Etiket arşivi: Suriye

İSRAİL DOSYASI : Mossad haritayı yayınladı ! işte istedikleri Suriye…


KAYNAK : http://www.yeniakit.com.tr/haber/mossad-haritayi-yayinladi-iste-istedikleri-suriye-279232.html

Mossad haritayı yayınladı! işte istedikleri Suriye…

MOSSAD’a yakınlığı ile bilinen Debka’nın yayınladığı Suriye haritasında küresel şerrin başı Yahudi devleti İsrail’in Şam topraklarında oluşmasını planladığı son durumu gözler önüne serdi.

İsrail istihbarat servisi MOSSAD’a yakınlığıyla bilinen Debka’nın verdiği habere göre, İsrail ve Ürdün’le olan sınırları boyunca Suriye stratejik ve askeri durumunu doğrudan etkileyecek çarpıcı değişikliklerin eşiğinde bulunduğu belirtildi.

Trump’ın ‘güvenli bölge’yi dillendirmesi ile eş zamanlı yayınlanan harita

İddianın kaynağı, yeni ABD başkanı Trump ile Putin arasında bu hafta yapılan ve Suriye’de bulunan ABD, Rusya ve Türk güvenlik bölgeleri kurulması yönündeki anlaşmaya dayanıyor. Anlaşmada adı geçen üç ülkenin bölgede kendi kontrolleri altında üç güvenlik bölgesi kuracakları ve bu bölgelerin sınırlarını da üç ülkenin belirleyeceği belirtilirken, ülkenin askeri kontrolünün de Washington, Moskova ve Ankara arasında paylaştırılacağı söyleniyor.

İran’ın yok sayıldığı plandan büyük savaşa doğru

Bu düzenlemenin neticesinde, Safevi İran Ordusu, Şii milisler ve Hizbullat’ın Suriye’den ayrılmak zorunda kalacakları öngörülüyor. Bu durumun Şam toprakalrında meydana gelecek büyük savaş tetikleyeceği ihtimali üzerinde duruluyor.

ABD ordusunun Suriye’de iki güvenlik bölgesine sahip olacağını öne süren Debka’ya göre, bu bölgelerden biri PKK/YPG bölgeleri dahil olmak üzere Fırat nehrinin doğusundan Irak sınırına kadar olan tüm bölgeyi kapsayacak. Bu gelişmenin 2015’in sonlarına doğru Obama ve Putin arasında aynı doğrultuda yapılan anlaşmayı kısmen dirilteceği öngörülürken, Rusya’nın ise Fırat nehrinin batısından Akdeniz’e kadar olan bölgede sorumluluk sahibi olacağı söyleniyor.

Yeni anlaşma kapsamında Türkiye, Suriye-Türkiye sınırının tamamında yaklaşık 650 km uzunluğunda bir alanda, ve Suriye içine doğru 35-50 km genişliğinde bir bölgeyi kontrolü altında tutacak. Türkiye’nin kontrolüne bırakılacak bölgenin El-Bab’a kadar uzanacağı belirtiliyor.

Debka’nın askeri kaynakları, ABD’nin kontrolünde olacak ikinci alanın Suriye’nin İsrail ve Ürdün sınır bölgesinde olacağı bilgisini paylaşıyorlar. Bu kapsamda şu anda Ürdün’de bulunan 7500 kişilik ABD özel kuvvetler birliğinin kuzeye doğru, Suriye’nin içine geçerek bölgede konuşlanmaları söz konusu.

Başlangıçta Rusya tarafından planlanan ve Suriye ordusu, İran yanlısı Şii milisler ile Hizbullat birliklerinin Golan tepelerinin Suriye içersinde bulunan Derra ve Kuneytra şehirlerini kontrol altında tutacakları öngörülmüş olsa da, bu planın geçerliliğinin kalmadığı da aktarılan bilgiler arasında. Bu planın yerine ABD askeri tarafından eğitilen Ürdün özel kuvvetleriyle batı yanlısı Suriyeli muhaliflerin bölgede etkin güç olacakları belirtiliyor.

Daha önce Suriye-İsrail sınırına konuşlanması planlanan İran ve Hizbullat güçlerinin bölgeden çekilecek olmasının bu durumu kendi varlığına bir tehdit olarak algılayan İsrail’i rahatlatacağı belirtiliyor. Fakat bu durumun ABD ile İran’ı karşı karşıya getirmesine kesin gözle bakılıyor.

Reklamlar

CIA DOSYASI /// ‘CIA’in Suriye’deki adamı’ yaşadıklarını anlattı : Obama’dan bir şey isteyen onu a rıyormuş !


‘CIA’in Suriye’deki adamı’ yaşadıklarını anlattı: Obama’dan bir şey isteyen onu arıyormuş !

"CIA’in Suriye’deki adamı" Ebu Ahmed, Suriye’de yaşadığı deneyimlerini ve şimdiki hayatını anlattı. Ebu Ahmed, "bir zamanlar ABD’nin evrenin hakimi olduğunu sanıyordum. Artık öyle düşünmüyorum" diyor.

Bir zamanlar istihbarat görevlilerinin ona fikirlerini sorduğu, Suriyeli "muhalif" liderlerinin yardım istediği Ebu Ahmed, yaşadıklarını şimdiki hayatını anlattı.

Gerçek kimliği açıklanmayan, bir zamanlar "CIA’in Suriye’deki adamı" olduğu söylenen Ebu Ahmed için, eskiden "Barack Obama’dan bir şey istiyorsanız, Ebu Ahmed’i arayın" denildiği belirtiliyor.

Financial Times‘a konuşan Ebu Ahmed, eski günlerinden bahsederek, "şimdi bizim gibileri, tarihin çöplüğündeki yerini alıyor" diyor.

‘ÇANTALARLA BİNLERCE DOLAR TAŞIYORDUM’

Ebu Ahmed’in 2 yıl boyunca Suriye’deki askeri operasyonların planlanmasında görev aldığı, silah dağıttığı, CIA’in aracısı olarak çalıştığı söyleniyor. Sonrasındaysa hapse atılıyor.

Hapse atılmasından önce Suriye’ye gidip gelerek cihatçılarla çantalarla yüzlükler halinde dolar taşıyan Ebu Ahmed’in, hapisten çıktıktan sonra gözden düştüğü kaydediliyor.

‘OBAMA’NIN SEÇİMLERİ MESELEYİ KARMAŞIKLAŞTIRDI’

Ebu Ahmed’in hikayesinin, ABD bürokrasisinin Suriye konusundaki bölünmüşlüğünü ve Türkiye ile ABD arasındaki ayrımları gösterdiği söyleniyor.

Suriye’deki çatışmaların 6 yılda "sokak protestoları" olmaktan çıkarak, "bölgeyi ve dünyayı dönüştüren bir iç savaşa" dönüştüğü söylenirken, 5 BM Güvenlik Konseyi daimi ülkesinden 4’ünün Suriye’yi bombaladığına dikkat çekiliyor.

Suudi Arabistan ve İran gibi bölgesel güçlerin Suriye’ye milyarlarca dolar yatırarak, "vekalet savaşı" yürüttükleri söylenen yazıda, olayların karmaşıklaşmasında Obama’nın seçimlerinin payı olduğu söyleniyor.

Obama’nın Suriye’de savaşa girmek istememesi, ancak bölgedeki varlığını sürdürmek istemesiyle, ABD’nin "bir ayağı içeride, bir ayağı dışarıda" bir hale geldiği ve bunun sorunlu bir durum yarattığı öne sürülüyor.

‘EBU AHMED GİBİ SURİYELİLER BUNUN SONUÇLARINI YAŞIYOR’

Yazıda, Ebu Ahmed gibi Suriyelilerin, bu ikilemin sonuçlarını yaşadığı savunulurken, Ebu Ahmed’in 2013 yılında "ılımlı muhalifleri" silahlandıran ve onları finanse eden gizli bir CIA programına dahil olduğu, başka "komutanlarla" birlikte ABD’ye sırtını verdiği söyleniyor.

Ebu Ahmed’in, Libya’da 2011 yılında olduğu gibi, ABD’nin kendilerine tam destek vereceğini düşündüğü, ancak Muammer Kaddafi’nin düşürülmesine benzer bir olay yaşanmamasıyla, "kumarı kaybettiği" belirtiliyor.

ŞU ANDA TÜRKİYE’DE YAŞIYOR

Ebu Ahmed’in hala Türkiye’nin güney şehirlerinden birinde yaşamakta olduğu söylenen yazıda, "günlük rutinine sadık kaldığı" ve "ordu" alışkanlıklarını bırakmadığı aktarılıyor.

Ebu Ahmed, "eskiden ABD’nin evrenin hakimi olduğunu düşünürdüm. Bana şimdi hatalı mıydım diye sorarsanız, evet, hatalıydım" diyor.

Eskiden CIA’e çalışmakta olan Ebu Ahmed, "benim umrumda olan şey ABD ile iyi bir ilişkim olmasıydı. Onlar bana silah veriyordu, ben onları Suriye’ye götürüyordum. Türkiye’nin ABD’lileri sevmemesi ya da ABD’lilerin Türkiye’yi sevmemesi gerçeği – bunların hiçbiri benim için önemli değildi. Bunlarla ilgilenmiyordum. Ne yazık ki işler böyle işlemiyormuş" şeklinde konuşuyor.

‘ESAD’IN ZAFERİ ABD ETKİSİNİN AZALMAKTA OLDUĞUNA DAİR BİR SİMGE’

Yazıda, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad ve Rusya’nın Suriye’deki zaferinin, "yalnızca bir insani trajedi" olmadığı, aynı zamanda ABD’nin bölgedeki etkisinin azalmakta olduğuna dair bir simge olduğu öne sürülüyor.

Türkiye ve Rusya arasındaki diplomatik görüşmelerden ABD’nin dışlandığı hatırlatılan yazıda, ABD’nin geçmişteki müdahalelerinin, "özellikle de Irak işgalinin", yarattığı sorunların görüldüğü, ancak Suriye ile birlikte kısmi müdahalelerde bile büyük sorunlar yaşanabileceğinin anlaşıldığı söyleniyor.

‘SADECE TAKTİKLER VAR, STRATEJİ YOK’

FT‘ye konuşan eski ABD yetkilileri, farklı departmanların belirsiz farklı amaçları olduğunu, bu sebeple ABD’nin ne yaptığından emin olamadığını öne sürüyor.

Eski bir bölge diploamatı, ABD’nin Suriye ile ilgilenmediği algısının doğru olmadığını belirterek, Halep gibi yerlerde en ufak detayları bile umursadıklarını söylüyor.

Ancak bu diplomata göre, "ABD’nin Suriye politikasındaki sorun, her zaman başka yerlerde de gördüğü gibi sadece taktiklerin olması, strateji bulunmaması".

‘SAKALLI HER ŞEYDEN ŞÜPHE DUYUYORUM’

Ebu Ahmed’in kendisini iyi bir nişancı olarak gördüğü, yolsuzluğa hoş görü gösterediğini savunduğu ve "İslamcılardan şüphe duyduğu" söyleniyor. Yazıya göre Ebu Ahmed bunu "sakallı her şeyden şüphe duyuyorum" şeklinde ifade ediyor.

FT‘ye konuşan diğer cihatçıların, bu sebeple Ebu Ahmed için "laik aşırıcı" dedikleri söyleniyor.

Görüşülen diplomat, Ebu Ahmed’e yapılacak operasyonlar sorulduğunda, anında kaç mermiye ihtiyaç olduğu ve kaç savaşçı bulunduğu, nasıl yaklaşılması gerektiği gibi bilgileri verdiğini kaydediyor.

‘BENİM İÇİN SATRANÇ OYNAMAK GİBİYDİ’

2011 yılında Suriye’de olaylar başladığında, "muhaliflerin" elindeki kuzeydeki bölgelere giden Ebu Ahmed, o zamanlar "hiçbir fikri olmadığını", "nasıl ateş edileceğini bile bilmediğini", "silah eğitiminin hiç ilgisini çekmediğini" söylüyor.

Ancak Ebu Ahmed’in, ABD’nin ilgisini çeken yeteneğinin, "taktik ve lojistik" becerisi olduğu öne sürülüyor. Ebu Ahmed "sahada kaç kişi olduğunu, ne kadar mühimmat kullanabileceklerini ve en önemlisi kaç kişinin gerçekten savaşacağını söyleyebiliyordum" diyor.

Ebu Ahmed, CIA ile Suriye’de yaptığı işbirliği için, "benim için satranç oynamak gibiydi, satranç oynamayı severim" diyor.

‘YOLSUZLUK, İSLAMCI GRUPLAR, KATAR VE TÜRKİYE…’

2012 yılında hava saldırısında yaralanan ve 10 gün bilincini kaybeden Ebu Ahmed’in, sonrasında olaylardan memnuniyetsizlik duymaya başladığı iddia ediliyor.

Ebu Ahmed pek çok grupta yolsuzluğun başladığını, İslamcı grupların Katar ve Türkiye’nin desteğiyle yükseldiğini söylüyor. Ebu Ahmed’e göre İslamcı grupların ön plana çıkmasının sebebiyse ideolojileri.

Bu dönemde Türkiye’nin sınırının gevşekliği sebebiyle, cihatçıların güçlenmeye başladığı söylenen yazıda, bu grupların arasında El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi ve IŞİD de sayılıyor.

‘ÇOK APTALDIK’

Ebu Ahmed, "biz çok aptaldık, ben de çok aptaldım" diyerek, "ne düşüyordum ki? Rejim düşecek sanıyordum ve başladığımız yere dönecektik. Geri döndüğümde El Nusra ve IŞİD’in yayıldığını gördüm ve onların bir sürü planı vardı. O zaman bunlara karşı operasyonlar yapılması gerektiğini anladım" şeklinde konuşuyor.

Ebu Ahmed’in ibadet etmediği yönündeki dedikodular sebebiyle sorgulanmaya başladığı aktarılırken, bu sebeple kendisi için endişelenen üst düzey isimlerin, onu Türkiye’ye gönderdikleri aktarılıyor.

O dönemlerde ÖSO içerisinde olan Ebu Ahmed’in, burada bir Suudi istihbarat görevlisiyle tanıştığı, IŞİD’e karşı planların yapılmaya başlandığı söyleniyor.

‘CIA BENİ ARADI, HAKKIMDA HER ŞEYİ BİLİYORLARDI’

2013’ün sonlarında IŞİD Suriye’de varlığını artırırken, Ebu Ahmed’in CIA tarafından arandığı söyleniyor. İddiaya göre dahil edildiği CIA programının merkeziyse Adana’da.

Burada üç kişinin kendisiyle bir restoranda tanıştığını söyleyen Ebu Ahmed, "çok iyilerdi, hakkımda her şeyi zaten biliyorlardı" diyor.

CIA konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçınırken, Washington merkezli bir kaynak, Ebu Ahmed’in CIA için çalıştığını doğruluyor, ancak kendisi için "yalnızca Suriyeli bir aracı" diyor.

‘MÜŞTEREK OPERASYON MERKEZİ’NE DAHİL EDİLDİM’

Ebu ahmed’in gizli bir operasyon odasına dahil edildiği, burada İngiltere, Fransa, Ürdün, Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin de dahil olduğu bir ittifak kurulduğu söyleniyor. Bu ittifakın amacınınsa "ılımlı muhalifleri desteklemek" olduğu söyleniyor.

Operasyonun ismininse "Müşterek Operasyon Merkezi (MOM)" olduğu aktarılıyor. Bu operasyon merkezinin, bir yıl önce Ürdün’de kurulana benzer yapıda olduğu aktarılıyor.

Başlangıçtan itibaren operasyonda büyük sıkıntılar yaşandığı, Türkiye’nin Suriye’yle olan 800 kilometrelik sınırını kontrol etmede güçlükler olduğu bildiriliyor.

Bunun yanısıra, ülkelerin yerel gruplarla işbirliklerinin meseleyi daha da karmaşıklaştırdığı, cihatçıların rolünün engellenemediği, silah akışını kontrol etmenin de imkansız olduğu belirtiliyor.

International Crisis Group’tan Noah Bonsey, "program boyunca ülkeler arasında hatta hükümetlerin kendi içlerinde anlaşmazlıklar vardı" diyerek, "muhaliflerin" başarısız olduklarını, ancak onları destekleyen ülkelerin de en az muhalifler kadar parçalanmış halde olduklarını belirtiyor.

‘OPERASYON MERKEZİNİN YERİ TÜRKİYE’DE BİR VİLLAYDI’

Ebu Ahmed’in MOM’un Suriye’deki "muhalifleri" birleştirebileceğini umduğu söylenirken, operasyon merkezinin yerinin Türkiye’nin güneyindeki bir villa olduğu öne sürülüyor.

İddiaya göre burada "muhalif" komutanlar, istihbarat görevlileriyle "uzun oval bir masada savaş planlarını öneriyor ve silah istiyor".

"Ilımlı" olduğu onaylanan "muhaliflerin", ayda 150 dolar civarında para aldığı, bunun "komutanlar" içinse 300 dolar olduğu öne sürülüyor. Ebu Ahmed "bize hiç nereye gideceğimizi söylemezlerdi" diyerek, dışarısı görülmeyen araçlarla "casus filmi gibi" bir yerden bir yere götürüldüklerini söylüyor.

Ancak Ebu Ahmed, zamanla yolları öğrenmeye başladıklarını aktarıyor.

‘MOM BÜROKRASİSİ SORUN OLMAYA BAŞLADI’

Başlangıçta atmosferin daha yumuşak olduğu, "Türklerin komutanların binada uyumasına izin verdiği", bu sayede haritalar ve planlar üzerine yapılan toplantıların bitirilebildiği kaydediliyor.

Ancak kısa zaman içerisinde "MOM bürokrasinin muhalifler için sorun olmaya başladığı", yabancı temsilcielrin planları onaymamaya başladığı ve mühimmat ve silah yardımlarının verilmediği öne sürülüyor.

Kimi "muhalifler" ve diplomatlarsa, sorunun tam tersi olduğunu, cihatçıların MOM aracılığıyla yozlaştıklarını savunuyor. Bunun sebebininse MOM aracılığıyla ÖSO’ya yapılan büyük yardımlar olduğu iddia ediliyor.

‘FAZLADAN PARA ALMAK İÇİN SAYILARI ŞİŞİRDİLER’

Ebu Ahmed, ÖSO yöneticilerinin, birliklerinin sayılarını yüksek göstererek fazladan para aldıklarını, böylece aldıkları silahların bir kısmını da karaborsada sattıklarını belirtiyor.

Bunların çoğununsa IŞİD’in eline geçtiği, El Nusra Cephesi gibi grupların da kendi paylarını aldığı aktarılıyor.

"CIA bunu biliyordu" diyen Ebu Ahmed, "tabii ki MOM içerisindeki herkes biliyordu. Bu iş yapmanın maliyetiydi" şeklinde konuşuyor.

Ebu Ahmed, "diyordum ki şu kişi 300 savaşçım var diyor ancak 50 tane var. Bu adam şunu yapıyor… böyle herkesi utandırıyordum" diyerek, kendisinin yolsuzlukları açığa çıkardığını öne sürüyor.

Eskiden CIA’e çalışan Ebu Ahmed, "Suriyeliler kızıyorlardı ve diyorlardı ki ‘o ABD ajanı, bir muhbir – nasıl bizimle böyle konuşuyor’" diyerek kendisine gösterilen tepkileri aktarıyor.

Yazıda Ebu Ahmed’in "söylediği kadar temiz olup olmadığının bilinmediği" belirtilirken, buna karşılık pek çok "muhalif komutanın" Türkiye’de büyük evleri olduğu, yeni arabalar kullandıkları, en son model telefonları olduğu kaydediliyor.

‘MOM İÇERİSİNDE ÇATLAKLAR ARTTI’

Yazıda MOM içerisindeki çatlakların giderek arttığı, herkesin farklı amaçları olduğu söyleniyor.

Ebu Ahmed’in arkadaşı Ebu Ömer, "bir çocuk MOM odasına girip ABD’nin kimi desteklediğini, Türklerin ne istediğini ya da Suudilerin ne için uğraştığını anlayabilirdi" diyor.

Bu ülkelerin farklı grupları birbirlerinden habersiz desteklemeye çalıştığı, MOM’unsa bunun için yasal örtü oluşturduğu öne sürülüyor.

‘EN KÖTÜ AYRIM TÜRKİYE VE ABD ARASINDAYDI’

Yazıda, en kötü ayrımın, Türkiye ve ABD arasında olduğu söylenirken, bu ayrılığın IŞİD Musul’u ele geçirdikten sonra başladığı belirtiliyor.

ABD’nin IŞİD’e karşı YPG’yi desteklediği belirtilen yazıda, ABD’nin YPG’yi seçme sebebinin "İslamcıların sızması hakkında endişe duyulmaya gerek olmaması" olduğu savunuluyor.

Türkiye’nin bu duruma sinirlendiği ve YPG yerine ÖSO’nun desteklenmesinden yana olduğu öne sürülüyor.

‘ABD’LİLER YPG’NİN NEDEN SORUN OLUŞTURDUĞUNU GERÇEKTEN ANLAMIYORLARDI’

ICG’den Bonsey, ABD ve Türkiye’nin birbirlerini "samimi olarak anlamadığını" söylerken, ABD’li yetkillerin "gerçekten YPG’yi desteklemenin neden Türkiye için sorun olduğunu anlayamadığını" öne sürüyor.

Türklerinse, sınır geçişlerini kontrol etmemeleri sebebiyle ABD’nin gösterdiği tavrı anlayamadığı iddia ediliyor. ABD’nin Türkiye’den cihatçıların kullandığı sınırları kontrol etmesini istediği öne sürülüyor.

ABD destekli gruplarınsa, bu kavga sırasında arada kaldıkları, İslamcı grupların desteğini de kaybettikleri belirtiliyor.

Ebu Ahmed, "MOM’a gitmekten nefret eder hale geldiğini", herkesin "birbirinin arkasından konuştuğunu" söylüyor.

‘CIA DESTEKLİ KOMUTANLAR TÜRKİYE İLE ÇALIŞMAKTA ZORLANDILAR’

Yazıda Ebu Ahmed ve Ebu Ömer gibi CIA bağlantılı isimlerin, Türkiye ile çalışmakta zorlandıkları söylenirken, Ebu Ömer’in oturma iznini yenileyemediği ve güvenlik listesine alındığı iddia ediliyor.

ABD’nin de kendilerine yardım etmediği, yardım talep ettiklerinde "meselenin kontrolden çıktığını" söyledikleri aktarılıyor.

Eskiden MOM toplantıları için Türkiye tarafından getirilen Ebu Ahmed’in, ABD ile yaşanan kavgalardan sonra "uluslararası toplantılara katılabilmek için kaçakçılara para ödemek zorunda kaldığı" öne sürülüyor.

‘EBU AHMED’İ TÜRKİYE TUTUKLADI’

Ebu Ahmed’in ABD-Türkiye kavgalarının artması üzerine, polis tarafından yakalandığı ve Türkiye’de tutuklandığı belirtiliyor.

Yazıda bu durum için "bir NATO müttefiki, Washington’ın yerel müttefiklerinden birini tutuklamış oldu" deniyor. Sonrasındaysa Ebu Ahmed hapishaneye götürülüyor.

CIA ise serbest bırakılmasını "sağlayamıyor". FT‘ye konuşan bir istihbarat kaynağı, CIA’in bunu "gerçekten denediğini" ancak başaramadığını söylüyor.

‘KİMSE ALMAK İSTEMİYOR’

Hapisten çıktıktan sonra gözden düşen Ebu Ahmed’in, bölgeyi terk etmeyi düşündüğü, ancak bunun da "kolay olmadığı" belirtiliyor.

Almanya’nın eskiden bağlantılı olduğu gruplar sebebiyle kendisini almadığı, ABD’li yetkililerinse Birleşmiş Milletler’e mülteci olarak kaydolmasını talep ettiği bildiriliyor.

Ebu Ahmed’in CIA bağlantılarıysa "yardım edemeyeceklerini" söyleyerek, "üzgünüz bu Dışişleri Bakanlığı meselesi, bunlar farklı departmanlar" diyor.

ORTADOĞU DOSYASI : Rusya, Türkiye ve Suriye’de Çözüm


21syria-master768.jpg?itok=N1lh-OaQ

BEYRUT,LÜBNAN – Rusya Cuma günü, Suriye’deki askeri varlığını büyük oranda arttıracak, Akdeniz’deki tek limanındaki savaş gemisi alanını iki katına çıkaracak ve ikinci üsse sahip olmasına neden olacak hava üssü hakkını garanti altına alan anlaşmayı imzaladı.

Anlaşma, Tartus’taki limanı ve Rusya’nın Başkan Beşar Esad’ın isyancılarla savaşında sağladığı destek noktasında önemli yer tutan Lazikiye yakınındaki üssü kapsıyor. Anlaşma, Rusya’nın Suriye’de gelecek yarım yüzyılda, ve belki de daha uzun süre, güç bulundurmasına olanak sağlıyor.

Anlaşma haberi, Esad’ın pozitif sayılacak diğer bir gelişmeyi duyduğu anda geldi: Bir Türk yetkili, Türkiye’nin altı yıldır sürmekte olan Suriye savaşını sonlandıracak bir anlaşmayı, Esad’ın görevde kalmasına izin verse de kabul edeceğini açıkça ifade etti.

Başbakan yardımcısı Mehmet Şimşek’in İşviçre’deki DAVOS Dünya Ekonomik Forumu’ndaki sözleri, Suriye’nin kuzey komşusu ve Esad’ın amansız hasımlarından olan Türkiye’nin, çözüme katkı için pozisyonunun yumuşattığını gösteriyor.

Türk hükümeti Şimşek’in sözlerinin yanlış anlaşıldığını söylese de, Şimşek’in Esad’sız bir çözüm için, “biliyorsunuz ki gerçekçi değil” dediği açık.

Bu iki gelişme, Rusya, Türkiye ve İran Pazartesi günü Kazakistan’ın başkenti Astana’daki barış görüşmelerinde görüşmeye hazırlanırken geldi.

İlk kez, ana Suriye muhalefeti diğer fraksiyonlarla birlikte, barış görüşmeleri için Esad ile masaya oturacak gibi görünüyor. Son görüşme, Şubat ayında Cenevre’de Birleşmiş Milletler’in çabasıyla yapılandı ve görüşmeler kısa süre içinde (günler içinde) çökmüştü.

Rusya Haber Ajansı Tass’a göre, Rusya’nın Suriye’yle vardığı yeni anlaşma, Rusya’nın Suriye sularındaki Tartus deniz üssündeki varlığını arttırıp, 49 yıl uzatıyor ve bu süre otomatik olarak 25 yıl daha uzayabiliyor.

Tass, anlaşmayla Rusya’nın buradaki kapasitesini iki katından fazla arttırarak içlerinde nükleer güçlü gemilerin de olduğu 11 savaş gemisini bu üsde barındırabileceğini söyledi.

Tass, anlaşmanın Rusya’ya, Rusya’nın 2015 yılında Esad güçlerine yardım için Lazikiye bölgesinde inşa ettiği Khmeimim Hava Üssü’nü de benzer şekilde uzun yıllar kullanma taahhüdü verdiğini ifade etti.

Rusya’nın hava üssüne ikinci pisti inşa ettiğine dair haberler mevcut.

Askeri anlaşma, Esad’ın Rusya’nın büyük desteğiyle isyancılar karşısında elde ettiği başarının ardından, Rusya’nın Suriye’deki güçlerini çekeceğini duyurmasına rağmen gerçekleşti.

İsyancılar, geçtiğimiz yılın sonlarına doğru Rusya’nın hava desteğiyle, bir zamanlar Suriye’nin en büyük şehri olan, Halep’teki kalelerinden kovuldular.

Rusya-Suriye anlaşması, muhalifler arasında Astana’daki barış görüşmelerine katılma yönündeki momentum artarken gerçekleşti, ancak bu görüşmelerin cihadçılar tarafından reddedileceği önceden bilinen bir sonuç. En az on dört isyancu fraksiyonu görüşmelere katılıyor.

Türk hükümetinin baskısıyla, ülkenn doğusunda İslam Devleti’yle savaşan ve Birleşik Devletler tarafından desteklenen Kürt gruplar davet edilmedi. Türk hükümeti bu grupları, Türkiye’deki ayrılıkçı militan gruplarla ilişkili olmakla suçluyor.

Şimsek’in ifadeleri, Dünya Ekonomik Forumu’ndaki “Suriye ve Irak: Çatışmayı Sonlandırmak” oturumunda söylendi. Şimşek, Türkiye’nin Esad’ın yönetmeye devam etmesini kabul edebileceğini ifade etti.

Şimşek, “Esad konusundaki pozisyonumuzu merak ediliyorsa, biz Suriyelilerin acılarının ve yaşadıkları trajedilerin doğrudan Esad’ın suçu olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Şimşek, “Ancak pragmatik ve gerçekçi olmak zorundayız. Alandaki gerçeklik büyük oranda değişti ve Türkiye artık Esadsız bir anlaşmada ısrar edemez ve bu ısrar gerçekçi olamaz. Sahadaki gerçeklik neyse onunla çalışmak/hareket etmek zorundayız” dedi.

Saatler sonra, Şimşek’in Ankara’daki makamından, Şimşek’in söylediklerinin haber hesapları tarafından çarpıtıldığını ve başbakan yardımcısının “ Türkiye’nin Esadsız bir anlaşmada ısrarcı olamayacağı” gibi bir algı yaratmak istendiğini ifade eden bir açıklama geldi. Ancak oturumun video kaydı incelendiğinde, bunun söylendiğine dair en ufak bir şüphe kalmadı.

Astana görüşmeleri, Aralık ayı sonunda Rusya arabulucuğuyla Suriye genelinde hayata geçen ateşkesin bir sonucu. Cihadçı fraksiyonların faaliyet gösterdiği yerler dışında ateşkese büyük oranda riayet edildiği gözlendi ancak farklı yerlerden çok sayıda ihlal suçlaması geldi.

Şimşek Davos’ta, “Önceliğimiz Suriye ve Irak’taki bu insani trajediye ve acılara son vermek. Bu süreç, hali hazırdaki sükuneti uzun süreli bir ateşkese çevirmeyi ve daha sonra da çatışmayı sonlandıracak daha olağan şeylerden konuşmayı amaçlıyo” dedi.

Kazakistan’ın başkentindeki görüşmeleri, Türkiye ve İran’ın desteğiyle Rusya öncülük ediyor. Geçtiğimiz hafta boyunca, Türkiye ve Rusya Birleşik Devletler ve Birleşmiş Milletler’i Astana görüşmelerine katılmaya davet etti.

Çeviren (Tam Metin): Cemal Taşpınar

(NYT,ROD NORDLANDJAN, Russia Signs Deal for Syria Bases; Turkey Appears to Accept Assad, 20 Ocak 2017)

Cemal Taşpınar

SURİYE DOSYASI : Suriye’nin Türkiye, İran ve Rusya İçin Önemi


Suriye’nin Türkiye, İran ve Rusya İçin Önemi

Astana’da, Suriye’nin geleceği açısından son derece önemli bir viraj dönüldü. Rejim, ilk kez çatıştığı muhaliflerle aynı masaya oturdu, ayrıca muhalifler Cenevre’de devam edecek müzakerelerin de tarafı haline geldi. Ateşkes konusunda uzlaşıldı, üstelik ateşkesin garantörü de Şam değil, Rusya, Türkiye ve İran oldu. Suriye’nin çok din-mezhepli, çok etnili ve ulusal bütünlüğünü koruyan bir devlet olarak kalacağı ilan edildi. Bu, Esad’ın kent ve bölgelerin sosyolojik dokusunu zorla değiştirme siyasetinin ve olası bölünme senaryolarının sonlandırıldığı anlamına geldi.

Tarafların vekalet savaşlarına son vermelerini ima eden Astana görüşmeleri, aynı zamanda İran ve Esad güçleri ile Türkiye’nin karşı karşıya gelme riskini bertaraf etme çabasını da içerdi. Bu arada ABD, muhtemelen Cenevre’de ağırlığını koyacağından Astana’da izleyici koltuğunda kaldı, PYD ise oyun dışında bırakıldı.

Kazakistan’da alınan kararlar, Türkiye’nin beklentileri açısından son derece yararlı olurken ayrıca Türkiye’yi Suriye’nin geleceğinde, hem siyasi hem de insani düzlemde etkili bir oyuncu haline getirdi.

İran ve Türkiye için risk

Suriye müzakerelerinin Türkiye’nin beklentilerini karşılar biçimde sürmesi, öncelikle Türkiye’nin güvenliği açısından önemli. Suriye’de istikrarsızlık sürdükçe, PKK ve DEAŞ gibi örgütlerin saldırılarına açık hale gelen Türkiye’nin bir yandan da yeni göç dalgaları riskiyle karşılaşma ihtimali bulunuyor. Dolayısıyla Suriye’nin istikrara kavuşması, Türkiye açısından kendisine bir alan açma meselesi değil, başkalarının kendilerine açtıkları alanlardan geri çekilmesi ve Türkiye’yi tehdit eden unsurların bertaraf edilmesi meselesi.

Bu çerçevede İran ve dolayısıyla Esad’ın geri çekilen bir pozisyonda olduklarını belirtmek gerekiyor. İran, “dövüşerek geri çekilme” yoluna Rusya tarafından zorlandıysa da, artık daha fazla ilerleme olanağı kalmadığı için de duruma razı olmuş gözüküyor. Razı olduğu durum ise en azından bir süre daha Suriye’nin başında Esad’ın kalması karşılığında geri çekilme.

Kabul etmek gerekir ki, Suriye’nin istikrara kavuşması İran açısından da bir güvenlik meselesi. Ancak İran açısından risk, terör ya da göç değil. Risk, tıpkı Türkiye için olduğu gibi, Suriye’nin bölünme veya iç savaş ortamında Türkiye ile karşı karşıya gelme ihtimali. Üstelik böyle bir durumda Türkiye’nin yanında yer alabilecek başka devletler de olabilir ve İran açısından risk, tehlikeye dönüşür.

Rusya için fırsat

Suriye, Türkiye ve İran açısından yaşamsal güvenlik sorunu iken, Rusya için aynı durum söz konusu değil. Rusya için Suriye bir risk değil fırsat konusu. Ukrayna’daki Rus genişlemesi sonrasında Moldova ve Bulgaristan başta olmak üzere bir dizi ülkede “Rus yanlısı” eğilimlerin iktidarlara gelmesi, Orta Asya’da Çin-Rus dengesini kollayan ülkelerin giderek Rusya’ya meyil etmeleri, Kosova’daki Sırpların yeniden silahlanmaya başlamaları ve Suriye’de Rusya’nın bir kaptana dönüşmesi, bu ülkenin ne ölçüde alan genişlettiğini göstermeye yetiyor.

Normalleşme sonrasında Türkiye’nin Suriye’deki pozisyonunu güçlendiren Rusya’nın ABD-Türkiye gerilimlerini de kendi lehine kullandığı, Türkiye’nin “Batı’ya kızgın” halini değerlendirdiğini ve kendi yanına çekebileceği bir ülke daha olduğu yolunda hesaplar yaptığını düşünmek mümkün.

Rusya’nın Birleşik Krallık’ın yüzyıllardır uyguladığı bir politikayı neredeyse aynen, ancak farklı araçlarla ve gayet başarılı biçimde uyguladığı söylenmeli. Kim bilir belki son dönemlerde İngiltere’nin Türkiye ilgisi tam da bu nedenle artmıştır.

Prof. Dr. BERİL DEDEOĞLU
Galatasaray Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler

LİNK : http://www.yenidenergenekon.com/416-suriyenin-turkiye-iran-rusya-icin-onemi/

SURİYE DOSYASI : Suriye Kürt Demokrat Partisi’nin Medya Sorumlusu Nuri Brimo ile Söyleşi


Nuri Brimo: Laik, federal, birleşik ve demokratik bir Suriye istiyoruz. Suriye’nin parçalanması Suriye’de yaşayan hiçbir halkın faydasına değildir.

Kürtçe Adı Partiya Demokrat a Kurdi li Suriye olan ve Kısaca El Parti olarak bilinen Suriye Kürt Demokrat Partisi’nin Medya Sorumlusu Nuri Brimo ile Suriye’nin geleceği konusundaki beklenti ve çözüm önerilerini konuştuk.

ORSAM: Öncelikle kendiniz hakkında bize bilgi verebilir misiniz?

Nuri Brimo: Suriye’nin Afrin bölgesindenim. Suriye Kürt Demokrat Partisi Medya Sorumlusu’yum. Aynı zamanda partinin Suriye içerisinde bir üyesiyim. 1982’de 1999’a kadar kimya öğretmenliği yaptım. 1995’te Suriye’de Kürt partisine üye olduğum için öğretmenlikten attılar. Suriye istihbaratı tarafından görevimden alındım. Birçok kitabım ve akademik çalışmam var. Arapça ve Kürtçe gazetelerde siyasi yazılar yazıyorum. Özellikle insan hakları alanında çalışıyorum. Daha çok Suriye’de demokratikleşme ve Kürtler konuları üzerine yoğunlaşıyorum.

ORSAM: Birkaç ay önce Suriye’deki bazı Kürt partiler tek bir şemsiye parti altında birleşme kararı aldı. Ama halen bu partiler arasında problemler olduğunu görünüyor. Siz bu ilişkileri nasıl tanımlıyorsunuz?

Nuri Brimo: Suriye’deki olaylar başladığında Kürtler olarak tek çizgide durmak istedik. 28 Ocak’ta Kürt Ulusal Konseyi’ni kurduk. Amacımız Kürtleri tek çatı altında toplamak, Suriye rejimine karşı durmak, Suriye’de devrim yapmaktı. Suriye’de geniş ölçekli bir nüfus yapısı var. Araplar, Kürtler, Türkmenler, Asuriler, Aleviler, Sünniler ve diğer halklar problemsiz bir şekilde birlikte yaşıyor. Ama maalesef Sünni Araplar bizi muhalefet olarak kabul etmedi ve bizimle birlikte çalışmadı. Bu sadece bizim için geçerli değil. Aynı şekilde ne muhalif Alevileri ne Asurileri ne de Türkmenleri almadılar. Suriye Ulusal Konseyine sadece Sünni Arapları aldılar. Bu politika yanlıştır. Politikayı sadece kendileri için yapıyorlar. Biz Suriye’deki sorunların tüm Suriye halkı için birlikte çalışarak çözülmesi gerektiğine inanıyoruz.

ORSAM: Suriye Ulusal Konseyi ile Kürt Ulusal Konseyi arasındaki problemlerin çözülmediğini biliyoruz. Kürt Ulusal Konseyi’nin kendi içindeki problemler çözüldü mü?

Nuri Brimo: Suriye muhalefeti Kürtlerin parçalanmış olduğunu ve kendilerine özgü sorunları olduğunu söylüyor. Ama biz aynı şeyi düşünmüyoruz. Biz onlarla birlikte çalışabileceğimizi söylüyoruz. Kürt Ulusal Konseyi içerisindeki problemler çok küçük. Geleceğimiz için PYD ile de çalışabileceğimiz söyledik. Ama biz silahlardan uzak politika yapmaya çalışıyoruz.

ORSAM: PYD ve Esad Rejimi arasında iyi ilişkiler olduğu söyleniyor? Bu doğru mu?

Nuri Brimo: Bize de Kürt Ulusal Konseyi’nin Türkiye ile yakın ilişkileri olup olmadığını soruyorlar. Biz sadece PYD’ye Suriye ve İran’ın dostumuz olmadığını anlatmaya çalışıyoruz.

ORSAM: Size göre Esad rejimi yakın zamanda düşecek mi?

Nuri Brimo: Kürtler adına konuşuyorum. Beşar Esad’ın iki yıl önce devrilmesi lazımdı. Artık Beşar Esad Suriye’yi dağıtmadan, parçalamadan yıkılmaz. Suriye’de savaş her zaman devam eder. Artık Suriye’de Sünni Araplarla Alevilerin birlikte yaşama şansı kalmadı. Aralarında bir savaş olur. Eğer Esad zayıflarsa Aleviler sahil şeridi üzerinde Tartus ve Lazkiye’de Alevi devleti kurarlar. Suriye’deki savaş ABD, İsrail ve Rusya için sürekli bir kazançtır. Beşar Esad’ın Suriye’de öldürdüğü adam kadar ABD Afganistan’da adam öldürmedi. ABD ve İsrail Beşar Esad’a Alevi devletini bir mükafat olarak verecek. Alevi devletini ABD kabul edecek. Çünkü ABD, Alevi devletini İslam’a karşı görüyor ve teröre karşı duracağına inanıyor. Esad rejimi Nusra Cephesi gibi gruplara karşı savaşıyor. Bu bir anlamda ABD ve Rusya’nın da savaşı gibidir.

ORSAM: Kürtler olarak Suriye’nin geleceği konusundaki beklentiniz nedir? Kürtler için federal bir bölge mi yoksa ayrı bir devlet mi istiyorsunuz?

Nuri Brimo: Laik, federal, birleşik ve demokratik bir Suriye istiyoruz. Suriye’nin parçalanması Suriye’de yaşayan hiçbir halkın faydasına değildir. Ama mutlaka federal bir yapı olmalı. Baas Partisi gibi her alanın tekel bir yapıya dönüşmesini istemiyoruz. Bütün halkların tanınması ve haklarının verilmesi gerekir. Biz sadece çözümle ilgileniyoruz. Irak tecrübesi bizim için bir örnektir.

ORSAM: Suriye’de bir Kürt federal bölgesi olursa hangi şehirleri kapsar?

Nuri Brimo: İlla ki tek birleşik bir federal bölge olmasına gerek yok. ABD gibi her vilayet içerisinde bir federal yönetim olabilir.

ORSAM: Hangi şehirlerde olabilir?

Nuri Brimo: Afrin, Kobani, Cezire (Kamışlı, Amude, Dirbasiye, Haseke, Serikaniye) gibi vilayetler olabilir. Bir de Şam’da 500 bine yakın Kürt yaşıyor. Bunlar oranın yerleşik halkı. Hay El-Ekrad bölgesi. Bunlar Cezire bölgesinden göç etmişler. Halep’in merkezindekiler de Afrin ve Kobani’den gelmiştir.

ORSAM: Suriye’deki sorunlar Suriye rejimi ve muhalefet arasında yapılacak görüşmelerle çözülebilir mi? Bu görüşmeler başarı ile sonuçlanır mı?

Nuri Brimo: Bu iyi bir fikir ancak başarıya ulaşma ihtimali çok düşük. Çünkü bunu yapmak için çok geç kalındı.

ORSAM: Türk halkı Suriye Kürtlerini tanımaya başladı. Ama Türkiye’de Suriye Kürtleri konusunda bir korku var. Suriye Kürtlerinin Türkiye’ye yaklaşımına ilişkin şüpheler var. Suriye Kürtlerinin Türkiye’ye sürekli bir düşmanlık beslediği düşünülüyor. Bu konudaki fikirlerinizi alabilir miyiz?

Nuri Brimo: Ben bir Suriye Kürdü, KDP üyesi, Kürt Ulusal Konseyi ve Suriye Kürtlerinin genel görüşü olarak hiçbir zaman Türkiye’yi düşman olarak görmediğimizi söyleyebilirim. PKK ayrı bir konudur. PKK Türkiye’nin kendi iç meselesidir. Ancak PKK ile Türkiye arasında bir anlaşma olursa bu tüm Kürtler için bir kazançtır. Türkiye ve Suriye arasında 700 km’lik bir sınır var. Aynı havayı teneffüs ediyoruz. Dostluk bağının kurulmasına çok seviniriz. Başkan Barzani bize yardım ediyor. Türkiye’nin rızası olmazsa bu yardımlar bize nasıl ulaşır. Afrin (Kırıkhan) ve Kobani (Islahiye) sınır kapıları açılsın. Yardımları sadece Kamışlı kapısından alabiliyoruz. Hatay’ın Reyhanlı ilçesinden Suriye tarafındaki Hamam bölgesi sadece 5 km. Hamam eskiden çok stratejik bir yerdi. Baas Rejimi burayı kapattı. Burası Gaziantep ve Kilis’e en yakın yoldur. Bu kapı açılırsa, Gaziantep halkı doğrudan Suriye’ye inebilir. Afrin, Kilis, Gaziantep üçgeni önemli. Türkiye’den istediğimiz bu kapıların açılmasıdır.

ORSAM: Bu kapıları kim kontrol ediyor? Bu kapıların olduğu bölgede silahlı olarak kim güçlüdür?

Nuri Brimo: Bizler güçlüyüz. Kürt Ulusal Konseyi’nin varlığı var. Bizler Türkiye ve Suriye Kürtlerinin diyalog kurması gerektiğine inanıyoruz. İstanbul’dan İslahiye’ye tren hattı var. Afrin’e kadar uzanıyor. Avrupa – Bağdat Demiryolunun uzantısı. Afrin’den Halep, Hama, Humus, Şam, Amman’dan Mekke’ye kadar uzanıyordu. Ama bu yol şu an kapalı.

ORSAM: Teşekkür ederiz.

* Bu söyleşi ORSAM Uzmanları tarafından 18 Şubat 2013 tarihinde Irak’ın Erbil şehrinde gerçekleştirilmiştir.

[status draft]

SURİYE DOSYASI : Suriye Kürt Uzlaşı Partisi’nin Genel Sekreter Yardımcısı Hemgin Derik ile Söyleşi


Hemgin Derik: “Rejim devrildikten sonra seçim olacak. Bu seçimlerde küçük partiler ya diğer partilerle birleşecek ya da kendilerini feshedecekler.”

Kürtçe Adı Rekeftina Demokrat a Kurd ya Suri olan Kısaca Vifak ya da Rekeftin olarak bilinen Suriye Kürt Uzlaşı Partisi’nin Genel Sekreter Yardımcısı Hemgin Derik ile Esad rejiminin şimdiki durumunu ve Suriye’nin geleceğini konuştuk.

ORSAM: Öncelikle bize kendinizi tanıtabilir misiniz lütfen?

Hemgin Derik: Ben Hemgin Derik. Vifak Partisi’nin Genel Sekreter Yardımcısıyım. 2004’ten yani partimizin kurulduğu günden beri Vifak Partisi için çalışıyorum.

ORSAM: Bize biraz partinizin tarihi, faaliyetleri ve teşkilat yapısı hakkında bilgi verebilir misiniz?

Hemgin Derik: Vifak öncelikle PYD’den kopmuş bir harekettir. Partililerin hepsi Suriyelidir ve eski PYD üyesidir. Partimiz Suriye Kürdistanı’nda liberal-demokrat bir hareket olarak ortaya çıktı. Çünkü Suriye’de böyle bir hareket daha önce yoktu. Parti kurulduktan 4 ay sonra Genel Sekreterimiz Kemal Şahin şehit düştü. Genel Sekreter şehit düştükten sonra birinci kongremizi düzenledik. 2009’da yapılan üçüncü kongrede Fevzi Şengal Genel Sekreter seçildi.

ORSAM: Partinizin Suriye Kürtleri için temel projeleri ve hedefleri nelerdir?

Hemgin Derik: Partimizin kuruluşunda, özerklik üzerine bir projemiz vardı. Amaçlarımız, Kürtler üzerindeki kararların iptal edilmesini sağlamak, “Suriye Arap Cumhuriyeti” adını “Suriye Cumhuriyeti” olarak değiştirmek, demokratik bir devletin oluşumu sağlamak, yasama, yürütme ve yargıyı birbirinden ayırmak ve ilişkileri 1961 öncesinde olduğu gibi normale döndürmektir. Suriye’de 15 Mart’ta devrim başladı. Biz 28 Mart’ta yeni bir proje sunduk ve bu projeyle federal devlet sistemi talebimizi ilettik. Aynı projede Kürt bölgesinde normalleşme sürecinin başlatılmasını, bundan dolayı Arapların, Türkmenlerin, Asurilerin, Kürtlerin içerideki tüm grupların korunması için bir polis gücünün yerleştirilmesi talebimizde yer alıyordu.

ORSAM: Size göre Suriye’deki Kürtlerin federal bölgesi hangi vilayetleri ve ilçeleri kapsamalıdır?

Hemgin Derik: Bizim federal bölgemiz Cezire bölgesi, Haseki ve Halep’in bir kısmını içeriyor. Bu bölgeler coğrafi olarak birbirinden ayrıdır. Ama bu ayrım çok derin değildir.

ORSAM: Size göre federal bölgenin bir bütünlüğü olması gerekli mi?

Hemgin Derik: Zaten Cezire bölgesinde şu an %20’ye yakın Arap, %12 civarında Hıristiyan halk bulunmaktadır. Bir bütünlükten söz edemiyoruz. Fakat yeni kurulacak federatif sistemde bu halklar yaşadıkları yerde kalabilirler.

ORSAM: Siz, parti olarak şu anda Kürt Ulusal Konseyi’nin üyesisiniz. Konsey içinde farklı kesimler bulunuyor. İçlerinde bazıları sizin gibi federalizmi, bazıları özerkliği, bazıları ise ademi merkeziyetçiliği desteklemekte. Bu konuda bir anlaşmazlık olduğunda nasıl çözmeyi planlıyorsunuz?

Hemgin Derik: Kürt Ulusal Konseyi’nin oluşturulma gayesi bir Kürt birliği oluşturmaktır. Söylediğiniz diğer fikirleri tartıştık ve şu an bu sorunları aşmış durumdayız. En son 2 ay önce Erbil’de Konsey’in toplantısı düzenlendi ve o toplantıda federal bir yapının kurulmasına dair karar alındı.

ORSAM: Suriye’deki diğer muhalif hareketlerle ilişkileriniz nasıl?

Hemgin Derik: Araplarla toplumsal açıdan çok güçlü ilişkilerimiz var fakat siyasi olarak bu ilişkiler çok zayıf. Suriyeli muhaliflerin Kürtlere karşı duruşu aslında Baas’tan çok farklı değil. Diğer muhalifler Kürtleri siyasi anlamda dışarıda bırakıyorlar. Ana muhalefetin bir toplantısı olduğunda Kürtlerin katılmasına, görüşlerini ve sorunlarını dile getirmesine izin verilmiyor. Avrupa’nın ve Amerika’nın baskısı olmasa Kürtleri hiç kabul etmeyecekler.

ORSAM: Partinizin teşkilat yapısı hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

Hemgin Derik: Parti sistemimiz hiyerarşik değildir. Yatay bir örgütlenmemiz var. Pratik nedenlerden dolayı böyle bir sistem seçtik. Şu anda parti içinde bir Genel Sekreter, siyasi büro ve parti meclisi bulunuyor.

ORSAM: Siyasi büro kaç kişiden oluşuyor?

Hemgin Derik: 5 kişiden oluşmaktadır. Ben, Fevzi Şengal dışında üç kişi daha bulunuyor. Salih Suyfi, Berhan Nuri gibi isimler yer almaktadır. Salih Bey dışındakiler şu an Suriye’de yaşamaktadır.

ORSAM: Parti meclisiniz kaç kişilik?

Hemgin Derik: Parti meclisimiz 12 kişiden oluşuyor. Şu an 10 kişi Suriye’de, 1 kişi Lübnan’da ve 1 kişi Avrupa’da bulunuyor. Partimizin her bölgede bir temsilcisi var. Bölgeler açısından da yatay bir örgütüz. Bir de Meclisimizin sözcüsü bulunuyor.

ORSAM: Size bağlı bir gençlik örgütü, sivil toplum örgütü var mı, varsa hangi bölgelerde faaliyet gösteriyorlar?

Hemgin Derik: Kamışlı’da, Haseke’de ve Amude’de bize bağlı kuruluşlarımız var. Devrimci Vifak Gençleri adında bir gençlik örgütümüz var. Partimizin en güçlü faaliyet gösterdiği yer Kamışlı’dır.

ORSAM: Peki, size göre Suriye’yi yakın gelecekte ne bekliyor? Beşar Esad rejimi devrilip devrim başarıya ulaşabilir mi yoksa bu çatışmalar uzayarak karışıklık ortamı iyice büyüyebilir mi?

Hemgin Derik: Devrim öncesi herkeste bir moral, motivasyon vardı. Bu enerji er ya da geç rejimi devirecek. Fakat içeride radikal İslamcılar ortaya çıktı. Bu gruplar çok tahribata yol açtı ve aslında halktan devrimi çaldılar. Devrim başladığında Beşar Esad’a olan destek %20 civarındaydı. Bizim yaptığımız ankete göre şu anda Esad’a olan destek %50’yi geçmiş durumda.

ORSAM: Dünyada her gün Beşar Esad’ın gücünün ve destekçisinin azaldığı söyleniyor. Bunu açıklar mısınız?

Hemgin Derik: Halk, “Beşar Esad düşmesin, radikal İslamcılar gelmesin” diyor. Yani gelecekteki tehlike düşünülünce Beşar Esad’a destek büyümüş durumdadır.

ORSAM: Sizin söylediğinizden anlaşılan; halk, Esad rejiminin gitmesini istiyor fakat yerine gelecekler nedeniyle kararsız kalıyor…

Hemgin Derik: Aslında gelecekte ne olacağından emin değiliz. Bir bekleyiş var. Şu an ne olacağına dair kimse bir şey söyleyemiyor.

ORSAM: Son günlerde muhalefet tarafından yapılan “Suriye rejimiyle görüşebiliriz.” açıklamasını mantıklı buluyor musunuz? Sizin partiniz veya Kürt Ulusal Konseyi bu müzakere sürecine nasıl yaklaşıyor?

Hemgin Derik: Bu konuda meclis olarak bir karar aldık. Biz, Kürtler olarak tek başımıza Esad’la görüşmeye gitmeyeceğiz. Fakat görüşmelere karşı değiliz. Tüm Suriye muhalefetiyle beraber görüşmelere gidebiliriz.

ORSAM: Suriye’deki Kürt muhalefetine dönecek olursak, biliyoruz ki içeride çok sayıda küçük parti var. Bu küçük partilerin bir araya gelip ittifaklar oluşturmaya çalıştığına ilişkin bir tablo görünüyor. Sizin partiniz de böyle bir şey düşünüyor mu? Yoksa tek başınıza devam etmeyi mi düşünüyorsunuz?

Hemgin Derik: Öyle bir durum söz konusu değildir. Şimdiye kadar bu konuda düşünmedik ve böyle bir plan şu an için bulunmuyor.

ORSAM: ORSAM: Bir ittifak söz konusu olmasa da Konsey içinde kendinize yakın hissettiğiniz partiler var mı?

Hemgin Derik: Suriye’de daha önce böyle tecrübeler yaşadık. Daha önceden de partiler birleştiler ve daha sonra tekrar parçalandılar. Biz bu sebeple bir ittifak oluşturmayı düşünmüyoruz. Şu an sadece Kürt Ulusal Konseyi içinde siyasi bir yakınlaşma sağlamaya çalışıyoruz. Mevcut durumumuzu koruma düşüncesindeyiz. Rejim devrildikten sonra seçim olacak. Bu seçimlerde küçük partiler ya diğer partilerle birleşecek ya da kendilerini feshedecekler. Şu an için tek hedefimiz halkımıza hizmet etmek ve sürecin başarıyla sonuca ulaşmasını sağlamak.

ORSAM: Partinizin Kamışlı’da güçlü olduğunu söylediniz. Son 6 aylık süreçte Afrin’de, Kobani’de, Derik’te ve birkaç yerde daha Kürtler yönetimi ele geçirdi. Fakat Kamışlı’da böyle bir şey söz konusu değil. Bunun sebebini açıklar mısınız?

Hemgin Derik: Kamışlı, Kürdistan’ın merkezidir. Fakat Kürtler olarak biz rejime karşı savaşmaya hazır değiliz. Devrimin başlangıcından bu yana biz her zaman silahların kullanılmadığı, barışçıl yöntemler kullanılmasını istedik. Fakat şu anda mevcut silahlı grupların devrimi bizden çaldığını görüyoruz.

ORSAM: Serikaniye olayları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hemgin Derik: Serikaniye bir plandı. Orada bir proje uygulanmak istendi ve bu bir provaydı. Suriye Kürdistanı, Dünya Tarım Örgütü’ne göre, Suriye’de tarım üretimi açısından en verimli bölgedir. Suriye petrolleri de bu bölge içinde bulunmaktadır. Üç ülkenin arasında bulunan üçgen bir bölge. Serekaniye de bu bölgenin en zayıf noktasıdır.

ORSAM: Bir silahlı devrim değil de barışçıl bir devrim istediğinizi söylediniz. Bu devrimin şartları nasıl olabilir, devrim nasıl silahsız bir yolla gerçekleştirilebilir?

Hemgin Derik: Bu biz Kürtlerin temel özelliğidir. Biz hep barıştan yana bir tavır sergiledik. Bu devrim beş, on yıl sürebilir. Biz bunun hesabını yaptık. 1957’de Suriye’de ilk Kürt partisi kuruldu. O günden şu ana dek Suriye’de bulunan Kürtler olarak rejime karşı bir mermi bile sıkmadık. Bu süreçte şehitlerimiz oldu, tutuklamalar yaşandı. 2004’te Kamışlı’da bir tecrübe yaşadık. Küçük şeylerde rejime karşı saldırdık, ülkemizi savunduk ve ülkemizi kurtardık. Şu anda rejime karşı gelebilecek silahlı bir gücümüz yok. Gücümüz olsa dahi bunu yapmıyoruz çünkü rejimi tanıyoruz ve şehirlerimizin yıkılacağını biliyoruz.

ORSAM: Suriye Kürt bölgelerinde insanların yaşam koşulları hakkında bilgi verebilir misiniz?

Hemgin Derik: Köylerde durum biraz daha iyi ama şehirlerde yaşam koşulları çok kötü. Şehirlere elektrik verilmiyor. Elektrik olmadığı için fırınlar çalışmıyor ve insanlar ekmek bulamıyor. Su gelmiyor, belediye hizmetleri yok. İnsan zengin de olsa fırınlar çalışmadığı zaman ekmek bulamıyor. Önceden bazı yerlerden erzak geliyordu. Şu anda da geliyor fakat silahlı gruplar ya engelliyor ya da malları çalıyor. Şu anda Türkiye de bölgeyi abluka altına almış durumdadır. Tel Abayad şu anda Özgür Ordu’nun elinde. Mesela Tel Abayad halkı tüpü bitince Türk tarafına geçip ihtiyaçlarını temin edebiliyor. Bu onlar için çok normal bir şey. Fakat bizim çocuğumuzun sütü kalmasa dahi Türkiye bizim geçmemize izin vermiyor.

ORSAM: Serikaniye olayları bir plandı dediniz. Bu planın esası neydi ve bu kimin planıydı?

Hemgin Derik: Cezire bölgesi zenginliği açısından stratejik bir bölgedir. Bu bölge kimin eline geçerse istediği şeyi çıkarabilir. Bölgeyi elinde tutan verimli topraklara sahip olur ve tarım yapabilir. Aynı zamanda petrol de çıkarabilir. Yani bu bölgeyi ele geçiren Suriye’nin önemli ve değerli bir kısmını ele geçirebilir.

ORSAM: Size Suriye’de ki olaylar ne zaman azalır veya yatışır?

Hemgin Derik: Bu çok zor bir soru. Radikal İslamcılar Suriye devrimini halktan çaldılar. Suriye dosyası ABD ve Avrupa’nın elinden çıkmıştır, İran ve Rusya’nın eline geçmiştir. Bu hareketleri destekleyen güçler Katar, Fransa, ABD, Suudi Arabistan gibi güçlerdi. Radikal İslamcılar gelince Batı durdu. Papa geldi dedi ki silah değil barış gönderin demeye başladı. Batı da geri durdu tabi. Yani İslamcılar devrimi çaldılar.

ORSAM: Teşekkür ederiz.

* Bu söyleşi ORSAM Uzmanları tarafından 19 Şubat 2013 tarihinde Irak’ın Erbil şehrinde gerçekleştirilmiştir.

[status draft]

SURİYE DOSYASI /// Yeni Ajan : James Bond’tan Suriye’deki Yeni Lawrence’lara


SURİYE DOSYASI /// Yrd. Doç. Dr. Ahmet H. Kepekçi : Suriye politikasında doğrular ve yanlışlar


Yrd. Doç. Dr. Ahmet H. Kepekçi

posta

Ülkemizdeki terörün güncel olaylar arasına girmesi, hükümetin Suriye politikasından sonra hız kazanmıştır. Özellikle Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında ABD’nin politikasına paralel yürütülen uygulamalar komşularımızla aramızı açtı ve ülkemizi yalnızlaştırdı. Yetmedi, çözüm adına yapılan icraatlar meseleyi içinden çıkılmaz hale getirdi.

Ülkemizin hali iç açıcı değil, zor bir dönemden geçiyoruz. Ülkemiz cadı kazanına dönmüş durumda. Devlet ve milletin fay hatları hareketlendi. Buna sosyal deprem de diyebiliriz. Sıklığı gittikçe artan sayıda büyük çapta terör saldırıları ile sarsılıyoruz. İçerdeki saldırıların artçı dalgaları ve dalgaların çapı genişleyerek yayılıyor.

Altını kalın çizgilerle çizmemiz gereken gerçek şudur: Prof. Dr. Haydar Baş Beyin olaylardan önce meseleyi görmesi ve gereken ikazları yapmasıdır. Hükümetin BOP politikasını her fırsatta eleştiren lider Haydar Hoca olmuştur. Hatta yapılan yanlışları en kesin ifadelerle dile getiren yine Haydar Hoca olmuştur. Daha işin başında Türkiye’nin güvenliğinin Suriye’den başladığını Haydar Hoca söylemiştir. Terörün tek merkezden yönetildiğini yine Haydar Hoca ifade etmiştir. ‘Siz Esad’ın defnedileceği mezara mı yoksa Obama’nın gömüleceği mezara mı gömülmek istersiniz’ diye soran yine Haydar Hoca olmuştur. Burada hem idare edenlere hem de idare edilenlere anlayacakları dilde ikaz eden hep Haydar Hoca olmuştur.

Ancak bu ikazlar dikkate alınmamıştır, hatta yandaş medya bu açıklamaları diline dolamıştır.

Peki, sonuç ne oldu? Maalesef Suriye tarumar oldu, Suriyeli öldürüldü, kalanlar vatan cüda oldu. Hükümet aradan 7 yıl geçtikten sonra bütün icraatları yapan sanki kendisi değilmiş gibi açıklamalar yapmaya başladı. Bu hafta Başbakan yardımcısı ve hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş, baştan beri Suriye politikasının büyük yanlışlarla dolu olduğunu ifade etti. Sayın cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, son hafta içinde ‘Türkiye’nin güvenliği Halep’te başlar’ dedi. Yetmedi artık hükümet terör örgütlerini tek örgüt olarak görmeye başladı.

Yapmamız gereken nedir? Bir kez daha söyleyelim Haydar hocayı dinlemekten ve Haydar hocaya yetki vermekten başka çıkış yolumuz yoktur. Devlet ve millet bütünlüğümüz temin edilecek, ekonomik sorunlara çözüm mü bulunacak; kuyruk siyaseti değil de milli bir siyaset mi uygulanacak adres bellidir o da Haydar Hoca ve kadrosudur. Hem dünya hem de ahiret sorumluluğumuz adına bunu bilmek ve altını çizmek durumundayız. Bu böyle biline.

SURİYE DOSYASI : Suriyeli Kürt Demokratik Partisi’nin Irak Kürt Bölgesi Temsilcisi Hoşeng Derviş ile S öyleşi


Hoşeng Derviş: “Dünya siyasetini yönetenler Suriye’yi parçalamak isterlerse parçalarlar. Bunun örneği var. Biz Kürtler kuşkusuz ki Suriye’nin birliğini istiyoruz.”

Kürtçe Adı Partiya Demokrat a Kurdî ya Sûrî olan Suriyeli Kürt Demokratik Partisi’nin Irak Kürt Bölgesi Temsilcisi Hoşeng Derviş ile Kürt Yüksek Konseyi’nin Suriye Ulusal Koalisyonu ilişkileri ve Muhalefetin geleceğini konuştuk.

Bize kendinizi tanıtabilir misiniz?

Hoşeng Derviş: Ben Hoşeng Derviş. Suriyeli Kürt Demokratik Partisi Kürdistan Temsilcisi’yim.

ORSAM: Öncelikle partiniz hakkında kısa bilgi verebilir misiniz? Tarihi, teşkilat yapısı, lider kadrosu, güçlü olduğu bölgeler ve Suriye Kürtleri sorununa nasıl bir çözüm önerisi sunduğunuz konusunda bilgi verebilir misiniz?

Hoşeng Derviş: Partimiz 1975 yılında kuruldu. Ancak şu anda tüm Kürt partileri Konsey’in çatısı altında çalışıyor. Şeyh Baki partimizin kuruluşundan vefat edene kadar parti Genel Sekreterliği’ni yürütmüştür. Şimdi ise Genel Sekreterlik görevini oğlu Cemal Şeyh Baki yürütmektedir. Partimizin tepeden aşağıya doğru piramitsel yapısı; genel sekreter, siyasi büro (karar organı), bürolar ve teşkilattan oluşmaktadır. Teşkilat yapısı yeni kurulduğundan dolayı, hangi bölgelerde güçlü olduğumuz konusunda bir şey söylemek zordur. Kayıtlı sayısından yola çıkarak güçlü olduğumuz bölgeleri söylemek de zor zira sempatizan sayısı on binlerce olabilir. Bu nedenle güçlü olduğumuz bölge konusunda bir şey söylemek doğru değildir.

ORSAM: Suriye Kürtleri sorununa nasıl bir çözüm önerisi getiriyorsunuz?

Hoşeng Derviş: Bizim çözüm önerilerimiz aşamalıdır. Bu aşamalar uluslararası etkenler, Irak Kürdistan Bölgesi etkenleri ve iç etkenler başlıkları altında toplanabilir. Her zaman aynı şeyleri söyleyemiyoruz. Çünkü bazı etkenler bize hükmediyor. Örneğin Suriye halk ayaklanmasından önce partiler federalizmden bile bahsedemiyordu. Bugün ise Suriye Kürt kamuoyu, bütün partiler, karar merkezleri rahatlıkla federalizmden bahsedebiliyor. Dolayısıyla dış etkenler belirleyici olabiliyor. Kuşkusuz biz de üyesi olduğumuz Konsey gibi federalizm düşüncesini benimsemekteyiz.

ORSAM: Olayların başlangıcından bu yana Suriye’deki ayaklanma hareketini nasıl değerlendiriyorsunuz? Suriye rejimiyle ve muhalefetle ilişkileriniz nasıl? Suriye’deki olayların nasıl sonuçlanacağını düşünüyorsunuz?

Hoşeng Derviş: Bizim diğer partilerle ilişkilerimiz çok güçlü. Muhalefet Konseyi çatısı altında toplandık ve ilişkilerimiz çok iyi. Arap muhalefet partileriyle ilişkilerimiz çok iyidir. İstanbul ve Kahire’de muhalefet partisi temsilcileriyle diyalog halindeyiz. Ne yazık ki hala bazı partiler çok sert ve yok edici üsluplar kullanıyor. Acı verici bir durum. Çok demokratik gözüken bazı Araplar, Kürtleri yok etmek istiyor. Haklarını göz ardı etmek istiyorlar. Araplar ve Kürtler olarak Suriye Hükümeti’nin yıkılması ortak isteğimizdir. Çünkü Suriye Hükümeti ambargo ve zulümlerde Arap ya da Kürt ayrımı yapmaksızın herkese uyguluyordu. Dolayısıyla Suriye Hükümeti gittikten sonra gereken konularda diyalog kurulur ve anlaşılır. Kürt Yüksek Konseyi eskiden sadece PYD ağırlıklıydı ve onları temsil ediyordu. Bugün ise rahatlıkla Kürt Yüksek Konseyi’nin bütün Kürt halkını temsil ettiğini söyleyebiliyoruz.

ORSAM: Suriye rejiminin son bir çare olarak kıyı bölgelerinde bir Alevi Devleti kurmaya yöneleceğini düşünüyor musunuz? Bu durumu Suriye Kürtleri olarak sizler nasıl karşılarsınız?

Hoşeng Derviş: Çok fazla senaryo konuşuluyor. Bu senaryoların bazıları bölge ülkeler tarafından hazırlanıyor. Dünya siyasetini yönetenler Suriye’yi parçalamak isterlerse parçalarlar. Bunun örneği var. Biz Kürtler kuşkusuz ki Suriye’nin birliğini istiyoruz. Mesela Sayın Celal Talabani ve Sayın Mesut Barzani nasıl Bağdat’ta siyasi kararlarda kendi ağırlıklarını koyuyorlarsa biz de Suriye’de kendi ağırlığımızı koymak isteriz. Sizin de bildiğiniz gibi bizim Suriye tarihinde çok etkin bir rolümüz vardır. Eğer büyük bir güç gelecekse ve Suriyeli Kürtlerin haklarını verecekse biz onunla beraberiz. Gelecekte daha farklı senaryolar da üretilebilir. Ne yazık ki Suriye’nin şu anki durumundan dolayı kesin bir şey söyleyemiyoruz.

ORSAM: Kürt Yüksek Konseyi’nin Suriye Ulusal Koalisyonu ile yürüttüğü görüşmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Koalisyon Kürtlerin taleplerinin ne kadarını karşılayabilir?

Hoşeng Derviş: Çok fazla diyalog kuruldu. Şahsi düşüncem onların kendilerini süper güç olarak görmedikleri yönünde. Önce her iki taraf arasında da uzaklaşma yaşandı. Sonrasında ilk kararın alınması için gruplar birbirine yakınlaştı. Öncelikli istenen; Suriye Arap Cumhuriyeti’nin Suriye Cumhuriyeti olmasıydı. Diğer istek tek Suriye içinde çok milletli federal bir sistem olmasıdır. Düşünülen askeri, uluslar ve uluslararası konularda ortak bir karar alınması. Suriye Kürtlerinin ikinci millet olarak kabul edilmesi ve tüm konularda bilgilendirilmesi. Bir araya gelindiğinde görüldü ki Arap muhalefet partileri hala birleşememiş durumdalar. İngilizler Suriye Ulusal Koalisyonu ile oturunca bir şey yapılamadığını gördüler. Çünkü Kürtler ve Kürt Yüksek Konseyi olmadan bir şey yapmak imkansızdır. Çünkü Kürtler Suriye’nin ana parçalarından biridir.

ORSAM: Serikaniye olayları hakkında neler düşünüyorsunuz?

Hoşeng Derviş: Serikaniye küçük, emniyetli, sakin bir şehirdi. Hatta sıcak bölgeler için bir sığınak haline gelmişti. Serikaniye’de hiç ayaklanma da çıkmadığı için sakin bir yerdi. Serikaniye’de olan olaylar bizi oldukça rahatsız etmiştir. Türkiye’nin tavrı önceleri çok olumluydu. Bu tavır kamuoyunda da olumlu karşılanmıştı. Ama Serikaniye olaylarında bazı grupların Türkiye’yi kullanması kamuoyunda kuşku yaratmıştır. Biz Türkiye ile ilişkilerimizin iyi olmasını istiyoruz. Türkiye bizim çok yakın komşumuzdur. Sınırımız birdir. İster istemez iktisadi alışverişlerimiz ve ortak durumlarımız vardır. Türkiye milleti ile Suriye milleti arasında çok büyük bir yakınlık olduğunu söyleyebiliriz. Benim evim Kamışlı’dadır, amcalarım Mardin’dedir. Bu ortak tarih ve ortak konular iki milleti yakınlaştırır. Kuşkusuz Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleri üstünde ve Ortadoğu siyasetinin belirleme konusunda büyük rolleri vardır. Aynı zamanda İslam ülkeleriyle iyi ilişkileri ve İslami liderlik havası içinde oluşu göz ardı edilmemelidir. Türkiye, genel olarak iyi bir siyaset yürütmektedir. Ancak ne yazık ki Serikaniye olaylarındaki tutumu bizi kuşkulandırmıştır. Tavrı Serikaniye olaylarındaki gibi devam ederse uzaklaşmaya yol açar.

ORSAM: Türkiye bundan sonra, Suriye Kürtlerine yönelik nasıl adımlar atmalı? Türkiye’den ne tür beklentileriniz var?

Hoşeng Derviş: Gelecekte Suriye Kürtleri ve Türkiye ilişkilerinin çok iyi olacağını düşünmekteyim. Hem şahsım hem partim Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi sahadaki davranışlarının olumlu olduğunu görmekteyiz. Abdullah Öcalan ile görüşmelerin başlatılması umut verici bir durumdur. Amerika, Fransa, İngiltere’nin Kürt Yüksek Konseyi ve Suriye muhalefetiyle masaya oturması gerektiği gibi Kürt Yüksek Konseyi’nin de Türkiye ile masaya oturarak bir diyalog kurması gerekir. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın bir daveti geldi. Biz de Kürt Yüksek Konseyi olarak görüşmeye karar verdik. Erbil’deki Konsolosluk ile iletişimimiz var. Kuşkusuz ki Türkiye’nin Suriye meselesinde büyük rolü vardır. Görüyoruz ki Nusaybin halkı Kamışlı halkına çok fazla yardım etmektedir. Bu da Türkiye hükümetinin iyi niyeti ve hoşgörüsüdür.

ORSAM: Teşekkür ederiz.

* Bu söyleşi ORSAM Uzmanları tarafından 24 Şubat 2013 tarihinde Irak’ın Süleymaniye şehrinde gerçekleştirilmiştir.

[status draft]

SURİYE DOSYASI : Suriye Kürt Sol Partisi’nin Irak Kürt Bölgesi Temsilcisi Fethullah Hüseyin ile Sö yleşi


Fethullah Hüseyin: “Erbil Toplantısı Suriye Kürtleri arasında kardeş kavgası çıkmaması için yapılmıştır. Barzani’nin desteği sadece Kürt Ulusal Konseyi için değildir.”

Muhammet Musa Muhammet’in Genel Sekreterliği’ni Yaptığı Suriye Kürt Sol Partisi’nin Irak Kürt Bölgesi Temsilcisi Fethullah Hüseyin ile Suriye Kürtleriyle ilgili çözüm önerilerini konuştuk.

ORSAM: Öncelikle bize kendinizi tanıtabilir misiniz?

Fethullah Hüseyin: Ben Fetullah Hüseyni. Kürt Sol Partisi Kürdistan temsilcisiyim.

ORSAM: Partiniz hakkında kısa bilgi verebilir misiniz? Tarihi, teşkilat yapısı, lider kadrosu, güçlü olduğu bölgeler ve Suriye Kürtleri sorununa nasıl bir çözüm önerisi sunduğunuz konusunda bilgi verebilir misiniz?

Fethullah Hüseyin: İlk Kürt Siyasal hareketi 1957 yılında kurulmuştur. SKDP adıyla kurulan bu parti daha sonra ikiye ayrılmış ve bir kısmı Kürt Sol Partisi olmuştur. Partimiz tek bir bölgede güçlüdür diyemeyiz. Çünkü partimizin her yerde temsilcilikleri vardır. Suriye içinde ya da Suriye dışında partilerle kontak halinde bir siyaset yürütüyoruz. Suriye’de parti sistemleri biraz değişiktir. Bizim partimiz de diğer Kürt partileri gibi ne yasaklanmıştır ne de ruhsatlıdır. Dolayısıyla bizim partimiz de diğer Kürt partileri gibi bilgi sağlama ve yayın yapma faaliyetine yoğunlaşmıştır. Şimdiye kadar da mücadelemiz sürmektedir. Kürt Ulusal Konseyi içinde de faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.

ORSAM: Teşkilat yapınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Fethullah Hüseyin: Bütün Kürt partileri Genel Sekreterlik sistemi üzerine kuruludur. Sekreterlik sisteminde sabit bir yere ve karargaha ihtiyaç kalmıyor. Yalnız başkanlık olursa başkanlık bunu gerektiriyor. Bugünkü kargaşalı durum dolayısıyla biz de başkanlık değil sekreterlik sistemini yürütüyoruz. Teşkilat yapısında üstten alta, genel sekreterlik, siyasi büro ve ara bürolar vardır.

ORSAM: Suriye Kürtleriyle ilgili çözüm öneriniz nedir?

Fethullah Hüseyin: Biz bu ayaklanmadan önce Suriye Kürtleri’nin sorunlarının barışçıl bir şekilde çözülmesini istemiştik. Suriye Baas Partisi bize kendi sorunlarımızı anlatacak, diyalog kuracak, masaya oturacak yol sunmadı. Dolayısıyla her yıl kadrolarımızdan onlarca insan hapse giriyordu. 15 Mart halk ayaklanmasından sonra bizim taraftarlarımız sivil ve barışçıl bir şekilde gösterilere katıldı. Suriye Kürtleri olarak hem kamuoyu hem de tüm siyasi partiler federalizm talebinde bulunduk. Bütün Kürt partileri ve Kürt kamuoyu siyasi güçlerimizi birleştirerek tek dava olmak üzere Kürt Ulusal Konseyi’ni oluşturduk. Bunun yanında Batı Kürdistan Halk Meclisi kuruldu. Daha sonra bu iki konsey birleşerek Kürt Yüksek Konseyi’ni oluşturdu. Kürt Yüksek Konseyi 10 kişiden oluşmaktadır ve Kürt siyaseti, Kürt partileri ve Kürt kamuoyu için bir karar organıdır. Siyaseti yönlendirmektedir. Bu yüksek karar merkezi Kürtler için en iyisinin federalizm olduğunu görerek bu kararı almıştır. Biz de bu yapının içindeki bir parti olarak federalizm kararını destekliyoruz.

ORSAM: Suriye Kürtleri’ne baktığımızda çok fazla parti olduğunu görüyoruz. Ama diğer taraftan sahada hem örgütsel gücü hem silahlı kanadının olması dolayısıyla PYD’nin çok daha aktif olduğunu görüyoruz. PYD’nin Suriye Kürt siyaseti içindeki rolü konusunda ne düşünüyorsunuz?

Fethullah Hüseyin: PYD, Kürdistan’da Suriye Kürtleri’nin ana partilerden biridir. Onlar 1996 yılında gizli bir askeri güç oluşturmak düşüncesiyle yola çıktılar. PYD bütün inancını ve desteğini halktan alır. Biz ise sadece siyasi kadrolar üzerine çalışıyoruz. PYD ilk oluşurken halkı temsil ediyordu ve onların düşüncelerini yansıtıyordu. Ancak sonraki aşamada PYD kuruluş amacına ulaşamadı. Bugün PYD, hem Kürt Yüksek Konseyi’nde hem de Konseylerimizde bizim ortağımızdır. O da karar sahibidir ve bizimle beraberdir.

ORSAM: Suriye Kürtleri arasında halk tabanında hangi partilerin daha fazla ön planda olduğunu düşünüyorsunuz?

Fethullah Hüseyin: Suriye Kürtleri’nin siyasetine bakarsak; baskılardan dolayı karizmatik bir lider çıkamamıştır. Bugün Kürt partileri, geride kalmıştır. Hepimiz bir Konsey’in altında çalışıyoruz ve herkes Konsey’i tanıyor. Suriye Kürt siyasetini Konsey’in kararları belirliyor. Örneğin mazlum Suriye Kürtleri’ne baktığımızda bir kısmı Abdullah Öcalan’ı diğer kısmı ise Molla Mustafa’yı lider olarak görüyor. Dolayısıyla insanlarımız onlara liderlik edebilecek bir kurum ya da kişinin arkasından gidiyorlar. Bu nedenle bugün parti isimleri arka plandadır. Herkes Konsey altında çalışıyor.

ORSAM: Yüksek Kürt Konseyi içinde PYD ağırlıklı olmak üzere Barzani yanlısı diğer bazı partilerin yer aldığını görüyoruz. Bu ittifakın işbirliği içinde hareket etmeye devam edeceğini mi yoksa rekabet eden bu iki kanadın çatışmaya gideceğini mi düşünüyorsunuz?

Fethullah Hüseyin: Bu durumun tartışma ortamına dönüşmesi zordur. Çünkü PYD silahlı, Kürt Ulusal Konseyi ise siyasidir. Erbil Toplantısı iki tarafın anlaşması ve Suriye Kürtleri arasında kardeş kavgası çıkmaması için yapılmıştır. Barzani’nin desteği sadece Kürt Ulusal Konseyi için değildir. Barzani her iki tarafı da desteklemektedir. Erbil Toplantısı’nın ana maddeleri, Kürt siyasetinin tek vücut tek ses olması, Kürt kamuoyunun birleşmesi ve federalizmdir.

ORSAM: Son olarak Türkiye’nin Suriye Kürtlerine bakışı konusunda ne düşünüyorsunuz, Türkiye, Suriye Kürtlerine açılım konusunda ne gibi adımlar atabilir?

Fethullah Hüseyin: Türkiye komşu ülkemizdir. Her iki millet arasında ruhen ortak noktalar var. İster Suriye Kürtleri olsun ister Türkiye Kürtleri olsun her iki millet de birlikte yaşama duygusu vardır. Suriye’nin ayaklanmasında Türkiye’nin bir noktaya kadar olumlu rolü vardır. Mesela Özgür Suriye Ordusu’nun üç kongresi İstanbul ve Antalya’da yapılmıştır. Özgür Suriye Ordusu’nun adımları Türkiye’de atıldı. Ancak Suriye Kürtleri kamuoyunda çok rahatsızlık veren bir konu var. Bu da Türkiye’de bazı birimlerin oluşturulup, Serikaniye’de Suriye Kürtleri’ne saldırtılmasıdır.

ORSAM: Teşekkür ederiz.

* Bu söyleşi ORSAM Uzmanları tarafından 24 Şubat 2013 tarihinde Irak’ın Süleymaniye şehrinde gerçekleştirilmiştir.

[status draft]

ORTADOĞU DOSYASI /// Irak-Suriye Harekât Alanı Gelişmeleri ve Türkiye : Riskler ve Seçenekler


RUSYA DOSYASI /// Rusyanın Suriyede Stratejik Hamleleri : Sonu Meçhul Başlangıç


İRAN DOSYASI : SURİYE’DE ÖLDÜRÜLEN Şİİ MİLİTANLARDA CENNET PASAPORTLARI !


İRAN ANALİZ / Suriyeli direnişçilerin ülkede masum halkı katlederken öldürülen İranlı ve Iraklı Şii militanların üzerinden cennete gidiş pasaportları bulunduğu kaydedilid. İnanılması güç bu durumun aynısı Velayeti Fakih rejimini ihraç etme hırsıyla Humeyni rejiminin ısrarla sürdürdüğü İran-Irak savaşı boyunca yaşanmıştı. Dogmalarla zihinleri yıkanan Şiilere öldüklerinde direk cennete gideceklerine dair anahtarlar ve çeşitli materyaller verilmişti. Şimdi aynı durum yine tekrarlanıyor ve Suriye’de Esed terör rejiminin yanında savaşıp masumları katleden Şii militanlara cennete gidiş pasaportları dağıtılıyor.

Dağıtılan bu cennete gidiş pasaportlarının Şii militanlara bir nevi psikolojik destek amaçlı yapıldığına dikkat çekiliyor. Dağıtılan bu tür saçma ve akıllara durgunluk verecek şeylerin Şiiler tarafından kabul görmesi ise dogmalar ve batıl inançlarla örülü bir inanç olduğunu ortaya koyuyor. Aynı zamanda Suriye’deki Beşşar Esed rejimi ve destekçisi İran rejiminin manevi olarak çöktüğünün bir delili olarak görülüyor bu durum. Çünkü askeri olarak scud füzesi dahil her tür silahlı denemesine rağmen Esed terör rejimi Suriye’de her gün ağır kayıplar vermeyi sürdürüyor, kaybettiği hiçbir yeri tekrar alamıyor.

Asıl komik olan ise Suriye halkını katlederken öldürülen Şii militanlardan çıkan bu pasaportlarla ilgili olarak dezenformasyon uzmanı Esed medyasının suçlamada bulunması! Sözde Suriye’deki mücahitler bu pasaportları kullanmaktaydı! Benzer bir şekilde Hizbullah örgütüne yakın Şii Gassan el-Cido yönetimindeki fanatik mezhepçi el-Meyadin adlı uydu kanalında da Suriyeli direnişçileri ve mücahitleri karalayan yoğun propaganda yayımları yapılıyor. Bir komediye imza atan kanal, mut’a denilen İslam dışı zinayı helal olarak gören Şiilerin bu çirkin eylemlerini Suriyeli mücahitlere iftira aracı olarak kullanması. Öyle ki sözde Suriyeli erkek mücahitler eşlerini diğer mücahitlere cihad meydanında vermekte, dahası geçici evlilikler yapılmaktaydı! Şiddetli bir şekilde bu hayali ve uyduruk iddiaya sarılıp Suriye direnişine saldıran el-Meyadin kanalı ve İran-Şii uzantısı oluşumların hayatlarında helal olarak kabul edip uyguladıkları çirkin zina eylemi “mut’ayı” ise takiyye icabı şimdilik arka plana atmaları ahlaki yozlaşmanın en iyi örneği olarak değerlendiriliyor.

Humeyni’ye veya Hamaney’e veya Şia akidesine sadakatle bağlı Şiilerin cennete gidişini garanti altına alan bu pasaportlar sadece Suriye’de öldürülen militanlarda bulunmuyor. Yemenli kaynaklar da ülkenin kuzeyindeki Saa’da bölgesinde 12 İmamcı (Caferi) Husi terör örgütü mensuplarında da bu tür pasaportların bulunduğu gerçeğine dikkat çekiyor.

Tarihçiler ise bu gibi cennete gidiş pasaportlarının sadece İran-Irak savaşında ilk olarak Humeyni tarafından basılmadığına değiniyor. Zira Müslümanlara karşı katliam yapan fanatik Hristiyanlar için de papazlar ve din adamları cennete gideceklerine dair garantiler vermekteydi. Yine Papa X. Leon Kilise inşası için para karşılığı cennetten parsalar satmaktaydı. Yine Londra’daki bir mezhep, para karşılığı müntesiplerine cennete giriş belgeleri satmaktaydı.

Irak savaşında Humeyni Şii gençleri savaşa girmeye teşvik etmek için, ölenlerin cennete gideceğine dair din adamları aracılığıyla telkinlerde bulunmakta, gençlerin beyinleri yıkanmakta ve bunlara cennete girmeleri için anahtarlar verilmekteydi. Ölünceye kadar bu anahtarları saklamaları ta ki ölünce cennetteki saraylarına girip açmaları gibi akıl dışı şeyler söylemekteydi. Bu uğurda milyonlarca masum İranlı gencin hayatını boşu boşuna feda ettiği biliniyor.

[status draft]

SURİYE DOSYASI /// VİDEO : Suriye’de Hangi Örgüt Daha Çok Sivil İnsanı Katletmiştir


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=DO6XkEiiSl4&feature=em-uploademail

SURİYE DOSYASI : Ekonomide Dolar, Politikada Suriye Çıkmazı ile ilgili medya analizleri


dolar-ne-kadar-oldu_bf168.jpg?itok=6j33AS3t

Türkiye Gündemi

5 Aralık 2016

T24: Akdoğan Özkan: Halep düşerken kimlere ne mesaj veriliyor?

Suriye’de hükümeti devirmek için mücadele veren rejim muhalifi cihatçı güçlerin Halep’te tutundukları son cep günbegün daralıyor. Yani, Halep düştü, düşecek! Ülkenin savaş öncesindeki en büyük şehri ve ticaret başkenti olan Halep’in bütünüyle Suriye Arap Ordusu birliklerinin eline geçmesiyle de isyancılar kuzeyde büyük ölçüde İdlip iline (muhafazasına) sıkışmış olacaklar. Dolayısıyla, Rusya’nın Suriye denklemine dahil olmasının ardından sahip oldukları cephelerde sürekli gerileme gösteren cihatçıların mücadelelerini sürdürebilmeleri bu şartlar altında giderek güçleşecek. Muhaliflerin iktidar mücadelesini sürdürecek motivasyonu bulmaları, kendilerini finansal, lojistik, askeri ve ideolojik cephelerden destekleyen dış güçlerin bu desteklerini sürdürebilmelerine, hatta artırabilmelerine bağlı. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye’ye “Esed’in hükümranlığına son vermek için girdik, başka bir şey için değil” şeklindeki sözlerinin bu perspektiften de değerlendirilmesi lazım. Oysa Suriye’de olup bitenleri layıkıyla takip etmeye çalışanların bir kısmı Cumhurbaşkanı’nın bu sözlerini Ankara’nın hedef ve kırmızı çizgisini Batı’ya net olarak ifade etmek şeklinde yorumladı. Bir kısmı da, bu demecin dıştan çok iç politikaya yönelik sarf edildiği değerlendirmesini yaptı. Devamı için…

Cumhuriyet: Nuray Mert: Ekonomik kriz ve ideolojik yükleme

Şimdilerde söylediklerini duyan da, AK Parti’nin bu zamana kadar küresel kapitalizmle mücadele ede ede bugüne geldiğini sanır. Ekonomi kötüleştikçe, milliyetçi (nasyonel) sosyalist oldular, başı sıkışan böyle yapar. Sanırsınız ki bugüne kadar “bir lokma bir hırka” felsefesinin takipçileriydiler. Sanırsınız ki ekonomik politikaları bugüne kadar para çevirmek üzerine zenginleşme değildi. Sanırsınız ki Körfez’den sıcak para akışı ile durumu idare etmek bunların işi değildi. Sanırsınız ki daha düne kadar “Batılılar paranın kaynağını sorup, insanı parasıyla rezil ediyorlar, biz gelen paranın kaynağını sormayacağız” diye yalvar yakar olanlar bunlar değildi. Sanırsınız ki kendi liderlerinin “adil düzen” hayali ile alay edip ekonomiden anladığı kaba saba piyasacılık olan Özal’ın peşine takılan bunlar değildi. Sanırsınız ki üç arabayı israf sayıp, çocuklarını otobüse bindiriyorlardı. Sanırsınız ki milletin malını özelleştirme diye har vurup harman savurmadılar. İnşaatla zenginleşeceğiz diye, milletin anasına kastedenlere bol keseden ihale dağıtmadılar, yoksul işçilere mezar olan inşaatların, madenlerin sahiplerinden, milletin çocukları adına hesap sordular. Devamı için…

Haber Türk: Serdar Turgut: Erdoğan, Trump ve Suriye

Daha önce de yazdım. Trump 20 Ocak’ta Beyaz Saray’a resmen geçince önüne ilk getirilecek kapsamlı ulusal güvenlik dosyası Suriye olacak. Şu anda devletteki bölgeyle ilgili tüm birimler bu konudaki kapsamlı brifingin kendilerine ait olan bölümlerini yazıyorlar. Yönetimin Türkiye ile ilgili birimlerinden de katkıları isteniyor bu brifinge. Çünkü Türkiye’nin işbirliği olmadan oluşturulacak hiçbir planın tam işlemesinin mümkün olmadığını biliyorlar. Başkan Trump bu brifingde sadece bilgi almakla yetinmeyecek, aynı zamanda yanlışlarla dolu olduğuna inandığı Obama’nın bölge politikasının yerine yeni bir plan da oluşturacak. Birimler olasılıkların neler olabileceğini tek tek çıkarıyorlar. Bunların bazıları Türkiye’nin hiç hoşuna gitmeyecek öneriler olsa da, Türkiye’nin seveceği hatta uzunca süredir savunduğu görüşe çok yakın olanı da var. Şunu vurgulamalıyım. Bütün bunların henüz resmi politikalar olmadığını sadece yeni başkanın önüne getirilecek olasılıklardan ibaret olduğunu unutmayın. Bugün “Kabul edilmesine çok az kaldı” diye yazacağımız bir öneri, o gün geldi- ğinde masaya bile getirilmemiş olabilir veya şu anda hiç düşünülmeyen ama gelişmelere göre zorunlu hale gelen yeni bir öneri de resmen kabul edilebilir. Ancak hazırlanan öneriler arasında Türkiye’nin uzunca bir süredir savunduğu çözüme çok benzeyen bir öneri alternatifi de var. Uçuşa yasak hava sahası oluşturulması önerisine Obama yönetimi destek vermeyince öneri bir türlü hayata geçirilememişti. Rusya, Suriye’de devreye girince Amerika kazayla bir Rus uçağını vururuz korkusuyla bu öneriye daha da uzak durmaya başladı. Devamı için…

Karar: İbrahim Kahveci: Dolar: Almalı mı satmalı mı?

Merkez Bankası 18-25 Kasım haftası finansal verilerine göre, döviz rezervi 101 milyar 278 milyon dolardan 99 milyar 035 milyon dolara geriledi. Peki, Türk Halkı ne yaptı? Bankalardaki yabancı para mevduatları 171 milyar 831 milyon dolardan 507 milyon dolar artışla 172 milyar 338 milyon dolara yükseldi. Fakat detaya baktığımızda bir farklılığı belirtmemiz gerekiyor: Yurtiçinde yerleşiklerin döviz varlıkları 984 milyon dolar artış göstermiş. Ve de bu artışın 653 milyon doları tüzel kişilerin alımından gelmiş. Şirketler dolar almış. Yurtdışı yerleşikler ise 229 milyon dolar ve yurtdışı bankalar 202 milyon dolar olarak toplamda 431 milyon dolar satmışlar. Yerli dolar almış-yabancı satmış… Şimdi gelelim asıl meseleye. Dolar almalı mı; yoksa satmalı mıyız? Ekonomi Bakanı’nın söylemine göre 100 milyar dolarlık Merkez Bankası bile spekülatörlere yem olabiliyorsa, vatandaş ne yapacak? Acaba, Türk Halkına dolar sat tavsiyesinde bulunulurken yem olma durumu hesaba katılıyor mu? Acaba Halkın gücü Merkez Bankasının gücünden daha mı yüksek? Halkın piyasa bilgisi Merkez Bankasının piyasa bilgisinden daha mı iyi? 29 Nisan 2016: Bankalardaki yabancı para mevduatları tam 192 milyar 942 milyon dolardı. 11 Kasım 2016: Bankalardaki yabancı para mevduatları tam 170 milyar 432 milyon dolara gerilemişti. Yani Türk Halkı, büyük kısmı 15 Temmuz sonrası olmak üzere tam 22 milyar 511 milyon dolar dövizini satmış. Ama ucuza… Bu döviz satışından dolayı ise şu an 10,5 milyar Lira zarar etmiş durumdalar. Şimdi bu zarara kim, ne diyecek? Devamı için…

SÜREÇ ANALİZ

www.surecanaliz.org

DIŞ POLİTİKA DOSYASI : Rusya, Suriye ve Türk Dış Politikası üzer ine medyadan analizler


_92860212_rusya-devlet-baskani-putin-basbakan-yildirimi-kremlin-sarayinda-kabul-etti_4447_dhaphoto1.jpg?itok=jHs_fP7D

Cumhuriyet: Ceyda Karan: Halep’in kurtuluşu Ve sonrası

Bugün cihatçı grupların iknasında Başbakan Binali Yıldırım’ın Moskova demeçlerinde doğruladığı üzere Rusya’yla temaslar ve Türkiye’nin üzerinde nüfuzu olduğu gruplara telkinlerinin rolü olduğu açık. Mühim olan sonrası… Hâlâ tek parça bir Suriye olup olmayacağı şüpheli. Savaşın canavarı IŞİD Rakka’da. Ama o, sınırın Irak tarafıyla birlikte uluslararası bilek güreşinin bir unsuru. Şimdi iki odak noktası var: Türkiye ile Rusya arasında nasıl bir pazarlığın olduğunu bilmediğimiz Halep’in kapısı ‘El Bab’. Ve yerel ateşkeslerle çıkartılan militanların doluşturulduğu İdlib. Burada 10 bin kadar Nusra, 10 bin Ahrar militanının başını çektiği gruplarla bir emirlik kurulmuş durumda. Devamı …

Gazete Duvar: Evren Balta:‘Bağımsız’ dış politika?

Dış politika kuşkusuz insanın hayat döngüsü ile karşılaştırabilecek bir mecra değil. Siyasetin hiçbir alanı öyle değil. Ama söz konusu olan bağımsızlık kavramı olduğunda dış politikayı açıklayan belki de en iyi teşbih ergenlik olabilir diye düşündüm. Ergenlik bağımsızlık, otorite, kimlik, çıkar, güç, kapasite gibi dış politikayı da belirleyen bütün temel süreçlerin insanın gündelik hayatını belirlediği bir dönemeç. İnsanın kendi hayatında “tam bağımsızlığın” ne anlama geldiğini (ve hatta gelmediğini) çoğu zaman kafasını duvara vura vura anladığı bir süreç. Ben kendimi bildim bileli Türkiye dış politikasında “tam bağımsızlık” şiarına sahip. Ama çoğu zaman “tam bağımsızlık” mevcut durum kötü gidiyorsa iktidarların her şeyin kendi ellerinde olmadığını söylemek ve kendi dışlarındaki aktörleri suçlamak için kullandıkları kullanışlı bir kavram. Devamı …

Milliyet: Sami Kohen:Suriye politikasında Rus etkisi

Suriye ordusunun kuşatma altındaki Halep’in doğu kesimini muhalif güçlerden geri alması, birkaç bakımdan önem taşıyor. 1) Askeri bakımdan, Suriye ordusunun haftalardan beri süren çetin çatışmalardan sonra, stratejik değeri de yüksek olan bu tarihi kente hâkim olması, Esad rejimi için önemli bir zaferdir. Böylece Beşar Esad 5 yıldır devam eden Suriye iç savaşında ilk kez askeri üstünlüğünü göstermiştir. Esad kendi deyişiyle bu “büyük zafer”in iç savaşın gidişatını değiştireceğine inanıyor. Ancak bunun “savaşın bitmesi için yeterli olmadığı”nı da kabul ediyor. Bunun anlamı, Esad’ın Suriye sorununda “askeri çözüm opsiyonunu” sonuna kadar kullanacağı, dolayısıyla çatışmaların devam edeceğidir. Devamı …

Karar: Garip Dalay:Dış politikada otonomi arayışı

AK Parti döneminde Türkiye dış politikasına damgasını vuran temel özelliklerin başında, uluslararası sistemde stratejik otonomi arayışı bulunmaktadır. Burada bir parantez açacak olursak, tabii ki mevcut sistemde hiçbir güç mutlak bir otonomiye sahip değil. Karşılıklı bağımlılık sadece zayıf ülkeler için değil güçlü devletler için de geçerlidir. Tabii ki farklı oran ve boyutlarda… Öncelikle Türkiye’yi tarihi, coğrafyası ve bütün kimliksel bileşenleriyle uyumlu bir şekilde dünyada konumlandıran bu arayış, AK Parti’nin bütün iktidar dönemlerine rengini çalmıştır. Yani, maksimum veya optimum otonomi arayışı Türkiye dış politikasının temel motivasyonlarının başında gelmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye’nin stratejik kimliğini geniş ve pro-aktif bir şekilde tanımlamaya çalışmaktaydı. Tarih, coğrafya, ulusal çıkar, iç-dış politika bütünlüğü veya dengesi, ekonomi-siyaset bütünlüğü veya dengesi, güvenlik-demokrasi dengesi ve benzeri birçok unsur bu siyasetin harcına karılıyordu. Devamı …

Star: Beril Dedeoğlu:Türkiye-Rusya: İkili ilişkileri aşan kritik süreç

Türkiye-Rusya ilişkilerinin önce normalleşmesi ardından da gelişmesi yönünde önemli adımlar atılıyor. İlişkilerin geliştirilmesi konusuna kimsenin itirazının olmadığı anlaşılmakla birlikte, normalleşmenin tümüyle sağlanamadığı söylenebilir. İki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi öncelikle ekonomik ve ticari konuları içeriyor. Rusya, önce Ukrayna ardından Suriye meselesi nedeniyle bir tür ekonomik sıkıştırılmaya maruz kalmış durumda. Ayrıca, savaş içinde doğrudan yer almanın maliyetini de kaldırıyor. Bu koşullara bir de Avrupa’nın ekonomik sorunlarını çözememesiyle ortaya çıkan koşullar ve Trump dalgası eklenince, Rusya’nın yeni çıkışlar araması doğal. Devamı …

(SÜREÇ ANALİZ 9 ARALIK 2016 TÜRKİYE GÜNDEMİ)

SURİYE DOSYASI /// AHMET TAKAN : Suriye bataklığında acı gerçek : ÖSO, Mehmetçiği sattı…


ahttakan

Bu satırları kaleme aldığımız saatlerde Türk Silahlı Kuvvetlerinin arama faaliyetleri devam ediyordu. Terör örgütü IŞİD’in Suriye’de kaçırdığı iki Türk askerinden -resmi bilgilendirmelere göre- hâlâ haber alınamamıştı. Aslında bu çok hazin olayın nasıl gerçekleştiğini anlamak için önceki güne (Salı) dönmek lazım;

Anayasa değişiklik paketiydi,ekonomik krizdi, siyasi partilerin grup toplantılarıydı derken; ikindi saatlerinde Suriye topraklarında yürütülen Fırat Kalkanı operasyonu ile ilgili askeri kaynaklardan ciddi duyumlar almaya başladık. Bu sırada terör örgütü IŞİD’in El Bab yakınlarında iki Türk askerini kaçırdığı iddiaları ile çalkalandı ortalık. Resmi teyit akşamın ilerleyen saatlerinde Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinden yapıldı;

"Devam eden Fırat Kalkanı Harekâtı kapsamında, 29 Kasım 2016 Salı günü saat 15.30 sularında iki silah arkadaşımızla irtibat kesilmiş olup, bölgede arama faaliyetleri devam etmektedir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur."

Genelkurmay Başkanlığı bu resmi açıklamayı yapmadan önce terör örgütüne yakın bir ajanstan haber de duyulmuştu!..

TSK’nın, ÖSO kuvvetleriyle birlikte yürüttüğü Fırat Kalkanı operasyonu sırasında defalarca bu köşede bazı önemli derin çelişkileri gündeme taşımıştık. IŞİD’ten alınıp ÖSO’ya teslim edilen yerleşim yerlerinin tekrar nasıl bu terör örgütünün eline geçtiğini, ÖSO güçlerinin dağınıklığını,içindeki bazı güvenilir olmayan yapıları, ABD ile işbirlikçi grupları,cepheyi bırakıp terk edenleri..Nedenleriyle!..Bunları yazarken, dayanağımızın da sağlam askeri kaynaklar olduğunu bir kez daha hatırlatırım.Suriye bataklığında bu işin böyle gitmeyeceğini sadece ben değil tüm askeri çevreler bas bas bağırıyordu.

Tüm bunların üstüne, El Bab’a yaklaşırken yediğimiz ve hala karanlıkta olan gece yarısı hava baskını ve şehit olan 5 kahramanımız… Son olarak da iki askerimizin IŞİD’e esir düşmesi…

Askeri kaynaklardan ulaştığım bilgilere göre, El Bab’a çok yakın köylerde operasyonlar devam ederken, ÖSO’nun kontrolünde olan Dana köyüne IŞİD ağır bir saldırı düzenledi. Saldırı Türk askerlerine yönelikti. Askeri kaynağımın verdiği bilgiye göre, çatışma sırasında Türk askerlerin yanında yer alması gereken ÖSO güçlerinin neredeyse tamamı bölgeden kaçtı.Kaynağımın deyimiyle, " canları pahasına köyü savunan ve çatışmaya giren Mehmetçiklerimizin yanında sadece 2-3 ÖSO’lu kaldı"… Kısacası; ÖSO Mehmetçiği sattı ve kaçtı!.. Havadan ve karadan arama faaliyeti devam ederken,askeri kaynaklardan aldığım bilgilere göre, gelen duyumlar 2 Türk askerinin Rakka’ya götürüldüğü yönündeydi. İŞİD’in e güçlü olduğu yerde Türk askerlerinin nasıl kurtarılacağı sorusu dün MGK toplantısı öncesi ve sırasında gündemin birinci maddesiydi.

Fırat Kalkanı operasyonu ile ilgili peş peşe çok can sıkıcı haberler ve de gündeme düşmeyen işaretler gelirken, Ankara’da konuşulanlar arasında PKK/PYD’nin ağırlıklı silahlı güçlerini Esad ile anlaşarak Münbiç ve Afrin’den Halep’e çekeceği de vardı. Diğer bir enteresan konu ise, Suriye’de gece yarsısı yediğimiz nokta hava baskının nasıl ve kim tarafından gerçekleştirildiği, Suriye rejiminin bu gücü olup olmadığı soruları yanıt bulamazken, Mısır‘ın önemli sayıda savaş uçağını destek için Suriye’ye gönderdiği duyumlarıydı!..Fırat Kalkanı operasyonu devam ederken sahadaki ABD sessizliğine de ayrıca dikkatlerinizi çekmek isterim!…

Salı gününden itibaren giderek yoğunlaşan, "TSK önemli sayıda piyade gücünü Suriye’ye sokacak" iddiaları gölgesinde toplanan dünkü MGK sırasında devlet koridorlarında tek sıkıntılı gündem maddesi bunlardan ibaret miydi?..Hayır…

R.Erdoğan’ın, "Devlet terörü estiren zalim Esed’in hükümdarlığına son vermek için biz oraya girdik,başka bir şey için değil "sözleri kriz maddelerine eklenmişti.

Neden?..

Askeri ve diplomatik kaynaklar, Meclis’te, Türk askerinin sınır ötesi operasyonları için uzatılan tezkerenin gerekçelerine dikkat çekip, Erdoğan’ın bu sözlerinin uluslararası sahada yaratacağı büyük sıkıntılara işaret ediyordu. Adeta, saç baş yoluyorlardı!..

Yazımızın, Suriye ile ilgili bölümünü noktalarken, Türk askerlerine yönelik teyit edilmemiş saldırı haberleri geliyordu!..

***

Gündemin diğer en sıcak maddesi;

Cumhurbaşkanlığı görünümlü başkanlık Anayasa değişiklik paketi için bugün Başbakan Binali Yıldırım ile MHP Genel Başkanı Doktor Devlet Bahçeli bir araya geliyor. İki parti arasında pürüzlü/müzakereli (!) maddeler konuşulurken siyasi kulislere çok önemli bir iddia düştü. AKP kulislerinde söylenen o ki; Cumhurbaşkanının seçilmesini düzenleyen Anayasa 101’inci maddede küçük bir (!) değişikliğe gidilebilir. Cumhurbaşkanının üniversite mezunu olma şartı yüksek okul mezunu olma şartına bağlanabilir. Konu ile ilgili yorumu, bu konuda çok mesai harcayan değerli Yusuf Halaçoğlu hocamıza bırakıyorum!..

Kaynak: Suriye bataklığında acı gerçek: ÖSO, Mehmetçiği sattı… – Ahmet TAKAN

ALEVİ DOSYASI : Türkiye’nin Suriye Politikası ve Bölge Alevileri Üzerine Etkileri (RAPOR)


DÖKÜMANI İNDİRMEK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

AK PARTİ DOSYASI /// TAYYİP ERDOĞAN : “Suriye’ye Esad’ı Devirmek İçin Girdik”


“Suriye’ye Esad’ı Devirmek İçin Girdik”

Tayyip Erdoğan, İstanbul’daki Parlamentolararası Kudüs Platformu Sempozyumu’nda konuştu. Erdoğan, “Devlet terörü estiren zalim Esed’in hükümdarlığına son vermek için oraya girdik, başka bir şey için değil” dedi.

İşte Tayyip Erdoğan’ın o konuşmasından ilgili bölüm;

“Zalim Esed’in hükümdarlığına son vermek için girdik”

“Suriye meselesinde BM Güvenlik Konseyi bir adım atabiliyor mu? BM’den Suriye’de Irak’ta bir şey görebildiniz mi? Şu anda 600 bin rakamları konuşuluyor ama hayır, bana göre Suriye’de 1 milyona yakın insan öldü. Çocuk, kadın ayrım yapılmaksızın devam ediyor. Nerede BM? Ne yapıyor? Irak’ta var mı? Yok. Biz sabır sabır dedik, en sonunda dayanamadık Suriye’ye ÖSO ile girmek zorunda kaldık. Niçin girdik? Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Mesele toprağın gerçek sahipleri, toprağına sahip olsunlar. Bunu sağlamak için. Orada adaletin tesisi için varız. Devlet terörü Esed’in hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik. Kimse de ırkı milliyetçilik yapmasın. Çünkü bizim asabi bir milliyetçiliğe asla olumlu bakmamız mümkün değildir.”

SURİYE DOSYASI : Türkiye Suriye İçin Ne Planlıyor ?


Türkiye özellikle Rusya Federasyonu’yla ilişkilerini düzelttikten sonra Suriye ile ilgili olumsuz tutumundan uzaklaşmış görünüyordu. Ancak bugün İstanbul’da “Kudüs ve Sürecin Sorunları” başlıklı sempozyumda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’ı hedef aldı.

Türkiye bugüne kadar her fırsatta IŞİD ve YPG/PYD’ye karşı Suriye’de sınır ötesi operasyona başladığını savunurken bugün ilk kez Erdoğan’ın ağzından Esat iktidarına son vermek için Suriye’ye girdiğini açıkladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz, ‘Sabır sabır’ dedik, en sonunda dayanamadık ve Suriye’ye ÖSO ile beraber girmek zorunda kaldık. Niçin girdik? Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Mesele toprakların gerçek sahipleri topraklarına sahip olsunlar, bunu sağlamak için, yani orada bir adaletin tesisi için varız. Devlet terörü estiren, zalim Esed’in hükümdarlığına son vermek için biz oraya girdik. Başka bir şey için değil. Kimse de ırkçı milliyetçilik yapmasın. Bizim asabi bir milliyetçiliğe asla olumlu bakmamız mümkün değildir. Irkçılığı bir kenara bırakacağız. Mezhepçiliği bir kenara bırakacağız. Bizim dinimiz İslam,” dedi.

Suriye rejiminin “Suriye’de devlet terörü” estirdiğini ifade eden Erdoğan’ın Suriye ordusunun son üç gündür hızlandırdığı operasyonlarla Halep’in kuzey batısında ele geçirdiği Türkmen mahalleleriyle ilgili yorumda bulunmaması da dikkat çekiciydi.

Musa Özuğurlu: “Erdoğan’ın sözlerinin sahada karşılığı yok tamamen iç kamuoyuna yönelik”

Suriye’deki iç savaşı en başından beri yakından takip eden gazeteci Musa Özuğurlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözleriyle iç kamuoyunu hedef aldığını söyledi.

Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan Özuğurlu, “Erdoğan’ın bu sözleri beni çok şaşırttı. Çünkü Türkiye üç ayı aşkın süredir orada ama Suriye ordusunu hedef aldığı yönünde hiçbir askeri hazırlık ve teknik altyapı çalışması yok.

Erdoğan, Kudüs başlıklı bir toplantıda yaptığı konuşmada iç kamuoyuna yönelik ajitatif mesajlar verdi ama ben kendisinin de buna inandığını düşünmüyorum,” dedi.

Özuğurlu: “El Bab’ı Kürtler ele geçirirse Türkiye için yenilgi olur”

Özuğurlu’ya göre, daha bir hafta önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından önce El Bab ardından da Menbiç hedefini dünyaya duyuran Türkiye’nin yavaş yavaş bölgeden elini eteğini çekmesi şaşırtıcı olmayacak: “Şu anda hem Türkiye hem de Suriye ordusu ve Kürt güçleri El Bab’ı ele geçirmek için yarışıyor. Eğer Kürtler El Bab’ı ele geçirirse Türkiye için bir yenilgi olacak. Halep’te Suriye ordusu ilerliyor muhalifleri çevreliyor, bana kalırsa on veya on beş gün içerisinde kentte hakimiyeti sağlayacak. Ama Moskova ile uzlaşan Ankara ‘Halep’te insanlık ölüyor, çocuklar ölüyor’ söylemini kullanmıyor. Erdoğan’ın sözleri de dikkatleri başka yere çevirmek politikası olarak değerlendirebilir. Bence Türkiye belki de gizli pazarlıklar yaparak Suriye’nin kuzeyinden çekilecek.”

Prof. Güvenç: “Erdoğan’ın Esat’a hışmının nedeni 24 Kasım saldırısı olabilir”

Medyascope TV’ye konuşan Kadir Has Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Serhat Güvenç ise Erdoğan’ın Esat rejimini hedef alan sözlerinin arkasında 24 Kasım’da El Bab’ın kuzeyindeki Türk birliklerine yapılan saldırı olduğunu söylüyor.

Prof. Güvenç, “Türkiye, Suriye’ye IŞİD ve PYD ile mücadele için girmişti. Ancak Cumhurbaşkanı’nın açıklamasında hedeften sapıldığı anlaşılıyor. Stratejik anlamda bu tür aldatma yapabilirsiniz. 100 gündür süren bir operasyonda bu ani dönüşe sahadaki unsurlar uyum sağlayabilir. Yola çıktığınız kişileri karşısında bulursunuz. Ani hedef değişiklikleri istediğiniz sonuçları vermeyebilir,” dedi.

Türk Silahlı Kuvvetleri ile Suriye ordusunun bölgede karşı karşıya gelmesinin ihtimal dahilinde gören Prof. Güvenç’e göre, “Ancak bu olursa Türkiye ve Rusya eskisine göre daha ağır bir biçimde karşı karşıya gelir. İki taraf da yani Türkiye ve Suriye süreci tırmandırma yönünde politika izlerse bölgesel savaş riskine yaklaşmış oluruz.”

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.