Etiket arşivi: donald Trump

AMERİKA DOSYASI : “Çırak” Trump’ın Geçiş Dönemi Sorunları ve Türkiye Olarak ABD Sisteminden Öğrenebileceklerimiz


"Çırak" Trump’ın Geçiş Dönemi Sorunları ve Türkiye Olarak ABD Sisteminden Öğrenebileceklerimiz

KAYNAK : http://soyledik.com/tr/makale/3173/cirak-trumpin-gecis-donemi-sorunlari-ve-turkiye-olarak-abd-sisteminden-ogrenebileceklerimiz–sanli-bahadir-koc.html

Trump yönetimi devralmaya sadece dünya görüşü, zihniyet, bilgi, görgü ve siyaset olarak değil ekip olarak da hazır mı?

Yoksa işi acemi bir “çırak” gibi görev başında mı öğrenecek?

Ekibi hazır mı?

Trump’ın 15 bakan adayından henüz sadece 2’si Kongre’den onay alabilmiş durumda.

Yeni Başkan’ın 660 üst düzey pozisyona atama yapması gerekiyor ama bunların sadece 29’unu yapabildi.

Trump’ın zorunluluk nedeniyle Obama tarafından atanmış 50 milli güvenlikle ilgili ve diplomatik üst düzey görevlisini yerinde tutması bekleniyor.

Trump, hazırlıksızlık, amatörlük, beceriksizlik, ciddiyetsizlik, yavaş davranma ve bazı sorunlu personel tercihleri gibi nedenlerle Beyaz Saray’a “tam kadro” giremeyecek.

Bakan adaylarından birini Kongre’nin reddetmesi kimseyi şaşırtmayacak.

Amerikan halkı Washington dışından birini başkan yapmak istiyordu.

Bunun bazı iyi yönleri olabilir ama işte böyle bedelleri de var.

Daha önce devlet tecrübesi olmamış olması Trump için önemli bir handikap.

Washington dışından gelmek bir başkana belki bazı meselelere “taze bir dimağ” ile bakma şansı veriyor olabilir.

Ama işte kadro kurma, program belirleme, bürokrasiyi tanıma ve çalıştırma, değişik kurumlar arasında koordinasyonu sağlamak için tecrübe, görgü, ciddiyet, hazırlık gibi şeylerin önemi var.

Amerikan bürokrasisinde Trump’a karşı malum nedenlerle ciddi bir direnç veya en azından mesafe olabileceğini de hesaba katarsak Trump’ın işi biraz daha zor görünüyor.

Bush’tan Obama’ya geçiş iki tarafın da gayreti ve ciddiyeti nedeniyle sorunsuz gerçekleşmişti.

Obama da ne kadar çekinceleri de olsa Trump ekibine devir için ekibini özel olarak çalıştırdı.

Yüzlerce konuda kısa uzun brifing kağıtları yazıldı, yüzyüze görüşmeler yapıldı, gelebilecek telefonlar beklendi.

Ama anlaşılan Trump tarafı aynı ciddiyeti göstermemiş.

Hazırlanan kağıtların çoğunun okunduğu bile şüpheli.

Çok sayıda pozisyonun boş(alacak) olmasının pratik sonuçları olacaktır.

Kongre’de elenenler de olursa/olunca iş daha da ciddileşebilir.

Trump ekibi hala bakan adayları için gerekli hukuki hazırlıkları tam yapmamış olmakla eleştiriliyor.

Trump’ın görevi devralma sürecinden uzun süre sorumlu olan Vali Christie’nin bu görevi bırakmaış olması yaşanan aksaklıkları bir parça açıklayabilir ama esas nedenin Trump olması daha yüksek ihtimal.

Trump’ın informal, düzensiz, kuralsız, süreçsiz, twittervari yönetim tarzı gerçekten çok sorunlu.

Bu ilk dönemde hem kariyeri, hem kişiliği hem de Kongre’deki oturumlarda gösterdiği performansla puan toplayan Savunma Bakanı emekli general James Mattis öne çıkabilir.

Türkiye’nin de ABD’deki devri-teslim sürecinden yakından çalışarak öğreneceği şeyler olabilir.

Hele Başkanlık sistemine geçilecekse bu neredeyse şart.

Belki bu süreci düzenleyen bir yasa çıkarmak, adayların daha adaylık sürecinde Başkanlık’a hazır olmaları için gereken hazırlıkları yapmalarını (olabildiğince) sağlamak için düzenlemeler yapmak gerek.

Başkanlık meselesinin nasıl sonuçlanacağını söylemek için hala erken ama olursa görevi devraldığı ilk günden hazır olmalı görevi devralacak Başkanlar ve ekipleri.

Yeni başkanlar mevcut politikalar, devlet içi örgütlenmeler/süreçler ve sırlar hakkında sağlıklı, hızlı ve eksisksiz bilgilendirilmiş olmalı.

Değişiklikler kabul edilirse Başkanlık makamı o kadar ciddi yetkilerle donanmış olacak ki “işi görev başında staj yaparak öğrenme” , zaman kaybetme ve hata yapma lüksümüz olmayabilir.

“Başkan olacak adamlar” göreve gelmeden aylar önce ekibini önemli ölçüde kurmuş, seçildiğinde neyle karşılacağı ve ne yapacağı hakkında kafasında ciddi bir resim oluşmuş olmalı.

“Ya bir seçilelim düşünürüz o zaman” denebilecek bir şey değil bu.

“Devlette devamlılık,” “devlet ciddiyeti,” “2500 yıllık devlet geleneğimiz” gibi tumturaklı ifadeleri kullanmayı çok seviyoruz ama bunların içini dolduracak prensipler, kurallar, normlar, alışkanlıkları edinme ve geliştirme konusunda o kadar da başarılı değiliz.

Türkiye’nin Başkanlık sistemine “hem de böyle” geçmesiyle ilgili başka yerlerde bir çok kez ifade ettiğimiz çekince ve itirazlarımız devam ediyor.

Ama olur da bu sisteme geçeceksek o zaman onu da “adam gibi” yapmalıyız.

ABD sistemi kusursuz değil ve sık sık standart altı liderler, suboptimal politikalar ve ciddi başarısızlıklar üretebiliyor.

Ama yine de titiz şekilde etüd ederek ondan öğrenebileceğimiz, esinlenebileceğimiz ve belki de taklit edebileceğimiz çok yönü var.

Reklamlar

YENİ DÜNYA DÜZENİ DOSYASI : İşte yeni dünya düzeni… Trump’ın gelmesiyle öngörülen 2021 senaryoları


ABD’nin yeni başkanı Donald Trump’ın başkanlık koltuğuna oturur oturmaz aldığı kararlar korkuttu. İşte 2021 senaryoları

ABD’de yeni başkan Donald Trump başkanlık koltuğuna oturalı henüz 2 hafta oldu ancak pek çoklarına aylar geçmiş gibi geldi.

Meksika sınırına duvar, ülkesine yatırım yapmayan şirketlere Twitter üzerinden meydan dayağı, Çin ve AB’li şirketlerin mallarına yüzde 55’lere varan gümrük vergisi tehdidi ve göçmenlerin ABD’ye girmesine getirilen yasak, yeni başkanın 2 haftalık icraatlarından yalnızca birkaçı.

Şimdi dünyada pek çok insan şu soruyu soruyor: “Trump’ın başkan olarak 4 yıllık görev süresini nasıl atlatacağız?”

2021’in dünyasını bugünden öngörmek kolay değil. Ancak Trump’ın icraatları yapacakları için aslında bir özet.

Yapılan yorumlarda sorunların Trump’la sınırlı olmadığı başkanın ‘özenle’ seçtiği bakanlarının da felaket potansiyelleri olduğu belirtiliyor.

IMF, NATO VE BM GİDİCİ

Bazı düşünce kuruluşları, Trump başkanlığında gelecek 4 yılda dünyanın nasıl değişeceği konusunda bazı senaryolar geliştirdi.

Kötüyle felaket arasında değişen senaryolar da küresel ekonominin ticaret savaşlarından kaçamayacağını gösteriyor.

Dünya Bankası, IMF, BM ve NATO gibi Batılı ülkelerin kurduğu yapıların da fazla ömürlü olmayacağı bu dünyada, yeni düzenin neye benzeyeceği kestirilemiyor.

Ancak ortak görüş, dünyanın geri kalanı Trump’a ayak uydurursa bölgesel çatışmaların büyük savaşlara dönüşme riski artacak

SENARYO 1

2021’de dünya üzerinde ülkeler arası güven neredeyse tamamen ortadan kalkar. Karşılıklı ticaret en aza iner. Ülkeler kendi sınırlarında üretime geri döner. Enflasyon hızla artar.

SENARYO 2

ABD, Meksika’ya uyguladığı tarifeyi Çin ve AB’ye de uygulamaya kalkınca ticaret savaşları patlak verir. Kurlara müdahale merkez bankalarının özerkliğini ortadan kaldırır

SENARYO 3

NATO, BM, Dünya Ticaret Örgütü, IMF gibi yapılar önemsiz hale geleceği için küresel ticaret ve siyaset hukuku bugün olduğundan daha da bulanık hale gelecek.

YENİ DÜNYA DÜZENİ DOSYASI : Mossad’ın sitesi yayınladı… ‘Erdoğan-Putin-Trump’ 3’lü pakt iddi ası / Gülen’e karşılık Snowden


Putin’in Trump’a Edward Snowden’ı, Trump’ın ise Erdoğan’a teröristbaşı Fetullah Gülen’i teslim edebileceği iddia edildi.

İsrail istihbaratı Mossad’a yakınlığı ile bilinen Debka sitesi, “Suriye ve Irak’ta DEAŞ’in köklerini sökmeye yönelik savaşta ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında üçlü bir pakt” olasılığından söz etti ve bu çerçevede Putin’in Trump’a Edward Snowden’ı, Trump’un ise Cuhmurbaşkanı Erdoğan’a teröristbaşı Fetullah Gülen’i teslim edebileceğini iddia etti.

DEAŞ’İN KÖKLERİNİ SÖKME SAVAŞI

Debka, ABD’li NBC News’ın Vladimir Putin’in medyaya gizli verileri sızdırdıktan sonra Moskova’ya sığınan eski NSA analisti Edward Snowden’ı Donald Trump’a teslim etmeyi değerlendirdiğine ilişkin haberine dikkat çekerek girdiği analizinde bu tür söylentilerin de, “daha geniş bir planın bir parçası” olduğunu, Trump yönetimince Trump, Putin ve Erdoğan arasında “Suriye ve Irak’ta DEAŞ’in köklerini sökme savaşı için üçlü bir pakt” konusundaki “gizli pazarlıklarla ilgili halkın tepkisini ölçmek amacıyla sızdırıldığı gibi gözüktüğünü" öne sürdü.

TERÖRİSTBAŞININ DOSYASI VERİLDİ

Geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesi sırasında Trump’a Ortadoğu ile yönelik olarak “herhangi bir anlaşma yapılabilmesi için teröristbaşı Fetullah Gülen’in iadesinin şart olduğu söylendiği" iddiasına yer veren Debka, Trump’un ise, Gülen dosyasını “inceleme sözünü verdiğini” ve görüşmenin ardından da “Suriye’deki işbirliğini planlarını” görüşmek üzere Türkiye’yi ziyaret eden CIA Başkanı Mike Pompeo’ya Gülen ile ilgili bir “dosya verildiğini” yazdı.

ORTADOĞU PAKTI

DEBKA, Donald Trump’un “casus” ve “hain” olarak nitelediği Edward Snowden’ı geri almak için Washington’un girişimde bulunduğunu da öne sürdüğü analizinde Snowden’in iadesinin“Ortadoğu’ya yönelik ortak pakt için teşvik” oluşturabileceğini de savundu.

Trump’un “DEAŞ’i tamamen yok ekme” sözünü verirken “çok ciddi” olduğunu söyleyen Debka, Trump’un Ortadoğu için birkaç ordu arasında bir koalisyonu gerektirecek dev bir görev düşündüğünü, bu amaçla müttefik olarak almak istediği ülkelerin “DEAŞ’e karşı ortak mücadelenin yanı sıra Suriye, Irak ve Yemen’deki İran’ın askeri varlığına son verilmesi için bir araya gelmelerini de istediği” gibi iddialarda da bulundu.

MEDYADAN ANALİZLER : Türkiye Ekonomisi, Trump ve Referandum


ekonomi-marta-kadar.jpg?itok=4kha2M3g

Türkiye Gündemi

31 Ocak 2017

Hürriyet: Taha Akyol: Önemli Olan…

TÜRKİYE birçok sorunla karşı karşıya; terör, ekonomi, dış politika… Bunların hepsi birer üst başlık, her birinin altında birçok sorunlar dizisi var.Teröre karşı gerçekten kahramanca mücadele eden asker ve polisimizin çabası tek başına yeter mi? Politik olarak terörün tecridi gibi daha karmaşık faktörlerle uğraşmak gerekiyor.Dış politika diyoruz; birçok sorunla ilgilidir ve en ince hesaplarla yürütülmesi gereken bir alandır. Son örnek Berlin ve Atina’nın “suçluların iadesi” konusundaki olumsuz tavırlarıdır.Ekonomide müzmin dış ticaret açığımız, yıllardır yapılmayan yapısal reformlar ve son olarak derecelendirme kuruluşlarının peş peşe puanımızı düşürmesi…ŞİMŞEK’İN MESAJIBütün bunlara nasıl bir zihniyetle bakmalıyız?Fitch Türkiye’nin kredi notunu düşürdüğünde Başbakan yardımcısı Mehmet Şimşek Twitter’dan şu açıklamayı yaptı:“Önemli olan başınıza nelerin geldiği değil, bunlara nasıl tepki verdiğinizdir. Epiktetos.”Yunan filozofu Epiktetos’u okumadım, bu sözünü de bilmiyordum. Artık hiç unutmayacağım.Gerçekten, sorunlarımız var ama onları çözüp çözememek daha önemli bir sorun değil mi?Kişisel olarak da ülke olarak da.Sorunlar karşısında rasyonel ve çözüme dönük kavramlar, davranışlar ve planlamalar mı geliştiriyoruz… Yoksa duygusal tepkilerle çözümleri daha da zorlaştırıyor muyuz? Devamı için…

Sabah:Burhanettin Duran: Trump’a Nasıl Bakmalı?

Başkan Trump seçim vaatlerini yerine getirme hamlelerine hızlıca başladı. Oy aldığı ABD’li beyaz tabanı önemseyen Trump için üç konu öne çıkıyor:Deaş dahil "radikal İslamcılıkla" mücadele, göçmen sorununun Batı’dan uzak tutulması ve ABD’nin ekonomik çıkarlarını önceleyecek yeni küresel ticaret denklemi.Göçmenler konusunda bir yandan Meksika sınırına duvar örme derdinde, diğer yandan 7 Müslüman ülkeden gelenlere vizeleri dondurdu. Öte yandan ise Suriye ve komşularında "güvenli bölgeler" kurmak için diplomatik görüşmelere başladı.Rusya, Suudi Arabistan ve Ürdün liderleriyle görüşerek zemini hazırlıyor.
Seçimi kazandığından itibaren yoğun tepkilere muhatap olan Trump, bu son "Müslümanlara vize" konusunda sert eleştiriler alıyor. Dünya medyasında konu "ırkçılık,hak kısıtlaması, ötekileştirme ve radikallerin terör tabanını genişletecek bir uygulama" olarak görülüyor. Yine Trump yönetiminin Müslüman Kardeşler hareketini terör listesine alma eğiliminde olduğu ve Körfez ülkeleri ile bu yönde görüşmelerin yapıldığı medyaya sızdı.Bütün bu olaylar Trump yönetiminin odaklandığı göçmenler konusunun Müslümanlar üzerinden tartışılacağını gösteriyor. Terörle savaşın "radikal İslamcılıkla" mücadeleye indirgenmesi gibi bir eğilimle birlikte.Bu gidişatın Trump’ın varsaydığı "reel" siyaset düzlemini ya da "alternatif gerçekleri" getirmekten ziyade ideolojik tartışmaları büyüttüğünü söylemeliyiz.Ancak Trump, ABD dış politikasına yön verme arayışının bu ilk evresinde söz konusu ideolojik gündemi hiç de önemser gibi görünmüyor. Muhtemelen zaten kendisine karşı gördüğü müesses medyadaki tepkilerin zamanla sönümleneceğini bekliyor. Dahası, kendi siyasetinin başarısının bu medyanın muhalefetini kırmakla mümkün olacağını düşünüyor.Başkan Trump’ın siyaset tarzının ABD dışı dünyanın gündeminde de ciddi bir karşılığı var. Şovmenlik geçmişinden gelen bir siyasetçi ABD başkanı olunca tüm dünya adeta bir sahneye dönüştü. Devamı için…

Karar: Etyen Mahçupyan:Kararsızlar için Rehber

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçilmek üzere getirilen anayasa değişikliği birçoğumuzu kararsız bırakmış gözüküyor. Bu anlaşılır bir durum, çünkü taslağın maddelerini tek tek ele aldığımızda pek de sorunlu gözükmüyor. Ancak maddeleri birlikte düşündüğümüzde kolayca kabul edilebilir olmaktan çıkıyor.Yasamayı etkileyecek üç değişiklik var: Parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin aynı gün yapılması, cumhurbaşkanının parti üyeliğinin devam etmesi ve cumhurbaşkanının parlamentoya oranla güçlü fesih yetkisi. Bilindiği üzere cumhurbaşkanı kendi iradesiyle seçime gidebiliyor ama Meclis bu kararı ancak beşte üç çoğunlukla alabiliyor.Maddelerin her biri görünüşte mantığa uygun… Seçimlerin aynı gün yapılması aynı partinin hem yürütme hem yasamaya hakim olma ihtimalini yükseltse de, ille de böyle bir sonuç çıkacak diyemeyiz. Ayrıca bu sayede yasama ile yürütme arasındaki uyum da artıyor. Cumhurbaşkanının partisinde üye olarak kalması da aslında işin doğasına uygun… Cumhurbaşkanı güçlü ise partisini zaten dışarıdan da yönetecektir. Fesih yetkisi ise karşılıklı olarak işliyor. Cumhurbaşkanı Meclisi feshettiğinde kendisi de seçime gitmek zorunda kalıyor. Görünüşte hepsi gayet ‘normal’ maddeler… Devamı için…

Yeniçağ: Arslan Tekin: Aşağıya Sürükleniyoruz

Trump’ın ABD başkanlık koltuğuna oturur oturmaz ilk aradığı İsrail BaşbakanıBinyaminNetanyahuoldu. İkincisi Sisi. Ankara’dakilerin kankası Müslüman Kardeşler’i deviren Mısır’ın başındaki general.ABD eşittir İsrail demektir. Bir ABD başkanının ilk İsrail aramaması düşünülemez. Bunu kanıksadık. Ardından Mısır Cumhurbakanı’nı aramasına ne demeli! Bu tavır Ankara’ya mesaj değil mi?ABD’nin Türkiye’yi IŞİD’le mücadelede yalnız bırakması çok ağrıma gidiyor. Madem stratejik bir ortaklık söz konusu… Strateji içinde IŞİD’e ortak operasyon yapılması gerekiyor. Biz El-Bâb’da IŞİD’le kıyasıya bir muharebeye tutuşmuşken neden ABD yan çiziyor? El-Bâb’ın Türkiye’ye geçmesi PKK/PYD’nin planını bozacak. PKK/PYD’yi umutlandıran, palazlandıran ise ABD… PKK/PYD’nin arkalanması demek Türkiye’nin hedefe konması demektir.El-Bâb’ın alınması zor görünüyor. Acaba, ABD, kendi stratejileri gereği, El-Bâb’da el altından IŞİD’e yardım mı ediyor?!Diğer tarafta, Türkiye’de darbeye kalkışılıyor… Kıyamcıların "komuta merkezi" Pensilvanya’da. 247 insanımız bir gecede taranıp katledildi. Bini geçkin insanımız yaralı… Kimi ömür boyu sakat… (Köprü başında sol kolundan kurşun yiyen yeğenim hâlâ parmaklarını oynatamıyor.) Darbeci başı yüzünden 100 binden fazla insan işinden oldu. Aç bırakıldılar. Yazıdan ot mu topluyorlar, ağaç kabuğu mu dişliyorlar bilemiyorsunuz. Aileleriyle birlikte düşündüğünüzde zaman karşınıza akıl almaz bir rakam çıkıyor. (Devlet, kim olursa olsun, kendi toprağında insanı aç bırakır mı?!)Müşahhas örneği "muktedirler"in itiraz edemeyeceği bir isim veriyor: Ahmet Taşgetiren. Ahmet Bey, 54 yaşındaki bir profesörün düşürüldüğü zelil durumu yazdı. (Star, 29 Ocak 2017). Gözleriniz dolmaktan okuyamazsınız. Önce hapsediyorlar, sonra serbest bırakıyorlar ama işinden de ediyorlar. Adam: "Sigorta yok. Maaş yok. Hasta olmaya korkuyorum."diyor.Ayıkla! Asıl suçluyu bul! Sen Tanzanya’da, Mozambik’te, Madagaskar’da, kıyıda, bucakta darbecileri anlatıyor, mekteplerin kapattırmak istiyorsun ama yılanın başı ABD… ABD seninle birlikte hareket etmeden nereye gidersen git, bir gıdım mesafe alamazsın! Devamı için…

SÜREÇ ANALİZ

www.surecanaliz.org

AMERİKA DOSYASI : Trump İsrail-Filistin Siyasetini Şimdiden Deği ştiriyor


israel-master768.jpg?itok=OZBxpng8

Sadece iki günlük Donald J. Trump yönetimi, Filistinliler yeniden isyanın eşiğindeyken, Amerikan Büyükelçiliğinin konumu, olası büyük yerleşim yeri bloklarının ilhakı gibi konular üzerinden İsrail ve Filistinliler arasındaki siyaseti yeniden şekillendiriyor.

Pazar birçok yönden yoğun bir manevra yapma günüydü, Obama yönetimi ile olan kötü ilişkiler, birçok İsraillinin arzusuyla sona erdi. Ama Trump’un, elçiliği Tel Aviv’den Kudüs’e ne zaman ve ne kadar hızlı taşıyacağı konusundaki sorular, yıllardır Amerikan başkanlarının canının sıkan bir ikilem oldu.

Filistinliler ve Arap liderler, Washington’daki yeni yönetimin getirebileceği değişiklikler için hazırlandı. Pazar günü Filistin’in yetkili başkanı Mahmud Abbas ve Ürdün II. Kralı Abdullah bir araya geldi ve her iki lider de elçiliğin taşınmasına karşı kuvvetli itirazlarını tekrarladılar.

Liderler koordineli tepkileri için her hangi bir planın detayını yayınlamadı fakat her ikisi de elçiliğin taşınması durumunda şiddetin yeniden çıkması konusunda uyarıda bulundu.

Filistin önderliği, şuan her durumda uzak bir olasılık olarak görünen- İsrail’in iki devletli bir çözüm üzerinde müzakereler yapmak için ilk şartı olarak kabul ettiği İsrail’in tanınmasını iptal edeceğini belirtti.

Abbas “Umarım Amerikan yönetimi iki düzlemde hareket eder: birincisi elçiliğin Kudüs’e taşınmasını tartışmamak ve ikincisi ise yönetim için, siyasi mutabakatı başarma amacıyla İsrail ve Filistinliler arasında müzakerelere öncülük etmektir dedi.

Pazar günü İsrail haber medyası, Trump yönetiminin elçilik binasını en kısa sürede taşıyacağını ilan edeceğine dair spekülasyonlarla doluydu. Bu, İsrail’in ağırlıklı olarak Arap Doğu Kudüs’ün ilhakını resmen tanıması anlamına geliyor. Doğu Kudüs 1967 savaşı sırasında Ürdün’den alınmıştı.

Beyaz Saray alelacele yapılacak bir açıklamanın yaratacağı spekülasyondan kaçınmaya çalışıyor gibi göründü.

Trump’ın sözcüsü Sean Spicer açıklamasında, “bu konuyu tartışmanın bile henüz çok başında olduklarını” ifade etti.

Netanyahu açıklamada konuşmayı “sıcak bir sohbet olarak” niteledi fakat elçiliğin açılması konusuna değinmedi. Netanyahu insanlar Filistinliler ile barışı tartıştılar dedi ve Netanyahu Şubat’da Washington’ı ziyaret etmeyi planlıyor.

Trump’ın elçilik konusundaki niyetinin belirsizliği sürerken, Netanyahu sert bir siyasi konumlanma sürecine girdi.

Bir yandan, Netanyahu Beyaz Saray’da Obama’dan daha çok hemfikir göründüğü birinin olmasından dolayı mutlu, öte yandan Trump’un danışmanları ve İsrail yerleşimlerinin Batı Şeria’yı işgal etmesini destekleyen atanmış İsrail Büyükelçisi David. M. Friedman bir şekilde Netanyahu’un muhafazakâr rakiplerine siyasi olarak bir adım daha yakın duruyorlar.

Ayrıca Başbakan puro ve pembe şampanya gibi hediyeleri uygun olmayan bir şekilde kabul edip etmediğinden, daha iyi haberler yapması için bir gazete ile komplo kurup kurmadığına kadar ciddi soruşturmalar dizisi ile kuşatılmış durumda.

Aslında Netanyahu, hem Trump’ın muhatabı hem de Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te Yahudi yerleşimcilerin savunucusu şeklinde kendini konumlandırarak rakiplerini bastırmaya çalışıyordu.

Netanyahu, Obama yönetimi ve kendisi arasındaki temel tartışma konusu olan Doğu Kudüs’teki binalara herhangi bir kısıtlama yapılmasına karşı olduğunu beyan etti. Pazar günü, şehir Obama’nın itirazları üzerine ertelenen 566 konut için onay verdi.

Ama aynı zamanda Netanyahu, eğitim bakanı ve aşırı sağın önde gelen sesi baş rakibi Naftali Bennet’in girişimlerini, onu ikna ederek potansiyel olarak çok etkili sonuçlar doğuran bir kanun teklifini engelledi: Kudüs’ün kuzeydoğusunda yer alan 40.000 kişilik bir yerleşim olan Ma’ale Adumim’in ilhakı. Bennet, Netanyanu’nun Şubat ayında Trump ile görüşmesi sağlanıncaya kadar böyle bir mevzuatı ertelemeyi kabul etti.

Ma’le Adumim şimdi birçok İsrailli tarafından Kudüs’ün banliyösü olarak görülüyor ve Netanyahu ve Ortadoğu uzmanlarının herhangi bir barış antlaşması durumunda İsrail’de kalmayı umduğu yerleşim yerlerinden biri. Fakat Batı Şeria’nın kuzeyini ve güneyini bir birine bağlayan stratejik konumu ve Kudüs dışındaki ilhakın sembolik başlangıcı olmasından dolayı, herhangi bir ilhak durumunda Filistinliler ve diğer Arap liderler arasında büyük bir protesto başlatabilir.

Kudüs Belediye Başkan Yardımcısı Meir Turgemen şehrinin, 1967 tarihli Kudüs’ü bölen sözde yeşil hat boyunca inşa edilen binalara Amerikan itirazlarının geçmişte kaldığı yeni bir döneme girdiğini söyledi.

İsrail radyosuna verdiği bir demeçte “Trump başkan olduğunda Kudüs’te bina inşa etmenin ya da büyükelçiliğin Kudüs’e taşınması konusunda anlaşmazlık olmayacağını söyledi.” – “Ben sadece onun vizyonunu uyguluyorum.” İfadelerini kullandı.

Çeviren (Tam Metin): Ali Beştaş

(NYT,IAN FISHER,Trump Presidency Is Already Altering Israeli-Palestinian Politics,22 Ocak 2017)

AMERİKA DOSYASI /// Beyaz Saray’da Bir İsyancı : DONALD TRUMP ME SELESİ


20170204_ldd001_0.jpg?itok=wQfmHqE7

Donald Trump başkan olarak devraldığı dünyaya öfkelenirken, Amerika’nın müttefikleri bu durumdan dolayı kaygılılar ve bunda haklılar

Washington devrimin pençesinde. Donald Trump başkentin parlak beyaz kemeraltlarına karşı politika ve kararname molotov kokteylilerini havaya atarken, geçen ayki yemin töreninin yarattığı umutsuzluk henüz canlı. Trump henüz durmadı. Trans Pasifik Ortaklığından çıkmak, NAFTA’nın yeniden görüşülmesini talep etmek ve Meksika’yla araya duvar örmek, göçü kontrol altına almak, Brexit yanlısı Britanyalılar ve Ruslarla arayı iyi tutmak, Avrupa Birliği ile arayı soğutmak, işkenceyi savunmak, basına saldırmak: kendisi ve vazifelendirdiği kişileri takiben, arkalarında enkaz bırakacakları düşüncesi.

Eleştiriler, Trump’ın pervasız ve kaotik olduğu yönünde. Geçen hafta – gizlice tasarlanan, aceyle yasalaşan ve Amerika’yı terörden arındırmak amacını muhtemelen gerçekleştirmeyecek – yedi Orta Doğu ülkesinden vatandaşların girişine koyduğu yasak bunlardan biri. Trump’ın Cumhuriyetçi müttefikleri dahi, bu iyi ve popüler politikanın Trump’ın icrası nedeniyle bozulduğundan yakınıyorlar.

Normalde politikada kaos başarısızlığa götürür. Trump’ta kaos, planın bir parçası gibi. Kampanyasında verdiği abartılı gibi gelen sözler, şimdilerde Washington’ı ve dünyayı sarsmayı amaçlayan son derece ciddi isyan anlamına geliyor.

Kokteyl Partisi

Trump’ın isyanını anlamak için bu öfkenin kullanımından başlamalıyız. Diğer tarafın hatalı değil de kötü olduğu bölünmüş bir Amerika’da, çatışma siyasi bir varlıktır(kazanç). Trump bu meydan okuyan konuşmalarını, incelikli düşünceye saldırmak için kullanıyor, dahası Trump’ın destekçileri, onun, hain ve aç gözlü elitleri Washington’daki salonlardan gerçekten çıkarabileceğine ikna olmuş durumdalar.

Trump’ın danışmanları Stephen Bannon ve Stephen Miller, bu mantığı hükümete taşıdılar. Göstericilerin ve medyanın daimi olarak Trump’tan yakınmasını, onun bir şeyleri doğru yaptığının kanıtı olarak görüyorlar. Eğer West Wing’in (Batı Kanadı’nın) dışavurumu kaotik ise, bu Trump’ın söz verdiği gibi macera adamı olduğunu gösterir. Göç yasağının gizliliği ve karmaşası başarısızlığın değil, onun destekçilerinin, halkın iradesini yerine getirmemeyi alışkanlık haline getiren uzmanlardan nasıl kaçındığının ifadesi.

Çatışma siyasetiyle, onlarca yıllık Amerikan Dış Politikası’nı reddeden bir dünya görüşünden faydalanılıyor. Taktik olarak, güvenlikten çevreye her şeyi yöneten çok taraflı kurumlarla ilgilenmek için Trump’ın az zamanı var. Trump, Amerika bedel öderken daha az bedel ödeyen diğer ülkelerin ödüllerin çoğunu aldığını düşünüyor. Amerika pazarlık gücünden faydalanarak, ülkelerle tek tek görüşerek daha iyi bir anlaşmayı kapabilir.

Bannon ve diğerleri Amerikan diplomasisini stratejik olarak da reddediyorlar. Onlar, çok taraflılığın modası geçmiş bir liberal uluslararasıcılık içerdiğini düşünüyorlar. Bugünün ideolojik mücadelesi küresel insan hakları üzerine değil, “Yahudi-Hrıstiyan” kültürünün, diğer medeniyetlerin, özellikle İslam’ın saldırısından korumak üzerine. Bu noktadan bakıldığında, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği bu noktada engel ve Vladimir Putin bir süreliğine potensiyel müttefik.

Kimse Trump’ın bunlara ne derece inandığını bilemez. Belki de, iktidar debdebesi arasında bu gerilla savaşından yorulacak. Belki de piyasadaki bir olay, ulusun CEOsunun(Trump) huzurunu kaçıracak ve Trump Bannon’u çevresinden uzaklaştıracak. Belki de bir kriz onu, genel kurmay başkanı, savunma bakanı ve dış işleri bakanının yardımına zorlayacak ve bu kişilerden hiçbirisi ‘isyancı’ tipler değiller. Ancak bunun yakın zamanda olacağını düşünmeyin. Ve Trump’ın başlangıçta verdiği zararı küçümsemeyin.

Trumpça Konuşma

Trump’ın isteklerini reddeden Amerikalılar, doğal olarak, en çok Trump’ın ülkelerine yapabileceklerinden korkuyorlar. Endişelenmekte haklılar, ancak kurumlardan ve hukuktan dolayı kısmı koruma altındalar. Tüm dünyada, Trump’ı kontrol edecek çok az şey var. Bunun sonuçları vahim olabilir.

Aktif Amerikan desteği ve katılımı olmaksızın, küresel işbirliği mekanizması başarısız olabilir. Dünya Ticaret Örgütü’nün adı anılmaya değmeyebilir. Birleşmiş Milletler kullanılmaz hale gelebilir. Sayısız anlaşma ve uzlaşma yıkılabilir. Her biri tek başına dursa da, hepsi Amerika’yı müttefiklerine bağlayan ve dünyada gücünü yansıtmasına izin veren bir sistem oluşturuyor. On yıllardır oluşturulmaya çalışılan işbirliği alışkanlığdan bu denli kolayca geri dönülemez, bunun zararı kalıcı olabilir. Güvensizlik ve karşılıklı itham sarmalında, dünyanın halinden memnun olmayan ülkeler bunu değiştirmenin cazibesine kapılabilirler – eğer gerekirse güç kullanabilirler.

Ne yapmalı ? İlk görev zararı sınırlamak. Trump’a son vermenin mümkünatı az. Ilımlı Cumhuriyetçiler ve Amerika’nın müttefikleri ona, neden Bannon’un ve yardımcı ideologlarının yanlış olduğunu söylemek zorunda. Amerika’nın en dar anlamdaki çıkarında bile, onların iki taraflılık planı yanlış, çünkü ikili ilişkiler ağının karmaşıklığından ve çelişkilerinden kaynaklanan ekonomik zarar, daha sert görüşmelerden kazanılabilecek kazanımları aşacaktır. Aynı zamanda Trump, müttefiklerin Amerika’nın en büyük güç kaynağı olduğu fikrine ikna edilmeli. Amerika’nın eşşiz bağı/networkü, ekonomisi ve askeri gücü kadar onu dünyada süper güç yapma noktasında önemli rol oynuyor. Müttefiklikler Amerika’nın Doğu Asya’da Çin, Doğu Avrupa’da Rusya ve Orta Doğu’da İran gibi rakiplerinin önüne geçmesine yardımcı oluyor. Eğer Trump gerçekten ‘Önce Amerika’ diyorsa, önceliği müttefiklerini küçümsemek değil onlarla bağını güçlendirmek olmalı.

Eğer bu tavsiye yok sayılırsa ? Amerika’nın müttefikleri bu çok taraflı kurumları, finanslarını attırarark ve aralarındaki kavgayı sınırlayarak, Trump sonrası dönem için korumalı. Ve Amerika liderliğinin olmadığı bir dünya için plan yapmalılar. Eğer birisi Çin’in bu tür bir görevi üstlenmesini isterse, bu arzu edilebilir olsa bile, Çin buna hazır değil. Avrupa, artık NATO’yu düşük finanse etme ve AB’nin dış hizmetlerini – bir Dış İşleri Bakanlığına en yakın olanı – mahrum bırakma lüksüne sahip olmayacak. Bölgesel güç olarak Brezilya, Latin Amerika’da öncülük görevine hazırlanmalı. Orta Doğu’nun asabi/huysuz Arab devletleri İran ile barış içinde yaşamanın bir formülünü bulmalı.

İki taraflılık ve baştan savma bölgeselcilik, açıkça Amerika için Trump’ın miras aldığı dünyadan daha kötü bir yere dönüşecek. Çok daha kötü olmadan bu süreci bitirmek, saldırma heveslilerinden kurtulmak ve rotayı değiştirmek için geç değil. Dünya bu tür bir sonucu ummalı. Ancak sorunla baş edebilmek için de hazırlanmalı.

Çeviren (Tam Metin): Cemal Taşpınar

(Economist,Editorial, An insurgent in the White House, 2 Şubat 2017)

AMERİKA DOSYASI : Trump Kimi Örnek Alıyor /// Donald Trump ve Si yaseti


trump%2Bkimi%2B%25C3%25B6rnek%2Bal%25C4%25B1yor.jpg

Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan son seçimde başkan olan Cumhuriyetçi aday Donald Trump(1946-), Geçtiğimiz günlerde yemin ederek görevine başladı. Adaylığı hakedişinden, başkanlık seçilmesine kadar dünya gündemine oturmuş, hala yaptığı açıklamalar ve icraatlarıyla adından sıkça söz ettirmektedir. Özel hayatı, çocukları, güzel karısı, çalkantılı yaşamı ve Geçmişiyle dünya gündeminden hiç düşmeyen Trump, Amerikan tarihinin gelmiş geçmiş en yaşlı başkanı olmuştur.

Açıklamaları, genel dünya düzenine yaptığı itirazlar, çok farklı bir Başkan olacağının sinyallerini vermektedir. Trump açıklamalarında, genel olarak Avrupa Birliği’nin dışlayan, sınır ülkeleriyle arasına mesafe koyan ve özellikle Göçmen sorunu ile oldukça yoğun bir şekilde mücadele eden bir profil çizmiştir. Amerika’nın sadece Amerikalılardan oluştuğunu ve dünyadaki tek önemli şeyin Amerika olduğunu öne süren Trump, bu açıklamaları ve yürüttüğü programla geçmiş dönemlerde Amerikan başkanlığı yapan James Monroe hatırlatmaktadır.

Florida’yı İspanya’dan satın alan ve Amerikan Bağımsızlık savaşında komutanlık yapan 5. Amerikan başkanı James Monroe, Amerika ve Dünya Tarihine "Amerika, Amerikalılarındır" lafıyla oturmuş bir siyasetçidir.
Monroe döneminde Amerika refaha kavuşmuş ve dış siyasette barış hakim olmuştur.

James Monroe Kimdir

james%2Bmonreo.jpg


Demokratik-
cumhuriyetçi partiden aday olarak Federalist rakibine fark atarak Başkan olan James Monroe, o dönem Yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri siyasetinde Monroe doktrini ni uygulanmış ve başarılı olmuştur. Başkan olur olmaz Amerika’yı Avrupa’dan gelecek kötü etkilere karşı koruma ve kapatma kararı almış, uygulamıştır.

Trump’da uyguladığı harita ve izlediği yol, James Monroe ile benzerlik taşıdığı ve rol model olarak onu aldığı görülmektedir.

Amerikan Çıkarları Ön Plana Çıkıyor

Trump
, sadece Amerikan çıkarlarını düşünen bir siyaset izleme hedefinde ilerlediği, hem stratejistler hem de basın tarafından sürekli tekrarlanmaktadır. Sadece Amerika’nın önemsendiği Trump siyaseti Bu plan doğrultusunda ilerlemekte ve açıklamalar sertleşmektedir. Geçtiğimiz günlerde Meksika duvarı meselesi ve Avrupa Birliği‘ni hor gören açıklamaları, Trump’ın sadece Amerika’ya düşündüğü, önceki başkanlar ve dönemlerin aksine dış dünya ile çok fazla uğraşmak yerine sadece Amerika ve çıkarları için hareket edebileceği öngörülmektedir.

Trump Avrupa’daki Aşırı Sağ Düşünceleri Körüklüyor

marine%2BLE%2BPen.jpg
Marine Le Pen


Trump,
Avrupa Birliği’ni Almanya’nın oyuncağı gibi görmektedir ve bu sebepten yaptığı açıklamalar, birliğin gereksiz olduğu ve birlikten vazgeçilmesi fikrini savunmaktadır. (Trump’ın dedeleri Alman göçmeni bir ailedir. Ayrıca trump’ın dedesi ve babası aralarında genelev işletmeciliği ve kumarhaneler gibi pek çok eğlence sektöründe mekanlar açmış ve çalıştırmış kişilerdir) Trump’un bu düşüncesi İngiltere’de oldukça kabul görmüş ve hatta Trump İngiltere’nin birlikten ayrılmasını savunan bakanları ve siyasetçileri övmüştür. Buna paralel, Yaklaşan Fransız başkanlık seçimlerinde benzer açıklamalar yapan aşırı sağ parti lideri Marine Le Pen, yine aynı şekilde Fransa’nın birlikten ayrılması gerektiği ve Euro’dan vazgeçilmesi konusunda sert açıklamalar yapmıştır. Hatta Fransız başkan adayı Le Pen, Trump’ın günümüzde etkisinin azaldığını iddia ettiği Elit kesimin yani Anglosakson Avrupa’sının yeniden uyanmasına vesile olacağı şeklinde bir açıklaması da bulunmaktadır. Yine le Pen, Trump’ın getirdiği, potansiyel terörist gördüğü 7 ülkeyi kapsayan vize yasağı kararını( İran, Somali, Irak, Suriye, Sudan,Libya, Yemen) destekleyen Bir açıklamada bulunmuştur.

Yani Trump ideoloji olarak Amerika vatandaşlığı fikrini benimsemiş ve Elit kesimin yükseleceği ve siyaseti şekillendireceği görüşünü ön plana koymuştur.

Trump ve Siyonizm

trump.jpg

Trump’ın zaten Müslümanlara bakış açısı daha başkan adayı iken yaptığı açıklamalarda su yüzüne çıkmıştır. İslamofobik açıklamaları ile eleştirlmesine rağmen seçilen Trump, başkan adayı seçim kampanyasında Müslümanları ülkeden atacağını bile söylemiştir. Bu nedenle Müslüman düşmanı bir Başkan profili sergilemektedir. Ayrıca Trump’ın babası Fred Trump, siyahi karşıtı ırkçı örgüt Ku Klux Klan örgütüne üyelikten hapis yatmıştır.

Komplo teorisyenlerinin genel görüşü Amerika’da Başkanlığı, Siyonizm tarafından yönetildiği ve bu nedenle en uygun başkanın Hillary Clinton olacağıydı. Trump seçilince yine iddiaya göre Amerika’nın kaotik çöktü. Farklı bir başkan profili sergilendi ancak Trump açıklamaları gösteriyor ki bu dönemde hem Amerika’nın çıkarlarını ön planda tutmakta, hemde İsrail’de oldukça desteklemekte. Görevine başladıktan sonra yapılan Bir açıklamada İsrail’in başkenti Kudüs olarak söylenmiş ve ayrıca İsrail’in vaat edilmiş topraklar projesine çok büyük bir katkı yapacak söylemler geliştirilmiştir.

Trump, Suriye’de güvenli bir bölge kurulması kararını ısrarla desteklemekte ve her yerde söylemektedir. Bu açıklamada ki amacın Suriye ve bölgenin güvenliği değil, Aslında güvenli bir bölge oluşturularak bu bölgenin İsrail’in eline verilmesi projesi olduğu söylenmektedir. Trump açıklamalarında terör örgütü PYD’ye hayranlık duyduğunu ifade eden kelimeler kullanmıştır. Yani PYD’yi açıktan desteklemeye devam edeceklerinin sinyalini daha başkan adayı ilen vermiştir. PYD ya destek vererek bu bölgede güvenli bölge oluşturularak, Suriye’nin belirli bir bölümünün İsrail’in yıllardan beri süregelen vadedilmiş Topraklar projesine katılacağı İddia edilmektedir.

Trump ve Darwinizm

Trump
, kendi kitabı olan "Zengin Olmanızı İstiyoruz" kitap başlığının belirttiği gibi Trump, aynı Darwinizm düşüncesi gibi doğal seleksiyon, yani güçlü olan kazanır düşüncesini benimsediği görülmekte. Yani kaybeden bir insan topluluğu ve ülke istememektedir. Sadece Elit tabakanın kazandığı ve bu uğurda yükselen bir Amerika hayal ettiği, uyguladığı planlar çerçevesinde görülmektedir.

AMERİKA DOSYASI /// MEHMET EMİN HAZRET : ABD’NİN YENİ BAŞKANI TR UMP’IN ASYA POLİTİKASI


ABD’NİN YENİ BAŞKANI TRUMP’IN ASYA POLİTİKASI

Mehmet Emin HAZRET

Pasifikten Baltık denizine kadar uzanan Avrasya büyük karasının üzerinde yaşayan ve nüfusu 10 milyonu geçen Milletlerin içinde bağımsızlığını elde edemeyen tek halk Uygur Türkleridir. Uygurların hak ettiği özgürlüğe kavuşamamasındaki sebeplerin başında ise, uygar dünya ile mensubiyeti olmayan, içe dönük ve kapalı kültüre sahip bir Uzakdoğu ülkesi olan Çin’in sömürgesi ve komünist rejimin boyunduruğu altında bulunmasıdır. Uygurların hala esaret altında yaşamasındaki temel dış etken ise, 2. Dünya Savaşı galibi ülkeler tarafından kurulan yeni dünya düzeninin kurbanları arasında yer almış olmasında yatmaktadır.

Son ve yeni gelişmelerle, Uygurların Çin esaretinden kesin olarak kurtulup, ana vatanları Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını tekrar kazanabilmesi için ufukta yeni umutlar ve kurtuluş ışıkları gözükmektedir.

Şimdi, bu gelişmeler nelerdir? İnceleyelim;

ABD Yeni Başkanı Donald Trump ve Ekibi Dış Düşman Olarak Çin’i Seçmiştir

ABD, dünyayı tek başına kontrol etme güç ve kapasite ve yeteneğini yavaş- yavaş yetirmeye başlamıştır. Yeni seçilmiş başkan Donald Trump son çıkışları ile, iş adamı kökenli biri olarak daha pratik düşünen bir lider olduğunu göstermektedir. Onun “ ABD’yi büyük yapacağım.” Sloganının altında, küçülen ABD’nin gerçeğini kabullenmekle beraber “ABD’nin ekmeğini çalana da izin vermem.” mesajı da yatmaktadır. Rasyonel politikacı Donald Trump, “Madem ABD tek başına artık dünyayı yönetemiyor, o zaman iki ezeli rakipten birini dosta çevirmeli” yolunu seçmeyi zorunlu olarak hissetmiş ve tüm engelleri aşarak Putin Rusya’sı ile barış yapmaya ve daha sonra ise, ortak olmaya karar vermiştir. Diğer rakip Çin’i ise, ” ABD’nin yeni düşman adayı ülkesi ” olarak seçmiştir.

ABD’nin 2017 yıllık askeri bütçesi 622 milyar dolardır. ABD’nin dev silah endüstri sininin çarklarını döndürmek için ABD Ordusunun sürekli harekât ve operasyonlar yapması ve hatta savaşması gereklidir. Bu yüzden Trump kuracağı yeni kabinesine ABD Ordusunun üç emekli Generalini Bakan adayı olarak açıklamıştır. 2015’de dünya genelinde yapılan silah ticaretinin tutarı yaklaşık 80 milyar dolar olarak açıklanmıştır. Bu küresel silah ticaretinde ABD’nin tek başına payı 40 milyar dolar olup, küresel silah ticaretinin % 50.lık bölümü ile en önde gelmektedir. Buna karşılık, ABD’nin Eylül 2016′ de sadece Çin’den kaynaklanan cari ticaret açığı 42 milyar dolar olmuştur. Bu yüzden, durumun ciddiyet ve vahametini kavrayan 5 milyarder iş adamı arkadaşını de kabinesine almıştır. Milyarder iş adamlarından biri Exxon Mobil’in eski CEO’su Rex Tillerson’dur. Rex Tillerson ABD Dış İşleri Bakanı olarak atanmıştır. Tillerson, Rusya ile çok iyi ticari ilişkisi olan ve Putin tarafından Rusya devlet madalyası takdim edilen bir Rus dostu olarak tanınmaktadır.

ABD.’nin yeni Dış işleri Bakanı Tillerson 12 Ocak 2017 günü Senatodaki oturumda, Güney Çin denizini kast ederek “Biz Çin’e net olarak şu mesajı göndereceğiz; Çin yapay adalar yapımını durdurmalı. Çin’in bu adalara yaklaşmasına kesinlikle ve asla izin vermeyeceğiz.” Diye konuşmuştur.

13 Ocak Çin komünist partisi resmi yayın organı gazetesi “Global Times” İngilizce yayınında Rex Tillerson’a cevaben “Bu bahaneyle Washington güney Çin denizine büyük çapta asker sevkiyatı yapma niyetindedir. Başvuracağı yöntemler ile Çin’in güney Çin denize girmesini engellemeyi düşünmesi aptallıktır.” diye yazmış ve ABD’yi açıkça tehdit etmiştir. Bu sözleri ile Rusları sevindiren müstakbel Dış işleri bakanı Rex Tillerson daha ilk adımda Çin’e gözdağı vermiş ve korkuya kapılan Çin’i çileden çıkartmıştır.

Aynı gün Başkan Trump tarafından savunma bakanı olarak atanan Orgeneral James Mattis, savaş tehlikesi üzerinde konuşurken; “ İkinci Dünya Savaşından beri günümüzdeki en büyük tehlike terörizm ve Çin’in güney Çin denizindeki harekâtıdır… Çin çevresinde ve bölgede uluslararası toplumun kendisine olan güvenini kaybetmiştir.” Diye konuşmuştur.

Donald Trump kabinesini oluşturmaya devam ederken,21 Aralık 2016 günü Beyaz Saray Ulusal Ticaret Kuruluna (White House National Trade Council) Başkanlığına ünlü akademisyen Peter Navarro’yu atamıştır. Yeni başkan Peter Navarro yeni kabinedeki tek akademisyendir. Harvard Üniversitesi’nde doktorasını yapmış ve daha sonra Kaliforniya Üniversitesi’nde uzun süre ekonomi Profesörü olarak çalışmıştır. Prof.Navarro’nun çeşitli tarihilerde ABD hükümeti ile kamuoyunu Çin’e karşı uyaran 3 kitabı bulunmaktadır.

Navarro bu eserlerinde, küresel serbest rekabet kurallarına uymayan Çin’in, ABD ekonomisinin altını oyduğuna dair yol ve yöntemlerini bütün açıklığı ile ortaya sermiş; Çin’in ABD endüstrisi ile üretiminin çökmesine nasıl sebep olduğunu vurgulamıştır. Seçim kampanyasında Trump’in dillendirdiği Çin mallarına % 45 oranında gümrük vergisi uygulayacağı söylemi ile fikrinin arkasında Peter Navarro’un etkisinin olduğu bilinmektedir. ABD kamuoyuna “Çin, ABD ekonomisinin katilidir.” diye yüksek sesle haykıran bu ünlü akademisyenin bu göreve atanmasının özel bir anlamı bulunmaktadır.

Pekin, son aylarda Çin parasını uluslararası rezervler arasına sokmayı başarmıştır. Çin böylece ABD Dolarını alt etmeyi amaçlamaktadır. Yuan, Dolar gibi rezerv konumuna geldiğinde ABD’nin elindeki en büyük koz Çin’in eline geçmiş olacaktır. Dolar ise, Dünya’da ABD’nin en önemli güvenirliği, itibarı ve karşı konulamaz etkin bir silahıdır. ABD sadece dünya piyasasını kontrol eden milli parası ABD Dolarının geçerliliği ve üstünlüğünü korumak ve sarsılmaz ve sorunsuz bir şekilde devam ettirmek için bile Çin ile savaşa girmeyi göze alabilecektir.

Tayvan’dan Başlayan Gerginlik

Donald Trump başkanlık seçimini kazandıktan sonra, Tayvan devlet başkanı Sey Yingven’in tebrik telefonunu kabul etmiştir. Bu durum ise, ABD’nin Tayvan ile diplomatik ilişkisi kesildikten sonraki 37 yıl sonra bir ABD başkanının ilk defa Tayvan ile üst düzey temasa geçmesi anlamına gelmektedir. Bu telefon görüşmesinden dolayı çileden çıkan Çin hükümeti, Donald Trump’a karşı daha önceleri en ufak bir eleştiri yapmaya bile cesaret edemezken, Tayvan devlet başkanı Seyyingven’ı “ durumdan vazife çıkaran bir şark kurnazı” olarak suçlamıştır. Çin Komünist Partisi yayın organı “Global Times”, “Tayvan’ı bir an önce silah zoru ile Çin ana karasına mutlaka bağlayacağız ve Çin’i birleştireceğiz.” açıklamasını yapmıştır. Buna karşılık Başkan Trump, demokratik seçimlerle işbaşına gelen ve ABD den milyarlarca dolarlık silah satın alan müttefik bir ülkenin başkanının tebrik telefonunu kabul ederken, Çin’den izin alma gereği duymadığını açıklamıştır. Başkan Trump ayrıca, “Çin, güney Çin denizinde yapay ada inşa ederken, Çin parasının gerçek değeri üzerinde spekülasyonlar yaparken, ABD mallarına % 9-10 arasında vergi uygularken bize sordu mu ? ” sözleri ile twitter hesabından cevaplamıştır. Ayrıca Trump, bir adım daha ileri giderek “ Ne zamana kadar tek Çin politikası takıntısına takılacağız?” açıklamasını de sözlerine eklemiştir. Yeni Başkan Donald Trump’ın bu sözleri Çin’de şok etkisi yaratmıştır. Pekin şoktayken, ABD’nin Pasifik’teki deniz kuvvetleri komutanı Amiral Harry Haris 15 Aralık 2016 günü Avustralya ziyaretinde “ Çin ile savaşmaya her zaman hazırız .” açıklamasında bulunmuştur.

Başkan Barak Obama da, ABD parlamentosunda kabul edilen 2017 Yıllık askeri bütçe tasarısına Tayvan ile resmi üst düzey askeri ilişkide bulunmak gibi birçok maddeyi içeren kanun maddeleri eklemiş ve bu tasarı da onaylanmıştır. ABD Tayvan ile olan ilişkilerini en alt seviyeden, devlet seviyesine yükseltmiştir. Böylece yeni Başkan Donald Trump’ın uzak Doğu stratejisi netleşmiş ve uygulamalarının da önü açılmıştır.

ABD, Çin Tarafından Aldatılmasını Hazmedememektedir

ABD ve batı Avrupa ülkeleri 35 yıldan beri, Çin’in kalkınması için finans ve teknolojik destek sağlamaktadır. ABD. Türkiye’ye yapmaktan kaçındığı özel gümrük indirimi ve teşvikini Çin’e uygulamıştır. Günümüzde Çin, dünyanın ABD’den sonra 2. en büyük ekonomik gücü haline gelmiştir. Bu muazzam güç ise, Çin’de tek ve hâkim bir siyasi güç olan, Çin komünist partisi tarafından ve bu Parti’nin 21 kişilik Politbürosu (Merkezi Komitesi) üyesi olan mutlak Tiranlar tarafından yönetilmektedir.

ABD bu özel ayrıcalık ve yardımları Çin’e sağlarken, gelişen ve kalkınan Çin’in uygar dünyanın bir parçasına dönüşeceğini ön görüyordu. Ancak, Çin Komünist Partisi yönetimindeki Çin, bu yardımlar ve özel olarak uygulanan bu ayrıcalıklar sayesinde kalkındıkça içeride kendi halkına ve bunun yanında özellikle işgali altındaki Doğu Türkistan,Tibet ve Güney Moğolistan bölgeleri ile diğer Çinli olmayan uluslara baskı ve asimilasyonu günden güne arttırdı. Dışta ise komşularına ve çevre ülkelerine olan tehdit ve şantajlarını artırmaya ve bölge ve dünya barışını tehdit etmeye ve korku yaratmaya başladı. Sonuçta kendilerinin kalkınıp gelişmesine yardım etmek için dev yatırımlar yapan Avrupa ve ABD şirketlerini ülkeden gitmeleri için yeni yaptırımlar ve baskılar uyguladı. Böylece bu dev yatırımcı şirketler Batı kapitalizminin iştahını kabartan 1.5 milyarlık dev pazardan bir biri ardı sıra bu ülkeden kovulmaya başlandı. Bu baskı ve ağır yaptırımlara direnen ve bu ülkede varlığını sürdüren şirketler ise, ağır müeyyideler ve vergi cezaları altında ezilmektedir.

ABD elitleri sonunda Çin konusunda çok kötü şekilde yanıldıklarını anladılar. Çünkü Çin 2007 de uzaya bir roket göndererek yörüngede ömrünü tamamlayan kendi uydusunu vurarak yok etmişti. Bu durum ABD’yi telaşlandırdı. 13 Mayıs 2013 tarihinde Çin, ilk Anti uydu özelliğine sahip uydusunu uzaya gönderdi. 14 Mayıs 2013’te Çin Komünist Partisi organ yayını olan “Halkın Günlüğü” gazetesi” Siçüan eyaletinin Şichang uydu fırlatma merkezinden fırlatılan DN-2 Tipi roketin uzaydaki uyduları vurma denemesinin üçüncüsünü gerçekleştirdiklerini açıkladı. Bu, durum ise, Çinin ABD ile uzay savaşına hazır olduğunu ilan etmesi idi. Daha sonra, Çinli Hackerler ABD’nin kritik devlet kurumlarına siber saldırılar yaptı ve devletin çok gizli bilgilerine ulaşarak bu bilgileri Çin devleti adına çaldılar. Daha sonra, Çin’in ABD’ye ait gizli bilgileri çalması ve önemli bazı kurumları çalışamaz hale getirmesi, Çin Deniz Kuvvetlerinin deniz tatbikatında ABD uçak gemilerinin gövdelerindeki zırhları konumundaki kalın çelik duvarları delik deşik etmesi, Çin büyüsüne kapılmış olan ABD devlet adamları ile ABD Ordusu Komutanlarının derin uykusundan sıçrayarak uyanmasına sebep olmuştur.

ABD, Çin’in kalkındıkça ve geliştikçe ÇKP’nin komünist rejiminin daha çok güçlendiğinin farkına varmış durumdadır. Çin, bugün ABD ve Batı ülkelerinin destek ve yardımları ile dünya barışını tehdit eden ve tüm insanlığı korkutarak geleceklerini karartan bir ülke konumuna gelmiştir.

En sonunda uyanan ve aklını başına alan ABD, bugün bundan 40 sene önce yürürlüğe koyduğu “Kızıl Çin ile iş birliği yaparak Sovyetler Birliği’ni Dengeleyerek Önleme ” stratejisini tam tersinden uygulamaya sokmaya hazırlanmaktadır.

Trump –Putin Yakınlaşması

Trump seçim kampanyası sırasında Putin’e övgüler yağdırırken, Putin’in de Trump’a karşı her zaman saygı ve sevgi içeren cümleler sarf ettiği görüldü. Putin’in Paskalya bayramı münasebetiyle gönderdiği kutlama mektubunu Trump’ın “çok güzel bir mektup “ olarak değerlendirmesi ve Putin’in Donald Trump’ın seçimi kazanması ile ilgili olarak “Buna bizden başka kimse inanmamıştı” tarzında açıklama yapması iki ülke ilişkilerinin önündeki tüm engelleri aşabileceği sinyallerini vermekte idi. 06 Ocak 2017 Tarihinde Trump; “Sadece aptal insanlar Rusya ile iyi ilişkiler kurmanın kötü olduğunu düşünebilir” diye tweet attı. Şu anda görünen odur ki, yeni başkan Donald Trump Rusya ile ilişkileri geliştirmeye kararlıdır.

Donald Trump yeni kabinesinin Dış İşleri Bakanı olarak Rex Tillerson’u ataması, bu konudaki son durumu şüphe bırakmayacak şekilde netleştirmiştir. Rex Tillerson Exxon Mobil Şirketinin CEO’su iken, Vladimir Putin ile çok yakın kişisel dostluğu olan ve “Rusya’nın Dostu” şeref madalyası verilmiş olan bir iş kişi olarak öne çıkmaktadır.

ABD ile ilişkilerini pekiştiren Rusya, Avrupa sınırlarındaki güvenlik sorununu ve kendisine karşı tehdit algısını da çözebilecek ve her yönden rahatlayabilecektir. Tarih’te Rusya’ya saldırı hep batı cephesinden yanı Avrupa’dan gelmiştir. Günümüzde ise, Rusya’nın karşısında yeni savaş tutkularından arınmış ve uzaklaşmış bir Avrupa vardır. Avrupa, huzur ve refaha savaşsız ulaşmanın formülünü çoktan bulmuştur. Rusya için ABD ile iyi dostluk kurmak, Rusya’nın refah ve istikrar, hatta Türkistan Cumhuriyetlerinin geleceği ve selameti açısından olumlu ve büyük katkılar sağlayabilecektir.

Son olarak Obama hükümetinin 35 Rus diplomatı sınır dışı kararı iki ülke ilişkisini krize sokacak tehlikeli bir hamle idi. Vladimir Putin’in misilleme yapmayacağını açıklaması, ABD’nin 45. Başkanı Donald Trump’ı çok sevindirmiştir. Trump, Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Bu harika bir hareket. Onun (Putin’in ) çok akıllı olduğunu hep biliyordum.” ifadesini kullanmıştır. Bu sınır dışı etme olayı ve sonrasındaki gelişmeler, Trump ve Putin’in iki büyük ülkeyi dost ve ortak yapmak için kesin kararlı olduğunu bir kere daha kanıtlamıştır.

Bugün güney Çin denizinde ABD ile Rusya’nın çıkarları kesişmektedir. Vietnam’da Rusların Sovyetlerden kalma askeri üssü bulunmaktadır. Güney Çin denizinde petrol aramak için Ruslar ile Vietnamlıların ortak kurduğu petrol ve doğalgaz arama ve çıkarma şirketleri yıllardır bu sularda faaliyetini sürdürmektedir. Vietnam ordusuna ait Denizaltılar ile hava savunma sistemleri dâhil tüm savaş araç ve gereçlerinin % 95’i Rus yapımıdır. Hindistan’ı güney Çin denizinde iş birliği teşvik eden ülke, ABD den daha çok Rusya’dır. Hint şirketleri de güney Çin denizinde Vietnam ile ortak petrol aramaları yapmaktadır.

Aynı zamanda Çin ile sınır ihtilafı hiç bitmeyen Hindistan’ın 2016 askeri bütçesi Rusya’dan geçerek Dünya’da 3. sıraya oturmuştur. Çin’e karşı, ABD, Rusya, Hindistan’dan ibaret üç nükleer güç hızla birbirlerine yakınlaşmaktadır. Son yıllarda Japonya ile Hindistan arasındaki özel ilişki ise yine bu anlamda çok önemlidir.

Ancak, Barack Obama’nın giderayak Avrupa’ya yaptığı silah sevkiyatı Donald Trump’ı sıkıntıya sokacak bir şantaj görünümünde bir girişim olmuştur. ABD. Ordusu 87 Abrams M1A1 tankı, 20 Paladin obüs, 136 Bradley savaş aracı ve yüzlerce tekerlekli aracın bulunduğu toplam 2 bin 800 savaş aracını Almanya’nın kuzeyinde bulunan Bremerhaven Limanı’na intikal ettirmiştir. Üç yük gemisiyle gelen askeri malzemelerin yanı sıra 4 bin Amerikan askeri de bu askeri malzemeler ile birlikte gelmiş bulunmaktadır. Gelen bu ABD askerleri Estonya, Polonya, Romanya, Bulgaristan gibi AB üyesi 7 ülkeye dağılarak Rusya’ya karşı adeta yeni bir askeri duvar örmüş bulunmaktadır. Bu askeri yığınak, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Rusya sınırına yapılan en büyük askeri yığınak olarak tarihe geçmiştir. Eğer yeni başkan Donald Trump, eski Başkan Obama tarafından giderayak kucağına bırakılan bu problemi çözebilirse; Rusya ile Avrupa’yı savaşın eşiğine getirecek bu fiili durumun önüne geçebilir ve Avrupa cephesinde büyük askeri masraflar ile ekonomik yükten de kolayca kurtulabilir.

Çin Devlet Başkanı Şijinpeng Ne Yapmaya Hazırlanıyor?

Çin devlet başkanı Şi jenping, Ocak 2017 nin ilk günlerinde 1. Nolu genelge adı ile bir genelge yayınlamıştır. Ardından derhal, , Çin Halk Kurtuluş Ordusu Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sey Yingting, Savunma bakanı Liu Yazho, Genel Kurmay Başkanlığı nezdindeki ÇKP genel sekreteri Ding Yidong başta olmak üzere, Çin Ordusunun yüksek rütbeli 47 Generali görevinden almıştır. Bazı yüksek rübeli generallerin içinde bulunduğu bir çok ordu mensubunu tutuklayarak hapsetmiştir. Görevden alınan Çin Ordusu Komutanları arasında Güney Çin Bölgesi Kolordusu ( güney Çin denizi ve çevresi de bu kolorduya bağlıdır.) Komutanı Korgeneral Vang Jiao Ching da vardır. Doğu Türkistan’daki Çin İşgal Orduları Başkomutanı Orgeneral Zhu Fuşiong da işten el çektirilip hapsedilenler arasında bulunmaktadır. Daha önceki yıllarda Emekli Genel Kurmay başkanı Orgeneral Gu Beyşiung , Genelkurmay başkan yardımcısı Orgeneral Şüy Seyhu ( ceza evinde öldü) başta 24 general de sadece 2014-2015 yıllarında tutuklanmıştır.

ÇKP Genel sekreteri olarak, Devlet başkanı, Çin halk Kurtuluş Orduları Başkomutanı başta bir çok görevleri tek başına elinde toplayan ÇKP’nın son Mültimilyarder Kızıl Kapitalıst diktatörü Şi Jingping Ordu içindeki kendi düşüncesine muhalif ve liberal görüşlü olduklarına kanaat getirdiği üst düzey Generalleri temizlemek sureti ile Çin Ordusunun tek ve mutlak hâkimi konumunu güçlendirmiş ve böylece ciddi şekilde bir muhtemel savaş hazırlığına girişmiş bulunmaktadır.

Çin, günümüzdeki siyası, ekonomik ve toplumsal durumun kendi aleyhinde gelişmekte olduğunun çok iyi farkındadır. İç ve dış krizin baskısı altında kalan Çin devlet başkanı Şi, krizi yönetmek ve sona erdirmek bahanesi ile ordu ve hükümetin en üst 13 yetkilisini tasfiye ederek tek başına kendi elinde toplamış durumdadır.

Tüm diktatörlerin otoriteyi elde etme yolundaki tek aracı savaşmaktır. Günümüzde, Mao’nun hayatında asla sahip olamadığı, Deng Xiaping’ın ise, hayal bile edemediği büyük ve tartışmasız ve en üst yetkileri Şijinpeng elinde toplamış durumdadır. Ancak Şi, önceki liderler Mao ve Deng gibi otorite ve yeteneğe hiç sahip değildir. Bunu kazanabilmesi için büyük ve kapsamlı bir savaşa ihtiyaç duymaktadır. Şijingpeng’in asıl amacı Doğu Türkistan üzerinde batıya yürüyerek 2020 yılı ve sonrasında Türkistan( Orta Asya) Türk Cumhuriyetlerini komple işgal etmek ve ardından Hazar havzası ve denizine ulaşmaktır. Ancak, doğu Pasifik bölgesinde Japonlar, Güney Pasifikte ABD ve müttefikleri Çine karşı yeni bir cephe açmış durumdadır. Çin Lideri Şi, şimdilik Pasifikte küçük veya orta ölçekli bir Savaşa girmeye hevesli görünmektedir. Kesin ve tam bir Otorite olmak için savaş şarttır, ancak, savaşa girdikten sonra bir de o savaştan çıkamamak riski de bulunmaktadır.

Pekin’ i askeri harekâta bu kadar acil bir şekilde zorlayan diğer önemli nokta Tayvan’ın durumudur. Tayvan’ da 2006’deki bir kamu yoklamasında kendilerini Çinli olarak görmeyenlerin oranı % 55 olarak tespit edilmiştir. Tayvan’da bu kez 2016 yılında yapılan bir kamuoyu yoklamasında “Ben Çinli değilim” diyen Tayvanlıların oranı % 75’e yükselmiştir. Bu dönüşüm devam ederse, 10 Sene sonra Tayvan’da kendisini Çinli olarak kabul eden ve gören kimse kalmayacaktır. Tayvan 1885- 1945 yılları arasında 6/ yıl süre ile Japonya tarafından yönetilmiştir. 1945 te Japonlar Tayvan’dan çekildiğinde 300 bin Japon, Tayvan vatandaşı olarak bu adada kalmıştı. O zaman Tayvan nüfusu 6 milyon idi. Aradan 71 sene geçti. Bugün 23 milyonluk Tayvan nüfusu içinde 6 milyon Japon kökenli ve Japon kanı karışmış olan Tayvan vatandaşı yaşamaktadır. Tayvanlıların Çin’den daha çok Japonya’ya meyli ve daha yakın gönül bağı vardır. Eğer Çin çok kısa zamanda Tayvan’ı işgal etmezse, Bu adayı Çine katma hayali ebedi hayal olarak yok olacaktır. Şijinpeng, Tayvan’ı Çin ana karesine katmak için askeri harekât yaparsa hem ülke içinde destek bulacak, hem gerçek “önderlik” sıfatı de böylece tescillenmiş olacaktır.

Ancak, Çin’in Tayvan’a saldırması, ABD’ye saldırması ile eş değerdedir. Ayrıca, Japonya da Çin’in bu saldırılarına karşı kenarda susarak beklemeyecektir. Şijinpeng bu aptallığı yapar mı?

Çin’de ekonomik, toplumsal ve siyasi kriz gün geçtikçe derinleşmektedir. ÇKP iktidarından umudunu kesen ve ÇKP’nin zengin ettiği kapitalist kesimin ülkeden servet ve para kaçırma dalgasının önüne bir türlü geçilemiyor. Kitlesel sosyal patlamanın nerede ve ne zaman patlayacağını tahmin etmek şu anda mümkün görünmemektedir. Hongkong’da bağımsızlık yanlısı partinin oyları hızlı yükseliyor. Tayvan halkı ise, ırki ve kan bağı olan Kıt’a Çini’nden hızla uzaklaşıyor. ÇKP işgalindeki Doğu Türkistan ve Tibet’teki tepkisel eylemler ve direniş toplumsal boyut kazanmaktadır.

İç muhalifleri bastırma ve rejim karşıtlarını ortadan kaldırmanın yasallığını kendi toplumu ile uluslararası kamuoyunu inandırmak için Çin’in her hangi bir ülke ile bir savaşa girişmesi ihtimali gün geçtikçe kuvvetlenmektedir.

Olası böyle bir savaş patlak verdiğinde; Çin’in kontrolünden çıkacaktır. Bu durumda ABD’nin Çinli muhalifler ile bağımsızlık mücadelesi vermekte olan halkların silahlanmasına imkân ve katkı sağlamaya mecbur kalacağı kesindir.

Kaynak: http://www.uyghurnet.org/

AMERİKA DOSYASI /// FARUK LOĞOĞLU : Trump ve Türkiye : Tehlikeli ilişkiler !


Faruk Loğoğlu : Trump ve Türkiye: Tehlikeli ilişkiler!

Sözlerinde sınır tanımayan Trump ölçüsüz bir çıkışla ilişkilere beklenmedik bir anda ağır zararlar verebilir. Bu ciddi bir ihtimaldir. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde Türkiye ABD’yle ilişkilere Ankara sükûnetle ve gerçekçi yaklaşmalıdır.

ABD Başkanı Trump “önce Amerika” sloganıyla selefi de dâhil herkese sataşarak göreve hızlı başladı. İlk icraatı yaklaşık 50 milyon kişinin yararlandığı “Obamacare” sağlık sigortası uygulamasına son vermek oldu. Ardından medyayı aşağıladı. Aynı nefeste Kanada ve Meksika’yla serbest ticaret anlaşmasını yeniden müzakereye açacağını, Trans-Pasifik Ticaret Ortaklığından çekildiğini açıkladı. Seçimlerde Hillary Clinton’dan daha az oy almasının nedenini yasadışı göçmenlere bağlayarak, Meksika sınırına duvar örme emrini vererek ve 7 ülke göçmenlerine giriş yasağı getirerek göçmen karşıtlığını sürdürdü.

Popülist, köşeli söylemlerle, ifade özgürlüğüne çarpık bakan, cinsiyet eşitliğine inanmayan Trump, Amerikan tarihinde, kendi ülkesinde ve dünyada kadınların başını çektiği yaygın protestolarla birlikte göreve başlayan ilk Başkan oldu.

Peki, Trump başkanlığındaki ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerde neler bekleyebiliriz? Bu köşedeki son yazımda Trump’dan beklentilerinde AKP ”hüsrana uğrar” demiştim. Neden mi?

Trump Amerika’nın kepenklerini indiriyor – dünyanın işi zor!

1. Terörle mücadele konusundan başlayalım.

a) Çünkü Trump’ın “radikal İslam” anlayışı ile AKP’nin terörün İslam diniyle ilişkisine dair anlayışının örtüşemeyeceğini kısa zamanda göreceğiz. Örneğin, Müslüman Kardeşler’in Trump tarafından terörist ilan edilmesi AKP’nin ideolojik tercihlerini göz önünde bulundurduğumuzda Türkiye’yi ABD’yle Ortadoğu’da, hassaten Mısır’da, karşı karşıya getirebilecektir. Trump’ın yine kendine göre varsa bile, “radikal İslam” ile “radikal olmayan İslam” arasındaki çizgiyi pek dikkate almayacağı ve yönelimleri rahatlıkla “İslam”la mücadeleye dönüşebileceği için Müslüman dünyanın sesi ve hamisi olmaya soyunan AKP zor tercihler yapmak durumunda kalacaktır.

b) Çünkü PKK konusunda Trump’ın Türkiye’yle daha fazla işbirliğinde bulunacağına dair somut bir işaret yoktur. PKK ABD’nin terörist listesindedir. Ancak geçmiş yönetimler bu konuda Türkiye’yle işbirliğinde hep yetersiz kalmışlardır. Trump’ın da aynı çizgiyi sürdürmesi halinde sorun, Türkiye’nin PKK’yla mücadelesindeki mevcut koşullar ışığında, daha da ciddiyet kazanacaktır.

c) Çünkü Trump “YPG teröristtir” dememiştir. Suriye’deki Kürtlere şahsen sempati duyduğunu da saklamamıştır. IŞİD’le mücadelede müttefik olarak gördüğü PYD/YPG’ye silah yardımı yapmayı ve desteklemeyi vaat etmiştir. Üstelik Obama’nın PYD/YPG yanlısı olmakla bilinen Özel Temsilcisi Bret McGurk’e görevine devam etmesi teklifini yapmıştır. Bütün bunlar Trump’ın PYD/YPG konusunda önceki yönetimin politikasını en azından muhafaza edeceğini göstermektedir. Dolayısıyla, PYD/YPG’yi PKK’nın uzantısı olarak gören, terörist diyen, onlara verilen silahların sonunda PKK’ya gittiğini değerlendiren AKP bu konuda nasıl bir yol izleyecektir? Örneğin, “El Bab’dan sonra Menbiç’e gideceğiz” söyleminde ısrarlı olacak mıdır?

2. Suriye’de Esad’ın geleceği Trump için ikincil bir sorundur. Esad’ın konumu giderek sağlamlaşmaktadır. AKP de Esad saplantısından kopmaya başlamış olmakla beraber, Suriye’nin bugünü ve yarını üzerinde pürüzlerin çıkmaya devam etmesi Türkiye-ABD ilişkilerini etkilemeye devam edecektir. Astana Bildirisinde IŞİD ve El Nusra terörist örgütler olarak ateşkes kapsamı dışında tutulmuştur. Fakat YPG yoktur. Dolayısıyla, Fırat Kalkanı çerçevesinde YPG’ye karşı yapılacak operasyonların ABD’yle ciddi sürtüşmelere yol açması işten bile değildir. Aynı şekilde, AKP’nin bugüne kadar desteklediği muhalif örgütlerin Suriye’deki ateşkesi bozmaya kalkışmaları da Türkiye-ABD ilişkilerinde sorun yaratabilir.

3. Trump İsrail’e tam destek vereceğini, iki devlet formülüne itibar etmeyeceğini, İsrail’in başkentinin Kudüs olması gerektiğini ve ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağını ilan etmiştir. Filistin davasını hep en önde savunmuş ve başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin Devleti’ni destekleyen Türkiye Trump’ın bu çıkışları karşısında ne yapacaktır?

4. AKP iktidarının ABD’den temel beklentilerinden biri de 15 Temmuz darbe teşebbüsünde kilit rol oynayan Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi ve FETÖ’yle mücadelede etkin işbirliğidir. Bu haklı bir beklentidir. Ancak Amerika’da yargıya müdahale mümkün değildir. Trump’ın da böyle bir yetkisi yoktur. Olsa olsa -ikili anlaşmayla çok ayrıntılı koşullara bağlanan- geçici tutuklama ya da yargı sürecinin biraz çabuklaştırılması olabilir. Dolayısıyla, adalet sistemine intikaliyle birlikte birkaç yıl sürebilecek olan bir yargı sürecinden söz ediyoruz. İadeyi çabucak sağlayamazsa AKP bu konuyu nasıl yönetecektir?

5. Ermeni iddiaları konusunda Trump’ın peşin bir Türkiye aleyhtarlığı veya bağlayıcı bir açıklaması bulunmamaktadır. Ancak Ermeniler yine de umutludur. Obama kendi kampanyası sırasında “soykırım” demiş, ancak başkanlığı boyunca bu görüşüne resmiyet kazandırmamış, soykırım tabirini kullanmamıştı. Trump tersini yapabilecek yapıdadır.

Çünkü ilgisiz bir kriz nedeniyle, İslam dinine zaten menfi yaklaşan Trump’ın Türkiye’ye öfkelenerek “soykırım” deyivermesi maalesef dışlanabilecek bir ihtimal değildir.

6. İran’la nükleer konuda varılan anlaşmaya Trump karşı çıkmaktadır. Bu duruş politikaya dönüşür ve ABD-İran ilişkileri yeniden gerginleşirse, Ortadoğu’daki zaten duyalı olan dengeler tekrar sarsılacak, İran’ın vereceği olası tepkiler nedeniyle, bölgede son yıllarda derinleşen mezhepler eksenindeki kutuplaşma daha da keskinleşebilecektir. ABD’yle gerginlik İran’ın ağırlıklı rol oynadığı Suriye sorununu da olumsuz etkileyecektir. Böyle bir durumda Türkiye’nin hem ABD’yle, hem İran’la ikili ve bölgesel planda ilişkilerinde yeni sorunlar ortaya çıkabilecektir.

Özetlediğim bu altı başlık Trump döneminde Türkiye-ABD ilişkilerini olumsuz etkileyebileceğini değerlendirdiğim noktalardan hemen akla gelenlerdir. Bunların ötesinde Kıbrıs, Irak, bölgesel planda Kürt meselesi, İsrail’le ilişkiler gibi daha birçok konuda iki ülke arasında görüş ayrılıkları ortaya çıkabilir. Buna mukabil AKP için göreceli iki rahatlama noktasından biri dünyaya bir “pazar” gözüyle bakan Trump döneminde Türk-Amerikan ekonomik ve ticari ilişkilerinin önemli büyüklüklerde olmaması, diğeri demokrasi, hukuk, özgürlükler konularında Ankara üzerindeki baskının azalacak olmasıdır. Neticede Türkiye-ABD ilişkileri, Obama döneminde olduğu gibi, kopmadan, fakat daha sert iniş ve çıkışlarla devam edeceğe benzemektedir. İlişkilerin tarihi ve tarafların ortak çıkarları bize bunu öğretmektedir.

Fakat bütün bu öngörüleri bir çırpıda berhava edecek bambaşka bir potansiyel vardır. O da yine Trump’ın kişiliği ve ona bağlı üslup meselesidir. Trump’da Obama’nın efendiliği, Putin’in soğukkanlılığından eser yoktur. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP yetkilileri Obama döneminde Amerika’ya hoşnutsuzluklarını “eyyy”li ve sert sözlerle ifade ederlerdi. Ancak Obama ve çevresi en azından üslup planında durumu alttan alırlardı. Şimdi Ankara bu üslubu sürdürdüğü takdirde Trump’ın tepkisi Obama’nınkinden çok farklı olabilir. Sözlerinde sınır tanımayan Trump ölçüsüz bir çıkışla ilişkilere beklenmedik bir anda ağır zararlar verebilir. Bu ciddi bir ihtimaldir. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde Türkiye ABD’yle ilişkilere Ankara sükûnetle ve gerçekçi yaklaşmalıdır. İlişkilerinin yönetimi Trump’lı Washington’a bırakılmamalı, dizginler mümkün mertebe Ankara’nın elinde tutulmalıdır. Bu da demek oluyor ki AKP iktidarının işi zordan da zordur!

KIBRIS DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : *TRUMP’A FAZLA GÜVENME ! *KIBRIS İZLENİMLERİ


*TRUMP’A FAZLA GÜVENME ! *KIBRIS İZLENİMLERİ

Türkiye’nin Obama yönetimiyle yaşadığı sıkıntılardan sonra Trump’ın iş başına gelmesiyle, özellikle üç konuda olmak üzere, genel politika olarak fazla beklenti içine girmesi hayal kırıklığı yaratabilir.

Türk tarafının Kıbrıs görüşmelerinde ısrarla çözüm arayışı içinde olması kaygı vericidir.

Trump’tan beklentiler

Türkiye son dönemde ABD’yle bozulan ilişkilerinden sonra ümidini yeni yönetime bağlamıştır. Özellikle Gülen’in iadesi, ABD’nin PYD/PKK’ya verdiği desteği kesmesi ve ABD’nin Türk kamuoyu nezdindeki olumsuz algısını düzeltecek girişimlerde bulunması konuları başta olmak üzere ilişkilerin yeniden düzelmesi beklentisi için girmiştir.

Gülen’in iadesi konusunda, kampanya döneminde Trump’ın ekibinden bazı olumlu denebilecek beyanlar gelmişse de, önümüzdeki süreçte bunun nasıl gelişeceğine ilişkin bir tahminde bulunmanın kolay olmadığı söylenebilir.

Zarrap davasında, Trump’ın savcıyı değiştirmemesi, bu konunun aynı politika çerçevesinde devam edeceğine işaret olarak kabul edilebilir.

PYD/YPG/PKK konusunda ise fazla beklenti içine girilmesi bizi yanıltabilir. ABD’nin bölgesel Kürt politikasında bir değişiklik olmayacağı anlaşılmaktadır. Suriye konusunda etkinlik kazanılabilmesi için 5000 ABD askerinin bölgeye gönderilmesi veya PYD/YPG’ye silah, malzeme, teçhizat ve eğitim desteği verilmesi için çalışma yapıldığı ve bu seçeneklerden birinin kabul edileceği söylenmektedir.

Kaygılar

Diğer taraftan Trump’ın seçim kampanyasında ısrarla üzerinde durduğu, sağlık reformu, Meksika sınırına duvar örülmesi ve bazı ekonomik konularında keskin kararlar alması, birkaç gün içinde diğer konularda da kararnamelerle giriştiği icraatlar, “kampanyada söyler ama yapamaz” düşüncesinin geçersiz olduğunu göstermektedir.

Kampanya sürecinde ve başkanlığı aldıktan sonraki ilk konuşmasından, aldığı kararları göstermek için takındığı tutumdan, medyaya verdiği pozlardan ve ilk icraatlarından, Trump’a fazla bel bağlamanın hayal kırıklığı yaratabileceği dikkate alınmalıdır.

Nitekim konuşmasında, terörden “Radikal İslami Terör” olarak bahsetmesi, İsrail’deki ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma düşüncesi, İsrail’e tam destek sözü ve ilk telefon konuşmasını Netanyahu’yla yapması, 7 Müslüman ülke halkına ABD’ye girişi yasaklaması ve göçmenler konusundaki tavrı kaygı verici girişimler olarak nitelendirilmektedir.

Kıbrıs izlenimleri

Kaybet-kaybet müzakeresi

Kıbrıs müzakere süreci, birçok anlaşmazlık noktası olmasına rağmen devam etmektedir. Tarafların vazgeçmek ve görüşmeleri durdurmak gibi bir düşüncesi olmadığı gözlemlenmektedir. Ancak gerçek olan, görüşmelerin tümünde Türk tarafının kazandığı hiçbir şey olmadığıdır. Sürekli olarak verici taraftadır. Bu durum 1983’den beri böyle devam etmektedir. Çünkü KKTC, kazanımlarının en üst noktasına erişmiş olup, bağımsız ve egemen bir devlet konumundadır. Görüşmeler, Türk tarafı için “kaybet-kaybet”, Rum tarafı içim “kazan-kazan” durumundadır.

Kıbrıs’ta esas kayıplar, Annan görüşmeleriyle başlamış ve devam etmektedir. Henüz resmen bir kayıp yoktur. Ancak görüşmelerin neticeye ulaşması halinde, Annan planından da kötü bir durum ortaya çıkacaktır.

Türk tarafı, her şey aleyhinde olmasına rağmen, büyük bir azimle müzakerelere ve tavizlere devam edeceğini ifade ederek yakın bir zamanda sonuca ulaşılacağını ve bu yılın ortalarında da referanduma gidilebileceğini söylemektedir.

Bu sefer ters yüz olabilirler

KKTC’ye yaptığım ziyarette birçok kişiyle görüşme imkânı buldum. Bu sefer görüştüklerimin çoğunu olayların bilincinde gördüm. Garantörlük, Türk askeri bulundurma ve yönetim paylaşımı, hatta toprak konusunda taviz istemiyorlar. Varlığımız ve güvenliğimiz yok olur diyorlar. Bu sefer aldanmayacağız ve referandumda “hayır” diyeceğiz diyorlar. Bu konudan da son derece emin görünüyorlar ve kaygılanmıyorlar.

Gerçeğin geç de olsa görülmesi memnuniyet verici. Bu sefer ters yüz olabilirler.

28 Ocak 2017

AMERİKA DOSYASI /// VİDEO : Başkan Trump’ın İnanılmaz Arabasının 5 Özelliği


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=uzpc1gUJstU&feature=em-subs_digest

ARAŞTIRMA DOSYASI : IRS Spoof Video of Donald Trump and ‘The Apprentice’


2017-01-04_13-55-05-150x150.jpg

Background

The Internal Revenue Service created a video parody of Donald Trump’s television show “The Apprentice” which was broadcast at a 2011 conference held by the IRS’s Small Business/Self-Employed Division (SB/SE).

The video features a group of IRS employees impersonating contestants on the program and one impersonating Donald Trump, Ivanka Trump and contestants of the competition show.

The video was obtained via a Freedom of Information Act Request by The Black Vault, and still outstanding on the FOIA request, are documents relating to the budget, drafts or the scripts, outtakes, etc. This page will be updated, as those documents come in.

pdf.gifFOIA Response dated December 15, 2016 [1 Pages, 0.5MB]

AMERİKA DOSYASI /// ÜNAL ÇEVİKÖZ : Donald Trump ve Ortadoğu


Donald Trump ve Ortadoğu

ABD’nin 45. Başkanı seçilen Donald Trump 20 Ocak tarihinde yemin ederek görevine başladı. Trump ABD’de olduğu kadar tüm dünyada da büyük yankı uyandıran bir başkan olmaya aday. Yemin töreninde yaptığı konuşmada da bu öngörüleri haksız çıkaracağına dair bir işaret vermedi. Aksine, beklentileri, hatta korkuları teyit etti.

Dünya’nın korkuları bir yana, Türkiye için en önemli konuyu yeni ABD yönetiminin Ortadoğu’da nasıl bir politika izleyeceği sorusu oluşturuyor. Görevi devralmasından bu yana geçen iki günlük süre içinde Trump bu politikanın temel parametrelerinin ipuçlarını verdi bile.

Tören konuşmasından başlayalım. Trump’ın konuşmasında dikkat çeken unsurlardan biri "radikal islamcı terör" ifadesiydi. Bu vurguyla dünyayı bu beladan kurtarmak için "eski ittifakları güçlendireceğinden ve yeni ittifaklar kuracağından" söz etti.

Bu sözlerin Ortadoğu’da IŞİD’e karşı mücadelenin sürdürüleceği anlamına geldiği muhakkak. Ancak Trump’ın olaya bakışında "islamcı terör" vurgusunu yapması, müslümanlar hakkında daha önce kullandığı ifadelerle bir arada okunduğunda, ABD’de müslümanları oldukça zor bir dönemin beklediğine işaret ediyor. Obama bu tür duyarlılıklar konusunda çok daha özenli bir söylem kullanırdı.

Göreve başlayan Trump’ın ilk resmi misafiri İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu. Bu ziyaret sırasında Trump’ın Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınacağını açıklamasını bekleyenler var. Trump daha önce zaten böyle bir vaatte bulunmuştu.

Obama yönetiminin İsrail ile olan ilişkilere nispeten mesafeli bir duruş sergilediği konusunda kuşku yok. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin İsrail’in Filistin’de yeni yerleşim bölgeleri kurmayı durdurması kararına ABD’nin veto yerine çekimser oy kullanması Obama yönetiminin İsrail ile ilişkileri hakkında yeterince fikir veriyor. Trump bu kararı ABD’nin veto etmesi gerektiğini savunmuştu.

Trump, bir yandan İsrail ile ilgili politikalarda daha gözetici olacağının sinyallerini verirken, bir yandan da İran karşıtı söylemlerle bir bakıma Obama döneminde İsrail’i hayal kırıklığına uğratan politikaları da değiştireceğini gösteriyor.

Son olarak göreve başlamasının ilk gününde merkezi haber alma teşkilatını (CIA) ziyaret eden Trump’ın burada yaptığı konuşmada da Irak konusundaki ifadeleri oldukça çarpıcıydı. Trump Irak’ta petrolü ABD’nin yönetmediğini, IŞİD’in bu sayede ele geçirdiği petrol gelirleriyle palazlandığını, bu hatanın düzeltilmesi ve ABD’nin Irak’ta petrolün yönetimi konusunda söz sahibi olması gerektiğini belirtti.

Ana hatlarıyla özetlenecek olursa, Trump’ın Ortadoğu’ya bakışını IŞİD ile mücadele, Irak petrolleri, İran karşıtlığı ve İsrail’e destek olarak açıklamak mümkün. Böyle bakınca, Suriye’nin gündemde ön sıralarda yer almadığı sonucu çıkıyor. Esasen Astana’da yapılacak toplantıyı ABD’nin sadece oradaki Büyükelçisi aracılığı ile gözlemci olarak izlemesi de başka bir sonucu akla getirmiyor.

Konuya küresel düzeyde ABD-Rusya ilişkileri açısından bakmak da mümkün. Suriye’de Rusya’nın bu denli ileri bir düzeyde sahada bulunması ve barış görüşmelerinde ön alması ABD’nin dikkatini daha çok Rusya’nın bulunmadığı Irak’a yönlendirmesine yol açıyor. İsterseniz "yeni Sykes-Picot budur" da denebilir.

Türkiye’de ABD’nin PYD/YPG politikasını değiştirmesi bekleniyor. Hatta, Türkiye’nin son zamanlarda Esad’a yönelik ısrarlı itirazlarını oldukça yumuşatmasının politika değişikliği anlamına geldiğini, şimdi sıranın ABD’de olduğunu, ABD’nin PYD politikasının da bu nedenle değişmesi gerektiğini düşünenler var.

Türkiye Suriye konusundaki politikasını yeni koşullara göre ayarlamışsa, bu ulusal çıkarları gözeten realpolitik uygulamasının bir gereği olarak görülmelidir. ABD’nin Suriye’deki ulusal çıkarlarının ve o bölgedeki realpolitik anlayışının nasıl tanımlanacağını ise zaman gösterecek.

Türkiye’nin "PYD/YPG’ye verilen desteğin kesilmesi" beklentisine nasıl bir yanıt verileceğini de zaman gösterecek. "Eski ittifakların güçlendirilmesi" ifadesini bu desteğin sürdürülmesi, hatta daha da kuvvetlendirilmesi şeklinde okuyacak olursak bu konuda ciddi bir sıkıntıyla karşılaşacağımız anlaşılıyor. ABD’de bazı çevrelerde PYD’ye doğrudan silah yardımı yapılmasını savunanlar dahi var.

Türkiye ile ABD arasındaki geleneksel müttefiklik ilişkileri son on beş yıldır ciddi bir sınavdan geçiyor. Bu sınavın verildiği bölge Ortadoğu. Sınavın temel denklemi konusunda iki görüş var. Birinci görüş, ABD’nin "Büyük Ortadoğu Projesi" olarak adlandırılan hesaplarında Türkiye’nin "kendine biçilen rolü" oynamak istememesi sonucu ilişkilerin olumsuz etkilendiği yönünde.

Diğer görüşe göre, Türkiye’nin Ortadoğu’da izlediği geleneksel laik, tarafsız, uluslararası hukuk temelli, ulusal çıkarlarını gözeten realpolitik uygulamalarının yerini mezhepçi, taraf tutan ve Ortadoğu’daki sorunlara ideolojik bakan uygulamaların aldığı belirtiliyor.

Her hal ve karda, önümüzdeki dönemde Türkiye-ABD ilişkilerini belli koşullara, taleplere ve beklentilere bağlı bir denklem içinde görmeye devam ettiğimiz takdirde önemli bir ilerleme sağlamamızın güç olacağı anlaşılıyor. Bu sıkıntının çaresinin Rusya ile yakınlaşmak olduğunu düşünmek ise dış politika denklemini daha da karmaşık bir hale getiriyor.

ROTSCHILD & ROCKFELLER DOSYASI /// VİDEO : CIA Ajanı Robert D. Steele : Rothschildler, Trump’a 20 Milyar $ Tek lif Etti


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=PXsQRe96rh0&feature=em-uploademail

AMERİKA DOSYASI : Trump döneminde dünya sakinleşecek mi ?


Trump döneminde dünya sakinleşecek mi ?

Seçilmiş ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta Cuma günü başkanlık koltuğuna oturuyor. Trump’ın Amerikanın ‘kurulu düzeni’nden gelen baskılara rağmen Rusya ile ilgili sıcak mesajlar vermesi yeni dönem için umutların yeşermesi ihtimalini güçlendiriyor.

Son dönemde dünyanın iki süper gücü, Rusya ile ABD arasında yaşanan gerilim Donald Trump’ın ABD başkanlık koltuğuna oturmasıyla sona erecek mi? İki güç sadece Ortadoğu’da değil Uzak Doğu’da ve Doğu Avrupa’da da ciddi rekabet halinde. Rusya’nın Ukrayna’ya dolaylı müdahalesi ve Kırım’ı ilhak etmesi ilişkileri çıkmaza sürükleyen, hatta ABD’nin Rusya’ya ambargo uygulamasının başlıca nedenini oluşturuyor. Mevcut ABD Başkanı Obama, giderayak Doğu Avrupa’ya silah sevkiyatı yaparak, Rusya’yı küplere bindirdi. Uzakdoğu’da Çin-ABD rekabetinin yanı sıra zaman zaman ABD-Rusya gerginliği yaşanıyor. İki ülke Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulama alanı olan Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da ise farklı telden çalıyor.

Trump geri adım atmıyor

Trump’ın seçim sürecinde Rusya’ya ilişkin sergilediği pozitif duruşunu seçildikten sonra da devam ettirmesi, ‘iki ülke arasında sürtüşmenin azaltılması’ açısından önemli. İçeriden ne kadar baskı gelirse gelsin, Trump, Rusya’ya yönelik olumlu mesaj vermeye devam ediyor. Öyle ki Trump, daha başkanlık koltuğuna oturmadan Moskova ile iyi ilişkiler kurulduğu takdirde Obama döneminin Rusya politikasının temelini oluşturan ‘yaptırımların’ bile kaldırılacağını ilan etti. Trump’ın şu sözleri de dikkat çekiyor: "İyi geçinirseniz ve Rusya bize gerçekten yardımcı olursa neden iyi şeyler yapan birisine yaptırım uygulayasınız?"

Dikenli tel çok

Şunu da söyleyelim, Trump döneminde iki ülke arasındaki tüm anlaşmazlıkların ortadan kalkacağını beklemek de safdillik olur. Neticede bu anlaşmazlıkların temelinde kökleri İkinci Dünya Savaşının sonuna dek inen süper güç rekabeti yatıyor. Bu arada Trump’ın Savunma Bakanı adayı Orgeneral James Mattis’in Senato Silahlı Hizmetler Komitesinde yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e karşı sert bir tutum takınması ve Moskova’yı ‘NATO ittifakını bozmakla’ suçlaması, hatta Rusya’yı ABD açısından en büyük tehditlerinden biri olarak göstermesi de dikkat çekiyor. Ancak Trump, Mattis’i dengelemek için Dışişleri Bakanı adayı olarak Exxon Mobil’in CEO’su Rex Tillerson’ı seçti! Tillerson’ın, hem Putin’le hem de Rusya’nın dev petrol şirketi Rosneft’in patronu Igor Seçin’le yakın iş ilişkileri tesis etmiş olduğu biliniyor.

Buna ilave olarak Tillerson’ın 2013 yılında Rusya’nın Dostluk Nişanı’yla onurlandırıldığını da değerlendirmeye katarsak, Washington ve Moskova arasındaki ilişkilerin Trump görevi devraldıktan sonra muhtemelen düzeleceği söylenebilir.

Ortadoğu yine sıkıntılı

Buna mukabil, Ortadoğu ile ilgili konuların da ABD-Rusya ilişkilerinin gündemini belirlemeye devam edeceği hesaba katılmalı. Trump’ın Ortadoğu politikasının ayakları netleşmiş değil… Rusya’nın ise net. Moskova, son dönemde Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Mısır, Suriye ve Libya dahil bölgedeki birçok ülkeyle siyasi, askeri ve ekonomik ilişkilerini geliştirdi. Rusya’nın Suriye’de hem deniz, hem de hava üssü bulunuyor. ABD’nin ise bölgede birçok ülkede askeri üssü var. Trump, mesela, şimdiden Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile çok iyi ilişkiler tesis etti. Trump Tel Aviv’deki ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma niyetini de önceden beyan ettiği ve Filistin’deki barış süreciyle ilgili oldukça İsrail yanlısı bir tutum benimsediği için İsrail Başbakanı Netanyahu da memnun olmalı. Putin de Sisi ve Netanyahu ile iyi ilişkilere sahip… Ancak Putin, İsrail-Filistin anlaşmazlığında sesini gür çıkartmamaya özen gösteriyor.

Sonuç olarak kafalardaki temel soru şu: ABD’de Irak’ın işgalinde başı çeken sertlik yanlısı Cumhuriyetçi şahıslar, büyük ihtimalle Trump’ı Ortadoğu’da Rusya’ya karşı daha sert bir tavır almaya teşvik edeceklerdir. Eğer bu gerçekleşirse, makara yeniden başa sarılacak ve Rusya-ABD ilişkileri Obama döneminden daha da sıkıntılı hale gelecektir.

AMERİKA DOSYASI : ‘Rus istihbaratı ve Trump ile ilgili iddiaların kaynağı 4Chan adlı internet sitesi’


ABD basınında yayınlanan Rus istihbaratı ve Trump’la ilgili iddialar büyük bir yankı uyandırırken, iddiaların kaynağıyla ilgili açıklama geldi. 4Chan adlı forumun kullanıcıları, Rus istihbaratının Trump’ın itibarına zarar verebilecek bilgilere sahip olduğuna dair haberlerin ilk olarak sitelerinde yer aldığını belirtti.

Sitenin kullanıcıları, hafta başında basına sızdırılan ABD başkanlığı görevini 20 Ocak’ta devralacak olan Donald Trump’la ilgili 35 sayfalık PDF dosyasının kaynağının 4Chan forumu olduğunu öne sürdü. Trump’la ilgili iddiaların geçmişinin Kasım 2016’ya uzandığı kaydedildi. 4Chan kullanıcılarına göre Trump muhalifi Cumhuriyetçi stratejist Rick Wilson sahte dosyayı ele geçirdiğinde bunun gerçek olduğunu düşündü ve dosyayı CIA’ye iletti. Trump. Obama. Yaptırımlar © Sputnik/ Vitaliy Podvitski ABD’li senatörler Rusya’ya yeni yaptırım hazırlığında CNN ve BuzzFeed’in haberleştirdiği ismi belirtilmeyen eski bir İngiliz istihbaratçının notlarında, Trump’ın Rus istihbarat servisleri tarafından en az 5 yıldır yetiştirildiği ve desteklendiği iddia ediliyordu. BuzzFeed’in kanıtlarla desteklenmediğini gizlemediği, CNN’in ise doğrulatamaması nedeniyle tamamını yayınlamadığı notlarda, Rus istihbarat servislerinin elinde, Trump’ın itibarına zarar verebilecek bilgiler olduğu öne sürülüyordu. Haberlere göre bunlar, Trump’ın bir Rusya gezisi sırasında ‘sergilediği alışılmışın dışında olan davranışları’ da içeriyordu. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da Rusya’nın Trump ya da seçimlerdeki rakibi Hillary Clinton hakkında itibarlarına zarar verecek belgeler toplamadığını vurgulamıştı. Söz konusu haberler hakkında İngilizcede ‘ucuz kurgu’ anlamına gelen ‘pulp fiction’ ifadesini kullanan Peskov, "Buna İngilizcede ‘pulp fiction’ denir" demişti. Trump da Rus istihbaratçıların kendisiyle ilgili bilgilere sahip olduğu yönündeki haberleri ‘siyasi cadı avı’ olarak tanımlamıştı.

Daha fazla: https://tr.sputniknews.com/abd/201701111026729091-rusya-abd-trump-4chan-kaynak/

ARAŞTIRMA DOSYASI : 2016 Presidential Debates – Donald Trump & H illary Clinton


2016-11-18_19-23-41-150x150.jpg

Background

The 2016 United States presidential election debates were a series of debates held for the 2016 U.S. presidential general election. The Commission on Presidential Debates (CPD), a bipartisan organization formed in 1987, organized three debates among the major presidential candidates. The first presidential debate for the 2016 election took place on September 26, 2016, and set the record as the most-watched debate in American history, with 84 million viewers. The only vice-presidential debate was held on October 4. The second presidential debate took place on October 9, and the final debate took place on October 19. All CPD debates occurred from approximately 9 p.m. to 10:30 p.m. EDT (6 p.m. to 7:30 p.m. PDT). Only the Democratic nominee Hillary Clinton and the Republican nominee Donald Trump met the criteria for inclusion in the debates, and thus were the only two to appear in the debates. Hillary Clinton was considered to have won all three presidential debates by scientific opinion polls of likely voters. Despite this, Donald Trump won the presidential election held on November 8.

Below, you will find the complaints submitted by viewers to the FCC, about these debates. Specifically, this release consisted of the complaints for the debates which took place on Monday, September 26, 2016, Sunday, October 9, 2016 and Wednesday, October 19, 2016.

FCC Complaints

pdf.gifFCC Complaints about 2016 Presidential Debates between Donald Trump & Hillary Clinton [40 Pages, 7.5MB]

AMERİKA DOSYASI : Trump’ın Tartışmalı Danışmanı


19flynn-master768.jpg?itok=Htm1Kro4

Seçilmiş başkan Donald Trump’ın ulusal güvenlikten sorumlu danışman olarak seçtiği Korgeneral Michael Flynn ile zaman geçirmiş herhangi birisi, onun, konu neredeyse takıntılı olduğu “Radikal İslami terörizm” konusuna geldiğinde ne kadar dobra olduğunu bilir.

Twitter’de, Birleşik Devletler’de İslami hukukun yayıldığını yazarak, “Müslümanlardan duyulan korku MAKUL” dedi ve İslam’ın dinden ziyade bir siyasi ideoloji olduğunu ileri sürdü. Ağustos ayında piyasaya sürülen radikal İslam ile ilgili “Field of Fight (Savaş Meydanı)” kitabını yazan Flynn, kitabında Birleşik Devletler’in “bir dünya savaşı içinde olduğunu, ancak çok az Amerikalının bu durumun farkında olduğunu” yazdı.

Emekli bir askeri yetkili ve tescilli Demokrat olan 57 yaşındaki General Flynn, Başkan Trump’ın yurt dışında bir krizle karşılaştığında dönüp danışacağı kişi olacak. Ukrayna’da yeni bir katliamda, bir Rus Birleşik Devletler’e siber saldırı düzenlediğinde ya da Haiti’yi vuran bir kasırga anında, ulusal güvenlik danışmanının, kontrolü elinde tutarak ve arabuluculuk yaparak, başkana, Birleşik Devletler’in bu tür durumlara nasıl cevap vermesi gerektiği konusunda ölçülü ve önyargısız bir yol gösterici olması bekleniyor.

Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi İstihbarat Daimi Seçilmiş Komitesi’nin Demokratlar adına en tepedeki ismi olan Californiya temsilcisi Adam Schiff, “ Son birkaç yıldır, bu beklenen vasıfların General Flynn’de çok kolayca bulunamayacağını” söyledi.

General Flynn, bir zamanlar kendi jenerasyonunun en saygı duyulan askeri yetkilileri arasında sayılıyordu. Askeriyeye 33 yılını vermiş olan Flynn, askeri istihbarat alanında rütbeleri birer birer atlarken, açıksözlülüğü ve alışılmadık (geleneksel olmayan) görüşleriyle tanındı.

Irak’taki Özel Harekat birliklerini denetleme amaçlı yaptığı turda ve Afganistan’da askeri istihbarat yürütme sırasında, gösterişli ünvanını daha da güçlendirmiş göründü. Her iki savaşta da, terörist ağları ortaya çıkarma konusunda oldukça iyi olduğunu kanıtladı.

Ancak General Flynn’in kariyeri, Başkan Obama tarafından 2012’de Savunma İstihbarat Örgütü’nün (DIA) başına geçeceği söylendiğinde gün yüzüne çıktı. Ulusal güvenlik direktörü James Clapper, Lynn büyümekte olan örgütün yapısını değiştirmek isterken emrindekileri tartışma içinde bırakınca ve bu durum üstlerini telaşlandırınca, görevden azledildi.

General Flynn, yönetimin İslamcı militanların geri çekilmekte olduğuna ilişkin, ve aslında doğru olan, çizgisini reddettiği gerekçesiyle görevden zorla alındığını belirtti.

Emekliliğinden bu yana yaptığı konuşmalarda ve yazılarında, General Flynn, İslam konusunda anaakımdan oldukça farklılaşıyor ve İslamcı militanların Birleşik Devletler’in varlığına yönelik bir tehlike oluşturduğu konusunda ısrar ediyor.

Müslümanlardan kormak MAKUL: lütfen bunu başkalarına da aktarın: gerçek hiçbir sorudan korkmaz … https://t.co/NLIfKFD9lU

— General Flynn (@GenFlynn) 27 Şubat , 2016 (Twitter iletisi)

General Flynn, Trump’ta kendi düşüncelerini duymaya istekli bir kişilik buldu. Trump’ın seçim kampanyasını en başından ve yüksek sesle destekledi, ve her ikisi de birbirinin düşüncelerini teşvik etti(güçlendirdi).

Flynn bir Washington elitine, düşmanın adını, “radikal İslami terörizmi” çok korkakça dile getirdiği için sert çıktı. Bazı noktalarda sınırı aşarak İslamofobiye varacak yorumlar yapmaya devam etti. Hillary Clinton’a yönelik, “onu içeri tık” şeklindeki kaba iğnelemesi, emeklilik sonrası dahi siyaset dışında kalmayı bir görev bilen birçok eski meslektaşlarının tepkisini çekti.

General Flynn seçimden bu yana birkaç basın açıklaması yaptı. Kasım ayında verdiği bir röportajda, askeriyeye katıldığı dönemki vatanseverce görev bilincine benzer şekilde Trump kampanyasına katıldığı yönündeki eleştirilere sert çıktı.

Bu iki adamın birçok ortak noktası var. İkisi de Twitter’e düşkün, ve kendilerini, başarıları elitlerin saygısını kazanamayan yabancılar olarak görüyorlar.

WikiLeaks: Bill Clinton Beyaz İşçi Sınıfının Umutsuz olduğunu söylüyor – Bu durum içinde olan birçok arkadaşım var. @realDonaldTrump için OY VERİN https://t.co/Q4pOlw54HY

— General Flynn (@GenFlynn) 7 Kasım 2016 (Twitter iletisi)

Trump için bu, Kraliçe ailesinden bir çocuğa karşı Manhattan’dan bir züppe durumu. Flynn içinse, Flynn’in mezun olduğu okul olan Rhode Island Askeri Yedek Subay Yetiştirme Programına karşı Harp Akademisi’nden üstün başarılı olma durumu.

Bir röportajda söylediğine göre, Rhode Island’den –kesinlikle alt orta sınıftan — İrlandalı Katolik bir ailenin dokuz çocuğundan birisi. Asker olan babası, emeklilik sonrası banka memurluğundan bankanın başkan yardımcılığına kadar terfi etti. Annesi 69 yaşında hukuk diploması aldı. Kardeşi Charlie ise şu anda askeriyede üst düzey bir general.

Şimdilerde partide baskın kanadı oluşturan katı Cumhuriyetçiler arasında, Flynn, Obama yönetiminin ‘ihanetine’ karşı cesur karşı duruşuyla kült bir figür olarak görülmeye başlandı.

Flynn’in olumlu görüşleri, birçokları Trump’a karşı olan Cumhuriyetçi ulusal güvenlik müesses nizam ya da yeni ve eski askeri yetkililer arasında kabul görmüyor. Onlar, Trump’ın, İslamcı militan meselesinden daha fazlasıyla karşı karşıya kalacağı Beyaz Saray’ın ihtiyacı olan dünya görüşüne ve yapıya sahip olmadığını söylüyorlar.

Çok yaman, ciddi ve kurnaz radikal İslamcılarla karşı karşıyayız. Kazandığımızda savaş mağduru olabiliriz. Eğer kaybedersek, hiçbir şeyimiz kalmaz.

— General Flynn (@GenFlynn) 16 Kasım, 2015 (Twitter iletisi)

Bu gruplar/kişiler, aynı zamanda Flynn’in, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i İslamcı militanlara savaşta müttefik olarak görmesinden ve onunla çalışma isteğine sahip olmasından çekiniyorlar. Geçtiğimiz yıl, Kremlin tarafından fonlanan ‘Russia Today’ televizyonunun düzenlediği gösterişli yemeğe katılan ve burada konuşmak için ücret alan Flynn, Putin’in yanına oturmuştu.

General Flynn’in kesin kanı oluşmasa da bazı şeyleri söyleme alışkanlığı var. (Ek A: İslami hukuk/kurallar Birleşik Devletler’de yayılıyor). Savunma İstihbarat Ajansı’nda emrinde çalışanlar, bunlara ‘Flynn gerçekleri’ diyor.

Askeriyeyi terkettikten sonra kurduğu danışmanlık şirketi, Flynn Intel Grup, için de potansiyel çıkar çatışmaları yarattığı yönünde endişeler mevcut. Şirketin Orta Doğulu ülkelerle ticari bağları var ve Türk hükümeti için lobi faaliyeti yaptığı görünüyor.

Maryland eyaletinden Demokrat Senatör Elijah Cummings, yeni seçilmiş başkan yardımcısı Mike Pence’e, General Flynn’in görünürdeki çekişmeleri hakkında daha fazla bilgi almak ve onun neden Trump’ın istihbarat brifinglerinde bulunmasına izin verdiğini sormak için mektup yazdı.

Çeviren (Tam Metin): Cemal Taşpınar

(NYT,MATTHEW ROSENBERGNOV,Ex-General and Critic of Islam to Help Guide Trump in White House, 18 Kasm 2016)

AMERİKA DOSYASI : Trump’ın İslamla Sorunlu Danışmanı


19flynn-master768.jpg?itok=Htm1Kro4

Seçilmiş başkan Donald Trump’ın ulusal güvenlikten sorumlu danışman olarak seçtiği Korgeneral Michael Flynn ile zaman geçirmiş herhangi birisi, onun, konu neredeyse takıntılı olduğu “Radikal İslami terörizm” konusuna geldiğinde ne kadar dobra olduğunu bilir.

Twitter’de, Birleşik Devletler’de İslami hukukun yayıldığını yazarak, “Müslümanlardan duyulan korku MAKUL” dedi ve İslam’ın dinden ziyade bir siyasi ideoloji olduğunu ileri sürdü. Ağustos ayında piyasaya sürülen radikal İslam ile ilgili “Field of Fight (Savaş Meydanı)” kitabını yazan Flynn, kitabında Birleşik Devletler’in “bir dünya savaşı içinde olduğunu, ancak çok az Amerikalının bu durumun farkında olduğunu” yazdı.

Emekli bir askeri yetkili ve tescilli Demokrat olan 57 yaşındaki General Flynn, Başkan Trump’ın yurt dışında bir krizle karşılaştığında dönüp danışacağı kişi olacak. Ukrayna’da yeni bir katliamda, bir Rus Birleşik Devletler’e siber saldırı düzenlediğinde ya da Haiti’yi vuran bir kasırga anında, ulusal güvenlik danışmanının, kontrolü elinde tutarak ve arabuluculuk yaparak, başkana, Birleşik Devletler’in bu tür durumlara nasıl cevap vermesi gerektiği konusunda ölçülü ve önyargısız bir yol gösterici olması bekleniyor.

Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi İstihbarat Daimi Seçilmiş Komitesi’nin Demokratlar adına en tepedeki ismi olan Californiya temsilcisi Adam Schiff, “ Son birkaç yıldır, bu beklenen vasıfların General Flynn’de çok kolayca bulunamayacağını” söyledi.

General Flynn, bir zamanlar kendi jenerasyonunun en saygı duyulan askeri yetkilileri arasında sayılıyordu. Askeriyeye 33 yılını vermiş olan Flynn, askeri istihbarat alanında rütbeleri birer birer atlarken, açıksözlülüğü ve alışılmadık (geleneksel olmayan) görüşleriyle tanındı.

Irak’taki Özel Harekat birliklerini denetleme amaçlı yaptığı turda ve Afganistan’da askeri istihbarat yürütme sırasında, gösterişli ünvanını daha da güçlendirmiş göründü. Her iki savaşta da, terörist ağları ortaya çıkarma konusunda oldukça iyi olduğunu kanıtladı.

Ancak General Flynn’in kariyeri, Başkan Obama tarafından 2012’de Savunma İstihbarat Örgütü’nün (DIA) başına geçeceği söylendiğinde gün yüzüne çıktı. Ulusal güvenlik direktörü James Clapper, Lynn büyümekte olan örgütün yapısını değiştirmek isterken emrindekileri tartışma içinde bırakınca ve bu durum üstlerini telaşlandırınca, görevden azledildi.

General Flynn, yönetimin İslamcı militanların geri çekilmekte olduğuna ilişkin, ve aslında doğru olan, çizgisini reddettiği gerekçesiyle görevden zorla alındığını belirtti.

Emekliliğinden bu yana yaptığı konuşmalarda ve yazılarında, General Flynn, İslam konusunda anaakımdan oldukça farklılaşıyor ve İslamcı militanların Birleşik Devletler’in varlığına yönelik bir tehlike oluşturduğu konusunda ısrar ediyor.

Müslümanlardan kormak MAKUL: lütfen bunu başkalarına da aktarın: gerçek hiçbir sorudan korkmaz … https://t.co/NLIfKFD9lU

— General Flynn (@GenFlynn) 27 Şubat , 2016 (Twitter iletisi)

General Flynn, Trump’ta kendi düşüncelerini duymaya istekli bir kişilik buldu. Trump’ın seçim kampanyasını en başından ve yüksek sesle destekledi, ve her ikisi de birbirinin düşüncelerini teşvik etti(güçlendirdi).

Flynn bir Washington elitine, düşmanın adını, “radikal İslami terörizmi” çok korkakça dile getirdiği için sert çıktı. Bazı noktalarda sınırı aşarak İslamofobiye varacak yorumlar yapmaya devam etti. Hillary Clinton’a yönelik, “onu içeri tık” şeklindeki kaba iğnelemesi, emeklilik sonrası dahi siyaset dışında kalmayı bir görev bilen birçok eski meslektaşlarının tepkisini çekti.

General Flynn seçimden bu yana birkaç basın açıklaması yaptı. Kasım ayında verdiği bir röportajda, askeriyeye katıldığı dönemki vatanseverce görev bilincine benzer şekilde Trump kampanyasına katıldığı yönündeki eleştirilere sert çıktı.

Bu iki adamın birçok ortak noktası var. İkisi de Twitter’e düşkün, ve kendilerini, başarıları elitlerin saygısını kazanamayan yabancılar olarak görüyorlar.

WikiLeaks: Bill Clinton Beyaz İşçi Sınıfının Umutsuz olduğunu söylüyor – Bu durum içinde olan birçok arkadaşım var. @realDonaldTrump için OY VERİN https://t.co/Q4pOlw54HY

— General Flynn (@GenFlynn) 7 Kasım 2016 (Twitter iletisi)

Trump için bu, Kraliçe ailesinden bir çocuğa karşı Manhattan’dan bir züppe durumu. Flynn içinse, Flynn’in mezun olduğu okul olan Rhode Island Askeri Yedek Subay Yetiştirme Programına karşı Harp Akademisi’nden üstün başarılı olma durumu.

Bir röportajda söylediğine göre, Rhode Island’den –kesinlikle alt orta sınıftan — İrlandalı Katolik bir ailenin dokuz çocuğundan birisi. Asker olan babası, emeklilik sonrası banka memurluğundan bankanın başkan yardımcılığına kadar terfi etti. Annesi 69 yaşında hukuk diploması aldı. Kardeşi Charlie ise şu anda askeriyede üst düzey bir general.

Şimdilerde partide baskın kanadı oluşturan katı Cumhuriyetçiler arasında, Flynn, Obama yönetiminin ‘ihanetine’ karşı cesur karşı duruşuyla kült bir figür olarak görülmeye başlandı.

Flynn’in olumlu görüşleri, birçokları Trump’a karşı olan Cumhuriyetçi ulusal güvenlik müesses nizam ya da yeni ve eski askeri yetkililer arasında kabul görmüyor. Onlar, Trump’ın, İslamcı militan meselesinden daha fazlasıyla karşı karşıya kalacağı Beyaz Saray’ın ihtiyacı olan dünya görüşüne ve yapıya sahip olmadığını söylüyorlar.

Çok yaman, ciddi ve kurnaz radikal İslamcılarla karşı karşıyayız. Kazandığımızda savaş mağduru olabiliriz. Eğer kaybedersek, hiçbir şeyimiz kalmaz.

— General Flynn (@GenFlynn) 16 Kasım, 2015 (Twitter iletisi)

Bu gruplar/kişiler, aynı zamanda Flynn’in, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i İslamcı militanlara savaşta müttefik olarak görmesinden ve onunla çalışma isteğine sahip olmasından çekiniyorlar. Geçtiğimiz yıl, Kremlin tarafından fonlanan ‘Russia Today’ televizyonunun düzenlediği gösterişli yemeğe katılan ve burada konuşmak için ücret alan Flynn, Putin’in yanına oturmuştu.

General Flynn’in kesin kanı oluşmasa da bazı şeyleri söyleme alışkanlığı var. (Ek A: İslami hukuk/kurallar Birleşik Devletler’de yayılıyor). Savunma İstihbarat Ajansı’nda emrinde çalışanlar, bunlara ‘Flynn gerçekleri’ diyor.

Askeriyeyi terkettikten sonra kurduğu danışmanlık şirketi, Flynn Intel Grup, için de potansiyel çıkar çatışmaları yarattığı yönünde endişeler mevcut. Şirketin Orta Doğulu ülkelerle ticari bağları var ve Türk hükümeti için lobi faaliyeti yaptığı görünüyor.

Maryland eyaletinden Demokrat Senatör Elijah Cummings, yeni seçilmiş başkan yardımcısı Mike Pence’e, General Flynn’in görünürdeki çekişmeleri hakkında daha fazla bilgi almak ve onun neden Trump’ın istihbarat brifinglerinde bulunmasına izin verdiğini sormak için mektup yazdı.

Çeviren (Tam Metin): Cemal Taşpınar

(NYT,MATTHEW ROSENBERGNOV,Ex-General and Critic of Islam to Help Guide Trump in White House, 18 Kasm 2016)

YENİ DÜNYA DÜZENİ DOSYASI : Trump Amerikası ve Yeni Dünya Düzeni


donald-trump-oval-office-723618.jpg?itok=jcphFgfu

Siyaset Bilimci Francis Fukuyama, 1989’da liberal demokrasinin zaferinin “ tarhin sonunu” işaret ettiğini söylemişti. Şimdilerde ise Batı’yı yönlendiren milliyetçi politikalara eğiliyor.

Donald Trump’ın Hillary Clinton karşısındaki şaşırtıcı seçim zaferi, sadece Amerika siyaseti için değil, tüm dünya düzeni için bir dönüm noktasını işaret ediyor. 1950lerden beri süregelen dominant liberal düzenin, kızgın ve enerji dolu demokratik çoğunlukların saldırısına uğraması, yeni bir popülist milliyetçi çağa giriyor olduğumuzu gösteriyor. Böylesine rekabetçi ve aynı düzeyde de kızgın milliyetçilikler dünyasına kayışın riski oldukça büyük, ve eğer bu gerçekleşirse 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması gibi önemli bir dönemeci işaret edecek.

Trump’ın zaferi, onun mobilize ettiği hareketin sosyal tabanını gözler önüne seriyor. Oy haritasına bir bakış attığımızda, Clinton’ın desteğinin coğrafi olarak kıyı bölgelerinde yoğunlaştığını, kırsal alanların ve küçük Amerikan şehirlerinin ağırlıklı olarak Trump için oy verdiğini görüyoruz. En sürpriz kayış ise, kuzeyde yer alan ve son seçimlerde ağırlıklı olarak Demokratları destekleyen Pensilvanya, Michigan ve Clinton’ın seçim kampanyası yürütmeye bile zahmet etmediği Winsconsin gibi sanayi şehirlerinde yaşanandı. Trump, sanayisizleşme sebebiyle zarar gören sendikalı işçilere, kaybettikleri üretici işleri geri kazandırmak için “ Amerika’yı Yeniden Harika Yapma” sözü vererek seçimi kazanabildi.

Bu hikayeyi daha önce de gördük. Bu, Ayrılık yanlısı oyların benzer şekilde kırsal alanlarda ve Londra dışındaki küçük şehirlerde yoğunlaştığı Brexit’in hikayesi. Bu durum, ebeveynleri ve büyük babaları Komunist ya da Sosyalist partiler için oy vermiş, şimdilerde Ulusal Cephe adayı Marine Le Pen için oy kullanan işçi sınıfının ülkesi Fransa için de geçerli.

Ancak popülist milliyetçilik bundan daha geniş bir fenomen. Vladimir Putin, St Petersburg ve Moskova gibi büyük şehirlerdeki daha eğitimli seçmenler arasında rağmet görmese de, ülkenin geri kalanında geniş bir destek tabanına sahip. Benzeri, ülkenin muhafazakar alt orta sınıfları arasında coşkulu bir desteğe sahip olan Türkiye cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ya da her yerde rağbet gören ama asıl desteğini Budapeşte’den alan Macaristan başbakanı Victor Orban için de geçerli.

Bugün, birilerinin eğitim seviyesiyle tanımlanan sosyal sınıf, sayısız endüstrileşmiş ve gelişmekte olan ülkelerde tek önemli sosyal kırılma haline geliyor gibi görünüyor. Bu durum, sırasıyla, doğrudan küreselleşme ve 1945’te büyük oranda Birleşik Devletler tarafından kurulan liberal dünya düzeninin kolaylaştırdığı teknolojik ilerleyiş tarafından yönlendiriliyor.

Liberal dünya düzeni hakkında konuştuğumuzda, kurallara dayalı bir uluslararası ticaret sisteminden ve son yıllarda küresel büyümeyi arttıran yatırımlardan bahsediyoruz. Bu, iPhoneların Çin’de monte edilmesini ve Noel’den önceki hafta Birleşik Devletler’deki ya da Avrupa’daki tüketicilere kargolanmasına izin veren bir sistem. Bu sistem aynı zamanda, milyonlarca insanın yoksul ülkelerden, kendileri ve çocukları için daha iyi fırsatlar sunan zengin ülkelere göç etmesini kolaylaştırıyor. Bu sistem tanıtıldığı gibi çalıştı: 1970 ve 2008’deki Birleşik Devletler finansal krizi arasında, ürünlerin ve hizmetlerin küresel üretimi/verimi dört katına çıktı, yüz milyonlarca insanı, sadece Çin ve Hindistan’da değil, Latin Amerika ve Sahra altı Afrika’da da yoksulluktan kurtardı.

Ancak şimdilerde herkesin acı verici şekilde deneyimlediği üzere, bu sistemin yararları tüm nüfusa yayılmadı. Gelişmiş ülkelerdeki işçi sınıfı, şirketler işlerini dışarıdaki ülkelerde yaptırırken ve kıyasıya rekabetçi küresel markette verimlilik baskısı artarken, kendi işlerinin yok olmaya başladığını gördüler.

Bu uzun süreli hikaye, 2008 Amerikan krizi ve birkaç yıl sonra Avrupa’yı vuran euro krizi tarafından daha kötü bir hal aldı. Her iki olayda da, elitler tarafından dizayn edilen sistem – Amerikan örneğindeki serbestleştirilmiş finans market, ve euro, uluslararası göç konusundaki Schengen sistemi gibi Avrupa politikaları – dışsal şoklar karşısında dramatik bir şekilde çöktü. Bu başarısızlıkların maliyeti, yine elitlerden ziyade, daha ağr bir şekilde sıradan işçilere kesildi. O tarihten bu yana, asıl soru, popülismin neden 2016’da ortaya çıktığı değil, ancak onun dışavurumunun neden çok uzun zaman olduğu olmalı.

Amerika’da sistem geleneksel işçi sınfını yeterince temsil etmediği için siyasi bir başarısızlık söz konusu. Cumhuriyetçi parti, tüzel Amerika (şirketler) ve onun küreselleşmenin nimetlerinden cömertçe faydalanan müttefikleri tarafından domine edilirken; Demokrat parti, kadınların koalisyonu, Afro-Amerikalılar, Hispanikler, çevreciler ve LGBT toplumu gibi kimlik politikalarının partisi haline gelip, ekonomik konulardaki vurgusunu kaybetti.

Amerikan solunun işçi sınıfını temsil etmedeki başarısızlığı, Avrupa genelindeki benzer başarısızlıkları da yansıtıyor. Avrupa sosyal demokrasisi, küreselleşmeyle barışı birkaç on yıl önce Blairite merkezciliğiyle ya da 2000lerde Gerhard Schröder’in Sosyal Demokratlarının tasarladığı bir tür noeliberal reformism ile gerçekleşti.

Ancak daha geniş çerçevede solun başarısızlığı, 1914’le ve İngiliz-Çek filozof Ernest Gellner’in yerinde ifadesiyle, “sınıf” damgalı posta kutusuna yollanan bir mektubun yanlışlıkla “ulus” işaretliye teslim edilmesi durumunu sembolize eden Büyük Savaş (I. Dünya Savaşı) zamanıyla benzerlikler barındırıyor. Ulus kavramı genellikle ‘sınıfı’ gölgede bırakıyor çünkü ulus güçlü bir kimlikle bağlantı kurabiliyor ve organik bir kültürle cemaatsel bağlantı sağlıyor. Kimliğe duyulan bu özlem, önceleri toplum dışına itilmiş grupların beyaz milliyetçiliğinin bir formunu işaret ederken, şimdilerde Amerikan alternatif sağında kendine yer buluyor. Bazı aşırılıkçılar dışındakiler bile, birçok sıradan Amerikan vatandaşı, toplumlarının neden göçmenlerle dolduğunu ve problemleri hakkında şikayetçi bile olamayacakları siyasi doğrucu dili kimin yetkili kıldığını merak etmeye başladı. Bu, Donald Trump’ın neden çok daha iyi eğitimli ve küreselleşmenin kurbanı olmayan ancak ülkelerinin elinden alındığını düşünen refah içindekilerden oy aldığını gösteriyor. Bu dinaminiğin Brexit oylamasının altında yatanla aynı sebep olduğunu söylemeye gerek yok.

Trump’ın zaferinin uluslararası sistem adına somut sonuçları ne olabilir ? Ona yöneltilen eleştirilerin aksine, Trump tutarlı ve iyi düşünülmüş bir pozisyonda: Ekonomi politikasında ve küresel siyasi sistem konusunda milliyetçi bir çizgide. Trump, açıkça NAFTA ve belki de WTO (Dünya Ticaret Örgütü) gibi var olan ticari anlaşmaları yeniden görüşmenin yollarını arayacağını, ve istediğini alamazsa, bu anlaşmalardan çıkmayı düşünebileceğini söyledi. Ve, Rusya lideri Putin gibi önemli kararlarla sonuçlar alabilen güçlü liderlere olan hayranlığını ifade etti. Aynı zamanda, buna uygun şekilde,geleneksel Birleşik Devletler müttefikleri olan NATO, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelere daha az hayran ve onları Amerikan gücünden faydalanmakla suçluyor. Buna göre, onlara olan desteğin devamı maliyet-paylaşım anlaşmasının yeniden görüşülmesine bağlı olacak.

Bu pozisyonların, hem küresel ekonomi hem de küresel güvenlik sistemine yönelik yarattığı tehlikeleri mübalağa etmek imkansız. Bugün dünya ekonomik milliyetçilikle kaynıyor (dolup taştı). Geleneksel olarak açık ticaret ve yatırım rejimi, Birleşik Devletler’in hegemonik gücüne bağlı kalarak hayatta. Eğer Birleşik Devletler tek taraflı olarak anlaşmanın koşullarını değiştirmeye çalışırsa, dünya genelinde intikam almaktan mutlu olacak birçok güçlü oyuncu var, ve 1930ları andıracak şekilde aşağı yönlü bir ekonomik sarmalı tetikleyebilir.

Uluslararası güvenlik sistemine yönelik tehdit ise daha büyük. Rusya ve Çin geçtiğimiz on yıllarda önde gelen otoriter büyük güçler olarak ortaya çıktılar, ve her ikisi de coğrafi hırslara(isteklere) sahipler. Trump’ın özellikle Rusya konusundaki pozisyonu sıkıntılı: Hiçbir zaman Putin hakkında eleştirel bir söylem dile getirmedi, ve onun Kırım’ı ilhakının bile meşru görülebileceğini ileri sürdü. Onun dış politikanın birçok konusundaki bilgisizliğine rağmen, Rusya’ya yönelik tutarlı özgüllüğü, Putin’in onun üzerinde, belki de Trump’ı iş dünyasında canlı tutan Rus kaynaklarına olan borcu gibi bazı gizli baskıları olduğu izlenimi veriyor. Rusya ile “iyi geçinelim” diyen herhangi bir Trumpçı yaklaşımın ilk kurbanları, demokrasi mücadelesi ederken, bağımsızlığı için de Birleşik Devletler’e güvenen Ukrayna ve Gürcistan olacak.

Daha geniş bir çerçeveden bakınca, Trump’ın başkanlığı, dünyanın dört bir yanında yozlaşmış otoriter yönetimler altında yaşayan insanlar için demokrasiyi sembolize eden Amerikan çağının sonunu işaret ediyor. Amerika’nın etkisi, Irak’ın işgalinin ardından olduğu gibi yanlış güç çıkarımlardan daha ziyade “ yumuşak güce” dayanıyor. Amerika’nın geçtiğimiz Salı yaptığı seçim, liberal kurumsal kamptan popülist milliyetçi bir kampa geçişi işaret ediyor. Trump’ın Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi lideri Nigel Farage tarafından güçlü bir şekilde desteklenmesi ve onu tebrik eden ilk kişilerden birisinin Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen olması bir tesadüf değil.

Geçtiğimiz yıl boyunca, benzer düşüncedeki grupların bilgi ve sınır ötesi desteklerini paylaştıkları yeni bir popülist-milliyetçi dalga ortaya çıktı. Putin Rusya’sı bu dalgaya en ateşli şekilde katkıda bulunanlardan birisi, ancak bunun nedeni Putin’in başka insanların ulusal kimliğiyle ilgilenmesi değil, sadece yıkıcı olmak istemesinden. Rusya’nın Ulusal Demokratik Komite’nin emaillerini hackleyerek başlattığı bilgi savaşı halihazırda Amerikan kurumları üzerinde yıpratıcı rol oynuyor ve bunun devam etmesini bekleyebiliriz.

Yeni Amerika konusunda birçok belirsizlik söz konusu. Trump kalben tutarlı bir milliyetçi olmasına rağmen, son derece etkileşimsel (transactional) birisi. Trump, diğer ülkelerin var olan ticaret anlaşmalarını ya da müttefiklik anlaşmalarını kendisinin istediği şekilde revize etmeyi istemediğini farkedince ne yapacak ? En iyi anlaşma için masaya mı oturacak, yoksa sadece basıp gidecek mi ? Onun nükleer gerilimi tetikleme tehlikesi konusunda konuşulacak çok şey var ancak, ben onun dünyanın herhangi bir yerinde askeri güç kullanma sevdalısı birisi olmaktan ziyade, daha çok soyutlanma taraftarı olduğunu düşünüyorum. Suriye iç savaşının gerçekliğiyle karşı karşıya kalınca, Obama’nın taktik tahtasından devam etme sürecine son verip, bu süreçte yer almama fikrini sürdürebilir.

Karakterin devreye girdiği nokta burası. Diğer birçok Amerikalı gibi, Trump’ı gibi özgür dünyanın liderliğine bu denli az uyan bir kişiliği tasavvur etmekte zorlanıyorum. Bu, onun aşırı gösterişçiliği ve hakaretlere karşı duyarlılığı kadar, kararlı siyasi pozisyonundan kaynaklanıyor. Geçtiğimiz hafta, şeref madalyası kazananlarla birlikte aynı sahnedeyken, “ekonomik açıdan çok cesur” olduğunu söyleyiverdi. Bütün düşmanlarından ve eleştirilerden intikamını almak istediğini açıkladı. Kendisini küçümseyen diğer dünya liderleriyle karşılaştığında, mücadeleci bir Mafya patronu gibi mi, yoksa etkileşimci bir iş adamı gibi mi?

Bugün, liberal demokrasiye yönelik en büyük meydan okuma Çin gibi otoriter güçlerden değil, kendi içlerinden geliyor. Birleşik Devletler’de, Britanya’da, Avrupa’da ve diğer birçok ülkede, siyasi sistemin demokratik kısmı liberal kısmınA karşı ayaklanıyor, ve onun meşruiyetini kullanarak şimdiye kadar kendilerini kısıtlayan kuralları, açık ve hoşgörülü dünyayı yıkmakla tehdit ediyor. Sistemi kuran liberal elitler, kapının dışında kalan kızgın kalabalıkları dinlemek zorundalar ve üzerine eğilmeleri gereken sosyal eşitlik ve kimlik gibi en önemli konular hakkında düşünmeliler. Şu veya bu şekilde, gelecek birkaç yıl sıkıntılı/sıkı bir süreç yaşayacağız.

Çeviren (Tam Metin): Cemal Taşpınar

(FT, Francis Fukuyama, US against the world? Trump’s America and the new global order, 11 Kasım 2016)

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.