Aylık arşivler: Kasım 2016

DUYURU : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU YENİ BLOGU : http://ozel-buro.tumblr.com HİZMETİNİZDE !!!!!! !!


ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU YENİ BLOGU : http://ozel-buro.tumblr.com

GIDA & GDO DOSYASI /// SEDAT LALOĞLU : DÜNYADA GDO TÜKETİMİ


1-2003 yılı tahminleri AB ülkelerinde örneğin Almanya da satılan gıda maddelerinin %70 i GDO lu yada biyoteknolojiyle üretilmiş katkı içerir.

2-Cornell Üniversite si çalışması ABD de gıda maddelerinin %70 i GDO lu. İlk GDO bitkisi 1994 te üretilmiş, yukardaki orana bakarsanız,13 yılda büyük iş!

3-Henry Kissinger in 1974 Gıda Kontrol Soykırımı Raporu (200 sayfa rapor); az gelişmiş ülkelerdeki nüfus artışı ABD ulusal güvenliği için tehdittir(?)

4-Aslında H.Kisinger ismi ve GDO ile ilgili gizli raporu, bütün dünya insanlığının Nasıl bir felakete götürüldüğünü açıklıyor…

5-Bu rapordaki 13 ülke; Hindistan, Çin, Bangladeş, Pakistan, Endonezya, Tayland, Filipinler, Türkiye, Nijerya, Etiyopya, Meksika, Brezilya, Kolombiya.

6-Kissinger in önerilerinden biride bu ülkelerdeki doğum kontrol uygulamalarının başlatılmasıydı.

7-1974 de Roma daki Gıda Konferansına son anda Tarım Bakanı Earl Butz yerine Kissinger katılır. GDO lu tarımı önerir.

8-Birkaç ay sonra 13 ülkenin baskı altında tutulması kararı imzalanır. Yani GDO artık bir silaha dönüştürülür.

9-1974 deki Gıda Konferansı aslında sonuçtur. İlk kez 1920 de ABD tohum ıslahı ile F1 hibrit tohumculuğu başlar, 1943 Meksika hükümeti Ve Rockefeller Vakfı tarafından kurulan Uluslararsı buğday ıslah merkezi kurumsallaşmış.1966 ilk defa Hindistan Meksikadan tohum ithal etmiştir.

10-GDO lu bitki; laboratuvarda bitki hücresindeki genetik yapıya müdahele edilen bitkidir.

11-F1 hibrit tohum; klasik melezlemedir. İki farklı özellikte üründen yeni bir tür elde edilir. Çok uluslu Şirketler(!) bunun patentini alır.

12-Bütün dünyaya patentlerle, bu tohumlar, kanunlar çıkartılıp tek elden sattrılır, büyük paralar kazanılır ve diğer sağlık/ilaç endüstrisi dizayn edilir..!

13-F1 hibrit tohumlarıyla Yeni patentler alan bu çok uluslu şirketlerin amacı GDO yu bütün yaşam alanlarına yaymaktır. 2015 hedefi 40 ülkeye ulaşılmış!

14-Tohum yaşamdır, yaşam satılamaz. GD tohum kullanılma zorunluluğu artık bütün dünyada kanunlaşmıştır. Çifçi tohum saklayamaz. Kendi üretemez.

15-Tohum terminatör gen aracılığıyla kısırlaştırılmıştır, çiftçinin tohum satıcısı ile sözleşmesi; ertesi yıl için tohum saklamak yasaktır.

16-Malesef ülkemizde de 26 Ekim 2009 da çıkarılan yasa ile Syn.bakanın ifadesi; "uluslarası anlaşmalar gereği GDO lu ürünler ithal etmek zorundayız." !!

17-Sonuç; BM gıda/tarım örgütü verileri; tarımsal bitiklerin %75 inin soyu tükenmiştir. Her saniye 1 futbol sahası yağmur ormanı yok oluyor.

18-Yeraltı suları/akarsular/toprak bozulmuş. Hergeçen gün çeşiti artan hastalıklar türemiş. İnsanlar ilaç bağımlısı olmuş.

19-1960 lı yıllarda "dünyada 1 milyar insan aç, yüksek verimli F1 hibrit tohum kullanmalıyız" söylemi yani "Yeşil Devrim" dünyada açları doyuramamış.

20-Fakat mesela Hindistan ın tarım arazisinin %15 inin çölleşmesine neden olmuştur. Tarım girdi maliyetleri artmış, tüketim köleliğiyle, hastalıklar çoğalmış.

21-Ekonomik açıdan esir alınmış, sağlığı gitmiş, ilaç endüstrisine bağımlı, havasını/suyunu/toprağını kirletmiş/kaybetmiş insanız artık!!!

22-Sabah erkenden başlayıp akşam geç saatlere kadar para peşinde koşan tüketim kölesi, ruhunu, aklını, vicdanını kaybetmiş, hafif meşrep olmuş, acımasız/katliamcı/zombileşmiş, algılarla yönetilen Yeni Bir Dünya hedefine doğru adım adım götürülen insanlık…

Allah sonumuzu hayretsin…

AMERİKA DOSYASI /// VİDEO : MİT ve KGB Ajanları Amerikada Büyük Bir Gezi Park Eylemi Başlatacak


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=LndrmXz1Aio&feature=youtu.be

ABHAZ & ÇERKEZ & ÇEÇEN DOSYASI /// VİDEO : Kafkasyadan izlenmesi Gereken Muhteşem Düğün


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=Rnaj9Wqwxuw&feature=em-subs_digest

ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI /// VİDEO : Çanakkale – Belgelerle Kemal Atatürk !


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=vokVURQTXhY&list=TLGGvq7-r-0cg2wzMDExMjAxNg

DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLERİ DOSYASI : Doğu Türkistan Yalnız !


“Çin işgali altında olan Doğu Türkistan’dan Türkiye’ye iltica etmeye çalışanlar hava alanlarından döndürülüyor. Protokolümüzün en üst düzey isimleri Çin’e gittiklerinde oradaki Türklerin sorunlarını konuşmak bir yana “Doğu Türkistan” tanımlaması bile yapmıyorlar. Çin Hükümeti’nin “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” tanımlamasına uyarak oradaki Müslümanlar için “terörist hareketlerde bulunanlarla mücadele edilmeli” deniliyor.”

İsa Yusuflara, Doğu Türkistan’ın şanlı dava adamlarına sahip çıkan Türkiye son yıllarda belki de tarihinde hiç olmadığı, ecdadının hiçbir zaman yapmadığı bir şekilde kendisine sığınanları düşmana vermeye hazırlanıyor. Söz konusu kişi ise Doğu Türkistan hareketinin önde gelen isimlerinden biri olan Abdülkadir Yapçan.

1958’de dünyaya gelen Yapçan, hayatı boyunca Doğu Türkistan için mücadele vermiş, oradaki Müslümanların haklarını savunmuş bir isim… Bu yüzden de defalarca Çin Hükümeti tarafından hapsedilmiş, özgürlüğü elinden alınmış…

En sonunda büyük baskılar ve öldürüleceğini anladığı için doğduğu topraklara Doğu Türkistan’a veda etmek zorunda kaldı. 2001 yılından beri Türkiye’de yaşıyor ve davası için çalışmaya devam ediyor. Devletten tek bir yardım talebi, desteği olmamasına rağmen mücadelesinden vazgeçmiyor. Çin ise birçok Doğu Türkistan önderine yaptığı gibi Yapçan’ın peşini bırakmıyor.

15 Temmuz sonrasında AB ile ilişkilerin tepe taklak olması üzerine Çin’in başını çektiği Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkiler hız kazandı. Önceki gün yapılan açıklamada 2017 yılında Şanghay’ın dönem başkanlığını Türkiye’nin yapacağı açıklandı. Kısacası resmen üyeliğe bir adım kaldı.

Ancak, Şanghay ile ilgili sıcak gelişmeler yaşanırken Yapçan gibi önde gelen Doğu Türkistan Türklerine tutuklamalar başladı. Ekim ayının başında İstanbul’da tutuklanan Yapçan, hala cezaevinde tutuluyor.

Edinilen son bilgilere göre de ilerleyen günlerde Çin’e iade edilecek

Ecdat, kendisine sığınanı ne zaman teslim etti!

Batuhan ÇOLAK

batuhancolak

LİNK : http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ecdat-kendisine-siginani-ne-zaman-teslim-etti-40622yy.htm

Devletlerin, imparatorlukların uzun ömürlü olmasını sağlayan liderleri ve uyguladıkları hukuk kurallarıdır. Eğer sistem doğru inşa edilir ve sürdürülürse (tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi) devlet gelişir, büyür ve ömrü uzar… Ancak ne zaman ki yetişmiş insan kalitesi düşmeye başlar, hukuki problemler ortaya çıkar, gelenek-görenekler terk edilirse işte o zaman çöküş ve dağılma başlar.

Tarihte yüzlerce önemli isim başka ülkelerden kaçarak Osmanlı’ya sığınmıştır. Farklı milletlerden gelen; aralarında prenslerin, kralların, hanedan üyelerinin bulunduğu kişilere, her zaman için kucak açılmış, imkanlar sağlanmıştır.

Çünkü “sığınma talep eden”e sahip çıkmak ve şartlar ne olursa olsun yaşamını güvence altına almak bir devlet geleneği haline gelmiştir. Bu gelenek hiçbir zaman terk edilmemiş, sığınan kişi büyük bir suça karışmadıysa iadesi düşünülmemiş, yaşamı pazarlık konusu edilmemiştir.

Şimdilerde ise bambaşka bir tablo ile karşılaşıyoruz. Çin işgali altında olan Doğu Türkistan’dan Türkiye’ye iltica etmeye çalışanlar hava alanlarından döndürülüyor. Protokolümüzün en üst düzey isimleri Çin’e gittiklerinde oradaki Türklerin sorunlarını konuşmak bir yana “Doğu Türkistan” tanımlaması bile yapmıyorlar. Çin Hükümeti’nin “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” tanımlamasına uyarak oradaki Müslümanlar için “terörist hareketlerde bulunanlarla mücadele edilmeli” deniliyor.

Peki ya Doğu Türkistan!

Çin’in 1949’da Doğu Türkistan’ı işgal etmesinden sonra müthiş bir mezalim başlamıştı. Yakalananlar sokak ortasında öldürülüyor, liderler ise zindanlara atılarak işkencelere tabi tutuluyorlardı.

O dönem Doğu Türkistan Türklerinin liderlerinden olan İsa Yusuf Alptekin önce Kaşmir’e oradan da Türkiye’ye geliyordu. Türkiye, Çin’in tüm gücüyle kafa tutmasına rağmen Alptekin’e sahip çıkıyordu. İsa Yusuf Alptekin vefat ettiği 1995 senesine kadar Türkiye’de kalıyor ve Doğu Türkistan davası için çırpınıyordu.

İsa Yusuflara, Doğu Türkistan’ın şanlı dava adamlarına sahip çıkan Türkiye son yıllarda belki de tarihinde hiç olmadığı, ecdadının hiçbir zaman yapmadığı bir şekilde kendisine sığınanları düşmana vermeye hazırlanıyor. Söz konusu kişi ise Doğu Türkistan hareketinin önde gelen isimlerinden biri olan Abdülkadir Yapçan.

1958’de dünyaya gelen Yapçan, hayatı boyunca Doğu Türkistan için mücadele vermiş, oradaki Müslümanların haklarını savunmuş bir isim… Bu yüzden de defalarca Çin Hükümeti tarafından hapsedilmiş, özgürlüğü elinden alınmış…

En sonunda büyük baskılar ve öldürüleceğini anladığı için doğduğu topraklara Doğu Türkistan’a veda etmek zorunda kaldı. 2001 yılından beri Türkiye’de yaşıyor ve davası için çalışmaya devam ediyor. Devletten tek bir yardım talebi, desteği olmamasına rağmen mücadelesinden vazgeçmiyor. Çin ise birçok Doğu Türkistan önderine yaptığı gibi Yapçan’ın peşini bırakmıyor.

15 Temmuz sonrasında AB ile ilişkilerin tepe taklak olması üzerine Çin’in başını çektiği Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkiler hız kazandı. Önceki gün yapılan açıklamada 2017 yılında Şanghay’ın dönem başkanlığını Türkiye’nin yapacağı açıklandı. Kısacası resmen üyeliğe bir adım kaldı.

Ancak, Şanghay ile ilgili sıcak gelişmeler yaşanırken Yapçan gibi önde gelen Doğu Türkistan Türklerine tutuklamalar başladı. Ekim ayının başında İstanbul’da tutuklanan Yapçan, hala cezaevinde tutuluyor.

Edinilen son bilgilere göre de ilerleyen günlerde Çin’e iade edilecek.

Temel oy kitlesi ve söylemlerini İslam üzerine kurgulayan bir siyasi hareket olan AKP’nin, ekonomik ilişkiler için mezalim altındaki Doğu Türkistan’a sırtını dönmesi bir yana, kendisine sığınanları geri iade etmeye hazırlanması, kapitalizmin geldiği noktayı beynimize nakşediyor.

Anlaşılan o ki Doğu Türkistan davası her zaman olduğu gibi yetimdir, yalnızdır!

AK PARTİ DOSYASI /// TAYYİP ERDOĞAN : “Suriye’ye Esad’ı Devirmek İçin Girdik”


“Suriye’ye Esad’ı Devirmek İçin Girdik”

Tayyip Erdoğan, İstanbul’daki Parlamentolararası Kudüs Platformu Sempozyumu’nda konuştu. Erdoğan, “Devlet terörü estiren zalim Esed’in hükümdarlığına son vermek için oraya girdik, başka bir şey için değil” dedi.

İşte Tayyip Erdoğan’ın o konuşmasından ilgili bölüm;

“Zalim Esed’in hükümdarlığına son vermek için girdik”

“Suriye meselesinde BM Güvenlik Konseyi bir adım atabiliyor mu? BM’den Suriye’de Irak’ta bir şey görebildiniz mi? Şu anda 600 bin rakamları konuşuluyor ama hayır, bana göre Suriye’de 1 milyona yakın insan öldü. Çocuk, kadın ayrım yapılmaksızın devam ediyor. Nerede BM? Ne yapıyor? Irak’ta var mı? Yok. Biz sabır sabır dedik, en sonunda dayanamadık Suriye’ye ÖSO ile girmek zorunda kaldık. Niçin girdik? Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Mesele toprağın gerçek sahipleri, toprağına sahip olsunlar. Bunu sağlamak için. Orada adaletin tesisi için varız. Devlet terörü Esed’in hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik. Kimse de ırkı milliyetçilik yapmasın. Çünkü bizim asabi bir milliyetçiliğe asla olumlu bakmamız mümkün değildir.”

ABHAZ & ÇERKEZ & ÇEÇEN DOSYASI /// VİDEO : Çerkesya’dan Muhteşem Çerkes Düğünü


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=W-R8Yaj3QJw&feature=em-subs_digest

PARAPSİKOLOJİ & GİZEM DOSYASI /// VİDEO : Dünyaya Korku Veren En Tehlikeli 10 Aile


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=mbyimsXi1c4&feature=em-subs_digest

SURİYE DOSYASI : Türkiye Suriye İçin Ne Planlıyor ?


Türkiye özellikle Rusya Federasyonu’yla ilişkilerini düzelttikten sonra Suriye ile ilgili olumsuz tutumundan uzaklaşmış görünüyordu. Ancak bugün İstanbul’da “Kudüs ve Sürecin Sorunları” başlıklı sempozyumda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’ı hedef aldı.

Türkiye bugüne kadar her fırsatta IŞİD ve YPG/PYD’ye karşı Suriye’de sınır ötesi operasyona başladığını savunurken bugün ilk kez Erdoğan’ın ağzından Esat iktidarına son vermek için Suriye’ye girdiğini açıkladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz, ‘Sabır sabır’ dedik, en sonunda dayanamadık ve Suriye’ye ÖSO ile beraber girmek zorunda kaldık. Niçin girdik? Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Mesele toprakların gerçek sahipleri topraklarına sahip olsunlar, bunu sağlamak için, yani orada bir adaletin tesisi için varız. Devlet terörü estiren, zalim Esed’in hükümdarlığına son vermek için biz oraya girdik. Başka bir şey için değil. Kimse de ırkçı milliyetçilik yapmasın. Bizim asabi bir milliyetçiliğe asla olumlu bakmamız mümkün değildir. Irkçılığı bir kenara bırakacağız. Mezhepçiliği bir kenara bırakacağız. Bizim dinimiz İslam,” dedi.

Suriye rejiminin “Suriye’de devlet terörü” estirdiğini ifade eden Erdoğan’ın Suriye ordusunun son üç gündür hızlandırdığı operasyonlarla Halep’in kuzey batısında ele geçirdiği Türkmen mahalleleriyle ilgili yorumda bulunmaması da dikkat çekiciydi.

Musa Özuğurlu: “Erdoğan’ın sözlerinin sahada karşılığı yok tamamen iç kamuoyuna yönelik”

Suriye’deki iç savaşı en başından beri yakından takip eden gazeteci Musa Özuğurlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözleriyle iç kamuoyunu hedef aldığını söyledi.

Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan Özuğurlu, “Erdoğan’ın bu sözleri beni çok şaşırttı. Çünkü Türkiye üç ayı aşkın süredir orada ama Suriye ordusunu hedef aldığı yönünde hiçbir askeri hazırlık ve teknik altyapı çalışması yok.

Erdoğan, Kudüs başlıklı bir toplantıda yaptığı konuşmada iç kamuoyuna yönelik ajitatif mesajlar verdi ama ben kendisinin de buna inandığını düşünmüyorum,” dedi.

Özuğurlu: “El Bab’ı Kürtler ele geçirirse Türkiye için yenilgi olur”

Özuğurlu’ya göre, daha bir hafta önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından önce El Bab ardından da Menbiç hedefini dünyaya duyuran Türkiye’nin yavaş yavaş bölgeden elini eteğini çekmesi şaşırtıcı olmayacak: “Şu anda hem Türkiye hem de Suriye ordusu ve Kürt güçleri El Bab’ı ele geçirmek için yarışıyor. Eğer Kürtler El Bab’ı ele geçirirse Türkiye için bir yenilgi olacak. Halep’te Suriye ordusu ilerliyor muhalifleri çevreliyor, bana kalırsa on veya on beş gün içerisinde kentte hakimiyeti sağlayacak. Ama Moskova ile uzlaşan Ankara ‘Halep’te insanlık ölüyor, çocuklar ölüyor’ söylemini kullanmıyor. Erdoğan’ın sözleri de dikkatleri başka yere çevirmek politikası olarak değerlendirebilir. Bence Türkiye belki de gizli pazarlıklar yaparak Suriye’nin kuzeyinden çekilecek.”

Prof. Güvenç: “Erdoğan’ın Esat’a hışmının nedeni 24 Kasım saldırısı olabilir”

Medyascope TV’ye konuşan Kadir Has Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Serhat Güvenç ise Erdoğan’ın Esat rejimini hedef alan sözlerinin arkasında 24 Kasım’da El Bab’ın kuzeyindeki Türk birliklerine yapılan saldırı olduğunu söylüyor.

Prof. Güvenç, “Türkiye, Suriye’ye IŞİD ve PYD ile mücadele için girmişti. Ancak Cumhurbaşkanı’nın açıklamasında hedeften sapıldığı anlaşılıyor. Stratejik anlamda bu tür aldatma yapabilirsiniz. 100 gündür süren bir operasyonda bu ani dönüşe sahadaki unsurlar uyum sağlayabilir. Yola çıktığınız kişileri karşısında bulursunuz. Ani hedef değişiklikleri istediğiniz sonuçları vermeyebilir,” dedi.

Türk Silahlı Kuvvetleri ile Suriye ordusunun bölgede karşı karşıya gelmesinin ihtimal dahilinde gören Prof. Güvenç’e göre, “Ancak bu olursa Türkiye ve Rusya eskisine göre daha ağır bir biçimde karşı karşıya gelir. İki taraf da yani Türkiye ve Suriye süreci tırmandırma yönünde politika izlerse bölgesel savaş riskine yaklaşmış oluruz.”

TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI : Gençlik Muhalefeti ‘Tarikat yurtları kapatılsın’ sloganıyla MEB ö nüne çağrı yaptı


Gençlik Muhalafeti ‘Tarikat yurtları kapatılsın’ sloganıyla saat 15:00’te MEB önüne çağrı yaptı.

Aladağ’da Süleymancılar tarikatına ait olan bir yurtta meydana gelen ve 12 kişinin hayatını kaybettiği yangın ile ilgili Gençlik Muhalafeti bir çağrıda bulundu. Muhalafet ‘Tarikat yurtları kapatılsın’ sloganıyla saat 15:00’te Ankara’da MEB önünde toplanacak.

Muhalafet’ten yapılan açıklama şu şekilde:

Aladağ’da Yanan Hepimiziz, Ülkemiz

Adana’nın Aladağ ilçesinde sebebi belirtilmeksizin yıkılan KYK yurdundaki öğrenciler, ilçedeki Süleymancıların yurduna ve özel yurtlara yerleştirilmişti.

Şimdi bu yurt alevler içerisinde… Bizim sıra arkadaşlarımız, dert paydaşlarımız, gelecek ortaklarımız; siyasal İslam’ın ateşi içerisinde can verdiler… Artık dağılmış pazar yerine benzediği kadar kül içerisinde kalmış bir Aladağ’a da benziyor memleketimiz…

Şeyhler, dervişler, müritler… Cemaatler, tarikatlar, tekkeler… Yıllardır siz hüküm sürdünüz, siz konuştunuz, Aladağ sizin eserinizdir!

Biliyoruz… Soma’ya, Ermenek’e ve hatta Ensar’a kader diyenler buna da kader diyecekler…

Ama onların da bilmelerini istediğimiz bir şey var! Her gün yeni bir felakete gözlerimizi açar durumdayken, bu gece yeni bir felakete gözlerimizi kapatmayacağız.

Eğer tüm mesele kaderse, biz kaderimizi sizin elinize, siyasal İslamın eline bırakmayacağız. Çünkü bu gençliğin ‘fıtrat’ın da var…

Kaybettiğimiz arkadaşlarımıza sözümüz sözdür… Geleceğimizi, tecavüzcülerden de buna kader diyen alçaklardan da bizi zorla cemaat-tarikat ağlarına mecbur bırakan gericilikten de kurtaracağız, laik ve özgür bir geleceği hep birlikte inşa edeceğiz!

KÜBA DOSYASI /// soL, Fidel’in ülkesini anlatıyor : ‘Halkın casusu’ ya da bizim casuslar


soL, Fidel’in ülkesini anlatıyor: ‘Halkın casusu’ ya da bizim casuslar

soL, Jose Marti Küba Dostluk Derneğinin desteğiyle, Fidel’in ölümünün ardından, çok sayıda başlıkta, Fidel’in ülkesini anlatmaya devam ediyor…

Küba Devrimi’nin hemen sonrasında bir “emperyalist saldırılara karşı savunma” birimi oluşturuldu Havana’da. Bu, düşmanın darbe, provokasyon, sabotaj vs. girişimlerini önceden haber alarak daha düşman bu işlere girişmeden, kan dökülmeden, Küba halkı zarar görmeden saldırının önlenmesi kaygısıyla örgütlenmişti. Soğuk Savaş’ın o günlerdeki tahribatına bakılacak olursa, dünyada kendi alanındaki ilk örnekti belki de. Fabián Escalante, bunu tam anlamıyla, “sıfırdan” bir yapılanma olarak tarif ediyor (“Küba istihbaratının 1 numaralı ismi anlattı: 36 yıl boyunca Fidel’i nasıl korudular”, soL Haber Portalı, 20 Mayıs 2016). Öyle ya, karşılarında koskoca CIA, onlarsa iç savaş döneminde kentlerdeki yeraltı örgütlerinin hücreleri arasında basit getir götürden başka bir istihbarat deneyimi olmayan bir avuç çoluk çocuk.

Gerçi evet, dağlardaki gerilla mücadelesi esnasında Raúl Castro’nun Doğu’da, “Frank País İkinci Doğu Cephesi” saflarında, öyle pek de donanımlı olmayan bir istihbarat ağı kurduğu doğru (“Raúl Castro: Devrime Adanmış Bir Yaşam”, Nikolay S. Leonov, Yazılama yayınevi, Kasım 2016, sf. 28-116, “Devrim” bölümü). Yani iktidarı ele aldıklarında hiç de “tın tın” değiller. Fakat bu basit istihbarat ağının asıl işi kentlerden dağlara “sağlam” savaşçı devşirmek ve eğer becerebilirlerse Batista ordusunun, polisinin içerisine sızarak gerillaya yapılması planlanan operasyonları önceden öğrenmek ve bir de tabii, düşmanın kendileri hakkında ne bildiğini bilmek. Kısaca, bu örgütlenmeyi de karşı saldırı amaçlı çok yönlü planlar, komplolar yapacak güçte, donanımda bir yapılanma olarak görmemek gerek. Eh, karşında da CIA var yani!

Gelelim bu istihbarat savaşının kahramanlarına: Escalante hiç tereddüt etmeden, “halk”ı gösteriyor (“Küba istihbaratının 1 numaralı ismi anlattı…”, aynı yazı). Bu casuslar, ajanlar, dedektifler savaşı Küba’da, halkın kendi savaşıdır. Evet, şahısların zekası, yetenekleri, kültürel donanımları, Devrim’e olan inançları bu dünyanın en güçlü ülkesinin, en donanımlı, korunmalı örgütü karşısında direnebilmelerine, onlardan ele geçirdikleri silahlarla onların saldırılarına karşı durabilmelerine yardımcı oluyor ama bu, savunmanın merkezinde saldırıların asıl kendilerini hedef aldığını çok iyi kavrayan halkın olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bütün iş halka bunu yalın bir biçimde anlatabilmek. Ve pek tabii ki, halkın size inanmasını sağlayacak karşılıklı güven ilişkisinin zaten tesis edilmiş olması gerekiyor.

Bu, dünya devrimci pratiği açısından oldukça öğreticidir; Küba Devrimi’nin sosyalizme, insanlık tarihine bir diğer armağanıdır.

Küba güvenlik birimlerinin çalışması yalnızca Küba Devrimi’nin güvenliğini sağlamakla sınırlı kalmadı. Escalante’nin anlattığı ve ayrı bir kitap olarak yayımladığı gibi (“The Untold Story of The Plot to Kill Kennedy”, Ocean Books, Melbourne-New York-London, 2006), en büyük düşman ABD’nin halkının güvenliğinin sağlanmasına kadar bile uzanıyor. Yani, “halkın casusu” gerçek anlamda bir insanlık hizmetlisi.

Demek ki bu işler yalnızca kapitalist devletin üstün burjuva çıkarlarını kollamak kaygısıyla yapılmıyor. İnsan onurunu, kişi hak ve özgürlüklerini savunmak için de yapılıyor. Eh, örgütlenme amacı biraz farklı tabii: Diğerinin şerrinden korunmak için!

CIA saldırılarının planlandığı bürolara kadar sızabilmek, harekat planlarının detaylarını ele geçirmek, operasyonların içerideki bağlantılarını çözebilmek, düşmanın bu işlerde kullandığı akıl durdurucu teknolojiyi ve laboratuvarda üretilen türlü çeşitli silahları püskürtebilmek ve tüm bunları -büyük çoğunlukla- kimsenin burnu kanamadan başarabilmek.

James Petras, “Küba’nın ulusal güvenlik sisteminin, dünyanın en büyük süper gücünün devrimi yok etmeye yönelik her saldırısını boşa çıkarma yeteneğinin yakın dünya tarihinde eşi benzeri yoktur” diyor (“Küba: Devam eden devrim ve güncel çelişkiler”, Robin Eastman-Abaya ile birlikte, Küba’yı Savunmak, Kalkedon yayınları, Kasım 2007, adlı kitaptan, sf. 50). Doğru söze ne denir?

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : İÇTİĞİNİZ HER – KAÇAK ÇAY – ÖRGÜTE SİLAH VE MERMİ OLARAK DÖNÜYOR /// KAÇAK ÇAY İÇMEYİN !!


Kaçak çay içmeyin!..


Kafadan başlığa itiraz edebilirsiniz. Üslubu eleştirebilirsiniz… Fakat önce bir sorun, "Neden böyle sert daldın?" diye.. Anlatmaya çalışayım;

Terör örgütlerini yok etmenin tek geçerli yolunun hainleri sadece toprağa gömmek olmadığını çok acı tecrübeler yaşayarak öğrendik. Kahpelerin, finans kaynaklarını kurutmak da en az verilen silahlı mücadele kadar önemli. Para kaynaklarını kurutamazsanız mücadele yalnızca sivrisinekleri öldürme düzeyinde kalıyor. Bataklık üretiyor da üretiyor!..

Kahraman Mehmetçiğimiz, bölücü terör örgütü PKK’ya karşı mücadelesini amansız bir şekilde yürütüyor. En son Çukurca’da mevzi çatışmalarının ardından terör örgütüne verdirilen ağır kayıplarla askerimiz Yüksekova/ Çukurca arasındaki bölgede alan hakimiyetini tekrar ele geçirdi. JÖH’lerimize ne kadar dua etsek azdır.. Göğüs göğüse kadar varan bu çarpışmaların yanı sıra terör bölgesinden uyuşturucu ve kaçak sigara operasyonlarına da sütunlarımızda yer vermeye çalışıyoruz. Kış şartlarında bölgedeki son durumu öğrenmek üzere konuştuğum üst düzey askeri bir yetkilinin önce anlattıklarına sonra da çağrısına kulak vermek en başta biz Türk milliyetçilerine düşen görevdir. Şunları söylüyor kahraman subayımız;

"Uyuşturucu ve kaçak sigaraya düzenlediğimiz başarılı operasyonlarla çok önemli darbeler indiriyoruz bölücü örgütün finans kaynaklarına. Ama bitmiyor!.. Kaçak çay da bu hainlerin en büyük gelir kaynaklarından. İskenderun limanına gemilerle gelen kaçak çaylar oradan kamyonlarla Yüksekova’ya getiriliyor. Paketlenip bir de üstüne sahte bandrol basılarak ithal çaymış gibi piyasaya sürülüyor. Bunu milletimize iyi anlatmamız lazım…"

Sadece millete mi anlatmak lazım?.. Devleti yönetenlerin yapması gerekenler yok mu?.. Mersin Limanı ile birlikte İskenderun Limanı’nı üzerinden dönen rant tezgahları, iktidar destekçisi sözde iş adamları ve Barzani’nin yakınları, "çözüm süreci" nin dokunulmazları ve h‰l‰ dokunulmayanları!..

Yine de biz üstümüze düşeni yapalım. Unutmayalım!.. Demliğinize koyduğunuz bir tutam kaçak çay, siz çay bardağınızı elinize alıp keyifle yudumlarken, o bardak PKK’ya yardım olarak geri dönüyor. Mehmetçiğimizin göğsüne kurşun, birliğine roket oluyor. Bir yerlerimizden bir şey mi eksilir kaçak çayı evimiz sokmayınca?..

Erkut Ersoy

İstihbarat Uzmanı

DARBELER DOSYASI /// VİDEO /// Putin’in Danışmanı Aleksandr Dugin : Darbenin Arkasında ABD Var


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=knwVNmIMP_c&feature=em-uploademail

AVRUPA BİRLİĞİ DOSYASI : AP’da Bir Konuşma + Muazzes İlmiye Çığ’ dan Bir Bilgi…


Değerli Dostlar,

Altta Avrupa Parlamentosunda yapılmış bir konuşma var. Yunanlı bir general konuşuyor. Türklerin barbar, yok edilmesi gereken bir uğursuz, köpek, vb. olduğunu anlatıyor. Bu konuşmayı orada bulunan Türk görevliler de dinliyor. Bu rezil konuşmaya ne Hükümet yetkilileri tepki gösteriyor ne de bu konuşma Türk medyasında kendine yer bulabiliyor!

Şimdilik tarihi bırakalım. Aklımıza dönelim, soralım: 300-400 yıl Türk hakimiyetinde yaşadıktan sonra ayrılıp kendi devletlerini kurmuş olan Yunan, Bulgar, vb., eğer Türkler Generalin anlattığı niteliklerde olsalardı, kendi dillerini, dinlerini muhafaza edebilecekler miydi? Güney Amerika’dan, vb. gelen futbolcular nasıl bu kadar güzel Fransızca, vb. konuşmaktalar, hiç merak edilmemekte mi? Türkler Fransız, İngiliz, ABD sömürgecileri gibi yaparak asimilasyonu devreye soksalardı, bugün General ve diğerleri kendi özgün dilleriyle mi yoksa kusursuz Türkçeleriyle mi konuşurlardı…

Soru çok…

General’e ve diğerlerine nasıl öğretilir ki Orta Asya’dan Batı’ya göçenlerin bir kısmı da Yunanistan’a yerleşti. Onlara Pelasklar denirdi, yani, bugünkü Yunanların ataları! Merak edip araştıranların sayısı çok olmadığından, General dinletebilmiş kendisini…

Türk’ün ne olduğunu, merak edenlerin araştırmalarına bırakalım. Dillere pelesenk edilen BARBAR sözcüğüne bakalım ve çok değerli Muazzes İ. Çığ’a kulak verelim:

"Sümerler (M.Ö. 5bin-4bin) zamanın en uygar milleti idi. Yaşadıkları bölgeyi geniş surlarla çevirmişler, yabancıların, uygar olmayanların içeri girmesini engellemişlerdi. Dışarıdakiler için bir sözcükleri vardı: BAR. Bu sözcükle ifade ettikleri; "Dışarıdakiler, bizlere benzemez. Vahşilerdir. Uygarlık düşmanlarıdır. Onlar, Bar’dır". Bunun iki kez tekrarlanması, BAR BAR sözcüğüyle de "dışarıdakiler çok, pek çok uygarlık dışıdır".

Bu uygarlık dışı olanları bilgilendirebilmek için, öncelikle bizlerin bilgilenmesi ve bilinçlenmesi gerekiyor. Sonra da o bilgiyle onların karşısına çıkması. Bunun için yetkilileri zorlarken, bizler daha da geç olmadan, bu kişilere tepki yazılarımızla karşı koymalıyız.

Dostlukla,

Lâle Gürman

LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=DsIgRj8N5nM

th?id=OVP.Veb08827091679b6026347b6b295b17ca&pid=Api General Synadinos: The Turks are Barbarians and Dogs

www.youtube.com

A short time ago, an unprecedented event occurred in the European Parliament, which demonstrates just how Turk-loving, anti-Hellenic and naturally how undemocratic …

LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=uiYJkn40EJQ

th?id=OVP.Vdd321bb800537bc15b9b75fba9d97849&pid=Api Ilias Kasidiaris: We Fought for Four Hundred Years So the …

www.youtube.com

Golden Dawn’s representative, Ilias Kasidiaris denounced, in his dynamic style, the nationally treacherous policy of SYRIZA on national issues and illegal …

AMERİKA DOSYASI : JOHN F. KENNEDY VE SADIK K. TURAL


M.%2BAR%25C4%25B0F%2BDEM%25C4%25B0RER.jpg

M. ARİF DEMİRER

JOHN F. KENNEDY VE SADIK K. TURAL.pdf

BND & BFV DOSYASI : Almanya, Alman istihbarat görevlisini ‘komplo’ nedeniyle gözaltına aldı


Alman istihbaratı, genel merkezine saldırı hazırlığında olan İslamcı bir grupla bağı bulunduğu iddiasıyla kendi ajanını gözaltına aldı.

Almanya’da, “İslamcı komplo”nun istihbarat servisine kadar uzandığı iddia ediliyor.

The Telegraph‘ta yayımlanan habere göre, Alman istihbaratı, Cologne’deki genel merkezine saldırı hazırlığında İslamcı bir grupla bağı olduğu gerekçesiyle bir ajanını gözaltına aldı.

İddiaya göre 51 yaşındaki ajan, plan hakkında “kısmi itiraflarda” bulundu.

Şüphelinin Alman iç istihbarat teşkilatı BfV hakkında “hassas bilgileri” gruba iletmeyi denediği iddia edildi.

Ajan, takma isimler altında internette İslamcı yorumlar yapmakla ve sohbetler sırasında iç bilgileri iletmekle suçlanıyor.

Ajanın gözaltına alınmadan önce “şüpheli davranışlar” sergilediğini söyleyen BfV, şüphelinin geçen Nisan ayından bu yana Almanya’daki İslamcı gruplar hakkında istihbarat toplamakla görevli olduğunu açıkladı.

PANEL DUYURUSU : ABD Gizli Belgelerinde Fethullah Gülen /// WASH INGTON – USA /// 01.12.2016


Turkish Policy Center (Türk Politika Merkezi) tarafından Washington National Press Club’da 1 Aralık Perşembe günü saat 2:00 – 3:30 arası düzenlenen panele davetlisiniz.

Hürriyet New York Temsilcisi Razi Canikligil’in ABD Gizli Belgelerinde Fethullah Gülen (Doğan Egmont Yayıncılık) isimli yeni kitabının ilk ABD lansmanının yapılacağı bu etkinliğin moderatörlüğünü CHP ABD Temsilcisi Yurter Özcan üstleniyor.

Razi Canikligil, Gülen’in tüm ABD macerasını artık çoğu erişime kapanmış belgelerle ortaya koyuyor. Fethullah Gülen’in ABD’deki varlığı ve Türkiye’ye dönüp dönmeyeceği sorusu, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra bambaşka bir aciliyet kazandı. ABD Gülen’i iade edecek mi? Gülen iddia edildiği gibi Amerika’nın koruması altında mı?

Gülen’in Yeşil Kart mücadelesinden kurduğu okullara, stratejik siyasi ilişkilerine ve bugünkü iade sürecine kadar merak edilen birçok sorunun cevabı bu çarpıcı kitapta yer alıyor.

Gülen’in Greencard başvurusunu ve kendisine sponsor olanların listesini 2008’de ilk ortaya çıkaran gazeteci olan Canikligil sunumu ardından, sizlerin sorularını cevaplayacak.

LCV: https://goo.gl/forms/qXUePgTa04q2wVGm2

Etkinlik Detayları:
National Press Club
529 14th Street, NW
13th Floor
Washington, DC 20045

1 Aralık 2016, Perşembe
Saat: 2:00 -3:30

YOLSUZLUK DOSYASI : İşte THY’deki krizin boyutu


22 noktaya uçuşunu durduran 30 uçağını hangara çeken THY’nin sadece yere indirilen uçaklardan 20-25 milyon dolar arasında zarar edeceği açıklandı.

Ekonomik daralma ve plansız büyüme sonucunda kış sezonunda 22 noktaya uçuşunu iptal eden Türk Hava Yolları’nda zararın boyutu her geçen gün ortaya çıkıyor.

30 uçağını yere indirerek park haline alan THY’nin bu uçaklardan ayda 20-25 milyon dolar arasında zarar edeceği belirtildi.

Airporthaber’den Ali Kıdık‘ın yazısına göre, yere indirilen her uçağın aylık maliyeti bir milyon dolar civarında. Kıdık yazısında THY’nin zararıyla ilgili “Küçük bir hesap yapalım uçakların kiraları üzerine. Airbus 330’ların aylık kirası milyon dolarla ifade ediliyor. THY’nin uçakları yeni nesil. Sadece Antalya’da park edilen Airbus 330’ların aylık gideri 13 milyon dolara tekabül ediyor. Diğer küçük gövdeli uçakları da kattığınızda aylık zararı 20-25 milyon dolar civarında” ifadelerini kullandı.

Ali Kıdık’ın ‘Bu günleri de mi görecektik yazısından bir bölüm şöyle:

Küçük bir hesap yapalım uçakların kiraları üzerine. Airbus 330’ların aylık kirası milyon dolarla ifade ediliyor. THY’nin uçakları yeni nesil. Sadece Antalya’da park edilen Airbus 330’ların aylık gideri 13 milyon dolara tekabül ediyor. Diğer küçük gövdeli uçakları da kattığınızda aylık zararı 20-25 milyon dolar civarında.

THY’nin uçurmadığı uçakları diğer firmalarla kıyasladığınızda bir Pegasus Havayolları, iki Onur Air, 3 AtlasGlobal, dört tane Borajet yerde yatıyor demektir.

THY Yönetim Kurulu Başkanı geçmiş dönemlerin plansız büyümesinin bombasını kucağında buldu. Ya Bilal Ekşi! Ekşi, pimi çekilmiş bombayı kucağında buldu.

Bundan sonra başarısızlığın hesabını vermek zorunda kalacak. Kimin adına? Başkalarının inşaa ettiği, kişisel hırslar ve egolar içinde yaptığı makam kavgalarının dönüştürdüğü çöküşün hesabını vermek zorunda kalacak ve bu bana hiç de etik gelmiyor.

Boşuna aylardır yazıp-çizmiyoruz. Bu sektörün acilen sübvanse edilmesine ihtiyaç var. Aksi taktirde 2018 yılında hayal edilen üçüncü havalimanına kaç havayolu şirketi ile gireceğimizi şimdiden düşünmek bile istemiyorum.

TARİH : GÖRÜNMEYEN MİLLİ MÜCADELE


KAYNAK : https://kemalkaplan.blogspot.com.tr/2015/01/gorunmeyen-milli-mucadele.html

İkisiyle de hayatlarının son yıllarında tanıştım. Filmlere konu olan DEVRİM otomobillerinin hikayesini onların ağzından dinledim. Biri ömrünü Türk Sanayisine adamış, ilk UÇAK MOTORUNU yapan, vatansever ŞÜKRÜ ER(1923-2012), diğeri 30’lu yıllarda devlet bursu ile ABD’ye gönderilen ve darbe dönemlerinin vazgeçilmez SANAYİ BAKANI, TÜSİAD kurucusu ve ilk başkanlarından ŞAHAP KOCATOPÇU(1916-2012).

1960 darbesi sonucu iş başına gelen askeri hükümetin başında bulunan Cemâl Gürsel, 1961 yılında yüzde yüz yerli otomobil yapılması için talimat verir. Binbir zorlukla 130 günde Türk mühendisleri 4 adet otomobil yapmayı başarır. Otomobillerden ikisi 29 Ekim törenlerine katılmak için Ankara’ya gönderilir. Cemal Gürsel DEVRİM adı verilen otomobillerden birine binerek, TBMM’ye gelirken, araç durur bir daha da çalışmaz. Devrim Projesi başarısızlıkla sonuçlanmış, seri üretime hiçbir zaman geçilmemiştir.

Yakın tarihe kadar bilinen gerçek buydu. Bilinmeyen veya az bilinen bir başka gerçeği de iki tarafın kahramanlarından dinleme fırsatı buldum.

Yıl: 2005. Türk sanayinin duayenlerini araştırırken, işin emektârlarından Şükrü Er adını duymuştum. Türkiye’de ilk benzinli motoru üreten çeşitli kamu kurumlarında üst düzey yöneticilik yapmış, motor yüksek mühendisi Şükrü Er, aynı zamanda Devrim Otomobilleri Projesi’nde yer alan vatansever bir şahsiyet. Kendisine ulaştım, ilerlemiş yaşına rağmen benimle görüşmeye razı oldu. Yer: Metal Sanayicileri Sendikası binası Ankara.

Şükrü Er yaşamının mihenk noktalarını, Türk sanayinin nereden nereye geldiğini anlatırken, söz Devrim’e geldi: "Projede yer alan mühendislerden biriyim. Devlet Demiryolları’nın Eskişehir fabrikasında bir alan bize tahsis edilmişti. Ankara ve Sivas fabrikaları da bize destek veriyordu. İnsan üstü bir performansla dört ayda dört otomobil ürettik. Bu dört otomobil için üç tipte, on adet de motor ürettik. Dünyada görülmemiş şey… Bir kısmı mühendislerden oluşan 30 kadar personel alınlarının akıyla projeyi bitirdi.İki tanesi 29 ekim için Ankara’ya gönderildi. İlk orada halkın karşısına çıkacaktı. Araçlardan birine yakıt konmamış. Gürsel bu araca bindi araç durunca tüm basın, buraya hücum etti. Arkadan gelen ikinci araç paşayı alıp meclise gitti. Lakin kimse bundan söz etmedi. Biz çalışmaları sürdürürken, gazetelerde günlerce aleyhte yazı çıkmıştı. "Türkler otomobil üretemez" diye kampanya başlattılar adeta. O dönem sanayi bakanı olan Şahap Kocatopçu projeyi şiddetli kınayanların başında geliyor. Onunla çok kavgalarımız olmuştur. Bürokrasi içinde aleyhte bir lobi oluşturulmuştur. Devrim’in üretilmeme sebebi başarısızlık değil, tamamıyla siyasidir ve ABD baskısı vardır arkasında. Amerika’dan çok sayıda yetkili gelip temaslarda bulunmuştur. Araca benzin konmaması veya depodan benzinin boşaltılması ise resmen sabotajdır. Zamanın hükümeti yabancı destekli bu lobiye direnememiştir. Bu araçlar biri halen Eskişehir’de. Olayların üzerinden 30 yıl geçtikten sonra, gidip gördüm ve içine girip çalıştırdım. Hiçbir sorun yoktu"

Şükrü Er’in anlattıkları içimi sızlatmış Türk milletine yapılan bu haksızlığı hazm edememiştim doğrusu.
Görüşmemizin üzerinden aylar geçti. Kendisini önceden tanıdığım Şahap Kocatopçu’yu evinde ziyarete gittim. 89 yaşındaydı ve sağlığı oldukça iyiydi.

Kocatopçu da Türk sanayisine büyük emekler vermiş, iki kez-darbe dönemlerinde-sanayi bakanı olarak görev yapmış, TÜSİAD kurucularından ve ilk başkanlarından, 26 yıl Şişe Cam genel müdürlüğü yapmış, 90 yaşına ulaşmış bir zat-ı muhterem. 1930’lu yılların sonunda yüksek öğrenim için devlet bursuyla, önce Belçika’ya II. Dünya Savaşı başlayınca ABD’ye gönderilmiş.

Okul yılları, Türk sanayisi… Mevzu uzuyor, bir türlü Devrim konusu açılmıyordu. Bir ara söze girdim: "Efendim Devrim’den bahseder misiniz. Siz o dönem Sanayi…" "bakanıydınız" dememe fırsat vermeden, yaşından beklenmeyecek bir hiddetle, "Bana ondan bahsetme" diyerek cümleyi bitirmeme fırsat vermedi. Sonra sakinleşti, duruldu, ben şaşkınlığımı üzerimden atamadan anlatmaya başladı: "O zaman Şişe Cam genel müdürüyüm. Gürsel Paşa emretti, sanayi bakanı olarak göreve başladım. Birgün beni huzuruna çağırdı. Yerli otomobil üretmenin olasılıklarını sordu. Bunun mümkün olmadığını söyledim. Aradan bir süre geçti. Projeyi başlatacaklarını söylediler. Ben şiddetle karşı çıktım. Üretim mümkün olsa bile, rantabl olamazdı. 60’lı yıllarda ülkede kaç araç vardı ki, seri üretime geçilse, o kadar aracı alacak potansiyel müşteri yoktu."

Cemâl Gürsel kararlıdır. Kocatopçu engel olamayınca istifa eder.

Aklıma 1929 yılında kurulan ve ihracat şartı getirilen Ford’un Tophane’deki ilk montaj fabrikası geldi (satamazsan ihraç edebilirdin). Ardından Devrim’den sadece 5 yıl sonra Koç ve Ford ortaklığıyla kurulan fabrika aklıma geldi. Türk milletine YERLİ OTOMOBİL diye ANADOL’u yutturmuşlardı. 18 yıl boyunca üretilen Anadol satış sıkıntısı çekmemişti! (87 bin adet satıldı)

O dönemde iç talep 3 – 5 bin adet olarak bilinirken, ilk çıkacak Anadol için 76 bin kişi başvurmuştu. Ancak Anadol yılda 8 bin adetlik üretilebildi. 1.5 yıl kadar sıra beklemek gerekiyordu.

40’lı yıllarda başlayan ABD yardımı, özellikle motorlu taşıtlar alanında artmıştı. Hibe olarak askeri kamyon, cip, yedek parça veriliyordu. Yerli araç üretilmesine ABD en büyük engeldi.

DEVRİM i durduran ABD 5 yıl sonra kendi firması FORD ile Türkiye’de otomobil üretimine yeşil ışık yakacaktı. Şahap Kocatopçu uzun yıllar ABD’de eğitim gördü. Yaşamı boyunca ABD menfaatlerinin savunucusu oldu.

(Türkiye’de sebepsiz kapatılan Etimesgut Uçak Fabrikası ve Nuri Demirağ uçak fabrikasının hükümetin uçak alımlarını yapmamasından dolayı kapanması hikayelerini de başka bir yazıda yazalım)

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.