Kategori arşivi: Terör

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ’cü polisler onlar hakkında da istihbarat toplamış


FETÖ’cü polisler onlar hakkında da istihbarat toplamış

FETÖ’nün okullarına mülki amirlerin ricasıyla 200 ton demir gönderen fabrika müdürü, şirketini eleştiren esnaf hakkında FETÖ’ü polislere istihbarat toplatmış…

FETÖ’nün okullarına mülki amirlerin ricasıyla 200 ton demir gönderen fabrika müdürü, şirketini eleştiren esnaf hakkında FETÖ’ü polislere istihbarat toplatmış…

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturması kapsamında, ByLock kullandıkları iddiası bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevli 166 rütbeli personelden 120’si geçtiğimiz ay gözaltına alındı. Şüpheliler arasında bulunan 4. Sınıf Emniyet Md. ‘D.A’nın adının, 2010 yılında Çanakkale’de bulunan özel şirkete ait bir demir çelik fabrikasının neden olduğu çevre ve tarih kıyımına yönelik eleştirilerde bulunan esnafla ilgili istihbarat toplama olayına karıştığı ortaya çıktı.

2010 yılında Çanakkale’nin Biga ilçesinde yaşanan ve polisiye filmleri aratmayacak ayrıntılarla dolu olay, geçtiğimiz ay İstanbul’da FETÖ’den gözaltına alınan 4. Sınıf Emniyet Md. D.A hakkında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yazılan bir mektupla ortaya çıktı.

KOMİSERİN GÖNDERDİĞİ POLİS MEMURU İSTİHBARAT TOPLAMIŞ

FETÖ’nün emniyet, iş dünyası ve siyasette nasıl örgütlendiğini ortaya koyan olayla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir mektup yazan Çanakkaleli Kenan Taş adlı yurttaşın iddiasına göre, 2009 yılında Çanakkale’nin Biga ilçesinde bulunan özel sektöre ait bir çelik fabrikasının avukatlarından F.O, o dönemde Kadıköy Emniyet Müdürlüğü’nde görevli olan Emniyet Müdürü D.A ve aynı birimde bulunan polis memuru M. B’den para karşılığı yardım talebinde bulundu. Talebin içeriği ise iddiaya göre Biga ilçesinde bulunan özel şirkete ait demir-çelik fabrikasının neden olduğu çevre ve tarih kıyımına karşı muhalefet yürüten fotoğraf stüdyosunun sahibi hakkında bilgi toplamak ve iş yerine suç unsuru olan malzemeler bırakarak ihbar etmekti.

‘İSTİHBARATTANIM’ DİYEN POLİSİN ÜZERİNDEN ADRESLER ÇIKTI

Bu talep üzerine Emniyet Müdürü D.A tarafından görevlendirilen polis memuru M.B, Biga’ya gelerek 11 Ocak 2010 tarihinde bir otele yerleşti. İddiaya göre M.B, kendisinin istihbaratçı olduğunu ve Ankara’dan geldiğini öne sürerek, ilçe esnafı hakkında bilgi toplayacağını söyledi. Ancak bir süre sonra şüpheli hareketlerinden dolayı tutuklanan polis memuru M.B, ilk ifadesinde kendisinin Kadıköy Emniyet Müdürlüğü’nde görevli olduğunu belirterek, amiri D.A tarafından gönderildiğini ve Biga’daki bir çelik fabrikası hakkında internet üzerinden olumsuz yazılar yazan bir fotoğrafçı dükkânı hakkında bilgi toplamasını istediğini söyledi. Bu iş için 500 lira para aldığını da belirten polis memurunun üzerinde yapılan aramada, bazı kişilerin ev ve iş yerlerine ait pusulalar ele geçirilirken, hakkında Biga Cumhuriyet Savcılığı’nca ‘Görevi kötüye kullanmak’ suçundan işlem yapılması talep edildi. Ardından ise hakkında açılan soruşturma kapsamında İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nce ifadesine başvurulan M.B’ye, gözaltına alındığı sırada üzerinden çıkan kroki, adres ve mail çıktılarını okumak için yanında bulundurduğunu söyledi.

POLİSLERE SORUŞTURMA BAŞLATAN SAVCI GÖREVDEN ALINDI

Ancak polis memuru M.B’nin çelişkili ifadelerin ardından Biga Cumhuriyet Savcılığı’nda yürütülen soruşturma kapsamında, Emniyet Müdürü D.A ve M.B hakkında soruşturma izni verilmesi talep edildi. Haklarında disiplin soruşturması açılan emniyet müdürü ve polis memuruyla ilgili dosyaya bakan dönemin Biga Cumhuriyet Savcısı’nın görevden alınarak yerine atanan Uğur Ağrı’nın iki emniyet mensubu hakkındaki dosyaya derhal takipsizlik kararı verdiğini belirten Kenan Taş, 15 Temmuz’dan sonra yürütülen FETÖ operasyonları kapsamında dosyada adı geçen emniyet müdürü D.A ile dosyaya takipsizlik kararı veren Savcı Uğur Ağrı’nın tutuklandıklarını anımsatarak, “Ben bu olanlardan ilgili firmanın yöneticilerinin haberlerinin olduğunu sanmıyorum. Yöneticileri olan B.E’nin sorumluluğunda olan bir olay olduğunu düşünüyorum. B.E, Çanakkale’de yürütülen FETÖ soruşturması kapsamında, bölgedeki fabrikadan FETÖ örgütünün okullarına gönderdiği demirlerin insani yardım kapsamında olduğunu ve kendisinin de mağdur edildiğini öne sürse de aslında yaptığı bu yardımlar karşılığında örgütün savcı ve polislerini kullanmıştır” iddiasında bulundu.

‘BİR AYDIR CUMHURBAŞKANLIĞI’NDAN YANIT BEKLİYORUM’

İddialarla ilgili Biga Cumhuriyet Savcılığı’nca 2009 yılında başlatılan soruşturma dosyasının incelenmesi durumunda onlarca yolsuzluğun ortaya çıkacağını savunan Taş, yöredeki köylüler tarafından Danıştay ve idare mahkemelerinde açılan davalarda ilgili şirket lehinde karar veren bütün hâkimlerin FETÖ’den tutuklanmış olduğuna dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderdiği mektubunda, Çanakkale’deki emniyet, siyaset ve iş dünyası üçgenindeki FETÖ yapılanmasına ilişkin iddialara da değinen Taş, yaklaşık bir aydır mektubuna yanıt beklediğini söyledi.

İDDİALARIN ORTASINDAKİ B.E, CEMAATE 200 TON DEMİR VERMİŞ

Çanakkale’yi karıştıran iddiaların odağında bulunan isimlerden biri olan özel şirket yöneticisi B.E, 15 Temmuz sonrasında yürütülen soruşturma kapsamında kentteki FETÖ’ye bağlı okullara mülki amirlerin ricasıyla 200 ton demir bağışında bulunduklarını ifade etmiş, ancak bu bağışın cemaate gittiğini bilmediğini ileri sürmüştü.

BELEDİYE BŞK. GÖKHAN: ‘AFRİKA’YA DEMİR GÖNDERENLER KİM?’

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan ise yerel bir televizyon kanalında katıldığı programda, tartışmaların odağı olan B.E’nin FETÖ’cü olduğunu öne sürerek, “Kendisi FETO’cu. İftira filan da atmıyorum; herkes açsın youtube’u Çanakkale’de yapılmış olan Türkçe Olimpiyatlarını açsınlar, kendisinin yaptığı konuşmayı izlesinler! Kapatılan okullara, Afrikalara kadar demir gönderenler kim?” ifadelerini kullanmıştı.

Yusuf Yavuz
Odatv.com

NOEL PAZARI SALDIRISI DOSYASI : Alman istihbaratı ile terörist arasında skandal ilişki


Alman istihbaratı ile terörist arasında skandal ilişki

Berlin’de Noel pazarına TIR’la girerek 12 kişiyi öldüren ve en az 50 kişiyi yaralayan Tunus asıllı Anis Amri’nin Alman istihbarat servisleri ile bağlantısının ortaya çıkması tepkiyle karşılandı. Saldırganın tehlikeli olduğu bilindiği halde ve hakkında çıkan karara rağmen sınır dışı edilmemesi ‘saldırıyı devlet plandı’ yorumlarına neden oldu.

Berlin‘de 19 Aralık 2016’da Noel pazarına TIR’la girerek 12 kişiyi öldüren ve en az 50 kişiyi yaralayan Tunus asıllı Anis Amri‘nin Alman istihbarat servisleri ile bağlantısı olduğunun ortaya çıkması ‘güvenlik skandalı’ olarak tanımlanıyor.

Alman basınında çıkan haberlere göre, 2015’de İtalya üzerinden Almanya’ya sığınmacı olarak giriş yapan Amri, Selefi gruplarla bağlantıya girmesi üzerine güvenlik kurumları tarafından ‘radikal İslamcı’ olarak sınıflandırıldı. İstihbarat tarafından yakın takibe alınan Amri, Mart 2016’da Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti İstihbarat Dairesi tarafından ‘silahlı eylem yapabilecek tehlikeliler’ listesine alındı.

KARARA RAĞMEN SINIR DIŞI EDİLMEDİ
Konuyla ilgili haberlerde, 2016 Nisan ayında sığınmacı başvurusu reddedilen Amri’nin çıkan karara rağmen sınırdışı edilmediği, istihbarat yetkililerinin Amri’yi muhtemelen "muhbir olarak kazanmaya çalıştığı" öne sürülüyor.

Saldırganın 14 değişik kimlik kullandığının bilindiği, ayrıca Fas istihbarat teşkilatının da Amri’nin bir saldırı planladığına ilişkin bilgiyi Alman makamlarıyla paylaştığı yönünde yeni bulgular bulunuyor.

Yeni ortaya çıkan belgeler Amri’nin istihbarat kurumlarından bir başka muhbirle birlikte en az bir kez Berlin’e gittiğini, ardından Berlin’e yerleştiğini, hakkındaki davanın ise Kuzey Ren Vesfalya Emniyeti’nden Berlin’e devredildiğini ortaya koyuyor.

Berlin’deki güvenlik güçleri Amri’yi önce aylarca takibe alırken, sonra Berlin’deki Noel pazarı saldırısına kadar izini kaybetmiş. Alman medyasında ‘tehlikeli ve terör eylemi yapabilecek’ olarak tanımlanan birinin sınırdışı edilmemesi, tam tersine istihbaratla bağlantısının bulunması tepkili yorumlara yol açtı.

Federal Adalet Bakanı Heiko Maas, TIR’lı saldırı öncesi ve sonrasında Alman güvenlik birimlerinin hata yapmış olabileceklerini ve hatanın nereden kaynaklandığı ve hangi dairenin hangi hatayı yaptığı konusunda rapor hazırladıklarını açıkladı. Anis Amri’nin saldırısından bir kaç gün sonra, Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere, saldırının engellenememesinin güvenlik birimlerinin hatası olmadığını savunmuştu.

Noel pazarı saldırısı sonrasında Almanya’da tüm partilerin gündemlerinin ilk sırasında ‘sığınmacılar ve iç güvenlik’ konuları var. ‘Olası saldırganların sınır dışı edilmeleri’, ‘gözaltı sürelerinin uzatılması’, ‘aşırı İslamcı dernek ve cemiyetlerle camilerin daha sıkı kontrol edilmesi, gerekirse kapatılması’ ve ‘tehlikeli olarak sınıflandırılanların ayaklarına elektronik kelepçe’ takılması gibi bir dizi öneriler gündeme geliyor.

Başbakan Angela Merkel’in ‘sığınmacı politikası yüzünden ülkeye teröristlerin geldiğini’ iddia eden Hristiyan Demokrat Partisi’nin en tanınan siyasetçilerinden Erika Steinbach (73), Merkel’i protesto etmek amacıyla CDU’dan istifa etti.

Merkel’i ‘Alman hukukunu tanımamakla’ itham eden Erika Steinbach, Almanya’ya gelen sığınmacıların çoğunun Cenevre Sözleşmesi’ne göre sığınmacı sayılmadıklarını ve Merkel’in de bunu bildiğini savundu.

Merkel’in enerji politikaları değişikliği ve Euro’nun kurtarılması sürecinde de hukuka aykırı davrandığını öne süren Steinbach, sağ popülist ve İslam karşıtı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin Eylül’deki seçimde Federal Meclis’e girmesini arzuladığını söyledi.

Federal Parlamento’da 1990 yılından bu yana milletvekili olan ve partisinin muhafazakar kanadının en etkili ismi olarak tanınan Steinbach, Birlik partileri CDU/CSU’nun 2005 yılından bu tarafa insan hakları ve insani yardımlar konusundaki çalışma grubunun başkanlığını yürütüyordu.

ALMAN GAZETECİ ÖLDÜRÜLECEĞİNİ SÖYLEMİŞTİ VE ÖLDÜRÜLDÜ

Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan lehine yaptığı açıklamalarla tanınan Alman gazeteci Martin Lejeune Facebook sayfasından terör zanlısı Anis Amri’ye hayatının tehlikede olduğu ve kamuoyuna açıklama yapması gerektiği yönünde çağrıda bulunmuştu.

Lejeune’in heyecanlı ve sesi titreyerek yaptığı paylaşımda "Bir haber aldık. Kendini kamuoyuna anlat. Seni yakalarlarsa tutuklama esnasında kurşunlayarak öldürecekler. Ya da gözaltına alındığın hücrende asılı olarak bulunacaksın” dedi. Lejeune, Amri’nin gereksiz yere hayatını tehlikeye atmaması gerektiğini belirterek. "Alman halkı olay esnasında nerede olduğun konusunda aydınlatılmalı. Sana günah keçisi rolünü biçmek istiyorlar” demişti.

DAHA ÖNCE DE YAPTILAR UYARISI

Video mesajında Anins Amri’ye ya başkasının telefonu ya da bir internet cafede açıklama yapmasını tavsiye eden Lejeune "Ama biz biliyoruz ki Alman istihbaratı Kasselde bir internet kafede daha önce suçsuz birini öldürdü (Halit Yozgat’ın Kassel’de bir internet cafede öldürülmesini kastediyor)" diyordu.

Lejeune mesajında Chrali Hebdo saldırısında, 11 Eylül saldırılarında ve son olarak ta Berlin’deki noel pazarında zanlıların kimliklerinin bulunduğunu hatırlatarak bu kişilerin ya tutuklama esnasında ya da hücrelerinde ölü olarak bulunmalarına dikkat çekmişti.

REINA SALDIRISI DOSYASI : Reina katliamından ‘FETÖ’nün izi çıktı


Reina katliamından ‘FETÖ’nün izi çıktı

39 kişinin katledildiği olayda savcılar çok önemli kanıtlara ulaştı: Bir değil 3 tetikçi vardı, gözcülerle birlikte en az 7 terörist belirlendi. Özel güvenlikte FETÖ, kullanılan mühimmatta iki ülkenin gizli servisi öne çıktı.

Reina’da 39 kişinin katledildiği saldırıda DEAŞ’lı tetikçi Abdulgadir Masharipov’un yalnız olmadığı kesinleşti. Katliamı DEAŞ üstlendi ancak soruşturmaya FETÖ ve yabancı istihbarat servislerinin bağlantısı da dahil oldu. Eldeki somut bulgulara göre saldırıda bir değil üç tetikçi vardı ve gözcülerle birlikte terörist sayısı en az yediydi. Teröristler, önce ‘hedef gözeterek’ çok önceden belirlenmiş isimleri öldürdü, sonra yaylım ateş açtı. Eğlence yerindeki boş kovanların üç farklı silaha ait olduğu da belirlendi.

ÖNCEDEN BELİRLENMİŞ

Yaralı kurtulan görgü tanıkları, olaydan sonra özellikle Arap kökenli turistlerin hedef alınarak ateş açıldığını ve saldırganların üç kişi olduğu yönünde ifade verdi. Kamera ve cep görüntülerin uzman isimlerce incelenmesinin ardından, saldırganların önceden belirlenmiş hedeflere yöneldikleri, asıl öldürmeleri gereken kişileri katlettikten sonra hedef şaşırtmak için diğer insanları da taradığı görüldü. Tetikçi Masharipov’un içeriye girmesiyle beraber diğer teröristlerin de harekete geçtiği ve içerde daha önceden seçtikleri bazı kişileri hedef alarak öldürmeye başladıkları öğrenildi. Biri kadın olduğu kesinleşen saldırganların hedef şaşırtmak için asıl öldürmeye geldikleri kişileri katlettikten sonra rastgele ateş etmeye başladıkları, işlerini bitirince etraftaki insanların geçici körlüğüne neden olan Flash Bang isimli bombayı patlatarak kaçtıkları tespit edildi. Teröristlerin saldırıda kullandığı bu mühimmatın dünyada genellikle iki ülke istihbaratı ve ordusunda bulunduğu, Mavi Marmara baskınında da kullanıldığı öğrenildi.

DELTAVİP FETÖ İLİŞKİSİ

Soruşturmada en dikkat çeken ayrıntı ise eğlence merkezinin güvenliğin 2012’den beri yürüten Deltavip isimli güvenlik şirketiyle ilgili. Şirketin FETÖ soruşturması kapsamın incelendiği öğrenilirken ‘Deltavip’ Özel Güvenlik Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Özcan’ın FETÖ’nün önemli finansörlerinden olduğu iddia edildi. Özcan’ın 17-25 Aralık darbe girişimi sürecini önceden bildiği, FETÖ’nün montaj kaset komplolarını yayınlanmadan önce çevresine anlattığı, FETÖ bağlantılı şirketlere maddi destek sağladığı iddia edildi. FETÖ’nün ‘Truva atı’ partilerinden olduğu kaydedilen Toplumsal Uzlaşma Reform ve Kalkınma Partisi lideri Ahmet Eyüp Özgüç, örgüt üyeliğinden tutuklanan polislere destek vermişti.

Görgü tanığı: Birden fazla terörist vardı

Reina katliamında sağ kurtulan Suudi Arabistan vatandaşı Hassan Khashoggi, saldırıda birden fazla terörist gördüklerini söyledi. Saldırganlardan birinin kadın olduğunu ifade eden Khashoggi, bir kişinin “O kadın neden bizi öldürmek istiyor” diye bağırdığını duyduğunu kaydetti. Saldırganların silah kullanma konusunda deneyimli ve iyi eğitilmiş olduğunu düşünen Khashoggi, “Rastgele ateş açmıyorlardı. Bunun yerine masalar arasında dolaşıp direkt hedef alıyorlardı” diye konuştu.

Güvenlik tasfiyesi

FETÖ’nün en büyük finans kaynaklarından biri, özel güvenlik sektörüydü. FETÖ’nün, katliamdan önce Reina’dan Danıştay’a kadar pek çok kurumda özel güvenlikleri tasfiye edip kendi özel güvenlik şirketlerini getirdiği iddiası gündeme gelmişti. FETÖ’cü polis ve yargı mensupları, Ergenekon soruşturmaları kapsamında Reina’ya da operasyon yapmıştı. Operasyonla Reina’nın güvenliğini sağlayan özel güvenlik şirketi tasfiye edilmişti.

KARLOV SUİKASTİ DOSYASI : İstihbarat raporunu kim gizledi ?


Karlov suikastında savcılık, tetikçi Altıntaş hakkında 2015’te ‘FETÖ ile bağlantılılar’ istihbarat raporu geldiğini tespit etti. Raporun işleme konulmadığını belirlendi.

Rus Büyükelçi Karlov suikastında savcılık, tetikçi Altıntaş ile birlikte 4 devre arkadaşı hakkında 2015’te ‘FETÖ ile bağlantılılar’ istihbarat raporu geldiğini tespit etti. Raporun işleme konulmadığını belirlendi.

Ankara’da katıldığı sergide FETÖ’nün suikastına kurban giden Rus Büyükelçi Andrey Karlov soruşturmasında kritik gelişme yaşandı. Suikastı gerçekleştiren Ankara Çevik Kuvvette görevli polis Mevlüt Mert Altıntaş’ın tüm bağlantılarını ve talimatı verenleri bulmak için savcılık soruşturmayı genişletti. Soruşturmada ölü ele geçirilen Altıntaş’ın ve mezun olduğu İzmir’deki polis okulunda birlikte öğrenim gördüğü 4 polis hakkında ‘FETÖ bağlantılı’ şeklinde rapor hazırlandığı ortaya çıktı. 2015 yılında emniyet içindeki paralel yapılanmayı inceleyen istihbarat birimlerince hazırlanan raporda 3’ü istihbaratta görevli Altıntaş’ın da yer aldığı 5 polis hakkında idari inceleme başlatılması istenmiş. Bu kritik bilgiye ulaşılmasının ardından Emniyet Genel Müdürlüğü’nün raporun akıbetinin araştırılması için hemen bir müfettiş görevlendirildi.

RAPOR VAR, İŞLEM YOK

Müfettişler yaptıkları incelemede raporun o dönem sümenaltı edildiğini belirledi. Raporda ismi yer alan üç polisin istihbaratta çok kritik görevde olduğu ancak haklarında ciddi bulgulara rağmen işlem yapılmadığı belirlendi.

BAKANLIK DEVREYE GİRDİ

Karlov’a yönelik suikastın aydınlatılması için adli süreç devam ederken, İçişleri Bakanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü de idari soruşturma başlattı. Görevlendirilen 3 müfettiş, katil Altıntaş’ın, FETÖ soruşturmasında adı geçmesine ve Işık Evi toplantılarına katıldığının belirlenmesine rağmen, nasıl fark edilmediği araştırılıyor. Altıntaş’ın, emniyet içerisinde korundu mu? sorusuda araştırılıyor.

4 POLİS GÖZALTINDA

Rapor hakkında işlem yapmayanların Rus Büyükelçi Karlov suikastında önemli rol aldığını değerlendiren müfettişler o isimlerin peşine düştü. İlk etapta listede suikastçı Altıntaş ile birlikte yer alan 4 polis gözaltına alınıp Ankara’ya gönderildi. Polislerin ifadesi ve rapor üzerinden suikast talimatını kimlerin verdiği kesinlik kazanacak. Böylece FETÖ’nün derin suikast ağı çözülecek

REINA SALDIRISI DOSYASI /// Numan Kurtulmuş : Reina saldırısında bir istihbarat örgütü de iş in içinde


Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, anayasa değişiklik görüşmelerinin tamamlanmasından sonra nisan ayı başında referandum yapılabileceğini söyledi. Kurtulmuş, "İlk turdaki sonuçlar ikinci turun aynasıdır. Mümkün olan en kısa sürede referanduma gidilmesi gerekir" dedi.

Başbakan Yardımcısı ce Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, A Haber’de soruları yanıtladı.

Kurtulmuş, Meclis’te muhalefetin engellemeleri hakkında, "Muhalefetin kürsüyü işgal etmesi, milletvekilini ısırması kabul edilemez. 2. tur oylamalarında muhalefet Türkiye’yi rezil edecek görüntülerden uzak durmasını temenni ediyoruz. CHP, muhalefet yapacağım derken, bu görüntülerle kendilerine zarar veriyor" dedi.

ERKEN SEÇİM TARTIŞMALARI

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, erken seçim tartışmalarıyla ilgili, "Meclis bu konuyu çözemezse erken seçime gidilir denildi. Şu aşamada erken seçimi telafuz etmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Türkiye referanduma gidiyor" ifadelerini kullandı.

"ADİL ÖKSÜZ ESAS OĞLAN DEĞİL"

Numan Kurtulmuş, FETÖ’nün firari ismi Adil Öksüz’le ilgili de bilgi verdi. Kurtulmuş, "Adil Öksüz’ün esas oğlan olmadığını düşünüyorum. Adil Öksüz’ün peşine takılınırak diğer isimlerin üstü örtülmeye çalışılıyor" dedi.

REİNA SALDIRISI

Kurtulmuş, "Reina saldırısının son derece planlı, bir istihbarat örgütünün de içinde olduğu bİr eylem olduğu ortada" dedi.

DÖVİZDEKİ DALGALANMA

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, "Önümüzdeki haftalarda kur normal seviyelere inebilir, Türkiye ekonomisi kur baskısını aşabilecek sağlam yapıya sahip" diye konuştu.

REINA SALDIRISI DOSYASI : 150 bin dolara 39 kişiyi katletti


150 bin dolara 39 kişiyi katleti

Polis, Silivri’de yaptığı operasyonda 150 bin dolar ele geçirdi. Paranın saldırı karşılığı teröriste verilecek para olduğu belirlenirken, polisin sıkı takibi nedeniyle ulaştırılamadığı tespit edildi

Emniyetin tespitlerine göre saldırgan, terör saldırısını üstlenen DEAŞ’ın eylem tarzıyla hiç uyuşmayacak biçimde saldırıyı ideolojik sebeplerle değil, maddi saiklerle gerçekleştirdi. Yetkililer, bu yeni bilginin, Ortaköy saldırısının arka planındaki gizli servis rolünü belirginleştirdiği kanaatinde.

150 BİN DOLAR BULUNDU

Emniyet güçlerinin tespitlerine göre, saldırıyla ilgili olarak gözaltına alınan B.A. ifadesinde fail Ebu Muhammed Horasani adlı şahsın karısı F. A.’yı 2 Ocak 2017 günü saat 03.00 sıralarında Esenyurt’tan alarak Pendik’teki evine getirdiğini söyledi. Bu adrese yapılan operasyonda bir kişi yakalandı. Yakalanan şahısla yapılan görüşmede F.A.’nın Pendik Kavakpınar’da bir adrese götürüldüğü belirlendi. 5 Ocak 2017 günü ise Silivri’deki bir adreste saldırgana ait olduğu belirtilen 150 bin ABD doları bulundu. Bu paranın saldırı karşılığı katile verilecek para olduğu tespit edildi. İstanbul polisinin yakın takibi sebebiyle kendisine ulaştırılamadığı tespit edildi. Teröristin, gözaltında bulunan bir şahsa 2 Ocak 2017 günü 23.30 sıralarında konum bilgisi attığı belirlendi. Ancak terörist konumu gönderdiği adreste de bulunamadı. Pendik Abdi İpekçi Caddesi’ndeki bir adreste yapılan aramada ise teröristin eşi F.A., 2 bayan ve 2 çocukla yakalandı

AN BE AN SALDIRI SONRASI

Saldırgan,1 Ocak günü saat 01:05 sıralarında Zeytinburnu 58. Bulvar Caddesi Defacto Mağazası önünden 34 THS … plakalı taksiye bindi. Olay yerine saat 01.07’de geldi ve taksiden indi. O sırada şüphelinin üzerinde koyu renkli bere, koyu renk mont ve koyu renk pantolon vardı. Taksinin bagajından uzun namlulu silah çıkardı. Saat 01.18 sıralarında masumların üzerine mermi yağdırdığı mekâna girdi. Gece kulübünde bulunan insanların hedef gözeterek sürekli ateş etti. 39 kişinin öldürdü, çok sayıda kişiyi de yaraladı. Terör saldırısının sonunda Horasani, üzerinde bulunan montu ve bereyi mekanda çıkardı. Saat 01.24’te izdihamdan yaralanarak yaya olarak olay yerinden kaçtı.

DEAŞ’LI TERÖRİSTİ ARADI

Şüpheli olay yerinden ayrılırken bindiği taksilerden biri olan 34 TBN … plakalı taksinin şoföründen 0531516 .. .. numaralı hattı aradı. Bu hattın DEAŞ’ın emir düzeyinde olan Hoca Aka isimli şahsın yardımcısına ait olduğu belirlendi. Hoca Aka’nın ayrıca DEAŞ’ın Türkiye’ye savaş açtığı şeklinde söylemlerde bulunduğu tespit edilen Yusuf ile irtibatlı olabileceği değerlendirildi. Saldırganın, Yusuf isimli şahsın Başakşehir 14. bölgedeki adresine 15 Aralık 2016 günü ailesi ile getirildiği, 29 Aralık 2016 günü evden ayrıldığı öğrenildi. İfadesine başvurulan Yusuf, saldırganı Ebu Muhammed Horasani ismiyle bildiğini anlattı ve saldırganın, eşinin iki çocuğuyla birlikte 1 Ocak 2017 günü saat 01.20 sıralarında evinden ayrıldığını söyledi. Yusuf, o tarihe kadar saldırganın, evinde kaldığını, Ebu Muhammed’in Arapça- Rusça ve Özbekçe dillerinde konuşabildiğini, eşinin Özbek olduğunu da söyledi.

TAKİP ETTİĞİ GÜZERGÂH

Terörist , 39 kişinin katledildiği saldırıdan hemen sonra Dereboyu Caddesi ve Portakal Yokuşu Caddesi kesişimine kadar yaya olarak gitti. Bu noktada 34 TJT … plakalı taksiye bindi. Bindiği taksicinin ifadesi alındı. Taksicinin ifadesine göre şüpheli, taksiciye parası olmadığını, Aksaray’da arkadaşlarının parayı vereceğini söyledi. Taksici kısa bir süre yol aldıktan sonra teklifi kabul etmeyip saldırganı taksiden indirdi. Portakal Yokuşu’nda 34 TCJ … plakalı taksiye binen şüpheli biraz gittikten sonra parası olmadığı için yeniden taksiden indirildi. Şüpheli bu kez yaya olarak geldiği bir hastanenin önünden 34 TBN … plakalı bir taksiye bindi. Taksiciye Zeytinburnu’na gitmek istediğini, fazla parası olmadığını, paranın kalanını Zeytinburnu’nda gideceği adresten alıp vereceğini söyledi. Taksici şüpheliyi Zincirlikuyu metrobüs durağında indirdi. Şüpheli Zincirlikuyu metrobüs durağında yeniden 34 THZ … plakalı bir taksiye bindi. Zeytinburnu Nuripaşa Mahallesi 63. Sokak No: 6/B adresine gitti. 34 THZ … plakalı taksinin sürücünün, ifadesinde, Zeytinburnu’nda bulunan bir kafe önünde şüpheliyi indirdiğini söyledi. Şüphelinin işyerinin önünde bulunan şahıslarla konuştuktan sonra parayı ödediğini söyledi. Bu işyerinde 6 şüpheli gözaltına alındı.

MONT VE SİGARA PAKETİ O EVDE

Güvenlik kameralarının incelenmesi sonucu şüphelinin olay akşamı Zeytinburnu Nuripaşa Mahallesi 64/5 Sokak’ta bulunan bir adrese girdiği, taksi parasını aldığı kafede kendisine verilen mont ve içtiği Winston Light marka sigaranın paketinin de bu adreste bulunduğu öğrenildi. Emniyet’in tespitlerine göre şüpheli, saldırıdan sonra elektronik posta hesabına girdi. Teknik istihbarat faaliyetleri sonucunda elde edilen bilgiler doğrultusunda Küçükçekmece ilçesinde üç adres, Silivri ilçesinde 12 adres ve Pendik ilçesinde 2 adrese operasyon düzenlendi. Bu adreslerde çok sayıda kişi gözaltına alındı.

HEDEFİ FETÖ BELİRLEDİ

Soruşturmayı bu yönde sürdüren savcı, saldırıda hedefi hain örgüt FETÖ’nün belirlediği, terörist saldırıyı ise eli kanlı örgüt PKK’nın yaptığını değerlendiriyor.

ZANLILARININ SÖZDE ‘EMİR’ BAĞLANTISI

İstihbarat birimlerinin yaptığı çalışmada, Ortaköy’deki saldırıyı gerçekleştiren teröristle, Konya’daki hücre evinde birlikte kaldıkları iddia edilen zanlıların, halen İstanbul’da gözaltında bulunan ve DEAŞ’ın sözde İstanbul emiri olduğu ileri sürülen H.A. ve diğer 33 şüpheliyle bağlantısını tespit etti. Telefon kayıtları, bu şüphelilerin, Ortaköy’deki saldırıyı gerçekleştiren "Ebu Muhammed El Horasani" kod adlı terörist ile DEAŞ’ın aynı hücre yapılanması içerisinde yer alarak aynı sözde emire bağlı oldukları konusunda güçlü kanıt olarak görülüyor. Soruşturmayı bu yönde derinleştiren ekipler, araştırmalarını sürdürüyor.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ örgütlenme yapısı istihbarat servisleri gibi !


FETÖ örgütlenme yapısı istihbarat servisleri gibi!

FETÖ yapısı deşifre olmaya devam ediyor. FETÖ davasında gizli tanık olan M.K’nin , örgütün adeta istihbarat örgütleri gibi faaliyet yürüttüğünü, örgüte girenlerin çıkışı olmayan labirente girdiğini söyledi. M.K’ye göre yargı ağında evlilik sorumluları bile var.

Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması davasında itirafçı olan ve tutuksuz yargılanan M.K, terör örgütünün adliye yapılanmasının 11 dar bölgeye ayrıldığını söyledi.

Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada M.K, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak, örgütün adliye yapılanmasına ilişkin bilgiler verdi.

İŞTE ÖRGÜTÜN YAPISI:

FETÖ’nün yargı yapılanması 11 dar bölgeye ayrılıyor.

Bu dar bölgelerin başında bir "abi" bulunuyor.

Örgüt abisi her hafta diğer dar bölge abileriyle toplanıp istişareler yapıyor.

BÖLGELERE AYRILMIŞ!

Kırıkkale dar bölgesinde Çorum, Kastamonu, Çankırı ve Ankara’nın bir bölümü bağlı.
Yapıda Kayseri, Samsun, Konya, Eskişehir dar bölgeleri gibi bölümler var.
Bu dar bölgelerin içerisinde evlilik, bilgi, arama, tarama ve haberleşme sorumluluları bulunuyor.
Bu sorumlular dar bölgeler abisi A.B. ile direkt konuşup, direktifler alıyor

ADLİYE EN ÇOK SIZMA 2010-2013 YILLAR ARASINDA

M.K,2010-2013 yıllarının, örgütün adliyelerdeki en parlak dönemi olduğunu,17-25 Aralık sürecinin ardından adliye ve cezaevi yapılanmasının birleştirildiğine dikkati çekti.

Bu yıllarda adliyelere çok fazla eleman yerleştirildiğini ve örgüt içinde ciddi çalışmaların olduğunu anlatan M.K, şu bilgileri paylaştı:

"KPSS’den yüksek alan öğrenciler tespit edilmiş, öğrenciler komisyonlarda etkili oldukları illerde sınava sokulmuştur. 2013’te merkezi alım yapılan infaz kurumlarına girenlerin yüzde 60’ının örgütün referansıyla bunu yaptığını biliyorum. Birçok kişi bu yapıyı cemaat olarak bilir, eğitim işleriyle uğraştığını, Allah rızası için fedakarlık yaptığını düşünür ancak içine girince örgütün çıkışı olmayan bir labirent olduğunu anlar. Bu örgütün amacı paradır. Parayı çok seven, adeta paraya tapan bir gruptur. Örgüt üyelerinin din duygularını kullanarak insanların örgüte mutlak itaat etmeleri gerektiği, en ufak hatada ‘şefkat tokadı’ yeneceği ve Allah tarafından büyük sıkıntıların başlarına bela edileceği anlatılırdı."

FETÖ ÖRGÜT YAPISI

M.K, örgütte birim ve ünite şeklinde 2 türlü model olduğuna işaret ederek, asker, polis ve yargının birim, öğretmen, işçi, memur ve doktorların ise ünite modelinde yer aldığını savundu.

SADECE BYLOCK DEĞİL

Örgüt üyelerinin 2013 yılının son çeyreğine kadar haberleşmelerini cep telefonundan yaptığını ancak bu tarihten sonra akıllı telefona geçerek internet üzerinden iletişim kurduğunu söyleyen M.K, "CoverMe", "Skype", "Whatsapp", "Gmail", "ByLock", "Kakao Talk" gibi programların örgüt içinde yaygın kullanıldığını bildirdi.

M.K, 17-25 Aralık sonrası örgütün sosyal medyada faaliyette bulunduğunu belirterek, "AK Parti ile alakalı olumsuz yazılarda yazara ve akademisyene tepki gösterilecek, takip edilene AK Parti’li bir kullanıcının saldırdığı mesajı verilecekti. Bir nevi takip edilenle parti arasını açmayı düşündüler. İllerin büyüklüğüne göre Twitter hesapları bir ya da iki kişiye verilirdi." dedi.

ÖZEL LAPTOP GİZLİ BİLGİLERİ TOPLUYOR

Örgütün içerinde bazı kişilerde BIOS ayarlarıyla oynanmış siyah renkli küçük dizüstü bilgisayar olduğuna dikkati çeken M.K, şöyle devam etti:

"Bilgisayarı ilk açtığında siyah renkli ekran açılıyor, buraya şifre yazılıyor, yazılan harf ve rakamlar gözükmüyor. İlk etapta laptop bozuk veya çalışmıyor gibi gözüküyor. Şifreler girilince makine açılıyor. Çok farklı bir formatta açılıyor. Flash bellek gibi kullanılan aparat takılıyor. Bir şifreleme programıyla yaklaşık 60 karakterli şifre girilerek disk açılıyor ve hafıza kartlarını kullanmaya başlıyor. Bu laptoplar dar bölge abilerinde, evlendirme sorumlularında, mahrem işleri yapanlarda vardı. Örgütte bu laptoplar herkese verilmezdi. Üst düzey yetkili olanlarda vardı çünkü çok sakıncalı konuları içerisinde barındırıyordu."

– "Her ilde ikinci parti desteklenecek"

M.K, örgütün 2014 yerel seçimlerinde her ilde ikinci partinin, 2015’teki milletvekilliği seçimlerinde de Kırıkkale ve İç Anadolu’da MHP, doğuda HDP, Antalya ve İzmir’de CHP’nin desteklenmesi talimatını verdiğini vurgulayarak, "Örgüt içerisindeki her kişiden seçimlerde 10 AK Parti’linin kazanılması istendi. Bu yönde her ilde çalışmalar yapıldı. Örgütün seçimlere dahil olması, AK Parti aleyhine çalışmaları çok yanlıştı." şeklinde konuştu.

Hiç kimsenin elini kolunu sallayarak örgütten ayrıldığını görmediğini söyleyen M.K, örgütten ayrılanın mutlaka zarar gördüğünü, "şefkat tokadı"yla eşi ve çocuklarına zarar verilmeye çalışıldığını öne sürdü.

Örgütte gizlilik ve takiyenin esas olduğunu ifade eden M.K, "Üstten gelen talimatlarla ilgili soru sorulmaz, sorgulanmaz ve bunlar ayıp görülürdü. Örgüt topladığı paraların adını himmet, burs, kurban veya gazete, dergi aboneliği olarak belirtmişse de bunların hiçbirisi amaçları doğrultusunda kullanılmamaktadır." değerlendirmelerinde bulundu.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : MİT’in ByLock Raporu Ortaya Çıktı


15 Temmuz darbe girişiminin ardından ortaya çıkan FETÖ’nün kriptolu haberleşme ağı ByLock’la ilgili Milli İstihbarat Teşkilatı’nın hazırladığı teknik rapor ortaya çıktı.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından ortaya çıkan Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) kriptolu haberleşme ağı ByLock’la (Chat and Talk) ilgili Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) hazırladığı teknik rapora Milliyet‘ten Türker Karapınar ulaştı. MİT‘in hazırladığı rapor, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı‘nın Deniz Kuvvetleri Komutanlığı‘nda yaşananlara ilişkin hazırladığı iddianameye de girdi.

38 HANELİ PAROLALAR

Raporda, ByLock’un, Google Play ve Android Market’ten 2014’te kullanıma sunulduğu, 2016’ya kadar kullanıldığı belirtildi. Raporda, ByLock’u geliştiren ve kullanıma sunan kişinin, Litvanya‘dan sunucu ve IP kiralama ödemelerini anonim (Paysera) yöntemle yaptığı, kullanıcı bilgileri ve haberleşme trafiğinin kendi sunucusunda kalması için global ve ticari mesaj uygulamalarının kullandığı otorite imzalı SSL sertifikası yerine kendi SSL sertifikasını kullandığı kaydedildi. Bu kişinin, iletişimi gizlemek için Türkiye‘deki kullanıcıları engelleyerek, VPN ile bağlanmaya zorladığı kaydedilen raporda, kullanıcıların da kendilerini gizlemek için 38 haneye varan çok uzun haneli parolalar belirlediği anlatıldı.

KOD ADLARINI KULLANMIŞLAR

Raporda, kullanıcıların mesaj içeriklerinin tamamına yakınının FETÖ’ye ait örgütsel temas ve faaliyetleri içerdiği vurgulandı. Kullanıcıların haberleşme içeriklerinde ve arkadaş listelerinde kişilerin gerçek bilgileri yerine örgüt içindeki "kod" adlarına yer verdikleri belirtilen raporda, "ByLock’un, global bir uygulama görüntüsü altında FETÖ terör örgütü mensuplarının kullanımına sunulduğu sonucuna ulaşılmıştır" denildi.

RAPOR İDDİANAMEYE DE GİRDİ

Söz konusu rapor ve tespitler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı‘nın 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı‘nda yaşananlara ilişkin, 9 amiralin de aralarında bulunduğu 66’sı tutuklu 72 sanık hakkında hazırlanan iddianamede de yer aldı. İddianamede, 19 sanığın da ByLock uygulamasını kullandığı belirtildi.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PKK içindeki devlete ait istihbarat ajanlarının listesini Kandil’e veren FETÖ’n ün imamı gözaltında


FETÖ’nün eğitim imamı olan C.B., devlete ait istihbarat ve emniyet ajanlarının listesini Kandil’e verdiği haberinin ardından savcılık tarafından gözaltına alındı.

FETÖ’nün; PKK içindeki devlete ait istihbarat ve emniyet ajanlarının listesini Kandil’e verdiği ve daha sonrasında bu kişilerin infaz edildiği haberinin ardından savcılık harekete geçti. FETÖ’nün eğitim imamı olduğu ve Metina’daki görüşmeye katıldığı öne sürülen C.B. Bursa polisinin operasyonuyla gözaltına alındı. Bursa merkezli 7 ildeki operasyonda toplam 27 kişi gözaltında bulunuyor.Bursa Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından FETÖ/PDY soruşturması kapsamında bünyesinde 8 adet özel eğitim kurumu bulunduran Lotus 16 Eğitim İşletmesine operasyon düzenlendi. 7 ayrı ilde 47 farklı adrese eş zamanlı yapılan operasyonda 27 kişi gözaltına alındı.

METİNA’YA GİDEN GRUPTA YER ALIYORDU

Alınan bilgiye göre, FETÖ’nün eğitim imamı olan ve Metina’ya giden grupta yer aldığı iddia edilen C.B. İstanbul’da gözaltına alınırken, 4 kişinin de Bylock kullanıcısı olduğu tespit edildi.C.B.’nin 2014 yılında Kuzey Irak İmamı T.B. ve cemaatin yöneticilerinden D.E. ile birlikte Metina’da Murat Karayılan ve Fehman Hüseyin ile buluştuğu iddia edildi. Kirli pazarlıkta emniyet ve MİT’in PKK içindeki haber kaynaklarının isim listesinin PKK yöneticilerine verildiği öne sürüldü.

ÖĞRENCİLERE GÜLEN’İN KONUŞMASI İZLETİLMİŞ

Ayrıca yapılan operasyonlarda gözaltına alınan A.K.’nin soruşturma kapsamındaki eğitim kurumunda sinevizyon ile öğrencilere Fetullah Gülen’in 17-25 Aralık ile ilgili yaptığı konuşmasını izlettiği ortaya çıktı.

TERÖR DOSYASI : Dolardaki yükselişin sebebi Deutsche Bank terörü !


Dolardaki yükselişin sebebi Deutsche Bank terörü!

Döviz kurlarındaki artış ile Türk lirasına yönelik müdahalenin başını Deutchebank’ın çektiği bir kısım Alman bankaları ve Alman istihbaratı çıktı.

Merkez Bankası’nın (MB) belirlemelerine göre, döviz borcu olan yaklaşık 26 bin 890 Türk şirketinin bin 100’ü toplam döviz borcunun yüzde 75’ini elinde tutuyor. Alman bankalarından borçlanan Türk firmalarına Deutschebank’ın ve diğer Alman bankalarının borçlarını ödemeleri konusunda baskı yaptığı belirtiliyor Türkiye’deki firmaların yabancı para cinsinden riski Merkez Bankası tarafından 2016 yılının 3’üncü çeyreğinden itibaren takibe alındı. Döviz riski olan firma sayısı 27 bine yakın çıkınca, Merkez Bankası da döviz borcu bulunan şirketlerin kur riskini talep etmeye karar verdi. Merkez Bankası şirketlere "borçlandıysan bana bildir" demeye hazırlanıyor. Şirketin döviz geliri olup olmadığına bakılarak bazı kurallar olabilecek.

ALMANLAR HAREKETE GEÇTİ
Merkez Bankası’nın döviz riski olan şirketlerle ilgili tedbir almaya çalışmasının ortaya çıkması üzerine Alman bankaları harekete geçti. Türkiye’nin ithalatında Çin’den sonra ikinci sırada gelen Almanya‘dan ithalat yapan Türk firmaları, ciddi miktarda dövizle kredi çekiyor. Aylık ithalatta ortalama olarak ilk sırayı 1 milyar 884 milyon dolarla Çin alırken, 1 milyar 722 milyon dolar ile Almanya ikinci sırada. Peşinden de Rusya ve İtalya geliyor.

FETÖ HUZURSUZLUĞU
Öte yandan FETÖ operasyonları kapsamında gayrimenkullerine el konulan FETÖ’cü şirketlerle ilgili de Alman bankalarının yabancı para kredi pozisyonlarını kapatmaları için sıkıştırdığı dile getiriliyor. İstanbul’da TMSF’nin yönetimindeki üç FETÖ şirketi yöneticisinin İstanbul’da Deuchebank tarafından çağrıldığı öğrenildi. Alman bankalarından alınan krediler karşılığı teminat olarak verilen gayrimenkullere TMSF el koyunca, Alman bankaları kredilerin ödenmesi konusunda sıkıştırmaya başladığı ifade ediliyor. Almanların yaptığı bu baskı bankacılık alanında Türkiye’de faaliyet gösteren diğer yabancı menşeli bankaları da harekete geçirdi.

"YÜKSELİR" BASKISI
Bütün yabancı bankalar 3 ay olarak uyguladıkları kredi pozisyonlarını bir ay içerisinde kapatmaları için Türk firmalarına baskı yapmaya başladı. Yabancı menşeili bankaların bir ay içerisinde dolar kurunun çok daha yukarılara çıkacağı yorumunu yaptığını anlatan bir şirket yetkilisi, bu kapsamda yabancı para cinsinden kredi pozisyonlarının kapatılmasının istenildiğini dile getirdi.

Merkez Bankası verilerine göre; Ekim 2016 tarihi itibariyle finansal kesim dışındaki firmaların 212.6 milyar liralık net döviz açığı bulunuyor. Finansal Kesim Dışındaki Firmaların Döviz Varlık ve Yükümlülükleri tablosuna göre Eylül 2016 değerlerine göre varlıklar 1 milyar dolar, yükümlülükler 639 milyon dolar arttı. (Yenişafak)

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// SAVCI SORDU : FUHUŞ İMAMI SEN MİSİN ???


fuhus-imami-sen-misin-1301171200_m2.jpg

Fuhuş imamı sen misin

Savcı "emniyet imamı" denen Kemalettin Özdemir’e bu soruyu sordu…

Ankara’da devam eden FETÖ Çatı Davası’nın 4. gününde 2000’li yıllarda cemaatin Gürcistan’daki okullarından sorumlu olan Hayati Küçük’ün tanık ifadesiyle başlamıştı.

Davanın öğleden sonraki duruşmasında ise mahkeme başkanı, Kemalettin Özdemir’e, "emniyet imamı" olduğu yönündeki iddiaları sordu.

Saat 18’de ifadesine başlayan ve Fetullah Gülen’in bir dönem kendisine “kardeş” seçtiği Kemalettin Özdemir, emniyet imamı olduğu iddialarını reddederek, "Benim yaptığım sadece rehberlik ve ders çalıştırmaktı. Rehberlik dışında sorumluluk almadım" dedi. Mahkeme Başkanı Selfet Giray’ın örgütten kopuşuna ilişkin, "Kozanlı Ömer’le emniyet imamlığı çekişmesi, Mustafa Özsoy’la veliahtlık rekabeti" gibi iddiaların olduğunu sorması üzerine Özdemir, önce yurtdışına gittiği gibi bir gerekçeden söz etti, ardından şunları anlattı:

“Benim veliahtlık gibi talebim, niyetim, beyanım olmadı, ama o yüzden dışlamış olabilirler. Mustafa Özcan rakip kabul edecek biri değil. Kimse de ona rakip olmaz. Benimle arasında kıl payı kadar problem olmadı.”

FBI YETKİLİSİYLE GÖRÜŞTÜM

Mahkeme Başkanı Giray bu defa da, "2010’da Fethullah Gülen sizi neden hain ilan etti" diye sordu. Bunun üzerine Kemalettin Özdemir şunları söyledi:

"2003’te telefonla aradı. FBI’ın kendisini 3 saat sorguya alıp, beni sorduğunu anlattı. Bunun üzerine rahatsız oldum. Amerikan Büyükelçiliği’ndeki FBI yetkilisini aradım ‘niçin beni sordular’ dedim. FBI görevlisi ‘ben de sizi merak ediyordum’ dedi. Ondan sonra onu ziyarete gittim. Bana şunu söyledi; ‘Biz Fethullah Gülen’e güveniyoruz. Ona sıkıntı yaratacak, zarar verecek isimleri araştırdığımızda sizin isminize rastladık. Tanıştığımız iyi oldu’. Amerika’ya gidecektim. FBI yetkilisini aradım ve ailesine göndereceği bir şeyi olup olmadığını sordum, teşekkür etti. Uçağımız New York’a indiğinde pasaport kontrolü yapılacağı söylendi. Pasaportuma bakıldı. Benden sonra kimsenin pasaportuna bakılmadı. Alındım, sorgulandım. Ayaklarıma demir bağlandı. 24 saat tuttular. Bu şartlarda hayati tehliken varsa istersen burada kal dediler. Hayır ben öğretim görevlisiyim, niye burada kalayım dedim. Beni Türkiye’ye gönderdiler ve sonra vizemi iptal ettirdiler. Türkiye’ye dönünce FBI yetkilisi beni aradı ‘çok özür diliyorum. Patronum aradı, isim karışıklığı olmuş. Hemen başvurun vizenizi verelim’ dedi. Vize başvurusu yaptım. Başvurum 2004’teydi. 2017 oldu, hâlâ ne reddettiler, ne de vize verdiler. Tahmin ediyorum bu zat (Gülen’i kastederek) beni derdest ettirip yakalattı. Bir daha girmeyeyim diye vizemi iptal ettirdiğini düşünüyorum. Kendisine hiçbir zararım olmadı. Kendisiyle 2003’ten beri hiçbir irtibatım olmadı."

SİZİ DİNLEMİŞLER, HEM DE EPEY DİNLEMİŞLER

Örgütün yüz binlerce insanı dinlediğini, bu dinlenenler arasında kendi ismini bulamadığı için müşteki olmadığını belirten Kemalettin Özdemir, "Ama ortam dinlemesi yaptıklarını biliyordum" deyince, Mahkeme Başkanı Giray, "Sizi dinlemişler. Hem de epey dinlemişler. Kamerayla da izlemişler" karşılığını verdi. Bunun üzerine Özdemir, "Onları bana lütfederseniz müdahil olurum" dedi.

Özdemir Mahkeme Başkanı Giray’ın, "FEM Dershanesindeki toplantılara katılıp katılmadığı ve dinlerarası diyalog" konusundaki sorularını da şöyle cevapladı:

“FEM’deki toplantılara Türkiye’deysem ve çağrılırsam katılırdım, Okul açma vs. konuşulurdu. Mahrem hizmetleri ayrıydı. Dinlerarası diyalog maalesef saptırıldı, bu ihanetti.”

Başkan Giray, “İlahiyatçı olarak bunu nasıl kabul ettiniz? Başka cemaatleri beğenmezken, bu kadar mollanız, ilahiyatçınız bunu nasıl kabullendi?” diye sorunca Özdemir, “Onun emirleri karşısında dinin hiçbir emri kalmıyor” cevabını verdi.

Başkan Giray, “Yani o dinin üzerinde mi? Bunun sizde bir kırılma yaratması gerekmiyor muydu?” sözleri üzerine de Özdemir, “Doğrusu Afrika çalışmalarına kilitlenince Türkiye’deki gelişmelere bakamadık. Biz her şeye rağmen çalışmalarımızın iyi neticeleneceğine inanıyorduk” dedi.

MİT MÜSTEŞARINA BUNLARI ARZ ETTİM

Başkan Giray Özdemir’in Cemaatle kavgasının danışıklı-dövüş olduğu iddiasını da sordu. Özdemir şu karşılığı verdi:

“Bir baktım emniyet müdürlerinin, genel müdür ve yardımcılarının, polis okulu müdürlerinin, güvenlik ataşelerinin neredeyse tamamı bu yapıdan. Bu tehlikeyi gördüm, üstelik bunlar başarılı falan değil, sivilden gelmiş, birkaç aylık kurstan gelmiş, polis akademisi mezunlarının çok çok önüne geçmiş insanlar. Yaptığım çalışmalar oldu. Devletin en üst katına tahmin edersiniz ve MİT Müsteşarı’na bunları arz ettim. Gerekli tedbirler alındı."

Başkan Giray, "Onun için mi sizi hain ilan ettiler?" diye sordu. Özdemir, "Evet. Hatta birkaç kez zehirlediler, öldürmek istediler. Devlet bana koruma verdi. Bürokratlar anlamadı tehlikeyi. O mücadelede yanımda kimse yoktu" dedi.

Başkan Giray bu mücadeleyi ne zaman başlattığını sorunca da Özdemir, 2009’dan sonra 2010’un başlarında başlattığını, önce Beşir Atalay’la görüştüğünü, pek çok üst düzey devlet yetkilisi, Terörle Mücadele, emniyetteki yetkililerle bir araya gelip bunlarla nasıl mücadele edeceklerini konuştuğunu anlattı.

KÖZ GRUBUNU UYDURDULAR

Bunun üzerine kendisi hakkında "KÖZ grubu" uydurulduğunu belirten Özdemir, "Bu yapıyla mücadele edecek insanları ‘KÖZ Grubu’ diye gösterdiler. Benim mücadelemi engellemek için bunu yaptılar. Şimdi de kripto Fethullahçı diyorlar. 15 Temmuz’dan önce devletin en üst kademesine rapor arz ettim. Onlar da çalışmalarıma devam etmemi istedi. Ne derlerse desinler ben bu mücadeleyi sürdüreceğim" dedi.

NUH METE YÜKSEL OLAYINI ÖĞRENİNCE BİR MÜSLÜMAN BUNU NASIL YAPAR DEDİM

Davada kendisi aleyhine ifade veren diğer tanıkların bu davayı sulandırdığını öne süren Kemalettin Özdemir, Nuh Mete Yüksel’e düzenlenen komplodan hiçbir bilgisinin olmadığını, o tarihte yurtdışında bulunduğunu, gelince bunu sorduğunu, "Bir Müslüman bunu nasıl yapar" diye kızdığını ve Nuh Mete Yüksel’le de hiç karşılaşmadığını anlattı.

Mahkeme Başkanı Giray, diğer tanıkların Nuh Mete Yüksel olayında "Özdemir’in ağladığı", hatta "kız istekliydi dediği" şeklindeki beyanlarını sordu. Özdemir bunları reddedince Başkan Giray bu defa "Olayı hangi sıfatla araştırdınız ve kime sordunuz?" sorularını yöneltti.

Özdemir o dönemin Ankara mesulü Harun Tokak’a sorduğunu, detayları ondan öğrendiğini açıkladı.

Bunun üzerine davada Başbakanlık Avukatı olarak bulunan Samir Altunkaynak, "Tanık bizimle dalga geçiyor galiba" diye bağırırken, Özdemir şöyle devam etti:

"Bu olayla ilgili bilgim bu kadar. Kim yaptı, nasıl yaptı, bayan kimdir bilmiyorum. Şöyle duydum; bu zatın böyle uygulamaları varmış. İlk kez olmamış. Defalarca varmış. Sadece bu tespit yapılmış. Yani birinin birine göndermesi söz konusu değil."

TANIKLAR BİRBİRİNE DÜŞTÜ

Özdemir, davanın tanıklarından Nihat Demirbüken’in şeker hastası olduğunu, sık sık bayıldığını, Çetin Acar’ın lise mezunu olduğunu, gece bekçiliği yaptığı için kendisini küçük gördüğünü, Cemaat’e yanaşmak amacıyla bu davayı sulandırmaya çalıştıklarını öne sürerek, "Bu tanıklar, sanıklarla ilgili hiçbir şey söylememiş, hepsi benim üzerimde konuşmuş. Bunların irtibatları araştırılırsa FETÖ bağlantısı çıkacağına eminim. Bu çocuğa (Çetin Acar’ı kast ederek) bu kitap yazdırılmadı. Basması için verildi, o da bastı, o kadar" dedi.

FİRARİLERİ SUÇLADI, TUTUKLU OLANLARI AKLADI

Özdemir, Mahkeme Başkanının davanın sanıklarıyla ilgili sorularını cevaplarken, "Maalesef asıl sorumlular burada değil. Onlar gelmedi" dedikten sonra tutuklu sanıklar için şunları söyledi:

Alaaddin Kaya: Çocukluk arkadaşım, İslâmi çalışmalara yardım eden, tüm cemaatlere aynı mesafede olan biri. Bir örgüt mensubu değil. Oradan gelen ricayla Vatikan’a gittiğini düşünüyorum. Bu yapı Alaaddin Bey’e hiçbir görev vermedi. Bu yapı devşirmediği kimselere güvenmez. Alaaddin Kaya toplantılara katılmadı.

Kazım Avcı: Bu yapının herhangi bir görev vermeyeceği bir insandır. Her makama kendi tırnaklarıyla gelmiştir. Ellerinde o kadar çok insan var ki, ona görev verdiklerini düşünmüyorum.

İlhan İşbilen: Terör örgütü liderine çok yakın biri. Ama imamlık diye tabir edilen bir görev yaptı mı bilmiyorum. İllegal bir şeye karışmış olabileceğini de düşünmüyorum.

Avukat Ali Çelik: Onu tanımıyorum. İstanbul’daki esnaf Ali Çelik’i tanıyorum.

Dilaver Azim : Tanımıyorum.

Av. Abdülkadir Aksoy: Babamın avukatıdır. Birkaç kez ziyarete gittik. Fethullah Gülen’in davasını almasının tek sebebi, ceza davalarında iyi olmasıydı. Bu davayı aldığı için çok da mağdur oldu. Diğer müvekkil şirketler dosyalarını bundan aldı. Kesinlikle Orhan Özdemir’in avukatlığını yapmak için ona gitmedim. Çiftlik evine de gitmedik. Babamın da bu yapıyla ciddi kavgası, küskünlüğü vardı. Dolayısıyla babamın çok yakın dostu olan Abdülkadir Aksoy’un bu yapının içinde yer almasına ihtimal vermiyorum.

Özdemir’in bu sözleri üzerine araya giren Başkan Giray, "Babanız sizin girmenize nasıl izin verdi? Size hiçbir şey söylemedi mi?" diye sordu.

Özdemir, "Ben zaten fark ettim" karşılığını verince Başkan Giray da, "Biraz geç fark etmediniz mi? 2009-2010 diyorsunuz" hatırlatmasında bulundu.

Duruşmanın devamında Başkan Giray bir kez daha "emniyet imamı" meselesini gündeme getirip, tanıklar Nurettin Veren ve Ahmet Keleş’in de kendisi için aynı şeyi söylediğini hatırlattı ve "Herkes müttefik, ama bir tek siz kabul etmiyorsunuz" dedi.

Sadece ders verdiğini ve rehberlik yaptığını tekrarlayıp, Polis Akademisi tayin kurasında iki ayrı torba kullanıldığını bile çok sonra duyduğunu anlatan Özdemir, kendisinin ortada bir insan olduğunu, bu işlerin ise mahrem yapıldığını belirtti.

Özdemir bir başka soru üzerine Gülen’in ABD’de ikamet vizesi işinin İshak Alaton tarafından çözüldüğünü söyledi.

Özdemir’in bu çelişkili ifadelerinden sonra Başkan Giray, "Her şeyi Kemalettin Özdemir söyleyecek diye bekledik, ama…" dedikten sonra yeniden emniyet imamlığı yapıp yapmadığını sorunca şu diyalog yaşandı:

Başkan Giray: Latif Erdoğan ve Hüseyin Gülerce’yi de dinleyeceğiz. Bakalım onlar emniyet yapılanması hakkında ne söyleyecek. Bu görevi yaptınız mı, yapmadınız mı?

Özdemir: Bu görevi yapanlar da vardı. Ben onların ağabeyiydim.

Başkan Giray: Yani onların da üzerindeydiniz.

Özdemir: Evet ama sadece rehberlik yaptım. Tayin, terfi işlerine karışmadım. Sigara içmeleri, namazlarını toptan kılma, eşlerinin başlarını açtırma talimatı vermedim. Öyle savruldular ki, Pensilvanya’yı aradım, ‘benim böyle talimatım yok, böyle böyle yapıyorlar’ dedim. Bana İslâm’ın dışında bir uygulama yaptıramadılar.

Başkan Giray: Orhan Özdemir bu yapının içinde mi?

Özdemir: Hayır, bu yapıyla ilgisi olduğunu düşünmüyorum.

Başkan Giray: Siz abiyken yardımcılarınız var mıydı?

Özdemir: Her devrenin sorumluları vardı.

Başkan Giray: Yok öyle değil, bunları toplayan.

Özdemir: Evet, Rıdvan Akovalı’ydı.

BAŞKAN YİNE İSYAN ETTİ

Başkan Giray’ın sorularının bitmesinin ardından sanıklar, avukatlar ve mağdur/müştekiler Özdemir’e soru yöneltti.

Firari sanıklardan Dr. Mahmut Akdoğan’ın Avukatı Ömür Kabak’ın yine "dolaylı ve uzun" sorular sorması üzerine Başkan Giraşy bu akşam da, "Ya biraz bizim seviyemizi yükseltin. İlkokul çocuklarına anlatır gibi anlatmayın" diye tepki gösterdi.

EN ÜST DÜZEYLE GÖRÜŞMEM 3-4 SAAT SONRA FUAT AVNİ’DEYDİ

Davanın mağdur-müştekisi Ahmet Tatar da Özdemir’e diğer tanıkların "emniyet imamı" olduğu yönündeki beyanlarını, kendisinin ise reddettiğini hatırlatıp,"Hepsi yemin etti. Siz de ettiniz. Bunlar hakkında yasal bir işlem başlatacak mısınız?" diye sordu.

Özdemir, "Özellikle üç tanığın FETÖ tarafından benim yaptığım çalışmaları engellemek için özel olarak görevlendirildiğini düşünüyorum. Dava etme imkanım varsa hukuki yollara başvuracağım. Hem bu konuda, hem Nuh Mete Yüksel konusunda" dedi.

Ahmet Tatar, "etkisiz ve yetkisiz bir elemanken, Cemaatin onu öldürmeye kalkmasında bir orantısızlık" olup olmadığını sorunca da Özdemir, şunu söyledi:

"2013’ten sonra bana kitap, mektup gönderip, benimle barışmaya çalıştı. Ben de iade ettim. Nasıl bir insan ki, bir taraftan ölümüme fetva veriyor, diğer taraftan kitap, mektup gönderiyor. Ben bunlara kimsenin zarar veremeyeceği kadar zarar verdim. En üst düzey devlet yetkilisiyle görüşüyorum, 304 saat sonra Fuat Avni’de görüştüğüm konular çıkıyor. Belki yetkili makamlara verdiğim raporlar görülünce, anlaşılabilir."

EMNİYET İMAMI KUMPASI DA BEHÇET OKTAYI DA DUYMAMIŞ

Tatar sorularının devamında bu süreçte hayatını kaybeden Ali Tatar, Cem Aziz Çakmak ve Behçet Oktay’ın yakınları olarak bu davada yer aldıklarını hatırlatınca Özdemir, "Başınız sağolsun" dedi. "Kabul etmiyoruz, sadece aklanmış insanların başsağlığı dileklerini kabul ediyoruz" karşılığını vererek, o sürece ilişkin olarak Emniyet merkezli dijital kumpaslar ile hakim ve savcıların uygulamalarını sordu.

Kumpaslar için "Bilmiyorum, ilk defa duydum. Malumatım yok" diyen Özdemir, yöntem ve uygulamalarla ilgili olarak da “Suç makinesine dönüşmüş insan bunlar. İnsan demek bile doğru değil bu şahsa" yorumunu yaptı.

Merhum Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Daire Başkanı Behçet Oktay’ın kardeşi Şule Oktay’le Özdemir arasında ise şu diyalog yaşandı:

Oktay: Örgütün illegal faaliyetlerini fark eden insanlar öldürülebilir mi?

Özdemir: Engel gördüklerini gözlerini kırpmadan infaz ederler.

Oktay: Bu işi kendileri mi yapar, birilerine ihale mi eder?

Özdemir: Niye kendileri yapsın? Suç örgütlerinin elemanlarına yaptırırlar.

Oktay: Behçet Oktay’ı duydunuz mu?

Özdemir: Tanımıyorum. İlk defa duydum.

VE SAVCI DA İSYAN ETTİ: FUHUŞ İMAMI SEN MİSİN?

Özdemir’in çelişkili ifadeleri Savcı İsmail Şafak’ı da çileden çıkardı. Sözlerine, "Burada yaptığın yeminin kutsallığına inanıyor musun?" sorusuyla başlayan Savcı Şafak, Özdemir’e, polis ve savcılık ifadelerini okuduktan sonra şunları söyledi:

"Öyle bir anlatıyorsun ki, bağın yok, yerin, konumun belli değil. Oysa önceki ifadelerinde Baş Yüceler Meclisi’ne iştirak ettiğini söylemişsin. Sen bu kadar bilgiye sahipsin, ama anlattıklarınla en azından benim aklımla alay ettin. Dışarıya kaçanları ortaya koydun, buradakileri suçsuz ilân ettin. Suçsuz da olabilirler, o ayrı" dedikten sonra şu soruları yöneltti:

"Gerçekten örgütten ayrıldın mı? Şu anda bağın var mı? Çetin Acar, Nurettin Veren, Bülent Çanakçı, Nihat Demirbüken, Selim Çoraklı, Hayati Küçük’le bir husumetin var mı? Hepsi düzenli olarak imam olduğunu söyledi. Sen ise nereye gitmişsen kendin gitmişsin gibi konuşuyorsun. İfadelerinde ise ‘görevlendirildim. İlhan İşbilen imamdı’demişsin. Yemin ettin. Sen emniyet imamı olduğunu kabul etmiyorsun, ama örgüt şemasını isim isim saymışsın. O kadar çok şey biliyorsun ki!.. Mesela fuhuş imamlığından söz ettiler. Fuhuş imamı siz misiniz? Kızlarla ilgili bilgin var mı? Acaba örgütün seninle ilgili bildiği çok şey var da onlar sana şantaj yapmış olmasın?"

Savcı Şafak’ın bu sorularına, "Örgütten ayrıldım. Beni öldürmeye kalktılar bağım olur mu? Emniyet imamlığını rehberlik anlamında kabul ediyorum. Bana şantaj yapmadılar" cevabını veren Özdemir, "Fuhuş yapılanmasıyla" ilgili olarak da, "Fuhuşun imamı değilim. Böyle bir yapılanma olamaz. Düşünemiyorum, bu kadar alçalamazlar" dedi.

Savcı Şafak’tan sonra Mahkeme Başkanı Selfet Giray da Özdemir’e, Savcılık ve polis ile bugünkü ifadeleri arasındaki çelişkileri altını çizerek gösterdi. Önceki ifadelerinde "Baş Yüceler Meclisi’nde İlhan İşbilen de vardı" dediğini kabul eden Özdemir, "Bana bir liste gösterdiler, tek tek bakmadım. Bir tetkik edeyim, size arz ederim" demekle yetindi.

Yaklaşık 12.5 saat süren ve akşam saat 22.30’da tamamlanan duruşma bugün diğer tanıklar ve sanıkların beyanlarının alınması ile tamamlanacak.

Odatv.com

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : Bölücü terörle mücadele ve yeni senaryolar


TERÖR DOSYASI /// “YALNIZ KURT” EYLEMCİLERİNE KARŞI MÜCADELEDE BİR YÖNTEM ÖNERİSİ : Bİ O-ÇÖZÜMLEME


YALNIZ KURT EYLEMCLERNE KARI MCADELEDE BR YNTEM NERS – BO-ZMLEME.pdf

REINA SALDIRISI DOSYASI : Reina’daki ABD’li Yüzde Yüz Ajan


Reina’daki ABD’li Yüzde Yüz Ajan

Beden dili uzmanları yorumladı: “Kim olduğunu bilemeyiz ama mimiklerine göre kesin yalan söylüyor”

Reina saldırısında bacağından vurulduğunu söyleyen ABD’li Jake Raak’ın ifadelerini yorumlayan beden dili uzmanları: “Kim olduğunu bilemeyiz ama mimiklerine göre kesin yalan söylüyor”

Yılbaşı gecesini kana bulayan Reina saldırısından yaralı olarak kurtulduğunu ifade eden ABD’li Jacob Raak hakkındaki soru işaretleri de her geçen gün artmaya devam ediyor.

Reina’da bacağından vurulduktan sonra ambulansa kaldırılırken verdiği röportajla dikkatleri üzerine çeken Raak, kaleşnikof kurşunu ile yaralanan bacağına yılbaşı süsü ile yapılan bandaj ve neredeyse gülerek verdiği röportajla akıllarda kalmıştı. Raak’ın bir Amerikan Kara Kuvvetleri’ne istihbarat üreten National Ground Intelligence Center (NGIC) adlı gizli istihbarat biriminde çalıştığı ortaya çıkarken, Pennsilvanya’da sahibi olduğu silah firmasının Pentagon’la ilişkileri de ortaya serildi.

ABD medyası son olarak Raak’ın Türkiye’den ayrılırken verdiği röportajdaki beden dilini uzmanlara yorumlattı.

İşte o yorumlar:

MUTLULUK
Videonun hemen başında 5. saniyede saldırının trajedi olduğundan bahsederken dudak kenarları yukarı doğru kalkıyor ve göz kenarları kırışıyor. Yani William Jacob Raak’ın trajediyi anlatırken asıl hissettiği duygu mutluluktur. Mimikler, hissettiğimiz anlık duyguları biz bastırmaya çalışsak da bir şekilde yüzümüzde gösterirler. Raak da asıl duygusu olan mutluluğu saklayabilmek için dudaklarını birbirine bastırmaya, dolayısıyla mutluluğunu gizlemeye çalışıyor.

YALAN
Raak trajedi olduğunu belirttikten sonra 7. saniyeden 11. saniyeye kadar bekliyor. Raak beklerken ilk yaşadığı mutluluk ifadesini bastırmaya çalışıyor. İşte tam burada yalancıların en sık kullandığı ve kontrol etmekte zorlandıkları yüz ifadesi yüzünde beliriyor. İfadenin adı: Asimetrik tepki. Yüz, diğer tüm duygularda simetrik tepki verirken, sadece saklama ve yalan durumlarında bu asimetrik ifadeyi alıyor.

KÜÇÜMSEME
39. saniyede “Buradaki insanlar çok iyi” derken Raak’ın sağ dudak kenarı tek taraflı yukarı kalkıyor. Buradaki dudak kenarının tek taraflı yukarı kalkıp inmesi 1 saniyenin altında oluyor. Dolayısıyla “Buradaki insanlar çok iyi” derken aslında buradaki insanları küçümsüyor. Ayrıca yüzünde küçümseme gösterirken, sol omzu hızlıca yukarı kalkıp iniyor. Bu ise “Söylediklerime kendim bile inanmıyorum” manasına geliyor.

KORKU
41. saniyede Raak’ın alt çenesi geriye doğru çekiliyor ve gözlerindeki beyazlar ortaya çıkıyor. Bu iki tepki mikro ifadelerde korku duygusuna karşılık gelir. Peki yalan söyleyen kişi neden korkar? Tabii ki yakalanmak ve inanılmamaktan…

YALAN ÜSTÜNE YALAN
50. saniyede “7 kişi vuruldu bizden” derken, bir anda Raak’ın göz kırpma hızı artıyor. Normal bir insan dakikada ortalama 8 ila 20 kere gözünü kırpar. Yalan söylerken ise bu sayı artar. Raak, 54. saniyede ise “Güvenli olduğunda tekrar geleceğim bu ülkeye, çok güzel ülke, insanlar çok iyi” derken başı sağa sola sallanıyor. Yani sözleriyle ‘Evet’ derken başı ‘Hayır’ diyor.

HİTLER SELAMI VERDİ
Son olarak William Jacob Raak konuşmasını bitirip kontrol noktasına giderken sembolik bir selamla tepkisi gösteriyor. Tek el avuç içi aşağı gösterecek şekilde yukarı kalkıyor. Bu selamın altında ise “Benim kontrolüm altındasınız” mesajı yatıyor. Hitler selamı olarak bilinen bu hareket ayrıca anlam kazanıyor.

REINA SALDIRISI DOSYASI : Jacob Raak’ın Pentagon’a kadar yolu va r


Jacob Raak’ın Pentagon’a kadar yolu var

Reina’da vurulduğunu söyledi, el sallayarak ülkeyi terk etti. Arkasında birçok soru işareti bıraktı. Küçük bir dükkan işlettiği söylenmişti ancak Pensilvanya’dan Pentagon’a uzanan bir ağın ortağı çıktı.

Yılbaşı gecesini kana bulayan Reina saldırısını yapan teröristin üzerindeki sır perdesi henüz aralanmamışken, olaydan yaralı olarak kurtulan ABD’li Jacob Raak hakkındaki soru işaretleri de her geçen gün artmaya devam ediyor. Reina’da bacağından vurulduktan sonra ambulansa kaldırılırken verdiği röportajla dikkatleri üzerine çeken Raak, kaleşnikof kurşunu ile yaralanan bacağına yılbaşı süsü ile yapılan bandaj ve neredeyse gülerek verdiği röportajla akıllarda kalmıştı. ABD medyası Raak’ın bir Amerikan Kara Kuvvetleri’ne istihbarat üreten National Ground Intelligence Center (NGIC) adlı gizli istihbarat biriminde çalıştığını söylerken ABD’li adamın kafasındaki şapkada yazan ‘Quiet Storm’ (Sessiz fırtına) yazısının da bu birimin sloganı olduğu anlaşıldı. Pensilvanya’da küçük bir silah dükkanı olduğu belirlenen Rakk hakkında ABD medyasında dün yeni iddialar ortaya atıldı. Neoliberal News of the Day gazetesi “Türkiye, Truman Doktrinleri dahilinde Gladyo Operasyonları’na dahil olan ilk ülkelerden biriydi ve henüz Galdio’dan arındırılmamış tek ülke olmayı da sürdürüyor” sözleriyle başlayan makalesinde Raak’ın basaı tarafından kurulan TECH Manugactiring isimli şirketin Pentagon’a kadar uzanan ilişki ağı irdelendi.

ARKADAŞLARIN NEREDE RAAK?

Habere göre internet sitesi bile çalışmayan şirket hiç de basit silahlar satmıyor aksine savunma sistemleri, insansız hava araçları ve füzeler geliştiriyor. Ayrıca bu gizemli şirketin çözüm ortakları arasında ABD Savunma Bakanlığı’nın yakın ilişkilerde olduğu Lockheed Martin, Boeing, Raytheon gibi şirketler bulunuyor. Basit bir silah dükkanını Pentagon’a kadar bağlantısının çok anlamlı olmadığını anlatan gazete Gladyo Operasyonları’nda kullanılan gizli CIA görevlilerinin aynen Rakk örneğinde olduğu gibi “Silah işiyle uğraşan eski bir asker” kimliğini sık sık kullandığı da belirtti. Gazete ayrıca şu an Rakk’ın neden kameralardan uzak olduğunu ve beraberinde Reina’ya geldiği ve 7’si saldırıda vurulan arkadaşlarının neden ortaya çıkmadığını da sorguladı.

* Jacob Rakk’ın saldırıda kaleşnikof kullanıldığını nasıl bildiği, önemli bir soru işareti olarak akıllarda kaldı.

PENSİLVANYA PENTAGON HATTI

♦ Silah işi yapan eski bir asker’ CIA için ne anlama geliyor?
♦ Jake hangi amaçla İstanbul’a gelmişti?
♦ Rakk şu an nerede, neden ortaya çıkmıyor?
♦ Bu arkadaşlar şu an neredeler? Neden hiç ortaya çıkmadılar?
♦ 7’si vurulan 9 arkadaşı kimlerdi?
♦ Basit bir silah dükkanının nasıl oluyor da çözüm ortakları arasında Lockheed Martin ve Boeing gibi devler bulunuyor?(Takvim)

PKK TERRORIST ORGANISATION FILES : PKK is The World’s Third Larg est Narco-terrorist Organization


uyusturucu_pkk.jpg

The phrase "In the USA someone dies from a heroin overdose every 50 minutes" from BBC’s documentary Smack in Suburbia America’s Heroin Crisis describes to what extend narcotics are a societal tragedy.

While exact numbers are impossible to come by, due to the nature of the business, the "UN Organization on Drugs and Crime" (UNODC) estimates that illegal narcotics represent the world’s third-biggest export, after oil and the arms trade, worth more than $300 billion annually.

In 2013 and 2014, the number of individuals dying of narcotics has increased in parallel with the quantity of heroin, cocaine, and amphetamines seized in Germany. In this group, the number of individuals aged below 25 – sadly – continues showing an increasing trend throughout years.

In England during 2014/15 period, there was a large increase in the quantity of heroin seized (by both police forces and Border Force) from 647 kilograms in 2013/14 to 1,113 kilograms in 2014/15, an increase of 72 per cent.

The quantity of narcotics seized in France in 2015 was recorded as 160 tons. The biggest seizure in once was 7 tons and occurred in Paris in October 2015. Experts point out only 1/10th of the traded narcotics are seized, which means whenever 1kg of narcotics is caught, 9kgs are still being traded on diverse markets.

In England, statistics indicate the number of heroin addicted individuals was 260,000 in 2006. Unfortunally, we have no updated figure of this. But we certainly know today is that the number or narco-addicted individuals is very much higher than this figure.

The National Crime Agency from the UK points out in a twitter message on December 18th 2015 ‘more than 24 billion pounds are spent on organized crimes. Let us think for a minute, what actions could have been undertaken with this tremendous amount of money to make the UK a country better off in living. Most important, would the mental and physical health problem of 260 thousand individuals even exist?

Eighty percent of narcotics smuggling to European countries is perpetrated by PKK. As a supportive example, an information in UK’s records mentions Abdullah Baybasin controlled 90% of heroin smuggling to UK in 2006. The same person was sentenced in Turkey for trafficking narcotics and financially supporting PKK. But he escaped to the UK where he had a residence permit as a “Kurdish refugee”. Media leaks alleged Abdullah Baybasin was used in UK intelligence service’s spying acts in exchange of the residence permit.

One day, if PKK succeed in establishing "Kurdistan", its base will be narco-cash generated by the drug trafficking with which PKK poisoned Europe.

The world’s third largest narco-terrorist organization PKK gives the impression it has no liaison with its sub-units by creating confusion. In reality, they are all units of PKK within a tight knotted and strict organizational structure. For this exact reason, it is important to remember that Democratic Union Party (PYD) is PKK’s unit in Syria, just like Kurdistan Democratic Solution Party (PCDK) is in Iraq, and Kurdistan Free Life Party (PJAK) is in Iran. Differently named in different countries, each PKK unit has distinct legions conducting the armed conflict such as YPG, HPG, etc. Over all of them exists Koma Civakên Kurdistan (KCK).

PKK is ranked in the list of terrorist organizations by the EU and the USA. It is so in many countries of the world, including Japan to Azerbaidjan. Because PKK connects between all continents, it can – and does – generate most of its financial resources from international illegal activities. PKK’s 2015 budget is estimated at 86 billion dollars.

The terrorist organization imitates Hezbollah to a big extend in organization. We observe this imitation in narco-traffics as well. Although individuals work in different branches of the structure, they are elements of the common narco-traffic structure thanks to tight family bonds. They use their legal business to launder the black money they earn from illegal activities. One example among many others is; the Buldan and the Baybasin families doing legal trade in addition to the manufacture and trade of narcotics. The HDP parliamentary Pervin Buldan’s brother in law Nihat Buldan was caught with 90kg of heroin in 2008. Her cousin Rosat Buldan and his son Sedat Buldan were also caught narco-trafficking in 2012.

François Haut depicts PKK’s emerge from Lebanon and its expansion to the world and transformation into a narco-terrorist organization, and its other organized crimes in "Kurdish Extremism and Organised Crime: The Kurdistan Workers Party. A short citation from his report;

"Let’s listen to what the US DEA wrote in 1995: "It has been established that the PKK now has perfect arrangement to produce, transport and traffic opiates and cannabis throughout Europe. Moreover, material evidence and intelligence sources have shown that the PKK is also engaging in laundering money from drug trafficking. The fund thus recovered are then funneled back into the terrorist organization.

Regional conflicts and wars play an important role in PKK’s growth, and expansion and variation in terror activities. The Iran-Iraq War, the Gulf War, Iraq’s invasion, the civil war in Syria brought the organization to nowadays. The growth of the organization engendered the necessity to grow the financial resources as well. It carried one step further the production of narcotics in Lebanon/Bekaa by starting to transport the produced goods to Europe. 1990s were years of massive heroin smuggling to the West for the narco-terrorist organization. This was only the beginning.

Through 1990s PKK’s fight along with the Kurdish peshmergas against Barzani gave rise to the need of holding high firepower weapons. The same need was felt to conduct terrorist attacks in Turkey and fight against Turkish security forces. With the start of the civil war in Syria in the following years and for PYD under the autonomous “Rojava”, PKK had to hold weapons in higher quantity and effectiveness. Consequently, classic insufficient weapons such as AK-47s started to be replaced by weapons regular armies possess. The organization succeeded in decreasing effects of the airstrikes of the Turkish Armed Forces (TSK) with SA7 missiles.

An eyeshot ons PKK’s attempts of having heavy arms was discovered on October 6, 2012 by the French anti-terror police. PKK’s high ranked member Adem Uzun was arrested at the operation. He was brought in court with other three members of the organization and was sent to prison for implication in buying arms worth 1 billion 200 thousand Euros. Among the arms in question, were anti-tank weapons.

The terrorist organization depends on its arm power which is sourced by its financial resources which rely on the scale of narco-trafficking. As the logic of this equation reveals, an increase in PKK’s arm capacity is observed – especially in 2012- in parallel to an extraordinary rise in narco-trafficking. The quantity of traded narcotics was recited in tons.

Conflict occurred with DHKP/C in PKK’s fight over being the only head of the European narcotics market. PKK made a significant step forward in this purpose by committing a murder in 1988 in Netherlands. The current boss of the European narcotics market is PKK. It cares to avoid being in police and intelligence reports. It changed its strategy to discretion to delete its name off EU’s and USA’s terrorist organizations list. But it cannot leave the narcotics market. In this case, criminal vendors are intermediating all of PKK’s actions from the production process to transportation to Europe and USA, down to street dealers. It is extremely careful at not being a ring of the chain.

Nowadays the competition among vendors is so fierce, the scramble that continues with mutual killings spread over Netherlands, France, Spain, Panama, USA, Mexico, and Colombia. Murders are committed in Netherlands, Panama, Dubai, and Turkey while the armed conflict is not avoided in other places. After murders in Netherlands and Turkey, murderers and instigators run to PKK’s safe haven in Northern Iraq to escape law enforcement and police pursuit.

The murders of the high-ranked PKK member Sakine Polat Cansiz and PKK’s two other female members in Paris are directly linked to this affair. Uncontrolled expenses under the supervision of Europe’s representative Ali Riza Altun created a deep call to account inside PKK when the French police caught PKK on heroin money laundering which consequently decoded PKK’s organizational structure and later showed worldwide PKK’s heavy weapon purchases after the arrest of Nedim Seven.

There is a relation between Sakine Polat – known as a straight out and veracious person – being assassinated while investigating PKK’s internal affairs. All of the reports on the execution of the three women are created by PKK to prevent the truth comes out.

In Afghanistan, Taliban contributes significantly to the increase of narco-trafficking in the world by freeing the production of opium. The civil war in Syria engendered the same consequence as in Afghanistan. In Syria where cannabis is the main raw material, the heroin and marijuana industries grow fast under PKK’s control. The region with the highest growth are Kurdish regions. At the present, an extraordinary rise in cannabis plantation took place in Turkey and Syria. Narcotics transformed into heroin in laboratories in northern Iraq are sent to Europe in big piles, and to the American continent from there.

In 2012 in Diyarbakır’s Lice, Hazro, Hani, and Kulp provinces and in Bingöl’s Genç province endless fields of cannabis plantations were discovered. One has to know these regions are under PKK’s absolute control. A report issued by the Ministery of Interior declared PKK earned 1billion dollars in 2015 from narco-plantations and trafficking.

In order to get an idea of the volume of narco-trafficking, we have to look at the seized quantities. In Istanbul only, 15,165kg of heroin was caught over the past four years while attempting to cross to European countries.

More than 13 tons of heroin were seized in an operation organized by Turkish security forces on the offshores of Libya in a Bolivia flagged ship that departed from Syria.

On January 2014 two tons of heroin were found on the Armenia-Iran border crossing Meghri in a truck departed from Turkey.

Two tons of heroin were seized in Greece in a truck making its way to Netherlands.

Let’s remember once again; security forces’ rate of successful seizure in narco-trafficking is 1/10. It is estimated tons of non-seizable narcotics reach Europe and the USA, poison thousands of innocent people, and the use of the earned money in massacring innocent people with terrorism is a shame of the humanity.

Narco-trafficking and terror are inseparable illegal acts. Targeting only one of the two in the counter-fight will not only result in with failure, but will also ease the business of organized crime and terror organizations. On the other hand, a coordinated battle among countries transited by different stages of narcotics – from the growth of plantations to the delivery to the user – is essential.

It is unfortunately impossible to mention such a cooperation in our region. In the USA the

Office of Foreign Assets Control such declared PKK’s high ranked members as Specially Designated Narcotics Traffickers Kingpin (SDNTK). Nonetheless these PKK members are supporting YPG in Syria. This situation clearly serves the poisoning of innocent people by a narco-terrorist organization.

As another example, European countries and the USA spread loud to their public ISIL’s oil smuggling business. Each time they accused Turkey for complicity. They sadly never talked about hundreds of kilograms and hectares of marijuana fields left behind by PKK/PYD when they had to leave Kobani.

In the world, political interests are mostly favored over public interests. Terror and organized crime organizations benefit from this greed. As positioned in one corner of the politics, NGOs seek the same self-interest; to the point they don’t see necessary to hide their links with a narco-terrorist organization as PKK. William Bourdon undertook the advocacy of PKK members trying to launder dollars smudged with cocaine. The lawyer is also the deputy director of the of the NGO Fédération Internationale des Droits de l’Homme. Every person interested in terrorism knows the NGO led by Danielle Mitterand has close relationships with PKK.

By the force of its relationships in the West, PKK became the world’s third largest narco-terrorist organization after Hezbollah and FARC. It secures transportation and distribution in the region covering Afghanistan, North Syria, and North Iraq. It administrates the circulation of narcotics with cocaine smuggling from Colombia to Europe and Turkey.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Kaan Turhan : Sorun : Narko-terör Örgütü PKK ve Aşiretler


131633507337744483.jpg

Kan davası, çocuk gelinler, Kürt sorunu, PKK, terör, ekonomi, bölgelerarası dengesizlik, Güneydoğu Anadolu Projesi, Güneydoğu’ya yatırım… vb. Türkiye’de hemen her gün duyduğumuz, okuduğumuz ‘sorun’lardan! Sorunlaştırılmış, temel olarak da feodalitenin belirlediği bu ‘sorun’lar: algılamadaki coğrafyayı da sorunlaştırmaktadır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu coğrafyasının, folklorik özelliklerinin farklılığı dışında, bir farklılık varsa: o da aşiret düzeninin, ağalığın, şeyhlik ve seyitlik kurumlarının sürüyor olmasıdır. Yukarıda andığımız: ‘bölgenin sorunları bunlardır’ diye, bize belletilen, yanlışı doğru göstermeye çalışanlar: feodalizmden beslenen otoritelerin dilidir. Andığımız ve dayatılan, bu ‘sorun’lar: feodalizmin sonuçlarıdır. Dolayısıyla, sorun: feodal bataklıktır!

Aşiretlerin egemen olduğu AKP iktidarı, dördüncü yılını doldurmamıştı ki, TBMM Töre ve Namus Cinayetlerini Araştırma Komisyonu’ndaki görüşmelerde; hem CHP, hem AKP, bölge feodallerinin haklılığı ve töre/namus cinayetleriyle, aşiret, şeyh gibi feodalizm artıklığının ilişkisi olmadığını savunabiliyordu. TBMM Töre ve Namus Cinayetlerini Araştırma Komisyonu’nun AKP’li üyeleri, özellikle Doğu ve Anadolu Bölgesi’nde “başlık parası, berdel ve beşik kertmesi”nin yasaklanmasına ilişkin önerileri kabul etmedi. CHP’li Vedat Melik de, AKP’li üyelere destek verdi. TBMM Töre ve Namus Cinayetlerini Araştırma Komisyonu, 3 gün süren çalışmaların ardından raporunu tamamladı. Töre cinayetlerinin nedenlerini araştırmak üzere Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde incelemelerde bulunan aşiret reisleri ve töre mağdurlarıyla bire bir görüşmeler yapan komisyon, CHP’li Canan Arıtman’ın tüm ısrarlarına karşın raporunda “feodal yapı ve aşiret düzeni’ne hiç girmedi.

CHP’li Vedat Melik’in “Töre cinayetleriyle, feodal yapının ne alakası var, böyle bir tetikleme söz konusu değil” sözlerine destek veren AKP’liler, “Bu görüşe katılıyoruz. Bizim parti politikamız da bu yöndedir.[1]” demişlerdi. Hâlbuki töre ve feodal yapı birbirinin sonucu ve birbirinin tamamlayıcısıydı. Ve tetiği feodalizm çekiyordu. “Aşiretçiliğin töre cinayetlerinde hiç sorumluluğu yokmuş gibi göstermeye çalışanlar, geri kalmışlığın eğitimsizliğin, bağnazlığın cehaleti bu tablonun da cinayetleri arttırdığını ısrarla kabul etmiyor. AKP’liler ve destekçileri, Güneydoğu’da dinin ahlakı, geleneklerin feodaliteyi, aşiretçiliğinse töreyi ayakta tuttuğu görmezden geliyor. Töre cinayetleri, cahil bırakılmış, yoksul olduğu için feodal çarka mahkûm edilmiş ve varoşlara sürüklenmiş aileler arasında yaşanıyor. Töre cinayetlerinde tetiği tek kelimeyle feodalite ve onun yarattığı düzenek çekiyor. Aşiretçiliğin töre cinayetlerinin gerekçesi olamayacağını iddia eden AKP’liler, bütün cinayetlerin niçin aşiret mensupları arasında yaşandığı sorusunu yanıtlayamıyor?

Oysa kent yaşamına entegre olan kabile üyelerinin, bireyleşmiş topluluklara dönüştüren sonra bağnaz geleneklere baş kaldırdığı, töresel yaşamdan yavaş yavaş sıyrılmaya çalıştığı çok net bilmiyor. Bu erozyon tabii ki güç kaybına uğradıkları için toplu yaşamı egemen kılmaya çalışanlara ters geliyor. Cinayetlerin çok sık görüldüğü Urfa bölgesi başta olmak üzere, Güneydoğu’da, kentlileşmiş ailelerde töre cinayetlerine hiç rastlanmadığı kasıtlı olarak görülmüyor. Doğuda özgür kadın değil, feodal zinciri kırarak özgürleşmeye çalışan kadınlar öldürülüyor.. Törede tetiği çeken mekanizmanın çok iyi analiz edilmesi halinde, savunmasız kadınların feodal saçmalıklar uğruna nasıl kör bıçaklar altına yatırıldığı da ortaya çıkıyor. Geri kalmışlığın paslı çemberinde yaşamaya zorlanan kadınlar, çağdaş yaşamın en küçük ışığını yakalamaya çalıştıklarında, saçlarından tutularak karanlık dehlizlere sürükleniyor. Bu da yetmiyor, önce aile meclisleri toplanıyor, ardından infaz belgesi ‘feodalitenin yargıtayı’ olarak tanımlanabilecek aşiret meclisine gidiyor.

Oradan her zaman ölüm kararı çıkıyor. Kadınlar bazen etnik ve dini kurumların baskısıyla intihara zorlanıyor, bazen de töre tetikçilerinin insafına terk ediliyor. Buna tabii ki AKP zihniyetinin de feyiz aldığı, inanç geleneğinden beslenen ataerkil yapı karar veriyor. Güneydoğu’da toplumun % 80′in uzaktan ya da yakından bir aşirete mensup olduğu gerçeği ortada olduğu için, töre ya da namus sorgulamalarında her kadının yazgısı aşiret ağalarının bağdaş kurduğu kanlı kilimlerde şekillendiriliyor![2]” TBMM Töre ve Namus Cinayetlerini Araştırma Komisyonu’nunda 2006 yılında böyle bir şey yaşanıyor ve aşiret yapısının, feodalizmin töre, başlık parası gibi kavramlarla ilişkilendirilemeyeceği iddia ediliyordu. Ancak 2004 yılında da Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, doğudaki “aşiret, feodal yapı ve töre üçgenine dayalı” bir rapor hazırlamış ve emsal teşkil edebilecek sonuçlara ulaşmıştır.

Kurum, “Bitlis’te yaşayan ailelerin sosyo-demografik, sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel özellikleriyle toplumsal hayatta törenin gücü” konusunda gözleme dayalı raporunda; “seçimlerde oy kullanmada, aile ilişkilerinde (evlenme, kız kaçırma, aile planlaması, eğitim gibi) töre anlayışı geçerliliğini korumaktadır” denilmekteydi. Raporda, bölgedeki üretim ilişkileri, işsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik ve doğurganlık hızının yüksekliğinin büyük ölçüde aileyi etkilediğine, bu yapının da töreyi ve geleneksel anlayışı beslediğine dikkat çekilirken “yörede aşiret, feodal yapı ve töre üçgenine dayalı yapı çözülmedikçe, birçok sorun devam edecektir. Namus merkezli töre suçlarının sürekliliği kaçınılmaz olacaktır” denilmekteydi. Aşirete dayalı töre anlayışının namus olgusuna ‘töre suçu’na yol açacak kadar katı baktığını ve birçok olayın da adliyeye taşınmadan aşiret içinde çözümlendiği vurgulanmıştı[3].

Kısacası, aşiretler meşruiyetini kaybetmemişti ve konumlarını gittikçe sağlamlaştırmışlardı. Öyle ki, 3 Kasım 2002 yılında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan çokça destek alan AKP, 2007 seçimlerinde de aday listelerine aşiret bağlantılı kimseleri koymamasına karşın, aşiretlerin büyük çoğunluğu AKP’yi desteklemişti. O dönemde Van’daki aşiretlerin siyasi eğilimleri konusunda, Cumhuriyet Gazetesi’nden Yusuf Ziya Cansever’in anlatımıyla, şunlar belirgindi: Alan Aşireti: Abdurrahman Şeylan liderliğindeki aşiretin büyük bir kısmı korucu. Aşiret, bugüne kadar hiçbir sol partiye oy vermedi. 12 bin 500 seçmenin bulunduğu aşiret, DYP, ANAP, AKP eğilimli. Ezdinan Aşireti: lideri AKP İl Genel Meclis üyesi Salih Özbek. Büyük bölümü korucu olan aşiret mensupları Çatak, Gürpınar ve Van merkezde bulunuyor. 11 bin seçmen, DYP, ANAP, AKP eğilimliydi. Müksi Aşireti: lideri AKP’li Bahçesaray Belediye Başkanı Naci Orhan, Orhan’ın kızı Gülşen Orhan’ın AKP’nin listesinde 5. sırada yer alması nedeniyle 4 bin 500 seçmenin bulunduğu aşiret tercihini AKP’den yana kullanmıştı. Şemsikan Aşireti: Özdemir Yiğit’in liderliğindeki aşirette 30 bin 500 seçmen bulunuyor.

Hiçbir partide aşireti temsil eden aday bulunmaması nedeniyle kararsızların başını çekiyordu. Geçen seçimde AKP’yi destekleyen aşiret, bu seçimde partide yer bulamayınca küskünler listesinde yer almıştı. Şerefor Aşireti: Fazilet Partisi eski milletvekiliyken istifa ederek bağımsız kalan Mustafa Bayram’ın liderliğindeki aşirette 25 bin 500 seçmen bulunuyor. Başkale ve Van merkezde yaşayan aşiret mensupları, DYP, ANAP ve AKP’yi destelemişti. Burukan Aşireti: Nadir Kartal’ın liderliğindeki aşirette 30 bin seçmen bulunuyor. Geçen seçimde AKP’yi destekleyen aşiret mensuplarına bu kez partide yer verilmemesi üzerine desteklerini çekmişlerdi. Aşiretin bu seçimde ağırlıklı olarak bağımsızlara ve CHP’ye oy vermesi bekleniyor. Merzikan Aşireti: 3 bin seçmenin bulunduğu aşiretin liderliğini Eşref Bayar yapıyordu. Aşiret mensupları genellikle bağımsızlar, DYP ve AKP’den yana tercih kullanacaklardı. Kürsini Aşireti: Mustafa Kaçmaz’ın liderliğinde olan ve 22 bin 500 seçmenin bulunduğu aşiret, AKP, DYP ve MHP arasında karar vermeye çalışıyor. Oramar Aşireti: Necdet Buldan liderliğindeki aşirette 8 bin 500 seçmen bulunuyor. Bugüne kadar sağ partilere oy vermeyen aşiret, bu seçimde bağımsız adayları destekleyecekti. Gaydan Aşireti: Bitlis ve Hizan merkezli aşiretin lideri Edip Safter Gaydalı, AKP’nin küskünler listesinde yer alan Gaydalı, CHP’den aday olunca aşiret oyları da bu partiye transfer olmuştu. Pinyanişi Aşireti: Aşiret lideri Mustafa Zeydan’a AKP yer vermeyince 15 bin seçmenin bulunduğu aşiret CHP’yi destekleme kararı aldı. Hakkâri merkezli Diri ve Dostki aşiretleri sol partileri ve bağımsız adayları; Jirki DYP ve MHP’yi, Bitlis Güroymak merkezli Seyda ve Sego aşiretleri Saadet Partisi ve AKP’yi desteleyecekti.[4]”

Farklı bir yorumda da, 22 Temmuz seçimleri öncesi aşiretlerin oy eğilimleri şöyleydi: 22 Temmuz’da yapılan erken seçimlerden önce, aşiretlerin oy yönelimleri şöyle açıklanmaktaydı: “Ensarioğulları: 70′li yıllardan beri Adalet Partisi çizgisinde olan ailenin meclisteki son temsilcisi Salim Ensarioğlu oldu. Bakanlık da yapan Ensarioğlu, 2002 seçimlerinde partisi baraja takılınca meclise giremedi. Değerler: Yıllardır CHP’de politika yapan ailenin reisi Hasan Değer, uzun süre mecliste görev yaptı. Değerler, 2002′de de Mesut Değer’i meclise gönderdi. Uzun yıllar CHP il başkanlığı da yapan Değer, yine değişmez isimlerden gözüküyor. Seyhanlı Aşireti: DYP’nin ağır toplarından Necmettin Cevheri’nin de mensubu olduğu aşiret, 1991′le 1999 yılları arasında mecliste 3 milletvekiliyle temsil edildi. DYP, 2002 seçimlerinde Cevherilere listede yer vermeyince, Sabahattin Cevheri, seçimlere bağımsız girerek kazandı ve daha sonra AKP’ye geçti. Mahmut Kaplan’sa, AKP’den 8. sıra adayı olarak meclise gitti. İzollar: Türkiye’nin en büyük ve en dağınık aşiretlerinden İzolların 30 bin dolayında oyu olduğu belirtiliyor. Zülfikar İzol daha önce Refah ve Fazilet partilerinden milletvekilliği yaptı. Şimdiyse AKP milletvekili. Bucaklar: Bucak ailesi, bu seçimlerde de Demokrat Parti’nin en büyük kozu olacak. Aşiretin en önemli isimlerinden olan DYP eski milletvekillerinden Sedat Bucak, 2002 seçiminde partisinin baraja takılmasıyla milletvekili seçilememişti.[5]”

AKP’ye minnettarlığını, mensuplarının AKP listesinde yer verilmesine karşın, Tayyip Erdoğan’a ve AKP’ye biat eden İzol Aşireti, AKP çatısı altında birleşiyordu: AKP listesinde yer bulamayınca istifa ederek bağımsız adaylığını açıklayan ve “Aşiret ayakta” diyen Milletvekili Zülfikar İzol’a bazı aşiret mensupları tepki göstermişti. Cengiz İzol, şöyle demişti: “Daha önceden de zaten partimiz belli idi. Burada partiden aday adayı olan aşiretimizin üyeleri, adaylık verilmediği halde burada tek vücut nefer olarak çalışacaklar. Bizler, Başbakanımız ve partimizin lideri olan Recep Tayyip Erdoğan’ın fikirlerini benimsiyoruz ve bundan sonra da partide olacağız.” AK Parti’den aday adayı olan Emin İzol ile Serdar İzol ise, aday olmadıkları için partiden ayrılmalarının söz konusu olmadığını bildirdi. Emin İzol, “Halka hizmet için AK Parti çatısı altında çalışmamızı sürdüreceğiz, Herkes bilmelidir ki davamız vekillik davası değildir. Davamız halka hizmet davasıdır ve bu hizmet davasında sonuna kadar AK Parti’nin ve genel başkanımızın emrinde olacağız” demişti. Toplantıya katılan CHP’nin Siverek İlçe Başkanı Zülfikar İzol ise, partisinden istifa edip AK Parti’ye katıldığını açıkladı. AK Parti rozetini takan Zülfikar İzol, “Bizler İzol aşireti olarak AK Parti çatısı altında birleşme kararı aldık. Bundan sonra hepimiz siyasetimizi birlik beraberlik için AK Parti çatısı altında yapacağız.[6]” demişti.

Öte yandan, Şırnak’ta Meman Aşireti’nden ve Tayan Aşireti’nden korucu olanlar; Ergenekon tutuklamalarıyla, TSK’nın itibarsızlaştırmasını da fırsat bilerek, ‘güçlü’ olarak Güneydoğu’da daha birçok aşirete mensup, köy korucusu, batı işbirlikçiliğindeki siyasal partilere yanaşmaktaydı. Şırnak’ın Cizre ilçesinde etkin olan ve geçmişte PKK’yla mücadeleye katılan ancak Şubat 2011′de koruculuğu bırakan Meman aşiretinin BDP saflarına katılma kararı alması, AKP’nin “açılımının” meyvesiydi. BDP’yi destekleme eylemlerine Tayan aşireti lideri ve halen emekli Albay Temizöz’le tutuklu yargılanan Kamil Atak’ın kardeşi Rauf Atak’ın da katılması, “Artık biz de BDP saflarına katılıyoruz ve BDP’nin desteklediği bağımsız adayları biz de destekliyoruz.” demesi bir dönüm noktasını işaret ediyordu. Korucuların teröre karşı dağlarda birlikte çarpıştıkları komutanların Ergenekon operasyonlarıyla hapse atılmasının korucularda yalnızlık duygusu yarattığını, bunun sonucunda da güçlüye yanaşma eğiliminin ortaya çıktığı ifade edilmekteydi.[7] PKK’nın ajansı olan ANF’de yayımlanan kimi haberler de “gücü arayan koruculuk” analizlerine neden olmuştu.

ANF’de yayımlanan kimi haberler şöyleydi: “2.6.2010′da Van’ın çatak ilçesine bağlı Kaçit Köyü’nde, 40 korucu operasyona çıkmayı reddederek silah bıraktı. 15.06.2010′da Uludere’nin Bulakbaşı Köyü’nde, 120 köy korucusu, operasyonlara çıkmak istemediklerini belirterek, toplu halde Merkez Jandarma Karakolu’na başvurdu. 19.06.2010′da Hakkâri’ye bağlı Kırıkdağ Köyü’nde, operasyona gönderilmek istenen 125 köy korucusu, göreve gitmeyeceklerini belirtti. 22.07.2010′da Şırnak’ta 2 ay içinde toplam 168 korucu operasyonlara çıkmama kararı alırken, 100′ün üzerinde korucuysa silah bıraktı.” BDP Şırnak milletvekili Hasip Kaplan da, koruculuğu bırakıp BDP saflarına geçen Ulaş Köyü’nde Meman Aşireti lideri Tahir Güven’in oğlunun düğününe katılmıştı[8].

Güneydoğu’da, bölgenin devletin elinden çıktığını gösteren ve BDP/AKP’nin atlantik ötesiyle kurduğu ittifak gereği, gelecek ‘bağımsız Kürdistan’ yapısında rolüyle güçlünün yanında yer almayı tercih eden feodallerle doluydu.

Örnekler:

Hangi Yoksulluk: Düğünler, Altınlar, Dolarlar…

AKP Hakkâri Milletvekili ve Yüksekova İlçesi’ndeki ‘Pinyanişi Aşireti’nin lideri Mustafa Zeydan’ın oğlu 30 yaşındaki Caner Zeydan’la, Hakkari’li işadamı aynı aşiretten Kemal Tekin’in kızı 21 yaşındaki Dilruba Tekin, 3 gün 3 gece süren düğünle evlendi. Düğüne katılan davetliler, gelin ve damada takı ve para takmak için yarıştı. Geline 18 kilo altın, damada da 250 bin YTL takıldı. Düğün yemeği için, 30 büyük, 60 küçükbaş hayvan kesilirken, 1 ton pirinç, 1 ton salatalık, domates, 10 bin ekmekle 5 bin pet şişe su ikram edildi[9].

Şanlıurfa’nın ünlü aşiretlerinden İzol Aşireti mensubu ziraat mühendisi 27 yaşındaki Rüstem İzol’le, amcasının kızı 25 yaşındaki Ebru İzol’un düğününde dolarlar havada uçuştu[10].

Şanlıurfa’da, Türk aşiretinin reisi kapatılan DEP’in eski milletvekillerinden Ahmet Türk’ün kızı Devran’la İzol aşiretinin reisi Mehmet İzol’un oğlu Mirhan’ın görkemli düğününde havalara atılan dolarlar, valizlerle taşındı[11].

Şanlıurfa’da, Pijan aşireti mensubu 27 yaşındaki Metin Kaya’yla 25 yaşındaki Behiye Günbeyi’nin düğününde dolarlar havada uçuştu, davetliler gelin ve damada takı için sıraya girdi. Şanlıurfa’nın önde gelen aşiretlerinden Pijan aşiretinin reisi işadamı Emin Kaya’nın kardeşi Metin Kaya ve Behiye Gülbeyi’nin düğünü Dedeman Oteli’nde yapıldı. Çiftin düğününe, İzol aşireti reisi AKP Şanlıurfa Milletvekili Zülfikar İzol, Şanlıurfa Valisi Yusuf Yavaşcan, bölgedeki bazı aşiretlerin ileri gelenlerinin de aralarında bulunduğu yaklaşık bin kişi katıldı. Salonda çiftin yakınları tarafından karşılanan davetliler haremlik selamlık oturdular. Davetliler, pistte halay çeken milletvekili İzol’un başına para atmak için hareketlendi. Onlarca kişi İzol’un başına destelerle dolar attı. Cebinde dolar kalmayan vatandaşlar, yerlerden topladıkları dolarları sandığa dolduran görevlilere başvurup, YTL vererek dolar satın aldı. Orkestra görevlisi seyyar döviz bürosu gibi çalıştı.[12]”

Şanlıurfa’da Kapaklı ve Gerger aileleri önceki gece hısım oldu. İşadamı Ali Kapaklı’nın kızı Ayşe’yle Ali Rıza Gerger’in oğlu Serhat Gerger, Harran Oteli’nde düzenlenen düğünle, dünyaevine girdi. Gelinin nikah şahitliğini Vali Yusuf Yavaşcan yaptı. Urfalı geline, 130 bin YTL değerinde örme set takımı, Urfa akıtması, kordon ve hasır bileklik gibi çok özel ziynet eşyası takıldı.[13]”

Mardin’in Kızıltepe ilçesi Haco köyünde Halecan Aşireti’nin ağası olarak bilinen Mahmut Kılıçarslan’ın, Malatya İnönü Üniversitesi öğrencisi oğlu Mustafa Kılıçarslan’la İsveç’te sağlık teknikeri olan Adile Kılıçarslan’ın düğününde, yaklaşık 5 bin kişiye yemek verildi. Davetlilere verilen sac kavurma için 150 koyun kesilip, 5 bin ekmek tüketilirken düğünde geline yaklaşık 4 kilo altın takıldı.[14]”

AKP Hakkari Milletvekili ve Pinyanişi Aşiret reisi Mustafa Zeydan’ın düğününde, geline kilolarca altın, damada milyarlarca lira takı takılıyor. Aynı günlerde Hakkâri Yüksekova’nın DEHAP’lı Belediye Başkanı M. Salih Yıldız’ın oğlunun, 10 bin kişinin katıldığı, 3 gün 3 gece süren düğününde de 77 koyunun kesildiği, yine kilolarca altın takıldığı, paraların zarf içinde sandıkta istif edildiği yazıyordu[15].

Milletvekili Mustafa Bayram’ın Uyuşturucuyla, Dolandırıcılıkla Dansı!

24 Mart 2001 akşamı İstanbul Üsküdar’da bir sitedeki apartman dairesinde çok ilginç bir buluşma gerçekleşti. Van milletvekili Mustafa Bayram, kendisini demir tüccarı olarak tanıtan bir kişiye Pablo Picasso’nun ‘palyaço’, ‘çıplak kadın’ tablolarını 10 milyon dolara satmak üzere İstanbul’daydı. O akşam yapılan pazarlık sonucunda iki tablo için 3 milyon dolara el sıkışıldı ve aşağı inildi. ‘demir tüccarı’ görünümündeki kişiler İstanbul Mali Polisi’ydi. Aşağı inilir inilmez polis kimliklerini gösterip, ‘eller yukarı’ dediklerinde Mustafa Bayram’da en ufak bir telaş gözlemlenmedi. ‘siz polisseniz, ben de devletin milletvekiliyim. Dokunulmazlığım var. Bana hiçbir şey yapamazsınız’ dedi. Bu Mustafa Bayram, öyle biriydi ki; alıcı görünümündeki Malatya polisine eroin satmak isterken, 2 Temmuz günü yakalanan oğlu Hamit Bayram’ı, adamlarıyla birlikte polis merkezine baskın yaparak kaçıran Mustafa Bayram, tutuklanıp cezaevine gönderildikten sonra 30 milyar TL kefaretle serbest bırakıldı…

İran’la sınır noktaları olması nedeniyle, Afganistan’dan gelen uyuşturucunun Türkiye’ye giriş noktası olan Yüksekova ve Başkale’deyse iki aile ön plana çıkıyor. Bunlardan birincisi Başkale’deki Ertuşi aşiretlerinden olan ‘Topal Mustafa’ lakaplı Mustafa Bayram, diğeri Hakkâri’deki Cindi aşiretinden olan Tilki Selim lakaplı Selim Işık’tı. Narkotik polisindeki kayıtlara göre, lise mezunu olan Mustafa Bayram’ın uyuşturucu vukuatı, 1979 yılına kadar uzanıyordu. Bir yıl sonra, Halil Havar’ın da adının karıştığı yeni bir uyuşturucu olayında tutuklanıyor. 1987′de İstanbul’da bir daha tutuklanıyor. Serbest kaldıktan sonra yeni bir olaya adı karışıyor, bu sefer firar ediyordu.

1994′te Başkale’de yakalanan 63 kilo eroin olayında oğlu Levent Bayram tutuklanırken, o yine firar ediyordu. Bu sırada Bayram’ın imdadına 1995 milletvekili seçimleri yetişiyor. Soyadını ‘Bayrak’ olarak gösterip, ANAP’tan milletvekili adayı oluyordu. Adaylıklara itiraz süresi dolduktan sonra, Resmi Gazete’de bu kez soyadı doğru olarak yer alıyordu. Böylece milletvekili seçilerek, ‘dokunulmazlık’ zırhına bürünüyor. 1999 seçimlerinde bu sefer bağımsız milletvekili olarak yeniden meclise geliyordu. Mustafa Bayram, tıpkı Ömer Lütfi Topal, Urfi Çetinkaya ve Mehmet Ali Yaprak gibi öteki büyük uyuşturucu patronlarına benzer şekilde bugüne kadar defalarca uyuşturucudan dolayı tutuklanmasına rağmen hiç ceza almamış olmasıdır. Her defasında olayı bir yakını üstlenerek, Bayram’ın ceza alması önlenmiş. İstanbul Narkotik Polisi’nin yaptığı birçok uyuşturucu operasyonunda ‘Cumhur Yakut’ diye bir isim ön plana çıkıyor. Yakut’un isminin karıştığı uyuşturucu operasyonları ‘tonluk’ rakamları çoktan aşmış durumda. Mustafa Bayram’ın damadı Diyarbakır Liceli ve İstanbul Taksim’deki Yakut Oteli’nin sahibiydi, Cumhur Yakut. Mustafa Bayram ayrıca, “ANAP’tan milletvekili seçildikten sonra Refah Partisi’ne geçmişti.

Ardından da bu transferin karşılığında ilk seçimlerde Refah Partisi’nin yerine kurulan Fazilet Partisi’nden birinci sıra adayı olmuş ve ikinci kez milletvekili seçilmişti. Bu dönemde hakkında çıkan iddialar nedeniyle Fazilet Partisi’nden istifa ederek bağımsız kalmış, dokunulmazlık dosyası kaldırılarak hakkındaki tarihi eser kaçakçılığı, adliye basıp adam öldürmek de dahil olmak üzere pek çok suçlamadan dolayı yargılanmaya başlamıştı. Ama yargılanması hiçbir zaman tamamlanamadı. İlginç bir biçimde dosyalar kayboldu, adliye binaları yandı. Sonuçta, Bayram Van’daki varlığını sürdürdü.. AKP’nin Van Belediye Başkanı Burhan Yenigün de Mustafa Bayram’ın uzaktan akrabası, Şerefen Aşiretinin bir kolundan, aşiretin desteği doğal olarak Yenigün’e gitti. Aşiret desteğiyle alınan seçimlerden sonra AKP’nin bu sonucu, ‘etnik temelli siyaset kaybetmiştir’ diye sunması da hayli ilginçtir. Etnik ağırlık gitmiş, bölgenin bunca yıl geri kalmışlığının en temel nedeni olan aşiret bağlantılı siyaset anlayışı tekrar geri dönmüştür. Ve Van Milletvekili Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, bu ‘başarıyı’ bürokratlarla makamında verdiği bir partiyle kutlamıştır.[16]”

Dolan Aşiretinin Ölüm Oyunu!

Diyarbakır’ın Hazro ilçesinin DEHAP’lı Belediye Başkanı Hamit Ergin, Dolan ailesiyle sorunlar nedeniyle yaklaşık 4 aydır makamına, can güvenliğinin olmadığını söyleyerek, gidememişti. 21 Mart 2005 günü kendisi ve ailesinin bulunduğu kahvehanede silahlı saldırıya uğradıklarını anlatan Ergin, yaklaşık 1 saat süren çatışma sonunda; Dolan ailesinden Mehmet Karakaş’ın öldüğünü, kendisi, kardeşi Azad Ergin ve dayısının oğlu Veysi Daşkesen’in yaralandığını söyledi. Olaydan sonra ailesine ait 11 evin Dolan aşiretince yakıldığını belirtmiş ve kardeşi Azad Ergin’in tutuklanmasına karşın, korucu Dolan aşiretinden hiç kimse tutuklanmamıştı. Ergin şunları söylemişti: “Türkiye bir hukuk devleti, yasalarla yönetiliyor, kolluk kuvvetleri var. Bu devlet kendi belediye başkanını bir aşiretten koruyamayacak kadar aciz olmamalı.[17]”

[1]Emine Kaplan, Töre Komisyonu’nda Başlık Parasının Kaldırılması Kabul Edilmedi, Cumhuriyet, 11.02.2006

[2]Mehmet Faraç, AKP’nin ‘Ağa’ Korkusu, Cumhuriyet, 16.02.2006

[3]Cumhuriyet, 12.07.2004

[4]Yusuf Ziya Cansever, Aşiretler Kararsız, Cumhuriyet, 14.06.2007

[5]Aşiretler Hangi Partiyi Destekliyor?, Haber 7, 07.06.2007

[6]İzol Aşiretinde AKP Çatlağı!, Vatan Gazetesi, 13.04.2011

[7]Aydınlık, 11.05.2011

[8]Mehmet Faraç, Gücü Arayan Koruculuk!.., Aydınlık, 12.05.2011

[9]Milliyet, 22.08.2005

[10]Milliyet, 12.11.2007

[11]Radikal, 15.02.2000

[12]Vatan, 05.02.2008

[13]Güneş, 14.10.2008

[14]Cumhuriyet, 14.01.2003

[15]Sabah, 12.07.2004

[16]Birgün, 11.08.2004

[17]Gökçe Uygun, Başkan İlçesine Gidemiyor, Cumhuriyet, 28.07.2005

İLK KURŞUN

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : 7 aydır 9 ilde mekik dokuyor


Kuzey manşet… Kanserli babanın kayıp kızlarını araması sürüyor

Danimarka’nın başkenti Kopenhag’dan IŞİD’e katılmak amacıyla evden kaçarak 26 Mayıs’ta Türkiye’ye giriş yaptıkları tespit edilen 24 yaşındaki Leyla Olgun ile 19 yaşındaki Balle Olgun kızkardeşlerin kanser ve kalp hastası babaları Yaşar Olgun 7 aydır Türkiye’de kızlarını her yerde arıyor.

Tedavi randevusu nedeniyle kısa bir süreliğine Kopenhag’a geri dönen kararlı baba Yaşar Olgun, Kuzey ile yaptığı görüşmede, yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla anlatırken, kızlarının kesinlikle Türkiye’de olduklarını ve bir gün muhakkak bulacağına inandığını söyledi.

Kayıp ilanı vermekte geç kaldı

Kızlarının, Berlin üzerinden uçakla 26 Mayıs tarihinde Atatürk Havalimanı’ndan Türkiye’ye giriş yaptıklarının Türk polisi tarafından tespit edildiğini belirten baba Olgun, başlangıçta iki talihsiz olay yaşadığını kaydetti.

İki kızının evden kaçtığının anlaşılması üzerine, 27 Mayıs tarihinde Danimarka polisine giderek kayıp başvurusunda bulunduğunu belirten baba Yaşar Olgun’a polis, 48 saat geçmeden kayıp ilanı veremeyeceklerini bildiriyor. Bunun üzerine ertesi günü 28 Mayıs’ta İstanbul’a geliyor. Sabiha Gökçen Havalimanı’na inen Yaşar Olgun, olayın şaşkınlığı nedeniyle burada kızlarının kayıp olduğu başvurusunu polise yapmadan derhal Hatay’a uçuyor.

Hatay Reyhanlı İlçe Emniyeti’ne giderek polislerle görüşen babaya, Danimarka polisinin kızları hakkında kayıp ilanı vermesinin gerektiği bildiriliyor. Danimarka Polisi’ni telefonla hemen aramasına rağmen birkaç gün sonra evine geleceklerini söylemeleri üzerine talihsiz baba, Reyhanlı Savcılığı’nı telefonla arayarak Türk vatandaşı olduğunu belirterek yardımcı olmasını rica ediyor.

Savcıdan talimat

Savcı insiyatifini kullanarak, o anda babanın yanında olan Türk Emniyet yetkililerine “Kayıp ilanı verebilirsiniz” talimatını veriyor. Terör Şubesi ve Milli İstihbarat Şubesi tarafından hemen ifadesi alınan Yaşar Olgun’un kızları hakkında aynı gün kayıp ilanı veriliyor. Kayıp ilanını verene kadar geçen bu 3 gün süre zarfında kızlarının Fatih’te kaldıkları May Otel’den ayrıldıkları Emniyet yetkilileri tarafından tespit ediliyor.

28 Mayıs tarihinde otelden taksiyle ayrılarak, Bağcılar Kirazlı Meydanı’na gittikleri kamera görüntüleriyle polis tarafından tespit edilen iki kızkardeşi bulmak için polis bazı evlere baskınlar yapsa da bir türlü nerede olduklarını bulamıyor.

Kilis ile G.Antep İl Emniyet Müdürlüğü, Jandarma İl Emniyet Müdürlüğü ve sınır karakollarına bizzat kendisi giderek kızlarının kayıp oldukları başvurusunu yaparak fotoğraflarını bırakan baba Yaşar Olgun, 30 Mayıs’ta İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Terör Şubesi’ne giderek kızlarının kayıp olduğunu bildiriyor.

İstanbul Emniyeti Terör Şubesi, Hatay’da yaptığı kayıp başvuruyla ilgili olarak tüm bilgilerin İstanbul’a alınacağı ve soruşturma ile aramanın buradan yapılacağını kendisine bildiriyor.

İki kez kaçtılar

Büyük kızı Leyla’nın 9 Haziran’da Bağcılar Kirazlı’da bir marketten alışveriş yaptığını tespit eden baba Yaşar Olgun, polisi hemen arayarak bilgi veriyor.

Kanser tedavisi için Danimarka’da bulunduğu sırada, 22 Haziran’da küçük kızı Balle’nin İstanbul Bayrampaşa’da bulunan Forum İstanbul AVM’de bir ATM’den para çektiğini kendi imkanlarıyla tespit ettiğini belirten Yaşar Olgun, İstanbul İl Emniyeti Terör Şubesi’ni hemen arayarak durumu bildirince polis oraya gidine kadar kızının oradan ayrıldığı belirleniyor.

Polisin,oradaki tüm kamera kayıtlarını incelemeleri sonucu, kızının Bağcılar Meydanı’na gittiği ve orada izinin kaybolduğu tespit ediliyor.

9 ilde mekik dokuyor

Kendi imkanlarıyla 7 aydan beri, İstanbul, Hatay, Kilis, G.Antep, Ş.Urfa, Konya, Bursa, Sakarya ve Ankara’ya birçok kez giderek kızlarını arayan baba Yaşar Olgun, TBMM’ye iki kez giderek bazı milletvekillerinden yardım istediğini ve ellerinden ne geliyorsa yaptıklarını anlattı. Ayrıca, Emniyet Müdürlüğü ile Terör Şubesi’ne gösterdikleri üstün gayret ve yardımlarından ötürü çok çok teşekkür eden Yaşar Olgun, aynı gayreti göstermeye devam ettiklerinden son derece mutlu olduğunu ifade etti.

İki konuda yardım istiyor

Türk makamlarından iki konu da yardım istediğine değinen Yaşar Olgun, Türkiye’nin Kopenhag Büyükelçiliğine bu konuda bir dilekçe verdi. Devlet büyüklerinden kızlarının bulunmasında yardımcı olmalarını özellikle rica ettiğini söyleyen Yaşar Olgun, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Terör Şubesi’yle birlikte daha sıkı bir çalışma ortamına girmesini arzu ettiğini vurguladı.

Türk vatandaşı olduğu için kendisine fazla bilgi vermeyen Danimarka Emniyeti ve Danimarka Gizli Servisi’nden (PET) kızlarıyla ilgili olarak her ne türlü bilgi varsa ve banka hesap giriş çıkışlarıyla, telefon bilgilerinin Türk yetkililer tarafından Danimarka’dan istenmesi olduğunun altını çizdi.

Ailelere birlikte hareket etme çağrısı

Danimarka’dan aralarında Türk gençlerin çoğunlukta olduğu 14 kişinin İŞİD’e katılmak için evlerinden kaçtığını belirten Yaşar Olgun, bu çocukların ailelerine Kuzey aracılığıyla bir çağrıda bulunarak birlikte hareket etmelerini istedi.

Hayatını ortaya koydu

Üzgün ve bitkin baba Yaşar Olgun, kızlarını bulmak için hayatını ortaya koyduğunu ve Ocak ayı içinde tedavisi biter bitmez kızlarını aramaya devam etmek için Türkiye’ye gideceğini sözlerine ekledi.

REINA SALDIRISI DOSYASI : Reina saldırganından yurtdışındaki 2 numaraya şifreli mesaj


Reina saldırganının ‘Alrawi’ adlı uygulama üzerinden bilgileri yurt dışında iki numaraya gönderdiği belirlenirken İHA (drone) ile bölgede keşif yaptıkları da tespit edildi.

Yılbaşı gecesini kana bulayan saldırıyla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu’nca ve İstanbul Terörle Mücadele Şubesi tarafından yürütülen soruşturmada yeni gelişmeler ortaya çıktı. Saldırganın, IŞİD tarafından kullanılan; Bylock tarzı ‘Alrawi’ denilen uygulama ile kasım ayından itibaren şifreli mesajlaşmalar yaptığı ortaya çıktı.

2 FARKLI YURTDIŞI NUMARASINA GÖRÜNTÜ YOLLAMIŞ

Ayrıca WhatsApp aracılığı ile katliam öncesi İstanbul’da Taksim, Beşiktaş, Bakırköy gibi ilçelerde kendinin ya da çeşitli eğlence mekanlarının olduğu görüntüleri iki farklı yurt dışı numarasına gönderdiği tespit edildi.

DRONE’LA GÖRÜNTÜ ÇEKMİŞLER

Teröristin yakalanması için yapılan operasyonlar kapsamında olayla ilgili gözaltına alınan kişilerin ve teröristle bağlantılı adreslerde ele geçirilen iki bilgisayarda yapılan ilk incelemelerde, Reina’nın da aralarında bulunduğu Taksim, Bakırköy, Florya Beşiktaş gibi ilçelere ait olduğu belirlenen yerlerin drone’la çekilmiş görüntüleri ile Reina’nın etrafındaki sokakların yer aldığı kesitlerin dosyaya kaydedilerek silindiği belirlendi.

İSTANBUL’DAKİ EĞLENCE YERLERİNİN PROGRAMLARINI İNTERNETTEN KOPYALAMIŞ

Silinen dosyalarda yılbaşı gecesi İstanbul genelindeki eğlence yerlerindeki programların olduğu internetten kopyalanmış ve Word belgesine yapıştırılmış belgeler de bulundu. Polis tarafından çok yönlü yürütülen çalışmalarda, İstanbul’daki eğlence mekanlarının yılbaşı programlarında uluslararası bir eğlence programı olduğu ve çok sayıda turist bulunduğu için örgütün Reina’da katliam kararı aldığına dair tespiti yapıldı.

Reina saldırganı özel harekatçılarla konuşmuş: Rehineler var

KAÇAKLARIN ARASINDA ARANIYOR

Katliamı yapan saldırganın olay sonrasında kayıplara karışması akıllara yurt dışına mı kaçtı sorusunu getirdi. MİT, saldırganın deniz yoluyla mülteciler arasına karışıp kaçabileceği ihtimali üzerinde duruyor . İçişleri Bakanlığı tüm hudut kapılarına uyarı yazısıyla saldırganın fotoğraflarını gönderirken, göçmen Kaçakçılığı ile ilgili tüm kolluk kuvvetleri de uyarıldı. Kolluk kuvvetlerinin yakaladığı tüm kaçak göçmenlerin tek tek kontrol edildiği, eşkallerine bakıldığı öğrenildi.

O VİDEONUN AMACI BAKIN NEYMİŞ

Reina canisinin Zeytinburnu’nda kaldığı yerde yapılan aramada 28 Aralık’ta Taksim’de gezerken çekilmiş bir video bulundu. İstihbarat birimlerinin bu videoyla ilgili değerlendirmesi ise şöyle: Taksim’de kendisini çeken terörist canlı yayınla örgütün merkezine o anları ve etrafı izlettirdi. Oradan görüntüleri izleyen teröristler, saldırganın takip edilip edilmediğini analiz ettiler.

Reina saldırısında yaralanan ABD’li Raak sosyal medyayı karıştırdı

OLAY ÖNCESİ YARDIM ALDI

İstihbarat birimleri saldırganın olay anında yardım aldığını düşünüyor. Buna göre yılbaşı gecesi polisin olağanüstü güvenlik önlemlerine yakalanmamak için her detay planlanmış. Polisin taksiyi durdurup arama yapma ihtimaline karşın terörist, Zeytinburnu’nda taksiye üzerinde silah olmayan boş çantayla binmiş. Kuruçeşme’de taksiden indiğinde kişi veya kişilerle buluştu. İçinde silah ve malzeme olan çantayı saldırgana verdiler.

‘Reina saldırganı parayı Uygur Türklerinden almış’: İşte sonraki rotası

ALRAWI UYGULAMASI NEDİR?

Terör örgütü IŞİD, WhatsApp ve Telegram gibi uygulamalar altında konuşup iz bırakmamak için kendi mobil uygulamalarını geliştirdi!

Yeni bir rapora göre terör örgütü IŞİD, WhatsApp ve Telegram gibi sohbetuygulamalarından bağımsız olarak iletişim kurmak üzere kendi sohbet aracından faydalanıyor.

Defense One’ın raporuna göre örgüt, kendi arasında mesajlaşmak için yeni bir mesajlaşma uygulamasından faydalanıyor. "Alrawi" adlı bu Android uygulaması, bir APK dosyası yoluyla dağıtılıyor ve yükleniyor. Uygulama, örgütün kendi arasında şifreli olarak mesajlaşmasına ve medya paylaşmasına olanak tanıyor.

Uygulamanın işlevselliği, Ghost Security Group’a göre WhatsApp ve Telegram gibi popüler uygulamalar karşısında "ilkel" kalıyor. Kullanılan şifrelemenin ne kadar güçlü olduğu ise şimdilik bilinmiyor.

IŞİD daha önce tüm iletişimini şifrelenmiş bağlantı üzerinden mesaj göndermeye izin veren Telegram uygulaması üzerinden gerçekleştirmekteydi. Ancak Telegram, IŞİD üyelerinin konuştuğu kanalları ortaya çıkarmıştı. Dahası ABD yönetimi, uygulama geliştiricilerinden uygulamalarına arka kapılar yerleştirmelerini talep ediyor. Bu yüzden örgüt artık WhatsApp ve Telegram’ın şifrelemesine güvenmek yerine kendi çözümlerini kullanmaya başlamış bulunuyor.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// VİDEO : Abdullah Öcalan AŞÜFTESİ kimdir ? ?


PKK-ASALA Ortaklığı

Ermeni sorunu ile PKK sorunu arasındaki ilişki kamuoyunda yeteri tartışılmamaktadır.

İlk saldırgan strateji, ilk defa 1905”de II. Abdülhamit”e yapılan bombalı saldırı ile başlamıştır.

Anadolu dışında kurulan Hınçak, Tasnak, Ramgavar, Hınçak İhtilal Komitesi, Silahlılar Cemiyeti, Ermenistan’a Doğru Cemiyeti, Genç Ermenistan Cemiyeti, İttihat ve Halas Cemiyeti ve Karahaç Cemiyeti gibi halkı silahlı ayaklanmaya sevk eden örgütlenmeler meydana getirilmiştir. İsyan hareketleri ülkeye yayılmıştır.

1965 yılına kadar sakin bir dönem geçirildikten sonra, Ermeni lobisinin desteğiyle terör hareketleri birdenbire tekrar ortaya çıkarılmış, Türk diplomatları öldürülmeye başlanmıştır. 1972 yılı sonuna kadar çeşitli ülkelerde 20’ye yakın anıt dikilmiş, basın ve yayın yolu ile karalama faaliyetleri programlı olarak uygulamaya konmuştur.

Bu dönemde terörü özendiren, geliştiren, hazırlayan, daha geniş alanlara yayılmasını, ve hedeflerinin çeşitlenmesini sağlayan; terör tim ve grupları oluşturan, yeni örgütlenme çabalarına destek, temas ve ilişkiler ortamı hazırlayanlar, Taşnak ve Hınçak örgütleridir. Yine Ermeni terörü ile eş anlamda kullanılan “Ermenistan’ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu” ASALA’dır. ASALA da manevi ve psikolojik desteği, temas ve ilişkiler ortamını Hınçaklardan almıştır.

Avrupa ve doğu ülkeleri ile Suriye ve Lübnan’da üsler edinen Ermeniler, Kıbrıs Rumları ve Yunanistan ile işbirliği içine girerek eylemlerini gerçekleştirmişlerdir.

Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine 1980’li yıllarda taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine girmişlerdir. 1984 yılında bölücü terör örgütü PKK sahneye itilmiş ve Asala-Ermeni terörü geri plana çekilmiştir. Ermeniler ile PKK arasındaki bağlantı açıktır.

· PKK, 21-28 Nisan 1980 tarihini “Kızıl Hafta” olarak ilan etmiş ve 24 Nisan tarihini sözde Ermenilerin katledilme günü olarak anarak, toplantılar yapmaya başlamıştır.

· 8 Nisan 1980 tarihinde Lübnan’ın Sidon kentinde PKK ve ASALA ortak basın toplantısı düzenlemişler ve bir deklarasyon yayınlamışlardır. Bu uzlaşmadan sonra, 9 Kasım 1980 tarihinde Strazburg Türk Başkonsolosluğu’na, 19 Kasım 1980 tarihinde ise Roma Türk Hava Yolları bürosuna yönelik yapılan saldırılar, PKK ve ASALA’ca ortaklaşa üstlenilmiştir.

· Asıl ismi Artin Aramyan olan Abdullah Öcalan, Ermeni Yazarlar Birliği tarafından “Büyük Ermenistan hayali fikrine olan katkılarından dolayı” onur üyeliğine seçilmiştir.

· Ermeni Halk Hareketi’nin bünyesinde, bir çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi bir Kürdistan Komitesi oluşturulmuştur.

· 4 Haziran 1993 tarihinde; Ermeni Hınçak Partisi, ASALA ve PKK mensuplarının katılımıyla Batı Beyrut”ta bulunan PKK terör örgütü merkezinde bir toplantı yapılmıştır.
Ermeni-PKK ilişkisiyle bir diğer örnek ise, 6- 9 Ocak 1993 tarihlerinde Beyrut’taki iki ayrı kilisede düzenlenen ve Lübnan Ermeni Ortodoks Başpiskoposu, Ermeni Parti yetkilileri ile 150 gencin katıldığı toplantılarda kullanılan şu ifadelerdir:

· Şimdilik Türkiye”ye karşı sakin tutum gösterilmelidir.

· Ermeni toplumu gittikçe büyümekte ve ekonomik yönden güçlenmektedir.

· Geliştirilen propaganda faaliyetleri sayesinde, bütün dünyada (sözde) soykırım daha iyi bilinmeye başlanmıştır.

· Ermenistan devleti kurulmuştur, her geçen gün toprakları genişlemektedir ve atalarının intikamını mutlaka alacaklardır.

· Başta ABD olmak üzere, diğer batılı ülkeler de Karabağ’da sürdürülen savaşta Ermenileri haklı bulmaktadırlar. Bu fırsatı değerlendirmek gerekir… Karabağ’da savaşan Ermeni gençlerine yenileri katılacaktır.

· Türkiye’de iç savaş devam edecek, Türk ekonomisi sıfır noktasına gelecek ve vatandaşlar baş kaldıracaklardır.

· Türkiye bölünecek ve bir Kürt devleti kurulacaktır.

· Ermeniler Kürtlerle olan ilişkilerini iyi bir şekilde yürütmeli ve Kürtlerin mücadelelerini desteklemelidirler.

Şimdi daha iyi anlaşılmıyor mu? Ermeni soykırım iddiaları Avrupa ülkelerinde neden kabul ediliyor, Kürt konusuna önem veriliyor. Ve yine ABD kongresine ikide bir tasarı getiriliyor sonra çekiliyor.

Günün Sözü; Basiretli ve sağ duyulu hareket etmek, oynanan her oyunu bozabilir.

PKK mağarasında bulunan bir yazı

Eğer bir asker sizi gördüğü zaman sürekli ateş ediyorsa, bilinki o acemidir…Kurşunun bitmesini bekleyin… Bittiği zaman gidin ve kafasına sıkın…Eğer sadece sizi gördüğü zaman ateş ediyor saklandığınız zaman duruyorsa o bir komandodur… Kaçın ve canınızı kurtarın…Eğer sizi gördüğü zaman ortadan kaybolmuşsa ve etraf sessizse bilinki ”Bordo Berelidir”… Merak etmeyin o sizi bulur…

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.