Etiket arşivi: YOLSUZLUK DOSYASI

YOLSUZLUK DOSYASI /// Güngör Uras : Kim gönderiyor bu dolarları; afiyetle yiyoruz


Milliyet yazarı Güngör Uras, ‘nereden geldiği belli olmayan dolar miktarının her geçen yıl arttığını’ belirterek “Nereden geliyor bu dolarlar? Büyüklerimiz ne demişler? ‘Üzümünü ye de bağını sorma.’ İşte o durumdayız. Gelen dolarları afiyetle yiyoruz. Kime teşekkür edeceğimizi bilemiyoruz” dedi.

Güngör Uras’ın "Kim gönderiyor bu dolarları" başlığıyla yayınlanan (17 Şubat 2017) yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Nereden geldiği belli olmayan dolar miktarı (Merkez Bankası buna “Net Hata ve Noksan” diyor) her yıl 10 milyar doları aşmaya başladı. Bir yıl önce, ülkeye giren 2 doların 1 dolarının nereden geldiği belli değildi. 2016 yılında ülkeye giren 3 doların 1 dolarının nereden geldiğini bilemiyoruz. Kim gönderiyor bu dolarları? Neden sahibi bilinmiyor. Ama bizim açığımızı kapatıyor, e konomimize katkıda bulunuyor? Döviz açığımızı (cari açığı) yurt dışından değişik kanallardan yurda giren dövizle finanse ediyoruz.

Normal kanallardan ülkeye giren döviz; (1) Doğrudan yatırım için gelen döviz, (2) Portföy yatırımı için gelen döviz, (3) Kredi olarak gelen döviz. Bu 3 kanaldan giriş/çıkış yapan dövizi “sermaye hareketleri” olarak izliyoruz.

Ne var ki son zamanlarda döviz açığımızı sermaye hareketiyle, bu normal üç kanaldan ülkeye giren dövizle değil de (net hata ve noksan kalemiyle) Nereden geldiği belli olmayan dövizlerle finanse eder hale geldik.

– 2015 yılında, sermaye hareketiyle ülkeye gelen döviz 10.1 milyar dolar. Nereden geldiği belli olmayan döviz 10.2 milyar dolar.

2002’den 2016 sonuna kadar nereden geldiği belli olmayan döviz girişi 40.9 milyar dolar.

Ekonominin çarkı neredeyse, nereden geldiği belli olmayan dolarlar sayesinde dönüyor. Neredeyse, cari açığı nereden geldiği belli olmayan dolarlarla finanse ediyoruz. Nereden geldiği belli olmayan dolarlar olmasa, döviz kıtlığı çekeceğiz. Dolar fiyatını dizginlemek mümkün olamayacak.

İyi de bu dolarlar nereden geliyor? “Şehir efsanelerine” (halkımızın kendi kendine yaptığı açıklamalara) göre:

1- Bu dolarların kaynağı, bizim, Türklerin yurt dışındaki döviz hesapları. Sıkıştıkça dışarıdan döviz getiriyorlar. Türklerin yurt dışında her yıl bu büyüklükte döviz getirecek bollukta kaynaklarının olması, bu kaynağın bir türlü tükenmemesi inandırıcı değil.

2- Bu dolarları Iraklılar, Suriyeliler, kendilerini güvende hissetmeyen Araplar Türkiye’ye getiriyor. Yabancılar dolar getirince ya bankaya yatıracaklar, ya harcayacaklar ki getirdikleri döviz cari açığın finansmanına katkı yapsın. O zaman da nereden geldiği bilinir. Getirilen dolarlar sandık içinde, bavulda saklanıyorsa, hesaba girmez.

3- Katar, Suudi Arabistan, Kuveyt gibi dost Müslüman ülkeler, Türk ekonomisine destek vermek için dolar gönderiyorlar. Bu gerçekse, o zaman da bu dolarların gene banka hesaplarında görülmesi gerekir.

4- Hesap hatası denilmesi zor. Çünkü bu büyüklükte hesap hatası yapılamaz.

Döndük dolaştık aynı noktaya geldik. Nereden geliyor bu dolarlar? Büyüklerimiz ne demişler? “Üzümünü ye de… Bağını sorma…”

İşte o durumdayız.

Gelen dolarları afiyetle yiyoruz. Kime teşekkür edeceğimizi bilemiyoruz.”

YOLSUZLUK DOSYASI /// SONER YALÇIN : Paralel Hazine


SONER YALÇIN : Paralel Hazine

Meseleye bir de buradan bakalım:
– AKP Birinci Hükümeti…
(19.11.2002-13.3.2003)

21 milyar dolarlık özelleştirme yaptı.
– AKP İkinci Hükümeti…
(14.3.2002-28.8.2007)

21 milyar 920 milyon dolarlık özelleştirme yaptı.
– AKP Üçüncü Hükümeti…
(29.8.2007-31.3.2011)

12 milyar 30 milyon dolarlık özelleştirme yaptı.
– AKP Dördüncü Hükümeti…
(1.4.2011-29.8.2014)

18 milyar 239 milyon dolarlık özelleştirme yaptı.
– AKP Beşinci Hükümeti…
(30.8.2014-30.11.2015)

6 milyar 566 milyon dolar özelleştirme yaptı.
– AKP Seçim Hükümeti…
(1.11.2015-23.11.2015)

100 milyon dolarlık özelleştirme yaptı.
– AKP Altıncı Hükümeti…
(24.11.2015-31.12.2015)

5 milyon dolarlık özelleştirme yaptı.

Buraya kadar AKP; 80 milyar 130 milyon dolarlık özelleştirme yaptı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, 31.12.2015’ten istifa ettiği 22.5.2016 tarihine kadar…

Ve Başbakan Binali Yıldırım’ın, 22.5.2016’dan bugüne kadar…

Kaç dolarlık özelleştirme yaptığını bilmiyoruz.

Hayır… “AKP hükümetleri 80.1 milyar dolarlık özelleştirme gelirini ne yaptı” diye sormayacağım. O ayrı bir konu.

Gelmek istediğim konu farklı:

Davutoğlu ve Yıldırım 2016’da sadece 681 milyon 515 bin dolarlık özelleştirme yapabildi.

Yani… Özelleştirme gelirleri çok düştü.

AKP hükümetinin elinde/özelleştirme kapsamında 21 devlet kuruluşu var. Bunun yanı sıra özelleştirme kapsamında; 606 taşınmaz, 49 tesis, 2 liman, 10 otoyol, 2 boğaz köprüsü ile şans oyunları lisans hakkı da yer almakta.

Alıcıların bunlara dönüp baktığı yok. Dünyada ve Türkiye’de ekonomik kriz var.

AKP satamıyor! Diğer yanda bütçe açıkları büyüyor.

Bugüne kadar planlamayı önemsemeyen, üretmeyen, yatırım yapmayan, tasarruf etmeyen ve har vurup harman savuran tarzan/AKP zorda!..

Umudu bir “Jöleli Yiğit” mi?

ANONİM ŞİRKET

Hani…

Bugünlerde tartışılıp durulan bir iktisadi kurum/kavram var. Gerçek adını yazayım:

Varlık Fonu Özel Anonim Şirketi!..

Bu iş özünde ne biliyor musunuz?

Senin adına… Devletin parasını, malını, mülkünü kollayan; hesabını yapan; gelirleri toplayan ve sana hesap veren Hazine devre dışına çıkarıldı.

Senden alınan vergiler ile yapılanlar-inşa edilenler, sana sorulmadan elinden alınıp bir şirkete/ Varlık Fonu AŞ’ye devredildi.

Fona devredilenler artık senin/Hazine’nin değil. Üzerine bir tas soğuk su içebilirsin!

Bu şirket/Varlık Fonu; her türlü geliri, Sayıştay’a hesap vermeden dilediği gibi harcayacak.

Şimdiden, “sınırsız örtülü ödenek” denmeye başlandı.

Peki…

AKP buna neden ihtiyaç duydu?

“Bunları ekonomiye kazandıracağız” sözleri palavradır.

Meselenin gelip dayandığı yer, Türkiye’deki ekonomik krizdir!

AKP, ekonomiyi itibarıyla kendini kurtarmak amacıyla örtülü bir özelleştirme yapmak istiyor! Zaten fon yasasının birinci maddesinde de bu yazılı…

AKP diyor ki:

– Madem özelleştiremiyorum/satamıyorum.

– Ziraat ve Halk Bankası, BOTAŞ, TPAO, TÜRKSAT, THY, PTT, ÇAYKUR gibi kurumları, kimi gayrimenkulleri Hazine’nin elinden alıp, Varlık Fonu A.Ş’ye devredip, gelirlerini ya da fona devrettiğim devlet emlak hazinelerini teminat göstererek borç bulurum.

– Yetmez ise, borç verene, ‘borcunu alamazsan bu kurumların gelirlerini sen toplarsın’ diye özel sözleşme bile yaparım!..
Kuşkusuz…

Bu varlıklar Hazine kapsamında olduğunda da bunları yapabilirdi. Ama o zaman hukukla/yasalarla, mevzuatla uğraşmak zor olacaktı. Sonuçta, kuralsız-denetimsiz bir iş bu! AKP, elini rahatlattı.

Tıpkı sıcak para kaynaklarının belirsizliği gibi AKP, TBMM’ye hesap vermeden karanlık iktisadi ilişkilere girecek. “Uluslararası piyasalarda hisse, döviz, emlak alıp satarım; her türlü ticari faaliyette bulunurum” dediğini de bu çerçevede düşünmek gerekir…

DEVLET ÖZELLEŞTİRİLDİ

Sonuçta…

“Osmanlı’ya benzeyeceğiz” dedikleri…

“II. Abdülhamit gibi olacağız” dedikleri…

Meğer Düyun-u Umumi’yi diriltmekmiş!

Şöyle…

Osmanlı Kırım Savaşı’ndan borç yüküyle çıktı.

Hazinesi tamtakır idi.

Yetmezmiş gibi savaş tazminatı ödeyecekti. Ve…

İlk borcunu almak zorunda bırakıldı. Fakat…

Kısa zaman sonra aldığı borçları ödeyemez duruma geldi. Avrupa bastırdı; başkentlerinde Osmanlı aleyhine gösteriler yapıldı.

Sonuçta bir yol bulundu:

1881 yılında Düyun-u Umumiye teşkilatı kuruldu. Alacaklı devletler, kimi vergi kaynaklarına el koyacaktı. Böylece…

Osmanlı’nın tütün, tuz, ipek, içki, damga pulu gibi önemli vergi gelirlerini Osmanlı Maliye Nezareti değil, Düyun-u Umumiye tahsil edecekti! Yani…

Devlet içinde ikinci bir maliye bakanlığı oluşturuldu! (Bir örnek vereyim: 1911’de Düyun-u Umumiye’nin personel sayısı 8 bin 931 iken, Maliye Nezareti’nin personel sayısı 5 bin 472 kişiydi!)

Bugün…

Varlık Fonu ile AKP paralel bir Hazine oluşturdu. Kimi gelirleri bu özel anonim şirket toplayacak. Peki yarın?..

Borç alındı, teminat gösterildi; ve ödenmediği takdirde yeni bir Düyun-i Umumiye gelip Türkiye’nin başına çöreklenecek mi?

AKP yine “kumar” oynuyor.

Bunun faturası, ülkemize çıkarılacaktır.

Hepimiz ipotek altındayız.

Müsrif AKP’nin bizleri getirdiği yer maalesef burasıdır.

Buna “evet” mi, “hayır” mı diyeceksiniz?..

YOLSUZLUK DOSYASI : Yerli ve yabancı hiçbir kuruluştan “fon” adı altında bile yardım almamakla övünüyoruz.


Yerli ve yabancı hiçbir kuruluştan “fon” adı altında bile yardım almamakla övünüyoruz.

TÜRKİYE VARLIK FONU YÖNETİMİ ANONİM ŞİRKETİ VE VARLIK FONU

Değerli üyelerimiz, iktidarın 19.08.2016 tarihinde kabul edilen 6741 sayılı yasa ile ‘’Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi’’ kurmuştur.

Kurulan bu şirkete yasanın 2. maddesi ile aşağıda belirtilen çok geniş bir faaliyet alanı vermiştir.

a) Yerli ve yabancı şirketlerin paylarının, Türkiye’de ve yurt dışında kurulan ihraççılara ait payların ve borçlanma araçlarının, kıymetli madenler ve emtiaya dayalı olarak ihraç edilen sermaye piyasası araçlarının, fon katılma paylarının, türev araçlarının, kira sertifikalarının, gayrimenkul sertifikalarının, özel tasarlanmış yabancı yatırım araçlarının ve diğer araçların alım satımını,

b) Her türlü para piyasası işlemlerini,

c) Gayrimenkul ve gayrimenkule dayalı haklar ile her türlü gayri maddi hakların değerlendirilmesini,

d) Her türlü proje geliştirme, projeye dayalı kaynak yaratma, dış proje kredisi sağlama ve diğer yöntemlerle kaynak temini işlemlerini,

e) Her türlü ticari ve finansal faaliyetleri, ulusal ve uluslararası birincil ve ikincil piyasalarda gerçekleştirilir. Şirket tarafından, ulusal yatırımlar ile uluslararası alanlarda diğer devletler ve/veya yabancı şirketlerce yapılacak yatırımlara iştirak edilebilir.

Aynı kanunun 4’üncü maddesine göre ise, bu şirkete Bakanlar Kurulu kararı ile aşağıda yazılan çok geniş bir kaynak ve finans desteği sağlanmıştır.

a) Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından; özelleştirme kapsam ve programında bulunan ve Türkiye Varlık Fonuna devrine karar verilen kuruluş ve varlıklar ile Özelleştirme Fonundan Türkiye Varlık Fonuna aktarılmasına karar verilen nakit fazlasından,

b) Kamu kurum ve kuruluşlarının tasarrufu altında bulunan ihtiyaç fazlası gelir, kaynak ve varlıklardan; Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye Varlık Fonuna aktarılmasına veya Şirket tarafından yönetilmesine karar verilenlerden,

c) Türkiye Varlık Fonu tarafından yurtiçi ve yurtdışı sermaye ve para piyasalarından ilgili mevzuat kapsamında yer alan izin ve onaylar aranmaksızın sağlanan finansman ve kaynaklardan,

d) Para ve sermaye piyasaları dışında diğer yöntemlerle sağlanan finansman ve kaynaklardan, oluşur.

Bu Anonim şirketinin yöneticileri Başbakan tarafından görevlendirilecek ve yaptıkları işlerin denetimine, TBMM, Sayıştay ve mahkemeler karışamamakta; Başbakanın belirleyeceği kişiler tarafından bağımsız denetime tabii olmaktadır. (Madde-6)

Dün akşam yayımlanan 9756 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bakanlar Kurulu, Türk Milletine ait olan;

Ziraat Bankası, BOTAŞ, TPAO, PTT ve Borsa İstanbul’un yarı sıra Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme Anonim Şirketi, ETİ Maden ve Çaykur gibi kamu şirketlerinin hazine payını ve 7 ildeki binlerce dönümlük hazine arazisini; istediği gibi kullanmak ve alıp satmak üzere bu anonim şirkete Varlık Fonu adı altında vermiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Milleti’nin öz mallarına özelleştirme adı altında yapılan uygulama şimdi de Varlık Fonu Anonim Şirketi ve Varlık Fonu adı altında devam etmektedir.

Türk Milletine, halkımıza ve gelecek kuşaklarımıza ait kamu mallarının satışı, bölünme anayasasını Türk Milletine dayatan zihniyetin, Cumhuriyetin kazanımlarına yaptığı büyük darbelerden birisidir.

ADD Antalya Şube Başkanlığı

YOLSUZLUK DOSYASI /// ALİ EKBER ERTÜRK : Defolu havalimanları


Defolu havalimanları

Milyonlar harcanarak yapılan Hatay Gaziantep ve Sivas havalimanlarında birçok eksikliğin olduğu ortaya çıktı

Sayıştay, milyonlar harcanarak yapılan bazı havalimanlarında yaşanan tehlike ve inşaat kusurlarını ortaya çıkardı. 26.5 milyon lira harcanarak 2007’de hizmete giren Gaziantep Havalimanı’nın bir pistinin hatalı olduğu, bu nedenle alana inen askeri ve sivil uçakların risk altında olduğu açıklandı. Alana inen askeri bir uçağın motoruna bozulan pistin beton parçaları kaçtı. Sayıştay’ın raporunda şu tespitler yapıldı:

DAVA TAKİP EDİLSİN

2007 yılında kesin kabulü yapılan Gaziantep Havalimanı 28/10 no’lu pistinin işletmeye alınmasından kısa bir süre sonra, güvenlik riski oluşturacak şekilde deformasyona uğraması ve zaman içinde yapılan tüm onarımlara rağmen hatalı ve eksik imalattan kaynaklanan sorunlar kalıcı olarak giderilemedi.

Gaziantep Havalimanı: Güvenlik riski var, uçaklar inemiyor

Bu nedenle pist iyileştirme projesi yaptırılarak 2013 yılında 22.5 milyon TL bedel üzerinden yeniden ihaleye çıkılmak zorunda kalındı. Ancak sözleşme bedeli ve yasal iş artışı dahilinde söz konusu işin de tamamlanamaması nedeniyle ikmal ihalesine çıkılması ve bu kez 29.4 milyon TL bedel üzerinden yeni bir sözleşme imzalanması suretiyle ortaya çıkan ve 2014 yılında DHMİ Teftiş Kurulu tarafından 30.9 milyon TL olarak tespit edilen kurum zararının tazmini için yüklenici firma aleyhine açılan davanın titizlikle takip edilmesi önerilir.”

ASKERDEN UYARI GELDİ

Pistteki deformasyonun kaza ve kırıma sebebiyet vermek suretiyle can ve mal emniyetini tehlikeye atacak boyutlara ulaştığı hususu, Gaziantep Havalimanı’na iniş ve kalkış yapan uçakların pilotları tarafından da beyan edilmeye başlandığı ifade edilen raporda, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı Diyarbakır 8. Ana Jet Üs Komutanlığı’na ait uçağın tehlike yaşadığı belirtildi.

Sivas Nuri Demirağ Havalimanı: Terminal binasının çatısı akıyor.

Raporda, “Havalimanına iniş yapan bir uçağın, Ana Jet Üssüne dönüşünü müteakip yapılan kontrollerinde motoruna yabancı madde girdiğinin tespit edildiği, bunun üzerine motorun sökülerek bakıma alındığı, uçak motorundaki hasarın ana sebebinin pistteki bozuk yüzeyler olduğunun anlaşıldığı, pist üzerinden kalkan 6-7 cm’ye ulaşan beton parçalarının askeri ve sivil trafik açısından çok büyük risk teşkil ettiği, böylelikle can ve mal kaybına neden olunabileceği, hususlarına yer verilmiştir” denildi.

YOLSUZLUK DOSYASI : Erdoğan ailesinin serveti dünya basınının gü ndeminde


Erdoğan ailesinin serveti dünya basınının gündeminde

Cumhuriyet’in haberine göre Başbakan Ahmet Davutoğlu’na darbe ve Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik saldırıyla Dündar ve Gül’e verilen hapis kararlarının ardından dış basın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı gündemine aldı.

BİLD

Almanya’nın en çok satan gazetesi Bild web sitesine “IŞİD ile işbirliği ve yolsuzluk… Erdoğan’ın yanardöner kabilesi” sürmanşetini attı. Davutoğlu’nun başbakanlıktan ayrılmasının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Boğaz’da iktidarını nasıl bir basınçla inşa ettiğini gözler önüne serdiğini” yazan Bild, “AB ile sığınmacı anlaşmasına varan ve başkanlık sistemini eleştiren Davuoğlu’nun güçlenmesine Erdoğan’ın tahammül edemediğinde Türkiye uzmanlarının hemfikir olduğunu” , yerine de Erdoğan’ın damadı olan Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın gelmesinin beklendiğini belirtti.

“2004’ten beri Erdoğan’ın en büyük kızı Esra ile evli 38 yaşındaki Berat Albayrak’ın kabilenin köklü üyelerinden olduğu, kayınpederine ateşli hayranlığıyla tanındığı, Erdoğan’ın istediği sadakate sahip olduğunu” aktaran gazete, kabilenin paralarının nereden geldiğini sorguladı: “Üsküdar’da yüksek duvarlar arkasında kendilerini korumaya alıyorlar. Erdoğan ailesi orada 5 villada oturuyor. Malsahibi olarak oğulları Ahmet ve Bilal gözüküyor. Değeri ise yaklaşık 6 milyon Avro. Kayıtlarda Erdoğan’ın burada kiracı olduğu yazıyor. Babaları yılda 50 bin Avro’luk maaş alırken, çocukları parada yüzüyor.

Bu para nereden geliyor?

Resmi kayıt bulunmuyor. Muhalif gazete Cumhuriyet’e göre en küçük kızına dek bütün çocuklarının kozmetikten hazır yemeğe, armatörlükten mücevhere çeşitli işlerde yatırımları var.” Erdoğan kabilesinin üyeleri başlığı altında eşi Emine, büyük oğlu Ahmet Burak, küçük oğlu Bilal, büyük kızı Esra, küçük kızı Sümeyye’yi tek tek uzun uzun tanıtan Bild, Emine Erdoğan’ın haremi öven sözlerini hatırlattı.

Ahmet Burak Erdoğan’ın 80 milyon dolarlık servetini, 1998’de ehliyetsiz araba kullanırken çarptığı Sevim Tanürek’in hastanede hayatını kaybettiğini, Tanürek’i kusurlu bulan bilirkişinin daha sonra Erdoğan tarafından Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne getirildiğini, kazadan beri ortada gözükmeyen Ahmet’in aile düğünlerinde bile boy göstermediğini aktardı.

Bilal’in 3 milyon rüşvet vererek 1 milyar dolar değerinde bir emlağı 500 milyondan azına alması ve Türgev Vakfı’nın hiç para ödemeden çok değerli devlet arazilerini ele geçirmesinden başlayıp 17/25 Aralık 2013’teki yolsuzluk skandalında paraları sıfırlama konuşmalarını ve geçen yıl The Guardian gazetesinin IŞİD’in yılda 500 milyon dolar kazandığı petrol satışlarını yaptığı işadamlarından birinin Bilal olduğuna dair haberini hatırlattı.

Esra’nın da 17/25 Aralık’ta ve Türgev’de rolü olduğunu, Sümeyye’nin ise siyasetle ilgili olduğunu ve henüz 25 yaşındayken babasına danışmanlık ve çevirmenlik yapmaya başladığını kaydetti.

The New York Times

ABD’nin New York Times gazetesi “Erdoğan’ın genişleyen gücü” başlıklı başyazısında Erdoğan’ın “rakipsiz lider” konumuna gelmesinin “felaket” olacağı öngörüsünde bulunuldu. “Yalnız beş yıl önce Erdoğan’ın Türkiye’si Batı’nın ve Türk liberallerin sevgilisiydi” diye başlayan başyazıda şeffaflık yasası, akademisyen ve gazetecilerin hapsedilmesi, ekonomi yönetimi gibi konularda bir nebze bağımsız Davutoğlu’nun tasfiyesiyle Erdoğan’ın Türkiye’nin rakipsiz lideri konumuna geleceği ama bununla da hırsını alamayacağı belirtildi. Erken seçimle anayasa değiştime çoğunluğunu ele geçirmesinin felaket olacağını belirten gazete “Erdoğan’ın baskıcı eylemlerine bugüne dek ‘çocuk eldivenleriyle’ karşılık veren Batı açısından onun iktidara doymazlığını teşvik eder gözüktüğü için de büyük talihsizlik olacak” dedi.

Le Monde

Fransa’nın Le Monde gazetesi “Erdoğan, Türkiye’deki tek usta” başlıklı başyazıda, Erdoğan’ın ülkedeki “tek güç” haline gelmesini sert dille eleştirdi. “Rakiplerinin ‘yeni sultan’ dediği Erdoğan, Mustafa Kemal’in kurduğu laik cumhuriyetin yerine İslam’ı koyarak Osmanlı’yı geri getirmek için mutlak güç istiyor” saptaması yapan gazete, Türkiye’de basına karşı “amansız baskı” olduğunu, STK’ların kısıtlandığını belirterek “Laik muhalefet gerçek bir alternatif oluşturmada yetersiz ve başarız” dedi. Erdoğan’ın birleştirici rol oynamaktansa, bütün çatlakları derinleştirdiğini, buna rağmen dış etkenlerin Erdoğan’a tehdit oluşturmadığını aktararak “Bugün hiçbir dış etken Erdoğan’ın gücünü tehdit etmiyor olsa bile, kendi kibri ediyor” yorumunu yaptı. “Gelecekleri Türkiye’nin güvenlik ve istikrarına bağlı Avrupalılar, Erdoğan’ın aklını yerine getirmekle sorumludur” uyarısında bulundu.

Erdoğan’a Trump benzetmesi

Almanya’nın Süddeutsche gazetesi ABD başkanlık seçiminin ırkçı, ayrımcı söylemiyle dikkat çeken Cumhuriyetçi adayı Donald Trump’a atıfla “Donald Erdoğan demokrasiyi tehdit ediyor” manşeti attı. Demokratik dünyanın bir yanda Trump diğer yanda Erdoğan’ı kaldırmayacağını, demokratik dünyanın tehlikede olduğunu, zira en eski demokrasilerden ABD ile en genç demokrasilerden Türkiye’nin bir varoluş sınavından geçtiğini, Trump gibi Sezar tipi diktatörlük hırsından mustarip Erdoğan’ın Osmanlı sultanlık sistemini hayata geçirmeden huzur bulamayacağını belirten gazete,“Çoğulcu, demokratik Türkiye umudu, hapse atılan her gazeteci, meclisten geçen her güvenlik yasası ve AB’nin işbirliği ricasına her ret yanıtıyla gitgide kayboluyor” dedi.

YOLSUZLUK DOSYASI /// VİDEO : Allah için Dolar Bozdurun! diyen ERDOĞAN’IN DOLAR SERVETİ


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=QDwvMkYzoT4&feature=em-subs_digest

YOLSUZLUK DOSYASI /// AKP’nin 15 yıllık yağma ve talan düzeni : Ekonomi böyle batırıldı


Hükümet ekonomideki sorunları dış gelişmelere bağlasa da 15 yıllık dönemdeki uygulamalar devlet kaynaklarının nasıl çarçur edildiğini net biçimde gösteriyor

BARIŞ İNCE / barisince@birgun.net

Dolarda lira karşısında yaşanan soluksuz yükselişle birlikte Türkiye ekonomisinin sorunları kamuoyunda gündemin ilk sıralarına kadar yükseldi. Buna karşın ekonomide yaşanan sıkıntılar AKP’nin sorumsuz yağma politikalarının eseri. İktidara geldiği günden beri sermayenin çıkarları doğrultusunda hareket eden AKP hükümetleri bir dizi uygulama ile hem devlet kaynaklarını yandaşlara peşkeş çektirdi, hem de halkı daha da yoksullaştırdı.

Para ‘sıcak’ geldi, üretim unutuldu

» Ülkede üretimin yerini sıcak para aldı. Son faiz artırım sürecinden önce en son 2006 yılında faiz artıran ABD, yaşadığı krizin ardından ise parasal büyüme adımını devreye sokarak tüm dünyayı paraya boğdu. ABD’de faizler düşük tutulunca 2000’li yıllar boyunca küresel sermayenin de yönelimi olarak gelişmekte olan ülkelere sıcak para girişi oldu. Bizim gibi yüksek faiz veren ülkelere yoğun bir giriş yaşandı. Ancak hükümet bu “bolluk” dönemini adeta sefahat ile geçirdi.

IMF’ye biat sürdü

» Kamusal kaynaklar yandaş kesimlere, yabancı sermayeye peşkeş yoluyla tüketildi. Ülkede kamusal üretimin önü kesildi, sermayeye ve dolayısıyla piyasaya bağımlı bir ekonomi yaratıldı. IMF programına paralel olarak Merkez Bankası bağımsız kılındı. 2001 krizi sonrası döviz kuru da serbest bırakılınca bugün “faiz lobisi” denen şey piyasanın ta kendisi oldu.

Kamu kurumları peşkeş çekildi

»TÜPRAŞ, Türk Telekom gibi ülkenin kritik öz kaynakları sermayeye peşkeş çekildi. 2007 yılında 4,14 milyar dolara (5,42 milyar TL) özelleştirmesi tamamlanan Tüpraş, özelleştirmenin ardından son 10 yılda 13 milyar TL kâr etti. Asıl vurgun ise Türk Telekom’da yaşandı. 2005 yılında 40 milyar dolar olarak hesaplanan şirketin değeri, 11 milyar dolar gösterildi ve şirketin yüzde 55’lik hissesi 21 yıllığına 6,5 milyar dolara Oger Telekom’a satıldı. Yapılan araştırmalarda şirketin devlete 21 yıllık zararı 90 milyar liranın üzerinde olacak.

‘Cazibe merkezi’ dediler…

» Madenler de yandaşlara bir bir peşkeş çekişmeye başlandı. Bakır, gümüş ve alüminyum fabrikaları hızla özelleştirildi. Uluslararası kuruluşlar için de devletin kapıları sonuna kadar açıldı, Türkiye dev ulus ötesi şirkeler için ‘cazibe merkezi’ olarak gösterildi. Ancak satacak şeyler azalınca devlet destekli uçuk projeler devreye girdi. Olmayan adalar yaratmak, kimsenin geçmeyeceği köprüler otoyollar inşa etmek, mega-dev işler yapmak gibi… Bu projelere sermaye, devlet garantisi nedeniyle ilgi gösterdi. Ancak kriz döneminde bu garanti de sorgulanır hale geldi.

Yandaşlar kasasını doldurdu

» Üretimde strateji belirlenemedi. Yandaşların etkin olduğu inşaat sektörü büyüme için motor güç olarak belirlendi. Bu sektörde AKP çevresinin büyük etkisi olması, rüşvet mekanizmasını da canlandırıyor, hükümetin işine geliyordu. Cengiz-Kolin-Limak gibi yandaş firmalar kasalarını enerji ihaleleriyle, inşaat projeleriyle hızla doldurdu. Yeşil alanlar ve devlete ait korunmadaki alanlar imara açıldı. Bu doğa talanı da sermayeye bir fırsat olarak sunuldu. Patronlar bu yeni fırsatlardan edinebilmek için biat noktasına getirildi. Gelmeyenler de cezalandırıldı.

Çiftçiyi küstürdüler

» Tarım arazileri imara açıldıkça ülkenin öz kaynaklarından tarım ve hayvancılık geriledi. Tarımda serbest piyasa ekonomisi gübrede-yemde tekeller oluşmasını sağladı. Devlet de çiftçiden aldığı mazota ağır vergiler yükledi. Çiftçinin maliyetleri hızla arttı. Buna karşın bir de tekeller tarafından dayatılan düşük fiyatlar köylüyü küstürdü. . Devletin depoları satıldı, mal stokçulara gitmeye başladı. Çiftçi geçinemez oldu, köyden kente göçün yolu açıldı. Yurtdışı markaları Türkiye’den ucuza aldığı ürünleri markalayıp satmaya başladı. Hayvancılık desteklenmediği gibi fiyat düşürmek adına yurtdışından et ithalatının önü açıldı. Dünyanın en uzak uçları olan Avustralya’dan, Uruguay’dan angus tipi büyükbaş hayvan ithal edildi. Buğdayda nohutta ihracatıyla övünen Türkiye net ithalatçı durumuna düştü.

Üretim değersizleştirildi

» İnşaata dayalı büyüme doğayı tahrip ettiği gibi bilgiye, teknolojiye, yeniliğe yeteri kadar dayanmadığı için katma değerli üretimin ihracattaki payı gelişmedi. Yüksek katma değer üretmesi beklenen ağır metal sanayinin sanayi içindeki payı sadece yüzde 8’de kaldı. İhracatta yüksek teknolojili ürünlerin payı ise yüzde 3’ü geçemedi. Böyle olunca da yüksek gelir getiren ürünler yerine düşük gelirli ihracat gelişti. Kur farkı ile ihracat dengelenmeye çalışıldı.

Halk borçlandırıldı

» Ekonomide refah bir türlü sağlanmazken AKP iktidarı döneminde yurttaşlar hızla borçlandırıldı. 2002 yılında yurttaşların bankalara borcu 6,6 milyar lira iken bu rakam 2015 sonunda 385 milyar liraya yükseldi. Geçen sürede tüketici kredisi borcu 135 kat, kredi kartı borcu ise 18 kat arttı.

Tüm bunlarla ülkeyi küresel sermayenin kucağına atan, “babalar gibi satarım, her şeyi satarım” diyerek ülkenin öz kaynaklarını savuran Erdoğan ve kurmayları şu anda doların fırlayışını engelleyemiyor. ABD’de sıfır faiz uygulamasından faiz artırma yönelimine girince sıcak para ABD’ye kaçıyor. Yöneticilerin tek yaptığı, yurttaşa dolar bozdurun demek oluyor. Bağımsız ekonomisi olmayan ülkenin bağımsız siyaseti de olamıyor.

YOLSUZLUK DOSYASI : Melih Gökçek’ten Cemaat’e büyük kıyak, hem d e 15 Temmuz’da…


Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 15 Temmuz günü, "FETÖ" üyeliğinden aranan Ömer Akgül’ün ağabeyi Mehmet Akgül ve CHP Ankara eski Milletvekili ve ATO eski Başkanı Sinan Aygün’ün ortak olduğu Alan Taahhüt İnşaat A.Ş’ye 100 milyon liralık kıyak yaptığı iddia edildi.

İstanbul Haber Ajansı‘nın haberine göre, "FETÖ yöneticisi" olarak aranan firari sanık Ömer Akgül’ün ağabeyi Mehmet Akgül ve Sinan Aygün’ün ortak olduğu Ankara Sögütözü Eskişehir yolu kavşağı üzerinde bulunan 12 bin 82 metrekare yüzölçümlü arazinin inşaat izni 1.50 emsal olmasına rağmen, 15 Temmuz darbe günü Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclis kararı ile 2.10’a yükseltilerek 100 milyon liralık rant sağladığı ortaya çıktı.

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi İmar ve Bayındırlık Komisyonu’nun, 24 Kasım 2016 tarihli itiraz dilekçesinde yer alan Söğütözü-Eskişehir Yolu kavşağındaki parselle ilgili olarak, "Ankara Büyükşehir Belesiye Meclisi’nin 15 Temmuz 2016 gün ve 1402 sayılı kararıyla FETÖ üyesi olduğu tespit edilen şahısların mülkiyetinde bulunan araziye imar değişikliği yapılarak rant sağlandığı" iddia edildi.

ATO eski Başkanı Sinan Aygün, aynı tarihlerde Ankara Büyükşehir Belediyesi İmar ve Bayındırlık Komisyonu’na verdiği ikinci dilekçede, ‘FETÖ’cü ortağını şirketten çıkardığını ifade ederek aynı araziye imar değişikliğinin 2.50’ye çıkarılmasını istediği ve İmar ve Bayındırılık Komisyonu’nun bu dilekçeyi kabul ettiği kaydedildi.

YOLSUZLUK DOSYASI : İşte THY’deki krizin boyutu


22 noktaya uçuşunu durduran 30 uçağını hangara çeken THY’nin sadece yere indirilen uçaklardan 20-25 milyon dolar arasında zarar edeceği açıklandı.

Ekonomik daralma ve plansız büyüme sonucunda kış sezonunda 22 noktaya uçuşunu iptal eden Türk Hava Yolları’nda zararın boyutu her geçen gün ortaya çıkıyor.

30 uçağını yere indirerek park haline alan THY’nin bu uçaklardan ayda 20-25 milyon dolar arasında zarar edeceği belirtildi.

Airporthaber’den Ali Kıdık‘ın yazısına göre, yere indirilen her uçağın aylık maliyeti bir milyon dolar civarında. Kıdık yazısında THY’nin zararıyla ilgili “Küçük bir hesap yapalım uçakların kiraları üzerine. Airbus 330’ların aylık kirası milyon dolarla ifade ediliyor. THY’nin uçakları yeni nesil. Sadece Antalya’da park edilen Airbus 330’ların aylık gideri 13 milyon dolara tekabül ediyor. Diğer küçük gövdeli uçakları da kattığınızda aylık zararı 20-25 milyon dolar civarında” ifadelerini kullandı.

Ali Kıdık’ın ‘Bu günleri de mi görecektik yazısından bir bölüm şöyle:

Küçük bir hesap yapalım uçakların kiraları üzerine. Airbus 330’ların aylık kirası milyon dolarla ifade ediliyor. THY’nin uçakları yeni nesil. Sadece Antalya’da park edilen Airbus 330’ların aylık gideri 13 milyon dolara tekabül ediyor. Diğer küçük gövdeli uçakları da kattığınızda aylık zararı 20-25 milyon dolar civarında.

THY’nin uçurmadığı uçakları diğer firmalarla kıyasladığınızda bir Pegasus Havayolları, iki Onur Air, 3 AtlasGlobal, dört tane Borajet yerde yatıyor demektir.

THY Yönetim Kurulu Başkanı geçmiş dönemlerin plansız büyümesinin bombasını kucağında buldu. Ya Bilal Ekşi! Ekşi, pimi çekilmiş bombayı kucağında buldu.

Bundan sonra başarısızlığın hesabını vermek zorunda kalacak. Kimin adına? Başkalarının inşaa ettiği, kişisel hırslar ve egolar içinde yaptığı makam kavgalarının dönüştürdüğü çöküşün hesabını vermek zorunda kalacak ve bu bana hiç de etik gelmiyor.

Boşuna aylardır yazıp-çizmiyoruz. Bu sektörün acilen sübvanse edilmesine ihtiyaç var. Aksi taktirde 2018 yılında hayal edilen üçüncü havalimanına kaç havayolu şirketi ile gireceğimizi şimdiden düşünmek bile istemiyorum.

YOLSUZLUK DOSYASI : Gülen’in kardeşine 76 bin lira maaş


Fetullah Gülen’in, ABD’de bulunduğu dönemde dahi kayyum atanan Kaynak Holding’de çalışıyormuş gibi gösterildiği ortaya çıktı. Gülen’in kardeşi Mesih Gülen’e de 76 bin lira maaş bağlanmış.

Fetullah Gülen’in Amerika’da bulunduğu dönemde, Türkiye’de Kaynak Holdingbünyesindeki bir şirkette genel koordinatör olarak çalışıyor gösterildiği ortaya çıktı. Kaynak Holding’e atanan kayyum heyetinin başında bulunan İmran Okumuş’un tespitlerine göre; Fetullah Gülen 1 Haziran 1994’te Nil Basım Yayın şirketinde genel koordinatör olarak işe başladı.

Sabah Gazetes’nde Nazif Karaman Gülcan Demirci imzası ile yeralan habere göre; Gülen 1999’da ABD’ye gitse de, 9 Ekim 2002’ye kadar bu şirkette genel koordinatörlük görevini sürdürmüş görünüyor. Gülen 18 Ekim 2002’de ise bu kez Çağlayan A.Ş.’de göreve başladı. Kayıtlara göre burada ise 1 Ocak 2003’e kadar görev yaptı.

AYDA 2 KERE DE İKRAMİYE…

Fetullah Gülen’in iki kardeşi ve birçok akrabasına da Kaynak Holding’e bağlı şirketlerden çok yüklü maaşlar ödendiği tespit edildi. Buna göre Gülen’in kardeşleri Kudbettin ve Mesih Gülen Kaynak Holding bünyesindeki şirketlerde danışman olarak çalışmışlar. Mesih Gülen 1985-2015 arasında Çağlayan Matbaa’da çalışırken aylık 76 bin lira gibi uçuk bir aylık almış. Mesih Gülen’in günlüğü bile asgari ücretin üstünde yani 1600 liraya tekabül ediyor.
Kudbettin Gülen ise 1987- 2015 arası, Çağlayan Matbaası’nda danışmanlık yapmış. Aylık ücreti ise 7500 liraymış. İki kardeşe yılda 2 kere 2’şer maaş ikramiye verildiği de tespit edildi.

KAYNAK’TAKİ DİĞER AKRABALARI

Gülen’in birinci dereceden akrabası Abdülkadir Korucuk, 2011-2016 arasında Kaynak Holding eğitim ve gelişim uzmanı olarak çalıştığı ve maaşının 6 bin lira olduğu belirlendi.

KAYNAK’IN 31 ŞİRKETİ DAHA TMSF’YE GEÇTİ

Işık Yayıncılık’ta 2013-2016 arasında editör olarak çalışan Asiye Gülen’in aylık ücreti 3400 liraymış.
Sürat Basım Yayın’da animasyon uzmanı olarak 2012-2013 arasında çalışan Ebüseleme Gülen ise aylık 4600 lira ücret almış. Gülen’in diğer akrabaları, Mehmet Selman Gülen’in Çağlayan Basım’da Cüneyt Gülen’in ise NT Kırtasiye’de müşteri asistanı olarak çalıştığı belirlendi.

FETÖ liderinin diğer akrabaları; Zübeyir Gülen, Sedat Gülen, Vedat Gülen ve Mushap Gülen’in de Çağlayan Basım’da çalıştıkları ortaya çıktı.

FETÖ/PDY’ye finans sağladığı gerekçesiyle hakkında soruşturma açılan Kaynak Holding’e bağlı 31 şirket daha Tasarruf Mevduatı sigorta Fonu’na (TMSF) devredildi. Holdingin fona geçen şirket sayısı 74’e çıktı. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü, Kaçakçılık ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu, hakkında soruşturma süren Kaynak Holding’e bağlı 31 şirkete atanan kayyumların yetkilerinin, TMSF’ye devredilmesini talep etti.

TOPLAM 74 ŞİRKET TMSF’DE

Savcılığın talebini değerlendiren Anadolu 4. Sulh Ceza Hâkimliği, OHAL kapsamında çıkarılan ve 1 Eylül’de yayımlanan 674 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca, 31 şirkete atanan kayyumların tüm yetkilerinin TMSF’ye devredilmesini ve devirle birlikte mevcut kayyumların görevlerinin sona ermesini kararlaştırdı. Soruşturma kapsamında kayyumların yetkilerinin TMSF’ye devredildiği şirket sayısı 74’e yükseldi.

Kaynak: Gülen’in kardeşine 76 bin lira maaş

YOLSUZLUK DOSYASI : “TELMAŞA” LAKAPLI DANDİRİK TARİHÇİ Kadir Mısıroğlu Hac paralarını na sıl buharlaştırdı ????


Atatürk’e yaptığı hakaretlerle bilinen İslamcı tarihçi Kadir Mısıroğlu’nun gençlik yıllarında, vatandaşlardan toplanan Hac paralarını buharlaştırdığı iddia edildi.

Ortadoğu gazetesi yazarı Yücel Bulut, 1963 yılında, Türkiye’nin ilk Hac ve Umre Organizasyon şirketinin kurucularından Prof. Dr. Mehmet Müftüoğlu’nun Kadir Mısıroğlu ile ortak olduğunu, ancak şirketin başına bıraktığı Kadir Mısıroğlu’nun kasayı boşaltarak parayı buharlaştırdığını iddia etti.

Yücel Bulut, Mısıroğlu ile ilgili şunları yazdı:

"Yıl 1963!

Bugün "dindar gençliğine" rol model olarak sunulan ve kendini "belli ölçüde deliyim" şeklinde tanımlayan Kadir Mısıroğlu’nun henüz bu denli tanınmadığı yıllardır.

Bugün olduğu gibi, o günlerde de Kadir Mısıroğlu çevresine dindar bir profil çizmekte, tertemiz Müslüman profiliyle güven telkin etmektedir. Ticarete heveslidir. Dönemin tanınmış ilahiyatçılarından olan ve Türkiye’nin ilk Hac ve Umre Organizasyon şirketinin kurucularından Prof. Dr. Mehmet Müftüoğlu; ağzı iyi laf yapan bu genç adama güvenir. Kadir Mısıroğlu ve İhsan Toksarı’yla birlikte "ORTAŞARK" isimli Hac ve Umre Organizasyon Şirketi’ni kurarlar. Hacı Bayram Mevkiinde Kıskaç Sok Numara 4’te kurulan bu şirket Güney Matbaasının hemen yanındadır.

Mehmet Müftüoğlu çok iyi düzeyde Arapça bilmesi nedeniyle Türkiye’den Hacca giden kafilelerin başında yer alır. Müftüoğlu, Hacılarla birlikte Suudi Arabistan’a giderken; şirketin Türkiye’deki işlerini de Kadir Mısıroğlu ve İhsan Toksarı’ya bırakır…

PARALAR BUHARLAŞTI

1960’ların Türkiye’sinde oldukça uzun süren bir Hac seyahatine çıkan Mehmet Müftüoğlu bu defa geri döndüğünde her şeyin buhar olup gittiğini fark eder.. Dünyası yıkılmıştır. Her şeyini emanet ettiği Kadir Mısıroğlu ve İhsan Toksarı toplanan Hac paralarını adeta buharlaştırmıştır. Bir türlü hesabı tutturamazlar. Rivayet göre İhsan Toksarı hacıların parasıyla bebekte apartman yaptırmış, Kadir Mısıroğlu da paraların bir kısmını buharlaştırmıştır.

Olay Adliyelik olur. Bütün birikimini bir anda kaybeden İlahiyat Profesörü Mehmet Müftüoğlu derhal mahkemeye koşar. Kadir Mısıroğlu ve İhsan Toksarı aleyhine alacak davası açar. Açar ve kazanır da! Ama parasını tahsil etmesi mümkün olmaz. Ahını bırakıp geride, Rahmet-i Rahman’a intikal eder. Çok meraklısına buna ilişkin mahkeme kararını da gönderebiliriz.

CUNTACILARDAN KORKUP YURTDIŞINA GİTTİ

Neyse Kadir Mısıroğlu, sonrasında yayıncılık gibi işlerle uğraşır. Ama asıl işi Atatürk’e ve Cumhuriyeti kuran kadroya küfretmek ve şeriat düzeni istemektir.

Hayatını küfür ve hakaretlerle geçiren ve güya Allah’tan başkasından korkmayan Kadir Mısıroğlu; hakir gördüğü "Allahsız Devrimciler"in ya da kafatasçı ülkücülerin hücrelerde tutulduğu ihtilal günlerinde; cuntacıların hışmından korkmuş ve soluğu yurtdışında almıştır.

BAKMAYIN ŞERİAT DEDİĞİNE

Bütün hayatı boyunca, memlekete Batı tipi bir düzen getirmekle suçladığı Mustafa Kemal’e küfreden ve şeriat düzeni isteyen Kadir Mısıroğlu’nun, hayalindeki gibi şeriatla yönetilen bir İslam Ülkesine kaçtığına kesin gözüyle bakılmıştır. Oysa şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım diyen dili bir anda "lal" olmuş, cuntacıların şerrinden kaçıp şeytan dediği Batı’ya sığınıvermiştir. Gençlere şeriatın hikmetlerini, Batı’nın melanetini anlatan Kadir Mısıroğlu soluğu Almanya’da almıştır. Frankfurt’a yerleşen Mısıroğlu, buradan da İngiltere’ye geçmiştir…

Bakmayın şeriat istediğine, 7 Eylül 1983 tarih ve 18158 numaralı kararla birlikte Türk Vatandaşlığından çıkarıldığında, bu defa da İNGİLTERE’DEN siyasi iltica talep etmiştir.

Sonrası mı?

İngiltere’de geçirdiği günleri sonrasında beş parasız kalmıştır. Mehmet Müftüoğlu’nu hiç hatırladı mı bilinmez ama rotayı yine şeriata değil "kişisel rahatına" kırmıştır. Tekrar Almanya’nın yolunu tutmuş, yurtdışında kaldığı 11 yıl boyunca dilinden düşürmediği "şeriatla yönetilen İslam ülkelerine" bir kez bile uğramamıştır..

Almanya’da camileri dolaşıp, kurduğu sucuk fabrikası için Müslümanlardan para toplamıştır. Tabi aklına kim geldiyse söverek…

Bugün Tayyip Bey’in mirasçısı olmakla övünüp durduğu Demokrat Parti’nin kurucusu Celal Bayar’ı "İnönü’den bile dinsiz ilan ederek…"

Çok merak edenler arşivlerden, sucuk fabrikası için para toplayan Kadir Mısıroğlu’nun Celal Bayar’a ithamlarını da okuyabilirler.

MEHMET AKİF’E DE KÜFRETMİŞTİR

Uzatmayalım…

1991 yılından sonra Türkiye’ye tekrar dönmüştür. Kaldığı yerden Atatürk’e, İnönü’ye ve Bayar’a; Cumhuriyeti kuranların neredeyse tamamına küfretmeye devam etmiştir.

Sadece O kadar mı?

Elbette hayır…

Akif’e de küfretmiştir Akif’e…

Yandaşların dilinden düşürmediği Mehmet Akif’e…

Kaldırıp milli şairimize "serserinin teki" deyip geçmiştir…

Dedik ya…

Müslüman mı, yoksa koca bir şarlatan mı bilemeyiz…

Bu adama alkış tutmaya devam edenlere de sadece Allah’tan akıl ve fikir ihsan etmesini dileyebiliriz…"

Odatv.com

YOLSUZLUK DOSYASI : Zarrab Davası ve Türkiye


Zarrab Davası ve Türkiye

CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdal Aksünger tarafından hazırlanan Zarrab Davası ve Türkiye başlıklı raporu dikkatinize sunuyoruz.

ABD’de tutuklu bulunan Reza Zarrab’ın yargılanma süreci ile ilgili gelişmeler hakkında hazırlamış olduğumuz Mayıs – Ekim 2016 dönemi değerlendirmelerin özeti aşağıda sunulmaktadır.

Zarrab’ın kefaletle serbest bırakılma talebi, savcılık makamı tarafından, Zarrab’ın güçlü siyasi ilişkileri nedeniyle kaçma şüphesi ihtimalinin yüksek olduğu iddiasıyla 16 Haziran’da reddedildi.

ABD’deki kefalet talebi dilekçelerine eklenen belgeler, 17 Aralık soruşturma dosyasından alınmıştı. Dilekçelerde yer alan ifadeler, savcı Bharara ve ekibinin, ABD ambargosunun delinmesi konusunda 2010 yılından beri çalıştığını gösteriyordu. NSA desteğiyle FBI tarafından temin edildiği anlaşılan bazı bilgi ve belgelerin, yargılama aşamasında iddianameye gireceğini, bunların bir kısmının Türkiye’deki siyasetçi, bürokrat, işadamı ve medya mensuplarını yeni sıkıntılara sokacağı yönünde değerlendirmelerde bulunmuştuk. Medyada yer alan haberlerde de, savcı Bharara’nın, biri eski AKP yöneticisi olmak üzere, 7 kişiyi tanık olarak göstereceği iddia ediliyordu. Zarrab’ın İngilizce bilip bilmediği, ortaokul karnesindeki notlar gibi ikincil konular da tartışma konusu olmuştu.

20 Haziran’a ertelenen ön duruşma, yaklaşık 10 dakika sürdü. Yargılama sürecinin planlanması amacıyla yapılan ön duruşmada, Zarrab’ın avukatı Brafman, davanın düşürülmesi talebinde bulunacağını, ayrıca Zarrab’ın kefalet başvurusunun reddedilme kararına karşı da bir üst mahkemeye başvuru yapmayı düşündüklerini belirtti. Hâkim, bu açıklamalar üzerine yargılama takvimini belirledi ve duruşma ertelendi. Takvime göre Zarrab’ın avukatı, davanın düşürülmesi talebini 15 Temmuz’da mahkemeye ulaştırmak ve savcılık da, 5 Ağustos’a kadar bu talebe yanıtını sunmakla yükümlüydü. Ayrıca savunma tarafı, son dilekçesini 19 Ağustos’a kadar mahkemeye sunacaktı. Birkaç günlük erteleme sonucu Zarrab’ın avukatları, davanın düşürülmesi talebini 19 Temmuz’da mahkemeye ulaştırdı. Bu süreç devam ederken, Reza Zarrab altı ayrı hukuk şirketiyle anlaştı ve dava sürecinde kendisini savunacak avukat sayısı 16 kişiye ulaştı.

Savcılık, 8 Ağustos’ta 63 sayfalık bir dilekçeyle Zarrab’ın talebine yanıtını ve itirazlarını sundu. Davanın düşürülmesine ilişkin taleplerin “kabul edilemez” olduğunu ve “bu konuda bir duruşmaya dahi gerek olmadığını” ileri süren savcılık, davanın ABD’nin “ulusal güvenliğini ilgilendirdiğini” belirtti. Savcı Bharara dilekçesinde, Sarraf’ın, “bilinçli şekilde” Amerikan mali sistemini sömürerek, teröre destek verdiği ve küresel huzursuzluğu kışkırttığı iddiasını tekrarladı.

Savunma tarafının son dilekçesi 22 Ağustos’ta mahkemeye sunuldu. Zarrab, davanın düşürülmesi talebini yineledi. Savcı Preet Bharara’nın suçlamalarına yanıt olarak verilen dilekçede, “Zarrab’ın ABD vatandaşı olmaması ve ABD’de doğrudan iş yapmaması” nedeniyle, Amerikan yasalarını ihlal etmekten yargılanamayacağı öne sürüldü. Dilekçede, Bharara’nın İran’a yönelik Amerikan yaptırımlarına ilişkin yasaları “farklı yorumladığı” öne sürülerek, Zarrab’ın “İran için ticaret yaptığı” gerekçesiyle yargılanmasının mümkün olmadığı, ABD bankalarını dolandırmak ve kara para aklama suçlamalarının ise, “savcılık makamının yazmakta olduğu romanın parçaları” olduğu öne sürüldü.

Zarrab’ın avukatları, müvekillerinin cep telefonunun şifresini gözaltına alındığı Miami Havaalanı’ndaki gümrük memuruna verdiğini, memurun da bunu FBI ile paylaştığını vurgulayarak, FBI’ın böylece şifreyi “yasadışı yollarla elde etmiş olduğunu” savundular. Avukatlar, Zarrab’ın telefonundan elde edilen delillerin tümünün “yok sayılması” talebini, müvekkillerine Miranda Hakkı’nın dahi okunmadığını tekrarladılar. Bharara önceki dilekçesinde, Zarrab’ın telefonu için zaten ellerinde arama izni olduğunu, gümrük memurunun FBI ile şifreyi paylaşmasının “zaman kaybını engellediğini” belirtmişti.

Miranda Hakkı: ABD’de ‘Miranda Hakkı’ yasası olarak geçen 1966 tarihli Miranda v. Arizona isimli ünlü davada, ABD Yüksek Mahkemesi sanıkların gözaltındaki sorgulama sırasında sessiz kalma hakkı ve bir avukat bulundurma hakkı dâhil olmak üzere belirli haklara sahip olduğunu ilan etmişti. ABD yasalarına göre, eğer polis sanığın haklarını ihlal ederek kanıt elde ederse, bu kanıtlar savcılık tarafından kullanılamıyor.

6 Eylül’de yapılması planlanan duruşma beklenirken, Zarrab’ın avukatları 30 Ağustos tarihinde mahkemeye sundukları bir dilekçeyle “reddi hakim” talebinde bulundu. Zarrab’ın avukatları tarafından hazırlanan dilekçede, Yargıç Richard Berman’ın Mayıs 2014’te İstanbul’da düzenlenen “Adalet ve Hukuk Devleti” konulu uluslararası sempozyuma katıldığı belirtilerek “Yaptığımız araştırmalara göre, Türkiye’de son günlerde darbe girişimi ile ilgili yaşanan gelişmeler ışığında, ne yazık ki mahkemenin taraf tutmasının kaçınılmaz olduğu bir görünüm ortaya çıkacaktır. Zarrab, bundan dolayı reddi hakim talebinde bulunuyor.” denildi.

14 Eylül’de savcılık tarafından verilen karşı dilekçede, Zarrab’ın, Türkiye’de bir hukuk konferansına katıldığı için tarafsız olamayacağı gerekçesiyle “reddi hakim” talebinde bulunduğu Yargıç Richard Berman ile ilgili savlarının hiçbir temele dayanmadığı ifade edilerek, “Yargıç Berman, New York’ta görülen ilk duruşmada, İstanbul’da bir hukuk konferansına katıldığını kendisi dile getirdi. Zarrab ve savunma ekibi de bunu bildiklerini, bu durumun yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını etkilemeyeceğine inandıklarını kendileri dile getirdiler. Aradan 4 ay geçtikten sonra, reddi hakim talebinde bulunmanın hiçbir dayanağı yok.” ifadeleri kullanıldı.

21 Eylül’de verilen dilekçede Zarrab’ın avukatları “reddi hakim” konusunda ısrarlarını sürdürdüler ve savcılığın öne sürdüğü argümanlara itiraz ettiler. Dilekçede Yargıç Berman’ın, Türkiye’de bir hukuk sempozyumuna katılmasını açıklamasını normal karşılandığı ve o gün itibarıyla itiraz edilecek bir durumun olmadığı belirtildi. Hakim Berman’ın, ilk duruşmada yaptığı açıklamada, Türkiye’de düzenlenen sempozyumun YKK hukuk firmasıyla birlikte sponsorluğunu üstlendiğini iddia ettiği, ancak BM’ye bağlı olarak çalışan, ‘UN Global Compact’ kuruluşunun bu iddiayı reddettiği belirtildi.

Yargıç Berman’ın 2014 yılında katıldığı sempozyumu düzenleyen hukuk firmasının sahiplerinin darbe girişimiyle ilişkilendirilerek, FETÖ üyesi oldukları gerekçesiyle tutuklandıkları; polisin, darbe girişimi sonrasında sempozyumun sponsoru olan YKK hukuk firmasına baskın düzenlediği ve ardından kapatıldığı haberlerde yer aldı.

Bu aşamada, Cumhurbaşkanı ABD seyahatinden dönüş yolunda verdiği mülakatta Reza Zarrab konusunda bazı açıklamalarda bulundu:

Biden ile görüşmemizde yargı konusu açıldığında Reza Zarrab konusunu da gündeme getirdim. “Bu kişi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Eşi ve çocuğu ile birlikte ABD’ye giriş yaptığı anda kendisi tutuklandı, eşi ve çocuğu da hemen Türkiye’ye gönderdildi. Bu tutuklama hangi kurala göre yapıldı?” diye sordum. Neticede bizim vatandaşımız olduğu için, hukukunu aramak zorundayız. Bu Reza Zarrab değil de bir başka vatandaş da olabilirdi. Kaldı ki gerek adalet gerek ekonomi bakanlığımızın yaptıkları çalışmalara göre, bu kişinin bir suçu da bulunmuyor. İran da aynı şeyi söylüyor. Ancak buna rağmen bu kişi 6 aydır ABD’de tutuklu durumda. ABD Adalet Bakanlığı’nın bu davayı havale ettiği mahkeme de ilginç. Savcı Bharara da hâkim Richard Berman da, Türkiye’de daha önce FETÖ tarafından ağırlanmış isimler. Yani Adalet Bakanlığı Zarrab’ı tutup orada FETÖ’nün yedirip içirdiği isimlere teslim ediyor. Biden ‘Ben bu kadarını bilmiyordum’ dedi. Hukukla değil, ilişkiler ağıyla başka işler çevirme peşindeler.

28 Eylül’de Zarrab’ın avukatları tarafından üçüncü kez yapılan “reddi hakim” talebinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları kanıt olarak gösterildi. Avukatların başvurusunda “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları reddi hakim talebimizin haklılığını doğruladı. Hakim Berman, Yüksel Karkin Küçük hukuk firmasının sponsorluğunda yapılan sempozyumda yaptığı açıklamalarla, ABD Kongresi’nin onayı olmadan kendisini uygunsuz biçimde uluslarası ilişkilerin hassas meselelerine sokmuş oldu” denildi. Zarrab’ın avukatları, dilekçelerinde Reuters ve Hürriyet Daily News’ün, Erdoğan’ın açıklamalarıyla ilgili haberlerine de yer verdi. Bu talep, 29 Eylül günü davaya bakan Yargıç Richard Berman tarafından reddedildi.

Reddi hakim talebinin kabul edilmemesinden hemen sonra, davanın savcısı Bharara, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Savcı Bharara da, Hakim Richard Berman da Türkiye’de daha önce FETÖ tarafından ağırlanmış isimler” sözlerine cevap verdi.

New York’ta yayınlanan City & State dergisinin kuruluş yıldönümünde konuşan Bharara, Türk liderlerin bir süredir kendisinin de Gülenci olduğu iddialarını ortaya attıklarını söyleyerek, “Benim Gülen takipçisi olduğum iddialarına kadar, Gülen adını hiç duymamıştım, Google’dan baktım. Hatırlarsınız birkaç ay önce Türkiye’de darbe girişimi oldu. Geçen hafta, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, benim adımı vererek, beni Türkiye’de darbe girişiminde bulunanlarla yiyip içmekle suçladı. Bu girişim yüzlerce kişinin de ölümüne yol açtı. Türkiye’nin güzel bir ülke olduğunu duyarım ama hayatımda Türkiye’ye ayak basmışlığım bile yok” dedi.

Daha önce Eylül başında yapılması planlanan, ancak reddi hakim talebi nedeniyle ertelenen duruşma, 5 Ekim günü yapıldı. Zarrab’ın avukatları, müvekkillerinin ABD yasalarını çiğnemediğini, kara para aklama suçlamasının tanıma uygun olmadığını, telefonundaki bilgilere anayasa ihlal edilerek ulaşıldığını açıklayan bir savunma yaptı. İki saati bulan duruşma sonunda, davanın düşürülüp düşürülmemesine karar verilemediğini belirten Yargıç Berman, kararını daha sonra açıklayacağını belirtti. 17 Ekim günü, Başsavcı Preet Bharara, Reza Zarrab’ın iddianamenin reddedilmesi için yaptığı başvurunun hakim tarafından geri çevrildiğini duyurdu.

Reza Zarrab 23 Ocak 2017 tarihine kadar savcılıkla anlaşmadığı takdirde jüri karşısına çıkacak ve yargılaması üç hafta içinde tamamlanacak. Kendisi hakkındaki ağır suçlamalar ve muhtemel hapis cezası göz önüne alındığında, Zarrab’ın Ocak ayına kadar anlaşma yolunu seçmesi beklenebilir. Yapılacak bir anlaşmanın Türkiye’de siyaset ve bürokrasi alanına çok çarpıcı yansımaları olacağını tahmin edebiliriz.

YOLSUZLUK DOSYASI : İşte Türk Telekom gerçeği


Sözcü Gazetesi yazarı Murat Muratoğlu en son borç taksidini ödeyememesiyle gündeme gelen Türk Telekom’un özelleştirme sürecini ve borçlarını yazdı.

İşte Muratoğlu’nun yazısı: Her daim “Cumhuriyet tarihinde yapılmayanları yaptık” dediler, nitekim yaptılar! Özelleştirmelerin en can acıtanıydı Türk Telekom…

1993 yılı başlarında Telekom’a 25-30 milyar dolar piyasa değeri biçiliyordu. O dönemde Türkiye’nin dış borcu toplam 26 milyar dolar idi…

2005 yılının Kasım ayında yüzde 55 hissesi için en yüksek teklifi veren Oger Telecom 6.550 milyar dolar ile 21 yıllığına sahibi olmuştu Türk Telekom’un…

Devir işlemleri yapıldıktan sonra Oger, devlete olan borcunu ödemek için Türk Telekom hisselerini teminat göstererek bankalardan kredi istedi. Üstelik İktidar bu kredinin verilmesi için devreye girdi. Kredi verildi. Devlete olan borç ödendi.

Şirketin çoğunluk hissesini 6.550 milyar dolara alan Oger’in 2006 ile 2014 sonuna kadar Türk Telekom’dan elde ettiği kâr, 11 milyar 822 milyon dolar oldu. Bunun yüzde 55’i Oger’e düşen 6 milyar 614 milyon dolarlık paydı… Satın alma maliyetini 9 yılda çıkardı.

Sözleşmeye göre Türk Telekom 12 yıl daha, Oger’e çalışacak bedavaya…

Fiberliyo dediler fena fiberlediler

Yalnız bir sorun var! Şirket o dönemde bankalardan aldığı borcu ödemede zorluk çekince

2013’te borcunu yapılandırdı.

Oger, Türk Telekom hisselerini teminat göstererek 29 bankadan aldığı 4 milyar 750 milyon dolarlık kredinin 290 milyon doları tutarındaki taksitini yine ödeyemedi ve süre istedi.

Yani aldığı kar payını yemiş, borcunu ödememiş bir şirket var. Borcunu ödemeyince ne olacak? Hisseler el konulup, satılacak.

İyi de hisseler sadece 12 yıl daha kiralık! Devletten kiralık hisseyi kime ne hakla satacaksın? Satamazsın! Teminat alırken düşünecektin ya da kredi vermeyecektin.

Hadi sattılar diyelim. Adamlar şirketi kaybetseler bile 9 yıl boyunca şirketi işlettiler, 6 milyar 614 milyon doları karı cebine koyup fiberleyip gittiler. Telekom’u borçlandırdılar. Özelleştirme sözleşmesinde taahhüt ettiği hiçbir yatırımı tamamıyla yerine getirmediler.

İstanbul’un merkezine bile fiber hattı çekmediler.

Yine de Ronaldo’yu reklamlarında oynatıp şirketin milyonlarca lirasını yayıncı yandaşlara fiberlediler.

Bakın oradan ses geliyor mu? Hiç birinin hattı çekmiyor! Bu işten hepsi kazandı. Açın izlenmeyen bir kanalı, çevirin okunmayan sayfayı işte orada

Türk Telekom reklamı!

Türkiye Cumhuriyet tarihi boyunca yabancılardan böyle kazık yememişti. Fiber hızıyla kandırdılar!

‘DURUM OJER’LE İLGİLİ’

Türk Telekom ise bugün KAP’a şu açıklamayı yaptı: Borç yükümlülüklerinin vaktinde ödenmemesi ile ilgili çıkan söz konusu haberlere dayanak oluşturulan gelişmeler, Türk Telekomünikasyon A.Ş. ile ilgili bir durum değil, 13 Ekim 2016 tarihinde de açıkladığımız üzere hissedarlarımızdan Ojer Telekomünikasyon A.Ş. (OTAŞ) ile ilgilidir.

YOLSUZLUK DOSYASI : TAYYİP ERDOĞAN’IN GİRDİĞİ KARANLIK VE AKÇELİ İŞLER


RECEP TAYYİP VE AKP’NİN YOLSUZLUKLARI

Güzel bir hikaye…

1-*İstanbul 2. Asliye Ceza, görevi ihmal (4616 erteleme),

2-*4. Asliye Ceza. Ali Müfit Gürtuna ve 17 belediye yöneticisiyle bilboard davası olarak bilinen 3 ayrı ihaleye fesat karıştırma davası (4. Ağır Ceza’da birleşti),

3-*5. Asliye Ceza, görevi kötüye kullanma (4616 erteleme),

4-*6. Asliye Ceza, bir dava (4616 erteleme) *7. Asliye Ceza, Darülaceze Vakfı Başkanı’nı zabıtalara zorla tahliye ettirip, aksine mahkeme kararını yerine getirmeyerek görevi ihmalden 10 ay hapis yedi, paraya çevrildi (4616) *7. Asliye Ceza, personel taşıma araçları ihalesine fesat karıştırma (4. Ağır Ceza’da birleşti) *9. Asliye Ceza’da görevi ihmal (4616 erteleme) *13. Asliye Ceza’da okuduğu şiirle ilgili mahkumiyet kararı için “Bu karar hukuk tarihimiz adına bir trajedi, bir utanç sayfasıdır” sözleri yüzünden hakimlere hakaret (TBMM’de bekliyor) *11. Asliye Ceza’da Gürtuna ile birlikte görevi kötüye kullanmak (4616)

5-*3. Ağır Ceza’da 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na Muhalefet (4616) *4. Ağır Ceza’da 58 belediyeciyle yargılandığı Meclis’te bekleyen ihaleye fesat karıştırma davası *10. Asliye Ceza’da 2005’te açılmış bir, *1. Sulh Ceza Mahkemesi’nde 2006’da açılmış iki ayrı dava,

6-*Eyüp Ağır Ceza, Halic’in sinek ilacıyla temizlenmesi ihalesi ve Güngören belediye binası yapımı ihalesine fesat karıştırma (TBMM’de bekliyor) *Eyüp Ağır Ceza, İGDAŞ’daki şube inşaatlarından sayaç okuma ve reklam işleriyle ilgili ihaleye fesat karıştırma davası (TBMM’de) *Üsküdar 2. Ağır Ceza’da 37 sanıklı AKBİL davası (TBMM’de bekliyor),

7-*Üsküdar Asliye Hukuk, ölmüş eski Maliye Bakanı Vural Arıkan’a ‘sarhoş’ ifadesi ile hakaretten 2 milyar TL manevi tazminat ödemeye mahkum oldu,

8-*Kartal’da bir İtalyan firmanın şikayetiyle açılan 11 kişiyle birlikte görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma davası,

9-*Kartal 2. Sulh Ceza’da 1986’da ormanlık araziye kaçak villa suçundan 10 aylık kesinleşmiş hapis cezası (paraya çevrilip daha sonra adli sicilden silindi)

TAYYİP VE AKP YOLSUZLUKLARI

1. “BILBOARD YOLSUZLUĞU

İstanbul’un ana arterlerinde yer alan, büyük reklam ajanslarının gözdesi reklam panolarının kiralanması sırasında yapılan yolsuzluktur. Recep Tayyip Erdoğan’ın en büyük taktiği, ihalelerin önce belediye şirketlerine (BİT’lere) verilmesi, oradan da kendi yandaşı kişi ya da firmalara aktarılmasıydı. Bilboard ihalesindede aynı şeyi yaptı. Ulusal ve uluslararası reklam ajanslarının gözdesi ‘bilboard’lar (caddelere konulan büyük reklam panoları) önce belediye şirketi KÜLTÜR AŞ’ye kiralandı. Oradan da Nakşibendi tarikatı mensuplarının yönetimindeki İNTERPAN firmasına yıllık 30 milyar TL gibi komik bir fiyatla devredildi. Bilboard ihalelerinde yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle Temmuz 2002’de İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Burada Recep Tayyip Erdoğan, Ali Müfit Gürtuna ve 25 belediye yöneticisi (bunlardan bir kısmı da AKP miletvekili adayı) yolsuzluk sanığı olarak yargılanıyorlar. Sanıklardan belediyenin zararı 100 milyon doları karşılamaları da isteniyor. İlk duruşma önümüzdeki günlerde yapılacak.”

2. “AĞAÇ YOLSUZLUĞU

İstanbul’a dikilen ağaçların alımından dikimine kadar yapılan ihalelerdeki yolsuzluklardır. ‘İki milyon ağaç’ kampanyası Tayyip’in en iddialı projelerinden biriydi. Ama her projesindeki gibi bunda da BİT’ler kullanılarak İstanbul halkı soyulmuştur. Ağaç alım, dikim ve bakım işleri önce belediye şirketi İSTAÇ’a verilmişti. İSTAÇ da bir başka belediye şirketi AĞAÇ AŞ’ye taşeron olarak devretmiş, AĞAÇ AŞ de siyasi yandaşları, kişi ve firmaları taşeron olarak kullanmıştı.Türkiye’den ucuz fiyatla sağlanması mümkün olan ağaçlar İtalya’dan birkaç misli fiyatla ithal edilmiş, trilyonlarca liralık döviz kaybına yol açılmıştı. Ayrıca İstanbul’un iklim koşullarına uygun olmadığı biline biline binlerce ağaç ithal edilmiş, bu ağaçlar kuruyuncada Tayyip Erdoğan’ın emriyle gece yarıları yerinden söktürülmüştü. Ağaç işleri ile ilgili yapılan soruşturmalar sonucunda ‘görevde yetkisini kötüye kullandığı’ tespit edildiyse de Recep Tayyip Erdoğan, beş yıllık zamanaşımı nedeniyle yargılanıp ceza almaktan kurtuldu.

3. “PERSONEL TAŞIMA YOLSUZLUĞU

Belediye ve bağlı şirketlerinin personelinin işe gidiş gelişlerini sağlamak için yapılan personel servisi ihalelerindeki yolsuzluktur. İstanbul Belediyesi ve bağlı kuruluşlarının personelinin taşınma işleri Tayyip’in yakın arkadaşı Albayraklar şirketine verilmişti. Burada da akıl almaz yolsuzluk olayları yaşanmıştı. Danışıklı dövüş şeklinde yapılan bu ihalelere birkaç akraba şirket, bazılarına da sadece Albayraklar davet edilmişti. Sahte araba ruhsatlarının düzenlendiği müfettiş raporları ve savcılık iddianamelerine konu olan bu ihaleler % 2-3 gibi komik tenzilatlarla Albayraklar firmasına verilmişti.Tayyip Erdoğan bu yolsuzların önemli bölümünden yakasını beş yıllık zaman aşımı nedeniyle kurtardıysa da, 1998’de yapılan iki ihale nedeniyle İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde “ihaleye fesat karıştırmak”tan yargılanıyor. Hazır söz ALBAYRAKLAR’dan açılmışken, bu ilişkilere ışık tutmaya yarayacak, Cumhuriyet gazetesinde çıkan iki haberi de yorumsuz olarak sunalım.

ÖZELLEŞTİRMENİN GÖZDESİ ALBAYRAKLAR – I

Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde aldığı ihalelerle adını duyuran Albayraklar, AKP’nin iktidara gelmesiyle de özelleştirmenin vazgeçilmez şirketi oldu. Sümerbank Ereğli Tekstil, Balıkesir SEKA ve Trabzon Limanı’nı alan Albayraklar Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Albayrak ve kardeşlerinin de aralarında bulunduğu 11 kişi Büyükşehir Belediyesi’nden alınan ihalelere fesat karıştırmaktan mahkum oldu. Albayraklar’a da 1 yıl süre ile ihaleye girme yasağı getirildi. Ancak bu cezalar ertelendi. Albayrak kardeşler, Mustafa Albayrak öncülüğünde 1980 yılında işe İstanbul’da minibüsçülük ve otobüsçülük yapmakla başladı. 1994 yılına dek yalnızca otobüsçülükle geçinen Albayraklar’ın işleri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın kazanmasıyla açıldı. İlk önce belediyenin personel taşıma ihalesini alan Albayraklar’a daha sonra belediyenin çöp, inşaat ve metro ihaleleri de verilmeye başladı.

Temiz Şehir Operasyonu Albayraklar’a verilen bu ihalelerdeki usulsüzlük iddiaları üzerine İçişleri Bakanlığı, mülkiye başmüfettişlerini görevlendirdi. Aylar süren incelemeler sonucu, bu ihalelerde usulsüzlük tespit eden müfettişlerin raporu üzerine İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı soruşturma başlattı. İstanbul DGM, 2001 yılında Organize ve Mali Şube Müdürlüklerine Albayraklar’a yönelik operasyon talimatı verdi. Albayrak şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Albayrak, Tayip Erdoğan’ın danışmanları ve şu anda AKP sıralarında Mecliste olan bazı milletvekilinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 100 kişi gözaltına alındı. Bu kişilerden Mustafa Albayrak, Alican Balcı ve Nuran Erdoğan 19 Eylül 2001 tarihinde “çete kurmak”, “zimmet” ve “dolandırıcılık” suçlarından tutuklandı. Soruşturma devam ederken DGM Yasası’nda değişiklik yapıldı. Yasa değişikliği ile “çete” davaları DGM kapsamından alınarak ağır ceza mahkemelerine verildi. Albayraklar dosyası da İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Albayraklar soruşturmasını tamamlayan İstanbul Cumhuriyet Savcıları Erolcan Özkan, Rasim Işıkaltın ve Hüseyin Yıldız, Mustafa Albayrak, dönemin İSKİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu ve Erdoğan’ın danışmanı Necmi Kadıoğlu’nunda aralarında bulunduğu 70 sanık hakkında “çete” “zimmet” ve “dolandırıcılık” suçlarından dava açtı. Sanıkların 3 ile 75 yıl arasında değişen ağır hapis cezalarına çarptırılmasının istendiği iddianamede, Erdoğan’ı “geleceğin başbakanı” yapmak amacıyla çete oluşturulduğu ifade edildi. Organize olarak ihalelere fesat karıştırıldığı ve şartnamelerin Albayraklar’ın menfaatleri doğrultusunda hazırlandığı iddia edilen iddianamede, “Siyasal ve sosyal görüşten kaynaklanan bir amaçla, cürüm işlemek için devasa bir teşekkül oluşturuldu” denildi. Daha sonra Yargıtay’ın Erdoğan ve Ali Müfit Gürtuna hakkındaki dosyayı yerel mahkemeye göndermesi üzerine belediyenin eski yeni başkanları hakkında da dava açıldı. Bu dava bir süre sonra Albayraklar davası ile birleştirildi. Dosyanın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesinin hemen ardından yapılan ilk duruşmada tutuklu sanıklar tahliye edildi. Gıyabi tutuklu sanıkların ifadeleri alınmaya gerek duyulmadan tutukluluklarının kaldırılması ise dikkat çekici idi. Bir süre sonra davada sanık olarak yargılanan Erdoğan’ın partisi iktidara geldi. AKP’nin iktidar olmasının hemen ardından yapılan duruşmada mahkeme karar verdi.

Ceza aldılar

Mahkeme heyeti, Mustafa Albayrak, kardeşleri Kazım ve Muzaffer Albayrak ile şirketin ihale bölümünde çalışan Hüseyin Yılmaz, Mehmet Sami Polat, Tamer Öztürk ve OsmanTemur’un “ihaleye fesat karıştırmak” suçundan, Belediye’nin İhale Komisyonu’nda yer alan Basri Saygı, Mustafa Döner, Ömer Gaziler ve Beytullah Ateş’in de “görevi ihmal” suçundan 2 ay 27’şergün hapis cezasına çarptırılmalarını kararlaştırdı. Daha sonra bu cezaları paraya çeviren mahkeme, sanıkların bir daha suç işlemeyeceklerine kanaat getirerek cezalarını erteledi. Mahkeme Gürtuna’nın da aralarında bulunduğu 54 kişinin ise delil yetersizliğinden beraatına karar verdi. DGM’ce yapılan ve daha sonra yasa değişikliğiyle ağır cezamahkemelerine gelen davaların hemen hepsi hâlâ sürüyor. Erdoğan ve Gürtuna’nın yargılandığı bu yolsuzluk davası ise jet hızı ile sonuçlandı. Albayraklar davasında Erdoğan döneminde İstanbul Belediyesi’nde görev yapan ve daha sonra AKP sıralarında Meclis’e giren 6 milletvekilli de yargılanıyordu. Ancak dokunulmazlık kazanan Mustafa Açıkalın, Adem Baştürk, İdris Naim Şahin, Zülfü Demirbağ, Selami Uzun ve Mustafa Ilıcalı’nın dosyaları ayrıldı.

AKP iktidarı da onlara yaradı

3 Kasım seçimleri sonucunda AKP’nin iktidara gelmesiyle Albayraklar’ın yıldızı iyice yükseldi. Erdoğan’ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde Albayraklar’ın da adı artık daha büyük ihalelerle anılmaya başlandı. Albayraklar’a Türkiye’nin en büyük işletmelerinden olan Sümer Holding’e ait Ereğli Tekstil, Balıkesir SEKA ve Trabzon limanı verildi. SEKA’yı daire fiyatına aldılar Özelleştirme kapsamına alınan Balıkesir SEKA yalnızca 1.1 milyon dolara Albayraklar’a satıldı. Fabrika ile birlikte ambardaki 4 trilyonluk yedek parça, her biri için ortalama 20 milyar değer biçilen 185 lojman, 2.8 trilyonluk enerji tribünü ve 47 iş makinesi de Albayraklar’a geçti. 1981 yılında 1 milyon 189 milyon dolara inşa edilen fabrikaya SEKA müfettişlerinin biçtikleri fiyat 51 milyon dolar.
Ucuza kapatılan liman Albayraklar’ın özelleştirmeden aldığı üçüncü tesis ise Trabzon limanı oldu. İşletme hakkının 30 yıllığına özel sektöre devri için yapılan ihaleye 6 şirket katıldı. Elemeli turda 2 şirket elendi ve liman 21.3 milyar dolarla açık arttırmaya açıldı. 30 yıllık işletme hakkı 22 milyon 400 bin dolar Albayraklar’a verildi. Bu kararla 2002 yılında 2 trilyon 850 milyar kâr eden liman yıllık yaklaşık 1.1 trilyon liraya Albayraklar’ın oldu. Albayraklar AŞ mahkeme kararlarına karşı SEKA’yı iade etmedi. Selüloz İş Sendikası Balıkesir Şube Başkanı İsmail Deniz, yargı karaları uyarınca fabrikanın SEKA’ya verilmesi gerektiğini söyledi.

4. “ÇÖP YOLSUZLUĞU

Toplanan çöplerin döküm alanlarına götürülmesi için açılan ihalelerde yapılan yolsuzluktur. İstanbul’un çöplerinin aktarma merkezlerinden döküm alanlarına götürülmesi işi de yine BİT’ler kullanılarak yandaş firma Albayraklar’a verilmişti. İstanbul Belediyesi bu işi önce belediye şirketi İSTAÇ’a ihale etmiş ve İSTAÇ da Albayraklar ortaklığı iki şirkette vermişti. 1996 çöp taşıma ihalesi Albayraklar’a ait Sistem İnşaat ile Günaydın Kardeşler’e 7 trilyonlira bedelle verilmişti. Aynı iş müfettiş denetimleri sırasında 2002 yılı için ihale edilmiş, Albayraklar’ın teklif vermediği bu ihale 6.67 trilyon TL’ye Ceynak firmasın işi almıştır. İstanbul’un çöp işi tüm enflasyon artışlarına rağmen 6 yıl sonra bile daha ucuz fiyataihale edilmiştir.

5. “AKBİL YOLSUZLUĞU

İstanbul’da ulaşımı kolaylaştırmak için uygulamaya koyulan elektronik entegre bilet sistemindeki yolsuzluktur. AKBİL sisteminin kurulmasından, uygulamasına kadar her aşamasına yolsuzluk yapılmıştı. Türkiye için bir ilk olan “sanal ortamda hortumlama” da yine Tayyip Erdoğandönemine rastlamaktadır. Elektronik ortamda verileri değiştirerek veya silerek trilyonlarca lira İstanbullu’nun cebinden hortumlanmıştı. Bir numaralı sanığın RecepTayyip Erdoğan olduğu AKBİL davası halen Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etmektedir.”

6. “İGDAŞ YOLSUZLUĞU

İstanbul’un doğal gaz dağıtım şirketi İGDAŞ’daki şebeke inşaatlarından sayaç okumayave reklam işleri ihalelerine kadar yapılan bir dizi yolsuzluktur.İstanbul’un doğalgaz şebekelerini ve dağıtımını yapan DOĞALGAZ TEKELİ konumundaki belediye şirketi İGDAŞ Tayyip Erdoğan döneminde büyük yolsuzlukların merkezi oldu.Şebeke inşaatları fahiş fiyatlarla yandaş şirketlere verildi. El kitabı basımından hikaye veboyama kitabı basımına, sayaç okumadan kolonyalı mendil alımına kadar kadar yapılanihalelerde yolsuzluk yapıldı. Tayyip’in düzenlediği propoganda toplantılarının finansmanıİGDAŞ tarafından karşılandı. Tüm bu yolsuzlukların faturasını İstanbul halkı fahişdoğalgaz faturalarıyla ödedi. Bu konularda açılan dava halen Eyüp Ağır CezaMahkemesi’nde devam ediyor.

7. “KİPTAŞ YOLSUZLUĞU

İstanbul’un gecekondu sorununu çözmek üzere Mesken Gecekondu Müdürlüğü fonundabiriken paralar ile tahsis edilen arsaların KİPTAŞ isimli BİT’e verilmesi ve burada keyfi ihale ve uygulamalarla çarçur edilmesidir.İstanbul’un gecekondu sorununa çömzüm getirmek amacıyla kurulan Mesken GecekonduMüdürlüğü mülkiyetindeki arsalar ile fonlar belediye şirketi KİPTAŞ’ın emrine verildi. Buşirket de yandaş şirketlere verdiği ihalelerle yapsatçılık yaptı. Ayrıca bu şirketin kasası, yandaş belediyelere borç para veren banka kasası gibi kullanıldı. İstanbul belediyesi şirketi KİPTAŞ Adapazarı’nda arsalar aldı, bu arsaların bir kısmını oradaki FP’li belediye başkanları ve politikacılara sattı. Sermayesi İstanbul halkınaait olan bu şirket tam bir çiftlik gibi yönetilmekte, gecekondu sorununun çözümü içinayrılan arsalar ve paralar çarçur edilmektedir.Yaptırdığı sosyal konut niteliğindeki binalar kalitesizlikten oturulamaz durumda olanKİPTAŞ, 200-300 dolara vilLa satan “yap-sat”çı durumuna geldi.

8. “İSKİ’DEKİ YOLSUZLUKLAR

Altyapı inşaatları, araç kiralama, personel taşıma, personel kıyafet temini gibi ihalelerde yapılan yolsuzluklardır.Recep Tayyip Erdoğan döneminde İSKİ de yolsuzluk ve usulsüzlüklerle yandaş kişi vekuruluşları zengin etmek amacıyla kullanıldı. 119 ihaleden sadece 5’i gazete ilanıyladuyuruldu. 114 ihale yandaş şirketlerin davet edilmesiyle gizli olarak yapıldı.İstanbul’daki inşaat şirketleri yetmiyormuş gibi Gaziantep ve Kayseri gibi illerden yandaşşirketler ihalelerin yıldızı oldular. Araç kiralamadan personel servisine kadar birçok ihale,davet ve pazarlık gibi yöntemlerle gizli olarak yandaş firmalara verildi.İSKİ’deki yolsuzluklar nedeniyle, bir yandan İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeyargılma devam ederken, bir yandan da İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişleri’ninincelemeleri devam ediyor.

9. “METRO YOLSUZLUĞU

İstanbul Metrosu’nun elektro-mekanik ihalesinde yapılan yolsuzluklardır. İstanbul Metrosu inşaatına Nurettin Sözen döneminde başlanmıştı. Kazı işleri devamederken Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçildi.Sözen, metronun elektro-mekanik ihalesini de yapmış ancak zarfların açılma işini yeni başkana bırakmıştı. Tayyip zarfları açtı ve fiyatları pahalı buldu, tekrar ihale düzenlendi.İhaleyi Siemens- Simko- Garanti-Koza konsorsiyumu kazandı, ancak Tayyip 7 ay sonrasudan sebeplerle bu ihaleyi de iptal etti. Bu olaya tepki gösteren Almanlar TayyipErdoğan’ın bu ihaleyi yakınlarına vermek için iptal ettiğini açık açık söylediler. İhaleüçüncü kez yapıldı ve ihale Tayyip’in yakını Albayraklar’ın ortak olduğu konsorsiyumakaldı.Tayiip Erdoğan dönemi İstanbul Belediyesi bürokratlarının Metro ihalesindeki yolsuzlar nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaları sürüyor. Tayyip’in de buolayda “görevde yetkisini kötüye kullandığı” tespit edildiyse de, suç tarihi 23 Nisan1999’dan önce olduğu için “Rahşan affı” olarak bilinen erteleme yasasından faydalanarak yargıdan yakasını kurtardı.

10. “KİRALIK ARAÇ YOLSUZLUĞU

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve BİT’lerde araç kiralama işlerinde yapılanyolsuzluklardır.Tayyip Erdoğan, binek araçlarını kiralama yöntemiyle temin ederek yeni bir uygulamabaşlattı. Kiralamaların yandaş şirketlerden yapılabilmesi için her türlü tedbir alındı.Örneğin, İstanbul Belediyesi araba kiralama ilanını Milli Gazete’nin İzmir baskısına verdi,işi eski MSP’li Bakan Hasan Aksay’ın oğlu Mehmet Emin Aksay’ın Ankara firması aldı.Belediye İstanbul’da, ilan İzmir’de, işi alan firma Ankara’da !.. AyrıcaKiralamalarda fahiş fiyatlar uygulandı. Örneğin sıfır kilometre Renault Spring’înfiyatı 330 milyon TL iken, araba için bir yılık kiralama bedeli olarak peşin para 312 milyonTL kira bedeli ödendi !.. 18 milyon daha ödeseler araba belediyenin olacaktı !..Tayyip Erdoğan bu konuda da yargıdan yakasını “Rahşan Affı” sayesinde kurtardı.

11. “SİNEK İLACI YOLSUZLUĞU

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından karasinek ve sivrisinek ile mücadele için gerekli ilaç alımında yapılan yolsuzluklardır.Recep Tayyip Erdoğan ve Ali Müfit Gürtuna haklarında İstanbul Belediyesi tarafından karasinek, açık alan karasinek, sivrisinek ve biyolojik lavrasit ilaçlarının alımında tek ürüne vetek firmaya yönelik ihale şartnamesi hazırlamak suretiyle ihaleye fesat karıştırıldığıgerekçesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı

12. “ÇAMUR BARAJI YOLSUZLUĞU

Haliç’ten çıkarılan çamurun baraj sahasına taşınması sırasında yapılan yolsuzluklardır.Haliç ıslah çalışmaları sırasında çamur naklşinin yapıldığı boruların döşenmesindeBayındırlık Bakanlığı fiyatlarının 50 misli fiyat ödenmesi, bu ödemenin yanlışlıklayapılamayacak kadar büyük olması nedeniyle İstanbul belediyesi ile yüklenici firma gizli pazarlıklar olduğu gerekçesiyle İstanbul Ağır Ceza dava açıldı.

SAZ ARKADAŞLARI !..

(Aşağıdaki liste 5 Eylül 2002 itibarıyla hazırlanmıştır. Bugün bu listede adı geçen bir çok isim milletvekili ve bakan olarak TBMM’de görev yapmaktadırlar !.. S.E ) Recep Tayyip Erdoğan döneminde görev yapan ancak bugün çoğunluğu yolsuzluk sanığı olan İstanbul Belediyesi bürokratları, -BİT Genel Müdürleri, – İlçe Belediye Başkanları – Belediye Müteahhitleri, – Yakın dostları:

1. İDRİS NAİM ŞAHİN :

AKP Kurucular Kurulu üyesi… İstanbul Belediyesi eski genel sekreteri. İstanbul üçüncü bölge 5. sıra milletvekili adayı. AKBİL ve ALBAYRAK davaları sanığı…

2. MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN :

İstanbul belediyesi eski genel sekreteri. AKP İstanbul 3. bölge 13. sıra miletvekili adayı. AKBİL, ALBAYRAK ve İGDAŞ davaları sanığı.

3. AKİF GÜLLE :

AKP Genel Başkan Yardımcısı. İstanbul Belediyesi eski Personel DaireBaşkanı. Amasya 1. sıra milletvekili adayı. BILBOARD davası sanığı.

4. A. HİLMİ GÜLER :

AKP Genel Başkan yardımcısı. İstanbul Belediyesi eski danışmanı. İGDAŞ eski murahhas azası. Ordu 1. sıra milletvekili adayı. İGDAŞ davası sanığı.

5. ADEM BAŞTÜRK :

İstanbul Belediyesi eski genel sekreteri. AKP Kayseri 5. sıra milletvekili adayı. ALBAYRAK ve İGDAŞ davaları sanığı.

6. HÜSEYİN BESLİ :

İstanbul Belediyesi eski basın danışmanı. AKP İstanbul 1. bölge 10. sıra milletvekili adayı. İGDAŞ davası sanığı.

7. HAMZA ALBAYRAK :

İstanbul Belediyesi eski Teftiş Kurulu Başkanı. AKP Amasya 2. sıramilletvekili adayı.

8. NEVZAT PAKDİL :

İETT eski Genel Müdürü. AKP Kahramanmaraş 2. sıra milletvekili adayı.

9. MEHMET ALİ BULUT :

AKP Kurucular Kurulu üyesi. İSTOn Eski yönetim kurulu üyesi. Kahramanmaraş 5. sıra milletvekili adayı.

10. MİKAİL ASLAN :

İstanbul Belediyesi eski Mesken Gecekondu Müdürü. AKP Kırşehir 2. sıra milletvekili adayı. AKBİL davası sanığı.

11. MEHMET MEHDİ EKER :

İstanbul Belediyesi eski Veteriner Müdürü. AKP Diyarbakır 6.sıra milletvekili adayı.

12. ZÜHTÜ DEMİRAĞ :

İstanbul belediyesi eski Yol Bakım Müdürü. AKP Elazığ 3. sıra milletvekili adayı. ALBAYRAK davası sanığı.

13. MUSTAFA ILICALI :

İstanbul Belediyesi eski APK Daire başkanı. AKP Erzurum 4. sıra milletvekili adayı. ALBAYRAK davası sanığı.

14. ALİ MAZAK :

İstanbul Belediyesi eski Mezarlıklar Müdürü. AKP Mersin 6. sıramilletvekili adayı.

15. SELAMİ UZUN :

İstanbul Belediyesi eski Kontrol Daire başkanı. AKP Sivas 6. sıra milletvekili adayı. ALBAYRAK davası sanığı.

16. LOKMAN AYVA :

İstanbul Belediyesi eski Özürlüler Koordinasyon Müdürü. İstanbul 3. bölge milletvekili adayı.

17. BİNALİ YILDIRIM :

İstanbul Deniz Otobüsleri eski Genel Müdürü. Yakınlarına usulsüz büfe kiraladığı söylentilerinden sonra GÜRTUNA tarafından görevden alınmıştı. AKP 1. bölge 6. sıra milletvekili adayı.

18. AYHAN BÖLÜKBAŞI :

İstanbul Belediyesi’ne ait SPOR AŞ’nin eski Genel Müdürü. İstanbul 3. bölge 21. sıra milletvekili adayı.

19. GÜLSEY EROL :

İstanbul Belediyesi Hamidiye Suları AŞ. eski genel müdürü. AKP İstanbul 1. bölge 13. sıra milletvekili adayı.

20. MEHMET SEKMEN :

Kartal eski Belediye başkanı. AKP 1. bölge 11. sıra milletvekili adayı.

21. RECEP KORAL :

Gaziosmanpaşa eski Belediye Başkanı. AKP İstanbul 2. bölge 12. sıra miletvekili adayı.

22. YUSUF TÜLÜN :

Sarıyer eski Belediye başkanı. AKP İstanbul 2. bölge 15. sıra milletvekilil adayı.

23. YAHYA BAŞ :

Güngören eski Belediye başkanı. AKP İstanbul 3. bölge 11. sıra milletvekili adayı.

24. NUSRET BAYRAKTAR :

Beyoğlu eski Belediye Başkanı. AKP İstanbul 1. bölge 7. sıra milletvekili adayı.

25. ALİ İBİŞ :

Eski FP Belediye Meclis üyesi. Tayyip erdoğan dönemi FP İstanbul İl Yönetim Kurulu üyesi. Belediye müteahhidi. AKP İstanbul 1. bölge 9. sıra milletvekili adayı.

26. NURETTİN CANİKLİ :

REFAHYOL dönemi İstanbul Defterdar vekili. AKBİL için gerekli iznin O’nun döneminde verildiği söylenmektedir. ALBAYRAKLAR grubu Mali koordinatörü. AKP Kurucular Kurulu üyesi. AKP Giresun 1. sıra milletvekili adayı.

27. MEHMET VECDİ GÖNÜL :

AKP Kocaeli milletvekili. Tayyip Erdoğan döneminde İstanbul Belediyesi denetimleri sırasında Sayıştay başkanı idi. Erdoğan’ın partide en güvendiği ve saygı duyduğu kişilerden.

28. ZEKİ ERGEZEN :

AKP Bitlis milletvekili. Tayyip Erdoğan’ın yakın dostu. Yakınları İGDAŞ’ta doğalgaz işi KİPTAŞ’ta da toplu konut yaptılar.

29. RESUL TOSUN :

ALBAYRAKLAR grubuna ait Yeni Şafak gazetesinin köşe yazarı. Tokat 4. sıra milletvekili adayı.

30. HAYATİ YAZICI :

Tayyip Erdoğan’ın avukatı. AKP İstanbul 2. bölge 5. sıra milletvekili adayı.

31. FATİH RECEP SARAÇOĞLU :

İstanbul Belediyesi’ne iş yapan müteahhit firmalardan ERTE inşaatın sahibi. AKP 1. bölge 17 sıra milletvekili adayı.

32. SAİM BAĞBARS :

İstanbul Belediyesine iş yapan müteahhit firmalardan AY-SA ve EN-SA’nın sahibi. İstanbul 1. bölge 21. sıra milletvekili adayı.

ERDOĞAN DÖNEMİNDE BELEDİYE OLANAKLARI İLE KÖKTENDİNCİ SİYASET

1. MÜSLÜMAN KARDEŞLER ÖRGÜTÜ İLE İLİŞKİLER :

Uluslararası islamcı terör örgütlerinedestek sağladığı bilinen merkezi Mısır’daki Müslüman Kardeşler Örgütü’nün temsilcileri belediye kasasından, İstanbul halkı cebinden karşılandı. Bu örgütün Ürdün sorumlusu Mohammed ASHMAWEY ile Mısır sorumlusu Hasan HUVAYDİ, İstanbul Bakırköy’deki Holiday Inn otelinde kaldılar, masrafları İstanbul Belediyesi şirketlerinden ULAŞIM AŞ tarafından ödendi. Bu olay İçişleri bakanlığı tarafından belgeleriyle tespit edildi.

2. MÜSLÜMAN TOPLULUK BİRLİĞİ :

Recep Tayyip Erdoğan, 28-29 Mayıs 1996’daİstanbul’da “Müslüman Topluluklar Birliği Konferansı” düzenledi. Necmeddin Erbakan’ın açılış konuşmasını yaptığı bu toplantıya katılan yabancı müslüman ülkelerin delegelerinin 180 000 dolar tutarındaki İstanbul Eresin Oteli faturasını İGDAŞ ödedi. Tayyip’in yaptığı islamcı toplantıyı İstanbul halkı doğalgaz parası olarak finanse etti.

3. ULUSLARARASI İSLAM BİRLİĞİ KONFERANSI :

Erdoğan Nisan 1997’de “Uluslararası İslam Birliği” konferansı düzenledi. Masraflar yine İstanbul Belediyesi tarafından karşılandı.

4. TAKSİM MEYDANINA CAMİ :

RTE başkanlığı sırasında sürekli köktendincilere mesaj verdi, siyasi ortamı germek pahasına onların hoşuna gidecek eylemlerde bulundu. Taksim Meydanı’na cami yapma projesi de bu eylemlerden biriydi. Taksim Gezisi’ne cami yapmak üzere o alanın kenarındaki dükkanların boşaltılması için tebligatlar bile çıkarıldı. Ancak görevden alınması üzerine bu proje ortada kaldı.

5. SİLAHLI KUVVETLER’DEN ATILANLARA KUCAK AÇTI :

İrticai faaliyetleri nedeniyle, MGK kararıyla Silahlı Kuvvetler ile ilişiği kesilen subay ve astsubaylara Erdoğan sahip çıktı. Köktendinci kesimlere ‘ben ordudan korkmuyorum’ mesajı vererek puan toplamaya çalıştı. Ordu’dan atılmış 58 subay ve astsubay Erdoğan döneminde Belediye kadrolarında yer aldı.

6. ATATÜRK’E HAKARET EDENLERE KADRO :

Atatürk’e hakaret ettiği için kesinleşmiş, mahkeme kararı ile hüküm giymiş kişiler de Erdoğan tarafından sahiplenildi. Camilerde Atatürk düşmanlığı yapan imamlardan sözde bilim adamlarına kadar bir çok kişi İstanbul Belediyesi’nde işe alındı. Bu kişiler İstanbul halkı tarafından beslendiler. Erdoğan’ın danışmanı, Atatürk’e hakaret suçundan 1.5 yıl hüküm giymiş Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma da bu kişilerdendi.

7. UĞUR MUMCU MAHALLESİ :

İsmi nedeniyle Yakacık’taki toplu konut bölgesi “Uğur Mumcu Mahallesi”ne İSKİ su bağlamadı. İETT otobüs seferi koymadı. Yollar yapılmadı. İSKİ Genel müdür mahalleliye “isminizi değiştirmezseniz size su yok” dedi. Olay basına yansıdı, valilik el koydu ve uzun mücadelelerden sonra sorun çözüldü.”

ŞEYHÜLİSLAM TAYİP HAZRETLERİ

Bu günlerde sık sık Tayip hazretlerinin ağzında bir laf duyuyoruz. ”İTALYADAKİ TEMİZ ELLER” benzetmesiyle Türkiye de ki aydın, Ataürkçü, Cumhuriyetçi ve muhalif yazar çizerleri muhalif gazeteleri maliye kıskacına alan TV kuruluşlarında hoşuna gitmeyen çalışanın işine son verdirten HİTLER vari susturan tutuklattıran göz altına aldıran gazeteleri susturan yandaş tv kanalları kuran Şeyhülislam Tayip hazretleri acaba; Kanal 7, Kanal 24 ve Yeni Şafak gazetesini neden mali incelemeye almıyor? İsterseniz Kanal 7 ve yeni Şafak gazetesinin kurulmadan önceki günlere gidelim ve savcıların hazırladığı iddianamelere, müfettişlerin raporlarına bir göz atalım.

3 Kasım öncesi…

Maliye Bakanlığı “Hesap Uzmanları Kurulu”ndan 8 uzman, yaklaşık iki yıl süren çalışmaları sonucunda yazdıkları 600 sayfalık rapor hazırladılar. Uzmanların raporu, belgelere ve tanık ifadelerine dayanılarak hazırlanmıştı. Bu rapora göre 40 milyon dolar civarında yolsuzluk yapılmıştı. Yolsuzluğa adı karışanların bir kısmı tutuklu yargılanıyordu. Kimler mi? İGDAŞ eski Genel Müdürü Fuat Şengül, İstanbul Büyükşehir eski Belediye Başkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, İroni Ajans’ın ortağı ve KANAL 7′nin spikeri Ahmet Hakan Coşkun, İGDAŞ Pazarlama ve Satış Müdürü İbrahim Müjdat Oğuz, İroni Ajans’ın (Kanal 7) ortağı Taci Erdemir ve Mehmet Özhüsrev, Lonca A.Ş. çalışanı Rasim Özdemir ve İGDAŞ görevlisi Mahmut Yılmaz, ile aynı şirketin tahsildarı Metin Şahin, İGDAŞ Anadolu Yakası Bölge Müdür Yardımcısı Yusuf Aydınoğlu’nun da aralarında bulunduğu yaklaşık 70 kişi. O zamanlar tutuklananlar arasında bulunan İGDAŞ eski Genel Müdürü Fuat Şengül, sorgusu sırasında “Neden bizi yakalıyorsunuz da, üstümüzdekilere (BelediyeBaşkanlarına-Erdoğan ve Gürtuna’yı kastediyordu) neden dokunmuyorsunuz?” diyordu. İroni Ajans’ın, (Kanal 7) İGDAŞ ‘tan 1.5 trilyonu alırken adlarını kullandığı Eren Reklam ve Er Ofset adlı paravan şirketlerle ilgili olarak gözaltına alınan Mehmet Şişman’da ifadesinde oldukça ilginç açıklamalar yapıyordu: “Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı olan Tufan Mengi beni arayarak İGDAŞ’la ilgili naylon faturaya ihtiyacı olduğunu söyledi…Bunun üzerine bu işi yapan Ayhan Erim adlı arkadaşımı Tufan Mengi ile tanıştırdım… Bu tanıştırma karşılığı 5 milyar lira aldım…” Şimdi, Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren tarafından hazırlanıp ve daha sonra DGM’ye sunulan rapora bakalım… Raporda, Tayyip Erdoğan’la ilgili olarak “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, ihalelere fesat karıştırmak ve cihat hazırlığı yapmak” iddiaları yer alıyordu.

Cürüm işlemek:

Siyasi ve sosyal bir görüşten kaynaklanan bir amaçla, cürüm işlemek için devasa bir teşekkül oluştumak.

Fesat karıştımak:

Oluşturulan bu teşekkül vasıtası ile organize çalışmalar yapmak suretiyle ihalelere fesat karıştırmak.

Kayırma:

Belediye ihalelerine esas olan şartnameleri Albayrak Grubu’nun çıkarı doğrultusunda hazırlamak.

Kollama:

Belediye şirketlerinde yönetim kurulu kararları ile yapılması planlanan hizmetleri, Albayrak şirketine veya sahiplerinin kurdukları tali şirketlere vermek.

Fazla ödeme:

İhtiyaca binaen araç kiralanması adı altında sağlıksız satın alımlara ve gerçeği yansıtmayan işlere karşın büyük ödemeler yapmak.

Sahtecilik:

Hayali şirketlere naylon ve sahte faturalarla ödemeler yapmak.

Özel amaç:

Yapılan bu ödemeler sonucu toplanan paraları kendilerince bilinen kişilerin elinde toplayarak özel amaçlar doğrultusunda kullanmak.

Cihad hazırlığı:

Tüm bu yollarla siyasi, sosyal ve ekonomik amaçları gerçekleştirmek amacıyla organizebir şekilde suç işlemek için oluşturulan teşekkül vasıtasıyla, devlet parasını, yani belediye parasını nitelikli yollar kullanarak geleceğin başbakanını hazırlamak ve cihat hazırlığı yapmak için yönlendirmek ve zimmete geçirmek.

Hortumlamak:

İstanbul içinde özellikle kapatılan FP belediyeleri ile işbirliği yaparak kamu imkanlarını çeşitli yollarla kendilerinin ve mensubu bulundukları partinin menfaatine aktarmak, güncel tabiri ile hortumlamak.

Baskıcılık:

Bu eylemler sırasında baskı, şiddet, cebir ve mayfavari yollara başvurmak suretiyle suç işlemek.

Yasa tanımazlık:

2286 sayılı İhale Kanunu’na aykırı olarak ihtiyaçların serbest rekabet ortamından karşılanmasını engellemek. İhalelerde tasarruf tedbirlerine uymamak.

Zarar vermek:

Belediye imkanları ile yapılabilecek bazı işlerin başka kişi ve kuruluşlara yaptırılması sonucunda belediyeyi zarara uğratmak.

İddianame ve raporlara rağmen, Recep Tayyip Erdoğan, kameraların önüne çıkıp; “İddialarını ispatlamayanlar; bu kadar açık, bu kadar ağır konuşuyorum, alçaktır,namussuzdur, şerefsizdir…” diyordu. Ama aklanamdılar, 3 Kasım’la birlikte dokunulmazlık zırhına büründüler.

İşte o vekiller ve yargılandıkları davalar:

Kemal Unakıtan:

Kemal Unakıtan hakkında toplam 9 ayrı dava açılmış; Unakıtan “çete” ve “haksız menfaat temin etmek” suçundan 5 yıl hapis istemiyle yargılanıyordu.

Mehmet Mustafa Açıkalın:

Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde, Erdoğan’ın Genel Sekreteriliği’ni yapıyordu. AKBİL, İGDAŞ ve Albayrak davaları sanığı iken polis tarafından aranıyordu.

Adem Baştürk:

Erdoğan’ın Genel Sekreter Yardımcısıydı. Gürtuna döneminde Genel Sekreter oldu, İçişleri Bakanlığı müfettişlerince görevden alındı ve İGDAŞ davası sanığıydı.

Hüseyin Besli:

Erdoğan’ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde 5 yıl Basın Danışmanlığı’nı yürüttü. İGDAŞ Yönetim Kurulu’nda üyesi ve İGDAŞ davası sanığıydı.

Mikail Arslan:

Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı döneminde, Mesken ve Gecekondu Müdürlüğü görevini yürütüyordu. Akbil davası sanığıydı.

İdris Naim Şahin:

Eski Kaymakam. Erdoğan’ın Genel Sekreter Yardımcılığı görevini yürüttü. Akbil ve Albayrak davaları sanığıydı.

Akif Gülle:

Erdoğan Belediye Başkanlığı döneminde, Belediye Personel Daire Başkanı’ydı ve FP’den ilk seçilen belediye kökenli milletvekiliydi. AKP’de milletvekili seçilen Gülle, bilboard davası sanığıydı.

Mustafa Hilmi Güler:

Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı döneminde İGDAŞ Murahhas Azası görevinde bulundu. İGDAŞ sanığıydı.

Mustafa Ilıcalı:

Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı döneminde AKP Daire Başkanlığı yapıyordu, Albayrak davası sanığıydı.

Zülfü Demirbağ:

Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde Yol Bakım ve Onarım Müdürlüğü görevinde bulunuyordu ve Albayrak davası sanığıydı.

Selami Uzun:

Eski Kaymakam. Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde zabıtanında bağlı olduğu Kontrol Daire Başkanlığı görevinde bulunuyordu, Albayrak davası sanığıydı ve 36 yıl ağır hapsi isteniyordu.

Nevzat Pakdil:

Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı döneminde İETT Genel Müdürlüğü yapıyordu. Refahyol iktidarı döneminde Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü görevini de üstlenmişti. İETT’nin reklam panosu ihalelerine fesat karıştırdığı iddiasıyla hakkında dava açılmıştı.

Ali Temur:

Necmetin Erbakan’la birlikte RP’ye ödenen Hazine yardımının usülsüz kullanılmasına ilişkin açılan davada 1 yıl hapis cezası aldı. İkametgahını Hollanda gösterdi. Polis kendisini araraken o seçim kampanyası sürdürüp Giresun’dan milletvekili seçildi.

Binali Yıldırım:

İDO eski Genel Müdürü. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri tarafından hazırlanan raporlarda, yolsuzluk yaptığı beliritiliyordu ve bunun üzerine görevden alındı. 3 Kasım’da o da İstanbul’dan milletvekili seçildi.

Mehmet Sekmen:

Kartal eski Belediye Başkanı. Yolsuzluk ve görevi kötüye kullanmak suçlarından görevden alındı. Mahkeme kararıyla görevine döndü. Ancak hakkındaki soruşturmalar devam ediyorken o milletvekili oldu.

Halil Ürün:

İSKİ’de başkan danışmanlığı yaptı. Atatürk’e hakaret etmek suçundan mahkum olan Ürün’ün cezası Şartlı Salıverme Yasası gereği ertelendi. Ürün hakkında da yolsuzluk soruşturması bulunuyordu ama o da vekil oldu.

Yahya Baş:

Göngören eski Belediye Başkanı. İstanbul milletvekili olarak Meclis’e giren Baş hakkında yolsuzluk ve görevi kötüye kullanmak iddialarıyla açılmış çok sayıda dava bulunuyordu.

Recep Koral:

Gaziosmanpaşa eski Belediye Başkanı. 3 Kasım seçimlerinde İstanbul’dan milletvekili seçilen Koral, yolsuzluk ve görevi kötüye kullanmaktan yargılanıyordu. 3 Kasım’da milletvekil seçildi ve onun da dosyası rafa kaldırıldı.

Hamza Albayrak:

Belediye Teftiş Kurulu Başkanlığı yaptı. Amasya’dan Meclis’e giren Hamza Albayrak, görevi kötüye kullanmak suçundan yargılanıyordu.

Nurettin Canikli:

AKP Kurucular Kurulu üyesi, Albayraklar Grubu Mali Koordinatörü olarak görev yapıyordu. 3 Kasım’da Giresun’dan milletvekili seçilerek Meclis’e girdi ve Albayraklar davasında sanık olmaktan kurtuldu. Kanal 7, Albayraklar bu ekip tarafından finanse edildi. Bu sürede oluşturulan çıkar ilişkileri ve haksız kazanç sağlayanlar müfettiş raporlarıyla belgelendi ve ilgili mahkemelere iletildi. Yeni Şafak gazetesi ve yayın sektöründe yeni başlayan Kanal 24’ te bu sürecin meyvesidir.

YOLSUZLUK DOSYASI : Seksen Yıllık Birikim 10 Yılda Satıldı /// Ö ZELLEŞTİRME TEZGAHI


Seksen Yıllık Birikim 10 Yılda Satıldı

Vatan topraksa eğer
Ormansa nehirse madense vatan
İşçiyse köylüyse aydınsa vatan
Yani yapıp yaratmaksa her şeyi yeni baştan
Sevmeyi yeni baştan
Alkışı yeni baştan
Bir hesabı vardır bunun sorulur
Bir hesabı soracaklar bulunur
Akgün karagünden öcünü alır bir gün

(Hasan Hüseyin Korkmazgil)

3 Kasım 2002 seçimlerinde beklenen oldu, AKP geldi tek başına iktidara. Söz ve söylemleri belliydi, dış bağlantıları, dışarıya verdiği güvenceler belliydi. AB ve ABD ne derse yapılacaktı kayıtsız şartsız. Kolları sıvadılar, öyle de yaptılar. AB’ye girmeliydik ne olursa olsun.

Dünyada düşecek yer arayan “sıcak paraya” da yol verilmeliydi mutlaka, kurtuluş ondaydı. Türk lirası mevduatın faiz oranını, döviz kurunu aşacak oranda artırarak verdiler bu yolu. Geldi sıcak para, TL’ye çevrildi, yüksek faizden yararlandı, sonra borsaya girdi, oradaki yükselişten yararlandı, 1 milyon dolar getiren, bir yıl sonra 1 milyon 600 bin lira alarak çekip gitti. Dışarıya transfer edilen bu “tatlı kârı” millet olarak hepimiz ödedik.

Ödedik ya, bu işin etkisi bu kadarcık değil. TL’ye verilen bu yüksek faiz, gizli çıpa olarak döviz kurunu aşağı bastırdı. Kuru aşağıda tutarak enflasyonu da aşağıda tutmaktı amaçları. Bunu başardılar ama ithalat patladı, patladı çünkü, dışarıdan almak içeriden almaktan daha cazip hale geldi. Bu caziplik Anadolu’da onlarca fabrikanın canına okudu. Çin malları sardı ortalığı. Dış ticaret açığı ve cari açık, Cumhuriyet tarihinin rekorlarını kırdı. 2002 yılına dek tüm cumhuriyet tarihi boyunca 44 milyar dolar cari açık veren ülke, 2002-2012 döneminde 364 milyar dolar cari açık vermiş oldu.

Özalizm ödünsüz olarak sürdürülecekti, kararlıydılar. Devlet sanayi ve ticaretten elini çekecek, nesi var nesi yoksa satacaktı. İlk AKP Hükümetinin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan “Babalar gibi satarım” diyordu…

Sattılar… Müslümanlık taslayanlar, Müslüman’ın malını gâvura da sattılar… Cumhuriyet’in seksen küsur yıllık birikimleri elden çıkarıldı, bu elden çıkarmalar daha üretken alanlara yatırılmak yerine, cari açığın finansmanında kullanıldılar. Yani gelecek satıldı…

Neler satıldı bir bakalım:

AKP’NİN DÖNEMİNDE SATILAN BÜYÜK İŞLETMELER

TAKSAN
GERKONSAN
SEKA Afyon işletmesi
SEKA Balıkesir işletmesi
SEKA Çaycuma işletmesi
SEKA Kastamonu işletmesi
SEKA Aksu işletmesi
SEKA Taşucu Tersane Alanı
SEKA ya ait 4 taşınmaz
TZD Sakarya işletmesi
THY USAŞ
Sümer Holdinge Ait Merinos Halı Fabrikası
SÜMER HOLDİNG ERYAĞ
SÜMER HOLDİNG Adıyaman işletmesi
SÜMER HOLDİNG 117 adet taşınmaz
KBİ 103 arsa, 89 lojman
EBÜAŞ-MEYBUZ
EBÜAŞ 54 taşınmaz
TEKEL Kaya Tuzu İşletmesi
TEKEL 30 taşınmaz
ESGAZ
BURSAGAZ
İZGAZ
ETİ BAKIR
ETİ GÜMÜŞ
ETİ KROM
ETİ ELEKTROMETALURJİ A.Ş
Çayeli Bakır işletmeleri A.Ş
KBİ Samsun işletmesi
KBİ 65 adet taşınmaz
DiV-HAN A.Ş
Amasya Şeker Fabrikası
Kütahya Şeker Fabrikası
TÜMOSAN
SÜMER HOLDiNG Malatya işletmesi
SÜMER HOLDİNG Bakırköy işletmesi
SÜMER HOLDİNG Diyarbakır işletmesi
SÜMER HOLDİNG Çanakkale Deri işletmesi
SÜMER HOLDİNGE Ait 108 Adet Taşınmaz
SÜMER HOLDİNG Ortadoğu Teknopark A.Ş
SEKA Karacasu işletmesi
SEKA Ankara Alım Satım Binası Müdürlüğü
SEKA Ardanuç işletmesi Varlıkları
TÜGSAŞ
TÜGSAŞ Gemlik Gübre San. TAŞ
TÜGSAŞ-İGSAŞ HiSSELERi % 100
TÜGSAŞ Urfa Depoları arazisi
TÜGSAŞ 23 taşınmaz
İGSAŞ Kütahya Gübre Varlıkları
TEKEL Alkolü içkiler San. A.Ş
TEKEL 60 adet taşınmaz
TEKEL İnegöl Kibrit Fabrikası T.A.Ş
TEKEL Gemlik Sun.ip.Mües. T.A.Ş
TEKEL Tuzluca Tuzlası
TEKEL Sekili Tuzlası
EBÜAŞ Samsun Soğuk Hava Deposu
EBÜAŞ Manisa Kombinası
EBÜAŞ Manisa Arsası
EBÜAŞ’a ait 101 adet Taşınmaz
TDİ ANKARA FERiBOTU
TDİ Samsun Feribotu
PETKİM 2adet taşınmaz
TEDAŞ 1 arsa, 1 adet trafo binası
TEDAŞ 1 adet taşınmaz
ATAKÖY Turizm A.Ş.
ATAKÖY Otelcilik A.Ş.
ATAKÖY Marina ve Yat işletmesi
SÜMER HOLDİNG Beykoz işletmesi
SÜMER HOLDİNG İstanbul İmar LTD.ŞTi
SÜMER HOLDİNG 2 adet Taşınmaz
TDİ Karadeniz Gemisi
TEKEL Kristal Tuz Rafinerisi
TEKEL Kağızman Tuzlası
TEKEL 49 adet taşınmaz
TÜPRAŞ 2 adet taşınmaz
TDİ 1 Adet Taşınmaz
SEKA 5 Adet taşınmaz
KÖY HiZMETLERi GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Tasfiye Edildi),
SSK Hastaneleri (Tasfiye Edildi)
SSK Eczaneleri (Tasfiye Edildi)
SEKA Kocaeli Fabrikası ve arsası
Sümer Holding Sarıkamış İşletmesi
Sümer Holding Sivas Dokuma Fabrikası
Sümer Holding Manisa Pam. Men. A.Ş.
Sümer Holding Makine Ve Teçhizat
Sümer Holding 32 Adet Taşınmaz
TÜGSAŞ Samsun Gübre Sanayi A.Ş.
TEKEL 5 Adet Taşınmaz
Karayolları Araç Muayene istasyonları
DSİ ERCİYES Sosyal Tesisi
Bayındırlık Ve iskan Bakanlığı ERCİYES Sosyal Tesisi
Karayolları ERCiYES Sosyal Tesisi
TEKEL Sigara Fabrikaları
Sümer Holding Bergama Pamuk ipliği Fabrikası
TEKEL Sigara Fabrikalarına Ait Taşınmazlar
TEKEL Puro Fabrikaları
TEKEL Alkol işletmelerine Ait Taşınmazlar
Sümer Holding Tercan Ayakkabı işletmesi
TCDD Mersin Limanı
Adapazarı Şeker Fabrikası
Ereğli Demir Çelik Fabrikası
İskenderun Demir Çelik Fabrikası
Yarımca Porselen Fabrikası
Romanyadaki Silisli Sac Fabrikası
Divriği Demir Madeni
Hekimhan Demir Madeni
Kırıkkale Çelik Çekme Boru Fabrikası
BORÇELİK
TÜPRAŞ
PETKİM
TÜRK TELEKOM
KIBRIS TÜRK HAVA YOLLARI
TÜGSAŞ Toros Gübre Fabrikası
TÜGSAŞ Tekirdağ, Tarsus, Fatsa Depoları
Seydişehir Eti Alüminyum A.Ş.
OYMAPINAR BARAJI
ETİ Alüminyuma Ait Madenler
Emekli Sandığı Ankara Emek işhanı
Emekli Sandığı İstanbul Hilton Oteli.
Boğaz Köprüleri ve Otoyolların Gelirleri.

SATILAN LİMANLAR

Ege Denizindeki Limanlarımız:

İzmir Limanı: 1 milyar 275 bin dolara, Hong-Kong merkezli HutchisonWhampoa şirketine satıldı. Türkiye’nin en büyük konteyner ihracat limanı olan İzmir Alsancak limanından yılda ortalama 30-35 milyon T.L net gelir elde ediliyordu.
Kuşadası Limanı:2.7.2003 tarihinde 24 milyon 300 bin dolara Siyonist Sami Ofer’e verildi.
Dikili Limanı: 20.11.2003 tarihinde 4 milyon 250 bin dolara Dikili Liman ve Turizm İşletmeleri A.Ş’ye satıldı.

Akdeniz’deki Limanlarımız:

İskenderun Limanı: 9.9.2005 tarihinde PSA-Tekfen ortaklığına satıldı ancak satış sonradan iptal edildi.
Mersin Limanı: 4.8.2005 tarihinde Singapur PSA’ya satıldı. Eylül 2005’de satış iptal edildi.

Marmara Denizindeki Limanlar:

Zeytinburnu Limanı: Paravan şirketler aracılığıyla Siyonist Sami Ofer’e satıldı.
Tekirdağ Limanı:104.923.599 dolara Akkök Şirketler Grubuna satıldı.
Bandırma Limanı:175 bin dolara çelebi OGG’ye teslim edildi.(1)

Bunların dışında AKP öncesi iktidarlarca Marmaris, Antalya, Alanya, Sinop, Ordu, Giresun, Rize, Hopa limanları satılmıştı.

AKP döneminde daha sonra şu satışlar oldu:
Derince Limanı 2014 yılında Safi Katı Yakıt Şirketi’ne 543 milyon dolara,
İskenderun limanı LimakA.Ş’ye 2010 yılında 372 milyon dolara,
Samsun Limanı 125.200.000.-ABD Doları bedelle Ceynak Lojistik ve Ticaret A.Ş.’ne 31.03.2010 tarihinde 36 yıl süreyle işletilmek üzere devredilmiştir.
Trabzon Limanı 22.4 milyon dolar ile Albayrak Turizm A.Ş. verildi.

PEKİ HANGİ KURULUŞ KİME SATILDI, BİR DE BUNA BAKALIM:

Türk Telekom Araplar’a
Telsim İngilizler’e
Araç muayene işi Almanlar’a
Başak Sigorta Fransızlar’a
Adabank Kuveytliler’e
Avea Lübnanlılar’a
PetkimAzeriler’e
Tekel’in İçki Bölümü Amerikalılar’a
Tekel’in Sigara Bölümü ABD ve İngilizler’e
Finansbank Yunanlılar’a
OyakbankHollandalılar’a
Denizbank Belçikalılar’a
Türkiye Finans Kuveytliler’e
TEB Fransızlar’a
Cbankİsrailliler’e
MNG Bank Yunanlılar’a
Dışbank Hollandalılar’a
Şekerbank Kazaklar’a
Yapı Kredi’nin yarısı İtalyanlar’a
Turkcell’in yarısı Finliler ve Ruslar’a
Beymen’in yarısı ABD’lilere
Enerjisan’ın yarısı Avusturyalılar’a
Garanti’nin yarısı Amerikalılar’a
Eczacıbaşı İlaç Çekler’e
İzocam Fransızlar’a
Demir Döküm Almanlar’a
DöktaşFinli’ye
POAŞ Avusturyalılar’a
Migros İngiliz’e
TGRT (Fox) Amerikalı’ya SATILDI,

Yalnız Bunları mı? Hayır. Özel sektör işletmelerinin daha pek çoğu yabancılara gitti. Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını çekemeyen, bu bağlamda hiçbir ciddi çabası olmayan AKP iktidarı, özel sektör hisselerinin yabancılar tarafından kapışılmasına çanak ve alkış tuttu. İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında yabancıların payı yüzde 70 dolayına yükseldi. Ülkemizde yatırım yapan yabancıların önemli bir bölümü, yıllardır üretim yapan yerli şirketleri satın almaktaydı.(2) Döviz geliyordu çünkü Türkiye’ye. Sonra kâr olarak bu dövizler çıkacaktı ya, onu düşünen yoktu. Benden sonra tufan… Özellikle gıda sektöründe yabancılaşma ve tekelleşme vahim boyutlara ulaşmıştı. Oysa gıda sektörü en kilit sektördü, Türk Üretmeli, Türk İşletmeleri işlemeliydi, yoksa gün olur, aç kalırdık… AKP buna da bakmadı… Gıda sektöründe şirket birleşmeleri ve satın almalarıyla birlikte tekelleşme ve yabancılaşma yaygın hale geldi. Perakende piyasası büyük ölçüde yabancıların eline geçti. İşte örnekler:

-Bebek mamasının %90’ı yabancıların… GroupDanone ve Ülker HeroBaby, bu piyasanın en büyükleri…

-Bira pazarının yarıya yakını yabancıların. 2 milyar dolarlık hacmi olan bu pazarı, Efes Pilsen, bir İsrail firması ile paylaşıyor.

-Sıvı yağlarda Suudi Arabistan’ın SavolaGroup adlı firması başı çekiyor. Ayçiçek Yağı pazarının %40’ına bu Suudi firması egemen. Yağ Sanayinde kurulu kapasitenin %65’i, pazarın da %80’i yabancıların elinde.

-Hazır kahvede belirleyici ve egemen olan Nestkafe, pazarın 2/3’ü ondan soruluyor.

-Çikolatanın egemeni Ülker, şekerleme sektörünün devlerinden biri olan Kent Gıda ise Schwepps’e satıldı.

-Türkiye’nin fındık devi Oltan Gıda, , Nutella ve Kinder’in üreticisi İtalyan çikolata devi Ferrero Grubu’na satıldı. 2002 yılından bu yana fındıkta ihracat şampiyonu olan, son 500 büyük sanayi kuruluşu araştırmasında 55. sırada yer alan Oltan Gıda’nın Türkiye’nin en büyük fındık alıcısı olan Ferrero’ya satılması dünya fındık ve çikolata piyasasında dengeleri değiştirdi.

-Gıda perakendeciliğinin dört büyük tekeli de yabancı. Carefoursa, Migros, Metro ve Tesco; Fransız, Alman ve İngiliz kökenli firmaların elindedir..

-Uluslararası firmalar Mintax, Tursil, Persil, Alo, Hacı Şâkir ve Omo’yu satın alarak deterjan piyasasını el geçirdiler.

-Süt Ürünleri piyasasını 6 büyük şirket denetliyor. Pınar, Ülker, Danone ilk üçteler, onları SEK, Yörsan ve 9Dimes izliyor.

-Makarna piyasasının %70’i üç büyük şirketin eline geçmiş, bunlar Ankara Makarnası, Piyale, Pastavilla(3)

Perakende piyasası… Bakkal sayısı hızla düşüyor ..“Üretme sat” politikası ve teşvikleri sonunda, şehirler ve şehir varoşları artık fabrika yerine AVM (alışveriş merkezi) dolmaktaydı.

Sat, ne satarsan sat, kimin malını satarsan sat…

Bu AVM’lerde çalışanların çoğu Üniversite bitirip iş bulamayan gençlerdi, sosyal güvencesi yoktu bunların çoğunun ve hiçbiri sendikalı değildi.

Bu son on yılda, Türkiye’nin kalkınmasında sürükleyici sektör olan ve milli sanayimiz diye övündüğümüz imalat sanayi de yabancı kontrolüne girdi. Türkiye İstatistik Enstitüsü Kurumu (TÜİK)’in bu konudaki açıklaması aynen şöyledir :

“Yabancı kontrolündeki üretimin yaklaşık %60’ının yoğunlaştığı imalat sanayinde;

* Tütün ürünleri sanayinin 2007 yılında yüzde 69,0’ı;
* Otomotiv sanayinin 2007 yılında %50,3’ü;
* Elektronik sanayinin 2007 yılında %48,5’i yabancı kontrolündedir.(4)

Ülkenin iç ve dış borcu, tavan yapıyordu bu politikalar sonunda. Yani ülkenin nesi var nesi yoksa haraç mezat satılmış ve ülke insanın çoğu gırtlağına kadar borçlanmıştı. AKP devrinde Türkiye 498 milyar dolar borç faizi ödedi.

Ülkede, orta ve dar gelirli yurttaşların cebine en az 3-4 tane tefeci sokuldu! “Kredi kartı” adını taşıyordu bu tefeciler… Halkımız, kredi kartı açısından tam bir sarmala düşmüştü, debelendikçe batmaktaydı. 75 milyonluk ülkede 68 milyon adet bireysel kredi kartı vardı ve Türkiye’nin yüzde 70’inden fazlası borçluydu.

Alışveriş için değil, daha çok nakit ihtiyacı için kullanılıyordu bu kartlar ve birinin borcu, ötekilerden çekilerek kapatılma yoluna gidiliyordu. Bu yöntem sonucu, deniz bitiyor bir gün, icralık oluyordu milyonlarca yurttaş.

İslamcılık iddialarıyla iktidara gelenler ve İslam adına içki yasağı koyanlar, faizi kaldırmak şöyle dursun, Müslümanları borç batağına batırmışlardı.

2012 yılında bankaların kârları “kudurmuştu” adeta. Sebebi, bu tefeci kartlar ve tüketici kredileri idi. %60’ı yabancıların elinde olan bankalar, normal bankacılık faaliyeti yapmıyorlar artık tefecilik yapıyorlardı, halk kazanıyor, onlar yiyorlardı. 2012 yılının kurumlar vergisi rekortmenler dizelgesinin başlarını bankalar tutmuşlardı.

Yabancılar satılan bankaların listesini de verelim:

Oyakbank, Hollanda’nın İNG Bankı’na,
Demirbank HSBC’ye,
Dışbank Fortis’e,
Tekfenbank Yunan EFG’ye,
Finansbank eski bir EOKA-B üyesi olan bir papazın ortak olduğu Yunan NBG’ye,
TEB Fransız BNP’ye,
Sitebank Yunan Novabank’a,
Denizbank Dexia’ya,
Şekerbank Kazak Banlı Turan’a
Adabank Kuveyt Finans’a,
C bank İsrail Bank Hapoalim’e,
Yapı Kredi Bankası Unicredito-Koç’a,
Garanti Bankası’nın yarı hissesi GE-Finans’a
(5)

Ya belediyeler? Onlar durur mu, onlar da sattılar… Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, şehre doğalgaz veren İzgaz’ı Fransızlara sattı ve bu satışını büyük bir başarı olarak ilan etti. Böylece ne oldu biliyor musunuz? Daha önce yerelde iktidar olan CHP, Kocaeli’nin suyunu Yuvacık Barajı yoluyla ve yap-işlet-devret yöntemiyle İngilizlere vermişti. Yani Kocaeli’nin suyunu İngilizler, gazını Fransızlar vermekteydi artık…

Hükümet, bütün bunları doğal gelişmeler olarak takdim ediyor, yüksek faiz çıpalaması ve kaynağı belirsiz giren karanlık paralarla aşağıda tutmayı başardığı döviz kuru sayesinde sanal olarak yükselttiği fert başına milli gelirle, finans sektöründe, yani geniş kitleleri hiç ilgilendirmeyen faiz-döviz-borsa üçgenindeki büyüme rakamlarıyla övünüyor, avunuyor, avunduruyordu. Finans sektörünün başı çektiği büyümeyi ise, kalkınma gibi yutturuyordu bilmeyenlere.

Altyapı yatırımları yapılıyordu dış borçlarla… Otoyollar, duble yollar, yüksek hızlı tren yolları, büyün tüneller, barajlar ve akarsu haramisi HES’ler…

Tam burada baskı üstüne baskı yapan bir kitaptan alıntılar yapalım ve bu dış borçlarla yapılan altyapı ve HES yatırımlarının gerçek yüzüne bakalım. Kitabın adı “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları”, yazarı John Perkins. Yıllarca “Main” adlı firmada bir ET, yani ekonomik tetikçi olarak çalışan ve ABD’nin ekonomik çıkarları için projeler üretip bazı ülkelere bunları kabul ettiren Perkins, bu kirli iş ve ilişkilerin bir bölümünü şöyle açıklıyordu:

“Biz ET’lerin en iyi yaptığı şeylerden biridir bu: Küresel bir imparatorluk kurmak. Biz, diğer ulusları, (en büyük şirketlerimizi, hükümetimizi ve bankalarımızı yöneten) şirketokrasiye boyun eğmeye zorlayan koşulları yaratmak üzere, uluslararası finans kuruluşlarını kullanan seçkin bir grubuz ve mafyadaki muadillerimiz gibi ‘iyilik’ de yaparız. Bunlar genellikle altyapı (elektrik santralleri, otoyollar, limanlar, havaalanları, sanayi siteleri) yatırımları için verilen borçlar şeklindedir.(6) Bu tip borçların bir şartı da, tüm projelerin bizim mühendislik ve inşaat firmalarımız tarafından gerçekleştirilmesidir. İşin aslı, paranın çoğu ABD’yi terk etmez bile; sadece Washington’daki bankalardan New York, Houston ya da San Francisko’daki mühendislik ofislerine aktarılır.

Paranın bu şekilde şirketokrasi üyesi işletmelere (yani alacaklı tarafa) neredeyse anında gelmesine karşın, borçlu ülke hem anaparayı hem de faizini son kuruşuna kadar ödemek zorundadır. Eğer bir ET gerçekten başarılıysa, verilen paranın miktarı o kadar yüksek olur ki borçlu ülke birkaç sene sonra ödemelerini yapamaz hale gelir. İşte o zaman biz, (tıpkı mafya gibi) diyetimizi isteriz. Bu da genellikle şunlardan birkaçını içerir: Birleşmiş Milletlerde alınacak bir kararda ülkenin vereceği oyun kontrolü, topraklarında askeri üsler kurulması, petrol ya da Panama Kanalı gibi değerli kaynaklara erişim. Bu arada borç yükümlülüğü tabii ki devam etmektedir ve kürsel imparatorluğumuza bir ülke daha eklenmiştir.”

Türkiye bu “Küresel İmparatorluğa” ekli olmayı bırakınız, AKP sayesinde yapıştırılmıştır adeta.

Konut sektöründe de ilginç ve dikkati çeken işler olmaktaydı. Devletin elinde ne var ne yok haraç mezat satan AKP, konut sektöründe TOKİ adlı dev bir KİT yaratıp, binlerce şirket ve kooperatife rakip oluyordu. Ve bu TOKİ, doğrudan Başbakan’a bağlanıyordu. TOKİ’nin ihaleleri akla hayale gelmeyecek alavere ve dalaverelerle AKP’lilere veriliyordu. Cami ve şadırvanlardan bile vurgun vuruluyordu. Bunca yıl camileri halk yapmıştı, şimdi TOKİ yeni oluşturduğu apartmanların yanına cami ve şadırvan da yapıyordu. Fakat sanmayın ki hayır ve dini gayrettir, hayır.

AKP döneminde tarımda da ilginç gelişmeler oldu. Türkiye görmediklerini gördü. İthal etmediği tarım ürünü kalmamıştı ya, saman ithal edeceği kimsenin aklına gelmezdi, onu da eder hale geldi ülke. Hayvan ithal etti dünyanın dört yanından. Angus fıkraları anlatılır oldu. Türk köylüsü girdi ve çıktılar açısından tam anlamıyla esir düştü küresel çevrelere. Tohum, ilaç, gübre, sulama ve akaryakıt açısından hiçbir söz hakkı ve belirleyiciliği yoktu köylünün, satacağı ürünün fiyatında da söz sahibi değildi, kendi dışında oluşturulan sisteme eklemlenmekten başka çaresi yoktu. Köy Kanununu Atatürk kendi el yazısıyla yazmıştı, bir maddesinde “Köylerde yabancı uyruklulara toprak satılamaz” yazıyordu. Bunlar topraklarımızı da haraç-mezat satmaya başladılar. Bu satışlarda “karşılıklılık” ilkesi bile gözetilmedi.(7)

Ya madenler… Onlar da, Ekonomik Tetikçi John Perkins’in anlattığı biçimde, yabancılara paylandı… En başta da Bor, Boraks, Trona gibi stratejik önemdeki madenler… Maden kıyakları ve yağmasının ayrıntısını Orhan Özkaya’nın kaleminden okuyalım:

“Dünya bor rezervlerinin %72’sine sahip olan ülkemiz, bu madenlerini 1889 yılından bu yana sömüren Rio Tinto şirketine yeni imtiyazlar vererek yine devretmektedir. Bor üretiminden %7 oranında ve sadece hammaddesinden yararlanmaktayız. Ancak verilen imtiyazlarla bu olanak da elden gitmiş oluyor. Bu şirketin ruhsatlarını yalnızca Atatürk iptal etmiştir.

Rio Tinto’nun ilettiği bor, boraks ve tuz yatakları, Balıkesir Susurluk, Bandırma, Balya, Sultançayırı civarındadır. Ankara Eryaman, Sincan, Güdül, Kazan, Beypazarı ve Eskişehir Sivrihisar yöresinde trona (doğal soda) ve bor maden sahaları bulunmaktadır. Bu alan yaklaşık 450-500 kilometrekare olup yaklaşık 1,5 Malta Adası büyüklüğündedir.

ABD, 130 yıldır ilettiği kendi bor rezervleri bitmekte olduğu için Türkiye’deki bor yataklarını istemektedir. Çünkü bor, tıptan uzay teknolojisine kadar her alanda kullanılmaktadır. Geleceğin petrolü olacaktır.

AnotoliaMinerals Development Şirketi, Sivas, Malatya ve Tunceli ile Ovacık bölgesindeki altın, gümüş ve bakır yataklarını işletmektedir. Bu alanlar Gümüşhane, Artvin ve Kayseri’ye kadar uzanmaktadır. Bunu yüzölçümü de 700-750 kilometrekare miktarındadır. Bu şirketin Adana’nın Saimbeyli ve Tufanbeyli ilçelerini kapsayan sahalarda elde ettiği çinko medeni işletme ruhsatı 700 kilometrekareden büyüktür. Bu şirket Yozgat Boğazlıyan, Yenipazar ve Sarıkaya’da bir bu kadar bakır madeni işletme ruhsatına sahiptir.

Bu şirket Kanada kökenli olmasına karşın, Rio Tinto ile ortaklığı bulunmaktadır. Ordu Fatsa ve Zaviköy bölgesinde bulunan altın, gümüş, çinko ve bakır madenleriyle ilgili OdysseyResources 250 kilometrekarelik bir alanın ruhsatına sahiptir. Çanakkale Ayvacık’a bağlı Kısacık Köyü ile Kaz Dağı eteklerinde altın madeni bulunmuştur. Uşak-Eşme Banaz Katrancılar Köyü iel Kütahya Gediz ilçesi Murat Dağı eteklerinde Kanadalı Eldorado Gold Şirketi işletme ruhsatına sahip. İzmir Efem Çukuru bölgesindeki altın madeni yataklarının işletmesini yine Eldorado Gold Şirketi almıştır.

İzmir-Bergama Ovacık Köyündeki altın madeni işletmesini, Normandy Şirketi’nden sonra Fethullah’a bağlı olduğu iddiaları doruğa çıkmış Koza Madencilik Şirketi işletmektedir.

(…) Ülkemizin yabancıların eline geçen maden alanları çok iyimser rakamlarla 140-150 bin kilometrekare yüzölçümündedir. Yani Türkiye’nin %17-19’u civarındadır.(8)

Petrole bakalım bir de… AKP elbette bu alana da el atacaktı… Attı da… 2013 yılı başlarında öyle bir yasa çıkardı ki, tam kapitülasyon… 30.05.2013 tarihli Yeniçağ Gazetesi bu yasayı şöyle haber yapmıştı:

“Osmanlı’nın kapitülasyonu önceki gece Meclis’ten geçen petrol yasası ile geri geldi. Yabancı petrol şirketi ihracattan sağladığı dövizi yurt dışında tutabilecek.

TBMM’den geçen yeni Türk Petrol Kanunu mevcut yasadaki ‘milli menfaat’ vurgusunu kaldırıyor ‘devlet hissesini’ kuyularda sahalara göre azaltıyor.

Yeni yasada ‘Devlet adına arama ve işletme ruhsatı alma hakkı TPAO’ya aittir’ hükmü çıkarıldı.

Böylece süresi dolan petrol üretim sahalarının devlet adına üretime devam etmesi için TPAO’ya verilmesini öngören yasa maddesi kaldırılarak, bu sahaların özel sektör şirketlerine sunulmasının yolu açıldı. TPAO’nun özelleştirilmesinin de önü açılmış oldu.

Yeni Kanuna göre, petrol hakkı sahibi yabancılar da Türk kara sularında petrol arama ve üretim faaliyetleri icra edebilecek. Doğal gaz üretimi yapan hak sahibi yerli ve yabancı şirketler ile yabancı şirketlerin Türkiye’deki şubelerine, toptan satış lisansı verilecek.

Kanun, daha önce alınan arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin hak ve yükümlülükleri koruyor. Yasanın öngördüğü hazırlıkların yapılması ve ilgili yönetmeliklerin hazırlanması için bir yıl süreyle yeni arama ruhsatı başvurusu alınmayacak.

Yapımı devam eden projeler tamamlanıncaya kadar ithalat, ihracat ve kamulaştırma haklarının yürürlüğü devam edecek.

Kanunla, petrol işlemlerinde kullanılacak malzeme ithalinin, gümrük muafiyeti, dâhilde alınan vergi ve fonlar ile TSE ve CE güvenlik sertifikası konularında başka kurum ve kuruluşun iznine tabi olmadan, bakanlığın uygunluk izniyle yapılabilmesi sağlanıyor. Petrol hakkı sahibinin Türkiye’deki petrol işlemi için idari faaliyetleri ile bina tesislerinin ve teçhizatlarının inşası, kurulması ve işletmesine ait malzemeler hariç, petrol işlemlerinde kullanılacak ve Genel Müdürlükçe onaylanan malzemeyi, ekipmanı, akaryakıtı, kara, deniz ve hava nakil vasıtalarını ithal etmesi ya da yurt içinden teslim alması, gümrük vergisinden, yapılan işlemler harçlardan, düzenlenen kâğıtlar damga vergisinden müstesna olacak. Yabancı petrol şirketi sahibi, sermayesine mahsuben her zaman transfer talebinde bulunabilecek. Petrol hakkı sahibi ihraç ettiği petrolden sağladığı dövizi yurtdışında muhafaza edebilecek. Bu döviz tutarı, Türkiye’ye ithal edilmiş sermaye ile bunu aşan net kıymetlerin transferinden mahsup edilecek.”

Değerli araştırmacı-yazar Ali Külebi ise bu yasanın bir başka yanına dikkati çekiyordu:

“Suriye sınırındaki mayınlı alanların önemli bir bölümünde petrol bulma olasılığı çok yüksektir. Suriye’nin petrol üretim sahalarının bir bölümü sınırımızın hemen yanındadır. Esasen geçtiğimiz günlerde Nusaybin-Cizre arsında 40 km. uzunluğunda, yaklaşık 400-500 metre genişliğinde söz konusu mayınlı arazide TPAO’nun özverili mühendislerinin girişimleriyle açılan kuyuda petrol bulunmuştur. Bu sahanın her 100 metresinde kuyu açılıp petrol çıkacağı kanıtlanmıştır. Her ne kadar bu bölgedeki petrolün API gravitesi düşük olsa bile dünya petrol fiyatlarının yüksekliği, fiyatların daha da yükselme ihtimalinin olması bu alanları cazip hale getirmektedir. Mayın temizlemesini yapacak kişi ve kuruluşların bu alanlarla ilgili olarak bir sonraki aşamada, temizliğini yaptığı bölgenin, petrol arama ruhsatını alması durumunda kullanım haklarından doğan nedenlerle, bu alanların 49 yıllığına petrol arama, petrol işletme ruhsatını da alacaklardır. Böylelikle başlangıçta tarım alanı denilen yerler, petrol arama ve işletme alanlarına dönüşecektir. Petrol Kanunu’nda niçin değişikliğe gidildiğinin bu boyutta da düşünülmesinde büyük fayda vardır.”(9)

AKP dönemi yeni ve farklı kodamanların, haramzadelerin yaratıldığı bir dönem olmuştur. Bunlar semirir ve sömürürken, geniş halk kitleleri tarikat ve cemaat kültürü ve örgüt yapıları içinde muti ve uyuşmuş bir hale getirildiler. Sadaka kültürü egemen oldu, Devlet eliyle ihtiyaç giderme yoluyla kitleler iktidara bağlandı. Buna bir de medyanın propaganda ve beyin yıkama faaliyetleri eklenince, işlem tamam oluyordu. Küresel sermayeye teslim olmuş, yerli ve fena halde gayri milli olan sermaye tarafından oluşturulmuş; yandaş, yanaşma ve dinci medya, esir almıştı halkın beynini, mangutlaştırmıştı; istediği partiye oy verdiriyordu, istediği gibi düşündürtüyordu, istediği kitap ve gazeteyi okutuyordu, istediği malı tükettiriyordu, istediği biçimde eğlendiriyordu.

Ol hikâyet işte böyle efendim…

1) Yılmaz Dikbaş-İğfal
2) Yıldırım Koç-İşçi Sınıfı ve Sendika Sorunlarına Ulusalcı Çözüm
3) Küresel Kapitalizme Karşı Tarım Yazıları/Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı (Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Yayınları)
4) Esfender Korkmaz-Yeniçağ Gazetesi/26.06.2013
5) Orhan Özkaya-Anahtar Teslimi Türkiye
6) John Perkins, kitabında, üçüncü dünya ülkelerinin borcunun bu uygulamalarla 2,5 trilyon dolara yükseldiğini, yıllık faizinin ise 375 milyar dolar olduğunu açıklıyor.
7) Cumhuriyet tarihimiz boyunca gerçekleşmiş olan toprak satışlarının yüzde 90’ı AKP döneminde yapıldı. 2003 yılına kadar 80 yıllık Cumhuriyet tarihimizde yabancılara sadece 12 km² toprak satıldı. On yıllık AKP iktidarında ise bu rakam 11 kat büyüyerek 137 km² oldu! Önceki kanunda “yabancılara satılacak toprak miktarı imarlı alanların yüzde 10’u”nu geçmezken, yeni düzenleme ile yasa metnine “özel mülkiyete dâhil alanların yüzde 10’unu geçmeyecek” ibaresi eklendi. Böylece satışa konu olabilecek toprak miktarı genişletilmiş, tarım alanları ve benzerleri de “satılabilir” statüne dahil edildi. Ayrıca bir defada satılabilecek miktar –ülke sahipsiz ya- pervasızca 2,5 hektardan 60 hektara çıkarıldı. Bu “açılımlar” ülkemizin geleceği bakımından, insanı gerçekten dehşete düşüren uygulamalardır.
8) Orhan Özkaya-Anahtar Teslimi Türkiye
9) http://www.alikulebi.com/Sayfa.asp?islem=2&SayfaNo=345‎

Cazim Gürbüz

(Bayburt Postasında yayımlanmıştır)

YOLSUZLUK DOSYASI : Sarraf Davasında 600 Bin Yeni Delil


Yedi aydır ABD’de tutuklu olarak yargılanan Rıza Sarraf’ın dava dosyasına şimdiye kadar 600 bin yeni delilin girdiği ortaya çıktı.

Delil olarak dosyaya gizlilik kaydıyla giren 600 bin yeni belgede, Sarraf’ın muhtelif ticari kayıtları, şirket kayıtları, Yahoo, Hotmail ve diğer hesaplarında yaptığı e mail yazışmaları, şirket e-mail, şirket personelinin yazışmalarının bulunduğu öğrenildi.

Belgeler arasında, bazı Türk bankalarından yapılan işlemlerin, çeşitli hesap bilgileri ve para transfer dekontlarının da yer aldığı belirtildi.

ABD’nin tanınmış bankacılık kuruluşları Citibank ve JP Morgan’a ait bazı belgelerin de deliler arasında olduğu öğrenildi.

Savcılık gizlilik şartıyla delilleri paylaştı

New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesinde dört ayrı suç iddiasıyla yargılanan Sarraf’ın avukatları geçtiğimiz Mayıs ayında mahkemeye yaptıkları başvuruda, savcılığın elinde bulunan müvekkilleri aleyhindeki delillerin kendileriyle paylaşılmasını istemişti.

LİNK : http://docs.voanews.eu/tr-TR/2016/10/21/06a810d6-8750-44d3-af08-1c27351a5b76.pdf

Sarraf’ın avukatlarından gelen bu talebe New York Güney Bölgesi Savcılığı, Sarraf aleyhine topladıkları delilleri savunma avukatlarıyla sadece gizli kalmak koşuluyla paylaşabilecekleri yanıtını verdi.

Savcılık delillerden bazılarının Amerikan ulusal güvenliğini ilgilendirdiğini belirtti ve kesinlikle yurt dışıyla paylaşılmaması gerektiğini savundu. Üçüncü şahıslarla asla paylaşılmamasını şart koştu. Avukatların yanısıra sadece tercüman gibi bazı görevliler dışında kişilerle paylaşılmamak kaydıyla delilleri savunma avukatlarına vereceklerini belirtti.

Sarraf’ın avukatları, savcılığın öne sürdüğü delilerle ilgili tüm gizlilik ve koruma kararlarına uyacaklarını belirtti. Delilleri yurt dışına iletmeyeceklerini veüçüncü şahıslarla asla paylaşmayacaklarını belirtti.

Hakim Richard Berman, savcılık ve Sarraf’ın avukatlarının deliller konusunda uzlaşması sonrasında, 1 Haziran tarihinde delillerin gizli kalması koşuluyla iddia makamı tarafından Sarraf’ın avukatlarıyla da paylaşılmasına karar verdi.

Sarraf’ın avukatları delillerde yurt dışı yasağının kalkmasını istedi

Sarraf’ın avukatları dün mahkemeye yaptıkları sürpriz bir başvuruyla delillerin üçüncü şahıslarla paylaşılması ve yurt dışında paylaşılması ilgili alınmış olan yasaklama ve koruma kararlarının kalkmasını istedi.

Sarraf’ın savunma avukatları Benjamin Brafman, Joshua D. Kirshner, Christine H. Chung, Adam M. Abensohn, Aaron T. Wolfson tarafından, New York Güney Bölgesi Federal Mahkeme Hakimi Richard Berman’a dün ortak imzayla yapılan başvuruda şöyle denildi: “1 Haziran’da almış olduğununuz savcılığın delilleri bizimle paylaşma kararınıza ek olarak koyduğunuz gizlilik ve delilleri koruma kararının kaldırılmasını talep ediyoruz. Savcılık, sadece Haziran ayından Eylül ayına kadar ellerinde delil olarak bulunan 600 bin belgeyi bizimle paylaştı. Belgelerde gerçekleşen işlem ve adı geçen kişilerin büyük bir çoğunluğunun ABD dışında olduğu belirlendi. 23 Ocak’ta başlayacak dava duruşmaları öncesi yapacağımız araştırmalar ve müvekkilimizi savunmamız için çok kısa bir zaman kaldı. Bu süreci en iyi şekilde değerlendirmek için delillerde adı geçen tanıklarla konuşmamız için ulusal güvenlik gerekçesiyle delillerin ABD dışına iletilemeyeceği yönünde alınan yasaklama ve delillerin korunma kararının kaldırılmasını talep ediyoruz. Delillerde adı geçen yurt dışında bulunan üçüncü kişilerin de ifadelerine başvurmamız yönünde de yasaklama kararının kaldırılmasını talep ediyoruz, ” denildi.

​Hakim Berman, Sarraf’ın avukatlarından gelen talebi değerlendirdi. New York Güney Bölgesi Savcılığına konuyla ilgili görüşlerini en geç 24 Ekim tarihine kadar mahkemeye bildirmesini istedi.

YOLSUZLUK DOSYASI : SSM’nin makam aracı özel şirketten benzini bedava


Sayıştay raporuna göre özel şirketler Savunma Sanayii Müsteşarlığı’na (SSM) 18 lüks otomobil tahsis etti. Hatta bazı kuruluşlar makam aracının yakıt giderlerini bile üstlendi.

Sayıştay, Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nda (SSM) “çerez” makam aracı saltanatı tespit etti. Başbakan yardımcısı Mehmet Şimşek, makam araçlarına yılda harcanan 3 milyar 300 milyon lira için, “Milli gelirde çerez parası bile değil” demişti. SSM, Başbakanlık Tasarruf Tedbirleri Genelgesi’ne uygun olarak ihaleyle, 15 adet taşıt ile 14 şoför kiraladı. Ancak Sayıştay denetiminde SSM’ye, Taşıt Kanunu kapsamı dışında kamu ve özel sektör şirketlerinden alınan 18 adet lüks otomobil daha tahsis edildiği belirlendi. Bu araçların masrafları da tahsis edenlerce karşılanıyor.

‘O para çerez parası bile değil’

MÜSTEŞAR DA KULLANIYOR

Savunma Sanayii Müsteşarlığı’na; Ziraat Bankası 5, Halkbank 4, Vakıfbank 1, Aselsan 5 ve İstanbul Tersaneleri de 3 adet makam aracı tahsis etti. Mercedes, Audi, Volkswagen ve Ford marka lüks araçlar için kira ücreti alınmıyor ve aylık bin lira da yakıt ödemesi yapılıyor. Çerez otomobillerin, Müsteşar İsmail Demir, Milli Savunma Bakan Yardımcısı AKP eski Elazığ milletvekili Şuay Alpay ve 5 Müsteşar Yardımcısı’nın yanı sıra Özel Kalem Müdürü Halil İbrahim Öztürk ile bazı daire başkanlarına tahsis edildiği anlaşıldı.

Sayıştay denetim raporunda, Halbank ve Ziraat Bankası tarfından sağlanan araçların SSM’nin bedelli askerlikten toplanan para ve F-35 projesi kapsamında tutulan paranın değerlendirilmesi, Aselsan ve diğer kuruluşlarca tahsis edilen araçların ise savunma projelerinin yürütülmesi karşılığı sağlandığının düşünüldüğü ifade edildi.

“MENFAAT SAĞLAMADIK”

Sayıştay, kamu ve özel sektörün yakıt giderlerini bile karşıladığı lüks araçların kurum içinde özel kalem müdürü, daire başkanı, müsteşar yardımcısı, müsteşar ve bakan yardımcısı makamındakilere tahsis edilmesinin mevzuata aykırı olduğu savunuldu. SSM ise Sayıştay’a verdiği cevapta, bu araçlar için bütçeden herhangi bir harcama yapılmadığını belirterek, ‘’Araçların kullanımı karşılığında şirketlere menfaat sağlanmamıştır. Müsteşarlık bahse konu araçların tahsisine yönelik, kamu zararına sebebiyet verebilecek herhangi bir sözleşme ya da protokol de yapmamıştır” dedi.

YOLSUZLUK DOSYASI : Saray para yutuyor


Sayıştay raporu, Erdoğan’ın tartışmalı külliyesinin kamuya maliyetini gözler önüne serdi.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın harcamaları ilk kez Sayıştay raporlarına yansıdı. Raporla Cumhurbaşkanlığı’nın kullandığı örtülü ödenek gideri de ilk kez ortaya çıktı. Saray’ın bir yıllık harcamaları kalem kalem şöyle:

Erdoğan’ın örtülüsü 150 milyon TL: Raporda “Cumhurbaşkanlığı’nın Gizli Hizmet Gideri” 150 milyon TL olarak belirlendi. Yani 27 Mart 2015’te yapılan yasal düzenleme ile gizlenen Cumuhrbaşkanlığı örtülü ödeneği için 150 milyon TL harcandı. Yasaya Mart 2015’te koyulan bir madde ile Cumhurbaşkanlığı bütçesindeki ödeneklerin Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile belirlenmesi ve uygulanması düzenlemesine gidildi. Bu da Cumhurbaşkanlığı örtülü ödeneğinin gizli kalması olarak yorumlandı.

Şahsi ödeneği 43 bin TL: Erdoğan’ın kendisine 525 bin TL ödeme yapıldı. Cumhurbaşkanı ödeneği hanesine yazılan bu tutardan, Erdoğan’ın aylık maaşının 43 bin 750 TL olduğu anlaşıldı. Saray’ın personeline 2015 yılı içinde 67 milyon 255 bin 79 TL harcandı.

Suya 3 milyon, deterjana 155 TL: Bir yıl içinde “kullanmaya yönelik su tüketimi aboneliği” için 3 milyon 2 bin 878 TL harcandı. Buna karşılık, “Sabun, deterjan ve temizlikte kullanılan kimyevi maddeler ile bu amaçlarla kullanılmak üzere diş macunu, diş fırçası, kova, força, paspas” alımına ile sadece 155 TL harcanması dikkat çekti.

Aylık ısıtma 266 bin TL: Saray’ın ısıtılması için bir yılda toplam 3 milyon 200 bin 196 TL harcandı. Bu da Saray’ın aylık ısıtma giderinin 266 bin 666 TL olduğunu gösterdi. Saray’ın kullandığı taşıtların akaryakıt ve yağ alımları için ise 4 milyon 330 bin TL harcandı.

Parıltıya aylık 806 bin TL: Sarayın bir yıllık elektrik tüketim bedelinin ise 9 milyon 672 bin 688 lira olduğu görüldü. Yani Saray’ın aylık elektrik faturası yaklaşık 806 bin TL.

Organizasyonlara 30 milyon TL: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın takdiri ile temsil ve ağırlamanın gerektirdiği her türlü tören, fuar ve organizasyon giderleri için bir yılda 30 milyon 648 bin 492 TL harcandı.

‘Uydudan’ görüşme

Derneklere 4 milyon: Dernek, birlik, kurum, kuruluş, sandık gibi kurullara 4 milyon 150 bin TL para transfer edildi.

Vatandaşa 3.5 milyon: Bir dönem çok tartışılan Saray yardımı da Sayıştay’ın raporunda yer aldı. Raporun “hane halkına yapılan transferler” kaleminde 3.5 milyon TL para transfer edildiği görüldü.

İnternete 580 bin TL: Telefon abonelik ve kullanım ücretlerine 1 milyon 2014 bin 306 TL harcandı. Anadolu Ajansı aboneliği ile birlikte internet servis sağlayıcılara abonelik ve internet erişimi karşılığında ödenen ücretler için ise 580 bin 155 TL harcandı.

Uydu telefonuna 2 bin TL: Saray’ın uydu haberleşmesine ilişkin abonelik ve kullanım ücretleri için ise 2 bin 946 TL kaydedildi.

Ankara dışı görevlere 10 milyon TL: Erdoğan’ın yurtiçi gezilerinde geçici olarak görevlendirilen Cumhurbaşkanlığı personeli için 3 milyon 799 bin 644 TL harcandı. Yurtdışı geçici görevlendirmeler için ise yaklaşık 6 milyon TL harcandığı görüldü. Yani Cumhurbaşkanlığı’nın Ankara dışı masrafı yurtiçi ve yurtdışı olmak üzere toplamda 10 milyon TL’ye yaklaştı.

Kiralık araca 8 milyon TL: Cumhurbaşkanlığı 2015 yılı içinde 8 milyon 767 bin lira harcayarak taşıt kiraladı. Saray, 40 bin TL harcayarak da yüzer taşıt kiraladı.

Basına yakın takip

Gazete ve dergiye 204 bin TL: “Hizmetin gerektirdiği kalem, silgi, zımba teli, topluiğne, ataç, disket, CD, flash disk, toner, mürekkep, klasör, dosya, basılı kâğıt, defter kırtasiye alımlarına 1216 TL harcandı. Saray; “gazete, resmi gazete, dergi, bülten gibi belirli sürelerde basılan yayınlar” için ise 204 bin 953 TL ödeme yaptı.

Hayvanlar için 2 bin 448 lira: Canlı havyan alım bakım ve diğer giderleri için 2 bin 448 TL harcandı. Bu gider için hizmette kullanılan hayvanlar dışında, her cins ve çeşit hayvan alımı, havyanların koruması, bakımı, kurtarması ve dağıtımı” tanımlaması yapılıyor.

YOLSUZLUK DOSYASI /// TSK ESKİ İSTİHBARAT BAŞKANI İSMAİL HAKKI PEKİN : Erdoğan’ın İsviçr e’deki hesapları belgelendi…


Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün İsviçre’deki paralarıyla ilgili bilinmeyenleri yazdı.

Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı ve Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, yeni çıkan "Dikkat Cemaat Çıkabilir, Kozmik Oda" kitabında Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün İsviçre’deki paralarıyla ilgili bilinmeyenleri yazdı.

Pekin "BOB adındaki istihbaratçı geldi. Erdoğan ve Gül’ün İsviçre hesaplarından bahsetti. Ben Genelkurmay Başkanı’na aktardım, o da MİT Müsteşan’na söylemiş. Bu görüşmeden sonra Dışişleri, Bob’u ‘istenmeyen adam’ ilan etti ve Türkiye’den gönderdi. Bu hesaplar daha sonra VikiLeaks belgelerinde ortaya çıktı" dedi.

Aydınlık gazetesinin haberine göre Pekin bu konuda kendilerine gelen istihbaratı ve sonrasında yaşananları şöyle anlattı:

"Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı yaptığım dönemde, Ankara’da görev yapan Amerikalı istihbaratçılar zaman zaman bana, zaman zaman da dış istihbaratımızın başındaki denizci amiralime gelirlerdi. Bize bilgi getirir, bizden bilgi alırdı.

DIA dediğimiz Defence Inteligence Agency, CIA ve diğerleri de uğrardı.

Yanılmıyorsam 2010 yılı Eylül veya Ekim ayıydı. Yine DIA’da çalışan böyle biri gelmiş. Adam bizim Harp Akademisi’nde okumuş. Daha sonra Türkiye’de ataşelik yapmış. Geldiğinde yaşı 65. Emekli olmuş ve Amerika onu istihbaratçı olarak bırakmış. Amerikalılar emekli oldu diye bir adamı kenara atmaz. Adı Bob’du. Soyadını hatırlamıyorum. Amerika’daki evliliğinden çocukları vardı. Ama Türkiye’de de evlenmişti. Türkiye’deki evliliğinden 2 çocuğu olduğunu biliyorum. Bu adam geliyor, benim denizci amiralime, ‘Tayyip Erdoğan’ın İsyiçre’de 8 bankada hesabı var. Hatta cumhurbaşkanının da (Abdullah Gül) hesabı var’ diyor. Amiral bana geldi, Amerikalının anlattıklarını aktardı.

HAKAN FİDAN GELDİ

Ben de Genelkurmay Başkanı’na gittim, adamın anlattıklarını anlattım. Genelkurmay Başkanı da MİT Müsteşarı’na söylemiş.

Sonra Hakan Fidan geldi, ‘Komutana böyle böyle bir şeyler söylemişsin’ dedi. ‘Evet söyledim’ dedim. Adamın anlattıklarını anlattım.

Daha konu medyaya yansımamıştı. Bu görüşmeden sonra Dışişleri Bakanlığı bu adamı ‘istenmeyen idam’ ilan etti. Bir ay içinde Türkiye’den uzaklaştırıldı.

Normalde bu tür adamlar veda ziyaretleri yapar. Bana bile uğrayamadan gitti. Amerikalıların bu istihbaratçıyı daha sonra Almanya’da görevlendirdiğini öğrendim.

İstihbaratçının anlattıkları daha sonra WikiLeaks belgelerinde ortaya çıktı. Kriptolarda yer almış."

Pekin, Yüksek Askeri Şura’da terfi edemeyeceğini de o ajandan öğrendiğini söyledi. Pekin kitabında Ergenekon ve Balyoz operasyonlarının arkasında ABD’nin olduğunu iddia etti.

KAYNAK : http://www.sarizeybekhaber.com.tr/gundem/erdogan-in-isvicre-deki-hesaplari-belgelendi-h2102.html

YOLSUZLUK DOSYASI : Kadir Topbaş, damadının tartışmalı konut pro jesinden 5 daire almış


Kadir Topbaş, damadının tartışmalı konut projesinden 5 daire almış

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve ailesinin, belediyenin çeşitli ayrıcalıklar tanıdığı gerekçesiyle tartışma yaratan damadının konut projesinden aynı gün 5 daire birden satın aldığı ortaya çıktı.

Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberine göre, Kadir Topbaş’ın başkanlığını yaptığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden (İBB) destek alan Topbaş’ın damadı Aydınlı Grup Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Kavurmacı’nın Bakırköy’deki projesi Koru Florya’dan “Topbaş ailesinin 5 dairesi” çıktı. Belgelere göre Kadir Topbaş’ın aile şirketi Teşvikiye Saray Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ, 5 taşınmazın tamamını aynı gün “25 Temmuz 2014” tarihinde satın almış.

Kamu arazisiydi
Kavurmacı’nın sahibi olduğu Aydınlı-Metal Yapı Konut-Arke İnşaat ve Vizyonlife şirketlerinden oluşan grup Florya’daki araziyi TOKİ’nin 2010’da gelir paylaşımı yoluyla açtığı ihalede almıştı. Bu satış “Kamu arazisi damada hediye mi edildi?” sorusunu da beraberinde getirdi. Burası aynı zamanda eski SSK arazisiydi. Aydınlı Grup buraya tartışmalara yol açan “Koru Florya” konut ve AVM projesini yaptı.

İBB’den ayrıcalıklar
İBB Meclisi bu projeye çeşitli ayrıcalıklar tanıdı. Aydınlı Grup, “Koru Florya”nın önünde bulunan E-5 üzerindeki üstgeçidi kaldırıp yeraltı geçidi yaparak proje kapsamındaki AVM’ye yaya girişini kolaylaştırdı. Yaya altgeçidine “Koru Florya” adı verildi ve mahalleli imza toplayarak bu isme tepki gösterdi. Yüzlerce imzaya karşın damadın isteği kırılmadı ve İBB Meclisi AKP’lilerin oylarıyla, altgeçidin ismini “Cennet Mahallesi Koru Florya Yaya Altgeçidi” olarak değiştirdi. İBB Meclisi’nde projenin bodrum katları emsal dışı bırakılarak bir başka ayrıcalık daha tanındı.

Ev fiyatları 1.5 milyon-5 milyon TL
Ev fiyatlarının ortalama 1.5 ile 5 milyon TL arasında değiştiği bu projede Kadir Topbaş ailesinin 5 dairesi olduğu ortaya çıktı. 5 dairenin 2’si F blokta, 1’i E blokta, 1’i D blokta, 1’i ise G blokta yer alıyor. Dairelerin mülkiyeti Topbaş ve çocuklarına ait Teşvikiye Saray Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ üzerine görünüyor. Şirketin yönetim kurulunu Topbaş’ın oğulları Mehmet, Ahmet ve Turhan Topbaş oluşturuyor. Şirketin eski yönetim kurulu başkanı ise Kadir Topbaş. Şirketi kamuoyu “Saray Muhallebicisi” adıyla tanıyor. 5 dairenin tamamı da “25 temmuz 2014” tarihinde proje bitmeden alınmış. Proje inşaatı 16 Eylül 2014’te tamamlanmış.

”Akrabalar bir arada”
CHP’li Meclis Üyesi Hüseyin Sağ, “Önce kupon arazi bulundu. Sonra kamu kurumları devreye girdi. Damadın çevresi geniş. Koru Florya ile ilgili TOKİ’nin yaptığı plan da Kadir Topbaş’ın başkanı olduğu İBB Meclisi’nden geçti. Projede bodrum katlarına ilişkin ayrıcalık tanındı. Damat sevindi. Suç duyurusunda bulunduk. En son damada özel, yılların Cennet Mahallesi de oldu mu KoruFlorya. Topbaş da hiç dava açmayı düşünmedi. Zaten nasıl açsın, mülkiyetlere bakıldığında akrabalar bir arada ve mutlular” dedi.

Damadı gözaltına alınmıştı
‘FETÖ’ soruşturması kapsamında TUSKON Başkanı Rızanur Meral’in de aralarında bulunduğu 187 şüpheli hakkında 18 Ağustos’ta gözaltı kararı verilmiş, 204 adreste arama yapılmıştı. Gözaltına alınan isimlerden en dikkat çekici olanı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı Aydınlı Grup Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Kavurmacı’ydı. Projesini gerçekleştirdiği Bakırköy Şenlikköy Mahallesi’ndeki Koru Florya evlerinde de arama yapılmış, aramayla birlikte proje tekrar gündeme gelmişti. Kavurmacı 20 Ağustos tarihinde serbest bırakıldı.

BirGün

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.