FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI : Ajan gazetecileri deşifre eden Ulfkotte ölü bulundu !


Ajan gazetecileri deşifre eden Ulfkotte ölü bulundu!

Türkiye ve batıdan pek çok gazetecinin Alman istihbaratı BND ve ABD istihbaratı CIA’e çalıştığını söyleyen Satılmış Gazeteciler kitabının yazarı Udo Ulfkotte, Almanya’da ölü bulundu.

Junge Freiheit gazetesinin iddiasına göre, çok satan yazarlar arasında bulunan Ulfkotte, kalp krizi geçirmesi sonucu öldü.

Uzun yıllar boyunca Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi için çalışan Ulfkotte, daha sonra serbest gazeteciliği sürdürmüştü.

Ulfkotte, ABD istihbaratı CIA’nın ‘örümcek ağı sistemiyle’ satın aldığı gazetecileri deşifre ettiği kitabı Satılmış Gazeteciler ile biliniyor.

TÜRKİYE’DEKİ GAZETECİLERİN BND VE CIA’E ÇALIŞTIĞINI SÖYLEMİŞTİ

2014 yılının Kasım ayında, Yeni Şafak’a, konuyla ilgili röportaj veren Ulfkotte, Türkiye’den de pek çok gazetecinin Alman istihbaratı BND ve ABD istihbaratı CIA’e çalıştığını söylemişti.

Ulfkotte, CIA yanlısı kuruluşlardan Atlantic Bridge’in yıllıklarında son on yılda görülen isimlerin “CIA’in Türk dostları” olduğunu belirtmişti.

MİT DOSYASI /// Strateji Uzmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu : Alman hapishaneleri Hitler dönemini andır ıyor


Türkiye lehine istihbarat çalışması yaptığı gerekçesiyle Almanlar tarafından tutuklanan ve 2×3 metrelik bir hücreye atılan Gergerlioğlu, ‘insan hakları’ edebiyatı yapan Almanya’nın hapishanelerinin Hitler dönemini hatırlattığını söyleyerek, “Kendimi 2. Dünya Savaşı esiri gibi hissettim” dedi.

Almanya’da Türkiye lehine istihbarat çalışması yaptığı gerekçesiyle Almanlar tarafından tutuklanan Strateji Uzmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu ile hapishane sürecini ve ülke gündemini konuştuk…

• Efendim, Almanya’da tutuklanma hikâyenizi anlatır mısınız? Neler yaşadınız?

17 Aralık 2014 tarihinde saat 23 sularında Frankfurt Havaalanına inmiştim. Bir anda havaalanında, uçak perona yanaştırılmadan bloke edilmiş ve etrafında ciddi bir güvenlik tedbiri vardı. Uçaktan en son çıktım. Çıktığımda beni derdest edip, bir yere götürdüler. Sonra dediler ki: “Sana tebliğ ediyoruz. Türk devleti adına casusluk yapmaktan, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) gizli subayı olmaktan, Türk devletinin lehine çalışma ve Alman devletinin aleyhine faaliyetlerde bulunmaktan tutuklandınız.” Birkaç gün polis nezarethanesinde kaldım. Sonra mahkemeye çıkartıp, beni bir hapishaneye gönderdiler. 3 hapishane değiştirdim. 11 aya yakın hapishanelerde ömrüm geçti. Bu arada 6 ay boyunca iddianamenin hazırlanacağını söyleyerek, oyaladılar. Birinci iddianamenin boyutu değişti. Buradaki suçlamada MİT’in gezici subayı olduğumu, FETÖ, Aleviler ve bunun dışında KCK’lıları PKK’lıları yurtdışında takip ettiğimi ve bununla ilgili ellerinde delillerinin olduğunu söylediler. Avrupa’dan sanayi ve teknolojik hırsızlık ve casusluk yaptığımı iddia edip mahkeme sürecine getirdiler. Mahkeme eylül aylarında başladı, 10 Kasım 2015’te serbest kaldım.

ALMANYA VATANIM GİBİ

Ben genelde dünyanın her yerine seyahat ediyorum. Avrupa, Afrika, Amerika, Uzakdoğu, Ortadoğu bölgelerinde çok çeşitli çalışmalarım var. Bu çalışmalarım genelde özel sektörü temsilen, sanayici ve tüccarı, sivil toplum kuruluşlarını, üniversite hocalarını ve yöneticilerini temsilen kimi zaman da basın ve medya gruplarını temsilen gerçekleşti. Daha çok Almanya’ya seyahatlerim oldu. Buraya seyahatlerimin ana nedeni 5 milyon Türk, Müslüman var. Orası benim için bir anlamda da bir vatandı. Yani Müslüman neredeyse orası benim vatanımdır. Almanya’ya ilk gidişim 1994-1995 yıllarına rastlar. Bir arkadaşımın orada Allah dostlarından bir zatın yaptıklarıyla ilgili idi. O zat orada kilise civarında bir Hristiyan mezarlığında idi. Allah dostunu sevindirelim diye gitmiştik. Almanya’ya ilk gidiş hatıram da böyledir.

• Hapishane günleriniz nasıl geçti?

Hapishanede, 210 cm’e 322 cm’lik bir hücre odasında 11 ayım geçti. Hatta bazı hücreler daha küçük ve dar idi. Camdan dışarıyı görmek mümkün değildi. Camın önünde delikli sacdan yapılmış bir zırh var idi. İlk önce 300-400 senelik bir şatoda kaldım. Aynen Victor Hugo’nun hikayesi gibi geldi bana. Almanya denilince teknoloji akla geliyor. Ama camı penceresi kapanmayan bir yerdi, çok soğuk bir yerdi. Belki 10 tane kapıyı açarak gardiyanlar yanımıza ulaşabiliyorlardı. Almanya’nın yapısına baktığımız zaman dışarıdan çok demokratik, insan haklarını savunan, insan haklarını önceleyen bir tabiat görüyorsunuz sokakta. Ama hapishanelerde çok ciddi eziyet var. Alman hapishanelerinde her gün intihar var ve bunlar istatistiklere geçmiyor. Kimse de sorgulamıyor. Türkiye’nin her yerindeki insan hakları ile ilgili konuları sorgulayan Alman insan hakları savunucuları, içeriye girince anlıyorsunuz ki birinci ve ikinci dünya savaşı filmlerinden Almanya’nın üslubunu ve yapısını biliyoruz, aynı üslupta hissettim. Zannettim ki ikinci dünya savaşı esiriyim. Hiçbir farkımın olmadığını bizzat derin derin yaşadım. Hiçbir şeye dikkat etmiyorlar. Bir Müslümanın yemek konusundan tutun, insanın her türlü değeri ile ilgili bir düşünceleri yok. Sadece Alman hapishanelerinde 18 yaşından küçük kişilere çok ciddi değer veriyorlar ve onları kazanmaya çalışıyorlar. Diğerleri ile ilgili, Hristiyan olsun Müslüman olsun hiçbir dertlerinin olmadığını resmen görüyorsunuz. Sistemin gereği, Alman hapishanelerinin görevi, bir maksada ve hedefe göre hazırlanmış. Bir anlamda, birçok insanı sebepsiz yere tecrit edip sorguluyorlar. Bu ceza ve adalet kanunlarına göre, uzaktan sanki normal bir işlem gibi gözüküyor. Halbuki ciddi bir baskının, ciddi bir psikolojik baskının olduğunu halk üzerinde görüyorsunuz ve her bir birey birkaç polis tarafından sanki izleniyor. Bu hissi verirler. Almanya’daki ve Avrupa’daki yaşayan insanlara da sorduğunuzda bunu hissettiklerini söylerler.

HZ. YUSUF TESELLİM OLDU

• Bu süreçte sizi hayata bağlayan ne oldu?

Tabii ki bir Müslümanın hayata bağlanması, insan hapishaneye girdiği zaman sorguyu şöyle yapıyor. “Bu Cenab-ı Hak’tan bana bir derstir. Bu ders acaba nasıl bir derstir” diye başlıyorsunuz sorgulamaya, inancınız gereği. Zahiri sebepleri var ama batıni sebepleri nedir. Farklı sebeplerine doğru gitmeye çalışıyorsunuz. Oradaki, aşağılanmak, itelenmek, kakalanmak, insan yerine dahi konmamak bir memlekette kariyerli ve seviyeli bir iş görüyorsanız orada daha çok bu muhasebeyi ciddi yapıyorsunuz. Bu muhasebeyi yapmak, bunun Allah’tan geldiğine inanmak ve Hz. Yusuf’u örnek almak… Yusuf Suresinin tadına gerçekten hapishanede insan doyamıyor.

• Efendim, devletimiz yurtdışında varlığını hangi alanda hissettirmelidir?

Devletimiz 6 bin yıllık büyük bir devlettir. Devletimizin, Cumhurbaşkanımızla hatta Erbakan Hoca ile başlayan bir süreç. Elimizden çalınmış bir devleti tekrar geri almaya çalışıyoruz. Bunu resmen anlıyorsunuz. İçerideki ve dışarıdaki bu işi sevmeyen ve istemeyenler de hep beraber müttefik olmuşlar, sizinle mücadele ediyorlar. Bu devleti bu adaleti savunan, bir kanadı Mekke ve Medine’ye dayanan, bir kanadı Hz. İbrahim Aleyhisselama dayanan, bir kanadı Orta Asya’ya giden kendine has kadim devletin, kendine has tabiatları var. Bu tabiatın tekrar ortaya çıkmasını, istemiyorlar. Bunu yurtiçindeki insanlarımız havuzun içindeki balıklar gibi belki hissetmiyorlar ama, yurtdışında bunu çok daha iyi hissedebiliyorsunuz.

NERDEN ÇIKTI BU TAYYİP?

Sorgulanmamız bile farklı. Ben sorgulanmamda çok farklı sorular beklerken daha çok medeniyete, tefekküre dayalı, İslam’a ve Tayyip Beyin kaynaklarına dayalı sorular aldım. Hep merak edilen bu, “Nerden çıktı bu adam”. Devletimiz bu yarım yamalak haliyle bile, ihtilal yemiş ve ihtilal yapmaya çalışan grupların içimizde var olmasına rağmen, bu hali ile bile çok güçlü bir devlettir. Bu devletten, yeryüzündeki bütün devletlerin hepsi çekiniyorlar. Bunu resmen de biliyorsunuz ve hatta sizinle uğraşıldığını da o kadar iyi anlıyorsunuz ki. Tek başınıza bir hapishanede bir Alman devletinin bileğini büktüğünüzü hissediyorsunuz. İmanınız var, hedefiniz var, sizin çalışmanız ve gayeniz Resulullah’ın gayesi, ceddinizin atalarınızın gayesidir. En son devletlerimizden Osmanlı Devleti, 150-200 yıllık üzerimizde olan ataleti atmalıyız. Biz 100-150 yıllık bir ülke değiliz, binlerce yıllık bir ülkeyiz. Tekrar aslımıza dönmenin verdiği şeref ve haysiyetle hem hapishanede dimdik oluyorsunuz, göğsünüz ayrı bir kabarıyor. O zamanlar Zaman gazetesindekiler bizi “Tayyip Beyin gölge savaşçıları” olarak manşetlere taşımışlardı. Gölge savaşçısı olmak ne kadar güzel bir şeydir, bir davanın gölge savaşçısı. Hatta o başlığı okuduğum zaman bu davanın gölge savaşçısı gibi bir duruma düşebiliyorsak ne mutlu bize diye bu beni ayrıyeten sevindirmişti.

İSTİHBARATTA MODEL OSMANLI

Peki, sizce Türk devletinin istihbaratında ne gibi güçlendirmeler yapılmalıdır?

Bu çok önemli bir soru, ama Türk devletinin istihbaratının kaynaklarına ve köklerine dayanırsa güzel istihbarat olur. İstihbarat üç modeldir. Bu üç model istihbaratın bir tanesi fiziki istihbarattır. İkincisi nefsi ve heves istihbaratıdır. Üçüncüsü de ruhi istihbarattır. Bu üç istihbaratı Türkiye Cumhuriyeti Devleti şu anda kendini modellediği biçimiyle Amerikan modeli gibi bir model ile yönetiyor. Ama yıldız istihbaratı kaynaklarına giderse çok farklı istihbaratlar oluşturabilir. Bunun ilmi kaynakları vardır, sosyal kaynakları vardır, tabii kaynakları vardır. Osmanlı’daki üniversitelerde 48 temel ilim öğretirlerdi. Bunun birincisi usul ve erkan ilimi idi. Biz, medeniyetimize uygun hareketler içerisinde olabilmemiz için Osmanlı’nın usul ve erkan ilmini tekrar deruhte etmemiz gerekir. Ama nasıl bir deruhte, yeni bir felsefe, yeni bir hedef, yeni bir kızılelma ve yeni bir paradigma ile yapmalıyız. Dünkü hedefimizden istikbale gidebilmemiz için namüsait şartları, içine düştüğümüz zorunlulukların birçoğunun geçici olduğunu görmeli ve asıl tedavilerimizi nasıl yapacağımızı, teşhis ve tespitlerimizi belli kaynaklardan beslenerek yapmalıyız.

Almanya bizim için neden önemli, Almanya’daki Müslümanlara nasıl sahip çıkmalıyız?

Ben laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yerinde olsam, üç ülkede İslam’ın yayılmasını ve Müslümanların çoğalması için çok ciddi politikalar üretirim. Bir tanesi Almanya’dır, bir tanesi Rusya ve diğeri de Çin olmalıdır. Çünkü bu ülkelerde Müslümanlar çoğaldıkça Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anadolu’da rahat eder. Almanya, adeta Avrupa’nın her zaman bir savaş makinesidir, 100-200 yılda bir muhakkak bir şeyler yapar. Bizim de insanımız ve halkımız oraya göç etmiştir, 60 yıldır oradalar. Bu insanlar o kadar zor şartlar içerisinde Türk ve Müslüman olduklarını unutmadılar. Aksine Anadolu’dayken şuurlu Müslüman olmayanlar bile orada şuurlu birer Müslüman haline geldiler. Yeryüzü Müslüman için mesciddir, vatandır. Dolayısıyla Almanya’da 5 milyon Müslüman yaşıyor ve 80 milyon Müslüman adayı yaşıyor. Ben inanıyorum ki, Almanlar Müslüman olsalar, bize bile pabuç çıkarttıracak ameli güzel işler yaparlar diye düşünüyorum.

15 Temmuz için ne düşünüyorsunuz? Yeni darbeler olmaması için ne yapmamız gerekir?

15 Temmuz darbesi bence Müslümanlar için en önemli tarihtir. Bir başlangıçtır. Bizim köklerimize dönmek için, sistemin ve rejimin içerisinde bir aralıktır. Çünkü sistemimizin ve rejimimizin içerisine yerleşmiş, mafsallara yerleşmiş yabancılar var. Bu yabancılar kimi zaman paralelleri örgütlüyorlar, kimi zaman başka ülkelerin menfaatlerine çalışıyorlar. Batılı ve liberal düşüncede ve dünyayı liberal ve batılı gözle gören yabancılar ve bunların yerlileri tabii ki. Cumhuriyet dönemindeki sanki batılılaşmak için savaştık. Hep batılılarla savaştık ama batılı olmak için çok büyük gayret ediyoruz. 15 Temmuz’un ruhu farklı bir ruhtu. Bu ruh sanki başkaları tarafından istismar ediliyor. Bilhassa cemaatler üzerinden Müslümanlara saldırmaya çalışıyor. Tayyip Bey seçilmiş bir cumhurbaşkanıdır. Darbeye karşı dik durmuş ve darbeye karşı bir darbe yapmış bir cumhurbaşkanıdır. Dolayısıyla içeride mareşaldir. Dışarıda da Suriye’de ordumuz birçok seferlere ve harekâtlara giriyorlar. Dolayısıyla çifte mareşalliği elde etmiş bir kahramanı görüyoruz. 150 yıllık dar ufuktan, 6 bin yıllık bir ufka doğru gittiğimizi hissediyoruz. 15 Temmuz bunun miladıdır.

İçinde bulunduğumuz bu zor zamanda, millet ve devletimize ne gibi görevler düşüyor?

Çok şuurlu olmamız gerekiyor. Bireyin ferasetli ve basiretli, yöneticilerin merhametli ve adaletli olması gerekiyor. Biz büyük bir tarihin evlatlarıyız. Tarihimizden ötürü bugün toplu bir saldırıya maruz kaldık. Bu Kurtuluş Savaşı’ndan öte bir savaşa dönüştü. Bütün hatlarıyla, tüm teknolojik verilerle, her türlü imkânla saldırıyorlar. 100 yıllık kültür emperyalizmiyle uğraşan halkımız, ekonomik ve sosyal bir savaş veriyor. Halkın fakirleşmesi, faize bulaşması ve cahilleştirilmesi hedefleniyor. Bununla beraber de fitnenin ve ciddi dedikodunun oluşturulması; ki bu bugün sosyal medya aracılığı ile yapılıyor. Basiretli ve uyanık olunması gerekiyor. Onun için sosyal bağları iyi olan küçük küçük topluluklara ihtiyaç var. Avam bilinçlendirilmeli.

“Enişte” 15 Temmuz’u nasıl haber aldı?

• 15 Temmuz’daki “enişte” bahsinde sizin çok önemli tespitleriniz var. Bunları bir daha anlatabilir misiniz?

Milli İstihbarat Teşkilatı devletin çok önemli bir kurumudur. Kurumun çok ciddi bir şekilde yıprandığını gördüm, yıpratıldığını gördüm. Hatta birçok arkadaşımız “böyle istihbarat teşkilatı olmaz” diyor idi. Ama biz bazı şeylerine şahittik. O anda “enişteye” haberin nereden gittiği konusu vardı. Enişteye giden kaynakları bildiğim için onu kamuoyu ile paylaşmıştım. Zaten bu konuşmadan sonra MİT konusunda ciddi tartışmalar bitiverdi. İstihbaratların özellikleri şunlardır, istihbaratlar güçlülüğü ifade etmezler, zafiyeti de göstermezler. Güçlü gözükmezler, kendi haklarında yapılan yorumlara cevap vermezler. Bu arada da çeşitli kaynakların ülke içinde o zafiyet döneminde ne düşündüğünü iyi tespit ederler. Bu anlamda da 15 Temmuz süreci MİT için çok önemli bir veri alanıdır. Birçok kurumun, bireyin ve temsilin nasıl düşündüğünü ve meydanı nasıl boş bulduklarını izlemiş ve gözlemiştir diye düşünüyorum.

TÜRKİYE DOSYASI /// SEVİL NURİYEVA : SOĞUK SAVAŞ RÜZGARLARI VE TÜRKİYE


ABD’den çıkan çatlak sesler giderek bu ihtimali pekiştirmekte. Trump’ın yeni kuracağı yönetim bireyleri içerisinden “Rusya’yla savaşmalıyız” gibi beyanların çıkması, Trump’ın Rusya ile ilişkileri düzelteceğiz açıklamalarına ters düşmesi, sürecin kolay olmayacağı, dostluk ortamını kurmak isteyenlere ciddi CIA baskısı olduğunu görmemiz, bu ihtimali olağan kılmakta. Lakin bir o kadar da mümkün kılmamaktadır.

Soğuk savaş rüzgârlarının giderek doruk noktaya ulaşması ihtimali, fazlaca görünmekte. Diğer yandan ABD’nin kendi içerisindeki mevcut denge sorunu yaşaması ve iki devasa gücün birbirine düşmesi, sonuç itibari ile dünyayı da etkilemekte. Ve ABD içerisindeki bir gücün, diğer güç üzerindeki zaferi, dünyadaki gidişatı belirleyeceği ihtimali de çok yüksek!

Ama burada ABD faktörünün, dengeleri tek başına belirlemediği de ortada olan bir gerçek.

Yeni dünya düzeni kurulurken; mevcut aktörlerin dışında yeni güçlerin ortaya çıkacağı ihtimalini, Amerika’nın hesaba katmadığı Rusya ve Türkiye’nin hesap dışı hareket modeli çizmesi, oyunu bozan esas nüans oldu.

ABD ısrarla; Rusya’nın eski blok üyeleri olan Doğu Avrupa’ya askeri yığınakları toplaması, bunun karşılığında Macaristan Cumhurbaşkanı’nın Soros tarafından desteklenmesi, “açık toplumlar” adıyla STK’lara destekler sonucu “tüm ayaklanmaların altından ABD’nin çıktığını” ifade etmesi, ileride yeniden tek renkli ortamın olmadığı sürecin hızlı gelişmesinin habercisi olarak görülmelidir.

Rusya; NATO sınırlarına, ABD ise Rusya sınırlarına yakın yığınaklarla, soğuk savaş rüzgârı estirmekte. ABD bunu özellikle çok istemekte! Zira ABD, savaş ortamında karlı çıkacağına inanmakta. Lakin Rusya için bu ortam, arzu edilen bir ortam değildir. Rusya’nın ihtiyat fonlarında ve hazinesindeki durum hiç iyi değil. Hatta ileride 3. Dünya Savaşı çıkarılmasına da müsait değil.

Lakin ABD fazla ısrar eder ise, Rusya’nın yalın eliyle yapabileceklerinin örneğini, dünyanın yaşadığı iki cihan savaşında da gösterdiğini unutmamakta fayda vardır.

Rusya; Varşova Paktının dağılmasının ardından düştüğü durumu, siyasi ve jeostratejik olarak şu anda düzeltmekte ve görünen odur ki, ekonomik kriz Rusya’nın önüne engel olarak çıkmadı. Bilakis dar boğazda daha agresif olduğu da bir gerçektir!

ABD, tek kutuplu dünya düzenini geriye getirmekte zorlanacak. Zira artık yeni güçler devrede!

Türkiye; 150 sene önceki gücüne, yeniden kavuşma niyetinde ısrarlı. Masaya yedek olarak değil; tek başına, dikkate alınması hayati olan, vazgeçilmez olan, eski hedefleriyle döndü.

Tabii ki terör olaylarını, saldırıları, İstanbul’un ortasında yaşanan terörist girişimleri, alçakça yapılan büyükelçi suikastını, bu durum çerçevesinde okursak faydalı olur.

Türkiye önemli bir tarihi süreç yaşamakta! Doların zıplatılması, aynı küresel gücün, ülkemizi ekonomik olarak dağıtmak arzusu ile ortaya servis ettiği reçetedir.

Türkiye’nin masadaki konumunu sınırlamak için hamledir, bunların hepsi! Lakin Türkiye vazgeçmiyor! Hatta bunu “Erdoğan’ın hırsı” sonucu gibi görmek isteyenlere, hatta ve hatta böyle algılanması için yorum üretenlere, üzülmemek elde değil. Bu saldırıların; Türkiye’nin gelecek 100 yıldaki konumunu engellemek için yapıldığını göremeyenlere, böyle bir durumda Meclis’te Anayasa değişikliğini hoş olmayan görüntülerle küresel gidişatı okumadan tablo oluşturanlara da, acımamak elde değil.

ABD’nin hırçınlığının; Rusya’ya, Suriye’de susarken sonucunda hesaplarına gelmeyen bir durumda da kafa tuttuğunu, Türkiye’nin Suriye’de fiilen devreye girmesinden çılgına döndüğünü, askeri ve jeostratejik konumuyla fiili güç olmasından duyduğu rahatsızlığı anlamayanlara, diyecek sözümüz yok! Lakin bilmemiz gereken sadece bir hakikat var. Dünya yeniden şekilleniyor. Masa yeniden kuruldu. Aktörler değişmekte. İslam dünyasının tek bayraktarı olan Türkiye, bu masada kanıyla, canıyla, şehitleriyle yeniden söz sahibi olmakta! İçeriden ve dışarıdan durmadan saldırıların tek nedeni de budur. Ve eğer bu süreci, 100 senelik plan programla geçersek, Türkiye yeni yüz yılın çok ama çok önemli feneri olacaktır. Türkiye’nin; kimin tarafında duracağı bile, kazananın kimliğini belirleyecektir. Şimdi akıllı olmak ve hedefe odaklanmak lazım…

KARLOV SUİKASTİ DOSYASI : İstihbarat raporunu kim gizledi ?


Karlov suikastında savcılık, tetikçi Altıntaş hakkında 2015’te ‘FETÖ ile bağlantılılar’ istihbarat raporu geldiğini tespit etti. Raporun işleme konulmadığını belirlendi.

Rus Büyükelçi Karlov suikastında savcılık, tetikçi Altıntaş ile birlikte 4 devre arkadaşı hakkında 2015’te ‘FETÖ ile bağlantılılar’ istihbarat raporu geldiğini tespit etti. Raporun işleme konulmadığını belirlendi.

Ankara’da katıldığı sergide FETÖ’nün suikastına kurban giden Rus Büyükelçi Andrey Karlov soruşturmasında kritik gelişme yaşandı. Suikastı gerçekleştiren Ankara Çevik Kuvvette görevli polis Mevlüt Mert Altıntaş’ın tüm bağlantılarını ve talimatı verenleri bulmak için savcılık soruşturmayı genişletti. Soruşturmada ölü ele geçirilen Altıntaş’ın ve mezun olduğu İzmir’deki polis okulunda birlikte öğrenim gördüğü 4 polis hakkında ‘FETÖ bağlantılı’ şeklinde rapor hazırlandığı ortaya çıktı. 2015 yılında emniyet içindeki paralel yapılanmayı inceleyen istihbarat birimlerince hazırlanan raporda 3’ü istihbaratta görevli Altıntaş’ın da yer aldığı 5 polis hakkında idari inceleme başlatılması istenmiş. Bu kritik bilgiye ulaşılmasının ardından Emniyet Genel Müdürlüğü’nün raporun akıbetinin araştırılması için hemen bir müfettiş görevlendirildi.

RAPOR VAR, İŞLEM YOK

Müfettişler yaptıkları incelemede raporun o dönem sümenaltı edildiğini belirledi. Raporda ismi yer alan üç polisin istihbaratta çok kritik görevde olduğu ancak haklarında ciddi bulgulara rağmen işlem yapılmadığı belirlendi.

BAKANLIK DEVREYE GİRDİ

Karlov’a yönelik suikastın aydınlatılması için adli süreç devam ederken, İçişleri Bakanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü de idari soruşturma başlattı. Görevlendirilen 3 müfettiş, katil Altıntaş’ın, FETÖ soruşturmasında adı geçmesine ve Işık Evi toplantılarına katıldığının belirlenmesine rağmen, nasıl fark edilmediği araştırılıyor. Altıntaş’ın, emniyet içerisinde korundu mu? sorusuda araştırılıyor.

4 POLİS GÖZALTINDA

Rapor hakkında işlem yapmayanların Rus Büyükelçi Karlov suikastında önemli rol aldığını değerlendiren müfettişler o isimlerin peşine düştü. İlk etapta listede suikastçı Altıntaş ile birlikte yer alan 4 polis gözaltına alınıp Ankara’ya gönderildi. Polislerin ifadesi ve rapor üzerinden suikast talimatını kimlerin verdiği kesinlik kazanacak. Böylece FETÖ’nün derin suikast ağı çözülecek

RAHİP SANTORO DOSYASI : Rahip Santoro’nun katili 11 yıl sonra konuştu


Türkiye’yi karıştıran Rahip Santoro cinayetinin katili Oğuzhan Akdin 11 yıl sonra konuştu. Karanlık cinayetin ardından 12 yıl hapis yatıp serbest bırakılan Akdin, Santoro’yu Hristiyanlık adına misyonerlik yaptığı için öldürdüğünü savundu.

İtalyan Katolik Kilisesi Rahibi Andrea Santoro’yu Trabzon’da 5 Şubat 2005 tarihinde silahla vurarak öldürmekten 12 yıl hapis yatan Oğuzhan Akdin cezaevinden çıktıktan sonra konuştu.

Karadeniz Gazetesi’nin haberine göre, "Kiliseye gittiğimde orada görevli olan Rahip Andrea Santoro ile karşılaştım. Zaten silah üzerimdeydi. Kendisiyle konuşmak istedim. Amacım sadece ‘misyonerlik faaliyetleri yapıyor musunuz’ diye sormaktı. ‘Bazı gençlerin Hristiyan yapıldığını bana açıklayabilir misin’ dedim. O da bana Hristiyanlığın hak dini olduğunu, gerçek dinin kendi dinleri olduğunu, bir gün mutlaka bütün Türkleri Hristiyan yapacaklarını söyledi. Bu sırada üzerimde bulunan silahı çıkararak ‘Sizin dininiz değil bizim dinimiz (İslamiyet) gerçek hak dinidir’ dedim ve tekbir getirerek ateş ettim. Rahip Santoro’ya iki mermi isabet etmişti. Çıkarken de havaya bir el ateş ettim ve olay yerinden ayrıldım" iddiasında bulundu.

TUHAF CEVAPLAR

Akdin, o dönem 16 yaşında bir liseöğrencisi olduğunun hatırlatılıp ‘Silahı nereden buldun’ diye sorulması üzerine silahı kimsenin vermediğini, o gün evden alıp çıktığını savundu. Santoro’nun misyonerlik yaptığını ise çevresindeki bazı arkadaşlarının söylediğini iddia etti.

18 YIL HAPİS ALMIŞTI

Trabzon’da 5 Şubat 2006 tarihinde, o zaman 16 yaşında olan Oğuzhan Akdin, İskenderpaşa Mahallesi’ndeki Santa Maria Katolik Kilisesi’nde rahip Andrea Santoro’yu tabancayla ateş ederek öldürdü. Olaydan 3 gün sonra Trabzon’da yakalanan Akdin’e, yargılandığı davada 18 yıl 10 gün hapis cezası verildi.

REINA SALDIRISI DOSYASI /// Numan Kurtulmuş : Reina saldırısında bir istihbarat örgütü de iş in içinde


Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, anayasa değişiklik görüşmelerinin tamamlanmasından sonra nisan ayı başında referandum yapılabileceğini söyledi. Kurtulmuş, "İlk turdaki sonuçlar ikinci turun aynasıdır. Mümkün olan en kısa sürede referanduma gidilmesi gerekir" dedi.

Başbakan Yardımcısı ce Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, A Haber’de soruları yanıtladı.

Kurtulmuş, Meclis’te muhalefetin engellemeleri hakkında, "Muhalefetin kürsüyü işgal etmesi, milletvekilini ısırması kabul edilemez. 2. tur oylamalarında muhalefet Türkiye’yi rezil edecek görüntülerden uzak durmasını temenni ediyoruz. CHP, muhalefet yapacağım derken, bu görüntülerle kendilerine zarar veriyor" dedi.

ERKEN SEÇİM TARTIŞMALARI

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, erken seçim tartışmalarıyla ilgili, "Meclis bu konuyu çözemezse erken seçime gidilir denildi. Şu aşamada erken seçimi telafuz etmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Türkiye referanduma gidiyor" ifadelerini kullandı.

"ADİL ÖKSÜZ ESAS OĞLAN DEĞİL"

Numan Kurtulmuş, FETÖ’nün firari ismi Adil Öksüz’le ilgili de bilgi verdi. Kurtulmuş, "Adil Öksüz’ün esas oğlan olmadığını düşünüyorum. Adil Öksüz’ün peşine takılınırak diğer isimlerin üstü örtülmeye çalışılıyor" dedi.

REİNA SALDIRISI

Kurtulmuş, "Reina saldırısının son derece planlı, bir istihbarat örgütünün de içinde olduğu bİr eylem olduğu ortada" dedi.

DÖVİZDEKİ DALGALANMA

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, "Önümüzdeki haftalarda kur normal seviyelere inebilir, Türkiye ekonomisi kur baskısını aşabilecek sağlam yapıya sahip" diye konuştu.

MOSSAD DOSYASI : İsrail’den MOSSAD ajanlarını koruma önlemi


İsrail hükümetinin, istihbarat servisi MOSSAD ajanlarının kimliklerinin açığa çıkmasını önlemek amacıyla yeni bir düzenleme hazırladığı bildirildi.

Haaretz gazetesinin haberine göre, İsrail hükümetinin önümüzdeki hafta pazar günü yapılacak haftalık toplantısında MOSSAD ajanlarıyla ilgili bilgi toplayan ve bu bilgileri ifşa edenleri cezalandıracak düzenlemeyi onaylaması bekleniyor.

İç Güvenlik Komisyonu tarafından onaylanacak

Gazetenin haberinde, MOSSAD ajanlarının kimliklerini veya bu ajanlara ilişkin bilgileri ifşa edenlerin 7 yıl ila müebbet hapis cezasıyla yargılanmasının öngörüldüğü ifade edildi.

Düzenlemenin Bakanlar Kurulunun ardından, İsrail parlamentosu Knesset’teki İç Güvenlik Komisyonu tarafından onaylanacağı belirtildi.

İsrail ve çeşitli Batılı ülkeler tarafından yayımlanan raporlarda, 1949’da kurulan İsrail İstihbarat Servisi MOSSAD’ın dünyanın farklı noktalarında birçok suikastta parmağı olduğu kaydediliyor

KAMPANYA : Ermenilerin 1977’deki Moskova Metrosu Katliamı Unutulmasın !!!!!!!!!!! (Rusça)


KAMPANYAYA KATILMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

Ermenilerin 1977’de Moskova metrosunda giriştikleri bombalama olayını ortaya çıkarmaya çalışan Rus siyaset bilimcinin çabasını destekleyen Azerbaycanlı kardeşlerimiz, bu amaçla change.org‘da başlatılan kampanyayı imzalamamız talebiyle bize de linkini göndermişler. Biz kampanyayı orijinal dili olan Rusça’da paylaşıyoruz. Kampanyanın içeriğini merak edenler Rusça çeviri programı ile öğrenebilirler. Katılmak isteyenler İMZALA yazan yere tıklayarak iştirak edebilirler.

***

40 лет назад, 8 января 1977 года, группа боевиков экстремистской группировки "Национальная объединенная партия Армении" в составе Степана Затикяна, Завена Багдасаряна и Акопа Степаняна совершила в московском метро террористический акт, взорвав в вагоне поезда на перегоне между станциями "Измайлово" и "Первомайская" самодельное взрывное устройство, в результате чего 7 человек погибли и 37 получили ранения. Данный террористический акт стал первым в долгой череде аналогичных преступлений, став примером для подражания многочисленным международным террористам, атаковавшим московский метрополитен десятилетия спустя.

По итогам оперативно-следственных мероприятий в ноябре 1977 года преступники были установлены и изобличены, несмотря на то, что им покровительствовал лично 1-й секретарь ЦК Компартии Армении Карен Демирчян. Учитывая тяжесть совершенных преступлений, их повышенную общественную опасность и явно выраженный политический характер, рассмотрение уголовного дела против Затикяна, Багдасаряна и Степаняна к своему производству принял непосредственно Верховный Суд СССР. Судебные слушания проходили с 16 по 20 января 1979 года, 24 января состоялось оглашение приговора, согласно которому все обвиняемые были признаны виновными и приговорены к высшей мере наказания – расстрелу. 30 января Президиум Верховного Совета СССР отклонил ходатайство о помиловании, и в тот же день все террористы были расстреляны.

Материалы такой категории уголовных дел сегодня в РФ подлежат бессрочному хранению и имеют гриф "совершенно секретно". Из имеющихся в свободном доступе сведений об этом террористическом акте, в частности, из мемуаров начальника оперативно-следственной группы КГБ СССР генерал-майора В.Н. Удилова, руководившего предварительным расследованием террористического акта, известно, что указанные преступники были причастны к покушению на совершение еще одного террористического акта в конце октября 1977 года в зале ожидания Курского вокзала в Москве, а также в подготовке к совершению еще 37 (!) террористических актов в других городах СССР. Обвинение в терроризме было не единственным, которое было предъявлено преступникам, но существующий в отношении данного уголовного дела режим секретности не позволяет общественности знать всю правду об этом преступлении армянского национализма.

Также в силу этого обстоятельства безвестными остаются имена и фамилии жертв террористического акта 8 января 1977 года, вследствие чего невозможно установить мемориал памяти на месте их гибели, как это сделано в отношении жертв иных террористических актов на территории Москвы. В результате девальвируется идея общенационального единства перед лицом угрозы со стороны международного терроризма, выражением которой является День солидарности с жертвами терроризма 3 сентября.

Снятие грифа "совершенно секретно" с материалов дела в отношении армянских террористов Затикяна, Багдасаряна и Степаняна будет способствовать установлению исторической правды в отношении их деяний и позволить отдать дань скорби, памяти и уважения их жертвам. Финальной точкой данного шага должно стать установление памятного знака неподалеку от места гибели этих людей на территории Измайловского парка города Москвы, как это уже сделано в память о жертвах террористических актов на Дубровке и улице Гурьянова.

Мы требуем в полном объеме рассекретить все материалы уголовного дела о террористических актах армянских националистов в Москве 8 января 1977 года и установить неподалеку от места теракта в метро на территории Измайловского парка Москвы памятный знак жертвам этого преступления.

О жертвах терроризма не должно быть избирательной памяти.

MİLLİ SAVUNMA DOSYASI : Dünyanın en güçlü orduları 2016


2016 yılında 126 ülkenin ordusu değerlendirilmiş ve dünyanın en güçlü orduları sıralaması yapılmıştır. Ülkenin sahip olduğu silahlı gücün yanında nüfusu, savaşabilecek ve askerlik çağına gelen insan sayısı, ekonomik güç ve performansı, petrol üretim ve tüketimi gibi kriterler de değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeye göre, ekonomik anlamda dünyanın en güçlü ülkelerinin orduları da güçlü. Asker sayısı bakımından dünyanın en büyük orduları: Çin, Amerikan, Hint, Rusya, Kuzey Kore, Güney Kore, Pakistan, İran ve Cezayir ordularıdır ve her birinin en az 500 bin kişilik aktif personeli bulunmaktadır. 2,3 milyonu aşan aktif personeliyle Çin Ordusu, en yakın rakibi olan Amerikan ordusunun iki katına yakındır. Aşağıda dünyanın en güçlü 10 ordusunu bulabilirsiniz.

1. ABD Silahlı Kuvvetleri – dünyanın en güçlü ordusu

ABD’nin 1,2 milyona ulaşan aktif silahlı personeli, 49.910 kara aracı ve 4.564 roket/top sistemi, 13 bini uçak olmak üzere 14.048 hava aracı, 415 deniz aracı bulunmaktadır. Kuzey Amerika’nın en güçlü ordusudur.

2. Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri

Rus Ordusu

Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri, çoğu Sovyetler Birliği döneminden kalma ekipmanları için büyük bir modernizasyon çalışması yapmaktadır. Verilen bilgiye göre Rus ordusunun 766 bin aktif personeli, 47 bin kara aracı ve 14 bin roket/top sistemi, 3.547 hava aracı ve 352 adet deniz aracı bulunmaktadır. Avrupa’nın en güçlü ordusudur.

Kara gücü

o Tank 15.398

o Zırhlı Savaş Aracı 31.298

o Top ve roket sistemleri 14.390

Hava gücü

o Toplam uçuş gücü 3.547

o Savaş uçağı 1.438

o Helikopter 1.237

Deniz gücü

o Toplam deniz gücü 352

o Uçak gemisi 19

o Fırkateyn, Destroyer vb. 100

o Denizaltı: 60

Çin Halk Kurtuluş Ordusu – dünyanın en büyük ordusu

Dünyanın en büyük ordusu: Çin Ordusu

1980’lerin başından itibaren dünyanın üretim üssü haline gelerek ekonomik gücünün zirvesine çıkan Çin, GSYİH açısından ABD’yi geçerek dünyanın en zengin ülkesi haline gelmiştir. Ekonomik güç ise askeri gücün artmasına ve şuan için bulaşılmaması gereken gücün yarın korkulması gereken güç haline dönüşmesine neden oluyor.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu için söylenenlere göre ast üst ilişkisi belirgin değildir. Erler de general de aynı renkte yeşil üniforma giyerler. Üniformalarında komünizmin simgeleri mevcuttur. Dünyanın en kalabalık askeri nüfusuna sahiptir, dünyanın en büyük ordusudur. Çin ordusunun 2,34 milyon aktif personeli, 14 bin kara aracı ve 9.726 roket/top sistemi, 3 bin hava aracı, 714 deniz aracı vardır. Asya’nın en güçlü ordusudur.

Kara gücü

o Tank 9.150

o Zırhlı Savaş Aracı 4.788

o Top ve roket sistemleri 9.726

Hava gücü

o Toplam uçuş gücü 2.942

o Savaş uçağı 1.385

o Helikopter 802

Deniz gücü

o Toplam deniz gücü 714

o Uçak gemisi 1

o Fırkateyn, Destroyer vb. 106

o Denizaltı: 68

Hint Ordusu

Hint Ordusu, dünyanın en kalabalık ordularından biri

Dünyanın ikinci kalabalık ülkesi Hindistan, dünyanın en büyük silah alıcısı iken dünyanın en büyük silah üreticilerinden biri olma yolunda hızla ilerliyor. Hint ordusu 1,32 milyon aktif personeliyle dünyanın en büyük ordularından biri. 13 bin kara aracı ve 8 bin roket/top sistemi, 2 bin hava aracı, 295 deniz aracı var.

Kara gücü

o Tank 6.464

o Zırhlı Savaş Aracı 6.704

o Top ve roket sistemleri 7.996

Hava gücü

o Toplam uçuş gücü 2.086

o Savaş uçağı 809

o Helikopter 646

Deniz gücü

o Toplam deniz gücü 295

o Uçak gemisi 2

o Fırkateyn, Destroyer vb. 50

o Denizaltı: 14

Birleşik Krallık Silahlı Kuvvetleri

İngiliz Ordusunun tankları

İngiltere’nin resmi adı olan Birleşik Krallık, silahlı kuvvetlerine isim vermiştir. Birleşik Krallık Silahlı Kuvvetleri, tarihi ve siyasi nedenlerle Rusya dışarıdaki bırakılırsa Avrupa’nın en güçlü ordusu konumundadır. En güçlü ilk 4 ordudan sonra toplam silah sayısındaki düşüş gözden kaçmıyor. İngiliz ordusunun 150 bin aktif personeli, 6 bin 300 kara aracı ve 269 roket/top sistemi, 879 hava aracı, 76 deniz aracı bulunuyor.

Kara gücü

o Tank 407

o Zırhlı Savaş Aracı 5.948

o Top ve roket sistemleri 269

Hava gücü

o Toplam uçuş gücü 879

o Savaş uçağı 168

o Helikopter 348

Deniz gücü

o Toplam deniz gücü 76

o Uçak gemisi 1

o Fırkateyn, Destroyer vb. 19

o Denizaltı: 10

Fransız Ordusu

Fransa askeri gücü itibariyle hala Avrupa’nın en güçlü ülkelerindendir. Fransa dünyada en büyük 4. nükleer gücü elinde bulunduran ülkedir. Bunun yanında Fransız ordusunun 205 bin aktif personeli, 7 bin 300 kara aracı ve 602 roket/top sistemi, 1.282 hava aracı, 118 deniz aracı bulunuyor.

Kara gücü

o Tank 423

o Zırhlı Savaş Aracı 6.863

o Top ve roket sistemleri 602

Hava gücü

o Toplam uçuş gücü 1.282

o Savaş uçağı 284

o Helikopter 611

Deniz gücü

o Toplam deniz gücü 118

o Uçak gemisi 4

o Fırkateyn, Destroyer vb. 22

o Denizaltı: 10

Güney Kore Ordusu

Güney Kore, saldırgan komşusu ve aslında kardeşi Kuzey Kore nedeniyle ordusunu sürekli büyük ve güçlü tutmaya çalışan bir ülke. Güney Kore ordusunun 625 bin aktif personeli, 5 bin kara aracı ve 7 bin 600 roket/top sistemi, 1.451 hava aracı, 166 deniz aracı bulunuyor.

Kara gücü

o Tank 2.381

o Zırhlı Savaş Aracı 2.660

o Top ve roket sistemleri 7.578

Hava gücü

o Toplam uçuş gücü 1.451

o Savaş uçağı 448

o Helikopter 679

Deniz gücü

o Toplam deniz gücü 166

o Uçak gemisi 1

o Fırkateyn, Destroyer vb. 41

o Denizaltı: 15

Alman Ordusu

Avrupa’nın ekonomik açıdan en güçlü ve politik açıdan belirleyici ülkesi olan Almanya’nın askeri harcama bütçesi ülke içinde 6. sıradadır. Alman ordusunun 180 bin aktif personeli, 6 bin 300 kara aracı ve 204 roket/top sistemi, 676 hava aracı, 81 deniz aracı bulunuyor.

Kara gücü

o Tank 408

o Zırhlı Savaş Aracı 5.869

o Top ve roket sistemleri 204

Hava gücü

o Toplam uçuş gücü 676

o Savaş uçağı 169

o Helikopter 359

Deniz gücü

o Toplam deniz gücü 81

o Uçak gemisi yok

o Fırkateyn, Destroyer vb. 15

o Denizaltı: 5

Japon Ordusu

Japonya, Çin. Hindistan ve ABD den sonra en çok insan gücüne sahip ülkedir. Japon ordusunun 250 bin aktif personeli, 5 bin kara aracı ve 7 bin 600 roket/top sistemi, 1.451 hava aracı, 166 deniz aracı bulunuyor.

Kara gücü

o Tank 678

o Zırhlı Savaş Aracı 2.850

o Top ve roket sistemleri 801

Hava gücü

o Toplam uçuş gücü 1.590

o Savaş uçağı 287

o Helikopter 638

Deniz gücü

o Toplam deniz gücü 131

o Uçak gemisi 3

o Fırkateyn, Destroyer vb. 43

o Denizaltı: 17

Türk Silahlı Kuvvetleri

Dünyanın en büyük ordularından Türk Ordusu

Türkiye’de Türk Silahlı Kuvvetleri, dışarıdan gelebilecek her türlü tehlikeye karşı ülkeyi korumakla görevlidir. Hava, deniz ve kara olmak üzeri 3 ana kuvvetten oluşur. Türk ordusunun 411 bin aktif personeli, 11 bin 300 kara aracı ve 2 bin 521 roket/top sistemi, 1.007 hava aracı, 194 deniz aracı bulunuyor. Bu anlamda Türkiye, dünyanın en güçlü orduları arasında ve özellikle kara gücünde Türk ordusunun gücü azımsanmayacak ölçüdedir. ABD’den sonra NATO’nun ikinci büyük ordusudur. Türkiye, son yaptığı Ar-Ge çalışmalarıyla Çin ve Hindistan’ın yaptığı gibi büyük bir silah üreticisi olma yönünde hızla ilerliyor.

Kara gücü

o Tank 3.778

o Zırhlı Savaş Aracı 7.550

o Top ve roket sistemleri 2.521

Hava gücü

o Toplam uçuş gücü 1.007

o Savaş uçağı 207

o Helikopter 445

Deniz gücü

o Toplam deniz gücü 194

o Uçak gemisi yok

o Fırkateyn, Destroyer vb. 24

o Denizaltı: 13

LİNK : http://tatpek.com/dunyanin-en-guclu-ordulari/

GÜNDEM ANALİZİ /// E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : Kim Bu Amerikalı ?


LİNK : http://www.turkererturk.com.tr/kim-bu-amerikali/

Son günlerde, Kenneth O’Keefe’nin videosunu herkes birbirine gönderiyor. Bana en az 20’yi aşkın farklı kişiden geldi. Amerikalı eski bir deniz piyade askeri olan Kenneth O’Keefe, katıldığı bir televizyon programında Amerika ve özellikle İsrail için neler söylemiyor neler!

O’Keefe, diğer konuşmacıların anlattıklarına katılmadığını söyleyerek başlıyor ve özetle; Amerika’nın teröre karşı verdiği mücadelenin hikaye olduğunu, İsrail’in “Büyük İsrail” hedefine yönelik genişlediğini ve büyüdüğünü, Ortadoğuyu bölüp parçalamak için mezhepsel nefretin tohumlarını ektiklerini, Irak’ı üçe böldüklerini, Suriye’de de aynı şeyi yapmaya çalıştıklarını, IŞİD’in arkasında İsrail’in olduğunu ifade ediyor.

Mavi Marmara

O’Keefe’nin söylediklerinin neredeyse yüzde yüzü doğru; ama bunları bir Amerikalı söyleyince mi daha doğru oluyor ve ilgi çekiyor? Demek ki; ne söylendiği değil, kimin söylediği daha önemli oluyor.

Peki o zaman, bu adam kim? Esasında O’Keefe’nin kim olduğunu ilk defa 6 Ocak 2011’de, yani 6 yıl önce, Mavi Marmara’nın ne olup ne olmadığını gözler önüne serdiğimiz “Mavi Marmara Operasyonu Nedir?” başlıklı yazımızda anlatmıştık. O günden bugüne kadar geçen zaman içinde “Mavi Marmara Operasyonu” konusunu iki defa daha ele almış ve bu Amerikalı’nın ne olduğunu anlatmıştım. Görünen o ki hem unutulmuş, hem de konu tarafımdan yeterince iyi anlatılamamış.

Canlı Kalkan

Amerikalı deniz piyade Kenneth O’Keefe, biraz karışık bir adam.1969 doğumlu, Irak Savaşı’na katılmış, savaştan sonra ordudan ayrılmış, İkinci Körfez Savaşı’nda “Canlı Kalkan” olarak Irak‘a gitmiş, 2001’de ABD vatandaşlığından ayrılmış, aynı zamanda İrlanda ve Filistin vatandaşı, İngiltere ve Güney Kıbrıs‘ta yaşadığını söylüyor.

Bu arada; canlı kalkan olarak Irak’a gidenlerin birçoğunun CIA ajanı olduğunu biliyoruz. Anımsarsınız; Bağdat direnmeden teslim olmuştu! Canlı kalkan kılığındaki ajanlar, Irak Ordusu’nun generalleri ile pazarlıkları kotarmışlardı.

Rotamız Filistin, Yükümüz İnsani Yardım

Kenneth O’Keefe’yi, daha sonra 31 Mayıs’ta, Gazze‘ye intikalde iken İsrailli komandoların operasyonuna uğrayan Mavi Marmara’da görüyoruz. “Rotamız Filistin, Yükümüz İnsani Yardım” sloganı ile Antalya’dan yola çıkan 6 gemilik konvoyun, Mavi Marmara dahil 3’ü Türk gemisiydi. Gemilerdeki insan sayısı yaklaşık olarak 700 civarındaydı ve bunun 600’ü Mavi Marmara’daydı. Eylemcilerin çoğunluğu Türk, kalanı ise 32 ülkenin yurttaşlarından oluşmaktaydı.

Bu eylemi; lideri Amerikalı Greta Berlin olan, Özgür Gazze Hareketi (Free Gaza Movement) planlamıştı. Eylemin sevk ve idaresini ise; Türkiye orijinli, İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH) yapmıştı.

Dokuz Yurttaşımız Öldürülür

Konvoy Gazze’ye intikaldeyken, İsrail’in hızlı botları gemilere yaklaşarak çeşitli muhabere vasıtaları ile “Deniz ablukası olduğunu, Gazze’ye intikal edemeyeceklerini, ısrar ederlerse operasyon yapılacağını” belirtmelerine rağmen; eylemcilerin kararlılığı üzerine, 31 Mayıs 2010’da İsrail açısından asla mazereti olmayan o müessif olay meydana gelir ve 9 yurttaşımız öldürülür.

Mavi Marmara’da gelişen olayların bire bir tanığı olan ve Londra’da yaşayan gazeteci dostum Mahir Tan’dan öğrendiklerimi size iletiyorum: Bir İsrail helikopteri havadan yaklaşır, sallandırılan halat (Fast Rope) vasıtası ile silahlı komandolar geminin güvertesine indirilir. Komandolar silahlıdır fakat, ateş etmemişlerdir. Güvertede bulunan eylemcilerden, Amerikalı eski deniz piyadesi Kenneth O’Keefe’nin aktif liderliğinde; gemiye inen komandolar etkisiz hale getirilir, silahları alınır, tartaklanarak kapalı mekana sokulur ve orada hırpalanır. Bu gelişme üzerine; ikinci helikopter ateş açarak yaklaşır, komandolar iner ve hatırlamak bile istemediğimiz gelişmeler olur.

One Minute

Mavi Marmara’da İsrail komandolarını etkisiz hale getirerek ve hırpalayarak tırmanmaya ve karşı tarafın silah kullanmasına neden olan başrol oyuncusu; Amerikalı deniz piyade Kenneth O’Keefe’dir. İHH daha sonra yaptığı açıklamalarda, bu olayda kullanıldığını itiraf etmişti.

Mavi Marmara olayı aynen “One Minute” gibi, Erdoğan ve Türkiye’yi Sünni İslam Dünyasında parlatmak ve Büyük Ortadoğu Projesinde (BOP) kullanabilmek için planlanmış ve manipüle edilmiştir.

Osmanlı’nın Dirilişi

Kenneth O’Keefe’nin geçmişi ve sicili ortadadır. Televizyon programında Amerika ve İsrail için söyledikleri; müteakip operasyonlar için Ortadoğuda ve İslam Dünyasında güven telkin edebilmek maksatlıdır. Söylenenlere ve söyleyene değil, söylettirenlere bakmak lazım. Örneğin; bizi o ekranlara çıkarırlar mı? Hayır! Belki de aynı şeyleri söyleyecektik! Ama bizi kullanamazlar! Kenneth’i çıkar, güven telkin et, savunma mekanizmalarını felç et ve operasyonda kullan!

Mavi Marmara operasyonunun arkasında bulunan isimlerden birisi de, bazı konuşmalarına Bismillahirahmanirrahim ve Selamünaleyküm diye başlayan, Birleşik Krallık (İngiltere) İşçi Partisi eski Milletvekili George Galloway’di. Bu da Kenneth gibi, biraz karanlık bir adam. Arap Dünyası ile bayağı sıkı fıkı ve akçeli işleri var. Galloway Türkiye’nin pozisyonunu; “Osmanlı’nın dirilişi” olarak yorumluyor ve “İslam Ülkelerine Erdoğan gibi liderler lazım’’ diyordu. Şimdi ne diyor, merak ediyorum doğrusu! Pek sesi çıkmıyor da!

Gizli Müslümanlar

Emperyalizmin İslam Ülkelerini ve Müslümanları sömürebilmesinin ve yönetebilmesinin araçlarından biridir sanki; Müslüman’mış gibi davranmak veya gizli Müslüman görüntüsü vermek.

Örnek mi istiyorsunuz?

  • Alman İmparatoru ve Müslümanların koruyucusu Hacı II.Wilhelm,
  • Haydar Ebu Ali adlı gizli Müslüman Hitler,
  • Musa Nili adlı gizli Müslüman Mussolini,
  • Prens Charles da gizli Müslüman fakat veliaht olması nedeniyle açıklayamıyor,
  • Başkan Barack Hussein Obama, zaten babası Müslüman fakat konumu nedeniyle Hristiyan gibi gözüküyor, aslında Müslüman.

Bu örnekler uzar gider. Hepsinin tek bir amacı var: Aklın ve bilimin egemen olamadığı İslam Dünyasında, dince kutsal duyguları istismar ederek sömürmek ve emperyalist hedefler doğrultusunda yönlendirmek.

Türker Ertürk

E. Amiral, Araştırmacı – Yazar

RESMİ İNTERNET SİTESİ:

Facebook:

Facebook Grup:

Twitter:

Instagram:

YOLSUZLUK DOSYASI : Erdoğan ailesinin serveti dünya basınının gü ndeminde


Erdoğan ailesinin serveti dünya basınının gündeminde

Cumhuriyet’in haberine göre Başbakan Ahmet Davutoğlu’na darbe ve Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik saldırıyla Dündar ve Gül’e verilen hapis kararlarının ardından dış basın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı gündemine aldı.

BİLD

Almanya’nın en çok satan gazetesi Bild web sitesine “IŞİD ile işbirliği ve yolsuzluk… Erdoğan’ın yanardöner kabilesi” sürmanşetini attı. Davutoğlu’nun başbakanlıktan ayrılmasının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Boğaz’da iktidarını nasıl bir basınçla inşa ettiğini gözler önüne serdiğini” yazan Bild, “AB ile sığınmacı anlaşmasına varan ve başkanlık sistemini eleştiren Davuoğlu’nun güçlenmesine Erdoğan’ın tahammül edemediğinde Türkiye uzmanlarının hemfikir olduğunu” , yerine de Erdoğan’ın damadı olan Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın gelmesinin beklendiğini belirtti.

“2004’ten beri Erdoğan’ın en büyük kızı Esra ile evli 38 yaşındaki Berat Albayrak’ın kabilenin köklü üyelerinden olduğu, kayınpederine ateşli hayranlığıyla tanındığı, Erdoğan’ın istediği sadakate sahip olduğunu” aktaran gazete, kabilenin paralarının nereden geldiğini sorguladı: “Üsküdar’da yüksek duvarlar arkasında kendilerini korumaya alıyorlar. Erdoğan ailesi orada 5 villada oturuyor. Malsahibi olarak oğulları Ahmet ve Bilal gözüküyor. Değeri ise yaklaşık 6 milyon Avro. Kayıtlarda Erdoğan’ın burada kiracı olduğu yazıyor. Babaları yılda 50 bin Avro’luk maaş alırken, çocukları parada yüzüyor.

Bu para nereden geliyor?

Resmi kayıt bulunmuyor. Muhalif gazete Cumhuriyet’e göre en küçük kızına dek bütün çocuklarının kozmetikten hazır yemeğe, armatörlükten mücevhere çeşitli işlerde yatırımları var.” Erdoğan kabilesinin üyeleri başlığı altında eşi Emine, büyük oğlu Ahmet Burak, küçük oğlu Bilal, büyük kızı Esra, küçük kızı Sümeyye’yi tek tek uzun uzun tanıtan Bild, Emine Erdoğan’ın haremi öven sözlerini hatırlattı.

Ahmet Burak Erdoğan’ın 80 milyon dolarlık servetini, 1998’de ehliyetsiz araba kullanırken çarptığı Sevim Tanürek’in hastanede hayatını kaybettiğini, Tanürek’i kusurlu bulan bilirkişinin daha sonra Erdoğan tarafından Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne getirildiğini, kazadan beri ortada gözükmeyen Ahmet’in aile düğünlerinde bile boy göstermediğini aktardı.

Bilal’in 3 milyon rüşvet vererek 1 milyar dolar değerinde bir emlağı 500 milyondan azına alması ve Türgev Vakfı’nın hiç para ödemeden çok değerli devlet arazilerini ele geçirmesinden başlayıp 17/25 Aralık 2013’teki yolsuzluk skandalında paraları sıfırlama konuşmalarını ve geçen yıl The Guardian gazetesinin IŞİD’in yılda 500 milyon dolar kazandığı petrol satışlarını yaptığı işadamlarından birinin Bilal olduğuna dair haberini hatırlattı.

Esra’nın da 17/25 Aralık’ta ve Türgev’de rolü olduğunu, Sümeyye’nin ise siyasetle ilgili olduğunu ve henüz 25 yaşındayken babasına danışmanlık ve çevirmenlik yapmaya başladığını kaydetti.

The New York Times

ABD’nin New York Times gazetesi “Erdoğan’ın genişleyen gücü” başlıklı başyazısında Erdoğan’ın “rakipsiz lider” konumuna gelmesinin “felaket” olacağı öngörüsünde bulunuldu. “Yalnız beş yıl önce Erdoğan’ın Türkiye’si Batı’nın ve Türk liberallerin sevgilisiydi” diye başlayan başyazıda şeffaflık yasası, akademisyen ve gazetecilerin hapsedilmesi, ekonomi yönetimi gibi konularda bir nebze bağımsız Davutoğlu’nun tasfiyesiyle Erdoğan’ın Türkiye’nin rakipsiz lideri konumuna geleceği ama bununla da hırsını alamayacağı belirtildi. Erken seçimle anayasa değiştime çoğunluğunu ele geçirmesinin felaket olacağını belirten gazete “Erdoğan’ın baskıcı eylemlerine bugüne dek ‘çocuk eldivenleriyle’ karşılık veren Batı açısından onun iktidara doymazlığını teşvik eder gözüktüğü için de büyük talihsizlik olacak” dedi.

Le Monde

Fransa’nın Le Monde gazetesi “Erdoğan, Türkiye’deki tek usta” başlıklı başyazıda, Erdoğan’ın ülkedeki “tek güç” haline gelmesini sert dille eleştirdi. “Rakiplerinin ‘yeni sultan’ dediği Erdoğan, Mustafa Kemal’in kurduğu laik cumhuriyetin yerine İslam’ı koyarak Osmanlı’yı geri getirmek için mutlak güç istiyor” saptaması yapan gazete, Türkiye’de basına karşı “amansız baskı” olduğunu, STK’ların kısıtlandığını belirterek “Laik muhalefet gerçek bir alternatif oluşturmada yetersiz ve başarız” dedi. Erdoğan’ın birleştirici rol oynamaktansa, bütün çatlakları derinleştirdiğini, buna rağmen dış etkenlerin Erdoğan’a tehdit oluşturmadığını aktararak “Bugün hiçbir dış etken Erdoğan’ın gücünü tehdit etmiyor olsa bile, kendi kibri ediyor” yorumunu yaptı. “Gelecekleri Türkiye’nin güvenlik ve istikrarına bağlı Avrupalılar, Erdoğan’ın aklını yerine getirmekle sorumludur” uyarısında bulundu.

Erdoğan’a Trump benzetmesi

Almanya’nın Süddeutsche gazetesi ABD başkanlık seçiminin ırkçı, ayrımcı söylemiyle dikkat çeken Cumhuriyetçi adayı Donald Trump’a atıfla “Donald Erdoğan demokrasiyi tehdit ediyor” manşeti attı. Demokratik dünyanın bir yanda Trump diğer yanda Erdoğan’ı kaldırmayacağını, demokratik dünyanın tehlikede olduğunu, zira en eski demokrasilerden ABD ile en genç demokrasilerden Türkiye’nin bir varoluş sınavından geçtiğini, Trump gibi Sezar tipi diktatörlük hırsından mustarip Erdoğan’ın Osmanlı sultanlık sistemini hayata geçirmeden huzur bulamayacağını belirten gazete,“Çoğulcu, demokratik Türkiye umudu, hapse atılan her gazeteci, meclisten geçen her güvenlik yasası ve AB’nin işbirliği ricasına her ret yanıtıyla gitgide kayboluyor” dedi.

REINA SALDIRISI DOSYASI : 150 bin dolara 39 kişiyi katletti


150 bin dolara 39 kişiyi katleti

Polis, Silivri’de yaptığı operasyonda 150 bin dolar ele geçirdi. Paranın saldırı karşılığı teröriste verilecek para olduğu belirlenirken, polisin sıkı takibi nedeniyle ulaştırılamadığı tespit edildi

Emniyetin tespitlerine göre saldırgan, terör saldırısını üstlenen DEAŞ’ın eylem tarzıyla hiç uyuşmayacak biçimde saldırıyı ideolojik sebeplerle değil, maddi saiklerle gerçekleştirdi. Yetkililer, bu yeni bilginin, Ortaköy saldırısının arka planındaki gizli servis rolünü belirginleştirdiği kanaatinde.

150 BİN DOLAR BULUNDU

Emniyet güçlerinin tespitlerine göre, saldırıyla ilgili olarak gözaltına alınan B.A. ifadesinde fail Ebu Muhammed Horasani adlı şahsın karısı F. A.’yı 2 Ocak 2017 günü saat 03.00 sıralarında Esenyurt’tan alarak Pendik’teki evine getirdiğini söyledi. Bu adrese yapılan operasyonda bir kişi yakalandı. Yakalanan şahısla yapılan görüşmede F.A.’nın Pendik Kavakpınar’da bir adrese götürüldüğü belirlendi. 5 Ocak 2017 günü ise Silivri’deki bir adreste saldırgana ait olduğu belirtilen 150 bin ABD doları bulundu. Bu paranın saldırı karşılığı katile verilecek para olduğu tespit edildi. İstanbul polisinin yakın takibi sebebiyle kendisine ulaştırılamadığı tespit edildi. Teröristin, gözaltında bulunan bir şahsa 2 Ocak 2017 günü 23.30 sıralarında konum bilgisi attığı belirlendi. Ancak terörist konumu gönderdiği adreste de bulunamadı. Pendik Abdi İpekçi Caddesi’ndeki bir adreste yapılan aramada ise teröristin eşi F.A., 2 bayan ve 2 çocukla yakalandı

AN BE AN SALDIRI SONRASI

Saldırgan,1 Ocak günü saat 01:05 sıralarında Zeytinburnu 58. Bulvar Caddesi Defacto Mağazası önünden 34 THS … plakalı taksiye bindi. Olay yerine saat 01.07’de geldi ve taksiden indi. O sırada şüphelinin üzerinde koyu renkli bere, koyu renk mont ve koyu renk pantolon vardı. Taksinin bagajından uzun namlulu silah çıkardı. Saat 01.18 sıralarında masumların üzerine mermi yağdırdığı mekâna girdi. Gece kulübünde bulunan insanların hedef gözeterek sürekli ateş etti. 39 kişinin öldürdü, çok sayıda kişiyi de yaraladı. Terör saldırısının sonunda Horasani, üzerinde bulunan montu ve bereyi mekanda çıkardı. Saat 01.24’te izdihamdan yaralanarak yaya olarak olay yerinden kaçtı.

DEAŞ’LI TERÖRİSTİ ARADI

Şüpheli olay yerinden ayrılırken bindiği taksilerden biri olan 34 TBN … plakalı taksinin şoföründen 0531516 .. .. numaralı hattı aradı. Bu hattın DEAŞ’ın emir düzeyinde olan Hoca Aka isimli şahsın yardımcısına ait olduğu belirlendi. Hoca Aka’nın ayrıca DEAŞ’ın Türkiye’ye savaş açtığı şeklinde söylemlerde bulunduğu tespit edilen Yusuf ile irtibatlı olabileceği değerlendirildi. Saldırganın, Yusuf isimli şahsın Başakşehir 14. bölgedeki adresine 15 Aralık 2016 günü ailesi ile getirildiği, 29 Aralık 2016 günü evden ayrıldığı öğrenildi. İfadesine başvurulan Yusuf, saldırganı Ebu Muhammed Horasani ismiyle bildiğini anlattı ve saldırganın, eşinin iki çocuğuyla birlikte 1 Ocak 2017 günü saat 01.20 sıralarında evinden ayrıldığını söyledi. Yusuf, o tarihe kadar saldırganın, evinde kaldığını, Ebu Muhammed’in Arapça- Rusça ve Özbekçe dillerinde konuşabildiğini, eşinin Özbek olduğunu da söyledi.

TAKİP ETTİĞİ GÜZERGÂH

Terörist , 39 kişinin katledildiği saldırıdan hemen sonra Dereboyu Caddesi ve Portakal Yokuşu Caddesi kesişimine kadar yaya olarak gitti. Bu noktada 34 TJT … plakalı taksiye bindi. Bindiği taksicinin ifadesi alındı. Taksicinin ifadesine göre şüpheli, taksiciye parası olmadığını, Aksaray’da arkadaşlarının parayı vereceğini söyledi. Taksici kısa bir süre yol aldıktan sonra teklifi kabul etmeyip saldırganı taksiden indirdi. Portakal Yokuşu’nda 34 TCJ … plakalı taksiye binen şüpheli biraz gittikten sonra parası olmadığı için yeniden taksiden indirildi. Şüpheli bu kez yaya olarak geldiği bir hastanenin önünden 34 TBN … plakalı bir taksiye bindi. Taksiciye Zeytinburnu’na gitmek istediğini, fazla parası olmadığını, paranın kalanını Zeytinburnu’nda gideceği adresten alıp vereceğini söyledi. Taksici şüpheliyi Zincirlikuyu metrobüs durağında indirdi. Şüpheli Zincirlikuyu metrobüs durağında yeniden 34 THZ … plakalı bir taksiye bindi. Zeytinburnu Nuripaşa Mahallesi 63. Sokak No: 6/B adresine gitti. 34 THZ … plakalı taksinin sürücünün, ifadesinde, Zeytinburnu’nda bulunan bir kafe önünde şüpheliyi indirdiğini söyledi. Şüphelinin işyerinin önünde bulunan şahıslarla konuştuktan sonra parayı ödediğini söyledi. Bu işyerinde 6 şüpheli gözaltına alındı.

MONT VE SİGARA PAKETİ O EVDE

Güvenlik kameralarının incelenmesi sonucu şüphelinin olay akşamı Zeytinburnu Nuripaşa Mahallesi 64/5 Sokak’ta bulunan bir adrese girdiği, taksi parasını aldığı kafede kendisine verilen mont ve içtiği Winston Light marka sigaranın paketinin de bu adreste bulunduğu öğrenildi. Emniyet’in tespitlerine göre şüpheli, saldırıdan sonra elektronik posta hesabına girdi. Teknik istihbarat faaliyetleri sonucunda elde edilen bilgiler doğrultusunda Küçükçekmece ilçesinde üç adres, Silivri ilçesinde 12 adres ve Pendik ilçesinde 2 adrese operasyon düzenlendi. Bu adreslerde çok sayıda kişi gözaltına alındı.

HEDEFİ FETÖ BELİRLEDİ

Soruşturmayı bu yönde sürdüren savcı, saldırıda hedefi hain örgüt FETÖ’nün belirlediği, terörist saldırıyı ise eli kanlı örgüt PKK’nın yaptığını değerlendiriyor.

ZANLILARININ SÖZDE ‘EMİR’ BAĞLANTISI

İstihbarat birimlerinin yaptığı çalışmada, Ortaköy’deki saldırıyı gerçekleştiren teröristle, Konya’daki hücre evinde birlikte kaldıkları iddia edilen zanlıların, halen İstanbul’da gözaltında bulunan ve DEAŞ’ın sözde İstanbul emiri olduğu ileri sürülen H.A. ve diğer 33 şüpheliyle bağlantısını tespit etti. Telefon kayıtları, bu şüphelilerin, Ortaköy’deki saldırıyı gerçekleştiren "Ebu Muhammed El Horasani" kod adlı terörist ile DEAŞ’ın aynı hücre yapılanması içerisinde yer alarak aynı sözde emire bağlı oldukları konusunda güçlü kanıt olarak görülüyor. Soruşturmayı bu yönde derinleştiren ekipler, araştırmalarını sürdürüyor.

KARİKATÜR : ABAZAN SEVGİLİ VEDAT :)))))


İRTİCA DOSYASI : 2 FARKLI DÜNYA 2 KADIN PORTRESİ


GIDA DOSYASI /// McDonald’s’tan skandal itiraf : Et yerine hayvansal yağ hamuru kullanıyoruz


McDonald’s’tan skandal itiraf: Et yerine hayvansal yağ hamuru kullanıyoruz

Oliver’ın kazandığı davayla, McDonald’s hamburgerlerinin içindeki "et"in, hayvansal yağ hamuru ve amonyaktan oluştuğu kanıtlanmış oldu.

Ünlü İngiliz aşçı Jamie Oliver, tüketim kültürünün en büyük simgelerinden biri olan McDonald’s’a karşı açtığı davayı kazandı.

HAYVANSAL YAĞ HAMURU KULLANIYOR

Oliver kazandığı davayla, McDonald’s fast food zincirinin gerçek et yerine, kasaplık hayvanın kesiminden geriye kalan et, tendon, yağ ve bağ doku karışımından oluşan macun kıvamındaki bir hamur ile amonyak kullandığını kanıtlamış oldu.

"BU ÜRÜNLER BESİN OLARAK TANIMLANAMAZ"

İngiliz aşçı ve televizyon programcısı Jamie Oliver, hamburger ve kızarmış tavukların (nugget) lezzetinin ardındaki ürkütücü gerçekleri ortaya çıkardı. Jamie Oliver’ın ifadesiyle, McDonald’s restoranlarında servis edilen ürünler, besin olarak tanımlanamaz.

McDONALD’S TÜRKİYE AÇIKLAMA YAPTI

İngiliz aşçının açtığı davanın dünya gündemine oturmasının ardından McDonald’s Türkiye de bir açıklama yaptı.

Şirket, kullandıkları hamburger köftesinin 1996 yılından beri Türkiye’de Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından onaylı olduğunu belirtti.

Açıklamada, "McDonald’s için üretim yapan tüm üreticilerimiz Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın getirdiği kurallar ve Türk Gıda Kodeksi’ne ek olarak McDonald’s’ın üreticileri için geçerli tüm gıda güvenliği koşullarına da uymaktadır" denildi. (Ensonhaber)

ADLİYE & YARGI DOSYASI : ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ NE GETİRİYOR ??? – 30 BAŞLIKTA CEVAPLAR


ANAYASA DEKL NE GETRYOR – 30 BALIKTA CEVAPLAR.pdf

GÜNDEM ANALİZİ /// NİKOS KOCIAS : CENEVRE DEPREMİ


Cenevre depremi

Bir hafta öncesinden Yunanistan Dışişleri bakanı Nikos Kocias tarafından sabote edileceğini yazdığım ve televizyonlarda da dile getirdiğim Cenevre Konferansı sonrasında, Rum lider Nikos Anastasiadis’in twitter mesajlarına göz attım, Rum tarafında neler olup bittiğini ve nelerin konuşulduğunu öğrenmek için.

Bu yazımı yazana kadar Rum lider Nikos Anastasiadis’in attığı son yedi tweet aynen aşağıdaki gibi.

·1 Aralık günü, Kıbrıs için yapılacak müzakerelerde karar almak yönünde sorumluluk aldım. Sonuçlar bu kararı desteklemektedir.

· Garantilerin kaldırılması ve Türk Ordusunun geri çekilmesi uyarlaması konusundaki pozisyonumuz devam etmektedir.

· Ümit vaat eden bir yola girmiş durumdayız. Kabul edilebilir anlaşma bulunursa, çözüm olabilir.

·Halen daha ikili görüşmenin canlı olduğu ve devam ettiğine dair örneklerin bulunması nedeni ile Cenevre’de çözümden umutluyum.

·Yunanistan ile aramızda düşünce farkı yoktur. Tam bir uyum içerisindeyiz. Yunanistan Başbakanına ve Dışişleri Bakanı Nikos Kocias’a tüm destekleri için teşekkür ederiz.

·Kalıcı görüşmelerin başındayız. Çok önceleri kabul edilmiş olsa da bir tarafın güvenliği diğer tarafa tehdit olmamalıdır.

·Konferanstan önce yapılan yegane kapsamlı öneri, sadece bizim tarafımızdan yapılan öneridir.

Benim değerlendirmeme göre Rum lider Nikos Anastasiadis, yayınladığı bu twitter mesajları ile Cenevre’de gerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gerekse T.C. Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu tarafından fena halde çizilen karizmasını ve uğradığı politik yenilgiyi örtbas etmek için, Kıbrıs Rum halkına gerçeği yansıtmayan mesajlar vererek olumlu bir tablo çizmeye çalışmakta.

Anastasiadis’in Cenevre öncesi açıklamalarında, 12 Ocak günü garantörlüğün konuşulacağı ve garantörlerin oturacağı masaya, birinin üzerinde Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, diğerinin üzerinde de Kıbrıs Rum halkı lideri yazdığı iki şapka ile oturacağını ve yaptığı “muhteşem siyasi manevra ile istese de istemese de Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın karşısına eşit statüde bir Cumhurbaşkanı olarak oturacağını” belirtmişti. Zil takıp oynamadığı kalmıştı Anastasiadis’in, mutluluk ve kibrinden.

Mustafa Akıncı’ya kabul ettirdiği tüm isteklerinin, Türkiye tarafından da ister istemez kabul edileceği hayaline kapılmış, kendini bir “Helen kahramanı” addetmeye başlamıştı. Özellikle Akıncı tarafından kabul edilen “Dört Özgürlüğü” Rum Ortodoks Kilisesi başı Başpiskopos Hrisostomos’a anlatmak için koşa koşa Lefkoşa Surlariçindeki Başpiskoposluğa gitmiş ve Kıbrıs Türk Devletçiğinin kısa bir zaman dilimi içinde bu “Dört Özgürlük” uygulaması ile Rumlar tarafından istila edileceğini belirtmiş, Başpiskopos’tan da kocaman bir aferin almıştı. Ertesi gün de Başpiskopos televizyonlara çıkmış ve her zamanki tutumunun aksine Anastasiadis’i desteklediğini açıklamıştı.

Ne olduysa oldu ve Anastasiadis’in Dört Özgürlük (Yerleşme, Dolaşma, Çalışma ve İş kurma) zaferi Cenevre’de fena halde çöktü. Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan, Dört Özgürlük öyle değil böyle olur deyip, Cenevre’de Nikos Anastasiadis’in önüne “Dört Özgürlük uygulanacaksa, tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da, Kıbrıs adasında -dört özgürlük- hakkı olacaktır” karşı önerisini koyunca Anastasiadis’te ne karizma kaldı, ne de “Helen Kahramanlığı!”

Bana göre Cenevre müzakereleri, Türkiye’nin ayağını yere sert basması ve dik duruşu nedeni ile Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan için tam bir hezimet oldu. Her ne kadar Cenevre, bir son olarak adlandırılmıyorsa da KKTC artık başka ufuklara yelken açmalı, 49 yıldır Rumlar tarafından kasten sonlandırılmayan müzakereler nedeni ile.

Ata ATUN

e-mail: ata.atun veya ata.atun

http://www.ataatun.org

Facebook: AtaAtun1

http://www.twitter.com/ataatun

16 Ocak 2017

NATO DOSYASI : Türkiye NATO için tehdit


UİK 2017 raporunda, ‘Türkiye’nin dış politikasının NATO için tehdit oluşturacağı’ tahmini yer aldı.

Amerika’da bir kamu kuruluşu olan ve bir tür uzman ve kıdemli "istihbaratçılar kulübü" kimliği bulunan Ulusal İstihbarat Konseyi (UİK) 2017 raporunda "Türkiye’de giderek artan şekilde bağımsız ve çok yönlü bir dış politika problemi ve onun demokratik olmayan dürtüleri, en azından orta vadede, Avrupa’da parçalayıcı akımlara eklenecek ve NATO ve NATO-AB işbirliğinin ahengine bir tehdit oluşturacaktır" saptaması yaptı.

UİK, "İran, İsrail, Suudi Arabistan ve olasılıkla Türkiye, bölgedeki; istikrarsızlıkla boğuşan ancak bir dizi sorun nedeniyle birbiriyle çatışan ve birkaçı kendi bölgesel emellerini etkileyebilecek belli belirsiz görünen iç zorluklarla karşılaşan ülkelere göre güçlü ve nüfuzlu kalabilir" görüşünü dile getirdi.

İran, İsrail ve belki de Türkiye’nin güç ve nüfuzlarının, bölgedeki diğer ülkelere göre artabileceğini, ancak birbirleriyle çatışmaya devam edebileceklerini iddia eden UİK, Kürtlerin daha fazla temsil taleplerinin süreceğini öne sürerken "Mısır, Ürdün, Lübnan ve Tunus, Körfez’den daha az yardım, ekonomik koşulların kötüleşmesi ve bu ülkelerdeki istikrarsızlık riskinin artışını görecek. Arap-olmayan, petrol-devleti olmayan İsrail ve Türkiye bu baskılardan kaçabilir ancak ne kafi derecede geniş ekonomiye sahip olacaklar ne de bölgesel büyümenin en büyük kaynağı olmak için yeterli bölgesel bağlara" dedi.

KAPSAMLI RAPOR

ABD’de bir hükümet kuruluşu olan Ulusal İstihbarat Konseyi’nin "Küresel Eğilimler: İlerlemenin Paradoksu" raporunda dünyayı ve Türkiye’yi yakın gelecekte bekleyen güvenlik risklerine değinildi.

Rapor ekleriyle birlikte 235 sayfadan oluştu. Raporda "Yönetmek Giderek Zorlaşıyor" başlıklı bölümde, Türkiye’deki Gezi direnişi ve Brezilya’daki olaylar kastedilerek bu olayların geçen on yıl boyunca genişlemiş bulunan orta sınıfların bulunduğu ülkelerde insanların daha fazla refah istediklerini ortaya koyduğu iddia edildi.

Raporun "Milliyetçi ve Bazı Dini Kimlikler" başlıklı bölümünde popülizmin yakın akrabası olan milliyetçilik vurgusunun Çin, Rusya ve Türkiye ile siyasi denetimi iç siyasi alternatifleri elimine ederek kontrol etmeye çalışıp sağlamlaştıran liderlerin bulunduğu diğer ülkelerde yaygın olacağı öne sürüldü.

TÜRKİYE GÜÇ İDDİASINDA BULUNAN ÜLKELERDEN

ANKA’dan Orhan Aysezen’in aktardığına göre jeopolitik etki uygulayabilecek devletlerin sayısının arttığı ve soğuk savaş sonrası tek kutuplu dönemin sonuna gelindiği kaydedilen raporda "Geçen yüzyıldaki ekonomik ilerleme, büyük ve orta düzeyde güç statüsü için maddi iddiası bulunan devlet sayısını -Brezilya, Çin, Hindistan, Endonezya, İran, Meksika ve Türkiye- artırdı. Bu uluslararası düzene biçim verme arayışındaki daha çok aktöre -ve onların rekabete dayalı çıkarlarıyla değerlerine- kapı açıyor" denildi.

RAPORDA KÜRTLER

Raporda Kürtler hakkında ise şu tespitler yapıldı:

"Muhafazakâr dini gruplar -Müslüman Kardeşler üyeleriyle Şii hareketleri- ve Kürt kimliğini merkez alanlar gibi etnik temelli örgütler, bölgedeki etkisiz hükümetlerin birincil alternatifleri olmaya hazırlanıyor. Bu tür gruplar genelde devletten daha iyi sosyal hizmetler sunar ve politikaları, bölgenin siyasi ve ekonomik elitlerine göre genellikle daha muhafazakar ve dindar olan halklarla çatışmaya başlar.”

UKİ NE?

Ulusal İstihbarat Konseyi (NIC), ABD’li bölgesel ve özel konularla ilgili istihbarat analistlerinden oluşuyor. 17 istihbarat ajansı tarafından sentezlenen, ABD istihbaratının en kapsamlı analitik ürünleri olan ulusal istihbarat tahminlerinin hatırlanmasını denetleyen kurum İstihbarat Topluluğu (IC) genel başkanı konumundaki Ulusal İstihbarat Müdürü’nü destekliyor ve IC’nin uzun vadeli stratejik analiz merkezi konumunda bulunuyor.

1979’da ABD Başkanı Jimmy Carter dönemindeki kuruluşundan bu yana NIC, istihbarat ve politika grupları arasında bir köprü oluşturuyor, istihbarat konularında derinleşmiş bir uzman kaynağı olarak İstihbarat Topluluğu ile işbirliği halinde görev yaparken sosyal yardım organizatörü olarak da çalışıyor.

NIC’in Ulusal İstihbarat Memurları hükümet, üniversite ve özel sektörden seçiliyor ve bölgesel ve işlevsel konularla ilgili İstihbarat Topluluğu’nun kıdemli uzmanları sayılıyor.

Odatv.com

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ örgütlenme yapısı istihbarat servisleri gibi !


FETÖ örgütlenme yapısı istihbarat servisleri gibi!

FETÖ yapısı deşifre olmaya devam ediyor. FETÖ davasında gizli tanık olan M.K’nin , örgütün adeta istihbarat örgütleri gibi faaliyet yürüttüğünü, örgüte girenlerin çıkışı olmayan labirente girdiğini söyledi. M.K’ye göre yargı ağında evlilik sorumluları bile var.

Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması davasında itirafçı olan ve tutuksuz yargılanan M.K, terör örgütünün adliye yapılanmasının 11 dar bölgeye ayrıldığını söyledi.

Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada M.K, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak, örgütün adliye yapılanmasına ilişkin bilgiler verdi.

İŞTE ÖRGÜTÜN YAPISI:

FETÖ’nün yargı yapılanması 11 dar bölgeye ayrılıyor.

Bu dar bölgelerin başında bir "abi" bulunuyor.

Örgüt abisi her hafta diğer dar bölge abileriyle toplanıp istişareler yapıyor.

BÖLGELERE AYRILMIŞ!

Kırıkkale dar bölgesinde Çorum, Kastamonu, Çankırı ve Ankara’nın bir bölümü bağlı.
Yapıda Kayseri, Samsun, Konya, Eskişehir dar bölgeleri gibi bölümler var.
Bu dar bölgelerin içerisinde evlilik, bilgi, arama, tarama ve haberleşme sorumluluları bulunuyor.
Bu sorumlular dar bölgeler abisi A.B. ile direkt konuşup, direktifler alıyor

ADLİYE EN ÇOK SIZMA 2010-2013 YILLAR ARASINDA

M.K,2010-2013 yıllarının, örgütün adliyelerdeki en parlak dönemi olduğunu,17-25 Aralık sürecinin ardından adliye ve cezaevi yapılanmasının birleştirildiğine dikkati çekti.

Bu yıllarda adliyelere çok fazla eleman yerleştirildiğini ve örgüt içinde ciddi çalışmaların olduğunu anlatan M.K, şu bilgileri paylaştı:

"KPSS’den yüksek alan öğrenciler tespit edilmiş, öğrenciler komisyonlarda etkili oldukları illerde sınava sokulmuştur. 2013’te merkezi alım yapılan infaz kurumlarına girenlerin yüzde 60’ının örgütün referansıyla bunu yaptığını biliyorum. Birçok kişi bu yapıyı cemaat olarak bilir, eğitim işleriyle uğraştığını, Allah rızası için fedakarlık yaptığını düşünür ancak içine girince örgütün çıkışı olmayan bir labirent olduğunu anlar. Bu örgütün amacı paradır. Parayı çok seven, adeta paraya tapan bir gruptur. Örgüt üyelerinin din duygularını kullanarak insanların örgüte mutlak itaat etmeleri gerektiği, en ufak hatada ‘şefkat tokadı’ yeneceği ve Allah tarafından büyük sıkıntıların başlarına bela edileceği anlatılırdı."

FETÖ ÖRGÜT YAPISI

M.K, örgütte birim ve ünite şeklinde 2 türlü model olduğuna işaret ederek, asker, polis ve yargının birim, öğretmen, işçi, memur ve doktorların ise ünite modelinde yer aldığını savundu.

SADECE BYLOCK DEĞİL

Örgüt üyelerinin 2013 yılının son çeyreğine kadar haberleşmelerini cep telefonundan yaptığını ancak bu tarihten sonra akıllı telefona geçerek internet üzerinden iletişim kurduğunu söyleyen M.K, "CoverMe", "Skype", "Whatsapp", "Gmail", "ByLock", "Kakao Talk" gibi programların örgüt içinde yaygın kullanıldığını bildirdi.

M.K, 17-25 Aralık sonrası örgütün sosyal medyada faaliyette bulunduğunu belirterek, "AK Parti ile alakalı olumsuz yazılarda yazara ve akademisyene tepki gösterilecek, takip edilene AK Parti’li bir kullanıcının saldırdığı mesajı verilecekti. Bir nevi takip edilenle parti arasını açmayı düşündüler. İllerin büyüklüğüne göre Twitter hesapları bir ya da iki kişiye verilirdi." dedi.

ÖZEL LAPTOP GİZLİ BİLGİLERİ TOPLUYOR

Örgütün içerinde bazı kişilerde BIOS ayarlarıyla oynanmış siyah renkli küçük dizüstü bilgisayar olduğuna dikkati çeken M.K, şöyle devam etti:

"Bilgisayarı ilk açtığında siyah renkli ekran açılıyor, buraya şifre yazılıyor, yazılan harf ve rakamlar gözükmüyor. İlk etapta laptop bozuk veya çalışmıyor gibi gözüküyor. Şifreler girilince makine açılıyor. Çok farklı bir formatta açılıyor. Flash bellek gibi kullanılan aparat takılıyor. Bir şifreleme programıyla yaklaşık 60 karakterli şifre girilerek disk açılıyor ve hafıza kartlarını kullanmaya başlıyor. Bu laptoplar dar bölge abilerinde, evlendirme sorumlularında, mahrem işleri yapanlarda vardı. Örgütte bu laptoplar herkese verilmezdi. Üst düzey yetkili olanlarda vardı çünkü çok sakıncalı konuları içerisinde barındırıyordu."

– "Her ilde ikinci parti desteklenecek"

M.K, örgütün 2014 yerel seçimlerinde her ilde ikinci partinin, 2015’teki milletvekilliği seçimlerinde de Kırıkkale ve İç Anadolu’da MHP, doğuda HDP, Antalya ve İzmir’de CHP’nin desteklenmesi talimatını verdiğini vurgulayarak, "Örgüt içerisindeki her kişiden seçimlerde 10 AK Parti’linin kazanılması istendi. Bu yönde her ilde çalışmalar yapıldı. Örgütün seçimlere dahil olması, AK Parti aleyhine çalışmaları çok yanlıştı." şeklinde konuştu.

Hiç kimsenin elini kolunu sallayarak örgütten ayrıldığını görmediğini söyleyen M.K, örgütten ayrılanın mutlaka zarar gördüğünü, "şefkat tokadı"yla eşi ve çocuklarına zarar verilmeye çalışıldığını öne sürdü.

Örgütte gizlilik ve takiyenin esas olduğunu ifade eden M.K, "Üstten gelen talimatlarla ilgili soru sorulmaz, sorgulanmaz ve bunlar ayıp görülürdü. Örgüt topladığı paraların adını himmet, burs, kurban veya gazete, dergi aboneliği olarak belirtmişse de bunların hiçbirisi amaçları doğrultusunda kullanılmamaktadır." değerlendirmelerinde bulundu.

AMERİKA DOSYASI : Trump döneminde dünya sakinleşecek mi ?


Trump döneminde dünya sakinleşecek mi ?

Seçilmiş ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta Cuma günü başkanlık koltuğuna oturuyor. Trump’ın Amerikanın ‘kurulu düzeni’nden gelen baskılara rağmen Rusya ile ilgili sıcak mesajlar vermesi yeni dönem için umutların yeşermesi ihtimalini güçlendiriyor.

Son dönemde dünyanın iki süper gücü, Rusya ile ABD arasında yaşanan gerilim Donald Trump’ın ABD başkanlık koltuğuna oturmasıyla sona erecek mi? İki güç sadece Ortadoğu’da değil Uzak Doğu’da ve Doğu Avrupa’da da ciddi rekabet halinde. Rusya’nın Ukrayna’ya dolaylı müdahalesi ve Kırım’ı ilhak etmesi ilişkileri çıkmaza sürükleyen, hatta ABD’nin Rusya’ya ambargo uygulamasının başlıca nedenini oluşturuyor. Mevcut ABD Başkanı Obama, giderayak Doğu Avrupa’ya silah sevkiyatı yaparak, Rusya’yı küplere bindirdi. Uzakdoğu’da Çin-ABD rekabetinin yanı sıra zaman zaman ABD-Rusya gerginliği yaşanıyor. İki ülke Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulama alanı olan Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da ise farklı telden çalıyor.

Trump geri adım atmıyor

Trump’ın seçim sürecinde Rusya’ya ilişkin sergilediği pozitif duruşunu seçildikten sonra da devam ettirmesi, ‘iki ülke arasında sürtüşmenin azaltılması’ açısından önemli. İçeriden ne kadar baskı gelirse gelsin, Trump, Rusya’ya yönelik olumlu mesaj vermeye devam ediyor. Öyle ki Trump, daha başkanlık koltuğuna oturmadan Moskova ile iyi ilişkiler kurulduğu takdirde Obama döneminin Rusya politikasının temelini oluşturan ‘yaptırımların’ bile kaldırılacağını ilan etti. Trump’ın şu sözleri de dikkat çekiyor: "İyi geçinirseniz ve Rusya bize gerçekten yardımcı olursa neden iyi şeyler yapan birisine yaptırım uygulayasınız?"

Dikenli tel çok

Şunu da söyleyelim, Trump döneminde iki ülke arasındaki tüm anlaşmazlıkların ortadan kalkacağını beklemek de safdillik olur. Neticede bu anlaşmazlıkların temelinde kökleri İkinci Dünya Savaşının sonuna dek inen süper güç rekabeti yatıyor. Bu arada Trump’ın Savunma Bakanı adayı Orgeneral James Mattis’in Senato Silahlı Hizmetler Komitesinde yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e karşı sert bir tutum takınması ve Moskova’yı ‘NATO ittifakını bozmakla’ suçlaması, hatta Rusya’yı ABD açısından en büyük tehditlerinden biri olarak göstermesi de dikkat çekiyor. Ancak Trump, Mattis’i dengelemek için Dışişleri Bakanı adayı olarak Exxon Mobil’in CEO’su Rex Tillerson’ı seçti! Tillerson’ın, hem Putin’le hem de Rusya’nın dev petrol şirketi Rosneft’in patronu Igor Seçin’le yakın iş ilişkileri tesis etmiş olduğu biliniyor.

Buna ilave olarak Tillerson’ın 2013 yılında Rusya’nın Dostluk Nişanı’yla onurlandırıldığını da değerlendirmeye katarsak, Washington ve Moskova arasındaki ilişkilerin Trump görevi devraldıktan sonra muhtemelen düzeleceği söylenebilir.

Ortadoğu yine sıkıntılı

Buna mukabil, Ortadoğu ile ilgili konuların da ABD-Rusya ilişkilerinin gündemini belirlemeye devam edeceği hesaba katılmalı. Trump’ın Ortadoğu politikasının ayakları netleşmiş değil… Rusya’nın ise net. Moskova, son dönemde Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Mısır, Suriye ve Libya dahil bölgedeki birçok ülkeyle siyasi, askeri ve ekonomik ilişkilerini geliştirdi. Rusya’nın Suriye’de hem deniz, hem de hava üssü bulunuyor. ABD’nin ise bölgede birçok ülkede askeri üssü var. Trump, mesela, şimdiden Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile çok iyi ilişkiler tesis etti. Trump Tel Aviv’deki ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma niyetini de önceden beyan ettiği ve Filistin’deki barış süreciyle ilgili oldukça İsrail yanlısı bir tutum benimsediği için İsrail Başbakanı Netanyahu da memnun olmalı. Putin de Sisi ve Netanyahu ile iyi ilişkilere sahip… Ancak Putin, İsrail-Filistin anlaşmazlığında sesini gür çıkartmamaya özen gösteriyor.

Sonuç olarak kafalardaki temel soru şu: ABD’de Irak’ın işgalinde başı çeken sertlik yanlısı Cumhuriyetçi şahıslar, büyük ihtimalle Trump’ı Ortadoğu’da Rusya’ya karşı daha sert bir tavır almaya teşvik edeceklerdir. Eğer bu gerçekleşirse, makara yeniden başa sarılacak ve Rusya-ABD ilişkileri Obama döneminden daha da sıkıntılı hale gelecektir.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.