Etiket arşivi: İSTİHBARAT DOSYASI

İSTİHBARAT DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : TÜRK-ALMAN İSTİHBARAT SAVAŞI


İstihbaratın her şeyi gibi savaşı da gizlidir. Ne var ki "Hiçbir şey gizli kalmaz" düsturunun her zamankinden daha geçerli olduğu günümüzde istihbarat savaşlarının da alenileştiğine şahit oluyoruz.

Almanya, bir süre önce Türkiye’ye karşı başlattığı istihbarat savaşında cepheyi paranoyakça genişletiyor. Öyle ki, ülkede Türkiye toplumuna din hizmeti vermekten başka gayesi olmayan imamları dahi casuslukla suçluyor ve haklarında adli işlem başlatıyor.

Almanya’da anayasayı korumaktan sorumlu eyalet kuruluşlarının bu savaşta en ön cepheye sürüldüğü görülüyor. Anayasayı Koruma Teşkilatı Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Başkanı Burkhard Freier, 12 imam inanışını çağrıştıracak biçimde "Casusluk yapan 13 imam var" açıklamasını yaptı.

İki yıl önce Almanya’da Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) namına casusluk yaptığı iddiasıyla tutuklanıp 11 ay sonra serbest bırakılan Taha Gergerlioğlu, imamlara yönelik operasyonu yapan asıl kuruluşun, eyaletlerin iç istihbaratına bakan Landeskriminalamt (LKA) adlı kuruluş olduğunu söylüyor.

Son olarak 15 Şubat’ta Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) camilerinde görev yapan dört imamın evinde, ‘casusluk faaliyeti yürüttükleri’ iddiasıyla arama yapıldı. 10 Şubat’ta Almanya’daki görevlerine son verilen imamlar, hafta sonu Ankara’ya dönmüştü.

Bu operasyonlar, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) Almanya’da Türkiye aleyhine yürüttüğü espiyonaj faaliyetlerinin bir mahsulü. FETÖ, sadece Almanya’da değil, tüm Avrupa’da Diyanet’i by-pass edip bir sivil paralel diyanet oluşturmak istiyor. Belçika’da Diyanet imamları yerine Gülenist imamlar yetiştirmeyi amaçlayan Leuven Katolik Üniversitesi’nin bunun için pilot bölge olarak seçildiğini biliyoruz.

FETÖ, bir yandan bu proje için çalışıyor öte yandan da imamların kendileri hakkında bilgi topladığını ileri sürüp onları şikâyet ederek haklarında adli işlem başlatılmasını sağlıyor.

Almanya’nın FETÖ’ye bu derece müsamaha göstermesi, hatta onunla işbirliği yapmasında ise CIA parmağı aramak komplo değil. Aksine bunu görmemek ‘gerçeğe komplo kurmak’ olur.

CIA’in Yeşil Kuşak projesinin köklerinin Adolf Hitler’in Müslümanları Sovyetler’e karşı savaştırma projesine dayandığı söylenebilir. Bu Nazi anlayışı, Reinhard Gehlen gibi efsanevi istihbaratçıların esinlediği CIA’e geçmiştir.

Alman derin devleti ile CIA arasındaki ilişkileri ve her iki yapının da temellerini atan Gehlen’in örgütü ile Gülen Örgütü arasındaki benzerlikleri bu köşede 13 Nisan 2014’te Gehlen’den Gülen’e bir istihbarat hikâyesi başlıklı yazıda anlatmıştık. Gehlen 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’ye sığındı ve Soğuk Savaş yıllarında CIA adına Almanya’da bir paralel devlet kurdu. CIA aynı şeyi Türkiye’de FETÖ üzerinden yapmaya çalıştı, ancak başarılı olamadı.

MÜNİH’TE BİR CAMİ

Nazizm’in istihbarat konsepti ile CIA arasındaki akrabalığı gözler önüne seren pek çok araştırma var. Bunlardan biri Pulitzer ödüllü gazeteci Ian Johnson’ın A Mosque In Munich (Münih’te Bir Cami) adlı kitabı. Johnson, kitabında 1973’te Münih’te açılan bir camiyi, hikâyesinin merkezine alarak Batı’nın kadim istihbari stratejisi olan Müslümanları birbiriyle ya da başka düşmanlara karşı savaştırma stratejisini anlatıyor.

Kitap her ne kadar günümüzde İslamofobi’yi besleyecek bir niteliğe sahip olsa da, ABD ve Almanya’nın, çıkarları için bir taraftan El Kaide ve DEAŞ gibi örgütleri, bir taraftan da İslamofobi’yi kullanma hastalığını gözler önüne seriyor.

Kitapta anlatılan Prof. Dr. Gerhard von Mende, Rusya’daki Türk azınlıklar üzerine akademik çalışmaları olan bir öğretim üyesi. Mende, 2. Dünya Savaşı’nda Nazi istihbaratının bir uzantısı olarak çalışır. Müslümanları örgütler. Almanya yenilir, Naziler tutuklanır, ama Mende’ye ilişilmez. Hatta çalışmalarını sürdürmesine izin verilir. Tıpkı Gehlen gibi…

Von Mende, himaye ettiği Müslüman azınlıkları bir arada tutmak ve daha kolay kontrol edebilmek için Münih’te bir ibadethane-İslam merkezi kurulmasını önerir. Hatta bu iş için bir imam bile seçer. İşin kilit noktası burası.

İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD’nin istihbarat konseptini deyiş yerindeyse dölleyen ve yarım asrı aşkın bir süredir ABD’nin istihbarat operasyonlarının tarlası olan Almanya, vaktiyle imamlar üzerinden kendi yaptığı operasyonu model alarak Türkiye’yi suçlamaya çalışıyor. Kişi kendinden bilir işi atasözünü doğrularcasına…

Kendi istihbarat yetkililerinin de itiraflarından bildiğimiz üzere istihbaratının dümenini neredeyse tamamen CIA’e teslim eden Almanya, çocuk odalarında görüntü ve ses kayıtlarını internet aracılığıyla yayınlayabilen ‘Arkadaşım Cayla’ adlı interaktif oyuncak bebeği paranoyakça bir kararla piyasadan çekerek kontr-espiyonaj faaliyetleri yürüttüğünü sanıyor. İmamlara yönelik operasyonlar da bunun bir benzeri.

Almanlar, her şeyin tekniğini iyi bilip de stratejisinden yoksun olduğu için en iyi casusları yetiştirmiş ama istihbari anlamda hep yenilmiş bir ülke. Tarihteki meşhur casuslardan misallerle gidelim: Mata Hari Almanlar’a çalışıyordu. Fransızlar onu -elbette deneyerek- devşirmek üzere Belçika’ya altı Fransız ajanla ilişki kurmak üzere gönderdiler. Bu altı ajan Almanlar tarafından yakalanıp kurşuna dizildi. Mata Hari de sonunda kurşuna dizilecek ve Almanya 2. Dünya Savaşı’nda yenilecekti.

Almanlar Reinhard Gehlen, Markus Johannes Wolf gibi efsanevi casus yöneticileri ve Elyasa Bazna gibi sahada başarılı ajanlar yetiştirmiş, ama sosyete falcısı Anna Krause’nin Nazilerle ilgili olarak Sovyetlere bilgi sızdırmasına mani olamamıştı. Krause Nazi ileri gelenlerinin kehanet, parapsikoloji gibi zaaflarını kullanıp aldığı mahrem bilgileri düşmana veriyordu.

Alman Şansölyesi Angela Merkel Almanya’nın Türkiye’ye açtığı istihbarat savaşının tam olarak neresinde bilinmez. Ama Merkel’in zaman zaman ABD derin devleti ile Alman derin devleti arasında ezildiği görülüyor. Taha Gergerlioğlu’na göre Merkel, Almanya’da var olduğunu savunduğu üç derin devletten CIA kanadını temsil ediyor. Alman sermayesi derin devletin ayrı bir kanadı ve sekiz ayrı istihbarat teşkilatı da bir başka derin devlet bacağı.

ABD elektronik istihbarat teşkilatı NSA’in Angela Merkel’i dinlemesi de, CIA’in Almanya üzerindeki ‘Big Brother’ pozisyonu hakkında yeterince fikir veriyor. Dolayısıyla Almanya’nın Türkiye’ye açtığı savaşı, tıpkı FETÖ’nün savaşı gibi CIA’in ‘vekilli’ bir operasyonu olarak görmek yanlış olmaz.

İSTİHBARAT DOSYASI /// ERKAN MACİT : DEVLETLERİ ÇÖKERTEN CASUSLAR


DEVLETLERİ ÇÖKERTEN CASUSLAR

Erkan MACİT

Casusluğun tarihi de en az insanoğlunun kendisi kadar eski. Öğrenme ve gizleri ortaya çıkarma güdüsü insan yaradılışının bir parçası olsa gerek, tarihin her döneminde haber alma ihtiyacı olmuş, sonuç olarak casuslar ve bunları yönlendiren organizasyonlar vücut bulmuştur. Kendini güvende hissetmek ve bilginin getireceği güce sahip olmak isteyenler, her zaman bunu elde etmenin savaşını vermişlerdir. Bundan hareketle, bilinen ‘diğerinin’ aksine, casusluğun gerçek anlamda ilk meslek olduğu bile iddia edilebilir.

Organize casusluğun ilk olarak ne zaman başladığına dair rivayetler mevcut. Tevrat’daki Yeşua’nın vaadedilmiş topraklara yaptığı yolculuğu, şehrin ele geçirilmesini kolaylaştırmak için Eriha’ya iki kişinin gönderilmesini göz önünde bulundurursak, ‘insanoğlunun kendisi kadar eski olma’ iddiasını destekleyebiliriz sanırım. İran destanlarında, Iran-Turan savaşlarının arkasında casuslar olduğundan dem vurulur. Hatta Orhun yazıtlarında bile, toplum içinde huzursuzluk yaymaya çalışan, günümüzün tabiriyle ‘ajan provokatörlere’ karşı uyanık olunması gerektiğine işaret edilir. Ama kesin olan bir şey var: Düşmanı mağlup etmek için gizli yollardan bilgi toplama ihtiyacının, dünyanın her döneminde, tarihin her diliminde mevcut bulunması.

Dalilah: Filistinli Kadın Casus

Casusluk mesleğinin ya da bilincinin ne kadar eskilere gittiğini göstermesi açısından, İsrail efsanelerinden olan Samson ve Dalilah’ın hikayesi oldukça ilginç bir örnek teşkil eder.

Rivayetlere göre, oldukça güzel bir kadın olan Dcdilah, İsrail milleti arasında casusluk yapıp, İsraillilerin efsanevi kahramanı Samson’u safdışı bırakarak, istihbarat tarihinin bilinen ilk kahramanlarından biri olmuştur.

M.O. 1100’lü yıllarda vadedilmiş topraklar üzerindeki Filis- tin-lsrail mücadelesi tüm hızıyla devam ediyordu. İsrailli bir çift, uzun zamandır evli olmalarına rağmen çocuk sahibi olamıyor, bunun için sürekli Allah’a yakarıyorlardı… Bir gün kendilerine bir melek göründü ve yakında bir çocukları olacağını müjdeledi. Ama tek bir şartla: İnsanüstü kuvvetiyle nam salacak ve İsrail milletine büyük iyiliği dokunacak olan bu çocuğun saçları asla kesilmeyecekti, çünkü eşsiz gücünü saçlarından alacaktı. Samson ismi verilen çocuk hızla serpildi. Sınırsız gücü ile ilgili hikayeler dört bir yana yayıldı. Elleriyle bir aslanı bile öl- dürebiliyordu. Filistinlilerle yapılan savaşlarda tek başına bir orduydu adeta. Savaşlardan devamlı mağlup çıkan İsrail milletinin yüzünü güldürecek kahraman nihayet gelmişti. Ölü bir eşeğin çene kemiğiyle bin Filistinliyi birden öldürdüğü rivayet ediliyordu. Filistinlilerin evlerini ve tarlalarını ateşe veriyor, adeta onlara dünyayı dar ediyordu. Üstün güçleri olduğu için de bir türlü mağlup edilemiyordu. İsraillileri bölgenin tek hakimi yaptı. Saçlarından aldığı güç, bu hakimiyetin sigortasıydı. Onu savaş meydanında mağlup edemeyeceklerini anlayan Filistinliler, tarihin ilk ‘cinsel espiyonaj’ olayını gerçekleştirmeye karar verdiler. Filistin’in en güzel kadınlarından birini sarayına yolladılar. Kadın bir şekilde Samson’un sınırsız gücünün sırrını ortaya çıkarmakla görevliydi. Güzelliğiyle aklını çeldi ve onu evlenmeye ikna etti. Düğün merasiminde Samson, Filistinli davetlilere bir bilmece soracağını, bilemediği takdirde hepsini öldüreceğini söyledi. Filistinli eşi bir gece öncesinden Samson’dan bilmecenin cevabını öğrendiği için, bunu arkadaşlarına fısıldamıştı. Doğru cevabı alan Samson, ihanete uğradığını ve ‘bilgi sızdırıldığını’ anladı ve herkesi öldürdü. Kadını da sarayından kovdu. Operasyonun ilk kısmı başarısız olmuştu ama, Filistinlilerin pes etmeye niyeti yoktu. Samson’un güzel kadınlara olan zaafını keşfetmişlerdi. (Bu zaaf kendisinden yüzlerce yd sonra gelecek bir- çok önemli ismin de çoruna mal olacaktı.) Bir müddet sonra ilk kadının kendisinden daha güzel kızkardeşi Dalilah’a görev verildi. Dalilah da kısa sürede Samson’u baştan çıkarttı ve gücünü, uzun saçlarından aldığını keşfetti. Bir gece onu sarhoş ederek saçlarını kesti ve gözlerini de oydu. (Bazı kaynaklar sadece saçlarını kestiğini belirtir.) Filistinli askerlerin yardımıyla da zincire vurdu. Efsane Samson yolun sonuna gelmişti. Dalilah gerçekleştirdiği cinsel istihbarat sonucu 1100 gümüşle ödüllendirildi.

Ne Dalilah, cinselliğini istihbarat için kullanan ilk kadın, ne de Samson, kadınlara düşkünlüğünü canıyla ödeyecek ilk erkek olacaktır…

İngiliz İstihbarat Dünyası ve ‘Robinson Crusoe’

Şu hepimizin hani okuduğu “Robinson Crusoe” ve Moll Flanders gibi dünya klasikleri arasına girmiş eserlerin İngiliz yazarı ünlü romancı Daniel DeFoe tam anlamı ile bir macera adamıydı. Tabii ki bu kitabın sayfalarında kendisine yer bulduğu için de, iyi bir casus!

Daniel DeFoe ticaretle uğraşmış, başarısız olarak iflas etmişti. Hatta bu yüzden bir müddet hapis de yattı. Bir ara alacaklılarından kaçmak için Andreu) Moreton takma ismiyle yaşadı. Ticari hayatta başarısız olmasına rağmen oldukça zeki biri olan DeFoe, sonunda para kazanmak için casusluk yapmaya karar verdi. Bu işin hakkını öylesine iyi verdi ki, yazarlığı bir kenara, halen ‘Ingiliz İstihbarat Dünyası’nın babası olarak anılır!

Londra’da doğup büyüyen DeFoe iyi bir eğitimin ardından 1683’de tüccar olarak iş dünyasına atıldı. Monmouth Dü- kü’nün gerçekleştirdiği ayaklanmaya katıldığı için az daha idam ediliyordu, canını zor kurtardı. Bu olayın ardından işleri kötüye gitti ve iflas etti. Borçlarından dolayı girdiği hapisten çıktıktan sonra, geçimini sağlamak için kalemine sarıldı. Dini ve politik konularda yazılar yazıyordu. Ama 1702’de yazdığı ‘Shortest Way with Dissenters’ (Muhaliflerle Kestirmeden) isimli eseriyle, dönemin İngiltere’si şimdiki kadar demokrat olmadığından olsa gerek, bir kez daha hapsi boyladı. Pratik zekalı DeFoe, hapisten kurtulmanın en kestirme yolunun, çok eleştirdiği hükümet adına çalışmaktan geçtiğini görmüştü. Bunun için seçtiği yol, casusluk olacaktı.

1702’de, dönemin en parlak politikacılarından Avam Kamarası üyesi Robert Harley’e bir mektup yazarak yardım istedi. DeFoe’nin eserlerini beğenen Harley, kulis yaparak Kraliçe An- ne’in DeFoe’yi affetmesini sağladı. Newgate hapishanesinden çıkan DeFoe, Harley’e düşüncesini açtı. Harley de gizli kapaklı işlere çok meraklıydı. DeFoe’nin teklifini kendi gizli servisine örnek olarak kullanacaktı.

‘The Earl of Cowper’ isimli eserinde Harley için şöyle yazıyordu: ‘Hile yapmayı çok severdi, hatta gerekli olmasa bile. Kendi kendini tatmin etmek için her fırsatta kurnazlığım kullanırdı. Eğer bir insanın dünyaya hûekar olarak gelmesi gerekseyeli, bu Harley’den başkası olmazdı.

DeFoe’nun teklifi basitti. Köy köy tüm İngiltere’yi dolaşacak, her sınıftan vatandaşın politik karakterini rapor edecek bir casusluk ağı kuracaktı. Bu raporlar düzenli olarak Harley’e sunulacaktı. Bu arada hükümet işlerinde çalışanlar da yakın takibe alınacak ve ahlaki durumları rapor edilecekti. Siyasi partiler de bu kontrol mekanizmasına dahil olacaktı.

DeFoe, ayrıca politik bakımdan karışık bir halde olan ls- koçya’da da bir casusluk ağı kurulmasını öneriyordu. Ve 1704’de, kitapları ile birçok çocuğun hayallerini süsleyen ünlü yazar, İngiliz tarihinin ilk bilinçli istihbarat çalışmasını başlatıyordu. Köy köy dolaşıp casus toplayacaktı. Harley ve diğer yetkililerin desteğini alarak çıktığı seyahatinden önce yazdığı raporda şunları söylüyordu: ‘İnanıyorum ki, bu seyahat, İngiltere’de bu güne kadar hiç yapılmamış istihbaratın temellerini atacaktır… ’

At sırtında çıktığı bu seyahatte, ‘Alexander Goldsmith’ ve ‘Claude Guilot’ takma isimlerini kullanan bir tüccar olarak kendini tanıtan DeFoe, rolünü iyi yapmak için gerçekten de bir şeyler alıp satıyordu.

Zamanla istihbarat işini kıvırabilecek çekirdek bir kadro kurmuştu. Bu kişiler kısa zamanda hükümet karşıtı görüşlere sahip vatandaşları ünlü yazara iletmeye başladı. Londra’da bir ofis açan DeFoe, kendisine gelen bilgileri rapor haline dönüştürüyor ve Harley’e sunuyordu. Bu yazımlar esnasında, daha sonradan istihbarat dünyasında oldukça yaygın bir tarz olacak, havadan sudan detayları bile dile getiriyordu. Önemsiz gibi görülen detaylar, gelecek yüzyılda birçok istihbarat başarısına imza atacaktı.

Bu raporlar Harley’in elini oldukça kuvvetlendirdi. 1706’da dış işleri bakanlığına gelince, DeFoe’yu, Ingiltere ile birlik görüşmelerini sürdüren İskoçya’ya gönderdi. DeFoe’nun görevi, kimseye hissettirmeden birlik lehine çalışmalar yapmaktı. Is- koçya’mn önde gelen isimleriyle temaslar kuruyor, onların görüşlerini Harley’e imzasız mektuplar şeklinde aktarıyordu. De- Foe’nin birlik yanlısı raporlar göndermesi üzerine cesaretlenen Harley, görüşmeleri hızlandırdı ve iki ülkenin birleşmesi 1707 yılında resmiyet kazandı. Kraliçe Anne’in 1714’de ölmesiyle Hannover Kralı George, İngiltere tahtında hak iddia ederek bu ülkeye geldi. George, uzun zamandır düşmanlarını dize getirmek için zaten kendine has bir casus örgütü kurmuştu. Geor- ge’un başbakanı Lord Townshend, vakit geçirmeden PeFoe’yu ‘baş casus’ olarak atadı.

DeFoe’nun yeni görevi, ‘Prens Charlie’ olarak da bilinen ve Ingiliz tahtında hak iddia eden Charles Stuart’ı tahtına döndürmeye çalışan Jakobitler hakkında istihbarat toplamaktı. Stuart Hanedanlığı, sürgünde bulunduğu Avrupa’da İngiltere’yi tekrar işgal etmek için ordu kurmaya çalışıyordu. DeFoe, yeni görevinde başarılı olmak için en az zekası kadar kuvvetli olan kalemini kullanmaya karar verdi.

Önde gelen Jakobit yayın organlarından Weekly Joumal’da editör olarak işe başladı. Beş yıl boyunca gazetede yazdığı, laf cambazlıklarıyla dolu köşe yazılarında, Jakobitlerin kafasını oldukça karıştırdı. Böylelikle, gelecek yüzyılda oldukça sık kullanılacak ‘casus gazeteci’ modelinin en güzel örneğini sunuyordu. 1720’de birden gazeteden ayrıldı ve aynı zamanda casusluğu da bıraktı. Artık başarılı romanlarından elde ettiği gelirin tadını çıkaracaktı. Ama zamanla sefaletin pençesinden kurtulamadı. Bir zamanların başarılı casusu, eski düşmanlarından değil, ama yine alacaklılarından kaçıyordu. O tarihten sonra onu gören olmadı. 26 Nisan 1731’de St. Giles varoşlarındaki ucuz bir han odasında ölü olarak bulunmasına rağmen, ölüm sebebi hiç öğrenilemedi. Ya öfkeli bir alacaklısının ya da kendisini deşifre eden Jakobit ajanlarının kurbanı olmuştu. İngiliz istihbarat teşkilatının ilk yaratıcısı, daha çok bilinen kimliğiyle dünyanın en önde gelen yazarlarından biri olan DeFoe, hiç kimsenin katılmadığı bir merasimle toprağa verildi…

Casusluk tarihinin en önemli ismidir Defoe

Kaynak; Gizli Gerçekler /Erkan MACİT

İSTİHBARAT DOSYASI : Almanların ünlü film yıldızı ‘ajan’ çıktı !


Almanların ünlü film yıldızı ‘ajan’ çıktı!

Almanya’da Nazi dönemi ve savaş sonrası dönemin en önemli film yıldızlarından biri olan Marika Rökk’ün Sovyetler Birliği için çalıştığı iddia edildi

Almanya’nın Nazi dönemi ve 2. Dünya Savaşı sonrasındaki en önemli film yıldızlarından Marika Rökk’ün ismi Alman istihbarat belgelerinden çıktı. Gizliliği kaldırılan belgelerin bir bölümünde Rökk’ün Sovyet ajanı olduğu bilgisi yer alıyor.

1930’larda Nazi Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in, Hollywood’un kadın starlarına karşılık Alman film yıldızları yetiştirme düşüncesinin ardından yıldızı parlayan isimlerden biri de Marika Rökk olmuştu.

Macaristan doğumlu olan Rökk, Nazi yönetimiyle kurduğu yakın ilişkilerle biliniyordu. Hatta savaşın ardından Nazi yönetimiyle olan bağlarından dolayı 2 yıl oyunculuk yapması yasaklandı. Ancak gizliliği kaldırılan Alman istihbarat belgelerine göre Rökk, Nazi yönetiminden Moskova’ya bilgi aktarıyordu.

Savaş sonrasında bir süre rehabilite edilen ve savaş sonrası dönemde Alman film endüstrisinin en popüler yıldızlarından biri olan Marika Rökk, 2004’te 90 yaşında hayata veda eden kadar yaklaşık 40 filmde rol aldı.

Rökk’ün, KGB ajanı olduğu şüphesiyle istihbarat belgelerine girdiği ilk tarih ise 1951 olarak belirlendi. Belgelerde, Rökk’ün KGB’ye menajeri Heinz Hoffmeister tarafından alındığı ve yönetmen kocası Georg Jacoby’nin de benzer faaliyetlerde olabileceği iddiası yer aldı. 1951’te sinemayı bırakarak, Düsseldorf’ta küçük bir örgü dükkanı açma kararı alan Rökk’ün bu hareketi ise istihbarat raporlarında, ‘ajanlık faaliyetine devam etmek için zekice bir manevra’ olarak görülmüş.

Gizliliği kaldırılan istihbarat belgelerinde, Rökk ile ilgili iddialar için herhangi bir kanıt sunulmazken, Rökk’ün Sovyet yönetimine ne gibi bilgiler verdiğiyle ilgili detaylar da yer almadı. Alman kamuoyu, istihbarat raporlarına şüpheyle yaklaşıyor.

İSTİHBARAT DOSYASI /// İstihbarat : 13 DİTİB imamı Gülen yanlılarını ihbar etti


İstihbarat: 13 DİTİB imamı Gülen yanlılarını ihbar etti

Almanya iç istihbarat servisinin verilerine göre Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’ne (DİTİB) bağlı 13 imam, Almanya’daki Gülen taraftarlarını Ankara’ya ihbar etti.

Anayasayı Koruma Teşkilatı Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Başkanı Burkhard Freier, 33 şahıs ve 11 eğitim kuruluşunun imamlar tarafından Diyanet İşleri Başkanlığı’na ihbar edildiğini söyledi. Düsseldorf’ta Eyalet Meclisi İç Komisyonu’na bilgi veren Burkhard Freier casusluk yapan en az 13 imamın olduğunu belirtti. Freier Rheinland-Pfalz eyaletindeki üç camii cemaatinden de imamların bilgi topladığını açıkladı.

İstihbarat servisinin elindeki verilere göre, Türkiye’nin Köln, Düsseldorf ve Münih Konsolosluklarındaki din hizmetleri ataşeleri Diyanet İşleri’ne üç rapor gönderdi. Başka belgelerin de gönderilmiş olabileceği üzerinde duran Anayasayı Koruma Teşkilatı tüm casusluk faaliyetinin din hizmetleri ateşeleri tarafından yönlendirildiği görüşünde.

İstihbarat: Din hizmetleri ataşeleri yönlendirdi

Anayasayı Koruma Teşkilatı verilerine göre, Diyanet İşleri Başkanlığı Eylül ayında görevlilerine bir talimat gönderdi ve Gülen hareketi benzeri grupların faaliyetlerini bildirmelerini istedi. Din hizmetleri ataşeleri bu emri yerel camii cemaati imamlarına iletti. DİTİB şimdiye kadar Diyanet’in gönderdiği bu yazının DİTİB’e yönelik olmadığını savunmuştu. DİTİB Genel Sekreteri Bekir Alboğa Rheinische Post gazetesine yaptığı açıklamada "Buna rağmen birkaç imam yanlış davranarak bu talimata uymuştur. Bu durumdan büyük üzüntü duyuyoruz ve bu konuda Diyanet ile de görüştük" demişti.

Kuzey Ren Vestfalya Eyalet yönetimi DİTİB’den imamları hedef alan suçlamaların eksiksiz aydınlığa kavuşturulmasını ve Ankara ile ilişkilerini kesmesini istemiş, aksi halde aralarındaki işbirliğini sürdürmeyeceğini açıklamıştı.

Almanya’nın Hessen Eyaleti Kültür Bakanı Alexander Lorz da bugün yaptığı açıklamada Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB) Türk hükümetiyle ilişkisinin inceleneceğini söylemişti. İnceleme için üç kişilik bir bilirkişi heyetinin görevlendirildiğini söyleyen Lorz heyetin vereceği rapor üzerine DİTİB ile işbirliğinin değerlendirmeye alınacağını belirtmişti.

İSTİHBARAT DOSYASI /// MELİH ALTINOK : ARADIĞINIZ İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİNE ULAŞILAMIYOR, Ü ZGÜNÜZ


Dün CIA’nın yeni atanan direktörü Mark Pompeo Türkiye’ye geldi. Ankara’da bir dizi görüşme gerçekleştirdi.
Görüyorsunuzdur, muhalefet ziyaret duyulur duyulmaz Pompeo’yu dövmeye başladı bile.
Sanki bölgenin, ülkelerinin aşağılanmasına çok duyarlılarmış gibi, yeni direktöre "oryantalist" diyorlar.
Ama motivasyonları ne olursa olsun bu kez haklı gibiler, kim olsa döver!
Çünkü sicili Obama döneminde daha da bozulan CIA’nın yeni direktörünün Türkiye hakkındaki görüşlerinin bir Sözcü yazarından hallice olduğunu duyuyoruz.
Örneğin, NATO üyesi, AB adayı Türkiye ile İran’ın birbirinden farkı yokmuş ona göre. Yani bu eski asker için de "İşte bunların hepsi İslam’mış, Ortadoğu’ymuş!"
Gerçi bu arkadaşlara güvenolmaz. Adamın twitlerini çarpıtmışlardırhatta montaj yapmışolabilirler. Pompeo da, bu görüşleriniifade ettiği bir iki twitini sildihatta o hesabı yok etti.
Ama zaten kaç yazar ki!
Zira kendisini Türkiye’ye gönderen Trump bu ayrımları çok iyi yapabiliyor.
Zaten geçtiğimiz gün Erdoğan’la bir telefon görüşmesi yapan ve hem Cumhurbaşkanına hem Türkiye’ye övgüler düzen Trump da kendisini en çok bu nedenle Ankara’ya gönderdi.
Göreve gelir gelmez, Suriye’de ve bölgede kirli işlere soyunan Obama’nın partneri İran’a vize sınırlaması getiren Trump ABD’nin yeni müttefiklik ilişkilerini dizayn ediyor.
Yeni Başkan, bu planlamada da Türkiye’nin önemini çok iyi görüyor.
Obama’nın aksine, bölgedeki PKKYPG gibi neyidüğü belirsiz terör örgütleriyle değil, üslerinin bulunduğu yarım asırlık güvenilir müttefiki Ankara’yla yürümenin doğru olduğunu düşünüyor.
Türkiye gibi güçlü ve stratejik bir ortağı, ülkesinin rakiplerine doğru iteklemenin mantıklı olmadığını fark ediyor.
Kısaca Trump mecburiyetlerinin bilincinde. Aldığımız bilgilere göre, Pompeo ABD’ye uçarken Rakka operasyonu öncesi epeyce "imtiyaz" bırakacak Türkiye’de.
Bunlardan biri de Obama yönetiminin desteklediği PKKYPG’nin "meşru bir aktör" olarak sahada yere almaması. Pompeo üzerinden yaratılmaya çalışılan telaşa mahal yok yani; evet hiç yok.
Bakın, Türkiye de yeni dönemde oluşan altın pozisyonunu çok iyi değerlendireceğini gösteren bir soğukkanlılık sergiliyor.
Kaldı ki artık ne Türkiye’yi ne de ABD’yi istihbarat servisleri yönetiyor. Başta halkınseçilmiş siyasileri var ve dış politikayıonlar belirliyor.
İşimize gelmezse "bay bay" der geçeriz.
Haklısınız, göz boyamak için antiemperyalizm kalkanına sarılan emperyalist uşaklarının asıl telaşları da bu yüzden zaten.

***

Kürkçü yine samanlığa döndü

Sırtını YPG’ye, PYD’ye yasladığını kurumsal olarak açıklayan HDP’nin vekiliErtuğrul Kürkçü CIA Başkanı’naçıkışmış. Mahir Çayan’ın vetüm "yoldaşlarının" katledildiğisamanlıktan o zaman da sağ çıkan Ertuğrul Bey belli ki solcu geçindiği günleri hatırlamış. Şimdi de hapisteki HDP’li yoldaşlarına dışarıdan rol kesiyor.
Son tiradı şöyle:
"Sırrı Süreyya Önder arkadaşımızın meşhur ettiği bir deyiş var; Azrailin can dağıttığı görülmemiştir. CIA’den hayır geldiği görülmemiştir.
Gelmese daha iyidir!"
Türkiye’nin kimseden hayırbeklediği yok ama bunu Obama yönetiminin giydirip, silahlandırıp koluna ABD arması bile astığı PKK-YPG’ye de söylediniz mi Kürkçü Bey?
Hani sırtınızı falan onlara dayıyormuşsunuz ya, ona mahsuben; sonra dediğiniz gibi Allah korusun…

İSTİHBARAT DOSYASI /// GİZLİ SERVİSLERİN GİZLİ GÜCÜ : KADIN AJAN LAR


KADIN AJANLAR : AŞK TUZAĞI YA DA BALTUZAĞI

Çocukluğumuzda bir mesel gibi anlatılırdı: Anadolu’nun bir köyünde 40 yıl imamlık yapmış birisi bir gün cemaati karşısına almış ve – kırk yıldır kıldığınız namazları yeniden kılın. Ben Müslüman değilim. Aynı zamanda da ajanım demiş ve ortadan kaybolmuş. Elbette bu topraklarda ve yeryüzündeki ajan hikâyeleri bur derece sarsıcı değil, daha da sarsıcı.

Çünkü hayatın kazası yok.

Ajanlık Bond filmlerindeki gibi mi? Yani muhteşem araba, silahlar, güzel kadınlar ve sınırsız para harcama yetkisi… Olay filmlerdeki gibi değildi.

Emekli Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensubu Yılmaz Tekin, istihbarat dünyası hakkındaki anılarını tek bir kitapta toplamıştı. Kitabın içinde yer alan 140 civarında anı-öykü, MİT’e girmek isteyen, istihbarat konularına ilgi duymasına rağmen işe nereden başlayacağını bilemeyenler için bir rehber niteliğini de taşıyor. Dolayısıyla, her konuyla ilgili yeni bölümler eklenmiş ve başvuruda bulunacak kişileri yönlendirme görevini üstlenmiş durumda. Ancak durum kitaplardaki gibi de değildi.

MOSSAD’ı alt eden Türk Kadın Ajan

Gerçekler can yakıcıdır: Türkiye ile İsrail’in arasını açan Türk bir kadın ajan Yasmin S.

İsrail istihbarat teşkilatı olan MOSSAD’da bağlı birimlerin Türkiye üzerinde yürüttüğü kirli komplolar tek tek deşifre olurken, taşeron terör örgütlerinin kanlı planları da Türk birimler tarafından başarıyla bertaraf edilmişti. Tarihler 2014 yılını gösteriyordu.

Küresel baronların işaretiyle MOSSAD’ın kontrol ettiği özel bir merkez Türkiye’ye önce 5 kişilik suikast timi yolladı. İlk olarak bu timin sınır geçişi için gönderilen yerel güçlere ait 12 kişilik ekip Türk birimler tarafından yakalandı. Ekipten 3 kişi sağ ele geçirildi. Daha sonra ise 10 Ağustos öncesi suikast için gelen 5 kişilik timin tamamı yok edildi.

MOSSAD’a bağlı özel birimin son olarak bir yatla turist gibi Türkiye’ye gönderdiği son tim de şaşırtıcı biçimde deşifre oldu. Tüm bu gelişmeler üzerine MOSSAD’ın Tel Aviv ‘deki merkezinde panik yaşandı. İsrail Gizli Servisi, Tel Aviv’de Türkiye adına çalışan bir ajan olduğunu düşünürken bu köstebeğin bulunması için alarma geçildi. İsrail gizli servisi içine girerek Türkiye adına ajanlık yapan kişinin İzmirli Musevi bir ailenin kızı olan Yasmin S. olduğu öğrenildi.

Yasmin S. 1 yıl önce, MOSSAD ajanlarının arasına sızdı. Uzunca bir araştırmadan sonra MOSSAD Türkiye’deki birçok Musevi ismi ajan olarak kullandığı gibi Yasmin’i de kullanmaya başladı. Ancak genç kadın aslında birvatanseverdi ve Türk birimlerince özel olarak eğitilmişti. Çift taraflı ajanlığa başlayan Yasmin S. MOSSAD’ın kendisi bağlı özel birim üzerinden 10 Ağustos seçimleri öncesi yapacağı büyük eylemi, bu işi planlayanlardan birisi olan bir MOSSAD ajanından öğrendi. Bunu Türkiye’ye bildirdi. Türk birimler ise planı hayata geçirecek ekibi yok etti. Bu olaydan yaklaşık 12 saat önce ise Türk ajanı olan Musevi asıllı Yasmin S. İsrail’den kaçırıldı ve kimliği değiştirilerek farklı bir ülkeye yerleştirildi.

*Netenyahu’yu utandıran Türk kadın ajan*

Mossad’ı dize getiren casusluk operasyonun ardından İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ‘nun, MOSSAD Başkanı ve diğer istihbarat yetkilileri ile acil toplantı yaptığı öğrenildi. Netanyahu toplantıda istihbarat yetkililerine çok kızarak "Bu başımıza gelen ikinci büyük felaket, bu skandalı temizlememiz lazım" diye çıkıştı. MOSSAD bu olayın ardından kendi bünyesinde bulunan Türk vatandaşı Musevileri tek tek yeniden gözden geçirmeye başladı. Film gibi mi, yoksa hikâye gibi mi? Ne derseniz deyin ama hayat gerçekler üzerinden akar.

*Kadın ajanların piri*

1986 ile 1989 yılları arasında İstanbul’daki CIA ekibinin direktörlü olan ve 18 yıl Amerikan ajanı olarak çalışan Philip Giraldi 16 Eylül 2012 yılında yaptığı açıklamada istihbarat, ajanlık, Türkiye’deki CİA ajanları ile ilgili önemli bilgiler vermişti. Örneğin Suriye Türkiye arasındaki en sıcak hatta Türkçe, Arapça, İngilizce bilen 15 CİA ajanının çalıştığını söylemişti. Fransız, Alman, İngiliz hepsini toplarsanız bölgedeki en sıcak noktada en az 50 üst düzey istihbaratçı görev yapıyor.

*Abdülhamit Han’ın İstihbarat merkezi Harem*

Elbette erkek istihbaratçılar önemliydi ama kadınların istihbarattaki gücü keşfedilince adeta istihbarat tarihi yeniden yazıldı. Kadın ajan kullanma konusunda ise Abdülhamit Han’ın maharetli olduğu söylenir; “Evet, jurnal sistemini ben kurdum, ben idare ettim. Fakat vatandaşı değil, hazineden maaş aldıkları, Osmanlı nimeti ile gırtlaklarına kadar dolu oldukları halde devletime ihanet edenleri tanımak, izlemek için!.. Kendi devletini yıkmak, kendi Padişahının canına kast etmek karşılığı yabancı devletten para alan Sadrazamları gördükten sonra”.

İsmet Bozdağ’ın 1975 yılında kaleme aldığı Abdülhamit Han ile doğrudan ilgili “Hatıra Defteri” kitabında kadınları istihbarat için kullandığını vak’adır. Anca bundan daha önemlisi Sultan Abdülhamit istihbarat merkezini Harem’de inşa eder. Harem’e halktan çeşitli sebeplerle gelen, ya da haremden çeşitli sebeplerle halkın içindeki kadınlarla irtibata geçen bütün kadınlar elde ettikleri bilgileri Saray’a, Sultan’a taşırdı.

*Böcekler ve Acem kadınları*

Türkiye’de özellikle son yıllarda sağda solda böceklerin ortaya çıkmasıyla ajanlar, özellikle de kadın ajanlar yeniden gündeme gelmişti. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı gibi devletin en önemli kurumlarında böcekler bulunmuştu. Buralardaki böceklerin kim tarafından konulduğu araştırılırken polis ilginç detaylara ulaşmıştı. Bu ayrıntılardan birisi de 14 Ağustos 2001 tarihinde Kurulu’nan AK Parti’nin kuruluş çalışmalarında yer alan iki kadının bu kritik binalara dinleme, izleme böceklerini yerleştirdikleri ortaya çıkmıştı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Soruşturma ve araştırma sonucunda iki kadının İran uyruklu olduğu ortaya çıkmıştı. Bu kadınlar uzun süredir burada çalışanlarla irtibatı vardı. Uzmanlar SAVAMA’nın Türkiye’de asrın istihbarat fırsatını yakaladığı söylentileri dolaşmaya başlamıştı. Buna bal tuzağı diniliyordu istihbaratta. Kadınlar sahaya sürülüyor, erkekler ayartılıyor ve istihbarat elemanları istediklerini yapabiliyorlardı. Türkiye bunu keşfettiğinde 2012 yılında Iğdır’da 10 İran’lı kadın sınır dışı edilecekti.

Efsane İstihbaratçı kadınlar*

İstihbarat, erkekler ile özdeş gibi görülür ancak kadınların erkeklerden başarılı olduğu zaman içinde kanıtlanmıştır. Çünkü kadınların cazibesi vardı. Bunu kullanmaktan da çekinmiyorlardı. Çünkü ülkelerinin kaderi söz konusuydu. Kadınlar için bir tuza bulunmuyordu ama erkekler için Bal Tuzağı (Honey Trap) vardı.

*Honey Trap ya da kadınla erkeklere bal tuzağı*

Bu işin en iyisi olarak MOSSAD İstihbarat Akademisi gösteriliyor. Onu Sovyet İstihbarat Servisi KGB takip ediyor. Bu işin başlangıç noktası ise Mata Hari kabul ediliyor. Mata Hari sadece ünlü ve güçlü kişiler için dans eden ve onlarla ilişkiye giren bir dansöz müydü? “Hayır” derseniz haksız sayılmazsınız. Romanlara, filmlere konu olan bu kadın sadece Hollanda Başbakanı ve Almanya Prensi ile dans etmedi ve sadece güzel değildi. O zeki ve işinin ustası bir ajandı.

Hollandalı ve gerçek adı Margareta Zelle olan Mata Hari. 1. Dünya Savaşı sırasında serbestçe ülkeler arasında dolaşabiliyordu. Ayrıca yüksek rütbeli Alman görevlilerle iyi dosttu. Savaşın başlamasından bir süre sonra Fransızlar, Hari’yi Almanlar’ın bilgilerini kendileri adına çalması için ikna etti. Almanlar uyanıktı, Mata Hari’ye her zaman yanlış bilgi verdi. Paris’e döndüğünde Fransızlar, istihbaratların yanlış olduğunu gerekçe gösterip ona ödeme yapmadı. Sonrasında da Fransızlar, bir süre sonra Mata Hari’nin çift yönlü bir ajan olduğunu fark etti.

Ardından Mata Hari, Fransızlar tarafından, istihbaratları 50.000 askerin ölümüne yol açtığı için tutuklandı. Hari, ölümü beklerken bir yandan da gardiyanlar için dans etti, kaçmak için planlar yaptı. Kaçma planını gerçekleştiremedin vuruldu ve öldürüldü. Hayatı da ölümü de film gibiydi, sonuçta filmlerle yaşadı.

*Vanunu olayı*

Vanunu olayı istihbarat tarihinin milatlarından olarak nitelendirilmekte. Kayıtlara göre Mordechai Vanunu 1976-85 yılları arasında İsrail’in Necef çölündeki Dimona Nükleer Araştırma Merkezi’nde teknisyendi. Dimona’daki nükleer tesisleri, Sunday Times’a ifşa eden Vanunu Londra’da güzel Cindy’le tanıştı. İki sevgili hafta sonu tatili için Roma’ya uçtu. Vanunu, Roma’da MOSSAD Katsaları’nca paketlenip yargılanmak üzere İsrail’e geri verildi.

Kod adı Cindy olan Cheryl Ben Tov, MOSSAD Katsa subaylarından bir alt seviyede bulunan Bat-Leveyha ajanıydı. MOSSAD Cheryl’ı operasyonda kullanmak üzere Tel Aviv’de değişik güvenli evlerde haftalarca eğitip bir sürü testlerden geçirmişti. Yaşadıklarını kocasına bile anlatmayacağı söylendi. Öğrendikleri arasında araba çalma, sarhoş rolü yapma ve erkeklerle sohbet, onların kalbini çalma ilk sıradaydı. MOSSAD eğitmenleri Cheryl’a cinsel tecrübeleri ile ilgili mahrem sorular da sordular. Örneğin bir soruya “Görev gereği yatabilirim” diye cevapladı Cheryl. Erkeklerin aklını nasıl baştan alacağını da öğrendi. Sonrasında bir maske hikâyesi hazırlandı. Görevi, Vanunu’yu Roma’ya götürmekti.

Maske hikâyesine göre Cheryl’ın Roma’da kız kardeşi vardı. Vanunu’yu İngiltere’nin dışına çıkartmak, Cheryl’ın yeteneğine kalıyordu. Cheryl 23 Ekim 1986 günü daha önce Londra’ya gitmiş olan MOSSAD ekibine katıldı. Cindy Johnson adını kullanarak Londra’da Strand Palace’da bir odaya yerleşti. MOSSAD psikologları, Vanunu’nun küçücük Beersheba kasabasında yalnızlığını ve bir kadınla birlikteliğe hasret olduğunu önceden tahmin etmişlerdi.

Cheryl, Vanunu ile tanıştı ve bir müddet sonra onu Roma’ya gitmeye razı etti. Roma’ya gittiklerinde evde onları 3 MOSSAD Katsası bekliyordu. Operasyon başarı ile sonuçlandı. Vanunu paketlendi ve uçakla İsrail’e kaçırıldı (1986). İsrail’de gizlice yargıladılar Vanunu’yu. Suç: Gizli devlet sırlarını açıklamak ve casusluk. 18 yıl ceza aldı.

*Kraliçe Stephanie Julianna von Hohenlohe*

Kraliçe Stephanie Julianna von Hohenlode Avusturya’da doğdu, Alman casusu olarak görev yaptı. ABD 1930′da Almanya aristokrasisinin iyi eğitimli, varlıklı ve güzel kraliçesi, Londra elitleri arasında geçirdiği süre boyunca İngiliz kabinesinden kendine iyi bir çevre edindi. Çekiciliğini ve cinsel cazibesini cömertçe kullanan kraliçe, bir süre sonra bu cazibesini Hitler için kullanmaya başladı ve Hitler için casusluk yaptı. İkinci Dünya Savaşı sona erince Londra’da Alman ajanı olmak atıl olmak demekti. Kendini İngiltere’de güvende hissetmeyen Stephanie gidip ABD’ye yerleşti. Sonrasında hükümet tarafından Hitler’in psikolojik profilini anlatan bir kitaba referans sağlaması için görevlendirildi.

*Bir ABD Casusu Elizabeth Bentley*

Sovyetler Birliği, ABD İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD’deki en başarılı kadın Sovyet casus Elizabeth Bentley’di. Naziler hakkındaki gizli bilgileri Sovyet yandaşlarına geçirdi. Sevgilisi ölünce ve Sovyetler Birliği’ndeki kontaklarını kaybedince ABD’deki FBI örgütüne yaklaşık 150 Sovyet ajanının adını ispiyonladı.

*Onur madalyalı kadın casus*

ABD doğumlu olan Lona Cohen Sovyetler Birliği Komünist parti üyesiydi. Hem ABD hem Rusya’nın ajanıydı. Savaştan sonra eşiyle birlikte Londra’ya yerleşti. Daha sonra İngiliz ordusunun sırlarını Sovyetler Birliği’ne taşımak için oluşturulan ajan halkasında yer aldı. Ajanlığı İngilizler tarafından fark edilince 20 yıla mahkûm oldu. İki ülke arasındaki casus değişimi sayesinde ülkesine döndü ve ülkesi tarafından onur madalyası verildi.

Aslında birçok kadın ajan vardı ve hâlâ da var. Çünkü ajanlar ülkelerin hep X faktörleridir. Bu bilinmezlik onları değil ama ülkeleri güçlü yapar.

Erkut Ersoy

İstihbarat Uzmanı

İSTİHBARAT DOSYASI /// Savaş ve Rekabetin Değişimi : Ekonomik İstihbarat


Sava ve Rekabetin Deiimi – Ekonomik stihbarat.pdf

İSTİHBARAT DOSYASI : Kritik Altyapılar & Endüstriyel Casusluk (SLAYT SHOW)


SLAYT SHOW’U BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

İSTİHBARAT DOSYASI /// Dilipak : Birçok istihbarat elemanı ‘Reisçi’ görünüyor; suikast planları içinde yer almaları sürpriz olmaz !


Dilipak: Birçok istihbarat elemanı ‘Reisçi’ görünüyor; suikast planları içinde yer almaları sürpriz olmaz!

"Hesapları, Reis sonrasıyla ilgili"

Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, "Birçok yerli-yabancı istihbarat örgüt elemanları ile garip-karmaşık ilişkiler içindeler. Yeni oluşum bunları bir araya getirerek, ülke içinde iktidara aday derin-gizli bir çeteye dönüşürken, öte yandan yabancı istihbarat örgütleri ile tepedekiler bir araya gelerek pazarlıklar yapıyorlar ve işbirliğine gidiyorlar" iddiasını ileri sürdü. "Bu gruptakilerin hemen hepsi bugün için ‘Reisçi’ görünüyor. Bir şekilde merkeze yaklaşmaya çalışıyorlar" diye yazan Dilipak "Referandumda da Reisçilik yapacaklar. Hesapları, Reis sonrası ile ilgili. Referandumdan sonra, bir anda bu defa da Reis’e yönelik suikast planlarının içinde yer almaları sürpriz olmaz" görüşünü savundu.

Abdurrahman Dilipak’ın "Referandum ve ‘Post FETÖ’ belası" başlığıyla yayımlanan (25 Ocak 2017) yazısı şöyle:

Başımızda iki tane bela var. Başımızda FETÖ, DAEŞ, PKK, PYD, DHKP-C belaları var, ama bu iki bela, “POST FETÖ” belası..

Biri, eski FETÖ’cüler, kendi aralarında yeniden örgütleniyorlar.

Bu adamlardan bir grubu başka gruplara sızarak kendini orada gizlemeye çalışıyor ama bir yandan da orada kendilerine göre yuvalanmaya, örgütlenmeye çalışıyor. Bir başka grup da bunlarla temas kurarak, bunları kendi şemsiyesi altında toplayarak profesyonel bir gizli ordu kurmaya çalışıyor..

Bakın bu adamlar zaten devletin belli noktalarında yıllarca bulunmuş kişiler. Belli kripto görevler üstlenmişler ve kadrolar içinde yer almışlar..

Birçok yerli-yabancı istihbarat örgüt elemanları ile garip-karmaşık ilişkiler içindeler.. Yeni oluşum bunları bir araya getirerek, ülke içinde iktidara aday derin-gizli bir çeteye dönüşürken, öte yandan yabancı istihbarat örgütleri ile tepedekiler bir araya gelerek pazarlıklar yapıyorlar ve işbirliğine gidiyorlar..

Bu gruptakilerin hemen hepsi bugün için “Reisçi” görünüyor.. Bir şekilde merkeze yaklaşmaya çalışıyorlar.. Referandumda da Reisçilik yapacaklar. Hesapları, Reis sonrası ile ilgili.. Referandumdan sonra, bir anda bu defa da Reis’e yönelik suikast planlarının içinde yer almaları sürpriz olmaz.. Onların hedefi iktidara ulaşmak.. Kripto özellikleri ile, din, milliyet, adalet, barış, özgürlük, demokrasi, menfaat her şeyi çok kolay kullanabilirler.

Bunlar, FETÖ deşifre olduğu için, artık Gülen’in döneminin sona erdiğini düşünüyorlar.. Bu birikimi, kadroları, parayı, gücü kendi hesapları için kullanma planı yapıyorlar.

FETÖ’cü bir başka grup ise hızla MAFYA’laşıyor.. Bunlar tehdit ve şantajlarla eski dostlarından para sızdırıyor.. Toplanan himmet paraları ya da deşifre edilmemiş FETÖ şirketlerinin içini boşaltıyorlar.. Eskiden FETÖ ile beraber olup, bugün ayrılanlar hakkında dosya tanzim edip “ya şu kadar para verirsin, şöyle yaparsın, yoksa seni ihbar ederiz” diye tehdit ediyorlar.. Kimi “bundan sonra bizimle çalışacaksın” diye tehdit ediliyor.

Bunlar arasında halen FETÖ’ye hizmet edenler de var. 15 Temmuz’dan sonra örgütten ayrılanlar, FETÖ’cüler tarafından tehdit ediliyor.. Bunlar devletten de korkuyor, FETÖ’den de.. 3. grup da bunları farklı bir yapılanma için devşirmeye çalışıyor..

Bu yapının sadece polis, istihbarat ve yargı yolu ile çözülemeyeceği açık.. Bu yapı stratejik öngörülere sahip siyasi bir akılla çözülebilir.

Geçen gün Cumhurbaşkanı, bazı itirafçıların gerçekleri saptırdıklarını söylemişti.. Bu durum aslında bu anlatmaya çalıştığım yeni durum ile ilgili..

İçeride ve dışarıda bazı unsurlar, şimdiden Erdoğan sonrası hesaplar bahanesi ile gece gündüz çalışıyorlar. Sosyal medyada örgütleniyorlar, platformlar oluşturuyorlar, STK ve cemaat yapılarına sızıyorlar, Basını manipüle etmeye çalışıyorlar. AK Parti’yi destekleyen medyaya sızmaya ya da mevcut elemanlarını yanlarına çekmeye çalışıyorlar.. Onların ilgisini çekecek haberler yaparak, kurdukları temas noktalarından haberler üzerinde etkili olma derdine düştüler.

FETÖ’cüler iddialarından vazgeçmediler. FETÖ’nün arkasındaki ülkeler de iddialarından vazgeçmediler. FETÖ’den ayrılanların bir bölümü yine iş üzerindeler. FETÖ’cü olmayıp, bu yöntemle siyasete müdahil olmaya çalışanları da takibe almak gerek..

Kimsenin Erdoğan’ı ele geçirme planı yok. Erdoğan’ın çevresini kuşatma planı yapıyorlar. Bir sonraki adım AK Parti. Onun için parti kongreleri çok önemli. Tek başına partiyi FETÖ’cülerden arındırmak çözüm değil.. Önce adı FETÖ’cüye çıkmamış kripto, takiyeci biri, “Kraldan fazla kralcı” bir bakış açısıyla sizin aranıza sızabilir.. Yine aynı şekilde o FETÖ’cü dediğiniz başka bir isim altında, başka bir referanslar listeye girebilir.. Hiçbir nam altında olmadan gelebilir.. Seçeceğiniz kişiler konusunda ehliyet ve liyakata dikkat edin. Gözünüzü üstünden eksik etmeyin, onlar da kendi nefislerine fazla güvenmesinler..

Yarın seçim olacak. Teşkilat, Ankara’daki siyasiler ve yerel yönetim arasında bir şeytan üçgeni oluşturulursa hepsi AK Partili olsa ne yazar.. Elbette istişare ve şura olacak. Elbette birlikte çalışacaklar, ama “kadro”, “ihale” işleri bu birliğin tek konusu olur ve bir de işe sermaye dahil olursa alın size bir başka bela. Devleti milleti soyanların, sağ-sol, muhafazakar ya da liberal olmasının ne anlamı var ki. Sonuçta hırsız hırsızdır. Zalim zalimdir..

İnşallah referandum sonrası siyaset ve bürokraside gereken yapılır. AK Parti’de başlayan kongre sürecinde de gerekli itina gösterilir de, AK Parti için 2017 bu anlamda bir AK’lanma yılı olur.. Ardından milletvekili ve belediye seçimleri ile bu beladan kurtuluruz. Onun için, bana göre seçimlerin mutlaka erkene alınması gerek. Seçimler erkene alınsın ki, Anayasa değişikliği de bir an önce yapılsın ve Türkiye yoluna devam etsin..

Önce, referandum sonuçlarını görmemiz gerek. % 50’den fazla alınması Anayasa değişikliği için yeterli olacak. Anayasa referandumuna katılımın en az % 75 olması, “evet” oylarının ise en az % 52 olması gerekir. Bu psikolojik bir bariyer. Cumhurbaşkanı seçildiği 28 Ağustos 2014’te Erdoğan, yurt içinde % 51.65, yurt dışında % 62.30, gümrüklerde % 62.73, toplamda % 51.79 oy almıştı. Katılım ise % 74.13 olmuştu. Bu referandumda MHP bu tarafta.. O seçime Erdoğan’ın karşısında Ekmeleddin İhsanoğlu ve Selahaddin Demirtaş da katılmıştı. İhsanoğlu % 38.44 oy aldı. CHP’lilerin bir kısmı İhsanoğlu’na, bir kısmı Selahaddin Demirtaş’a oy vermişti. Demirtaş bu seçimde % 9.76 oy almıştı.. Bugün referandumda beklenen oy seviyesi % 60. ORC’nin oylama sonrası ilk anket sonucu “Kabul” % 62. ANDY-AR’a göre bu oran % 60. Bu oran da bir anlamda Erdoğan ve AK Parti için bir güven tazeleme olacak.. İyimser tahminlere göre ise oylamada destek oranı %70’i bulabilir.. % 51 yeterli, % 60 moral desteği, % 70 heyecan verici. Daha fazlası CHP, FETÖ ve HDP için bir “felaket” anlamına gelir.

Bu referandumda CHP, HDP ve FETÖ’nün ortak hareket edecekleri gözleniyor.

Süreçle ilgili bir hatırlatma! Tehdit ve korku içindeki evlat babasına: “Baba, ben düşmanlarımla başedebilirim, sen beni ‘dost’ görünenlerden koru!” Aman ha, dikkat!. Selam ve dua ile.

İSTİHBARAT DOSYASI : TÜRK İSTİHBARATI NE DURUMDA ??? NE SORUNLARI VAR ???


İstihbarat örgütlerinde sadık eleman çok, ancak ‘kalifiye eleman’ sıkıntısı had safhada

Günümüz dünyasında iş yoğunluğu en fazla artan, eski bilgileriyle yeni sorunlara cevap veremeyen, bu nedenle işi zorlaşan, krize giren mesleklerin başında istihbarat geliyor. Gerçekten de bu, abartılı bir ‘hüküm’ değil. Özellikle de terör konusuna odaklanmış istihbaratçılar açısından.

Artan belirsizlikler, derinleşen politik, ideolojik, dini kavgalar, bunların hızla birey ve grup düzeyinde karşılık bulması, devletlerin çökmesi, sınırların kolaylıkla aşılması listenin bir kısmı. Yine insan hareketlerinin çığ gibi büyümesi, iletişim teknolojilerinin yaygınlaşması, ucuzlaması, sosyal medyanın hız kazanması da istihbaratçıların işini zorlaştıran hususlardan.

Öte yandan, ‘özgürlüklere düşkünlüklerin artması’ istihbarat örgütlerini zorluyor. Özel hayatın izlenmesi ve takibi konularında hukuki ve ahlaki sınırlamalar, tepkiler her geçen gün artıyor.

Dahası, istihbarat dünyasının ihtiyaç duyduğu nitelikli, iş yapabilecek, kendi başına karar alabilecek, zeki ve eğitimli insanlar kişisel özgürlüklerinden vazgeçmek istemiyorlar ve bu meslekten uzak duruyorlar. Yeni kuşak, geleneksel ‘disiplin, fedakârlık, sadakat, gizlilik ve hiyerarşi’ kavramlarından pek hoşlanmıyor.

Bu yüzden istihbarat örgütlerinde birbirine benzer, komplo teorilerine inanmış sadık eleman çok, ancak ‘kalifiye eleman’ sıkıntısı had safhada.

Elbette bu noktada ‘istihbaratın siyasallaşmasının da’ büyük rolü var.

Erkut Ersoy

İstihbarat Uzmanı

ÖZEL BÜRO GRUBU

İSTİHBARAT DOSYASI : Kafkasya’ya Dair (1916-1917) Osmanlı İstihbaratının Yayımladığı Bir Rap or


Kafkasya’ya Dair (1916-1917) Osmanl stihbaratnn Yaymlad Bir Rapor.pdf

İSTİHBARAT DOSYASI : Stratejik İstihbarat ve Genel Yanılgılar (Strategic Intelligence and Common Mis takes)


Stratejik stihbarat ve Genel Yanlglar (Strategic Intelligence and Common Mistakes).pdf

İSTİHBARAT DOSYASI : TÜRKİYE’DE İSTİHBARAT MEKANİZMALARININ KOORDİNASYON SORUNU


TRKYE’DE STHBARAT MEKANZMALARININ KOORDNASYON SORUNU.pdf

İSTİHBARAT DOSYASI /// Savaş ve Rekabetin Değişimi : Ekonomik İstihbarat


Sava ve Rekabetin Deiimi – Ekonomik stihbarat.pdf

İSTİHBARAT DOSYASI : İstihbarat tarihinden 9 ilginç hikaye…


Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un FETÖ suikastına kurban gitmesi, Berlin’de Noel panayırına DEAŞ militanının tırla saldırması, ABD’nin Moskova yönetimini başkanlık seçimlerine hackerlar eliyle müdahale etmekle suçlayıp 35 Rus diplomatı sınır dışı etmesi ve son olarak yılbaşında İstanbul’da Reina gece kulübünde insanların kurşunlanması…

Dünya çapındaki tüm bu terör olayları ve arkasındaki gizemler, küresel istihbarat faaliyetlerini yeniden gündemimize soktu. Güvenlik politikaları tartışılır hale geldi. Dünya siyasetinin ABD ile Sovyetler Birliği arasında iki kutba bölündüğü Soğuk Savaş yıllarında yaygınlaşan ve popüler kültür malzemesi olan casusluk faaliyetleri, artık her saldırının ardından dillendirilir oldu. Fakat istihbarat tarihi, Amerikan filmlerinden aşina olduğumuz gibi her zaman düzgün işlemiyor. İşte bunun kanıtı olacak 9 ilginç casusluk hikayesi…

Abraham Lincoln’ün gizli sevisi kurduğu gün suikasta uğraması

ABD’nin 16’ncı başkanı Abraham Lincoln, 14 Nisan 1865’te eşiyle birlikte ‘Amerikalı Kuzenimiz’ adlı oyunu izlemek için gittiği Ford Tiyatrosu’nda John Wilkes Booth tarafından öldürüldü. Booth, silahın sesi duyulmasın diye oyunun en komik anını bekleyerek Lincoln’ü başından vurdu. İşin ilginç yanı Başkan’ın aynı gün Amerikan gizli servisinin kurulmasına izin veren yasayı onaylamış olmasıydı. Ancak o çağda gizli servisin görevi ABD başkanını korumak olarak tanımlanmamıştı. O vakitler istihbarat kurumunun amacı kalpazanlıkla mücadele etmekti.

Bomba talimatnamesi yerine kek tarifi

Terör örgütü El Kaide’nin sözde yeni yayın organının olası etkilerinden çekinen İngiliz istihbaratı 2011 senesinde garip bir operasyona girişti. Derginin basımına müdahale eden İngilizler, sayfalarında yer bulması gereken ev yapımı bomba talimatını açıklayan formül yerine ‘en iyi Amerikan kapkekinin nasıl yapılacağını’ açıklayan tarifi dergiye yerleştirdi.

Stalin’den dışkı analizi

Sovyet Rusya’nın istihbarat servisi KGB’nin eski ajanlarından İgor Atamenko, BBC’ye verdiği röportajında Rusların dışkı analizi için özel bir casus grubu kurduğunu açıklamıştı. Söz konusu grubun Sovyetler Birliği diktatörü Jozef Stalin’e doğrudan bağlı olduğunu aktaran Atamenko, bir de tarihi bir ana tanıklık ettiğini söylemişti. Atamenko’nun söylediğine göre 1949’da Çin’in komünist Başkanı Mao Zedung’un Moskova ziyareti sırasında ajanlar tuvaletin başında beklemişti. Mao’nun defi hacetinden sonra dışkısını analiz ettiren Stalin, yine Atamenko’ya göre, Pekin lideriyle yapacağı anlaşmayı imzalamamıştı.

KGB ajanı Devlet Başkanı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ülkesinin istihbarat servisi KGB’ye girmeyi lise yıllarında kafasına koymuştu. Moskova’daki Andropov Enstitüsü’ne ajan olmak için giren Putin, 1975’ten itibaren KGB’de görev almıştı. Uzun yıllar Doğu Almanya’da casus olarak yaşayan Putin, Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra kapitalist Rusya’da 1998’de Federal Güvenlik Servisi (FSB) Başkanlığı görevini yürütmüştü.

67 yılda Fransızlar 200 ajanını öldürdü

Geçen senelerde üç Fransız istihbarat uzmanı ‘Fransız gizli servisinin (DGSE) tarihi’ isimli bir kitap yayımlamıştı. Kitapta uzmanlar DGSE’nin 1945’ten 2012’ye kadar 200 ajanını gizli görevler için ölü gösterdiğini iddia etmişti.

CIA’in 20 milyon dolarlık kedisi

1960’larda CIA, Rusya’ya karşı casusluk faaliyetleri için bir kediye mikro verici yerleştirmeye karar vermişti. 20 milyon dolara mal olan proje, kedinin vericiyi taşırken birkaç dakika içinde bir taksinin altında ezilmesiyle hüsranla sonuçlanmıştı.

ABD’nin kadrolu medyumu

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler ile rekabetini faaliyetlerinin merkezine alan CIA, 50’li yıllarda komünizmle mücadelede ruh kontrolü stratejisine başvurmuştu. Metafizik uzmanı medyum Dr. Sidney’e başvuran ABD istihbaratı, o dönemde doktorun uyuşturucu aracılığıyla ruhlarla iletişime geçtiği programı ‘MKULTRA’ya mali destek sunmuştu.

Devlet destekli ‘özgür’ sanatçılar

Antikomünist propagandasını her alana yayan ABD sanat dünyasına da girmişti. Doğu Blok ülkelerine karşı CIA, Amerikalı ekspresyonist ressamları maaşa bağlamıştı. Gizli servisin ‘büyük köpek tasması’ adını verdiği bu politika uyarınca ünlü ressamlar Pollock, Motherwell ve Rothko dünya çapında tablolarını sergileme fırsatı bulmuştu. Operasyon öyle gizli yürütülmüştü ki ressamlar hiç haberi olmamış, her şeyi, kendi başarıları zannetmişti.

İSTİHBARAT DOSYASI : PSİKOLOJİK HARP İSTİHBARATI


PSKOLOJK HARP STHBARATI.pdf

İSTİHBARAT DOSYASI : Uluslararası İlişkiler ve İstihbarat


Uluslararas likiler ve stihbarat.pdf

İSTİHBARAT DOSYASI : EKONOMİK İSTİHBARAT NEDİR ????


Ekonomik istihbarat
Ekonomik istihbarat ekonomik aktörlere geliştirmeleri açısından yararlı bilginin toplanmasının koordinesi, işlenmesi ve yayımı etkinliklerinin bütünüdür. Buna etkileme ve tanınmışlık etkinliklerini ve bilginin korunmasına dair çalışmaları ilave edebiliriz. Ekonomik ve/ veya sınai casusluktan ayrılır, zira açık olarak gelişir ve sadece beyaz veya gri bilgileri yasal hatta etik araçlarla kullanır. Sonuçta, sektördeki bir çok profesyonel onu bir etik ve meslek ahlakı esprisinde kabul ederler. Bazı AB ülkelerinde oluşturulan sendikalar üyelerine bir mesleki Şart’a uyma zorunluluğu getirmiştir. Ekonomik istihbarat diğer “İstihbarat alanları” tarafından (Mesela diğer ekonomik aktörlerin ortak performansı için bilginin karşılıklı paylaşımını düzenleyen “sosyal istihbarat”) tamamlanmalıdır. Ekonomik istihbarat kavramı İngilizceden “Rekabetçi istihbarat” kavramının tercümesinden Fransızcaya girmiştir. Alanın uzmanları ekonomik istihbaratı üç kanatlı olarak özetlemektedirler: Gözleme (Uygun stratejik bilgiyi alma), bilginin korunması (Hassas bilgilerin bilinmesine açık olmama) ve etkileme (Stratejisini destekleyen bir bilgiyi, davranış normlarını ve yorumunu yaymak).

Ekonomik istihbarat bir kuruluş içinde kalıcı bir değer yaratmak için stratejik bilginin elde tutulması ve işletilmesine dayalı bir yönetişim biçimidir. Gözleme/ önceleme, risklerin kontrol altında tutulması (Ekonomik güvenlik) ve çevre üzerinde proaktif faaliyete (Etkileme) yaklaşır.

Ekonomik İstihbaratın Tarihi Gelişimi

Ekonomik istihbarat olgusu 1990lı yıllarda tartışılmaya başlanmıştır. Halen bütün yönleriyle kavranabilmiş değildir. II. Dünya Savaşı sonrasında devletlerarası rekabette batılı ülkeler ve Japonya gibi bazı Doğu ülkeleri tarafından yoğun uygulanmaya başlanan ekonomik istihbaratın doğuşu çok daha öncelere dayanmaktadır. Ancak temelli ve kapsamlı bir istihbarat yöntemi olarak uygulanması ve geliştirilmesi, 1980’li yıllarda ABD istihbarat örgütlerinin ekonomi alanına yönelmesiyle başlamıştır. 1990’li yıllarda ise, birçok Batılı ülke yetkilisi ve kurumlarınca ciddi olarak üzerinde durulmaya başlanmış ve medya kanallarıyla tüm dünya ülkeleri gündeminde konuşulmaya başlanmıştır.

İlgili kavramlar

En başta gelen ilişkili kavram bilgi yönetimidir. Zaten Alwin Tofler’in Üçüncü Dalga uygarlığında “Bilginin belirleyici rolü” açıktır. “Fikri Telif hakları” kavramının bu derece öne çıkması teknolojik gelişmelerin doğal sonucudur. Kesin olmayan tanımı ise “İşletmenin bilgi birikimini parasal kara çevirmek, işletme tarafından kullanılan ve üretilen bir kısım bilgileri, bir zenginlikler bütünü olarak görmek ve sermayeyi arttıracak şekilde bu bilgilerden çıkar sağlamaktır.”

Şirketlerin bilgileri Salt bilgiler ve Bilgi uygulama becerileri olmak üzere ikiye ayrılmaktadırlar. İkinci kısımda Mesleki sırlar gibi bazıları açıklanamaz bilgiler de bulunmaktadır.

Ekonomik İstihbarat

Ekonomik istihbaratın tek bir tanımı bulunmamaktadır. Tanımların hepsine yer vermek sıkıcı olabilir. Ancak genel olarak ekonomik istihbarat büyük bilgi kümelerinin veya bilgiyi uygulama becerilerinin derlenmesini, işletimini, artı değer kazandırılarak işletme içinde ve dışında yayımlanmasını, vb. içermektedir.

Uygulamada ekonomik yapılar tarafından güvenlik alanındaki yeni sorumluluklarının bilincine varılması denilebilir. Şirketlerin maddi olmayan varlıklarının korunması, bu korumayı sağlayacak özgün yasal araçların güçlendirilmesini içerir.

“Ekonomik istihbarat, ekonomik aktörlerin kullandığı işletim ve bilgi açısından; araştırma, işletim ve yayım etkinliklerinin koordine edilmiş bütünüdür.” Ekonomik istihbarat kavramı, dokümantasyon, gözetim (bilimsel, teknolojik, rekabete ilişkin, finansal, yasal, vb.) rekabetçi mirasın korunması, nüfuz etme tedbirleriyle belirlenmiş çok sayıda etkinliğin uygulanmasını kapsar.

Çok genel olarak son aşamada “Sınaî Mülkiyet Haklarını” koruma ön plana çıkmaktadır. Günümüzde ekonomik istihbarat kavramı işletme güvenliğinin sağlanması gibi kapsamlı kavramsal çerçeveye erişmiş bulunmaktadır.

Biz tanıtım düzeyinde yalın cümlelerle ifade edersek aşağıdaki konularda global ve teknik yaklaşımlar üretmekteyiz:

· Şirket retoriği oluşturmak ve kurgusal şemayı saha realitesine uygulamak

· Şirket sahipleri ve çalışanlarında fikri mülkiyet hakları veya sınaî mülkiyet hakları nosyonunu geliştirmek ve kurumsallaştırma pratiklerini uygulatmak

· Şirketlerin kurumsal kalite ve düzey değerlendirmeleri yapmak, tespitleri paylaşmak ve önerilerde bulunmak
Önerilerin şirket sahipleri veya yetkili kurullarınca müzakereler sonucu kabul edilmesi halinde işle eş zamanlı eğitimleri gerçekleştirmek ve şirket sahasına uyumlu çözümleri paylaşmak

· Şirket tasavvurunu, iş tanımlarını, tespitleri, değerlendirmeleri, işle eş zamanlı eğitim sonuçlarını ve şirket sahasına uygun çözümleri yazılı hale getirmek ve şirket fikri mülkiyet hakları kapsamında kataloglara dönüştürmek

İSTİHBARAT DOSYASI : EKONOMİK İSTİHBARAT NEDİR ???


EKONOMK STHBARAT NEDR.pdf

İSTİHBARAT DOSYASI : İSTİHBARAT NEDİR ? NE DEĞİLDİR ?


İSTİHBARAT NEDİR ? NE DEĞİLDİR ?

İstihbarat kelimesi herkeste kendi bilgi ve anlayış kabiliyetine göre farklı anlamlar çağrıştırmaktadır. Günlük yaşamda karşılaştığınız herhangi bir kişiye bu kelimeyi sorsanız, herkesin istihbarat konusundan haberdar olduğu ancak istihbarattan anladıklarının ise birbirinden çok farklı olduğunu görürsünüz.

İstihbarat, bu konuda araştırma yapan ve hatta kitap yazan kişiler arasında bile farklı anlaşılmakta ve tanımlanmaktadır. Tanımlar genellikle kişilerin mesleklerine, ilgilendikleri istihbarat dalına vb. göre değişmektedir. Dolayısıyla herkesin üzerinde uzlaştığı bir istihbarat tanımı bulunmamaktadır. Bu sebeple, öncelikle değişik kaynakları inceleyerek istihbarattan ne ne anladıklarını anlamaya, bundan sonra adım adım ilerleyerek bir sonuca varmaya ve genel bir istihbarat tanımlaması yapmaya çalışacağız.

İstihbarat; Arapça, ‘’istihbar etme’’, ‘’haber ve bilgi alma’’ kelimesinin çoğuludur. Türk Dil Kurumu’nun Güncel Türkçe Sözlüğüne göre istihbarat; ‘’Yeni öğrenilen bilgiler, haberler, duyumlar, bilgi toplama, haber alma.’’ olarak ifade edilmektedir. Eş ve Yakın Anlamlı Kelimeler Sözlüğüne bakıldığında ise istihbarat için; ‘’duyum / haberler’’ karşılığı bulunmaktadır.

Aslında bu tanımlar; kelimenin halk arasında güncel kullanımına ve sıradan insanların bu kelimeden ne anladığına da tamamen uymaktadır. Henüz kimsenin bilmediği bir hususu bilen bir kişi; ‘’Bir istihbarat aldım.’’ derken ‘’bir haber aldığını’’ kast etmektedir. Bir yerde belirli konularla ilgili olup biten çoğu şeyi bilen kişilere de; ‘’İstihbaratı kuvvetli.’’ denmesinin sebebi, onun her türlü haberi duyduğunu veya geniş tanıdık çevresi sayesinde her konuda haber ve bilgilere kolayca ulaştığına inanılmasındandır. Yine, bir konuyu merak eden bir kişi; ‘’Gidip bu konuda biraz istihbarat toplayayım.’’ derken bilgi toplamayı kast etmektedir. Yani halk dilinde de istihbarat; ‘’haber ve bilgi alma’’ anlamına gelmektedir.

Türkçe’de kullanılan istihbarat için Arapçada; ‘’Haberleşmeler, haberleşme dolayısıyla yapılan yazışmalar.’’ anlamına gelen ‘’Muhaberat’’ kelimesi kullanılmaktadır. Arap ülkelerinin çoğunda İstihbarat teşkilatları da ‘’El Muhaberat’’ ismiyle görev yapmaktadır. İstihbarat kelimesi için Fransızca ve İngilizce’de kullanılan İntelligence kelimesi ise; ‘’akıl, zekâ, akıllılık, kafa, istihbarat’’ anlamlarına gelmektedir. Yine istihbarat kurum ve teşkilatları da aynı kelime kullanılarak ifade edilmektedir.

İstihbarat için bizim kullandığımız kelime ve Arapların kullandığı kelime daha çok haber elde etme, gizlice bir şey öğrenme, haberleşme, rapor etme vb. anlamlar çağrıştırırken Fransızca ve İngilizce’de akıl, zekâ vb. olumlu bir anlam taşıması belki de toplumların kültürel farklılıklarından kaynaklanan bir durumdur. Bu kelime farklılığı insanların üzerinde de sözlük anlamlarına paralel bir şekilde değişik etkiler yaratmaktadır. Bizde ve Araplarda istihbarat/muhaberat; genelde insanlarda endişe uyandıran, korku hisleri uyandıran ve daha çok içe dönük kelimelerdir. Bu sebeple istihbarata dar ve kısır bir anlam yüklenmektedir. Ancak olumlu anlam ifade eden Fransızca ve İngilizce İntelligence kelimesi, insanlar üzerinde aynı olumsuz etkiyi yaratmadığı gibi istihbarat konusunun daha geniş bir şekilde anlamlandırılmasına da imkân sağlamaktadır.

Özetleyecek olursak, istihbarat; bir toplumda yaşayan kişilere göre farklı anlamlara geldiği gibi, değişik ülkelerde; ülkeler arasındaki kültürel farklılıklara ve hatta yönetim biçimi farklılıklarına göre de değişik anlamlara gelebilmektedir. Hal böyle olunca herkesin kabul edebileceği bir istihbarat tanımı yapmak daha da zor görünmektedir. Ancak yine de mevcut tanımları inceleyerek bir sonuca varmaya çalışacağız.

Türkiye’de istihbarat konusunda yayımlanan kitaplar incelendiğinde; bu kitapların bazılarının konuya ilgi duyan ve daha çok uluslararası ilişkiler konusunda eğitim almış akademisyenler tarafından yazıldığı görülmektedir. Bu yazarlar istihbaratı genel bir teoriye oturtmak çabası içinde olmuşlar, oldukça yararlı bilgiler vermişler fakat uygulama sahasında hiç görev yapmadıklarından anlatımları hem çok karmaşık, hem de biraz fazla teoride kalmış görünmektedir. Diğer bir grup yazar ise asker kökenli yazarlardır. Bu yazarlar; askerlik hayatları boyunca istihbarat faaliyetleri içinde ya bir istihbaratçı veya istihbaratı kullanan kişi olarak bulunduklarından oldukça pratik bilgiler vermişlerdir. Bu yazarların kitaplarında ise; teorik bir altyapı eksikliği hemen göze çarpmakta, istihbaratın, bir istihbarat türü olan askeri istihbarat anlayışıyla anlatıldığı görülmektedir. Bunlar da oldukça yararlı bilgiler verilmekle birlikte bizim aradığımız istihbarat tanımına tam olarak bizi götürememektedir. Üçüncü bir yazar grubu vardır ki bunlar ne akademik anlamda ne de pratik anlamda istihbarat konusu ile bir ilişkileri olmamıştır. Ancak kişisel ilgileri sebebiyle istihbarat konularında araştırmalar yaparak elde ettikleri bilgileri yayımlamışlardır. Bu gruptaki yazarların bazıları oldukça faydalı bilgiler sunmakla beraber büyük bir kısmı oldukça sınırlı ve derinliği olmayan bilgiler vermektedir. Diğer bir yazar grubu ise, daha çok MOSSAD gibi yabancı istihbarat servislerinde çalışmış olan kişilerden oluşmaktadır. Piyasada en çok bulunan ve ilgi çeken kitaplar da MOSSAD hakkında yazılmış kitaplardır. Ancak bu kitaplarda sadece anılar ve olaylar anlatılmakta, istihbarat kavramıyla ilgili teorik bilgi ya hiç verilmemekte veya konu içerisinde ancak istihbarata vakıf kişilerin anlayabilecekleri şeklinde uygulamaları anlatılmaktadır.

Görüldüğü gibi her yazar grubu olayın belirli bir yönünden bahsetmiş, konu hakkında bütüncül bir eser sunmamışlardır. Biz bunların tamamından yararlanarak bütüncül sonuçlar çıkarmaya çalışacağız. Bu kitapların yanında, internet ortamında başta ABD askeri istihbarat talimnameleri olmak üzere NATO ülkelerine ait (bizim talimnamelerimiz de bunlarla hemen hemen aynı içeriğe sahiptir.)birçok resmi talimname ve yardımcı yayın bulunmaktadır. Bu yayınlardan da faydalanacağız. Ve tabii ki benim meslek hayatım boyunca istihbarat okulunda ve değişik askeri eğitim kurumlarında aldığım istihbarat eğitimlerden ve görevim esnasındaki uygulamalarımdan zihnimde kalan bilgilerden de yararlanacağız.

Bizim ve NATO ülkelerinin çoğunun askeri talimnamelerinde verilen tanıma göre İstihbarat: ‘’Durum muhakemelerin yapılmasında, hareket tarzlarının, plânların ve harekâtın geliştirilmesi ve uygulanmasında yakın veya muhtemel önemi bulunan ve yabancı ulusların veya bölgelerin bir veya birden fazla yönü ile ilgili bütün mevcut bilgilerin toplanması, değerlendirilmesi, yorumlanması ve birleştirilmesinden çıkan sonuçlardır. Kısaca İstihbarat = Bilgi + Analizdir.’’

Görüldüğü gibi bu tanım tamamen askeri istihbarat ile ilgili olarak yapılmıştır. Ancak askeri talimnamelerde bu tanım istihbarat tanımı olarak verilirken ‘’askeri istihbarat’’ diye ayrı bir tanım da yapılmaktadır. Bu tanıma göre askeri istihbarat; ‘’Düşman ve düşman olması muhtemel taraf ile harekât bölgesine ait (hava ve arazi dâhil) haber ve bilgilerin toplanması, değerlendirilmesi ve yorumlanmasından elde edilen sonuçtur.’’ Bu tanımlara baktığımızda aslında aralarında çok fazla bir fark olmadığı görülmektedir. Bu iki tanım birleştirilerek bunlardan bazı önemli sonuçlar çıkarılabilir.

Tanımlara göre istihbarat bir amaca hizmet etmek için yapılmaktadır. Burada bu amaç; planların yapılması ve uygulanmasına yardım etmek olarak belirtilmiştir. İkinci belirtilen husus; istihbaratın sadece düşman hakkında değil hava ve arazi hakkında da yapıldığıdır. Üçüncü husus ise istihbaratın, bir dizi işlemden sonra elde edilen sonuçlar olarak belirtilmiş olmasıdır. İstihbarat bilgi veya haber değildir. Haber ve bilgiler; toplama, değerlendirme, yorumlama ve birleştirme diye dört bölüme ayrılan bir süreçten geçtikten sonra ortaya çıkan ürün istihbarat olmaktadır. Yani istihbarat; bilgi ve haberlerin analize tabi tutulması sonucu kendisine sunulacak makamın karar vermesine yardımcı olacak bir son üründür. Burada dikkati çeken diğer bir husus ta toplanacak bilgilerin niteliğidir. İnsanlar istihbaratı genellikle; gizli yollarla, kendisi de gizli olan bilgilerin toplanması yani casusluk olarak anlamaktadırlar. Ancak burada gizli veya açık olmasına bakılmadan amacımıza hizmet etmesi mümkün her türlü bilginin toplanmasından bahsedilmektedir. Yani istihbarat bir casusluk faaliyeti içine sıkıştırılmamakta, kapsamı genişletilmektedir.

Ümit Özdağ istihbaratı; ’’Örtülü operasyon diye tanımlanan operatif faaliyetlerden ziyade bilginin toplanması ve analizidir.’’ diye tarif etmektedir. Görüldüğü gibi burada da bilgi artı analizden bahsedilmekte ancak istihbarat bir sonuç değil bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Özdağ, aynı kitabında daha sonra şöyle demektedir; ‘’İstihbarat; her türlü politik, ekonomik, sosyal ve askeri olayı anlamayı ve geliştirmeleri öngörmeyi amaçlayan evrensel bir sosyal bilimdir.’’ ifadesi, istihbaratın yapılmış en iyi tanımlarından birisidir.

Bu ifade incelendiğinde; daha önce yapılan tanımdan farklı olarak istihbarat bir sosyal bilim olarak belirtilmiştir. Ayrıca burada istihbaratın mevcut durumu anlaması ve geleceğe ait öngörülerde bulunması gerektiği de söylenmektedir. Yani istihbarat; kuru bir ham bilgi değildir, olayları anlamayı ve gelecekte olacakları da öngörmeyi gerektirir.

Sıddık YARMAN istihbarat için biraz daha farklı bir tanım yapmaktadır. ‘’İstihbarat; seçilen bir hedefe dönük toplanan düzenli bilgilerin, hedefin muhtemel davranış biçimini ortaya koyacak bir şekilde değerlendirilmesi sonucu elde edilen işlenmiş bilgi yumağı, üründür.’’

Bu tanım diğer tanımlara göre daha özelleştirilmiş hususlar ihtiva etmektedir. Askeri talimnamelerdeki tanımda düşman veya düşman olması muhtemel hedeflerden bahsetmekle birlikte bu tanımda; seçilen bir hedefe dönük bilgi toplamaktan bahsederek istihbaratın bir hedefe yönelik olarak yapılması gerektiği daha net bir şekilde ortaya konulmuştur. Tanımda bu hedefe ait düzenli olarak bilgi toplanmasından bahsedilerek istihbaratın sürekli ve planlı bir faaliyet olduğu da vurgulanmıştır. Bu tanımda ayrıca; hedefin muhtemel davranış biçiminin ortaya çıkarılmasından bahsederek istihbaratın elde edilen bilgilerin değerlendirilmesi sonucu ortaya konacak daha rafine bir bilgiyi değil, düşman hareket tarzlarının tahminini gerektirdiği anlatılmaya çalışılmaktadır. Bu tanımda da daha önceki bazı tanımlar gibi istihbarat bir süreç değil bir sonuç olarak tanımlanmaktadır.

Ertuğrul GÜVEN istihbaratı; ‘’Bilgilerin toplanması, mevcut bilgilerle karşılaştırılması, bu bilgilerin analizi, değerlendirilmesi, birleştirilmesi ve yorumlanması sonucunda ortaya çıkan bir hâsıladır.’’ diye tanımlarken şimdiye kadar bahsedilenlerden farklı olarak; istihbaratın bir bilgi havuzu, bir arşivi olması gerektiğinden ve yeni elde edilen bilgilerin bu mevcut bilgilerle karşılaştırılması gereğinden bahsetmektedir.

Kendisi bir emniyetçi olan Ünal Acar istihbaratı; ‘’Genel anlamda, gelecekte gerçekleşebilecek olaylarla ilgili en doğru tahmini yapabilmek için gizlilik, tarafsızlık, doğruluk ve süreklilik ilkelerine göre toplanan bilgilerin değerlendirilmesi ile ilgili çalışmalardır.’’ şeklinde tanımlamaktadır. Burada ilk dikkati çeken husus bu tanımın; sürekli bir bilinmezle, her gün değişen suç çeşitleri ve her gün ortaya çıkan yeni suç örgütleri ile mücadele eden polisimizin de bakış açısını yansıtmasıdır. Polis istihbaratın hem üreticisi ve hem kullanıcısıdır. Bu sebeple önünü görmek ve geleceği tahmin etmek isteği tanıma da yansımıştır. Burada dikkati çeken diğer bir husus; istihbaratın ilkeler bazında tanımlanması ve bir süreç olarak algılanıyor olmasıdır.

Askerler, akademisyenler, araştırmacılar ve polislerin bakış açısına göre istihbarat tanımlarını inceledikten sonra son olarak MİT’in istihbaratı nasıl tanımladığını inceleyerek araştırmamıza son vermenin uygun olduğunu değerlendiriyorum. Elbette yerli ve yabancı daha birçok kaynakta yapılmış değişik istihbarat tanımları da mevcuttur. Ancak bunlara bakıldığında bazı küçük farklılıklar haricinde bizim şimdiye kadar incelediğimiz tanımlardan çok ta farklı olmadıkları görülmektedir.

MİT istihbaratı; ‘’Devlet tarafından belirlenen ihtiyaçlara karşılık olarak çeşitli kaynaklardan derlenen haber, bilgi ve dokümanların işlenmesi sonucu elde edilen üründür.’’ Olarak tanımlamaktadır. Burada ilk dikkat çeken husus MİT’in istihbaratı devlet için yaptığını tanımda da vurgulamış olmasıdır. MİT Stratejik seviyede istihbarat ihtiyaçlarını karşılayan ve doğrudan başbakana bağlı bir kurum olduğundan kendisinin doğrudan devleti ilgilendiren bir kurum olduğunu düşündüğü anlaşılmaktadır. Peki devlet derken ne kastedilmektedir? MİT; hükumet başta olmak üzere devletin tüm ana kurumları, TSK ve Emniyete istihbarat sağladığı gibi stratejik seviyede İKK (İstihbarata Karşı Koyma)’dan da sorumlu olan kurumdur. MİT aynı zamanda Türkiye’de diğer istihbarat teşkilatları ile istihbaratın koordinesinden sorumlu üst kurum durumundadır. Bu sebeple olsa gerek, kendisinin devletin ihtiyaçlarını temin ettiğini belirtmektedir. MİT’in tanımında da istihbarat bir sonuç ve bir ürün olarak değerlendirilmekte, diğer tanımlarda bahsedilen haber ve bilgiden başka işleme tabi tutulacaklar arasında dokümanları da saymaktadır.

Şimdi tüm bu tanımlamaları inceleyerek istihbaratın ne olduğuna adım adım ulaşmaya çalışalım.

1. Tanımlardan çoğundan da anlaşılacağı üzere istihbarat sözlük anlamında ifade edildiği gibi haber veya bilgi demek değildir. Bunlar istihbaratın sadece birer girdileridirler.

2. Hangi kurum tarafından yapılırsa yapılsın istihbaratın bir hedefi vardır. Bu hedef bir devlet, bir suç örgütü veya bir terör örgütü olabilir.

3. İstihbarat sadece hedefi değil o hedefin içinde bulunduğu; hava, arazi, dünya üzerindeki konumu vb. diğer koşulları da inceler.

4. İstihbarat rastgele yapılan bir faaliyet değildir. Bir amacı ve ulaşmak istediği bazı sonuçlar vardır.

5. İstihbarat; haber, bilgi, belge, doküman vb. girdilerin belirli bir işleme tabi tutularak bazı değerlendirilmiş sonuçların/ürünlerin elde edildiği bir süreç içinde gerçekleşen bir faaliyettir.

6. İstihbarat sadece gizli bilgilerin elde edilmesi ile ilgilenmez, açık kapalı her türlü kaynaktan elde edilen ve amaca hizmet edecek tüm bilgilerle ilgilenir.

7. İstihbarat; örtülü operasyonlar, psikolojik harp, bilgi harbi, propaganda gibi hususları kapsamaz. Olsa olsa bunları yapacak birimler için gerekli bilgileri sağlar.

8. İstihbarat; sadece askeri harekâtlar, polis operasyonları ve hükumet organları için faaliyette bulunmaz. Devletin tüm kurumlarının ihtiyaçlarına göre hareket eder.

9. İstihbarat sürekli bir faaliyettir. Askeri istihbarat; barış zamanında da, emniyet istihbaratı; emniyeti ihlal eden bir durum henüz ortada yokken de, diğer istihbarat organları da herhangi bir kritik durum ortaya çıkmamışken de, yani tüm yıl boyunca, tam zamanlı olarak faaliyet gösterirler.

9. Bu faaliyetler esnasında sürekliliği olan bilgiler bir arşiv veya bilgi havuzunda toplanır. Yeni bilgiler bu bilgilerle karşılaştırılarak elde edilen sonuçlar kullanılır ve bunlardan gerekli görülenler bu havuza ilave edilir.

10. İstihbarat geçmişle de ilgilenir, ancak geçmişe ait bilgiler genel bir bilgi altyapısı oluşturmak için kullanılır. İstihbaratın asıl ilgilendiği; mevcut durumu anlamak ve gelecekte neler olabileceğine dair öngörülerde bulunmaktır.

11. İstihbaratta kaynakların çeşitliliği önemlidir.

12. İstihbarat önceden tespit edilen ihtiyaçlara göre yürütülür. Yani planlı bir faaliyettir.

13. İstihbarat; devletin değişik kademelerinde görev yapan planlayıcılara, karar vericilere ve uygulayıcılara, bu faaliyetleri daha doğru ve uygun bir şekilde yapmalarına yardımcı olacak şekilde faaliyet gösterir.

Bu tespit ettiğimiz temel hususlara başka bazı konular da ilave edilebilir. Ancak tespit ettiğimiz bu hususları göz önüne alarak bütüncül bir istihbarat tanımı yapmanın mümkün olduğunu düşündüğümüzden değerlendirmelerimize burada son veriyoruz.

Konuyu tüm yönleriyle ele alarak değerlendirdikten sonra şöyle bir istihbarat tanımı yapmanın uygun olduğunu düşünüyorum: İstihbarat; ‘’Devletin her kademesindeki planlayıcıların; doğru planlama yapmaları, karar vericilerin; doğru karar vermeleri ve uygulayıcıların; uygun hareket tarzlarını doğru bir şekilde uygulamaları için, faaliyet gösterdikleri alanlarla ilgili olarak önceden belirlenen hedefler hakkında, her türlü kaynaktan elde edilen haber ve bilgilerin; (toplanması, değerlendirilmesi, yorumlanması ve birleştirilmesi suretiyle) analiz edilmesi ile hedefin mevcut durumunun ortaya konulması ve gelecekte neler yapabileceğine dair öngörülerde bulunulması sürecidir.’’

İstihbarat bir sürecin adıdır. Haber veya bilgi istihbaratın sadece girdileridir, istihbarat değildir. İstihbarat süreci sonunda elde edilen yeni bilgiler de istihbarat değil, istihbarat sürecinin çıktıları, ürünleridir.

Yani bir örnek vererek açıklamak gerekirse; bir askeri birliğin karşısındaki bir düşman birliğine taarruz etmeden önce düşman, hava ve arazi ile ilgili bazı bilgilere ihtiyacı vardır. Bu bilgiler; düşmanın mevcut gücü ve konumlanması, savunma, oyalama veya geri çekilme gibi hareket tarzlarından hangisini uygulayacağı, kuvvet çoğunluğuyla hangi bölgede savunabileceği, arazide doğal ve suni engellerin yerleri, bu engellere ve düşmanın niyet ve maksadına göre hangi istikametlerin uygun yaklaşma istikametleri olduğu, havanın aydınlanmaya ve kararmaya başladığı zaman, yağış durumu ve bunun ilerlemeye muhtemel etkileri vb. gibi konuları içermektedir. İstihbarat subayı değişik kaynaklardan elde ettiği bu bilgileri elinde olan düşman doktrini vb. mevcut bilgilerle de karşılaştırarak analizini yapar. Bu analiz sonucunda harekâtı planlayacak karargâh subayına ve kararı verecek olan komutana şu bilgileri verir. Düşman şu hatlarda savunma yapabilir. Bu savunmasını şu noktalarda ihtiyatları ile takviye edebilir. Bu harekâtını şu kadar ateş gücü ile destekleyebilir. Birliklerin taarruz için gündüz süresi olarak şu kadar zamanları vardır. Düşmana en uygun yaklaşma istikametleri şu hatlardır.

Bu bilgileri alan harekât subayı istihbarat subayının düşman, hava ve arazi hakkındaki bu bilgileri dikkate alarak düşmanın muhtemel hareket tarzlarına en uygun kendi hareket tarzlarını seçer. Bu hareket tarzları için uygun yaklaşma istikametlerini belirler. Taarruz eğer gündüz süresi içinde gerçekleştirilecekse, mevcut aydınlık süresi içinde hedeflerin ele geçirilmesi i,çin uygun tedbirleri planlamasına dâhil eder. Sonra yapılan plan Komutana arz edilir. Komutan istihbarat subayının düşmanın muhtemel hareket tarzları ile hava ve arazi bilgileri hakkında verdiği bilgilere bakarak harekât subayının hazırladığı alternatifli planlaradan an uygun gördüğü hareket tarzını seçer.

Kararın verilmesinden sonra da istihbarat subayı bilgi toplamaya ve analizine devam eder. Durum değiştikçe karargaha ve komutana düşmanın yeni muhtemel hareket tarzları hakkında öngörülerini iletmeye devam eder.

İstihbarat eğer devlet için değil de; bir şirket, bir sivil toplum kuruluşu veya başka bir organizasyon için yapılıyorsa, tanımdaki ‘’devlet’’ ifadesinin yerine kendisi için istihbarat yapılan organizasyonun adının yazılması yeterli olacaktır.

Erkut Ersoy

İstihbarat Uzmanı

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.