Etiket arşivi: CIA DOSYASI

CIA DOSYASI : CIA’in Sızmalarına Karşı Alınabilecek Önlemler


CIA’in Sızmalarına Karşı Alınabilecek Önlemler

Wikileaks’in geçtiğimiz hafta ortaya çıkardığı "Kasa Dairesi 7" isimli belgeler, dünya çapında gizlilik ve güvenlik konusunda ciddi endişeler yarattı. Zira Amerikan İstihbarat Servisi CIA’in 2013-2016 yılları arasında internet erişimi olan hemen her cihaz üzerinden ortam dinlemesi yapabildiği belgelendi. CIA’e karşı bir güvenlik duvarı oluşturak tahmin edersiniz ki o kadar da kolay değil, ancak yine de CIA’den korunabilmek adına çeşitli önlemler alınabilir.

Önecelikle çağımızın zorunlu ihtiyaçlarından biri haline gelen ve günümüzü beraber geçirdiğimiz akıllı telefonlara değinelim. Rapora göre CIA,Android ve iOS işletim sistemli cihazlarda CIA, telefonlara sızarak kullanıcıların ses ve mesaj verilerini toplayabiliyor. Wikileaks belgelerine dayanarak durumu özetlemek gerekirse CIA, Android 4.0 versiyonu yüklü cihazlara ve iOS 8.2 ve altı versiyonuna sahip Apple cihazlara sızabiliyor. Buna karşı önlem almak için ise kullanıcıların daha güncel Android sürümüne geçmesi ve iOS kullanıcılarının ise iOS 9 ve üzeri sürümlere geçmesi öneriliyor.

Akıllı televizyonlar da yine CIA’in sızabildiği cihazlard arasında gösteriliyor. Ancak yalnızca Samsung’un F8000 model akıllı televizyonunun kontrol edilebildiği belgelenmiş. Buna göre söz konusu model akıllı televizyon uzaktan kumanda edilebilirken, televizyonların internet, mikrofon ve kamera özellikleri vasıtasıyla ortam dinlemesi ve izlemesi yapılabiliyor. Kullanıcıların önlem olarak kullanmadıkları zaman TVlerin internet bağlantısını ve kamera özelliklerinin bağlantısını kesmesi öneriliyor. Ayrıca Wi-Fi bağlantılarının şifrelenmesi ve TV’ye güncel yazılımların yüklenmesi yine gereken önlemler arasında. Samsung ise F8000 modeli için inceleme başlatıığını gerekli müdahalelerin yapılacağını duyurdu.

WhatsApp Önlemleri

Bunun yanı sıra, dünya çapında bir milyarın üzerinde kullanıcısı olan WhatsApp’ın ve diğer anlık mesajlaşma uygulamaları Telegram ile Signal’in de CIA’den nasibini aldığı kanıtlandı. Ancak WhatsApp’ın geçen yıl getirdiği uçtan uca şifreleme özelliği ile buna önlem alındı. Tabii 2013 yılından 2016’ya kadar olan oldu bile. Anlık mesajlaşma uygulamalarının E2EE şifreleme sertifikasına sahip olup olmadığına dikkat edilmesi gerekiyor.

Akıllı arabalar

Son olarak otomobiller de risk altında görünüyor. Zira Wikileaks belgelerine göre CIA, internet bağlantılı bilgisayar sistemlerini kullanan otomobillere de uzaktan erişim sağlamaya çalışıyor. Özellikle suikast operasyonları için otomobillere sızmanın hedeflendiği belirtiliyor. Alınabilecek önlem yine güncellemeler yapmak. Hem akıllı otomobil sistemlerinin hem de Windows, macOS ve Linux tabanlı bilgisayar kullanıcılarının kesinlikle en güncel sürümleri edinmeleri öneriliyor.

CIA DOSYASI : Casusluk sanatını CIA nasıl unuttu ?


Casusluk sanatını CIA nasıl unuttu?

KAYNAK : http://www.gazetevatan.com/guney-ozturk-1046976-yazar-yazisi-casusluk-sanatini-cia-nasil-unuttu-/

Antalya ve Moskova’da bu hafta başında yapılan Amerika, Türkiye ve Rusya’nın katıldığı üçlü Genelkurmay Başkanları Zirvesi bana dünya üzerinde oynanan yeni oyunu ve arkasındaki casusluk faaliyetlerini hatırlattı

Amerikan Politico siyasi düşünce gazetesiyle geç tanışanlardım. Ne zaman ki gazete, Başkan Trump’un Beyaz Saray’a giriş yasağı koyduğu yayın kuruluşları listesindeki yerini aldı, o zamandır takip ediyorum. Aşağıda anlatacaklarım da Politico’dan bir alıntı.

"CIA casusluk sanatını nasıl unuttu? İlk ağızdan…" Yukarıdaki başlığı görünce insan ister istemez meraklanıyor. Makaleyi Alex Finley müstear isimli eski bir CIA ajanı (undercover agent) kaleme almış. Ajan Finley, terörle savaş sırasında CIA’nın istihbarat toplamak için daha militarist bir görüntü aldığını, ancak şu an ihtiyaç olanın yeniden eski klasik Soğuk Savaş tipi ajanlar olduğunu söylüyor. Ama işin kötüsü CIA’nın elinde bu ajanlardan neredeyse hiç kalmamış.

11 Eylül saldırılarından dört yıl sonra, 2005’te, henüz Bin Ladin yakalanmamışken, CIA içindeki hemen tüm ajanlar Ortadoğu ya da Asya’daki Savaş Bölgeleri’ne gitmek için kuyruğa girmişlerdi. Hepsi de Doğu Avrupa’nın tarihi sokaklarında, kafelerinde şnaps yudumlayarak çalışmak yerine; ailelerinden uzakta, beton duvarlar ve tel örgülerle çevrili, teröristlerin her gün roket attığı yağdırdığı konteynır kalelere gitme derdindeydi. Niye? Çünkü 20 yıl sonra geriye dönüp baktıklarında 2000’li yılların savaş bölgelerinde hizmet etmek, 1980’lerin Soğuk Savaş ülkelerinde hizmet etmekle eşdeğer sayılacaktı. Ve onlar tam da bu aksiyonun ortasında olmak zorundaydı.

Aslına bakarsanız, CIA kurulduğu 1947’den beri hep Soğuk Savaş gördü, Rusya’ya karşı mücadele etti. Ama 1996’ya gelindiğinde bünyesinde o bildiğimiz 007 James Bond tipi ajanlardan sadece 25 kişi teşkilatta eğitim görüyordu. 1998’de CIA, 1000 deneyimli ajanını kaybetti, çoğu ya emekli oldu ya da özel sektöre geçti.

Ta ki 11 Eylül’e kadar. İkiz Kuleler’e saldırı sonrası CIA, yeni, tanımadığı asimetrik bir savaşla tanıştı ve buna kendini hızla adapte etti. Bu yeni savaşta artık eski James Bond’lara, kokteyllerde boy gösteren, üst düzey partilerde ya da kumar masalarında VIP silah tüccarlarıyla buluşup, dirsek temasıyla bilgi toplayan takım elbiseli ajanlara yer yoktu. Yeni ajanlar, birer Jason Bourne olmalıydı. Tepelerde, arazide yatıp kalkan, askeri üslerde barınan ya da beline sadece Glock takıp, olağanüstü güvenlik altında (Humvee jeeplerle) şehir merkezlerine inip baskınlara katılan tiplerden bahsediyorum. Artık Soğuk Savaş’ın o tebeşirle işaretlenen sokak lambaları, gazetelere verilen şifreli ilanları, çöp kutularına ölü paket bırakma vs. taktikleri kalmamıştı. Hatta Langley’deki CIA karargahında bile ajanlar artık takım elbise yerine, çöl desenli kargo pantolonlar, Under Armor tişörtlerle boy göstermeye başlamıştı.

Peki bu sırada Rusya ne yaptı? Rusya, beyler, ironik ama CIA’nın tersini yaptı. Onların başında zaten böyle bir terör problemi olmadığından Putin, rakibinin dikkati başka yöne çevrilmişken, sessizce geleneksel casusluk sanatına davam etme, güçlendirme yoluna gitti. Ne zaman Amerikan kurumları Rus istihbarat servislerinin siber saldırılarına hedef olmaya başladı, o zaman CIA başını terörle savaştan kaldırıp "N’oluyor lan" demeye başladı. Son seçimlerde Demokratların Ulusal Komitesi server’ları ile Hillary Clinton’ın kampanya başkanının hacklenmesi de tüm bunların üzerine tuz biber ekti. Ancak saldırıların kim tarafından, neden, hangi mali kaynaklarla finanse edildiği gibi bilgileri toplamak tamamen ‘old school’ diye tabir edilen eski tarz istihbarati çalışma gerektiyordu, yani dirsek teması denilen çalışmayı… CIA Başkanı James Clapper, hacklemenin ardında Rus istihbaratının olduğunu sandıklarını halka açıklarken, bunu sınırlı insan kaynağı bilgisine dayandırıyordu. Açıkçası CIA’nın elinde yeterli eski tarz istihbarat elemanı kalmadığının itirafı gibiydi bu…

Şu an Rusya’nın organize, iyi eğitim görmüş ve mali açıdan iyi bir istihbarat ağı varken, Amerika tüm gücünü, sıçan deliklerinde üçüncü ülkelerin verdiği doğruluğu tartışılacak istihbarati bilgilere dayanarak yaptığı terörist avında tüketiyor. Suriye’de de açıkçası çuvallıyor.

CIA bugünkü yapılanmasıyla eski Soğuk Savaş yıllarından çok uzak bir görüntü veriyor. İhtiyacı olan şeyse James Bond’un bir tık üzeri, Jason Bourne’un ise bir tık aşağısı olan yeniden gölgelerde çalışacak bir ajan tipi.

Politico gazetesinde yer alan bilgiye göre, Başkan Trump’ın Putin’e olan "yakınlığı", "beğenisi" hatta "övgüsü", gerek CIA’yı gerekse çift taraflı çalışan ajanları bilgi paylaşımı konusunda tereddüte düşürüyor. Hatta müttefikleri bile… Bir İngiliz MI6 yetkilisi, The Times gazetesine çıkıp "Trump ve ekibinin güvenilir olduğu netleşene kadar bilgi paylaşımı yapmayacağız. Ruslar’dan bilgi toplayan kaynak ve metotlarımızın deşifre olmasını istemeyiz" diye demeç verebiliyor. Ya da İsrail’in saygın gazetesi Yediot Ahronot, Trump’un seçilmesinin ardından "İsrail istihbarat yetkilileri, top-secret istihbarat bilgilerinin Amerika ile paylaşılması durumunda bunların Rusya’ya sızacağını, Rusya üzerinden de İran’ın haberdar olmasından korkuyorlar" haberi yapabiliyor.

Özetlemek gerekirse, Rusya uluslararası espiyonajda yine Amerikalılar’ın bir adım ötesinde. ABD ise geleneksel yöntemlere hızla dönüşün peşinde. Ancak ABD’deki yeni yönetimin başta NATO, Türkiye ve daha birçok ülkeyi kızdıran siyasi açıklamaları ve tavrı; CIA’nın gereksinim duyduğu ülkeler arası eski usul bilgi paylaşımını da bir taraftan zora sokuyor. Yani CIA hem içeriden, hem dışarıdan bilgi toplamakta zorlanıyor.

Rus hackerlar, Alman seçimlerine müdahale edebilir mi?

CIA cephesinde bunlar yaşanırken, Rus cephesi de çalkantılı. KGB içinde ya da yeni ismiyle Federal Güvenlik Serivisi’nde (FSB) ilginç bir olay cereyan etti. Ocak ayının son haftasında, FSB’nin siber güvenlik bölümü başkanı Sergei Mikhailov, başına siyah bir çuval geçirilmiş halde, bir toplantı salonundan alınıp götürüldü. Mikhailov’un daçasında (sayfiye evi) 12 milyon dolar nakit para ele geçirildi. Çok geçmeden Mikhailov ile birlikte ülkenin en iyi hackeri olan Dmitry Dokuchaev’in de tutuklandığı öğrenildi. Dokuchaev aslında siber suç makinesiydi, kod adı "Forb"tu ve FSB tarafından işe alınmasaydı hapis yatacaktı. Bu iki adam şu an Başkan Putin’i devirmek ve Kremlin yöneticileri ile onların kişisel hesaplarını CIA’ya sızdırmakla suçlanıyor. Bu ikilinin dışında ülkenin en önemli siber güvenlik şirketi Kaspersky’nin üst düzey yöneticisi ve kıdemli bir Rus istihbarat subayı Ruslan Stoyanov da vatana ihanetten tutuklandı. Tutuklamaların tam da FBI ve CIA’nın başlattığı ABD seçiminde Rus parmağı olup olmadığını anlamaya yönelik araştırma sırasında yaşanması çok ilginç. Açıkçası Rusya’nın Trump’un seçim kazanmasında gerçekten etkisi olup olmadığı henüz netlik kazanmamışken, Batı basınına konuşan istihbarat uzmanları, Rus hackerların Almanya’da Eylül yapılacak genel seçimlerde de aşırı sağa zafer kazandırabilecek şekilde server’larda oynama yapabileceği görüşünde birleşiyor.

CIA DOSYASI /// Rus uzman Markov : Rus elçinin öldürülmesi Amerikan istihbaratıyla bağlantılı ol abilir


Rusya Siyasi Araştırmalar Enstitüsü Müdürü Sergey Markov, Aralık 2016’ta Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un suikast sonucu öldürülmesinin Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı’yla (CIA)bağlantılı olabileceğini iddia etti.

Moskova’da düzenlenen basın toplantısında konuşan Rus uzman konuyla ilgili şöyle konuştu: “Barack Obama’nın (ABD eski Başkanı) Rus elçisinin öldürülmesine onay verdiğini ben düşünmüyorum, bunu aklıma getirmiyorum. Ama şunu düşünüyorum: CIA Obama’nın kontrolünden çıktı ve kendi politikasını uygulamaya başladı. Onlar gerçek anlamıyla El Nusra ve Ukrayna’daki teröristlerle işbirliği yapıyor. Dolayısıyla Amerikan istihbarat güçlerinin bağlantılı (Karlov’un öldürülmesi) olabileceği konusunda kuşkulanmak için tüm gerekçeler var.”

CIA DOSYASI : CIA eski Türkiye şefi Paul Benard Henze’nin 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu Türkiye raporundan


KAYNAK : www.nacikaptan.com

CIA eski Türkiye şefi Paul Benard Henze’nin 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu Türkiye raporundan

CIA DOSYASI /// VİDEO : Eski CIA Ajanı Philip Giraldi – Türkiye Çok Önemli Bir Ülke


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=om41VUoQmDg&feature=em-uploademail

CIA DOSYASI : ‘ABD istihbarat birimleri ve FETÖ’cüler organize etti’


‘ABD istihbarat birimleri ve FETÖ’cüler organize etti’

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın eski avukatı Faik Işık, ‘25 Aralık kumpası’ davasının görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne bir dilekçe sundu.

Işık, işadamları Nihat Özdemir, Hayrettin Özaltın, Sedat Bacaksız ve İbrahim Erdoğan’ın avukatı olarak sunduğu dilekçesinde 25 Aralık 2013’teki operasyonda gözaltına alınan işadamlarına, ABD Hazine Bakanlığı’nın ekonomik ve finansal operasyon birimi OFAC’ın (The Office of Assets Control) ambargo için hazırladığı 375 sorunun yöneltildiğini iddia etti.

Avukat Işık, Hürriyet’e yaptığı açıklamada ise 17 – 25 Aralık operasyonlarını, ABD istihbarat birimleri ile Emniyet teşkilatına yerleşen FETÖ’cü polislerin birlikte organize ettiklerini söyledi. Işık özetle şöyle konuştu: “17/25 Aralık operasyonlarında Emniyet ve yargıda, Türkiye Cumhuriyeti unvan, makam ve yetkilerini kullanan sanıklar; OFAC’ın 375 sayfalık ambargo sorularını değiştirmeye gerek duymadan aynen sormuşlardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal önem taşıyan projelerini ve bunları gerçekleştirmeye çalışan şirket ve işadamlarını, OFAC’ın amaçları doğrultusunda sorgulamışlardır.

İşte bu açıkça yabancı istihbarat teşkilatının amaçları doğrultusunda ulusal projeleri ve bunları gerçekleştirenleri bitirme eylemidir. Conspiracy (komploculuk) anlamında devlet içinde ‘kanun adına iş yapan kanun adamı kılığı ile’ iç ve dış rekabeti bitiren, ülke ekonomisini uşaklaştırmaya yarayan ağır bir ihanet kumpasıdır.” 25 Aralık soruşturmasında aralarında Fatih Saraç, Latif Topbaş, Nihat Özdemir, Orhan Cemal Kalyoncu ve Faruk Kalyoncu’nun da bulunduğu çoğu işadamına kumpas kurdukları iddiasıyla 69 sanık İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor.

CIA DOSYASI /// TEOMAN ALİLİ : Ey CIA !!!


Ey CIA!!!

Teoman Alili

CIA başkanı geldi, ABD Genelkurmay başkanı geldi memleketi "yeniden ABD’nin projelerine dahil mi oluyoruz" sorusu sardı. Hatta "Vatan Savaşı"na "Saray Savaşı" yaftası yapıştıranlar çoktan Türkiye’yi ABD hizmetine soktular bile. Kafa, illa bağımlı olmaya çalışınca başka yol görünmüyor tabi. Meselenin esası kaçıyor ve nesnelliğin yerini öznellik alıyor. Tayyip Erdoğan ne derse o olur yada Erdoğan nereye isterse Türkiye o yöne gider mantığı yanlış. Bugün esas olan çöken ABD emperyalizmi yerine gelişen Avrasya birliğidir. Artık tek kutuplu dünya yok ama iki kutuplu dünya da yok. Yani ABD’nin karşısına Rusya veya Rusya ile Çin ittifakı değil hem ekonomik hem siyasi anlamda büyüyen Avrasya ittifakı dikiliyor. Bunu en iyi gören güç elbette ABD. Washington son durumu gördüğü için ittifaka kama sokmaya çalışıyor ama başarması zor çünkü kendi ittifak alanı Avrasya cephesine gidiyor. Dahası hem Çin hem Rusya’nın en önemli projeleri ABD ittifak alanının tam merkezinden geçiyor. Bu yüzden hem Rusya hem Çin dönüşü olmayan projeleri için her zamankinden çok Türkiye ve Balkanlara ihtiyaç duyuyor. Ortadoğu’da ise mevcut sınırları korumak stratejik duruşları için önemli. Kolaylaştırmak için maddelerle anlatalım;

*NATO çatırdıyor ve bunu artık ABD’de yakından görüyor ve açıklamalarına yansıyor.

*Süper devletler için çöküşün başlangıcı etki alanları veya güttükleri ülkeleri kaybetmeleriyle başlar. Unutulmamalı, önce Varşova Paktı çöktü sonra SSCB. Bugün de önce NATO çatırdıyor.

*Varşova Paktı’nın çöküşünü hızlandıran doğu Avrupa ülkelerinin SSCB’den uzaklaşmasıydı. Bugün NATO içinde ortak operasyon yapma ihtimali iyice zorlaştı çünkü ülkeler arasında stratejik farklılıklar derinleşti. Almanya, Fransa, Türkiye ve ABD çok konuya farklı bakıyor. Bu ülkelere dış halkadan İtalya ve İspanya’yı da katabiliriz.

*NATO’nun en büyük ikinci askeri gücü olan Türkiye, NATO’nun en büyük düşmanı olarak gösterilen Rusya ile ortak askeri operasyonlar yapıyor üstelik operasyonlar için uzun süreli anlaşmalara gidiliyor.

*Türkiye uzun menzilli füze veya hava saldırılarına karşı Rus hava savunma sistemi alma konusunda çalışmalar yapıyor. Rus sistemleri Rusya veya en yakın müttefiklerine karşı kullanılmayacağına göre Türkiye tehtidin nereden geldiğini görüyor.

*Vaktiyle ABD’nin en iddialı projesi olan Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlığını yürüten AKP yönetimi bugün projenin en büyük karşıtlarının ittifakı olan Şanghay İşbirliği Örgütü’ne yöneliyor.
*Balkanları kasıp kavuran Soros etkisinin yerini ulusal çıkışlar alıyor. "Stop Soros" isimli gençlik örgütleri yayılıyor.

*Rusya’nın en önemli projesi olan Türk Akımı doğalgaz boru hattının merkezinde Türkiye var. Üstelik proje kadim imparatorlukların mirasını birleştiriyor. Slav, Türk, Makedon ve Macar kadim tarihi aynı hat üzerinde buluşuyor.

*Tarihi İpek Yolu için Çin harekete geçmiş durumda. Çin için bin yıllık tarihi amaç günün ekonomisyle birleşiyor. Türkiye o projenin de merkezinde.

İşte bütün bu maddeleri hatırladıktan sonra öncelikle CIA’ya sesleniyorum ve diyorum ki; eyyy CIA; yapmanız gereken tek şey tarihsel gerçekliğe boyun eğmek ve Avrasya çağının gerçeklerine boyun eğmek. Bunun için;

*ABD, ABD’dir, Türkiye, Türkiye’dir gerçeğini görmelisiniz. Türkiye artık tarihsel gerçeği keşfetmiştir.

*Türkiye’deki gladyo teşkilatınız FETÖ bir gecede Türk gücüne yenildi, deşifre oldu.

*"Kara gücünüz" PKK, Türkiye sınırlarında hendeklere gömüldü.

*Türk Ordusu, Fırat Kalkanı ile IŞİD’e de, PKK’ya da gücünü gösterdi.

*Ortadoğu’nun toprak bütünlüğüne saygı göstereceksiniz. Bölgede saygınlık kazanmak istiyorsanız IŞİD ve PKK’ya karşı yapılan operasyonlara destek vermelisiniz. PKK’ya silah vermeyi kesmelisiniz.

*İran düşmanlığından ve İran düşmanlığı kışkırtıcılığından vazgeçmelisiniz. Müslümanları mezheplerine göre çatıştırmaktan kaçınmalısınız.

*Ekonomik olarak Avrasya çağının gerçeklerine uymak durumundasınız. Küresel dayatmalardan vazgeçmelisiniz.

Demem o ki; artık çağ değişti. İstanbul’un fethinden sonra biten ortaçağ gibi, Türkiye ile Avrasya arasında yeni başlayan süreç atlantik çağını bitiriyor. Artık bu duruma direnen kim olursa olsun çöker.

Teoman Alili
ulusalkanal.com.tr

CIA DOSYASI /// ‘CIA’in Suriye’deki adamı’ yaşadıklarını anlattı : Obama’dan bir şey isteyen onu a rıyormuş !


‘CIA’in Suriye’deki adamı’ yaşadıklarını anlattı: Obama’dan bir şey isteyen onu arıyormuş !

"CIA’in Suriye’deki adamı" Ebu Ahmed, Suriye’de yaşadığı deneyimlerini ve şimdiki hayatını anlattı. Ebu Ahmed, "bir zamanlar ABD’nin evrenin hakimi olduğunu sanıyordum. Artık öyle düşünmüyorum" diyor.

Bir zamanlar istihbarat görevlilerinin ona fikirlerini sorduğu, Suriyeli "muhalif" liderlerinin yardım istediği Ebu Ahmed, yaşadıklarını şimdiki hayatını anlattı.

Gerçek kimliği açıklanmayan, bir zamanlar "CIA’in Suriye’deki adamı" olduğu söylenen Ebu Ahmed için, eskiden "Barack Obama’dan bir şey istiyorsanız, Ebu Ahmed’i arayın" denildiği belirtiliyor.

Financial Times‘a konuşan Ebu Ahmed, eski günlerinden bahsederek, "şimdi bizim gibileri, tarihin çöplüğündeki yerini alıyor" diyor.

‘ÇANTALARLA BİNLERCE DOLAR TAŞIYORDUM’

Ebu Ahmed’in 2 yıl boyunca Suriye’deki askeri operasyonların planlanmasında görev aldığı, silah dağıttığı, CIA’in aracısı olarak çalıştığı söyleniyor. Sonrasındaysa hapse atılıyor.

Hapse atılmasından önce Suriye’ye gidip gelerek cihatçılarla çantalarla yüzlükler halinde dolar taşıyan Ebu Ahmed’in, hapisten çıktıktan sonra gözden düştüğü kaydediliyor.

‘OBAMA’NIN SEÇİMLERİ MESELEYİ KARMAŞIKLAŞTIRDI’

Ebu Ahmed’in hikayesinin, ABD bürokrasisinin Suriye konusundaki bölünmüşlüğünü ve Türkiye ile ABD arasındaki ayrımları gösterdiği söyleniyor.

Suriye’deki çatışmaların 6 yılda "sokak protestoları" olmaktan çıkarak, "bölgeyi ve dünyayı dönüştüren bir iç savaşa" dönüştüğü söylenirken, 5 BM Güvenlik Konseyi daimi ülkesinden 4’ünün Suriye’yi bombaladığına dikkat çekiliyor.

Suudi Arabistan ve İran gibi bölgesel güçlerin Suriye’ye milyarlarca dolar yatırarak, "vekalet savaşı" yürüttükleri söylenen yazıda, olayların karmaşıklaşmasında Obama’nın seçimlerinin payı olduğu söyleniyor.

Obama’nın Suriye’de savaşa girmek istememesi, ancak bölgedeki varlığını sürdürmek istemesiyle, ABD’nin "bir ayağı içeride, bir ayağı dışarıda" bir hale geldiği ve bunun sorunlu bir durum yarattığı öne sürülüyor.

‘EBU AHMED GİBİ SURİYELİLER BUNUN SONUÇLARINI YAŞIYOR’

Yazıda, Ebu Ahmed gibi Suriyelilerin, bu ikilemin sonuçlarını yaşadığı savunulurken, Ebu Ahmed’in 2013 yılında "ılımlı muhalifleri" silahlandıran ve onları finanse eden gizli bir CIA programına dahil olduğu, başka "komutanlarla" birlikte ABD’ye sırtını verdiği söyleniyor.

Ebu Ahmed’in, Libya’da 2011 yılında olduğu gibi, ABD’nin kendilerine tam destek vereceğini düşündüğü, ancak Muammer Kaddafi’nin düşürülmesine benzer bir olay yaşanmamasıyla, "kumarı kaybettiği" belirtiliyor.

ŞU ANDA TÜRKİYE’DE YAŞIYOR

Ebu Ahmed’in hala Türkiye’nin güney şehirlerinden birinde yaşamakta olduğu söylenen yazıda, "günlük rutinine sadık kaldığı" ve "ordu" alışkanlıklarını bırakmadığı aktarılıyor.

Ebu Ahmed, "eskiden ABD’nin evrenin hakimi olduğunu düşünürdüm. Bana şimdi hatalı mıydım diye sorarsanız, evet, hatalıydım" diyor.

Eskiden CIA’e çalışmakta olan Ebu Ahmed, "benim umrumda olan şey ABD ile iyi bir ilişkim olmasıydı. Onlar bana silah veriyordu, ben onları Suriye’ye götürüyordum. Türkiye’nin ABD’lileri sevmemesi ya da ABD’lilerin Türkiye’yi sevmemesi gerçeği – bunların hiçbiri benim için önemli değildi. Bunlarla ilgilenmiyordum. Ne yazık ki işler böyle işlemiyormuş" şeklinde konuşuyor.

‘ESAD’IN ZAFERİ ABD ETKİSİNİN AZALMAKTA OLDUĞUNA DAİR BİR SİMGE’

Yazıda, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad ve Rusya’nın Suriye’deki zaferinin, "yalnızca bir insani trajedi" olmadığı, aynı zamanda ABD’nin bölgedeki etkisinin azalmakta olduğuna dair bir simge olduğu öne sürülüyor.

Türkiye ve Rusya arasındaki diplomatik görüşmelerden ABD’nin dışlandığı hatırlatılan yazıda, ABD’nin geçmişteki müdahalelerinin, "özellikle de Irak işgalinin", yarattığı sorunların görüldüğü, ancak Suriye ile birlikte kısmi müdahalelerde bile büyük sorunlar yaşanabileceğinin anlaşıldığı söyleniyor.

‘SADECE TAKTİKLER VAR, STRATEJİ YOK’

FT‘ye konuşan eski ABD yetkilileri, farklı departmanların belirsiz farklı amaçları olduğunu, bu sebeple ABD’nin ne yaptığından emin olamadığını öne sürüyor.

Eski bir bölge diploamatı, ABD’nin Suriye ile ilgilenmediği algısının doğru olmadığını belirterek, Halep gibi yerlerde en ufak detayları bile umursadıklarını söylüyor.

Ancak bu diplomata göre, "ABD’nin Suriye politikasındaki sorun, her zaman başka yerlerde de gördüğü gibi sadece taktiklerin olması, strateji bulunmaması".

‘SAKALLI HER ŞEYDEN ŞÜPHE DUYUYORUM’

Ebu Ahmed’in kendisini iyi bir nişancı olarak gördüğü, yolsuzluğa hoş görü gösterediğini savunduğu ve "İslamcılardan şüphe duyduğu" söyleniyor. Yazıya göre Ebu Ahmed bunu "sakallı her şeyden şüphe duyuyorum" şeklinde ifade ediyor.

FT‘ye konuşan diğer cihatçıların, bu sebeple Ebu Ahmed için "laik aşırıcı" dedikleri söyleniyor.

Görüşülen diplomat, Ebu Ahmed’e yapılacak operasyonlar sorulduğunda, anında kaç mermiye ihtiyaç olduğu ve kaç savaşçı bulunduğu, nasıl yaklaşılması gerektiği gibi bilgileri verdiğini kaydediyor.

‘BENİM İÇİN SATRANÇ OYNAMAK GİBİYDİ’

2011 yılında Suriye’de olaylar başladığında, "muhaliflerin" elindeki kuzeydeki bölgelere giden Ebu Ahmed, o zamanlar "hiçbir fikri olmadığını", "nasıl ateş edileceğini bile bilmediğini", "silah eğitiminin hiç ilgisini çekmediğini" söylüyor.

Ancak Ebu Ahmed’in, ABD’nin ilgisini çeken yeteneğinin, "taktik ve lojistik" becerisi olduğu öne sürülüyor. Ebu Ahmed "sahada kaç kişi olduğunu, ne kadar mühimmat kullanabileceklerini ve en önemlisi kaç kişinin gerçekten savaşacağını söyleyebiliyordum" diyor.

Ebu Ahmed, CIA ile Suriye’de yaptığı işbirliği için, "benim için satranç oynamak gibiydi, satranç oynamayı severim" diyor.

‘YOLSUZLUK, İSLAMCI GRUPLAR, KATAR VE TÜRKİYE…’

2012 yılında hava saldırısında yaralanan ve 10 gün bilincini kaybeden Ebu Ahmed’in, sonrasında olaylardan memnuniyetsizlik duymaya başladığı iddia ediliyor.

Ebu Ahmed pek çok grupta yolsuzluğun başladığını, İslamcı grupların Katar ve Türkiye’nin desteğiyle yükseldiğini söylüyor. Ebu Ahmed’e göre İslamcı grupların ön plana çıkmasının sebebiyse ideolojileri.

Bu dönemde Türkiye’nin sınırının gevşekliği sebebiyle, cihatçıların güçlenmeye başladığı söylenen yazıda, bu grupların arasında El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi ve IŞİD de sayılıyor.

‘ÇOK APTALDIK’

Ebu Ahmed, "biz çok aptaldık, ben de çok aptaldım" diyerek, "ne düşüyordum ki? Rejim düşecek sanıyordum ve başladığımız yere dönecektik. Geri döndüğümde El Nusra ve IŞİD’in yayıldığını gördüm ve onların bir sürü planı vardı. O zaman bunlara karşı operasyonlar yapılması gerektiğini anladım" şeklinde konuşuyor.

Ebu Ahmed’in ibadet etmediği yönündeki dedikodular sebebiyle sorgulanmaya başladığı aktarılırken, bu sebeple kendisi için endişelenen üst düzey isimlerin, onu Türkiye’ye gönderdikleri aktarılıyor.

O dönemlerde ÖSO içerisinde olan Ebu Ahmed’in, burada bir Suudi istihbarat görevlisiyle tanıştığı, IŞİD’e karşı planların yapılmaya başlandığı söyleniyor.

‘CIA BENİ ARADI, HAKKIMDA HER ŞEYİ BİLİYORLARDI’

2013’ün sonlarında IŞİD Suriye’de varlığını artırırken, Ebu Ahmed’in CIA tarafından arandığı söyleniyor. İddiaya göre dahil edildiği CIA programının merkeziyse Adana’da.

Burada üç kişinin kendisiyle bir restoranda tanıştığını söyleyen Ebu Ahmed, "çok iyilerdi, hakkımda her şeyi zaten biliyorlardı" diyor.

CIA konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçınırken, Washington merkezli bir kaynak, Ebu Ahmed’in CIA için çalıştığını doğruluyor, ancak kendisi için "yalnızca Suriyeli bir aracı" diyor.

‘MÜŞTEREK OPERASYON MERKEZİ’NE DAHİL EDİLDİM’

Ebu ahmed’in gizli bir operasyon odasına dahil edildiği, burada İngiltere, Fransa, Ürdün, Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin de dahil olduğu bir ittifak kurulduğu söyleniyor. Bu ittifakın amacınınsa "ılımlı muhalifleri desteklemek" olduğu söyleniyor.

Operasyonun ismininse "Müşterek Operasyon Merkezi (MOM)" olduğu aktarılıyor. Bu operasyon merkezinin, bir yıl önce Ürdün’de kurulana benzer yapıda olduğu aktarılıyor.

Başlangıçtan itibaren operasyonda büyük sıkıntılar yaşandığı, Türkiye’nin Suriye’yle olan 800 kilometrelik sınırını kontrol etmede güçlükler olduğu bildiriliyor.

Bunun yanısıra, ülkelerin yerel gruplarla işbirliklerinin meseleyi daha da karmaşıklaştırdığı, cihatçıların rolünün engellenemediği, silah akışını kontrol etmenin de imkansız olduğu belirtiliyor.

International Crisis Group’tan Noah Bonsey, "program boyunca ülkeler arasında hatta hükümetlerin kendi içlerinde anlaşmazlıklar vardı" diyerek, "muhaliflerin" başarısız olduklarını, ancak onları destekleyen ülkelerin de en az muhalifler kadar parçalanmış halde olduklarını belirtiyor.

‘OPERASYON MERKEZİNİN YERİ TÜRKİYE’DE BİR VİLLAYDI’

Ebu Ahmed’in MOM’un Suriye’deki "muhalifleri" birleştirebileceğini umduğu söylenirken, operasyon merkezinin yerinin Türkiye’nin güneyindeki bir villa olduğu öne sürülüyor.

İddiaya göre burada "muhalif" komutanlar, istihbarat görevlileriyle "uzun oval bir masada savaş planlarını öneriyor ve silah istiyor".

"Ilımlı" olduğu onaylanan "muhaliflerin", ayda 150 dolar civarında para aldığı, bunun "komutanlar" içinse 300 dolar olduğu öne sürülüyor. Ebu Ahmed "bize hiç nereye gideceğimizi söylemezlerdi" diyerek, dışarısı görülmeyen araçlarla "casus filmi gibi" bir yerden bir yere götürüldüklerini söylüyor.

Ancak Ebu Ahmed, zamanla yolları öğrenmeye başladıklarını aktarıyor.

‘MOM BÜROKRASİSİ SORUN OLMAYA BAŞLADI’

Başlangıçta atmosferin daha yumuşak olduğu, "Türklerin komutanların binada uyumasına izin verdiği", bu sayede haritalar ve planlar üzerine yapılan toplantıların bitirilebildiği kaydediliyor.

Ancak kısa zaman içerisinde "MOM bürokrasinin muhalifler için sorun olmaya başladığı", yabancı temsilcielrin planları onaymamaya başladığı ve mühimmat ve silah yardımlarının verilmediği öne sürülüyor.

Kimi "muhalifler" ve diplomatlarsa, sorunun tam tersi olduğunu, cihatçıların MOM aracılığıyla yozlaştıklarını savunuyor. Bunun sebebininse MOM aracılığıyla ÖSO’ya yapılan büyük yardımlar olduğu iddia ediliyor.

‘FAZLADAN PARA ALMAK İÇİN SAYILARI ŞİŞİRDİLER’

Ebu Ahmed, ÖSO yöneticilerinin, birliklerinin sayılarını yüksek göstererek fazladan para aldıklarını, böylece aldıkları silahların bir kısmını da karaborsada sattıklarını belirtiyor.

Bunların çoğununsa IŞİD’in eline geçtiği, El Nusra Cephesi gibi grupların da kendi paylarını aldığı aktarılıyor.

"CIA bunu biliyordu" diyen Ebu Ahmed, "tabii ki MOM içerisindeki herkes biliyordu. Bu iş yapmanın maliyetiydi" şeklinde konuşuyor.

Ebu Ahmed, "diyordum ki şu kişi 300 savaşçım var diyor ancak 50 tane var. Bu adam şunu yapıyor… böyle herkesi utandırıyordum" diyerek, kendisinin yolsuzlukları açığa çıkardığını öne sürüyor.

Eskiden CIA’e çalışan Ebu Ahmed, "Suriyeliler kızıyorlardı ve diyorlardı ki ‘o ABD ajanı, bir muhbir – nasıl bizimle böyle konuşuyor’" diyerek kendisine gösterilen tepkileri aktarıyor.

Yazıda Ebu Ahmed’in "söylediği kadar temiz olup olmadığının bilinmediği" belirtilirken, buna karşılık pek çok "muhalif komutanın" Türkiye’de büyük evleri olduğu, yeni arabalar kullandıkları, en son model telefonları olduğu kaydediliyor.

‘MOM İÇERİSİNDE ÇATLAKLAR ARTTI’

Yazıda MOM içerisindeki çatlakların giderek arttığı, herkesin farklı amaçları olduğu söyleniyor.

Ebu Ahmed’in arkadaşı Ebu Ömer, "bir çocuk MOM odasına girip ABD’nin kimi desteklediğini, Türklerin ne istediğini ya da Suudilerin ne için uğraştığını anlayabilirdi" diyor.

Bu ülkelerin farklı grupları birbirlerinden habersiz desteklemeye çalıştığı, MOM’unsa bunun için yasal örtü oluşturduğu öne sürülüyor.

‘EN KÖTÜ AYRIM TÜRKİYE VE ABD ARASINDAYDI’

Yazıda, en kötü ayrımın, Türkiye ve ABD arasında olduğu söylenirken, bu ayrılığın IŞİD Musul’u ele geçirdikten sonra başladığı belirtiliyor.

ABD’nin IŞİD’e karşı YPG’yi desteklediği belirtilen yazıda, ABD’nin YPG’yi seçme sebebinin "İslamcıların sızması hakkında endişe duyulmaya gerek olmaması" olduğu savunuluyor.

Türkiye’nin bu duruma sinirlendiği ve YPG yerine ÖSO’nun desteklenmesinden yana olduğu öne sürülüyor.

‘ABD’LİLER YPG’NİN NEDEN SORUN OLUŞTURDUĞUNU GERÇEKTEN ANLAMIYORLARDI’

ICG’den Bonsey, ABD ve Türkiye’nin birbirlerini "samimi olarak anlamadığını" söylerken, ABD’li yetkillerin "gerçekten YPG’yi desteklemenin neden Türkiye için sorun olduğunu anlayamadığını" öne sürüyor.

Türklerinse, sınır geçişlerini kontrol etmemeleri sebebiyle ABD’nin gösterdiği tavrı anlayamadığı iddia ediliyor. ABD’nin Türkiye’den cihatçıların kullandığı sınırları kontrol etmesini istediği öne sürülüyor.

ABD destekli gruplarınsa, bu kavga sırasında arada kaldıkları, İslamcı grupların desteğini de kaybettikleri belirtiliyor.

Ebu Ahmed, "MOM’a gitmekten nefret eder hale geldiğini", herkesin "birbirinin arkasından konuştuğunu" söylüyor.

‘CIA DESTEKLİ KOMUTANLAR TÜRKİYE İLE ÇALIŞMAKTA ZORLANDILAR’

Yazıda Ebu Ahmed ve Ebu Ömer gibi CIA bağlantılı isimlerin, Türkiye ile çalışmakta zorlandıkları söylenirken, Ebu Ömer’in oturma iznini yenileyemediği ve güvenlik listesine alındığı iddia ediliyor.

ABD’nin de kendilerine yardım etmediği, yardım talep ettiklerinde "meselenin kontrolden çıktığını" söyledikleri aktarılıyor.

Eskiden MOM toplantıları için Türkiye tarafından getirilen Ebu Ahmed’in, ABD ile yaşanan kavgalardan sonra "uluslararası toplantılara katılabilmek için kaçakçılara para ödemek zorunda kaldığı" öne sürülüyor.

‘EBU AHMED’İ TÜRKİYE TUTUKLADI’

Ebu Ahmed’in ABD-Türkiye kavgalarının artması üzerine, polis tarafından yakalandığı ve Türkiye’de tutuklandığı belirtiliyor.

Yazıda bu durum için "bir NATO müttefiki, Washington’ın yerel müttefiklerinden birini tutuklamış oldu" deniyor. Sonrasındaysa Ebu Ahmed hapishaneye götürülüyor.

CIA ise serbest bırakılmasını "sağlayamıyor". FT‘ye konuşan bir istihbarat kaynağı, CIA’in bunu "gerçekten denediğini" ancak başaramadığını söylüyor.

‘KİMSE ALMAK İSTEMİYOR’

Hapisten çıktıktan sonra gözden düşen Ebu Ahmed’in, bölgeyi terk etmeyi düşündüğü, ancak bunun da "kolay olmadığı" belirtiliyor.

Almanya’nın eskiden bağlantılı olduğu gruplar sebebiyle kendisini almadığı, ABD’li yetkililerinse Birleşmiş Milletler’e mülteci olarak kaydolmasını talep ettiği bildiriliyor.

Ebu Ahmed’in CIA bağlantılarıysa "yardım edemeyeceklerini" söyleyerek, "üzgünüz bu Dışişleri Bakanlığı meselesi, bunlar farklı departmanlar" diyor.

CIA DOSYASI : CIA, Papa suikastını medya notlarından takip etmiş


CIA’in 1981 yılında Mehmet Ali Ağca tarafından Papa’ya gerçekleştirilen suikastı günlük medya notları üzerinden takip ettiği ortaya çıktı. Dünyadaki en büyük istihbarat bütçesine sahip olan CIA, uzun bir süre suikastın arkasında KGB ile Bulgaristan’ın olduğunu iddia etmişti. Belgelerde ise bu bağlantıya dair hiçbir not bulunamadı.

ABD Merkez Haber Alma Teşkilatı’nın (CIA) kamuoyunun erişimine açtığı belgelerde, Papa 2. Jean Paul’e düzenlenen suikastı günlük medya arşivleri üzerinden takip ettiği ortaya çıktı. 1981 yılında Mehmet Ali Ağca tarafından düzenlenen suikast sonrası Amerikan istihbaratı, olayın arkasında Sovyet ve Bulgar ajanlarının olduğunu açıklamıştı. Yüzlerce belge arasında ‘bu ilişkiye’ dair bir ayrıntı olmaması ise dikkat çekti.

ABD ve Avrupa merkezli muhabirlerin takip ettiği ‘Papa’ya suikast’ belgeleriyle ile ilgili çok sayıda arşiv notu bulunuyor. Washington Post, AFP, Times, New York Times gibi medya kuruluşlarından gelen notların ‘istihbarat’ olarak değerlendirildiği belgelerde ortaya koyuluyor.

WASHİNGTON POST: BULGAR İSTİHBARATI BİLİYORDU!

Suikast sonrası Washington Post merkezli medya notunda, “Uzmanlar, Bulgar istihbarat ajanlarının Ağca’nın Papa’yı öldürme eğiliminden haberdar olduklarını ancak onun muhtemelen yakalanacak dengesiz bir kişilik olarak görüyorlardı” ifadelerine vurgu yapılıyor. Bu medya notu, CIA’in istihbarat notlarının değerlendirildiği arşivde yer alıyor.

AĞCA’NIN MAVİ KAZAĞI DA MEDYA GÜNLÜĞÜNDE ARŞİVLENMİŞ

Medya notlarının arşivlendiği belgelerde dikkat çeken diğer bir ayrıntı ise Mehmet Ali Ağca’nın mavi kazağı. Associated Press muhabirlerinin notlarından oluşan medya günlüğünde “27 yaşındaki Mehmet Ali Ağca, alışılagelmiş mavi takım elbisesini giymiş” ifadesine vurgu yapılıyor.

MAVİ KAZAK AYRINTISI ÇOK TARTIŞILMIŞTI

1979 yılında gazeteci Abdi İpekçi’nin katili olarak yakalandığında Mehmet Ali Ağca’nın üzerinde mavi bir kazak bulunuyordu. Ağca’nın 1981 yılında San Pietro meydanında Papa’yı vurduğunda da üzerinde “mavi” kazak olması tartışmaları alevlendirmişti. Suikasttan iki yıl sonra, Papa’nın hapisteki Ağca’yı ziyaret ettiğinde ve Ağca 2006 yılında tahliye olduğunda yine üzerinde “mavi” kazak bulunuyordu.

NE OLMUŞTU?

13 Mayıs 1981’de Papa II. Jean Paul Mehmet Ali Ağca tarafından suikasta uğramıştı.

Gazeteci Abdi İpekçi’ye düzenlenen suikastın tetikçisi olarak tanınan Ağca, Papa II. Jean Paul’u karnından ve elinden 3 kurşunla vurmuştu. Papa, 3 km ötedeki Gemelli Hastanesi’nde 5.5 saat süren bir ameliyata alınmıştı. Papa, yoğun kan kaybına rağmen ameliyattan sağ kurtulmuştu. Vurulmasından 4 gün sonra Ağca’yı affettiğini açıklayan II. Jean Paul, 27 Aralık 1983’te Ağca’yı kaldığı cezaevinde ziyaret etmişti. Ağca, 1986’da ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış ancak Ancona Cezaevi’nde yattığı sırada 13 Haziran 2000 tarihinde dönemin İtalya Cumhurbaşkanı Carlo Azeglio Ciampi tarafından affedilmiş ve daha sonra da Türkiye’ye iade edilmişti.

SUİKASTIN ARKASINDA KİM VARDI?

Aslen Polonyalı olan Papa, Amerikan tezine göre, Sovyet Gizli Servisi KGB ve Bulgaristan tarafından öldürülmek istenmişti. Bulgarlar bu amaçla sağcı bir Türk eylemci olan Ağca ile anlaşmış ve suikastı düzenlemişlerdi. Bu iddia ABD ve Batı dünyası tarafından uzun süre kullanılmış ve ‘Bulgar Bağlantısı’ olarak anılmıştı.

Sovyet tezine göre ise suikast Bulgar diplomatlara ve Doğu Bloku’na yönelik bir komploydu. CIA, Polonya’da örgütlenen ve Sovyet karşıtı bir muhalefetin önderliğini yürüten Dayanışma Sendikası’na destek veren Polonya asıllı Papa’ya suikast düzenletmiş, bu amaçla da Türkiye’de ülkücü militan olarak tanınan Ağca’yı kullanmıştı.

CIA DOSYASI /// AYSUN KARLI : Bakın CIA geleceği nasıl kurguluyor ?


Bakın CIA geleceği nasıl kurguluyor?

Aysun Karlı

Bir din falan değil…

Ama öyle ince ayar ki, aklınız şaşar…

Bu tabi gelecek üzerine plan yapan güçlere dair…

Bizde siyasette, yönetim anlayışında kimse anlamaz futurolojiyi.

Ya da önemini kavramıyorlar.

Bunu da en iyi Amerika yapıyor.

Mesela CIA!

Aynen “geleceği kurguluyor.”

Özellikle de “gelecek tahmini” olarak adlandırılan istihbarat servislerinin ve bağlı bulundukları üst düzey kurumların çok önem verdiği yeni sayılan bir bilim dalını Futurolojiyi kullanıyor.

Yani iyi plan ve kurgularla gelecek tahmininin de ötesine geçip istendiği gibi ayarlanıyor.

Tayin edilen kader gibi.

Bu kurgu sonraki süreçte de dezenformasyon politikalarıyla, toplumlara aşılanıyor.

Ne olmasını istiyorsan, organize ediyorsun, düşlüyor, inandırıyor ve yaşatıyorsun.

Bunu sadece istihbarat örgütleri değil, dünyanın en büyük sermaye grupları da kendi yapılanmaları içerisinde titizlikle uyguluyor.

Dünyada 400’ün üzerinde üniversitede “gelecek bilimi” Futuroloji kürsüleri kurulmuş bile…

Toplumlarda senaryo çok ama bazı istihbarat kaynakları önümüzdeki süreçte dinlerin yükselişe geçeceğini, dinler arası diyalog faaliyetlerinin dünyayı terbiye etmek için çalışacağını, din yüzünden çıkacak çatışma ve anlaşmazlıkların olmaması için dini hegemonyaları bir arada tutup çözüm politikası içindeler.

Bu politikalar içinde kullanılan en önemli unsur yeni bilim dalı Futuroloji.

Bugün havadaki onca uçağı, elde incille verilen mesajları, Avrupa’da son dönemin modası “dinler arası diyaloğu” vs.vs.vs her şeyi çok iyi kavramak gerekiyor.

Kontrol edilebilecek “tek bir din” mayası tutmaz ama kurgulanan senaryolar ve para ile çok şey kontrol altında tutulabiliyor.

Montaj ustaları blue ya da green boxta arka fona çok şeyi bindirmiş, ancak satranç bittiğinde şah da piyon da aynı kutuya konur.

Senarist bakalım Futurolojide oyuncuları nereye yerleştirmiş ..

Onca senaryo sonrası şu işin bizim yerel ayağına bakıyorum da devede kulak çok şey…

Millet futuruloji ile geleceği kurgularken biz ince hesaplarla sadece Kapalıçarşı’da takılıp kalıyoruz..

Hani sürekli üst akıl, üst akıl diyoruz ya.

İşte çok şeyi bir de bu pencereden analiz edelim.

CIA DOSYASI /// CÜNEYT ORUÇ : Ayşe yoksa Ali tatile çıkar!..


Cüneyt Oruç

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) erişime açtığı gizli belgeler, çok çarpıcı tarihi gerçekleri gün ışığına çıkardı.

Yaklaşık 12 milyon sayfalık belgeler arasında dikkat çekenlerden biri 16 Temmuz 1974 tarihli ‘Çok Gizli’ damgalı belge oldu.
Buna göre, Richard Nixon yönetiminde dönemin ABD Dışişleri Bakanı olan Henry Kissinger başkanlığında CIA, Pentagon ve birçok kurumun yöneticilerinin katılımıyla bir toplantı düzenliyor.
Tutanaklara göre, Kissinger toplantıya katılanlardan değerlendirmelerini aldıktan sonra Kıbrıs konusunda izlenecek politikaları belirlemeye çalışıyor.
Kissinger’ın TBMM’nin 18 Temmuz’da özel oturumla yapacağı toplantının ne anlama geldiğini sorması üzerine dönemin CIA Direktörü William Colby, ‘Türkiye’nin güçlerini Kıbrıs’a gönderme niyetinde olduğunu’ ifade ediyor.
Bunun üzerine Kissinger, ‘buna inanamıyorum. Makarios’u tekrar iktidarda görmek istemelerine inanamıyorum’ diyor.
Söz alan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Joseph Sisco ise Türkiye’nin askeri müdahalesinin iki amaç taşıyacağını, bunların adadaki Türk toplumu korumak ve adayı Yunanistan’a bağlama amacı taşıyan ‘enosis’ politikasını engellemek olduğunu söylüyor.
Kissinger ise yine araya girerek, ‘Makarios’u destekleyecekleri akla hayale sığmıyor’ diye konuşuyor.
Kısacası uluslararası ilişkiler ve diplomasideki dehasıyla ünlenen koskoca Kissinger, dışişleri bürokratının gördüğü en temel gerçeği göremiyor.
Aynı toplantıda Kissinger, Türkiye’nin adadan uzak tutulması için her şeyin yapılması gerektiğini belirtiyor.
‘Olayın uluslararası boyut kazanmasını önleyelim’ diyor.
Ama gelinen noktada durum tam tersine işliyor.
Olay hem uluslararası boyut kazanıyor hem de Türkiye’yi uzak tutmak mümkün olmuyor.
Nitekim dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in ‘Ayşe tatile çıksın’ mesajıyla 20 Temmuz 1974 günü Kıbrıs Türkü’nün kurtuluşu olan Barış Harekatı başlıyor.
Böylece Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı önlenirken, Kıbrıs Türk halkının varlığı da güvence altına alınıyor.
Bugüne geldiğimizde ise dünyanın süper gücü ABD’nin bölgede yaşananları yine yanlış okuduğuna, öngörülerinin tutarsız olduğuna şahit oluyoruz.
Zira ilk önce Türkiye’nin önerdiği Suriye sınırına tampon bölge fikrini, bölgedeki Kürtler için koridor amacıyla kullanmak istediği iddiaları giderek yükseliyor.
ABD’nin bu alanda bir oldubitti yaratma arzusu içinde olduğu, bugün Ankara’da Dışışleri’nin en büyük kuşkusu.
Yine Kıbrıs’ta olduğu gibi Türkiye’yi bölgeden uzak tutmak için ellerinden geleni yaptılar.
Ama Fırat Kalkanı ile başlayan süreçte bunu da başaramadılar.
Kısacası 1974’te Kıbrıs’taki öngörüsüzlüklerini ve yanlış politikalarını 43 yıl sonra bugün Ortadoğu’da devam ettiriyorlar.
Türkiye’nin Ayşe’si, Ali’si bitmez.
Bugün de Ayşe olmadı Ali, Ali olmadı Mehmet tatile çıkar.
Yeni Washington yönetimi bu gerçeği görmeli, adımlarını buna göre atmalı…

CIA DOSYASI /// VİDEO : Jeff Rense & Preston James The Clintons & Obama Are CIA, The Elites Dropped Hillary For a Reason


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=9XFaiGntqgg&feature=em-subs_digest

CIA DOSYASI /// MİT’çi Mehmet Eymür : ABD 1946’dan Beri Türkiye’ye Sızmış Durumda


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=olkUAn3XWT8&feature=em-uploademail

CIA DOSYASI /// 12 Mart Muhtırası CIA belgelerinde : 11 Mart nüs haları silinmiş


12 Mart Muhtırası CIA belgelerinde: 11 Mart nüshaları silinmiş

CIA’in kamuoyunun erişimine açtığı belgelerde, 12 Mart 1971’de muhtıra yapılabileceğine dair notun bir gün önceki CIA istihbarat bülteninde yer aldığı dikkati çekti. Dönemin ABD başkanına sunulan brifingde ise 11 Mart tarihli nüshadaki Türkiye bölümü tamamen kapatılmış görünüyor.

CIA’in yayınladığı 13 milyon belge arasında Türkiye’deki 12 Mart Muhtırası’na ilişkin notlar da yer aldı.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından internet kullanıcılarının erişimine açılan belgelerde, 12 Mart 1971 tarihinde ordunun hükümete muhtıra verebileceğine dair bilginin bir gün önce CIA istihbarat bülteninde yer aldığı ortaya çıktı.

CIA, hazırlanmasının üzerinden en az 25 yıl geçen ve gizliliği kaldırılan belgelerini internet üzerinden erişime açmıştı. Daha önce sadece Maryland’de bulunan Ulusal Arşivdeki 4 bilgisayardan erişilebilen yaklaşık 12 milyon sayfalık belge CIA’in internet sitesine yüklenmişti.

Bu belgeler arasında bulunan 11 Mart 1971 tarihli "gizli" damgalı istihbarat bülteninin "Türkiye" başlığında, dönemin Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesinin "24 saat içinde siyasi duruma müdahale edebileceği" bilgisinin yer aldığı görülüyor.

Bültenin Türkiye bölümünde şu ifadeler yer alıyor:

Ordunun üst komuta kademesi, kötüleşen siyasi duruma doğrudan ya da sivil yönetim görünümünde 24 saat içinde müdahale edebilir. Ordunun müdahale edeceğine dair artık soru işareti bulunmuyor ancak müdahalenin şekli ne olacak…"

Bu ifadenin devamındaki satırın çıkarıldığı metin şöyle devam ediyor:

"Silahlı Kuvvetlerin ne tür özel tedbirler alması gerektiğine dair karar, Silahlı Kuvvetler komuta konseyinin dün Ankara’daki toplantısında alınacaktı."

Metnin bundan sonraki satırının da kapatıldığı görülüyor.

Nixon’a sunulan brifingde Türkiye

CIA belgeleri arasında yer alan ve ABD başkanlarına sunulan günlük brifinglerin 11 Mart 1971 tarihli nüshasında da Türkiye bölümü bulunuyor.

Ancak dönemin ABD Başkanı Richard Nixon’a sunulan brifingdeki notların Türkiye ile ilgili kısmının tamamen kapatıldığı dikkati çekiyor.

  • 12 Mart muhtırası
  • 12 Mart 1971 cuma günü öğle saatlerinde Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve kuvvet komutanlarının imzaladığı muhtıra TRT aracılığıyla halka duyurulmuş, ayrıca Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Senato ve TBMM’ye gönderilmişti. Hükümetin ve parlamentonun ülkeyi "anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine soktuğu" savunulan, bu nedenle yeni bir hükümet kurulmasının istendiği muhtırada, bunun olmaması halinde TSK’nın yönetime el koyacağı belirtilmişti.
  • Muhtıranın ardından Süleyman Demirel başbakanlığındaki Bakanlar Kurulu, Silahlı Kuvvetlerin muhtırasını anayasa ile bağdaştıramadıkları için istifa etmişti.
  • Cumhurbaşkanı Sunay, 19 Mart 1971′de hükümeti kurması için Kocaeli Milletvekili Nihat Erim’i, CHP’den istifa etmesi şartıyla başbakan olarak görevlendirdiğini açıklamıştı. Nihat Erim de CHP Genel Başkanı İsmet İnönü ile yaptığı konuşmadan sonra istifa etmişti. Erim’in kurduğu hükümet, 7 Nisan 1971’de güven oyu alarak çalışmaya başlamıştı.

CIA DOSYASI : CIA belgelerinde FETÖ detayı


CIA belgelerinde FETÖ detayı

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA’in geçtiğimiz günlerde kamuyla paylaştığı 13 milyon belge arasında FETÖ liderine dair hiçbir belge olmaması dikkati çekti.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA tarafından yayınlanan 13 milyon belgede FETÖ lideri Fethullah Gülen’e dair hiçbir belgenin yayınlanmaması dikkat çekti. Türkiye ile ilgili binlerce belgede birçok siyasetçi, işadamı ve sivil toplum lideri yer alırken, Gülen’le ilgili belge olmaması "Herkes var, Gülen yok" yorumlarına sebep oldu.

Toplam 800 bin dosyadan oluşan yeni CIA belgeleri, 13 milyon sayfayı buluyor. 1940-1990 yıllarını kapsıyor. Eski ABD Başkanı Bill Clinton zamanında çıkarılan bir düzenlemeyle 25’inci yılını dolduran CIA belgelerinin kamuoyuna açık hale getirilmesini sağlamıştı.

Eski ABD Başkanı Bill Clinton zamanında çıkarılan bir düzenlemeyle 25’inci yılını dolduran CIA belgelerinin kamuoyuna açık hale getirilmesini sağlamıştı.

Ancak geçen yıl Kasım ayında CIA oluşturulacak yeni bir arşiv sitesinden 25’inci yılını tamamlayan belgelerin paylaşılacağını açıklamıştı.

CIA DOSYASI : CIA Yönetmeliğini Değiştirdi


CIA Yönetmeliğini Değiştirdi

CIA, ABD vatandaşlarına ait bilgilerin toplanması, analiz edilmesi ve saklanmasında ki hukuksal çerçeveyi düzenleyen yeni iç yönetmelik hazırladı.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA), ABD vatandaşlarına ait bilgilerin toplanması, analiz edilmesi ve saklanmasındaki hukuksal çerçeveyi düzenleyen yeni iç yönetmelik hazırladı.

Barack Obama yönetimi tarafından, Donald Trump’ın ABD başkanlığını devralmasına iki gün kala alınan karar ile kabul edilen iç yönetmelik, ABD vatandaşlarına ait bilgilerin toplanması, analiz edilmesi ve saklanmasına sınırlamalar getiriyor. Yeni yönetmelik, aynı zamanda dış hedeflerin araştırılmasında da sınırlamalar içeriyor.

ABD’de 1980’li yılların başından beri yürürlükte olan yönetmeliğin yerini alan düzenlemeye göre, ABD vatandaşlarına ait toplanan ama değerlendirilmeyen bilgiler en fazla 5 yıl saklanabilecek. Bu sürenin sonunda ise yıllar içinde çok fazla yer kaplamaya başlayan bu tür bilgilerin olası bir siber saldırı ile dışarı sızmasını engellemek amacıyla yok edilmesi öngörülüyor.

Yeni yönetmelik, aynı zamanda CIA içinde hangi görevlilerin bu tür bilgilere erişim yetkisine sahip olacağını düzenliyor. Mevcut arama sistemi içerisinde dijital takip metoduyla hangi görevlinin hangi bilgileri hangi sebeple sorguladığı ve görüntülediği de tespit edilebilecek.

Böylece toplanan bilgilerin kullanımı yoğun bir denetim altında olacak ve istihbarat görevlilerinin araştırmalar çerçevesinde sadece ihtiyaç duyulan bilgileri toplaması için yönetmeliğe uygun şekilde hareket etmeleri sağlanacak.

Yönetmeliğe göre ayrıca CIA, elektronik takip, ev ve iş yerlerinin aranması gibi "özel bilgi toplama teknikleri" de oldukça sıkılaştırılacak. CIA, istisnalar dışında ülke içinde özel teknikleri kullanamayacak. CIA, ülke dışında ise bir ABD vatandaşı için sadece CIA Direktörü, CIA Genel Danışmanı, Adalet Bakanı veya Dış İstihbarat Denetim Mahkemesinin izniyle "özel teknikleri" kullanabilecek.

1980’lerin başından beri yürürlükte olan yönetmelik gizli tutuluyordu. Ancak yeni düzenleme CIA’in internet sitesinde yayımlandı.

CIA Genel Danışmanı Caroline Krass, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, yeni iç yönetmeliğin hazırlanmasının iki seneden fazla sürdüğünü söyledi. Krass, karar metninin CIA Direktörü John Brennan ve Adalet Bakanı Loretta E. Lynch tarafından imzalandığını duyurdu.

Krass, yeni iç yönetmeliğin Amerikan vatandaşlarının kişisel hakları ve vatandaşlık haklarını koruma fikri üzerine inşa edildiğini belirterek, "Bu karar teşkilat için oldukça önemli bir kilometre taşı." dedi.

CIA’in çalışmalarını kısıtlamayı hedefleyen yeni iç yönetmeliği kabul eden Obama yönetimi, Edward Snowden’ın 4 yıl önce sızdırdığı belgelerle ABD’nin dünya genelindeki dinleme faaliyetleri yaptığının ispatlanmasıyla ortaya çıkan "Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) skandalı" sonrası baskı altında kalmıştı.

ABD başkanlık seçimleri sırasında terörle mücadele için ABD istihbarat birimlerine daha güçlü yetkiler verilmesini isteyen Trump ise ABD başkanlığı görevine gelmesiyle, Obama yönetiminin görev süresinin bitmesine birkaç gün kala kabul ettiği yeni CIA iç yönetmeliğini iptal edebilir. Ancak bunun karmaşık ve uzun bir süreç olacağı belirtiliyor. Yeni düzenlemeler 18 Mart’ta yürürlüğe girecek.

CIA, bugüne kadar Ronald Reagan yönetimi tarafından hazırlanan iç yönetmelikteki kural ve prosedürlere göre çalışıyordu. Bu yönetmelikteki kurallar ise ABD vatandaşlarına ait bilgilerin toplanması, analiz edilmesi ve saklanması konusunda ciddi bir kısıtlama içermiyordu.

CIA DOSYASI /// VİDEO : CIA Analisti Larry Johnson : Reina Sembolik Bir Hedef


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=zN7G-opz77I&list=TLGGcsqU7W9LsCQxNzAxMjAxNw

CIA DOSYASI /// CIA şefi : İstihbarat camiamızı Nazilerle bir tutmak çok çirkin


Geçtiğimiz günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın Amerikan istihbarat örgütlerinin faaliyetlerini Nazilerin eylemlerine benzettiği yorumuna CIA şefi John Brennan’dan yanıt geldi. Brennan,istihbaratın Nazilerle eş tutulmasını nefretle karşıladığını dile getirerek ”çirkin” bulduğunu ifade etti.

Geçtiğimiz günlerde Trump’ın doğrulanmamış bir dosyayla ilgili Rusya’dan bilgi aldığı iddiası gündemde yer bulmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz hafta düzenlediği basın toplantısında, "istihbarat teşkilatlarının yanlış ve sahte olduğu ortaya çıkmış herhangi bir bilgiye izin vermesinin utanç verici olduğunu" söylemişti.

Bunun yanı sıra Trump basın toplantısında, "Bence bu rezalet, ben de bunu söylüyorum, bunu yapmış olan Nazi Almanyası" ifadelerini kullanmıştı.

The Hill‘de yer alan habere göre CIA şefi John Brennan, Pazar günü yaptığı açıklamada, Trump’ın kamuoyuna söylediklerinin disiplin altına alınması gerektiğini söyledi ve dünyanın Trump’in izlediğini ve dinlediğini belirtti.

Brennan, "İstihbarat camiasının Nazi Almanyası’yla eşleştirilmesini nefretle karşıladığını” ifade ederek Trump için "sözlerinin etkili olduğunun farkına varması gerektiğini düşünüyorum" dedi.

CIA DOSYASI : CIA ve İslamcılar


CIA ve slamclar.pdf

CIA DOSYASI /// VİDEO : CIA Analisti Larry Johnson : Reina Sembolik Bir Hedef


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=zN7G-opz77I&feature=em-uploademail

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.