Kategori arşivi: Teknoloji

MK ULTRA PROJESİ : ROBOTİK KATİLLER SUİKASTLERDE BAŞROLDE /// FETÖ’NÜN MK ULTRA PROJESİ ENGELLENSİN


Tamer Korkmaz : En iyi belge, İTİRAF’tır

Irak’ta görev yapmış bir ABD askeri olan Esteban Santiago, Florida eyaletindeki Fort Lauderdale Havaalanı’nda beş kişiyi öldürdükten sonra teslim oldu. Saldırganın geçen Kasım’da Alaska’daki FBI bürosuna giderek “Amerikan hükümeti bana zihin kontrolü uyguluyor. Zorla DAEŞ videoları izlettiriyorlar. DAEŞ’e katılmamı istiyorlar” dediği ortaya çıktı!

Ek’te bulunan YENİ NESİL SAVAŞ – PSİKOTRONİK SİLAHLAR adlı belgeyi mutlaka okuyun. Ek’ten indiremeyenler buraya tıklayarak indirebilirler.

Bu da haberin İngilizcesi.

1-6 Esteban Ruiz Santiago. Is a Targeted Individual who shot several people at a Fort Lauderdale Airport indiscriminatingly, which 5 people were killed. The media ran it that he was a lone gunman who had mental issues. But the message was clear to me that he was sending a message to the public that a terrible concern was happening in America. How do I know this? He was claiming to the FBI that he was getting Voice 2 skull and that he thought the CIA was after him. These are clear signs that he was trying to get help to trying to stop the attacks that was happening to him. Often times when you go to the government for help, they put you in the mental health system – completing ignoring the crimes at hand. I had a similar run in with the FBI, but fortunately, it did not result in a hospitalization, but it has happened to many Targeted Individuals.

fort lauderdale, cointelpro, electronic harassment, v2k, voice to skull, 5 people killed, fbi

__._,_.___

ABD’nin 20 Ocak’ta göreve başlayacak olan “Seçilmiş Başkanı” Donald Trump, kampanya esnasında (12 Ağustos 2016) aynen şöyle demişti:

“DAEŞ’i Başkan Obama kurdu…

Hilekâr Hillary de (Dışişleri Bakanı iken) buna yardımcı oldu!”

En iyi belge ya da delil, itiraftır…

Donald Trump’ın bir önceki ifşaatı da (yine başkanlık kampanyası sırasında) twitter’da “15 Temmuz’da 13 CIA ajanı Türkiye’deki darbeye yardım etti” diye yazmasıydı!

*

2014’te Türkiye’yi DAEŞ’ten petrol almakla suçlayan CIA kısa bir süre önce özür dilemek zorunda kalmıştı!

Ankara’ya DAEŞ iftirası atma bahsinde “kraldan bile daha kralcı” olan Washington’daki gazeteci kamuflajlı “etki ajanı” Tolga Tanış‘ın…

“CIA’in dahi özür dilemesiyle, Trump’ın ifşaatıyla yahut Esteban Santiago’nun deşifre ettiği hakikatle yüzleşebilmesi” ise asla mümkün değildir!

Mister Tanış, Haydut Devlet ABD’nin medyadaki yeminli dublajcılarındandır…

Baronsal Hürriyet’in, Tanış’ı Washington’daki temsilcilik görevinden alarak merkeze yani İstanbul’a tayin ettiğine dair dünkü haberler ilgiyle okundu. Etki ajanlığı Türkiye’de devam edecektir.

“Amerika’nın Sesi” Tolga Tanış, işbu ‘Görevimiz Tehlike’ misyonuyla ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby‘nin idealindeki “gazeteci?”dir!

*

Amerika Birleşik Terör Devletleri’nin aleyhindeki “kaçışı mümkün olmayan” gerçek haberler, medyamızda hayli artış gösterdi.

Amerikan Yalanları’nın seri halde deşifre olması, Terörün Mühendisi ABD’nin ipliğinin pazara çıkması; John Kirby isimli şahsı adeta çıldırtmış durumda:

Bu küstah sözcü “Türk medyasındaki Amerikan karşıtı haberler durmalıdır; temelsiz suçlamalara dayalı bu haberler Amerikan vatandaşlarının hayatlarını tehlikeye atabilir” diye konuştu!

FETÖ’yü, PKK’yı ve DAEŞ’i Türkiye’ye saldırtan; bütün bu terör örgütlerinin derin patronu olan Katil Amerika hakkında yazılanların ziyadesiyle temeli var. Bu mevzuda; belgeden ya da kanıttan bol bir şey de yok!

Kendisini “Sömürge Valisi” sanan Kirby son açıklamasıyla edepsizliğin şahikasına çıkarak; medyamızda “ABD ile alakalı gerçeklerin yazılmasının engellenmesini/sansürlenmesini” talep etmiştir.

Özelde Kirby’nin genelde ABD’nin “basın özgürlüğünden ne anladığı” işte bu sansürcü tavırda saklıdır!

Başta ABD olmak üzere Batılı devletler hakkındaki belgeli çarpıcı gerçeklerin dile getirilmesi halinde mi; Tolga Tanış’ın “Sam Amca”sının maskesi düşer, hakiki yüzü ortaya çıkar…

Yani “sansür talebi, baskı ve tehditler” birbiri ardına gelir.

Bu, hep böyle olmuştur!

Özellikle son dönemde, “Türkiye’de basın özgürlüğünün sıklıkla ihlal edildiği” savıyla gürültü koparan ABD makamları; şu son günlerde “Türk Medyası, Amerika ile alakalı haberler konusunda durmalıdır, susmalıdır” talebiyle CIA’klıyor!

Hal böyleyken…

Bir kere daha “şahane çifte standartlar sardı, dört bir tarafımızı” diyoruz!

Kirby’nin sözcülüğünü yaptığı ABD’nin medyasında yer alan güya “itibarlı!” New York Times, vaktiyle yazdığı “kitle imha yalanlarının” ayıbını halen daha temizleyebilmiş değil!

Burası, Bağımsız Müslüman Türkiye‘dir:

FETÖ’nün+PKK’nın+DAEŞ’in derin patronu olan Haydut Devlet Amerika’nın bilumumsözcüleri; gerçekleri yazmamızı asla engelleyemezler!

YEN NESL SAVA – PSKOTRONK SLAHLAR.pdf

TEKNOLOJİ & BİLİM & UZAY DOSYASI : İnsan Maymundan Geliyorsa, Şimdiki Maymunlar Neden İnsan Olmuyor ?


İnsan Maymundan Geliyorsa, Şimdiki Maymunlar Neden İnsan Olmuyor ?

Öncelikle maymun diyebileceğimiz tek bir canlının olmadığını söylememiz lazım. Günlük konuşmalarda 300’e yakın tür içeren bir memeli takımı olan primatları bu şekilde bir genellemenin içine atıp geçiştiriyoruz. Genellikle akla gelen ise şempanze (Pan troglodytes) oluyor. Bu soru baştan temelsiz kalıyor ancak soruyu da düzelterek kısa bir cevap verebiliriz.

Peki, evrim kuramı şempanzeden geldiğimizi mi söylüyor? Kesinlikle hayır! Evrim kuramı tüm canlıların ortak atadan türeyerek evrildiği anlatır bize ve hiç bir zaman insana erişmek üzere programlanmış bir ilerleyişi yoktur. Her türe ait canlı popülasyonları kendi içlerinde nesilden nesile yavaş yavaş değişirler, eğer bir canlı popülasyonunda izolasyon gerçekleşir ve bu küçük değişimler ayrı ayrı gerçekleşirse zaman içinde birbirinden çok farklı türler ortaya çıkarlar. Bu süreçte çoğunlukla farklı doğal seçilimsel baskılar da gözlenir. Yani ne mevcut kurbağalardan kertenkeleler, ne bugünkü kertenkelelerden tavşanlar türemiştir. Canlıları dönüştüren sihirli bir güç değildir evrim, kalıtımın doğasında vardır. Evrim ağacı tarihsel bir ağaçtır, ağacın dalları arasında sıçramalar gözlenemez. Bu dalları geçmişe(aşağı doğru) takip edersek ortak bir noktada buluşurlar.

İnsanın (Homo cinsi) ve şempanzenin (Pan cinsi) ortak atası 6 ile 7 milyon yıl öncesine(MYÖ) dayanmaktadır. Bu uzun zamanları hayal etmek zor, eğer ortalama 20 yaşlarında yeni yavru edinildiğini varsayarsak (bu atalarımız için büyük bit tahmin ama yine de) ortak atamızdan bu yana 350.000 nesil geçmiştir. Asla bir şempanze benzeri bir atadan insan doğmamıştır. (Ortak atanın şempanzelere daha çok benzediği düşünülmektedir.) Birbirine paralel pek çok insansı türünün geçmişte aynı zaman dilimlerinde yaşadığını, pek çok insansı soyunun tükendiğini (ki en sonunda sadece Homo sapiens sapiens kaldığını biliyoruz), yani evrim ağacında pek çok yarım kalmış dal olduğunu görebilirsiniz.

İnsana giden tek bir çizgi değildir ve birbirini takip eden altı türle gösterilen popüler evrim görseli kadar basit değildir. Bu resmediş semboliktir.

Homo cinsine giden dalı geriye doğru takip edersek, ilk önce görece daha yakın zamanlarda yok olmuş türlere ait kalıntıları bulursunuz. Java adalarında Homo floresiensis 12 bin yıl önceye kadar yaşamışken, Homo neandertalis 28 bin yol önce yok olumuştur. Geriye doğru onlarca türe ait binlerce tekil fosil sadece Afrika’da ortaya çıkarılmıştır ve sürekli yenileri çıkmaktadır. (En son örneği Homo naledi oldukça popüler oldu örneğin)Austrolopithecus ve Ardipithecus cinslerine ait türlerin soyu tükenmiş dallarına rastlarsınız.

Bu “caps”i kullanmamızın sebebi bu sorunun eskimeyen bir espriye dönüşmüş olması veya komik olması değil tek başına, aynı zamanda yaygın bir yanılgıya da gönderme yapmaktadır. Şempanzeler neden insan olmuyor diye soruluyor, insan soyu evrilirken şempanze soyu da olduğu gibi kalmamış, değişmişlerdir. Evrimin bir çizgi değil, ağaç olduğunu her soyun kendi içinde dallanmaya devam ettiğini kavramak oldukça önemlidir. Yaklaşık iki milyon yıl önce büyük ihtimalle Kongo nehrinin yalıtımı ile şempanzeler iki dala ayrılmıştır. Birisi şempanze, diğeri bonobo olarak adlandırılır. Ormanın iki yakasından farklı şartların hakim olması bu türlerin 2 MYÖ gibi kısa bir sürede çokça farklılaşmasına yol açmıştır. Şimdiki başka maymunlar ve şempanzeler insan olmuyorlar çünkü insanın rastlantısal olarak içinde bulundukları doğal şartlara ve orman dışına çıkacak insanın 6 MY’lık kalıtımsal birikimine sahip değiller. Elbet bir gün onlardan da ormandan ayrılan dallar ortaya çıkabilir, belki iki ayak üzerine bile kalkarlar. Ancak aynı süreçleri birebir yaşama olasılıkları, kalıtımdaki rastgele değişimlerin aynı olması imkânsıza yakındır. Kültür ve medeniyet oluşurkenki süreçleri ve bizim ekolojik bir nişi önceden doldurmuş olmamızı saymıyoruz bile.

MK ULTRA PROJESİ /// ABDULLAH MURADOĞLU : Terör laboratuvarları !


Abdullah Muradoğlu

ABD’nin Florida kentindeki havaalanında bir adam valizinden çıkardığı silahla rastgele ateş açtı ve 5 kişiyi öldürdü. İlk akla gelen ihtimal bir terör saldırı olduğuydu. Resmi açıklamalara göre öyle değilmiş. 26 yaşındaki saldırgan daha önce Irak’ta ABD ordusunda görev yapmış bir asker imiş. Sağ olarak yakalanan saldırgan zihin kontrolüne maruz kaldığını, gaipten sesler duyduğunu ve kendisinin bu saldırıya yönlendirildiğini söylemiş. Saldırganın daha önce de bu tür şikayetlerde bulunduğu ve tedavi gördüğü basına yansıyan bilgiler arasındaydı.

“Zihin kontrolü” yıllardır tartışılan netameli bir konu. Ancak 1980’lerin sonlarında ABD’de açılan bazı davalar bu deneylerin yapıldığını ve birçok insanın ağır zihinsel hasara maruz kaldıklarını gösterdi. “CIA”, 1988’de dokuz davacıya 750 bin dolar tazminat bile ödemiş.

Kanadalı gazeteci Naomi KleinŞok Doktrini/Felaket Kapitalizminin Yükselişi” isimli kitabında 1950’lerde CIA laboratuvarlarında insan beynini kontrol etmeye yönelik deneyleri anlatır. Buna göre kişiler önce uykusuz bırakılıyor, haftalarca yalnızlığa mahkum ediliyor, yüksek dozda elektrik şokları uygulanıyor, anormal duygu değişiklikleri yaratan “LSD” ve halüsinasyona yol açan maddeler içeren deneysel uyuşturucu ilaçlar kokteylleri veriliyor.

Birçok kişi deneyden sonra haftalarca süren akıl almaz şeylere ilgi duymaya başlıyor. Duyusal bir yoksunluk, deney olarak kullanılan kişilerin beyinlerini kısmen siliyor ve duyusal uyarı modellerini yeniden yazıyordu. Klein, bu deneylerden yola çıkarak ülkelere de askeri, siyasi ve ekonomik şoklar yaşatıldığını savunuyor. Kitaptaki bilgiler ülkemizde ve bölgemizde yaşanan gelişmelerin arkasındaki motivasyonları anlamak için de son derece yararlı olabilir.

“Plutzer” ödüllü yazar Tim Weiner‘ın “Küllerin Mirası: Bir CIA Tarihi” isimli kitabında da benzer bilgiler yer alıyor. Buna göre 1950’li yılların başında, bir donanma üssündeki CIA ofisi sarhoş ve disiplinsiz askerlerin atıldığı bir hapishanede ilaçla zihin kontrolü ve beyin yıkama yöntemleri kullanarak gizli deneyler yapmış. Deneyler casus olduklarından kuşku duyulan kişilere de uygulanıyormuş. 4 Koreli ajan, CIA’in Japonya’da kurduğu benzer hapishanede aynı yöntemlerle sorgulanmış. Bu kişiler “Enginar Projesi” kod adlı bir programının ilk denekleriymiş. Bu programın ardından “Ultra” kod adlı bir deney daha başlatılmış. ABD’de bir federal cezaevinde tutulan 7 mahkum 77 gün boyunca LSD’ye maruz bırakılmış. CIA aynı ilacı sivil bir ordu görevlisi olan Frank Olson‘a aktarmış. Olson, New York’ta kaldığı bir otelin penceresinden atlayıvermiş. Böylece deneyin başarısı test edilmiş.

Bu deneyler CIA’in bilim adamları ve doktorları tarafından 1950’ler boyunca düzenli olarak incelenmiş. CIA, halk tarafından duyulmasından korkarak bu programlara dair gizli kayıtları yok etmiş. Weiner’ın aktardığı bilgilere göre ‘özel sorgulama teknikleri’ yurt dışı sorgulamaları da kapsayacak şekilde yıllarca devam etmiş. Bu deneylerden vazgeçildiği konusunda da şüpheler var. Bu tür programların özel kuruluşlar tarafından gizlice devam ettirildiğini işleyen romanlar yazıldı, filmler çevrildi Amerika’da. İnsanın ruhsal yapısına ilişkin yakaladıkları ipuçlarını sonuna kadar götürmeye hevesli kötü niyetli bir yığın bilim adamıyla, bu işe para yatırmaya hazır işadamı var bu dünyada. 1950’lerde başlatılan bu iğrenç deneylerin bugün geldiği noktayı bilemiyoruz tabii. Öte yandan bu deneyler Hasan Sabbahın Haşhaşileri”nden esinlenmiş olabilir mi diye de düşünmeden edemiyorum.

PSİKOLOJİK HARP DOSYASI /// İlknur Burcu KESER : Bir Psikolojik Harp Aracı : Televizyon


kitap-vs-televizyon-vs-internet_234897.jpg

Kutuplarda ayı avcıları buzların içine jilet kadar keskin bir baltayı yerleştirir, keskin tarafın üzerine biraz kan sürerlermiş. Bunu bilmeyen ayı gelip kanı yalarken kendi dili kesilirmiş ama kanın tadından dilinin acısını fark edemez ve kendi kanını yalamaya başlarmış. Damarlarındaki kan tükenince de olduğu yere yığılırmış. Avcı da gelip ayının derisini yüzermiş. Avcılar, ayıları kurşunla vurduklarında ayının postu delineceğinden çok para getirmeyeceğini düşündükleri için başvururlarmış bu yola…

Yani, av geçici bir zevkle oyalanırken, avcılar düzeneği öyle sinsice kurarlar ki av yavaş yavaş öldüğünü anlamadan kendi kanını sömürür. Avcı da kendini tehlikeye atmadan, avından en yüksek faydayı sağlayacak şekilde hedefine ulaşmayı bekler. Tıpkı, günümüzün hedefe ulaşmak için kitleleri yavaş yavaş sindirmeye çalışan emperyalistleri gibi!

Emperyalizm, bazen askeri güçle giremediği; topla tüfekle işgal edemediği ülkelerde silahlı işgal dışında yollara başvurur. Bu yollardan en etkilisi “psikolojik harp” yöntemidir. Psikolojik harpte hedef zihinlerdir ve bunun için en çok kullanılan araç ise televizyondur. Çünkü yoksul olan halk olanaksızlıkları sebebiyle evlere tıkılmıştır ve televizyon onlar için en ucuz eğlence kaynağı; emperyalistler için ise bu kitlelere ulaşmanın en kolay yoludur. Ayrıca çeşitli programlar, filmler aracılığıyla gençlere; çizgi filmler aracılığıyla ise çocuklara ulaşmak için uygun bir araçtır. Televizyon kanalları aracılığıyla hedef kitleye yönelik bir çeşit “kültürel soykırım” başlatılır ve toplum giderek kendi kültüründen uzaklaşarak emperyalizmin dayatması olan ‘tek kültürlülüğe’ doğru yönelir. Sonrasında ise, emperyalist devletler, artık kültürünü aşıladığı toplumu reklamlar aracılığıyla bir ‘tüketim toplumu’na dönüştürür. Psikolojik harpte en önemli adım medya sayesinde atılır. Değiştirilen, taraflı verilen ya da suni gündem oluşturmak için verilen haberlerle halk gerçek gündemden uzaklaştırılır. Böylece, toplumda olan bitenin farkında olmayan bilinçsiz bir topluluk oluşturulur. Eğer ülkede terör sorunu varsa medya aracılığı ile eli kanlı teröristler birer “barış elçisi” ilân edilir ve toplum millî olan tüm değerlerinden uzaklaştırılarak ‘kimliksizleştirme’ süreciyle sindirilmeye çalışılır.

Psikolojik harp ve “kültürel soykırım” ilişkisi

İnsanlık tarihinin en utanç verici sayfaları, içinde soykırımları barındıranlardır. Şunu öncelikle belirtmeliyim ki soykırımların en büyüğü ve en etkilisi kültürel olandır. Çünkü kültürel soykırım sayesinde birey içinde bulunduğu toplumun kültüründen uzaklaşarak, kendi toplumuna yabancılaşır ve bir “ötekileşme” sürecine girer. Kendisine kültürü dayatılan toplumun etkisi altında, emperyalizmin onun için hazırlamış olduğu kılıfı geçiriverir üstüne. Daha da kötüsü kendi kültürünü küçümseyerek, içerisinde bulunduğu topluma düşman oluverir… Gittikçe farklılaşmaya çalışırken kendisine dayatılan “tek kültürlülük” ile giderek birbirine benzeyen bireyler kervanına katılır aslında.

Ünlü düşünür Stuart Hall’ın “Küresel kitle kültürü, Batı merkezlidir ve daima İngilizce konuşur. Popüler müzik, popüler filmler, kısacası popüler olan her şey İngilizce’dir. Bu kültürün ikinci özelliği ise ‘kendine özgü türdeşleştirme’ biçimi, yani farklılıkları özümseyerek daha büyük, her şeyi kapsayan ve aslında Amerikan tarzı bir anlayışı olan çerçevenin içine yerleştirmek istemesidir.” sözleri algı yönetimi ve psiklojik harp sayesinde ‘tek kültürlülüğün’ nasıl dayatıldığının özetidir aslında.

Eğer bir millet soykırıma uğramış ise onların çocukları, atalarını soykırıma uğratan millet için intikam duyguları ile yetişecektir. O milletten ve kültüründen nefret edecek ve o millete karşı sürekli bir müdafaa halinde olacaktır. Psikolojik harp ile desteklenen bir “kültürel soykırım” operasyonu ise bireyi ötekileştirerek onu “Batı’nın gönüllü fedaisi” haline getirecektir. İşte bu yüzden kültürel soykırım ve psikolojik harp günümüzün sömürgecileri için vazgeçilmez bir taktiktir. Zihinlere yönelik operasyonlarla ele geçirilen toplum reklamlar aracılığıyla bir “tüketim toplumu”na dönüştürülür. Onlar gibi giyinmek, onlar gibi yaşamak ister. İşte, “kendi celladına aşık olmak” deyimi tam da küresel çetenin tuzağına düşmüş bu tür bireyler için kullanılıyor olmalı!

Terör, medya ve psikolojik harp

Terör, emperyalistler tarafından oldukça plânlı bir şekilde kullanılan bir yoldur. Medya karşısında teröre karşıymış gibi görünen Batılı devletler, perde arkasında başta silah olmak üzere teröristlere her türlü yardımı sağlar, Batı güdümlü medya yardımıyla ise eli kanlı katiller topluma birer “barış elçisi” olarak sunulur. Sözde aydın olan kesimden tutun da oyuncusundan, şarkıcısına kadar birçok kişi de bu psikolojik harbin içinde yer almaya başlar. Millî değerleri ayak altına alınmaya çalışılan toplum bir “sindirme” operasyonunun içinde bulur kendini. Her türlü etnik bölücülüğe “özgürlük” ve “insan hakları” palavraları altında göz yumulur ve medya tarafından büyük çaplı bir destek verilirken ülkesinin bütünlüğünü koruma çabasındaki insanlar “faşist, ırkçı” gibi yakıştırmalarla suçlanıp, sindirilmeye çalışılır. Televizyon programlarında, ülkenin bütünlüğünü tehdit eden söylemlerde bulunan sözde aydınlar hergün ekranlardayken, millî bilinci uyandırmaya çalışan gerçek aydınları ise bu kanallarda göremezsiniz. Çünkü Batı’nın güdümünde olan medyada halkı uyandırmaya çalışan, düşünceleri Batı’nın düşünceleri ile uyuşmayan gerçek aydınlara yer yoktur.

Haber bültenlerinde ise haberler değiştirilerek ya da taraflı bir şekilde verilir ve halk istenilen istikamette yönlendirilmeye çalışılır. Ülke için hayati önem taşıyan konular tartışılmak yerine suni gündemler oluşturularak halkın dikkati farklı yönlere çekilir ve böylece gerçeğin üstü örtülmeye çalışılır. Yani, halkın doğruları öğrenme hakkı medya tarafından çalınır! Halk yalan haberlerle ve günden güne sayıları artan, her kanala yayılan yarışma programları ile uyutulurken; emperyalizm yer altı ve yer üstü zenginliklerine gözünü diktiği ülkede kendini güvence altına almak için ülkenin ordusunu yavaş yavaş tasfiye eder, ulusal bilinci uyandırmaya çalışan aydınları yavaşça susturur ve bilinçsiz bıraktığı halkı aynı zamanda savunmasız bırakmaya çalışır. Bu durum, bugün ülkemizin içinde bulunduğu duruma ne kadar benziyor öyle değil mi?

Peki, ne yapmalı?

Bilinç ve farkındalık dış ülkelerden gelecek her türlü tehlikeye karşı büyük bir kalkandır. Bu yüzden toplumda başlayan bir bilinçlenme hareketi, o toplum üzerindeki tüm oyunları bir anda tersine çevirmeye yetecektir. Yapılması gereken ilk şey bu konuda bir bilinç uyandırmaktır.

Unutmayınız ki millî değerlerinize, vatanınızın bütünlüğüne saldıran; emperyalizmin gönüllü fedaisi olmuş kişilerin boy gösterdiği televizyon kanallarına sizin ihtiyacınız yok, ama onların size ihtiyacı var. Çünkü o çark sizin sayenizde dönüyor. Televizyon kanalları size adeta bir illüzyon gösterisi sunarak sizi uyutmaya çalışıyor. Size bir psikolojik harp uygulayarak düşüncelerinize yön vermeye çalışıyor. Bunun için de filmler, diziler ve televizyon programaları dışında toplumca tanınmış ünlüleri de kullanıyor. Eğer bir kanalda sizin kültürünüze, milli değerlerinize hakaret ediliyorsa neden o kanalı izlemeye devam ediyorsunuz? Ya da halkının değil de farklı ülkelerin çıkarları için çabalayan bir sözde aydının yazılarını neden hâlâ okuyorsunuz? Ülkenizin bütünlüğünü önemsemeyen, bayrağınıza saygı duymayan bir şarkıcıyı neden hâlâ dinliyorsunuz? Yoksa siz hâlâ “sanat” ve “propaganda” kavramlarını birbirinden ayıramıyor musunuz? Zihinlerinizi ele geçirmeye çalışan bu psikolojik harbi bitirmek sizin elinizde. Sahi sizi etkisi altına almaya çalışan şu “aptal kutusu”nun fişini ne zaman çekeceksiniz?

İlknur Burcu KESER

MK ULTRA PROJECT : NATO’s description of their Non Kinetic/Non Lethal Weapons Arsenal and Capabilities


This is NATO’s description of their Non Kinetic/Non Lethal Weapons Arsenal and Capabilities:

Electromagnetic – Radio Frequency (RF): Electromagnetic energy typically in the frequency range of 3 kHz to 300 GHz and is an emerging technology for NLW applications.

a) Anti-Electronic Electromagnetic Weapons: Anti-materiel weapons utilizing high power microwave pulses or non-nuclear EMP to disable electronic equipment by jamming or burning out sensitive components. Such weapons could be employed, for example, to disrupt the electrical system of engines, disable communication or radar systems, or damage computing equipment. Both the operators of such weapons and humans near the targeted equipment could be incidentally exposed to RF energy, but at the levels anticipated, such exposure would be expected to have no deleterious direct effect on humans. Indirect effects, such as the disruption of medical equipment, could have severe human consequences.

b) Microwave Energy: Radio Frequency electromagnetic energytypically in the frequency range from 100 MHz to 30 GHz. High Power Microwave (HPM) and ultrawideband (UWB) radiation usually refer to high peak power, low average power pulses used as anti-electronic weapons. The primary accepted effect of human exposure to high average power microwave energy is the heating of tissue. Depending on the frequency of the microwaves and other factors, the energy may be deposited deep into the body or primarily localized near the body surface.

c) Microwave Hearing: A phenomenon in which microwave pulses of certain characteristics are heard as clicks or buzzes. The mechanism of this phenomenon is believed to be a thermoelastic transduction of the rapid temperature rise caused by the RF pulse into a mechanical wave in the head that is heard by the normal hearing apparatus. It is not believed to be harmful, but some consider that it might be annoying.

d) Millimetre Wave Energy: Radio Frequency electromagnetic energy typically in the frequency range of 30 GHz to 300 GHz. Millimetre Wave Energy is an emerging technology for non-lethal weapon applications, in particular, the Active Denial System, which beams ~95 GHz millimetre waves at a distance to cause intolerable heating sensation that stops when no longer exposed to the energy. As this frequency of energy is deposited on the surface of the body, the first medical signs of excessive exposure would be skin burns or damage to the cornea.

e) RF Human Exposure Standards: NATO and other international bodies have established health and safety recommendations for permissible exposure limits for human exposure to RFR energy. Such recommendations would doubtless apply to occupational exposures during development, training, and use of RF technologies for non-lethal applications. For NATO, the applicable standard is STANAG 2345 “Evaluation and Control of Personnel Exposure to Radio Frequency Fields – 3 kHz to 300 GHz.”

2) Electromagnetic – Visible and Invisible Light and Lasers: Most NLT concepts utilizing light are intended to temporarily disrupt vision. For these, the principal human effect of concern is damage to the eye. In particular, the ability of the eye to focus certain frequencies on the retina creates an increased risk of damage from these frequencies. Secondary effects due to visual impairment are also of concern.

Reflections from high-energy lasers used for anti-material applications might produce enough energy to damage the skin or eyes.

a) Flashes and Flares: Devices used to generate light in the visible spectrum, directionally or omni- directionally.

b) Infrared Energy: Electromagnetic radiation in the 1 to 100 micron wavelength range, with a majority of the devices using such energy operating between 1 and 10 microns.

c) Isotropic Radiators: Special munitions that illuminate or bloom with high intensity. The energy is generated by an explosive burst, which superheats gaseous plasma surrounding it, causing a bright flash.

d) Laser Illuminators: Devices that use low energy lasers operating in the visible spectrum in a variety of colours, intending to illuminate, intimidate, distract, and identify the target. Such devices are intended to be “eye-safe,” however a major human effects issue with visible lasers has been concern over the possibility of retinal damage.

e) Laser Ionisers: Postulated technology that would use laser energy to ionize the air molecules along a path, thereby enabling transmission of electromagnetic or electrical energy at long distances without conventional antennas or wires. Also see Electrical Stimulating Devices.

f) Laser Light Bullets: An emerging technology that purportedly produces a long bright pulse of focused laser light in a variety of colours. It is produced by rounds containing a tuned resonator chamber surrounding a lasing medium that is energized by the explosive charge.

g) Laser Scattering Obscuration: Visual obscuration or glare caused by aiming lasers at windows, vision ports, automobile windshields, or airplane canopies. Micro-abrasions in the glass scatter the light in such a way that visibility is greatly impaired.

h) Pulsed-Energy Projectile (PEP): A pulsed laser technology concept intended to produce a large flash, bang, and shock wave to temporarily disorient and incapacitate individuals.

i) Ultraviolet Energy: Electromagnetic energy typically of wavelengths ranging from about 1 nm to 400 nm.

j) Visible Light: Electromagnetic energy typically in the 400 – 700 nm wavelength range, which is detectable by the human eye. Such light is focused onto the retina by the lens of the eye, generally making it more potentially hazardous to vision than light at higher or lower wavelengths.

k) Visible Light Strobes: Visible lights that flash at a frequency near that of the human brain electrical waves (7 – 9 Hz). Such stimulation could possibly cause vertigo, disorientation, seizures, and vomiting in sensitive individuals. However, such effects are poorly documented and their potential utility for non-lethal applications has not been evaluated.

3) Electrical Stimulation Devices: Devices that produce and deliver a non-lethal electrical shock to a target, resulting in pain, involuntary muscle contraction, and incapacitation, depending on the device and its application. The shock can be produced by pulsed or direct electric current, affecting the target muscle signal paths and disturbing the body’s nervous system. Conceivable undesired effects could include effects on the heart and interference with medical implants that utilize electricity, such as cardiac pacemakers. Electrical burns at the area of contact are possible.

a) Electrical Fence: A fence that delivers a non-lethal electrical shock. It can be employed as a barrier against intruders.

b) Electrical Water Stream: A proposed mobile unit that projects a water stream charged with high voltage, low amperage.

c) Net Mines: Emerging technologies which would use a target-activated mine to deploy a net that would deliver an electrical stimulation.

d) Stun Gun: A generic term often applied for electrical stimulating devices. The term “cattle prod” is also used.

e) TASER: A commercial electrical stimulation device with increasing use for law enforcement, security, and anti-terrorism. Such devices usually deliver electrical energy through pointed barbs that enter the skin. Depending on the location of entry, such barbs could cause undesired minor to severe injury. TASER is a registered trademark of a specific company, however the term TASER is often used generically to mean any hand held, gun-like electrical stimulating device.

f) Wireless “TASER”: Postulated devices for delivering electrical energy to a target at a distance without a wire. There are many ideas but little success. One concept would deliver a shocking projectile that includes a source of stored electricity (e.g., a capacitor) and barbs that catch onto the target and discharge upon impact. Another proposal is to use an aerosol charge to produce a gas-dispersed conducting channel, down which an electrical shock could be delivered to the target.

5) Acoustic Devices: Weapons utilizing acoustic energy to induce human effects through the sense of hearing or through the direct impact of pressure waves on other parts of the human body. A large variety of acoustic devices have been proposed for non-lethal applications. Most are of uncertain effectiveness and many could damage hearing.

a) Audible Acoustic Weapons: Weapons utilizing acoustic energy that can be heard by the human target and have their effect through the sense of hearing. Some intended effects of such weapons are to irritate, distract, divert, repel, disperse, and general sensory overload. Such weapons may also be used to communicate, inform, or confuse an adversary as well as to disrupt communication. Other effects that have been claimed include the induction of giddiness, nausea, fainting, and loss of equilibrium. Acoustic energy may be combined with other stimuli to enhance the effects of both. Examples include “flash bang weapons,” in which an acoustic stimulus is combined with light, and the “whistling baton” in which a wooden round is designed to produce a loud whistling sound in addition to a kinetic impact. Methods have been proposed that may allow the delivery of acoustic energy to highly specific locations. A possible undesired effect of loud acoustic weapons is damage to the sense of hearing.

b) Inaudible Acoustic Weapons: Acoustic weapons that cannot be heard, but have their impact through direct coupling of the acoustic energy pressure waves with the human body. Generally, these fall into two categories, infrasound and ultrasound.

c) Infrasound: Very low-frequency sound that can travel a long distance and easily penetrate most buildings and vehicles. There have been claims that infrasound can create such human effects as nausea, loss of bowel control, disorientation, vomiting, internal organ damage, and even death. Experimental research has not confirmed such effects at intensities that practical to use for use in non-lethal applications.

d) Ultrasound: Acoustic energy at frequencies above the audible range for human hearing, nominally above 20 kilohertz. There have been proposals that two ultrasonic beams could be combined to produce audible frequencies and that other directed energy sources could be used to produce ultrasound at the surface of the body, perhaps inducing discomfort or pain.

e) Infrapulse Generator (Vortex Generator): A device under development that produces an acoustic noise, pulsing shock waves and vortices, and may be used as carriers for irritants. Current devices produce a vortex that travels at approximately 30 to 50m per second with an effective range is about 60m. It is proposed for crowd control.

6) Multi-Sensory Devices: Devices that affect more than one sensory modality simultaneously, e.g., the visual and auditory senses. There is an expectation that the effects will be at least additive and, perhaps, synergistic. Sensory overload is a possibility, leading to confusion and indecisiveness.

a) Flash Bang Grenade: An acoustic and optical diversionary device, usually hand thrown, that emits a loud bang and a dazzling light when activated. The device is designed to create a sensory overload, which temporarily causes confusion, distraction, and an inability to effectively respond to a tactical team’s actions.

b) Multi-Sensory Distraction Device: A device that contains a combination of payloads, including audible sounds, bright strobe lights, and malodorants.

c) Thermobaric Compounds: Compounds that are characterized as having a single-event chemical explosion requiring no external atmosphere. Thermobaric compounds could potentially be tailored for a specific energetic release for a desired non-lethal effect. The energy release is expected to last longer than that from a typical flash-bang.

WHERE THE TACTICAL OPERATIONS OF ORGANIZED STALKING, ELECTRONIC WARFARE, AND ELECTROMAGNETIC NON KINETIC/NON LETHAL WEAPONS come from in their own words.

Note: Though the following link states Navy, the actual declassified and updated report refers to: JOINT SPECIAL FORCE OPERATIONS meaning Joint Military Personnel I.E. Army, Navy, Marines, Air Force being Trained as Information Operation Warriors with expertise in one or more of Five Core Capabilities.

Source Link:

https://sites.google.com/site/targetedstalkedterrorized/home/non-kinetic-non-lethal-weapons

She is a great friend of mind and is well informed regarding the technology. This is her website.

__._,_.___

TEKNOLOJİ & BİLİM & UZAY DOSYASI /// VİDEO : İLGİNÇ UFO GÖRÜNTÜLERİ


VİDEO LİNK :

https://youtu.be/-Dylp6jr_sY

VİDEO LİNK :

https://youtu.be/AeSOFnBaCi8

MK ULTRA PROJECT : ORGANIZED STALKING : INFORMATION FOR PEOPLE FOR WHOM THIS CRIME IS A NEW ISSUE


[status draft]

ORGANIZED STALKING.pdf

MK ULTRA PROJECT /// VİDEO : ELECTRONIC HARASSMENT


VİDEOYU İZLEYEBİLİRSİNİZ.

[status draft]

MK ULTRA PROJECT /// The Hidden Hand – from Hitler to MK-Ultra


The more we do to you, the less you seem to believe we are doing it.” -Josef Mengele, the Angel of Death

During World War II Dr. Mengele performed much of his sadistic work in the concentration camps on twins, who have long been investigated for what has been perceived as significantly increased psychic phenomenon. I believe this work, directed by the Nazi party, who had well known beliefs in the occult overlooks the glue that binds the Nazi party to the cult known as the "Illuminati" and the mind control trials in both the USSR and the USA during the 1950’s and 60’s. This glue is the existence of a hidden influence, one which Hitler personally spoke about.

In this period of the most inward orientation, Christian mysticism demanded an approach to the solution of structural problems and hence to an architecture whose design not only ran contrary to the spirit of the time but also helped produce these mysterious dark forces that made the people increasingly willing to submit themselves to cosmopolitism.

The leading members of the Reichswehr openly supported the “ stab-in-the-back” legend, a myth purporting that the German army had been on the brink of victory in the autumn of 1918. As victory appeared to be within reach, traitors without conscience—aided by mysterious dark forces—robbed the army of the fruits of its victory, thus stabbing Germany in the back.

http://www.nazi.org.uk/political%20pdfs/TheEssentialHitler-SpeechesAndCommentary.pdf

Hitler believed in the existence of this force which he described as mysterious and dark, and I believe the "scientific" direction into psychological torture and psychic phenomenon in the camps was directed in order to find and understand it. He believed it had and was helping him, and was determined through his open searches for religious relics to harness and control it.

According to an interview with a British correspondent years after the First World War, Hitler claimed a mysterious voice told him to leave a section of a crowded trench during a minor barrage. Moments after he left the trench, a shell fell on that particular spot. Hitler saw this experience as a message that he was a uniquely illuminated individual who had a special task to fulfill.[11] This story did not, however, appear in Mein Kampf.

-wikipedia, http://en.wikipedia.org/wiki/Religious_views_of_Adolf_Hitler

Many writers have attributed The Hidden Hand, or the assistance of Freemasonry to Hitler’s rise to power, but this too overlooks the actual hidden influence which was driving the beliefs and thrust of that movement as well. The true hidden hand is the power controlling the advanced technology that scientists like Mengele were pursuing actively. This power, proven simply by its existence prior to humanities scientific understanding of the technology required to influence the mind — as well as by the Nazi and subsequent Cold War drives to understand it, is most definitely not of human origin.

It is this same hidden influence which is responsible for tagging the searches for its source with The Mark of the Beast. The technology needed to create a true Manchurian Candidate requires no torture, no pain, no trauma. It was always a simple method of scientific understanding, yet for almost 3 decades from the Nazi searches, brought to the US and USSR through operations like Paperlip the unscientific and inhumane search continued. The atrocity of the Mind Control Experimentation during this time period, MK-Ultra and it’s counterparts, were conducted without remorse, conscience, or scientific grounding… are a prima facie example of the Mark — it’s a set up, designed to associate the technology with evil forces, and blame its creation and use on humanity. In as much as Hitler’s rise and fall were also aided by the true mysterious hidden forces, so were both the method by which the search for its power was conducted, as well as the very negative spectacle made by their public discovery. The technology was given to both factions in the Cold War, but it came at a price.

This hidden influence is now responsible for an infestation in global government and the private sector, one which is working feverishly to Reverse Engineer Revelation, whether or not they all know it.

MK DELTA was a special procedure designed by the CIA to oversee MK ULTRA research conducted abroad in the 1950s. It involved the use of drugs in interrogation, therefore physicians, most likely psychiatrists, were direct participants. MK DELTA also funded research on the use of biological materials for “harassment, discrediting, or disabling purposes.” [19]

According to the research of Edward T. Haslam in New Orleans, author of Mary, Ferrie & the Monkey Virus, The Story of an Underground Medical Laboratory, he speculates that Dr. O (Alton Ochsner) former head of Surgery of Tulane Medical School and director of the Ochsner Clinic of New Orleans secretly headed MK Delta.[20] Dr. O was heavily implicated in the assassination of President John F. Kennedy.

Haslam also speculates that MK DELTA is linked directly to clandestine research at Tulane’s Delta Regional Primate Center in Covington, LA. Tulane’s primate center was the site of the 1957 American symposium on the effects of flashing lights and human nervous center above. Tulane was involved in both NIH (National Institute of Health) and CIA-sponsored projects, especially research with psychoactive drugs. [21]

The source of the work of MK DELTA has been linked to the secret experimental mind control research of Hauptsturmführer SS Dr. Josef Mengele. Recently, a Member of the Norwegian journalist Union made an explosive discovery that U.S. Guantanamo Base Detention Center in Cuba is referred to as “Camp Delta.” Camp Delta is the center of tortures and of human programming after Josef Mengele’s CIA Projects. [22]

These details were taken from police undercover operations revolving around Norwegian Kjell Inge Røkke. Røkke was a Norwegian CIA asset that flew secretly kidnapped civilians across Europe to CIA torture centers around the world including Guantanamo. [23]

In 1995 at President Clinton’s Advisory Committee on Human Radiation Experiments,Valerie Wolf, a New Orleans therapist, brought forth some remarkable revelations regarding MK ULTRA trauma based mind control experiments on children in New Orleans.

It appears that the CIA had funded a large scale ongoing children trauma based mind control operation in New Orleans revolving around Tulane University involving some of the most infamous CIA mind benders, Dr. Robert G. Heath of Tulane University, Dr. Stephen Aldrich, Morris “Morse” Allen, Dr. Ewen Cameron, Dr. Robert A. Cleghorn, Dr. John Gittinger, Dr. Sidney Gottlieb, Dr. James Alexander Hamilton, Dr. Martin T. Orne, DrOtto Menninger, Col. George White, and Jewish Dr. Luther Wilson Greene.[24]

Claudia Mullen of New Orleans was a ritually sexual abused mind controlled child victim/sex slave of the CIA from 1958 to 1988.[25] Mullen’s CIA sex slave ordeal in New Orleans somewhat parallels Perry’s time frame of ritual sexual and physical abuse.

According to Mullen, the sadistic Dr. Robert G. Heath of Tulane and Dr. Luther Wilson Greene headed the New Orleans’ CIA mind control operations. The Jewish Dr. Greene admitted he had worked directly with the Nazi Angel (Demon) of Death, Hauptsturmführer SS Dr. Josef Mengele of Auschwitz Concentration Camp in Poland.[26]

Auschwitz was established as a Nazi “…experimental physiological, pathological station” that a number of universities and research centers benefited from. It was connected to the great centers of German medicine at Heidelberg, Munich, Berlin and Konigssberg. [27]

At Auschwitz, Mengele’s experiments included experimental electro-shock treatment resulting in the torture and death of hundreds, dissection of internal organs, limbs and eyes by the thousands from unsedated patients for study. Mengele also supervised secret experimental drug testing on adults and children for pharmaceutical companies. Bayer, one of the world’s leading pharmaceutical, had a representative on site providing drugs and direct funding for human medical experiments. [28] Mengele was personally responsible for the death of about 400,000 people. He may well have been the “World’s Greatest Mass Murderer” war criminal behind Adolf Hitler and Heinrich Himmler.

There was one certain drug developed at Auschwitz that was used on children to induce severe pain and torture. Where the child would normally black out, and become unconscious from severe pain, the doctor would administer or inject the drug and it would keep the child from blacking out, and thus the doctor could than inflict greater pain, going far beyond the threshold of human endurance, which in turn would allow the mind of the child to became totally wiped clean, a total blank so that the child forgot their own personal identity, forgot how to add or subject, or carry on a conversation. Dr. Mengele was the CIA’s quintessential expert in iatrogenic dissociation and multiple personality disorders. [29]

The New Orleans Jewish Community Center where Maxine Perry worked was only blocks from Tulane University, Dr. Heath and Dr. Greene. They were all uptown on St. Charles Street. Perry recalls that he had to see a doctor every Tuesday for allergy shots. I can only speculate that he was being seen at Tulane, and it wasn’t for allergies.

LİNK : http://mindcontrolblackassassins.com/2010/04/14/tyler-perry-multiple-miggs-psycho-the-whore-of-babylon/

[status draft]

MK ULTRA PROJECT : TYLER PERRY, MULTIPLE MIGGS, PSYCHO & THE WHORE OF BABYLON


“It seems to me perfectly in the cards that there will be within the next generation or so a pharmacological method of making people love their servitude, and producing…a kind of painless concentration camp for entire societies, so that people will in fact have their liberties taken away from them but will rather enjoy it, because they will be distracted from any desire to rebel by propaganda, brainwashing, or brainwashing enhanced by pharmacological methods.” ALDOUS HUXLEY, quoted in John Marks, The Search for the Manchurian Candidate: The CIA and Mind Control, 1980

Ancient ISHTAR Gate also known as the LIONS GATE, The Gate to Babylon

Dumbing Down the Masses

In the first week of April 2010, Lions Gate Entertainment, Inc. released movie Mongol Tyler Perry’s latest movie, Why Did I Get Married Too. By the way Lions Gate is controlled by America’s two biggest corporate predators, billionaires Carl Icahn and Dr. Mark Rachesky. You are not likely to see any return of your investment in the movie industry.

Terry Perry’s movie plot, “I wrote this because this was the only group of characters that I’d written where I felt like they had more to say. So just following it up, I love working with this cast, I love working with this team, so I wanted I waned to come back together with them and recreate the fun we had on the first one. So that’s what it was about more than anything: feeling like the characters had more to say.” [1]

That’s it. Four Black couples reunite for their annual vacation in order to socialize and to spend time analyzing their marriages. By the way, very few if any of the cast are actually married, including the scriptwriter, Tyler Perry, who has never been married. [2]

I presume that the pressure of thinking about their neighborhood schools being targeted and shutdown or the intentional divestment of the future for the children is a little too complicated for the Black folk to ponder. What about at least thinking about 9-11, CIA drug peddling, assassinations; the prison industry, Wall Street, governmental corruption, the economy, jobs, mortgage foreclosures, healthcare? The illegal wars in Iraqi and Afghanistan, the crimes against the people of Katrina, Haiti, and Palestine are also too complex for them to even wonder about.

Let the ruling oligarchies and NWO run the world. The British MK ULTRA- Godfather of the Brave New World, Dr. Aldous Huxley, would be proud of Tyler Perry’s body of work of distractions gifted warped for Black Folk.

Tyler Perry says. “Let me tell you what: Madea, Brown and all of these characters are bait. Disarming, charming, make-you-laugh bait so that I can slap Madea in something and talk about God, love, faith, forgiveness…”[3]

The Art of Forgiveness

“Through our practical application of lessons in the art of forgiveness and in the psychology of self-responsibility, we are awakened to the memory of our Divine Inheritance.” -Marianne Williams, A Course in Miracles- [4]

A Course in Miracles (ACIM) is commonly known as “the Bible of the New Age.” ACIM is heavily promoted by Oprah Winfrey as a roadmap to a “New Age” spiritual awakening. ACIM was the fruit of CIA agent, Dr. William Thetford, of Columbia University, courtesy of MK ULTRA, subproject 130.[5]

Would it surprise you if Terry Perry’s scripts are written within the framework of the CIA’s “A Course in Miracles”? And he is more like Norman Bates (DID) of Psycho than Multiple Miggs (schizophrenia) of Silence of the Lambs.

Psycho & the Movie Mogul

Norman Bates & Dissociative Identity Disorder

A mother is a boy’s best friend.” –Norman Bates-

The Remarkable Norman Bates Protrayed by Hollywood Film Star Anthony Perkins

Multiple Personality Disorder or Dissociative Identity Disorder (DID sufferers have alternate identities and are capable of switching between them. The main personality is referred to as the host, while the other(s) are referred to as alters. The host is usually not the person’s original personality.

In most cases, DID are victims of repetitive, often torturous, sexual or physical abuse at a very young age. Alternate personalities are thought to arise in response to this abuse as a means to escape the brutal reality.

Later, something in the physical or social environment will trigger the personalities to emerge. Therefore, most cases of DID are diagnosed in adulthood. On average, a person with DID has at least 15 distinct personalities.

In most cases, there is at least a child personality (the original), an opposite gender personality, a self-helper personality, and a persecutory personality (one that hurts others or themselves). Separate identities may or may not be aware of each other. If they are not, the person will demonstrate bouts of amnesia. When the personalities are aware of each other, termed co-consciousness, they will carry on conversations with each other and even offer each other advice.

In Alfred Hitchcock’s Hollywood cult horror classic, Psycho, Norman Bates had three distinct personalities that took control of him. In a few brief moments, viewers see him dressed as his mother and talking in her voice. He has the personality of a little boy (the original personality), Norman (host personality), and his mother (an alter personality).

As previously mentioned, alter personalities tend to emerge in adulthood when they are triggered. When Norman kills his mother, he starts to act and dresses like her. He wanted his mother to be as jealous of him as he was of her. To fulfill his fantasies, he dressed as his mother and stabbed the women that turned him on. Stabbing is symbolic of rape. When he dressed as his mother, he did to others what she did to him. When he dressed up like her, he dressed very matronly-unlike the way she probably really dressed. This was his way of creating the mother that he wanted, needed, and deserved.

At the end of the film, the mother personality dominates. She says something to the effect of I am not even going to swat that fly. They are probably watching me right now. They will say, Why, she wouldn’t even hurt a fly. This statement concludes that the mother is trying to hide something. She is clearly guilty because she wants the authorities to think that she is harmless. The sheer fact that Norman has several distinct personalities is what distinguishes his disorder as DID and not schizophrenia. [6]

Tyler Perry & Dissociative Identity Disorder (DID)

Tyler Perry& Mythical Bird from Madea Goes to Jail Promotional Poster

For whatever reasons, Tyler Perry’s background is clearly veiled. This is some background information that can be pieced together from the public domain.

On September 13, 1969, Perry was born in New Orleans, Louisiana as Emmitt Perry, Jr., named after his father, a construction worker. His mother was Willie Maxine Perry born February 12, 1945.

He told Larry King an extremely odd story about his father being found at 2 years old in a drainage ditch by a white man and given to a 14 year old to raise. If Emmitt Sr. was about the same age as Maxine, then it had to have been sometime after the end of WWII that he was allegedly found in a ditch. There is no other information on Emmitt, Sr. other than he was an abuser. Perry’s mother was unable to protect him from his father’s physical and mental abuse.

The family consisted of three siblings. In regards to Perry’s siblings, little if anything is known or has been publicly released about them. Emmitt Jr. was either the youngest or oldest of the children. He had a sister in the middle.

In about 1979 at ten years old, Perry was sexually abused by a male church member(s) that he won’t talk about. His mother took him to church each week where she continued to be unable to protect him.

In 1985, at age 16, he had his first name legally changed from Emmitt to Tyler in an effort to distance himself from his father. Tyler is an unusual choice. Tyler is from an English surname meaning “tiler of roofs”. [7] He recalled attempting to commit suicide (self mutilation-waists) after being beaten by his father. He admitted that he had tried to commit suicide several times.[8]

School allowed Perry to create a make-believe world in which he was a comedic figure. He engaged in endless antics in class to escape the crushing weight of abuse. Perry found relief through drawing which brought his fantasies to life, releasing his pent up frustrations. Perry subsequently dropped out of high school.

Between 1985 and 1992, Perry was a carpenter apprentice. Emmitt Sr. was a carpenter. During this time, Perry went through some type of transformation. Perry recounts the transformation this way, “I was watching Oprah Winfrey one day when she said that writing down one’s experiences could be cathartic. After I found a dictionary and looked up cathartic, I realized what she was saying, so I started writing things down. ‘God’s little flashes of light,’ [9] he called them.

Unsure of how to approach the craft of writing, Perry converted people in his make-believe world into characters with pseudonyms. The character transformations of Perry’s cathartic musings were adapted to the musical stage production of I Know I’ve Been Changed. [10]

I Know I’ve Been Changed was based upon the voices of molested children subjected to what had to have been ritual sexual abuse; and the forgiveness (induced amnesia) of the sexual predators.

In 1998, after a telephone conversation with his parents, Emmitt and Maxine, Perry reportedly bared his soul to the people who had hurt him the most. He recalled: “I told them everything that I had wanted to say as a little boy. I talked about all of the things that they had done to me and told them that I knew that I was not responsible for it.” [11]

With T.D. Jakes, Perry collaborated in Woman Thou Art Loosed to cash in and profit from a new “genre” of entertainment productions centered on the self destructive behaviorism of Black folk based on a book by Jakes; again on the same theme, it was centered on the rape of a little girl.[12] Jakes’ new entertainment genre was bankrolled by Oprah, Danny Glover, Cedric the Entertainer and other high profile blacks.

After seeing the film Precious, Perry said it triggered accounts of being molested by a friend’s mother and by another friend’s father at age 10, and finding out that his own father was molesting a friend.

Like Norman Bates, Perry also has three distinct personalities. By his own admissions of early life experiences as set above, it quite reasonable to conclude that he has DID. As Madea, viewers see him dressed as his mother and talking in her voice. He has the personality of a molested little boy, Emmitt, Jr. (the original personality), Tyler (host personality), and his mother Maxine (an alter personality-Madea).

As previously mentioned above, alter personalities tend to emerge in adulthood when they are triggered. Perry’s memories of child abuse and the abused children alters was triggered by the Oprah Show that is involved in remote mass behavior modification experiments.

When Perry finds empowerment and finds strength, he starts to act and dresses like a mother figure. When he dressed up as a mother figure, she is loud, aggressive, vengeful, bodacious, and pistol packing. This was his way of creating the mother that he wanted, needed, and deserved to protect him.

In the first instance, it may seem rather ironic that the same mother that was powerless to protect her son from ritual sexual and physical abuse would be for most of her life a preschool teacher at the New Orleans Jewish Community Center powerless to protect the children under her care and watch.

In Nick Bryant’s The Franklin Scandal, there is a document related to the CIA inducing dissociation and MPD (Multiple Personality Disorder).[13] For those unfamiliar with the Franklin Scandal, basically it involves the CIA use of children as mind controlled sexual slaves to entrap politicians and subjects of interest in clandestine operations. The means of producing children sex slaves was by means of iatrogenic dissociation and multiple personality disorders. Iatrogenic means created by therapist or doctor. [14]

The CIA document stated that one of the means to inducing iatrogenic “dissociated states” was by qualitative stimuli “drawings and ideas with special associations.” [15]

Perry’s practice of drawings and cathartic (purging) writings to “disassociate” is consistent with CIA MPD methodology.

MPD: Dissociate States & Flashes of Light

-After I found a dictionary and looked up cathartic, I realized what she was saying, so I started writing things down. “God’s little flashes of light.” –Tyler Perry-

In CIA-type mind control (MK ULTRA), some mind-control victims have reported they were hit with flashing lights.. When the eyes cannot process the lights, the brain/mind tends to shut down its active thinking function.

In July 1972, the Defense Intelligence Agency (DIA) released a study paper entitled Biological Effects of Electromagnetic Radiation (Radiowaves and Microwaves) –Eurasian and Communist Countries, ST-CS-01-169-72. DIA,, July, 1972, pp. 77-86. Part VI of the study paper is written about “Light and Color as a Means of Altering Human Behavior.” [16]

This DIA also reported on an American symposium held at Tulane University in Covington, LA in 1957 concerning the effects of flickering light on the brain. The participants of the 1957 American symposium drew up a paper with 11 conclusions, which included a. flickering light interferes with the human nervous system, b. flickering light can put a person to sleep or into a trance, c. flickering light can interfere with the brains s alpha waves, and d. “photo driving of the EEG by periodic flicker is a well known phenomenon although many subjects do not show the effect…” [17]

In a Chicago Tribune (June 7, 1959) article, Dr. William Kroger wrote about a flashing light mind control device, “New Device To Induce Hypnosis Developed. Dr. Kroger had tested the use of flashing lights on 200 obstetric patients at the Edgewater hospital in Chicago. The article said, “The pulsing pattern in reality an electronic brain wave ‘achieves control’ of the brain’s alpha rhythm, thus inducing a drowsy state, according to Dr. Kroger.” “The apparatus…operates on the principal of subliminal and photic stimulation of brain waves…about 30 per cent of the subjects who had received no explanation or had no knowledge of what the brain wave synchronizer would do were hypnotized to various degrees.” [18]

By 1969, Tulane University of New Orleans was at least a decade ahead into producing trances and dissociated states with flashes of light.

MK DELTA & MPD

The more we do to you, the less you seem to believe we are doing it.” -Josef Mengele, the Angel of Death-

MK DELTA was a special procedure designed by the CIA to oversee MK ULTRA research conducted abroad in the 1950s. It involved the use of drugs in interrogation, therefore physicians, most likely psychiatrists, were direct participants. MK DELTA also funded research on the use of biological materials for “harassment, discrediting, or disabling purposes.” [19]

According to the research of Edward T. Haslam in New Orleans, author of Mary, Ferrie & the Monkey Virus, The Story of an Underground Medical Laboratory, he speculates that Dr. O (Alton Ochsner) former head of Surgery of Tulane Medical School and director of the Ochsner Clinic of New Orleans secretly headed MK Delta.[20] Dr. O was heavily implicated in the assassination of President John F. Kennedy.

Haslam also speculates that MK DELTA is linked directly to clandestine research at Tulane’s Delta Regional Primate Center in Covington, LA. Tulane’s primate center was the site of the 1957 American symposium on the effects of flashing lights and human nervous center above. Tulane was involved in both NIH (National Institute of Health) and CIA-sponsored projects, especially research with psychoactive drugs. [21]

Oddly enough, the source of the work of MK DELTA has been linked to the secret experimental mind control research of Hauptsturmführer SS Dr. Josef Mengele. Recently, a Member of the Norwegian journalist Union made an explosive discovery that U.S. Guantanamo Base Detention Center in Cuba is referred to as “Camp Delta.” Camp Delta is the center of tortures and of human programming after Josef Mengele’s CIA Projects. [22]

These details were taken from police undercover operations revolving around Norwegian Kjell Inge Røkke. Røkke was a Norwegian CIA asset that flew secretly kidnapped civilians across Europe to CIA torture centers around the world including Guantanamo. [23]

In 1995 at President Clinton’s Advisory Committee on Human Radiation Experiments,Valerie Wolf, a New Orleans therapist, brought forth some remarkable revelations regarding MK ULTRA trauma based mind control experiments on children in New Orleans.

It appears that the CIA had funded a large scale ongoing children trauma based mind control operation in New Orleans revolving around Tulane University involving some of the most infamous CIA mind benders, Dr. Robert G. Heath of Tulane University, Dr. Stephen Aldrich, Morris “Morse” Allen, Dr. Ewen Cameron, Dr. Robert A. Cleghorn, Dr. John Gittinger, Dr. Sidney Gottlieb, Dr. James Alexander Hamilton, Dr. Martin T. Orne, DrOtto Menninger, Col. George White, and Jewish Dr. Luther Wilson Greene.[24]

Rare Newspaper Picture of The Nazi Angel of Death’s Assistant, Dr. Luther Wilson Greene

Claudia Mullen of New Orleans was a ritually sexual abused mind controlled child victim/sex slave of the CIA from 1958 to 1988.[25] Mullen’s CIA sex slave ordeal in New Orleans somewhat parallels Perry’s time frame of ritual sexual and physical abuse.

According to Mullen, the sadistic Dr. Robert G. Heath of Tulane and Dr. Luther Wilson Greene headed the New Orleans’ CIA mind control operations. The Jewish Dr. Greene admitted he had worked directly with the Nazi Angel (Demon) of Death, Hauptsturmführer SS Dr. Josef Mengele of Auschwitz Concentration Camp in Poland.[26]

Auschwitz was established as a Nazi “…experimental physiological, pathological station” that a number of universities and research centers benefited from. It was connected to the great centers of German medicine at Heidelberg, Munich, Berlin and Konigssberg. [27]

At Auschwitz, Mengele’s experiments included experimental electro-shock treatment resulting in the torture and death of hundreds, dissection of internal organs, limbs and eyes by the thousands from unsedated patients for study. Mengele also supervised secret experimental drug testing on adults and children for pharmaceutical companies. Bayer, one of the world’s leading pharmaceutical, had a representative on site providing drugs and direct funding for human medical experiments. [28] Mengele was personally responsible for the death of about 400,000 people. He may well have been the “World’s Greatest Mass Murderer” war criminal behind Adolf Hitler and Heinrich Himmler.

There was one certain drug developed at Auschwitz that was used on children to induce severe pain and torture. Where the child would normally black out, and become unconscious from severe pain, the doctor would administer or inject the drug and it would keep the child from blacking out, and thus the doctor could than inflict greater pain, going far beyond the threshold of human endurance, which in turn would allow the mind of the child to became totally wiped clean, a total blank so that the child forgot their own personal identity, forgot how to add or subject, or carry on a conversation. Dr. Mengele was the CIA’s quintessential expert in iatrogenic dissociation and multiple personality disorders. [29]

The New Orleans Jewish Community Center where Maxine Perry worked was only blocks from Tulane University, Dr. Heath and Dr. Greene. They were all uptown on St. Charles Street. Perry recalls that he had to see a doctor every Tuesday for allergy shots. I can only speculate that he was being seen at Tulane, and it wasn’t for allergies.

On Terry Perry’s 60 Minutes television interview, nevertheless the healing and forgiveness he claims changed his life, he refused to discuss the man from the church that had sexually molested him. It would have opened a Pandora’s box of ritualistic childhood sexual abuse. I also suspect that matchbox cars may have been programmed triggers.

“I couldn’t have been more than 10 years old when I went over to play with her son and Matchbox cars. She opened the door in skimpy lingerie. There was a man sitting on the couch, smoking. She told me that her son was in the bedroom. I was there playing with him about 20 minutes when I heard the man arguing with her. He said he was leaving and slammed the door. She came into the bedroom and told me that I had to go home. She told her son to take a bath and she locked him in the bathroom. I was at the front door trying to get out, when she came in and laid on the sofa and asked me if I wanted the key. I told her I had to go home as it was getting dark. She put the key inside of herself and told me to come get it, pulling me on top of her.”[30]

“When my mother left to visit some friends I heard what sounded like water running in a tub but it was sporadic. She came and got me out of the living room leaving my Matchbox cars on the floor. She said she was going to kill these germs on me once and for all. She gave me a bath in ammonia.”[31]

More than likely, Perry has layers of trauma insulation, but he can not peel away the details or the layers because it would possibly expose his true programmers, and shallow his tongue like Multiple Miggs. Perry had to come within the matrix, “The Color Purple.”

THE MATRIX: THE COLOR PURPLE

The Ancient Goddess ISHTAR- WHORE OF BABYLON

“The woman was dressed in PURPLE and scarlet, and was glittering with gold, precious stones and pearls. She held a golden cup in her hand, filled with abominable things and the filth of her adulteries. This title was written on her forehead: MYSTERY BABYLON THE GREAT THE MOTHER OF PROSTITUTES AND OF THE ABOMINATIONS OF THE EARTH. I saw that the woman was drunk with the blood of the saints, the blood of those who bore testimony to Jesus. Book of Revelations: 17:4-6

The matrix that holds Tyler Perry and a tight secret network together is “The Color Purple.” Within that Matrix, Oprah is Queen Bee of the coven.

The Color Purple Matrix-Purple is not only the color of the WHORE OF BABYLON, it is the color of PRIVILEGE

As demonstrated by Terry Perry, covert subliminal triggers are exposed on the Oprah Show opening up alternative personalities and flashbacks of ritualistic trauma based abuse, then they come within “The Color Purple.

Behind leading female characters in Alice Walker’s The Color Purple and Toni Morrison’s Beloved is believed to be the myth of Lilith. [32] Both authors and books are heavily endorsed and promoted within Oprah Winfrey’s coven and television industry.

Appealing to both magicians and feminists past and present, Lilith, or Lilitu (“wind-spirit” in Assyrian-Babylonian mythology) was a ravenous sexual entrepreneur. In legend, Lilith was the first wife of Adam. She was either created as Adam’s twin (joined together at the back), or was made from the earth. Lilith demanded equality with Adam. [33]

In The Epic of Gilgamesh, Gilgamesh was said to have driven Lilith, an Anzu bird, and a “snake which fears no spell” from a tree that was in a sacred grove dedicated to the Goddess ISHTAR/Inanna/Asherah. Other legends describe the malevolent Anzu birds as “lion-headed” and pictures them as eagle monsters, likewise to this a later amulet from Arslan Tash site features a sphinx like creature with wings devouring a child and has an incantation against Lilith or similar demons, incorporating Lilith’s correlating animals of lions and owls. [34]

Lilith is associated with the Anzu bird, lions, owls, and serpents, which are animals associated with the Lilitu. It is from this mythology that the later Kabbalah depictions of Lilith as the serpent in the Garden of Eden and her associations with serpents are probably drawn.

Dr. Greene often inserted Kabbalah symbolism in his mind control programming. [35] Kabbalah is a discipline and school of thought concerned with the mystical aspect of Judaism. It is a set of esoteric teachings meant to explain the relationship between an eternal/mysterious Creator and the mortal/finite universe (His creation).[36] Whatever Kabbalah had been its ritual magic has been kept alive, influenced and popularized by Satanist: the French magician Eliphas Levi, S.L. Mathers, A.E. Waite, Israel Regardie, Dion Fortune, and the Great BEAST Aleister Crowley of the English Order of the Golden Dawn. [37]

To the Great BEAST 666 Aleister Crowley, Lilith symbolized the Biblical Babylon, the Whore which rides the Dragon with seven heads. Crowley was fascinated with the Babylonian Whore which many believed to have been his inspiration for his Scarlet Women. [38]

Behind Tyler Perry’s Madea, I suspect is the Greek Mythology of Medea. Medea is one of the oldest of witches in Greek Mythology. She was the daughter of King Aeëtes of Colchis, niece of the sorceress Circe, granddaughter of the sun god Helios, and later wife to the hero Jason, with whom she had two children: Mermeros and Pheres. In Euripides’s play Medea, Jason leaves Medea when Creon, king of Corinth, offers him his daughter, Glauce. The play tells of how Medea gets her revenge on her husband by killing Mermeros and Pheres for this betrayal.[39] Recall that Perry has two siblings that he doesn’t discuss. Is this more symbolic revenge, Madea-Mazine (Medea) against Emmitt, Sr. for betraying Emmitt., Jr.?

Greek myth tells of witch goddess, Medea, who used a Cauldron (represent the fifth element of Spirit and the Mystic Center) an iron pot in which poisons, ointments and philtres were brewed to restore a person’s youth. [40]

Nipplegate & Ritual Rising of ISHTAR

Janet Jackson stars in Perry’s Why Did I Get Married Too. Of all things, she plays the role of a psychologist along with her on screen husband, Malik Yoba. They both also appear to be within Oprah’s satanic coven.

“Theoretically… a Christian” and “philosophically… a Buddhist”Malik Yoba-

Malik Yoba wears the Christian Cross & Iron Cross- A Symbol of Nazi Fascism

On February 1, 2004 during a halftime musical performance of the Super Bowl, Justin Timberlake shocked and outraged CBS television audiences and spectators when he torn open Janet Jackson’s leather/silver laced garment revealing one breast. It is referred to as a wardrobe malfunction and Nipplegate.

The stunt had been approved by the top brass of CBS. [41] Pop stars Justin Timberlake, Britney Spears, and Christina Aguilera were all members of the New Mickey Mouse Club. All of them are associated in one form of the other with ritualistic Kabbalah and Satanism.

ISHTAR RISING RITUAL

Janet Jackson’s nipple shield is the 8-point Star of ISHTAR surrouned by silver buttoned garments. The eight lines are symbolic of the four corners of space (north, south, east, and west) and time (two solstices and two equinoxes). The 8 pointed star is also a Gnostic symbol, known as the octagram of creation. It is related to Venus, and is also sacred to ISHTAR. In Nordic traditions the octagram is used to invoke Aleister Crowleyian Magick. [42]

It wasn’t a wardrobe malfunction. It was a ritual involving the rising or release of ISHTAR. Venus and Mars, ISHTAR and Marduk, Inanna and Utu, whichever you choose to call them, the attributes are the same. You will find the goddess bearing her breast, as in Lady Liberty, and the male is worshiped as the Sun, while silver is the metal of the goddess and she is worshiped as the moon. ISHTAR was one of the most popular female deity of the Assyro-Babylonian pantheon and patron of the famous ISHTAR Gate. She is the Akkadian counterpart to the Sumerian Inanna and the cognate to the goddess Astarte. The Greeks associated her with Aphrodite (Latin Venus), and sometimes Hera.

ISHTAR was worshipped as a Great Goddess of fertility and sexuality, but also of war and death, and the guardian of prostitutes. She was also called the Great Whore and sacred prostitution formed part of her cult or those of cognate goddesses.

The earliest origin of ISHTAR is the ancient city of Babylon, a major metropolis in Mesopotamia. Babylon is the Greek variant of Akkadian Babilu (bāb-ilû), meaning “Gateway of the god”. It was the “holy city” of Babylonia from around 2300 BC, and the seat of the Neo-Babylonian Empire from 612 BC.

Compare ISHTAR, The Bird God & Tyler Perry’s Mystical Bird

Her breast offering pose suggested her function as the goddess of all nourishment. Eventually Christian writers belittled her Holy sexual character by calling her also the Whore of Babylon and Mother of Harlots (Revelation 17:5). [43]

Lions Gates opens to Babylon and “The Gateway to the Goddess ISHTAR.

Yoba’s Devil Horns Calling Card Handshake

Aleister Crowley, a 20th century satanist wrote a book, Manual on Magic. On pages 481-482, he advises: ”Think backward, write backward, speak backward, walk backward are the ways to get into the other world.” Thus, “I am he” would be said, “eh ma I”.

Oprah’s production company is HARPO. HARPO is Oprah spelled backward. Oprah also created a new cable television network called OWN, the NWO (NEW WORLD ORDER) spelled backward.

This type of latent satanic symbolism is too great to be written off as coincidental and nonsense without some type of open debate. You have the right to know if you’re being covertly distracted from any desire of FREEDOM and JUSTICE by propaganda, brainwashing, or brainwashing enhanced by pharmacological methods by the secret and illegal racist agendas of the government and the NWO.

[status draft]

MK ULTRA PROJESİ : GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE “ZİHİN KONTROLÜ” PROJESİ


Zihin kontrol deneyleri ile alakalı, Delgado’nun 2001 yılında Cabinet dergisine verdiği röportajda Eşi, Franco’ya uzaktan müdahaleyle işine son verme hayallerini hatırlatınca şöyle cevap veriyor Delgado: “Elektromanyetik ışınımla belli bir mesafeden diktatörü kontrol altına alabilirdik. Yale’de, beyni 30 metre mesafeye kadar etkileyebildiğimiz bazı deneyler de yapmıştık.”

Kore Savaşı boyunca esir alınan Amerikan askerleri Mançurya yakınlarındaki bir kampta toplanıyordu. Sayıları 7000’i bulan bu askerlere, işbirliği yapmaları için Çinliler tarafından klasik işkence yöntemlerinin yanı sıra beyin yıkama faaliyetlerinde bulunuluyordu. Bu faaliyetler o derece başarılı olmuştur ki çoğu Amerikan askeri düşmanla işbirliği yapmakla kalmamış, gazetelere, televizyonlara kendi ülkelerini, kapitalizmi suçlayıcı demeçler vermiş, bildirilere imza atmışlardır. Tüm bunların Amerikan askerlerine zorla yaptırıldığına inanılırken, asıl şok 1953 yılında, savaş bitip esirlerin ülkelerine dönmelerine izin verildiğinde 21 Amerikan askerinin bunu reddetmesiyle yaşandı. Bu askerlere ne olmuştu?

Soğuk Savaş yıllarıydı ve artık Amerikan devleti komünistlerin gizli bir zihin kontrol yöntemi olduğuna inanıyordu. CIA’de zihin kontrol yöntemlerini araştırmak için birim kuruldu. Yıllar sonra, 1974’te Amerikan kongresinin konuyla ilgili araştırma komisyonunun ifşa ettiği üzere, CIA uzun yıllar boyunca elektroşok, kimyasal (LSD), hipnotizma gibi teknikler kullanarak gizli zihin kontrol deneyleri gerçekleştirmiş ve bunun için bazı üniversite, hastane ve klinikleri fonlamıştı.

Şüphesiz, CIA’nin desteği gizli olsa da araştırmaların hepsi gizli değildi. Yale Üniversitesi’nde görevli İspanyol profesör Jose Delgado deneylerini halka açık alanlarda yapıyor, zihin kontrolünün “medeni dünyanın” geleceği için neden zorunlu olduğunu röportajlarda, sempozyumlarda, kitaplarda anlatıyordu. New York Times’ın ön sayfasına taşıdığı, ilk ses getiren deneyi 1963 yılında bir arenada yapıldı. Videoda görüldüğü üzere Delgado, beyninin bazı bölgelerine elektrotlar yerleştirdiği kızgın bir boğanın saldırısını uzaktan kumandayla durduruyor. Delgado’nun stimoceiver adını verdiği bu cihaz radyo dalgaları vasıtasıyla beynin belli bölgelerinin uyarılması prensibiyle çalışıyordu. Stimoceiver, o sıralar uzayda astronotlarla iletişim aracı olarak kullanılan telemetrik cihazının gelişmiş bir versiyonuydu. Aslında kızgın boğa deneyi gösterişi seven Delgado’nun konuyu kamuoyuna mal etme biçimiydi. İstediği tepkiyi almak için beynin hangi bölgesini radyo dalgalarıyla uyarması gerektiğini bir klinikte, Nobel ödüllü psikiyatrist Walter R. Hess’le birlikte hayvanlar, sara ve akıl hastası insanlar üzerinde yıllarca yaptığı deneylerden zaten öğrenmişti.

Geçmişten günümüze zihin kontrolü : Video TIKLAYIN


Zihin kontrolü deneyleri "Dark Matters" belgeseli : Video TIKLAYIN

Delgado, her ne kadar boğa deneyiyle meşhur olmuşsa da, şempanze Paddy ile yaptığı deney çok daha önemlidir. Bu deneyde beyne elektrotlar yerleştirilmemişti. Elektromanyetik alan içerisindeki şempanzenin amigdalasından (beynin başta korku, saldırganlık olmak üzere duyguların denetiminden sorumlu bölgesi) kaynaklanan her etkiye karşı stimoceiver cihazı beynin boz madde denen bölgesine huzursuzluk ve acı hissi yaratan bir karşı sinyal gönderiyordu. Bu negatif geri beslenme sebebiyle birkaç saatlik sinyal tecrübesinden sonra şempanze uysallaşıyor, sessizleşiyordu. İddialara göre 1962 yılında, Ruslar Moskova’daki Amerikan büyükelçisini mikrodalga ışınımıyla etkilemeye çalışmıştı. CIA buna mukabil, Pandora Projesi adını verdiği bir elektromanyetik ışınım programı başlatmış ve Delgado’yu dahil etmişti. Paddy deneyi bu programın sonucuydu.

Zihnin Fizikî Kontrolü: Psiko-Medenileştirilmiş Bir Topluma Doğru. Bu, Delgado’nun 1969 yılında yazdığı kitabın adıdır. İspanyol İç Savaşı’nı ve diktatör Franco tecrübesi yaşamış biri olarak Delgado, fertlerin ve toplumun liberal değerlere göre teknoloji vasıtasıyla ehlileştirilmesine yürekten inanıyordu. Kamuoyundan ve meslektaşlarından gelen şiddetli eleştirilere her seferinde açıkyüreklilikle cevap vermişti: “Toplumumuzun siyasi kontrolü için bir psikocerrahi programına ihtiyacımız var. Amaç, zihnin fizikî kontrolü. Verili normlardan sapan herkes cerrahi müdahaleyle düzeltilebilir. Fertler dünyadaki en önemli şeyin kendi varoluşları olduğunu zanneder ama bu sadece şahsi bakış açısıdır. Tarihi perspektiften yoksundur. İnsanın kendi zihnini geliştirmesine hakkı yoktur. Bu tür bir liberal oryantasyonun büyük cazibesi vardır. Biz beyni elektrikle kontrol etmeliyiz. Bir gün ordular ve generaller beynin elektriksel stimülasyonuyla (tahrik) kontrol edilecek.” (Delgado’nun 1969’da yazdığı Physical Control of the Mind kitabından)

Zihin kontrol deneyleri günümüzde hangi seviyelere geldi bilmiyoruz, birçok spekülasyon var. Ama Delgado’nun, 2001 yılında Cabinet dergisine verdiği röportajda ağzından kaçırdıkları bize bir ipucu veriyor. Eşi, Franco’ya uzaktan müdahaleyle işine son verme hayallerini hatırlatınca şöyle cevap veriyor Delgado: “Elektromanyetik ışınımla belli bir mesafeden diktatörü kontrol altına alabilirdik. Yale’de, beyni 30 metre mesafeye kadar etkileyebildiğimiz bazı deneyler de yapmıştık.”

TEKNOLOJİ & BİLİM & UZAY DOSYASI : Sümerliler’in 12. Gezegeni Nibiru 2018 Yılında Dünyamıza Yakın Geçecek !


Sümerliler’in 12. Gezegeni Nibiru

Antik Sümer metinlerinde, henüz keşfedilemeyen (!) ve 3600 yılda bir güneş sistemimize giren ve yaratıcılarımızın geldiği bir gezegeni tanımlar.

Bu metinlerde, yaratıcılarımız olarak Nefilimlerden ve bu Nefilimlerin dünyamızı, yaklaşık olarak, 400.000 yıl önce kolonileştirdiklerinden bahseder. İncil’de de bu ırktan bahsedilir ve onlara “Tanrı’nın çocukları” denir!

Nibiru gezegeninin atmosferinde meydana gelen aşırı aşınmadan dolayı büyük sıkıntılar yaşıyorlardı. Atmosferdeki bu aşınmayı durdurmak ve düzeltmek için de tek ihtiyaçları altındı ve Dünyamızda bulunan mineral madenleri (altın) nedeniyle dünyamıza geldiler.

Yaklaşık 300.000 yıl önce de dünyamızda bulunan hayvanlar (şempanze ve orangutan) ve Nefilim DNA’larından melez bir ırk yarattılar. Amaç ise açık: KÖLELİK! Bu köleleri, ya da bizim büyük büyük büyük atalarımızı, kullanarak çıkarttıkları altını ise Sitchin’e göre Mars’ta kurdukları üs aracılığıyla – ki Mars’ta oluşturulan üssün komutası Marduk’a verilmiş ve orada bulunanlardan da İgigiler olarak söz edilmiştir-, bazı başka yorumculara göre ise oluşturdukları portal ile kendi gezegenlerine, Nibiru ya da Planet X’e, göndermişlerdir.

Yukarıda bahsettiğim konudan daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim.

Aslında bu altını nasıl gönderdikleri, insanları nasıl ÜRETTİKLERİ değil bu yazının konusu!

Asıl bahsetmek istediğim şey; birçok bilimsel araştırma yapılmasına karşın neden toplumdan gizlendiği! Bilim adamları bu konuya şüphe (!) ile yaklaşıyor gibi görünse de ve her defasında bu konuyu reddetme yoluna gitseler de, aşağıdaki linkte verilen sayfayı ziyaret ettiğinizde (İngilizce) Nibiru’nun varlığını, farklı bir isimle bile olsa, kabul etmekteler. (Link1 ya da Link2)

Ayrıca daha önceki yazılarımdan birinde Nibiru ile ilgili haber yapan bir gazeteden bahsetmiş ve o gazetenin resmini koymuştum. Bu yazıya da ekliyorum.

Nibiru hakkındaki İlk Yazı – Washington Post

Sadece Google’da yapılacak bir araştırmada binlerce sayfaya ulaşabilirsiniz ama maalesef, birçoğu İngilizce. Nedense ülkemizde bu konuyla ilgili yazılar ya kopyala-yapıştır tekniği ile başka sayfalardan alıntılanıyor ya da her konuda olduğu gibi bunu da DİN ile açıklamaya çalışıyorlar. Tabii saçma sapan şeyler çıkıyor ortaya.

Yıllar önce bir site için çeviri yaparken bir habere denk gelmiştim. O haberde (kaynak olarak SETI verilmişti) Plüton’un ötesinde dolanan ve dünyanın 5-6 katı büyüklükte devasa bir nesneden bahsediliyordu. O zaman bilim adamları ve basın hemen bunu yalanlama gayretine girişmişti. İlginçtir ki, şimdi de Plüton’un ötesindeki bir nesneden bahsediliyor. Bu sefer direkt saldırmak yerine daha dikkatli yaklaşıyorlar o bilim adamları ve basın!

Mesela 2012’den beri çeşitli görsellerle çift güneş olayı belgeleniyor! Hem de dünyanın çeşitli noktalarından ama direkt bir reddediş var bu görsellere de! Aşağıda bu görsellerden oluşan bir galeri de bulacaksınız. Lütfen fikirlerinizi paylaşın.

Çift Güneş için Örnek Resim (Resim Kaynağı)

Nibiru (Planet X) Güneş Sistemine Girince Neler Olacak?

2002 yılında Nibiru fiziki olarak Güneş Sistemimize girdi ve bu da Sitchin’in 12. Gezegen’de bahsettiği olaya uyuyor. Peki, neleri etkiliyor?

1. Güneş Sistemindeki diğer gezegenlerin yörüngelerini etkiliyor,

2. O gezegenlerin eksenlerini değiştiriyor,

3. O gezegenlerin kutuplarını değiştiriyor (Pole Shift [polar Shift] olayı),

4. Küresel ısınma ve

5. Fiziki ve manyetik kuzeyde oluşan değişiklikler.

Çok uzak mesafelerden bu kadar etkili olabiliyorsa, dünyamıza yeterince yakın bir mesafeden geçtiğinde neler olabileceğini de düşünmek lazım. Aslında birçok üniversite ve o üniversitelerdeki bilim adamları bu konuyla ilgili çalışmalar yapıyorlar. Ve yine bazı üniversiteler ve o üniversitelerdeki bilim adamları da bu çalışmalara karşı görüş bildiriyorlar. Bence buna tek neden devletlerin (başta ABD olmak üzere) isteklerinin tersi olan bu görüşlerin itibar kaybetmesini sağlamak ki böylece de gerektiği şekilde gizli kalabiliyor. Jüpiter’in Yükselişi filmini izleyenleriniz olmuştur. O filmde bir aksiyon sahnesi var. Çatışma esnasında şehir ciddi anlamda hasar görüyor ve kadın karakter soruyor: Herkese nasıl açıklanacak bu olaylar? Kurtarıcısı olan KANATLI (ama bir ceza nedeniyle kanatları alınan ve bir nevi howerboard ile uçan) kişi de diyor ki: Kısa zamanda düzeltilecek ve insanların hafızaları silinecek. Hatırlayan az sayıdaki kişi ise komplo teorisyeni ya da deli olarak adlandırılacak!

İşte tam da bu yapılıyor günümüzde. Eskiden daha kolaydı tabii insanları etkilemek! Teknolojinin bu kadar gelişmediği dönemlerden, bir mektubun aylarca süren yolculuk yaptığı dönemlerden bahsediyorum. Görsel ve işitsel kayıt yapan cihazların artık herkesin elinde olduğu günümüzde ise, bu bilgileri saklamak oldukça zor oluyor. Ve en kolay yolu da yanıltma haber! Yani yanlış bilgilendirme olarak gerçekleşiyor.

Ancak, 2012 yılının sonlarına doğru, bu nesnenin güneş ekvator düzlemine göre 35 olan oblik yörüngesi Nibiru‘nun oldukça görünür olduğunu kanıtlandı ve gökyüzündeki bu yeni “yıldızı” sorgulayan çevrimiçi birçok resim ve video yayınlandı. Yine de ana akım medyada kimse bu olayı sorgulamadı! Sizce neden? Bence başta NASA olmak üzere birçok güçlü devlet (uzay çalışmaları yapan) bu sorgulama ve açıklamaların önündeki engeldi. Peki, neden engelliyorlar bu tür bilgilerin halka ulaşmasını? Kendilerince bir nedenleri var tabii ki: Toplumlarda KAOS yaratmamak! Bir şekilde haklı da olabilirler ama keşke önce gerektiği gibi bilgilendirselerdi toplumları! Yalansız, sahtecilik olmadan! Toplumlara güvenselerdi! O zaman da şu geliyor önümüze: Dinler! Hristiyan, Yahudi ya da Müslüman din adamları! Dinlerinin öğretileri gereği, evrende farklı türlerin olduğu ve bu türlerden birinin, dini inanışlarda öğretilenin aksine, insanları ÜRETTİĞİ (ya da yarattığı) dinlerin temel öğretilerine ters düşüyordu. Bazen kabulleniyor görünseler de, genelde büyük bir reddediş var bu kabul edişlerin bile altında.

Aşağıdaki video NASA tarafından oluşturulan NİBİRU’nun yörüngesini simule ediyor.

VİDEO LİNK : https://youtu.be/KRSIYB_ZJ7c

Bu videonun amacı Nibiru’nun yörüngesinin, yukarıda bahsettiğim bazı bilim adamları tarafından yapılan çalışmalar sonucunda ortaya çıkartılan ve 1979 yılında Sitchin’in kitabında yayınladığı ve 1983 yılında da Washington Post’a konu olan Nibiru için sahte bir yörünge senaryosu oluşturup, insanların kafasını karıştırmak. Hala da ısrar eden varsa, onların itibarlarına savaş açarak, itibarsızlaştırmak!

Niburu’nun Gerçek Yörüngesi

Nibiru, bu alandaki tüm tanımlar, kavramlar ve araştırmacılar tarafından, birbiri etrafında dönen yedi gezegeni taşıyan kırmızı veya kahverengi bir cüce yıldızıdır; bu nedenle de Mini bir Güneş Sistemidir.

Nibiru’nun güneşimizin çevresindeki yörüngesi 3600 yıldır

Devasa boyutuyla (dünyanın yaklaşık olarak 6500 katı büyüklükte) muazzam bir çekim gücüne sahiptir ve bu çekim gücüyle okyanusları ve manyetik alanları etkilemektedir. 2011 yılında Nibiru Güneş’e yaklaştı ve çok güçlü bir şekilde Güneş’in çekirdeğini etkilemeye başladı (K’in çekirdeği Nibiru’nun sadece 65 katı büyüklükte) ve bu nedenle de 2011 yılından başlayarak Güneş’in solar fırtınaları ve solar patlamaları artış göstermeye başladı. Başka bir deyişle Maximo Solar 2011 yılanda başladı ve 2014 yılına kadar devam etti.

Ultraviyoledeki solar radyasyon seviyesi 0 – 16 arasıdır ve 2014 yılında bu değer 15 dolaylarındaydı. Normal değerleri ise 9 – 10 arası olması gerekmekte. Peki, bu değerin 15 olmasının nedeni ne olabilir? Nibiru’nun Güneş’e yaklaşmasının etkisi olabilir mi acaba?

Güneş’in de Nibiru’yu etkilediğini unutmayın!

Nibiru’nun manyetik ve yerçekimsel etkileri, Güneş‘in manyetik kutuplarının tersine çevrilmesini sağlayacak bir şekilde etkilenmesine neden oldu. Aynı tersine çevrilme etkisi Dünya’da da gerçekleşiyor. Bu tersine çevrilme işlemini gerçekleştirmek için birlikte hareket eden bu iki kuvvet gereklidir!

Güneş ve Nibiru’nun bu karşılıklı etkileşimleri Nibiru’nun yörüngesindeki hızını artırmıştır. Bu işlem Sapan Etkisi (Slingshot Effect) olarak bilinir ve NASA tarafından Jüpiter’e gönderilen Galileo sondasıJüpiter’e doğru hızlandırmak için kullanılmıştır. Bu sonda iki kez Dünya yörüngesinden geçmiş ve Venüs’ün yörüngesine girmiştir. Sonunda da bu hız artışı ile Jüpiter’e yönelmiştir.

Güneş‘in yörüngesindeki eş yükselti eğrisinin o kadar çok hızlandırdığı yerçekimi etkisi, yanıltıcı NASA simülasyonundan daha uzun, ancak daha hızlı olacaktır.

Bu veriler ışığında, Nibiru’nun 2018 civarında Dünyamıza yakın geçeceğini söyleyebiliriz. Aslında son zamanlarda sık sık meydana gelen yüksek ve orta ölçekli depremler ve tsunamiler de bunun bir göstergesidir diyebiliriz. 2018 yılındaki bu geçiş hem Dünya’nın hem de Güneş’in Kuzey Kutbu tarafından olacak ve kuzey yarımküreden gözlemlenebilecektir.

Çift Güneş Resim Galerisi

Çift Güneş

Planet X (Nibiru) hakkındaki Diğer Yazımız!

Özgün Yazı: Şeref KaplanUFO Dünyası

TEKNOLOJİ & BİLİM & UZAY DOSYASI : Yapay zeka, metroda fotoğrafı çekilen yabancıların izini so syal medyada buldu


Yapay zeka, metroda fotoğrafı çekilen yabancıların izini sosyal medyada buldu

Sosyal medya günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Her adımımızı paylaştığımız, mutlu/mükemmel hayat portresi çizdiğimiz ve çok fazla dijital ayak izi bıraktığımız bu platformda herhangi bir yabancının hakkımızda detaylı bilgiler bulması çok da ütopik değil. Üstelik bunun için çok yetenekli bir hacker olmasına da gerek yok; fotoğrafınızı çekmesi yeterli.

Rus fotoğrafçı Egor Tsvetkov‘un “Your Face is Big Data” isimli projesi sosyal medyada kendimizi ne kadar ele verdiğimizin kanıtı adeta. Oldukça ilginç hatta neredeyse “ürkütücü” diyebileceğimiz bu çalışmada Tsvetkov metroda denk geldiği insanları fotoğraflayıp sonrasında açık kaynak kodlu bir yüz tanıma sistemiyle bu insanların sosyal medya hesabına ulaşıyor. Kullandığı açık kaynak kodlu site Rusya’nın Facebook’u diyebileceğimiz 55 milyonun üzerinde kullanıcısı olan VKontakte‘de kişilerin yüzlerini arayarak Tsvetkov’un ihtiyacı olan sonuçları çıkarmış. İnsanları tespit etmede yüzde 70‘lik bir başarı elde eden Tsvetkov, hiç tanımadığı yabancılar hakkında sosyal medya hesapları sayesinde fazlasıyla bilgi edinmeyi de başarıyor.

İnterneti kullanma şekli ve sıklığıyla gelecekte neler olabileceğine dikkat çeken Tsvetkov’un bu tüyler ürpertici projesi dijital teknolojilerin hayatımıza etkisinin güzel bir özeti aynı zamanda. Onca oyun, film, dizi ve romanın abarttığını düşünüyorsanız, Tsvetkov’un çektiği fotoğraflara haberin üstünden bir göz atın deriz.

SİBER GÜVENLİK DOSYASI /// VİDEO : Android Sistemin Gizli *KODLARI


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=8zSYVqMBJEw&feature=em-uploademail

MK ULTRA PROJESİ : Düşünceler ve rüyalar bilgisayara kayıt edilebiliyor


KAYNAK : AKADEMİ DERGİSİ

Uzaktan Nöral Denetim

Bir süre önce NASA tarafından uzaydaki astronotlar için DÜŞÜNCELERİN BİLGİSAYARA KAYDEDİLMESİ ile ilgili bir makale yayınlandı. Merak edenler bu makaleye göz atabilirler. (Makale adı : SUBSPEECHES)

Bu teknoloji ile ilgili ayrıntıları web üzerinde bir çok kaynakta bulabilirsiniz. Ancak en bilinenleri GEORGE FARQUAR ve PROJECT FREEDOM, Prof.Dr. Jose DELGADO ve Zihin Kontrolü çalışmalarıdır.

Projenin başlangıcı 2.Dünya Savaşında Yahudi Bilim adamları tarafından BERGSTRASSE denilen bölgedeki labaratuarlarda başlatılmış, savaşın sona ermesi ile proje ABD Askeri Laboratuarlarına taşınmıştır. Şu an için bu projenin 250 farklı versiyonu üzerinde dünya üzerine yayılmış bir çok tıbbi ve teknolojik laboratuarlarda devam ettirilmektedir.

Hatta proje bir ara o kadar ses getirdi ki, MEL GIBSON ve JULIA ROBERTS"ın oynadığı CONSPIRACY THOERY – KOMPLO TEORİSİ filmine konu oldu.

Ancak, ZİHİN KONTROLÜ projesi ile HASSAS TAKİP konusunu birbirinden kesinlikle ayırmakta yarar görüyoruz.

İlkinde duruma göre kişi yada gruplara yönelik ağır ve şiddetli bir psikolojik baskı, psikolojik faktörler kullanılarak bilinen sorgu metodları uygulanmaktadır. Bu şekilde ağır psiko-şiddete uğrayan kişi yada gruplara her an “SENİ İZLİYORUZ” mesajı değişik obje, ekipman ve personel kullanımıyla devam ettirilmektedir.

İkincisinde kaynaklara göre, kişi yada grupların zihinleri nano-teknolojik cihazlarla incelenebilir ve görülebilir. Oto kontrolü ve tüm psikolojik ve fiziksel yapısı yönlendirilebilir. Verimli bir sorgulama metodudur.

Tüm bu teknolojilerin, İNSAN HAKLARI yada BİREYSEL HAYATIN MAHREMİYETİ gibi konularla nasıl bir uyum içerisinde olduğunu da sizlerin ve okuyucuların takdir ve görüşlerinize bırakıyoruz.

Şimdi gelelim projenin sistematiğine…

Bir cismin bioelektrik alanı uzaktan algılanabilir, böylece cisimler bulundukları herhangi bir yerde denetlenebilirler. Özel EMF cihazıyla sistem operatörleri, kripto-şifre çözücüleri (EEG"lerden) üretilen potansiyelleri uzaktan okuyabilirler. Bunlar bir kişinin beyin durumlarina ve düşüncelerine kodlanabilir. Bu durumda kişi, uzak bir mesafeden mükemmel olarak denetlenir. İstihbarat personeli, “İşaret İstihbaratı”nın elektromanyetik tarama ağının kadranında çevirerek, ülkedeki herhangi bir şahsa çevirir ve İstihbarat teşkilatı"nın bilgisayarları o şahsı belirler ve günde 24 saat takip eder. İstihbarat Teşkilatı, Türkiye"deki herhangi bir şahsı seçebilir ve onu izleyebilir.

İstihbarat Teşkilatı “İşaret İstihbarat”, “Uzaktan Nöral(Sinir) Denetimi ve Elektronik Beyin Bağlantısı” için, “Elektro Manyetik Beyin Uyarılması”nı kullanmaktadır. (İonlaşamayan elektro manyetik alan) radyasyonu üzerine, nörolojik araştırmayı ve bioelektirik araştırma ve gelişmeyi içeren 1950"li yılların MKULTRA programından beri, “Beyin Uygulaması” gelişme hâlindedir.

Elde edilen gizli teknoloji, Ulusal Güvenlik Arşivlerinde, “Radyoaktifliği ve nükleer patlamaları içermeyen ve çevrede bulunan bir kaynaktan istemeyerek (kasıtlı olmayan bir şekilde) yayılan elektromanyetik dalgalardan oluşan bilgi” olarak tanımlanır ve “Işinim İstihbaratı” olarak sınıflandırılır. İşaret İstihbaratı, Amerika ve dost ülkeler yönetiminin diğer elektronik mücadele programları gibi, bu teknolojiyi de, gizli olarak yürütmekte ve muhafaza etmektedir. İstihbarat Teşkilatı, bu teknoloji ile ilgili mevcut bilgileri denetlemekte ve bilimsel araştirmalari halktan gizlemektedir. Aynı zamanda bu teknolojiyi gizli tutmak için uluslar arası istihbarat anlaşmalari da vardir.

İstihbarat teşkilatı bilgisayarında üretilen beyin planlaması, beyindeki elektriksel faaliyetleri sürekli olarak denetlemektedir. Ulusal Güvenlik gayesiyle istihbarat teşkilatı, binlerce insanın ferdî beyin haritalarını kaydetmekte ve şifrelemektedir. Elektro manyetik alanla “Beynin Uyarılması”, beyin-bilgisayar bağlantısını sağlamak için, meselâ, askerî savaş uçaginda ordu tarafindan gizlice kullanılmaktadır.

Elektronik gözetim amacıyla, beynin konuşma merkezindeki elektrik faaliyetleri, kurbanın sözlü düşüncelerine çevrilebilir. Kulağı devre dışı bırakarak, ses haberleşmesinin dogrudan beyne gitmesini saglayarak, Uzaktan Nöral Denetim, şifrelenmiş işaretleri, beynin işitme korteksine gönderebilir. İstihbarat ajanları bunu, paranoid şizofreninin karakteristiği olan işitsel halisünasyoları taklid ederek, kurbanların gizli olarak takatini kesmek için kullanabilirler.

Kurbanla herhangi bir temas olmaksızın, Uzaktan Nöral Denetim, bir kurbanın beynindeki görsel korteksteki elektirik faaliyetlerini planlayabilir ve kurbanın beynindeki tasvirleri (görüntüleri) bir videonun monitöründe gösterebilir. İstihbarat ajanları kurbanın gözlerinin gördüğü her şeyi görürler. Görsel hafıza da görülebilir. Uzaktan Nöral Denetim gözleri ve optik sinirleri atlayarak (devre dışı bırakarak), doğrudan görsel kortekse görüntü gönderebilir. İstihbarat ajanları, beynin programlama gayesi için, gözetim altındaki kişi REM uykusunda iken, onun beynine gizlice görüntü yerleştirmek için bunu kullanabilirler.

Birleşik Devletlerde, 1940"lı yıllardan beri, İşaret İstihbaratı ağı vardır. NSA"nın Ft. Meade"de kişileri izlemek ve bunların beyinlerindeki işitsel-görsel bilgileri -tecavüzkar olmayan bir biçimde- denetlemek için kullanılan iki yönlü geniş bir, Uzaktan Nöral Denetim sistemi vardır. Bu işlerin tümü, kişiyle fizikî bir temas olmadan yapilir. Uzaktan Nöral Denetim metodu, gözetim ve yurt içi istihbarat için esas metodtur. Konuşma, üç boyutlu ses ve şuuralti ses, kişinin beyninin işitme korteksine (kulaklari by pass edilerek) gönderilebilir ve görntüler görsel korteksin içine gönderilebilir. Uzaktan Nöral Denetim, kişinin algılarını, ruh durumunu ve motor kontrolünü degiştirebilir.

Konuşma korteksi / işitsel korteks baglantısı, istihbarat toplumu için esas haberleşme sistemi oldu. Uzaktan Nöral Denetim, görsel- işitsel beyin ile beyin arasında veya beyin ile bilgisayar arasında tam bir bağlantıya izin verir

NSA-SIGINT (Ulusal Güvenlik Teşkilatı İşaret İstihbaratı) insan beyninden yayılan 5 miliwottluk ve 30-50 Hz"lik uyandırılmış potansiyellerin şifrelerini digital olarak çözerek, insan beynindeki bilgileri uzaktan ve (tecavüzkar olmayacak bir biçimde) denetlemek için hususi yeteneklere sahibtir.

Beyindeki nöral hareketlilik değişen bir manyetik akıya sahib olan değişen bir elektirik özellik yaratır. Bu manyetik akı 30-50 Hz"lik ve 5 milimetrelik sürekli bir elektromanyetik dalga çıkarır. Beyinden gelen elektromanyetik emisyonda ihtiva edilen şeyler “uyandırılan potansiyeller” olarak adlandırılan (enserler ve desenlerdir.). Her düşünce, reaksiyon, motor kumandası, işitsel olaylar ve görsel görüntü için beyindeki bir “uyandırılmış potansiyel” veya “uyandırılmış potansiyeller kümesi” karşiligi vardir. Beyinden yapilan EMF emisyonunun şifreleri, beyninde geçerli fikirler, düşünceler, görüntüler ve sesler haline gelmesi için, çözülür.

NSA SIGINT, bilgileri (sinir sistemi mesajları gibi) istihbarat ajanlarına aktarmak ve gizli operasyon yapılacak kişilerin beyinlerine (onlar tarafından farkedilemeyecek bir şekilde) aktarmak için, bir haberleşme sistemi olarak EMF ile aktarılan Beyin Uyarılması"nı kullanmaktadır.

EMF ile Beynin Uyarılması, sonuçta beynin nöral devrelerinde ses ve görsel olayların oluşması için beyindeki uyarılacak potansiyelleri, kobayları tetiklemek için şifrelenmiş ve pulslanmış karmaşık elektromanyetik işaretler göndererek çalışır. EMF ile Beyin Uyarılması kişinin beyin hallerini değiştirebilir ve motor kontrolünü etkileyebilir.

İki yönlü elektronik Beyin Bağlantısı, sesi (kulakları by pass ederek) işitsel kortekse aktarırken ve donuk (belirsiz) görüntüleri, (optik sinirleri ve gözleri by pass ederek), görsel kortekse aktarırken, nöral görsel-işitsel bilgileri uzaktan kumanda ederek, yapılır. Görüntüler beyinde sabit olmayan iki boyutlu ekrandaki gibi zuhur eder.

İki yönlü elektronik Beyin bağlantısı gelişmiş tüm istihbarat servisleri personeli için esas haberleşme sistemi haline gelmiştir. (Bu servislere ülkemiz serevislerini de ekleyebiliriz) Uzaktan Nöral Denetim (RNM, insan beynindeki bioelektirik bilginin uzaktan denetimi) esas gözetim sistemi hâlini almıştır. Bu Batılı Devletler İstihbarat Topluluğu"nda sınırlı sayıdaki ajan tarafından kullanılmaktadır.

MK ULTRA PROJESİ /// PROF. DR. NEVZAT TARHAN : PSİKOLOJİK SAVAŞ Gri Propaganda ve NÖRO-PSİ KOLOJİK CHECK UP


PSİKOLOJİK SAVAŞ [Gri Propaganda]

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Psikolojik savaşta bir toplumun ruh ve beyni etkilenmeye çalışılır. Prof. Dr. Nevzat Tarhan son kitabı Psikolojik Savaş’ta bu teknikleri, insan ve toplum psikolojisi üzerindeki etkilerini konu ediniyor.

Tarihin bilinen ilk savaş tekniği kitabının yazarı olan Çinli kumandan Sun Tzu, kitabının büyük bir kısmını rakibin psikolojik olarak çökertilmesi üzerinde durur. Askeri strateji ve taktiklerin en önemlilerinden biri de Psikolojik Savaş teknik ve taktikleridir. Belirli bir amaca yönelik, uzun vadeli plan ve stratejilerle yapılan psikolojik savaş hem sıcak hem de soğuk savaş dönemlerinin en çok başvurulan mücadele yöntemlerinden biri olmuştur.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Timaş Yayınları arasında piyasaya çıkan yeni kitabı Psikolojik Savaş’ta askeri bir kavram olan bu terimin günlük hayatımızda nasıl kullanıldığını Türkiye ve dünyadan örnekler ışığında tarihten günümüze bilimsel olarak inceliyor.

Psikolojik Savaş; klasik anlamdaki savaşın kazanılması veya kaybedilmesinde, savaştan sonra da üstünlüğün devam etmesinde yahut sorunların çözülmesinde insanların ruh haline etki ederek sonuç almak olarak tarif ediliyor.

Kitapta; klasik psikolojik savaş bilgileri dışında, bilgi savaşı, elektromanyetik savaş, beyin kontrolü, propaganda yöntemleri ve bilgisayar devrimi, Internet taarruzu, tarihsel bilgiler, gelişen intihar eğilimleri, baskıcı kültürlerin etkileri, itaat kültüründen demokratik kültüre geçiş, psikolojik savaşta rol alanların ruh hallerinin tahlilleri, insanın ruh hallerinin nasıl etki altına alındığı gibi alt konular da işleniyor.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan kitabın yazılış amacını şöyle açıklıyor: “ Hile ve aldatmaların etkili olabilmesi için, gizli kalması gerektir. Amacımız hile ve aldatma yöntemlerinin bilinmesini sağlamakla toplumsal ahlaka hizmet etmektir. Psikolojik savaşta yenilen taraf, bilgi gücü zayıf olan taraftar. Doğru insanların ayakta kalmak, toplumun geleceğinde söz sahibi olmak gibi bir kaygıları varsa bu kitabı okumaları önemlidir.”

Kitapta Türkiye gündemini de yakından ilgilendiren konulara temas edilmiş. Darbe öncesi medya ve diğer iletişim organları kullanılarak oluşturulan sahte tehdit ortamının nasıl yapıldığı; BÇG olarak bilinen, Batı Çalışma Grubu’nun 28 Şubat öncesinde kamuoyunu nasıl yanlış bilgilendirerek tehdit ve tedirgin edici bir zemin hazırladığı ve siyasi hareketlerin kamuoyu desteği sağlamak amacıyla yaptıkları beyin yıkama faaliyetlerine ilişkin ilgi çekici analizler kitabın başlıca ilgi konularından biri.

Timaş Yayınları Tel: 0212 665 35 56–57

İÇİNDEKİLER

Önsöz

Giriş

Birinci Bölüm

Askeri Psikolojik Savaş

Geleceğin savaşları

Psikolojik savaşın stratejik amaçları

Psikolojik savaşın taktik hedefleri

Kuvvetlere karşı psikolojik savaş

Psikolojik savaşın çeşitleri

• Stratejik amaçlı psikolojik savaş

• Taktik psikolojik savaş

• Takviye edici psikolojik savaş

• Provokasyon tipi psikolojik savaş

Bir BÇG yanıltması

Psikolojik savaşta bir hedef: TSK

İkinci Bölüm

Propaganda ve Beyin Yıkama

Propaganda nedir?

Planlama yapılması

Propaganda türleri

Beyaz propaganda

Gri propaganda

Kara propaganda

Silahlı propaganda

Karma propaganda

Echelon nedir?

11 Eylül’de Echelon ne oldu?

Propagandanın başarısı

Propagandanın kullanılışı bakımından türleri

Stratejik propaganda ( Beyin yıkama)

Taktik propaganda

İşgal propagandası

Karşı propaganda

Savunucu psikolojik savaş

Propagandanın bazı özellikleri

Gizli düşman faaliyetleri

Casusluk ve propaganda

Beşinci kol faaliyetleri

Kontrollü gerilim stratejisi

Fil yöntemi

İtaat kültüründen demokratik kültüre

Roma ve itaat kültürü

Demokrasi ideolojisi

Üçüncü Bölüm

Beyin Kontrolü Nedir?

Tarihten örnekler

Hangi yöntemler uygulanıyor?

Kimyasal yöntemler

Psikiyatride tedavi amacıyla kullanılması

Hipnozla beyin yıkamak

Elektromanyetik etkileme mümkün müdür?

Mikrodalga ile beyin kontrolü

Elektronik parça yerleştirmek mümkün mü?

Yeni bir gelişme

Duyu ötesi algı

Elektromanyetik kirlilik ve beyin sağlığımız

Cep telefonlarına dikkat

Dördüncü Bölüm

Direnme Doktrini

Sivil itaatsizlik

Gandhi örneği ve cesurların silahsızların direnişi

Badşah Han örneği

İslam coğrafyasında direniş

Anadolu’da sivil direniş

Beşinci Bölüm

Küresel Tehlike

Yeni strateji: Küreselleşme ve yeni dünya düzeni

Küreselleşme ve ahlâk

Küresel narsisizm

Duygusal zekanın çıkışı

Küresel ahlâk ilkeleri

İntihar salgını geliyor!

İntihar hızı artıyor mu?

İntiharın felsefesi

İntihar için risk grupları

Depresyon ve intihar

Gençlik intiharları

Yaşlılık intiharları

Gençliğin çığlığı

Yöntem olarak şiddet

Şiddetin sistemli biçimde kullanımı

Araplar neden Gandhi çıkartamıyorlar?

Psikolojik yaralanmalar

Altıncı Bölüm

Psikolojinin Bugünü

Gelecek bilimi

Genel sistemler kuramı

Duygular mantıklı olmak için gereklidir

Duyguların biyolojiktemelleri

Duygusal körlük

Ahlâkın Biyolojik Temelleri

Yedinci Bölüm

Kavga Çıkaran Kişilikler

I-Paranoid Baskıcı Ruh Hali

Her şey büyüteç altında

İstihbaratçı olurlar

Şeref ve sadakat düşkünlüğü

Bulaşıcı paranoya

İnternet’teki paranoidler

Kıskanç canavarlar

Paranoid kişi, iki şeyi öğrenirse paranoidlikten kurtulur!

Bir test

Paranoidlere karşı beş şeyi unutmayın

Paranoid ruh halinin toplumsal sonuçları

Politikada paranoid hal

Elinde silah varsa!

Hangi davranışlar paranoyayı arttırır?

II-Obsesif Baskıcı Ruh Hali

Çalışma tutkunudurlar

Kusursuzluk meraklısı olmak

Ayrıntıcıdırlar

Tutucudurlar

Esnek olamazlar

Dürüsttürler

Kararsızdırlar

Düşmanlık duyguları fazladır

Duygusal kabızdırlar

Suçlayıcı ve yargılayıcıdırlar

Olumsuz senaryolar yazarlar

Savaş stratejisi

Siz baskıcı obsesif iseniz?

Bir test

Baskıcı kültür

Püriten ahlâk

Püritenlerin kontrol duygusu

Toplumsal etkisi

Baskıcı yöneticilere nasıl davranılmalı?

III-Narsisistik Ruh Hali

Büyüklük hastalığı

Hitler bize ne öğretti;

Kavgaya götüren kişilik

Bireysel narsisizm

Temel özellikleri

Narsisistlerin korkuları ve başarıları

Öncelik içgüdüsü taşırlar

Satışı iyi yaparlar

Çok çalışırlar

Yarışmacıdırlar

Eleştiriye tahammülsüzdürler

Yardım sevmezler

İlk aşkları kendileridir

Tatminsizdirler

Güçlü insanlar yanlarında barınamaz

Bir test

Narsisistlere nasıl davranılmalı?

IV-Yalancı Ruh Hali

Kimler yalancı olabilir?

Sokrates’in üç filtresi

Antisosyal kişiler

Maganda antisosyaller

Satıcı antisosyaller

Antisosyallerle baş etmek

Onları düzeltmeye çalışmayın

Sınırlarınızı belirleyin

Bir test

Politik yalancılık

V-Oyuncu Ruh Hali

İlgi açlığı çekerler

Girişkendirler

Övgü ile beslenirler

Duygusaldırlar

Rol yapmaları doğal halleridir

Fiziksel çekicilikte çok başarılıdırlar

Kendilerini tanımazlar

Hastalık icat ederler

Her şeyi abartırlar

Oyuncu kişiliklerle savaş stratejileri

Oyuncu tiplerin bazı özellikleri

VI-Psikolojik Taciz, Mobbing

Fırça atmak

Mobbingzedeler de ne olur?

Motivasyon artırıcı teknik olabilir mi?

Siyasal mobbing

VII-Politik Liderlik ve Seçmen Davranış

Politik liderlik örneği

Seçmen kendini değerlendirme ölçeği

Sekizinci Bölüm

Korku Kültürü ve Eğitim

Özgürlük tehdit altında mı?

Devlet baba düşüncesi

Çözüm nedir?

Hak arama bilinci

Katılımcılık, sosyal patlamanın çözümüdür

Sürü içgüdüsüne dikkat

Değişime karşı korku

Demokrasi aileden başlıyor

Demokratik liderlik nedir?

Ulusal güvenlik sendromu

Duygusal hayatın eğitilmesi

Dokuzuncu Bölüm

Kültürlerin Çatışması ve İnsan Psikolojisi

Kültürel kimlik

Özgürlükten korkmamalıyız

Toplumsal güven sorunu

Kültürel İslâm

BEYİN İŞLEVLERİNİ ÖLÇEREK TEDAVİ : DÜŞÜNCE TEKNOLOJİSİNDE (THOUGHT TECHNOLOGY)

TÜRKİYE’DE ÖNCÜ ÇALIŞMALARIMIZ BEYİN “CHECK UP”ı

Bugün ABD’de zihinsel faaliyete önem veren, uzun ve nitelikli yaşamak isteyenlerin başvurdukları bir inceleme yöntemidir. Özellikle yönetici ve işadamları kendilerini zihinsel ve sinirsel testlerden geçiriyorlar ve öneriler alıyorlar.

Beyindeki biyolojik süreçlerin son ürünü olan biyoelektrik faaliyeti ölçmek, bir dizi "Nöropsikolojik Testler" ve "Kantitatif EEG" (Beyin Haritalaması) ile mümkün olmaktadır.

Psikiyatrik hastalıkların beyin hücreleri arasındaki kimyasal iletide bozulmayla ilişkili olduğu, bilimsel araştırmalarla ortaya konmuştur. Bu nedenle Nöropsikiyatrik bir bozukluğu olan kişinin klinik değerlendirmesinde, yaş grubuna göre beyin işlevlerinin normal olup olmadığını anlamak giderek daha çok önem kazanmaktadır.

Beyin tomografisi ve MR gibi görüntüleme yöntemleri ile beyinde tümör vb. gibi yer kaplayan kitleler olup olmadığı anlaşılır. Ancak beynin sağlıklı çalışıp çalışmadığı anlaşılmaz. Bu amaçla beynin işlevsel görüntülemesini yapmak ve çeşitli bilişsel yetileri ölçmek gerekmektedir.

Nöropsikolojik “Check Up”ın iki amacı vardır:

Birincisi; kişinin ruhsal durumunu taramadan geçirmek, stres düzeyini ve kişiliğini analiz edip bu kişiye danışmanlık sağlamak.

İkincisi; kişinin zihinsel durumunu taramadan geçirmek, anlama, kavrama, algılama, öğrenme, karar verme gibi zihinsel süreçlerini incelemek.

Nöropsikolojik (Beyin) "Check Up" programımızda 4 aşama vardır.

1. Bilgisayarlı EEG ve beyin dinamik haritası çekilir. (Sistem, FDA onaylıdır.)

2. Klinik değerlendirme yapılır, gerekli görülen kişilik testleri uygulanır.

3. Psikoteknik inceleme: Bilgisayar ortamında anlama, kavrama, dikkat ve bellek gibi bilişsel yetileri ölçen testler uygulanır. COGNITRON (Dikkat-Konsantrasyon), DAUF (Sürekli Dikkat), NVLT (Öğrenme Testi)(*)

4. Sonuçlar değerlendirilerek tedavi planı yapılır.

Beyin Haritalaması Görüntüleri – QEEG

Diğer Beyin Haritalaması Görüntüleri için Tıklayınız >>

NÖROPSİKOLOJİK “CHECK UP” HANGİ HASTALILARDA ÖNEMLİDİR?

– Çocuklarda ve gençlerde Dikkat Eksikliği, Hiperaktivite Bozukluğu, Öğrenme Güçlüklerinin ve çocuğun gelişim düzeyinin değerlendirilmesinde, Davranım Bozuklukları ve Otizmde;

– Başta Depresyon, Panik Atak gibi birçok rahatsızlıkların erken tanısında ve biyolojik boyutunu anlamada, koruyucu ruh sağlığı hizmeti olarak kişiye danışmanlık ve rehberlik yardımı vermede;

– Alzheimer Hastalığının erken tanısında;

– Unutkanlık yakınması olan, anlama ve kavrama güçlüğü çeken kişilerde ilaç gerekip gerekmediğine karar vermede kullanılır.

– Sonuç rapor halinde kişiye sunulur.

"Anlamakta güçlük çekiyorum, kafam bomboş, dalgın unutkan oldum, kelime bulmada zorlanıyorum, sözümün sonunu unutuyorum, dikkatimi toplayamıyorum, aradığımı bulamıyorum, çocuğum öğrenme güçlüğü çekiyor" veya “Eşim sinirli, kıskanç, mutlu değil, kişiliği değişti” gibi yakınmaları olanlara yardımcı olmak Memory Center’ın birincil görevidir.

BİYOLOJİK GÖSTERGE OLARAK

KANTİTATİF EEG (QEEG)/BEYİN HARİTALAMASI

Depresyon ve panik bozukluk başta olmak üzere pek çok psikiyatrik hastalığın biyolojik boyutu bilimsel araştırmalar ile doğrulanmıştır. Beyinde bazı alanlarda biyokimyasal düzensizlikle bu hastalıklar arasındaki ilişki laboratuar çalışmalarında gösterilmiştir. Ancak insan beynin olağanüstü karmaşık yapısı ve “dokunulmazlığı” bu ilişkinin ayrıntılı biçimde çözümlenmesinin önünde güçlü bir engel oluşturmaktadır. İnsan beyni direkt olarak görülemediği, diğer organlarda olduğu gibi bir parçası alınıp incelenemediği için araştırmacılar beynin çalışması hakkında “dolaylı” olarak bilgi verebilecek tekniklerden yararlanmaktadırlar.

Kantitatif Elektroensefalografi-Beyin Haritası (CEEG/MAP), saçlı deriden alınan beyin elektriksel aktivite kaydının analiz edilerek farklı frekanstaki dalgaların beyin üzerindeki dağılımını gösteren ve bu şekilde beynin çalışması hakkında dolaylı bilgi sağlayan bir tekniktir. CEEG, tedavi sonrasında da yinelendiğinde, tedavi ile sağlanan olumlu değişimi gösterebilmektedir. Örneklerdeki tedavi öncesi ve tedavi sonrasında elde edilen profillerden de anlaşılacağı gibi, tedavinin beyin kimyasındaki düzensizliği giderdiği biyoelektriksel aktivite kaydı ile gözlemlenebilmektedir.

Birçok ruhsal rahatsızlık beyin hastalığı olduğuna göre beyin işlevini anlamak ve izlemek etkin bir tedavi için önem taşımaktadır. Depresyon tedavisinde psikolojik veya sosyal boyutla birlikte biyolojik boyutun izlenmesi tedaviye dirençli durumlarda özellikle değerli ve önceliklidir. Memory Center olarak bu konuda yenilik sağladığımız için mutluyuz.

Erişkin, genç ve çocuklarda beyin işlevlerini ölçerek tedavi, psikiyatride özlenen ve hedeflenen bir amaçtır. Beyindeki biyolojik süreçlerin son ürünü olan biyoelektrik faaliyeti CEEG ile ölçmek mümkündür. Bu konuda çok sayıda geçerlilik, güvenirlilik çalışması yapılmıştır. Mevcut biyolojik göstergelerin içerisinde en kullanılabilir yöntemdir.

Beyin Haritalaması Görüntüleri

Diğer Beyin Haritalaması Görüntüleri için Tıklayınız >>

İLACIN BİYOYARARLILIĞINI ANLAMA

İnsan beynine etkili kimyasal bir maddeler olan psikotrop ilaçlar "uygun kişiye, uygun zamanda uygun şekilde verilmelidir" Özellikle senelerce kullanılacak bir ilacın biyoyararlığını ("bioavailibility") test etmemizin klinik önemi çok büyüktür.

Memory Center bünyesinde Kantitatit Farmako EEG sistemi ilacın insan beyninde Antidepresan, Antipsikotik, Antiankisiyete veya Kofgnitif Aktivatör etkilerinin olup olmadığı konusunda ön bilgi verebilmektedir. Bu bilgiler yüzde yüz kesinlikle olmasa bile duyarlılığı ve özgünlüğünü yükseltir.

Depresyon, Panik Bozukluğu, Hafıza Kayıpları, Demanslar, Alkolizm, Dikkat Eksikliği, Hiperaktivite Bozukluğu gibi birçok Nöropsikiyatrik hastalıklarda yardımcı bir yöntemdir.

Kırmızı Reçete gibi özel reçete ile yazılan (Ritalin…) ilaçların, çocuk ve gençlerde kullanımında bu test anlamlı ön bilgi verebilmektedir.

BEYNİMİZİN YAYDIĞI DALGALARI ÖLÇMEK VE MÜDAHELE ETMEK MÜMKÜN MÜ?

PSİKİYATRİDE YENİ TEDAVİ YÖNTEMİ

TRANSKRANİYAL MANYETİK UYARIM TEDAVİSİ (TMU)

Son 15 yılda kaydedilen teknolojik ilerlemeler beyinde hücresel elektrik akımını ölçmek ve değiştirmek konusunda bazı cihazların geliştirilmesini sağladı. Bu cihazlardan biri TRANSKRANİYAL MANYETİK UYARIM (TMU) sistemidir.

TMU nedir?

TMU’da saçlı kafa derisinin üzerine elektro manyetik bir bobin (coil) yerleştirilir. Kapasitörler de tutulan enerji ile manyetik alan oluşturulur. Bu manyetik alan 100-200 mikro-saniyede artıp azalma özelliğindedir. Bölgesel uygulanır. Dünyayı saran manyetik alanın 40,000 katı yüksekliğindedir. MR görüntülemede uygulanan manyetik alanla aynı şiddettedir. MR’daki manyetik alan statiktir, TMU’da değişkendir.

Elektriksiz Uyarımdır.

Bir tel bobinden akım geçirildiğinde bobine dikey manyetik alan oluşur. Karşı tarafta iletken ortam varsa o bölgede bir akım indüklenir. İndüklenen akım bobindeki akıma paralel fakat ters yöndedir. TMU uygulanmasında, dışarıdan elektrik akımı verilmeden güçlü ama kısa bir manyetik alan oluşturularak beyin aktivitesi değiştirilmekte ve tedavi etkisi oluşmaktadır.

Beyine etkisi nasıldır?

Beyinde hedeflenen alanda “nöronal depolarizasyon” dediğimiz değişim oluşur. Beyindeki hücrelerin elektriksel iletisine müdahale edilmiş olur. Beynin elektriksel ve kimyasal ileti ile çalıştığı düşünülürse beynin yeterli çalışmayan doğal süreçlerini harekete geçirici etkisi olduğu anlaşılır. Dışarıdan elektrik akımı vermeden, güçlü ama kısa bir manyetik alan oluşturarak tedavi etkisini oluşturur.

Elektrokonvülsif terapiden (EKT) farkı nedir?

EKT beyine doğrudan elektrik akımı verilerek uygulanır. Hastane ortamında ve genel anestezi altında yapılması gereklidir. TMU tedavisi ise ayaktan uygulanabilir, anestezi ya da analjezik gerektirmez. Çoğu kez hasta hafif baş ağrısı ve uyarım uygulanan yerde hafif bir rahatsızlık dışında herhangi bir olumsuz etki hissetmez.

Seansın süresi ne kadardır?

Hastanın bireysel ihtiyacına göre belirlenir. 5-30 dakika süre ile belirlenen sıklıkta, belirlenen frekans ve şiddette ritmik uygulama yapılır.

Yan etkisi var mıdır?

1985 yılından beri yapılan çalışmalarda hafif baş ağrısı dışında bir yan etkisine rastlanılmamıştır. Avrupa ve Kanada da resmen onaylanmış ve klinik uygulamaya girmiştir. (Tubitak Bilim Teknik, Eylül 2002)

Hangi hastalılarda etkilidir?

Şu anda öncelikle önerilen tedavi alanları; Tedaviye Dirençli Depresyon, Şizofreni ve Obsesif Kompulsif Bozukluk ve Şizofreni ruhsal bozukluklarıdır. Gebelikte, emziren annelerde ve kalp hastalarında kullanılabilmesi, ilaç tedavisine bir üstünlüğü olarak dikkat çekmektedir. (Arch. Gec – Psychiatry. 1999; 56:300-311)

Nörolojide kullanımı nelerdir?

Konuşma Bozuklukları, Epilepsi, Parkinson ve bazı felçlerde kullanılmaktadır.

Çocuklarda kullanımı nasıldır?

Otizm ve hiperaktivite’de kullanım ile ilgili bilimsel çalışmalar sürmektedir.

Nasıl uygulanır?

Beynin işlevsel olarak fonksiyonel MRI veya Kantitatif EEG ile görüntülenmesinden sonra uygun görülen alanın belirlenmesi ve o bölgeye uygulanması önerilir. Depresyonda genelde sol ön alın bölgesine bobin yerleştirilir. Ritmik uyarılar verilir. 10-30 dakikalık seanslar halinde 10 seanstan az olmamak üzere uygulanır. Saçların temiz olması dışında bir ön hazırlığa gerek yoktur.

TMU ile ilgili Yurtdışı Web Sayfaları

http://www.musc.edu/tmsmirror/TMSresrc.html

http://www.biomag.helsinki.fi/tms/

http://www.biomag.helsinki.fi/tms/

http://www.psycom.net/depression.central.transcranial.html

http://pni.unibe.ch/TMS.htm

http://splweb.bwh.harvard.edu:8000/pages/papers/ettinger/tms97/final.html

http://www.biomag.helsinki.fi/magstim.html

http://splweb.bwh.harvard.edu:8000/pages/papers/ettinger/tms.paper/text.html

http://www.ee.tut.fi/laitokset/rgi/Projects/stimu.html

http://www.musc.edu/tmsmirror/articles.html

Kaynak : http://www.mcaturk.com

MK ULTRA PROJESİ /// YUSUF ÖZBEK : ”BİLGİ EDİNME HAKKINIZI KULLANIN”


”BİLGİ EDİNME HAKKINIZI KULLANIN”

Sevgili Arkadaşlar…!

Ahmet Gülşen arkadaşımızın ”BİLGİ EDİNME HAKKINIZI KULLANIN” başlıklı forumu üzerine bu yazıyı yazmaya ve sizlerle Dr.Armen Victorian’ın Amerika’daki Bilgi Özgürlüğü Yasası’nın kapsamlıca kullanılması, insanların düşünme ve davranma şekillerini kontrol etme yolundaki gelişmelere ve insanların karşı koyma güçlerinin azaltılmasının nasıl mümkün olabildiği konularına ışık tutan ve kitap haline getirdiği çalışmalarını sizlerle paylaşmak istedim.

Bazılarının kaçınılmaz bir şekilde sansüre uğrayacağına ve hatta belki de hiç ortaya çıkarılmaması ihtimaline rağmen, yasa; herhangi bir vatandaşın belgelerin açıklanmasını talep edebilmesine imkan tanımaktadır.

Dolayısıyla, Ahmet GÜLŞEN kardeşimizi bu forumundan dolayı tebrik ediyor ve bu hakkın Dr.Armen Victorian tarafından kullanımı neticesinde elde edilen bilgileri sizlere sunarak neler olup bittiği konusunda bilgilendirmek istiyorum.

Okuyacağınız yazıda; ortaya konulan bilgilerin çoğu da bu hakkın kullanılması neticesinde elde edilen bilgilerin biraraya getirilmesi neticesinde olmuştur.

Aralık 1947’de CİA’nın kurulmasından yaklaşık beş ay sonra Milli Güvenlik Konseyi ilk toplantısınnı yapar ve Avrupa’daki psikolojik savaşla ilgili faaliyetleri başlatma emrini verir.

Neticede CİA resmen gizli bir hareket bölümü -Politika ve Koordinasyon Ofisi- kurmayı başarır ve hiç beklemeden, batılı demokrasi düşmanlarına karşı kullanmak üzere psikolojik savaş operasyonlarının ve tekniklerinin en verimli şekilde kullanılmasını araştıran proğram ve operasyonlara girişir.

194l’de Harbour’un Japonlar tarafından bombalanmasından iki ay önce Teknoloji Enstitüsü Dekanı tarafından, 25 paundluk bir atom bombasının yaklaşık 3,6 milyon paund değerindeki dinamitin etkisine eş bir patlamayı gerçekleştirebileceğini ve bunun Amerika’ya, bir sonraki savaşı kazanma avantajı sağlayacağını açıklaması üzerine Manhattan Projesi hayata geçirilir ve bombanın gerektiğinde Japonlara karşı kullanılmasına karar verilir.

”Ulusal Güvenlik” kılıfı altındaki birimler, suikast timleri- beyin yıkama proğramları-sivil casusluk-uyuşturucu kaçakçılığı- kanundışı silah ticareti-iç savaş çıkarma ve yabancı hükümetleri devirme dahil pekçok korkunç faaliyetlere girişirler ve insan davranışları ve dengesini kimyasal yöntemlerle zayıflatmayı içeren araştırmaları yapmakla görevlendirilirler.

Bu görevlendirme neticesinde rahatlatıcı ve gevşetici narkoz maddeleri kullanarak bir ”gerçek serumu” üretmeyi başarırlar, felce sebebiyet veren conch shell eklemsizinden elde edilen zehiri bulurlar. Amerikan Laboratuvarlarında çalışarak tabun ve sarin gibi zehirler ve sinir gazları geliştirirler ve ASKERİ İHTİYAÇLARIN AHLAKİ KAYGILARDAN BASKIN ÇIKTIĞI yönünde net bir karar alırlar ve RHIC olarak bilinen (Beyinlerarası Radyo-Hipnotik Kontrol) , insanların içine küçük alıcıların yerleştirildiği çalışmalara başlarlar, hafızayı silmek için hayvanlarda radarın (mikrodalganın) kullanıldığına dair çalışmalarına devam ederler ve deneylerinde insanları kobay olarak kullanırlar. Proje kapsamında olan bitenler sadece uyuşturucu maddelerin kullanılması ile sınırlı kalmayıp, duyumda azaltma oluşturulması, dini cemaatler, mikrodalga deneyleri, psikolojik şartlanma, psiko-cerrahi, beyin nakli ve daha başka pekçok araştırma alanı da bir çatı altında toplanır. (CİA tarafında ancak Bilgi Özgürlüğü Yasası’ndan sonra yayınlanan 215 bin sayfalık kayıtlar, bu proğramların sadece bir yönünü aydınlatmaktadır.)

Hipnotizmanın savaşta kullanılmasının önde gelen teorisyen ve savunucularından biri, bir parti esnasında orada bulunan misafirleri teorisine ikna etmek için iki arkadaşını gizlice hipnotize ederek, kurbanlarını İngiltere Başbakanı’nın oraya geldiğine inandırır ve bu iki insan hayali VIP misafiri ile bir saatten fazla konuşturulur.

İnsanlar üzerinde yapılan radyasyon deneyleri hakkında bir araştırma grubu oluşturulmasına karar verirler ve soğuk savaş esnasında gerçekleştirilen bir seri radyasyon deneylerine dikkat çekerler. Gerek radyasyonun insanların üzerindeki etkisini belirlemek için, gerekse de konvansiyonel operasyonlarda kullanım sahasını tespit edebilmek gayesi ile olsun, tam manasıyla insanları iyonize edilmiş radyasyona maruz bırakan deneyler yaparlar. Bu proğramı kimyasal-biyolojik ve radyolojik maddelerin insan davranışlarını kontrol etme hedefli gizli operasyonlarda kullanılmasına yönelik bir seri araştırma ve geliştirme projesi izler. CIA belgelerinden biri, bariz bir şekilde insan davranışlarını kontrol etme deneylerinde, radyasyon-elektrik şoku- psikolojinin çok sayıda dalı-toplumbilimi-antropoloji gibi ek yöntemlerin yanısıra, askeri araç gereçlerin kullanıldığını da göstermektedir.

CIA’nın insan davranışlarını kontrol proğramlarının başlıca ateşleyicisinin Sovyet, Çin ve Kuzey Kore’nin zihin kontrol teknikleriyle ilgili geliştirdikleri usüller olduğu bildirilmektedir. Bu bilgilerin ışığında, net kimlik oluşturulmasında gizli işaretleme olarak bilinen suni yollar önerilir ve yarı ömrüne kadar indirgenmiş radyoizotoplar, insan vücudundaki önceden belirlenmiş bölgelere ışınlanacak ya da enjekte edilecek çalışmalar başlatılarak ”uyuyanlar Laboratuvarı” denilen sistemi kurup çalıştırmaya başlarlar. Mahkumlar üzerinde deneyler yapabileceği bir Laboratuvarı açarak kullanırlar. 100 mahkum denek üzerinde yeni bir deneyle radyoaktif iyodin troidi, T-4 ise kandaki kırmızı hücrelerini sayısın artırırlar. Uyutma ışını (sleeping ray) üzerinde durularak ”yeni bir ışınsal enerji türünün beynin uyuma merkezine ya da uyanıklığı sonlandırmayı düzenleyen bölgesine yönlendirilmesi” söz konusu edilerek, bu yolla teknik ekipmanın bitişikteki bir odaya ya da yakın bir bölgeye kurularak, bundan habersiz birisinin aniden uykuya daldırılması mümkün hale getirilmesi başarılmış ve genellikle halüsinasyon etkisi yaratan uyuşturucu maddelerin kullanıldığı denemeler ele alınmıştır.

Devamında LSD uygulamalarına geçerler ve ”istemdışı deneme reaksiyokları’na özel bir önem verirler. LSD’nin deneklerin dışarıya bilgi vermesi konusunda oluşturduğu etki net bir şekilde ortaya çıkarılır. Daha sonra gelen gönüllü grup üyelerine LSD tesiri altındayken ne dereceye kadar yalan söyleyebileceklerini araştıran testler uygularlar. Aynı zamanda gönüllülere LSD’nin hafıza üzerindeki etkisini ölçmek için ”Hafıza Dağıtma Testleri” LSD alımından sonra basit motor reaksiyonlarındaki bozulmayı değerlendiren Özel Motor Tepki Hafızası Testi ve düşman sorgu atmosferlerini ve tam tecrit ortamlarını da kapsayan değişik fiziki koşullarda, LSD verilmiş kişilerin nasıl tepki gösterdiklerini belirlemeye yönelik çevre ve fiziki şartlar etkisi testleri uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bir de deneğin LSD etkisi ve alışılmamış oranda yüksek stres altındayken bilgi gizleme yeteneğini tespit etmeyi amaçlayan ”Yapay Stres Ortamlarında Madde Etkisi Testleri” uygulamaları neticesinde LSD’nin denizaşırı ülkelerdeki operasyonlarda kullanılması amaçlanmıştır.

Bu çalışmaların hemen akabinde ”Arazi Testi” çalışmaları başlatılmıştır. Planın ayrıntıları üzerinde kafa yormak ve önerilen test için gereken insanları ayarlama görevi, Avrupa’daki Haberalma Birliklerine havale edilmiştir. Dikkat edilecek nokta, sözkonusu deneklerin gönüllü olmaması ve başka ülkelere mensup kişiler olmalarıydı. Bir başka çalışma ile de insan kan ve organlarının radyoaktif maddeden arınması süreciyle ilgili oranı belirlemek için hastane çalışmaları başlatılmış, araştırmacılar; akciğer-safra kesesi-troid bezi ve beyin arasına yerleştirilen bir gayger sayacı aracılığıyla, verilmiş kimyasal maddenin ne kadarının sözkonusu organ ve dokulara yerleştiğini doğruya yakın oranlarda tahmin etmeye çalışmışlar ve hamile kadınlara radyoaktif madde karışımları verilerek, maddelerin cenin üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bu araştırma neticesinde, radyoaktif bir maddenin tek-tek bireysel hedefler ya da bir kitlenin imhasında ölümcül bir silah olarak nasıl kullanılacağını ortaya koymuşlardır.

Yukarıda verilen bilgiler sadece yapılan çalışmaların bir kısmını göstermek için olup, sonuç olarak; gelindiği noktada duygu kalıpları, alçak ses taşıyıcı frekansların içine yerleştirilmiş, başka bir insanın zihninde aynı duyguların oluşturulması için kullanılabilecek aşamaya gelinmiştir.

YUSUF ÖZBEK

MK ULTRA PROJESİ /// BİR ZİHİN KONTROL KURBANI : ERTUĞ TAŞDEMİR


BİR ZİHİN KONTROL KURBANI : ERTUĞ TAŞDEMİR

Terör eylemlerinin engellenmesi, insanlık suçu işleyenlerin yakalanması ve bu tür suçlara mani olunması gibi insani amaçlarla yapıldığı iddia edilen çalışma, ABD Ulusal Güvenlik Birimi (NSA) tarafından yürütülüyor. Bu projenin kötü amaçlarla kullanıldığını düşündüğünüz zaman ise ortaya çıkan manzara korkutucu.

Aslında, sadece ABDde değil, gelişmiş pek çok ülkede, kurum ve kuruluşlarda çalışmalar yapılıyor. ABD Güvenlik Birimi tarafından insan beyinlerinin kontrolü için kurulan birimlerden biride MKULTRA. Bu birimin, kimyasal, biyolojik ve radyolojik maddelerin insan davranışlarını kontrol etmeye yönelik bir dizi gizli araştırma yaptığı iddia ediliyor. "Zihin Kontrolüne" ilişkin ilk çalışmalar, Hitler Almanyası`na kadar dayanıyor. Bu teknolojide ABDnin yanı sıra Ruslarında önemli yol kat ettiği aktarılan bilgiler arasında.

Yapılan deneylerde aralarında Türklerinde bulunduğu birçok denek kullanılıyor. Denek olduğunu iddia eden isimlerden biri de Ertuğ Taşdemir … 1991 yılında İsveçte lokanta işletmeciliği yapan Ertuğrul Taşdemir, İsveç gizli servisi tarafından gözaltına alınıyor. Gözaltı süresince, elektromanyetik ışınlarla beyin kontrolüne maruz kaldığını söyleyen Taşdemir, bu konuda hakkını savunmak için çeşitli ülkelere başvurduğunu, yaptığı tüm başvuruların değerlendirilip olayın doğrulandığını ama çok fazla bir şey yapılmadığını söylüyor.

Neden gözaltına alındınız?

Aslında onu tam olarak bende bilmiyorum ama İsveç`te lokanta işlettiğim sıralarda, İsveç Gizli Servisi elemanları, "PKKnın üst düzey yetkilileri ile servis arasında ajanlık yapmamı" istediler.

Kabul etmedim. Benim İsveçte çevrem çok genişti. Dev-Sol üyesi arkadaşlarım vardı. Sadece Dev-Sol değil her kesimden insanla yakın ilişki içindeydim. Gözaltına alındığım sırada, "Senin suçun bu" diye bir suç belirtmediler. Ama daha sonra, yapmadığım halde insanları tehdit ettiğimi, adam öldürdüğümü filan söylediler. Gözaltı süresinin sonunda serbest bırakıldım.

Gözaltında neler yaşadınız?

"Gözaltına alındığım ilk gün bir hücreye kapatıldım. Hücreye girdikten 10 k. Sonra nerden geldiği belli olmayan sesler duymaya başladım.

Duyduğum seslerde Türklere küfür ediyor, beni öldüreceklerini söylüyorlardı. İlk önce hücre içinde bir ses sistemi olduğunu ve yayınların oradan yapıldığını düşündüm. Bu sırada, vücudumda kızarıklıklar ve morluklar oluşmaya başladı. Aradan belli bir süre geçince tuvalete gitmek istedim. Hücreden çıkardılar.

Orada dikkatimi başka bir şey çekti. Hücre dışına çıkıp uzaklaşmama rağmen sesler aynı düzeyde devam ediyordu. Ne olduğunu o an anladım. Sinir bozucu sesler duymaya devam ediyordum. Bu arada tekrar hücreme geldim. Aradan birkaç gün geçti. Dua edip, "Hasbinallah ve ni`mel vekil… diyordum. O anda bir ses duydum. Yayında bana, "Senin şifreni çözdük "diyorlar ve düşüncelerimi bana başka bir sesle söylüyorlardı. İlk kez o an korktum. Çünkü ben ağzımı bile kıpırdatmıyordum ve benim aklımı okuduklarını anladım. Ne düşünsem cevap veriyorlardı. Yayınlar elektromanyetik dalgalarla direkt beynime yapılıyordu. Önceleri sakindim ama daha sonra panikledim ve delirmiş numarası yaptım. Hücredeki çarşafı yakıp, beni hastaneye götürmelerini istedim. Gelip beni aldılar. Beyaz önlüklü insanların olduğu bir odaya gittik. Aslında orası hastane değildi. Bana beyaz renkli bir sıvı içirdiler ve tekrar odama geldim. Sonra uyumuşum.

Kendime geldiğimde dudaklarım ve dilim şişmişti. Hiçbir şeyi hatırlayamıyordum, konuşamaz haldeydim. Halüsinasyonlar görüyordum.

O an bunların teknolojide oldukça ileri olduklarını ve beyin kontrolü yaptıklarını anladım. Üstelik sadece kontrol etmiyorlar, düşüncelerimi de okuyabiliyorlardı. Çünkü bugüne kadar aklıma hiç gelmeyenleri düşünüyordum. Daha sonra mahkemem yapıldı ve serbest bırakıldım. Oradan ayrıldım ama sesler kesilmedi. Aynı küfür ve sesleri duyuyordum. Aradan yıllar geçti ve hala sesleri duymaya devam ediyorum. Bunun yanında lazer saldırıları oluyor. Bu saldırılar her zaman etkili değil ama elektromanyetik dalgaların yüksek olduğu bir alana girdiğim zaman etkili oluyorlar.

O anda dengemi kaybediyorum ve ölüyorum sanıyorum. Bütün vücudumda morluklar oluşuyor. Hücrede vücudumda oluşan morlukların nedeni de bu saldırılarmış. Birçok uzmana gittim ve onlarda beni kontrol ettiler. Anlattıklarımı doğrulayıp, vücudumda ağır hasar olduğunu tespit ettiler.

Çekilen beyin filmimde, beynimde ağır hasar olduğu tespit edildi. Doktorlar o yıllarda nasıl hayatta kaldığıma şaşırdıklarını söylediler. Gözaltı süresinin ardından mahkemeye çıkarıldım. Mahkemede, vermediğim halde ifademi benim sesimden kasede kaydetmişler. Bana dinlettiler. Ama benim söylemediğim şeylerdi. İfademi dinlerken, "Dermed" diye bir kelime dikkatimi çekti. Çünkü bu kelimenin anlamını hiç bilmiyordum. Bunu hakime söyledim;"Bu ses benim ama ben konuşmadım. Bu kelimenin anlamını bile bilmiyorum hayatımda hiç kullanmadım. Bunun üzerine birkaç sorgudan sonra serbest bırakıldım"-Daha önce beyin kontrol operasyonları ile ilgili bilginiz var mıydı?

– Hayır, yoktu ama olanlara dayanabilmek için o anda durumu çözmek gerekiyor. Yoksa çıldırdığınızı düşünürsünüz. Ben kendimi ve psikolojimi iyi biliyorum. Durumu fark etmemde psikolojimi iyi bilmem etkili oldu. Hücrede, elektromanyetik dalgalarla gördüğüm işkence sırasında, ters bir şeylerin olduğunu anladım. Sanki hissediyormuşum gibi aklıma bir şeyler geliyordu, sonra onlar gerçekleşiyordu. Yani bir bakıma olacakları bana o seslerle önceden söylüyorlardı. Sonrasında ise olay gerçekleşiyordu. Amaç benim akli dengemi bozmaktı. O seslerde "biraz sonra seni dışarı çıkarıp, öldürmeye götürecekler" diyorlardı, sonra gerçekten birileri gelip beni, öldürmek için dışarı çıkaracaklarını söylüyorlardı.

Hatta bir keresinde, `öldün` diye tabuta bile koydular.Özkaya; "Tarikatlarda da beyin yıkanıyor"

"CIA Belgeleriyle Zihin Kontrol Operasyonları" kitabının yazarı Ömer Özkaya ise daha çarpıcı gerçeklere dikkat çekiyor. Özkaya; devletin devlet olma özelliği sağcı, solcu, dinci ve bunun gibi farklı kesimleri içinde bulundurmasından geçtiğini söylüyor. Kısacası; devletler çeşitli grupları içinde barındırıyor çünkü insanların özgür düşünme hakları var ve buna göre yaşıyorlar. Devletin devlet olmasında saklı olan diğer özellik ise, bu grupları kontrol altında bulundurmasında yatıyor. Bunun yanında bazı devletlerin diğer ülkelerde de etkin olmaya çalıştığını, bu nedenle o ülkelerde insanların toplu olarak bulundukları grupları kontrol altına almak için çabaladıklarına dikkat çekiyor. Özkaya, Türkiye`deki birçok

tarikatın arkasında da gizli servislerin olduğunu iddia ediyor.

Onlara göre bu tarikatlarda bulunan insanlar toplu olarak kontrol ediliyor. Kontrol, adı geçen yeni teknoloji ile olmasa da, insan psikolojisine uygun olarak yapılan farklı tekniklerle sağlanıyor.

Özkaya, "Bu tarikatların bazılarında `Cihat` ilan ediliyor ve tarikat üyelerinden bombalı eylemlerde bulunması isteniyor. Din için çalışan bir insanın hiçbir zaman adam öldürmemesi gerekir ama bu insanlar yüzlerce masumu öldürebiliyor." diyor. Özkaya, bu konuda insanların tarikatlardan uzak durmaları gerektiğini savunuyor. Bunun yanında, dünyanın adı konmamış bir savaşın içinde yer aldığını da iddia eden Özkaya, insanların kontrol edilmelerine yönelik olarak yapılan çalışmaların, toplumların geleceği açısından büyük tehlike arz ettiğine dikkat çekiyor. Hatta bazı gizli servislerde parapsikoloji tekniklerinin kullanımına yönelik araştırmaların yapıldığını da söyleyen yazar Ömer Özkaya, Türkiye`nin geç kalmadan bu alanda tedbirini alması gerektiğini savunuyor. Bilim adamları da kabul ediyor.

Bilim adamlarına göre de, insanların zihinleri kontrol altına alınabilir. Boğaziçi Üniversitesi Elektromanyetik Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Selim Şeker, Ertuğ Taşdemir`i incelediğini ve anlatılanların doğru olduğunu söylüyor. Şeker, sadece Ertuğ Taşdemir değil aynı şikayetlerle birçok kişinin başvuruda bulunduğunu, bunların arasında bazı öğretim görevlilerinin olduğunu bile söylüyor. Prof. Dr. Selim Şeker, dünya yapısının çeşitli elektromanyetik alanlar içerdiğini ve insanların 5 duyu organı ile bu alanların bazılarını algılayabildiğini vurguluyor. Prof. Şeker, adı geçen araştırmaların, aslında insanların algılayamadıkları dalgalar üzerinde yapıldığını ve kontrol altına alınmak istenen kişinin bilinçaltına gerekli düşüncelerin aktarıldığını dile getiriyor. Şeker; insan beyinlerine gönderilen elektromanyetik ışınların, beynin belli bölgelerini uyardığını, kontrol altında bulunan insanların durumu fark etmeden iradelerini yitirdiklerini savunuyor. Prof. Dr. Şeker, "Kontrol altında bulunan insanlara yaptırılmak istenen ne ise, beynin o bölgesinin uyarılması yeterli.

İnsan beyni, elektronik bir cihaza benziyor. Her duygunun, düşüncenin beyin içinde farklı bir noktası var. Bu noktaların uyarılması halinde, beyin uyarılan noktanın talimatı doğrultusunda harekete geçiyor. İnsan beynindeki noktalar arasında öyle yerler var ki bunların uyarılması durumunda kişi adam bile öldürebilir. Yani bu yöntemle insanlar katil bile yapılabilir. Bunun yanında, yine aynı elektromanyetik dalga yöntemi ile uygulanan kişiye uzak bir mesafeden kalp krizi geçirtilebilir. Bu durum devlet başkanları için bile geçerli. Ülkelerin, yeni teknolojiden haberdar olmaları ve konu ile ilgili araştırma yapmaları gerekiyor" diyor. Prof. Dr. Şeker, bunun yanında insan beyinin çözülemeyen birçok sırrı olduğunu ve ABD`de ki bilim adamlarının bu yönde çalışmalar yaptıklarına da değiniyor. Örneğin; parapsikoloji olaylarının gerçek olduğunu ve insan beyninin çözülemeyen yapısı ile ilgili olduğunu söyleyen Şeker, "ABD`de bu alanda yapılacak olan çalışmalar için yüklü miktarda paralar ayrılıyor" diyor. Türkiye`nin ise bu konuda çok geride olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Selim Şeker, "Bizler bilim araştırmalarına bütçe ayıramıyoruz. Zaten bu alanda yapılan araştırmalar oldukça pahalı. Biz daha bir profesöre bilgisayar dahi tahsis edemiyoruz. "Zihin Kontrol" teknolojisi dünya için oldukça önemli ve yeniçağın silahı. Bu konuda Türkiye`de gerekli önlemi bir an önce almalı.

MK ULTRA PROJESİ : BİREYSEL VE TOPLUMSAL ZİHİN KONTROLÜ


BİREYSEL VE TOPLUMSAL ZİHİN KONTROLÜ

Colin Ross isimli Amerikalı psikiyatristin yazmış olduğu bazı kitaplar istihbarat örgütlerinin aslında ‘Zihin Kontrolü’ projelerinde ne kadar ilerlediklerini göstermektedir. Colin Ross’un2006 yılında yayınlanan ‘CIA Doctors’ (CIA Doktorları) isimli kitabı ve 1995’te yayınlanmış ‘Satanic Ritual Abuse’ (Satanik Rituel Tacizi) isimli kitabı aslında istihbarat örgütlerinin insan beynini kontrol etmek konusunda ne kadar yol almış olduklarını kanıtlıyor.

DID/MPD (Dissociative Identity Disorder ve Multiple Personality Disorder), yani çoğul kişilik, aslında çok az görülen bir psikiyatrik olgu olarak biliniyor. Fakat son çalışmalar ve bazı yazarların yazmış oldukları kitaplar şu ana kadar bildiklerimizin ötesindeki bazı gerçekleri ele almakta. John Marks (The Search for Manchurian Candidate), Colin Ross (Satanic Ritual Abuse, the CIA Doctors, Dissociative İdentity Disorder) , Steven Hassan (Combatting Cult Mind Control), Kathleen Taylor (Brain Washing: The Science of Thought Control), William Sargant (Battle for the Mind: A Physiology of Conversion and Brain Washing), Denise Winn (The Manipulated Mind) gibi yazarların çalışmaları çok net olarak insan beyninin ne kadar zayıf bir psikolojiye sahip olduğunu ve yeterli koşullar sağlandığında hem bireysel zihin kontrolünün, hem de toplumsal zihin kontrolünün nasıl oluşturulabileceğini bizlere sunuyor.

Colin Ross’un yapmış olduğu son 20 yıllık çalışmalar çocuklarda ‘ritüel taciz’ (ritual abuse) ile oluşturulan psikolojik travmanın uygun koşullarda çoğul kişilik bozukluğu meydana getirebileceğini kanıtlar nitelikte. Ross’a göre CIA bu konuda MK- Ultra projesi kapsamında çocuklarda Ritüel Taciz deneyleri yapmış durumda, bu deneyler 1950’lerde başlamış, halen sürüyor! Bu deneylerin bir kısmı üçüncü dünya ülkelerinde kurgulanmış. Bu ülkelerin içinde Türkiye de var! Aklımıza çoğunun taciz kurbanı olduğu, İstanbul sokaklarını dolduran kökenleri Güneydoğu olan yüzlerce tinerci çocuk geliyor tabii ki! Türkiye toplumu ve Türkler 1950’lerden beri ‘CIA Zihin Kontrolü’ operasyonlarının etkisi altında! Özellikle radikal dinci bazı tarikatlarda ve cemaatlerde ciddi Zihin Kontrolü operasyonları yapıldığını biliyoruz.

Psikiyatristler ise bu konuda akıl almayacak düzeyde bilgisiz ve ilgisizler. Bu konuda henüz bir giriş kitabı olarak yazmış olduğum ‘Derin Devletler, Gizli Projeler ve Kirli Gerçekler: Zihin Kontrolünden, Psikolojik Savaşa’ isimli kitap bu konuda Türk toplumunun açlığını kanıtlarcasına 2 ay içinde üçüncü baskıya giriyor. Bu konularda daha önce konunun uzmanları olmayan kişiler tarafından yazılmış bazı kitaplar ise sadece birer dezinformasyon abidesi olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Şu anda üzerinde çalıştığım ‘Zihin Kontrolü ve Kara Bilim’ isimli kitapta konunun detaylarına girmeye çalıştım. Eğer İstanbul Üniversitesi yönetiminin hakkımda açmakta olduğu soruşturmalar ve beni Üniversiteden atmak için yapmış olduğu girişimlerle mücadele etmekten vakit bulabilirsem, kitaplarımı bitirebileceğim.

CIA’nın çocuklarda psikolojik travma ile ilgilenmesinin nedenlerinden birisi, bu çocukların bazılarında büyüyünce gelişebilecek çoğul kişilik olgularını araştırmak. Çoğul Kişilik (DID/MPD) aslında kolay kolay gelişebilecek bir psikiyatrik bozukluk değil. Ross’un DID hastalarının % 95’i çocukluklarında cinsel veya başka türlü bir tacize maruz kalmışlar. Bu da insanlarda uzun ve kalıcı etkiler yapmakta. Çoğul kişilik gelişen yetişkinlerde bilinç disosiasyona uğruyor ve birbirinden habersiz en az iki kişilik aynı beyinde varlığını sürdürüyor. Bu kişilerde yoğun amnezi (unutkanlık) olabildiği gibi başka psikiyatrik bozukluklar da görülüyor. Bu kişilerin bazıları yanlış teşhis konularak şizofreni veya psikoz tedavisi gördükleri zaman, bu psikiyatrik bozukluk daha da kötüleşiyor. Psikiyatrinin aslında emekleme çağında olduğunu söylersek abartmış olmayız. Psikiyatrik bozukluklar ve bilinç konusundaki en yetkin bilim dalı ise Nörobilim (Neuroscience). DID vakalarında çok kolay farklı kişilik, bilinçte ilaçlarla (örn. Halüsinojenler, LSD, PCP, THC vb.) ya da diğer gizli tekniklerle çok kolay açığa çıkarılabiliyor ve bu latent kişilik programlanabiliyor.

Evet! Bir film senaryosundan veya bilim kurgu romanından bahsetmiyoruz, tüm bunların 21. yüzyılda gerçek olabildiğini göreceğiz.

DID-MPD hastalarında veya DID kökenli Mançurya Kobaylarında belli dönemlere ait unutkanlık, sürekli ambivalans (çelişkili konuşmalar ve çelişkili davranışlar), paralojik (mantıkdışı) düşünceler, ağlama nöbetleri, sara krizlerine benzer krizler, depresyon, uyku bozuklukları ve rüyalarda bazı sorunlar, çeşitli davranış bozuklukları görülmekte! Demiri tavında dövüp şu soruyu soralım: Bu belirtiler size hangi politikacımızı hatırlatıyor?

Benzer çalışmaları Nöroloji bölümünde yapmıştım. Şu anda bu konudaki bir makalemiz PNAS dergisinde yayınlanmakta, bu çalışmada hayvanlarda oluşturulan bir çeşit travma modeli olan farklı epilepsi modellerinde, hayvanlar yetişkin hale gelince, travmanın hem hippokampüsde hem de çeşitli yolaklarda kalıcı elektrofizyolojik etkiye ve uzun süreli psikolojik sorunlara veya öğrenme problemlerine yol açtığını kanıtlamıştık (bu konuda bir makalemiz Epilepsia’da yayınlandı). Yaptığımız çalışmalar, postnatal (doğumsonrası) dönemde (P20 ve P30 arasında) oluşan travmanın veya aşırı nöronal aktivitenin uzun süreli elektrofizyolojik değişikliklere ve öğrenme ile ilgili sorunlara yol açtığını kanıtlamıştı. Gelişim nörolojisi çalışmaları aslında yakın bir gelecekte bu konuların sırrını çözecektir.

Zihin Kontrolü konusunda 1950’lerde Amerika’da CIA, NSA ve DoD- Pentagon İngiltere’de MI6, Almanya’da BND, Rusya’da KGB tarafından başlatılan çalışmalar hiç bir zaman durmadı. Bir kaç yüz milyar dolar bu çalışmalara ayrıldı ve çalışmalar değişik ülkelerde ve kültürlerde de sürdürüldü (Türkiye bunların içindeydi!). Bazı subaylar ve politikacıların da bu operasyonlardan geçirildiği konusunda elimizde şüphe uyandırıcı bazı bilgiler vardır; özellikle Türkiye aleyhtarı bazı kararların alındığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin tasviyesi yolunda bazı adımların atılmış olmaya çalışıldığı bu dönemlerde, hangi subayların birer truva atı olarak Genelkurmaya sokulmuş olduğunun araştırılması gerekir! Zihin Kontrolü Operasyonlarının detaylı olarak araştırılması Türkiye’nin Ulusal Güvenliğini ilgilendiren bir konudur, bu konulardaki çalışmaları engelleyenlerin ise Türkiye yararına çalışmadıkları aşikardır!

Mançurya Kobayı (Manchurian Candidate, Mançurya Adayı), yani beyni yıkanmış, iradesi kontrol altına alınmış ve istenilen bazı eylemleri itiraz etmeden, kayıtsız şartsız gerçekleştiren bazı kişilerin yaratılması konusundaki çalışmaların tamamlandığı söyleniyor.

Türkiye’deki politikacılara bakarsak her taraf Mançurya Kobayları ile dolu zaten! Konu sadece Mançurya Kobayı meselesi değil! Aynı zamanda sosyal zihin kontrolü operasyonları da pek çok ülkede yapılıyor; örneğin Türkiye’de belli bir şeriatçı ve radikal dinci görüşe sahip oy oranı 1985’lerde % 5 iken, bu oran 20 yıl içinde % 35-40’a çıkartılabiliyor; bunun sonucundaki geri dönüşümsüz çöküşü, Türkiye Cumhuriyeti’nin tam tasviyesini, Büyük Ortadoğu Projesinin gerçekleştirilme çabalarını ise hep birlikte hayretler içinde izliyoruz (bkz. acikistihbarat.com’daki ABD’nin ve AB’nin Türk Düşmanlığı ve Sevr Kararlarının Kanıtları ve Türk Silahlı Kuvvetlerine Karşı Psikolojik Harp: Başka Çete Operasyonları da var isimli yazılarım). Radikal dinci cemaatlerin ve tarikatların zihin kontrolü ve beyin yıkama yöntemlerini sistematik olarak kullandıklarını tüm yönleriyle biliyoruz.

Beyinleriniz ve psikolojik yapınız, medyayı ya da başka yöntemleri kullanmakta olan yabancı istihbarat örgütlerine emanet! Ulusalcı bir Derin Devletimiz olmadığı için de, hiç bir önlem alıp oto-kontrol mekanizmalarımızı ve Anayasayı veya Ulusal Güvenliği koruyabilecek diğer mekanizmaları devreye sokamıyoruz.

MK ULTRA PROJESİ : ZİHİN KONTROLÜ + ÜMİT SAYIN + İBDA-C ÖRGÜTÜ + CIA VE MOSSAD ÜZERİNE RÖP ORTAJ


Doç. Dr. Ümit Sayın’la Milliyet ve ATV’nin düzmece haberi üzerine

Röportaj: Burak Çileli

Beklenen Nizâm: Sayın Salih Mirzabeyoğlu hakkında geçtiğimiz günlerde ATV, Milliyet ve Posta gazetelerinde sizin sözlerinize de yer verilen düzmece bir haber yayınlandı. Kartal Özel Tip Cezaevinde kendisine “zihin kontrolü” operasyonu yapıldığı doğru. Ancak beyninin incelenmesi talebiyle avukatları aracılığıyla Adli Tıp’a başvurduğu, hele hele “zihin kontrolüyle kendisine suç işlettirildiği” tarzında ona isnad edilen ifadeler yalan. İbda Mimarı, devrimci mütefekkir portresiyle, eserleriyle ve aksiyonuyla ne yaptığı da ne yapmadığı da ortada olan bir şahsiyet. Bu haberin, ona karşı girişilen sistematik bir komplonun ilk aşaması olduğu tarafımızca mâlûmdur. Ön görüşmemizde bahsettiklerinizden anladığım kadarıyla bu komploya sözleriniz çarpıtılarak verilmek suretiyle bilmeyerek de olsa siz de alet edildiniz. Ne dersiniz?

Ümit Sayın: Ben Milliyet’teki habere çok şaşırdım. Bir daha demeçlerimi basına yazılı olarak vermeyi düşünüyorum. Çünkü korkunç bir distorsiyon var, çarpıtma var haberde. Benim söylediklerim yazılmadı. Küçük bir dipnottu Salih Mirzabeyoğlu konusu. Bir kanalla bana iletilmişti. Yani kendisinin görüşme talebi bana bir kanalla iletilmişti. Ve pat diye…

Beklenen Nizâm: Ben ATV’de de seyrettim konuşmanızı…

Ümit Sayın: Ben seyretmedim.

Beklenen Nizâm: Orada "bir adamları vasıtasıyla bana başvurdular” filan gibi bir ifadeniz var.

Ümit Sayın: İşte o kanal, bir tek kanal var… İletilmiş bana… Bana sistematik ve resmî olarak gelen bir talep yok. Fakat Milliyet Gazetesi inanılmaz derecede çarpıtmış olayı. Yani ortada bir talep olmadığı halde sanki avukatları aracılığıyla enstitüye ulaşılmış imajı veriliyor. Böyle bir şey yok. Bunu net olarak yazabilirsiniz. Zihin kontrolüyle ilgili çok fazla çarpıtma bilgiler var televizyonlarda, basında. Ben bu konuyla ilgili bir çok makaleler yazdım. Ona paralel olarak, o bağlamda bazı açıklamalar yapmak istedim. Salih Mirzabeyoğlu hakkında bir cümlelik bir konu geçti, bir dipnot… Bu dipnottan sonra adamlar bütün yazıyı kesmişler, (yanındaki öğrencisini göstererek) -hatta öğrencim de oradaydı- sonra dipnotu ana temaymış gibi işlemişler, pat diye gazeteye manşet atmışlar. Yani olayda tamamen çarpıtma var. Bu bir komplo olabilir tabii; bilmiyorum. Artık Milliyet’in mi, başkasının mı, bir komplosu olabilir. Yani ben tabii olayın ne olduğunu sizden öğreniyorum. Direkt bir bağlantı kurulacaktı onu biliyorum. Ama o sistematik bağlantıyı bloke etmek de amaçlanmış olabilir. Burada bir komplo olduğu ve olayın çarpıtıldığı ortada. Şimdi avukatlar eğer Adli Tıp Enstitüsüne başvuruyorsa ortada başvuru formu olur. O formu görmeden ben nasıl böyle bir şey söyleyebilirim. Ortada çok ciddi bir çarpıtma ve komplo olduğu açık. Yani belki kullandılar beni, dediğiniz gibi. Belki direkt olarak bana da yönelik bir şey. Çünkü Aydın Doğan medyası ve Koç grubu ulusalcılarla arası pek iyi olan bir medya değil. Tekzip edilecek.

Beklenen Nizâm: Bugüne kadar zihin kontrolüyle ilgili birçok televizyon programına katıldınız. Farmakolog olduğunuz için konuyu tabiî olarak kendi branşınızın kıstasları içinde değerlendirdiniz. Ben bu programların birçoğunu seyrettim. Türkiye kamuoyu zihin kontrolü projesinden Sayın Salih Mirzabeyoğlu sayesinde haberdar olmuşken dikkatimi çeken şey, bugüne kadar yapılan hiçbir programda onun adının zikredilmeyişiydi…

Ümit Sayın: Ben Milliyet bahsedene kadar o kitaptan… (Telegram-Zihin Kontrolü kitabını kastediyor)

Beklenen Nizâm: Sözü oraya getireceğim zaten… Bu düzmece haberin zamanlaması oldukça dikkat çekici. Salih Mirzabeyoğlu’nun “Telegram-Zihin Kontrolü” adıyla kaleme aldığı ve projenin perde arkasında kimlerin bulunduğunu ifşâ ettiği kitabı tam da baskı aşamasındayken böyle bir dezenformasyon bombardımanıyla ortalık bulandırılmaya çalışılıyor. Ön görüşmemizde, bu olayın arkasında hangi istihbarat örgütünün olabileceğine dair birtakım şeyler söylemiştiniz. MİT’i mi kastediyorsunuz?

Ümit Sayın: MİT’in olup olmayacağını bilmek zor. Çünkü ortada delil yok ki. Programlarda Salih Mirzabeyoğlu’ndan bahsedilmeyişinin sebebi; Türkiye’de adı geçen hiç kimseden bahsedilmedi. Çünkü bana haber getirilene kadar ben bilmiyordum böyle bir iddia olduğunu. Bu iddia bana dolaylı olarak iletildi…

Beklenen Nizâm: (Timaş Yayınları’ndan çıkan Aydoğan Vatandaş’ın kitabı) Agharta’yı okumadınız mı?

Ümit Sayın: Agharta’yı okumadım

Beklenen Nizâm: Ömer Özkaya’nın kitabını okumadınız mı? (IQ Yayınlarından çıkan CIA Belgeleriyle Zihin Kontrol Operasyonları adlı kitap)

Ümit Sayın: Ömer Özkaya’nın kitabını okudum da, orada Salih Mirzabeyoğlu’ndan bahsediyor mu?

Beklenen Nizâm: Elbette.

Ümit Sayın: Ömer Özkaya’nın kitabını okudum da çok ciddiye almadım.

Beklenen Nizâm: Ciddiye alınacak kitaplar değil zaten. Kitaplardaki malzemelerin bir kısmı Mirzabeyoğlu’nun avukatı Harun Yüksel beyin internet sitesinden alınma tercümeler. Söylemek istediğim, Mirzabeyoğlu’nun isminin zikredilip edilmemesi değil, kendisinin bu konuda yazdığı kitabın haberi bir takım çevrelere ulaştıktan sonra, bir yerlerden düğmeye basılmışçasına bir dezenformasyon bombardımanına başlanması. Üzerinde durduğum nokta bunun arkasında kimlerin olduğu. Açıklamalarınız onu gösteriyor ki bilmeden bu duruma alet edildiniz.

Ümit Sayın: Alet edildiğimi derginizde belirtirseniz minnettar kalırım. Çünkü ortada benim işin içinde olduğum bir durum yok. Bana geldiler “zihin kontrolünü konuşacağız” diye. Zihin kontrolünü konuşurken konuyu onlar açtı; yani Salih Mirzabeyoğlu’nun adı geçti. Bir cümlelik bir şey. Sonra pat diye manşet yaptılar.

Beklenen Nizâm: "Adli Tıp’a başvurdu” diye bir şey söylediler mi? Veya “Adli Tıp’a başvurdu mu” tarzında bir soru yönelttiler mi?

Ümit Sayın: Yok söylemediler. Öyle bir şey kesinlikle konuşulmadı. Kendileri uydurup yazmışlar. Buna benim tekzip yollamam gerekiyor, çünkü böyle bir şey benim için de ciddi bir sorun teşkil ediyor. O yüzden Milliyet’ten Önay beye (soyadı Yılmaz veya Bilgin) bir tekzip yollayacağım. Böyle bir başvuru olsa zaten başvuru belgesini göstermek lâzım. Kesinlikle böyle bir şey yok. Bunun arkasında kimler olduğu konusuna gelince, ben yerli istihbarat örgütlerinden çok yabancı istihbarat örgütlerini düşünüyorum. MOSSAD’ın olma ihtimali var; ama belge yok, bu bir tahmin sadece!

Beklenen Nizâm: Biliyorsunuz artık yerli yabancı ayrımı da pek kalmadı. Hani diyorlar ya, “dünya globalleşti”! Meselâ daha geçenlerde ABD Dış İlişkiler Konseyi (CFR) üyelerinin Türkiye’ye gelip kapalı kapılar ardında görüşme yapmaları, İsrail’le gizli ve açıktan yapılan askerî anlaşmalar filan… Neyse, olay açıklığa kavuştu sayılır. Teşekkür ederim.

Ümit Sayın: Rica ederim.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.