Aylık arşivler: Kasım 2015

KARİKATÜR : BAHTSIZ DEDE MÜKREMİN :))))


Reklamlar

KARİKATÜR : TWITTER USÜLÜ İNFAZ :))))


KARİKATÜR : MOZAMBİK USÜLÜ İŞKENCE :)))))))


DUYURU : SERVER’IMIZ SALDIRI ALTINDA /// ÜYELERİMİZİN DESTEĞİNE İHTİYACIMIZ VAR /// LÜTFEN BİZİ DESTEKLEYİN


Değerli Üyelerimiz Merhaba,

Grubumuzun 1 haftadır önemli bir sorunu var. Ne yazık ki grubun ana bilgisayarına virüs ve bazı zararlı yazılımlar bulaştı ve bazı önemsiz dosyalarımız zarar gördü. 1 haftadır serverımıza PKK’nın hacker grubu olan COLD HACKERS grubu tarafından DDOS saldırısı yapılıyor. COLD HACKERS GRUBU Sunucumuzu 28.11.2015 tarihinde de hacklemek istedi ancak saldırıyı erken farkettiğimiz için sununucumuzdaki tüm açıkları kapattık. Fakat ne yazık ki facebook adresimize trojan bulaştırmalarını engelleyemedik. Çok şükür ki önemli dosyalarımız zarar görmedi.

Biliyorsunuz grup olarak biz başta PKK olmak üzere tüm terör örgütlerinin tüm dünya üzerinde pasifize edilmesi için yoğun uğraş veriyoruz. Yeni üyelerimiz bu çalışmaları aşağıdaki linkten okuyabilir.

DUYURU : ATATÜRK DEVRİMLERİNİN BEKÇİSİ /// ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU KİMDİR ?? FAALİYETLERİ NELERDİR ?? ///

https://stratejikistihbarat.wordpress.com/2015/09/17/duyuru-ataturk-devrimlerinin-bekcisi-ozel-buro-istihbarat-grubu-kimdir-faal-iyetleri-nelerdir-2/?utm_source=dlvr.it&utm_medium=twitter

Aynı zamanda SÖZDE SOYKIRIM iddialarına karşı Ermeni Diasporasına karşı da yoğun bir mücadele veriyoruz. Eski üyelerimiz bu çalışmaları yakından bilirler. Özellikle DAĞITIM KOMİTELERİ’nin tüm dünyada yaptığı bilgilendirme çalışmasını yıllardan beridir devam ettiriyoruz.

DUYURU : SÖZDE SOYKIRIM KONUSUNDA YURTDIŞINA BİLGİLENDİRME YAPMAK İÇİN BİZE DESTEK OLUN /// DAĞITIM KOMİTELERİ ///

https://stratejisite.wordpress.com/2015/11/17/duyuru-sozde-soykirim-konusunda-yurtdisina-bilgilendirme-yapmak-icin-bize-destek-olun-dagi-tim-komiteleri/

Değerli Üyelerimiz,

Biz önlemlerimizi aldık ancak server’ımızın (sunucu) değişmesi gerekiyor. Bu nedenle acil olarak bir takım güvenlik yazılımları ve server satın almamız gerekmekte. Çünkü özellikle PKK SEMPATİZANI Hacker gruplarından ve Ermeni Diasporası taraftarı kesimlerden sunucumuza yönelik artan bir saldırı trafiği var. Bu saldırılar yüzünden 2,000 takipçili Facebook hesabımızı 3,000 takipçili Facebook grubumuzu kullanamıyoruz. Mecburen yeni bir Facebook hesabı açmak durumunda kaldık. Yeni Facebook hesabımıza abone olmak için lütfen aşağıdaki adresimizi ziyaret edin.

YENİ FACEBOOK HESABIMIZ : https://www.facebook.com/ozel.buro.istihbarat.grubu

Değerli Üyelerimiz,

Grubumuzun şu anda ki tek gelir kaynağı ARŞİV VE VİDEO DVD SETİ satışları. Ergenekon operasyonu öncesinde grup olarak devletten maddi destek alıyorduk ama ne yazık ki Ergenekon operasyonu başlayınca devlet desteğimizi kesti. Şu anda grup masraflarını Grup Yöneticileri olarak kendi cebimizden ve DVD SETLERİNİN satışından karşılıyoruz.

Alacağımız güvenlik yazılımları ve server biraz pahalı bilişim ürünleri olduğu için bu masrafı sadece Grup Yöneticilerinin karşılaması çok zor. Ancak sizler destek verirseniz bu setlerin satışıyla karşılayabileceğiz.

Bildiğiniz gibi biz yıllardır karşılık beklemeden üyelerimize çok önemli bilgiler veriyoruz, milli konularda öncülük ediyoruz. Gerek bloglarımız gerekse mail gruplarımız isteyen herkesin katılımına açık. Hiçbir zaman bu blogları ve mail gruplarını paralı abonelik sistemine geçirmedik. İstedik ki tüm yurtsever vatandaşlarımız en doğru, en nitelikli ve en ilginç bilgiyi hiçbir bedel ödemeden alsın. Yüce yaradan bize güç verdiği müddetçe de tüm hizmetlerimiz bugün olduğu gibi bundan sonra da ücretsiz olacak.

Şu ana kadar üyelerimizden bir şey talep etmedik ama şu anda teknik olarak büyük bir sorun ile karşı karşıyayız. Bize bu konuda destek olursanız çok seviniriz. Şu anda maalesef grubumuzun serverını ayağa kaldırabilmek için zamanla yarışıyoruz.

Umuyoruz değerli takipçilerimiz bizi bu zor durumda iken yalnız bırakmaz.

Arşiv ve Video DVD setlerimiz sürekli güncellenmektedir. Bu nedenle daha önce satın aldıysanız bile hiç sorun değil, haber vermeniz halinde eski setinizden farklı olarak tamamen yeni bir set hazırlayabiliriz.

Size de bir adet ARŞİV ve VİDEO DVD SETİ gönderelim ister misiniz ?

NOT : Setler hakkında güncel bilgi almak isterseniz aşağıdaki linkimize tıklayın.

DUYURU : ARŞİV ve VİDEO DVD SETLERİMİZ HİZMETİNİZE SUNULDU /// 5 YILLIK BİR ÇALŞIMANIN ÜRÜNÜDÜR ///

https://stratejisite.wordpress.com/2015/11/10/spam-duyuru-arv-ve-vdeo-dvd-setlermz-hzmetnze-sunuldu-5-yillik-br-alim-anin-rndr/

Verdiğiniz destek için şimdiden teşekkür ederiz.

Erkut Ersoy

İstihbarat Uzmanı

ÖZEL BÜRO GRUBU

90-539-570-2295

BİLİM DOSYASI /// VİDEO : Evren Nasıl Son Bulacak ???


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=oo9IfcwikK4&feature=em-subs_digest-g

LÜTFEN PAYLAŞIN : ÖZEL BÜRO GRUBU YENİ FACEBOOK HESABI HİZMETE SUNULDU /// LÜTFEN İRTİBATLARINIZA EKLEYİN !!!


Değerli Üyelerimiz,

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’nun Facebook adresi değişmiştir.

Bugün itibariyle YENİ adresinden paylaşıma devam edecektir.

Lütfen yeni adresimizi irtibatlarınıza ekleyin.

Eski hesaplarımızda süregelen teknik bir sorundan dolayı bir süre FACEBOOK GRUBUMUZDA yazı ve video paylaşamayacağız. Bu aksaklıktan ötürü özür dileriz. Yazı ve paylaşımlarımıza yeni hesaplarımızdan devam edeceğiz.

ESKİ FACEBOOK HESAPLARIMIZ :

www.facebook.com/ozel.buro.istihbarat

https://www.facebook.com/specialbureautr

ESKİ FACEBOOK GRUBUMUZ :

https://www.facebook.com/groups/ozelburo

YENİ FACEBOOK HESABIMIZIN LİNKİ : https://www.facebook.com/ozel.buro.istihbarat.grubu

DUYURU : ÖZEL BÜRO GRUBU YENİ FACEBOOK HESABI HİZMETE SUNULDU /// LÜTFEN İRTİBATLARINIZA EKLEYİN !!!


Değerli Üyelerimiz,

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’nun Facebook adresi değişmiştir.

Bugün itibariyle YENİ adresinden paylaşıma devam edecektir.

Lütfen yeni adresimizi irtibatlarınıza ekleyin.

Eski hesaplarımızda süregelen teknik bir sorundan dolayı bir süre FACEBOOK GRUBUMUZDA yazı ve video paylaşamayacağız. Bu aksaklıktan ötürü özür dileriz. Yazı ve paylaşımlarımıza yeni hesaplarımızdan devam edeceğiz.

ESKİ FACEBOOK HESAPLARIMIZ :

www.facebook.com/ozel.buro.istihbarat

https://www.facebook.com/specialbureautr

ESKİ FACEBOOK GRUBUMUZ :

https://www.facebook.com/groups/ozelburo

YENİ FACEBOOK HESABIMIZIN LİNKİ : https://www.facebook.com/ozel.buro.istihbarat.grubu

FETULLAHÇI CEMAAT DOSYASI : FETULLAHÇI POLİSTEN CEMAAT ŞEMASI


İSRAİL DOSYASI /// ERGUN ÖZGEN : ORTADOĞU KAOSUNDA İSRAİL


ORTADOU KAOSUNDA SRAL.pdf

TARİH /// GÜLLSEV EYÜBOĞLU : İZMİR’İN İŞGALİ UYUYAN DEVİ UYANDIRDI ! /// Yazar : Sayın Ahmet AVCI


İZMİR’İN İŞGALİ, UYUYAN DEVİ UYANDIRDI ! —- 15 MAYIS 1919 —

YUNANLILARIN İZMİR’İ İŞGALİ VE İŞGALİN MİLLİ MÜCADELEMİZ BAKIMINDAN ANLAMI…

Birinci Dünya Savaşı sonrasında; Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasıyla, Yunanlılar, Megali İdea adı verilen “Büyük Yunanistan” yaratma düşünün gerçekleşmesinin artık çok yakın olduğuna inanmışlardı.

1913 İkinci Balkan Savaşı’ndan sonra da Batı Trakya dışında (Bulgaristan almıştı) bugünkü sınırlarına erişmiş, Ege’de de On iki ada dışındaki tüm adaları elde etmişti. (İmroz ve Bozca ada hariç)

Birinci Dünya Savaş’ının başlamasıyla; ülkesini BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NIN dışında tutmaya çalışan Kral Konstantin’in aksine Başbakan Venizelos, İngilizlerin yanında yer almak için çaba harcamıştır.

Venizelos’un düzenlediği bir tertiple; Kral Konstantin, oğlu Aleksandros lehine tahttan çekilmek zorunda kalmış ve Yunanistan’dan ayrılmıştır.

Yunanistan, artık görünen zaferden pay almak için savaşa katılacak Avusturya ve Bulgaristan’la savaşacaktır.

Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra; yapılacak genel barışın temel ilkelerini saptamak üzere 1919 yılı Ocak ayında Paris’te; İtilaf Devletleri ve ona bağlı olan devletlerin (27 devlet) katıldığı büyük bir KONFERANS toplandı. Doğal olarak bu konferansa dört büyük devlet egemendi. (İngiltere, ABD, Fransa, İtalya)

Savaş sırasında yapılan plana göre; Anadolu’nun Ege ve Akdeniz Bölgeleri, İtalyanlara bırakılmış ise de İngiltere artık; İtalya gibi güçlü bir DEVLETE söz konusu bölgelerin verilmesini kendi çıkarlarına aykırı bulmaktadır.

Bu nedenle de Batı Anadolu’nun büyük bölümü güçsüz ve sürekli İngiltere’nin güdümünde bulunabilecek Yunanistan’a verilmeliydi.

BÖYLECE; İTİLAF DEVLETLERİ SAFINDA 1917 ORTALARINDA BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINA GİREN YUNANİSTAN’A VERİLMİŞ SÖZ DE YERİNE GETİRİLMİŞ OLACAKTI.

İZMİR’İN İŞGAL EDİLMESİ: 15 MAYIS 1919

İşgal öncesinde İzmir’de ki 17. Kolordu K. ve Vali Vekili Nurettin Paşa işgale karşı tedbirler alıp, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurulmasına yardım edince, İtilaf Devletleri Osmanlı Hükümetine baskı yaparak Nurettin Paşanın yerine Ali Nadir Paşayı, Valiliğe de Kambur İzzet Bey’in atanmasını sağlamışlardır.

Yeni Vali İzmir’deki MİLLİ ÖRGÜTLENMEYİ engellemeye çalıştı, ancak bölge halkı tehlikenin farkında idi.

İzmirliler, işgalden bir gece önce Bahri Baba parkında toplanarak, İşgal girişimini protesto ettiler. REDD-İ İLHAK ilkesini ortaya attılar.

14 Mayıs günü İtilaf devletleri İzmir’in kritik noktalarına asker çıkardılar ve 15 Mayıs 1919’da Yunan birlikleri İzmir’e çıktı.

Ve katliama da başladı.

İLK TÜRK KURŞUNUNU HASAN TAHSİN ATTI.

Bu kahraman ve “Zito Venizelos” diye bağırmayan Albay Fethi Bey öldürüldü.

Bu arada şehirde rast gele öldürülenlerin sayısı bilinmiyor.

Ayrıca; YUNAN MEZALİMİNİ tasvip etmeyen ve tenkit eden Yunan Albayı Mazarakis de yunan askerlerince öldürüldü.

EGE’DE ARTIK, ACI KANLI DÖNEM BAŞLAMIŞTIR.

İZMİR’İN İŞGALİ ANADOLU’DA UYUYAN DEVİ UYANDIRDI.

İZMİR’İN İŞGALİNİN ANLAMI:

İşgal ve Yunanistan’ın ölçüsüz tutumu, Kuvayı Milliye’nin doğuşunu ve Milli Mücadelenin örgütlenmesinin fitilini ateşlemiştir…

İdeolojik bir yönü olmayan Anadolu İhtilali, Mustafa Kemal’in kafasında, Siyasi sistemi, değiştirerek ülkeyi kurtaracak yeni bir rejim kurmayı hedeflediğinden, İzmir’in işgali ve Osmanlı Hükümeti’nin işgal karşısındaki tutumu, ihtilal liderlerinin çok işine yaramıştır.

· Halka "dış düşmanı" hedef göstererek devlet düzeni dışında bir organizasyon kurmak olanak ve fırsatını vermiştir.

· Sonra da bu organizasyonu, ülke haklarını korumayan hükümete karşı işletmek, Anadolu İhtilalinin stratejisinin temelini oluşturma fırsatını vermiştir.

İzmir’in işgali, Mustafa Kemal Paşa’ya bu fırsatı vermese idi, ihtilalın en büyük dayanağı olan Orduyu bile İstanbul yönetiminden ayırmak zor olurdu.

İyi bir rastlantı ile İzmir’in işgali ile Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkması zaman bakımından da denk düşmüştür.

Fırsatlardan yararlanmayı bilen İHTİLAL LİDERİ, ilk aşamada, Ülkeyi düşman işgalinden kurtaracak kişi rolünde görülmüş ve İHTİLALCİ kimliğini gizlemiş olmasına karşın, İzmir’in işgalini hükümete karşı alabildiğine kullanmıştır.

DURUM BÖYLE OLMASA İDİ, HÜKÜMETİN ASİ İLAN ETTİĞİ, ORDU İLE İLİŞİĞİ KESİLMİŞ BİR OSMANLI ESKİ PAŞASININ ARKASINDAN GİDECEK PEK AZ BABAYİĞİT ÇIKARDI.

1919 Türkiye’sinin koşulları, böyle bir ihtilal için fazla elverişli değildi.

İZMİR’İN İŞGALİ, TÜRK İSTİKLAL SAVAŞININ GERÇEK CEPHESİNİ VE SAVAŞILACAK ASIL DÜŞMANI ORTAYA KOYMUŞTUR.

Kuzeydoğu sınır bölgesinden (BATUM; KARS; ARDAHAN), İngilizler çekilmişler ve yerlerini Ermeni kuvvetlerine bırakmışlardı. Bu cephede yalnız Ermenilerle savaşmak söz konusu idi.

Güney de ise İngilizler, Antep, Urfa Maraş gibi birkaç yeri işgal etmişler ve sonra da Fransızlara bırakmışlardı.

İtalyanlar, büyük bir işgalci güç olarak görünmüyorlardı. Antalya ve Konya’da bulundurdukları küçük birlikler, fazla bir endişe yaratmıyordu.

İngiliz, Fransız ve İtalyanların Anadolu’nun değişik yerlerinde bulundurdukları KONTROL SUBAYLARI ve Samsun ve Ankara gibi bazı yerlerdeki küçük işgal birlikleri, bu devletlerin Türkiye ile yeni bir savaşa girişmeyeceğine gösteriyordu.

Büyük devletler, yenilmiş Osmanlı Devletine zafer programlarını, siyasi yollarla ve hazırlıkları süren barış antlaşması ile kabul ettireceklerin umuyorlardı.

Fakat Yunanlıların BÜYÜK KUVVETLERLE Anadolu’ya çıkmaları, kendirline verilen bölgeyi kendi topraklarına katmak için gerekirse savaşmak niyet ve karında olduklarını belli etmişlerdi.

Türkiye her şeyden önce, kendi topraklarından bu küçük devleti atmak zorunda idi. Bunu yapamadıktan sonra, büyük devletlerin emellerine karşı durulamazdı.

ÖYLE İSE; TÜRK KURTULUŞUNUN SAĞLANMASI İÇİN GİRİŞİLECEK KURTULUŞ SAVAŞININ ASIL CEPHESİ BATI ANADOLU’DA KURULMUŞ DEMEKTİ. DOLAYISIYLA SAVAŞILACAK DÜŞMAN DA BELLİ OLMUŞTU.

Türk Kurtuluş Savaşının planı bu gerçeğe göre hazırlanabilirdi.

BÖYLECE İZMİR’İN YUNANİSTAN TARAFINDAN İŞGALİ KURTULUŞ SAVAŞININ HEM GEREKÇESİNİ, HEM HEDEFİNİ, HEM DE YÖNTEMİNİ ORTAYA KOYMUŞTUR.

İzmir ve Tüm Anadolu’ya büyük acılar yaşatan: İZMİR’İN İŞGALİNİN 94’ÜNCÜ YILINDA; BAŞTA HASAN TAHSİN VE ALBAY FETHİ BEY OLMAK ÜZERE TÜM ŞEHİT VE GAZİLERİMİZİ MİNNET VE RAHMETLE ANIYOR, SAYGILARIMLA SELAMLIYORUM…

Ve 1919 ‘MİLLİ RUHU’NUN kaybolmamasını diliyorum!

15 MAYIS 2013 – Ahmet AVCI

GAL UYUYAN DEV UYANDIRDI.doc

PKK DOSYASI : Marie Claire’in PKK’lı terörist kadınları sevimli gösteren haberi bu kez İngiltere baskısında !!!


Akşam yazarı Oray Eğin Marie Claire’in İngiltere’deki Temmuz baskısında makyaj ve manikür haberlerinin arasında, göze çarpan PKK’lı kadınlar dosyasını anlatıyor.

PKK kampında bir manikürcü

Yurtdışından taşıdığım yabancı dergileri haftasonu okurken, sıra Marie Claire’e geldiğinde bu kadar eğleneceğimi tahmin etmezdim. İngiltere baskısının temmuz sayısı bir klasik! Yoksa, şuursuzlukta sınır yok mu demek doğru olur? 2005’in ekim ayında Fransız baskısının yaptığı bir haberi bu sefer İngilizler ele almış ve "kapak konusu" haline getirmişler: "The Amazing Girl Guerrillas – Risking their lives for freedom." Derginin öve öve bitiremediği ve "hayatlarını özgürlük için tehlikeye attıklarını" söylediği bu "muhteşem kız gerillalar"…

Derginin yazarı Katie Scott, Kuzey Irak’a giderek "ön cephe uğruna aile hayatları, aşk, evlilik ve çocuktan feragat eden dişi özgürlük savaşçıları"yla görüşmüş. Bu ifadelerle tarif edilen PKK’lılar ve gittikleri yer de bir PKK kampı. Marie Claire de son derece çarpıcı fotoğraflarla süslediği bu dosya için tam altı sayfa ayırmış. İçinde "Kürdistan neresidir?" veya "PKK nedir?", "Apo davası" gibi küçük, açıklayıcı kutular var. Elbette ki Türkiye ölümcül önem taşıyan bu dosya, Marie Claire tarafından makyaj teknikleri düzeyinde ele alınmış.

"Kampta saat sabah 5:30. 18 yaşındaki Zilan katırın çektiği araba hareket etmeden önce omzuna aldığı kedisini seviyor" diyor bir fotoğraf altı. PKK’lıların kampları kedilerle, keçilerle falan paylaştığından dem vuruluyor ama dişi gerillalar tam da dergiye uygun bir malzeme veriyorlar bu arada: "Zor yaşam koşullarına rağmen, kadınlar görevleri başlamadan önce güzelliklere dikkat ediyorlar." Fotoğrafta cep aynasına bakıp saçını tarayan ve akarsuyla yüzünü yıkayan iki kadın dikkat çekiyor.

Nitekim, derginin giriş yazısı da bu romantik bağlamda ilerliyor: "Şafak sadece 20 yaşında ama hiçbir zaman âşık olmayacak, bir sevgilisi olmanın ne demek olduğunu bilemeyecek…"

Benim en eğlendiğim kısımlardan biri kamplardaki mönünün tarifi: Lavaş ekmeği ve keçi peyniri, pilav ve fasulye, peynirli makarna veya kuzu yahni… Tabii, İngiliz yazar büyük ihtimalle üzerine beyazpeynir serpiştirilen burgu makarnayı Amerikan çocuklarının pek sevdiği "macoroni and cheese" diye yazmış. Neyse ki keçi peynirinden "chevre" diye bahsetmemiş. Yoksa saydığı, bayağı iyi bir restoran mönüsü olacaktı.

Arada PKK kamplarını övücü ifadeler de var: "Kampların uzak yerlerine rağmen yaralı askerleri tedavi edip hayatta tutacak tıbbi malzeme ve ilaçlar mevcut."

Milliyetçi-muhafazakâr medya dilerse Marie Claire’i kınayabilir. Ama asıl nokta manikürde son gelişmeler, moda saç stilleri, ünlülerin hastalıkları, ayakkabı topukları ne kadar yüksek olmalı gibi konularda uzmanlaşmış bir derginin ta Kuzey Irak’a gidip, rahatını bozarak böyle bir işe kalkışması.

Açıkçası, altında da bir art-niyet aramak yersiz. Daha çok, manikür medyası kızlarına özgü, temelsiz ve de çokça şuursuz bir cüret. Demek ki sadece bizde değil, dünyanın her yerinde kadına yönelik gazetecilik yapanların bir kısmında böyle bir iddia oluyormuş. Ne olurdu manikür dünyasındaki son gelişmeleri haber vermeye devam etseler, bu işlere dalmasalar… "Bütün kızlar toplandık" gazeteciliğinin yan etkileri işte…

Aslında en çok Türkiye’deki gazete okurlarının böyle bir yazıya şaşırmaması gerek: Balçiçek Pamir gitseydi, farklı bir yazıyla dönerdi elinden? Gerçi bir fark olurdu şüphesiz. PKK’lı kadınları Yahudi zannedebilirdi…

Yeni bir sindirme yöntemi

Geçen hafta 5 köşe yazarına astronomik tazminat talebiyle dava açıldı. Aralarında Metin Münir, Güngör Uras, Yiğit Bulut gibi ekonomi basının yıldızlarının olduğu kişilerden toplam 25 milyon YTL istiyor. İnanılır gibi değil tabii ki…

Son zamanlarda gazetecilere yönelik dava açma girişimleri, özellikle de hakaret davalarında işin ucu çok fena kaçtı. Hakkında yazılmasını istemeyen hemen dava açıp gazeteciyi susturma yöntemini seçiyor. Çoğu zaman miktarlar cüzi olduğu için Yargıtay da temyizi kabul etmiyor ve bu tazminatlar ödeniyor. Zaten mesele miktarlar değil, bu yöntemin bir susturma girişimine dönüşmesi.

Neyse ki Türkiye’deki medya grupları güçlü şirketler. Her biri davaları kaldırabilecek, tazminatları ödeyip gazetecilerine sahip çıkacak. Karar kesinleşirse bu 25 milyon YTL de ödenir büyük gazeteler tarafından.

Dava açanların gazetecileri parayla susturamayacağını öğrenmesi gerekir

MİZAH /// BİR KIZILDERİLİ HİKAYESİ : İYİ VE KÖTÜ


Yaşlı Cherokee reisi, kabilenin gençlerini ve küçüklerini toplayıp, onlara yaşamla ilgili basit bir öykü anlatır:

Her insanın içinde iki tane kurt yaşar ve bu kurtlar arasında, bitmek bilmeyen, korkunç bir savaş vardır…

Bu kurtlardan bir tanesi, korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, üzüntüyü, pişmanlığı, aç gözlülüğü, kibiri, kendine acımayı, suçluluğu, küskünlüğü, yalanları, üstünlük taslamayı temsil eder.

Diğeri ise, huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, cömertliği, alçak gönüllülüğü, nezaketi, yardım severliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı temsil eder.

Gençlerden biri sorar:
"Peki hangisi kazanacak?"

Bilge Cherokee yanıtlar:
"Hangisini beslerseniz o…"

SAĞLIK DOSYASI SİGARA İÇENLER İÇİN : The Best Non-Smoking Ads


__._,_.___

MİZAH : DİŞİ FANATİK :))))


VİDEO : İYİLİK HER ZAMAN MUTLULUK DALGASI YARATIR – İYİLİKTEN VAZGEÇMEYİN


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=sOzTCulaEdg&feature=youtu.be

TARİH /// 1945’TE ÇOK PARTİLİ SİYASİ HAYATA GEÇİŞTE BİR İLK : Mİ LLİ KALKINMA PARTİSİ


Cumhuriyet-095

1945’TE ÇOK PARTİLİ SİYASİ HAYATA GEÇİŞTE BİR İLK: MİLLİ KALKINMA PARTİSİ

Siyasi partiler, aynı düşünce, amaç, siyasal davranışı benimseyen insanların oluşturduğu, kuruluşunda iktidar olma arzusu, çıkar ve görüş çatışmaları etkili olan, kuruluş sonrasında da kin, ihtiras, kıskançlık mücadeleleri etkin olan demokrasi temeline dayanması gereken siyasal örgütlerdir. Siyasi partiler, demokratik bilincin yerleşmesi, gelişmesi ve kurumsallaşması açısından da ülkelerinin vatandaşlarına karşı sorumludurlar.

Siyasi hayatımızda II. Meşrutiyet’in ilanından sonra "fırka” adı verilen partiler ortaya çıkmaya başlamıştır. İttihat ve Terakki Fırkası gibi muhalefet istemeyen ve tek güç olarak ülkenin kaderini yıllarca elinde bulundurmayı tercih eden siyasi partiler kurulduğu da görülmüştür. 1908’de Türk tarihinde ilk kez çok partili siyasi hayata başlangıç ve 1918’de tek partiden çok partili hayata geçiş süreçlerinde birden bire siyasi partilerin sayısında dikkat çekici artışlar olmuştur.

Halk Fırkası’nın 1923 yılında kurulması sonrası çok partili siyasi hayatı gerçekleştirme girişimleri, Terakkiperver Cumhuriyet (1924) ve Serbest Cumhuriyet Fırkalarının (1930) kısa ömürlü olması nedeniyle başarıya ulaşamamıştır. II. Dünya Savaşı’nda Türkiye savaşa fiilen girmediği halde, yaşanan sıkıntılar ile ülkenin tek siyasi partisi CHP’ye (C.H.P) karşı muhalefet giderek artmıştır. Ayrıca II. Dünya Savaşı’nı kazanan tarafın demokrasi cephesi olması Türkiye’nin yurt dışında kendisini kabul ettirebilmesi ve ülke içinde gücünü artıran muhalefete karşı demokratik ortam oluşmasına zemin hazırlanması için, çok partili siyasi hayatın önünü açma yolunda adımlar atılması zorunlu hale gelmiştir.

CHP, 1944 yılından itibaren kendisini hissettiren parti içi muhalefeti zayıflatmak için, birtakım değişimlerin gerçekleşeceğinin sinyallerini vermeye başlamıştır. Parti içi muhalefet bu konuda 1945 yılında daha baskıcı bir rol oynamıştır. CHP’nin 17 Haziran 1945 milletvekili ara seçimlerinde aday göstermemesi partinin çok partili siyasi hayat konusundaki bakışında çok katı olmadığını göstermiştir.

Yeni kurulacak muhalif bir partinin meclis içerisinden, özellikle CHP saflarından ayrılacak muhalifler tarafından oluşturulacağı düşünülüyorken, Dörtlü Takrir’in reddi ve 17 Haziran 1945 seçimleri üzerinden çok geçmeden siyasi çevreleri şaşırtan bir sürpriz gelişme meydana gelmiştir. Meclis dışından, hükümete muhalif bir partinin kuruluşu için çalışmalar başlatılmıştır.

Yrd. Doç. Dr. Ercan HAYTOĞLU

Pamukkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

1945’TE ÇOK PARTİLİ SİYASİ HAYATA GEÇİŞTE BİR İLK – MİLLİ KALKIN MA PARTİSİ.pdf

TARİH : KAZAK DİLİ VE 1990’LARDAKİ YENİ DİL POLİTİKASI


Turk_Dunyasi-095

KAZAK DİLİ VE 1990’LARDAKİ YENİ DİL POLİTİKASI

Son yıllarda dünya dillerinin dörtte biri 1.000’i aşkın, tüm dillerin yarısı da 10.000’den fazla konuşanını kaybetmiştir. 1926 sayımına göre SSCB’de 194 milliyet ve etnik grup yaşamaktaydı; 1979 sayımında ise bu sayının yalnızca 101 olduğunu görmekteyiz. Bir dili konuşan yalnızca 50-100 kişi varsa, bu dilin bir kuşak içinde yok olacağı varsayılır.[1] Bu olumsuz dinamikler son 50 yılda konuşan sayısında düşme görülen dillerin yok olması ile sonuçlanacak hızlı bir sürecin dışa vurumu olarak görülmektedir.[2] 21. yüzyılın sonunda ise var olan dillerin yalnızca %10’u hayatta kalacaktır.[3]

Bir dilin en az bir kişinin bu dili kullanmasına bağlı olarak hayatta kaldığı düşünüldüğünden, bu türlü konular büyük ölçüde dilin canlılığı sorunun az sayıda konuşana sahip olan dillere ait olduğu düşüncesi sonucu ortaya atılmıştır. "Doğal olarak az konuşana sahip olan diller oldukça hızlı şekilde ölür, ancak çok sayıda konuşana sahip olan diller de kendilerini tehlikeli bir konumda bulabilir.”[4] Gerçekte dilin canlılığı yalnızca dil sayısındaki ya da dili konuşanların sayısındaki azalmayla doğrudan bağlantılı değildir; bunun yanı sıra, bir milyondan fazla konuşana sahip olan dilleri etkileyen diğer etkenlere de bağlıdır.

Bu konu, ilk olarak tüm dillerin eşit olduğunu ortaya koyup daha sonra "ulusal dillerin gelişiminin yavaşlatılıp, bastırılmasına” yol açan Rusçanın yaygın olarak desteklenmesiyle şekillenen Sovyet dil politikasının sıkı baskısını hissetmiş dil örnekleriyle gösterilebilir.[5] Kazak dili de bu dillerin arasındadır. Resmi-siyasi etkinlik çerçevesinden uzaklaştırılmıştır ve Sovyet dönemi boyunca Kazak dili için canlılık sorunu son derece büyük öneme sahip olmuştur.[6]

Bununla beraber, bir dilin canlılığının korunması yalnızca konuşan sayısına bağlı bir konu olmayıp, bu dilin tüm düzeylerde gelişmiş ve istikrarlı normlara sahip ulusal edebi bir dil olarak tam anlamıyla işleyişine de bağlıdır. Bu yüzden, canlılık sorunu her dilin karşılaşabileceği bir sorundur; ara dil kadar yerel dilde de, dünya dili kadar yarı Çince yarı İngilizce dilde de, yazı geleneği olmayan bir dil kadar yazılı dilde de.

Kazak dilinin canlılığındaki azalma kendisini nasıl gösterir? Canlılığı ölçen nesnel yöntemler var mıdır ve bunu değiştirmek için nesnel temeller ve olanaklar bulunmakta mıdır?

McConell’e[7] göre, bir dilin canlılığını gösteren pek çok gösterge vardır; bunlardan en temeli bir dilin sosyal işlevlerinin sayısı ve farklı iletişim alanlarında dilin kullanım yoğunluğudur. Bir dilin sosyal işlevlerinin sayısı ve canlılığı arasında doğrudan bir ilişki vardır, bu da en önemli sosyal alanlardaki ana işlevlerine bağlı olarak ölçülür: Eğitim, bilim, kitle iletişim araçları, yasal sistem, endüstri, idari alan, sosyal-siyasal alanlar ve din.

W. Stewart, R. Bell ve pek çok diğer kişi için dilin canlılığını tanımlayan etken bu dilin yaşayan konuşanlarının bunu her gün kullanıp kullanmadığıdır.[8] Mihal’chenko etnik olarak kendini tanımlamayı ve konuşmacıların değerlerini de içeren bir dizi sosyal, kültürel, demografik ve ekonomik etken ortaya koymuştur.[9] Halk zanaatları, sanatlar ve özellikle de edebiyatın farklı türlerini (roman türü, din, iş ve eğitim alanları) içeren geleneksel kültür alanı, bir dilin canlılığının korunması açısından son derece önemlidir.[10] Mihal’chenko dilin canlılığı ve farklı edebi türlerin varlığı arasında doğrudan bir bağlantı kurar ve bu etkenin dilin etkinliğini ortaya koyduğunu iddia eder. Dilin canlılık özelliklerine ek olarak konuşanların dilbilimsel yeteneklerinin oluştuğu eğitim alanını da eklemeliyiz.

Eski SSCB’nin yok olan dillerinin analizinde, Kibrik, bir ucunda hasta dillerin diğer ucunda da "ölü” dillerin olduğu bir terazinin ortasına yerleştirir, "hasta” diller bu terazinin iki tarafına doğru da hareket edebilir.[11] Kibrik dilsel canlılığın en göze çarpan etkenlerini şöyle sıralar: Belirli bir etnik grubun üye sayısı, bu etnik grup dilini konuşanlarının sayısı, konuşmacılar arasındaki yaş farklılıkları, evliliklerin etnik karakteri, okul öncesi eğitim, konuşanların doğal ortamları, etnik grubun sosyal yapısı, okuldaki öğretim dili ve devlet dil politikası.

Bu listeye etnik grup üyeleri ve dili konuşanlar arasındaki ilişkiyi, genç kuşakta dili konuşanların sayısını, iki dile sahip bireylerin sayısını ve etnik grup içerisinde tek dile sahip bireylerin yokluğu/varlığı, iki dilli olma özelliği ve niteliği, dil standartlığı derecesi ve sosyal altyapıda dili destekleyen geçerli programların varlığını (eğitim kurumları, matbuat, TV ve radyo medya; kitap basımı vs.) da eklemeliyiz.

Yukarıdakileri ve Kazak dilinin işleyiş koşulları ile sosyo-dilbilimsel parametreleri göz önünde bulundurduğumuzda Kazakistan’daki dil politikasının değiştirmeye çalıştığı Kazak dilinin[12] canlılığı konusundaki ana nesnel özelliklerin genel ve sistemli[13] bir listesini elde ederiz:

1. Sosyal siyasi göstergeler, Kazak dilinin yeri ve teşekkülüne ilişkin odaklanmış dil politikası, Kazak dilinin gelişmesi ve desteklenmesi için işleyen devlet programlarının varlığı, Kazak dilinin tam anlamıyla işleyişinin sosyal altyapısının geliştirilmesi (eğitim kurumları, matbuat, TV ve radyo medya; kitap basımı vs.) ve diğer göstergeleri içerir.

2. Sosyal demografik göstergeler, diğer dilsel toplumlara göre Kazakça konuşanların sayısı, etnik Kazakların sayısına oranla Kazakçayı ana dili olarak konuşanların sayısı, genç kuşak arasında Kazakçayı ana dili olarak konuşanların sayısı ve Kazakça-Rusça bilen çift dilli bireylerin sayısı ile tek dilli bireylerin (örneğin yalnızca Kazakça konuşanların sayısı) sayısı arasındaki ilişkiyi içerir.

3. Dilbilimsel göstergeler, Kazak dilinin edebi standardı, dilbilimsel normun gelişme ve istikrar derecesi, altyapısal parametreler (dilbilimsel yeniliklerin hızlı yayılması, diğer dilin etkilerine direnci, ticaret-spesifik terminolojilerin varlığı, sözlük gelişiminin dinamikleri vs.), kitlesel çift dilliliğin tip ve karakteri, lehçelerin varlığı (lehçelerin sayısı ve bunların farklılık dereceleri), Kazakça-Rusça ve Rusça-Kazakça çift dillilik tipleri arasındaki ilişki, iki dilin karışmasının muhtemel nedeni olan Kazak dilinin üstünlüğünün az olduğu kitlesel çift dillilerin varlığı ve diğer göstergeleri içerir.

4. Sosyo-işlevsel göstergeler, Kazak dilinin sosyal işlevlerinin sayısı ve sosyal yaşamın en önemli alanlarında kullanım yoğunluğu ile ölçülür. Bu alanlardan ilki eğitimdir (dilbilimsel yeteneğin oluştuğu ana alan), daha sonra bilim (insan bilimleri ve doğal/teknik bilimler), kitle iletişim araçları, idari etkinlikler, hukuki sistem, endüstriyel kurumlar vs. gelir. Ulusal-kültürel göstergeler bu gruba yakındır ve geleneksel sanatları, el sanatlarını, tiyatro, sinema, din, Kazak dilindeki farklı edebi türlerin (roman, felsefe, din, iş, eğitim, sözlük gibi alanlar) varlığını içerir.

Bazı durumlarda Kazak dilinin canlılık göstergeleri nicel olarak tanımlanabilir (örn. Sosyo- demografik ve sosyo-işlevsel göstergeler).[14] Diğer durumlarda, bu göstergelere Kazakistan’ın yeni jeopolitik koşulları ve dilsel politikaların ışığı altında dilbilimsel durumların genel nitelikleri verilebilir. Yine diğer bazı durumlarda da, bu göstergeler Kazak dilinin canlılığını arttırmak için devletin çabaları olarak da tanımlanabilir. Kazak dilinin canlılığı konusunda yukarıda sıralanan özelliklerin tümüne değinmeye çalışmadan, Kazak dilinin en "hassas” özelliklerinden bazılarına değineceğiz ve Kazak dilinin canlandırılma olasılığı açısından yeni dil politikasının ana yönlerinin sonuçlarını araştıracağız.

Kazak dilinin canlılığının yukarıdaki etkenlere bağlılığını tanımlamak için, sosyo-dilbilimsel durumun genel parametrelerini de göz önünde bulundurmak zorundayız: Kazakistan’daki dil sayısı, Kazak ve Rus dilleri arasında sosyal işlevlerin dağılımı, dillerin bölgesel-sosyal ilişkileri ve daha bir çoğu.

Kazakistan, 100’ün üstünde etnik grubun ve farklı genetik sınıflara ve yapısal özelliklere sahip dillerin var olduğu çok dilli bir toplumdur. Etnik gruplar arasında, Türk dili konuşanlar (Kazaklar 7.985.039, Özbekler 370.663, Tatarlar 248.954, Uygurlar 210.365, Azeriler 78.295, Türkler 75.993, Başkurtlar 23.225, Çuvaşlar 11.851, Kırgızlar 10.897, Ahıska Türkleri 2.761, Karakalpaklar 1.497, Kırım Tatarları 1.006, Gagauzlar 678, Altaylar 462 ve diğerleri) ve Slav dilleri konuşanlar (Ruslar 4.479.620, Ukraynalılar 547.054, Belaruslar 111.927 ve diğerleri) baskındır. Yine Almanlar 353.441, Çeçenler 317.999, Koreliler 99.665, Kürtler 32.764, Polonyalılar 47.297, Tacikler 25.659 ve Kazakistan’da yaşayan diğer etnik gruplar da vardır.[15]

İlk bakışta, yukarıdaki veriler Kazak dilinin bütünsel ve yaygın birçok dillilik içinde yaşadığı izlenimini verir. Ancak gerçekte, Kazakistan nüfusunun çok dilli bir toplum özelliği göstermesine rağmen, dillerin dağılımı demografik ve işlevsel açıdan baskın olan iki dilin yararına gelişmiştir: Kazakça ve Rusça, çünkü dilsel toplumların büyük bölümü coğrafi açıdan dağınık olup ulusal/bölgesel idari birimlere sahip değillerdir. Kazak nüfusunun yoğun olması, Kazak dilinin canlılığı açısından önemlidir. Çok geniş topraklara dağılmış olan Kazaklar iletişimsel tembelliğe bağlı olarak prestijini koruyan güçlü Rus dili ile düzenli dilsel ilişkiye sahiptir. Bu, Kazak dilinin canlılığı açısından zararlı bir etkeni görmemizi sağlamaktadır. Yani, Kazakistan’ın dilbilimsel portresinin özelliği yalnızca genetik ve tipolojik açıdan farklı dillerin varlığı ile ortaya çıkmamış olup, bunun yerine tek bir iletişim alanında farklı iletişimsel güçlere sahip Kazak ve Rus dillerinin birlikte yaşamasıyla ortaya çıkmıştır. Bu yüzden, Kazak dilinin canlılığı yalnızca dilsel durumun nesnel göstergeleri ile değil, aynı zamanda Kazak dilinin şu anki durumunun güvenli olup olmadığına, Kazak dilinin statüsüne, devlet tarafından ne tür bir Kazak dilini iyileştirme politikasının izleneceği ile de tanımlanır.

Kazakistan’daki dilsel durumun iyileştirilmesi dillerin işlevsel statülerinin yasal düzenlemesi ile başlamıştır: Kazak Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ndeki Anayasa ve Dil Yasası (22 Eylül, 1989) Kazak dilinin devlet dili olduğunu ve Rus dilinin de etnik gruplar arası iletişim dili olduğunu ortaya koymuştur. Kazakistan Cumhuriyeti’ndeki Diller Yasası (11 Temmuz, 1997), Kazak dilinin devlet dili olduğunu tasdik etmiş ve Rus dilinin kullanımını da; "Hükümet örgütlerinde ve yerel hükümetlerde, Rus dili resmi olarak Kazak dili ile eşit derecede kullanılır” ifadesiyle netleştirmiştir. Kazakistan dil yasasının özellikleri onun çok konulu olma özelliğinden kaynaklanır, çünkü bu kanunlar yalnızca bir milletin dili için değil, Rus dili ve Kazakistan’daki diğer diller için de düzenlemelere yer vermiştir. Buna ek olarak, devlet dili nosyonu da oldukça değişmiştir. Şimdi devlet dili ülkenin tümünde sosyal ilişkilerin tüm alanlarında faaliyet gösteren hükümetin yürütme, yasama ve yargı organlarının dili olarak tanımlanır ve etnik gruplar arasındaki yakınlaşmanın bir etkenidir. Bu nosyon, dilbilimsel düzenlemenin ana yönünü tanımlar Rus dili tarafından hakim olunan alanlarda Kazak dilinin yaşayabilmesi için gerekli koşulların yaratılması ve vicdan.

Kazakistan Cumhuriyeti’nde Dil Politikası Kavramı (4 Kasım, 1996),[16] Dillerin Gelişmesi ve Kullanılması İçin Devlet Programı (5 Ekim, 1998),[17] 2001-2010 dönemi için Dillerin Gelişimi ve Kullanılması için Devlet Programı (17 Şubat, 2001)[18] gibi belgeler ülkede dilsel alanın oluşumu ilkesini barındırır ve üç stratejik yönde dilsel planlamayı gerçekleştirmeyi hedefler: Devlet dilinin sosyo-iletişimsel işlevlerinin genişletilmesi ve güçlendirilmesi, Rus dilinin ortak kültürel işlevlerinin korunması ve Kazakistan’daki diğer dillerin geliştirilmesi.

Kazak dilinin devlet dili statüsü kazanması, Kazak dili açısından yararlı bir durumun ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur; dilsel normalleşme sürecinin teşvik edilmesine, Rus ve Kazak dilleri arasındaki işlevsel ilişkinin düzenlenmesine, sosyal açıdan önemli alanlarda gerekli oranda Kazak dilinin kullanılmasına ve ülkedeki sosyo-dilsel durumun olumlu yönde evrimine yardımcı olmuştur. Dil politikasındaki ve Kazakistan’daki sosyo-politik ve kültürel dönüşümlerdeki değişimler yalnızca Kazak dilinin kullanımına değil, aynı zamanda onun teşekkülüne de yansımıştır. Kazak dilinin kamusal siyasi söyleminde kullanımına ve bilimsel-teknik bilginin yayılmasına bağlı olarak dilin kendisinde hızlı ve görünür değişimler yaşanmıştır.

Şu an dil politikasının, dil planlamasının ve dil oluşturulmasının Kazak dilinin standartlaşmasında ve işlevsel statüsünde nasıl bir etkiye sahip olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Kazak dili kullanım alanının genişletilmesini hedefleyen Kazakistan’da yeni bir dilsel durum yasal olarak oluşturulmaktadır. Buna paralel olarak, Kazak dilini modernleştirme, terminolojiyi normalleştirip ortak bir yere götürme, temelde Rusçadan ödünç alınan kelimeleri eleme, Kazak kelimelerini pasif sözlükten aktife dönüştürme ve Kazak dilinin var olan modelleri temelinde yeni kelimelerin yaratılması sonucunda sözlüğü ortak Türkçe kaynaklar ve lehçeleri ile yenilemek yönünde adımlar atılmıştır.

Halk arasında dilsel bilgiyi yaymak amacıyla özel sistematik önlemler kitle iletişim araçlarında alınmaktadır. Ancak Kazak dilinin devlet dili statüsüne, dil politikasının ana yönlerini tamamlama amacı taşıyan farklı programların ve mekanizmaların geliştirilmesine rağmen bu çabaların etkinliğini azaltan yetersiz parasal ve pratik destek bulunmaktadır. Bu yüzden yasal statü gerçek durumla örtüşmemektedir.

Yukarıdaki ifadeyi Kazak dilinin canlılığına ilişkin sosyal-demografik ve sosyal-işlevsel göstergeler ışığında açıklayalım. Kazakistan’daki ve Kazak sınırları ötesindeki Kazakça konuşanlarla ilgili bilgiler çelişkilidir. Bunun nedeni, bazı bölgeler ve ülkeler için herhangi bir bilginin olmamasıdır (Astrahan, Omsk, Kemerov ve Rusya’nın diğer bölgelerinde yaşayan Kazakların sayısına ilişkin son dönemlerde yapılan bir sayım olmamıştır; İran, Afganistan ve diğer ülkelerde yaşayan Kazaklara ilişkin veriler de net değildir). Etnik Kazakların ve Kazakça konuşanların sayısının genelde eşit olmasından dolayı, Kazak dilini konuşmayan Kazakların sayısı konusunda net bir veri bulunmamaktadır. Kazak dilini baskın dil olarak kullanan çift dilli bireylerin ve Kazakçayı ikincil dil olarak kullanan Kazakların sayısı üzerine veriler de çelişkilidir.

Burada farklı kaynaklardan veriler bulunmaktadır. Dünyadaki 6604 dil arasında (1994 Dünya Dil Atlasına göre 6796), en küçük grupta bir milyondan fazla konuşanla 283 dil bulunur. 8 milyon konuşana sahip olan Kazak dili bu grup içinde 93. sırada bulunur. 8 milyon Kazakça konuşan nüfusun 6.5 milyonu Kazakistan’da (bunlardan %98’i Kazakçayı ilk dili olarak kabul eder), 1.2 milyonu Çin’de, 100.000’i Moğolistan’da vs. yaşar (Dünya Dilleri Etnolojisi 1992). Baskakov ve Nasırova[19] Rusya Federasyonu’nda yaşayan Kazakların coğrafi açıdan ne kadar dağınık biçimde yaşadıklarını tanımlarlar. Rusya’da yaşayan 635.000 Kazak vardır; bunların %63’ü kırsal alanlarda, %37’si de kentsel sakinler olarak yaşarlar. Mekieva Rusya’nın Orenburg bölgesinde yaşayan Kazakların sayısının 111.000 olduğunu ve bazı bölgelerde sayılarının Ruslarınkine eşit olduğunu, hatta onlarınkini geçtiğini belirtmiştir.[20] Boeschoten’e göre, 1998’de Kazakistan’da 7.3 milyon, Çin’de 1 milyonun üzerinde, Özbekistan’da 900.000, Moğolistan’da 100.000, Türkmenistan’da 80.000, Afganistan’da 2.000 Kazakça konuşan kişi yaşamaktaydı.[21] Musayev’e göre, 1994’te 8 milyonu Kazakistan’da, 1 milyonu Çin’de, 1 milyonu Rusya’da, 1 milyonu Özbekistan’da ve diğer ülkelerde yaşayan 11 milyondan fazla Kazakça konuşan kişi bulunmaktaydı.[22]

Resmi kaynaklara göre, son kırk yılda Kazakların sayısındaki artışa ilişkin dinamik şöyledir: 1970’de 4.28.395, 1979’da 5.293.377, 1989’da 6.496.858, 1999’da 7.985.039. 1999 nüfus sayım verilerine göre ülkedeki Kazak sayısı 1.488.200 oranında (%22) artmıştır ve Kazakların oranı %40’tan, %53.4’e yükselmiştir. Kazakistan’daki bölgesel farklılıkları da göz önünde bulundurmak zorundayız. Nüfus artışı yalnızca Güney Kazakistan’da Kızılorda ve Atirau Bölgelerinde yaşanmıştır. Bunun tersine, Akmola, Kuzey Kazakistan, Karaganda, Pavlodar, Qostanaj ve Doğu Kazakistan nüfusunda düşme görülmüştür.

Genel olarak, geçtiğimiz on yıllarda, Kazakistan’daki ve yurt dışındaki etnik Kazak sayısında büyük oranda artışlar görülmüştür. Bu Kazak dilinin canlılığı sorunun önemsiz hale geldiği anlamına gelmez, çünkü canlılık derecesi etnik grup içi sayıya bağlı olarak değil Kazak etnik grubu içinde Kazakça konuşanların sayılarının oranı ile tanımlanır. Resmi nüfus sayımı ve istatistik verilerine göre, Kazak dilini ana dili olarak benimseyenlerin oranı 1970’de %98, 1989’da %97’dir.[23] 1999 nüfus sayımı verilerine göre, Kazak dili konuşanların Kazakların genel sayısına oranı artmıştır ve %94.4 olmuştur.

1994 ve 1996 yıllarında Arenov ve Kalmıkov tarafından yürütülen sosyolojik veri çalışmaları ise yukarıdaki rakamlarla örtüşmez. Sırasıyla Kazakların 1994’te %71 ve 1996’da %74.4’ü Kazakçayı akıcı şekilde konuşabilir, yazabilir ve okuyabilir; %17.5 ve %14.4’ü okuyup, konuşabilir ancak yazamaz; %7 ve %6’sı kısmen Kazakça iletişim kurabilir; %1 ve %2.9’u biraz Kazakça anlar ancak konuşamaz; %2 ve %0.8’i yalnızca sözlük yardımıyla yazabilir ve %1.5 ve %1.1’i hiç Kazakça bilmez. Yani; Kazaklar arasında Kazakça bilenlerin sayısı 1994’e göre 1996’da artmıştır, yine eğer Kazak dili ile az da olsa iletişim kurmayı başarmış insanları Kazak dilinde akıcı konuşma ile eşdeğer tutarsak, Kazakların %96.3’ü (1994’de %95’i) Kazak dilini akıcı konuşur ve %89.1’i (1994’de %88.5’i) Kazak dilini akıcı şekilde konuşur ve yazabilir. Eğer yalnızca akıcı şekilde konuşanları, okuyup yazabilenleri göz önüne alırsak nüfusun %36’sı Kazakçada yeterli olarak görülebilir. Eğer Kazakça konuşma yeteneği ile akıcı şekilde konuşmayı eşdeğer kabul edersek, nüfusun %51.1’inin Kazak dilini bildiği kabul edilir; 1994’te ise bu rakam %49.6’dır.[24]

Arenov ve Kalmıkov[25] Kazak halkı içinde Kazakça ve Rusça bilme oranları arasında farklılık olduğunu ortaya koyar. Rus dili bilme düzeyi Kazak dili bilme oranından 2.4 kat daha yüksektir. Genel olarak, Arenov ve Kalmıkov Kazak dilini iyi bilir hale gelme sürecini istikrarlı olarak değerlendirir ve bu sürece bir tarafta Kazak dilini oldukça iyi bilen Kazakların, diğer tarafta ise Kazak dilini hiç bilmeyen artan sayıda insanın (Kazak dilini bilen Rus sayısı 1994’teki oranı olan %8.5’ten 1996’da %7.7’ye düşmüştür) eşlik ettiğini ortaya koyarlar. Hasanov 1992 yılı için şu rakamları verir: Kazakların %63’ü Rusçayı, Ruslardan ise %1’i Kazakçayı bilmektedir.[26]

Silver, tek bir etnik grubun ya da farklı etnik grup temsilcilerinin dil bilme özelliklerini anlamak için nüfus sayım verilerini yorumlama konusunda bir yöntem önermiştir.[27] Kişinin etnik grup dilini bilme düzeyine göre 4 farklı grup saptamıştır. Eğer çift dillilikteki baskın dil kavramını bu sınıflamada uygularsak, Kazaklar için durum aşağıdaki gibidir. İlk olarak, yalnızca Kazakça konuşan asimile olmamış tek dilli bireyler vardır. İkincisi, Kazakça baskın dil olmak üzere asimile olmamış çift dilli bireyler vardır. Üçüncüsü, Rusça baskın dil olarak asimile olmuş çift dilli bireyler vardır. Son olarak, yalnızca Rusça konuşan asimile olmuş tek dilli bireyler vardır. 1989 nüfus sayım verilerine göre, Hur Silver’ın formülünü farklı etnik gruplar için dil bilme düzeyine göre değerlendirmiştir, buna göre Kazaklar için veriler şöyledir: ilk grup için %39.6, ikinci grup için %60.95, üçüncü grup için %0.25 ve son grup için %0.12. SSCB’deki Kazaklar için çift dillilik düzeyi %60.3’tü.[28]

Bu veriler farklı şekillerde yorumlanabilir. İlk olarak, dilsel topluluğun yıkılması ve dilsel, kültürel gelenekte kırılma olarak yorumlanabilir. Sovyet döneminde dilsel toplum homojen değildi; kuşak çizgilerine göre katmanlara ayrılmıştı, kültürün kuşaklar arası transferi de zor ve müdahaleye müsait hale gelmişti. Geçmişte, kuşaklar arasındaki iletişim zordu, çünkü yaşlı kuşak Rusça bilmiyordu ve şehirlerdeki Kazakça bilmeyen ebeveynler de Kazak çocuk yuvalarına ve okullarına gitmekte olan çocuklarıyla iletişim kuramamaktaydı.

Yukarıda da belirtildiği gibi Kazak dilinin canlılığının önemli bir göstergesi genç kuşaklar arasında Kazakça konuşanların sayısıdır. Ancak ne yazık ki; çocuklara ilişkin her hangi bir sosyo- dilbilimsel çalışma bulunmamaktadır, bu konuda yalnızca ebeveynlerden elde ettiğimiz dolaylı bilgiler mevcuttur. Arenov ve Kalmıkov Kazak ebeveynlerin %37’sinin Kazak dilinin öğretim dili olduğu okulları, %42’sinin Kazak dilinin öğretim dili olduğu liseleri ve meslek okullarını, %43.3’ünün Kazak dilinin öğretim dili olduğu üniversiteleri tercih ettiğini ortaya koymuştur.[29] Bu veriler temelinde Kazaklar arasında Rus dilinin konumunun güçlendiğini ve Kazak dilinin prestij düzeyinin ise düştüğünü iddia etmektedirler.

Son dönemlerdeki resmi belgelerden birinde, Kazak dilini öğretim dili olarak kullanan çocuk yuvalarının sayısının azaldığı belirtilmektedir. 2000 yılında 1158 (%25) civarındaydı, yani en genç ve dilsel açıdan en aktif kuşak devletin düzenleyici kontrol alanı dışında kalıyordu.[30]

Bu türlü bir durum Kazak dilinin ciddi bir yarası olarak kabul edilebilir, çünkü eğer genç kuşak bir dili konuşursa, bu dil en az 40-50 yıl için ölmez ancak eğer genç kuşak dili konuşmazsa daha kısa sürede dil ölecektir. Bu yüzden Kazak dilinin acil önlemler sistemine ihtiyacı vardır.

Bu süregelen krizin bir başka endişe verici belirtisi de Kazak-Rus çift dilliğinin tipi ve Kazak dilinin daha düşük seviyede akıcı olduğu çift dilliğin varlığıdır. Bu Kazak dilinin yarı Kazakça yarı Rusça haline gelmesinin muhtemel nedenleri arasında olabilir.

Sovyet dilbiliminde, çift dillilik hangi dilin ana dil olduğuna bağlı olarak ikiye ayrılmıştır, Rusça ya da diğer dil. Bu yüzden, ana dil Kazakça, Litvanya dili, Gürcüce, vs. olduğunda bu ulusal dil, Rusça çift dilliği oluyor, ana dil Rusça olduğunda ise Rusçaulusal dil çift dilliği oluyordu. Bu ayırım çift dilliğin herhangi bir önemli özelliğine dayanmaz, ancak bu farklılığa bağlı olarak Sovyet çift dillilik teorisinde bazı basitleştirmeler yer almaktaydı. İlk olarak, bu ana dil nosyonunu ve ulusal diller ve Rus dili arasındaki zorunlu zenginleştirmeyi, ulusal dil-Rusça ve Rusça-ulusal dil çift dilliği eşitlik ilkesini, uyumlu çift dillilik ilkesini içerir ve kitlesel ve uzun süren çift dillilik esnasında bu dillerden herhangi birinin yok olma sorununu yok sayar. Herhangi tip bir çift dillilikte, dillerden birinin baskın olacağı bilinmektedir. İletişim halindeki diller kolayca anlaşmazlık içindeki dillere dönüşebileceğinden,[31] gerçekte resmi olarak ilan edilen tüm dillerin eşit şekilde kullanılacağını ön gören Sovyet dil politikası Kazak dilinin işlevsel sağlığını ve iletişim gücünü azaltmıştır ve Rus dilinin desteklenmesiyle tamamen kötü bir duruma gelmiştir.

Bir dilin varlığının farklı şekillerinin kombinasyonu, yani dilin durumu dillerin canlılığı açısından oldukça önemli bir faktördür. Aşağıda sıralananlar Kazak dilinin en önemli var olma şekilleridir: 1) Edebi olarak kodlanmış dil (yazılı ya da sözlü), 2) Halk arasında konuşulan dil (kodlanmamış olup, süper diyalektik ve ortak şekilde anlaşılan doğaya sahip), 3) Bayağı dil (sözlü, kodlanmamış, edebi dil sınırları dışında, günlük konuşmaların içinde yer alan), 4) Bölgesel lehçeler, 5) Sosyal lehçeler (mesleki diller, grup jargonu ya da argo) ve 6) Karışmış diller (ya da karışmış formlar).

Nüfusun çift dile sahip kısmını şekillendiren varlık formlarının incelenmesi, Kazak dilinin canlılığının değerlendirilmesi açısından büyük öneme sahip olacaktır. Bir "dilin bilinmesinden” tam olarak ne anlıyoruz? Eğer akıcı şekilde konuşma, yazma ve okumayı kastediyorsak, Kazakların yazma, okuma ve konuşma yetenekleri açısından yetersiz olan %25.3’ü Kazak dilinin yazınsal formuna sahip değildir. Bu veriler, ana dillerinin edebi türlerini bilen Kazakların sayısının %20-25’i geçmeyeceğini iddia eden Baskakov’un fikriyle de örtüşür.[32]

Bu kadar yüksek bir rakam, ana dillerinin yazınsal türlerini bilmeyen ülkedeki Kazak nüfusun dörtte birinin kendilerini Kazak dilinin konuşma dili ve bayağı türü ile sınırladığını göstermektedir. Nüfusun bu kesimi "yüksek risk grubu” olarak tanımlanır. Bu grubun temsilcileri "Kazak konuşma dili- Rus yazınsal dili” gibi çift dilli kombinasyonları yansıttığından, Kazak nüfusunun dörtte biri arasındaki bu türlü kombinasyonlar Kazak dilinin canlılığını olumsuz açıdan etkileyebilir.

Eğer yukarıdakileri belirli bireylere uygularsak, bilim adamı ve inşaat işçisi tarafından konuşulan Kazak dil şekilleri arasındaki zıtlıkların ne kadar belirgin olduğunu görürüz. Bu durum kentsel Kazak günlük dilinin tüm düzeylerde Rusçanın yoğun etkisine girmesiyle daha da şiddetlenir.

Kazak dilinin canlılığının diğer bir önemli sosyo-işlevsel göstergesi de dilin kullanım alanlarıdır. Kabul edilen ortak görüş dilin hiçbir işlevsel çeşidinin ya da alan tipinin önemsiz kabul edilemeyeceğidir.[33]

Eğitim alanında Kazak ve Rus dillerinin sosyal işlevlerinin oransız dağılımı açık şekilde görülebilir. SSCB’nin dil politikasının bir sonucu olarak Kazak dili, yüzeyde tam anlamıyla işlediği izlenimini verdi, ancak gerçekte bu açıdan "işlevsel sağlığın” en önemli özelliklerini yitirdi. Kazakça eğitim veren okulların sayısının kademeli olarak artmasına rağmen, 2000 yılında bu sayı tüm okulların %43’ü oranında kaydedilmiştir, bölgesel dağılımları ve kentsel ve kentsel olmayan alanlardaki dağılımları dengesizdir. Yüksek öğrenim düşünüldüğünde, üniversitelerde Kazak dilinde eğitim veren 75’ten fazla branş bulunmaktadır. 2000 yılında, öğrencilerin yaklaşık %32’sine Kazakça, yaklaşık %68’ine ise Rusça öğretiliyordu. Bugün dilsel durum konusunda hükümetin anlayışını ve bu durumu düzeltme yönündeki çabalarını izleyebiliyoruz (Örneğin en son dönemlerdeki resmi belgelere bakınız).

Kazakistan’daki dil politikası devletin, devlet dilinin canlılığına göstermiş olduğu tutumun ifadesidir. Siyasi kararlar aşaması tamamlanmıştır, anayasal ve yasal olarak Kazak dilinin statüsü devlet dili olarak belirlenmiştir. Kazak dilinin yapılandırılması konusunda bir takım başarılı çok yönlü işler bulunmaktadır. Kullanım alanı ve sosyal işlevler repertuarı genişlemektedir, Kazak dili de yaygın şekilde kullanılmaktadır.

Bu yüzden, Kazakistan’daki dil politikasını merkezileşmiş olarak tanımlayabiliriz, çünkü; yalnızca devlet tarafından yürütülmektedir ve zorunlu önlemler sistemi üzerine oturmuştur.

Perspektife sahip olduğunu söyleyebiliriz, çünkü varolan dilsel durumu değiştirmeyi hedeflemiştir; uluslararası olduğunu söyleyebiliriz, çünkü ana stratejik yönleri Kazak dilinin, Rus dilinin ve tüm etnik grupların dillerinin gelişmesi doğrultusundadır ve son olarak yapıcı olduğunu da söyleyebiliriz, çünkü Kazak dilinin işlevlerini ve alanını genişletmeyi, yaşamsallığının geliştirilmesini hedeflemiştir.

Prof. Dr. Eleonora SÜLEİMENOVA

Kazakistan Devlet Üniversitesi El-Farabi / Kazakistan

Doç. Dr. Dana K. AKANOVA

Chicago Üniversitesi Slav Dilleri ve Edebiyatları Bölümü / A.B.D.

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 19 Sayfa: 408-414

Dipnotlar :

[1] Plungyan, V. (2001), "Lingvistika Katastrof”, in Itogi, No. 30, 6.01.2001.

[2] Crystal, D., "The Cambridge Encyclopedia of Language, Cambridge: Cambridge University Press (1997: 288-289).

[3] Leman, K., "Dokumentacija jazykov, nahod’aschihs’a pod ugrozoj vymiranija. Pervoocherednaja zadacha lingvistiki”, Voprosy Jazykoznanija, No. 2, Moskow, (1996: 180-181).

[4] Alpatov, V. M. (2000), 150 Jazykov i Politika: 1917-2000. Sociolingvisticheskie Problemy SSSR i Postsovetskogo Prostranstva, Moscow: Kraft+IV RAN, (2000: 24).

[5] Baskakov, N. A., Nasyrova, O. D. (2000), "Jazykovye situacii v t’urkojazychnyx respublikax Rossijskoj Federacii. Kratkij sociolingvisticheskij ocherk”, Jazyki Rossijskoj Federacii i novogo zarubezhja: status i funkcii, Moscow: Editorial URSS, (2000: 35).

[6] Bakınız dokümanlar koleksiyonuna: 1921-1990 Kazakistan’da Dil Politikası, Jazykovaja Politika v Kazakhstane (1921-1990 gody). Quzhattar Zhinayy (1997) Pod red. E. Suleimenovoj, Almaty: Qazaq universiteti. Ve Suleimenova E. D. (1997) Jazykovaja Situacija v Kazakhstane, in Jazyk, kul’tura i obrazovanie: status russkogo jazyka v stranax mira, Moscow-Washington.

[7] McConell, G. D. (1966), "A Model of Language Development and Vitality”, Indian Journal of Applied Linguistics, 1966, (Ed. ) U. S. Bahri New Delhi, vol. 22, No. 1, January-June.

[8] Bell, R. T. (1980), Sociolingvistika. Celi, Metody i Problemy, Moscow: Mezhdunarodnyje otnoshenija.

[9] Mihal’chenko, V. U, "Problema vital’nosti jazykov malochislennyh narodov Rossii”, Jazykovaja situacija v Rossijskoj Federacii, Moscow, (1992: 39-43).

[10] Solncev, V., Mixal’chenko V., "Vvedenie”, Pis’mennye Jazyki Mira. Jazyki Rossijskoj Federacii. Sociolingvisticheskaja enciklopedija, Moscow: Academia, (2000: XIII).

[11] Kibrik, A. E. Ocherki po Obschim i Prikladnym Voprosam Jazykoznanija. Universal’noe, Tipovoe i Specificheskoe v jazyke, Moskow: URSS, (2000: 67-71).

[12] Dilin canlılığının nesnel göstergeleri dil toplumunun değerleri ve tutumları, etnik bilinci ve kendini tanımlaması -hem kentli Kazakların büyük bölümünde görülen dilin kaybolması durumunda hem de ana dil olarak korunması durumunda- ile belirlenir.

[13] Doğal olarak bu liste dilsel durumun tüm yönlerini tanımlamadığından, her şeyi kapsamaz.

[14] Dil canlılığının nicel açıdan değerlendirilmesi yöntemi McConell tarafından 1996’da önerilmiştir.

[15] Qazaqstan Respublikasi Xalqinin Ulttiq Qurami. Qazaqstan Respublikasindayy 1999 Zhylyi Qaliq Sanaymi< Qori’tindilari’, Almaty, (2000: 67).

[16] Qazaqstan Respublikasindayy til sajasati. Jazykovaja politika v Respublike Kazakhstan. Quzhattar Zhinayi, Astana, (1999: 30-38).

[17] Tilderdi qoldanu men damitudi< Memlekettik baydarlamasi, in Qazaqstan Respublikasindayi til sajasati. Jazykovaja politika v Respublike Kazakhstan. Sbornik dokumentov, Astana, (1999:57-71).

[18] Gosudarstvennaja programma Funkcionirovanija i Razvitija Jazykov na 2001-2010 (17.02.2001) in Kazakhstanskaja pravda, 17.02.2001.

[19] Baskakov, N. A., Nasyrova, O. D., "Jazykovye situacii v t’urkojazychnyx respublikax Rossijskoj Federacii. Kratkij Sociolingvisticheskij Ocherk”, Jazyki Rossijskoj Federacii i novogo zarubezhja: status i funkcii, Moscow: Editorial URSS, (2000: 42-25).

[20] Mekisheva, A. (2001) "Statistika. Kazakhi: dalee vezde”, Karavan, Almaty, 29 June.

[21] Boeschoten, H., "The Speakers of Turkic Languages”, The Turkic Languages, ed. by L. Johanson&E. A. Csato. London, New-York, (1998: 13-15).

[22] Musaev, K. I., "Istorija kazakhskogo jazyka”, Qazaqstan zhoyari mektebi, No. 5, Almaty, (1998: 55).

[23] Itogi Vsesojuznoj Perepisi Naselenija 1970 g., T. 4. "Nacional’nyj sostav naselenija SSSR, sojuznyx i avtonomnyx respublik, kraev, oblastej i nacional’nyx okrugovMoscow: Statistika”, (1973: 9) ve Naselenie SSSR. Moscow: Finansy i statistika, (1990: 30).

[24] Arenov, M. M., Kalmykov, S. K. (1997b), "Sovremennaja Jazykovaja situacija v Respublike Kazakhstan, Po Rezul’tatam Sociologiheskogo issledovanija, Sajasat. Informacionno-Analiticheskij Bulleten’, No. 2, Almaty, (1997a: 21-22)”.

[25] Ibid.

[26] Hasanov, B. H., Social’no-lingvistiheskie Problemy Funkcionirovanija Kazakhskogo Jazyka v Respublike Kazakhstan (Avtoreferat doktorskoj dissertacii), Almaty, (1992: 11).

[27] Silver, B. (1995), "Methods of Deriving Data on Bilingualizm from the 1970 Soviet Census”, Soviet Studies, vol. 27, No. 4.

[28] Hur, S. C. (2000) Jazykovaja Situacija v Rossii i Drugix Novyx Nezavisimyx Gosudarstvax Byvshego SSSR. Analiz dannyx Vsesojuznoj Perepisi Naselenija 1989 g. in Jazyki Rossijskoj Federacii i novogo zarubezhja: Status i Funkcii, Moscow: Editorial URSS.

[29] Arenov, M. M., Kalmykov, S., "Sovremennaja jazykovaja situacija v Respublike Kazakhstan. Po rezul’tatam sociologicheskogo İssledovanija”, Sajasat. Informacionno- Analiticheskij Bulleten’, No. 1, Almaty, (1997a: 27).

[30] "Gosudarstvennaja programma funkcionirovanija i razvitija jazykov na 2001-2010 (17.02.2001) ”Kazakhstanskaja Pravda, 17.02.2001.

[31] Edwards, J. (1994), Multilingualism, London, New York, (1994: 89).

[32] Baskakov, A. N. (1991), "Nekotorye Zamechanija po Povodu Zakonov o Jazyke”, Russkij jazyk v SSSR, No. 4, Moscow, (1991: 20-21).

[33] Gak, V. G. (1986), Vvedenie vo Francuzskuju Filologiju, Moscow: Prosveschenije; Zograf, G. A. (1990), "Mnogojazychie”, Lingvisticheskij Enciklopedicheskij Slovar’, Moscow: Sovetskaja enciklopedia; Desheriev, U. D. (1977), Social’naja Hingvistika, Moscow: Nauka; Mechkovskaja, N. B. (1996), Social’naja lingvistika, Minsk: Aspekt-Press; Mechkovskaja, N. B. (2001), ObscheeJazykoznanie. Strukturnaja i Social’naja Tipologija Jazykov, Minsk: Flinta- Nauka ve diğerleri.

MK ULTRA PROJESİ /// VİDEO : BEYONCE VE JUSTİN BİEBER’E ZİHİN KONTROLÜ MÜ UYGULANIYOR ??


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=UxVHZZMaqKc

YUNANİSTAN DOSYASI : EGE KITA SAHANLIĞI SORUNUNDA TÜRKİYE’NİN HUKUKİ DURUMU


EGE KITA SAHANLII SORUNUNDA TRKYE’NN HUKUK DURUMU.pdf

BM DOSYASI : KÜRESELLEŞME KARŞISINDA BİRLEŞMİŞ MİLLETLER


KRESELLEME KARISINDA BRLEM MLLETLER.pdf

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.