir ara ‘hiç silah atılmadı orada hiçbir çatışma yaşanmadı bu nasıl sağlandı, seçim vaadi’ dedi. Bakın ben şimdi size çözüm sürecinin özetini söyleyeyim; çözüm süreci Abdullah Öcalan ile AKP’nin mutabık kaldığı seçimlere endeksli çatışma ve çatışmasızlık dönemlerinden ibaret bir süreçten ibarettir. Başka hiçbir altyapısı yok. Şimdi bu nedir? Bu savrulan bir Türkiye’dir.

Emre Taner’in kendi döneminde kurumda “FETÖ”cü olmadığı ifadeleri sizi tatmin etti mi?

Tatmin etmediği gibi orada aynı zamanda kendinden sonra gelen mevkidaşı hakkında bir nevi suç ihbarında bulunmuş oldu. Sayın Taner dedi ki, ‘ biz çok dikkatliydik belki 3-5 kişi kaçmıştır, içeriye girmiş olabilir. ‘Ama şimdi 70-80 kişinin MİT’ten çıkarıldığına baktığımızda, benden sonra gelenler benim gösterdiğim dikkati göstermemiş’ dedi. Tabi bu sorunun cevabını vermek şimdiki MİT Müsteşarı Hakan Fidan Bey’e düşer. Bana kalırsa bu ifadesiyle sayın Taner en hafifinden MİT Müsteşarını görevli ihmal ile suçlamıştır.

Buradan daha sıcak, daha güncel bir tartışmaya geçelim. Hain darbe girişiminin aydınlatılması için kritik isimler üzerinde duruyorsunuz. Biri MİT Müsteşarı Hakan Fidan, diğeri Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar. Bu iki isim neden komisyona gelmiyor. Gelmemekte ve bilgi vermemekte ısrar ederlerse; komisyonun araştırma süreci sonunda yazacağı rapor nasıl olur?

Ben şunu söylüyorum. Fethullah Gülen cemaatinin bütün gelişme aşamalarını zaten devlet biliyordu biz de biliyorduk. Bize gelip komisyonda bu cemaatin gelişme aşamalarını anlatanlar çok yeni bir şey anlatıyor değiller. Burada esas olan şey şuydu; Hangi aşamadan sonra tam olarak devletin bütün kurumlarına sızdılar, yani girdiler yerleştirildiler? Ve hangi boyutta bunlar? Bir daha böyle bir kalkışmanın olmaması için ya da devlet yönetiminin hem MEB’de, hem Yüksek Seçim Kurulu’nda, İçişleri Bakanlığı’nda, poliste, böyle bir örgütün tamamen temizlenmesi için nelerin yapılması gerektiğinin ortaya çıkartılması gerekiyor. Komisyonun bence asli görevi bu. Bunun ortaya çıkartılması için sıfır noktasından geriye gidilmesi gerekiyor. Sıfır noktası 15 Temmuz gecesi. 15 Temmuz gecesi saat 16.30’dan itibaren çelişkili açıklamalar… Darbe Komisyonu üyesi CHP’li Çıray, eski MİT Müsteşarı için, “İfadesinde ağzından bir şey kaçırdı. ‘Hiç silah atılmadı, bu nasıl sağlandı, seçim vaadi’ dedi. İşte savrulan Türkiye. Bakınız bu aktörler niçin çok önemli. 3 aktör bence -siz 2 dediniz ama- bunlardan bir tanesi; sayın Cumhurbaşkanı. Biz doğrusu kendisinin Sayın Demirel’in daha önce darbe komisyonunu kabul etmesi gibi kabul etmesini bekliyoruz. Bunu kendisine arz ediyoruz. Rica ediyoruz. Çünkü, onun yaşadıklarını bütün zamanları ile an an Türk milletinin bilme hakkı var. Türk milleti kendi seçtiği Cumhurbaşkanına tasallutta bulunulduğu zaman bütün açıklığı ile bunu öğrenmek ister. Aksi halde vicdanı rahat etmez. Türk milleti bu büyük travma ile devletine olan güvenini kaybetti. Yine bu iş şeffaflaştırılmazsa bütün boyutları ile ortaya konmazsa Türk milletinin devlete olan güvenini tekrar sağlayamayız. Daha derinleşir bu travma. Şu anda dağılmakta olan devleti daha çok dağıtırız.

“GELİN KUŞKULARI AYDINLATIN”

Siz MİT Müsteşarısınız. Devlet bürokrasisinden gelen bir insan olarak biliyorum böyle büyük bir istihbarat alacaksınız kalkışma ile ilgili, darbe olacağı ile ilgili ilk yapacağınız iş önce doğrudan bağlı olduğunuz Başbakan’ı aramak, arkasından sayın Cumhurbaşkanını aramak, o arada da yolda giderken bir adamınız da Genelkurmay Başkanını arar… Bana hiç kimse bir MİT müsteşarının Başbakan’a ulaşamayacağını anlatamaz. Devleti bilen bir insanım ben. Bana hiç kimse MİT Müsteşarının bu kadar büyük bir istihbarat aldığı zaman sayın Cumhurbaşkanına ulaşamayacağını anlatamaz. Bunlar anlaşılır şeyler değildir. Sonra gidip Genelkurmay Başkanı ile paylaşıyorsunuz. Bana hiç kimse bu haberi alan bir Genelkurmay Başkanı’nın kuvvet komutanlarını anında görev başına niçin çağırmadığını anlatamaz. Ordunun geleneğine de uygun değildir, emir komuta sistemine de uygun değildir. Bana hiç kimse Genelkurmay Başkanı’nın hava sahasını kapatma emrini doğrudan Hava Kuvvetleri Komutanı’na vermemesini anlatamaz. Çok hızlı davrandığınızı söylediniz ama bilgi olarak hemen derhal devreye sokulur. Daha önemlisi en başta söylediğim gibi kuvvet komutanları derhal kriz merkezine çağrılır. Eğer böyle bir istihbarat aldıysanız 1. Ordu Komutanı’na haber verseydiniz o tanklar çıkmazdı, çıkamazdı. Çünkü çıkmayıp devletine milletine sadık davranan tank birliklerinin sayısı çok daha fazla. Durdururlardı onları yolda. Bu yaşanan dram trajedi yaşanmaz 247 şehit verilmezdi. Bir sürü arka arkaya gelen şey var. Şimdi benim bu söylediklerim ne kadar doğru. İşte ben diyorum ki burada eksik olabilir, yanlış olabilir fazla olabilir. Gelin bu kuşkuları aydınlatın.

Kaynak: Emre Taner ağzından ne kaçırdı? – Ahmet TAKAN

MİT DOSYASI /// Le Monde : Paris cinayetlerinde MİT parmağı var, ama emirler amirlerden mi, ‘paralel y apı’dan mı belirsiz


Ömer Güney, cinayetin zanlısı olarak yargılanıyor

Fransa’da savcılar, Paris’te 9 Ocak 2013 tarihinde PKK üyesi Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in öldürülmesinde "Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve ‘paralel yapı’ iddialarına ilişkin olarak soruşturmalarını sürdürüyor. Ocak Medya’nın Fransız gazetesi Le Monde’dan çevirdiği habere göre, Fransız Mahkemesi’nde "kendisinin ateşli bir PKK taraftarı olduğunu" söyleyen cinayet zanlısı Ömer Güney‘in arkadaşları "onun bir Türk milliyetçisi olduğunu" söylüyor.

Gazetenin iddiasına göre, Ömer Güney, cinayetleri işlemeden önce Türkiye’deki bir kişiyle düzenli olarak telefonla görüşmüş, bir kaç kere Türkiye’yi ziyaret etmiş. Türk yetkililer, Ömer Güney’in telefonla konuştuğu kişi ile Fransa’daki resmi soruşturmacıların görüşmesine müsaade etmemişler. Bu sebeple, bu kişinin kimliği Fransız soruşturmacılar için hâlâ belirsiz.

Yine haberde yer alan bir başka iddiaya göre, Fransız soruşturmacılar, cinayetlerde MİT’in parmağı olduğuna, ancak bu kişilerin amirlerinden mi emir aldığına yoksa paralel yapı dahilinde bağımsız mı hareket ettiklerine karar verememişler. Bu konuda yeterince delil elde edememişler.

Çözüm sürecine hazırlanma safhasında yaşanan bu cinayetler kafalarda bir çok soru işareti oluşturmuştu. “Acaba çözüm sürecini baltalamak isteyen birileri mi bu işleri yapıyor?” diye medyada sıkça tartışılmıştı. Sabah’ın ortaya attığı iddiaya göre, faillerinin ‘paralel yapıdan’ emir almış olabileceği iddia edilmişti.

Fransız tarihinde ilk defa, bir cinayetin içinde bir başka devletin istihbarat biriminin resmi bir soruşturmada adı geçtiği belirtiliyor.

MİT DOSYASI /// MAHMUT ÖVÜR : MİT NE İŞE YARAR ??


Bir ülke için istihbaratın ne kadar önemli olduğu tartışılmaz. Bunu dünyanın büyük ve etkili devletlerinin güçlü istihbarat örgütlerine sahip olmasıyla da biliyoruz. Bizde ise durum hiç iç açıcı değil.

Geçmişi bir yana bırakıyorum, 1950’den sonra MİT ya da o zamanki adıyla MAH ağırlıklı iç istihbaratla yetinen bir örgüt durumundaydı. Soğuk savaş döneminde devletin "İç düşman" ilan ettiği kendi vatandaşını izlemekle yetindi. Dış istihbaratın esamisi bile okunmadı. O konu büyük oranda CIA’ya veya MOSSAD’a havale edilmişti. Bu da ABD’yle iç içe ilişkinin, NATO’nun bir parçası olmanın ve onların destek verdiği vesayetçi askeri yapının isteğiydi.

MİT, aslında sadece dünyada olup bitenleri değil, ülkede olup bitenleri de büyük oranda siyasi iktidarlara söylemedi.

Bu yüzden 1960 darbesi dahil hiçbir darbeden siyasi iktidarların haberi olmadı. Rahmetli Süleyman Demirel bu durumu biraz da ironi yaparak şöyle anlatıyordu: "MİT, hükümete Uganda’dakini bildirir Ankara’dakini bildirmez"

Birkaç gün önce MİT’in eski müsteşaryardımcısı Emre Taner, 15 Temmuzdarbe girişimiyle ilgili Meclis AraştırmaKomisyonu’nda Habur, Oslo ve çözümsüreciyle ilgili önemli tespitler yaptı. Amaonlar kadar önemli bir şey daha yaptı; MİT’imasaya yatırdı. Şöyle diyordu:

"Ancak öncelikle ve samimiyetle ifade etmeliyiz ki, olayın 15 Temmuz’da yaşanan boyuta geleceğini gösteren bilgiler alınamamıştır."

Sonra da ekliyordu: "Hatta 7 Şubat’a kadar tahmin bile edilememiştir."

İşin püf noktası tam da burası… MİTsadece bunları mı öngörememiş ve istihbaratalamamıştır? Kendisine yönelen enbüyük kumpas 7 Şubat 2012 darbesinigöremediği gibi Habur’un rotasından çıkmasını,Oslo’nun sızdırılmasını Gezi kalkışmasını,17-25 Aralık darbesini ve MİTTIR’ları operasyonunu da göremedi.

Taner, MİT’in geçmişteki körlüğünü şuna bağlıyor:

"Fakat geçmiş yıllardaki gelişmeler ve mecburiyetler teşkilatı ağırlıklı olarak iç güvenlik istihbaratına itmiş ve dar kadrolarca bu alanların kontrolü de yeterince yerine getirilememiştir."

Gerçekten olay bu kadar basit mi? Hadi geçmişte MİT, CIA’nın, MOSSAD’ın gölgesinde, darbeci askerlerin ve bürokratik oligarşinin etkisi altındaydı… Peki, son 5-6 yılda niçin farklılaşmadı?

Her şey bir yana ortaya çıkan ifadelere göre 15 Temmuz kanlı işgal girişimi bağıra bağıra gelmiş.

Önemli bir bilgi de darbeye teşebbüs etmek ve terör örgütüne üye olmaktan gözaltına alınan Yarbay Murat Bolat‘ın ifadesinde geçiyor;

"Alay Komutan Yardımcısı Yarbay Halil Gül, Yarbay Özcan Karacan, Binbaşı Okan Karakurt’la buluştuk. İki araç halinde Ankara istikametine seyir haline geçtik. Daha sonra bir sivil araç daha katıldı. OSTİM semtinde bir daireye gittik. Evde isimlerini bilmediğim özel kuvvetlerden 4 kişi daha vardı."

Bu evde açık açık darbe konuşulmuş,Cumhurbaşkanı Erdoğan‘a ve MİT’eyapılacak saldırı planlanmış. Tarih ise 8Temmuz. Arabalarla Ankara’nın göbeğindebir benzin istasyonunda buluşup bu evegidiliyor ama devletin istihbaratının ruhuduymuyor.

Artık eski MİT Müsteşar Yardımcısı Taner‘in, "Zamanın bir özeleştiri zamanı olduğuna inanıyoruz" sözünün gereği yapılmalı.

Aksi halde dört bir yandan kuşatılan, çevresi ateş çemberine dönen bir ülkede istihbarat olmadan ne gelecek planlanır ne de ayakta kalınır. Bu konuyu zaman zaman tartışmaya devam edeceğiz.

MİT DOSYASI /// Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin : EMRE TANER bana ‘Sizi Gülen ‘le tanıştırayım’ dedi


ESKİ Genelkurmay İstihbarat Başkanı ve Aydınlık yazarı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Meclis Darbe Araştırma Komisyonu’na ifade veren eski MİT Müsteşarı Emre Taner’in görev yaptığı dönemde kendisine “Gülen’le sizi tanıştırayım” dediğini açıkladı. Pekin, MİT Müsteşarı Emre Taner’in “MİT’te benim dönemimde FETÖ’cü yoktu” sözlerinin doğru olmadığını belirtti. 2007 yılında Elazığ’da görev yaptığı sırada ildeki MİT personelinin bir gece evine gelerek, en yetkili amirlerinin FETÖ’cü olduğu konusunda ihbarda bulunduklarını hatırlatan Pekin, durumu ilgililere aktardığını, sonrasında ise aynı kişinin terfi ettirilerek Malatya MİT Bölge Başkanlığına getirildiğini ifade etti.

ŞİFRELİ TELEFONDAN ARADI

Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde İlker Başbuğ’un Taner’den polis ve yargıdaki FETÖ’cülerle ilgili araştırma yapmasını istediğini kaydeden Pekin şunları söyledi:

Başbuğ bana da konuyla ilgilenmem talimatını verdi. Emre Bey’le konuşmamı istedi. Kendisiyle konuştum. 2 gün sonra şifreli gizli telefondan beni aradı. Bu çalışmadan başkasına söz edip etmediğimi sordu. Etmediğimi söyledim. Arkasından, ‘Bana bugün emniyet istihbaratından 4-5 kişi geldi. ‘Siz Genelkurmay’ın isteğiyle polis ve yargıda bir araştırma yaptırıyormuşsunuz, doğru mu diye sordular’ bilgisini verdi. Bir süre sonra yaptıkları çalışmanın sonuçlarını getirdiler. Şu anda sanıyorum tamamı ya tutuklu ya açıkta.”

70 YAŞINDA BİR ADAM NE İSTİYORSUNUZ!

Aydınlık gazetesinin haberine göre, Ergenekon tertipleriyle birlikte TSK içinden sürekli bilgi sızmaya başlaması üzerine Taner’le yine bir araya geldiklerini ve bilgi istediklerini vurgulayan Pekin, “Taner Bey görüşmemizde Fethullah Gülen için bana ‘Ya bu adamdan ne istiyorsunuz. 70 yaşında bir ihtiyar. Size ne zararı var? İstersen sizi tanıştırayım. Kendiniz görün’ dedi” diye konuştu.

Pekin, Taraf gazetesinin yayınları üzerine Emre Taner’le yaptığı görüşmeyi de şöyle anlattı:

Taraf gazetesi TSK aleyhine sürekli yayın yapıyordu. Genelkurmay Başkanının talimatı ile Emre Bey’le görüşmeye gittim. Taraf gazetesinin arkasındaki asıl gücün bulunması konusunu görüştüm. Daha sonra yaptığımız görüşmede, ‘Taraf’la uğraşmayın. Arkasındaki güç çok büyük, uğraşamazsınız, başa çıkamazsınız karşılığını verdi.

OSLO HAYALİ

Pekin, Komisyon’da MİT’in PKK ile Oslo’da yaptığı toplantılarla ilgili de şu değerlendirmeyi yaptı:

PKK’nın Avrupa’daki tüm faaliyetlerinin içinde İngiliz istihbaratı vardır. İngilizler her şeyi kontrol ederler. Oslo’da da İngilizler aracılık etmişlerdir. Emre Bey Oslo’yu savunuyor. Ama İngiliz istihbaratının Türkiye’nin çıkarına bir şey yapacağını düşünmek hayaldir.

ulusalkanal.com.tr

MİT DOSYASI : ESKİ MİT MÜSTEŞARI EMRE TANER KİMDİR ???


Emre Taner kimdir?

Emre Taner, eski MİT Müsteşarı, bugün darbe komisyonunda verdiği ifadede gündeme damga vuracak açıklamalar yaptı. Peki Emre Taner kimdir? Hangi yıllarda MİT müsteşarlığı yapmıştır?

Emre Taner, 1942 Diyarbakır doğumlu eski Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarıdır. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olan Emre Taner, 1967 yılında Milli İstihbarat Teşkilatı’na girdi. Bursa ve İstanbul Bölge Başkanlığı görevlerinde bulundu. 1994’te MİT Müsteşar Yardımcısı oldu. 15 Haziran 2005 tarihinde Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı görevine atandı. Emre Taner’in görev süresi 4 kez uzatılsa da 26 Mayıs 2010’da emekli olmuştur.

Müsteşar Yardımcısı olduğu dönemde Abdullah Öcalan’la, devletin bilgisi dahilinde bir kez görüştüğünü doğrulamıştır. Irak uzmanı olan Emre Taner, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ile 7 defa görüşmüştür. Emre Taner’in kardeşi de MİT’te görev yapmıştır.

Diyarbakır’da doğan, Kürt olup olmadığı kamuoyunda tartışılan Emre Taner, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Memur babasının yaşadığı maddi sıkıntılar nedeniyle tahsil hayatı boyunca çeşitli işlerde çalışan Emre Taner, 1967’de “teşkilata” girdi. Çeşitli görevlerde bulunduktan sonra önce Bursa, sonra İstanbul Daire Başkanlığı yaptı. 1987’de İstihbarat Başkanlığı koltuğuna oturan Emre Taner, 1992’de MİT Müsteşar Yardımcısı olarak atandı. Bu tarihten sonra da ismi sürekli müsteşarlık adayları arasında sayıldı.

Sönmez Köksal’ın müsteşarlığı döneminde merkezden uzaklaştırılarak yurtdışı göreve atanan Emre Taner, sonraki Müsteşar Şenkal Atasagun tarafından 1999’da Müsteşar Operasyon Yardımcılığı’na getirildi. Emre Taner’in, bu göreve atanmadan önce Öcalan’ın Suriye’den çıkartılması ve yakalanmasında etkili rol oynadığı uzun süre konuşuldu. Emre Taner, Emniyet, MİT ve Jandarma’nın 2004’te PKK’ya yönelik istihbarat paylaşımı için kurduğu komisyona başkanlık etti.

MİT DOSYASI : İstihbaratta yeni yapılanma başladı


İstihbaratta yeni yapılanma başladı

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), yeni döneme hazırlık açısından önemli adımlar attı

İstihbaratta yeniden yapılandırmaya ilişkin kanun hükmünde kararname çalışması devam ederken, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), yeni döneme hazırlık açısından önemli adımlar attı. MİT’te cuma günü yapılan yeni atamalar ve iç yapılanmanın detayları şöyle:

6 MÜSTEŞAR YARDIMCISI:

Müsteşar yardımcılarının sayısı 4’ten 6’ya yükseltildi, buralara iki yeni isim atandı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan göreve geldiğinde 1 müsteşar yardımcısı görev yapıyordu, zaman içinde 4’e yükselmişti; şimdi 6 oldu. Bu, teşkilatta uzman kadrolarla görev yapma açısından önemli bir gösterge kabul ediliyor.

DIŞ-ÖZEL OPERASYON:

Dış istihbaratla özel operasyon birimleri birbirinden ayrıldı. FETÖ’nün ByLock uygulamasını deşifre eden teknik istihbarattan sorumlu müsteşar yardımcılığı (TİMY) görevinde bulunan isim, dış istihbaratın başına geçti.

ÖZEL OPERASYONLAR:

Mevcut müsteşar yardımcılıklarından biri, özel operasyonlardan sorumlu müsteşar yardımcılılığı seviyesine çıkarıldı. Bunda, Suriye ve Irak’ta yaşanan sıcak gelişmelerin büyük etkisi oldu. Hükümetin açıkladığı ve uygulamaya geçirdiği tehditlere karşı, “savunma değil taarruz konsepti” bu yapılanmayı zorunlu kıldı. Daha önce, dış istihbarat ve özel operasyonlar birimini yöneten isim, artık müsteşar yardımcısı olarak özel operasyonları yönetecek.

KOORDİNASYON BİRİMİ:

Yavuz Çelik, yeni kurulan koordinasyondan sorumlu müsteşar yardımcılığına getirildi. Burası Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu (MİKK) ve Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi’nin (MİKM) bağlı olduğu birim. Bu adım, 15 Temmuz’da istihbarat birimleri arasında ortaya çıkan koordinasyon eksikliğini gidermeye dönük atıldı. Çelik, teşkilat içindeki FETÖ temizliğinde ve MİT Kanunu’nun hazırlanmasında emeği geçen isimlerden. Daha önce Başbakanlık Personel Başkanlığı’nda görev yaptığı için kurumlar arası koordinasyonla görevlendirildi.

TİMY ÇELİK’E EMANET:

Teknik istihbarattan sorumlu müsteşar yardımcılığına getirilen Cemalettin Çelik, TİB tasfiye olduktan sonra Ulaştırma Bakanlığı’nda danışman olarak görev yapmıştı. Eski TİB Başkanı olan Çelik, teşkilata dönerek TİMY’nin başına geçti.

KOORDİNASYON VE STRATEJİK HAMLE

MİT’teki yapılanma; 15 Temmuz’da tespit edilen eksikleri giderme, hataları düzeltme, kurumlar arasındaki koordinasyonu artırma ve teşkilatı daha aktif hale getirmek için hayata geçirildi. 2014’teki kanun değişikliği ile MİT’e özel operasyon yapma yetkisi verilmişti. Kurulan özel operasyon birimi, bölgedeki sıcak gelişmelerle birlikte dışa dönük olarak müsteşar yardımcılığı seviyesine yükseltildi. İç istihbaratla ilgili bir değişiklik olmadı, teknik istihbarat kapasitesi yükseltildi.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.