Kategori arşivi: Terör

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ’cü polis mahkemede tek tek isimleri verdi


FETÖ’cü polis mahkemede tek tek isimleri verdi

Polis okuluna girdiği süreçten itibaren 13 yıl Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile bağlantıda kaldığını söyleyen sanık, mahkeme heyetine önemli itiraflarda bulundu. Yapının aracılığı ile istihbarat sınavını kazandığından, örgütün gizli haberleşme ağı “Bylock” ile Eagle” ile ilgili bilgilere kadar birçok bilgiyi veren sanık, 70’e yakın FETÖ’cünün isimlerini tek tek aktardı.

Polis okuluna girdiği süreçten itibaren 13 yıl Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile bağlantıda kaldığını itiraf eden sanık, mahkeme heyetine yapının aracılığı ile istihbarat sınavını kazandığından, örgütün gizli haberleşme ağı “Bylock” ile Eagle” ile ilgili bilgilere kadar birçok bilgiyi verirken, 70’e yakın FETÖ’cünün isimlerini tek tek aktardı.

FETÖ/PDY soruşturması kapsamında Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün de Kanun Hükmündeki Kararname ile ihraç edilen aralarında ikinci sınıf emniyet müdürü ile birlikte komiser ve polislerin olduğu 15 şüphelinin yargılanması tek tek yapıldı. İlk kez hakim karşısına çıkan sanıkların çoğunluğu telefonlarından çıkan “Bylock” programından haberdar olmadıklarını ve FETÖ üyeliğini kabul etmediklerini savundu.

Yaklaşık 8 aydır FETÖ/PDY üyesi olmak suçundan tutuklu bulunan sanıklardan polis memuru K.Y. ise etkin pişmanlık yasasından yararlanmak istediğini ve samimi itiraflarda bulunacağını ifade etti. Kendisinin 2003 yılında Elazığ’da polis okulunda eğitime başladığı yıl FETÖ ile bağlantı kurduğunu aktaran K.Y., “Polis okulunda bir üst sınıfta bulunanlarla, yapı ile bağı olan emekli polislerin evine gitmeye başladık. Evlerde dini ibadetler yapılırken, Fetullah Gülen’in videoları ve kitapları okutuluyordu. Okulu bitirdikten sonra Ankara’ya atandım. Ankara’da FETÖ ile bağlantılı yapıdan biri sivil diğeri polis iki kişi beni karşıladı ve Demetevlerde bir eve yerleştirdi. Ev abileri polislerdi ancak tüm bu evlerden sorumlu olan FEM dershanesinde coğrafya öğretmeni olan Bülent isimli biriydi. Siviller genelde kod ismi kullanıyordu, o yüzden Bülent isminin gerçek mi yoksa kod isim mi olduğunu bilmiyorum” dedi.

Ankara’da 40’a yakın polisin adını verdi

2006 yılında ev abisi olduğunu 2009 yılına kadar ev abiliği de yaptığını aktaran zanlı K.Y., yaklaşık 40 polisin adını heyete verirken, bunlardan bir çoğunun da yapı aracılığıyla komiser olduklarını aktardı. İtiraflarına devam eden K.Y., bu kişilerden bazılarının yurt dışında büyükelçiliklerde görev aldığını, hatta yapıdan tanıdığı bir polisin komiser olduktan sonra Cumhurbaşkanlığı koruma ekibinde görev aldığını dile getirdi. 2010 yılında Elazığ’a tayin olduğunda çevik kuvvette görev aldığını belirten zanlı K.Y., yapıyla ilişkisinin sürdüğünü ve bir yıl sonra Elazığ Valiliği Özel Kalem Müdürlüğü şifre memuru olarak görev yaptığını, ardından da yapının aracılığıyla istihbarat sınavına girerek kazandığını, 17/25 Aralık 2013’e kadar burada görev aldığını anlattı.

İlişkileri 17/25 Aralık’tan sonra da devam etmiş

17/25 Aralık 2013’ten sonra kendisiyle birlikte 30 polisin istihbarattan çıkarıldığını, 15’inin tayine gittiğini, diğer 15’inin de çeşitli birimlerde görev aldığını ancak FETÖ’nün sohbetlerine gitmeyi sürdürdüğünü, sadece bir kişinin katılmadığını ifade etti. Daha sonra 2 polisin daha sohbetlere katılmaya başladığını aktaran K.Y., Elazığ Emniyetinin istihbarat imamlığını N.S.’nin yaptığını dile getirerek, diğer sohbetlere giden 30 memurun isimlerini tek tek verdi. İstihbarat imamı N.S. ile cezaevinde 2 ay kaldığını da dile getiren K.Y., “Benim etkin pişmanlıktan yararlanacağımı öğrenen N.S., kendisinin üstündeki sorumlunun yani emniyet imamının S.S. olduğunu bana söyledi. Ancak bunu kasıtlı mı söyledi bilmiyorum” diye konuştu.

"Bylock’tan MİT’in haberi olunca, Eagle programı kuruldu"

Kendisinin örgütün gizli haberleşme ağı “Bylock”u kullandığını da itiraf eden K.Y., şunları anlattı:

“Yalnız ben gizli olduğunu düşünmüyordum. 2015’in sonuna kadar bunu kullandık. Sonradan MİT’in ‘Bylock’u çözmüş olabileceği bilgisi geldi ve kullanmayı bırakıp, Eagle’ye geçtik. Eagle’yi kurarken bir de CTA Clingtean Master diye bir silme programı kuruldu. Eagle’de konuşmalar 2-3 gün içinde kendiliğinden otomatik olarak siliniyordu, silme programı tamamen kaldırmak için kurulmuştu.”

İstihbarat imamı N.S.’ye her ay düzenli olarak kendisinin 200 lira, diğer arkadaşlarının da 100 ile 200 arasında himmet parası ödediğini bildiğini de anlatan K.Y., yapıdan 2016 yılının mart ayında ayrıldığını, 15 Temmuz darbe girişimi yaşanınca itirafçı olmaya karar verdiğini kaydetti.

Mahkeme heyeti, sanığın verdiği isimlerle ilgili işlem yapılıp yapılmadığını, yapılmadıysa gerekli araştırmanını yapılması için Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazılmasına karar verdi. Mahkeme heyeti, sanık hakkında da, yurt dışı yasağı konularak tahliye edilmesine ve yargılanmasının tutuksuz olarak devam edilmesine karar verdi.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ mücadelesi bir istihbarat mücadelesidir



FETÖ mücadelesi bir istihbarat mücadelesidir

Dünyanın gelmiş geçmiş en alçak ve en kripto örgütü ile karşı karşıyayız.

Tarihin hiçbir döneminde bu kadar geniş örgütlenmiş bir suç örgütü bulunmadığı için, bilinen yöntemlerin yetersiz kalmasının anlaşılır bir tarafı var.

Bu alçaklar örgütünün yapısını ve hiyerarşisi deşifre edilmedikçe tartışmaların sonu gelmeyecektir.

Ciddi bir istihbarat veri havuzu oluşmaya başladı. Örgütün yapısı ve kadroları tam olarak deşifre edilememiş olsa da izlerini sürmeye yarayacak önemli bilgilere ulaşıldığı anlaşılıyor.

Buradan takip edilerek arkası gelecektir.

Öyle anlaşılıyor ki daha geniş bilgilere ihtiyaç da var. Örgütün kontrolündeki sivil toplum kuruluşları ve ticari kurumlarla ilişkiler önemli başlangıç noktaları olarak kabul ediliyor.

Örgütün legal şemsiye altında yürütülen ticari faaliyetlerine katılma, örgütün amaç ve eylemlerine sadakati doğrulayacak biçimde meydana gelmişse örgüt bağı için dayanak olabilir. Ancak legal şemsiye altında bulunan ticari kurumlarla ilişkiyi kesme biçimi daha doğru sonuçlar da verebilir.

Örneğin Sızıntı dergisi aboneliği örgütle ilişki açısından bir fikir verebilir ama Sızıntı dergisine kayyım atandıktan sonra aboneliğini sona erdirenlerin davranışı örgüte sadakati belirleme noktasında daha sağlam fikir verir.

Keza Zaman gazetesi abone listesi de bir fikir verir ama Zaman gazetesine kayyım atandıktan sonra aboneliğini sona erdirenlerin listesi daha kuvvetli bir fikir verir.

Bank Asya’da hesap bağı açısından en önemli kriter Pennsylvania’lı şeytanın emriyle bu bankada katılım hesabı açılmasıdır. Özellikle de malı mülkü satıp, başka bankalardan kredi çekerek katılım hesabı açılması örgüte sadakatin bir göstergesidir. Bank Asya’nın TMSF tarafından yönetimine el konulması üzerine yapılan hesap kapamalarına da bakılması gerekir.

Bakılsın bakalım Sürat Kargo’ya kayyım atanmasından sonra müşteri ilişkisini sona erdirenler kimler. Bu listeyi uzatabildiğiniz kadar uzatabilirsiniz. Bu alçakların legal şemsiye altındaki işletmeleri ile ticari ilişki kurulmasının biçimi de bir fikir verebilir ama legal şemsiye altındaki ticari faaliyetlerin devlet kontrolüne geçmesinden sonra ilişik kesilmesi daha önemli bir kriterdir. Hatta makul bir neden yoksa örgüt adına devlete açık olarak meydan okumadır.

Bu alçakların kendi aralarındaki ilişkiler, toplantılar ve katılımcılar büyük ölçüde sadece HTS (Historical Traffic Search yani telefon trafik bilgileri) incelenerek tespit edilebilir.

Ben şahsen sadece telefon trafik ve sinyal bilgilerinden yola çıkılarak bu alçakların tüm irtibatlarının hatta tüm toplantılarının deşifre edilebileceğine inanıyorum. Elbette bu çok fazla zaman ve efor gerektirecektir. Devletin, bu kadar geniş bir soruşturma programında işlerin rayında yürüyebilmesi için gereken kaynak ve personeli sağlaması gerekir.

FETÖ irtibatı düşünülen kimselerin özellikle de telefon ve internet trafik bilgilerinden yola çıkılarak ayrıntılı olarak bağlantılarının incelenmesi gerekir.

Anlaşılıyor ki bu alçaklar örgütü 2007 yılı ile 2013 yılları arasında yaklaşık altı yıl istihbarat örgütlerimiz tarafından izlenmemiş. 2007 yılı çok önemli bir eşik olmuş. Bu tarihten itibaren 2013 yılına kadar ipinden boşanmış danalar gibi her yere saldırmaya başlamışlar.

7 Şubat bir irkilme yaratmış ama esas uyanma 17 Aralık ile olmuş. Emniyette o kadar büyük bir tahribat yaratmışlar ki, toparlanmak çok zaman kaybına neden olmuş. Artık emniyet tarafı yeterli formasyona, motivasyona ve henüz yetersiz de olsa bir veri tabanına sahip.

İstihbaratın en önemli başarısı ByLock operasyonu oldu. Bazı önemli militanlarının ismi ByLock listesinde yer almadı ama bunlar sahte isimler veya ortak hesaplar kullanmış olabilirler.

Sadece ByLock kullananların kırmızı listede yer alanlarının sayısı Türkiye’nin cezaevlerinin toplam kapasitesinden daha fazla. Mavi ve turuncu liste şu aşamada pek dikkate alınmıyor gibi görünüyor ki bu bana göre çok hatalı bir yaklaşımdır. Özel aktivasyon koduyla yüklenebilen bir programın sadece yüklenmesi bile bana göre bir örgütsel bağlantıyı gösterir. Bu kimselerin en azından bunların örgüt bağlantısının araştırılması gerekir.

ByLock konusunun sulandırılmasına neden olacak her davranış bana göre kötü niyetlidir. Bazı kurumlarda ByLock kırmızı listede yer alan kimseler görevine devam edebiliyor. ByLock kullanıcısı olduğu kesin olan biri görevini sürdürebilecek ise, kamuda göreve son vermelerin tamamı tartışılır hale gelecektir.

ByLock listesinde yer alanlardan görevine son verilmemiş olanların görev yaptığı kurumlarda görevine son verilenlerin durumunun incelenmesi ve çelişkinin geri planının da araştırılması gerekir.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : Birileri Bylock’u sıfırlıyor


Birileri Bylock’u sıfırlıyor

Müyesser Yıldız yazdı

FETÖ davaları, tutuklamalar ve ihraçlarda tartışmasız birinci delil, telefonlarda ByLock programının bulunması sayılıyor.

Ancak bu kesin kabule rağmen ByLock’la ilgili ciddi şüphe, tartışma ve uygulamalar dikkat çekiyor.

Birincisi; ByLock işine MİT baktı. Lâkin MİT’in mahkemelere gönderdiği bilgilerin hukuken “istihbari nitelikte olması ve delil sayılamaması” Savcıları oldukça zorladı.

Bu hukuki açmazı gidermek için şöyle bir yöntem bulundu; MİT elindeki ByLock listelerini Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat ve KOM Daire Başkanlıklarına gönderdi. Savcılar ve mahkemeler de yazışmaları Emniyet birimleri ile yapmaya başladı.

Peki polisin ByLock tespitleri hukuki nitelik taşıyor mu? Kısmen, zira Emniyet’in raporları da “istihbari” nitelikte ve ByLock dahil tüm deliller için şu vurgulanıyor:

“Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun Ek 7. maddesi kapsamında ve istihbari mahiyette olduğundan hukuki delil niteliği taşımadığı, bu nedenle haricen delillendirilmedikçe yapılacak işlemlere bizzat gerekçe teşkil etmeyeceği…”

DOÇENT BYLOCK ÇIKTI DİYE 5 AY HAPİS YATTI

Bu teknik ve hukuki bilginin sebebi şu:

Ankara’da devam eden “FETÖ Çatı Davası”nın tutuklu sanıklarından birisi de Avukat Ali Çelik. Hakkındaki bir başka dava nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan “ByLock kullanıcıları” arasında Çelik’in ismi yer almadığı halde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gönderdiği rapor ve listede Ali Çelik’in “ByLock kullanıcısı” olduğu görüldü.

İşte bu “çelişkiye” CMK uyarınca atandığı halde Çelik’in Avukatı Mehmet Sena Kapu bile isyan etti. Kapu, “ByLock’a güvenilemeyeceğini” belirterek, “Bu davaların sonu maalesef gelip, ByLock’a dayanacak, çünkü başka kanıt yok” iddiasında bulundu.

İddiasına dayanak olarak da Mahkemeye, Kırşehir Emniyet Müdürlüğü’ne ait bir yazışmayı sunan Avukat Kapu, “Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesi MİT’e yazıyor. MİT, ‘Biz bütün belgeleri KOM’a gönderdik, yazışmaları orayla yapın’ diyor. Mahkeme, Kırşehir KOM’le yazışıyor, Emniyet de durumdan vazife çıkarıp, güncelliyor. Bu arada bir Doçent tutuklanıyor, işinden oluyor. 5 ay tutukluluktan sonra ‘kaydı yok, pardon’ deniyor. ByLock’un en önemli delil olduğu söyleniyor. Peki en önemli delil nasıl güncellenir?” diye sordu.

Avukat Kapu’nun anlattığı bu olay ve yazışmanın detaylarını mercek altına alırsak;

Kırşehir Emniyet Müdürlüğü’nün Eylül 2016’da Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği “Yakalama-Gözaltı Arama ve El Koyma İzin Talebi” konulu yazıda şöyle denilir:

“FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarının tespit edilip, yakalanmasına yönelik yapılan çalışmalarda Ahi Evran Üniversitesi’nde görevli ………. isimli şahıslar hakkında yapılan araştırmada, FETÖ/PDY terör örgütünün kendi aralarında haberleştikleri kriptolu mesajlaşma sistemi olan ByLock programının yüklü olduğu tespit edilmiştir. Haklarında yakalama ve gözaltı kararı verilmesi, ev ve iş yerlerinde arama yapılması ve ele geçirilen dijital materyallere de inceleme kararının alınması ve gerekli incelemenin yapılabilmesi için Kayseri İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün görevlendirilmesi hususunda mahkemeden gerekli kararın alınması hususunda…”

em-sav-g%C3%B6zalt%C4%B1.jpg

Talep yazısının ekine, 4 sayfalık “ByLock sorgulama ekran çıktısı” da eklenir.

Listede adı geçenler gözaltına alınıp, tutuklanır. Üniversitedeki görevlerine de son verilir.

Sonra?

13 Ocak 2017’de Kırşehir Emniyeti’nde iki polis memurunun imzasıyla şöyle bir “Araştırma tutanağı” tanzim edilir:

“Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığı ile koordineli olarak şube müdürlüğümüzce yürütülen FETÖ/PDY silahlı terör örgütü soruşturmaları kapsamında FETÖ/PDY terör örgütünün kriptolu olarak haberleşmede kullandığı ByLock programının olup olmadığı sistem üzerinden yapılan sorgulamalarda tespit edilmiş, sistemde olan son güncellemelerden sonra Şube Müdürlüğümüzce yakalanarak ByLock programı kullanıcı olduğu tespit edilen şüpheliler 13 Ocak 2017 tarihinde sistem üzerinden yapılan ByLock sorgulamasında;

ByLock programı kullancısı olduğu tespit edilen;

Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …… sayılı soruşturma dosyası kapsamında yakalanan şüpheli Mustafa Tuncel’in son güncellemelerden sonra BYLOCK PROGRAMINA KAYDININ OLMADIĞI tespit edilmiştir.

İş bu araştırma tutanağı tarafımızdan tanzim edilmiş olup, doğruluğu araştırıldıktan sonra altı birlikte imza altına alınmıştır.”

ara%C5%9Ft%C4%B1rma-tutana%C4%9F%C4%B1-yeni.jpg

Ve bu tutanak 3 gün sonra 16 Ocak’ta Kırşehir Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürü imzalı bir üst yazıyla Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilir.

k%C4%B1r-%C5%9Fehir-bylock.jpg

“ByLock çıktığı” için tutuklanan, sonra “ByLock yokmuş” denilen o doçent tahliye edildi mi, edilmedi mi bilmiyoruz, ama şu sorular orta yerde duruyor:

1- Eylül 2016’da, “ByLock programının yüklü olduğu” nasıl tespit edildi? Tespit edildiyse neden bir daha araştırma yapıldı?

2- Üzerinde sorgulamanın yapıldığı belirtilen “sistem” nedir ve nerededir?

3- “Son güncellemeyi” kim veya hangi mercii neye göre yapmaktadır? Delilde “güncelleme” olur mu?

4- Binlerce insanın kullandığı belirtilen “ByLock”u Ankara’da tek bir siyasinin dahi kullanmamış olması mümkün mü?

Sonuç; Aylardır “en önemli delil” olduğu söylenen ByLock’un da mı içi boşaltılıyor, ne?

tutanak-1(1).jpg

tutanak-2.jpg

Müyesser Yıldız

Odatv.com

SÖZDE KÜRDİSTAN DOSYASI : Hüda-Par’dan gelen “evet” desteği yeni bir tartışma başlattı. Kü rdistan için “evet”


Kürdistan için “evet”

Hüda-Par’dan gelen “evet” desteği yeni bir tartışma başlattı. “Evet” diyen Hüda-Par’ın siyasi geçmişinde “Kürdistan”ı öne çıkarması gündeme geldi.

Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen Hüda-Par, başkanlık sistemini getirecek olan anaysa referandumu için “evet” oyu vereceğini açıkladı.

Açıklamada, “Eksik ve yetersiz bulmakla birlikte tümüyle yeni, sivil bir anayasa için atılmış bir adım olması temennisiyle referandumdaki tercihimizi ‘evet’ olarak açıklıyoruz” denilmişti.

Hüda-Par’dan gelen “evet” desteği yeni bir tartışma başlattı. “Evet” diyen Hüda-Par’ın siyasi geçmişinde “Kürdistan”ı öne çıkarması gündeme geldi.

Hüda-Par, seçim döneminde “Şimdi tam zamanı! Türkiye için Kürdistan için Söyleyecek sözümüz var” sloganını kullanmıştı.

İşte Hüda-Par’ın seçim sloganları:

Odatv.com

KÜRT SORUNU DOSYASI /// Bir Şizofrenin Tahlili : Said-i Nursi Do syası


Bir Şizofrenin Tahlili : Said-i Nursi Dosyası

“Özgür bir Kürdistan’ın tohumunu ekiyorum. O’nu geliştirip büyütün.”

Said-i Nursi, orijinal adı ile Said-i Kürdi’nin yaşam öyküsünü anlatan “Hür Adam” isimli bir sinema filmi yakında izleyicisi ile buluşacak. Film daha gösterime girmeden şimdiden“yandaş” basın tarafından parlatılmaya başlandı. Okuduğumuz kadarıyla anlıyoruz ki, bu film laik-cumhuriyetçi çevrelerde fırtınalar koparacak ve büyük tartışmalar başlatacak. En çokça tartışılacak sahnelerin başında da Kürt Said’in Cumhuriyet’in yeni kurulduğu dönemde Mustafa Kemal Paşa ile mecliste karşılaştığı an gelmektedir. Birazdan o anı, peygamberlik makamına erememiş bir şizofrenin kuyrukçuluğunu yapan bir nur müridinin kaleminden okuyacaksınız. Ama öncesinde şu kadarını söyleyelim; Said-i Kürdi’nin bir din adamı olarak meclis kürsüsüne dua etmek üzere davet edildiği bilinmekle birlikte, Cumhuriyet tarihimiz boyunca Said-i Kürdi’nin mecliste Mustafa Kemal Paşa ile böyle bir konuşma yaptığına dair hiçbir belge, bulgu ve nitelikli kanıt bulunmamaktadır. Meclis kürsüsünden yaptığı iddia edilen konuşmanın metni de meclis zabıtlarında mevcut değildir. Muhtemeldir ki, Kürt Sait, TBMM oturumlarından birine izleyici sıralarından tanık olmuş, köyüne döndükten sonra da Ankara’da Mustafa Kemal Paşa’ya nasıl ayar verdiğini ballandıra ballandıra anlatmıştır. Hayali geniş Sait görüldüğü üzere tam bir şizofrenik vakıa..

Şimdi okuyalım, Saitsever kuyrukçular bu hayali nasıl dillendiriyor:

“…paşa’nın alnında nohut nohut terler belirmişti, said nursi beiuzaaman radiyallahu anh hazretlerinin karşısında hazan yaprağı gibi titriyordu. Çoğu zaman emir erlerine ismet paşalara hakaret ve emirler yağdırdığı makamında küçülüp kalmış, ayağının altındaki halinin püskülünü ecnebi potinlerinin kenarıyla kah o yana kah bu yana sallıyordu.

radiyallahu anh ve la illa abidune kadesallahu siirahul aziz hasmetli hazretleri said i nursi *delici bakışlarıyla paşanın içinden geçenleri okuyordu.

Paşanın tuzağına düşmemiş onu kündeye getirmişti.

– efendi diyeceğin bir şey yoksa izninle ben selametle gidiyorum dedi.

Paşaya boğmaca salgını olmuşçasına bir ateş kapladı boğazı şişti, garip sesler çıkararak konuşmaya çalıştı, fakat nafile dili donmuştu bir kere…”

Efsane odur ki 1922 yılında Ankara’ya teşrif eden Kürt Sait için Meclis önünde hoş geldin töreni düzenlenir, bütün milletvekilleri ve Kemal Paşa hazretlerini karşılamak üzere Meclis Binası önünde hazırolda beklemektedirler. Kemal Paşa millevekillerinin hazır olduğu bu ortamda Kürt Sait hazretlerine seslenir:

“Sizin gibi kahraman bir hoca bize lazımdır. Sizi yüksek fikirlerinizden istifade etmek için buraya çağırdık. Geldiniz, en evvel namaza dair şeyleri yazdınız, aramıza ihtilaf verdiniz”der.

Onun bu sözlerine karşı Kürt Sait Hazretleri, Kemal Paşa’ya şu şekilde bağırır : “Paşa! Paşa! İslamiyette imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur.”

Hikayenin gerisi Kürt Sait’in anlatımı ile şöyle:

“Bir zaman dünyanın büyük bir makamını işgal eden bir küçük adama bu dersi verdim. Fakat ben enaniyetten nefsimi kurtaramadığım içindir ki, çok sarstı; fakat intibaha gelmedi. Mektubattaki Desise-i şeytaniyeyi ona ders vermiş, konuşmamız üç saatten fazla sürmüştür. Bana ilişemedi ve tarziye vermeye mecbur kaldı..”

Değerli okuyucu, işte adı geçen sinema filminde izleyeceğin sahne budur, akabinde Kürt Sait, Kemal Paşanın yüzüne kapıyı çarparak odayı terkeder.. . Cumhuriyet tarihi boyunca şizofren bir vatan haininin kuyruğuna takılan bu güruhu cühela, cumhuriyetin körpe nesillerini işte bu yalanlar ve iftiralar ile zehirlemek alışkanlıklarından bir türlü vazgeçemediler. Kendilerine nurculuk fikriyatının membağı taze tezekten bir put yaratıp, onunla güneşi sıvamak gayretindeler. Ama bunun için sadece büyük paraları israf ederek bir film yapmak yetmez, zira güneş gibi güçlü ve parlak bir hakikat ne yandaşla ne de candaşla yok edilebilir.

Cühelanın canını yakan bu hakikat ki ebediyyen, her sabah yeniden doğacak…

Şimdi gelelim gerçeklere :

İşbirlikçilik, Bağnazlık ve Bölücülüğün “Ser Çeşmesi” : Said-i Nursi (Kürdi)

Batı emperyalizminin en şiddetli hücumuna direnerek, Büyük Britanya’nın sömürge imparatorluğunu çökerten, yedi düveli dize getirerek üçüncü dünyanın bağımsızlık mücadelesinin yolunu açan Mustafa Kemal Paşa’nın kurucusu olduğu tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin içeriden zayıflatılması ve çökertilmesi için 3 ana akım cumhuriyet tarihimiz boyunca himaye ve finanse edildi:

1. Kürt ırkçısı ayrılıkçı ve bölücü ideoloji, hareket ve kalkışmalar

2. Şeriatçı, gerici, irticai, hilafetçi, saltanatçı ideoloji, hareket ve kalkışmalar

3. İşbirlikçi, anamalcı, rantiyeci, sömürücü ideoloji ve politik girişimler

Cumhuriyet’i üreten, şekillendiren ve muhafaza eden çekirdeğin muhteviyatındaki kemalizm ideolojisi, devrimin enerjisini yurtçapına yayıp yeşerten bir santral vazifesi görüyordu. Bu santralı ayakta tutan üç sacayağı parti, devlet ve ordu idi. 1938 sonrasının hikayesi bir yandan bu üç kurumsal sacayağının yıpratılıp teslim alınması, diğer yandan cumhuriyetin çelik çekirdeği kemalizm ideolojisine karşı bölücü, gerici ve işbirlikçi olarak özetleyeceğimiz bu üç yıkıcı fikriyatın batı emperyalizmi tarafından desteklemesi ve himaye etmesi ile alakalıdır.

Cumhuriyet tarihimiz boyunca siyaset sahnesinde boy göstermiş her gayrı milli hareket bu şablona cuk oturmaktadır. Cumhuriyet kalesinin sağlam Kemalist temellerinin imhası için bu üç hareketin aynı zamanda ahenkli hareketine ihtiyaç duyulmaktadır, ki aralarındaki şiir gibi uyum bundandır..

ABD’nin Akabe’sinde oturan Feto ve müridleri, ABD’nin Akape’sinde oturan Recep ve Gül, yandaş ve candaşları ile İmralı tayfası ve yahudi kürt aşiretleri ile el ele, kol kola yıkım hedeflerine marş adım yürümektedirler.

İşte ısıtıp ısıtıp önümüze konan, tescilli hain, bayat şizofrenimizin yaşam hikayesi de Cumhuriyet karşıtı bu üç akımda birleşmektedir.

Kürt Sait bölücü, gerici ve işbirlikçi ihanetin ser-çeşmesi, çeşme başıdır…

Şimdi yalanlar, masallar, iftiralar bitecek belgeler konuşacak. Türk genci varlığına, namusuna ve isktikbaline kasteden maskeli alçakları tanıyacak…

Cumhuriyet Düşmanı Bölücülük, Gericilik ve İşbirlikçiliğin Elebaşı : Said-i Nursi (Said-i Kürdi)

1. Ünlü Türk Şizofreni Said-i Meşhur’un Tımarhane Devri

Bu nurcu ve fetocu tayfası Atatürk’e düşmandır, bu bilmediğimiz bir şey değil. Bunlar sık sık Atatürk’e karşı Ulu Hakan nidaları ile Abdülhamit’i ve onun devrini yüceltirler. Ama bilmezler ki şizofrenin hakkını ilk Abdülhamit vermiştir..

Okuyalım:

Said-i Nursi 1907 yılında İstanbul’a gelerek Abdülhamit Han‘a hitaben bir dilekçe yazar ve saraya verir. Dilekçede kullandığı ad "molla Said-i Meşhur"dur.

Dilekçenin içeriğinde kürdistan(!) da eğitimin türkçe yapıldığını, kendisinin buna karşı olduğunu ve kürdistanda(!) kürtçe eğitim yapılması için üç okul açılmasını talep etmektedir. Bu dilekçeden sonra Said-i Nursi (namı diger Said-i Kürdi) Abdulhamit han tarafından müşahade için Toptaşı Akıl hastanesine gönderilmiş ve bir süre orada tutulmuştur. Yani Abdulhamit tarafından tımarhaneye gönderilmiştir.

Ve bu olayı daha sonra yazılarında kendisi şöyle açıklamıştır: "Nasılki zaman-ı istibdatta tımarhaneye düştüm, divanelerin hükmüne konuldum, eğer müdahaneye, kelbi tabassusa, şahsi menfaat için umumi menfaatı feda alan aklın icabı ise, ben divaneligi kabul ettim.Şahit olunuz ki böyle akıldan istifa ediyorum. Ey Kürtler tımarhaneyi bunun için kabul ettim. Kürtlüğü lekedar etmemek için irade-i padişahiyi, maaşını, ihsan-i şahaneyi kabul etmedim.

Dikkatinizi çekerim, şizofren Sait diyor ki, Padişah bana maaş teklif etti, Kürdistan için ihsan-ı şahaneyi kabul etmedim, tımarhaneyi kabul ettim. Şizofren Sait’in Kürdistan aşkı işte bu kadar büyüktür, her türlü maddi ihsanın ötesinde..

Şahsi görüşüm, Sultan Abdülhamit karşısında çar çaputla sarmalanmış böyle bir zavallıyı görünce, “ur’un kellesini” ile tımarhane arasında zor bir seçim yapmak durumunda kalmıştır.

Aradan geçmiş tam yüz yıl, sene 2010. Bölücü Abdullah içeride, gerici Abdullah tepede, işbirlikçi Fethulah dışarıda, Kemalist Cumhuriyet’ten kürdistan koparmayı dileniyorlar…

Değişen bir şey var mı, yok?

Abdülhamit Han bu gün yaşasaydı, bunları tımarhaneye tıkmaz mıydı? Tıkardı..

Mustafa Kemal Paşa, es kaza zavallı şizofren Sait ile o tarihte gerçekten karşılaşsaydı ve hayali geniş arkadaşların yukarıda naklettiğim uydurmalarının onda biri gerçek olsaydı, sizce Kemal Paşa zavallı şizofren Sait’i iyi edecek tımarhane bulmakta zorluk çeker miydi?..

2 – Said-i Kürdi’nin İngiliz Ajanlığı Devri : 31 Mart Gerici Ayaklanması, Volkan Gazetesi ve İttihat-ı Muhammedi Cemiyeti Faaliyetleri

“Kürdistan’ın özgürleşmesi için büyük bir askeri gücün oluşturulması gerekir. [i]

Şark ve Kürdistan Gazetesi

Şark ve Kürdistan, 1908′de yayın hayatına başladı. İstanbul’da haftada iki kez çıkarılan 4 sayfalık gazetenin tüm yazıları Arapça harflerle Türkçe idi. Kaç sayı çıktığı bilinmeyen gazetede ağırlıklı olarak Kürdistan’ın durumu, Bosna Hersek ve Hersek Kürtleri ile ilgili yazılar yer alıyordu. Gazetenin sorumlusu Hersekli Ahmet Şerif, başyazarı ise Malatyalı Bedri’ydi. Molla Said-i Kurdî’nin de yazarları arasında bulunduğu gazetenin ilk sayısında Said-i Kürdi, Abdülhamid’e şöyle sesleniyordu:

“… Eskiden her yönden Kürtlerden geri olanlar bugün onların hala yerinde saymalarından dolayı çeşitli şekillerde istifade etmektedirler. Bu ise, biraz olsun hamiyet duygusu taşıyanları düşündürür. Bu üç nokta, Kürtler için gelecekte korkunç bir darbe hazırlıyor gibi ileri görüşlü olan kimseleri yaralamıştır. Bunun çaresi, örnek olacak şekilde bu konuda teşvik ve rağbete öncülük yapması için Kürdistan’ın farklı yerlerinde yeni medreselerin açılması ve bir kısım medreselerin de canlandırılması, Kürdistan’ın maddi ve manevi olarak geleceğinin garanti edilmesi açısından önemlidir. Bunun ile eğitimin temelleri atılmış olur. İşte o zaman herkesten çok adalete muhtaç ve medeni olmaya müsait olan Kürtler fıtrî cevherlerini göstereceklerdir.”

[Şark ve Kürdistan Gazetesi]

Kürdistan adını verdiği coğrafyada Türkçe eğitimin kaldırılıp yerine Kürtçe eğitimin yapılacağı medreselerin kurulmasının Kürdistan’ın maddi ve manevi olarak geleceğinin garanti edilmesi açısından ne kadar önemli olduğunu Said-i Kürdi’nin sözleri ile anlıyoruz. O halde diyebiliriz ki, bölücü terör örgütü PKK’nın siyasal uzantısı olan BDP’nin bu gün manşetlere taşınan özerk Kürdistan’da Kürtçe eğitim talepleri, Said-i Kürdi’nin temelini attığı ideallerin mirasçısıdır. Said-i Kürdi boşuna demiyor; “Özgür bir Kürdistan’ın tohumunu ben ekiyorum, onu geliştirip büyütün” diye…

31 Mart Gerici Ayaklanması ve Said-i Kürdi

31 Mart olayını irdelemeden önce devrin arka planını ve hesaplaşma zemininin ana hatlarıyla kavranması gerekmektedir. Fransız ihtilalinin monarşi karşıtı halkçı ve cumhuriyetçi fikirleri ile beslenen İttihat Terakki Cemiyeti’nin (İTC) hızla kurumsallaştığı ve güçlendiği, ezici bir çoğunlukla meclise hakim olduğu II. Meşrutiyet dönemindeyiz.

Şimdi taşları yerli yerine koyalım. Osmanlı üzerinde en yüksek nüfuz sahibi iki emperyalist devlet, Almanlar ve İngilizler gizli bir çekişme içinde. İTC içerisinde hatırı sayılır bir Alman yandaşlığı var fakat İngiliz siyasetini dikkate almak gerektiğini düşünenlerin sayısı da az değil. Abdülhamit II. Meşrutiyet’e yol alınan dönemeçte dümeni İngilizlerden yana kırdığını şu sözler ile ifade ediyor:

“Almanya ile ilgili düşüncelerimde ne kadar aldandığımı bu gün itiraf ediyorum. Politikamı değiştirdim. Bundan sonra artık İngilizleri izleyeceğim. Ülkenin esenliğini artık İngilizler ile birlikte hareket etmekte görüyorum.”[ii]

İsmet İnönü anılarında: “Meşrutiyet ilan edildiği zaman sempatimiz daha çok Fransa ve İngiltere’ye karşı idi… Biz Almanya’yı ilk zamanlar istibdadın yardımcısı olarak görüyorduk” demektedir.[iii]

İngilizlerin Büyük Korkusu

İngiltere Alman yanlısı olarak değerlendirdiği Abdülhamit rejiminin yıkılmasını iyi karşılamakla birlikte, II. Meşrutiyet’in İngiliz sömürgeleri üzerindeki olumsuz etkisinden korkmaktadır. Örneğin Osmanlı’da yeni anayasanın yürürlüğe girmesinin hemen ertesinde İngiliz Dışişleri Bakanı Edward Grey :

“Eğer Türkiye meşrutiyeti kurar, bunu ayakları üzerinde tutmayı başarır ve güçlenirse, bunun sonuçları şu an hiçbirimizin göremeyeceği noktalara ulaşacaktır. Mısır’daki etkisi müthiş olacağı gibi Hindistan’da da etkileri hissedilecektir. Eğer Türkiye şimdi bir parlamento kurar ve bu parlamento hükümeti etkilerse, Mısır’da anayasa ve meşrutiyet istemleri çok güçlenecek, bizim ise bu istemlere karşı direnme gücümüz çok azalacaktır”[iv] demektedir.

İngilizlerin korkusu bir İslam İmparatorluğu olan Osmanlı devletinde uygulanacak başarılı bir parlamenter demokrasi deneyiminin, kendi egemenliği altında bulunan sömürge devletlerine de yansımasıdır. Bu nedenle, parlamenter rejim ve ITC aleyhinde sonuç verecek çeşitli girişimler planlanmıştır.

İngiliz Ajanı Derviş Vahdeti

31 Mart gerici ayaklanmasının tertipleyicisi olarak anılan Derviş Vahdeti Kıbrıs doğumlu bir İngiliz ajanıdır, Nakşibendi tarikatı mensubudur. İslamcılık kisvesi altında İngiliz menfaatleri doğrultusunda politik kışkırtıcılık yapan Derviş Vahdeti, ITC karşıtı İttihad-ı Muhammediye örgütünün ve onun yayın organı gerici Volkan Gazetesinin kurucusudur. Yıkıcı maksatlı Cemiyet-i Milliye-i Naciye ve İttihad-ı Muhammediye örgütleri İngiliz finansmanı ve desteği ile kurulmuştur. Derviş Vahdeti’nin girişimlerine Abdülhamit’i devirmek için İngilizlerle anlaşan, İngiliz yandaşı Prens Sabahattin ve Kıbrıs asıllı bir Yahudi olan Kıbrıslı Kamil Paşa aracılık etmiştir. Kıbrıslı Kamil Paşa İngiliz ajanıdır, yaşamının son döneminde Rodos’a sürülmüş, İngiliz Konsolosluğu’na sığınmış, İngiltere’ye kaçmayı planlarken kalp krizinden ölmüştür.

Sağda oturan Kıbrıslı Kamil Paşa

İngilizlerin Stratejisi

İngilizler gerici ayaklanmanın maddi dayanağı olarak, alaylı askerler ve medrese softaları üzerine yoğunlaşıyordu. Dönemin karakteristik özelliği olarak, batılı tarzda harbiye mekteplerinde eğitim görmüş subaylar ile alaylı kabul edilen subaylar arasında bir fay hattı belirmişti. İngilizler Volkan gazetesi ve hakim oldukları cemiyetler aracılığıyla alaylı subayların ordudan çıkartılacağı dedikodularını yayıyor, mekteplileri de dinsizlik iftiraları ile karalıyordu. Diğer taraftan o güne kadar askerlik görevinden muaf tutulan medrese softalarının okuma-yazma sınavından geçirilecekleri, sınavı veremeyenlerin askere alınacakları söylemleri ile bu kesimleri provoke ettiler, Fatih ve Süleymaniye medreselerinde gösteriler örgütlediler.

31 Mart (miladi takvim ile 13 Nisan) sabahı İngiliz planı işlemeye başladı, alaylı 4. Avcı taburu Taşkışla’dan hareket ederek Ayasofya’da medrese softaları ile birleşti. Yeşil şeriat bayrakları açıldı, şeriat isteriz çığlıkları ile Meclis basıldı. Kana susayan kalabalık Harbiye Nazırı Ali Rıza Paşa’ya benzeyen Adliye Nazırı Nazım Paşayı sokak ortasında linç ettiler. Benzer şekilde Lazkiye milletvekili Emin Arslan Bey’de Hüseyin Cahit Yalçın’a benzetilerek süngülerle delik deşik edildi.

Olaylara müdahale etmekte yetersiz kalan Abdülhamit’e, Meclis telgraf merkezinden isyancıların istekleri iletildi. Başkatip Ali Cevat’ı meclise gönderdi, Ali Cevat bin bir güçlükle kürsüye çıkıp kabinede isyancıların istedikleri değişikliklerin yapılacağını ve isyancıların bağışlanacağını duyurdu.

Volkan Gazetesi ve İngiltere Propogandası

Ertesi gün İngiliz yanlısı gazeteler bu vahim olayı öven başlıklarla yayınlandılar. Bu gazetelerin başında Volkan Gazetesi gelmektedir. Adeta bir iç savaş provası olan isyanın tertipçisi Volkan Gazetesi, aslında İslamcılık kisvesi altında faaliyet gösteren İngiliz propaganda makinesinin bir unsuru idi, İngiliz propogandası aşağıdaki şekilde dillendirilmekte idi :

“İngiliz Hükümetinden kuvvetli, mütefennin, her surette müterakki, hami-i insaniyet bir hükümetin mevcudiyeti hala tasavvur olunabilir mi?”[v]

Derviş Vahdeti, Osmanlı’nın Kıbrıs adasını İngilizlere bedavadan teslim etmesini şu sözlerle alkışlamaktadır : “İngiliz idaresi altında Kıbrıs adası adeta küçük bir İsviçre olacaktır”

İlginç değil mi, yüzyıl sonra dahi aktörler değişiyor ama söylem değişmiyor. Tek taraflı teslimiyet ile AB’ye üye olacak Kıbrıs’ın zaman içerisinde ihya olacağını yazanlar, Diyarbakır’ı BOP’un başkenti ilan edenler…

Bu coğrafyada en çok ihanet süreklilik arz etmektedir…

Mustafa Müftüoğlu’nun kitabında Derviş Vahdeti şöyle anlatılıyor: “Derviş Vahdeti haininin boynundaki ipin ucu zahiren İngiltere sefareti baş tercümanı, aslında ise Intelligence Service (İngiliz İstihbarat Servisi) azılı bir elemanı olan Fitz Maurice’in elindedir. Derviş Vahdeti’yi istediği gibi oynatan bu azılı Intelligence Service ajanı Fitz Maurice’in tabiriyle, devrin Sadrazamı Kamil Paşa ‘çılgınlık derecesinde İngiliz taraftarıdır’. Derviş Vahdeti o günlerde İttihat ve Terakki tarafından pek hırpalanan bu sadrazamın müdafaasını da üzerine almıştır. ‘Volkan’daki yazılarıyla menfur emelleri uğruna her hadiseyi istismar etmesini bilen bu Derviş Vahdeti adlı din ve vatan düşmanı alçak, sık sık şeriatten bahsedip dilinden düşürmediği bu şeriat sözüyle etrafındaki halkayı gün be gün genişletmiştir. Günün birinde bazı askeri birliklere çengel atarak onları safına çekmeye muvaffak olmuştur.”

Derviş Vahdeti, tıpkı Kürt Sait gibi, İngiltere’nin bölgede beslediği binlerce ajandan sadece birisidir. Dolayısıyla kendisine yarenlik eden, Volkan gazetesindeki yazıları ve toplumu ajite etmek üzere tertiplenen eylemlerde yaptığı konuşmalar ile Said-i Kürdi yoldaşı Derviş Vahdeti’nin yolunda tipik İngiliz beslemesi ajan profiline tıpatıp uymaktadır. Kaldı ki, İngilizlerin faal oldukları güney doğu ve musul Kerkük petrol bölgesi, İngiliz ajanlarının cirit attığı, başta araplar ve kürtler olmak üzere yerli halkı merkezi otoriteye karşı isyan etmek üzere örgütlediği alanda Kürt Sait ve İngiliz faaliyetlerinin çok defa örtüştüklerine yazımızın sonraki bölümlerinde tanıklık edeceğiz. İngilizler İslam dünyasında İslam Halife’sinden çok daha fazla egemendirler, öyle ki İslam içi tarikat ve cemaat örgütlenmelerinin bir çoğu doğrudan İngiliz ajanları tarafından planlanmıştır. Konuyu merak edenler Vehhabilik akımının kurucusu İngiliz ajanı Hemper’i okuyarak araştırabilirler. Benzer şekilde Kadıyanilik, Ahmediyye gibi inanışlar da İngilizler tarafından kurulmuştur, tıpkı Nurculuk gibi..

Kıbrıs adası tek bir kurşun atmadan İngilizlerin eline geçmiştir. İngiliz yanlısı Kıbrıslı Kamil Paşa’nın finansmanı ile Vezirhan’da 14 numaralı odada yayın hayatına başlayan İttihat-ı Muhemmedi cemiyeti yayın organı Volkan gazetesi Kıbrıs’ın İngiliz eline geçişini “İngiliz idaresi altında Kıbrıs adası adeta küçük bir İsviçre olacaktır” sözleri ile alkışlamaktadır. Volkan gazetesi, Mustafa Kemal’in komutasındaki hareket ordusunun Yeşilköy’e gelmesine kadar yayın hayatını sürdürmüş, sadece 110 sayı çıkabilmiştir. 110 sayı boyunca İslamcılık kisvesi altında ITC düşmanlığı ve İngiliz şakşakçılığı yapan gazetede Said-i Kürdi’nin İngiliz politikası doğrultusunda meşrutiyet’in kaldırılmasına yönelik yazıları yayınlanmaktadır. İngiliz şakşakçılığının bir önemli nedeni de bağımsız Kürdistan hareketi için İngilizler ile kurmuş oldukları ortaklıktır.

Cemal Paşa daha sonra kaleme alacağı anılarında “Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesinde ve İttihat Terakki’ye komplolar hazırlanmasında İngiliz elçiliği başçevirmeni (sonradan İstibarat servisi casusu olduğu anlaşılan) Fitz Maurice ile ateşe Tyrell’in parmakları olduğunu, bunun hükümet soruşturması ile kesinleştiğini ve hükümetin istemi üzerine bu kişilerin İstanbul’dan uzaklaştığını” yazmaktadır.[vi]

Hareket Ord. M.K Atatürk (En sağda)

Hareket Ordusu İstanbul’a Yürüyor

31 Mart gerici ayaklanmasına ilişkin haberler Selanik’te bomba gibi patlamıştır. ITC’nin hakim olduğu Meclisi Mebusan basılmış, bir çok ilerici subay, milletvekili ve gazeteci katledilmiş, alaylı subaylar ve asker isyana sevkedilmiş, Sultan gericileri verdiği kabine listesini onaylamış ve isyancıları affettiğini ilan etmiş, kısacası imparatorluğun başkentinde ipler en başından beri planlandığı üzere İngilizlerin eline geçmiştir. Önyüzbaşı Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a yürüyecek ordunun kurmay başkanlığına atandı ve ordunun adı Mustafa Kemal Paşa’nın önerisi ile Hareket Ordusu olarak tespit edildi.

Hareket Ordusu’nun İstanbul’a yürüyüşünden endişelenen Abdülhamit, Avusturya elçisi aracılığıyla İmparator Jozef’e başvurmakta ve kendisinin korunması karşılığında Avusturya’nın Selanik’e kadar Osmanlı topraklarını işgaline müsaade edeceğini söylemekteydi.[vii] Berlin’de ateşe militer olarak görev yapan Enver Paşa, Mustafa Kemal’den kurmay başkanlığı alarak ordunun başına geçer. 24 Nisan 1909 tarihinde İstanbul’a girmeye başlayan öncü birliklerin başında Binbaşı Enver Bey, Fethi Bey (Okyar), Kazım Bey (Karabekir), İsmet Bey (İnönü) gibi genç subaylar bulunmaktadır. 2 gün içerisinde duruma egemen olan Hareket Ordusu, sıkıyönetim ilan eder, Şeyhülislam fetvası ile Abdülhamit tahttan indirilir, veliaht Reşat efendi sultan ilan edilir. İsyanın bastırılmasından sonra askeri mahkemede yapılan yargılamalar neticesinde Derviş Vahdeti daha birkaç hafta önce söylediği nutuklar ile halkı kışkırttığı Ayasofya meydanına kurulan darağaçlarında can verir. Said-i Kürdi ise Isparta’ya sürgün edilmek sureti ile paçayı kurtarmıştır.

Kısa süre içerisinde, uyguladığı yanlış politikalar sonucu ülkeyi yıkıma sürükleyen İttihat ve Terakki Cemiyet-i imparatorluk üzerindeki siyasi etkinliğini kaybedecektir. Bu zaman zarfında sürgünde olduğu Isparta’dan memleketine dönen Said-i Kürdi, İngiliz planına uygun olarak Bağımsız Kürdistan faaliyetlerine yönelecektir.

Şimdi, burada duralım ve bir an için günümüz siyasetini düşünelim. İsimler, aktörler, taktik ve stratejiler değişebilir fakat bundan yüzyıl önce güçsüz ve çaresiz düşen Türk milletine bölücülük-dincilik-işbirlikçilik kıskacında yaşatılanlar, birebir aynı şablon üzerinden bugün de sahnelenmiyor mu? Britanya’nın Osmanlıyı parçalamak ve bu coğrafyada kendi egemenliğinde yeni bir sömürge düzeni kurmak için azınlık unsurları kışkırtması, işbirlikçi sermayenin bölücü ve gerici akımları finanse etmesi, millici güçlerin hedef alınarak aşama aşama yıpratılması, bu şablon günümüze cuk oturmuyor mu? Volkan’ın yerine Said-i Kürdi’nin uzantısı nurcu ve fetocu sermayesine yaslanan Taraf’ı koyun; bir gazete düşünün yayın hayatının ilk gününden itibaren Ergenekon-Balyoz imalatı ile Türk Silahlı Kuvvetlerine yöneltilen psikolojik harbin öncü gücü olarak sivrilsin. Solculuk kisvesi altında ABD’nin Türkiye’yi küçülterek bölgeyi yeniden tanzim edeceği Büyük Ortadoğu Projesi’ne direnen en güçlü unsur Türk Silahlı Kuvvetlerini güçsüzleştirip bertaraf etmek amacına hizmet etsin. Bir cemaat düşünün ki, Amerikan sermayesi ile ördüğü ağlarına takılan Türk milletinin genç nesillerini kendi cumhuriyetine düşman etsin. Bir ileri demokrasi düşünün ki, bölgenin geri kalmışlığının tüm sosyal nedenlerini görmezden gelerek en ilkel hali ile Kürt ırkçılığı ile bir ve kardeş olan milleti birbirine düşman etsin, kanla alınan memleket toprağını siyaset ile bölsün.

Kemalist Cumhuriyet Mustafa Kemal ile başlamadı, O’nun temelleri bu coğrafyanın neden geri kaldığını düşünen ilk zihinlerde atıldı. Medresenin yerine Mektebi kuran II. Mahmut, maliyeyi yeniden düzenleyen Abdülmecit, Osmanlı ordusunu modernize eden, bugünkü anlamda Sayıştay ve Danıştay örgütlerini kuran Abdülaziz, gelişmiş dünyayı daha iyi anlayabilmek için tüm Avrupa’yı baştan sona gezen, modern matbaa makinaları getirterek büyük kütüphaneler kuran, tiyatro ve operayı destekleyen, demiryolu ağları ile ulaşımı geliştiren Abdülhamit bu yönleri ile aynı zamanda modern Kemalist Cumhuriyet’in öncüleri oldular. Hiçbir fikir kendini yeşerten toprağın mayasından bağımsız olamaz. Çağdaş, refah, medeni ve barış içerisinde yaşayan bir halk hepsinin ortak dileği idi. Bu dilek yüzyıllar boyunca gerici-bölücü-işbirlikçi girişimler ile sekteye uğratıldı.

Bu milletin en zayıf noktası, kendi sinesidir. Bu yüzden en öldürücü darbeleri oradan almıştır ve alacaktır. Üç kıtada devlet olmuş bu millet, bu alçakların darbeleri ile zayıf düştü, Balkan’da, Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Yemen’de tükendi. Küllerinden yeniden doğan zümrüd-ü anka gibi son varlığını Anadolu’da birleştirdi, Anadolu’da tutundu, çelik oldu dağı deldi Ergenekon’dan yeniden ve yeniden çıktı ve çıkacak, Kemal’in Cumhuriyeti on yılda onbeş milyon, 70 yılda 70 milyon genç yarattı her yaştan, dört elle tutundu son vatan toprağına söküp atılmamak için.

Türk milleti, genci yaşlısı ile geçmişini bilmek, yüzyıllardır oynanan aynı oyuna karşı gece gündüz uyanık olmak zorundadır.

Hür (!) Adam Propogandası

Bu gün propoganda makinasının “Hür Adam” olarak ambalajlayarak zihinlere pompaladığı, aslen ne fikren ve ne de cismen hür olmak bir kenara, aksine batı emperyalizminin maşası ve ajanı olan maskeli alçakları doğru tanımak ve kendinden sonra gelecek nesillere de doğru tanıtmak yurttaşlık görevimizdir. Bu görevimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Yarın Kürt Sait isimli tescilli şizofren hain’in Müstakil Kürdistan için yürüttüğü faaliyetlerini ve Anadolu’da Milli Mücadele’ye katılımı engellemek uğruna sürdürdüğü yoğun çabalarını okuyacaksınız.

YARIN : Said-i Kürdi’nin Bağımsız Kürdistan Faaliyetleri, Kürdistan Teali Cemiyeti, Kürdistan Bağımsızlık Komitesi, Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti, Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti

Not : Makalenin ilk bölümünü yayınladığım günün akşamı Hakimiyet-i Milliye gazetemizin eposta adresine gönderilmiş muhtelif tehdit mesajları almaya başladım. Biri şöyle diyordu : “Zalimler için yaşasın cehennem” Şeriatçı tayfanın ağzında sakız olan bu sloganın aslında ilk olarak Said-i Kürdi tarafından Abdülhamit Han için söylendiğini biliyor muydunuz?..

[i] Celile Celil, Jıyana Rewşenbiri u Siyasi ya Kurdan, s.79

[ii] Kuran, Ahmet Bedevi: Osmanlı İmparatorluğunda ve Türkiye Cumhuriyeti’nde İnkılap Hareketleri s.484

[iii] İnönü’nün Anıları: Ulus Gazetesi – 19.03.1968

[iv] Feroz, Ahmad : İttihat ve Terakki’nin Dış Politikası

[v] Mustafa Müftüoğlu : Yalan Söyleyen Tarih Utansın

[vi] Cemal Paşa Hatıralar : s.112

[vii] Şahsuvaroğlu, Haluk : 31 Mart Vakası. Resimli tarih mecmuası sayı 29 s.1458

“Ey Asuriler ve Kiyyanilerin cihangirlik zamanında, onların öncüleri ve kahraman askerleri olan arslan Kürtler! Beşyüz yıldır yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir..”

3. Said-i Kürdi’nin Bağımsız Kürdistan Mücadelesi için örgütlü çalışmaları:

Kürt Sait namı diğer Bediüzzaman Molla Said yaşamı boyunca kurulan hemen hemen bütün Kürt davası güden yapılanmaların içerisinde aktif olarak yer almış siyasal, kültürel ve yardım faaliyetleri yürütmüştür.

a. Kürdistan Azmi Kavi Cemiyeti :

Saidi Nursi, Kürdistan Azmi Kavi Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli Kürt kıyafeti ile, boynunda dürbün, belinde tabanca ve kama, ayağında lapçin ve başında poşu olduğu halde İstanbul’a gelmiş ve büyük bir cüretle Padişaha cemiyetin “Sait” imzası altında yazdığı ve esası kürtçe öğretim yapacak okullar açmaya dayanan dilekçeyi Padişaha sunmuştur. Saidi Nursi bu hareketi neticesinde tımarhaneyi boylamıştır. Sait daha sonra affedilip memleketine yollanmıştır.

b. Şark ve Kürdistan Gazetesi :

Şark ve Kurdistan, 1908′de yayın hayatına başladı. İstanbul’da haftada iki kez çıkarılan 4 sayfalık gazetenin tüm yazıları Arapça harflerle Türkçe’ydi. Kaç sayı çıktığı bilinmeyen gazetede ağırlıklı olarak Kürdistan’ın durumu, Bosna Hersek ve Hersek Kürtleri ile ilgili yazılar yer alıyordu. Gazetenin sorumlusu Hersekli Ahmet Şerif, başyazarı ise Malatyalı Bedri’ydi. Molla Said-i Kurdî’nin de yazarları arasında bulunduğu gazetenin ilk sayısında Said-i Kürdi (Nursi) Abdülhamid’e şöyle sesleniyordu:

“Şu medeniyet dünyasında ve bu ilerleme ve yarış çağında diğer arkadaşları gibi Kürtlerin de ilerlemeye ayak uydurabilmesi için hükümetin yardımı ile Kürdistan’ın kasaba ve köylerindeki mekteplerin kurulmuş olması memnuniyetle görülmekte ise de bu mekteplerden Türkçe’yi az da olsa öğrenmiş olan çocuklar ancak yararlanabilmektedir. Türkçe’yi bilmeyen Kürt çocukları ise, medreselerde okutulan ilimleri terakki etmenin biricik kaynağı olarak bilmektedirler. Yeni açılan bu mekteplerdeki öğretmenlerin mahalli dili (Kürtçe) bilmemeleri dolayısıyla bu çocukları eğitim ve öğretimden mahrum bırakmaktadır. Bu ise vahşete, karışıklığa, dolayısıyla batının gürültü ve patırtı çıkarmasına sebep oluyor. Aynı zamanda halkın devamlı olarak vahşet ve taklitte yerinde sayması, sürekli olarak vehim ve şüphelerin etkisi altında kalmalarına sebep oluyor. Eskiden her yönden Kürtlerden geri olanlar bugün onların hala yerinde saymalarından dolayı çeşitli şekillerde istifade etmektedirler. Bu ise, biraz olsun hamiyet duygusu taşıyanları düşündürür. Bu üç nokta, Kürtler için gelecekte korkunç bir darbe hazırlıyor gibi ileri görüşlü olan kimseleri yaralamıştır. Bunun çaresi, örnek olacak şekilde bu konuda teşvik ve rağbete öncülük yapması için Kürdistan’ın farklı yerlerinde yeni medreselerin açılması ve bir kısım medreselerin de canlandırılması, Kürdistan’ın maddi ve manevi olarak geleceğinin garanti edilmesi açısından önemlidir.”

c. Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti :

Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti, 19 Eylül 1908 tarihinde Şeyh Abdülkadir ve Prens Emin Bedirhan tarafından İstanbul-Vezneciler’de kuruldu. Farklı politik görüşleri birleştiren dernek çok sayıda üyeye sahip oldu. Derneğin programı şöyleydi: Okullar açmak, Kürtleri idarî ve yargı görevlerine atamak, Kürtçe dilini resmi dil olarak kabul ettirmek, Kürdistan’ın muhtelif şehirlerinde üniversiteler açmak, anadilde siyasi gazete ve dergiler çıkarmak, mecliste Kürt temsilcilerinin de sürekli olark bulunmasını sağlamak, Kürdistan’da ekonomiyi canlandırmak. Dernek, 9 Kasım 1908′de İstanbul’da“Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti” adıyla bir gazete çıkardı. Gazete,haftalık ve sekiz sayfa olarak yayımlandı. Ancak dokuz ay yayımlanabildi. Kültür ve eğitim içerikli makaleler gazetede önemli yer işgal ediyordu. Dikkat çeken makalelerin yazarları Said-i Kürdi (Said-i Nursi), İsmail Hakkı Babanzade ve Kürt ulusal hareketinin diğer etkili düşünürleriydi. Dernek bünyesinde görevi okul açmak ve Kürtçe kitaplar basmak olan “Kürt Neşri Maarif” derneği kuruldu.

"Ey Kürt Milleti! Biliniz ki bizim vazgeçilmez üç temel cevherimiz(değerimiz) vardır. Biri, dinimiz; biri milliyetimiz ve diğeri de insanlığımızdır. Buna karşı üç te düşmanımız vardır. Birisi cehalet. Diğeri fakirlik, üçüncüsü ihtilaftır. Bu düşmanlarımıza karşı üç elmas kılıcımız vardır. İlk önemli ve güçlü kılıcımız eğitimdir. İkincisi, san’at ve üçüncüsü ise milli (Kürdistan) birliktir.”[i] – Said-i Kürdi

Said-i Nursi’nin öngörüsü doğrultusunda Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti Kürtlerin üç büyük aşireti (Bedirhani, Şemdiranzade, Babanzade) bir araya getirerek Kürdistan’daki bölünmüşlüğü ortadan kaldırmayı önemli ölçüde başarmıştır. Derneğin sadece Bitlis şubesinin üye sayısı 80.000 kişi olarak kaydedilmektedir. Cemiyet anayasaya aykırı çalışmaları nedeniyle İttihat ve Terakki tarafından kapatılmışsa da çalışmalar sonraları gizlice ve başka isimler altında sürdürülmüştür.

Kürt Teavün ve Terrakki Cemiyeti’nin “vasıta-i neşr-i efkarı” olan “Kürt Teavün ve Terakki Gazetesi”nin ilk sayısında Said-i Kürdi baş makale yazarı olarak yeralmaktadır.

d. Eğitim ve Kürtlerin Birliği Gazetesi :

Haftalık ve kürtçe olarak yayınlanan Marifet Ve İttiha-i Ekrad Gazetesi (Ekrad Osmanlıca Kürtler demektir)Said-i Kürdi’nin doğrudan kendisinin yayınladığı bir gazete. 2008 yılında Osmanlı arşivlerinde yapılan bir çalışmada Said-i Kürdi’nin projesi olan bu gazete gün yüzüne çıkmıştır. [ii]

e. Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti

Bu cemiyeti, aralarında Bedirhanzade Emin Ali Bey, Mithat Bey, Kamil Bey,Bediüzzaman Said Bey, Dr.Abdullah Cevdet’in bulunduğu İstanbul’daki Kürt aydınları kurmuştu. Bu cemiyetin kuruluşu Jin dergisinin 7. Sayısında şu şekilde duyurulmuştu:

“Kürt dili, tarihi ve coğrafyası ile ekonomi ve sosyoloJîne ilişkin incelemelerde ve yayında bulunmak ve Kürdler arasında çağdaş bilimleri yaygınlaştırmak üzere, Kürt Tamim-i Neşr-i Maarif Cemiyeti adıyla bir bilim derneğinin kurulması hakkındaki hazırlıklar son bulmuştur.”

Cemiyet tarafından İstanbul’da bir okul açıkarak müdürlüğüne Kürdizade Ahmet Ramiz getirilir. [iii]

f. Kürdistan Teali Cemiyeti

Kürdistan Teali Cemiyeti 17 Kanun-i Evvel 1334 (17 Aralık 1918)’ de kurulmuştur. Kuruluş amacı bağımsız bir kürt devleti kurulmasıdır. Bu cemiyetin, İngiliz devlet yetkilileri ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile ilişkileri bulunmaktaydı. Mustafa Kemal Atatürk cemiyetin amacının, yabancı devletlerin himayesinde bağımsız bir Kürt devleti kurmak olduğunu belirtmiştir. Cemiyet hem İstanbul Hükümeti hem de İngilizler ile işbirliği içinde İngiliz çıkarları ile örtüşen ayaklanmalara önayak olmuş ve Milli Kurtuluş mücadelemizi baltalamak için İngiliz desteği ile faaliyetler yürütmüştür.

“Kürdistan Teali Cemiyeti’nin dört kurucusundan birisi Bediüzzaman Molla Said’dir.. Diğerleri de Seyid Abdulkadir, Emin Ali Bedirhan Bey, Babanzade Hikmet Bey.” [iv]

Zinar Silopi’ye göre cemiyetin kurucuları Bediüzzaman Molla Said, Mikisli Hamza be Motkili Halil Hayali Bey’lerdir. Bu üç kişi cemiyetin kuruluşundan sonra cemiyete üye kaydetmeye başlamıştır.

Said-i Kürdi’nin ceiyet üyesi olduğu Diyarbakır’da Şark İstiklal Mahkemesi’nin 1925’teki yargılama sırasında da belirtilir. Yine 19 Mayıs 1925 tarihli “Vakit” gazetesinde yeralan İstiklal Mahkemesi açıklamalarına göre Said-i Kürdi, Kürdistan Teali Cemiyetinin “üç numrolu azasıdır”

Seyid Abdülkadir Diyarbakır’da, Şark İstiklal Mahkemesi’ndeki ifadesinde, Said-i Kürdi ve diğer bazı kişilerle “Kürdistan emareti ihdas için mükavele akdettiklerini, sefarethanelere giderek Kürdistan muhtariyeti için muhtıra verdiklerini” söylemiştir. Kürdistan’ın kurulması için çabalayan bu örgütün başkanı olan Seyit Abdülkadir, Emin Ali Bedirhan, Said-i Nursi ve Mehmet Şükrü Sekban İstanbul’daki Amerikan, İngiliz ve Fransız komiserliklerini ziyaret ederek Kürdistan projesiyle ilgili görüşmeler yaptılar. Said-i Kürdi Kürdistan’ın dış dünya ile irtibatının sağlanabilmesi için bir denizle kıyısı olması gerektiği düşüncesindeydi.+

Kıbrıs’ın İngiltere’ye teslimini alkışlayan, işgal kuvvetleri komiserliklerini dolaşarak Kürdistan’a bağımsızlık isteyen zihniyetin günümüzdeki uzantısı Fethullah Gülen bakın yaklaşık 90 yıl sonra aynı tavrı nasıl sergiliyor:

“Tahkikat nedeniyle biri FBI’dan, diğeri Dışişleri Bakanlığı’ndan iki genç insan geldi. Geldiklerinde ‘fikirlerinden de istifade edelim’ diye bir kaç soru sordular. Bana samimi olarak şunu sordular: ‘Siz Irak’ta Amerikalıların nasıl tasarrufta bulunmasını istersiniz? İşgalden sonra Irak’ta nasıl bir irade makul olur?’ Dedim ki: ‘İşgal olmuş, siz ne derseniz deyin, halk bu meseleye işgal diyor. Benim fikrimi soruyorsanız Irak’ta öyle bir demokrasi kurun ki, Türkiye’den ileri olsun. Türkiye’ye imrenmesinler, Müslümanlara öyle müsamahalı davranın ki İran’a imrenmesinler” (Zaman, Nuriye Akman, 26.03.2004)

İşgale son verin deme cesaretini gösteremeyen Fethullah Gülen ve onun akıl hocası işgal kuvvetinden muhtariyet dilenen Said-i Kürdi.. Bu coğrafyada en çok ihanet vardır ve süreklilik arz etmektedir…

Kürdistan Teali’nin bir diğer marifeti de milli kurtuluş mücadelesini baltalamak olmuştur. Cemiyet Peyam-ı Sabah gazetesinde yayınladığı bildiri ile Kuva-yı Milliye’nin bolşevik fikirlere sahip yurtsuz serseriler olduğunu duyurmuştur.

Amiral de Robbeck ile Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın ortak planı bağımsız bir Kürt devleti kurmak için Kürtleri Mustafa Kemal’e karşı kullanmaktı. Cemiyet başkanı Âyan’dan Seyit Abdülkadir de Boghos Nubar Paşa ile anlaştıklarını İngiliz Yüksek Komiserliği Danışmanı Hohler ile görüşmesinde anlatır. Ancak Abdülkadir, İngilizlerden kendilerine sunulandan daha fazlasını istemektedir. Bu uğurda Mustafa Kemal’i yoketme hareketine yardım edeceklerini açıklar.[v]

“Kürdistan Türkiye’den tamamen ayrılıp bağımsız olmalıdır. Ermeniler ile Kürtlerin çıkarlarını bağdaştırabiliriz. İstanbul’daki Kürt Klübü Başkanı Seyit Abdülkadir ve Paris’teki Kürt delegesi Şerif Paşa hizmetimizdedir” Amiral John de Robbeck, İngiliz Yüksek Komiseri, 26 Mart 1920, İstanbul

Sivas Kongresi‘nin dağıtılması ve Mustafa Kemal Paşa’nın ortadan kaldırılması girişimine Cemiyet’in karıştığına dair kanıtlar yayınlanmıştır.

1920 sonlarında bu cemiyete üye Kürtçü Aleviler Sivas’ın doğusunda Koç kırı ayaklanmasını başlatmışlardır. 1925 yılında Türkiye’nin Musul’u almak için hamle yaptığı sırada Şeyh Said’in başlattığı isyan da Kürdistan Teali Cemiyeti’nin desteği ile planlanmıştı.

Kürt Bağımsızlık Komitesi (1923)

1923′te (cumhuriyetin ilan senesinde) Seyit Abdulkadir, Hesenanlı Halit, Hacı Musa, eski milletvekillerinden Yusuf Ziya ve ailelerinden müteşekkil olmak üzere gizli bir komite teşkil edildi. Bu komitenin de gayesi, Kürdistan’ın bağımsızlığını sağlamaktı. Komiteye Yusuf Ziya aracılığı ile Hınıs’ta oturan Şeyh Sait ve ailesi alınmıştı.”[vi]

“…Örgütün ilk kongresi 1924′te yapıldı. Kongrede bulunan Nakşibendi şeyhi Şêx Seîd, Xalid Beg’in hısmıydı ve Diyarbakır’ın kuzeydoğusundaki Zaza Kürtler arasında epey bir etkinliği vardı. Bundan dolayı (Hamidiye) milisleri komutanlarını bağımsız bir Kürdistan için ikna etti.

Kongreden iki önemli karar çıktı:

1- Kürdistan’da genel bir ayaklanma başlatılacak ve bunu bağımsızlık ilanıizleyecekti. Ayaklanma bütün ayrıntılarıyla planlanacak ve bu iş uzun zaman alacağından, katılanlar, kendilerinden beklenen görevlerle ilgili olarak tam bilgilendirilecekti.

2- Harekete gerekli dış destek, İngiliz, Fransız ve Ruslar’dan sağlanmaya çalışılacaktı.”[vii]

Genç eski milletvekili Hamdi Bey, yapılan temasları ve Said-i Nursi -Halit Bey görüşmesini İçişleri Bakanlığına gönderdiği 24 Eylül 1924 tarihli şifreli yazı ile bildiyordu:

Molla Saidi Kürdi diye bilinen kişi İstanbul’dan bulunan Kürt Cemiyeti’nce kararlaştırıldığı üzere Kürdistan adıyla özerk bir devlet kurmak için Erzurum’a gelerek Varto Aşiret Reisi Miralay Kürt Halit Bey’le, sonra da Oğnut bucağından geçerken Aşiret Reisi Binbaşı Baba ile görüşerek…”[viii]

Alınan kararlar gereğince harekete destek sağlamak amacıyla Bolveşikler, İngilizler ve Fransızlarla ilişkiler kurulmuştu. Bolveşiklerin yanıtı olumsuzdur. [ix]

Şeyh Sait İsyanı ve Said-i Kürdi

Kürt Bağımsızlık Komitesi’nin çalışmaları açığa çıkarıldıktan sonra, örgütün önde gelen yöneticilerinin çoğu tutuklanır. Şeyh Said‘e bağlı kişilerin Diyarbakır‘ın Eğil nahiyesine bağlı Piran köyünde arama yapan bir jandarma müfrezesiyle çatışmaya girmeleri (13 Şubat 1925), kısa sürede genişleyecek yaygın bir ayaklanmanın kıvılcımını oluşturur. 7 Mart‘ta Şeyh Said‘in emrindeki 5000 kişilik bir kuvvet Diyarbakır‘a saldırır, 26 Mart tarihinde Türk ordusu isyanı bastırarak Şeyh Sait ve birlikte hareket eden bazı aşiret reislerini ele geçirir. Diyarbakır‘daki Şark İstiklal Mahkemesi Şeyh Said ve 47 ayaklanma yöneticisi hakkında da ölüm cezası verir, cezalar, başta Şeyh Said olmak üzere, ertesi gün infaz edilir.

Bediüzzaman Molla Said, dava arkadaşı Şeyh Said’in önderlik ettiği isyana katılmamış ya da katılamamıştır. Buna gerekçe olarak o sıralarda Van’da mağarada olmasını göstermektedir.

Dava dergisinde Hesenan Aşireti ağalarından olup Malazgirt’in Azo Köyü’nde ikamet eden Hacı Muro isminde maruf olan bir zat’ın şöyle dediği belirtilir :

“Merhum Şeyh Said efendi bir mektup yazarak bana verdi. ‘Bu mektubu Van’a giderek Bediüzzaman’a takdim edeceksin’ dedi. Bu emir üzerine ben Van’a gittim. Horhor mağarasına vardım. Şeyh efendinin mektubunu takdim ettim. Üstad mektubu tazimle karşıladı. Okudu ve ayağa kalkarak başının üzerine koydu ve bana şifahen şöyle buyurdu: ‘Şeyh Efendiye selam ve hürmetlerimi bildirirsin, kendisine gönülden bağlı olduğumu ve yakında kendilerine iştirak edeceğimi söylersin’ dedi.”[x]

Bediüzzaman Said’i Kürdi, Şeyh Sait İsyanına neden katılamadığını şu şekilde izah etmektedir:

“Kardeşim Şeyh Sait kıyama başladığı vakit Van’da mağarada idim. Kendisine bir mektup yolladım, mektubumun cevabını alamadan duydum ki kardeşim Şeyh Sait yakalanmıştır. Düşündüm ki mağaradan çıksam bile faydam olamazdı, sonra beni mağaradan yakalayıp sürgüne gönderdiler. Altı yıl süre ile dizlerime vurarak esef çekip memleketimizde fiili olarak yapılan mukaddes cihaddan mahrum kaldım”[xi]

Şeyh Sait kardeşinin kıyamına katılamayan Bediüzzaman bu kaybı bakın nasıl telafi etmektedir:

“Daha sonra bana denildi ki, kardeşin Şeyh Said üzerine küfr-i mutlak karşısında silahla cihad etmek vacip oldu. O silahı ile küfr-i mutlak karşısında cihad etti. Küfr-i mutlakı kaldırdı. Cühl-i mutlak kaldı. Cühl-i mutlakı kaldırmak için kalemimle cihad etmek de senin üzerine vacip oldu. Ben de cühl-i mutlak karşısında kalemimle cihad ettim.”[xii]

Aynı sözleri Şeyh Sait’in torunlarından Abdülmelik Fırat Şeyh Sait’in kendisine 1954 yılında şöyle söylediğini anlatmaktadır:

“Ben birader-i a’zamım, ekremim Şeyh Sait Efendi’nin hayfını (öcünü) alacağım, aldım.”[xiii]

Bediüzzaman Said-i Kürdi, “ Eğer bize zulmedilse ve Risale-i Nur’a hücum edilse, Şeyh Said ve Menemen hadisesi gibi yarım kalmaz” sözleri ile Cumhuriyet idaresine göz dağı vermektedir.

Şeyh Sait travmasını derinden yaşayan Said-i Kürdi süratle güçlenen milli hükümete karşı silahlı direnişin sonuç vermeyeceğini anlamıştır. Bu aşamadan sonra Bağımsız Kürdistan ereğini ve Şeyh Sait Kardeşinin intikamını almak için yeni stratejisini uygulamaya koyacaktır: Kalem ile Cihad!..

Kürtlük mücadelesini dolaylı olarak sürdürmenin yeni ve uzun vadeli stratejisi ideolojik taarruza tabi tutulacak Türklük bilincini zayıflatmak ve yok etmek olacaktır. Bu nedenle Said-i Kürdi’nin yaşamında yeni bir safha açılacak, en başta ismi Said-i Nursi olarak değiştirilecek, bir yandan o güne kadarki yapıtlarından Kürtlük ile ilgili söylemler traşlanırken diğer yandan artık Türk milletini de kucaklayan ümmetçi söylemler ön plana çıkarılacaktır, ümmetçilik milliyetçilik belasının(!) pan zehiri gibi sunulacaktır. Artık İngiliz hegamonyası yerini Amerikan emperyalizmine terketmekte, CHP’yi ilk seçimde deviren Demokrat Parti iktidarının popülist söylemleri yeni Sait için uzun süredir beklediği fırsatları sunacaktır.

Yıllar sonra Musa Anter Said-i Nursi’ye şu soruyu soracaktır:

“Muhterem hocam, çocukluğumdan beri duyduğum ve tüm Kürtlere sempatik gelen adınız Melaye Said-i Kürdi idi. Şimdi de her gün Türkler sizi oradan oraya sürüyor, hapsediyor, mahkemelerde süründürüyor ama siz hala Türkleri cennete götürme çabası içerisindesiniz; bu nasıl iştir… ben anlamadım”

Said-i Nursi’nin cevabı kısa ve nettir:

“Kure min, hin zaro yi, tu nizani ez çi dikim. Bixwine ulm hin be.” Oğlum dünkü çocuksun, ne yaptığımı bilmiyorsun. Oku, ilim öğren…

Ne yaptığı ve ne yapmak istediği adeta sır edilmiştir. Kur’an’ı değil, Kur’an ile kendini yücelten manasız ve rabıtasız risalelerle büyülenen Türk milletinin genç nesilleri, Demokrat Parti ve ABD yeşil kuşak politikalarının maddi ve manevi destek ortamında boğucu cemaat yapıları içerisinde kadrolaştırılacak; Türk Devleti’nin cepheden teslim alınamayan varlığı bu kadrolar aracılığı ile zaman içerisinde yavaş yavaş ele geçirilecekti. Ne yaptığını gayet iyi bilen Said-i Nursi’nin geçmişin sandıklarında mühürlediği ve günü gelince açılacak bu sırrını sadece gören gözler bilecektir…

Yarın : Demokrat Parti, Kore Savaşı, Amerikan Yeşil Kuşak Politikası ve Said-i Nursi

Said-i Kürdi’nin Kürt milli birliğini sağlamak için seslenişleri

Said-i Kürdi yazılarında Kürtler şu şekilde seslenmektedir : "Ey umum Ekrad!(Ey Bütün Kürtler!) Gözünüzü açınız, sabah geldi. Ve müteyakkız (uyanık) olunuz. Sizin ihtilaf (ayrılık) ve vahşetinizden (medenileşememenizden, sosyalleşememenizden) efkâr-ı faside (kötü fikir) sahibi istifade etmesin. Bu şanlı olan ittihad-ı milleti (Kürt milli birliği) fena bir hastalığa hedef etmesinler.”

Said-i Kürdi’ye göre "Eskiden beri her bir vechile Ekrad’ın (Kürtlerin) madûnunda (gerisinde, altında) bulunanlar, bugün onların hâl-i tevakkufta (duraklama halinde olmalarından) kalmalarından istifade ediyorlar. Bu ise ehl-i hami­yeti (gayret sahibi kimseleri) düşündürüyor. Ve bu …(durum), Kürdler için müstakbelde (gelecekte) bir darbe-i müdhişe (müthiş bir darbe) hazırlıyor gibi ehl-i basireti (bu durumu görenleri) dağdar (yüreğini yakmıştır) etmiştir.”[xiv]

Yine, Kürtlerin aralarındaki ayrılıkları bir tarafa bırakarak niçin milli birlik kurmaları gerektiğini eserlerinin çeşitli yerlerinde şöyle izah etmektedir;

“Kuvvetinizi toplayıp namus-u milliyenizi muhafaza etmenizin tek yolu, milliyet bilincine sahip olmanızdır. Bu bilinçle milliyetinizden oluşan ortak değerleriniz için bir havuz yapın ve maddi manevi milli gelirlerinizi bu milliyet havuzunda toplayın. Havuzun suyunun boşa akmasına eğitim ile mani olup İslami faziletlerle de bu havuza akacak yeni suyolları açın”

Kürt aşiretlerine yazdığı Münazarat kitabında Kürdistan’ın milli birliğinin kurulması üzerine şunları söylemektedir: “Kürt halkı! Milliyet fikrini rehber edinin, eğitim ve insaniyeti elinize alın. Bu yüzden milliyet fikri her ferdi bir millet kadar kıymettar yapar. Milleti için himmet eden ve çalışan tek başına bir millettir. Kimin himmeti yalnız kendi nefsine ve şahsına ise o insan değildir. Bu yüzden insan fıtraten medenidir. Hemcinsi ve ırkdaşı için düşünmeye mecburdur. Toplum yaşamı sayesinde kendi şahsi yaşamı sürer. milliyet fikri ile, bir milletin fertleri bir aile gibi birbirine şirindir. Onların her ferdini bir insan kadar değil, bir ulus kadar büyük eder.”[xv]

Kürtlüğün haysiyet ve namusunu korumak vazifesini de üzerine alan Said-i Kürdi suçlu olarak ilan ettiği hükümete karşı Kürtlerin Arnavutlar gibi yiğit ve kahraman olmasını istemektedir: “Ey Kürt halkı! Her yerden hücum eden medeniyete karşı, siz vahşetinizi koruyamazsınız. Bu vahşet söylemimden dolayı darılmayın. Bunu başta kendim için söylüyorum. Hem de suç hükümetindir. İstediğim şey Kürtlüğün haysiyet ve namusunu korumaktır. Hürriyet ve adaleti isteyip ona hizmette, Arnavutlar gibi yiğit ve kahraman olun.”

[i] Şark ve Kürdistan Gazetesi Sayı 1

[ii] BEDİÜZZAMAN’LA ALAKALI BAŞBAKANLIK OSMANLI ARŞİVİ- ARCHIVE DOCUMENTS ON B. SAID NURSI. DH. MKT 2730/76-14/M/ 1327 Bâb-ı Âlî Nezâret-i Celîle-i Dâhiliye İdâre-i Matbuât Aded: 1498

[iii] Zinar Silopi, s.26, Kürt Sorunu, Altan Tan

[iv] Göldaş, Ismail, Kürdistan Teâli Cemiyeti, Doz Yayınları, 2. Baskı, Aralık 1991-İstanbul. sf:70

[v] Milli Mücadele Tarihi, 1. Cilt. “Lord Curzon, Türk direnmesini kırmakta Kürtçülüğün kullanılmasını düşünmüştür. Bu aynı zamanda Sadrazam Damat Ferit’in de fikridir.”

[vi] Bulut, Faik, Devletin Gözüyle Türkiye’de Kürt İsyanları, Yön Yayıncılık, Birinci Baskı, 1991, s. 12-13

[vii] Bruinessen Martin van, Ağa, Şeyh ve Devlet: Kürdistan’ın Sosyal ve Politik Örgütlenmesi, Öz-Ge Yayınları, s. 348-349

[viii] Mumcu, Uğur, (12-13-14-15-35-38-45) Kürt-İslam Ayaklanması (1919-1925), Tekin Yayınevi, Ikinci Baskı, Ankara-1991, s. 39-40-45-46-48-54-55-66

[ix] Tahsin Sever – 1925 Kürt Bağımsızlık Hareketlerinin Yapısı ve Hedefleri

[x] Dava dergisi, sayı 8, s.22

[xi] Şeyh Said’in oğullarından Ali Rıza ve Selahaddin’in 1960 Ankara’da Said-i Nursi ile yaptıkları görüşmeden

[xii] Şeyh Said kıyamının bilinmeyen yönleri, s.4-5

[xiii] Girişim dergisi, no 47, s.22

[xiv] İctimai Dersler, s.570

[xv] Nursi, Bediüzzaman Said. İçtimai Dersler s. 60 İki Mekteb-in Musibetin Şehadetnamesi. Hatime bölümü.

KÜRT SORUNU DOSYASI /// BIR AMERİKALININ GÖZÜ İLE : ABD’nin KÜRDİSTAN Merakı


Not: Bu yazı ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi Haziran 2006 basında yer alan BOP haritasının da yer aldığı Ralph Peter’s’in İngilizce makalesinden tercümedir.

PROF. DR. HUSEYIN MURAT CEKIRGE _U [hmcekirge@usa.net]

ABD’nin KÜRDİSTAN Merakı

ABD’nin BOP adıyla bilinen küresel projesinin yaşaması ya da gerçekleşmesi sadece ve sadece KÜRDİSTAN diye bir devletin Ortadoğu’da oturtulmasına bağlıdır.

Neden Kürdistan?

Çünkü böylesi yapay bir devlet ortaya çıkarsa eğer, dört büyük ülke parçalanmak durumunda kalır; Türkiye, İran, Suriye ve Irak… İşte ABD’nin enerji politikasını kolaylaştırır, enerji kaynaklarını ele geçirmesi ve yönetmesine olanak tanır.

Peki ya Rusya?

Bu BOP Rusya’nın da işine yarar yarar çünkü, dünyanın çekindiği Asya-Anadolu Birliği yani Asya’daki Türk devletleri ile Anadolu’daki Türk Milletinin fiziki bağı, işte bu Kürdistan diye projeyle kesilmiş olur.

Peki bu bir Kürt Projesi midir?

Hayır!.. Bu bir Ermeni projesidir ancak, Ermenilerin gücü yetmediği için kılık değiştirip Kürt kimliğiyle öne çıkmışlardır.

PKK terör örgütü bir Ermeni Taşnak-Hoybun örgütüdür.

Durum budur, mesele ise şudur; AKP siyaseti bu projenin neresindedir? Öyle ya, eğer bu proje ile birlikte ise vatanımızın ve milletimizin birlik ve bütünlüğü fiilen tehlikeye düşmüş demektir, çıkış yolu da bu siyaseti değiştirmekten geçmektedir.

İŞTE ABD’NİN BOP PROJESİNDE GEÇEN KÜRDİSTAN:

“Balkanlar ve Himalayalar arasındaki adaletsizliği ile ünlü topraklardaki en göz alıcı haksızlık bağımsız bir Kürt devletinin yokluğudur.”

Orta Doğu’da bitişik bölgelerde yaşayan 27 ile 36 milyon arasında Kürt vardır.

Günümüz Irak nüfusundan daha büyük olan bu grup, düşük nüfus tahminini bile göz önünde bulundurduğumuzda Kürtleri dünyanın kendine ait bir devleti olmayan en büyük etnik grubu yapmaktadır. Daha kötüsü, Kürtler, Ksenofon’un zamanından beri yaşadıkları tepe ve dağların bulunduğu bölgeyi kontrol eden her devlet tarafından ezilmiştir.

Ankara’nın önünde bulunan Kürt sorunu, son on yıl içerisinde bir miktar kolaylaşmış olmasına rağmen baskı yakın tarihlerde tekrar yoğunlaştı ve Türkiye’nin doğusundaki beşte birlik bölümü işgal edilmiş bir bölge olarak görülmelidir. Suriye ve İran Kürtleri de mümkün olsa bağımsız bir Kürdistan’a katılmak isterlerdi.

Ayrıca Diyarbakır’dan Tebriz’e kadar uzanan bağımsız bir Kürdistan, Bulgaristan ve Japonya arasında en Batı yanlısı devlet olacaktır.

Bölgede yapılacak adil bir düzenleme Irak’taki üç Sünni ağırlıklı bölgeyi budanmış bir devlet haline getirecektir ve bu bölgeler zaman içerisinde Akdeniz’e yönelmiş bir Büyük Lübnan’a kıyılarını kaybetmiş olan Suriye ile birleşmeye karar verebilir ki bu durumda Fenike yeniden doğmuş olur.

İnsanların isteklerini yansıtan bir şekilde sınırların düzeltilmesi imkansız olabilir. Şimdilik. Ancak, zamanla – ve kaçınılmaz sonucu olarak kan döküldüğünde- yeni ve doğal sınırlar ortaya çıkacaktır.

Babil birçok kere düşmüştür. Bu esnada üniforma giyen erkek ve kadınlarımız terörizme karşı güvenliğimiz, demokrasi umudu ve kendiyle savaşması kaderi olan bir bölgedeki petrol kaynaklarına erişim için savaşmaya devam edecekler. Ankara ve Karaçi arasındaki bölgedeki mevcut insani bölünmeler ve zoraki ittifaklar, bölgenin kendine verdiği acılar ile birleştiğinde aşırı dincilik, suçlama kültürü ve teröristlerin istihdamı için mümkün olabilecek en uygun zemini sunmaktadır.

Eğer büyük Orta Doğu’nun sınırları, kan bağı ve inanç bağının doğal bağlantılarını yansıtacak şekilde değiştirilemez ise, bölgede dökülen kanın bir bölümünün bizim kanımız olmaya devam edeceği hususunu dini bir inanç hususu gibi kabul etmemiz gerekecektir.

Kim Kaybeder: Kaybedenler: Afganistan, İran, Irak, Kuveyt, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Suriye, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Batı Şeria.

Ralph Peter’s

Amerikalı bir albay

DURUM BU:

Türkiye, ülkemiz ve milletimizin bölünmez bütünlüğünü hedeflemiş ve kendi hükümetinin de yer aldığı bu BOP projesinin işleyişini durdurmak zorundadır. Aksi halde zaten ağır ve yakın bir tehdit altında olan Türkiye, varlık ve bekasını sürdürme imkanı bulamayacaktır. Irak’ta olan bitenler, Suriye’de halen yaşanmakta olan süreç bu tespitimizin doğruluğunu destekleyen açık kanıtlardır.

Eğer ki bir siyaset bir ulusun ve devletin varlık ve bekasını açıktan tehlikeye düşürüyorsa, böylesi bir siyasetea karşı bir ulusun direnişi suç değil anayasal meşru müdafaa olarak görülmeli ve değerlendirilmelidir.

Not: Bu yazı ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi Haziran 2006 basında yer alan BOP haritasının da yer aldığı Ralph Peter’s’in İngilizce makalesinden tercümedir.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : MİT ve Emniyetin ByLock raporu şok etti


MİT ve Emniyetin ByLock raporu şok etti

Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı ByLock hakkındaki teknik rapora göre, 200 bin kişinin ByLock kullandığı ortaya çıktı.

Al Jazeera Türk’ten Selahattin Günday’ın rapora dayandırdığı haberine göre, ByLock uygulamasını kullananların sayısı 200 binden fazla.

Uygulamanın veri tabanında 17 milyon 169 bin 632 mesaj saklandı. Raporda bu mesajların içeriklerinin önemli bir kısmının da çözüldüğü belirtildi, uygulamanın teknik özellikleri sıralandı.

Uygulamanın amacı, güçlü bir kripto sistemiyle internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak. Uygulama, gönderilen her mesajın, farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahip.

Rapora göre, ByLock’u geliştiren ve kullanıma sunan şahsın, daha önce yaptığı işlere ilişkin referansları, erişilebilir iletişim bilgileri yok. Sektördeki geçmişinde belirsizlik bulunuyor. Gerçekleştirilen iş ve işlemlere (sunucu ve IP kiralama) ait ödemeler, "anonimlik içeren yöntemlerle" (Paysera) gerçekleştirilmiş. Rapora göre, ByLock’u geliştiren kişi, kullanıcı sayısını artırmayı ve ürünü ticari değer haline getirmeyi de hedeflemiyordu.

ByLock’ta Türkçe tespitler

ByLock uygulamasının, daha önce açıklandığı gibi Litvanya’da sunucu kiralamak suretiyle kullanıma sunulduğu belirtildi.

Rapora göre, uygulamaya ait kaynak kodları içinde bir takım "Türkçe” ifadeler yer alıyor. Kullanıcı adlarının, grup isimlerinin ve çözümlenen şifrelerin büyük çoğunluğu Türkçe ifadelerden oluşuyor.

ByLock mesajlarında çözümlenen içeriklerin neredeyse tamamı Türkçe.

Raporda, "ByLock sunucusu yöneticisinin, Ortadoğu IP adreslerinden uygulamaya erişimi engellediğini belirtmesine rağmen, gerçekleştirilen engellemelerin tamamına yakını Türkiye IP adreslerine yönelik" deniliyor. Rapora göre ByLock yöneticisi, kullanıcıları uygulamaya VPN vasıtasıyla girmeye zorladı. Bunda amaç, kullanıcılara ait kimlik ve iletişim bilgilerinin gizlenmesini sağlamaktı.

ByLock’a ilişkin "Google" üzerinden gerçekleştirilen aramaların da neredeyse tamamının Türkiye’deki kullanıcılar tarafından gerçekleştirildiği belirtildi. ByLock’a Türkiye IP adreslerinden erişimin engellendiği tarih itibarıyla, uygulamaya yönelik "Google" aramalarında büyük bir artış oldu.

Ekranda "desenli şifre"

ByLock programının şifreleme sistemi de raporda anlatıldı.

Yapılan tespitlere göre, uygulama akıllı telefonlara yüklendikten sonra, kullanıcı adı/kodu ve parolanın yanı sıra bir şifreleme daha yapılıyordu. Bu şifre, parola aşamasının ardından, ekran üzerinde ‘rastgele el hareketleriyle’ oluşturulan bir desendi. Böylece kullanıcıya özel, güçlü bir kriptografik şifre elde ediliyordu.

Raporda, kullanıcı hesabı oluşturulması sırasında kişiye ait özel bir bilginin (telefon numarası, kimlik numarası, e-posta adresi vb.) talep edilmediği de vurgulandı.

"Hücre tipi yapılanmasına uygun program"

ByLock’ta iki kullanıcının haberleşmesi için her iki tarafın, çoğunlukla yüz yüze veya bir aracı (kurye, mevcut ByLock kullanıcısı üzerinden vb.) vasıtasıyla temin edilen kullanıcı adlarını/kodlarını eklemesi gerekiyor.

Raporda bu sistemin, örgütün hücre tipi yapılanması için uygun olduğu belirtiliyor.

ByLock’ta "adli önlem"

Raporda, ByLock üzerinden yazılan mesajların, belli bir sürede otomatik olarak silinmesinin sağlanması da "adli önlem" olarak tanımlandı. Kullanıcılar silmeleri gereken verileri silmeyi unutsa dahi, sistemin gerekli tedbirleri alacak şekilde tasarlandığı belirtildi. "ByLock uygulamasının, olası bir adli işlem neticesinde cihaza el konulması durumunda dahi, uygulamada yer alan kullanıcı listesindeki diğer kullanıcılara ve uygulamadaki haberleşmelere ilişkin geçmiş verilere erişimi engelleyecek şekilde kurgulandığı değerlendirilmiştir" denildi.

Uygulamaya ait sunucu ve iletişim verilerinin, veri tabanında kriptolu olarak saklanmasının da, kullanıcı tespitinin önlenmesi ve haberleşme güvenliği için alınan ilave güvenlik tedbiri olduğu belirtildi.

Kaynak: MİT ve Emniyetin ByLock raporu şok etti

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI : Nusaybin’in Koruköy köyünde neler oluyor ?


Nusaybin’in Koruköy köyünde neler oluyor?

Ablukanın devam ettiği Nusaybin’e bağlı Koruköy köyüne dair vahim iddialar gündemde. Ablukanın kaldırılması ve köylülerle görüşülmesi talep ediliyor.

Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Koruköy (Xerabê Bava) köyünde abluka devam ediyor. 11 Şubat’ta ilan edilen ve bir gün sonra kaldırılan sokağa çıkma yasağının ardından süren askeri operasyona ilişkin vahim iddialar gündemde. Köylülerle kısıtlı iletişimin kurulabildiği bölgeye heyetlerin geçişine de izin verilmiyor. Operasyonun başladığı günden bugüne 39 kişinin gözaltına alındığı, 3 kişinin öldürüldüğü, 2 kişinin kayıp olduğu, evlerin yakıldığı ve işkence iddiaları dile getiriliyor.

Köylülerle görüşmek için bölgeye giden HDP, DBP ve DTK heyetlerinin geçişlerine ‘operasyon var’ gerekçesiyle izin verilmiyor. DTK Eş Başkanı Leyla Güven, “Köyün girişinde bir binbaşı, operasyon olduğunu ve bu yüzden köye giremeyeceğimizi söyledi. Israrlarımız sonucu, valilikten izin almak şartıyla girebileceğimizi, söyledi. Valilikle, milletvekili arkadaşlarımızın görüşme çabaları yanıtsız kaldı” dedi.

‘SUSUZLUKTAN ÖLDÜK’

Operasyonun olduğu köye yakın mesafede bulunan bir başka köye giderek görgü tanıklarıyla görüştüklerini anlatan Güven, “Operasyonun olduğu köyden çıkmayı başaran bir görgü tanığı ile görüştük. Yaşadıklarını bize anlatırken dahi titriyordu. Görgü tanığı köylü, bize 90’ları yaşamasına rağmen böyle bir olay yaşamadığını, dışarıdan getirilen komando birliklerinin olduğunu, sürekli olarak ‘Dışarıya çıkmayacaksınız, pencereden dahi bakmayacaksınız, vur emri var’ şeklinde anonslar yapıldığını aktardı. Yine Koruköy’de yaşayan bir kadınla telefon üzerinden bağlantı kurabildik. Konuştuğumuz kadın bizlere ‘Susuzluktan öldük, açlığa dayanıyoruz, ama çocuklarımız, yaşlılarımız, hastalarımız var… Biz içerde mahsuruz, dışarı çıkamıyoruz, hayvanlarımız öldü’ dedi. Evlerin yakıldığına dair duyumlar aldık, durum gerçekten çok vahim” ifadelerinde bulundu.

Güven, İçişleri Bakanlığıyla görüşmeye çalıştıklarını fakat kendilerine ‘istihbarat var’ dendiğini belirterek, “İstihbarat olduğu söyleniyor. Fakat sivil halka dönük ciddi iddialar var. Evler rastgele basılıyor, köylüler meydanda toplanıp hakaretlere maruz kalıyor, yanı sıra ‘Hadi bize de ekmek, onlara veriyorsunuz’ gibi tahrik edici sözlere maruz kalıyorlar. Batının bir ilinde böyle bir istihbarat alınsa orada yaşayan insanlara aynı muameleler yapılır mıydı? Bu abluka bir an önce kaldırılmalı, köylülerle görüşülmelidir” dedi.

‘CİZRE VAHŞETİNİ YENİDEN YAŞAYABİLİRİZ’

Operasyonun olduğu Koruköy’e giden heyet içerisinde yer alan HDP Şırnak Milletvekili Leyla Birlik de köye 5 km kala askerler ve üzerinde sadece silahlar olan sakallı kişiler tarafından durdurulduklarını söyledi. Birlik, şunları kaydetti: “Köyde yaklaşık 500 kişi yaşıyor. Köyden çıkan hastalar ile görüşebildik. Evlerin yakıldığı, hayvanların öldürüldüğüne dair söylemler var. Çıkan anne bize su sıkıntısı yaşadıklarını ifade etti. Köyün içerisinde bulunan bir kişiyle telefonla iletişim kurduk. Görüştüğümüz kişi çok korkuyordu, bizimle fısıltıyla konuşuyordu. Meydanda dumanların yükseldiğini gördüğünü, bağırmaları duyduklarını, insanları sürükleyerek götürdüklerini ama bunların kim olduğunu bilmediklerini aktardı ve bir şeyler yapın buraya gelin, dedi. Bir Cizre vahşetini tekrar yaşayabiliriz.”

Sosyal medyada PÖH, JÖH hesaplarından paylaşımlar yapıldığını söyleyen Birlik, “Bunlardan bir vahşet yaşandığını görüyoruz. Köyde istihbarat olduğu söyleniyor. Böyle dahi olsa oradaki insanları oraya hapsetmeye kimsenin hakkı yok. Çatışma başlamadan köyden çıkanlarla görüştük ve durumları çok kötüydü. Bizlere sürekli, bir şeyler yapın, diyorlardı. Evden çıkamadıkları için kime ne yapıldığı konusunda bilgilerinin olmadığını aktaran köylüler kolluk güçlerinin hayvanları kestiklerine tanıklık etmişler. Operasyon dahi olsa halkın mal ve can güvenliğini sağlamak zorundasınız” dedi.

Mardin Valiliği’nin açıklamasında "Operasyonun PKK/KCK’nin kırsal alandaki yapılanmasına ve örgüte ait sığınakların ele geçirilmesine dönük yapıldığı" belirtildi.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// VİDEO : Terörist PKK Yandaşları Hayır Kampanyasına Başladı


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=5MBgepazJ7k&feature=em-uploademail

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : Günahsız erlerle uğraşmayın parsel parsel satanlara bakın


Günahsız erlerle uğraşmayın parsel parsel satanlara bakın

MHP Samsun Milletvekili Erhan Usta darbe girişimi nedeniyle FETÖ’den tutuklanan er ve erbaşların aileleri ile görüştü ve başlıktaki bu eleştiriyi yaptı

Anayasa değişikliğinde AKP’ye her türlü desteği veren MHP’den FETÖ operasyonlarına sert eleştiri geldi. Devlet Bahçeli’nin kurmayı, TBMM Grup Başkanvekili Erhan Usta, çok sayıda erin 7 aydır tutuklu olduğunu belirtti ve “Komutanları ‘IŞİD ya da PKK baskını’ diye götürmüş, olaydan habersizler. Genelkurmay Başkanı, yaverinin FETÖ’cü olduğunu bilmiyor, erler mi bilecek?” diye sordu.

‘BORÇ ALDIM, SİZE GELDİM’

Usta, darbe girişimi nedeniyle FETÖ’den tutuklanan er ve erbaşların aileleri ile görüştü. Bir anne ‘’Komşumdan 50 lira borç alıp geldim, perişanız” dedi. “FETÖ’yle mücadele edeceğim diye vatan evlatlarına zulmetmeyin. AKP içinde bir tane FETÖ operasyonu yok. Kaçak generaller var ama milletin erine, erbaşına gücünüz yetiyor. Parsel parsel memleketi FETÖ’ye dağıtan belediye başkanlarına bir şey yok ama, bu çocuklar 7 aydır tutuklu. Yazıktır, günahtır. Salın bu çocukları, mahkemeleri devam etsin, kaçacak halleri yok” diyen Usta da şunları söyledi:

MHP’nin Meclis Grup Başkanvekili olan Erhan Usta, tutuklu er yakınlarını dinledikten sonra şu açıklamayı yaptı: Bir teyze dedi ki ‘Komşumdan aldığım 50 lirayla geldim, çocuğuma harçlık olarak bıraktım’… Komutanları “Terörle mücadele, IŞİD bastı, PKK bastı, operasyon, tatbikat’ demiş. Bunlar er, erbaş. Şimdi çoğu Silivri’de, Sincan’da. Anneler ‘Genelkurmay Başkanı yanındaki yaverin darbeci olduğunu bilmiyor da benim er olan çocuğum mu onun darbeci olduğunu bilecekti?’ diyor.”

CİDDİ MAĞDURİYET VAR: Fetullahçı Terör Örgütü’yle mücadeleyi destekliyoruz fakat bunu yaparken hukuk devletine bağlı kalmak ve mağduriyet oluşturmamak lazım. Ama bu mücadelenin ciddi mağduriyetler yarattığı ortada. Savcısı, hâkimi, polisi, idarecisi korkuyla hareket ederek milletin çocuğunu mağdur ediyor. Masum, vatanına bağlı insanların nasıl mağdur olduğunu, nasıl gözyaşlarının kan şekline dönüştüğünü biz gözyaşları içerisinde dinliyoruz. İktidar partisi de FETÖ mağdurlarına kapılarını açmalı.

SAVUNMA HAKKI VERİN: FETÖ’cülerin yuvalandığı Emniyet İstihbarat teşkilatının geçmişteki bilgilerine dayalı olarak insanları işinden atıyoruz. Savunma hakkı vermemiz lazım. Bir insan neyle suçlandığını bilmeden nasıl kendisini savunabilir? Suç belirsiz, savunma alınmıyor ve insanlar ekmeğinden oluyor veya tutuklular. Bunlar hukuk devletiyle bağdaşmaz. Yarın bunların hepsi uluslararası mahkemelerde tazminat olarak karşımıza çıkar.

BELEDİYE BAŞKANLARI…: Tezkeresine bir hafta var, düğün davetiyesi hazır. Darbeci olan düğün davetiyesi mi bastırır? Suçunu ortaya koymadan bu insanlar 7 aydır tutuklu. AKP’nin ya da diğer siyasi partilerin içerisinde FETÖ’cü operasyonu yok. Kaçak generaller var ama milletin erine, erbaşına gücümüz yetiyor. Parsel parsel memleketi FETÖ’ye dağıtan belediye başkanlarına bir şey yok ama bu çocuklar 7 aydır tutuklu. Yazıktır, günahtır.

FETÖ’cü hakimle gazeteci, MHP’li Başkan Sözlü’ye kumpas kurmuş!

MHP’li Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü’nün, Ceyhan Belediye Başkanlığı döneminde ihaleye fesat karıştırdığı iddiasıyla yargılandığı davada da FETÖ izine rastlandı. Adana’da FETÖ’den KHK ile kapatılan yerel gazetenin sahibi Hakan Bülent Yardımcı ile Adana Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı’yken Yargıtay Üyesi olan Erol Tekmen arasındaki WhatSapp konuşmaları dava dosyasına girdi.

Başkan Sözlü aleyhine haber yapılan gazetenin sahibi ile hakim arasında geçen konuşmalar kumpası ortaya çıkardı. Yardımcı’nın Tekmen’e ‘Sözlü ve 14 bürokratın mal varlığına el konulması gerekmiyor mu, ben mallarını kaçırıyorlar diye yazsam?’ diye sorduğu, hakimin de “O olur, ben de yardımcı olmaya çalışırım” dediği görülüyor.

TERÖR DOSYASI : Atatürkçü terör örgütü var mı ?


Yılbaşı gecesi 39 savunmaz insanı katleden terör örgütünün adı İslam Devleti’dir. Uzun adı “Irak Şam İslam Devleti”, kısa adı “İslam Devleti”.

Ancak hükümet yetkilileri ve devleti temsil eden kişiler özenle bu ismi kullanmaktan kaçınıyorlar. Eskiden bunun yerine ne idiğü belirsiz bir Arapça kısaltma olan DAEŞ diyorlardı şimdi onu bile anmıyorlar “terör nereden gelirse gelsin” türünde havadan sudan bir söylem tutturuyorlar.

Öyle sanıyorum ki bunun sebebi kendi ideolojileri ile bu katiller arasındaki akrabalığı gizleme arzusudur. IŞİD, siyasal islamcılığın “biraz radikalize olmuş” bir koludur. Anımsayın, eski başbakan Davutoğlu da böyle demiyor muydu? Türkiye’nin islamcılarına kalırsa IŞİD, “laikler tarafından rencide edilmiş” bir grup öfkeli gençtir. Bu utanç verici beyanatlar arşivlerde duruyor. Bunun üzerine kalkıp bir de terörü gerçek adıyla anmalarını, “İslamcı terör” veya en azından “dinci terör” demelerini bekleyemeyiz. Tabi ki lafı geveleyip “terörün dini olmaz, milliyeti olmaz” falan diyeceklerdir.

Siyasal islam tam ondört yıldır bu ülkeyi yönetiyor. Buyrun sonuç ortada. İslamcı iktidarın bize hediyesi her yeni güne kan banyolarıyla uyandığımız, en alçak cinayetlerin kurbanı haline geldiğimiz bir Türkiye’dir. Hem kendi yurdumuzda hem de tüm Ortadoğu’da yaşananlara bakınca çok net görüyoruz, siyasal islam, sadece insanlığın değil müslümanlığın da yüz karası bir ideolojidir. Ama ne müslümanlığın ne de islamın yakasından düşmeye niyeti olmadığı için terör örgütünün adını anmamakta, özenle gizlemektedir. Çünkü katillerin gerçek adının “İslam Devleti” olduğunu söylediğiniz anda insanlar, -en önce de müslümanlar- islamın devletleşmesinin barındırdığı tehlikeleri fark ederler, islamın devletleşmesini savunanlarının ne denli ikiyüzlü, ne denli riyakar olduğunu anlarlar. Yaşamlarına yönelik tehlikenin bilinciyle hareket edip islamcılık ideolojisini siyasetin çöplüğüne bırakıverirler.

“Terör nereden gelirse gelsin” lafı kötü niyetli ve ikiyüzlü bir söylemdir. Bu sadece IŞİD için değil, PKK terörü için de geçerlidir. Geçmişte kendine solcu ya da sosyal demokrat diyenlerin de bunu yaptığını çok gördük. Terör örgütünün adını anmadan terörü kınamak çok ucuz bir numaradır.

Doğrudur, “senin teröristin benim teröristim” diye bir tutum tabi ki kabul edilemez, ama sırf böylesi bir dürüstlük adına canilerin adını anmamak da pek masum bir tavır değildir. Bu da son kertede aynı çirkin amaca hizmet etmektedir. Çünkü, senin, benim falan değil, bu teröristler basbayağı “sizin teröristlerinizdir.”

Var mı bir tane Kemalist terör örgütü?

Var mı sokaklarda bomba patlatan bir Atatürkçü örgüt?

Var mı masum insanları otomatik silahlarla öldüren bir Cumhuriyetçi, bir laik?

Yok. Yok. Yok.

Ama islamcısı var, Amerikancısı var, Kürtçüsü var, etnikçisi var…

Yani kardeşim, bu teröristler, büyük harfle yazıyorum: SİZİN TERÖRİSTLERİNİZ.

Bunun için de bu sorunu siz çözemezsiniz. Bırakın bahçenizi, evinizin içine kadar gelip yerleşmişler, -tıpkı FETÖ’de olduğu gibi- artık bu adamlarla akraba olmuşsunuz. Sizin bunlara tavır almanız en evvela zihnen, sonra fiziken mümkün değil. Şu halinizle, sahne çökene kadar inat edip aşağı inmeyen kötü sesli geçkin şarkıcılara benziyorsunuz. İnin artık istismar ettiğiniz o makamlardan. İnin ve bırakın, bu işi terörle zihnen de siyaseten de bir ilişkisi olmayanlar çözsün.

Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiçbir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook Gaffar Yakınca sayfası
Instagram : deligaffar

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : Nöbetçi imamlar


Nöbetçi imamlar

FETÖ, emniyet ve MİT’e sızdırdığı üyelerini sivil imamlarıyla yönetti. Eski imamlar Osman Hilmi Özdil ve Murat Karabulut’u deşifre eden TAKVİM bu kez örgütün son imamlarını da buldu. Emniyet imamı Eşref Kullebi ve MİT imamı Nurullah Evler’in 15 Temmuz sonrası kayıplara karıştığı anlaşıldı.

TAKVİM, 15 Temmuz darbe ve iç işgal harekâtı sürecinde FETÖ’nün Emniyet ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) imamlığını yürüten iki önemli kozmik ismi buldu, takip etti ve görüntüledi. Biri, örgütün eski Emniyet imamı ‘Kozanlı Ömer’ kod adlı Osman Hilmi Özdil‘in, diğeri ise MİT imamı ‘Sinan’ kod adlı Murat Karabulut’un halefi olan iki imam, görüntülendikten sonra da faaliyetlerine devam etti ve bir süre önce firar etti. FETÖ’nün önemli isimlerinden olan Erhan kod adlı Eşref Kullebi’nin Emniyet imamı olduğu, Ömer kod adlı Nurullah Evler’in ise Başbakanlık ve MİT imamı olarak faaliyet gösterdiği anlaşıldı.

KARISI, KADIN BÜROKRATLARIN ABLASI
Her ikisi de ByLock kullanıcısı olan bu imamlar, 15 Temmuz’dan önce Ankara’da çeşitli adreslerde gizli toplantılar yaptı, buluştukları örgüt yöneticilerine Pensilvanya’nın talimatlarını iletti. Kullebi ve Evler’in birlikte toplantı yaptığı evlerden biri Çankaya’da Cevizlidere Mahallesi’nde 1226 Sokak’ta yer alıyordu. Bunun yanı sıra Eşref Kullebi, Çankaya Aşağı Öveçler Mahallesi 1293 Sokak’ta, Çukurambar 1443. Cadde’de ve Yenimahalle’de Aşağı Yahyalar 978. Sokak’ta FETÖ yöneticileriyle toplantılar yapıp örgüt şurasının talimatlarını iletti. Kullebi ve Evler’in gittiği adreslere kırmızı listede ByLock kullanıcısı FETÖ’cü Mehmet Pala’nın da kılık değiştirerek gittiği görüldü. FETÖ üyesi gizli tanık Arif, ifadesinde Eşref Kullebi hakkında şunları söyledi: "Eşref Kullebi halen Ankara’da Emniyet’in gizli gerçek imamıdır. Halen belli aralıklarla Amerika’ya gidip talimat getiriyor. İlahiyat mezunudur, şu anda nerede çalıştığını bilmiyorum." Bu ifadeden sonra Kullebi’yi araştıran Emniyet, Kullebi’nin Nurullah Evler’le irtibatını tespit etti. Nurullah Evler’in ismine 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü FETÖ A tipi yapılanmasına yönelik soruşturmada da ulaşıldı. Bu soruşturmada 158 kripto yönetici deşifre edildi, kaymakamlardan 40 tanesi etkin pişmanlıktan yararlanarak itirafçı oldu. Başbakanlık ve Milli İstihbarat Teşkilatı imamı olarak faaliyet gösteren Nurullah Evler’in Sağlık Bakanlığı’nda çalıştığı belirlendi. Sağlık Bakanlığı’ndaki kadın bürokratların ablasının da Evler’in eşi Suna Evler olduğu anlaşıldı. Evler çiftinin MİT’in çözdüğü ByLock programını kullandığı da ortaya çıktı. Talimatlar, ByLock yoluyla örgüt mensuplarına iletiliyordu. Evler, deşifre olduktan sonra birdenbire sırra kadem bastı. Bunun üzerine hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

YENİ MİT İMAMI NURULLAH EVLER

ESKİ MİT İMAMI MURAT KARABULUT

YENİ EMNİYET İMAMI EŞREF KULLEBİ

ESKİ EMNİYET İMAMI OSMAN HİLMİ ÖZDİL

Abdurrahman ŞİMŞEK/Serkan BAYRAKTAR

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : İşte Emniyet İstihbarat’ta darbe gecesi


İşte Emniyet İstihbarat’ta darbe gecesi

TARİH: 15 TEMMUZ GECESİ.. SAAT: 02.12… YER: AnkaraEmniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı Nizamiyesi… FETÖ’cü polis müdürleri Zeki Taşkın, Gürsel Aktepe, Lokman Kırcılı binanın darbecilere teslim edilmesini istiyor. Darbeciler 16 Temmuz sabahı gözaltına alınıyor

SABAH, FETÖ‘nün darbe ve iç işgal planını devreye soktuğu 15-16 Temmuz’da Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı binasını ele geçirme operasyonunun görüntülerine ve belgelerine ulaştı.

MUKAVEMET OLMADAN…
Görüntülerde Emniyet İstihbaratDairesi’nin eski Başkan YardımcısıGürsel Aktepe ve Ankara‘nın eski EmniyetMüdür Yardımcısı Lokman Kırcılı,beraberlerindeki FETÖ’cü polisler15 Temmuz‘u 16 Temmuz’a bağlayangece saat 02:09 sularında TuranGüneş Bulvarı’ndaki binaya gidiyorve bir mukavemetle karşılaşmadaniçeri giriyor. O anlar dış ve iç nizamiyedekigüvenlik kameraları tarafındansaniye saniye kaydediliyor.Aktepe ve Kırcılı binanın içinde operasyonusevk ve idare ederken görülüyor.

HABERLEŞME TANGO İLE…
Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı binasının ele geçirildiği süreçte daire başkanlığını Engin Dinç yürütüyordu. Ankara Emniyeti’nin İstihbarat Şube Müdürü ise Cihangir Ulusoy’du. Her iki isim de 15 Temmuz sürecinden sonra bu görevlerinden alınıp başka yerlere atandı. Darbe girişimi başarısızlığa uğrayınca 16 Temmuz sabahı saat 9’a doğru darbeciler gözaltına alınıyor. Darbeci polisler, kendi ifadelerine göre binayı ele geçirmeden önce Tango’dan haberleşerek bina çevresinde toplanıyor.

Darbeci polis müdürleri ve beraberindeki ekibin 16 Temmuz sabahı Turan Güneş Bulvarı’ndaki nizamiyeden çıkarılışı böyle görüntülendi.

AYLIK BAĞLAMIŞLAR
Gözaltına alındıktan sonra itirafçı olan Aktepe ifadesinde "15 Temmuz akşamı saat 21.30’da tablet üzerinden kullandığımız Tango isimli mesajlaşma programına Timur Tecer isimli 1994 mezunu, istihbarat dairede çalışmış olduğundan tanıştığımız şahıstan ‘Darbe oldu, herkes destek için çıksın, General Mehmet ile irtibata geçilsin’ diye yazıyordu.’ 2009’da Lokman Kırcılı, Bülent Demirel, Yunus Yazar ile birlikte görevli gittiğim ABD’de 2 gün Gülen’in yanında kaldım, sohbetlerine katıldım. Bunun haricinde meslekten atıldıktan sonra düzenli olarak her ay 4 bin 500 TL bana destek sağlandı. Her ay Samanyolu Koleji’nde öğretmenlik yapan Zübeyir kod isimli şahıs tarafından ödeme yapıldı. Şahıs ile Tango üzerinden irtibat kuruyordum." dedi. Aktepe hâkimlik sorgusunda ise binaya giren arkadaşlarını eve gitmeye ikna etmeye çalıştığını iddia etti.

HEM HAİN HEM PİŞKİN!
Binayi işgale gidenler arasında olan İstihbarat Dairesi Başkanlığı’nın Eski Şube Müdürü Zeki Taşkın‘ın telefonundaki WhatsApp yazışmalarında da polislerin askerlere direnmemesi yönünde darbe talimatlarına ilişkin yazışmalar bulunmuştu. Binaya giren polislerden Lokman Kırcılı ise darbe sırasında Haydar Meriç cinayetinden aranan bir firariydi. Meriç, Gülen’le ilgili bir kitap yazdığı için 2011’de Kırklareli’nde öldürülmüştü. Kırcılı ifadesinde onca görüntüye ve delile rağmen suçlamaları kabul etmiyor ve örgütsel tavır sergilemeye devam ediyor. "Gülen cemaatini bir terör örgütü olarak görmüyorum" diyor. Lokman Kırcılı ifadesinde şunları söylüyor: "Haydar Meriç soruşturmasında hiçbir ilgim ve imzam yoktur. Bu soruşturma ile ilgili arandığımı öğrendim. Gürsel Aktepe isimli benim gibi benzer dosyalardan hakkında yakalama kararı olan devre arkadaşımla birlikte kaldım."

‘COŞKUN BAŞKANDA VARDI’
Binaya giren isimlerden Zeki Taşkın ise ifadesinde şunları söylüyor: "Lokman’a (Kırcılı) Bu iş neyin nesi ben anlayamadım dedim. ‘Bu darbe nasıl olacak’ dedim. ‘Asker içeri girecek, ondan sonra benim irtibatta olduğum bir generalim var’ dedi. ‘Bana haber verecek. Ben de orada olmak istiyorum’ dedi. ‘Çok saçma’ dedim. Yani böyle bir ihtimal olabilir mi. Bu arada işte emniyet istihbaratın bir ekibi geldi kimlik sorgulaması yapıp bizi daireye götürdüler. Benim orada anladığım istihbarata asker arkadaş da girecek veya diğer 5-6 arabada benim tanıdığım bir istihbarat başkanı vardı. Coşkun Çakar ben pasaporttayken benim başkanımdı. O da istihbarat kökenli, onlar da orada vardı ama onlar o saatlerde ayrılmışlardı sadece bizim araba kalmıştı ve dolayısıyla öyle bir hadise oldu. Arkadaşlar gelince bizi içeri aldılar. Daha sonra içerideki olaylarda mühendislerin gelmesiyle ben anladım ki mühendis de gelmiş polisler de girecek dolayısıyla herhalde askeri darbeden sonrada sahipli koltuk sahibi yerine oturacak diye düşündüm.

ERGENEKON DOSYASI : BİR ZAMANLAR TÜM ÖRGÜT İNFAZLARI ERGENEKON’A YIKILMIŞTI /// HATIRLAYALIM


SENE : 2013

Erdinç Akkoyunlu / eakkoyunlu

Öcalan’ın yakalanmasının ardından sınır dışına çıkan PKK’lılara yönelik infazlar yapıldığını hatırlatan Sakık, o infazların arkasında Ergenekon’un olduğunu belirtip, Başbakan’ın verdiği güvencenin çok değerli olduğunu söyledi.

“BAŞBAKAN’IN ‘İNFAZLARA İZİN VERMEM’ TAVRI ÖNEMLİ” DİYEN SAKIK

Diyarbakır’da Öcalan’ın silahlı PKK’lıların sınır dışına çekilmesi mesajını verdiği 21 Mart’taki Nevruz, Türkiye tarihine Hayırlı Perşembe olarak geçerken, süreci en iyi bilen isimlerden BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Öcalan mektubunun şifrelerini ve gelecekte beklenenleri açıkladı. Sakık, “PKK’nın Öcalan’ın mesajlarından başka hareket edeceğini düşünmüyorum” derken, “Bugüne kadar da süreçler yaşanıyordu ama hiçbirinde ne olduğunu bilmiyorduk. 1999’da ne oldu bilmiyoruz. Onu asker yürüttü. Yurt dışına çıkan PKK’lılar öldürüldü. Ağabeyimin oğlu da orada öldürüldü. Başbakan’ın ‘İnfaz yok’ güvencesi bu kez çok önemli. O dönemde Ergenekon bu işi yaptı diye düşünüyorum” diye konuştu.

Burada galip-mağlup yok

-21 Mart’ta Diyarbakır’da nasıl bir gün yaşadı? Gerçekten tarihi bir gün müydü yoksa bir sürecin fazla beklendiği için coşku yaratan başlangıcı mı?

Nevruz tarihi bir gündü. Uzun süredir beklenen mesajla tarihe not düşüldü ve yeni bir süreç başladı. Artık sorunlarımızı birlik ruhu içinde, Çanakkale’ye atıfta bulunarak yapacağız. 1920’lerin, Çanakkale’nin birlikte olmanın ruhunu orada duyduk. Çanakkale de insanlar ortak vatan için öldüler. Cumhuriyet kurulurken de, o şiar ile kuruldu. Cumhuriyetin kuruluş felsefesinde halklar vardı anayasada. Ne yazık ki, haklar yok sayıldı. Artık 1920’lerin ruhunu, Çanakkale ruhunu yeniden bu ülkede inşa etmek, barışı sağlamak zamanı geldi. Helalleşme dönemi geldi. Burada galip mağlup yok.”

AK Parti ile başedemeyenler

-Galip mağlup konusu Habur sürecinin bitmesine neden gösteriliyor ama?

Habur’da o gün Kürtlerin tavrı, duruşu, bir galibiyeti ve zaferi kutlamak değildi. Çocuklarına sağ salim kavuşmanın verdiği; barışın bir şovu olarak değerlendirilebilir. Ne yazık ki heba edildi. Bugün ilk kez bizi umutlandıran, hem PKK tarafından onun talepleri nedir, nasıl bir birlikte yaşayabiliriz noktasını bildiğimiz ve kamuoyu ile paylaştığımız bir süreç var. Dört aydır çatışma yok. Ölen asker, polis, gerilla yok. Bu ülke için kazanım mıdır, kaybediliş midir? ‘Ben bu ülkenin insanıyım, bu ülkeyi seviyorum’ diyen kimse Öcalan’ın mesajlarını reddedebilir mi? Ama AK Parti ile baş edemeyenler, ‘Bunlar birbirini vursun, öldürsün, biz de nemalanalım’ diyorlar.

‘İnfaz ettirmem’ güvencesi

-Bugün kamuoyuna açık bir süreç yürütülüyor; daha önceki süreçlere en hakim kişilerdensiniz; ne düşünüyorsunuz? Başbakan Erdoğan ‘1999’daki infazlara izin veremeyeceğiz’ ifadesini kullandı?

Bugüne kadar süreçler yaşanıyordu ama hiçbirinde ne olduğunu bilmiyorduk. 1999’da ne oldu bilmiyoruz. Onu asker yürüttü. Yurt dışına çıkan PKK’lılar öldürüldü, 400-500 ölüm oldu. Ağabeyimin oğlu da orada öldürüldü. Başbakan’ın ‘İnfaz yok’ güvencesi bu kez çok önemli. O dönemde Ergenekon bu işi yaptı diye düşünüyorum. 99-2004 dönemi heba edildi. PKK bekleyiş dönemine girdi…

-Ama daha sonrasında PKK’nın yoğun saldırıları oldu?

2006-2011 sürecinde büyük bir sabırla götürüldü. Ciddi bir proje olmadığı için zaman zaman askıya alındı.

PKK Öcalan’ın mesajına göre hareket eder

-Bugün ne yapar PKK? PKK içinde bu işi istemeyenler Başbakan’ın ‘Sürece saldırı olabilir’ deyişindeki gibi harekete geçer mi?

Gelinen noktada PKK’nın Öcalan’ın açıklamasının arkasında duracağını düşünüyorum. PKK, Öcalan’ın mesajına göre hareket eder. Ama demokratik zeminin hayat bulması için bir an önce anayasada, diğer yasalarda bunun adımlarının atılması lazım. 90 yıllık sorunun çözümü için konuşuyoruz.

PKK’nın yol haritası

-Sorun 90 yıllık ama çekilme takvimi de 90 günde bekleniyor gibi devlet tarafından?

Yakında PKK’nın de açıklaması olacak, yol haritası olacak. Öcalan bu konudaki barış elini uzattı. Bu elin nasıl tutulacağı, havada kalıp kalmayacağı önemli. Kimse Kürt sorununu AKP ile BDP’ye havale etmesin. Bu konudan nemalananları biliyoruz. CHP’nin ulusalcı damarını, MHP’yi biliyoruz.

[status draft]

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI : Terörle mücadelede ‘akademi’ dönemi


Terörle mücadelede ’akademi’ dönemi

Terörle mücadele için bir araya gelen eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensupları, emniyet görevlileri, özel harekatçılar ve mevcut görevini sürdüren…

Terörle mücadele için bir araya gelen eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensupları, emniyet görevlileri, özel harekatçılar ve mevcut görevini sürdüren bazı akademisyenler, "Terörle Mücadele Akademisi" projesini hazırlayarak mücadelede yeni bir dönemin fitilini ateşledi. Akademi üyeleri tecrübelerini asker, polis ve vatandaşlara aktarmak için çeşitli girişimlerde bulunarak, topyekun mücadeleye katkı sağlamayı hedefliyor.

Terörle mücadelede her gün yeni yeni projeler ortaya çıkarken, mücadelenin kalitesinin arttırılması, bilimsel yöntemlerle etkinliğinin geliştirilmesini isteyen Adli Bilimciler Derneği Başkanı ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Hamit Hancı ve arkadaşları, sıra dışı bir proje hazırladı. Terörle Mücadele Akademisi adı altında bir proje üzerinde çalışan Hancı ve arkadaşları, eski MİT mensupları, emniyet görevlileri, asker ve aralarında akademisyenlerinde olduğu farklı meslek gruplarından kişileri bir araya getirdi. Terörle mücadele konusunda farklı bir konseptin çalışmasını hazırlayan kişilerin, özelikle görevdeki asker ve polislere eğitimler vererek, mücadelenin her alanda sağlanması için çalışmalar yürüteceği belirtildi.

Terörle topyekun mücadele temel amaç

Farklı meslek gruplarının bir araya gelmesiyle oluşturulan Terörle Mücadele Akademisinin üyeleri, Türkiye’nin çeşitli illerinde de konferanslar ve eğitimler vererek, vatandaşların da bilgi sahibi olmasını sağlayacak. İç ve dış politikaların oluşturulmasında ülke menfaatlerinin korunmasını temel hedef olarak seçen Hancı ve arkadaşları, terörle her alanda topyekun mücadele ederek terör örgütlerine karşı yeni stratejiler de belirleyecek.

Eski MİT’çi terörle mücadelede yeni dönemi anlattı

Emekli MİT mensubu olan ve şu anda Dünya Dedektifler Birliği Türkiye Temsilciliğini (WAD) yürüten Mesut Öztürk, sıra dışı projeyi İhlas Haber Ajansı (İHA) ile paylaştı. Öztürk, terörle mücadele konusunda akademinin önemine dikkat çekerek, eğitimlere değindi. Öztürk, "Bizim vereceğimiz eğitim, bu insanların göreve başladıktan sonra dünya üzerinde gelişmiş teknolojik yazılım, tasarım her neyse terörle mücadeleye karşı koyulacak veya terörle ilgili uğraştıkları grupların yeni bir strateji geliştirmesi gibi bütün konular anlatılacak. Örneğin; uyuşturucuyla terörün bağımlılığını bizim çocukların arasında hala bilmeyenler var. Uyuşturucuyla terörü ayrı ayrı değerlendirmeye çalışan insanlar var. Aslında uyuşturucuyla terör birbirlerine bağlıdır. Bugün bir oto hırsızlığından bahsediyoruz, Lice’de çıkıyor arabalar. Terörizm devletin karşısında, bizim gibi azimli bir Türk milletini karşısında yol arıyor, çıkış yolu arıyor; kaçacak yer arıyor. Bunun haricinde bize nasıl zarar vereceğini araştırıyor. O yüzden taktik değiştiriyor" dedi.

Öztürk, Terörle Mücadele Akademisinde farklı meslek gruplardan kişiler olduğunu, bu insanların yıllarca terörle mücadele ettiğini dile getirerek, "Bizim gibi MİT’te, milli istihbaratın içinde görev yapmış kişiler olsun, gerek özel harekatta, gerek siyasi terörle mücadele şube müdürlüklerinde görev yapmış; kaçakçılık ve narkotik şube müdürlüklerinde görev yapmış bir sürü usta arkadaşlarımız var. Yeri geliyor ağabeylerimiz var, yeri geliyor arkadaşlarımız, kardeşlerimiz var. Jandarmadan da ele alın kara kuvvetleri, Özel Harp Dairesinden de ele alın, bir sürü beraber alanlarda çalıştığımız bu insanların tecrübelerini de terörle mücadele akademisi içerisinde bilhassa muhataplarına anlatabilmek istiyoruz" şeklinde konuştu.

"Bombanın üstüne benim çevik kuvvetteki arkadaşım koşmayacak"

Mesleğe yeni başlayan güvenlik güçlerinin deneyim ve tecrübelerinin artırılması hususuna dikkat çeken eski MİT mensubu Öztürk, "Bir çevirme yerine geliyoruz üç kişi görev yaparken, elbette dinlenme hakları var dinleniyorlar; ama bir bakıyorsunuz ki çoğu 10-15 kişilik grup bir arada. Allah göstermesin bir terörist bunların üstüne saldırabilir. O zaman zayiatımız daha çok olur. Mesela İstanbul Beşiktaş’taki o parkta olan hadisede görüyorsunuz, 7-8 tane çevik kuvvet arkadaşımızı, kardeşimizi toprağa verdik bir deneyimsizliğin yüzünden. İşte bu tür deneyimlerimizi arttırdığımız da canlı bombanın üstüne benim çevik kuvvetteki arkadaşım koşmayacak" ifadelerinde bulundu.

"İstihbarat zafiyeti yok"

Vatandaşlara yönelikte eğitimlerin verileceğini anlatan Mesut Öztürk, şöyle devam etti:

"Vatandaşlara dönük olarak da projelerimiz var. Bu tür konularda çocuklarının uyuşturucu kullanmasından tutun, aile içi şiddete karşı bir takım konferanslarımız olacak. Uzman kişiler tarafından verilecek. Neler yapması gerektiğini öğrenecek. Örneğin; bir şüpheli paketle karşılaştığında ne tür davranışta bulunacak, şüpheli bir şahıs gördüğünde nasıl davranacak, veya şüpheli bir araç bomba yüklü, ihbar ettiğimiz bir araç olduğu zaman nerelere başvuracağını bilecek. Türkiye’de bazılarının bahsettiği gibi bir istihbarat zafiyeti yok. Sadece kanun ve kararname yolunda eksiğimiz var bizim. Bugün bu insanı canlı bomba diye, canlı bomba şüphelisi diye arananlar listesine koymaya kalkarsanız savcılık diyor ki bana delil getirin. Delil getirmeniz için bu adamın bu tür bir işi yapması gerekir; yani üzerinde bombayla yakalamanız lazım, üzerinde bombayla yakaladıktan sonra arama emrine gerek yok. Bu tür kararnameleri de işte bu terörle mücadele akademisi kapsamında değerlendirip hukuka uygun mu, değil mi veya insan haklarına uygun mu değil mi bu ortaya çıkar ve gerekli kanun çıkarıcı mercilere de bir danışmanlık hizmeti gibi bir hizmetimiz olacak."

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : İşte ihanet organizasyonu


İşte ihanet organizasyonu

HTS kayıtlarına göre Kozmik Oda kumpası sürecinde savcı Mustafa Bilgili, polis müdürü Ali Fuat Yılmazer ve ceza mahkemesi başkanı Rüstem Eryılmaz ile hâkim Ali Efendi Peksak sürekli iletişim halindeydi

SABAH’ın ulaştığı belgelere göre Kozmik Oda kumpasını hazırlarken FETÖ’nün İstanbul Emniyeti’nin İstihbarattan Sorumlu Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer ile 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Rüstem Eryılmaz ve 10. Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi Ali Efendi Peksak ile sürekli iletişim kurdu. Sonradan her iki hâkimin ByLock kullanıcısı oldukları tespit edildi. Bu süreçte İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü, Ergenekon Terör Örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle yaptığı talepler sonrası 14. ve 10. Ağır Ceza mahkemeleri farklı kararlarla Seferberlik Tetkik Kurulu askeri personelleri Erkan Yılmaz Büyükköprü, İbrahim Göze, Muzaffer Ata, Osman Darıcı, Sayım Arslan ve Murat Ulutürk’ü Mart 2009’dan itibaren ‘önleyici dinleme’ kapsamında teknik takibe aldı. Kozmik Oda soruşturmasına alt zemin hazırlamaya yönelik Seferberlik Tetkik Kurulu ekibinin Albay Baki Kaya’yı bilgi sızdırdığı gerekçesiyle takip etmesi fırsat bilinerek kumpas operasyonu başlatıldı. 18 Aralık 2009’da, yani Bülent Arınç’a suikast yapılacağına dair sahte ihbardan bir gün önce Ankara Seferberlik Bölge Komutanı Yusuf Akal, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nda Görevli Polis Memuru ‘Hasan Yıldız’ tarafından 3 kere sorgulandı. İncelenen HTS kayıtlarına göre Kozmik Oda Savcısı Mustafa Bilgili, kumpas sürecinde KPSS Savcısı Şadan Sakınan, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan Yunus Yazar, Ankara KOM’dan Osman Şamil Kaya, Kırklareli İstihbarat Şube Müdürü İbrahim Şimşek, İstihbarat Terörle Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Kazım Aksoy ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan Lokman Kırcılı ile iletişim kurdu.

KÖSE VE SUİKAST İHBARI…
Bunun yanı sıra ByLock kullanıcısı Ankara TEM Teknik Büro Amiri Ahmet Sait Yayla’nın, yüksek yargı imamı Osman Karakuş’tan Başbakanlık’a böcek yerleştirme davasında sanık olan Zeki Bulut, Ahmet Türer ve Serhat Demir’e kadar pek çok FETÖ’cü ile irtibatlı olduğu tespit edildi. Soruşturma kapsamında FETÖ’nün önemli isimlerinden eski İstihbarat Dairesi Başkanı Ömer Altıparmak ve eski Muş Emniyet Müdürü Muharrem Durmaz’ın da bütün irtibatları tespit edildi. Soruşturma kapsamında ayrıca Bülent Arınç’a suikast düzenleneceğine dair sahte ihbarla Kozmik Oda’ya girilmesi işini organize eden eski Genelkurmay Adli Müşaviri Albay Muharrem Köse’nin ikametgahının sahte suikast ihbarının yapıldığı Ankara Keçiören’deki Yılmaz Telekom’un adresinin çok yakın mesafede olduğu, ihbar yapılmadan önce, ihbarın yapıldığı telefondan Köse’nin ev telefonunun arandığı belirlendi. Köse, 2013’te Mustafa Bilgili’nin Kozmik Oda’da arama yapılmasını ve 2009’daki aramalar sonrası alınan kopya hardiskin Mustafa Bilgili’ye teslim edilmesini bizzat organize etti.

MİLLİ GÜVENLİĞİ HEDEF ALDILAR!

HSYK heyetinin inceleme raporunda FETÖ’nün Kozmik Oda’dan askeri faaliyetlere ilişkin ‘çok gizli’ ibareli dijital veri ile 212 sayfa Mukavemet Teşkilatı beyaz kuvvetler mensubunun isimlerini yazan evrakları çıkardığı belirtildi. 2009, 2010 ve 2013’te Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’nın 11 ve 16 No’lu arşiv ve çalışma odalarında yapılan adli aramaların Türkiye’nin milli güvenliğinde tehlike yaratabilecek boyutta olduğu kaydedildi.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : Terör örgütü YPG/PKK’ya verilen silahlı araçlar Türkiye’de üretiliyor !..


Terör örgütü YPG/PKK’ya verilen silahlı araçlar Türkiye’de üretiliyor!..

CHP’nin gayretli isimlerinden İzmir Milletvekili Dr. Aytun Çıray, Başbakan Binali Yıldırım’ın cevaplandırması istemiyle çok önemli bir soru önergesi verdi.

Önerge, ucu YPG/PKK Terör Örgütü’ne çıkan büyük bir skandalla ilgili.

Zira Vatan Gazetesi, Bursa Hakimiyet Gazetesi ile Sputnik’te çıkan haberlere göre; merkezi Bursa’nın Gemlik İlçesi’nde olan İnternational Armored Group Zırhlı Ürünler Şirketi, PKK’nın Suriye’deki kolu olan PYD’nin silahlı kanadı YPG’ye verilen bazı zırhlı araçları üretip satıyor!..

* * *

Dünyanın en gelişmiş teknolojisine sahip firmanın ürünleri arasında “IAG Guardian APC” olarak tanıtılan, 4X4 yüksek korumalı bir zırhlı araç da bulunuyor. Bu aracın 360 derece dönen taretine makineli tüfek, füze ve bomba atar monte edilebiliyor. Araçta yangın söndürme sistemi, taktik tekerlekler, elektrikli vinç, monitörlü termal görüntüleme ve gözetleme kameraları, uzun menzilli ışıklar ve hassas iletişim sistemleri de yer alıyor!..

* * *

Firma yetkilileri ise fotoğraflardaki araçları ürettiklerini ve YPG’ye verildiğini kabul ediyorlar. Ama hemen ardından “Biz araçlarımızı ABD’ye ihraç ediyoruz. ABD’nin onları nereye vereceğine yönelik bir tasarrufumuz ve müdahale yetkimiz yok” diyerek kendilerinin bir ilgisinin bulunmadığını belirtiyorlar.
Uluslararası çevreler ise terör örgütünün fotoğraflarını yayınladığı zırhlı araçlar konusundaki suskunluklarını koruyorlar!..

* * *

Aytun Çıray da, Türkiye’nin terör örgütü ilan ettiği YPG’ye ülkemizde üretilen zırhlı savaş araçlarının gönderildiğinin ortaya çıkmasıyla patlayan skandalı, Meclis’e taşıyor.

Çıray’ın Başbakan Yıldırım’a yönelttiği önergesinde şu sorular yer alıyor:

1. Haberlerde konu edilen silâhlı zırhlı araçlar YPG/PKK’ya verilmekte ve bu örgütler silâhları Türk askerlerine karşı kullanabilmektedir. Zırhlı araçlar YPG’ye Bursa’dan mı gitmektedir?
2. Haberlerde adı anılan firmanın Türkiye kolu hakkında herhangi bir yasal inceleme başlatılmış mıdır?
3. Söz konusu firma Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin açmış olduğu ihalelere katılarak ihaleler almışlar mıdır? Herhangi bir ihale kazanmışlar ise, bundan sonraki süreç ne yönde işleyecektir?
4. Firmanın kaç adet araç sattığı (veya hibe ettiği) bilinmekte midir?
5. Bize karşı savaşan bir terör örgütüne zırhlı araç gönderen IAG (International Armored Group) adlı uluslararası şirketin Bursa’da halen faaliyet göstermesine neden izin verilmektedir?
6. Bunlara ilaveten YPG’nin elinde bulunan Rus yapımı zırhlı muhabere aracı “BMP”ler, Astana toplantılarında yetkililerimiz tarafından gündeme getirilmiş midir?
7. Ülkemizin de taraf olduğu 1267 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla, “Teröre finansal destek sağlayan kişi ve örgütlerin malvarlıklarının dondurulması” yine 1373 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla; “Terörün finansmanının suç olarak düzenlenmesi konularında yükümlülükler” öngörülmektedir. Terör örgütü YPG’ye ekipman sağlayan firmanın yetkilileri hakkında yukarıda bahsi geçen BM kararları kapsamında yaptırım uygulanacak mıdır?

* * *

Sözün özüne gelirsek:

“Hem terörle mücadele ediyorsun, hem de terör örgütüne verilen silahlı zırhlı araçların ülkemizde üretilip gönderilmesine neden imkan sağlıyorsun?..”

Aytun Çıray daha ne sorsun?..

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : ByLock’taki ‘olağanüstü’ tedbir MİT’in raporunda


ByLock’taki ‘olağanüstü’ tedbir MİT’in raporunda

FETÖ’cülerin deşifre olmamak için ByLock’ta çoğunlukla 9’un üzerinde karakterlerle şifre oluşturduğu belirlendi. MİT raporuna giren analize göre ise örgüt üyeleri ‘tedbirieldenbirakma.01’ gibi şifreler oluşturdu. Ancak ‘tedbir’ işe yaramadı, MİT herşeyi çözdü.

FETÖ‘nün şifreli haberleşme sistemini ByLock’u gizlemek için olağanüstü ‘tedbirler’ uyguladığı ortaya çıktı. MİT’in ByLock raporuna göre, örgüt üyeleri ‘sanal in’ deşifre olmasın diye çoğunlukla 9 ve üzerinde karakterler kullanarak şifreler oluşturdu. Böylece özellikle istihbarat teşkilatı veya emniyetin sisteme sızması halinde kullanıcıların bilgileri korumaya alındı. MİT’in ByLock raporunda FETÖ’cülerin şifre örneklerine de yer verildi. Bunlar arasında en zor kırılan şifrelerden bazıları şöyle sıralandı: "tedbirieldenbirakma.01, olmakyadaolmamak123., Yahaf1z99.Yahaf1z99., 1qaz2wsx3edc4rfv5tgb6yhn7ujm8ik,9ol.0p, Selam2010-Selam.2010-, wertyuiop1234567890@"tedbirieldenbirakma.01, olmakyadaolmamak123., Yahaf1z99.Yahaf1z99." FETÖ’cülerin tüm güvenlik önlemlerine rağmen MİT uzmanları şifreleri tek tek kırarak ihanet mesajlarına ulaştı.

Raporda kamuoyunun en sık sorduğu "MİT Bylock’u nasıl çözdü?" sorusuna üstü örtülü cevap da verildi. Teşkilatın, teknik istihbarat usul, araç ve yöntemlerini kullanarak, sisteme ait sunucuların üzerindeki verilerle, uygulama sunucusunun ve IP adreslerinin satın alındığı e-posta adreslerinin içerikleri başta olmak üzere muhtelif verilerin elde ettiği belirtildi. MİT’in raporu hazırlarken kendi imkanlarını ifşa etmemek için özen gösterdiği, teşkilatın kendi imkanlarına atıfta bulunulmadığı vurguladı. Raporda şöyle denildi: "Devletin teknik istihbarat faaliyetlerine ilişkin imkan ve kabiliyetlerin açığa çıkarılmaması ve istihbarata karşı koyma amacıyla verilerin temin edilmesine ilişkin hassas yöntem, usul ve araçlara yer verilmemiştir." Uygulamanın bağlandığı IP adreslerinin tespit edilmesi için farklı zamanlarda tekrarlanan testler yapıldığı da ifade edildi.

KURŞUN ASKERLERE ANTİ ERDOĞAN BELGESELİ

Ankara Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianame Akıncılar 4. Ana Jet Üs Komutanlığında pilot olarak görev yapan şüpheli üsteğmen Uluç Hüseyin Hançer, ifadesinde çarpıcı bilgiler verdi. İtirafçı subay FETÖ’nün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti Hükümeti aleyhine belgeseller hazırladığını bunların hafta sonu görüşmelerinde askerlere izlettirildiğini söyledi. Hançer şöyle devam etti: "17-25 Aralık sonrası hükümet ve cumhurbaşkanı hakkında olumsuz konuşmalar yapmaya başladılar. ‘Abiler’le yapmış olduğumuz görüşmeler sırasında hükümet aleyhine propaganda yapıyorlardı. Aleyhte belgeselleri USB ile bilgisayara takıp projektörden bizlere iletiyorlardı. "

SUBAYLARA BYLOCK OPERASYONU

Belıkesir merkezli 13 ilde ‘ByLock’ kullandığı belirlenen farklı rütbelerdeki 32 askere yönelik operasyon düzenlendi. 28 şüpheli gözaltına alındı. Diğer şüphelileri yakalama çalışmaları ise sürüyor. Tekirdağ Çorlu’da ise 5. Kolordu Komutanlığında görevli bir kurmay albay, bir albay, bir yüzbaşı, bir teğmen ile Malkara ilçesinde bir subay evlerinde gözaltına alındı. Adıyaman merkezli 8 ilde de 23 şüpheli düzenlenen operasyonla gözaltına alındı. Gözaltına alınanla arasında Adıyaman Üniversitesince daha önce görevden uzaklaştırılan bir profesör, 8 yardımcı doçent, 7 idari personel ve 3 araştırma görevlisi ile halen görevde olan 4 araştırma görevlisi de var.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : Polis ve MİT’ten ortak operasyon /// Kimlikleri şoke etti !


Polis ve MİT’ten ortak operasyon… Kimlikleri şoke etti!

Adana’da DEAŞ operasyonunda tutuklanan Lübnan uyruklu Danimarka vatandaşı Mahamad Laban’ın Avrupa’dan örgüte para akışını sağlayan, Irak uyruklu İsveç vatandaşı Mohammed Tefik Saleh’in ise silah ve teçhizat temin eden yönetim kadrosunda olduğu belirlendi.

Güvenlik kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Adana Emniyet Müdürlüğünün ortak çalışmasıyla Seyhan ilçesindeki bir otelde yakalanan ve terör örgütü DEAŞ’a üye oldukları gerekçesiyle çıkarıldıkları nöbetçi mahkemece tutuklanan Laban (45) ile Saleh’in (38), 10 gün süreyle yapılan sorgularında önemli detaylara ulaşıldı.

İngilizce ve Arapça tercümanlar aracılığıyla sorgulanan iki şüphelinin üzerinde çıkan dijital malzemelerdeki örgütsel yazışma, görüşme ve görsel dökümanlarda inceleme yapan uzman polisler, Danimarka vatandaşı Laban’ın Avrupa’dan örgüte para akışını, İsveç vatandaşı Saleh’in ise örgütte silah ve teçhizat temini yaptığını tespit etti. Laban’ın, 2014 yılında Suriye’ye giderken yanında drone (uzaktan kumandalı hava aracı) götürdüğünü ve burada diğer örgüt elemanlarına bunun eğitimini verdiği bilgisine ulaşan polis, teröristlerin saldırıya geçmeden önce havadan keşif yaparak plan oluşturduklarını belirledi.

YUNANİSTAN ÜZERİNDEN AVRUPA’YA…

İsveç vatandaşı Saleh ve Danimarka vatandaşı Laban’ın, Yunanistan üzerinden Avrupa’ya geçmeyi planladıkları öğrenildi. Türkiye’de sahte kimlik kullanan iki zanlının, Suriye’de son üç ayda yoğun bir silah ve patlayıcı eğitiminden geçirildiği, Avrupa’da sansasyonel eylem hazırlığında oldukları iddia edildi. Üstlerinde sahte mülteci kimlikleri ve pasaport bulunan teröristlerin, gerçek kimlik ve pasaportlarını Türkiye’deki başka bir ilde bıraktıkları, bu ildeki adresten bunları alıp yasal yollardan Yunanistan’a geçtikten sonra Avrupa ülkelerine gitmeyi planladıkları öğrenildi.

Yapılan araştırmada, Saleh’in eşi Fatime Saleh’in 2014 yılında Türkiye’ye iki kızıyla Suriye’ye geçtiği sırada son anda vazgeçerek İsveç’e döndüğü belirlendi. Fatime Saleh’in burada adli makamlara eşinin iki kızıyla DEAŞ’a katıldığını bildirdiği, açılan davaya rağmen Saleh hakkında terör örgütüyle ilgili hakkında herhangi bir aranma kararı bulunmadığı ortaya çıktı. Saleh’in İsveç’te duruşmaya katılmayarak avukatıyla mail yoluyla irtibat kurduğu belirlendi.

KARLOV’U ÖLDÜREN POLİSİN FOTOĞRAFI ÇIKTI

Öte yandan, şüphelilerden elde edilen görsel materyaller arasında idam edilen eski Irak lideri Saddam Hüseyin’in ve Rusya Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’u öldüren FETÖ üyesi olduğu iddia edilen polis memuru Mevlüt Mert Altındaş’ın üzerinde Arapça "Biz cihat üzerine Muhammed’e biat ettik, beklentimiz kalmadı" yazılı fotoğraf bulundu. Laban ve Saleh’in çok sayıda kişiyle siperde askeri kamuflaj ve hücum yelekli olarak kalaşnikof tüfekle çekilmiş fotoğrafları da elde edildi.

İki tutuklunun, sorgularında DEAŞ’a üye oldukları yönündeki suçlamaları kabul etmedikleri, siperde silahlı fotoğraflarının gösterilmesi üzerine de gezdikleri bölgelerde hatıra amaçlı çektirdiklerini iddia ettikleri öğrenildi. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, terör örgütü DEAŞ üyesi olduğu iddia edilen Lübnan uyruklu Danimarka vatandaşı Mahamad Laban ile Irak uyruklu İsveç vatandaşı Mohammed Tefik Saleh’i yakalamış, önceki gün adliyeye sevk edilen zanlılar nöbetçi mahkemece tutuklanmıştı.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ VE AK PARTİ İLİŞKİLERİ NE DURUMDA /// HATIRLAYALIM


YILMAZ ÖZDİL : Hayır diyenlere rabbim şahit…

"Cemaatin ileri gelenleri, mensupları bugüne kadar ne getirdiler de bunu geri gönderdim, yapabileceğim ne varsa yaptım, rabbim şahittir, ne istediniz de alamadınız" diyen kimdi? Asrın liderimiz.

Akp iktidara gelir gelmez "yurtdışındaki cemaat okullarını destekleyeceksiniz, ziyaret edeceksiniz, elçiliklerdeki resmi törenlere davet edeceksiniz" diye genelge yayınlayan kimdi? Abdullah Gül.

İktidara gelir gelmez 23 Nisan’a alternatif olarak feto’nun Türkçe olimpiyatlarını kutlamaya başlayan, hatta ilk olimpiyatı kendi himayesinde yaptırarak, "milyonlarca insan şu anda gözyaşı dökerek bizi izliyor, bunların arasında birisi var ki, gurbette tek başına hüzünle bizi seyrediyor, televizyon başında bizi izleyen o güzel insana teşekkür borcum var" diyen kimdi? Bülent Arınç.

"Türkçe sevgi dilidir, barış dilidir, Yunus’un dilidir, Mevlana’nın dilidir, aç herkese sineni aç, onun gibi ilaç diyen fethullah gülen hocaefendinin dilidir" diyen kimdi? Binali Yıldırım.

Cemaatin hedefleriyle Türkiye’nin hedeflerinin "tamamen örtüştüğünü" söyleyen kimdi? Ahmet Davutoğlu.

"Cemaat devleti ele geçirmiş, devlete sızmış filan, bunlar kargaları bile güldürür" diyen kimdi? Akp’nin bakanı Hüseyin Çelik.

"Bu yolu açan, bu ateşi yakan, bu fikri veren muhterem fethullah gülen hocaefendiye gönül dolusu saygılar gönderiyorum, kendisine çete diye hitap edilmesi büyük haksızlıktır, vicdansızlıktır" diyen kimdi? Akp’nin bakanı Bekir Bozdağ.

Cemaat hakkında "faaliyetlerinin daha fazla arttırılması, daha yaygın hale getirilmesi, vatanseverlik görevidir" diyen kimdi? Akp’nin bakanı Numan Kurtulmuş.

Cemaate yönelik suçlamalar hakkında "aynen 28 Şubat gibi, aynen 12 Eylül öncesi gibi senaryodur, derin devlet harekete geçti, cemaati döverek, cemaate saldırarak Türkiye’nin değişim yönünü etkilemeye çalışıyorlar" diyen kimdi? Akp’nin bakanı Süleyman Soylu.

Cemaati savunarak "insan merkezli bir hizmeti esas alan insanlara ‘hizmetlerinizi durdurun’ denir mi, aksine, teşvik edilir, desteklenir, elden ne geliyorsa o katkı sağlanır, bu gerçeği görememek ferasetsizliktir" diyen kimdi? Akp’nin bakanı Faruk Çelik.

Feto’ya yönelik suçlamalar hakkında "şiddetle kınıyorum, daha ağır kelime kullanmamak için kendimi zor tutuyorum, hayatı insanlığa hizmetle geçmiş bir büyük zat için suçlamalarda bulunmak, son derece çirkindir, kara lekedir, fethullah gülen hocaefendi hayatının her döneminde tertemiz kalmış bir kişidir, kendisine şükran borçluyuz" diyen kimdi? Akp’nin bakanı Recep Akdağ.

Feto için "gönül dünyalarını imar eden, bu hizmetlere öncülük eden, gurbetten sılaya gelme özlemi çeken büyüğümüze saygı ve şükran hislerimi ifade ediyorum" diyen kimdi? Akp’nin bakanı Suat Kılıç.

"fethullah gülen hocaefendi son 1000 yılın en büyük Türk büyüklerinden birisidir, evrensel Türk rönesansını başlatan Türk mucizesidir, Shakespeare gibi evrenseldir, ona düşmanlık edenlerin utanması gerekir" diyen kimdi? Akp milletvekili Hüseyin Kocabıyık.

"Vicdanlı bir insan olarak diyorum ki, bu hizmetlerin durdurulmasını isteyeceğinize, gölge etmeyin başka ihsan istemeyiz" diyen kimdi? Akp milletvekili Ahmet Gündoğdu.

Fethullah’a Feto diyenleri azarlayarak, "terbiyeni takın, Fethullah Gülen’e feto diyemezsin, özür dile" diyen kimdi? Melih Gökçek.

"fethullah gülen vatan hasretiyle dışarda yaşıyor, ona karşı yapılanlar cezasız kalmayacak" diyen, "fethullah gülen hareketine yönelik düşmanca tavırları hiçbir vicdan sahibi onaylamaz" diyen, "benim ümidim fethullah gülen okulları" diyen, "demokrasi kıvılcımı" diyen, "vizyoner lider" diyen, "Türkiye’nin övüncü" diyen, "hocaefendi barışçı, nazik, çok naif bir insan" diyen, "ceviz kadar beyni olanlar hocaefendinin büyüklüğünü anlayamaz" diyen kimdi? Yandaş medya.

MHP yöneticilerinin kumpas kasetleri piyasaya servis edildiğinde, Devlet Bahçeli feto’yu suçladığında, feto’ya toz kondurmayarak… "MHP’nin fethullah hocaefendiye saldırısı, bana göre ihanet derecesindedir, hiç ahlaki değil, çok çirkin bir şey, yani hocaefendi işi gücü bırakmış da MHP’yle mi uğraşıyor, bir defa onun bulunduğu makam böyle bir şeye müsaade etmez, onun meşgalesi böyle bir şeye müsaade etmez, çok çok çirkin, çok ayıp bir şey, ben bunu ihanet derecesinde kınıyorum" diyen kimdi? Asrın liderimiz.

Şimdi ne diyor?

"Hayır diyenler aslında 15 Temmuz’un yanındadır" diyor.

Hepimizin komple ahmak olduğunu bile varsaysak… "Aslında" kimlerin kimin "yanında" olduğuna "rabbim şahit" değil miydi yahu?

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.