Kategori arşivi: Terör

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : ‘İstihbarat ve paranın olduğu her yerde FETÖ/PDY vardır’


‘İstihbarat ve paranın olduğu her yerde FETÖ/PDY vardır’

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’na (FETÖ/PDY) finansman sağladıkları iddiasıyla aralarında şirket yöneticilerinin de bulunduğu şüphelilere yönelik fezleke hazırladı.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü, Kaçakçılık ve Mali Suçlar Soruşturma Bürosunca, Birim Gayrimenkul Limited Şirketi ile bu şirkete bağlı kuruluşlarda, özellikle Maltepe’de bulunan Pinhan Restoran’da FETÖ/PDY ile ilgili toplantılar yapıldığı, terör örgütüne finansman sağlandığı iddiaları üzerine aralarında şirket yöneticilerinin de bulunduğu şüphelilere yönelik hazırlanan fezleke tamamlandı.

Fezleke, İstanbul ağır ceza mahkemelerinde dava açılması amacıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’na gönderildi.

Fezlekede, aralarında örgütte üst düzey yönetici olarak değerlendirilen Ali Çelik, Metin Birdal, Ahmet Çelik, Hızır Güngör ve Mehmet Gözütok gibi isimlerin de bulunduğu 47 şüpheliye, "terör örgütü FETÖ/PDY yöneticisi ve üyesi olma", "anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme", "terör örgütünün finansmanını sağlama" ve "nitelikli dolandırıcılık" suçlamaları yöneltiliyor.

"İçki içilebilir, haram yenilebilir, hatta zina dahi yapılabilir"

Örgüt içerisinde gizliliğin çok önemli olduğu belirtilen fezlekede, "Bunun için tedbir her şeyden önemlidir. Halka dini bir cemaat algısı verilmesine rağmen, tedbir amaçlı namaz kılınmamış, özellikle 1990’lı yılların sonlarında üniversitelerde meydana gelen başörtüsü olaylarında örgüt liderinin talimatı doğrultusunda ‘Başörtüsü teferruattır.’ denilerek hiç itiraz edilmeden, sormadan ve sorgulamadan kızların başlarını açtırmışlardır." ifadelerini yer verildi.

Fezlekede, "Yine tedbir için içki içilebilir, haram yenilebilir, hatta çok zor durumda kalınırsa haz alınmadan zina dahi yapılabilir. Bu da örgütün belli bir yeri ele geçirme, bir kuruma sızma ya da önemli birisini kafalamada kullandığı stratejilerdendir." denildi.

"İstihbarat ve paranın olduğu her yerde FETÖ/PDY vardır"

Örgütün "lider merkezli" bir yapıya sahip olduğu, lidere en yakın insanların da liderin koruyucusu durumunda bulunduğu belirtilen fezlekede, hareketin en dışında ise örgüte ilgi duyanların olduğu bildirildi.

Örgüt mensuplarının evliliklerini dahi bağlı bulundukları imamların izin ve talimatları doğrultusunda gerçekleştirdiği kaydedilen fezlekede, "Özellikle bürokraside üst düzey görev yapanlarla ilgili çalışmalar yapılarak, çok güvendikleri kadın örgüt elemanlarıyla evlenmeleri sağlanarak, devlet içinden bu şekilde de bilgi akışını örgüt lehine temine önem vermektedirler. Kendilerini dini bir yapılanma olarak lanse etseler de istihbaratın ve paranın olduğu her yerde mutlaka FETÖ/PDY vardır." değerlendirmesi yapıldı.

Fezlekede, şu ifadelere yer verildi:

"Bu örgüt, kurulduğundan itibaren komplike ve sistematik olarak çalışmış, gelecekte nelerin lazım olduğu hususu kendi içlerinde tespit edilmiş ve buna göre de plan ve program geliştirmişlerdir. Bir süre sonra halka anlattıkları amaçları yapabilmek için önce halktan maddi yardım toplamışlar daha sonra kademe kademe vakıf, dernek ve şirketler kurarak kendi ekonomilerini oluşturmaya başlamışlardır. Örgüt, devletin tüm imkanlarını sonuna kadar kullanarak devleti yıkarak ele geçirmeye çalıştığı gibi halkın tüm imkanlarını da halkı kandırarak kullanmak suretiyle halkın güvendiği devlet otoritesini yıkmayı gaye edinmişlerdir."

"Tedbir ve gizlilik ruhlarına ve damarlarına işlemiş"

Tedbir ve gizliliğin bu silahlı terör örgütünün dolayısıyla da örgüt üyelerinin ve kısmen de sempatizanlarının ruhuna ve damarlarına işlediği kaydedilen fezlekede, "Ekonomik gücü yetersiz bir örgütün tesisleşmesi, coğrafi olarak genişlemesi, üye sayısının artması gibi unsurların oluşması mümkün değildir. 15 Temmuz hain darbe girişiminin en büyük destekçilerinden ve olası bir başarıda da en çok nemalanacak kesimi de örgütün mali ayağı olacaktır." denildi.

"Bu silahlı terör örgütünün gizli ajandası 15 Temmuz’da açığa çıktı"

Fezlekede, "Bu silahlı terör örgütünün gizli ajandası 15 Temmuz’da açığa çıkmıştır. Tüm üyeleri olmasa bile önde gelen iş adamları, yargı ve emniyet görevlileri, öğretim elemanları, TSK içerisindeki üyeleri ve bunlara hükmeden imamlarının bu gizli ajandayı bilmemeleri düşünülemez." görüşlerine yer verildi.

FETÖ SORUŞTURMASI DOSYASI /// Hava Harp Okulu öğrencisi : “Vatan duygularıyla girdiğimiz okuldan, vatan haini olarak atıldık”


FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin aralarında Hava Harp Okulu öğrencilerinin de bulunduğu 72’si tutuklu 75 sanığın yargılandığı davaya devam ediliyor. Davanın ikinci gününde askeri öğrenciler savunmalarını yapıyor. Sanık öğrencilerden Furkan Ceviz, "Vatan duygularıyla girdiğimiz okuldan, vatan haini olarak atıldık" derken; sanık Gökhan Sancak ise "Adalete ve milletime kırgınım. FETÖ’ye kin ve nefretle bakıyorum" dedi.

İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri Cezaevi karşısındaki 2 No’lu salonda görülen duruşmaya, 75 sanık ve avukatları katıldı. Sanık yakınları da izleyici olarak duruşmaya katıldı.

"VATAN DUYGULARIYLA GİRDİĞİM OKULDAN VATAN HAİNİ OLARAK ATILDIK"

Sanık Furkan Ceviz 15 Temmuz’da tek farklı durumun Hava Kuvvetleri Komutanı’nın denetlemeye gelmesi olduğunu, onun dışında kamp merkezinde farklı bir durum olmadığını belirtti. Tam teçhizatlı içtima olduğunun söylenmesi üzerine toplandıklarını belirten Ceviz, "Mermileri alıp yola çıktık. İlk durduğumuz yerde biraz kaldık, ikinci durduğumuz yerde sabaha kadar bekledik. Darbe girişimi olduğunu polislerden öğrendik. Vatan duygularıyla girdiğimiz okuldan, vatan haini olarak atıldık. Eğitim hayatına devam etmek için tahliyemizi istiyorum" diye konuştu.

"DARBE GİRİŞİMİNİ KARAKOLDA ÖĞRENDİM"

Sanık Furkan Uzun ise "Yaklaşık 8 aydır tutukluyum. Mahkeme gününü iple çekiyorum. Olay günü her şey normal bir şekilde gerçekleşti. Polis otobüslerine trafikten kurtulmak için bindiğimizi zannediyordum. Darbe girişimini karakolda öğrendim" dedi. Uzun, FETÖ ile ilgili hiçbir bağlantısının bulunmadığını belirterek tahliyesini talep etti.

"ADALETE VE MİLLETİME KIRGINIM"

Sanık Gökhan Sancak da olay akşamı kendilerine mermi verilmesinden hiç şüphelenmediğini söyleyerek, "Siz nasıl mesleğinizle ilgili dosyaları normal şekilde karşılıyorsanız, bizde mermiye, tüfeğe, kamuflaja o gözle bakıyoruz. O yüzden olay günü fazla mermi almamız bizi şüphelendirmedi. Adalete ve milletime kırgınım" dedi. Mahkeme Başkanı Hulusi Pur’un "Sadece adalete mi kırgınsın, FETÖ’ye kırgın değil misin?" diye sorması üzerine sanık Sancak, "Adalete ve milletime kırgınım. FETÖ’ye kin ve nefretle bakıyorum" diye cevap verdi. Sancak, otobüsün durduğu anda sivil bir vatandaşın araca bindiğini, Yüzbaşı Mesut Metin Kazancı’nın da "çocukları güvenlik amacıyla Hava Harp Okulu’na götürdüğünü" söylediğini belirtti. Yola çıkmadan önce komutanları olan Yüzbaşı Kazancı’ya nereye gittiklerini sorduklarını da ifade eden Sancak, "Arkadaşlar şu anda ben de hiçbir şeye hakim değilim" cevabını aldıklarını söyledi.

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI : Yazıcıoğlu Dağlıca baskınını nasıl öğrendi ? /// İŞTE MUHSİN YAZICIOĞLU FARKI


Helikopterin düşmesi sonucu hayatını kaybeden BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatına dair anekdotlara bir yenisi eklendi. 21 Ekim 2007 tarihinde yaşanan Dağlıca baskını sırasında bir askerin Yazıcıoğlu’nu aradığı ve yardım istediği ortaya çıktı. Yazıcıoğlu ile asker arasındaki telefon görüşmesine şahit olan Avrupa Türk Kültür Dernekleri Birliği eski Başkanı Recep Yıldırım, o gece tanık olduğu anları anlattı. Yıldırım, Muhsin Yazıcıoğlu’nun askerin yardım istemesinin ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e bilgi verdiğini söyledi. Yıldırım’ın bu iddiasını o dönem Dağlıca Tabur Komutanı olan Onur Dirik de doğruluyor. Dirik’e göre Yazıcıoğlu’nu arayan kişi asker değil, üst düzey değerlendirme yeteneğine sahip, şahsi telefonu olan rütbeli personel.

‘BAŞKANIM SENİN ELİN UZUNDUR, BİZE YARDIM ET’

21 Ekim 2007 tarihinde Türkiye, Dağlıca saldırısı ile sarsıldı. Kuzey Irak’tan gelen yaklaşık 150 kişilik terörist grubu, sınıra 4 kilometre uzaklıkta bulunan Dağlıca’daki Komanda Taburu’na ağır silahlarla saldırdı. 12 mehmetçiğin şehit olduğu, 16 askerin yaralandığı ve 8 askerinde teröristler tarafından kaçırıldığı saldırı gecesiyle ilgili yeni bilgiler gün yüzüne çıktı. Saldırının olduğu gece Almanya’nın Frankfurt eyaletinde olan BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu’na terörist ateşine maruz kalan askerlerden birinin telefon açıp yardım istediği iddia edildi. Avrupa Türk Kültür Dernekleri Birliği Eski Başkanı Recep Yıldırım, askerin baskın esnasında aradığını ve Yazıcıoğlu’ndan yardım istediğini söyledi. Yıldırım, “Biz her sene belirli tarihlerde teşkilat içi seminer yaparız. Bu seminerler genelde Frankfurt’taki Global Otel’in konferans salonunda düzenlenir. Muhsin başkanımız da her sene katılır ve seminerlerimiz sabahlara kadar sürer. 21 Ekim 2007 tarihinde düzenlediğimiz seminerde Muhsin başkan konuşma yaparken bir telefon geldi. Arayan kişi cephede savaşan askerdi ve ‘Başkanım zor durumdayız, iki buçuk saattir çarpışıyoruz, hiçbir yerden yardım alamıyoruz. Senin elin uzundur bize yardım gelmesini sağla’ dedi. Muhsin başkan ‘Aslanım ben Almanya’dayım’ diye cevap verince asker ‘Başkanım siz bir yerlere ulaşırsınız’ dedi. Bu olayı dün gibi hatırlıyorum ve benimle birlikte 150 kişi de şahittir.” dedi.

‘DAĞLICA SALDIRISININ HABERİNİ GÜL’E YAZICIOĞLU VERDİ’

Muhsin Yazıcıoğlu’nun, bu görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü aradığını söyleyen Recep Yıldırım, Gül’ün konudan haberinin olmadığını belirtti. Yıldırım, Yazıcıoğlu ve Gül arasında geçen diyalogları şu şekilde anlattı: “Rahmetli Genel Başkanımız asker ile görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü aradı ve askerden edindiği bilgileri paylaştı. Sayın Gül’ün de o ana kadar olaydan haberinin olmadığını söyledi. Aradan 15-20 dakika geçtikten sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, rahmetliyi aradı ve ‘size gelen bilgi doğrudur’ dedi. Muhsin Yazıcıoğlu, askerden edindiği bilgiyi Cumhurbaşkanı teyit etti.”

‘NE YANİ BEN Mİ GİTSEYDİM ÇATIŞMA BÖLGESİNE’

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile telefon görüşmesini yaptıktan sonra Muhsin Yazıcıoğlu’nun yan taraftaki odaya geçtiğini söyleyen Recep Yıldırım, burada bazı telefon görüşmeleri yaptığını ve yardım gelmemesine çok sinirlendiğini dile getirdi. Yazıcıoğlu’nun ‘ne yani ben mi gitseydim’ diye tepki gösterdiği görüşmeyi şöyle anlattı: “Muhsin başkan konuşma yapılan salonun yanındaki odaya geçti. Burada bazı kişiler ile telefon görüşmeleri yaptı. Fakat hiç alışık olmadığımız şekilde bağırarak konuşuyordu. O konuşmaları hatırlıyorum. Bir askeri yetkiliye telefonda bağırarak şöyle konuşuyordu başkan: Bak, bak çocuklar çarpışıyor. Almanya’dan Türkiye’ye 2 saatte uçaklar gidiliyor. Bu çocuklar ‘2.5- 3 saattir çarpışıyoruz’ diyor ama bir yardım gelmiyor. Ne yani ben mi gitseydim.”

‘YAZICIOĞLU SAYESİNDE O GECE ZAFİYET İÇİNDE OLANLARI ÖĞRENMİŞ OLDUK’

O gece yaşadıklarını asla unutamadığını söyleyen Recep Yıldırım, Muhsin Yazıcıoğlu sayesinde terörün bitirilmesi konusunda bazı şahısların ne kadar zafiyet içinde olduğunu öğrendiklerini belirtti. Yıldırım, "O gün biz rahmetli genel başkanın Türkiye ile ilgili bilhassa da askeriye ile ilgili neler yaptığını, neler yapmak istediğine şahit olduk. Terörün bitirilmesi konusunda zafiyet içinde olan şahısları da öğrenmiş olduk. Bu anlamda gerek hükümete, gerekse ilgili yerlere ne gibi raporlar verdiğini bizlere anlattı. Yıllardır bize ‘Muhalefet demek her şeye karşı gelmek demek değildir. Ülkenin menfaatine inandığın bir konuda iktidara destek vermek gerekiyor. İtiraz ettiğin bir konu var ise o itiraz hakkında bir alternatif sunmak ve içinin dolu olması gerekir.’ derdi.” ifadelerini kullandı.

‘YAZICIOĞLU, SALDIRININ OLDUĞU GECE TÜRKİYE’YE DÖNDÜ’

Muhsin Yazıcıoğlu’nun uzun yıllar özel kalemliğini yapan Okan Köksal da Dağlıca baskınından bir hafta sonra Diyarbakır’a ve Şırnak’a gittiklerini, Yazıcıoğlu’nun bölgede bir dizi temaslarda bulunduğunu belirtti. Baskının olduğu gecenin sabahında Almanya’daki programı yarıda keserek aktarmalı uçakla Türkiye’ye dönüş yaptıklarını sözlerine ekledi.

ABDULLAH GÜL: HABER KAYNAKLARIN SAĞLAMMIŞ

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Dağlıca saldırısından hemen sonra BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nu Köşk’e davet etmiş, Yazıcıoğlu da o dönem partinin genel başkan yardımcısı olan ve şimdiki BBP Genel Başkan olan Mustafa Destici ile birlikte Gül’ü ziyaret etmişti. Mustafa Destici, o görüşmeyi şöyle anlattı: “Sayın Abdullah Gül’ü hem yeni görevinden ötürü hayırlı olsun demek, hem de ‘terörle mücadele’ raporunu sunmak maksadıyla ziyaret ettik. Bu görüşmede terörle mücadele konusunda karşılıklı fikir alışverişinde bulunuldu. Abdullah Gül bu görüşmede merhum Yazıcıoğlu’na ‘haber kaynakların sağlammış’ dediğini hatırlıyorum.”

‘O GECE YAPTIĞIMIZ TESPİTLER İLE YAZICIOĞLU’NUN TESPİTLERİ ÖRTÜŞÜYOR’

Cihan Haber Ajansı’na konuşan dönemin Dağlıca Taburu komutanı Onur Dirik, çatışma sırasında Yazıcıoğlu’na gelen telefonu doğruladı. O gece yaptıkları durum değerlendirme toplantısında elde ettikleri tespitlerin, Yazıcıoğlu’nun saldırıyla ilgili yaptığı tespitlerle örtüştüğünü söyledi. Dirik, “Çatışmanın dördüncü beşince saatlerinde bazı rütbeli arkadaşlar ile kendi aramızda kısa bir değerlendirme yaptık. Bu değerlendirmede bazı tespitlerimiz oldu. Taburun üzerinde bulunan şüpheli ve kimliği belirsiz hava aracının varlığı. O gece bize Yüksekova istikametinde taburu neredeyse boşaltacak şekilde bir intikal görevi verilmiş olması ve intikal yolundaki köprünün de saldırıyla eş zamanlı olarak teröristler tarafından havaya uçurulması.

Teröristlerin genel taktiklerine uygun olarak yalnızca ileri üst bölgelerine değil taburun merkezini de kapsayacak şekilde bütün tabur unsurlarına eş zamanlı bir saldırı gerçekleştirerek tabur merkezine girmeye de teşebbüs etmeleri. Görülmemiş çapta ve sayıda ağır silah kullanmaları nedenleriyle bu yapılan eylemin çok komplike bir plana dayandığı. Teröristlerin böyle bir eylemi planlama ve icra bakımından kendi başlarına yapamayacakları sonucuna ulaşmıştık. Tüm bunları yapabilmek için ayrıca örgütün de çok sağlam istihbarat bilgisi almış olması lazım. Nitekim olaydan kısa bir süre sonra rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu da benzer tespitlerde bulunmuştu. Kendisinin bu kadar isabetli tespitlerde bulunabilmesi için bizim yaşadıklarımızı ve bu değerlendirmeleri bilmesi gerekir. Bu da ister istemez tabur içinden kendisinin değerlendirme ve iletişim kabiliyetine sahip bir kişiden çatışmanın gerçek niteliği hakkında bilgi alma ihtimalini akıllara getiriyor.”

DAĞLICA KOMUTANI DİRİK: ‘YAZICIOĞLU’NU ÜST RÜTBELİ PERSONEL ARADI’

Dirik, Muhsin Yazıcıoğlu’nu arayan kişinin üst rütbeli personel olduğunu söyledi: “Tabur komutanlığı görevini bitirdikten sonra çatışma esnasında taburdan bir uzman çavuşun Muhsin Yazıcıoğlu’nu aradığını söylediler. Fakat ben, bir uzman çavuşun o gece Yazıcıoğlu’na telefon edebileceği kanaatinde değilim. Çünkü telefon eden rütbelinin iletişim imkanlarının yeterli düzeyde olması gerekir. Dolayısıyla Yazıcıoğlu’na telefon eden kişinin küçük rütbeli personel olduğuna ihtimal vermiyorum. Yazıcıoğlu’nu arayan personelin üst düzey değerlendirme yeteneğine sahip ve şahsi telefonu olması gerekir. Bu imkan da sadece birkaç kişi de vardı.”

LİNK : https://www.facebook.com/notes/bir-medeniyet-tasavvuru-muhsin-yaz%C4%B1c%C4%B1o%C4%9Flu/yaz%C4%B1c%C4%B1o%C4%9Flu-da%C4%9Fl%C4%B1ca-bask%C4%B1n%C4%B1n%C4%B1-nas%C4%B1l-%C3%B6%C4%9Frendi-i%C5%9Fte-muhsin-yazicio%C4%9Flu-farki-bu-memle/316744878335636

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// VİDEO : Habertürk Gündem – 11 Mart 2017 (FETÖ ile Mücadele)


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=5kcGBEqNlak&list=TLGGEfIraVkBbJ4xMjAzMjAxNw

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ ‘Candy Crush Saga’ görünümlü program kurdu


FETÖ ‘Candy Crush Saga’ görünümlü program kurdu

FETÖ/PDY mensuplarının kriptolu haberleşme ağı ‘ByLock’un ardından Mart başından itibaren ‘Candy Crush Saga’ görünümlü yeni bir mesajlaşma programı üzerinden bilgilendirildiği belirlendi. FETÖ elebaşı Gülen’in, ağ üzerinden mesajlar göndererek, itirafların önüne geçip örgütün direncini artırmaya çalıştığı belirlendi. Uygulamanın nasıl yüklendiği ve kimler tarafından kullanıldığı araştırılıyor.

FETÖ’nün kullandığı yeni mesajlaşma programının ‘Candy Crush Saga’ görünümlü olduğu tespit edildi.

FETÖ’nün Bylock, Eagle, Talk ve Kakao’dan sonra mart ayından itibaren yeni bir ağ üzerinden örgüt üyelerine motivasyon ve yönlendirme mesajları göndermeye başladığı ortaya çıktı. Güvenlik birimleri, milyonlarca kişi tarafından oynanan "Candy Crush Saga" görünümlü yeni mesajlaşma programını deşifre etti.

Örgütün, bu program üzerinden çözülmelerin ve itirafların önüne geçmek için gözaltına alınma ve tutukluluk sırasında hangi hallerin işkence ve kötü muameleye delil olduğu yönünde bilgi verdiği belirlendi.

Örgütün, üyelerine hakim karşısında işkence ve kötü muamele gördükleri yönünde şikayetlerini yüksek sesle dillendirmeleri talimatı verdiği de ortaya çıktı.

Bu konuda ‘Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’ ve ‘Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne başvurulması, kendilerine yardımcı olunacağı mesajı verildiği tespit edildi.

İtiraflar harekete geçirdi

Darbe girişiminin ardından gözaltı ve ihraç süreçlerinde bazı FETÖ üyeleri, itirafçı oldu. Bu itirafların önüne geçmek isteyen örgütün, üyelerinin moral ve motivasyonlarını yüksek tutmak amacıyla farklı yöntemlere başvurduğu öğrenildi. Örgütün, bu çerçevede mart ayından itibaren haberleşme için milyonlarca kişi tarafından oynanan “Candy Crush Saga" görünümlü yeni bir mesajlaşma programını devreye koyduğu saptandı.

FETÖ’nün haberleşme ağı ‘By Lock’ adım adım böyle çözüldü

Fuatavni operasyonunda yakalanan Başbakanlık Veri Uzmanı Akif Mustafa Koçyiğit’in örgüt içi iletişim ağına dair itiraflar ‘By Lock’ isimli bir programa işaret ederken, bu programın istihbarat ekiplerince deşifre edildiği sürece dair tüm detaylara yenisafak.com ulaştı. Elde edilen verilere göre örgüt, Kasım 2014 itibariyle "By Lock" adlı hem android hem de iOS tabanlı cihazlara uygun olan kriptolu mesaj uygulamasını kullanmaya başladı. Kısa süre içinde Milli İstihbarat Teşkilatı’nın istihbarat birimleri örgüt mensuplarının kriptolu mesajlarını arşivlemeye ve çözümlemeye başladı. Mehmet Acet: En ciddi veriler By Lock’tanYeni Şafak Yazarı Mehmet Acet, 27 Temmuz kaleme aldığı "FETÖ’nün haberleşme ağı ne ölçüde çözüldü?" başlıklı köşe yazısında "By Lock" hakkında çarpıcı tespitlerde bulunmuş ve "Devletin elinde şu an için FETÖ ile ilgili bulunan en ciddi veriler, işte bu gizli programın ele geçirilmesi, takibinin yapılması ve arşivinin tutulması ile elde edilen bilgilerden oluşuyor" ifadelerine yer vermişti.40 bin terörist listedeBu kapsamda 2016 Mayıs ayı itibariyle ‘By Lock’ uygulamasını kullanan FETÖ üyelerinin isimleri, lokasyonları, telefon numaraları hakkındaki bilgiler büyük oranda çözülürken yazışmaların içerikleri kısmi olarak çözülebildi ve onbinlerce isim çalıştıkları kurumlara göre tasnif edilmeye başlandı.

TSK olmak üzere devlet kurumlarına sızan 40 bine yakın FETÖ üyesi belirlendi ve devlet makamlarınca Mayıs 2016 itibariyle paylaşılmaya başlandı. İşte ilk gününden bu yana FETÖ’nün irtibat için kullandığı ‘By Lock’ uygulamasının perde arkası:

FETÖ, 1973’den bu yana bir istihbarat örgütü şeklinde teşkilatlanmış ve haberleşme şeklini buna göre dizayn etmişti. Ancak klasik istihbarat haberleşme yöntemlerinin yanında teknolojik gelişmeleri takip ederek kripto mesaj uygulamalarını kullandı.

Özellikle 17-25 Aralık 2013 sürecinde devlet içine sızmış FETÖ’cülerin başarısız bürokratik darbe girişiminden sonra deşifre olmamak için klasik haberleşme yöntemlerini bırakarak, şifreli mesajlaşma uygulamalarını kullanmaya başladığı görüldü.

FETÖ üyeleri Kasım 2014 itibariyle "By Lock" adlı hem android hem de iOS tabanlı cihazlara uygun olan kriptolu mesaj uygulamasını kullanmaya yöneldi.- Milli İstihbarat Teşkilatı birimleri, FETÖ’cülerin By Lock uygulamasını kullandığı tespit ettikten sonra ilgili teknik birimlerin uygulamada zaafiyet bulma çalışmaları hız kazandı. Teknik istihbarat birimlerinin ilgili uygulamada zaafiyet bulmasından sonra Türkiye lokasyonlu kullanıcılara hem Türkiye içinden hem de yurt dışından gelen tüm yazışmalar belgelendi.

Elde edilen yazışmalar kriptolandığı için kriptografi uzmanları şifrelemeyi çözme sürecine başlamış ancak ve süreç içinde örgütün kripto sistemi kısmi olarak çözüldü.-

2016 Mayıs ayı itibariyle By Lock uygulamasını kullanan FETÖ üyelerinin isimleri, lokasyonları, telefon numaraları hakkındaki bilgiler büyük oranda çözülürken yazışmaların içerikleri kısmi olarak çözülebilmiştir ve onbinlerce isim çalıştıkları kurumlara göre tasnif edilmeye başlandı.- Bu uygulamayı kullanan FETÖ’cülerin deşifre edilemesiyle beraber Ağustos 2016’da yapılacak olan YAŞ ile ilgili olarak asker içine sızan 600 rütbeli askerin ismi 11 Temmuz 2016’da Milli Savunma Bakanlığı ile paylaşıldı.

Bu 600 FETÖ üyesi rütbeli askerin deşifresi 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilmiş olan başarısız darbe girişiminin YAŞ öncesine çekilmesine neden oldu.- Ayrıca bu uygulamadan elde edilen istihbarat bilgileri sayesinde başta TSK olmak üzere devlet kurumlarına sızan 40.000’ne yakın FETÖ üyesi belirlenmiştir ve devlet makamlarınca Mayıs 2016 ayı itibariyle paylaşılmaya başlandı. Halen çözümler devam etmektedir. 40.000 sayısı çözümler devam ettikçe artıyor.-

Bu belirleme sayesinde başarısız darbe sürecinden sonra devletin gerçekleştirdiği soruşturmalar, gözaltılar çok daha hızlı olmuş ve nokta atışı operasyonlar gerçekleştiriliyor.

İşkence talimatı

Güvenlik birimleri, bu programın deşifre edilmesine yönelik önemli bir çalışma yaptı. Örgütün, bu ağ üzerinden üyelerine gözaltına alınma ve tutukluluk sırasında hangi hallerin işkence ve kötü muameleye delil olduğu yönünde bilgi verdiği tespit edildi.

Örgüt üyelerinden, hakim karşısında işkence ve kötü muamele gördükleri yönünde şikayette bulunmaları istendi. Bir süre önce Balıkesir’de tutuklu örgüt üyelerinin toplu olarak mahkemede yüksek sesle işkence gördüklerini dile getirdikleri, hakimin de tahliye isteminde bulunduğu yönünde mesajların örgüt mensuplarına iletildiği görüldü.

"Bylock’u kabul etmeyin"

Örgütün, mensuplarını ByLock’u kabul etmemeleri için talimatlandırdığı belirlendi. Örgüt, yeni ağı kullanan mensuplarına gönderdiği mesajda, “Telefonlarda çıkan ByLock programları için düzmece ByLock görüşmeleri hazırlanacak, bunlar üzerinden itiraf almaya çalışacaklar, kesinlikle kabul edilmemeli, bu tarz bir sorgulamanın işkence olduğu belirtilmeli" denildi.

Mesajlarda, örgüt üyelerinden işkence ve kötü muamele iddialarını Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne iletmelerinin istendiği bilgisine ulaşıldı. Örgütün bu kurumlara yapılan başvurulara destek vereceği ifade edildi.

FETÖ’cülerin yazışma uygulaması ByLock’un ara yüzü ilk kez gösterildi

FETÖ’nün gizli haberleşme programı Bylock hakkında her geçen gün dikkati çeken veriler ortaya çıkarılırken, CHP’nin yayımladığı bir raporda yer alan bulgular ilk kez açıklandı.CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdal Aksünger, konuk olduğu Habertürk canlı yayınında ByLock konusunda yapılan araştırmanın sonuçlarını paylaştı.Elde edilen verilere göre örgüt, Kasım 2014 itibariyle "By Lock" adlı hem android hem de iOS tabanlı cihazlara uygun olan kriptolu mesaj uygulamasını kullanmaya başladı. Kısa süre içinde Milli İstihbarat Teşkilatı’nın istihbarat birimleri örgüt mensuplarının kriptolu mesajlarını arşivlemeye ve çözümlemeye başladı.Galeri: ByLock’un arayüzü ortaya çıktı Bylock’un arayüzünde neler var?Şu an indirilemeyen uygulamaya dair en son güncellemeyle birlikte elde edilen ‘ara yüz’ görselini paylaşan Aksünger, farklı zaman dilimlerinde ByLock için güncellemelerin yapılmış olabileceğine dikkati çekti.Uygulamada, ‘Arkadaşlar’ yada ‘Gruplar’ oluşturma imkanının bulunduğu görülüyor. Whatsapp ve Facebook Messenger gibi iletişim uygulamalarına benzerliği göze çarpan ByLock’taki sohbet paneli üzerinden dosya gönderiminin de mümkün olduğu görülüyor. En yoğun arama Çorum’danCHP’nin ByLock raporunda 1-7 Eylül 2014 tarihlerinde ByLock kullanımının yoğun olduğu bildirildi. Türkiye’deki arama trafiği ise şöyle: Çorum, Kırklareli, Amasya, Edirne ve Adıyaman.Dünya genelindeki arama yoğunluğu da raporla birlikte ortaya çıkarıldı. Buna göre; ByLock’un yüzde 80’in üzerinde Türkiye’de kullanılmış olduğu görüldü.FETÖ’nün haberleşme ağı ‘By Lock’ adım adım böyle çözüldü Hürriyet’in ByLock haberi FETÖ’ye can simidi oldu FETÖ’nün haber sitesi görünümlü ByLock’u ortaya çıktı Video: FETÖ’nün mobil ağının kodları Galeri: FETÖ ile bağlantısı olanlar böyle deşifre ediliyor

Elebaşı Gülen’in mesajı

FETÖ elebaşısı Fethullah Gülen’in yeni iletişim ağı üzerinde bazı mesajları da belirlendi. Habertürk’ün haberine göre, Gülen’in, örgüt mensuplarını uyararak, "Süreç bize ne kazandırdı sorusuna cevap olarak, yeniden ikaz edildik. Dualarınız, teheccütleriniz eksikti kendinize gelmeniz için Allah sizlere yeni yöntemler öğretti. Allah bu hizmetteki kömür ruhları ayırdı. Münafıklığı ve başka cemaatleri gösterdi. Vifak ve ittifakımızı pekiştirdi" ifadesini kullandığı kaydedildi.

Kullanıcılar tek tek ortaya çıkarılacak

Güvenlik birimleri, ByLock gibi yeni programı da tüm ayrıntıları ve boyutlarıyla ortaya koymak için çalışmalarını derinleştirdi. Programın nasıl yüklendiği ve kimler tarafından kullanıldığının tespiti ile mesaj içeriklerinin çözümüne yönelik çalışmalar aralıksız devam ediyor.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ Okulları Yabancı Ajanlara Ev Sahipliği Yapmış


FETÖ Okulları Yabancı Ajanlara Ev Sahipliği Yapmış

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz’daki darbe girişimine ilişkin Genelkurmay Başkanlığındaki eylemlerle ilgili 221 sanık hakkında hazırlanan çatı iddianamesinde, terör örgütünün Türk cumhuriyetlerinde açtığı okullarda diplomatik pasaportlu CIA ajanlarını İngilizce öğretmeni olarak istihdam ettiği belirtildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, FETÖ’nün 15 Temmuz’daki darbe girişimine ilişkin Genelkurmay Başkanlığındaki eylemlerle ilgili 221 sanık hakkında hazırlanan çatı iddianamenin giriş bölümünde, örgütün tanımlanması yapıldı. Bu bölümde FETÖ’nün uluslararası teşkilat, yabancı devlet ve istihbarat servisleriyle ilişkisine de yer verildi.

Yabancı ülke istihbarat servislerinin, Türkiye merkezli olarak dünyanın 160 ülkesinde faaliyet gösteren ve Pensilvanya’dan yönetilen FETÖ’yü kontrol ettiği ve Türkiye’ye karşı kullandığı belirtilen iddianamede, örgütün kod isimler kullanması, üyelerinin belli sürelerle telefon numaralarını değiştirmesi, bilinmesi gerekenler ve tedbir prensipleri gibi uyguladığı yöntemlerin, örgütün bir veya birkaç devletin istihbaratının şemsiyesi altında olduğunun göstergesi olarak nitelendirildi.

CIA’de bir dönem Türkiye istasyon şefi olarak da görev yapan, eski CIA Başkan Yardımcısı ve ABD’deki önemli düşünce kuruluşlarından Rand Corporation’da danışman olarak görevli Graham Fuller’in, Gülen’in ABD’den ikamet izni alabilmesi için referans olduğu bilgisi de iddianamede yer aldı. Fuller’in "Siyasal İslam’ın Geleceği" kitabında teşekkür ettiklerinin arasında örgütün elebaşının bulunması, Türkçe’ye çevrilen "Yeni Türkiye Cumhuriyeti" adlı kitabında da Gülen hakkındaki övgü dolu ifadelerinin olması FETÖ’nin kimlere hizmet ettiğinin göstermesi açısından önemli bir delil olarak nitelendirildi.

Darbe gecesi Türk Donanması’nın yüzde 70’ini hazır hale getirdiler.

Lobi şirketleriyle Türkiye karşıtlığı anlaşması

İddianamede, terör örgütünün yabancı istihbarat servisleriyle irtibatının çok açık olduğuna dikkat çekilerek, örgütün Brüksel’de bir lobi şirketiyle anlaştığı, ABD’de lobi şirketlerine para verildiği, ABD’deki seçim kampanyalarına bağışlar yaptığı ve senatörlerden bazılarının "gezi" adı altında Türkiye’ye getirip güç gösterisinde bulundukları belirtildi.

FETÖ’nün Belçika’daki lobi şirketiyle anlaşmasında Türkiye’yi Avrupa ülkeleri nazarında suçlu durumda gösterip Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye baskı uygulamasını sağlamayı amaçladığı kaydedildi.

Terör örgütünün yapılanmasına ilişkin araştırma ve görüşlerin de aktarıldığı iddianamede, FETÖ’nün Türk cumhuriyetlerindeki okullarında, diplomatik pasaportlu CIA ajanlarını İngilizce öğretmeni olarak istihdam ettiği bilgisine yer verildi.

İddianamede, terör örgütünün yabancı ülkelerden destek alabilmek için onlarla iş birliği içinde olduğu da kaydedildi.

KÜRT SORUNU DOSYASI : DEVLET ELİYLE “KÜRDİSTAN”I KURUYORLAR, HÜK ÜMET HALA CART CURT EDİYOR /// YERSEN !!!!


YILMAZ ÖZDİL : Kürdistan bayrağı

​Sabah işe geldim.
Bilgisayarı açtım.
Mesaj yağmış…
“Kürdistan bayrağı tarihte ilk kez Türkiye’nin başkentinde Ankara Esenboğa Havalimanı’nda göndere çekildi, bu konuyu yazın lütfen.”

Nesini yazayım birader…

Pkk’nın tanık, TSK’nın sanık yapılmasına şaşmadın da, Kürdistan bayrağının dalgalanmasına mı hayret ettin?
“Diyarbakır’a karışırım” diyen Barzani’nin Akp kongresinde onur konuğu yapılmasından rahatsız olmadın da, Türkiye seninle gurur duyuyor diye alkışlanmasından rencide olmadın da, Kürdistan bayrağının göndere çekilmesini mi yadırgadın?

“Yaşasın Kürdistan, keşke sayın Öcalan da aramızda olsaydı” diyen Barzani’nin, başkanlık sarayını biz inşa etmedik mi?
Barzani’nin babasına anıt mezar dikmedik mi?
Kürdistan’ın başbakanlık binasını, içişleri bakanlığı binasını, merkez bankası binasını, üniversitelerini, altyapısını, alışveriş merkezlerini, toplu konutlarını, otellerini, parklarını biz yapmadık mı?
Kürdistan’ın havalimanlarını “milletin orasına koyacağım” diyen yandaş müteahhit yapmadı mı?
Barzani’nin yancısı Talabani “hiçbir pkklıyı Türkiye’ye teslim etmem, Türkiye’ye kedi bile vermem” derken, pkklıların ücretsiz tedavi edildiği hastaneleri biz yapmadık mı?
Kürdistan’da askeri faaliyet göstermeyelim diye kafamıza çuval geçirdiler… Teşekkür mahiyetinde, Kürdistan’daki Amerikan üssünü biz yapmadık mı? Kürdistan Amerikan Elçiliği’ni biz yapmadık mı?
Kendi vatandaşımıza 20 kuruştan verdiğimiz elektriği, Kürdistan’a yarı fiyatına, 10 kuruştan vermiyor muyuz?
Kürdistan’ın çöpçülük işini, çöp toplama işini biz yapmıyor muyuz?
Kürdistan silahlı kuvvetleri, takvimde başka gün yokmuş gibi, tam 29 Ekim’de, Cumhuriyet Bayramı’nda, topuyla füzesiyle Kürdistan bayraklarıyla, Türkiye topraklarında resmi geçit yapmadı mı?
Kürdistan silahlı kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrak taşıyıcısı THY uçakları tarafından taşınmadı mı?
Kürdistan silahlı kuvvetlerinin yediği lahmacunun parasını bile Türkiye Cumhuriyeti devleti ödemedi mi?
TC silinirken, Pkk bayrağı serbest bırakılmadı mı?
Pkk bayrağıyla alakalı suç duyurusunu inceleyen savcılık “sarı kırmızı yeşil renkler pkk sembolü manasına gelmez, Senegal’in Gana’nın Kamerun’un bayrağı da yeşil kırmızı sarıdır” deyip, takipsizlik kararı vermedi mi?
Bodrum’a tatile gelen yabancı turist, dövmeciye girdi, omzuna Türk bayrağı yapılmasını istedi, dövmeci Türk bayrağı yerine Pkk bayrağı kazıdı, turist şikayetçi oldu, dava açtı ama… Hapis cezasına çarptırılan pkk’lı dövmeci, sayın hükümetimizin yargı paketiyle affa sokulmadı mı?
Akp’nin başbakanı “ulus devlet ayrıştırıcıdır, ulusçulukla hesaplaşma zamanı geldi, bana serok Ahmet diyorlar, bana biji serok Ahmet diyen dillerinize kurban olayım, Kobani’ye selam ediyorum, Kobani’deki kardeşlerimin alnından öpüyorum” demedi mi?
Başbakan yardımcımız “Kandil’le direkt görüşülmesini arzuluyorum” demedi mi?
Tbmm başkanımız “Pkk bayrağı taşımayı suç olmaktan biz çıkardık” diye övünmedi mi?
Aynı Tbmm başkanımız “Abdullah Öcalan oruç tutardı, camiye giderdi, namazında niyazında çocuktu, kandırıldı” demedi mi? Gelmiş geçmiş en kanlı teröriste “zavallı apocuk” demeye getirmedi mi?
Akp milletvekili “pkk seçime girsin, seçilsin” demedi mi?
Akp milletvekili “bağımsız Kürdistan için silah kullanabilirsiniz” demedi mi?
Akp milletvekili “pkk terör örgütü değildir” demedi mi?
Akp genel başkan yardımcısı “Türk yoktur” demedi mi?
“Ulus devlet Allah’ın belasıdır, Türk kimliği bölücüdür, Türk bayrağı demeyelim Türkiyeli bayrağı diyelim, Öcalan çok karizmatik” diyenler, akil insan yapılmadı mı?
Türkülerinde “barutun kokusu düştü burnuma, dört bir yanı istiyorum dibinden patlatayım, tutmak istiyorum Kürdistanımı” diyen Şivan Perver’e, adeta “barış güvercini” muamelesi yapılmadı mı, Akp mitinginde düet yaptırılmadı mı?
Pkk’lılar Habur’da havai fişekle karşılanmadı mı?
Oslo’da masaya oturulmadı mı?
Apo’ya Diyarbakır meydanında Ulusa Sesleniş konuşması yaptırılmadı mı?
Pkk kurşunuyla tekerlekli sandalyeye mahkum olmuş, şeref madalyalı subayımız, Pkk itirafçısının yalanıyla intihar ettirilmedi mi?
Diyarbakır Akp teşkilatı temsili mahkeme kurup, şeref madalyalı şehit binbaşıyı müebbet hapis cezasına çarptırmadı mı?
Şehit babasına hapis cezası verilmedi mi?
Gazilerin protezlerine haciz gelmedi mi?
Şehit tabutu, portakal kasası gibi, kamyonette taşınmadı mı?
10 şehidimiz toprağa verilirken, başbakanımız şarkıcılarla birlikte Somali’ye gidip, Somalililere moral vermedi mi? Sekiz şehidimiz toprağa verilirken, dışişleri bakanımız Myanmar’a gidip, Myanmarlılara ağlamadı mı? 15 şehidimiz varken, Akp milletvekili stadyumda sünnet düğünü yapmadı mı? Sekiz şehidimiz toprağa verilirken, genelkurmay başkanı hulusi bey nikah şahidi olmadı mı?
Akp borazanı haline getirilen anadolu ajansı, Murat Karayılan’ın Kandil’deki basın toplantısını canlı yayınlamadı mı?

Nesini yazayım…

Irak Kürdistan’ı birinci çinko.
Suriye Kürdistan’ı ikinci çinko.
Tombala’nın eli kulağında mı diyeyim?

Eminim hatırlarsanız… Sınırötesi harekat yapmamıza karşı çıkan Barzani “Türkiye bizim topraklarımıza girerse, savaş anlamına gelir, karşılık veririz” dediğinde, asrın liderimiz esip gürlemişti, “Barzani muhabatım değil, haddini aştı, terör örgütüne yataklık yapıyor, söylediği lafların altında ezilir, bizim kim olduğumuzu tarih iyi bilir, biz aşiret değiliz, bedeli çok ağır olur” demişti. Abdullah Gül hiddetlenmişti, Barzani için Washington’a telefon etmiş, “susturun şu adamı, yoksa biz susturmasını biliriz” demişti. Bülent Arınç ağır konuşmuştu, “verdiğimiz ekmek bile hâlâ Barzani’nin kursağında duruyor, uyarıyorum, perişan olur” demişti. Akp grup başkanvekili tehdit etmişti, “Barzani’nin ağzından çıkanı kulağı duysun, sabrımızı taşırmasın, sonu Saddam’ın sonuna benzer” demişti. Sayın basınımız “Ortadoğu’nun dansözü, küstah Barzani, kukla Barzani, Osmanlı tokadı istiyor, günah bizden gitti, Barzani kaşınıyor, Barzani kudurdu” manşetleri atmıştı.

Breh breh breh…
Şimdi aynı Barzani, asrın liderimiz tarafından Mabeyn Köşkü’nde, binali bey tarafından da Çankaya Köşkü’nde ağırlandı mı diyeyim?

Devlet püskevit oldu mu diyeyim?

Bunların hepsi milletin gözünün önünde yaşanıyor… Sonra dönüp, aynı milletin gözünün içine baka baka “hayır diyenler pkklıdır” diyorlar mı diyeyim?

Bu kafayla gidelim, referandumda aynen devam edelim, Kürdistan bayrağını göndere çekerken, bari Türk bayrağını indirmediklerine şükredelim mi diyeyim?

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : Kripto istihbaratçı


Kripto istihbaratçı

15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden 2 gün sonra açığa alınan ve 29 Temmuz’da ihraç edilen Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Dairesinde görevli eski Yüzbaşı Şenol Çınar’ın ByLock kullandığı tespit edildi.

Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından yakalama kararı çıkarılan Çınar, Pendik İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından Yüksek Hızlı Tren istasyonunun önünde yakalandı. Gözaltına alınan 36 yaşındaki Çınar, Ankara İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele Dairesine teslim edildi.

İHRAÇ EDİLDİ

FETÖ’nün gizli haberleşme ağı Bylock’u kullandığı tespit edilen Çınar’ın, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında, Bosna Hersek Birleşmiş Milletler Barış Gücü bünyesindeki Türk birliğinde olduğu öğrenildi. Darbenin ardından başlayan FETÖ operasyonlarında Şenol Çınar’ın 17 Temmuz’da açığa alındığı ve Türkiye’ye geri çağrıldığı belirtildi. 23 Temmuz günü Türkiye’ye dönüş yaptığı belirlenen Çınar’ın yapılan incelemelerin ardından 29 Temmuz’da yayınlanan KHK ile ihraç edildiği anlaşıldı.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : ABD’den “Ebu Bekir el-Bağdadi” açıklaması


ABD’den "Ebu Bekir el-Bağdadi" açıklaması

ABD Savunma İstihbarat Ajansı yetkilisi, DEAŞ lideri Bağdadi ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Yetkili, ‘Yaşadığına inanıyoruz. Nerede olduğunu bilmiyorum ancak Musul’da olmadığını Musul operasyonu başlamadan, Musul ve Telafer’i sarmadan önce şehri terk etmiş olabileceğini düşünüyoruz’ diye konuştu.

ABD Savunma Bakanlığında (Pentagon) gazetecilere konuşan ABD Savunma İstihbarat Ajansı yetkilisi, terör örgütü DEAŞ’ın elebaşı Ebubekir el-Bağdadi’nin hayatta olduğunu ancak Musul operasyonu başlamadan şehri terk ettiğini düşündüklerini bildirdi.

Adı açıklanmamak üzere telefon üzerinden soruları cevaplayan istihbarat yetkilisi, "Ebubekir el-Bağdadi’nin yaşadığına inanıyoruz. Nerede olduğunu bilmiyorum ancak Musul’da olmadığını Musul operasyonu başlamadan, Musul ve Telafer’i sarmadan önce şehri terk etmiş olabileceğini düşünüyoruz.” dedi.

Bağdadi’yi “yılanın başı” olarak niteleyen yetkili, terör örgütü elebaşından ziyade orta kademedeki komutanların ve liderlerin hedef alınmasını örgüte diz çöktürecek daha stratejik bir adım olarak düşündüklerini aktardı.

Yetkili şöyle devam etti:

“Biz daha çok orta kademe operasyon ve taktik komutanlarına odaklanıyoruz. Zaman içerisinde göreceğiz ama askeri muharip gücüne diz çöktürmenin en etkili yollarından biri orta rütbeli elebaşları öldürmektir. Bu adamlar Büyük Şura Konseyi üyelerinden farklı olarak sahadalar.”

DEAŞ Rakka’yı başkent olarak gözden çıkarmış

Rakka’daki DEAŞ elebaşlarının önemli bir kısmının şehri terk ettiğini ifade eden istihbarat yetkilisi örgütün Rakka’yı başkent olarak gözden çıkardığını kaydetti.

Kentin etrafının önemli ölçüde sarıldığını aktaran yetkili “Bazı DEAŞ elebaşları Rakka’nın askeri olarak tutulabileceğini düşünmüyorlar.” şeklinde konuştu.

Rakka’nın halen izole edilmeye devam edildiğini söyleyen istihbarat yetkilisi, örgütün şehirde savunma tuzakları kurmaya devam ettiğini ve yöredeki yoğun nüfustan dolayı çok zor bir savaşın şehri beklediğini söyledi.

“Musul’un doğusunu almamız 80 gün sürdü. Ramadi’yi altı ayda kurtardık. Dolayısıyla Rakka uzun ve zor bir savaş olacak” diyen yetkili, DEAŞ’ın evlere el yapımı patlayıcılar yerleştirdiğini ve şehrin içinde patlayıcı tuzaklanmış pek çok tünelin bulunduğunu düşündüklerini aktardı.

Yetkili şu ifadeleri kullandı:

“Rakka’nın alınması DEAŞ’a karşı yapılacak son savaş olmayacağını söylemeliyim. Tıpkı Musul’da olduğu gibi çok kritik bir savaş olacak. Ve tabii ki halifeliklerini ellerinden almak ve orada tahminimce muharip güçlerini önemli ölçüde yok edeceğimizden son derece sembolik olacak. Ama DEAŞ başka yerlerde devam edecek. Fırat nehri boyunca varlığını sürdürecek.”

"Fırat boyunda 9 bin DEAŞ savaşçısı var"

Yetkili, Musul’un güneyinden başlamak üzere Ebu Kemal, Suriye’de El Kaim, Deyr ez-Zor ve Rakka’nın batısına kazan uzanan bölgede yaklaşık 9 bin civarında DEAŞ militanı bulunduğunu tahmin ettiklerini söyledi.

Amerikalı istihbarat yetkilisi aynı zamanda örgütün Suriye ve Irak’ta kontrol ettiği toprakların yüzde 65’inin geri alındığını ifade etti.

"Irak’ta yoğun nüfuslu şehirler 6 ay içerisinde kurtarılmış olacak"

Yetkili, DEAŞ terör örgütünün ne zaman bitirebileceği konusunda iyi bir tahmini olmadığını ifade etti ancak altı ay içerisinde Irak’ta DEAŞ’ın elinden tüm önemli yerleşim birimlerinin alınmış olacağını savundu.

İstihbarat yetkilisi “Altı ay içerisinde Irak’taki önemli nüfus yoğunluğuna sahip merkezlerin tamamının DEAŞ’tan kurtarılmış olacağını düşünüyorum ancak genel açısından bir zaman dilimi veremem çünkü özellikle de Suriye’de yapmamız gereken daha çok önemli işler var.” değerlendirmesini yaptı.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// 15 Temmuz çatı iddianamesinden : FETÖ’nün Genelkurmay’da kozmik odas ı olduğu ortaya çıktı


15 Temmuz çatı iddianamesinden : FETÖ’nün Genelkurmay’da kozmik odası olduğu ortaya çıktı

İddianameye giren görüntülerden biri de Akar’ın, Akıncılar Üssü’ne götürülmek üzere helikoptere bindirilmeden hemen önesine ait

15 Temmuz çatı iddianamesinde, ‘FETÖ’nün Genelkurmay Başkanlığı’nda paralel istihbarat sistemi kurduğunu ileri sürüldü. İddiaya göre, ‘FETÖ’ Karargâh’taki 418 nolu odayı kontr-kozmik büro olarak kullandı. İstihbaratçı Yüzbaşı Hüseyin Yıldırım‘ın ‘FETÖ’ aleyhindeki tüm belgeleri burada istiflediği, ihbarları ve gizli belgeleri ‘abiler’e ilettiği savunuldu. Öte yandan çatı iddianamesine giren görüntülerden biri de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın, Akıncılar Üssü’ne götürülmek üzere helikoptere bindirilmeden hemen öncesine ait.

Karar gazetesinden Hilal Öztürk‘ün haberine göre, Bülent Arınç’a yönelik kurmaca suikast ihbarı ile TSK’nın kozmik belgelerini Genelkurmay Seferberlik Tetkik Kurulu’ndan çıkaran örgütün, Karargah’ta hazırlanan istihbarat raporları ve gelen ihbarları kontrol altında tutmak için özel görevlendirme yaptığı ortaya çıktı. İddianamedeki tespitler ve ele geçirilen delillere göre, Genelkurmay’daki ‘418 nolu’ odada özel istihbarat birimi kuruldu. Bu odanın kapı şifresi de ‘FETÖ’nün ‘kozmik subayı’, Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’nda Bilgi Güvenlik Şubesinde Araştırma Subayı olan Deniz İstihbarat Yüzbaşı Hüseyin Yıldırım’a verildi.

Ankara Başsavcılığı, Yıldırım’da ele geçirilen ‘418 nolu odanın şifresi’ yazılı nottan hareketle ‘FETÖ’nün kozmik odasını açtırdı. Siyah klasörlerin içinden bilgi notları, ihbar mektupları, örgüt üyeleriyle ilgili isim, adresler ve e-posta bilgileri çıktığı belirtildi. Yıldırım’ın örgütle ilgili Genelkurmay’a ulaşan tüm ihbar ve bilgileri burada toplayıp ‘FETÖ’ye ulaştırdığı değerlendirildi. İddianameye giren arama tutanağına göre odada bulunanlar şöyle:

"41 adet evrak, her biri kendi içerisinde zımbalanmış. Paralel devlet yapılanmasının TSK içerisine sızma girişimi ile ilgili, isim ve adreslerinde yer aldığı, e-posta ve mektup yoluyla yapılan toplam 231 sayfalık şikayet ve ihbar evrakları. İlgili birimlerce hazırlanan bilgi notları. Bir siyah not defteri; 3 yaprağına el yazısı ile, isimler ve e-posta adresleri yazılı."

‘Sızma uyarısı’ da bulundu

‘FETÖ’nün kozmik odasında 21 Mart 2016 tarihli, özel bilgi notu başlıklı 6 sayfadan oluşan bir yazı da bulundu. Yazının içeriği şöyle aktarıldı:

"TSK’nın Fethullahçı kadrolaşmaya karşı kendini koruma sistemi yok. Zira bu kadrolaşmayı algılayacak vasıtalardan yoksundur. MİT Fethullahçı kadrolaşma ile ilgili hiçbir bilgi vermemektedir. Emniyet zaten kendisi Fethullah’a teslim olmuştur. TSK’nin kendi istihbarat ağını ve İKK birimlerin çok ivedi olarak kurmadıkça, MİT ve Emniyet’in insafına sığınarak bu konuda kendisini koruması mümkün görülmemektedir. Sonuç olarak bu tipi yapılanmanın diğer kuruluşlar kadar büyük oranda olmasada TSK’de de ciddi şekilde sızdığı, radikal bir temizleme yapılmaz ise TSK’nin da diğer kurum ve kuruluşlar gibi tamamının bu grubun kontrolüne geçebileceği değerlendirilmektedir.”

Yazıda dip not olarak "Radikal tedbir: Enver Paşanın Balkan bozgunundan Çanakkale direnişini yaratan değişimi gerçekleştiren acımasız reformu cümlesi" de yer aldı.

"Ehli-cemaat fişlemesi"

Cüzdanında Kıtmir (yedi uyurlar olarak da bilinen Eshab-ı Kehf’in köpeğinin ismi) muskası ele geçirilen Yüzbaşı Yıldırım’ın odasında da ‘FETÖ’nün TSK içerisindeki yapılanması ile ilgili istihbari mahiyette 48 maddelik not bulundu. 22 sayfalık evrağın 31 Mayıs 2014 tarihli bir haber sitesinden alındığı, “Başbakanlık çalışanı meçhul kişiden şok ihbar mektubu” başlıklı yazı çıktısı olduğu belirlendi. Yazının sonunda el yazısı ile yazılmış "26.11.2015 tarihinde Daire Başkanlığı tarafından Sayın İstihbarat Başkanına arz edilmiştir” not ve imza olduğu kaydedildi. 4 sayfalık e-posta çıktısının üzerindeki bilgiden harekatordusu@yandex.com adresinden, ‘FETÖ’ şüphelisi Tuğamiral Hasan Kulaç’a ait hasankulac@yahoo.com adresine gönderilen e-posta çıktısı olduğu belirlendi. Dokümanların ‘FETÖ’ soruşturmasıyla ilgili olduğu değerlendirildi. Yine Yıldırım’ın odasında ele geçirilen fişleme dosyasında, TSK personeli hakkında tablo şeklinde düzenlenmiş kişisel bilgiler ve açıklama kısmında farklı konularda sınıflandırmalar yapıldığı belirlendi. 11 sayfalık fişlemelerde, müspet, ehli-cemaat, hangi görüşe müzahir olduğu, Alevi, Sünni, Kürt, tehlikeli, zararsız, ateist, dindar gibi ifadeler kullanılması dikkat çekti.

"Ayda bir ihbar edin, aileleriyle vurun"

Örgütün Karargah’taki kozmik odasından çıkan belgeler arasında TSK içinde ‘FETÖ’nün çalışma programı da yeraldı. Maddeler halinde “menfiler” yani örgüte uzak veya olumsuz bakanlarla ilgili yapılması gerekenler şöyle anlatıldı:
"Yeni gelen okul komutanının tam olarak tanınması ve yapılacak hamlelerin ona yapılması gerekir. Yani biz, menfilerin hangi açıklarını bulursak daha fazla ceza aldırabiliriz. Bunu netleştirmek için de okul komutanının özelliklerini bilmek gerekir. Öncelikli hedefimiz ilk 50’de bulunan menfiler olacak. Bu menfileri özellikle 7’lik rehber talebelere zimmetlemek ve sürekli açıklarını aranacak. Çoğunu zimmetledik.

Darbe şüphelisi Hüseyin Yıldırım’da ele geçirilen belgeler…

"Araştırmalar sonucunda elde edilen kayda değer bilgileri en hızlı şekilde mektuba çevirmek. İlk 50’de bulunan her menfi için en az ayda bir mektup yazılacak. İlk 50’de yer alan menfileri abilere verip özellikle kamp dönemlerinde bu menfileri psikolojik olarak yıpratmak. Menfilerin ailelerine yönelik çalışmalar yapılacak çoğunun seceresini araştırma aile fertleri ve yakın akrabalarından vukuatı bulunanlarından tespit edilecek."

Akar, Akıncılar’a böyle götürüldü

Darbe girişiminin çatı iddianamesine giren görüntülerden birin de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın, Akıncılar Üssü’nü götürülmek üzere helikoptere bindirilmeden hemen öncesine aitti. Kamera görüntüsünden alınan fotoğrafta Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar’ın yanında ‘FETÖ’cü Tümgeneral Mehmet Dişli, Koruma Personel Bakım Kıdemli Başçavuş Abdullah Erdoğan, Özel Kuvvet Personeli Kurmay Yüzbaşı Onur Özdemir, Özel Kuvvet Personeli Üsteğmen Mehmet Aytaç yeralıyor.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ Alman istihbaratı ile kol kola


FETÖ Alman istihbaratı ile kol kola

FETÖ‘nün çatı iddianamesinde önemli bilgiler yer aldı. Örgütün, özellikle 17-25 Aralık süreci sonrasında yabancı istihbarat birimleri ile temasa geçtiği vurgulandı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı Ana FETÖ iddianamesinde yer alan bilgi ve belgeler terör örgütünün yabancı istihbarat servisleriyle iç içe olduğunu ortaya koydu. FETÖ’nün Alman ve İsrail İstihbaratı ile yaptığı görüşmeler tespit edildi.

Terör örgütü FETÖ’nün, özellikle 17 – 25 Aralık süreci sonrasında yabancı istihbarat birimleri ile temasa geçtiğine vurgu yapılan iddianamede ilginç bir görüşme ve detaylarına yer verildi. Buna göre FETÖ’nin sözcüsü konumundaki Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkan Yardımcısı Cemal Uşak, Almanya‘nın İstanbul Başkonsolosluğu’nda görevli Alman İstihbarat Servisi BND‘nin Temsilcisi Edward Ehrenheim ve yardımcısı Jörg Birkenbeul ile 15 Ocak 2014’te İstanbul’daki bir restoranda görüşme yaptı.

Bu görüşmede, aynı zamanda ana davanın sanığı da olan Cemal Uşak, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durumuna ilişkin Alman ajanlara açıklamalarda bulundu. Alman istihbaratçı Edward Ehrenheim, Cemal Uşak’a; "17 Aralık Operasyonu, Türkiye’den Suriye’ye giden yardımı MİT’in mi, Emniyet’in mi organize ettiğini, seçimler sonrasında Türkiye’de nelerin yaşanacağı"na dair sorular yöneltti.

Cemal Uşak’ın İsrail Başkonsolosluğu yetkilileri ile de sıkı irtibatı bulunduğu belirtilen iddianamede, "Bu irtibat, FETÖ’nin yabancı istihbarat servisleriyle ilişkisini ve kimlere hizmet edildiğini ispatlamaktadır" denildi.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : 122 bin ByLock kullanıcısından 910’u akademisyen çıktı


122 bin ByLock kullanıcısından 910’u akademisyen çıktı

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın tespit ettiği 122 bin ByLock kullanıcısından 910’u akademisyen çıktı. Savcılık listeyi, YÖK’e gönderdi. Öğretim üyeleri hakkında işlem başlatıldı.

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın tespit ettiği 122 bin ByLock kullanıcısından 910’u akademisyen çıktı. 122 bin ByLock kullanıcısı ve 18 milyon mesaj içeriği tek tek tespit edildi. Programı indirenlerin de şifreli yazışma programını etkin olarak kullandığı belirlendii. Savcılık listeyi, Yükseköğretim Kurulu’na gönderdi. Öğretim üyeleri hakkında işlem başlatıldı.

Bir başka soruşturma ise, akademik personelin belirlendiği sınavla ilgili yürütülüyor. Soruştumada toplanan deliller 2008 ve 2009’daki ALES’lerde kopya çekildiğini işaret ediyor, FETÖ üyelerinin sadece Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda değil, Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitim Giriş Sınavı’nda da soruları çaldığı belirlendi.

Yaklaşık 30 bin kişinin akademik kadroya yerleştiği ortaya çıktı. İtirafçı olan sınav birincileri sınavdan önce soruların kendilerine verildiğini söyledi.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// MÜYESSER YILDIZ : “Söylerim hıyara merak etmeyin”


"Söylerim hıyara merak etmeyin"

Mehmet Dişli darbenin ertesi sabahı birlikte Akıncı Üssü’nden Çankaya Köşkü’ne gittikleri Akar’la aralarında geçen konuşmayı Savcılık ifadesinde anlatmış.

15 Temmuz’da Genelkurmay Başkanlığı’ndaki darbe faaliyetine ilişkin çatı iddianamesinde, “FETÖ”nün TSK’daki yapılanmasına tam 400 sayfa ayrıldı. İddianamede ayrıntılı ve dikkat çekici tespitler var.

TSK’dan 1985-2002 arasında 400 “FETÖ”cü ihraç edilirken, 2003’ten sonra hiçbir “FETÖ”cünün atılmadığı,

Darbecilerin AKP döneminde general yapıldığı,

“FETÖ”nün 2000-2008 yılları arasında TSK’ya “yerleşip, yayıldığı”,

2007’den itibaren TSK’nın komuta kademesini ele geçirmek için tasfiye ve kumpaslara başlandığı,

“FETÖ”nün kendisinden olmayan subayları TSK’dan tasfiye etmek için gerekli “kanuni düzenlemeleri siyasi otoriteye yaptırdığı”,

“FETÖ”cülerin, Ocak 2014-Temmuz 2016 arasında ise “TSK’daki mevcudiyetini muhafaza edip, darbe hazırlıklarını gerçekleştirdiği” gibi.

28 ŞUBAT DÖNEMİNDE “FETÖ”CÜLER ATILMADI MI

Bu iddianameyi ele almadan önce bir başka iddianamedeki tespitleri aktaralım.

Malûm geçen hafta 28 Şubat’ın 20’inci yıldönümüydü. İktidar ve medyası, “FETÖ’nün 28 Şubat’ta palazlandığı, bu dönemde FETÖ’cülere dokunulmadığı” görüşünde.

“FETÖ”cü olduğu gerekesiyle tutuklanan Savcı Mustafa Bilgili’nin bu iddianamesinde oldukça ilginç bilgi ve iddialar yer alıyor.

Genelkurmay Başkanlığı’nın Bilgili’ye gönderdiği ve iddianamenin eklerinde yer alan tabloya göre, Ağustos 1996 ile Kasım 1999 arasında toplam 746 subay ve astsubayın TSK’dan ilişiği kesilmiş. Bunlardan 41’i Deniz Kuvvetleri, 124’ü Kara Kuvvetleri, 44’ü Hava Kuvvetleri, 23’ü de Jandarma’dan olmak üzere 232’sinin “FETÖ”den atıldığı bildirilmiş.

“Ya diğerleri?” diye sorulabilir. Onlardan da bazı rakamlar verelim:

Nurcu, Yazıcı, Şura, Işıkçı : 7

Nakşibendi/Süleymancılık : 172

PKK ve Aşırı Sol : 28

Disiplinsizlik, Uyuşturucu- Çetecilik vs. : 25

28 Şubat iddianamesinden devam edelim.

Bir müşteki 20 Nisan 2012’de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na şu ifadeyi verir:

“Ülkemizde 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 tarihlerinde yapılan askeri darbelerle ilgili bu dönemlerin kimi sorumluları hakkında esas sürecin başlatılmış olmasına rağmen dilekçemde ayrıntılarını belirttiğim ve bir kısım basında çıkan beyanlarının örneklerini eklediğim şüpheli Fetullah Gülen de yapılan bu askeri darbelere propaganda yapmak suretiyle iştirak etmiş olmasına rağmen hakkında herhangi bir yasal işlem yapılmadığını duyuyorum. Bu nedenle şüpheli hakkında darbeye teşebbüs ve iştirak suçlarından soruşturma yapılıp, cezalandırılmasını istiyorum. Şikayetçiyim.”

Savcı Mustafa Bilgili bu dilekçeyle ilgili hiçbir işlem yapmaz, yani Fetullah Gülen’i davaya dahil etmez.

Niye mi? Yine iddianameden aktaralım:

“TSK’nın kurumsal hiyarşisinin dışında, yasadışı olarak kurulan ve bilahare TSK’nın kurumsal hiyerarşisini ele geçiren Batı Çalışma Grubu öncelikle yapılacak askeri bir müdahaleye karşı çıkabileceğini düşündüğü TSK personelini asılsız ihbarlar, gerçek dışı raporlar, personelin askeri görev ve disiplin anlayışını yansıtmayan sicil notları ve sahte belgelerle ihraç edilmesini sağlamış, ya da çeşitli baskı ve tehditlerle emekliliğe zorlayarak Türk Silahlı Kuvvetlerinden irtibatı kesilmiştir.”

Yani Savcı Bilgili’ye göre, bu dönemde “FETÖ”cüler başta olmak üzere TSK’dan atılanlar, olası bir askeri müdahaleye karşı çıkacak kişilerdi. Gerçekte ve adeta, “FETÖ”nün darbe mantığını anlatmıştı.

Balyoz ve Ergenekon kumpaslarıyla kimlerin tasfiye edildiğini, 15 Temmuz darbesini kimlerin yaptığını, kimlerin direndiğini gördük!..

O iddianameyle “FETÖ’cüleri koruyan-kollayan ve aklayan” Mustafa Bilgili’nin “FETÖ”cü olduğu ortaya çıktı. Haliyle, “Böyle yazması normal” diyelim.

Peki, iktidarın halen bir “FETÖ”cünün yazdığı bu iddianamenin ve başta Erdoğan’ın kızları, çok sayıda “FETÖ”cülükten atılan askerin “mağdur-müşteki” sayıldığı bu davanın arkasında durmasının sebebi ve izahı nedir?

RAPORLAR RAFTA FETÖ TSK’DA

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Genelkurmay iddianamesinde ne deniyor; “2003’ten sonra TSK’dan hiçbir FETÖ’cü atılmadı… FETÖ, TSK’ya 2000-2008 yılları arasında yerleşip, yayıldı” deniyor.

Oysa TSK’da “FETÖ”yle mücadelenin 28 Şubat sürecinden sonra da sürdüğü, hatta 2004 MGK’sında bu konuda geniş bir rapor sunulduğu malûm.

Peki iktidar ne yaptı?

Dönemin Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’in ifadesiyle, “Alınan kararlar Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılmadı, hiçbir işlem yapılmadı. Toplumsal ve siyasi riski Başbakan Erdoğan, hukuki riski de Dinçer üstlendi”.

Geçen süreçte, “FETÖ”ye “Ne istedilerse verildi”.

15 Temmuz’a gelindiğinde de, “Kandırıldık. Rabbimiz ve milletimiz bizi affetsin” denilerek, siyasi sorumluluktan kurtulmuş olundu.

Genelkurmay iddianamesiyle “FETÖ”nün TSK’da “yayılıp yerleşmesini” açıkça ortaya koydukları için savcıların başına bir şey gelir mi bilinmez, ama mevcut şartlarda “siyasi sorumlulardan” hesap sorulmayacağı/sorulamayacağını biliyoruz.

DÖNEMİN 6 GENELKURMAY BAŞKANI

Ya “FETÖ’cülerin TSK’ya yayılıp yerleştiği, tasfiye-kumpasları yaptığı, general olduğu ve darbe hazırlıklarını gerçekleştirdiği” süreçte Genelkurmay Başkanlığı yapan isimler; Hilmi Özkök, Yaşar Büyükanıt, İlker Başbuğ, Işık Koşaner, özellikle Necdet Özel ve Hulusi Akar da mı “kandırıldılar”?

Birkaç örnek verelim:

Mâlum darbenin askeri “1 numarası”nın Akın Öztürk olduğu açıklandı. Öztürk’ün geçmişine bakalım.

2000’de Tuğgeneral, 2004’te Tümgeneral, 2009’da Korgeneral oldu. Balyoz operasyonu sonrasında birçok komutanın tutuklanmasının ardından 2013 YAŞ kararıyla da Orgeneral rütbesine terfi edip, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na atandı. 2015’te Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan alındı, ama darbeye kadar YAŞ üyesi olarak kaldı.

Akın Öztürk 2013’te Hava Kuvvetleri Komutanı yapıldığında, o zaman Yeni Şafak’ta olan Abdülkadir Selvi önce şunları yazdı:

“Türk Silahlı Kuvvetleri bir süredir cuntalara, Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi darbe suçlarına bulaşmış isimlerle ilişkisini kesmeye çalışıyor. Darbelerle, darbecilerle anılan bir kurum olmaktan çıkmaya çalışıyor. Şurada darbe suçlarından dolayı yargılanan 22 generalin TSK ile ilişkisi kesildi.”

O Şura’da son güne kadar şimdiki komutan Abidin Ünal’ın Hava Kuvvetleri Komutanı olması bekleniyordu. Ama olmadı, oldurulmadı. Neden mi? Selvi’nin o yazısından okuyalım:

“Ancak dosyası son kez gözden geçirilirken, Balyoz Davası’nın Yargıtay’daki temyiz duruşmasına katıldığı, ayrıca gazetecilere açıklama yapıp, ‘İnsani, vicdani ve ahlaki olarak görevimi yapıyorum. Bundan dolayı (YAŞ’ta) önüm kesilecekse kesilsin. Bu benim için onur olur’ dediği ortaya çıktı. Genelkurmay Başkanı Özel’in, askerlik mesleği gereği muvazzaf subayların Ergenekon ve Balyoz gibi darbe davalarından uzak durmaları yönündeki talimatını bile bile bunu yapması, dosyasının yeniden değerlendirmeye alınmasına neden oldu. Korgenerallikte bekleme süresi 1 yıl uzatıldı, korgenerallikte bekleme ihtimali yüksek olan Akın Öztürk ise orgeneralliğe yükseltilerek Hava Kuvvetleri Komutanı oldu.”

Abidin Ünal’ın Balyoz temyiz duruşmasına katıldığını ve o demecini ismini vermeden yazan gazeteci bendim.

Burada dikkat çekmek istediğim husus; Necdet Özel’in tavrı… “Muvazzafların, Ergenekon ve Balyoz gibi darbe davalarından uzak durmaları” talimatı vermiş olması!.. Bu yüzden Abidin Ünal’ı değil, Akın Öztürk’ü Hava Kuvvetleri Komutanı yapması, yaptırması!..

Darbeden sonra Ahmet Davutoğlu’nun Akın Öztürk’le ilgili açıklamasını da hatırlayalım.

“Gün geçti, artık daha rahat ifade edebiliriz. Akın Öztürk Paşa, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan süresi varken niye alındı? Normalde süresi vardı ve Akın Paşa kalırdı. Cumhurbaşkanımız ve Hulusi Akar Paşayla yaptığımız istişarelerde gelinen noktadır o. Düşünün ki, eğer Akın Öztürk Hava Kuvvetleri’nde komutan olarak kalsaydı bugün nasıl bir tabloyla karşı karşıya kalırdık herhalde herkes takdir eder. Tedbirleri geçen seneden beri almaya başladık.”

“Madem Akın Öztürk’ün ne olduğu biliniyordu, neden YAŞ üyeliğinden de alınmadı” diye sormakla yetinip, Necdet Özel’den devam edelim:

Yıl 2014. YAŞ toplantısından bir iki ay öncedir. İsmi bizde saklı bir Albay makamında Özel’i ziyaret edip, şunu söyler:

“Jandarmadan Ali Osman Gürcan, Sadık Köroğlu ve Faruk Bal cemaatçidir, terfi ettirmeyin.”

YAŞ toplanır, iki yıl sonra 15 Temmuz darbesine katılacak olan bu üç isim de terfi ettirilir.

Sonrası önemli; Gelenek gereği terfi eden Albaylar, Genelkurmay Başkanını ziyarete gider. Ziyaret sonunda Özel o üç isimden kalmalarını ister ve “Bakın şu Albay sizin üçünüzün Cemaatçi olduğunu söyledi, ama ben sizi terfi ettirdim. Haberiniz olsun” der.

HULUSİ AKAR VE MEHMET DİŞLİ

Devr-i Genelkurmay Başkanlığı döneminde darbe gerçekleşen Hulusi Akar’a gelelim.

Darbe konseyinde yer alan Mehmet Dişli ile ne denli yakın olduklarını, 15 yıl neredeyse hiç ayrılmadıklarını daha önce yazdık.

Bu ikiliye dair bir iddiayı aktaralım.

Akar’ın Kara Harp Okulu Komutanı olduğu dönemde Mehmet Dişli de tabur komutanıdır. İlginçtir, o tarihlerde AKP milletvekili -şimdi Genel Başkan Yardımcısı- Şaban Dişli’yle akrabalığını reddetmektedir. Bu inkârı ilginç bulan birileri, MİT’e sorar. Gelen yazıda kardeş oldukları görülür. Bu olay ve Dişli’yle ilgili başka bilgiler üzerine konu Akar’a intikal ettirilir. Akar’ın tepkisi, “Söylerim hıyara , merak etmeyin” olur!..

Mehmet Dişli darbenin ertesi sabahı birlikte Akıncı Üssü’nden Çankaya Köşkü’ne gittikleri Akar’la aralarında geçen konuşmayı Savcılık ifadesinde anlatmış. Şunları konuşmuşlar:

“Akar bana ‘Sağ ol evlat’ dedi. ‘Komutanım ne olduysa anlatacağız, başından beri birlikteyiz, ben sizin için buradayım’ dedim.”

Koca bir Genelkurmay Başkanı en yakınındaki kişinin, “evlât” dediği birisinin ne olduğunu bilmez, görmez, anlamaz mı?

Genelkurmay iddianamesinden son bir not:

FETÖ yapılanması için, “Son olarak kendisine müzahir elemanların en az bulunduğu 1988 ve daha önceki yıllarda mezun olmuş subayları TSK’den tasfiye etmek için üç devreyi birden toplu olarak emekli edecek ve hizmet süresini 28 yıla indirecek kanuni düzenlemeleri siyasi otoriteye yaptırabilmiştir” tespiti yer alıyor.

“FETÖ’ye müzahir olmayan üç devreyi birden toplu olarak emekli edecek ve hizmet süresini 28 yıla indirecek kanuni düzenlemeler” denilen, “6722 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”. Bunu darbeden kısa bir süre önce Mehmet Dişli’ye hazırlatan ve dahi, “Arkasında durulacak, kesinlikle milim taviz olmayacak” talimatı veren tabii ki, ABD veya Alman Genelkurmay Başkanı değildi!..

Necdet Özel de siyasi irade gibi, “Vicdan azabı çekiyorum!.. Rabbim ve milletim affetsin!..” demişti.

Rabbim ve milletimizi bilmiyoruz, ama acaba Savcılar bu iddianameden sonra onları affeder, affedebilir mi?

Müyesser YILDIZ

Odatv.com

KÜRT SORUNU DOSYASI /// Av. Hüseyin Özbek : PARMAK İZİ


Kürdistan bayrağını göndere ve sineye çekenler –çektirenler – üzerine fütürist bir deneme

PARMAK İZİ

Av. Hüseyin Özbek

Suçun faili belli değilse delilden sanığa gidilecektir. Bu durumda titiz bir çalışma ile suç mahallindeki her türlü delil kayıt altına alınacaktır. Delillerin kriminal laboratuarlarında incelenmesiyle en çetrefil suçların, kusursuz cinayetlerin faillerine ulaşılmaktadır. Sigara izmariti, basit bir çizik, tükürük, kıl, tüy, deri parçası, parmak izi suçlunun adaletin karşısına çıkmasını sağlamaktadır.

Toplumun gözü önünde işlenen cürümün ardından sanığın suç delilleriyle birlikte yakalanması durumunda kriminal laboratuarların mesaisine gerek kalmamaktadır. Yazının bundan sonrası için ceza hukukunu, kriminolojiyi geçelim. Bırakalım parmağı kocaman el ayasının nam olsun kabilinden izinin bırakıldığı halde kovuşturmaya kimsenin gücünün yetmeyeceği bir cürümden bahsedelim okurlarımıza.

4 Mayıs 2012 günlü gazeteler okurlarına Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin gayrı resmi başkenti Erbil’deki bir otelin açılışını müjdelediler. Kempinski, Marriot, Swiss ve Sheraton gibi otelcilik devlerinin art arda yatırım kararı almasında Erbil’e ilk adımı atan Divan’ın bölgenin sigorta sorununu çözmesinin etkili olduğunu duyurdular. Haberin devamında Koç Holding’in otelcilik markası Divan’ın açılış töreninin ayrıntıları veriliyor: Yaklaşık 100 milyon dolara mal olan 5 yıldızlı Divan Erbil’in açılışına katılan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç: “Bölgedeki büyüme potansiyeli bizi cezbetti. Otelimiz de çok güzel oldu” derken, Koç Holding Turizm, Gıda ve Perakende Grubu Başkanı Tamer Haşimoğlu tercih nedenlerini; “ Erbil, Türk yatırımcılar ve işletmeciler için çok önemli bir potansiyel barındırıyor. Divan Grubu olarak, son yıllarda yeniden yapılanan ekonomisi ile iş hayatının kalbinin attığı Kuzey Irak’taki iş oteli ihtiyacını tespit ederek geleneksel konukseverliğimizi komşu sınırlara taşımayı amaçladık” sözleriyle açıklıyor.

Divan Erbil’in açılışına katılan Bölgesel Yönetimin Başbakanı Neçirvan Barzani, Mustafa Koç, Divan Grubu CEO’su Marcos Bekhit, Elegan Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Sarp Turanlıgil, TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’in bakır sini üzerindeki kile sağ ellerini basarak temelini attıkları dostluğun gelecek kuşaklara taşınacağı mesajını veriyorlar.

Divan Otelinin yatırımcısı Elegan Grup Yönetim Kurulu Başkanı Sarp Turanlıgil Türk işadamlarının son 2 yıldır Erbil’e ilgisinin yoğunlaştığını belirterek; “ 11 yıldır buradayım. Ahmet Özal site yapıyor, havalimanını da Türkler yaptı. Şu anda 15 bin kayıtlı oturma izni olan Türk var. 957 kayıtlı şirket Erbil’de” açıklamasını yapıyor.

Divan Oteli’nin girişindeki 2 büyük mağazadan biri Setur’un ( Koç ) diğeri Beymen’in ( Boyner Holding ). Açılışa kocası Boyner Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cem Boyner ile katılan TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner; “ Bu bölge gelişim açısından büyük potansiyel taşıyor. Bana sadece Exxon Mobil’in 7 bin eksperinin Irak’ta olduğunu söylediler” diyerek Kuzey Irak’ın uluslar arası sermaye devleri için önemini vurguluyor. Boyner Grubunun yatırım kararında Neçirvan Barzani’nin; “ Erbil’in İstanbul’dan bile daha güvenli” olduğuna ilişkin sözlerinin etkili olduğu anlaşılıyor. Beymen Genel Müdürü Elif Çapçı 20 milyon dolar ciroya ulaştıkları Kahire’deki mağazada Arap Baharından sonra işlerin düştüğünden yakınırken İstikrar ve potansiyelin olduğu Erbil’de 10 milyon dolarlık ciro beklentisini vurguluyor.

Zaman Gazetesi; “Koç, Kuzey Irak’a Divan’la girdi” başlığının altında iri puntolarla; “Koç Grubu, yurtdışındaki ilk Divan Oteli’ni Kuzey Irak bölgesel yönetiminin merkezi Erbil’de açtı. Amerikalılardan İtalyanlara dünyanın dört bir yanından yatırımcının aktığı K.Irak’ta Koç’un otel açması, Türkiye için ayrı bir anlam taşıyor. Erbil’de yönetim, altyapı, ulaşım, eğitim, sağlık hizmetleri ve iletişim gibi alanlarda üç-beş yıl içinde 20 milyar dolarlık yatırım planlanıyor” cümleleriyle konuya giriyor. Zaman muhabirinin yorumu yanı başımızda çizilen yeni siyasi coğrafyayı müjdeliyor: “Amerikalı Citi Group bir ülkeye giriyorsa da tesadüfi değildir, ayrılacaksa da öylesine verilmiş bir karar değildir. Görünen görünmeyen siyasi iktisadi ve içtimai sebepleri uzun uzun analiz ettikten sonra verilmiş kararlardır bunlar. Koç da öyle yapıyor.” Yazı Koç’un Bağdat’ı bir yana iterek merkezi yönetimle şekli bağlarını da koparmak için bahane arayan bölgesel yönetimle iş tutmasının şifrelerini de veriyor. Yazının bütününden Koç’un Atlantik ötesinin şemsiyesi altında palazlandırılıp petrol devletçiğine dönüştürülecek bir istikrar adacığına yatırım yaptığı anlaşılıyor. Yazı kile el basmayı Kuzey Irak’ın Türkiye’ye hiç olmadığı kadar yakınlaştığının aynadaki aksi sayılabileceği cümlesiyle sona eriyor.

Zamanın ruhunu iyi yakalayan Zaman işin peşini bırakmaya niyetli değil. Washington’un yüksek tavanlı salonlarında, Pentagon’un girilmez odalarında, CİA laboratuarlarında yazılımı programlanıp, şifreleri kodlanan Kürdistan’ın kutlu doğumundan müjdeler vermeye devam ediyor. 7 Mayıs 2012 günlü Zaman, Barzani’ nin açıklamalarını haberleştirmiş; ( Otel açılışında Türk gazetecilerin sorularını cevaplandıran Neçirvan Barzani, Türkiye’nin en büyük gruplarından Koç’un Erbil’de iş yapmaya karar vermesinin kendileri için önemine işaret ederek; “Benim şahsen Sayın Mustafa Koç Bey ile kardeşçe bir ilişkim var. Koç topluluğu gibi büyük grupların buraya gelerek yatırım yapmalarını bekliyoruz. Biz Türkiye ile her yönden iyi bir ilişkide bulunmak istiyoruz” dedi. Barzani, petrol üretimi konusunda Türkiye’nin tecrübelerinden faydalanmak istediklerini, inşa halindeki 2 rafineriden birinin Türk şirketi Genel Enerji tarafından yapıldığını kaydetti. Bağdat yönetimiyle petrol gelirleri konusunda yaşanan sorunlara değinen Barzani Kürdistan bölgesi olarak bu konuda ısrarlı olacaklarını belirtti. ABD Petrol devi Exxon Mobil ile yaptıkları anlaşmanın Bağdat tarafından kabul edilmemesine tepki gösterdi. Başbakan Erdoğan’ın ilk kez kendisini aramasının çok anlamlı olduğunu söyleyen Barzani açıklamasını: “İnşallah yakın zamanda ben de Ankara’ya geleceğim. Bu ilişkimizin daha da gelişeceğine inanıyoruz. Bence Türkiye Irak’ın en iyi konumdaki komşusudur. Türkiye tüm Irak’taki oluşumlar için hayırsever bir rol oynamaya çalışmıştır” sözleriyle bitirdi.)

Medyanın Kürdistan kroniğine azıcık ara verip Atlantik ötesinin sahnelediği post modern tragedyanın arka planına göz atmanın zamanıdır. Antik Yunan Tragedyaları yaşlılar korosuyla başlar. Koro oyunun başlangıcında seyirciye birazdan olacakların ipuçlarını verir. Olimpos’taki tanrıların yazgısının kişilerce yaşanacağını, kaderin değişmezliğini, insan çabalarının tanrısal yazgı karşısındaki acizliğini dillendirir. Biz 21. Yüzyıl tanrılığına soyunanlarca sahnelenen oyunda Antik dönemin aksine tek tek kişilerin değil milletlerin kaderlerinin nasıl çizildiğine getirelim sözü. Kuzey Irak’taki oluşumun bu günü ve yakın geleceğini, değişmez yazgısını cümle aleme duyuran tek kişilik koro Peter Galbraith’ ekulak verelim.Bölgesel Kürt yönetiminin başkanı Mesud Barzani’nin danışmanı ABD’li diplomatınKürt Haber Sitesi Rudaw’da yayınlanan açıklamaları yoruma gerek kalmaksızın sahnelenen oyunu gözler önüne seriveriyor:

“Rudaw: Balkan devletleri bağımsızlıklarını kazandıklarında orada görevliydiniz. Deneyimlerini göz önüne aldığınızda, Irak’ta Kürtler için de böyle bir durum gerçekleşebilir mi?

Galbraith: Kürtler 90 yıl boyunca Irak’ın bir parçası olarak yaşadılar. Ancak Irak bunu değerlendiremedi. Balkanlar’da da gördüm ki, eğer bir halk bağımsızlık istiyorsa onu elde eder.

Rudaw: Size göre Irak’ta bir Kürt Devleti kurulması konusunda engeller nelerdir?

Galbraith: Mesut Barzani ve Başbakan Neçirvan Barzani tam bağımsızlık yolunda pek çok önemli sorunu çözdüler. Türkiye ile yakın ekonomik ilişki kurarak petrol endüstrisinin gelişmesini, diğer alanlarda yatırım gerçekleştirilmesini ve ekonomik bağımsızlığın tesis edilmesini sağladılar. Kürtlerin bu karmaşık bölgede ABD’nin en önemli müttefiki olduğunu ispat ettiler.

Rudaw: ABD’nin bağımsız Kürt devletini destekleyeceğini düşünüyor musunuz?

Galbraith: ABD genel olarak mevcut durumu destekler ve ayrılmalara sıcak bakmaz. Ancak mevcut gelişmeler ABD’yi seçeneksiz bıraktı. ABD olası bir bağımsız Kürt devletini destekleyecektir.

Rudaw: Kürt liderler ABD’nin petrol devi Exxon Mobil’in Kürt bölgesine gelmesini büyük sevinçle karşıladılar.

Galbraith: Kürt petrol sanayisi açısından dünyanın en büyük petrol şirketinin bölgeye yatırım yapmasından daha büyük bir güvence yoktur.

Rudaw: Barzani’nin petrol politikası hakkında görüşleriniz nelerdir?

Galbraith: Politikalar Kürt halkına büyük yarar sağlayacak ve yüzyılların hayali olan bağımsız devlet düşüncesini gerçekleştirecektir.”

ABD’li diplomatın cevapları, milenyum tanrılarının belirlediği bölgesel yazgıyı baştan açıklayıp milleti oyunun sonuna kadar sürecek meraktan birinci perdede kurtarmak anlamına geliyor. Koç’un Kuzey Irak’a Divan’la girmesinin bireysel tercihten çok yönetmenin verdiği rolün gereği olduğunu kavramak da oyunu temaşa eyleyenlerin ferasetine kalmış oluyor.

Türkiyeli sermayenin ve Türkiye’yi yönetenlerin bölgeye yönelik girişimlerinin arka planını öğrenmek mi istiyorsunuz? O halde sahneye koyucunun iradesini akıldan çıkarmadan seyirciyi sürükleyip götüren büyük oyunu izlemeye devam edelim. Zaman’ın 15 Mayıs nüshasında Çukurova Holding’in çoğunluk hisselerine sahip olduğu petrol şirketi Genel Energy’nin Kuzey Irak’taki petrol arama sahalarını artırdığına ilişkin haberin ayrıntılarına girelim. Erbil’in doğusunda 246 kilometrekarelik alana sahip Bina Bawi sahasındaki petrol arama lisansının yüzde 23 hissesini 175 milyona Holdingin satın aldığını bir güzel okuyalım. Genel Enerji’nin CEO’su Tony Hayward’ ın; “ Var olan ana sahalarımızdan biri olan, bir boru hattı ile bölgenin ana ihracat boru hattı olan Kerkük-Ceyhan’a uzanan petrol boru hattına bağlamayı planladığımız Tag Tag sahamızın hemen yanında bulunan, oldukça yüksek kalitedeki sahayı satın alıyoruz. Anlaşma pozisyonumuzu geliştirmiş ve bizim Kuzey Irak Bölgesi’ndeki kaynaklarımızın istikrarlı, umut vaat eden bir bölge olarak kabul edilen arazi aracılığıyla inşası stratejimize çok uymaktadır” sözlerinden, Bağdat’ın aradan çıkarılarak, hukuken devlet olmayan petrol derebeyliği ile iş tutmanın hangi aşamalara geldiğini anlayalım.

Divan’ın açılışında dile getirdiği davet arzusuna yeşil ışık yakılınca soluğu Ankara’da alan Barzani ilk yurt dışı resmi ziyaretini Türkiye’ ye yapmış oldu. Ayrıntıları biz yine 18 Mayıs tarihli Zaman’dan takip edelim:

Neçirvan Barzani göreve geldikten sonra ilk ziyaretini Türkiye’ye yaptı. Barzani Ankara’da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüştü. Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın da katıldığı toplantıda petrol ürünleri satışı, iki ülke arasındaki kamyon ticareti, sınır kapılarının yetersiz kalması, Türkiye’nin en az iki tane daha sınır kapısı açma isteği, elektrik satışı gibi konular gündeme geldi. Türkiye’nin Irak ticaretinin 8 de 5’ inin kuzeydeki yönetimle yapıldığını hatırlatan diplomatik kaynaklar enerji konusunda da birçok alternatifin ve işbirliğinin konuşulduğunu kaydetti.”

Barzani Türkiye’de en üst düzeyde ağırlanırken Başbakan’ın Irak’la ilgili açıklamalarına tepki gösteren Bağdat’ın Türkiye’yi bir kez daha protesto ettiğini okurlarımıza hatırlatalım. Irak yeni protestosunun nedeni olarak Türkiye’nin Musul ve Basra başkonsoloslarının faaliyetlerinin diplomatik maksadı aşmış olmalarını gösterdi.

Ziyaret karşı ziyareti doğurmuş olmalı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, 20 Mayıs’ta Stratejik Teknik Ekonomik Araştırmalar Merkezi’nin ( SETAM ) düzenlediği 1. Uluslar arası Enerji Konferansı’na katılmak için Erbil’e gitti. 2007’de ara verilen petrol alıp petrol ürünü verilmesi uygulamasına tekrar başlanacağının altını çizerken ilk uygulamanın tankerlerle yapılacağını söyledi. Kerkük-Yumurtalık ham petrol boru hattının kapatılmasının söz konusu olmadığını belirten Yıldız, tam tersine yüzde 100 kapasite ile kullanılmasından yana olduklarını vurguladı. Bölgesel Kürt Yönetimi Tabii Kaynaklar Bakanı Asthi Hawrami toplantıda yaptığı konuşmada Kuzey Irak’tan çıkarılan doğalgazın Türkiye’ye ulaştırılması için bir proje üzerinde çalıştıklarını belirterek, öncelikli hedefin Güneydoğu Anadolu’daki kentler olduğunu söyledi. Haberi Sabah Gazetesi; “Kuzey Irak Petrolü Türkiye’den Gidecek” manşetiyle verirken Milliyet “Kürt Gazı Güneydoğu’ya BOTAŞ’la geliyor” başlığını uygun bulmuş. Hawrami’nin açıklaması Irak Kürdistan’ı ile Güneydoğu Anadolu’nun ekonomik entegrasyonla tek bölgeye dönüştürülme işinde epeyce yol alındığını göstermektedir. Ekonomik bütünleşmenin ardından siyasal bütünleşmenin geleceği, Türkiye’ye siyasi coğrafyasını küçültmesinin dayatılacağı anlaşılmaktadır. Hürriyet’ten Erdal Sağlam’ın29 Mayıs tarihli makalesini tekelci sermayenin konuya bakışını olarak okumak gerekiyor:

Hükümet bence enerji alanında en olumlu adımlardan birini geçen hafta attı ve Kuzey Irak Kürt Yönetimi ile kapsamlı bir enerji anlaşması imzaladı… Geçen Hafta Radikal’de Cengiz Çandar, bu anlaşmayı Türkiye’nin, bölgenin ve doğrudan Kürt sorununun geleceğini ilgilendiren çok önemli bir gelişme olarak özetledi. ABD’li Exxon’un geçen yıl, Irak Merkezi yönetimiyle yani güneydeki zengin bilinen kaynakları tehlikeye atacak adımı atıp, Kuzey Irak’ta aramalara başlaması, tüm dünyanın enerji açısından bölgeye olan inancını artırdı ve gelişmeler peşi sıra gelmeye başladı. Şimdi dev petrol şirketleri bölgede arama izni istiyor.”

Irak Bölgesel Kürt Hükümeti Başbakanı Neçirvan Barzani aynı toplantıda yaptığı konuşmada Türkiye’nin kendileri için çok önemli bir çıkış kapısı olduğunu söyledi. Barzani’nin; “ Türk kardeşlerimizle bu gün burada olmamız, aramızdaki işbirliğinin de göstergesidir. Türkiye Kürdistan bölgesinde büyük yatırımlar gerçekleştirdi. Türkiye buradaki en büyük yabancı yatırımcı konumundadır. Kürt Bölgesi ve Türkiye arasındaki stratejik ilişkilerin geliştirilmesi çok önemli. Karşılıklı anlayış ve ortak çalışma her iki taraf için de fayda sağlayacak” açıklaması Irak merkezi hükümeti ile köprüleri atıp Kürdistan’ın inşasında fazla mesai yapan Yeni Türkiye’ye duyulan minnetin ifadesi olarak okunmalıdır.

Reuters’in “ Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi dün petrol ihracatının Türkiye üzerinden yapılacağını açıkladı” başlığıyla verdiği habere toplantının özeti demek yanlış olmaz. Reuters,in 2013 Ağustos ayına kadar yapılacak olan yeni boru hattı ile bölgenin petrolünün yurtdışına açılacağını duyuran haberinden Yeni Türkiye’ye verilen rolü de anlamış oluyoruz. İngiliz Telegraph gazetesi; “Kürdistan, Irak’ın yarı özerk bölgedeki petrol şirketlerine güç katacak. Siyaseten tartışmalı bir adımla sınırın öte tarafındaki Türkiye’ye ham petrol taşımaya başladığı anlaşılıyor” diye başladığı haberinde petrol analisti Malcolm Graham-Wood’un değerlendirmesine yer verdi. Wood’un: “Bu kadar erken beklemiyorduk. Sınırın açılması, Kürdistan’ın petrol satma imkanına imkanını muazzam biçimde artırıyor” analizinden döşenecek borudan Türkiye’ye tarafına petrol, Kuzey Irak’a ise kundaktaki Kürdistan’ı ayağa kaldıracak oksijen akacağını anlıyoruz.

Türkiye’nin Bağdat’ı atlayarak Bölgesel Kürt yönetimi ile petrol anlaşması yapması ve ithalata başlamasına karşı Merkezi Irak’ın tutumuna değinmenin zamanıdır. Bağdat’ta açıklama yapan hükümet sözcüsü Ali El Debbağ; “Türkiye toprakları üzerinden yapılan yasa dışı petrol ihracatını durdurmak zorunda. Petrol ve doğalgaz bütün Iraklılara aittir. Bunlar Merkezi Hükümet tarafından ihraç edilmeli, gelirleri de bütün Iraklıları temsil eden Merkezi Hükümete gitmeli” dedi. Bağdat’ın açıklamasına karşılık veren Ekonomi bakanı Zafer Çağlayan ise yetkinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığında olduğunu belirterek; “ Kuzey Iraktan petrol sevkiyatının yapılmasında engel yoktur “ dedi. ( 1-2 )

Merkezi hükümetin sert tepkisine karşılık verircesine Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu ( EPKD ) İstanbul merkezli Siyah Kalem şirketine Kuzey Irak’tan doğalgaz ithaline yönelik resmi anlaşma yapması için 90 günlük süre verdi. ( 3 )

Merkezi yönetimi devre dışı bırakarak Kuzeyle geliştirilen ilişkilere karşı Bağdat’ın tepkisi protesto ile sınırlı kalmadı. Irak, 17 Temmuz günü sabah saatlerinde hava sahasını uçuşa kapatınca 4 Türk uçağı Erbil’de mahsur kaldı. Irak Sivil Havacılık Otoritesi yaşanan elektrik kesintisi nedeniyle radar sisteminin devre dışı kalması üzerine hava sahasını kapattığını bildirdi. Aynı saatlerde konuşan Irak Başbakanı Maliki ülkesinin hava sahasının komşu ülke uçakları tarafından ihlal edildiğini söyleyerek: “ Ülkemizin egemenliği hedefleniyor. Bunun karşısında suskun kalmayacağız” dedi. ( 4 ) Maliki ile Debbag’ın açıklamaları diplomasinin örtülü söylemini kullanmadan Türkiye’ye yönelik ciddi uyarı özelliği taşımaktadır.

Aynı süreçte Bölgesel Kürt yönetimi ile doğrudan ilişki kurup anlaşmalar yapan diğer ülkelere ve şirketlere karşı da Irak’tan ciddi uyarılar gelmeye devam etti. ABD petrol devleri Exxon ve Chevron’ dan sonra Fransız şirketi Total’in de Bölgesel Kürt yönetimi ile petrol anlaşması yapması Bağdat’ın sert tepkisine yol açtı. Total’den ya Kürt yönetimi ile yaptığı anlaşmayı askıya almasını ya da güneyde işlettiği Halfaya petrol sahasındaki payını satmasını istedi. Irak Petrol Bakanı Hüseyin El Şeyristani’ nin sözcüsü Faysal Abdullah; “ Irak, Total’den yasalarına saygı gösterip Kürt bölgesiyle yaptığı anlaşmayı dondurmasını veya Halfaya petrolünü unutmasını istedi” açıklamasında bulundu. ( 5 )

Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Merkezi yönetimin bilgisi dışında Kerkük’ü ziyaret etmesi eleştiren Irak Başbakanı Maliki; “ Ahmet kardeşimin ziyareti gündemde değildi. Kerkük ziyaretiyle şok olduk. Ne vali ne dışişleri bakanı ne de ben bu ziyaretten haberdar edildik. Sadece ziyaret değil, Kuzey Irak yönetimiyle böylesine açık olmayan bir tavır sergilediğini araştırmak için komisyon kurduk” açıklamasında bulundu.Türkiye’nin bir etnik unsurun lehine, diğerinin aleyhine hareket etmeye başladığı yönünde bir görüntü verdiğini belirten Maliki; “ Sıfır sorunla önemli mesafe kat edildi. Ama yine başa döndük. Etnik ve mezhepsel farklılıkları kışkırtan her ülke bilmelidir ki bu politikalar fazlasıyla kendilerine dönecektir” diye konuştu. Türkiye’nin Kürt Bölgesel yönetimi ile ilişkileri konusuna değinen Maliki: “ Alışveriş yapılıyor, sınır açılıyor, anlaşmalar yapılıyor. Onlar bizim yönetimimiz, sıkıntımız yok ama ilişkiler merkezi yönetim üzerinden gerçekleşmeli. Türkiye de bizim doğrudan etnik gruplarla iletişime geçmemizi kabul etmez. Başka ülkelerin iç işlerine karışmak gibi bir niyetimiz de yok. Petrol boru hattı kurulmasına izin verilmesi bizi endişelendiriyor. Bunlar teamüllere aykırı. Merkezi yönetimi onayı olmadan temas olmaz” diyerek Türkiye’yi açıkça uyardı.( 6 )

Makalemizde Türkiye’nin bitişiğinde emperyalizmin himayesinde hormonal biçimde büyütülen petrol despotluğunun inşasında Türkiye’ e verilen taşeronluk görevi incelenmeye çalışılmıştır. Mayıs-Ağustos 2012 arası gelişmelerin kronolojisi Türkiye açısından endişe vericidir. Cumhuriyetin kuruluşundan yakın zamana kadar sürdürülen içerde milli bütünlüğü korumaya, dışarıda komşuların toprak bütünlüğüne saygıya dayalı geleneksel duyarlılığın Türkiye’yi yönetenlerce terk edildiği anlaşılmaktadır. Dünyaya hükmedenlerin çıkarlarının Türk milletinin çıkarlarından öncelikli hale geldiği görülmektedir. Kurtuluş Savaşını vermiş bir milletin kolektif kimliğine, tarihsel mirasına yakışmayan biçimde emperyalizmin bölgesel tetikçiliğine soyunmanın devlet tercihine dönüştüğü açıktır. Tekelci sermaye ile siyasi iktidarın sistem tarafından Irak’ta kendilerinden beklenenleri yapma konusunda mutabakat içinde olduğu anlaşılmaktadır.

Demokratikleşme, sivilleşme, yerel diktatörlüklerin tasfiyesi söylemi, ulus bütünlüğünü parçalamanın, toplumu kabilelere, inanç gettolarına ayırmanın manivelası olarak kullanılmaktadır. Ulus devlet yıkılıp, millet bilincinin yerini sürüleşme alınca küresel yağmanın önünde bir engel kalmamaktadır. Ulusları parçalamanın makyaj söylemlerinin arka planına bakıldığında gerçek bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmaktadır. Exxon Mobil başta olmak üzere Total, Shell, BP gibi küresel enerji akbabalarının art arda Kuzeydeki ganimete üşüşmeleri Irak’ın niçin parçalandığını yeterince izah etmektedir.

Hazin olan eninde sonunda Türkiye’ye uzanacak bir fesat coğrafyasının ırmaklarından bal, ovalarından yağ akan yeryüzü cenneti olarak halka yutturulma gayretidir. Türkiye’ye sıçrayacak etnik radyasyon santralinin Bizans sermayesi ile imanı, inancı vatansızlaştıranlar koalisyonu imeceliğinde inşasıdır.

Uluslar arası sermayeye eklemlenmiş tekelci sermaye ile ulus ötesinin istemlerini itirazsız kabul eden siyasi anlayışın ortak cürümünün kanıtı olarak tarihe geçecek olan parmak izlerini hiç kuşkusuz ki gelecek kuşaklar tiksintiyle seyredeceklerdir.

21 Ağustos 2012

1) 17 Temmuz 2012 Cumhuriyet

2) 18 Temmuz 2012 Aydınlık

3) 18 Temmuz 2012 Habertürk

4) 18 Temmuz 2012 Zaman

5) 14 Ağustos 2012 Vatan )

6) 16 Ağustos 2012 Radikal

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Eski polis memuru : ByLock’u “istihbarat edinmek için” yükledim


Eski polis memuru: ByLock’u "istihbarat edinmek için" yükledim

Adana’da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında haklarında 15’er yıl hapis cezası istemiyle dava açılan ve daha önce görevden alınan tutuklu 3 polis memurunun yargılandığı davanın duruşması görüldü.

Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanıklar Ahmet Gökkaya, Mustafa Topalak ve İbrahim Halil Yaşar ile avukatları katıldı.

"FETÖ/PDY üyesi olmak" suçundan 15’er yıl hapis cezası istemiyle yargılanan sanıklardan Yaşar savunmasında, ByLock programını kullanmadığını ileri sürdü.

Kendine ait telefon hattını kullandığını belirten Yaşar, "Başka bir hat kullanmadım. Bank Asya’da açtığım altın hesabını bankanın güvenli olduğu açısından açtırdım. Ben 23 yıllık polis memuruyum. Emniyetteki alınan ifademi kabul etmiyorum." diye konuştu.

Sanık Ahmet Gökkaya ise kendisinin Ceyhan ilçesinde istihbarat şubede görev yaptığını aktardı.

Bank Asya’ya 17-25 Aralık’tan önce bireysel emeklilik hesabı açtırdığını anlatan Gökkaya, şöyle devam etti: "Ben kriptolu FETÖ’cü olsam talimatla para yatırırdım. Sadece emeklilik hesabı açtırdım. Daha sonra olaylar patlak verince 2016 yılında hesabımı ancak kapatabildim. Ben çalıştığım şubede meslek icabı sadece istihbarat bilgiler edinmek için telefonuma çeşitli programlar indiriyordum. Ceyhan çok karışık bir ilçe olduğu için bu programları kullandım. ByLock dışında birçok programı kullandım çünkü bu programları kaçakçılar kullanıyordu. ByLock’u da istihbarat bilgileri edinmek için yükledim. Zaten 10 dakika sonra silmişimdir. Ben bu programın kamuoyunu doğru bilgilendirmek amacıyla 9 sayfa analiz yaptım. Mahkemeye sundum."

Sanık Topalak da kendisinin 15 yıllık polis memuruyken meslekten ihraç edildiğini ve bu suçla hakim karşısına çıktığı için üzgün olduğunu dile getirerek "Benim ByLock listesinde numaram varmış. Ben bu listeye ismimin ve numaramın yanlış yazıldığını düşünüyorum. Telefonuma 6 Ocak 2014’te bu program indirilmiş. Bunu ben indirmedim. Darbe günü eve gitmedim. Hep devletimin geleceği için çalıştım." iddiasında bulundu.

Mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk hallerinin devam etmesine karar vererek duruşmayı erteledi.

KÜRT SORUNU DOSYASI : Toprak Ağası Şeyh Sait (BÖLÜM 2)


Ayaklanmanın başladığı günlerde, Bağdat’taki Fransız Komiserliği Paris’e 40 sayfalık bir rapor gönderdi.

Ortadoğu’da, birbiriyle çelişen Fransız-İngiliz çıkarlarını ve buna bağlı olarak Kürt-İngiliz ilişkilerini irdeleyen raporda, Şeyh Sait’ten de söz ediliyor; şunlar söyleniyordu:

“Şeyh Sait, 1918 yılından beri amacı İngiliz Mandası altında bir Kürt devleti kurmak olan İstanbul Kürt Komitesi’ne bağlı olarak çalışmaktadır.

Şeyh Sait, 1918’de, Kürdistan Bağımsızlığı Türkiye Komitesi lideri Abdullah Bey tarafından, İngilizlerin Kürt politikasındaki temel unsurlardan olan Binbaşı Noel’le ilişkiye geçirildi…”(1)

Şeyh Sait ayaklanması sürdüğü günlerde Bağdat’taki Fransız Yüksek Komiserliği, Paris’e gönderdiği bir başka raporda şunları söylüyordu:

“Kürt ayaklanması, birdenbire kendiliğinden ortaya çıkmadı.

Kürdistan dağları yabancıların kışkırtması ve desteğiyle ayaklandı.

Bölgede çıkan olaylar, İngilizlerin uğradıkları yenilgiden sonra hiç affetmedikleri Mustafa Kemal’e ve Ankara’daki Meclis’e karşı yürüttükleri siyasetin bir parçasıdır…

Kürt ayaklanması bundan daha iyi koşullarda patlak veremezdi.

Ayaklanma, Türklerin Musul üzerindeki iddialarını araştıran Komisyon’da, Türklerin kendi topraklarındaki Kürtler arasında bile huzuru sağlamayacağını gösterecekti”.(2)

Şeyh Sait ayaklanmasını İngilizlerle birlikte, devrik Padişah Vahdettin de destekledi.

San Remo’daki villasında, Kürt Teali Cemiyeti üyesi ve Serbesti Gazetesi sahibi Mevlanazade Rıfat’tan “Kürdistan olayları” hakkında sürekli bilgi alıyor ve aldığı bilgiyi Bükreş’te kurulmuş olan Hilafet Komitesi’ne iletiyordu.

Bu komite, Damat Ferit ve eski İçişleri Nazırı Mehmet Ali önderliğinde, Türkiye’de hilafetçi bir darbe hazırlıyordu.(3)

Atatürk, ayaklanma haberi geldiğinde, Aşar vergisinin kaldırılması ve Türk Teyyare Cemiyeti’nin kurulması gibi önem verdiği iki konu üzerinde çalışıyordu.

Doğu ve Güneydoğu’da, dış desteğe dayalı bir kalkışma onun için beklenmeyen bir durum değildi.

İngiltere Musul’u ve petrolünü istiyordu, o ise Musul’un Misaki Milli Sınırları içinde olduğunu dünyaya duyurmuştu.

İngiltere, “gizli faaliyetlerle Türkiye’yi Musul’dan vazgeçirmeye” çalışacak(4), bunun için kimi Kürt aşiretlerini kullanacaktı.

Elli yıl sonra açıklanan İngiliz gizli belgelerinde yazılı olan bu durumu, Mustafa Kemal o günlerde sanki belgeleri okumuş gibi açıkça görmüştü.

İstanbul’daki İngiliz Büyükelçiliği’nde görevli Kidston, 1919’da “Kürtleri kullanmamız çıkarlarımız gereğidir” derken, Elçilik Müsteşarı Hohler, “Kürt sorununa verdiğimiz önem Kuzey Mezopotamya (Kuzey Irak y.n.) bakımındandır. Kürtlerin ya da Ermenilerin durumu beni hiç ilgilendirmiyor” diyordu.(5)

Ayaklanmanın yayılması nedeniyle, sonuç getirecek etkili önlemlerin alınması gerekiyordu.

Dış destekli etnik ve dinsel ayaklanma kısa sürede bastırılmazsa, “yer altında pusuya yatmış” eski düzen yanlısı gericiler yüreklendirebilir, henüz tam olarak yerleşmemiş olan genç Cumhuriyet için tehlike oluşturabilirdi.

Sorun, bölgesel değil, uluslararası boyutu olan ulusal bir sorundu.

Alınacak önlemler, sorunun niteliğine uygun, yani ülkenin tümünü kapsayacak biçimde olmalıydı.

Ayaklanmaya, niteliğine uygun tanı koyamayan Fethi Bey, 3 Mart 1925’te Başbakanlıktan çekildi ve İsmet Paşa yeni hükümeti kurmakla görevlendirildi.

Meclis’te ve Cumhuriyet Halk Fırkası kümesinde, “silah çekmeye varan öfkeli tartışmalar”(6) oldu.

Sonunda, parti ve devlet başkanı olarak Mustafa Kemal’in toplantıya çağrılmasına ve görüşünün alınmasına karar verildi.

Ayaklanmanın, kapsam ve niteliğini ortaya koyan, aydınlatıcı bir konuşma yaptı.

Ayaklanmanın, ulus varlığına ve onun devlet örgütüne yönelen bir hareket olduğunu, bu nedenle “milletin elinden tutulması gerektiği”ni söyledi ve konuşmasını şu ünlü sözüyle bitirdi: “Devrimi başlatan tamamlayacaktır”.(7)

İsmet Paşa Hükümeti, ilk iş olarak, daha önce çıkarılmış olan Hıyaneti Vataniye Kanunu’na bir madde ekleyerek, vatan hainliği kavramını genişletti.

Meclis, bu tasarıyı 25 Şubat 1925’te yasalaştırdı.

Bir hafta sonra 4 Mart 1925’te Takriri Sükûn Kanunu çıkarıldı.

Üç gün sonra 7 Mart’ta, biri Doğu illerinde öbürü Ankara’da görev yapacak iki İstiklal Mahkemesi kuruldu.

Hemen ardından kısmî seferberlik ilan edildi.

Meclis, Takrir-i Sukûn Kanunu’nu, 22 red oyuna karşılık 122 oyla kabul etti.

Üç gün sonra İstiklal Mahkemelerinin savcı ve yargıçlarını seçti.(8)

Türkiye, yeni bir döneme giriyordu.

İki yıllık geçici bir süre için (bir kez uzatılacaktır) çıkarılan Takrir-i Sukûn Kanunu, yeni devletin yerleşip güçlenmesi uğraşısına yaşamsal önemde katkı sağlayacak, Türk Devrimi’nin doğal akışını kolaylaştıracaktı.

Cumhuriyet, demokrasi ya da insan hakları adına, kendi varlığına yönelen karşı devrime izin vermeyecekti.

Vatana İhanet kavramını genişleten yasa değişikliği, “dinin ve dinin kutsal saydığı kavramların siyasi amaçla kullanılması” suçunun açık tanımını yaparak yasakladı.

Bundan böyle, “dinin siyasi çıkar için kullanılması” amacıyla; örgüt kurulması, kurulmuş olanlara üye olunması ve halk içinde çalışma yapılması, yönetim biçimini ve devlet güvenliğini tehlikeye atan bir eylem sayılacak ve vatana ihanetle suçlanacaktı.(9)

Mustafa Kemal, Türkiye’nin gelişmesi önünde engel oluşturan sorunları, Şeyh Sait ayaklanmasından başlayarak kökünden çözmeye karar vermişti.

Meclis’in, Takrir-i Sükûn Kanunu’yla yürütmeye verdiği yüksek yetki, asal olarak Şeyh Sait Ayaklanması’nın bastırılması için verilmişti.

Ancak, bu yetki aynı zamanda, ülkenin gelişimi yönünde, önemli bir yaptırım gücü yaratmıştı.

Bu gücün kullanımı, Şeyh Sait Ayaklanması’nın bastırılmasıyla sınırlı tutulmayacak, ayaklanmaya kaynaklık eden geriliğin köküne inilecek, ülke bunlardan tümüyle kurtarılacaktı; sonuç değil, nedenler üzerinde durulacaktı.

Mustafa Kemal, ayaklanma konusunda Genel Kurmay’da yapılan toplantılara katıldı; hazırlıklardan sürekli bilgi aldı, görüş ve önerilerini iletti.

Belirlenen plana göre, ayaklanmacılar dokuz tümenlik bir orduyla kuşatılacak, harekata hava gücü de katılacaktı.

Ancak, bu iş zaman alacaktı çünkü bölgede araç kullanımına elverişli yol yoktu ve gidilecek hemen her yer sarp kayalıklarla doluydu.

Kış olduğu için, geçitler kar yığınlarıyla kapanıyor, takviye birlikleri cepheye varana dek yüzlerce kilometre yürümek zorunda kalıyordu.

Bağdat demiryolunun Güneydoğu bölümüne ait işletme hakkını elinde bulunduran Fransızlar, Türklerin demiryolundan yararlanmasına, “askeri birliklerin İngilizlere karşı kullanılmaması koşuluyla”(10) izin vermişti.

1925 Mart sonunda askeri hazırlık tamamlanmış, bütün ayaklanma bölgesi çember içine alınmıştı.

Olanakların sınırlılığına karşın hızlı davranılmış; bir ay içinde İran, Suriye ve Kuzey Irak’a giden tüm kaçış yolları kesilmişti.

Nisan ortasında, Şeyh Sait ve yanındakiler kuşatıldı.

Durumu umutsuz gören Şeyh Sait, yenilgiyi kabul ederek kendi isteğiyle teslim oldu.

Üzerinde “çeşitli belgeler” ve yetkilileri şaşırtacak kadar çok altın çıktı.(11)

Doğu İstiklal Mahkemesi’ne, ayaklanmayla ilgili olarak 389 sanık getirildi.

Savcı, iddianamesinde; yönetici konumda olan sanıkların, “din perdesi altında, dinle ilgisi olmayan” eylemleriyle, “vatana ihanet” suçunu işlediklerini, bu nedenle ölüm cezasıyla cezalandırılmaları gerektiğini belirtti.

Kırk sekiz kişi, “idama mahkum oldu”; bir bölüm sanık hapis cezasına çarptırıldı, bir bölümü suçsuz bulundu.

Kimi aşiret reisleri ve ağalar, Batı bölgelerinde oturmaya zorunlu kılındı; Doğu’da, kimi bölgelere göçmen yerleştirildi.(12)

DİPNOTLAR

(1) “Fransız Dışişleri Bakanlığı Gizli Belgeleri”, E-Levant (1918-1929) Kürdistan Caucase Servisi, Vol.101, sf.25; ak. Uğur Mumcu, “Kürt-İslam Ayaklanması” Tekin Yay., 19.Baskı, İst.-1995, sf.168

(2) “Fransız Dışişleri Bakanlığı Gizli Belgeleri”, E-Levant (1918-1929) Kürdistan Caucase Servisi, Vol.101, sf.25; ak. Uğur Mumcu, “Kürt-İslam Ayaklanması” Tekin Yay., 19.Baskı, İst.-1995, sf.97

(3) “Osmanoğullarının Son Padişahı Vahdettin Gurbet Cehenneminde” Mümtaz Tarık Göztepe, Sebil Yay., sf.158; sk. U.Mumcu, “Kürt-İslam Ayaklanması” Tekin Yay., 19.Baskı, İst.-1995, sf.59

(4) “Bozkurt” H.C. Armstrong, Arba Yay., İst-1996, sf.191

(5) “Kürt-İslam Ayaklanması” U.Mumcu, Tekin Yay., 19.Bas. İst.-1995, sf.24

(6) “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kit., 12.Baskı, İst.-1994, sf.467

(7) “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, 3.Cilt, Remzi Yay., 8.Basım, İst.-1983, sf.219

(8) “Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri IV” Kaynak Yay. 3.Bas., 2001, sf.193

(9) “İkinci Adam” Ş.S.Aydemir, Remzi Kit. 6.Baskı, İst. 1984, sf.301

(10) “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, 3.Cilt, Remzi Yay., 8.Basım, İst.-1983, sf.469

(11) “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, 3.Cilt, Remzi Yay., 8.Basım, İst.-1983, sf.226

(12) a.g.e. Sf. 227

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PKK, Bir Günde 52 MİT’çiyi İnfaz Etti İddia sı


PKK, Bir Günde 52 MİT’çiyi İnfaz Etti İddiası

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) verdiği listeye göre PKK’lı teröristlerin, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) 52 ajanını bir günde infaz ettiği ileri sürüldü.

Türkiye gazetesi muhabirlerinden Nuri Elibol, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) verdiği listeye göre PKK’lı teröristlerin Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) 52 ajanını bir günde infaz ettiğini ileri sürdü.

PKK’YA SIZDIRILDI

Türkіyе gаzеtеsіndеn Nurі Еlіbol’un üst düzеy güvеnlіk yеtkіlіlеrіnе dаyаndırdığı іddіаyа görе PKK іçіndе görеvlеndіrіlеn bu krіtіk pеrsonеlіn іsіmlеrі FЕTÖ tаrаfındаn PKK’yа sızdırıldı.

Hаbеrе görе MİT Müstеşаrı Hаkаn Fіdаn FЕTÖ’cü sаvcılаr tаrаfındаn іfаdеyе çаğrıldığı gün olаn 7 Şubаt 2012’dе іlgіnç bіr gеlіşmе dаhа yаşаndı. FЕTÖ’cülеrіn PKK’yа sızdırdığı bu lіstеdе yеr аlаn іsіmlеrdеn 52 MİT mеnsubu tеrör örgütü tаrаfındаn іnfаz еdіldі.

[status draft]

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI : AMERİKALILARIN PROPAGANDA EŞEĞİ “MİSTER SMOKE” VE TALİHSİZ “KEDİ BARIŞ”


YILMAZ ÖZDİL : Barış

2008…

Irak’ın El Ambar bölgesinde görev yapan Amerikan birliğinin komutanı albay John Falsom, enkaz yığınlarının arasında, vurularak yaralanmış bir eşek buldu. Hem kan kaybından, hem açlıktan ölmek üzereydi. Bir milyon insanın hayatını kaybettiği savaşın, hesabı tutulmayan kurbanlarından biriydi. Adeta alarm verildi, veteriner hekim bulundu, sahra hastanesinde ameliyat edildi, kurtarıldı. Duman rengindeydi, Mister Smoke adı verildi. Birliğin maskotu oldu. Habire insan öldürmek yüzünden adeta insanlıktan çıkan Amerikan askerleri, hayata geri dönmüştü, eşekle hatıra fotoğrafları çektirip, hasretle baba yolu gözleyen çocuklarına gönderdiler. Askerlerin çocukları bu sevimli fotoğrafları feysbuk sayfalarına koydu. Gazeteler üstüne atladı, manşet üstüne manşet yapıldı, eşek şöhret oldu. Posterleri, tişörtleri, oyuncakları, rozetleri yapılmaya başlandı. Amerikan askerlerine, ailelerine ve savaşın yıkıcı görüntüleriyle sarsılan topluma, moral kaynağı haline geldi. Hadi bakalım, Uluslararası Hayvanlara Karşı Zulmü Engelleme Vakfı devreye girdi. “Eşeği maymuna çevirdiniz kardeşim, ayıptır” demeleri beklenirken, tam tersine, “Mister Smoke’u Nebraska’ya getirelim, gazilerin ve asker çocuklarının rehabilitasyon merkezine yerleştirelim, terapide kullanalım” dediler. Pentagon’a danışıldı, derhal kabul edildi, gökte arayıp yerde buldukları propagandaydı. Eşeğin en acil şekilde savaş ortamından çıkarılıp “özgürlükler ülkesi”ne getirilmesi emri verildi. O sırada… Amerikalıların öldürmeyi unuttukları bir Iraklı köylü çıkageldi, “eşek benim eşeğim, geri verin” dedi. Buyrun burdan yakın… Köylüyü ikna etsin diye bir şeyh devreye sokuldu. Şeyh köylüyü çağırdı, “sevaptır, eşeği ver” dedi. Köylü “bunlarda para çok, 30 bin dolar versinler, eşeği vereyim, paranın yarısını da sana vereyim” dedi. Şeyh ikna oldu. Köylüyü yanına alıp, albaya gitti, “30 bin dolar verin, eşeği alın” dedi.

Ancak… Albayın daha makul bir önerisi vardı, “fazla uzattınız, ya eşeği verin, ya da ikinizi birden buraya gömeyim” dedi. Köylüyle şeyh ikna oldu! Hediye ettiler… Böylece, eşeğin özgürlük seyahatine engel kalmamıştı. Erbil’e getirildi, Habur’dan Türkiye’ye sokulacak, İncirlik’ten ABD’ye uçacaktı. Bu sefer biz kıllık yaptık iyi mi… Bizim gümrük görevlileri “hoop hemşerim, burası dingonun ahırı değil” dedi, giriş izni vermedi. Eşek mister’di ama, neticede eşekti, vize verilmesi için tarım bakanlığına sorulması gerekiyordu. Tarım bakanlığına soruldu, “giremez” cevabı geldi. Amerikalılar şoke oldu, “niye giremez birader?” diye sordular. “Ya eşekte hastalık varsa, ya bizim eşeklere bulaştırırsa” cevabı verildi. Eşek krizi 21 gün devam etti. Kafamıza çuval geçirenlere gıkını bile çıkarmayan Türkiye, eşeğe dikleniyordu! Amerikalılar ya sabır çekti. “Zorla güzellik” uzmanı olan Amerikan elçiliği devreye girdi, diplomatik bir nezaketle, “kapıyı hemen açın, adamı hasta etmeyin” denildi, bizimkiler yelkenleri suya indirdi, Iraklı köylü ve şeyhten sonra, bizimkiler de ikna oldu! Amerikalılar sinirlenmişti, eşeği İncirlik’ten askeri uçakla göndermediler, gözümüze sokmak için, inadına İstanbul’a getirdiler, Atatürk Havalimanı’ndan sivil kargo uçağıyla gönderdiler. Mister Smoke, ABD’den özel olarak gelen hayvan hakları derneği yöneticilerinin refakatinde, önce New York’a, oradan Nebraska’ya uçtu. Adına feysbuk sayfaları açıldı, sosyal medya fenomeni oldu, televizyon programlarına çıkarıldı, çizgi film haline getirildi. Amerikan toplumu, kan ve gözyaşı trajedisinden çıkarak, sürpriz şekilde hayatlarına giren bu masum hayvanın sevgisi etrafında kenetlendi. Vicdanlara merhem olmuştu. 2012’de ölene kadar, rehabilitasyon merkezinde yaralı duyguları sarıp sarmaladı. Özellikle gazi çocuklarının biraz olsun yüzlerini güldürdü, ailelere psikolojik güç verdi. Ve, kahramanlar gibi, büyük bir saygıyla, askeri törenle toprağa verildi.

*

2017…
Bugüne kadar 71 şehit verdiğimiz Suriye harekatında görev yapan uzman çavuşumuz Ömer Özkan, El Bab kasabasındaki kanlı çatışmalar esnasında, enkaz yığınlarının arasında bitkin halde bir kedi buldu. Yara bere içindeydi, açlıktan, susuzluktan ölmek üzereydi. Matarasından su verdi, sırt çantasını açtı, kumanyasını paylaştı. Kedicik kimbilir kaç günden sonra bulduğu yemeği şapırdata şapırdata hayata dönerken, Ömer kara kara düşünüyordu. Orda öylece bıraksa, gönül razı değil, götürse, nereye götürecek? El Bab dediğin yerde çadır bile yok, canlı bombaların arasında ölümle koyun koyuna uyuyor çocuklarımız…

Bir çare bulacağız elbet diye düşündü, parkasının göğsünü açtı, kediyi oraya yerleştirdi, artık ben nereye sen oraya dedi gülümseyerek… Hakikaten öyle oldu. Neredeyse 24 saat boyunca, Ömer’in göğsünde yaşadı kedicik… Beraber yediler, beraber çarpıştılar, beraber hayatta kaldılar. Neticede garnizona geldiler. Ömer cep telefonu aracılığıyla kediyle birlikte fotoğraf çektirdi, “hepimiz aynı kaderi paylaşıyoruz, o da bizim himayemiz altında” notunu yazarak, sosyal medya hesabına koydu, hayvanseverlere çağrıda bulunarak, yardım istedi. Gaziantep Canlı Hayatı İyileştirme Derneği başkanı Cengiz Bayram bu çağrıyı gördü, derhal Ömer’le iletişime geçti, biz sahip çıkarız, bize emanet edin dedi. Güzel dedi ama… Ömer El Bab’ta operasyondaydı, Türkiye’ye gelmesi mümkün değildi, nasıl olacaktı bu iş? Ömer aradı taradı, görevi bittiği için memlekete dönecek olan bir silah arkadaşını buldu, kediyi ona teslim etti, o da sınıra kadar getirip, Cengiz Bayram’a verdi. Hemen veterinere götürüldü, tedavi edildi, bakımı yapıldı. Barınağa yerleştirildi. Karnı tok, sırtı pek, sağlığı gayet iyi, korkmadan, saklanmadan, huzur içinde mırıl mırıl uyuyarak… Kendisi için kelimenin tam manasıyla göğsünü siper eden Ömer’in sağ salim gelmesini, yeniden kucaklamasını beklemeye başladı.

*

“Yurtta Barış Dünyada Barış” diyen Mustafa Kemal’in askeri Ömer… Savaşın ortasında bulduğu bu kediye ne isim verdi biliyor musunuz?

*

“Barış” dedi.
Senin ismin “Barış” olsun.

*

Hayatını ortaya koyarak çarpışan bir asker için bundan daha kahramanca bir davranış, bundan daha cesur bir tavır, savaşın yokediciliğine karşı bundan daha yürekli bir meydan okuma olabilir mi, inanın bilemiyorum.
Canlı bombaların can pazarından Hollywood bile böylesine bir insani öykü hayal edebilir mi, sanmıyorum.

*

Peki, abuk sabuk saçmalıklarla gündem meşgul edilirken, Türkiye’nin niye bu ilaç gibi haberden bangır bangır haberi olmuyor derseniz?

*

Medya insan olunca…
Eşeği bile dünya tanıyor.
Medya insanlığını yitirince…
Barış’ın kavramı da kendisi de bize çok uzak kalıyor maalesef.

KÜRT SORUNU DOSYASI : Toprak Ağası Şeyh Sait (BÖLÜM 1)


Bir Jandarma birliği, altı asker kaçağını yakalamak için, 13 Şubat 1925’te Bingöl’ün Eğil Bucağı’na bağlı bir köy olan Piran’a geldi.

Birlik komutanları Teğmen Mustafa ve Teğmen Hasan Hüsnü, her zaman yaptıkları işin Piran’da, Cumhuriyet tarihinin önemli olaylarından birini başlatacağını kuşkusuz bilmiyordu.

Piran, Şeyh Sait’in kardeşi Şeyh Abdurrahman’ın köyüydü ve ayaklanma hazırlığı içindeki Şeyh Sait, üç yüz atlısıyla birlikte o gün oradaydı.(1)

Şeyh Sait, kaçakları vermek istememiş, teğmenler görevlerini yapmak zorunda olduklarını bildirince, subay ve askerler üzerine ateş açılarak, iki teğmen esir edilmişti.(2)

“Birkaç ay sonra başlatılması” düşünülen ayaklanma, bir rastlantı sonucu 13 Şubat’ta başlatılmıştı.(3)

Şeyh Sait, bölgedeki Nakşibendi Tarikatı’na bağlı Sünni müridlerin önderi, okuma yazma bilmez “ilginç görünüşlü” bir toprak ağasıydı.(4)

Koyun sürülerini, aşiretine bağlı köylerin arazilerinde otlatır, köylülere ücretsiz çobanlık yaptırırdı.

Dinsel konumunu kullanarak, onların sırtından büyük bir servet edinmişti.

Şeyh Sait, müridlerini kendilerine bağlamak için, değişik yöntemler uyguluyor, “inanç sınama” adı altında kişiliği ve düşünme yeteneğini yok eden davranışlar geliştiriyordu.

“Din ve Allah yolundaki inançlarını” sınamak için tarikat üyelerine “birer hayvan muamelesi” yapıyordu.(5)

Ayaklanma sanıklarından Şeyh Eyyüp’ün, Diyarbakır İstiklal Mahkemesi’ne verdiği ifadeye göre, müridlerini, “boyunlarına yular taktırıp ahıra bağlatıyor, sığır gibi böğürtüyor, eşek gibi anırtıyor ve onları, tekkenin ya da oturduğu konağın önünde diz üstünde yürütüyordu”.(6)

“Ankara’nın Türkleşmiş yeni hükümeti”(7) onu rahatsız ediyor, Osmanlı döneminden alıştığı ayrıcalık haklarını yitirerek “derebeyliğinin” zarar göreceğine inanıyordu.

Bu “tehlikeyi” önlemek için, dini etkisini kullanarak, Kürt aşiretlerini “Kemalist hükümetin kafirce siyasetine karşı” ayaklanmaya çağırdı; “Allah’ın emriyle cihat ilan etti”.(8)

Şeyh Sait’in adamları, “ellerinde yeşil sancak, göğüslerinin üzerinde Kur’an-ı Kerim; bankaları, evleri, dükkanları basıp soyarak”(9) ilerlediler.

Kürdistan’ın geçici başkenti yapmayı düşündükleri Bingöl ve Elazığ’ı ele geçirdiler; Lice’yi, Ergani’yi ve birçok köyü işgal ettiler.(10)

Çatışmalar Diyarbakır’da “gerçek bir savaş” durumunu aldı.(11)

24 saat süren sokak çarpışmalarında, “silahlı Kürtler, cami şerefelerinden Türk askerinin üzerine ateş açtı”.(12)

Nakşi hocalar, Şeyh Sait’in yanında savaşanlara, “Cennet’te ödüller vaadediyordu”.

Kent ve köylerde, bildiriler dağıtılıyor, bu bildirilerde “hilafetsiz Müslümanlık olmaz; saltanat ve hilafet geri getirilmeli; okullarda dinsizlik öğreten, kadınları yarı çıplak gezdiren Kemalist hükümetin başı ezilmelidir” deniyordu.(13)

Şırnak Aşireti Reisi Abdurrahman Ağa, Bağdat’taki İngiltere Başkomiserliğine gönderdiği mektupta; “Kürt milletinin hukukunu elde edip hükümetini kurmasına kadar, savaş mühimmatı konusundaki eksikliklerimizi, yapacağınız gizli yardımlarla giderebiliriz”(14) diyordu.

Ayaklanma sanıklarından Kemal Feyzi, yakalandıktan sonra mahkemede “Ben bağımsız bir Kürdistan kurulması için çok çalıştım. Bu çaba için yıllarca aşiretler içinde yaşadım… Şimdi, birçok kimse gibi, önceden var saydığım ve uğruna mücadele ettiğim şeyin bir hayal olduğunu anlamış bulunuyorum. Ortada millet denilecek bir Kürt topluluğu yokmuş” dedi.(15)

Şeyh Sait’in başlattığı ayaklanma, tüm Kürt ayaklanmalarında olduğu gibi dışarıyla bağlantılıydı.

İngilizler, zengin petrol yatakları nedeniyle Musul ve Kerkük’ten çıkmak istemiyor; Kürtleri, kurulmakta olan yeni Türk devleti üzerinde baskı oluşturacak bir araç olarak kullanıyordu.

Mustafa Kemal, 1919’da Sivas Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “İngilizlerin amacının, parayla ülkemizde propaganda yapmak ve Kürtlere Kürdistan kurma sözü vererek, bize karşı suikast düzenlemek olduğu anlaşılmış ve gerekli önlemler alınmıştır” demişti.(16)

Zafer’den sonra 14 Ocak 1923’te Eskişehir’de yaptığı konuşmada, Musul-Kerkük sorununa değinirken, bu soruna bağlı olarak Kürt devleti konusunu da ele almış ve şunları söylemişti:

“Musul-Kerkük kadar önemli olan ikinci konu, Kürtlük sorunudur.

İngilizler orada (Kuzey Irak’ta y.n.) bir Kürt devleti kurmak istiyorlar.

Bunu yaparlarsa, bu düşünce bizim sınırlarımız içindeki Kürtlere de yayılır.

Bunu engellemek için sınırı güneyden geçirmek gerekir”.(17)

Mutki Aşireti Reisi Muşlu Hacı Musa, “Kürt Azadi (İstiklal) Cemiyeti” adlı gizli örgütün ilk başkanıydı.

Bu örgüt 1923’te, Erzurum’da kurulmuş, ilk kongresini 1924 yılında yapmıştı.

Şeyh Sait, “1925 Mayısı’na dek ayaklanma düzenlenmesine, gerekli dış yardımın İngiltere ve Fransa’dan alınmasına” karar verilen bu kongrede, örgüte üye olmuştu.(18)

İngiltere’nin İstanbul Büyükelçilik görevlisi Kidston, 28 Kasım 1919’da Londra’ya gönderdiği yazanakta (raporda), “Kürtlere ne kadar güvenmesek de, onları kullanmamız çıkarlarımız gereğidir” diyordu.(19)

İngiltere Başbakanı Lloyd George ise, 19 Mayıs 1920’de San Remo’da yapılan Konferans’ta “Kürtlerin arkalarında büyük bir devlet olmadıkça varlıklarını sürdüremezler” diyor, bölgeye yönelik İngiliz politikası için şunları söylüyordu:

“Türk yönetimine alışmış olan Kürtlerin tümüne yeni bir koruyucu kabul ettirilmesi güç olacaktır…

İngiliz çıkarlarını, dağlık kesimlerinde Kürtlerin yaşadığı Musul ve içinde bulunduğu Güney Kürdistan ilgilendirmektedir.

Musul bölgesinin, öteki bölümlerinden ayrılarak yeni bağımsız bir Kürdistan Devleti’ne bağlanabileceği düşünülmektedir…

Ancak bu konuyu anlaşma yoluyla çözmek çok güç olacaktır”.(20)

İngiliz Hükümeti, “anlaşma yoluyla çözmenin güç olduğu” bu sorunu aşmak için, doğal olarak silahlı çatışma yolunu seçti.

Bu iş için, para ve siyasi koruma önererek kimi Kürt aşiretlerini kullandı.

Musul ve Kerkük bölgesini, Misakı Milli sınırları içinde gören yeni Türk Devleti’ni güç durumda bırakmak için, Doğu ve Güneydoğu’da karışıklıklar çıkarmaya yöneldi.

6 Mart 1921’de başlayan Koçgiri Ayaklanması, Yunanlıların Bursa’dan saldırıya geçmelerinden iki hafta önce ortaya çıktı.

7 Ağustos 1924’te başlayan Nasturi Ayaklanması, İngiltere’nin Musul sorununun ele alınması için, Milletler Cemiyeti’ne başvurmasından bir gün önce başladı.(21)

Ayaklanmaya verilen İngiliz desteği için, Fransız tarihçi Benoit Méchin şu yorumu yapmıştı:

“Şeyh Sait ayaklanması yeni devletin tekil (üniter) yapısına ve yasaların ülkenin tümünde uygulanabilirliğine bir meydan okumaydı…

Kemalist rejimin güçlenmesini önleyeceği düşüncesiyle, İngiltere, olayları kışkırtmak için Kürt başkaldırısını körüklüyordu.

Bu cerahatlı yarayı, ayaklanmacılara yiyecek ve silah yardımı yaparak, Türkiye’nin ensesinde tutuyordu”.(22)

DİPNOTLAR

(1) “Kürt-İslam Ayaklanması” U.Mumcu, Tekin Yay., 19.B., 1995, sf.67-68

(2) a.g.e. sf.68

(3) Dersimî, sf.155; ak. Uğur Mumcu, “Kürt-İslam Ayaklanması”, sf.69

(4) “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kit., 12.Baskı, İst.-1994, sf.465

(5) “TekAdam” Ş.S.Aydemir, 3.Cilt, Remzi Yay., 8.Basım, İst.-1983, sf.220

(6) a.g.e sf.220

(7) “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kit., 12.Baskı, İst.-1994, sf.465

(8) “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kit., 12.Baskı, İst.-1994, sf.465

(9) “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kit., 12.Baskı, İst.-1994, sf.467

(10) “Kürt-İslam Ayaklanması” U.Mumcu, Tekin Yay., 19.Bas., 1995, sf.71-72

(11) “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, 3.Cilt, Remzi Yay., 8.Basım, İst.-1983, sf.220

(12) “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kit., 12.Baskı, İst.-1994, sf.468

(13) a.g.e. sf.467

(14) Örgeevren, Dünya, 4-5 Haziran 1957; ak. Uğur Mumcu a.g.e. sf.116

(15) Dünya, 05.06.1957; ak. Uğur Mumcu, a.g.e. sf.117

(16) “Sivas Kongresi Tutanakları” Uluğ İğdemir, TTK, Ank.-1969 sf.78; ak. Uğur Mumcu, “Kürt-İslam Ayaklanması” 19.Basım, sf.21

(17) “Eskişehir İzmir Konuşmaları” Kaynak Yay., İst.-1993, sf.95

(18) “Şeyh Sait İsyanı” Martin Van Bruinessen, Özgür Gelecek, Şubat 1969, sf.28-29; ak. Uğur Mumcu, “Kürt-İslam Ayaklanması” 19.Baskı, sf.56

(19) “İngiliz Belgelerinde Türkiye” Erol Ulubelen, Çağdaş Yay., 1982, sf.195; ak. U.Mumcu, “Kürt-İslam Ayaklanması” Tekin Yay., 19. Bas., 1995, sf.24

(20) “Sevr Anlaşmasına Doğru” Osman Olcay, SBF Yay., Ank.-1981, sf.121; ak. U.Mumcu, “Kürt-İslam Ayaklanması” Tekin Yay., 19.Bas. 1995, sf.28

(21) “Kürt-İslam Ayaklanması” U.Mumcu, Tekin Yay., 19.Bas., İst.-1995, sf.51

(22) “Mustafa Kemal” Benoit Méchin, Bilgi Yay., Ank.-1997, sf.268

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI : AÇILIM İHANETİNİN KAÇINILMAZ NETİCESİ /// BORDO BERELİ ENES ÜSTEĞ MEN


Yılmaz Özdil : Bordo

Ihlara vadisinin kenarında, başı dumanlı Hasan dağının kıyısında, Aksaray’da dünyaya geldi, 1988 yılında, Güzelyurt kasabasında.

*

1924’teki mübadele sırasında bugünkü Makedonya topraklarından göçen Türkler yerleştirilmişti oralara… O nedenle sarışındır hep Güzelyurt’un insanı, tıpkı Mustafa Kemal gibi… Enes de öyleydi.

*

Kendini bildi bileli subay olmak istiyordu. Sınava girdi, kazandı, Işıklar Askeri Lisesi’nin yolunu tuttu. Ailesine çok düşkündü. Çocuk yaşta hasret zordu ama, hayalini gerçekleştirdiği için çok mutluydu. 2007’de diplomasını alırken, mezuniyet yıllığına şunları yazdı:

*

“Beni yetiştiren ve bu kutsal yuvaya yollayan biricik anneme ve babama, mülakat sınavından önceki gece yüzüm yara olmasın diye gece boyunca başımda sinek avlayan dedeme, her türlü desteğini benden esirgemeyen anneanneme, yengelerime, dayılarıma, kardeşime ve yeğenlerime sonsuz şükran ve minnet duygularımı belirtmek istiyorum. Sizler çölde bulduğum çiçeklersiniz, bu çiçeklerin yaşaması için gerekirse kanımla sularım.”

*

19 yaşındaki delikanlının yüreği buydu. Sevdikleri için canını ortaya koymaktan çekinmeyen bir karakterdi.

*

Harp Okulu’na devam etti, üst seviyede başarıyla mezun oldu.

*

Hayata gülümseyerek bakardı. Herhangi bir zaman, herhangi bir konuda dargın, kırgın, üzgün veya umutsuz olduğunu hatırlayan yok. Sadece gözleri değil, sesi bile gülümserdi, daima neşeliydi.

*

Rock müzik severdi. Metallica’nın Duman’ın hayranıydı. Ama, Neşet Ertaş’ın Zeki Müren’in ve Zülfü Livaneli’nin yeri ayrıydı, rakının dibine vururlarken, kadeh kaldırırlarken illa onları dinlerdi.

*

Triatloncuydu. Üç branşın birarada yapıldığı, 1.5 kilometre yüzülen, 40 kilometre bisiklete binilen, 10 kilometre koşulan, mukavemet sporu… Yorulmak bilmezdi. Komando kurslarının dayanılmaz eğitimlerinde soluk alma güçlüğü yaşanırken, karda-yağmurda herkesin burnundan kan gelirken, bizimki şarkı söylerdi.

*

Elit birliğe seçildi, bordo bereli oldu. Yurtdışına kursa gitti. Elbette nerelerde görev yaptığını yazamam ama, Kıbrıs’ta Kuzey Irak’ta bulundu.

*

Kıbrıs’tayken Eljanna’yla tanıştı. Hollandalıydı. İki kız arkadaş tatile gelmişlerdi. Hani ilk görüşte aşk derler ya… Bizimki öyle oldu, adeta çarpıldı. Arkadaşlarına heyecanla anlatırken “sarı saçları çölden, mavi gözleri denizlerden çalıntı” diye tarif ediyordu. Gel gör ki, Eljanna’nın pek niyeti yoktu. Malum, Türk erkeklerinin tatil çapkınlıkları pek meşhurdu, Enes’in ilgisini de öyle zannetti, yüz vermedi, ülkesine döndü. Bizimki peşini bırakmadı. Allem etti kallem etti, mektup yazdı, internetten yazdı, telefon etti, sevimli sevimli fotoğraflarından gönderdi, çiçek gönderdi, şiir miir, bağladı… Atladı Hollanda’ya gitti. Eljanna Türkiye’ye geldi. Üç yıl böyle sürdü. Aşkları iyice alevlendi, ayrı yaşamaları artık mümkün değildi, evlilik kararı aldılar. Eljanna memleketini bıraktı, Türkiye’ye, Enes’in en sevdiği şehire, İzmir’e yerleşti. Enes bu taşınma sırasında güneydoğuda görevdeydi, gelemedi. Ankara’da yaşayan anne-babası İzmir’e geldi, müstakbel gelinlerinin taşınmasına, evi temizlemesine, eşyalarını yerleştirmesine yardımcı oldular. Düğün için, bu yaza niyet vardı.

*

Ve… Açılım ihanetinin kaçınılmaz neticesi olarak, şehir savaşı başladı. Enes, Cizre’deydi. Teröristlerin sözde karargahına 20 metre mesafede bir binaya konuşlanmışlardı. Aniden, hedef binadan “bixi” tabir edilen makineli tüfek kusmaya başladı. Enes’in bulunduğu odanın duvarları delik deşik oldu, tesadüfen vurulmadı. Gereken cevap verilip, hedef yokedildikten sonra, çıktı geldi arkadaşlarının yanına, sigara yaktı, her zaman olduğu gibi gülümsüyordu. “Dokuz candan sekizi gitti, tek canla counter strike oynuyorum” dedi.

*

Counter strike, teröristlerle mücadele edilen bilgisayar oyununun ismiydi. Henüz bir dakika önce ölümden dönmüştü ama, hâlâ espri yapıyor, can pazarını bilgisayar oyununa benzetiyordu. Korku denilen kavram, bu kahramanın yaradılışında yoktu.

*

Mermi yememişti ama, yüzüne, sol elmacık kemiğinin üzerine cam parçası saplanmıştı, gözü kılpayı kurtulmuştu. Bu çatışma nedeniyle “yara beratı, gazilik listesi” hazırlandı. Listede Enes de vardı. Duyar duymaz koştu komutanlarının yanına, ismini listeden sildirdi. “Asla kabul edemem, bu sıyrık için gazilerimizin suratına nasıl bakarım” dedi. Hakkı olan yaralanma iznini bile reddetti.

*

Cizre temizlendi.
Sur’a geçti.

*

Altı katlı bir binada keskin nişancı iki terörist vardı. Binanın konumu çok önemliydi. Dört sokağın kesiştiği köşe başındaydı, o bina alınmadan, o sokaklara girilemiyor, komşu binalara müdahale edilemiyordu. Tank atışı yapıldı. İki terörist öldürüldü. Bina ağır hasar almıştı. Ancak… O dört sokakta pozisyon alan teröristleri hareketsiz bırakabilmek için, o binaya mutlaka girmek, o binayı mutlaka elde tutmak gerekiyordu.

*

Enes’in başında bulunduğu tim, arka tarafına açılan delikten binaya girdi. 12 kişiydiler. Katlara dağılmaya başladılar.

*

O sırada… Çaprazdaki binadan roket fırlatıldı. Kolonlardan birine denk geldi. Tank atışıyla ayakta durmaya mecali kalmayan bina, kulakları sağır eden bir çatırtıyla çöktü. Mahalleyi toz bulutu kapladı.

*

Enes üsteğmen ve 11 bordo bereli astsubayımız, enkaz altında kaldı. Dokuzu kendi imkanlarıyla çıkmayı başardı. İki astsubayımız şehit olmuştu. Maalesef yazarken bile çaresizliği iliklerime kadar hissediyorum… Sol kolu beton blokların arasına sıkışan Enes kendinde değildi, ağır yaralıydı ama, nabzı atıyordu. Yaşıyordu.

*

Ne sağ kurtulan astsubaylarımız oradan çıkabildi, ne de Enes çıkarılabildi. Çünkü, binayı indiren roketin hemen peşinden, yoğun ateş açılmıştı. Binanın hakim olduğu dört sokaktan, mermi yağıyordu. Kafayı çıkarabilmek mümkün değildi. Zaten binaya yaklaşmak da yeterli değildi. Enes’i oradan alabilmek için, vinç gerekiyordu.

*

Tıbbi yardım bile mümkün değildi. AFAD ekipleri, canlarını hiçe sayıp öne atıldılar ama, nafile… Hareket eden her şeye saldırılıyordu. Hava karardı, defalarca denendi, olmadı, belli ki teröristlerin gece görüş dürbünleri vardı, zifiri karanlıkta bile ateş kesilmedi.

*

Üç gün sürdü!

*

Bana göre, filmi çekilmesi gereken üç gündür.

*

O daracık köşebaşında üç gün çatışıldı. Enes’i kurtarabilmek için, dört şehit daha verdik orada, iki özel harekat polisi, bir uzman çavuş, bir uzman onbaşı… Nihayet mahalle temizlendi.

*

Maalesef…
Enes için çok geçti.

*

Dedim ya, kolu sıkışmıştı. Her taraftan ateş edilen o labirent gibi sokaklardan vinç getirilmesi, hiç kolay olmadı. Mahallenin temizlenmesine rağmen, şehitlerimiz bir gece daha orada kaldı.

*

Bir bina, dört gün, yedi şehit… Yılışık televizyonlarımızın ruhsuz ana haber bültenlerinde, lütfedilip, 30 saniye filan yerverildi.

*

Enes’in naaşını Diyarbakır’da üç kişi yıkadı. İmam, dayısı ve bordo bereli devre arkadaşı üsteğmen.

*

Devre arkadaşı, Enes’in kulağına eğildi, “seninle beraber okuduk, beraber eğitim aldık, omuz omuza görev yaptık, ömrümün sonuna kadar hep yanımda olacaksın kardeşim” dedi, sonra da sırasıyla, alnından, ellerinden, ayaklarından öptü. Yıkadılar… Abdestini aldırdılar. Enes her zamanki gibi gülümsüyordu. Her zamanki gibi huzurlu, her zamanki gibi muzip muzip bakıyordu sanki… Kuruladılar bedenini… Yüzünü sildiler. Gözünden yaş geldi. Bir daha kuruladılar, gene yaş geldi, bir daha kuruladılar, gene… Devre arkadaşı darmadağın oldu, kendini daha fazla tutamadı, onun da gözyaşları boşaldı. İmam, hıçkırarak ağlayan üsteğmenin omzuna elini koydu, merak etme dedi, gözü arkada kaldı sanma sakın, cennetlik alametidir bu, için rahat olsun, bırak gözündeki yaş kalsın, arkadaşınız size cennetin kapısını araladı… Bitirdiler yıkamayı… Devre arkadaşı tekrar eğildi Enes’in kulağına, bekle bizi kardeşim dedi, tekrar sırasıyla alnından, ellerinden, ayaklarından öptü. Kucakladı. Tabuta yerleştirdi.

*

Enes’i son görev için Ankara’ya getirdiler.
Kocatepe Camisi’ne.

*

Her şehit cenazesinde yaşanan protokol kepazeliği, Enes’in cenazesinde de yaşandı.

*

Ahmet Kiziroğlu geldi, 500 tane korumayla… Çünkü malum, Enes gibilerini Cizre’ye Silopi’ye Sur’a gönderen Ahmet Kiziroğlu gibiler, 500 tane koruma olmadan camiye bile gidemiyordu. Asrın liderimiz zahmet edip gelmedi, gelseydi, 500 kesmez, 1500 korumayla gelirdi. Bakanlar, parti genel başkanları, milletvekilleri geldi, 500’er korumalarıyla, şoförleriyle, yalaka danışmanlarıyla… Hepsinin çocuğu ya asker kaçağı, ya bedelli… Kameralara poz verdiler, üzülüyormuş gibi yaptılar.

*

Enes’in halası avluya giremedi iyi mi… Hem yer kalmamıştı, hem de caminin etrafı binlerce polis tarafından sarılmıştı, kadıncağızı ittirip kaktırdılar, avluya sokmadılar. Neyse ki, Enes’in devre arkadaşlarının haberi oldu, boğuşa boğuşa halayı avluya getirebildiler.

*

Daha hazini… Kocatepe camisinde Enes’ten başka iki cenaze daha vardı. Biri, çöken binada şehit olan astsubaylarımızdan Doğukan Tazegül’dü. Diğeri ise, Ankaralı bir vatandaşımızdı. Ne oldu biliyor musunuz? O rahmetli vatandaşımızın ailesi, avluya giremedi! Babalarının tabutu başında cenaze namazını kılamadılar! Ağlaya ağlaya, dışarda, sokakta cenaze namazı kıldılar. Siyasiler gittikten sonra, avlu boşaldıktan sonra girip, babalarının tabutunu omuzlayabildiler. Gazeteciler de siyasilerle birlikte gittiği için, bu ailenin dramına sadece Enes’in devre arkadaşları şahit olabildi.

*

27 yıllık kısacık ömrüne, destansı kahramanlıklar ve ölümsüz bir aşk sığdırmayı başaran Enes… Cebeci mezarlığına getirildi.

*

Babacığı dik durmaya gayret ediyordu ama, yüreğinin yangını sesine yansıyordu, “sarı saçlı yiğidim, sarı sakallı yiğidim” diye haykırıyordu.

*

O yiğide toprak atılırken… Duyguları tıpkı o çöken binanın enkazı gibi yerlebir olmuş bir genç kız, Eljanna… Uğruna memleketini terkettiği adamın ardından gözyaşlarıyla mırıldanıyordu.

*

“Bu bir veda değil sevgilim, bu bir teşekkür… Hayatıma girdiğin için, beni mutlu ettiğin için, teşekkür… Beni sevdiğin için ve sevgimi kabul ettiğin için, teşekkür… Sonsuza dek saklayacağım hatıralarımız için, teşekkür… Şu an, çok iyi bir yerde olduğundan eminim. Tanrı seninle, biliyorum. Meleğim ol, daima yanımda kal ve beni koru… Ölüm kazanamayacak. Aşkımız kazanacak. Seni çok sevdim, seni çok seviyorum Enes… Bekle beni.”

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.