Etiket arşivi: TEKNİK TAKİP DOSYASI

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// NİLGÜN CERRAHOĞLU : CIA, ağlayan melek, Büyük Birader


CIA, ağlayan melek, Büyük Birader

Oscar’lı yönetmen Oliver Stone’un kış başı vizyona giren “Snowden” filmini gördünüz mü?

Orwell’in kurgubilim “Büyük Birader” dünyasının artık somut gerçek olduğunu ortaya koyan ABD’nin sabık istihbarat ajanı Snowden skandalını, belgesel tadındaki bir filmle perdeye aktaran Stone, filmini tekniğe boğulan bir öykünün herkes tarafından anlaşılması için yaptığını söylemişti.

Snowden, ABD’nin internetle herkesi gözetleyen “Büyük Birader”e dönüştüğünü kanıtladığından hemen hedefe yerleştirilmiş ve malum… “yandım Allah” diyerek kaçtığı Rusya’da Putin’e sığınmıştı.

Stone, Moskova’da görüşüp serüvenini aktardığı “Snowden” filminin tanıtımını yaparken; “ülkelerin bundan böyle askeri değil, dijital denetimlerle hegemonya kuracaklarını” açıklamış, perdeye bu konuyu taşımasının baş nedenlerinden birinin tam da bu yeni dünyayı anlatmak olduğunu belirtmişti.

Son “WikiLeaks” skandalını izlerken Oliver Stone’un olay filmini ve bu sözlerini hatırladım.

CIA TV’lerden ev dinliyor” başlıklarıyla gazetelerde yer alan, bilgisayarlar, akıllı telefonlar, akıllı TV’lerle ABD istihbaratının ortam dinlemesi yaptığına ilişkin haberler, zengin teknik bilgilerle donatılıyor…

Tek dert ‘akıllı telefon’

Yalnız bizde değil, tüm dünya basınında böyle.

Televizyonları, izleme aygıtlarına dönüştüren “ağlayan melek/weeping angel” programları için her ayrıntılı bilgi var. Ama bu programların kimi/kimleri hedef aldığı hakkında hiçbir değerlendirmede bulunulmuyor.

Ya da en basit “CIA bunları yapıyorsa, bizim kendi örgütlerimiz… diğer istihbarat kurumları ne yapıyor? Onların eli armut mu topluyor” soruları sorulmuyor.

Skandalın en vazgeçilmez “mahremiyet haklarını” ihlal eden, insan haklarını, anayasal hakları çiğneyen çarpıcı boyutları hiç tartışılmazken “ABD’de, misal skandal… kimin işine yarar? İstihbarat örgütleriyle kavgalı çiçeği burnunda başkan Trump’ın mı, yoksa son WikiLeaks skandalının kapsama alanına giren Obama’nın mı” soruları soruluyor.

Gündemdeki önemli tek konu: “Teknik araçlarınızı, CIA korsan saldırılarından nasıl korursunuz?”la sınırlı.

Dün, “New York Times”da, bir sayfanın üçte birini kaplayan böyle bir analiz vardı. NYT’nin verdiği tek cinfikir öneri, akıllı telefonlarınız ve bilgisayarlarınızı olabildiğince sık “güncelleme” ile sınırlıydı.

Ne çok “güncelleme” yaparsanız, kendinizi sözde o kadar çok ajan saldırılardan korumuş oluyormuşsunuz.

Kamuoyu öyle anlaşılıyor ki artık “Büyük Birader”le iç içe yaşamaya razı. En çok düşündüğü eylem, palyatif önlemlerle “akıllı telefonlarını” garantiye almakla sınırlı.

Komplocu değil ‘vizyoner’

Oliver Stone’un tam “Snowden” filmi vesilesiyle söylemiş olduğu gibi tıpkı. “Amerikalılar sadece satın aldıkları son iPhone’la ilgililer” diyen Stone eklemişti:

Beyinleri öyle yıkanmış ki, bu denetimlerin kendilerini terörden korumak için yapıldığına inanıyorlar. Ve olan biteni kavrayamıyorlar. Oysa bu kitlesel denetim, terörü engellemek için yapılmıyor. Konu bu değil. Konu, dünyadaki sivil bireyleri denetim altında tutmakla ilgili. ABD bunu sırf Suriye, Irak, Libya, Rusya, Çin, İran gibi totaliter rejimleri kontrol altına almak için yapmıyor. Hedef (Merkelin ABD istihbaratınca dinlenmesi skandalında ifşa oduğu gibi!) dünya ülkelerinin politikalarını etkilemek. Ürkütücü olan bu hiç sonu gelmeyen ve durmak bilmeyen Amerikan yöntemlerinin halen sürdürülmesi…

Nitekim dört yıl önce “Snowden” skandalıyla ortaya dökülen bilgilerin vahameti, WikiLeaks’in açtığı son “CIA’nın Pandora Kutusu” ile misliyle katlandı.

ABD’nin “Ulusal Güvenlik Ajansı” NSA’ya çalışan Edward Snowden, kitlesel algoritmalar vasıtasıyla özellikle ABD yurttaşlarının ABD sınırları dahilinde nasıl izlemeye alındığını anlatmıştı.

Julian Assange tarafından ifşa edilen WikiLeaks’in son CIA skandalı ise bu defa ABD’nin küresel marifetlerini anlatıyor.

CIA takipleri ve dinlemelerinin hedefi ABD’nin kendi yurttaşları değil, bu defa dünyanın başka ülkelerinin vatandaşları.

CIA hepimizi gözetliyor” diyen hippi solcular meğer haklıymış.

Onlara “komplocu” deniyordu.

Oysa yalnızca “vizyon sahibi” imişler.

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// Julian Assange : Wikileaks cihazları istihbarat servislerinden koruyacak


Julian Assange: Wikileaks cihazları istihbarat servislerinden koruyacak

Wikileaks’in kurucusu Julian Assange teknoloji firmalarına teknik destek vereceğini söyledi.

Euronews ‘in haberine göre Assange, bu sayede vatandaşlara ait ürünlerin istihbarat servislerinin hackleme olaylarından korunacağını belirtti:

“Teknoloji cihazı üreten firmalarla birlikte çalışma kararı aldık. Onlara bazı teknik ayrıntılara girebilmeleri için özel bir izin vereceğiz. Bu sayede firmalar sistemlerini geliştirebilir ve insanlar daha güvende olur.”

Belgelerin yayınlanmasının ardından Beyaz Saray sözcüsü Sean Spicer, ulusal güvenliğe ait bilgileri sızdıran kişilerin adalet önünde hesap vereceğini belirtti:

“Bu konuda bir yanlış yok. Sayın başkan, önemli bilgileri sızdıran kişilerin yüksek yargıya intikal edeceğini daha önceden açıklamıştı. Bilgi sızdıran insanları takip edeceğiz ve onların yargı önünde hesap vermesine çalışacağız. Ulusal güvenliğimizle oynayan kişilere bu yönetim altında hiçbir şekilde taviz verilmeyecek.”

NE OLMUŞTU?

Assange, kurucusu olduğu wikileaks internet sitesiyle, CIA’in Apple, Google ve Samsung gibi büyük firmaların dahi ürettiği akıllı telefon ve televizyonları hackleyerek istihbarat bilgisi elde ettiğini duyurmuş ve konuyla ilgili birçok teknik ayrıntıyı kamuoyuyla paylaşmıştı.

45 yaşındaki Assange, yaklaşık 5 yıldır Londra’nın Knightsbridge semtinde bulunan Ekvador Büyükelçiliği’nin bir odasında yaşıyor.

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// Wikileaks : CIA, WhatsApp konuşmalarını izliyor


Wikileaks : CIA, WhatsApp konuşmalarını izliyor

Wikileaks internet sitesi, ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın (CIA) Siber İstihbarat Merkezi’nden geldiğini iddia ettiği binlerce belge yayımladı. Söz konusu belgelerde en dikkat çeken kısım ise CIA’in popüler mesajlaşma uygulaması WhatsApp mesajlarını elde edebileceği iddiasıydı.

Wikileaks ‘Vault 7’ takma ismi verilen 8 bin 761 belgeyi yayımladı. WikiLeaks’in iddiasına göre CIA Smart televizyon ve telefonlar sayesinde ortam dinlemesi yapabiliyor. Bu durumdan WhatsApp, Signal ve Telegram gibi uygulamalar da nasi alıyor.

Başka bir deyişle WikiLeaks, CIA’in Signal, WhatsApp ve Telegram gibi haberleşme programlarına sızmayı başardığını iddia ediyor.

Ancak İngiliz Guardian gazetesinde Trevor Timm imzasıyla çıkan yazıya göre, CIA’in Wikileaks’in iddia ettiği gibi kapsamlı bir dinleme yapması pek görünmüyor. Timm, CIA’in bu uygulamalar ile yaptığınız yazışmalara ulaşması için hem sistemi hem de sizi hedef alması gerektiğinin altını çiziyor.

Başka bir deyişle CIA’in bir kullanıcının mesajlarını okuması için önce o telefona erişimi sağlamış olması gerekiyor. Bu da on milyonlarca telefonun hack’lenmesi gerektiği anlamına geliyor.

UÇTAN UCA ŞİFRELEME FAKTÖRÜ

Timm’e göre, WhatsApp’ta bulunan uçtan uca şifreleme özelliği CIA’in işini oldukça zorlaştırıyor. Zira 2016’nın Nisan ayında kullanıma sunulan bu özellik ile iki veya daha fazla kişinin mesajlaşmalarının sadece bu iki kişinin görmesine izin veriliyor. CIA’in WhatsApp mesajlarına erişmesi için bir kullanıcının cihazına erişim sağlaması gerekiyor.

CIA’in WhatsApp ve benzeri uygulamalardaki tüm mesajlara ulaşması oldukça maliyetli ve çok sayıda insan gücü gerektiriyor ve bu nedenle neredeyse imkansız.

SNOWDEN’DEN İLK AÇIKLAMA: GERÇEK OLABİLİR

Amerikan Ulusal Güvenlik Kurumu’nun (NSA) sırlarını ifşa eden ve bu nedenle hakkında yakalama emri bulunan eski istihbarat görevlisi Edward Snowden kişisel Twitter hesabından yayınladığı mesaj ile hala belgeler üzerinde çalıştığını ancak program ve ofis isimleri ile şifreleme sistemlerinin belgelerin gerçek olduğuna yönelik bir işaret olduğunu belirtti.

CIA SÖZCÜSÜ’NDEN YORUM YOK

CIA sözcüsü Jonathan Liu ise söz konusu belgelerin doğruluğu ve içeriği hakkında yorum yapmayacaklarını söyledi.

Wikileaks’in bir başka iddiasına göre, CIA, Windows, Android, iOS, OSX ve Linux işletim sistemi ile çalışan cihazlara sızmaya olanak veren bir yazılıma da sahip.

Wikileaks’in bir başka iddiasına göre, CIA’in iPhone ve iPad üzerine çalışan özel bir birimi var. Söz konusu birim, CIA’in hedef aldığı kişinin yazışmalarına ulaşabiliyor, telefonunun kamerasına, mikrofonuna erişebiliyor.

APPLE’DAN ‘WIKILEAKS’ AÇIKLAMASI

Wikileaks’in iddiasının ardından Apple’dan resmi bir açıklama geldi. Apple yaptığı yazılı açıklamada belgelerde yer alan iOS açıklarının Ocak ayında yapılan güncelleme ile giderildiği bilgisine yer verildi.

WikiLeaks, 2013-2016 yılları arasına dayanan belgeleri kimin ifşa ettiğini açıklamıyor.

Wikileaks’in yayınladığı belgelerde yer alan başka bir iddia ise Samsung kullanıcılarını yakından ilgilendiriyor.

İddiaya göre, CIA, ‘Weeping Angel’ (Ağlayan Melek) adı verilen sistem ile Samsung’un F8000 model akıllı televizyonuna sızılabiliyor, kullanıcılar, televizyonlar kapalıyken bile dinlenebiliyor, televizyon aracılığıyla görüntü kaydı bile yapılabiliyor.

TEKNİK TAKİP DOSYASI : CIA İstihbaratı televizyonlar aracılığı ile evleri dinlemiş


İstihbarat televizyonlar aracılığı ile evleri dinlemiş

CIA’e yönelik ‘en büyük ifşa’yı yaptığını duyuran WikiLeaks, şoke edici iddialar ortaya attı. WikiLeaks’in yayınladığı belgelerde, CIA’in akıllı televizyonlara ve telefonlara sızabildiği, cihazlar kapalı görünse bile dinleme aracı olarak kullanıldığı belirtiliyor.

İsveç merkezli bir internet sitesi olan WikiLeaks, ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı’na (CIA) yönelik en büyük ifşasına başladığını duyurdu.

"Vault 7" adını verdiği arşivle ilgili olarak bugüne kadar CIA’dan sızdırılan en hacimli arşivi sızdırdığını duyuran WikiLeaks, CIA’in siber operasyonlarına yönelik çok sayıda yöntemi de açığa çıkardı.

CIA kapal televizyonlarla insanları dinlemiş

CIA’in Apple, Google ve Microsoft ürünlerini hacklediği belirtilen belgelerde, Samsung televizyonlarının da gizli birer mikrofona dönüştürülebildiği savunuldu.

Yayınlanan belgelere göre CIA’in İngiliz istihbarat servisi MI5’le birlikte geliştirdiği bir araç, Samsung marka akıllı TV’leri kapalı olmadığı halde kapalı gösteriyor ancak TV bir dinleme aracına dönüşmüş oluyor. TV’nin kaydettiği ortam sesleri daha sonra otomatik olarak internet üzerinden CIA’ya gönderiliyor.

Mobil telefonlar ve bilgisayar işletim sistemlerine de sızan CIA, kullanıcıların yerlerinden konuşmalarına kadar pek çok veriye gizlice ulaşabiliyor.

CIA’in 2014’ten bu yana motorlu araçlara uzaktan erişim ve kontrolünü ele geçirme teknikleri üzerinde de çalıştığı belirtilirken, bu yolla iz bırakmadan suikastler düzenleme imkanına ulaşabileceği kaydediliyor. CIA’in hacking operasyonlarında kullandığı araçların ve kötü niyetli yazılımların bir diğer hedefinin de antivirüs uygulamaları olduğu belirtiliyor. ABD istihbarat örgütünün bu yazılımları etkisiz hale getirmeye veya atlatmaya dönük teknikleri ve araçları da geliştirdiği ifade ediliyor.

CIA’in, internet üzerinde yer almayan bilgisayar sistemlerine ise fiziksel olarak ajanları aracılığıyla sızdığı ve bu ajanların taşınabilir disklerdeki yazılımlarla sistemleri ele geçirdiği dile getiriliyor. CIA’in bu yolla yabancı devletlere ve şirketlere ait veri merkezlerine de sızdığı kaydediliyor.

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// Wikileaks : CIA’nin Dünya Çapında Siber Operasyonda Kullandığı Araç Var


Wikileaks : CIA’nin Dünya Çapında Siber Operasyonda Kullandığı Araç Var

Wikileaks, bugün yayınladığı belgelerde ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA‘nın dünya çapında yürüttüğü siber operasyonlarda kullandığı araç ve yöntemlerin yer aldığını ileri sürdü.

Wikileaks’in "Vault 7" adını verdiği arşivle ilgili olarak yaptığı yazılı açıklamada, belgelerin bugüne kadar CIA’dan sızdırılan en hacimli arşivi teşkil ettiği savunuldu.

Arşivin yayımlanan ilk bölümü olan "Yıl Sıfır"da 8 bin 761 belgenin yanı sıra CIA’nın Virginia’daki merkezinde bulunan yüksek güvenlikli bir siber istihbarat biriminden alındığı iddia edilen dosyalar yer alıyor.

Açıklamada, CIA’nın geçtiğimiz günlerde "Yıl Sıfır" (year zero) adlı bütün "hacking cephaneliği"nin kontrolünü kaybettiği, ABD hükümeti için çalışan eski hackerlar arasında dolaşan arşivin son olarak bunlardan biri tarafından Wikileaks’e ulaştırıldığı kaydedildi.

Wikileaks, yüzlerce milyon satırdan oluşan bir koddan oluşan arşivin, sahibine CIA’nın bütün hack kapasitesini kazandırdığını öne sürdü.

ABD ve Avrupa menşeli birçok elektronik ürün üzerinde etkili araçlar içeren arşiv sayesinde CIA’nın Apple, Google ve Microsoft ürünlerini hacklediği savunulan açıklamada, bu araçlardan biri yoluyla Samsung televizyonların da gizli birer mikrofona dönüştürülebildiği iddia edildi.

CIA’nın küresel hack operasyonlarında 5 binden fazla hackerdan yararlandığı belirtilirken, bunlar aracılığıyla oluşturduğu yazılımın da Facebook gibi uygulamaları geride bırakan bir hacimde olduğu ifade edildi.

Örnekler

Yayınlanan belgelere göre CIA’nın İngiliz istihbarat servisi MI5’le birlikte geliştirdiği bir araç Samsung marka akıllı TV’leri kapalı olmadığı halde kapalı gösteriyor ancak TV bir dinleme aracına dönüşmüş oluyor. TV’nin kaydettiği ortam sesleri daha sonra otomatik olarak internet üzerinden CIA’ya gönderiliyor.

Mobil telefonlar ve bilgisayar işletim sistemlerine de sızan CIA, kullanıcıların yerlerinden konuşmalarına kadar pek çok veriye gizlice ulaşabiliyor.

CIA’nın 2014’ten bu yana motorlu araçlara uzaktan erişim ve kontrolünü ele geçirme teknikleri üzerinde de çalıştığı belirtilirken, bu yolla iz bırakmadan suikastler düzenleme imkanına ulaşabileceği kaydediliyor.

CIA’nın hacking operasyonlarında kullandığı araçların ve kötü niyetli yazılımların bir diğer hedefinin de antivirüs uygulamaları olduğu belirtiliyor. ABD istihbarat örgütünün bu yazılımları etkisiz hale getirmeye veya atlatmaya dönük teknikleri ve araçları da geliştirdiği ifade ediliyor.

CIA’nın, internet üzerinde yer almayan bilgisayar sistemlerine ise fiziksel olarak ajanları aracılığıyla sızdığı ve bu ajanların taşınabilir disklerdeki yazılımlarla sistemleri ele geçirdiği dile getiriliyor. CIA’nın bu yolla yabancı devletlere ve şirketlere ait veri merkezlerine de sızdığı kaydediliyor.

CIA’dan yorum yok

AA’nın ulaştığı CIA sözcüsü Jonathan Liu ise söz konusu belgelerin doğruluğu ve içeriği hakkında yorum yapmayacaklarını söyledi.

Çeşitli kuruluşlara güvenlik hizmeti sunan Rendition Infosec’in kurucusu Jake Williams söz konusu belgeleri incelediğini ve belgelerin doğru olabileceğini ifade etmişti.

Uzun süredir üst düzey devlet sırlarını yayımlayan Wikileaks’in son hamlesi, "CIA’nın siber casusluk yöntemlerini ne şekilde kullandığına dair aydınlatıcı bir bakış açısı sunacağı" değerlendirmelerine neden oldu.

TEKNİK TAKİP DOSYASI : Alman istihbaratı gazetecileri dinlemiş


Alman istihbaratı gazetecileri dinlemiş

Alman istihbârat teşkilatı BND, 1999 yılından beri dünya genelinde gazetecilere ve medya kuruluşlarının bürolara ait en az 50 telefon ve faks numarası veya elektronik posta adresini takip etti.

Alman Dış İstihbârat Teşkilatının (BND) farklı ülkelerdeki yabancı medya kuruluşlarında çalışan gazetecileri dinlediği öne sürüldü. BND, 1999 yılından beri dünya genelinde gazetecilere ve medya kuruluşlarının bürolara ait en az 50 telefon ve faks numarası veya elektronik posta adresini takip etti. BND’nin dinleme hedefleri arasında, BBC’nin Afganistan ve Londra’da bulunan bürolarının hatların yer aldığı ifade edilirken, bunun yanı sıra BBC World’un da izlendiği belirtildi.

TEKNİK TAKİP DOSYASI : Emniyet İstihbarat Daire Başkanı’nın odası 8 yıldır dinleniyormuş


Emniyet İstihbarat Daire Başkanı’nın odası 8 yıldır dinleniyormuş

Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Akın Karatay’ın odasında böcek bulundu

Fethullah Gülen cemaatinin, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı‘nın makamını 2009’dan bu yılın başına kadar dinlediği iddia edildi.

Daire Başkanı Akın Karatay’ın odası, ocak ayı aşında aranırken sinyal alındı. Tavandaki karton piyerin altında dijital bir dinleme cihazı bulundu.

8 yıldır kayıtta

Hâlâ aktif olan cihazın odaya, Ramazan Akyürek’in görevden alınmasından sonra yerleştirildiği ve 4 istihbarat başkanının dinlendiği iddia edildi.

Karatay, Diyarbakır’da görevliyken HDP’li Yüksekdağ’ın aracını durdurarak arama yaptıran isim olarak biliniyordu. Karatay’ın aracı Diyarbakır’da silahlı saldırıya da uğramıştı.

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// Rusya’dan sevgilerle : Snowden iade edilebilir


Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi’nin gizli çalışmalarını ifşa eden ve dünya genelinde yeni bir dönemin kapısını aralayan Snowden’in ülkesine iadesi tartışılıyor. Konuyla ilgili tüm detaylar haberde.

Edward Snowden’i tarif etmeye gerek var mı emin değilim. Kimilerine göre bir kahraman, kimileri içinse bir vatan haini. Kesin olan şu ki, bilgisayar dahisi olarak Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA ve Ulusal Güvenlik Dairesi NSA’de görev alan Snowden, Amerika’nın yürüttüğü küresel izleme sistemlerini ifşa etmiş, basına sızdırdığı dökümanlarla Amerika’ya bilgi veren firmaları da ortaya çıkarmıştı.

Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi’nin gizli belgelerini sızdıran ve küresel izleme sistemlerini ifşa eden Snowden, yargılama sürecinin adil olmayacağına inandığı için ülkesini terk etmiş ve Wikileaks ile tanıdığımız Julian Assange’ın tavsiyesiyle Rusya’ya sığınmıştı. Yaşamına orada devam eden Snowden, eğer analiz edilen istihbarat belgeleri doğru yorumlandıysa Amerika’ya iade edilebilir. Trump’ın başkan seçilmesiyle daha ılımlı bir sürece gireceği izlenimi veren Rusya – Amerika ilişkilerinin sürprizi Snowden’in ülkesine gönderilmesi olabilir.

Henüz resmiyete kavuşan bir durum yok. Ancak kıdemli bir Amerikalı yetkilinin incelediği yüksek hassasiyetli istihbarat dökümanlarına göre, Rusya’nın böyle bir olasılık üzerinde çalıştığı tespit edilmiş. Haberde yer alan ifadesiyle "Trump’ın gözüne girmek isteyen Rusya", eski istihbarat yöneticisi Juan Zarate’ye göre böyle bir adım atarak kazan-kazan stratejisi uygulamak istiyor. Eski istihbaratçının ifadesiyle kazan-kazan durumu kritik çünkü ona göre Rusya, Snowden’den alacağı her şeyi aldı ve şimdi iade ile Amerika’yı da kazanmak istiyor. Twitter paylaşımlarıyla bunu reddeden Snowden ise, Rus İstihbaratı ile işbirliği yapmadığını, bir sonrakinin kendisi olacağı endişesiyle devletlerin casuslarla çalışmayacağını dile getiriyor.

Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmediğini ancak olabileceğini söyleyen Snowden, endişe duymadığını çünkü bugüne kadar aldığı kararlardan pişmanlık duymadığnı, doğru şeyler yaptığına inandığını söylüyor. Diğer taraftan Snowden, iade kararının insan haklarına aykırı bir uygulama olacağını da not düşüyor. Benzer şekilde Snowden’in Rusya’daki avukatı da iadeye yönelik bir izlenim elde etmediklerini belirtiyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise Amerikalı eski ishtibarat uzmanı Zarate ile dalga geçercesine "komik olansa eski CIA direktör yardımcısının, Snowden’in Rusya’daki oturma izninin birkaç yıl daha uzatıldığından haberdar olmaması…" diyor.

Rusya’daki oturma izni 2020 yılına kadar uzatılan Snowden’in akıbetini kimse bilmiyor. Moskova yönetimi elindeki bu kozu, ilişkilerin normalleşmesi adına kullanır mı, işte bu kocaman bir soru işareti. Küresel politikadaki değişiklikler ve Trump’ın seçimi kazanmasında Rusların parmağı olup olmadığı tartışmaları devam ederken, bu gelişmenin bir kez daha gündeme gelmesi tesadüf mü o da bilinmiyor. Ama tüm bu gelişmeler gösteriyor ki, eğer Snowden iade edilecekse muhtemelen Trump yönetimindeki Amerika’ya iade edilecek. Bir diğer konu ise olası bir iade sonrasında, bizzat Trump tarafından vatan haini olarak tanımlanan Snowden’i nasıl bir adli-siyasi-sosyal sürecin bekliyor olacağı?

TEKNİK TAKİP DOSYASI : DİNLEME CİHAZLARINI ÖRTÜLÜ ÖDENEK PARASI İLE SATIN ALIP ENVANTERE KAYDETM EDİLER


Devletin parasıyla devleti dinlediler

Örtülü ödenek kullanarak aldıkları cihazlarla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı başbakanlığı döneminde dinledikleri iddiasıyla 7 istihbaratçı hakkında 51.5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

Örtülü ödenek harcama yetkilisi olarak bildirilen dönemin Emniyet Genel Müdürü Kılıçlar da tanık olarak ifade verdi. Kılıçlar, cihazların envantere kayıtlı olmadığını bilmediğini söyledi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, başbakanlığı döneminde dinlediği iddia edilen eski İstihbarat Daire Başkanı Ömer Altıparmak’ın da aralarında bulunduğu 7 istihbaratçı hakkında, örtülü ödenek kullanarak aldıkları altı dinleme cihazını amacı dışında kullanıp “zimmet” ve “konut dokunulmazlığını ihlal” suçlarını işledikleri gerekçesiyle 51.5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

Altıparmak’ı istihbaratın başına Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) getirdiği belirtilen iddianamede, örtülü ödenek harcama yetkilisi olarak savcılığa bildirilen dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kılıçlar, “tanık” oldu. Kılıçlar, iddianamede yer verilen ifadesinde Erdoğan’ın dinlendiğini ve cihazların envantere kayıtlı olmadığını bilmediğini söyledi.

6 adet cihaz almışlar

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı başbakan olduğu dönemde böcek tabir edilen dinleme cihazı ile dinlediği iddia edilen eski İstihbarat Daire Başkanı Ömer Altıparmak, İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdürü, Teknik Şube Müdür Yardımcısı, İstihbarata Karşı Koyma Büro Amiri ve büro memuru şüpheliler Ali Özdoğan, Sedat Zavar, Enes Çiğci, İlker Usta, Ahmet Türer ve Serhat Demir hakkında ek iddianame hazırladı.

İddianamede, “Böcek” davasıyla ilgili Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin bozma kararında, sanıklar hakkında zimmet ve konut dokunulmazlığının ihlal suçlarından da dava açılmasına işaret edildiği belirtildi. Bu karar üzerine sanıklar hakkında soruşturma başlatıldığı kaydedilen iddianamede, örtülü ödeneği amacı dışında kullananların belirlenmesi için Emniyet Genel Müdürlüğü’ne yazılan yazıya, böceklerin konulduğu 2011 itibarıyla Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kılıçlar ve Altıparmak’ın harcama yetkilisi olduğu yanıtı verildiği belirtildi. Emniyetin yazısında, suç konusu dinleme cihazlarını, istihbarat daire başkanlığında çalışan komiser Enes Çiğci’nin 11 Ekim 2010’da sipariş ettiği, 113 bin 800 dolar ve 78 bin 750 liraya ATH firmasından altı adet dinleme cihazı alındığı, bu giderin örtülü ödenekten karşılandığı, cihazların ise envantere kayıt edilmediği anlatıldı.

Envanterde kayıt yok

İddianamede, dinleme cihazlarından ikisinin dönemin Başbakanı Erdoğan’ın resmi ve hususi ikâmetlerinde casusluk maksatlı kullanıldığı, dördünün ise kaybolduğuna dair tutanak düzenlendiği kaydedildi. Siyasi ve Askeri Casusluk suçunun FETÖ’nün amacını gerçekleştirmeye yönelik işlendiği, cihazların hiçbir envantere kayıt edilmediği belirtilen iddianamede, Altıparmak’ı istihbaratın başına FETÖ’nün getirdiği, örgütün dinleme cihazlarını yerleştirip başbakanı siyasi ve askeri casusluk maksadıyla dinlediğini bildiği ifade edildi.

İddianamede, Altıparmak’ın, cihazlar bulunduktan sonra FETÖ’nün bu suçları işlediğini örtmek için çalıştığı, cihazların satın alınması, envantere kayıt edilmemesi, hukuka aykırı dinlemede kullanılması, belgelerin yok edilmesi, soruşturmayı etkisizleştirmesi, gerçeği bilerek gizlemesi nedeniyle suçlara doğrudan iştirak ettiği kaydedildi. İddianamede, şüpheli Özdoğan’ın FETÖ adına diğer şüphelileri ayarlayarak işi organize ettiği, şüpheliler Demir, Zavar, Çiğci, Usta’nın siyasi ve askeri casusluk suçunda dinleme cihazlarını fiilen kullandığı, şüpheli Türer’in de dinleme işlerini yaptığı anlatıldı.

Şüphelilerin zimmet ve konut doku-nulmazlığının ihlali suçlarından 51.5 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.

TEKNİK TAKİP DOSYASI : Kaset ‘istihbarat’ işi çıktı


Kaset ‘istihbarat’ işi çıktı

Çoğun polis olan şüphelilerin kaset kumpasları ile FETÖ’nün menfaatları doğrultusunda iktidar, ana muhalefet ve muhalefet partilerini kontrol altına alarak, siyaseti dizayn etmek istediği belirtildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanlığı, eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve MHP’li bazı eski vekillerin arasında bulunduğu siyasilere kaset kumpası kurulmasına ilişkin fezleke hazırladı. Fezlekede, şüphelilerin 18 kişiye yönelik 11’i ev 2’si işyeri olmak üzere toplam 13 adrese dinleme cihazı ile kamera yerleştirdiği, teknik araçlarla da izleme ve dinleme yaptıkları anlatıldı. İstihbarat Daire Başkanlığı C Şubesi ile Ankara Emniyet İstihbarat Şubesi’nde görevli emniyet müdürleri ile istihbarat polisinin komplonun merkezinde yer aldığı belirtilen fezlekede, Baykal’ın arasında bulunduğu hedef kişilerin istihbarat tarafından adım adım takip edildiği ifade edildi.

Emniyet KOM Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan ve kaset soruşturmasını yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilen fezlekede, kaset kumpası ayrıntılarıyla anlatıldı. Çoğun polis olan şüphelilerin kaset kumpasları ile FETÖ’nün menfaatleri doğrultusunda iktidar, ana muhalefet ve muhalefet partilerini kontrol altına alarak, siyaseti dizayn etmek istediği belirtilen fezlekede, İstihbarat Daire Başkanlığı C Şubesi ile Ankara Emniyet İstihbarat Şubesi’nde görevli emniyet müdürleri ile istihbarat polisinin komplonun merkezinde yer aldığı belirtildi.

Siyasetçilerin istihbarat polisleri tarafından nasıl takip edildiğinin grafiklerle ortaya konulduğu fezlekede, FETÖ’cü istihbarat polislerinin siyasetçileri hem dinledikleri, hem de izledikleri, hedef adreslere girip çıktıkları, komplonun kurulduğu tarih ve saatte de hedef evlerin etrafında bulundukları yine grafiklerle gösterildi.

4 yıl takip

Şüphelilerin, 2008 yılından 2012 yılına kadar kesintisiz bir biçimde bu eylemlerini sürdürdükleri, yasa dışı örgütlenme oluşturup suç işlemek amacıyla bir araya geldikleri de belirtilerek, “Devletin istihbarat faaliyetleri kapsamında görevlerinin sağladığı nüfuz ve gücü ile yasaların verdiği yetkileri görevin gereklerine aykırı kullanarak amaçlarına ulaşmak için toplumda ve kamuoyunda tanınan belirli ekonomik güce sahip kişileri, basın ve siyaset alanında belirli konumu olan devlet bürokrasisi içerisinde yer alan kişileri(eski parlamenter ve bakanlar, milletvekilleri, üst düzey askeri görevliler(general, emniyet görevlilerini) terör ve organize suç örgütleriyle ilişkilendirerek, bu kişilere ait bilgileri bildikleri halde kişinin gerçek kimliklerini gizlemek veya eksik ya da yanlış bilgi vermek suretiyle içeriği itibariyle sahte oluşturulmuş belgelerle temin edilen dinleme ve izleme kararlarını uygulamaya koyup, amaç dışı kullanmak suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal ettikleri” ifadeleri kullanıldı.

Kasetler Gülen’e götürüldü

Fezlekede, komployu kuran o dönemin istihbarat müdürlerinin, ABD’ye gittiği, söz konusu görüntüleri FETÖ’nün lideri Fetullah Gülen’e götürdükleri anlatıldı. Eski istihbarat müdürleri Gürsel Aktepe’nin 8 Nisan 2012 tarihinde yine istihbaratçı polis şefleri Lokman Kırcılı ve Tamer Bülent Demirel ile birlikte İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan Türkiye’den çıkış yaptıkları belirtilen fezlekede, 13 Nisan 2012 tarihinde 3 şahsın beraber İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan Türkiye’ye giriş yaptığı aktarıldı. Örgütün devlet yapılanması içerisinde en güçlü olduğu alanların başında güçlü bir istihbarat ağına sahip olması geldiği de kaydedilen fezlekede şöyle denildi: “Kamu kurumlarında çalışan örgüt mensupları elde ettikleri bilgileri örgüte aktarmakta ve toplanan bütün bilgiler büyük bir havuz oluşturulmaktadır. Örgüt hedeflerine ulaşmak için havuzdaki bilgi ve belgeleri amaca uygun hale getirerek hasım cephedeki kişi ve kurumlar aleyhinde kullanmaktadır. Örgütün istihbarat ağı ya da gücü konusunda bahsedilmesi gereken bir husus da Gülen’in sahip olduğu arşivdir. Bu yasadışı arşivde, örgütün yasadışı adli ve önleme dinlemeleri, kendine ait gelişmiş cihazlarla yaptığı teknik takip, telefon ve ortam dinleme kayıtları, kamu personeline yönelik fişlemeler ile örgütle teması olan öğrencilerin ve ailelerinin bilgileri bulunmaktadır.”

TEKNİK TAKİP DOSYASI : ABD istihbaratı sizi nasıl izliyor ??? /// FBI & Apple çekişmesinin perde a rkası


ABD istihbarat sizi nasl izliyor – FBI & Apple ekimesinin perde arkas.pdf

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// PROF. DR. ERSAN ŞEN : Suç Örgütlerinde Dinlemede Yeni Dönem


Suç Örgütlerinde Dinlemede Yeni Dönem

6 Mart 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanunun 12. maddesiyle; “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” suçuna, önce CMK m.135/6-a-8 ve sonra m.135/8-a-9’da yer vererek, sırf suç örgütü kurma ve yönetme suçlarından dinlemeyi, kayda almayı ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesini mümkün kılan hüküm yürürlükten kaldırılmış idi. Bu düzenlemeyle; TCK m.220’de düzenlenen örgüt kurma ve yönetme suçundan telefon dinleme (yalnızca telefon şirketleri aracılığıyla değil, özel programlar vasıtasıyla yapılan konuşmalar dahil), kayda alma ve sinyal bilgileri değerlendirme yasaklanmış ve bu yolla elde edilen delillerin de yargılamada sanık aleyhine kullanılması engellenmiş idi. Hatta 6526 sayılı Kanunla, bir genel hüküm muamelesi gören ve TCK m.220 üzerinden katalog suç sınırlamasına tabi olmaksızın “suç örgütünün faaliyetleri kapsamında işlenen suçlar” ibaresi Kanunda yer almadığı halde varmış gibi kabul edilerek, bırakalım telekomünikasyon yolu ile yapılan iletişimin denetlenmesinin şartlarının somut olayda varlığının aranmasını, açık Kanun hükmünün ve yasağının dışına çıkılmak suretiyle iletişimin denetlenmesi, bu sayede elde edilen verilere birincil delil niteliği tanınması ve bireyin muhaberat hürriyetine yapılan keyfi müdahalelerin önüne geçildi. Bu düzenleme özellikle keyfi ve hatalı delil elde etme metodlarının engellenmesi açısından isabetli idi, fakat diğer taraftan telekomünikasyon yolu ile yapılan iletişimin denetlenmesi vasıtasıyla örgütlü suçlara ve faillerine ulaşılmasının yolu da kapandı.

Kanun koyucu, örgütlü suçlardan dinlemeyi yasaklamadı. Hatta CMK m.135/8’de sayılan katalog suçların örgütlü işlenmesi halinde, iletişimin denetlenmesi sürelerinin daha da uzatılacağı ifade edilse de, soruşturma aşamasında bile iletişimin denetlenmesi kararı alabilmenin ağır ceza mahkemesinin oybirliğiyle vereceği karara bağlanması, telekomünikasyon yolu ile iletişimin denetlenmesi yöntemini çıkmaza soktu.

Belirtmeliyiz ki, iletişimin denetlenmesinde öyle keyfi noktalara gidildi ve yasal zeminden sapıldı ki, “hukuk devleti” ilkesinin açık ihlalleri karşısında, kişi hak ve hürriyetlerinin korunması maksadıyla maddi hakikate ve adalete ulaşma kaygısı bir kenara bırakıldı. CMK m.135 ile 138’de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesinde öngörülen kurallarda önemli bir sakınca yoktu. Sorun; kötü ve denetimsiz uygulama ile hukuka aykırı yollardan elde edilen kayıtlar ve bu kayıtlardan elde edilen bulguların yargılamada, hatta insanların suçsuzluk/masumiyet karinelerini hiçe sayarak ve onları kamuoyunda rencide ederek kullanılmasından kaynaklandı, yani hukuk araçsallaştırıldı.

2 Aralık 2016 tarihinde yayımlanan Resmi Gazete’de; 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 26. maddesiyle, CMK m.135/8-a-9’a suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun 3. fıkrası eklenmiş olup, silahlı çıkar amaçlı suç örgütleriyle ilgili telefon dinleme, kayda alma ve sinyal bilgileri değerlendirme mümkün hale getirilerek, bu yolla elde edilen delillerin yargılamada silahlı örgütün ispatında sanık aleyhine kullanılabilmesinin yolu açıldı. Hatta yeni düzenleme; üye veya üyesi olmadığı örgüt adına suç işleme veya bilerek veya isteyerek silahlı örgüte yardım etmeyi de ayırmamış, bu kişilerin de dinlenebileceğini, kaydedilebileceğini ve sinyal bilgilerinin değerlendirilebileceğini öngörmüştür. TCK m.220/3’de yer alan “örgüt” kavramı ile TCK m.314’de tanımlanan Devlete veya Anayasa ile kurulu düzene karşı suçları işlemek için kurulan silahlı (terör) örgütlerini birbirine karıştırmamak gerekir. TCK m.314, zaten CMK m.135/8-a-16 gereğince telefon dinleme kapsamındadır.

Son düzenlemeyle; iletişimin denetlenmesinin ağır ceza mahkemesinin oybirliğiyle vereceği karara bağlanması şartı kaldırıldı, yerine sulh ceza hakimliğinin kararı ile telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi mümkün kılındı.

Böylece eskiye dönüldü.

6 Mart 2014 tarihinden öncesine dönüldü. Hatta bu defa örgüt silahlı olmak kaydıyla ilk düzenlemeden farklı olarak; üyelik, üyesi olmadığı örgüt adına suç işleme, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme istisnalarına da yer verilmedi, yani CMK m.135’de yapılan son değişiklikle silahlı örgütle her türlü bağlantı kuranın iletişiminin denetlenmesi mümkün kılındı.

İki sınır var: Örgüt silahlı olacak, bir örgütün silahlı sayılması için gerekenlere bakılacak, yoksa dinleme usulsüz olur. Bir diğeri de, hükümde yine silahlı örgüt ve örgütün faaliyetleri kapsamında işlenen suçlar ibaresine yer verilmemiş, bu sebeple silahlı örgüt kavramından hareketle yapılan dinlemeler diğer suçlar bakımından doğrudan hukuka uygun sayılmayacak, önce örgütün faaliyeti kapsamında işlendiği iddia edilen suçun CMK m.135/8’de yer alan katalogda yer alan suçlardan olup olmadığına bakılacak, katalogda olmayanlar veya önce katalogda olup da sonra hukuki nitelik değiştirerek katalogdan çıkanlar, niteliği itibariyle katalogda yer alan bir suça benzese bile, elde edilen kayıt şüpheli veya sanığın aleyhine delil olarak kullanılamayacaktır. Tesadüfen elde edilen delilde ise, CMK m.138/2’de öngörülen prosedüre uygun hareket edilecek, kimin hakkında dinleme kararı varsa kayıtlar sadece onun aleyhine delil kabul edilecek, hakkında dinleme kararı olmadan dolaylı dinleme yoluyla elde edilen kayıtlar, ilk anda elde edilen kayıtlar hariç olmak üzere, hakkında dinleme kararı olmayan şüpheli veya sanığın aleyhine delil olarak kullanılamayacaktır.

Eklenen hükümde bir an için “silahlı örgütün faaliyetleri/amacı kapsamında işlenen suçlar” ibaresi de yazılı olsa idi, örgütün faaliyet veya amaç suçunun CMK m.135/8’de yer alan katalog olup olmadığına bakılmaksızın yapılan dinleme ve elde edilen kayıtlar yargılamada şüpheli veya sanık aleyhine kullanılabilecek, yani hukuka uygun delil sayılabilecek idi. Ancak kanun koyucu, bireyin muhaberat hürriyetine bu derece geniş müdahale edilmesine izin vermemiştir. Verebilir miydi? Elbette, suç örgütlerinin tehlikeli ve ağır sonuçlar içerebilecek faaliyetlerinin önlenmesi ve suçların ortaya çıkarılabilmesi için teknik takibe tabi tutulmaları ve bu takibin de suç örgütü suçu ile sınırlı tutulmaması, örgütün amaç ve faaliyetleri kapsamında işlenen veya işlenmesine teşebbüs edilen suçları da kapsaması gerekir.

01.08.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4422 sayılı Kanun ve bu Kanunu yürürlükten kaldıran 01.06.2005 yürürlük tarihli Türk Ceza Kanunu ile birlikte kabul edilen teknik takip metodları; “suç örgütü” kavramı üzerinden o derece aşırı ve keyfi kullanılmışlardır ki, kişi hak ve hürriyetlerinin korunması bakımından teknik takip metodlarının önünün açılmasında tereddütlü ve sınırlı davranılması olağan karşılanmalıdır. Suçun önlenmesi, işlenen suçların failleri ile birlikte ortaya çıkarılması, kişi hak ve hürriyetlerinin korunması, yani güvence altına alınması, maddi hakikate ve adalete ulaşılması bakımından çok mühimdir, fakat bu önemi bahane etmek suretiyle yapılan idari ve adli teknik takiplerin maksadını aşması, keyfi kullanılması, kişi hak ve hürriyetleri üzerinde ciddi sınırlama, baskı, korku ve kaygı oluşturması gibi sebeplerle, bu sebepleri ortadan kaldırmaya elverişli ve etkin denetimin yapılamaması ve yapılamayışı, özellikle delil elde etme bakımından teknik takibin ikincilliği de dikkate alındığında, bireyin özel hayatın gizliliği ve korunması hakkı ile muhaberat hürriyetine müdahale içeren teknik takibin sınırlı tutulması ve şartları sıkı şekilde belirlenmesi isabetlidir.

Suç örgütü üzerinden yapılan dinlemelerin 6 Mart 2014 tarihinden önce kötü ve hatalı örnekleri düşünüldüğünde, bireyin haberleşme hürriyetine müdahaleye izin veren hukuk kurallarında dikkatli hareket edilmesi ve sınırlı davranılması gerektiği tartışmasızdır. 6 Mart 2014 tarihinden önce özellikle telefon dinleme konusunda yaşanan hukuka aykırılıklar maalesef uygulamada, gerekçesiz kararlarda ve bazı Yargıtay kararları ile CMK m.135 ila 138’de öngörülen hükümlerin dışına çıkılmasından kaynaklanmaktadır. Umarız benzer hatalar devam etmez ve CMK yeni 135/8-a-9 “torba hüküm” muamelesi görmez, telefon dinleme ikinci delil elde etme yolu değil de asli delil elde etme yolu olarak tatbik edilmez. Suç örgütünün amaç ve faaliyetlerinin ortaya çıkarılması için, suçların önlenmesi faillerinin yakalanıp adalet önüne çıkarılması, maddi hakikate ulaşılması için telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbirine bir delil elde etme yolu olarak yer verilmelidir. Ancak bu yer verme, 2005’li yıllardan başlayarak bir teknik takip furyasına dönüşmemelidir. Örgüt silahlı değilse, bu suç üzerinden telefon dinleme, kayda alma, sinyal değerlendirme tedbirlerine başvurulamaz.

TCK m.220/3’e göre; örgütün silahlı olması, bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların daha ağır ceza ile cezalandırılmasını gerektiren nitelikli unsurunu oluşturmaktadır. Suç örgütünün silahlı olup olmaması veya sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı, somut tehlikenin belirlenmesi veya var olan somut tehlikenin ağırlığı bakımından dikkate alınmalıdır. Cezanın ağırlaştırılabilmesi için, suç örgütünün silahlı olması gerekir. Silah, burada örgüt suçunda ağırlaştırıcı sebebin bir unsuru olarak kabul edilmiştir. Örgütün bütün mensuplarının silahlı olması zorunlu değildir. Örgütün faaliyet suçlarının işlenmesini sağlayabilecek derecede silah olması, suçun ağırlaşmış halinin oluşması için yeterlidir. Silah sayısının, örgüt suçunun ağırlaştırıcı halinin oluşmasında yeterli olup olmadığına dair takdir mahkemenindir.

Silahlı olmayan örgüt var mıdır? Örgüt silahlı olmadığı takdirde korkutucu, baskıcı, yıkıcı ve sindirici gücünü nereden alacak? Suç örgütü sayılabilmek için, silahlı olmak ve “Tanımlar” başlıklı TCK m.6/1-f’de sayılan silahlara sahip olma zorunluluğu yoktur. Siber saldırılar, şantaj, dolandırıcılık, sahtecilik, hırsızlık ve bilişim suçlarında, pekala TCK m.6/1-f’de sayılan silahlar olmasa ve örgüt tarafından kullanılmasa da, silah olmaksızın örgütün korkutucu gücünü ortaya koyması mümkündür. Ancak bu tür yapılanmalar; TCK m.220/3 kapsamında sayılmayacağından, CMK m.135/3-a-9 kapsamına girmeyecek ve iletişim tespiti, yani içeriği bilinmeksizin kimin kiminle, ne zaman, ne kadar süre ve hangi adresten konuştuğuna dair kayıtlar hariç olmak üzere, iletişimin denetlenmesi yoluyla takip edilemeyecek, başka şekilde delil elde etmenin mümkün olmadığı durumda bile iletişimin denetlenmesi yöntemi uygulanamayacaktır.

Kimisi ise; 6763 sayılı Kanunun 26. maddesi ile CMK m.135/8-a’ya 9. alt bent olarak eklenen “suç işlemek amacıyla örgüt kurma (madde 220, fıkra 3)” ibaresinin, silahlı örgüt sayılan yapılanmaların sınırsız takibini mümkün kılmayacağını, bu şekilde bir genişliğin olamayacağını, bu tür yapılanmaların faaliyetleri kapsamında işlenen suçlardan CMK m.135/8’de sayılan katalog suçlar kapsamına girmeyenlerin ise, sırf silahlı örgüt iddiasıyla dinlenip kayda alınamayacağını, bu suçlardan dolayı sinyal bilgilerinin değerlendirilemeyeceğini ileri sürmektedir.

Silahlı suç örgütünün faaliyetleri kapsamında işlenen suçlardan ayrı dinleme kararı alınmaksızın (bu suçlar katalogda olmak ve dinlemenin yasal şartları gerçekleşmek kaydıyla), sırf örgüt suçundan yapılan dinleme üzerinden hareket edilemeyeceğine dair fikre katılmaktayız. Bir üst paragrafta yer alan fikrin ikinci kısmına ise iştirak etmemekteyiz. Çünkü TCK m.220/3’de yer alan “Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.” Hükmünde; “silahlı örgüt” ibaresi yer aldığından ve bu yapılanma ağırlaştırıcı sebep olarak ayrı suç sayıldığından, bu suçun ve tüm mensuplarının iletişimlerinin denetlenmesi, CMK m.135 ve 138/2’de öngörülen yasal şartların varlığı halinde mümkün hale getirilmiştir. Kaldı ki; bir terör suçu sayılan “Silahlı örgüt” başlıklı TCK m.314 de, CMK m.135/8-a-16’da “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” kapsamında madde olarak belirtilmiştir. TCK m.314’de düzenlenen silahlı örgüt suçundan dolayı iletişimin denetlenmesi, yine örgütün kurucu veya yöneticisi ile sınırlı olmayacak, üyesini, üyesi olmayıp da örgüt adına suç işleyeni veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım edeni de kapsayacaktır.

Kanaatimizce bu noktada önemli olan, elbette mümkün olduğu kadar Anayasanın 22. maddesinin güvencesi altında olan muhaberat hürriyetine müdahalenin önüne geçilmesidir. Ancak Anayasa m.13 ve 22/2 gereğince; demokratik toplum düzeninin, laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın kanunla muhaberat hürriyetine kısıtlama getirilmesi mümkündür. Suçları önleme, işlenen suçların ortaya çıkarılması ve faillerinin yakalanması amacıyla iletişimin denetlenmesi bir yöntem olmaktan çıkarılabilir mi? Çıkarılabilir, fakat suçların işlenmesinde kullanılan ileri teknikler karşısında, gerek suçların önlenmesi ve gerekse işlenen suçlar ile faillerinin ortaya çıkarılmasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı kullanılması, ortam dinlemesi, teknik araçlarla izleme gibi delil elde etme yöntemlerinin kullanılması engellenmemelidir. Ancak bu yöntemlerin kişinin özel hayatının gizliliği ve korunması hakkına getireceği kısıtlamalar dikkate alındığında, gerek yasal düzenlemelerde ve gerekse bu düzenlemelerin tatbikinde keyfi olmaması, özellikle bireyin muhaberat hürriyetinin korunması maksadıyla hukukilik denetimlerinin sıkı şekilde yapılması şarttır.

Son olarak; CMK m.135’e eklenen son hükümlerin, 6763 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 02.12.2016 tarihinden sonra uygulanacağını, 6 Mart 2014 tarihine kadar silahlı suç örgütü kurma ve yönetme suçları (TCK m.220/3) esas alınarak yapılan dinlemeleri kapsamayacağı ve geçerli hale getirmeyeceğini, bu dinlemeler ve bu dinlemelerden elde edilen delillerin hukuka uygun sayılamayacağını, yargılamada sanık aleyhine kullanılamayacağını belirtmek isteriz. TCK m.220/3’de tanımlanan suç esas alınarak yapılan dinlemeler, ancak CMK m.135/8-a-9’un yürürlüğe girdiği tarih olan 02.12.2016’dan sonra verilen iletişimin denetlenmesi kararları uyarınca geçerli sayılacak ve delil değeri taşıyacaktır. Belirtmeliyiz ki, somut delillerle desteklenmemiş sırf telefon konuşmalarından hareketle mahkumiyet kararı verilemez. Yargıtay’ın konu ile ilgili emsal kararları da, yalnızca telefon ve konuşma kayıtları esas alınarak mahkumiyet kararı verilemeyeceğini ortaya koymaktadır.

TEKNİK TAKİP DOSYASI : ABD ve İngiliz istihbaratı yapay arızayla dünyayı izliyor


Fransız Le Monde gazetesi Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı çalışanı Snowden’ın kaçırdığı yeni belgeleri yayınladı. Gazetenin yayınladığı yeni belgelere göre, Amerikan ve İngiliz istihbaratı, ticari uçuşlarda cep telefonu kayıtlarını izlemeye yarayan bir sistem kurarak, yolcular hakkında bilgi topladı. Amerikan NSA ve İngiliz GCHQ istihbarat ajanslarının, İsrail, Ürdün ve Filistin yöneticilerinin takip ve iletişim trafiğini yakından izledikleri ortaya çıktı.

Le Monde gazetesi, Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden’ın kaçırdığı ve tüm dünyada dinleme ve izleme çalışmalarının ortaya koyulduğu yeni belgelere dair bilgiler yayınladı. Belgelerde, NSA ve İngiliz hükümetine bağlı İletişim ve Dijital İstihbarat Kurumunun (GCHQ) bazı faaliyetlerini ortaklaşa veya benzer metodlar uygulayarak gerçekleştirdiği belirtiliyor. Bu iki kuruluşun ticari uçaklarda devreye soktukları bir sistemle yolcuların cep telefonlarına eriştikleri belirtilirken, İsrail, Filistin ve Ürdün yönetimlerini de yakından takip ettikleri göz önüne seriliyor.

Yapay arıza ile şifrelere ulaşıyor

Le Monde gazetesinin 8 Aralık tarihli manşetinde yer alan habere göre, NSA ve GCHQ istihbarat kuruluşları, ticari uçuşlar için faaliyet gösteren havayolu şirketlerini hedef alarak, geliştirdikleri sistemle yolcuların cep telefonlarına erişiyor. Uçaklardaki internet bağlantısı üzerinden gerçekleştirilen "bağlantı" sayesinde uçak içerisindeki tüm yolcuların cep telefonu veya tabletlerindeki bilgilere ulaşılıyor. NSA’nın yer üzerindeki özel istasyonlar sayesinde yolcuların bilgilerini uçuş kartları ile karşılaştırdığı ve hedefteki kişinin kimliğinin onaylandığı belirtilen belgelerde, GHCQ’nın bu erişim sayesinde yolcunun telefonunda yapay arıza tertip ettiği ve böylelikle telefonunu yeniden başlatmaya zorlayarak yolcunun isim ve şifresine de ulaştığı kaydedildi.

Gazete, NSA’nın 2009 yılında çalışanlarına yönelik yayınladığı bir iç yazışmada "Gökyüzü NSA’nın olabilir" sloganını kullandığını ve bunun da faaliyetlerin 2009’dan itibaren yaygın olduğu anlamına geldiğini savunurken, Fransız ulusal havayolu şirketi Air France’ın söz konusu NSA belgelerinde 2005 yılından itibaren yer aldığı iddia edildi. Le Monde, incelediği belgelere göre NSA’nın "olası bir terör saldırısını önleme amacıyla Fransız havayolu şirketinin yolcularını takibe aldığı" gerekçesini gerçekçi bulmadığının altını çizerek, yolcuların sadece ABD hava sahasında değil tüm uçuşlarda ve ayrım yapılmaksızın takibe alındığını aktardı.

İsrail, Filistin ve Ürdün’e yakın takip

Le Monde’un incelediği belgelere göre NSA ve GCHQ, Ortadoğu’da "kutsal bir birlik" oluşturarak İsrail, Filistin ve Ürdün yönetimleri olduğu kadar özel sektörünü de takibe aldı. İngiliz kuruluşun İsrailli yetkilileri tüm dünyada takibe aldığı kaydedilirken, savunma sanayi sektöründe faaliyet gösteren özel şirketleri ve bilimsel araştırmalarda büyük başarı gösteren üniversite araştırma merkezlerini de yakından izledi. Ülkenin en stratejik yatırımları arasında yer alan fiber optik ve lazer teknolojileri alanında çalışan şirketlerin de casusluk faaliyetlerinin hedefinde olduğu belgelenen haberde, İsrail’in ülke içi ve ülke dışındaki çok sayıda diplomat ve temsilciliğinin de bu faaliyetlere dahil edildiği belirtildi.

Ürdün resmi istihbarat örgütü EWD’nin NSA ile uyumlu bir şekilde çalıştığı belirtilen haberde, "İstenen tüm belgelerin EWD tarafından NSA’ya teslim edildiğine dair" belgelere ulaşıldığı iddiaları da yer alıyor.

Tüm dünya izleniyor

Filistinli diplomat ve yöneticilerin başta Fransa, Belçika, Malezya ve Güney Afrika gibi ülkeler olmak üzere tüm dünyada izlendiği kaydedilen haberde ayrıca, 2008 yılına ait belgelerde dönemin yöneticileri ve İsrail Parlamentosu üyesi Arap asıllı milletvekillerinin de hedefte olduğu belirtiliyor.

2013 ve 2014 yıllarında yayınlanan belgelerin devamı olarak görülen ifşaatların devam edeceği belirtilirken, Le Monde’un ulaştığı NSA ve GHCQ yetkililerinin, "Tüm faaliyetlerin yasal sınırlar içerisinde olduğu açıklamasını yaptıkları" aktarıldı.

2014 yılında sığındığı Rusya’dan 2017 ağustos ayına kadar "geçici ikamet" izni alan eski NSA sistem analisti Snowden, ABD hükümetinin izleme faaliyetlerini ortaya koyan binlerce gizli belgeye dayandırdığı haberleriyle tüm dünyanın dikkatini çekmişti.

TEKNİK TAKİP DOSYASI : Snowden’ın kaçırdığı yeni belgeleri yayınlandı


Snowden’ın kaçırdığı yeni belgeleri yayınlandı

Fransız Le Monde gazetesinin yayınladığı yeni belgelere göre Amerikan ve İngiliz istihbarat kuruluşları, ticari uçuşlarda cep telefonu kayıtlarını izlemeye yarayan bir sistem kurarak, yolcular hakkında bilgi topladı. Belgelere göre Amerikan NSA ve İngiliz GCHQ istihbarat ajansları, İsrail, Ürdün ve Filistin yöneticilerinin takip ve iletişim trafiğini yakından izledi

Le Monde gazetesi, Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden’ın kaçırdığı ve tüm dünyada dinleme ve izleme çalışmalarının ortaya koyulduğu yeni belgelere dair bilgiler yayınladı. Belgelerde, NSA ve İngiliz hükümetine bağlı İletişim ve Dijital İstihbarat Kurumunun (GCHQ) bazı faaliyetlerini ortaklaşa veya benzer metodlar uygulayarak gerçekleştirdiği belirtiliyor. Bu iki kuruluşun ticari uçaklarda devreye soktukları bir sistemle yolcuların cep telefonlarına eriştikleri belirtilirken, İsrail, Filistin ve Ürdün yönetimlerini de yakından takip ettikleri göz önüne seriliyor.

Le Monde gazetesinin 8 Aralık tarihli manşetinde yer alan habere göre, NSA ve GCHQ istihbarat kuruluşları, ticari uçuşlar için faaliyet gösteren havayolu şirketlerini hedef alarak, geliştirdikleri sistemle yolcuların cep telefonlarına erişiyor. Uçaklardaki internet bağlantısı üzerinden gerçekleştirilen "bağlantı" sayesinde uçak içerisindeki tüm yolcuların cep telefonu veya tabletlerindeki bilgilere ulaşılıyor. NSA’nın yer üzerindeki özel istasyonlar sayesinde yolcuların bilgilerini uçuş kartları ile karşılaştırdığı ve hedefteki kişinin kimliğinin onaylandığı belirtilen belgelerde, GHCQ’nın bu erişim sayesinde yolcunun telefonunda yapay arıza tertip ettiği ve böylelikle telefonunu yeniden başlatmaya zorlayarak yolcunun isim ve şifresine de ulaştığı kaydedildi.

Gazete, NSA’nın 2009 yılında çalışanlarına yönelik yayınladığı bir iç yazışmada "Gökyüzü NSA’nın olabilir" sloganını kullandığını ve bunun da faaliyetlerin 2009’dan itibaren yaygın olduğu anlamına geldiğini savunurken, Fransız ulusal havayolu şirketi Air France‘ın söz konusu NSA belgelerinde 2005 yılından itibaren yer aldığı iddia edildi. Le Monde, incelediği belgelere göre NSA’nın "olası bir terör saldırısını önleme amacıyla Fransız havayolu şirketinin yolcularını takibe aldığı" gerekçesini gerçekçi bulmadığının altını çizerek, yolcuların sadece ABD hava sahasında değil tüm uçuşlarda ve ayrım yapılmaksızın takibe alındığını aktardı.

İsrail, Filistin ve Ürdün’e yakın takip

Le Monde’un incelediği belgelere göre NSA ve GCHQ, Ortadoğu‘da "kutsal bir birlik" oluşturarak İsrail, Filistin ve Ürdün yönetimleri olduğu kadar özel sektörünü de takibe aldı. İngiliz kuruluşun İsrailli yetkilileri tüm dünyada takibe aldığı kaydedilirken, savunma sanayi sektöründe faaliyet gösteren özel şirketleri ve bilimsel araştırmalarda büyük başarı gösteren üniversite araştırma merkezlerini de yakından izledi. Ülkenin en stratejik yatırımları arasında yer alan fiber optik ve lazer teknolojileri alanında çalışan şirketlerin de casusluk faaliyetlerinin hedefinde olduğu belgelenen haberde, İsrail’in ülke içi ve ülke dışındaki çok sayıda diplomat ve temsilciliğinin de bu faaliyetlere dahil edildiği belirtildi.

Ürdün resmi istihbarat örgütü EWD’nin NSA ile uyumlu bir şekilde çalıştığı belirtilen haberde, "İstenen tüm belgelerin EWD tarafından NSA’ya teslim edildiğine dair" belgelere ulaşıldığı iddiaları da yer alıyor.

Filistinli diplomat ve yöneticilerin başta Fransa, Belçika, Malezya ve Güney Afrika gibi ülkeler olmak üzere tüm dünyada izlendiği kaydedilen haberde ayrıca, 2008 yılına ait belgelerde dönemin yöneticileri ve İsrail Parlamentosu üyesi Arap asıllı milletvekillerinin de hedefte olduğu belirtiliyor.

2013 ve 2014 yıllarında yayınlanan belgelerin devamı olarak görülen ifşaatların devam edeceği belirtilirken, Le Monde’un ulaştığı NSA ve GHCQ yetkililerinin, "Tüm faaliyetlerin yasal sınırlar içerisinde olduğu açıklamasını yaptıkları" aktarıldı.

2014 yılında sığındığı Rusya‘dan 2017 ağustos ayına kadar "geçici ikamet" izni alan eski NSA sistem analisti Snowden, ABD hükümetinin izleme faaliyetlerini ortaya koyan binlerce gizli belgeye dayandırdığı haberleriyle tüm dünyanın dikkatini çekmişti.

TEKNİK TAKİP DOSYASI : ‘Dinleme kayıtları yabancı ülke istihbaratlarına da düşüyordu’


FETÖ çatı iddianamede örgütün, gizli belgeleri kullanımına ilişkin iddialar yer alıyor. İddianameye göre, TİB’e kurulan düzeneklerle bütün dinleme kayıtları yabancı ülke istihbaratlarına da düşüyordu.

‘VIP dinleme’ davasında mağdurlar konuştu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan ve Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanan FETÖ çatı iddianamede örgütün devletin gizli bilgi ve belgelerini ele geçirme yöntemleri ve bu bilgilerin kullanımına ilişkin çarpıcı iddialar yer alıyor. İddianamenin ‘Devletin gizli belgelerini ele geçirmek’ başlıklı bölümünde FETÖ’nün 12 bin hakim ve savcının sicilini illegal yollardan temin ettiği, bu bilgilerin yabancı istihbarat örgütleriyle paylaşıldığı bilgisine yer veriliyor. Milliyet’ten Mert İnan’ın haberine göre, iddianamede, "Örgüt UYAP (Ulusal Yargı Ağı) üzerinden bütün adalet teşkilatını, Polnet üzerinden Emniyeti, E-devlet üzerinden devletin bütün kamu kurumlarını kendine tabii kılmıştır. Bir ülkenin yargı teşkilatının her türlü bilgisinin diğer devletin istihbaratının elinde olması korkutucu bir durumdur" deniliyor.

‘BİR AVUKATIN BİLGİSAYARINDAN TÜRK VATANDAŞLARININ NÜFUS BİLGİLERİ ÇIKTI’

‘VIP dinleme’ soruşturmasında 45 şüpheli için işlem başlatıldı İddianameye göre "Konya’daki O. Hukuk Bürosu’nda M.O. adlı bir avukatın bilgisayarında Türkiye’deki herkese ait nüfus bilgilerinin olduğu tespit edildi. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) kurulan düzeneklerle bütün dinleme kayıtları örgüt ile birlikte yabancı ülke istihbaratlarına da düştü. FETÖ, ülkenin savunma sanayiinin projelerini, yeni buluşlarını, devletin savunma ve dış politikasını, bilimsel araştırma ve geliştirme çalışmalarını, enerji politikalarını gizlice öğrenip dış ülkelerin istihbaratlarına ulaştırdı. Örgüt bu yolla yabancı ülke ve istihbaratları nezdinde amacına yarayacak fayda peşindeydi ve bu gizli ilişkiler sayesinde ABD’de 74 senatör, dışişleri bakanına mektup yazdı, Brüksel’deki AB yetkilileri Türk devlet adamlarına baskı yapabildi. Örgüt elde ettiği bilgileri verme karşılığı küresel menfaati peşindeydi."

‘DUVARIN İÇİNDEKİ BÖLMEDE HARDDİSK’

İddianamede, "Eğer ülkenin, Başbakanı, Dışişleri Bakanı, MİT müsteşarı dinleniyorsa bu vahim durumun sonuçlarını hayal etmek imkânsızdır" ifadesinin yer aldığı iddianamede, "Ergenekon ve Balyoz davalarının TSK içindeki FETÖ kadrolarının dışarıya sızdırdığı belgeler üzerinden kurgulandığı, bilgilerin yurtdışına çıkarılarak devlet güvenliğinin tehlikeye atıldığı, devlet aleyhine bu bilgilerin kullanıldığı ve yabancı ülke istihbarat servislerine Türkiye ile ilgili birçok bilgi sızdırıldığı öne sürüldü. Özel Harp Dairesi bünyesindeki Kozmik Oda’ya hakim sokularak devlet sırlarının elde edildiği, örgütün gerçekte aranması istenen kozmik odanın sır olarak saklandığı yönünde kamuoyunda algı yaratmaya çalıştığı, aranan yerin basit bir kozmik bilgiler ihtiva eden yer olduğuna dair haberlerin örgüt tarafından uydurulduğu" öne sürüldü. Isparta’da TEM Teknik Büro Amirliği’nde kullanılan bilgisayarda yapılan incelemede, Emin Abi masa üstü klasöründe 3 Word belgesi içinde tape kaydına rastlandığı, Kaynak Holding’e ait binada duvar içinde gizli bir bölmede 300 terabayt bilgisayar harddiski ele geçirildiği, Kimse Yok Mu Derneği’ne ait 40 terabayt bir sunucu bulunduğu vurgulandı.

Daha fazla: https://tr.sputniknews.com/turkiye/201612051026136878-dinleme-kayit-feto-istihbarat/

TEKNİK TAKİP DOSYASI : NSA’in dünyayı dinlediği kablolar ortaya çıktı


ABD hükümeti, okyanus tabanına yerleştirilen ve ABD’deki sunucuları dünyanın geri kalanına bağlayan internet kablolarından gönderilen verileri takip ediyor…

‘Geniş çaplı gözetleme’ tabiri akla genellikle dinleme cihazlarını, güvenlik kameralarını ya da istihbarat servislerinin, kişisin sosyal medya hesaplarını incelemesini getiriyor. Ancak çok az kişi durup bu durumun fiziksel yönlerini düşünüyor. ABD hükümeti, okyanus tabanına yerleştirilen ve ABD’deki sunucuları dünyanın geri kalanına bağlayan internet kablolarından gönderilen verileri takip ediyor.

dunyahalleri.com’un haberine göre sanatçı Trevor Paglen, bu kablolardan bazılarını fotoğraflayarak verilerinizin ne kadar korunmasız olduğunun görsel bir hatırlatıcısı olarak sergiledi. Paglen “Altyapıya baktığınızda dünya üzerindeki sanal verilerin yüzde 99’unun okyanus tabanındaki kablolardan geçtiğini görmek mümkün. Bu kablolar, tüm dünyayı gözetim altında tutmak isteyen birisi için oldukça cazip bir hedef teşkil ediyor” diyor.

YOLCULUK FİLM SETİNDE BAŞLADI

Güvenlik ve gözetleme Paglen’i oldukça etkiliyor. Sanatçı 10 yıl boyunca CIA’in ‘kara bölge’ (black site) olarak bilinen gizli hapishanelerinden casus uydulara kadar tüm gözetleme ve güvenlik araçlarını fotoğrafladı. Laura Poitras’ın yönettiği, Edward Snowden‘ın NSA belgelerini sızdırmasını anlatan Citizenfour adlı filmde görüntü yönetmeni olarak rol alan Paglen, internet altyapısını inceleme fikrini bu filmin çekimleri sırasında aktivist Bill Binney‘den aldı.

Snowden’ın açıkladığı pek çok bilginin arasında NSA ve diğer istihbarat teşkilatlarının, denizaltı kablolarını dinlediği bilgisi de yer alıyordu. Paglen 2 yıl boyunca sızdırılan verileri inceledi ve bu bilgileri telekomünikasyon belgeleri, denizcilik çizelgeleri ve topografik haritalarla karşılaştırdı. Ayrıca FCC (Ulusal İletişim Komisyonu) dosyaları ve NSA’in belgeleri ile eşleşen bilgiler barındıran diğer düzenleme belgelerini de inceledi. Bir çıkarım yapmak için biraz dedektif gibi çalışmak gerekti çünkü istihbarat ajansı genellikle şifreli kelimeler kullanıyordu.

TÜPLE DALMAYI ÖĞRENDİ

Bu kabloların hangi noktalardan kıyıya çıktığına dair bir fikir sahibi olduğunda Paglen bunları fotoğraflamak için yanıp tutuşuyordu. Bu da tüple dalması gerektiği anlamına geliyordu. 2015 ilkbaharında Berlin’de dalış dersleri alan Paglen daha sonra Florida’ya bir sertifika kursuna gitti. Sertifikasını almasının hemen ardından Miami plajının açıklarında bir dalış gerçekleştirdi. Sadece birkaç dakika içinde kabloların yerini tespit etti. Kablolar tam olarak araştırmaları sonucu olması gerektiğini düşündüğü yerdeydi.

Paglen; Florida, Hawaii ve Guam açıklarında 10 adet kabloyu fotoğraflamak için 30’dan fazla dalış gerçekleştirdi. Bu dalışlarda, kabloların kıyıya çıktığı noktaları geniş format fotoğraflarla belgeledi. Paglen ayrıca haritaların ve bu kabloların NSA tarafından gözetlendiğine dair belgelerin kolajlarını hazırladı. Böylece devletin vatandaşları nasıl gözetlediğine dair bir çoklu ortam deneyimi sunmuş oldu. Paglen “Dünyayı çoğunlukla görseller aracılığıyla anlıyoruz. Bence iyi sanat eserleri, bu şekilde size içinde bulunduğunuz tarihi anı nasıl görebileceğinizi öğretirler” şeklinde konuştu.

Kuzey Pasifik Okyanusu’nda NSA tarafından dinlenen kablolar

Miami, Florida’da NSA tarafından dinlenen kabloların karaya çıkış noktası

NSA tarafından dinlenen fiberoptik kabloların Miami, Florida’da karaya çıktığı noktaları gösteren belge

Güney Amerika (SAM I) – NSA ve GCHQ tarafından dinlenen Atlantik Okyanusu tabanındaki kablo

Orta Atlantik Geçidi – NSA ve GCHQ tarafından dinlenen Atlantik Okyanusu tabanındaki kablo

Tumon Körfezi, Guam

NSA tarafından dinlenen fiberoptik kabloların Fransa, Marsilya’da karaya çıktığı noktaları gösteren belge

Fransa, Marsilya’da kabloların karaya çıkış noktası

Colombus III – NSA ve GCHQ tarafından dinlenen Atlantik Okyanusu tabanındaki kablo

Americas II – NSA ve GCHQ tarafından dinlenen Atlantik Okyanusu tabanındaki kablo

Japonya ABD kablo sistemi – NSA ve GCHQ tarafından dinlenen Pasifik Okyanusu tabanındaki kablo

Maya-1 – NSA ve GCHQ tarafından dinlenen Atlantik Okyanusu tabanındaki kablo

Odatv.com

TEKNİK TAKİP DOSYASI : FETULLAHÇI İSTİHBARATÇILARDAN GİZLİ KAMERALI ŞANTAJ OPERASYONLARI


Türkiye’de 2008 – 2012 yılları arasında telefon dinlemesi yaparak, insanların ev ve iş yerlerine gizli kameralar yerleştirip kumpas kuran çeteyle ilgili soruşturma tamamlandı. 89’u istihbaratçı polis 99 şüphelinin olaylarda aktif rol aldıkları belirtiliyor. Siyasi, bürokrat ve bankacıların da aralarında bulunduğu 29 kişinin mağdur olduğu tespit edildi.

Hürriyet’ten Taygun Atilla’nın aktardığı bilgiye göre Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, yasa dışı dinleme, izleme, yatak odalarına gizli kamera kurulması, bu görüntülerin internetten yayılmasıyla ilgili 11 Aralık 2015’te başladığı soruşturmayı tamamladı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Cem Necip İşçimen ve Ankara Cumhuriyet Savcısı Alpaslan Karabay’ın koordinesinde, Kaçakçılık Daire Başkanlığı tarafından yapılan soruşturmada 89’u polis 99 şüpheli var.

Şüpheli polislerden 36’sı firar etti, 53’ü yakalandı.

Firar edenlerin 15’i emniyet müdürü, 5’i emniyet amiri, 14’ü komiser, başkomiser, 2’si ise polis memuru.

Hazırlanan dosyaya göre İstihbarat içindeki ‘Gizli Kamera Çetesi’nin hedefe koyduğu kişilerin başında siyasetçiler geliyor.

Hürriyet’in bugün manşetten duyurduğu habere göre önce kumpasçı polislerin kullandığı çilingirler tespit edildi. Konuşan çilingirler, kurulan kumpasların kilitlerini açtı.

Yine habere göre Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, eski MHP milletvekilleri, eski İçişleri Bakanı Beşir Atalay, eski Ege Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon, bazı bürokrat ve bankacıların da aralarında bulunduğu 29 kişinin çete tarafından izlendiği, dinlendiği ve görüntülendiği tespit edildi. 23 kişi ise şikayetçi oldu.

‘Gizli kamera’ ekibinde yer alan polislerin ödüllendirildiği de aktarılan bilgiler arasında.

Peki kim bu polisler?

Şüpheli polisler içinde kamuoyunun çok yakından tanıdığı isimler var.

Eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer (Hrant Dink cinayeti, yasadışı dinleme, sahte suikast kumpası ve FETÖ üyeliğinden tutuklu), yine eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan (tutuklu), eski İstihbarat Daire Başkanı Ömer Altıparmak (tutuklu), eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek (tutuklu), eski İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Ayhan Falakalı (firari), eski İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Recep Güven (firari), eski Ankara İstihbarat Şube Müdürü Muammer Durmaz (firari), eski İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdürü Yunus Yazar (firari), eski Ankara İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Zeki Güven (firari), eski İzmir İstihbarat Şube Müdürü Ramazan Karakayalı (firari), eski İstihbarat Daira Başkan Yardımcısı Çoşkun Çakar (firari), eski İstihbarat Daire Başkanılığı Teknik Şube Müdürü Ali Özdoğan (firari).

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// VİDEO : FETÖ’NÜN TEKNİK TAKİP OPERASYONLARI /// TÜBİTAK üzerinden örtmeye çalışmışlar


TÜBİTAK üzerinden örtmeye çalışmışlar

FETÖ Çatı iddianamesinde Başbakanlık ofisine yerleştirilen dinleme cihazlarının incelenmek amacıyla TÜBİTAK’a gönderildiği, rapor tarzında sahte yazılarla suçun üstünün örtülmeye çalışıldığı iddia edildi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde, Ankara’daki ev ve çalışma ofisine dinleme cihazı (böcek) yerleştirmesi ile ilgili yeni detaylar gün yüzüne çıktı. FETÖ Çatı iddianamesinde Başbakanlık ofisine yerleştirilen dinleme cihazlarının MİT tarafından tespit edildikten sonra 10 Ocak 2012’de incelenmek için TÜBİTAK’a gönderildiği, ancak FETÖ-TÜBİTAK yapılanmasının bundan sonraki aşamayı yürüterek rapor tarzında sahte yazılar ile suçun üzerini örtmeye çalıştıkları iddia edildi.

İddianamede eski Başbakanlık Koruma Daire Başkanlığı Güvenlik Sistemleri ve Teknik Büro Amiri Serhat Demir, İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdürü Ali Özdoğan, İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdür Yardımcısı Sedat Zavar, İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube personeli İlker Usta ile Enes Çığcı’nın dinleme cihazlarını yerleştiren kişiler olduğu öne sürülürken, söz konusu kişilerin ‘arama, tarama faaliyeti ve jammer testi’ adı altında gerçekleştirilen çalışmaları fırsat operasyonuna dönüştürdükleri, böylelikle Erdoğan’ın evi ile resmi konutuna böcek yerleştirdikleri iddia edildi.

Bilerek ve isteyerek

İddianamede FETÖ’ye hizmet ettikleri öne sürülen devlet görevlilerinin Erdoğan’ı bilerek ve isteyerek örgütlü olarak dinledikleri, böcek adı verilen dinleme cihazlarının Erdoğan’ın Keçiören’deki ikametgahına 25 Kasım 2011’de, Çankaya’daki resmi konuta ise 24 Kasım 2011’de yerleştirildiği vurgulandı. Erdoğan’ı dinlemekle suçlanan şahısların elde ettikleri bilgileri ABD’de yaşayan HASAN Akın isimli kişiye aktardıkları, Akın’ın ise FETÖ ile birlikte hareket ettiği iddia edildi.

‘Almanya’ya deyip Amerika’ya gittiler’

Böcek suçuna iştirak ettiği öne sürülen devlet görevlilerine 2014 Haziran ayında operasyon yapıldığı, soruşturmanın her aşamasında FETÖ’nün soruşturmada adı geçen şahısları sahiplendiği, basın-yayın üzerinden bu kişilerin masum olduğuna dair algı operasyonu yürüttüğü, delil karartmak için sahte rapor hazırlattığı belirtildi. İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdürü Ali Özdoğan ile İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdür Yardımcısı Sedat Zavar’ın örgütün emrine göre hareket ettikleri, söz konusu şahısların 2011 yılı Haziran ayında Almanya’ya gittiklerini beyan edip ABD’ye gittikleri ve FETÖ elebaşı Gülen ile bağlantılı Hasan Akın isimli şahıs ile buluştukları öne sürüldü.

CİHAZLAR GİZLİCE SATIN ALINMIŞ

İddianamede ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümü mezunu komiser Enes Çığcı’nın dinleme cihazlarını FETÖ’nün amacını gerçekleştirmek için Danimarka’daki Cobham Spectronic firmasından gizlice satın aldığı, LOKE III marka ses iletim cihazının İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan alındıktan sonra emniyet envanterlerinde rastlanılmadığına yer verildi.

FETÖ üyesi oldukları öne sürülen Sedat Zavar ve Serhat Demir’in 4-5 Ekim 2011 tarihlerinde Erdoğan’ın Çankaya’daki resmi konutunda keşif yaptıkları yer aldı.

24 Kasım 2011 Çankaya’daki resmi konutta böcek yerleştirdiği öne sürülen FETÖ elemanlarının kendilerine eşlik eden konut personelini salonda meşgul ettikleri, bu sırada içeride çalışma ofisinde kalan iki kişinin daha önceden Sedat Zavar’la birlikte hazırladıkları içinde dinleme cihazı bulunan üçlü prizi, mevcut üçlü prizle değiştirdikleri, dinleme cihazlarının uzaktan kumandalı olduğu için FETÖ’cüler tarafından uzaktan kumanda ile bekleme moduna geçirildiğine yer verildi.

‘Birbirlerini hiç görmediler’

Böcek skandalının ortaya çıkmasından sonra Başbakan Erdoğan’ın MİT’i görevlendirdiği 28-30 Aralık 2011 arasında MİT Bilim Teknoloji ve Teknik Uygulamalar Başkanlığı personelinden oluşan bir ekibin başbakanın oturduğu Keçiören’deki hususi ikametgâhı ile Başbakanlık resmi konutunda teknik arama çalışması yaptıkları belirtildi. Tespit edilen telsiz vericilerin elektrik şebekesinden beslendiği ifade edildi.

Böcek adı verilen cihazların dinlenmek üzere TÜBİTAK’A gönderildiği ancak FETÖ TÜBİTAK yapılanmasının bundan sonraki aşamayı yürüttüğü, rapor tarzında hazırlanan yazıda, elektronik kartlardaki işlemci yazılımının okunamadığı, bir kere programlandıktan sonra tekrar geri okumaya karşı koruma mekanizması olduğuna dair yanlış bilgi verildiği öne sürüldü. İddianamede FETÖ’cülerin hazırladığı raporda, TÜBİTAK Bilgem Başkanlığı logosunun olmadığı, rutin olarak kullanılan resmi rapor formu dışında düz kağıda yazılmış bilgiden oluştuğu, düzenlenen raporun bilimsel olmadığına yer verildi. Raporu hazırlayanların birbirini hiç görmedikleri, rapora eklenen grafiklerin internetten indirilerek oluşturulduğu, sahte rapor hazırlanması ve delilin yok edilmesinde görev alanların örgütün istediği şekilde hareket ettiklerinin anlaşıldığı ifade edildi.

TEKNİK TAKİP DOSYASI : MK ULTRA EKİPLERİNE YAVAŞ YAVAŞ YAKLAŞILIYOR /// FETÖ elebaşı kendi ele manlarını bile dinletmiş


FETÖ elebaşı kendi elemanlarını bile dinletmiş

FETÖ’nün darbe girişimine ilişkin iddianamede, ATM’lerin TSK, MİT ve emniyetteki örgüt üyelerinden yardım alarak, şüpheli gördükleri örgüt mensuplarının cep telefonlarını dinlettiklerine ilişkin ayrıntılara yer verildi.

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz’daki darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında hazırlanan ve İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, doğrudan örgüt lideri Fetullah Gülen’e bağlı olarak gizli bir şekilde faaliyetlerini yürüten, örgüt ve üyelerini dijital alanda kontrol yetkisine sahip ATM‘lerle (Arama Tarama Mesulleri) ilgili ayrıntılı bilgilere yer verildi.

Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosundan sorumlu İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Okan Bato’nun koordinesinde Savcı Berkant Karakaya tarafından hazırlanan iddianamede, örgüt yapısının anlatıldığı bölümde, FETÖ’nün gizlilik, hiyerarşik yapılanma, özel haberleşme ve kod adı kullanma gibi özellikleri ile yasa dışı terörist örgütlenme taktiklerini kullandığı bilgisine vurgu yapılarak, dini unsurları temel alarak hareket ettiğini iddia eden örgütün açık ve şeffaf olmak yerine bir istihbarat örgütü gibi faaliyetlerini gizlilik içerisinde hayatın her safhasında tedbirler alarak sürdürdüğü belirtildi.

Örgüt içerisinde bu şekilde hareket eden, ATM olarak tabir edilen kişilerin, özellikle örgütün devleti ele geçirme amacının deşifre olmasının ardından, ülke genelinde süre gelen soruşturmalarda örgüt mensuplarının emniyet personelinin düzenleyeceği operasyonlara karşı önlem almalarını sağladığının anlatıldığı iddianamede, ATM’lerin karşı istihbarata karşı korunmaya yönelik çalışmalar yürüttüğü ve bunun için de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), emniyet teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatı’ndaki (MİT) örgüt mensuplarından karşı istihbarat topladıklarına işaret edildi.

"ATM’ler direkt olarak Fetullah Gülen’e bağlı"

Bilişim ve teknoloji konularında üst düzey seviyede donatılmış kişilerden oluşan, mütevelli heyeti üyelerinin bile tanımadığı ATM’lerin doğrudan doğruya FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’e bağlı olduğunun kaydedildiği iddianamede, "ATM’lerin örgüte yönelik olarak yapılan operasyonlarda, kolluk kuvvetlerince örgüt elemanlarından elde edilecek bilgi, belgeler ile örgütün zayıf duruma düşme ihtimaline ve örgütün zarar görmesini engellemek için, denetim görevini ifa eden örgüt üyelerinde bilgi, belge, fotoğraf, dijital vb. olup olmadığını kontrol eden kişiler olduğu tespit edilmiştir. ATM görevlilerinin çok gizli oldukları, bilgisayar, dijital ve elektronik konularında üst düzey seviyede bilgi ile donatılmış kişiler oldukları, mütevelli üyelerinin ATM’leri tanımadıkları, bireysel hareket ettikleri, direkt olarak örgüt lideri Fetullah Gülen’e bağlı oldukları anlaşılmıştır." ifadeleri kullanıldı.

FETÖ, kendi mensuplarını bile dinlemiş

Örgüt içerisinde etkin ve geniş yetkileri olan ve örgüt mensuplarının tayinlerinin çıkartılması ya da cezalandırılmasına kadar birçok gücü elinde bulunduran ATM’lere güvenlikçi ve teknik personel gözü ile bakıldığına dikkat çekilen iddianamede, şu bilgilere yer verildi:

"ATM sorumlularının tüm örgüt üyelerinin denetiminden, özellikle il ve ilçe imamları, genel muhasebeciler ve eğitim danışmanlarının bilgisayarlarından tutun telefon ve evlerindeki dijital malzemelere kadar denetim ve arama yaptıkları, örgütü bir operasyon esnasında zor durumda bırakabilecek bir husus olup olmadığının kontrolünü yaparak, eğer varsa bulunan bilgi ve belgeleri sildikleri, kontrolünü yaptığı kişiye ceza olarak doğu illeri ya da Afrika ülkelerine tayinini çıkartma yetkisine sahip oldukları, ATM sorumluları bir bölge, il veya ilçede önem arz eden bir toplantı yapılacaksa toplantı yapılmadan önce ihbar veya şüphelenme durumunda toplantı salonunda dinleme cihazı araması yaptıkları, bununla ilgili gerekli ekipmanlara sahip oldukları, gerekli ekipmanların bulunmaması hallerinde emniyet, askeriye veya MİT’te faaliyet gösteren örgütün elemanlarından faydalanmak suretiyle bu ekipmanları tedarik ettikleri, ATM sorumlularının şüphelendikleri örgüt üyelerinin cep telefonlarını yine emniyet, askeriye veya MİT’te faaliyet gösteren örgütün elemanlarından faydalanarak dinlettirdikleri tespit edilmiştir."

İddianamede, örgütün herhangi bir gizli faaliyetini açığa çıkarabilecek görüşmeler yapan örgüt mensubunu ikaz eden ATM’lerin aynı zamanda, TSK, MİT ile emniyetteki sorumlulardan oluşan "hususi"leri takip eden "il imamları"nı da denetledikleri bilgileri de yer aldı.

TEKNİK TAKİP DOSYASI : FETÖ ÖRGÜTÜNÜN ŞANTAJ AMACIYLA YAPTIĞI TEKNİK DİNLEME OPERASYONLARI


Değerli Yurtseverler,

Sizlere bir süredir hatta 2001 yılından beridir FENOMEN bir teknoloji olan MK ULTRA & TELEGRAM teknolojisinden bahsediyoruz. Bu teknolojinin varlığı yada yokluğu resmi mercilerce yalanlanmıyor. Ne var deniyor ne de yok deniyor. Ama ortada binlerce mağdur olduğunu söyleyen vatandaşımız var.

Biz yaptığımız araştırmalarda, uydulara erişim olanağı da olan son derece gizli bir istihbarat grubunun – ki bunların FETÖ ÖRGÜTÜ adına hareket ettikleri ve gerekli lojistik, eğitim ve malzeme desteğinin CIA tarafından verildiği de iddialar arasında – gerek yurt çapında gerekse uluslar arası kapsamda hassas dinleme ve kontrol operasyonları yaptığını tespit ettik. Fakat bu konu ALFA derecesinde bir gizlilik içinde korunduğu için henüz daha fazla detaya ulaşamadık. Tüm bu iddiaların yanı sıra 2009 yılında Emniyet’in İsrail’den aldığı ve içinde nano teknolojik istihbarat malzemesi olan 3 adet obzerver aracının da envantere kayıt edilmeden bu istihbarat grubuna verildiği yönünde çok sayıda iddia bulunuyor.

Şimdi bu kısa açıklamalar çerçevesinde lütfen aşağıdaki yazıya da bir göz gezdirin.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

Ergün Diler : İşte David Keynes

HÜRRİYET’İN köprü altında FETÖ’cü ile yaptığı röportaj hala konuşuluyor.

Madem öyle biz de oradan devam edelim. Adımlarımızı sıklaştırıp ilerleyelim… Ama en başa dönerek sona yürüyelim…

EMNİYET, İtalyan HACKING TEAM ile anlaşıyor. VİRÜS satın alıp hedefteki insanlarıdinlemek, kaydetmek ve görüntüalmak için… Emniyet GenelMüdürlüğü Bilişim Şubesi’ndenbaşını Emniyet Amiri Bilal Şen’inçektiği bir grup işe soyunuyor. Elsürmeden UZAKTAN DELİL YÜKLEYEREK operasyon yapmakiçin… Toplamda 600 bin dolar gibibir ödeme yapılıyor. Polisler faturayı SİNGAPUR üzerinden karşılamakistiyor. Bilal Şen ve Hacking Team’inCEO’su David Vincenzetti arasında uzunsüren e-posta trafiği oluyor. Emniyet "Remote Control System"i satınalmak istediğini söylüyor. PolislerdenKamil Akdağ da trafiğin içinde önemliyer alıyor! Bu sistemin KOD ADI ya da KULLANMA KILAVUZUNUN İSMİ İSE GALİLEO…

Peki bu Galileo ne yapıyor?

Bilgisayarınıza yüklendiği an sistem tamamen bunların eline geçiyor. Sizi mikrofondan dinliyor, yazışmalarınızı izliyor, sizinle yazışanları takip ediyor ve kameradan GÖRÜNTÜ alıyor!

Aynı şekilde İtalyanlar’ın verdiği bu sistemle TELEFONLAR da mikrofon ve kameraya dönüşüyor. Hem hedefteki isim hem onun iletişim kurduğu herkes aynı potaya dolduruluyor…

Bu anlaşma yapıldıktan sonra İstanbul’da DATALİNK ANALİZ LİMİTED isimli şirket kuruluyor. Sahipleri Sami Topal, Yusuf Coşkun. Bundan yaklaşık bir ay sonra ise BASE BİLGİ TEKNOLOJİLERİ isimli bir şirket daha kuruluyor. Bunlar hep anlaşmanın sonuçları tabii. Bu şirketin YÜZDE 90 hissesi Atalay Candelen’e ait… Daha sonra DATALİNK’i de BASE’in sahibi olan Candelen alıyor… GALİLEO geliyor, herkes görev için hazır yani!

Düğmeye basılıyor…

Atalay Candelen bu arada yanına bazı isimleri alıyor… İşte BUNLARDAN BİRİ DE HÜRRİYET’İN MANŞET YAPTIĞI FETÖ’CÜ David Keynes…

Tabii asıl ismi bu değil… ALPASLAN DEMİR! 1973, GİRESUN doğumlu…

Anne ismi HATİCE, baba ismi SELAHATTİN… Ankara Siyasal’a gidiyor. MALİYE BÖLÜMÜNE

Ancak bir türlü mezun olamıyor.

FETÖ’cü pek çok kişi gibi bu bölümü bilerek, isteyerek seçiyor. Sonunda 2009’da okuldan atılıyor… Atalay Candelen ve onun da ortağı olan Faruk Bayındır’ların desteği ile TARKİM’den yani HANGARDAN çıkıyor ve AMERİKA’ya gidiyor… Aslında kullanılan biri. Çok önemli bir isim değil.

Ama sistemin içinde! Emniyet, İtalyan ortağıyla harekete geçtikten sonra bu şirketlerin üzerindeki isimler görev alıyor.
Ve altlarındaki diğer isimler de…

Bunlar arasında TİLKİ de var! Bu da bilinen bir HACKER! Siber suçlarda tanınan C.E. Bir de bu sistemin taşıdığı ve bir ara her yerde aranan M.O. var! O da bunların oyuncusu…
39 ülke gezen ve HAZIM SESLİ’nin çok sevdiği GÜNEY AFRİKA’da uzun süre kalan biri… Şimdi Brezilya’da olduğunu duydum. Bilemiyorum…
Acaba geçtiğimiz günlerde MEHMET ALİ YALÇINDAĞ‘ın maillerini patlatanbunlar mıydı? Bilemiyorum amasormadan da edemiyorum!
Sonuçta o operasyondan sonra YALÇINDAĞ GİTTİ!

Devam…

Emniyet, İtalyan ortağı ve kurulan şirketler işe koyuluyor… Ancak içeride hedef alınan kişilerin bilgileri, fotoğrafları, görüntüleri, yazışmaları, iletişim bilgileri önce İTALYA MERKEZE gidiyor sonra EMNİYET’e dönüyor. Buradan yani İTALYA’dan bir kolun CIA’ya uzandığı, diğer iki kolun ise İNGİLTERE ile SİNGAPUR’a gittiği iddialar arasında. Yani EMNİYET sayesinde bu ülkenin vatandaşlarını herkes izliyor.

Bu oluşumun içinde elbette günlerdir yazdığım isimler de var! Faruk Bayındır ve ortağı Avukat Halil İbrahim Koca…
Atalay Candelen de yanlarında…

Bu sistem tamamen kurulduktan sonra bir ara TAVAN yapıyor…
Hedefteki her isme BERKİN ELVAN. DOC DOSYASI İLE SALDIRIYORLAR… İşte kendilerine gönderilen bu dosyayı "TIK"layanların bilgisayar ve telefonları anında ele geçiriliyor. Kimsenin bundan kaçışı yok. Berkin ELVAN o dönem herkesin ilgilendiği bir konu olduğu için de açmayan yok gibi! Yani saldıranlar asla ve kat’a "HAYIR" diyemeyeceğimiz metodlarla geliyordu…

Geldiklerinde bütün bilgileri alıp gidiyorlardı…

Köprü altında HÜRRİYET’e konuşan ve sözde FETÖ’yü aklayan ALPASLAN DEMİR de bunların desteğiyle buradan gidiyor ve PORTLAND COMMUNTY COLLEGE’da eğitimine devam ediyordu!
Oregon’da oturuyordu!

Aslında kimseye bir şey anlatacak hali de gücü de yoktu. Ama HÜRRİYET’e konuşuyordu! Belki de çok şey bilmiyordu! Bilemem. Ama GÜRCAN BALIK ile Ankara Siyasal’dan arkadaştılar! Hani "BÜYÜKELÇİ olabilsin" diye büyük kolaylık gösterilen isimle… İşte bu Alpaslan Demir herkesi aramasına rağmen kimse onu ciddiye almıyordu! Ancak olmayacak bir şey oluyor ve HÜRRİYET ciddiye alıyor, hatta kalkıp oralara kadar gidiyordu! O konuşuyor, gazete manşet yapıyordu!
Yapıyordu ama adamın söylediğinden çıkan en önemli sonuç "15 TEMMUZ’UN ARKASINDA FETÖ YOK"tu!

Bunu söyletmek için oralara gitmelerine gerek yoktu! Bir telefonla bunu söyleyecek çok isim vardı. Ama belli ki Brooklyn Köprüsü altında ENSEDEN FOTOĞRAF almak istemişlerdi.

İNANDIRICI OLACAK YA!

Ama olmadı… David Keynes ile görüştüler ama gerçekte bunun kim olduğunu bilmiyorlardı! YA DA BİLİYORLARDI! Bilerek gidilmişti!

Operasyon için! David diyerek herkesi inandıracaklarını sanmış olabilirler… Kuvvetle muhtemel… Ama işte oraya gidip buldukları, gerçek kimliğini gizledikleri isim ALPASLAN DEMİR! Bu da fotoğrafı! Enseden poz verse de biz yüzünü merak ettik! Bulduk, sizinle de paylaştık…

iste-david-keynes-1477596446393.jpeg

ALPASLAN DEMİR (DAVID KEYNES)

Yani HÜRRİYET’in yapamadığını yaptık. Çok zor değil inanın… Eğer operasyon yapmak gibi bir niyetiniz yoksa gerçekten çok zorlanmazsınız!
HACKING TEAM ile Emniyet’in yazışmalarına girmek istemiyorum!

Ahmet Koçak ile Mostapha Maanna iletişimine de uzak kalmayı tercih ediyorum! ŞİMDİLİK!
Size boşuna günlerdir HANGAR yazmıyorum… Bildiklerim, yazdıklarım,bir de yazamadıklarım var. Ama sizde biliyorsunuz ki ADIM ADIM gider sonunda hepsini yazarım.

Ortada kocaman bir var. Çok önemli kişiler bu AĞ’ın içinde…
Sadece uçaktan, sadece uçuştan söz etmiyorum… PARALEL DEVLETİN ÖNEMLİ KARARGAHLARINDAN BİRİNDEN SÖZ EDİYORUM…

Daha neler çıkacak bir bilseniz!
Şimdilik küçük küçük adımlarla gidelim… Hiç tahmin etmediğiniz mahallede HÜRİYET çıkıyor karşınıza…

Dedim ya acaba bu ekip mi MEHMET ALİ YALÇINDAĞ’ı maillerden götürdü!
Eğer böyle ise bunlara bu emri kim verdi?

DÜŞÜNÜN BAKALIM!

Benim bir fikrim yok!http://www.takvim.com.tr/Yazarlar/ergundiler/2016/10/28/iste-david-keynes

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.