Etiket arşivi: tayyip ERDOĞAN

AK PARTİ DOSYASI : TAYYİP REİS ÖNÜNE GELENE KIZIYOR /// SIRA KİME GELDİ ??


Rıfat Serdaroğlu : DURDURMAK ŞART OLDU !

Reis, çok zor durumda! Televizyon canlı yayınında, halk oylamasında olmayan maddeleri varmış gibi konuşmaya başladı.

Anayasa değişikliği teklifinde, Cumhurbaşkanı adayı olabilmenin yollarından biri de 100 bin imza toplamaktır. Erdoğan bu maddeyi “Topla 100 bin imzayı ülkeyi seçime götür” diye çarpıttı!

Hayretler içinde izledim!

Reis hınç dolu bir tavırla her tarafa saldırıyor. Allah ıslah etsin!

Reis, kime niçin kızar? Gerçeği beraberce arayalım mı?

Almanya’ya neden bu kadar hınç dolu bileniniz var mı?

– “Dürüst Delikanlı”, “Haram Yemez”, “Müslüman Adamdır, “Hırsızlık yapmaz çalmaz, çaldırmaz” biri olarak kendisini tanıtırdı!

Deniz Feneri e.V derneğindeki dolandırıcıların peşine düşen Alman Savcıları ve Alman Polisleri hırsızları yakaladılar. Hırsızlar, çaldıklarını itiraf ettiler ve patron yani reis Ankara’da dediler.

Alman Yargısının elinde, hırsızlık paralarının Türkiye’ye nasıl ve kimler tarafından götürüldüğünü, kimlere nerede teslim edildiğini anlatan yeminli ifadeler var.

Almanlar işte bu “Dürüstlük Balonunu” patlattılar. Üstelik Türk Savcı, “Hırsızlar İmparatoru” etiketini alnının ortasına yapıştırdı!

Almanlara (O) kızmasın da kim kızsın be arkadaş? Elinden gelse Hitler’i diriltip, yeniden Almanya’nın başına geçirecek…

Amerika’ya neden öfke dolu bileniniz var mı?

Paraları koyacak, saklayacak yer kalmayınca bir kısmını yabancı bir ülkedeki “Gizli Hesaplara” yatırdı.

Eskiden bin doları bir arada göremeyen arkadaş, ABD ve İsrail istihbaratlarının isterlerse, dünyada dolaşan bir tane 50 Doların bile kaynağını bulacaklarını elbette ki bilmiyordu!

ABD’ye verdiği bir sözü (!) tutamayınca, Büyükelçi ziyaretine geldi! Kalkarken masaya bir dosya bıraktı. Dosyayı okuyunca hücceten göçüp gidecekti! Dosyada gizli hesapların dökümü vardı!

Amerikalılara (O) kızmasın da kim kızsın be arkadaş? Elinden gelse tüm Kızılderilileri silahlandırıp soluk benizlilerin üzerine saldırtacak!

Putin’e niçin kızar bilir misiniz?

Adam istihbaratçı, cin gibi! Yakın dövüş uzmanı, siyah kuşak yedinci benek! Kışın buz gibi suya çıplak girer. Sudan çıkar, ıslak-ıslak ava gider attığını da vurur! Döner gelir, iki metrelik Boz Ayı ile güreşir!

Putin, yola çıktığı hiçbir arkadaşını satmamış. “Kardeşlik Hukuku” ile bağlı olduğu, “Abi” dediği kimseyi kovalamamış. Dans etmesini, piyano çalmasını bilir…

Reis bunlardan hangi birini yapabilir?

Ata bineyim dedi, at onu 10 saniye sonra sırtından attı!

Putin’e (O) kızmasın da kim kızsın be arkadaş? Elinden gelse Şeyh Şamil’i diriltip, Putin’e haddini bildirecek!

Esad veya Esed’e neden kızar bilen var mı?

– İlk başta her şey dört dörtlüktü. İki kardeş gibiydiler. Aynı suya girip yüzmeler, aynı şerbetten içmeler, beraber pozlar verip dünyayı çatlatmalar vardı. Yengeler bile mutluydular!

Birlikte çiğdem çitlemek, küçük parmak kalınlığında yaprak sarmalar sarmak, sarayın merdivenlerinde oturup dedikodu yapmak günlük işlerdendi!

Bizim ki, Esed’e “Ne istediyse verdi.” Karşılığında İslam dünyasının Halifesi olmak istediğini, kendisini desteklemesini istedi!

İşte hain Esed’in gerçek yüzü o zaman ortaya çıktı!

Destek olmadığı gibi, sürekli köstek oldu! Şam’daki Emevi Camisinde namaz kılmasını engellemek için türlü iftira attı! Yok Camiye ayakkabı ile girmişlerde, kızlı-erkekli doluşmuşlarda, neler neler!

Üstelik 3 Milyondan fazla Suriyeliyi bize kakalayıp, Reis’i para açısından zora soktu! Bu kazığın maliyetinin şimdilik 25 milyar doları aştığı söyleniyor!

Esad-Esed’e (O) kızmasın da kim kızsın be arkadaş? Elinden gelse Fırat ve Dicle’nin suyunu kesip onların kökünü kurutacak!

Reis’in kızdığı daha çok kişi var! Yakında yazacağız!

Reklamlar

AK PARTİ DOSYASI : Erdoğan’ın “Kardan Zarar” Hesabı ve Sivil Direniş Gereği


Erdoğan’ın “Kardan Zarar” Hesabı ve Sivil Direniş Gereği

Referandumda #HAYIR çıkması durumunda, hukuken Erdoğan elindeki OHAL yetkilerini bulundurmaya devam edecek ve şu an var olan fiili başkanlık ve diktatörlük sistemi de olduğu gibi sürecektir.

Yani #HAYIR sonucu bile onun için “kardan zarar” gibidir.

Ancak #HAYIR aynı zamanda Erdoğan’ın bugünkü fiili diktatörlüğüne de #HAYIR anlamına gelecektir.

En azından Demokratlar, Liberaller, Kürtler, “Laik yaşam tarzındakiler”, Aleviler için.

Ancak “Türk milliyetçileri” ve “devletin bekasını” savunanlar için, yani Ulusalcılar (yani CHP’nin önemli bir bölümü) ve MHP’liler için, Erdoğan’ın bu yetkilerle yerinde kalması ciddi bir sorun oluşturmayacaktır.

Hatta bunlar Erdoğan’ın istifası talepleri karşısında, Erdoğan’ın yanında yer alabilirler veya tarafsız kalabilirler.

Bu ise, bu günkü geniş ve fiili #HAYIR cephesinin daralması, Erdoğan’ın baskı politikasını uygulayabilmek ve karşısındakileri bölebilmek için daha geniş bir hareket alanı anlamına gelecektir.

Yani bir bakıma tıpkı 7 Haziran seçimlerine benzer bir konumlanış ortaya çıkacaktır.

Yavuz Baydar da bu soruna referandum öncesi bağlamda değinmiş oluyor bugünkü Artı Gerçek’teki Erdoğan Savaşta başlıklı yazısında:

“Elbette Evet kazanmazsa güneş batmış olmayacak onun için.

Ortada kapı gibi, taş gibi OHAL var.

OHAL’in KHK’lerine yenilerini ekleyerek kendisiyle hemfikir olmayanları, tekerine taş koyanları tepelemeye, eğmeye bükmeye, susturmaya devam edebilir en az 2019 seçimlerine kadar.

Büyük ihtimal bunu çantada keklik sayıyor.

Öyle olmasına öyle de, 16 Nisan’da Hayır kazanırsa ne olacak peki?

Sandıktan gelecek bir ‘tersleme’, Türkiye içinde hangi karşı dinamikleri tetikleyebilir?

Çalkantılı sularda yüzüp duran Saray ve AKP alabora olabilir mi?

İşte bunu kestiremiyor Erdoğan.

Siyaset ustası, evet. Hesap kitap tamam.

Ama…

Hayır çıkarsa, ülke üzerindeki mengeneyi daha fazla sıkmaktan başka çaresi kalmayacağına göre, o mengene elinde kırılır mı, kırılmaz mı, bilemiyor.

O yüzden, önüne çıkan her kriz potansiyeline dört elle sarılıyor.”

*

Erdoğan’ın iktidarda kalmak için her şeyi yapacağından ve elindeki OHAL silahını herkese karşı kullanacağından emin olabiliriz.

Bu sefer Erdoğan’ı köşeye sıkıştıracak, tecrit edecek, bu silahını işlevsiz hale getirecek en geniş katılımı sağlayacak, kitlesel mücadele biçimleri bulmamız gerekiyor.

Bu sefer 7 Haziran sonrasıyla aynı duruma düşülmemesinin hayati önemi bulunmaktadır.

Burada sivil mücadele biçimlerinin; barışçıl ve kitlesel mücadele biçimlerinin hayati önemi ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’deki demokratik ve sosyalist hareket ne yazık ki, sivil ve kitlesel mücadele biçimleri alanında deneyimli değildir; bunun nasıl güçlü bir silah olduğunu ve önemini bilmez ve bunu bir tür pasifizm olarak görme eğilimindedir.

Soru şudur: OHAL’i Erdoğan kaldırmayacağına ve esas silah olarak kullanacağına göre, bizlerin OHAL koşullarında; yani şimdiki #HAYIR kampanyası olanaklarının bile olmadığı koşullarda; “Türk Milliyetçileri” ve “Devletin Bekası”cılarının Erdoğan’ın yanına geçtiği veya çekildiği; dolayısıyla bugünkü #HAYIR cephesinin zayıfladığı; buna karşılık aynı ölçüde de Erdoğan’ın güçlendiği koşullarda, nasıl kitlesel ve sivil bir direniş geliştirilebilir. Bunun üzerine en azından şimdiden düşünmek ve tartışmak gerekmektedir.

Örneğin, henüz #HAYIR’ın böyle yükselişte olmadığı, tam bir yılgınlık ortamında bulunulduğunda yaptığımız bir öneri olan, tamamen temel haklara dayanarak slogansız, bayraksız, sadece #HAYIR sözü içeren yazılarla her gün aynı yerde aynı saatlerde bulunma önerimiz, referandumdan sonra bu sefer örneğin #İSTİFA için düşünülebilir.

Elbette bu bir öneridir ve muhtemelen çok daha yaratıcı biçimler de ortaya çıkabilir.

Ama bunların en geniş katılımı sağlayacak ve devlet güçlerini hareket edemez; OHAL’i işlevsiz durumda bırakacak biçimler olması önemlidir.

Ayrıca referandumu beklemek de yanlıştır. Bizzat referanduma ulaşmak ve #HAYIR çıkarmak için de şimdiden, var olan OHAL’i işlevsizleştiren böyle sivil ve kitlesel bir mücadele gerekmektedir.

Çünkü hala ne referandumun yapılacağı kesindir ne de #HAYIR çıkacağı.

Şu anki elverişli ortam değerlendirilerek kitlesel ve sivil bir direniş başlatma büyük önem taşımaktadır ama ne HDP’nin, ne de diğer sosyalist örgütlerin böyle bir perspektifi bulunmamaktadır.

Bu nedenle hiçbir yankı olmayacağını bile bile yine de konuyu gündeme getirmeye çalışmak gerekmektedir ki yarın belki uygun koşullarda insanlara bir ilham verebilsin.

*

Bu vesileyle sivil direniş konusunu gündeme getiren bir yazıya dikkati çekmek istiyoruz. Bu yazının özellikle Politik İslam çevrelerinden gelmiş olması ayrıca önemlidir.

TR724 adlı sitede veya internet yayınında Umur Atay adlı bir konuk yazarın “Kötülüğe Esir Olmamalı! Yeni Bir Şeyler Yapmalı…” başlıklı bir yazısı yayınlandı.

Bu yazıyı aşağıya olduğu gibi aktararak konuya hem politik İslamcı kesimleri; hem de demokratları, sosyalistleri ve Kürt hareketini, yazarın ifadeleriyle “şiddeti dışlayan, ikna odaklı, olumlu hareket içeren bir eylem pratiği… Zulme karşı “isyan ahlakı” taşıyan bir eylem pratiği” üzerine şimdiden kafa yormaya davet etmek istiyoruz.

İlk elde Erdoğan’dan ve OHAL’den kurtulmanın tek yolu onu işlevsizleştirecek mücadele biçimleridir.

Bu aynı zamanda gerçekten demokrasiye giden bir yolun başlangıcı olabilir.

Ve ancak en pasif gibi görünen ama yüz binlerin, milyonların katıldığı eylemler içinde insanlar birer ırkçı, milliyetçi olmaktan çıkıp, birer demokrata dönüşmeye, kendilerini aşmaya başlayabilirler.

İnsanlar birer demokrata dönüşmeden Türkiye’nin demokrasiye geçmesi; dolayısıyla Kürtlerin üzerindeki baskı ve şiddetin son bulması olanaksızdır.

İnsanların demokrata dönüşmeleri için ise, milyonlarca insanın katıldığı en geniş kesimleri kapsayan ve buna uygun biçim ve içerikte eylemler gerekmektedir.

Ve referandum sonucu beklemeden, hatta Referanduma ulaşmak ve #HAYIR çıkarmak için şimdiden başlamaya da yönelik olarak “Biraz kafa yormalı”.

Aksi takdirde bu rehavet havası, Erdoğan’a geniş bir hareket alanı sunarak, Referandum’da #HAYIR’ı da, hatta referandumun yapılmasını da tehlikeye sokuyor.

Yarın 8 Mart, örneğin kadınlar böyle alışılmış sadece belli kesimlere hitap eden ve güçsüz gösteriler yerine, niye ülke çapında her kesimin kendini bulup katılacağı yukarıdaki önerimize benzer bir kitlesel sivil direniş hareketi başlatmasınlar?

Bunun için sadece sola egemen geleneklerin ve düşünce kalıplarının, ezberlerin dışına çıkmak bile yeter.

Aşağıda söz konusu yazı:

“TABLO SANDIĞIMIZDAN DAHA AĞIR BELKİ

Yüz binden fazla kişi işsiz kaldı. Çalışma özgürlükleri ellerinden alındı, açlığa mahkûm edildiler… Elli binden fazla kişi tutuklu, sayıları her geçen gün artıyor. Cezaevlerinden, gözaltından işkence haberleri geliyor… 130 dan fazla intihar olduğu söylenen (!) şüpheli ölüm var. Hitler döneminde bile bu kadar gazeteci, akademisyen ve yargıç tutuklanmadı! İşinden edilmedi. Açlığa mahkûm edilmedi. Yargı iktidarın sopası olarak kullanılıyor. Şimdi, tutuklu eşini ziyarete giden ev hanımlarına geldi sıra… Çocuklar perişan! Aileler darmadağın! İktidarın kendisi için tehlikeli gördüğü herkese sıra gelecek anlaşılan!

Tablo belki de sandığımızdan daha ağır. Bağımsız bir yargının, özgür medyanın olmadığı, düşünce özgürlüğünün bulunmadığı bir yerden sağlıklı hasar raporu almak mümkün olmuyor. Bilinen gerçek; zulüm artarak devam ediyor… Bir yol bulmalı, yeni bir şeyler yapmalı…

KÖTÜLÜĞE ENGEL, İYİLİĞİ YAYMAYA ARAÇ

AB ve ABD’nin üst yönetiminin, entelijansiyanın ülkemizde olanlarla ilgili şüphesiz bir fikri var. İnsan hakları ve demokrasinin evrensel standartları Batı’da belli. Ülkemizdeki uygulamaların buna uymadığını görüyorlar. Devletler kendi menfaati ön planda tuttuklarından şimdilik güçlü bir ses çıkarabilmiş değiller. Ya Batılı halkın, sıradan vatandaşın ülkemizde yaşanan zulümlerle ilgili olarak ne kadar bilgisi var? Duyurabildik mi onlara? Bizce ortaya konulacak ‘sivil itaatsizlik eylemleri’ ile yapılanları dünya kamuoyuna anlatmalı değil miyiz? Derdimizi anlatabilirsek hem o ülkelerin üst yönetimine baskı oluşturmayı sağlamış olacağız hem de toplumsal entegrasyon için yeni pencereler açmış olacağız… Sivil itaatsizlik eylemi hem kötülüğe engel olabilir hem de iyiliği yaymaya araç olabilir…

Sabır, sebat ve dua… Kötülüğe karşı en önemli duruş… Şüphesiz yerini hiç bir şey dolduramaz. Kötülüğü, her şeyin sahibine şikayet, zalimleri iflah etmeyecektir. Buna inancımız tam. Eksiklik olduğundan değil de fazlalık olsun diye; bununla birlikte zulmü dünya insanlarına duyurmak da gerekmez mi? Hiç yapılmadığı söylenemez. Sosyal medya zaman zaman etkili kullanılabiliyor. Zulmü tüm dünyaya daha etkili nasıl anlatabiliriz, buna kafa yormaya değmez mi? Daha fazlası için bir şeyler yapmalı…

İLGİ UYANDIRMAK İÇİN NE YAPILABİLİR?

Medya-sosyal medya dışında bilmediğimiz farklı mecralarda çalışmalar yapılıyordur belki. Bu çalışmalar etkili de oluyordur. Ancak tespit şudur ki; dünya kamuoyunun ilgisini ülkemizde yaşanan zulme tam olarak çevirebilmiş değiliz.

İlgiyi uyarmak için neler yapılabilir? Eylem pratiğimiz yok maalesef. Kendi değerlerimize uygun; şiddeti dışlayan, ikna odaklı, olumlu hareket içeren bir eylem pratiği… Zulme karşı “isyan ahlakı” taşıyan bir eylem pratiği… Medeni dünyaya karşı akıl-mantık süzgeci içinde sunabileceğimiz değer yargılarımıza ve zulme dikkat çekmek için bir eylem pratiği… yok maalesef. Henüz ortaya konabilmiş değil. Bir şeyler yapmalı…

Zamanı şimdi değilse ne zaman? Bütün projektörleri zalimlerin yüzüne tutacak bir yol; arayıp bulmalıyız. Yapılan zulümlere karşı “dikkat çekmek için” bir şeyler yapmalı… İrademizle ortaya koyacağımız gayret farklı bir Rahmeti celbedecektir belki de…

Umulur muydu kuzey yarım küredeki fırtınanın nedeninin güney yarım kürede mavi bir kelebeğin kanat çırpmış olması olsun… Kelebek kadar olsun bir şeyler yapmalı…Bir adım atarsak mesafeler kısalacaktır belki de… Zalimlerin yüzündeki maskeyi, maske olmaktan çıkartacak! Bir şey yapmalı…

HAKLI OLMANIN GÜCÜ YETER

Haklı davada çekimser kalacağımız bir durum yok. Haklı olmanın gücü yeter. Gücünü hoyratça kullananlar düşünsün gerisini… Yavuz hırsızlar düşünsün! Cesaret ve akılla bir şeyler yapmalı…

Gandi 1930’da 400 km’lik meşhur tuz yürüyüşüne tek kişi ile başladı, 12 bin kişi ile tamamladı. Britanya’ya karşı Hindistan’ın başkaldırmasına öncülük etti ve bu hamle bağımsızlıkla neticelendi. 1942’de Britanyalılara açık çağrıda bulunarak Hindistan’ı terk etmelerini istedi. Küçük adımlar büyük sonuçlar doğurmuştu…

Ebu Zer Gıfari (RA) ilk Müslümanlardan. Efendimiz’i (sav) duyunca görmeye geliyor. Görünce de Müslüman oluyor. İçi içine sığmıyor. O dönem müşriklerin merkezi Kâbe’de ilk eylemi gerçekleştiriyor. Meydan okuyor tüm putperestlere, zalimlere.

Müslümanlığını ilan ediyor! Şaşırtıyor müşrikleri. Bedel ödemekten çekinmiyor. Müslümanlığı ve küfrün zulmünü gündeme getiriyor. Kaç kişiye cesaret verdiği bilinmiyor. Biraz cesaretle bir şeyler yapmalı… Bizce bir şeyler…

BİRAZ KAFA YORMALI

Zulmün sıradanlaşmasına fırsat verilmemeli. Unutursak-unutturursak suç ortağı oluruz. İçerde bir şey yapma imkanı olmayan mağdurlar bir el bekliyor. Bir duruş bekliyor… İnayet eli uzanacak şüphe yok. Belki de inayet eli, uzanmadan önce o duruşu bekliyor…

Güneş doğacaksa batıdan doğacak.

Başlangıç; gazetecilere, yargı mensuplarına, annelere dikkat çekmek için bir şeyler yapmalı. Belki beyaz gül dağıtmalı… Çadır kurmalı… Bisiklet turu yapmalı vs. ne bileyim işte bir şeyler daha yapmalı…

Evrensel değerlere de uygun; bizce bir şeyler… Zalimden başka kimseyi rahatsız etmeyen bir şeyler… Ama ne? Biraz akıl, biraz cesaretle yeni yollar bulunmalı. Biraz kafa yormalı…”

7 Mart 2017 Salı

Demir Küçükaydın

@demiraltona

demiraltona

Yazılarımız şu adresteki blogta bulunuyor:

https://demirden-kapilar.blogspot.de/

Videolarımız şu adreste:

https://www.youtube.com/user/demiraltona

Yazılarımızı ayrıca ses dosyası olarak şurada paylaşıyoruz. Direk podcasttan veya indirerek dinlemek mümkün.

https://soundcloud.com/demirden-kapilar

Kitaplarımız buradan indirilebilir.

https://drive.google.com/open?id=0BxCB_Gtx8VYAcDREeTJVLW93MjA

AK PARTİ DOSYASI : Tayyip Erdoğan’ın Lise, Üniversite ve Askerlik Dönemleri ile Diploma Sorunsalı


Tayyip Erdoğan’ın Lise, Üniversite ve Askerlik Dönemleri ile Diploma Sorunsalı

Önemli, lütfen sabırla okuyun.

Erdoğan’ın Lise, Üniversite ve Askerlik Dönemleri ile Diploma Sorunsalı

Tayyip Erdoğan’ın diploması yine gündemde yani olmayan diploması.Diploma meselesinin önemi büyük. Çünkü diploması yoksa, cumhurbaşkanlığı düşer hatta düşmekle kalmaz; hiç cumhurbaşkanı olmamış kabul edilir.Attığı her imza geçersiz olur, yaptığı tüm atamalar düşer hatta onayladığı hükümet bile otomatik olarak düşer. Dokunulmazlığı kalkar. Silivri’yi boylar! O kadar kritik bir konu yani.

İLKOKUL

İsterseniz Tayyip Erdoğan’ın eğitim hayatına daha yakından bir göz atalım: 26 Şubat 1954 doğumlu. Kasımpaşa Piyale Paşa İlkokulu’nu 1965’te bitirmiş.İlkokul eylül ayında başlar. Yani 6 yaşında okula başlamış olsa 1960 yılının Eylül ayında ilkokula kayıt yaptırır.

1960-61, 1961-62, 1962-63, 1963-64, 1964-65 dönemlerinde okula devam eder. Kayıpsız bir şekilde mezun olur.Hiç belli etmiyor deseniz de demek ki ilkokul diploması var!

ORTAOKUL-LİSE

1965’te ilkokulu bitirdikten sonra İstanbul İmam Hatip Lisesi’ne giriyor.O yıllarda orta kısım 4 yıl, lise kısmı ise 3 yıl, toplamda 7 yıllık eğitim veriyor.

1965-66, 1966-67, 1967-68, 1968-69 dönemlerinde orta kısım 1969-1970, 1970-71, 1971-72 yıllarında lise kısmı.Yani Tayyip Erdoğan’ın 1972 yılında İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden mezun olması gerekir.

Fakat 1973’te mezun olmuş!

1 yıllık bir kayıp var, acaba Tayyip Erdoğan 1 yılı tekrar mı etti? Yani sınıfta mı kaldı? Lise yıllarında pek başarılı bir öğrenci olmadığını zaten arkadaşları da aktarıyor.

Süleyman Demirel’den Turgut Özal’a kadar tüm devlet liderlerinin ilkokul karnelerine kadar, aldıkları tüm notları biliyoruz.Öyle ki Osmanlı döneminde okuyan Mustafa Kemal’in bile okul sicilleri, karneleri, ders notları elimizde.Fakat Tayyip Erdoğan’ınki yok!

Neden?

Kasımpaşa Piyalepaşa İlkokulu veya İstanbul İmam Hatip Lisesi, böylesine önemli bir mezun verdiğine göre, o talebenin tüm sicil defterini, karnelerini, okul notlarını çerçeveletip okul girişinde neden sergilemez? Biz cumhurbaşkanımızın ortaokul veya lisede sınıfta kalıp kalmadığını bile bilemiyoruz!

ÜNİVERSİTEYE NASIL GİRDİ?

Aslında bu lise son sınıf devresinin üzerinde durmak gerek çünkü o iki yıl çok kritik.

12 Mart dönemi… 1971-73 arası… Artık lisede reşit bir öğrenci…

1973’te İmam Hatip’ten mezun oluyor ama üniversiteye girme hakkı yok çünkü o tarihlerde, İmam Hatip mezunları İlahiyat dışında bir bölüme giremiyorlar. Girmek isteyen olursa normal bir liseden diploma almak zorunda. Tayyip Erdoğan da çok dini bütün bir insan olduğu için İlahiyat’ta okumak istemiyor, Ticari İlimler okumak istiyor!

Bunun için de önünde bir yol var. Lise fark derslerini verip bir diploma alıp, üniversiteye girebilir. Ortaokul-lise döneminde 1 yıl sınıf kaybı olan Tayyip Erdoğan, 1973 Haziran’ında liseyi bitirip eve kapanır, ders çalışır ve Ekim ayında Eyüp Lisesi’nden diploma alır! Sonra bu diplomayı alır ve Aksaray Ticari İlimler Akademisi’nin yolunu tutup orada kayıt yaptırır.

Lise fark diploması neden yok!

1973 yılında Ekim ayında yine de üniversiteli sayılamaz çünkü kayıt yaptırdığı yer üniversite değil akademidir. Bir tür yüksekokul ama dört yıllık üniversite değil!

1973’te kayıt yaptırırken akademiye iki adet diploma sunmuş olması gerekir.

Birincisi, İstanbul İmam Hatip Lisesi diploması, ikincisi Eyüp Lisesi diploması. Bildiğimiz kadarıyla İmam Hatip diploması var ama Eyüp Lisesi diploması yok! Eyüp Lisesi, bu pırlanta öğrencisini mezunları arasında saymasına rağmen, diplomasını çerçeveletip okul girişine asmamış! Kaldı ki Eyüp Lisesi’nde verdiği kaç fark dersi var, bu sınavlar ne zaman yapılmış, bu sınavlardan kaç almış, bu kayıtlar da ortada yok.Eyüp Lisesi’ne ait öğrenci numarası ve sicil kaydı yine yok. İnsan ister istemez meraklanıyor, nerede bu diploma? Ya da var mı böyle bir diploma!?

Hadi diyelim Eyüp Lisesi bu kadar ihmalkâr, Aksaray Ticari İlimler Akademisi’nde her iki diplomanın da orijinali ya da noter onaylı bir sureti olmak zorunda.Eğer Aksaray Akademisi sonradan Marmara Üniversitesi haline dönüştüyse o zaman da Marmara Üniversitesi’nde, Tayyip Erdoğan’a ait bir pembe karton kapaklı sicil dosyası olmalı. Burada da bu diplomalar olmalı! Fakat yok!

Sahi, nerede bu Eyüp Lisesi diploması?!

ÜNİVERSİTE YILLARI

Gelelim akademi günlerine…1973 yılında akademiye girmiş. Normal şartlar altında, 1976 yılında mezun olması gerekir çünkü okul 3 yıllık. Fakat mezuniyet tarihi 1981! 3 yıllık okulu 8 yılda bitirmek! Hadi hakkını yemeyelim. Son yılı şubat döneminde bitirmiş yani yarım sene eksiği var.

Yine de sayalım: 1973-74, 1974-75, 1975-76, 1976-77, 1977-78, 1978-79, 1979-80, 1980-81. Yine 7.5 yıl ediyor! Burada hemen bir duralım; 8 Aralık 2013 tarihine dönelim ve Başbakan Tayyip Erdoğan ne demiş okuyalım:

“Üniversitelilere sınırsız af diye bir şey tanımıyoruz.Çünkü bu öğrenciler üniversiteleri terör alanına çevirdiler. Hazırlığımızı yapıyoruz, 6-7 yıl içinde bitirdin bitirdin. Bitiremedin güle güle?” dedi.

Sen 3 yıllık Akademi’yi 7.5 yılda bitir fakat 4-5 yıllık üniversiteyi 6-7 yılda bitiremeyen öğrencileri okuldan şutla! 3 yıllık okulda 7.5 yıl öğrencilik.. Lise döneminde 1 yıl kaybı olan bir öğrenci için normal bir kayıp diyebilirdik belki.

Fakat biliyoruz ki lisede 1 yıl kaybeden Tayyip Erdoğan, 1973 yazından itibaren çok çalışkan bir öğrenci olmuştur ve fark derslerini bir çırpıda vermiştir!

Hadi diyelim tekrardan biraz tembelleşti ya da rehavete kapıldı.Fakat 3 yıllık okulda, 7,5 yıl kayıt silmeden kimseyi tutmazlar! Birinci olasılık; kaydı silindi, diploması o yüzden yok! İkinci olasılık; kaydı silindi ama 1981’de afla geri döndü ve okulu bitirip diplomayı aldı. Fakat her iki durumda da kayıt silme belgesinin olması gerekir.

NEREDE BU BELGE?

Afla döndüyse başvuru belgesi nerede?

ARKADAŞSIZ ÖĞRENCİLİK

Aslında bu da üzerinde çokça durulan bir konu. Tayyip Erdoğan’ın üniversite arkadaşı hiç yok. Onu tanıyan, bilen, gören, duyan kimse yok. Düşünsenize,sizinle aynı sırada oturan, aynı sınıfınızdaki arkadaşınız, önce Büyükşehir Belediye Başkanı oluyor, sonra Başbakan ve şimdi de Cumhurbaşkanı fakat bir üniversite arkadaşı bile çıkmıyor.Üstelik, İmam Hatip arkadaşlarıyla çok sıkı bağlarını onlarca yıl sürdüren vefalı bir arkadaştır Tayyip Erdoğan.Ve yine tüm arkadaşlarını kollayan, onlara iş veren biri. Neden bir okul arkadaşı çıkmaz şu akademiden?

İKİ KRİTİK YIL: 1971-1981

İsterseniz Tayyip Erdoğan’ın lise ve üniversiteden mezun olduğu ya da mezun gözüktüğü veya gösterildiği iki yıla odaklanalım. 1972’de bitirmesi gereken liseden 1973’te mezun oluyor.

Yıllar 1971 darbesi dönemi… MİT’in İslami kesimler içine sızdığı yollar…

Mümtaz’er Türköne 5 Temmuz günü şu satırları yazdı:

“70’lerin başına ait bir hikâye.. Üniversitede okurken polisler sebepsiz yere Siyasî Şube’ye alıyor; iyi polis-kötü polis muhabbeti ile korkutucu bir sorgudan geçiriliyor. En nihayetinde üçüncü bir kişi ‘bize çalışacaksın’ diye meseleyi bağlıyor. İslâmcı dostum, ‘Ben reddettim, ama çevremde aynı tezgâha düşüp teklifi kabul eden çok sayıda tanıdığım olduğunu anladım’ diye bitirdi hikâyeyi.” Ertesi gün Ali Bulaç açıklama yaptı. O kişi benim ve olay doğrudur diye…

1970’LERIN BAŞI…

Liseyi bir yıl uzatan bir isim, kendi ifadesine göre İslamcı hareketin içinde yer alan bir isim Tayyip Erdoğan! Acaba? 10 yıl ileriye gidelim ve 12 Mart’tan 12 Eylül darbesi dönemine gelelim.1976’da bitirmesi gereken Akademi’yi 1981’de bitiriyor.

Tesadüf yine darbe dönemi.

Her iki darbe döneminde de Tayyip Erdoğan’a kimse dokunmuyor. Kendi ifadesi ile İslamcı gençliğin en önde gelen lideri olduğu halde.12 Eylül’ün en önemli nedeni olarak gösterilen Konya mitinginin başında olduğu, İstiklal Marşı okunurken oturma eylemi yaptığı halde… Diğer İslamcılar hapse atılırken, Tayyip Erdoğan’a üniversite diploması veriliyor!

MİT AJANI MI?

Aslında diplomalardaki tutarsızlıklar, başka bir şeyin göstergesi. Akademi’ye nasıl girdi? Neden hiç devam etmedi? Neden ve nasıl diploma alabildi? Bunun ülkemizde tek açıklaması olabilir:

Ya Emniyet ya da MİT elemanı ya da personeli olmak!

Tayyip Erdoğan’ın okul yıllarındaki karanlık, ancak MİT arşivine bakılarak aydınlatılabilir.

SAHTE GEÇİCİ MEZUNİYET BELGESİ

Gelelim işin sahtecilik kısmına. Tayyip Erdoğan’ın elinde 1981 yılında aldığı geçici mezuniyet belgesi var. Fakat bu geçici mezuniyet belgesi mühürsüz, resimsiz, imza sahte. Bir belgede üç ayrı kalpazanlık! Mühürsüz mezuniyet belgesi asla olamaz. Mühürsüz hiçbir devlet evrakı olamaz. Mühür varsa devlet vardır, mühür yoksa devlet yoktur! Kaldı ki Tayyip Erdoğan’la aynı yılda ve dönemde geçici mezuniyet belgesi alanların evrakında mühür de var, fotoğraf da var. Üstelik imzalar farklı.

TAYYİP ERDOĞAN’IN GEÇİCİ MEZUNİYETİNDEKİ DEKAN DOÇ. DR. SİNAN ARITAN’IN İMZASI İLE DİĞER GEÇİCİ MEZUNİYET BELGELERİNDEKİ DEKAN DOÇ. DR. SİNAN ARITAN’IN İMZASI FARKLI

Belli ki Tayyip Erdoğan, askerliğini yedek subay olarak yapmak için bir sahte belge düzenlemiş. Belki kendi isteğiyle belki de üstlerinin yönlendirmesiyle. 1982 yılının askerlik belgelerine bakılarak, Tayyip Erdoğan’ın nasıl yedek subay olabildiği araştırılabilir. Askerlik şubesindeki dosyasında neler var? Askeri birliğindeki dosyasında ne evraklar var?

YEDEK SUBAY KANTİNCİ?

Kaldı ki burada da bir başka sıkıntılı durum var. Tayyip Erdoğan, kendi hayat hikayesini anlatırken askerliğini 1979 yılında yaptığını anlatıyor. Fakat askerlik kayıtları 1982’yi gösteriyor. (Bu arada Soner Yalçın, Kayıp Sicil’de 1983 olarak belirtmiş) Öyle garip bir durum ki askerliğini 1979’da yaptığına dair gazete kupürleri ve bir de asker şapkalı bir resim var. Bellek yanılır. Çünkü insan yanılır. Fakat bir insan askerliğini 1982’de yapıp da 1979’da yaptığını anlatamaz.

Basit bir nedeni var; 1980’de darbe oldu. Tayyip hem 1979’da askerlik yaptığını iddia ediyor hem de1980’de darbede gözaltına alınıp Metris’e atıldığını. Herkes Metris yalanına gülüyor, bir caka satma olayı diye. Fakat daha vahimi, Tayyip, Metris kurulduğunda Metris’i kuran ordunun yedek subayı! Üstelik bunu da karıştırıyor. Burada hemen askerlik parantezi de açalım derim. Tayyip’in askerlikle ilgili de bir fotosu ve arkadaşı yok!

Tıpkı üniversite gibi..

Kantinci olduğunu söylüyor fakat yalnızca tek başına çekilmiş bir fotosu var. Bu arada Ergün Poyraz’ın yayımladığı askerlik belgesinde kantin subayı değil takım komutanı gözüküyor. Yoksa diyorum, bu belge de mi sahte?

Garip değil mi?
Hem hayalet öğrenci hem hayalet asker…
Bu işte sizce bir MİT yeniği yok mu?

Tayyip Erdoğan’ın askerlik fotosu olmadığı için şüpheler oluşunca, Rize Müftüsü Yusuf Doğan bir foto yayımladı Tayyip Erdoğan’ın da olduğu. Fakat Yusuf Doğan askerliğini 1983’te Kıbrıs’ta yapmıştı! Her yalanı kapatmak için başka bir yalan çıkıyordu piyasaya.

SAHTE DİPLOMA

Aslında üniversiteden diploma almanız şart değildir; geçici mezuniyet belgesiyle de pek çok işleminizi yapabilirsiniz. Prosedür şöyledir:

Okuldan mezun olduğunuz an, üniversite size bir geçici mezuniyet belgesi verir. Ama hemen akabinde diploma da hazır olur ve diplomalar arşivinde saklanır. Siz okula gittiğinizde öğrenci işlerine gider ve ben diplomamı almamıştım dersiniz, arşivden çıkartıp verirler. Yani zaten hazır olan diploma size verilir, yeniden bir diploma düzenlenmez! Tabii verirlerken imzanızı alırlar, teslim tesellüm belgesi ile.

Tayyip Erdoğan, 1981’de mezun olduğunda Akademi mevcut. O yıl içinde mutlaka diploma hazırlanmış olmalı.1982 yılında Akademi Marmara Üniversitesi’ne bağlandı ise bu diploma, arşivle birlikte Marmara Üniversitesi arşivine devredilmiş olmalı. Yani Tayyip Erdoğan’ın elinde, üzerinde Marmara Üniversitesi yazmayan bir diploma mutlaka olmalı! Ama yok!

Marmara Üniversitesi, eski diplomaları imha edemez; saklamak zorundadır. Bir imha kararı alınacaksa, bu da üniversitenin karar defterinde yazılı olmalı. Kararsız imha olamaz fakat böyle bir karar da yok!

DİPLOMA İHTİYACI

Aslında Tayyip Erdoğan’ın bir diplomaya da ihtiyacı yok ki. Bir dönem muhasebecilik yapıyor, sonra particilik… Ondan diploma isteyecek kimse yok. Zaten 1981’de mezun olan Tayyip Erdoğan,1994 yılına kadar okula uğramıyor ve diploma da almıyor.1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday oluyor. İşte o tarihte diploma gerekiyor. Ya da kendisi öyle hissediyor. YSK’ye bir diploma veriyor.

Dikkat edin; tarih 1994!
Peki, bu diploma nerede? Evet, bu diploma ortalıkta yok! İki diploma, ikisi de sahte!!! Fakat Ergün Poyraz bu diplomayı yayımladı.

Ne zaman?
Tam da cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında. 26 Eylül 2015’te Oda TV haber sitesinde…Fakat bu tarihte başka bir şey daha olmuştu; Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı adayı olunca, Yusuf Halaçoğlu, Tayyip Erdoğan’ın 4 yıllık üniversite mezunu olmadığını, bu nedenle aday olamayacağını açıklamıştı.

Peki, ne oldu?
Bunun üzerine Marmara Üniversitesi hemen Tayyip Erdoğan’a bir diploma düzenleyip verdi. Artık diploması vardı!

FAKAT BÜYÜK BİR HATA YAPMIŞLARDI: VERDİKLERİ YENİ DİPLOMAYLA 1994’TE TAYYİP ERDOĞAN’IN YSK’YE SUNDUĞU DİPLOMA FARKLIYDI!

Yani iki diploması vardı artık Tayyip Erdoğan’ın ve ikisi de birbirinden farklıydı. İki sahte diploma!

KİM SAHTEKÂR?

Marmara Üniversitesi’nin bir kabahati yoktu aslında. Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması gerekiyordu ama diploması yoktu. Mecbur bir diploma vereceklerdi. Yoksa hapsi boylarlardı. Onlar da kendilerince bir diploma hazırladılar. Ve tam da o dönemde İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Mahkemesi, Marmara Üniversitesi’nin diploma erişim linkine erişimi yasakladı.

Bir haltlar karıştırıyorlardı ve bu ortaya çıksın istemezlerdi. Yalnızca bu karar bile ortada bir kalpazanlığın olduğunun kanıtıdır. Erişim engellendi, üniversite rektörlüğü sahte diplomayı üretti ve açıkladı. Fakat üniversitenin Tayyip’in daha önce bir diploma aldığından (ya da kendisinin hazırladığından) haberi yoktu ve şimdi iki diploma birbirini tutmuyordu. Sıkıntı şuradaydı; üniversite bir kişiye 1994’te diploma verdi ise, bunu bilirdi.

Belli ki Tayyip Erdoğan, bu diplomayı üniversiteden almamış; kendisi hazırlamıştı, o nedenle üniversitede kaydı da yoktu. Eğer üniversiteden alınmış olsaydı, bu kaydı gören üniversite Tayyip Erdoğan’ı uyarır, “siz zaten daha önce bir diploma almışsınız” derdi.

Gerçekten de aldığınız diplomayı kaybedebilirsiniz, çaldırabilirsiniz vb. Böylesi durumlarda bir kayıp ilanı çıkartır, o ilanla başvurur, o kayıp ilanı üzerine üniversite size yeni bir diploma verir. Ama işte bu prosedür de uygulanmamıştı.

Biri Tayyip Erdoğan’ın hazırladığı, diğeri Marmara Üniversitesi’nin hazırladığı iki ayrı diploması olan Ve ikisi de sahte olan bir cumhurbaşkanımız var. Ne kadar övünsek azdır.

MARMARA’NIN SAHTE DİPLOMASI

Marmara Üniversitesi’nin yeni hazırladığı diploma da baştan aşağı sahteydi. Nasıl mı?

Diplomada 1981 Şubat mezunu yazıyor. Ama üniversitelerde Şubat diye bir dönem yoktur. Güz dönemi ya da yaz dönemi yazması gerekir. Üniversitenin altında dekan olarak Prof. Dr. Ömer Faruk Batırel ismi ve imzası var. Fakat Ömer Faruk Batırel o dönemde ne dekan ne de profesör…

Geçici mezuniyet belgesindeki öğrenci numarasıyla diplomadaki öğrenci numarası da birbirini tutmuyor üstelik! Ve bir üniversite böyle abuk sabuk bir diploma düzenler mi?

Bu sahte diploma üzerine yazılar çıkmaya başlayınca, AKP’nin internet trolleri bir belge yaymaya başladılar internet üzerinde. İngiltere’den Principal Forensic Service adlı bir adli kuruluştan, Anthony Stockton’un diplomayı incelediği ve doğruluğunu onayladığı iddia ediliyordu.

Sonra Nokta dergisi uzmana ulaştı, uzman çok şaşırdı: ne böyle bir belge incelemişti ne de böyle bir rapor vermişti. Yani sahte diplomanın sahte olmadığını ispatlamak için sahte bir rapor düzenlemişlerdi. Eee, reislerine özenmişlerdi doğal olarak.

DİPLOMASIZ BAŞKANLIK

Diyelim ki üniversite diploması sahte.
“Kim ne yapabilir ki?” mi diyorsunuz?

Yanılırsınız. Hukuk sistemi, bir anda ters bir hamle yapabilir. İşte o zaman Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığı mevkisini yitirebilir. Zaten o da bu riski görüyor, o nedenle Başkanlık sistemini istiyor. Başkan olursa, başkanlık yeter şartı olarak “üniversite mezunu olmak” aranmayacak. Zaten 2007’den itibaren yaptıkları Anayasa taslaklarında cumhurbaşkanının ilkokul mezunu olması yeterliydi!

Tabii Tayyip Erdoğan yerine Abdullah Gül cumhurbaşkanı oldu ve o Anayasa değişikliğine gidilmedi. Bu arada da Tayyip Erdoğan sahte diplomayla cumhurbaşkanı oldu, üstelik anayasa değişikliği de yapılmamıştı. İşte o nedenle üniversiteye erişim engeli kondu.

DİPLOMA SAHTE DEDİ, ÖLÜ BULUNDU

Ama bu dönemde sadece erişim yasağı konmadı, bir de şüpheli bir ölüm gerçekleşti. Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklayınca, onunla aynı dönemde Aksaray Ticari İlimler Akademisi’nde okuyan muhasebeci Ömer Başoğlu, “Recep Bey’in Diploma Kalpazanlığı” başlıklı bir video hazırladı ve facebook sayfasından paylaştı. Sonra olanlar oldu: Video ortadan kaybedildi.

Banka hesabı bile bloke edildi. Ve bir gün Ömer Başoğlu evinde ölü bulundu. Kimilerine göre zaten ölümcül hastalığı vardı ama zamanlaması pek manidardı.

DİPLOMA KAYDI YOK!

Son olarak, Ankara’da görülen dava haber olunca, Oda TV muhabiri bir uyanıklık yaparak yeni bir haber yaptı. Marmara Üniversitesinin diploma sorgulama bölümü vardı. Link üzerinden ister isim yazarak, ister TC kimlik numarası ve okul numarası ile diplomanız var mı yok mu, sorgulayabiliyordunuz. Muhabir Tayyip Erdoğan için arama yaptı, diploma kaydı yoktu! Ne olur olmaz diye, bu defa videoya da kaydetti. Bu haber üzerine 29 Mayıs tarihinde ben de aynı aratmayı yaptım, Tayyip Erdoğan’ın diploma kaydı yoktu.

Attığımız twitlerle olayı duyurunca, sahte diploma Türkiye’nin en çok konuşulan olayı haline geldi. Ve bunun üzerine Marmara Üniversitesi, sorgu bölümünü değiştirdi. Artık Tayyip Erdoğan’ın diploma kaydı var!

SAHTE DİPLOMAYA DAVA AÇMIYOR!

Kısacası olay basit bir sahtecilik değil. Organize ve ısrarlı bir sahtecilik sürüyor. Ve her şeye dava açan Tayyip Erdoğan, bu sahtecilik iddialarına dava açmıyor. Şimdiye kadar bana 7 dava açmıştı, diploma ile ilgili yazıma dava açmadı. Ergün Poyraz’ın iddialarına da dava açmadı, Yalçın Küçük’e de Yusuf Halaçoğlu’na da…

Garip bir durum değil mi?

TAYYİP ERDOĞAN’IN DİPLOMASI SAHTE Mİ DEĞİL Mİ?

NASIL ANLAŞILIR?

İlkokula kayıt olursunuz. Kayıt olduğunuz andan itibaren size bir ilkokul numarası verilir.

Bu sizin ilkokul “kimlik” ya da “sicil” numaranızdır.
İlkokulda her yıl sonu bir karne alırsınız.

Bu karneler size verilir ama okul kütüğünde tüm karneler sizin sicil defterinize kaydedilir. Bu defterler atılmaz; saklanır. İlkokulu bitirirken size bir diploma verilir. Diploma verildiği andan itibaren mezun olursunuz. Bir işe başvuracak olursanız, o diplomayı, aslını ya da fotokopisini ya da noter onaylı bir suretini işyerinize sunarsınız. Eğer orta eğitime devam edecekseniz bu diplomanın aslını gireceğiniz ortaokula teslim edersiniz. Ortaokulda da aynı prosedür devam eder. Yeni bir numaranız, yeni bir sicil kaydınız olur.

Ortaokuldan mezun olurken de yine bir diploma alırsınız. Sonra lise hayatı başlar, liseye girerken bu defa ortaokul diplomanızı liseye teslim edersiniz.

Yeni bir numara ve yeni bir sicil defteri…Liseyi bitirirken de yine bir diplomanız olur. Üniversiteye girerken de o diplomayı teslim edersiniz. O halde üniversiteye girerken mutlaka ve mutlaka bir diploma teslim etmeniz gerekir. Bu teslim edilen diplomayı üniversite saklar. Üniversiteyi bitirirken üniversite size bir diploma verir. Peki, üniversite mezununun elinde ne kalmıştır?

Sadece bir üniversite diploması…Peki, lise diploması?

O hâlâ üniversite arşivindedir ve saklanır. Marmara Üniversitesi’nin diploma belgesi sunması yeterli değildir. Tayyip Erdoğan’ın İstanbul İmam Hatip Diploması ve Eyüp Lisesi diploması şu anda Marmara Üniversitesi’ndedir. Üniversite acilen bunları da kamuoyuna sunmak zorundadır.

Yani orijinallerini…
Karbon testine sokalım görelim…
Ha tabii varsa böyle bir diploma.
Peki, bu yeterli mi?

Elbette değil.Tayyip Erdoğan’a ait tüm okul kayıtlarını da çıkartmak zorundalar. Hangi dersleri almış, hangi dersten kaç puan almış bilelim.

Fakat
Lise diploması yoksa, ders geçme belgeleri yoksa…
Diploma da yok sayılır.

LİNK : http://nacikaptan.com/?p=44605

Nacikaptan

SİYASİ DOSYA /// VİDEO : Prof. Dr. Ümit Özdağ Erdoğan’ın başkanlık sisteminin gerçeklerini s ırayla açıklıyor


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=WaVAgnft_dE

AFRİKA DOSYASI : Türkiye’nin Afrika Politikası ve Tayyip Erdoğan’ın Tanzanya, Mozambik ve Madagaskar Ziy aretleri


Büyükelçi (E) Prof. Dr. Ali Engin OBA, Çağ Üniversitesi, TASAM Başkan Danışmanı

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 22-26 Ocak 2017 tarihlerinde Doğu Afrika’da Tanzanya, Mozambik ve Madagaskar’a yaptığı resmi ziyaret başarılı geçmiş, Türkiye’nin Afrika politikasının etkinliği açısından çok yararlı olmuştur.

Sayın Cumhurbaşkanımız, 22-23 Ocak tarihlerinde Tanzanya Cumhurbaşkanı Dr. John Pombe Joseph Magufuli ile biraraya gelmiş, her iki Cumhurbaşkanı heyetler arası görüşmelere başkanlık etmişlerdir.

Sayın Cumhurbaşkanımız, 24 Ocak’ta Mozambik’e geçerek, Cumhurbaşkanı Filipe Jacinto Nyusi ile görüşmüş ve iki ülke heyetleri arasındaki müzakerelere katılmıştır. Bu ülkeye, ülkemizden, Cumhurbaşkanı düzeyinde ilk ziyarettir.

Sayın Cumhurbaşkanımız daha sonra Madagaskar’a geçmiş ve 25 Ocak’ta Madagaskar Cumhurbaşkanı Hery Rajaonarimampianina ile görüşmelerde bulunmuştur. Bu ziyaret de, Türkiye’den bu ülkeye Cumhurbaşkanı düzeyinde gerçekleştirilen ilk resmi ziyarettir.

Bu ziyaretler sırasında, ikili ilişkiler, Afrika kıtasının sorunları ve uluslararası konular ele alınmıştır. Ayrıca, düzenlenen İş Forumları’yla geziye katılan iş adamlarımız muhataplarıyla biraraya gelerek işbirliği olanaklarını değerlendirmişlerdir.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın göreve başladığı Ağustos 2014’den bu yana, Afrika kıtasına gerçekleştirdiği bu 4. ziyaret, daha önceki üç turda yaptığı 9 ülke ziyareti, ezcümle, Somali, Etiyopya, Cibuti, Fildişi Sahili, Gana, Gine, Nijerya, Uganda ve Kenya ile Güney Amerika ziyareti dönüşlerinde Senegal eskali yanında ele alındığında, Türkiye’nin Afrika politikasını derinleştirmek ve yeni işbirliği alanları sağlamak amacına yönelik olduğu görülmektedir.[1]

Ülkemizi, 2015 ve 2016 yıllarında Fildişi Sahili, Gabon, Somali, Mali, Benin ve Gine Cumhurbaşkanları ziyaret etmişlerdir. Ayrıca, Bakan düzeyinde ise Karma Ekonomik Komisyon toplantıları olmak üzere çeşitli vesilelerle karşılıklı ziyaretler gerçekleştirilmiştir.

Türkiye, Afrika ülkeleri Dışişleri Bakanlıkları arasında istişarelere de önem vermektedir. 2016 yılı içinde Eritre, Kongo Demikratik Cumhuriyeti ve Moritanya ile siyasi istişareler düzenlenmiştir.

Türk dış politikası, Soğuk Savaş sonrası dönemde Afrika’yı önemli bir etkinlik alanı haline getirmeyi başarmıştır.[2]

Afrika’nın, 21. yüzyılda yeni bir aktör olarak uluslararası ilişkilerde önemli bir rol oynaması beklenmektedir. [3] Ayrıca, Afrika ekonomik açıdan da Doğu Asya’dan sonra, dünyanın en hızlı büyüyen bölgesidir. [4]

Sahra Altı Afrika ülkeleriyle son yıllarda, her alanda geliştirmeyi başardığımız ilişkiler sayesinde, Afrika’ya yönelik Türk Dış Politikası başarılı olmuştur. 1998’den beri devam eden Afrika’ya açılım politikamız 2013’te yerini Afrika ortaklık politikasına bırakmıştır. Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi’nin Üçüncüsünü 2019 yılında yapılması beklenmektedir.

Türkiye ile Afrika ülkeleri arasındaki ticaret hacmi 25 milyar dolara ulaşmış bulunmaktadır. Türk Hava Yolları, Afrika’da 40 noktaya uçmaktadır. Bugün, Türkiye Afrika’da 39 Büyükelçilik ile etkinlik sağlamayı başarmıştır. Ankara’da da 32 Afrika ülkesinin Büyükelçiliği bulunmaktadır.[5] 5.000 Afrikalı öğrenci de devletin tam bursu ile ülkemizde eğitim görmektedir.[6] TİKA’nın Afrika’daki 16 bürosu aracılığıyla dağıttığı kalkınma yardımları da Afrika politikamıza ayrı bir etkinlik sağlamaktadır. Nitekim, Türkiye’nin resmi kalkınma yardımlarının yaklaşık üçte biri Afrika ülkelerine yapılmaktadır.[7] Türkiye’nin, ayrıca, Afrika’ya yaptığı doğrudan yatırımların toplam değeri 3.6 milyar doları aşmıştır. Bugün, Etiyopya’da 148 firmamız bulunmakta ve bunlar 30.000 yerel personele istihdam imkanı sağlamaktadırlar.[8]

Yukarıda ortaya konulan olumlu tablo ışığında Sayın Cumhurbaşkanımızın 2014’ten beri yaptığı, bir gelenek halini alan bu ziyaretleri, Afrika’da liderler seviyesinde sorunların daha kolayca çözüldüğü gerçeği karşısında, ikili ilişkilerdeki pürüzlerin giderilmesine, ekonomik ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunduğu bir gerçektir.

Afrika, yükselen güçlerin ilgi alanı haline gelmiştir. Bu kıtada ülkemiz, Çin, Brezilya, Güney Kore, Hindistan, Japonya ve Güney Afrika ile rekabete girmek durumundadır.[9] Son zamanlarda, eski sömürgeci güçlerin, İngiltere, Fransa, Portekiz, Belçika ile diğer büyük devletlerin ABD, Rusya, Almanya’nın da Afrika’ya göstermeye başladıkları ilgi nazara dikkate alınırsa, Türkiye’nin Afrika politikası bundan sonra, önemli bir rekabet ortamı içinde bulunacaktır. Bu nedenle, Afrika’ya yönelik politikamızın ileriki dönemde eski başarısını sınırlayıcı durumlarla karşılaşmaması önem arzetmektedir.

Bu yeni durumu göz önünde bulunduran politikalara öncelik verilmesi gerekecektir. Bu politikaların başında da, Afrika’ya ilgi duyan diğer yükselen güçlerin yapmaya başladıkları gibi, Kıta’da, Türk diasporasının meydana getirilmesi için gereğinin yapılmasıdır.

Türkiye, bugüne kadar başarıyla yürüttüğü, Afrika ile ilişkilerini daha da ileriye götürmekten vazgeçmemeli ve politikalarını, ortaya çıkacak güçlüklerin üstesinden gelecek şekilde tespit etmelidir.

[1] Sayın Cumhurbaşkanımızın Tanzanya, Mozambik ve Madagaskar ziyaretlerine ilişkin basın açıklaması (www.tccb.gov.tr).

[2] Ali Engin Oba, “Tarihsel Gelişim Işığında Türk Dış Politikası ve Afrika, Afrika’nın Türk Diplomasisi’nin Etkinlik Alanı Haline Gelmesi”, 15-16 Kasım 2014’te Türk Tarih Kurumu tarafından Cibuti’de düzenlenen Afrika’da Türkler Sempozyumu’na sunulan bildiri.

[3] Mevlüt Çavuşoğlu, “2017 Yılına Girerken Dış Politikamız”, Dışişleri Bakanlığı’nın 2017 Mali Yılı Bütçe Tasarısı’nın TBMM Genel Kurulu’na Sunulması Vesilesiyle Hazırlanan Kitapçık, s. 119.

[4] Çavuşoğlu, a.g.e., s. 119.

[5] Çavuşoğlu, a.g.e. s. 120.

[6] İbrahim Kalın, “Turkey’s Win-Win Policy in Africa”, Daily Sabah, 28 January 2017.

[7] Çavuşoğlu, a.g.e. s. 121.

[8] Çavuşoğlu, a.g.e. s. 121.

[9] Bu konuda bakınız: Sebastien Sandanter (sous la direction de), L’Afrique, Nouveau Terrain De Jeu Des Emergents, Karthala, Paris, 2014.

YENİ DÜNYA DÜZENİ DOSYASI : Mossad’ın sitesi yayınladı… ‘Erdoğan-Putin-Trump’ 3’lü pakt iddi ası / Gülen’e karşılık Snowden


Putin’in Trump’a Edward Snowden’ı, Trump’ın ise Erdoğan’a teröristbaşı Fetullah Gülen’i teslim edebileceği iddia edildi.

İsrail istihbaratı Mossad’a yakınlığı ile bilinen Debka sitesi, “Suriye ve Irak’ta DEAŞ’in köklerini sökmeye yönelik savaşta ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında üçlü bir pakt” olasılığından söz etti ve bu çerçevede Putin’in Trump’a Edward Snowden’ı, Trump’un ise Cuhmurbaşkanı Erdoğan’a teröristbaşı Fetullah Gülen’i teslim edebileceğini iddia etti.

DEAŞ’İN KÖKLERİNİ SÖKME SAVAŞI

Debka, ABD’li NBC News’ın Vladimir Putin’in medyaya gizli verileri sızdırdıktan sonra Moskova’ya sığınan eski NSA analisti Edward Snowden’ı Donald Trump’a teslim etmeyi değerlendirdiğine ilişkin haberine dikkat çekerek girdiği analizinde bu tür söylentilerin de, “daha geniş bir planın bir parçası” olduğunu, Trump yönetimince Trump, Putin ve Erdoğan arasında “Suriye ve Irak’ta DEAŞ’in köklerini sökme savaşı için üçlü bir pakt” konusundaki “gizli pazarlıklarla ilgili halkın tepkisini ölçmek amacıyla sızdırıldığı gibi gözüktüğünü" öne sürdü.

TERÖRİSTBAŞININ DOSYASI VERİLDİ

Geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesi sırasında Trump’a Ortadoğu ile yönelik olarak “herhangi bir anlaşma yapılabilmesi için teröristbaşı Fetullah Gülen’in iadesinin şart olduğu söylendiği" iddiasına yer veren Debka, Trump’un ise, Gülen dosyasını “inceleme sözünü verdiğini” ve görüşmenin ardından da “Suriye’deki işbirliğini planlarını” görüşmek üzere Türkiye’yi ziyaret eden CIA Başkanı Mike Pompeo’ya Gülen ile ilgili bir “dosya verildiğini” yazdı.

ORTADOĞU PAKTI

DEBKA, Donald Trump’un “casus” ve “hain” olarak nitelediği Edward Snowden’ı geri almak için Washington’un girişimde bulunduğunu da öne sürdüğü analizinde Snowden’in iadesinin“Ortadoğu’ya yönelik ortak pakt için teşvik” oluşturabileceğini de savundu.

Trump’un “DEAŞ’i tamamen yok ekme” sözünü verirken “çok ciddi” olduğunu söyleyen Debka, Trump’un Ortadoğu için birkaç ordu arasında bir koalisyonu gerektirecek dev bir görev düşündüğünü, bu amaçla müttefik olarak almak istediği ülkelerin “DEAŞ’e karşı ortak mücadelenin yanı sıra Suriye, Irak ve Yemen’deki İran’ın askeri varlığına son verilmesi için bir araya gelmelerini de istediği” gibi iddialarda da bulundu.

SİYONİZM & SİYONİST ÖRGÜTLER DOSYASI : SİYONİZMİN BEKA STRATEJİSİ VE ERDOĞAN


SİYONİZMİN BEKA STRATEJİSİ VE ERDOĞAN

YAZAR : Betül Baykal Dinç

betulldinc

Kuşkusuz her devlet kendi “bekası” ile ilgili olarak düşünür ve bir ülkenin içindeki bazı siyasi guruplar da kendilerini “devletin bekasına” adarlar, ancak bu beka endişesinin tüm siyasi düşüncelere etki eden bir “sendrom” haline gelmesi, çok az devlete mahsus bir durumdur.

İsrail’ in kısa tarihi bize denize dökülme korkusu (HITTİN SAVAŞI) İsrail için daimi bir endişedir ve asla yok olmayacaktır.

İsrail kurulduğu günden beri bunu ne savaşla, ne de barışla aşamamaktadır. İsrail şimdiye dek varlığını sürdürmüştür ve halen sürdürmektedir.

Ortadoğu ülkelerinin hiçbiri homojen birer ulus-devleti değildirler. Yapay biçimde birbirine tutturulmuş birer zoraki mozaiktirler. Bu durum Ortadoğu’yu 19.y.y‘ın sonunda sömürgeleştiren Avrupa’lı güçlerin yaptığı bölgesel bir düzenlemenin sonucudur.

Kolonyalist Devletler Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün gibi Ortadoğu ülkelerini kendi idari bölüşümlerine göre oluşturmuşlardır. Bu ülkelerin hiçbiri sosyolojik bir ulusa sahip olmayan, yapay ve kolayca çözülüp dağılabilecek devletlerdir.

TÜRKİYE HARİÇ!

Bugüne kadar süper güç olan Amerika, artık düşüşün başlangıcındadır. ABD’nin bir süper güç olmaktan çıkması ise, İsrail için tehlike çanlarının çalması anlamına gelir.

Siyonizm için ABD’nin global gücünün zayıflamasından daha da korkunç olan başka bir şey daha vardır.

Ortadoğu’ da Müslüman ve Ortadoğulu bir devletin, kendisi ile boy ölçüşebilecek bir güce sahip olması.

Böyle bir güç Ortadoğu halklarını birleştirerek güçlü bir ULUS – DEVLET kimsenin başaramadığını başarabilir.

Bu yeni bir SELAHADDİN EYYUBİ anlamına gelir ki, bu “YENİ HAÇLI KRALLIĞI” nın en büyük korkusudur.

Tarih boyunca Haçlılar; Ortadoğu’daki Müslümanlar birbirleri ile çatıştıkları ve savaştıkları sürece varlıklarını korumuşlar, Müslümanlar SELAHADDİN EYYUBİ önderliğinde birleştiklerinde ise bozguna uğramışlardır.

Kısacası Siyonizm “Müslüman – Arap” dünyasının birleşmesini kesinlikle engellemelidir.

Bunun için de yapılacak tek şey vardır.

BEKA İÇİN PARÇALAMAK.

Siyonist ideolojinin İsrail Devleti’ ne empoze ettiği temel düşüncelerden biri “VAADEDİLMİŞ TOPRAKLAR “ kavramıdır.

Kennedy suikastından sonra, Büyük İsrail Devleti projesine hız verilmiştir. Büyük İsrail Devleti, Tevrat’ ta Tanrı Yehova’nın Yahudilere vaat ettiği topraklardan oluşmaktadır.

Siyonizmin mimarlığını yaptığı; Lübnan’daki iç savaş, Yemen ve Umman iç savaşları, Sudan ve Çad iç savaşları, Mısır, Irak ve Suriye…

Bu savaşlar Müslüman alemi için emsaldi ve ilerlemekteydi.

Arap Baharının uğradığı ülkeler birbir düşerken, sıra Türkiye’ ye gelmişti. Dünyanın her yerinden Türkiye’ye ajanlar sızarken…

Geçmişi Soğuk Savaş dönemine dayanan bir Siyonist proje olan FETÖ (SIZINTILARIN) en tehlikelisi ve önemlisiydi.

15 Temmuz işgal girişimi ve Türkiye!

Bütün dünyada kök saldıkları gibi, İslam dünyasının merkezini, son kale Türkiye’yi ele geçirip işi bitireceklerdi.

Yedi Haziran seçimleri sonrasında “YENİ BİN YILIN SELAHADDİN EYYUBİ’Sİ SON METRODA DURDURULDU “ başlığını atanlar 1187’DE BOZGUNA UĞRATILAN HAÇLILARDAN, yüzyıllar sonra Ortadoğu’ ya gelen yeni bir Selahaddin Eyyubi’nin ve SON KALENİN farkındaydılar.

15 Temmuz’da işgal edemedikleri Türkiye’ye her yerden saldırıyorlardı.

Yeni bir Haçlı Seferi başlıyordu..

Terör örgütleri, bombalı eylemler, katliamlar, ajanlar, işid, pkk, dhkp-c, cia, Mossad, M16 ve tabi ki hedef İSLAM !

Arap Baharını takiben sıranın Türkiye’de olduğunu düşünen ÜST AKIL bombalı eylemlerle, terör saldırıları, ekonomik krizlerle Türkiye’yi esir almaya çalışıyorlardı.

2017’ in başlaması ile beraber Türkiye’yi top yekün kaosun içine sürüklemeye çalışıyorlardı. Haçlı ordusu perde arkasında taşeron örgütler Türkiye ve İslam’ı hedefe koyup son sürat saldırmaya başladı.

Her evden bir feryat duyulmalı, her gün şehit haberleri gelmeli, ülkeye kaos hakim olmalı, olaylar çıkmalı ve İslam’ın son kalesi Türkiye teslim alınmalıydı.

Beşiktaş ve Reina saldırıları bunun son ikazıydı.

İlluminati, mason locaları, faiz lobisi, Dünya Bankası, AB, interest lobileri ve bilumum iç ve diş mihrakların, küresel kraliyet planları tutmadı.

İsrail’i kurduran,

Osmanlıyı parçalayan,

Ortadoğu’yu karıştıran,

Afrika’yı sömüren neocon ittifakının unuttuğu bir şey..

Türkiye’de artık yeni bir Selahaddin Eyyubi vardı…

SUUDİ ARABİSTAN DOSYASI /// Suud Araplar : “ERDOĞAN BİZE İHANET ETTİ”


Suudi Arabistan: "ERDOĞAN BİZE İHANET ETTİ"

Suudi Arabistan’ın Ankara Büyükelçisi Merdad: ERDOĞAN’IN CUMHURBAŞKANLIĞINA gelmesini DESTEKLEYEN BİZİZ, darbeden sonra da DESTEKLEDİK AMA o Suriye’deki bütün kazanımlardan ÇARK EDEREK İHANET ETTİ. Çıkarı için RUSYA ve İSRAİL’E YANAŞTI.

Suudi Arabistan’ın Ankara Büyükelçisi Doktor Adil bin Serraç Merdad Türkiye’ye ilişkin BBC Arapça’ya sert açıklamalarda bulundu. Merdad Türkiye’nin çıkarları ve iç siyasi krizlerinden kaçmak için Rusya ve İsrail’e yakınlaştığını belirtti.

Büyükelçi Merdad, Cumhurbaşkanlığı makamına gelmesi için Erdoğan’ı destekleyenin Suudi Arabistan olduğunu, darbeden hemen sonra da Suudi Arabistan’ın Türkiye’yi ve seçilmiş hükümeti İLK DESTEKLEYEn ülkeler arasında olduğunu, desteğinin de bugüne kadar devam ettiğini ifade etti.

Büyükelçi, TÜRKİYE’NİN 6 yıl önce Suriye’deki halk kalkışmasını silahlı muhalefete DÖNÜŞTÜRDÜĞÜNÜ ve Suriye Devlet Başkanına karşı MUHALiF GRUPLARA KUCAK AÇTIĞINI, dahası Erdoğan’ın her defasında ‘ESED GİTMELİ’ prensibini Suriye’deki krizin çözümünün tek yolu olarak ilan ettiğini dile getirdi.

ERDOĞAN ve AKP ÇARK ETTİ

Büyükelçi, başta Erdoğan olmak üzere Türk hükümetinin bir zamanlar ‘kırmızı çizgi’ kabul ettiği Esad’ın gitmesi prensibinden son zamanlarda çark ettiğini belirtti.

Suudi Büyükelçi TÜRKİYE’NİN Suriye’deki bu TUTUM DEĞİŞİKLİĞİNİN, Osmanlı devrinden bu yana TÜRKLERİN ÇIKARLARI DEĞİŞTİĞİNDE Arap devletlerine karşı İHANETİNİN bir başka modeli olduğunu öne sürdü.

Büyükelçi Merdad son olarak, Türkiye’nin Suriye’de son zamanlardaki kazanımlara sırtını döndüğünü ve SURİYE’Yİ YIKIK ŞEKİLDE TERK ETTİĞİNİ; Suriye’deki sivil kayıplardan, evsiz kalan milyonlardan ve mültecilerden TÜRKİYE’NİN SORUMLU OLDUĞUNU belirtti.

LİNK : http://www.gercekmuhabir.com/siyaset/s-arabistan-buyukelcisi-nden-sok-cikis-erdogan-ihanet-h50012.html

LİNK : http://www.gercekmuhabir.com/siyaset/s-arabistan-buyukelcisi-nden-sok-cikis-erdogan-ihanet-h50012.html

ERGENEKON DOSYASI : Tayyip Erdoğan’a sunulan Ergenekon raporu /// SENE 2013


Başbakan Erdoğan Ergenekon’u MİT tarafından sunulan bu iki raporla öğrenmiş.

AK Parti’yi iktidar olduğu anda devirme planları yapan Ergenekon’dan Başbakan Erdoğan’ın nasıl haberdar olduğu ortaya çıktı.

Zaman’dan Yakup Çetin imzalı habere göre İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan savcılık mütalaası, 2007’de başlayan Ergenekon soruşturmasından önce Başbakan Erdoğan’ın örgütle ilgili MİT tarafından bilgilendirildiğini ortaya çıkardı. Raporlarda, Ergenekon adıyla yürütülen çalışmaların devleti/rejimi hedef aldığı vurgulanıyor.

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Başbakan Tayyip Erdoğan’a, 2003 ve 2006 yıllarında sunduğu raporlarda Ergenekon’un tarifinin net bir şekilde yapıldığı ortaya çıktı. Ergenekon davasının görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan savcılık mütalaasına giren raporların, terör örgütüne yönelik 2007’de başlayan soruşturmadan önce hazırlanmış olması dikkat çekiyor.

Her iki raporda, Ergenekon adı kullanarak yürütülen çalışmaların devleti/rejimi hedef alan bir grubun kendi çıkarları çerçevesinde organize olma çabalarını içerdiği belirtiliyor. İddia niteliğindeki bilgilerin, birbirinden müstakil değişik kanallardan gelmesi ve birbirini büyük ölçüde teyit etmesinin, olaya dedikodu çizgisinin ötesinde anlam kazandırdığı ve yönlendirilmiş organize bir faaliyetin işaretlerini taşıdığı vurgulanıyor.

Raporlarda şu ifadelere yer veriliyor: “Ergenekon, çoğunluğu asker orijinli yönlendirici bir kadronun kontrolünde, bazı sivil toplum örgütleri, siyasi parti ve medya kuruluşlarının kullanılması suretiyle, sivil idarenin örtülü biçimde denetime tabi tutulması ve yeni bir yapı altında yeni bir yönetim biçimi yaratması amacına dayalı, teorik yanı detaylandırılmış, ancak pratikteki etkinliği tartışılabilecek bir oluşum olarak mütalaa edilebilir.”

ERDOĞAN 2003’TE BU RAPORLA ÖĞRENDİ

MİT, daha Ergenekon soruşturması başlamadan, 19 Kasım 2003 ve 19 Ocak 2006 tarihlerinde olmak üzere Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a iki rapor sundu. Ergenekon davası mütalaasını yazan savcılar bu iki raporun paralel bilgiler içerdiği sonucuna vardı. Savcıların mütalaaya koydukları MİT raporlarında Ergenekon’un varlığı ve amaçları şu cümlelerle anlatılıyor: “Mevcut bilgilerden hareketle, kesin belirleme yapılamamakla birlikte Ergenekon adı kullanarak yürütülen çalışmaların bu aşamada devleti/rejimi hedef alan bir grubun kendi çıkarları çerçevesinde organize olma çabaları içerdiği izlenimi edinilmiştir. Ancak, iddia niteliğindeki bu bilgilerin, birbirinden müstakil değişik kanallardan gelmesi ve birbirini büyük ölçüde teyit eder olması, olaya dedikodu çizgisinin ötesinde bir anlam kazandırmakta ve yönlendirilmiş organize bir faaliyetin işaretlerini taşmaktadır. Ergenekon, çoğunluğu asker orijinli yönlendirici bir kadronun kontrolünde, bazı sivil toplum örgütleri, siyasi parti ve medya kuruluşlarının kullanması suretiyle, sivil idarenin örtülü biçimde denetime tabi tutulması ve yeni bir yapı altında yeni bir yönetim biçimi yaratması amacına dayalı, teorik yanı detaylandırılmış, ancak pratikteki etkinliği tartışılabilecek bir oluşum olarak mütalaa edilebilir.”

MİT’in Ergenekon raporu, 15 Kasım 2003’te Neva Şalom Sinagogu’na düzenlenen saldırıdan 4 gün sonra Başbakan’a sunulmuştu. 27 kişinin hayatını kaybettiği bu saldırının Ergenekon tarafından yapılmış olabileceği iddia edilmişti. Balyoz darbe planında da “Bölücü terör örgütü ve El Kaide büyük şehirlerde eşzamanlı büyük eylemler icra edecek.” ifadeleri yer almıştı.

[status draft]

AK PARTİ DOSYASI /// VİDEO : TAYYİP ERDOĞAN NASIL İKTİDAR OLDU ????


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=TNLueVtDgak

YOLSUZLUK DOSYASI : Erdoğan ailesinin serveti dünya basınının gü ndeminde


Erdoğan ailesinin serveti dünya basınının gündeminde

Cumhuriyet’in haberine göre Başbakan Ahmet Davutoğlu’na darbe ve Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik saldırıyla Dündar ve Gül’e verilen hapis kararlarının ardından dış basın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı gündemine aldı.

BİLD

Almanya’nın en çok satan gazetesi Bild web sitesine “IŞİD ile işbirliği ve yolsuzluk… Erdoğan’ın yanardöner kabilesi” sürmanşetini attı. Davutoğlu’nun başbakanlıktan ayrılmasının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Boğaz’da iktidarını nasıl bir basınçla inşa ettiğini gözler önüne serdiğini” yazan Bild, “AB ile sığınmacı anlaşmasına varan ve başkanlık sistemini eleştiren Davuoğlu’nun güçlenmesine Erdoğan’ın tahammül edemediğinde Türkiye uzmanlarının hemfikir olduğunu” , yerine de Erdoğan’ın damadı olan Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın gelmesinin beklendiğini belirtti.

“2004’ten beri Erdoğan’ın en büyük kızı Esra ile evli 38 yaşındaki Berat Albayrak’ın kabilenin köklü üyelerinden olduğu, kayınpederine ateşli hayranlığıyla tanındığı, Erdoğan’ın istediği sadakate sahip olduğunu” aktaran gazete, kabilenin paralarının nereden geldiğini sorguladı: “Üsküdar’da yüksek duvarlar arkasında kendilerini korumaya alıyorlar. Erdoğan ailesi orada 5 villada oturuyor. Malsahibi olarak oğulları Ahmet ve Bilal gözüküyor. Değeri ise yaklaşık 6 milyon Avro. Kayıtlarda Erdoğan’ın burada kiracı olduğu yazıyor. Babaları yılda 50 bin Avro’luk maaş alırken, çocukları parada yüzüyor.

Bu para nereden geliyor?

Resmi kayıt bulunmuyor. Muhalif gazete Cumhuriyet’e göre en küçük kızına dek bütün çocuklarının kozmetikten hazır yemeğe, armatörlükten mücevhere çeşitli işlerde yatırımları var.” Erdoğan kabilesinin üyeleri başlığı altında eşi Emine, büyük oğlu Ahmet Burak, küçük oğlu Bilal, büyük kızı Esra, küçük kızı Sümeyye’yi tek tek uzun uzun tanıtan Bild, Emine Erdoğan’ın haremi öven sözlerini hatırlattı.

Ahmet Burak Erdoğan’ın 80 milyon dolarlık servetini, 1998’de ehliyetsiz araba kullanırken çarptığı Sevim Tanürek’in hastanede hayatını kaybettiğini, Tanürek’i kusurlu bulan bilirkişinin daha sonra Erdoğan tarafından Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne getirildiğini, kazadan beri ortada gözükmeyen Ahmet’in aile düğünlerinde bile boy göstermediğini aktardı.

Bilal’in 3 milyon rüşvet vererek 1 milyar dolar değerinde bir emlağı 500 milyondan azına alması ve Türgev Vakfı’nın hiç para ödemeden çok değerli devlet arazilerini ele geçirmesinden başlayıp 17/25 Aralık 2013’teki yolsuzluk skandalında paraları sıfırlama konuşmalarını ve geçen yıl The Guardian gazetesinin IŞİD’in yılda 500 milyon dolar kazandığı petrol satışlarını yaptığı işadamlarından birinin Bilal olduğuna dair haberini hatırlattı.

Esra’nın da 17/25 Aralık’ta ve Türgev’de rolü olduğunu, Sümeyye’nin ise siyasetle ilgili olduğunu ve henüz 25 yaşındayken babasına danışmanlık ve çevirmenlik yapmaya başladığını kaydetti.

The New York Times

ABD’nin New York Times gazetesi “Erdoğan’ın genişleyen gücü” başlıklı başyazısında Erdoğan’ın “rakipsiz lider” konumuna gelmesinin “felaket” olacağı öngörüsünde bulunuldu. “Yalnız beş yıl önce Erdoğan’ın Türkiye’si Batı’nın ve Türk liberallerin sevgilisiydi” diye başlayan başyazıda şeffaflık yasası, akademisyen ve gazetecilerin hapsedilmesi, ekonomi yönetimi gibi konularda bir nebze bağımsız Davutoğlu’nun tasfiyesiyle Erdoğan’ın Türkiye’nin rakipsiz lideri konumuna geleceği ama bununla da hırsını alamayacağı belirtildi. Erken seçimle anayasa değiştime çoğunluğunu ele geçirmesinin felaket olacağını belirten gazete “Erdoğan’ın baskıcı eylemlerine bugüne dek ‘çocuk eldivenleriyle’ karşılık veren Batı açısından onun iktidara doymazlığını teşvik eder gözüktüğü için de büyük talihsizlik olacak” dedi.

Le Monde

Fransa’nın Le Monde gazetesi “Erdoğan, Türkiye’deki tek usta” başlıklı başyazıda, Erdoğan’ın ülkedeki “tek güç” haline gelmesini sert dille eleştirdi. “Rakiplerinin ‘yeni sultan’ dediği Erdoğan, Mustafa Kemal’in kurduğu laik cumhuriyetin yerine İslam’ı koyarak Osmanlı’yı geri getirmek için mutlak güç istiyor” saptaması yapan gazete, Türkiye’de basına karşı “amansız baskı” olduğunu, STK’ların kısıtlandığını belirterek “Laik muhalefet gerçek bir alternatif oluşturmada yetersiz ve başarız” dedi. Erdoğan’ın birleştirici rol oynamaktansa, bütün çatlakları derinleştirdiğini, buna rağmen dış etkenlerin Erdoğan’a tehdit oluşturmadığını aktararak “Bugün hiçbir dış etken Erdoğan’ın gücünü tehdit etmiyor olsa bile, kendi kibri ediyor” yorumunu yaptı. “Gelecekleri Türkiye’nin güvenlik ve istikrarına bağlı Avrupalılar, Erdoğan’ın aklını yerine getirmekle sorumludur” uyarısında bulundu.

Erdoğan’a Trump benzetmesi

Almanya’nın Süddeutsche gazetesi ABD başkanlık seçiminin ırkçı, ayrımcı söylemiyle dikkat çeken Cumhuriyetçi adayı Donald Trump’a atıfla “Donald Erdoğan demokrasiyi tehdit ediyor” manşeti attı. Demokratik dünyanın bir yanda Trump diğer yanda Erdoğan’ı kaldırmayacağını, demokratik dünyanın tehlikede olduğunu, zira en eski demokrasilerden ABD ile en genç demokrasilerden Türkiye’nin bir varoluş sınavından geçtiğini, Trump gibi Sezar tipi diktatörlük hırsından mustarip Erdoğan’ın Osmanlı sultanlık sistemini hayata geçirmeden huzur bulamayacağını belirten gazete,“Çoğulcu, demokratik Türkiye umudu, hapse atılan her gazeteci, meclisten geçen her güvenlik yasası ve AB’nin işbirliği ricasına her ret yanıtıyla gitgide kayboluyor” dedi.

YOLSUZLUK DOSYASI : 2013 YILINDAN BİR HABER /// TEYİD EDİLMEMİŞ BİLGİ /// Wikileaks : Tayyip Erdoğan’ın İsviçre’de 8 hes abı var


Recep-Tayyip-Erdo%C4%9Fan-Zenginli%C4%9Fi.jpg

WikiLeaks internet sitesi, ABD’nin karşı çıkmasına rağmen yeni belgeleri Le Monde, El Pais, Der Spiegel, Guardian ve ilk öncü olarak New York Times’da yayınladı.

MUHALEFET SESSİZ

Türkiye’de büyük yankı uyandıran bu açıklamalarla ilgili muhalefetten henüz ses çıkmadı.. AKP’li bakanlar ve Erdoğan hakkında ciddi iddialar muhalefet için argüman olabilecek nitelikte.. Ancak gece geç saatlerden bu yana gündemi meşgul eden iddialarla ilgili ne Chp ne de Mhp’den bir açıklama gelmedi..

Wikileaks‘in yayınladığı belgeler arasında Erdoğan’ın İsviçre’de 8 hesabı olduğu iddia edildi.

YOLSUZLUK BELGELERİ

Belgelerin içinde ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman’ın AKP hükümetindeki yolsuzluk iddialarına dair geçtiği gizli belgeler de bulunuyor. Ankara’dan 30 Aralık 2004 tarihinde geçilen belgenin 21. maddesinde Erdoğan’ın İsviçre Bankası’nda 8 ayrı hesabı olduğu iddia ediliyor.

CİDDİ YOLSUZLUKLAR VAR

21. maddede şu ifadeler yer alıyor:

“AKP iktidara yolsuzlukların kökünü kazıyacağını söyleyerek geldi. Halbuki AKP’lilerin bize anlattığına göre, partinin ulusal, bölgesel ve yerel seviyesinde ve bakanların aile üyeleri arasında çıkar çatışmaları ve ciddi yolsuzluklar var.

ERDOĞAN’IN 8 BANKA HESABI

İki ayrı kaynaktan edindiğimiz bilgiye göre, Erdoğan’ın İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesabı var. Erdoğan’ın varlığının oğlunun düğününde gelen hediyeler ve dört çocuğunun okul masraflarını karşılıksız ödeyen Türk işadamından kaynaklandığını söylemesi ise çok yüzeysel”

YOLSUZLUĞA KARIŞAN BAKANLAR

Aynı belgenin 22. maddesinde ise yolsuzluğa en çok karışan bakanların İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen ve AKP eski İstanbul İl Başkanı Mehmet Müezzinoğlu olduğu iddia edildi.

Başbakan Erdoğan, Libya’ya gitmeden önce havaalanında düzenlediği basın toplantısında dün açıklanan Wikileaks belgeleriyle ilgili kısa bir değerlendirme yaptı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, WikiLeaks internet sitesinde açıklanan belgelerle ilgili olarak, ”Şu anda WikiLeaks‘in eteklerinde neler var, bunları bir döksün görelim. Ondan sonra da bunların ne kadar ciddi, ne kadar gayri ciddi olduğunu öğreniriz. Çünkü WikiLeaks‘in ciddiyeti şüphelidir. Bu bakımdan şu anda sadece biz eteklerindeki taşın dökülmesini bekliyoruz. Ondan sonra da değerlendirmesini yapar, gerekli açıklamaları yaparız” dedi.

WikiLeaks: ERDOGAN AND AK PARTY AFTER TWO YEARS IN POWER:TRYING TO GET A GRIP ON THEMSELVES, ON TURKEY, ON EUROPE

Biz yazamıyoruz onlar yazıyor Wikileaks iddialarını Türkiye’de sadece 2 gazete yazarken Avrupa basını Recep Tayyip Erdoğan’ı manşetlerine taşıyor.

WikiLeaks belgeleri ile ilgili Türk basını ne kadar ortamı yumuşatmaya çalışırsa çalışsın, Avrupa basını yazmaya devam ediyor.

Üstelik de, “Bunları yazanlar da, yayınlayanlar da alçaktır, namussuzdur“ sözlerini hiç de dikkate almadan.

Der Spiegel, Başbakan Tayyip Erdoğan ile ilgili ABD’lilerin değerlendirmelerini ilk yazan olarak tarihteki yerini alırken, İsviçre basını da “tersten çakmaya“ devam ediyor.

Basler Zeitung’tan sonra bu kez ülkenin en çok satan gazetesi Blick ve Neue Züricher Zeitung (nzz), Erdoğan’ın İsviçre bankalarındaki hesaplarıyla ilgili iddiaya yer verdi.

Blick, Erdoğan’ın açıklamasını “Ben ve İsviçre’de para mı? Varsa istifa ederim“ başlığıyla verdikten sonra, “kaderin garip bir cilvesi”ne değindi.

BLICK: MALVARLIĞI BİZE EMANET

Blick, ABD Büyekelçiliği’nin kriptolarında Erdoğan’ın İsviçre’de en az 8 hesabı olduğu iddialarının bulunduğunu belirttikten sonra, şu yorumu yaptı:

“Türk lider için büyük aksilik… Aslında o, geçen yıl Erdo-dev (Erdowahn) unvanını almış ve İsviçre’yi minare yasağı konusunda faşist bir devlet olarak tanımlamıştı. Şimdi ise malvarlığını İsviçre’ye emanet ettiği ortaya çıkıyor. Ve bundan da haberi yokmuş?”

Blick devam ediyor:

“Erdoğan’ın çok kızgın olduğu görünüyor. Kendini öne atıp, mal varlığı ve İsviçre’deki hesaplarla ilgili iddiaların doğru olduğu ispatlanırsa istifa edeceğini söylüyor. Ama mal varlığının kaynağını da tam olarak açıklayamıyor. Çocuklarının nasıl olup da yüksek vergiler ödediği sorusu da hala cevap bekliyor…”

BAŞROLDA HEP TÜRKİYE VAR

WikiLeaks’in belgeleriyle ilgili Avrupa basınındaki haberlerin tümü Türkiye ağırlıklı. Rus Mafyası, Putin, Berlusconu, Ahmedinejad tabii ki var ama onlar başrolde değil…
Başrolde ve manşetlerde yine Türkiye var.

Türk basınının aksine, Avrupa basını “sözünü esirgemiyor“ da üstelik.

Her yapılan haberde, ABD kriptolarında Türk hükümet üyeleri ve başbakan Erdoğan için verilen tanımlamalar tekrar tekrar kullanılıyor.

Euronews, “Erdoğan ABD’ye kızgın“ başlıklı haberinde, “Türkiye ile ABD ilişkileri açıklanan belgelerden sonra biraz dumanlı. Başbakan Erdoğan, kendisini İsrail’e kini olan göz yumucu bir İslamist olarak tanıtılmasından rahatsız“ diyor.

Haberde ayrıca İsviçre’deki 8 hesap konusu işleniyor ve Erdoğan’ın buna karşı öfkelendiği vurgulanıyor.

HÜSEYİN ÇELİK TARTIŞMA KONUSU…

Özellikle İsrail nefreti konusu ile ilgili haberler önemini yitirmeye başlamışken, ABD’li diplomatların tespitini doğrularcasına gelen Hüseyin Çelik’in yaptığı açıklama yine gündem oluyor.
Çelik’in, “Bu belgelerin açıklanması en çok hangi ülkenin işine geliyor bakmak lazım. İsrail çok memnun“şeklindeki sözleri Avrupa basınında “ironik“ bir şekilde yer buluyor.

Almanca yayın yapan İsrailHeute isimli internet sitesi, bu açıklamayı geniş şekilde duyuruyor.

Haberde, “Türkiye suçluyu buldu; İsrail“ denirken, ABD dökümanlarında Türkiye için neler yazıldığının bir özeti veriliyor, İsviçre bankalarında hesap olup olmadığı konusunun büyük tartışma yarattığı vurgulanıyor.

İslamcılar’ın sık başurduğu “İsrail’i hedef seçme“ yönteminin bu olayda da kullanılması, kafalardaki soru işaretlerini artırıyor ve yargıları pekiştiriyor.

NZZ: İSVİÇRE’DE KARA PARASI VAR

Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları ve İsviçre’deki hesaplar konusu Neue Züricher Zeitung (NZZ) isimli İsviçre gazetesinin de baş konusu.

Gazete, “Türkiye’nin başbakanı ABD eski elçisinin cezalandırılmasını talep ediyor“ başlıklı haberinde,“Erdoğan’ın İsviçre’de kara parası var… Bunu ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi belirtiyor. Erdoğan kızgın“ diye yazıyor ardından da, Erdoğan’ın servetini oğlunun düğününde takılan takılarla açıklamaya çalıştığını, kızlarının ise bir işadamı tarafından ABD’de okutulduğu vurgulanıyor.

İletişim çağında, tüm haberler aynı anda her yerde işte böyle yayınlanıyor…

Die Presse isimli gazete, diğer onlarcası gibi konuyu manşetlerine taşıyanlardan…

Erdoğan’ın “İsviçre’de param yok“ açıklamasını başlığa taşıyan gazetenin internet sitesinde, ABD’li diplomatların Erdoğan’ın kişisel karakterini olumsuz tasvir ettiği, onu bir maço olarak tanıttığı, otoriter eğilimli ve kendini beğenen biri olduğunu vurguladıklarını belirtiyor.

Die Presse, Erdoğan’ın gelirlerini oğlunun düğünüyle açıklamaya çalışması ve kızlarının ABD’de bir işadamı tarafından okutulması konusunu da haberinde işliyor.

Avrupa’nın yazılı basınının yanı sıra TV’leri de konuyu geniş işleyenlerden.

N-TV’nin dışında, genişçe gelişmeleri aktaranlardan biri Alman Devlet Televizyonu ARD oldu.

ARD: ABD’YE BU KAISER LAZIM

Ana Haber Bülteni Tagesschau’nun internet sitesi, “Washington’un Anadolu’daki bu kaiser’e (Volkstribun) ihtiyacı var“ başlığıyla duyurduğu haberinde kızdıracak yorumlar yaptı.
Tagasschau’da, “Wikileaks’taki Erdoğan’la ilgili açıklamalar hoş değil; ABD Elçiliği tarafından göz yumucu bir İslamist olarak tanımlanmış… Washington’un Ankara’ya ihtiyacı var, çünkü onların İran’la bağlantıları kuvvetli“deniliyor.

Ulrich Pick imzalı olan ve ARD-Hörfunk-Studio İstanbul mahreci taşıyan yazı, ABD Elçiliği’nin belgelerinde Erdoğan için ne denilmişse yeniden özetleniyor.

Geniş bir haber analiz yayınlayan Tagesschau, Erdoğan’ın İran’ın dışında Suriye ile ilişkileri geliştirdiğini, İsrail’le ilişkilerin kötüleştiğini, 1 Mart Tezkeresi’nin reddi ile ABD ilişkilerinde sıkıntılar yaşandığı sözde Ermeni soykırımı gibi konularda da sorunların sürdüğünü irdeliyor.

Kaynak

BÜROKRASİ & DEVLET DOSYASI /// VİDEO : Banu Avar – İTHAL Başkanlık Sistemi Tayyip Erdoğan


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=JhKbkmvAbHs

BOP DOSYASI /// VİDEO : Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan


VİDEO LİNK :

[status draft]

WIKILEAKS DOSYASI : Wikileaks’den Erdoğan için dünyayı şokta bırakan açıklama


Wikileaks’in sızdığı ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Clinton’ın e-postalarından inanılmaz iddialar: IŞİD, Esad ve Kaddafi’yi alt etmek için kuruldu! Başına Erdoğan getirildi. Damat Albayrak IŞİD petrolünü satmak için görevlendirildi.

Wikileaks’ın sızmayı başardığı ve mahkeme kararıyla yavaş yavaş açılanacak olan eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a ait olduğu iddia edilen elektronik postalardan inanılmaz bilgiler ortaya çıktı. ABD’nin muhalif düşünce kuruluşu Common Sense Show’un dört yıl önce ortaya attığı iddialarla başlayan skandala göre, ABD, IŞİD’i ‘petrol devleri’ olarak gördüğü Suriye ve Libya yönetimini devirmek için kurdu. Suriye ayağında IŞİD’in kontrolünü Cumhurbaşkanı Erdoğan sağlayacaktı ve IŞİD’in ele geçirdiği petrol havzalarındaki işlenmemiş petrol Rus ekonomisini zayıflatmak amacıyla Erdoğan’ın damatı Berat Albayrak tarafından kara borsaya sürülecekti!

HER ŞEY LİBYA İLE BAŞLADI

‘ABD Libya Büyükelçisi Stevens’ı CIA öldürttü’

Skandal iddiaları ortaya atan Common Sense Show, ABD’de ‘karanlık isim’ olarak bilinen Libya Büyükelçisi Stevens’ın büyükelçilik saldırısı sonucu hayatını kaybetmesini ‘suikast’ olarak tanımlamıştı. Kuruluşa göre, “terörist organizasyonların çıkardığı petrolün dağıtımını, silah trafiğini ve bölgedeki CIA faaliyetlerini” denetleyen Stevens’ın ‘kirli çamaşırlarının’ ortaya dökülmeye başlaması CIA’i endişelendirdi.

Bu nedenle elçi Stevens, doğrudan CIA’e bağlı cihatçılar tarafından öldürüldü. ABD bu hamleyle hem Stevens’ı susturmuş oldu. Hem de Libya’ya başlatılacak saldırılar için gerekli ‘savaş nedenini’ sağladı. Sözün, özü CIA bir taşla iki kuş vurmuş oldu.

PETROL İÇİN HER YOL MÜBAH!

Wikileaks, Libya skandalından bu güne Clinton’ın elektronik postalarından yola çıkarak ABD’nin, ‘kirli petrol oyununu’ gözler önüne sürüyor. Ünlü sızıntı sitesinin yeni yüklediği bilgilere göre;

-Katar, ABD’den, Katar-Türkiye arasında kurulacak petrol boru hattı için yardım talep etti. Dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından incelenen bu istek, ‘karlılığı’ düşünülerek kabul edildi.

-Petrol hattı için ‘sorun teşkil eden’ Suriye’nin ‘oyun dışı’ bırakılması için planlar ortaya atılmaya başlandı. Bu sürece hem Türk hem de Katarlı yetkililer katıldı.

-ABD’li askeri stratejistler, Rusya’nın desteğini alan Suriye Ordusu’nun uzun yıllar ‘muhalif’ güçlerle çatışabileceğini ortaya koydu. Bunun üzerine ‘petrol sahalarının’ hızlı denetimi için başka çözümler aranmaya başlandı. IŞİD, bu arayışın sonucunda kuruldu.

-Türkiye, IŞİD ile dirsek temasında bulunacak, çıkartılan ham petrolü rafine ederek piyasaya sürecekti. Bu süreçte IŞİD’in hızlı genişlemesi için gerekli destek istihbarat ajansları tarafından sağlanacaktı.

-Ukrayna’da başlayan krizle ‘ambargo’ yiyen Rus ekonomisine petrol fiyatlarının düşürülmesiyle bir darbe vurulması planlanıyordu. Rusya’nın devre dışı bırakılmasıyla bölgede bir ‘petrol imparatorluğu’ yaratılacaktı.

RUSYA’NIN İDDİALARI

Rusya, uçak krizinin ardından Türkiye’yı IŞİD’den petrol almakla suçlamış, ticareti uydu fotoğraflarıyla gözler önüne sermişti. Zikredilen isimse Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak olmuştu.

Suriye’de iç savaşın başladığı 2012 yılına ait olan Clinton’un elektronik postalarıyla, IŞİD’in ortaya çıktığı ilk zamanlardaki tavrı bire bir örtüşüyor. Zaman içerisinde, sahada değişen oyunun bugün ne hal aldığını bilemesek de, Wikileaks’ın ortaya attığı iddialar ‘doğrulanabilirliğini’ koruyor.

MİT DOSYASI /// Ali Turhan : ERDOĞANIN ŞERPA’SI VE YENİ MİT


Ali Turhan : ERDOĞANIN ŞERPA’SI VE YENİ MİT

Diplomatik hayatta sıkça geçen bu terim, genellikle bir ülkeyi zirveye hazırlayan adam anlamında kullanılmakta. Kendine has meziyetleri olan bu şahsına münhasır insanlar, özel ve önemli konularda devletin zirvesine gerekli ayrıntıları vermek suretiyle, yol haritasının nasıl uygulanacağını anlatırlar. Buradan aldıkları bilgilerle devlet başkanları resmi anlaşmaları imzalarlar ya da ülkeleri hakkında taahhütler de bulunurlar. Yani devlet için hayati karar, böyle bir yol göstericinin ne kadar milli olması gerektiğini de siz düşünün artık. Diplomatik olarak kullanılan bu kelimenin doğuşu da yükseklerden, doğuda Nepal halkından olan ve zirveye çıkışı kolaylaştırmak için kılavuz eden adam demek. Biz ise bu kelimeyle iki bin on yılında WASİNTON NÜKLEER GÜVENLİK zirvesinde tanıştık. Türkiye geleceğini ilgilendiren çok önemli bir toplantıya iştirak etmiş ve hayati kararların tam ortasında kalmıştı. ABD ve İRAN nükleer gerginliğinde nasıl bir tavır alması gerektiği ve nükleeri nasıl kullanacağımız bu zirveden sonra daha da netleşmişti. Kati çizgiler belirginleşmiş kırmızıçizgiler revize edilmiş ve nükleer kullanmaya karar verilmiştir. Millikten sıkça söz edildiği bir dönemde böyle adamlara ne kadar çok ihtiyacımız var aslında değil mi. Her şeyin normal gittiği iki bin on yılında eşitlerinin arasından sıyrılan bu doğru kılavuzlar 2023 hedefinin başrolleri oluyorlar. Her şeyi herkes den önce gören adam olan ERDOĞAN bu mevzu da tespitini yapıp, yüzde yüz milli ŞERPA ile çalışmalarını yaptı, yapıyor ve yapmaya devam edecek.

Başlıyoruz..

MİTE YENİ MODEL

Gündem den hiç düşmeyen kurum MİT. Dış güçlerin her gün yükselen rahatsızlıkları ve bizi kontrol edemedikçe bozulan kimyaları her gün biraz daha belirginleşiyor. GES komutanlığını devir aldığımızdan beri hazımsızlıkları had safhada. İktidarın katkısını da es geçmeyelim, Ak parti iktidara geldiği günden beri kurumlarını toparlama çalışması içerisinde gayret gösterdi. Gezi eylemlerinde başlayıp 15 Temmuzdan sonra hızlanan temizlik artık sona doğru gelmekte. Tüm işlevleriyle millileşen MİT en verimli günlerine doğru ilerlemekte. 2010 yılında gizli bir kararnameyle içi ve dış olarak ikiye bölünmesi gündemde olan kurum, sorunlardan yenice başını kaldırıp yeni vizyonuna başladı. Kamuoyuna da yansıdı zaten ABD Modeli, FRANSA Modeli, ALMANYA Modeli, gibi yeni bir yapılanma söz konusu. Söz konusu derken kurum ve ya devletin görüşü değil, ALGI çalışmaları sadece. Yani bundan sonra kiminle işbirliği içerisinde olunacak, kimle istihbarat paylaşılacak, modelin adından çıkarmaya çalışıyorlar. Bir nevi dördüncü kuvvet olan medya baskısıyla, kanalize ederek yeniden uyum sürecine hazırlık yapıyorlar.

Devam edelim

Bu algının derdine düşenler aslında bu ifadelere Hakan Fidan’ın geçmiş bilgileri yüzünden söylüyorlar. Çünkü KARARGÂHIN KOMUTANI, Bilkent Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmış ve hazırladığı mastır tezinde MİT’in CIA-FBI modeli örnek alınarak reform ize edilmesi gerektiğini savunmuştu.

2000 yılında Bilkent Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler alanında yüksek lisans, 2006 yılında da yine aynı üniversitede doktora yapan Fidan’ın mastır tezi, ‘İstihbarat ve Dış Politika: İngiliz, Amerikan ve Türk İstihbarat Sistemleri‘nin Mukayesesi’; doktora tezi de; ‘Bilgi Çağında Diplomasi: Antlaşmaların doğrulanmasında Enformasyon Teknolojilerinin Kullanımı’ başlıklarını taşıyor.

Fidan’ın mastır tezinin ilk bölümü ‘İstihbarat Tarihi’; ikinci bölümü, ‘Dış Politika ve İstihbarat’ başlıklarını taşırken üçüncü ve dördüncü bölümlerde İngiliz ve ABD istihbaratları inceleniyor. Tezin beşinci bölümünde Türk İstihbarat yapısı incelenirken, son bölümde de kıyaslama yapılıyor ve çeşitli öneriler getiriyor. Tabi buradan sonra MİLLİ ve YERLİ fotoğrafını çizmek lazım ve devamında ERDOĞAN dokunuşunu da ilave etmek lazım.

MUG ve ya BİK

Polis ve jandarma içte birleşti, aynı zaman da PÖH ve JÖH birleşti anlamına geliyor, birleşik istihbarat başladı. Bunları aşan konular MİT kapsamında. Sınırın ötesine çıkınca merkezi ulusal güvenlik MUG eğer karşımızda CIA, MI5, yani yabancı istihbarat söz konusu konu onları ilgilendiriyorsa ‘ BİK’ yani başkanlık istihbaratı, bu işin çatısını başkanlık istihbaratı oluşturacak. Dört adet müsteşarla yönetilecek, merkezi yine karargâh olarak anılacak, yapının başında direk devlet başkanına bağlı ŞERPA olacak. Görüldüğü üzere de model TÜRK modeli.

Son olarak.

MUG’da olur BİK’de olur ERDOĞANIN emrinde MİLLİ ve yerli olsun da.

Saygılarımla.

YOLSUZLUK DOSYASI /// VİDEO : Allah için Dolar Bozdurun! diyen ERDOĞAN’IN DOLAR SERVETİ


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=QDwvMkYzoT4&feature=em-subs_digest

DİN & DİYANET DOSYASI : 1900 yıllık sır Erdoğan’da !


Türk, İngiliz ve İsrail ajanları tarihinin en önemli kapışmalarından birini yaşadılar. MOSSAD ve MI6’nın peşine düştüğü 1900 yıllık el yazması Tevrat, MİT operasyonuyla ‘Dönemin Başbakanı’na ulaştırıldı.

Dinler tarihini değiştirecek bilgiler içeren Tevrat için Adana’da filmleri aratmayacak bir operasyon gerçekleştirildi.

MİT, tarihi kitabı satanlarla 40 milyona anlaşırken, buluşma yerinde pusuya yatan MOSSAD ve MI6 ajanlarını da müthiş bir manevrayla atlattı.

Bu soluk kesen macerayı Güneş gazetesinden Talat Atilla’nın yazısıyla öğreniyoruz: İşte o olayın ayrınıtıları…

Bu yazı ilk anda size şaşırtıcı gelebilir. Elbette yazacaklarıma ihtiyatlı yaklaşma hakkınız var ama okurken lütfen beyninizi bloke etmeyin.

Çünkü, uzun olmayan bir zamanda gerçekliğini göreceksiniz.

Tarih: 24 Aralık 2012

Yer: Adana

Türk, İngiliz ve İsrail ajanları yakın tarihlerinin en büyük kapışmalarından birisini yaşadılar.

Bu kapışmadan Türkiye galip çıktı.

Türk güvenlik güçleri, Adana’da 1900 yıllık deri üzerine el yazması ‘Tevrat’ı ele geçirdi.

Adana’daki Tevrat operasyonu sonrasında Başbakan Tayyip Erdoğan öyle büyük bir ‘sır’ın sahibi oldu ki, bu sır açıklandığında, İsrail ve Yahudilerin kimyası bozulacağı gibi siyaset ve dinler tarihi de değişecek.

MOSSAD HİLTON OTELİ’NE KAÇTI

Filmlere taş çıkartan operasyon ve sonrasındaki gelişmeler şöyle yaşandı;

1900 yıllık el yazması Tevrat’ın varlığından aynı anda haberdar olan MİT, MOSSAD ve İngiliz Gizli Servisi MI6 Tevrat’ı ele geçirmek için aynı anda düğmeye bastı.

İSRAİL TEVRAT’I İMHA ETMEK İSTEDİ

Tevrat’ı özellikle İsrail istiyor, karşılığında da büyük bir servet öneriyordu.

Tevrat’ta İsrail ve Yahudileri yakından ilgilendiren çok önemli ‘sır’lar vardı.

Bu ‘sır’ lardan haberi olan İsrail, deri üzerine el yazması Tevrat’ı alarak kendi aleyhlerine kullanılmasını engellemek için imha etmek istedi, ama bunu beceremedi.

İşi sağlama almak isteyen MİT, Tevrat’ı satacak kişilere 40 milyon teklif edince anlaşma sağlandı.

İNGİLİZLER KOMİSYON İÇİN DEVREYE GİRDİ

Bu pazarlığı öğrenen MOSSAD ve M16 mensupları da buluşma yerinde pusuya yattılar ama MİT elemanları onlara hareket kabiliyeti tanımadan Tevrat’ı ele geçirdi.

Operasyon sırasında MOSSAD ajanları Adana Hilton Oteli’ne kaçarken, M16 üyeleri konsolosluk aracıyla olay yerinden uzaklaşmak zorunda kaldılar. İngilizlerin, Tevrat’ı İsrail’e satmak için uğraştıkları, bu çalışmadan komisyon almayı planladıkları ileri sürüldü.

BAŞBAKAN ERDOĞAN DEVREDE…

Bu müthiş gelişmeler MİT tarafından anı anına Başbakan Erdoğan’a bildirilince, Başbakan, Tevrat’ın gizlice Ankara’ya getirilmesi talimatını verdi.

İbranice el yazması Tevrat’ı incelemeye alan Uzmanlar, 9 metre boyundaki gerçek Tevrat üzerindeki çalışmaları büyük bir güvenlik çemberi içinde sürdürdüler.

Tevrat’ı inceleyecek uzman ekibin oluşmasında da çok titiz davranıldı.

1900 yıllık Tevrat’ın incelenmesinden sonra ortaya çıkan sonuç şok ediciydi. Çünkü, 1900 yıllık Tevrat’la bugün ki Tevrat aynı değildi.

Yani, İsrail’in bugün kullandığı Tevrat’ın tahrif edilmiş Tevrat olduğu ortaya çıktı.

BULUNAN TEVRAT KUR’AN’I DOĞRULUYOR

Bilindiği gibi Kur’an, Tevrat’ın kelimelerin ve anlamlarının değiştirilerek tahrifat yapıldığını yazar.

Yahudilerin Tevrat’ta yaptıkları değişiklik, Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılır:

"Yahudilerin bir kısmı, kelimeleri yerlerinden değiştirirler. Ve dillerini eğip bükerek işittik ve karşı geldik derler…"

Nisa Suresi- 46 Ayet

1900 YILLIK TEVRAT’TA DA BELGELENDİ: HZ. MUHAMMED SON PEYGAMBER

1900 yıllık tahrif edilmemiş Tevrat’ta İsrail oğullarının dini ve siyasi anlayışlarına dayanak yaptığı bazı unsurların doğru olmadığı ortaya çıktı.

Ve hepsinden daha önemlisi, tahrif edilmemiş Tevrat’ta son peygamberin Hz. Muhammed olduğu açıkça vurgulanıyor.

EN GEÇ 1 YIL İÇİNDE AÇIKLANIR

Deprem etkisi yapacak bu gelişmeyi, Dünya’ya anlatmak için uygun bir zamanlama muhakkak bulunacaktır. Bana göre 1 yıla kalmadan açıklanır.

Bu konuda Başbakan Erdoğan’ın dışında hiç kimsenin bir açıklama yapacağını sanmıyorum.

Çünkü, Tevrat’ın Kur’an’da söylendiği gibi tahrif edildiği, son peygamberin Hz. Muhammed olduğunun, 1900 yıllık tarihi bir belge ile ispat edilmesi, dünyada, dini olduğu kadar, siyasi, ticari ve sosyolojik tüm dengeleri de değiştirecektir.

Bu yazımın doğruluğundan hiç şüphem yok ama hükümet, bazı denge ve zamanlama unsurlarından dolayı yazımı şimdilik doğrulamayabilir.

Hatta yazımda sözü geçen bazı güç unsurlarından baskı da gelebilir ama tarihe not bırakmanın lezzetini yaşamak istedim.

Biraz sabırlı olursanız yazdıklarımın doğruluğunu göreceksiniz.

SİYASİ DOSYA : Hüseyin Hakkı Kahveci : “Erdoğan siyaseti ve kurşun askerleri.” -1-


Hüseyin Hakkı Kahveci : "Erdoğan siyaseti ve kurşun askerleri." -1-

Nasıl oluyorsa sağ cenah devamlı lider öğütüyor. Öğütülenler bir bir bakıyorsunuz ki ! Bakanlık koltuklarında veyahut Cumhurbaşkanlığı baş danışmanı oluyorlar. Yeni kadro Başkan yardımcılığı.

Hep söyledim.

Üzerine onlarca yazı ve bir kitapla açıkladım. Türkiye Cumhuriyeti kurumları kanun çerçevesinde hareket edip gerektiği şekilde inceleme ve denetim mekanizmasını çalıştırsın Erdoğan ve AKP hiçbir seçimde başarılı olamaz.

Şu ana kadar yapılan seçimler incelensin. Kesinlikle AKP ve Erdoğan için meşruiyet tartışması başlar.

Erdoğan siyasetinde devamlı olarak adam devşirme operasyonları yapılıyor. Siyasetin bu kadar yerlerde süründüğü bir siyaset dönemini ülkemiz hiç bir zaman yaşamadı .

Gelelim Erdoğan siyasetinin kurşun askerlerine ..

Bugün sırtları sıvazlananlar yarın abbas yolcu gidiyorlar.Ve şeytan taşlanır gibi taşlanıyorlar.

Son günlerde yeni açılan kadronun adı " CUMHURBAŞKANI YARDIMCILIĞI KADROSU " .

Emin olun bu kadro Milliyetçiliği bitirerek Ülkücülük kafesine sıkıştırarak bitirmeyi amaç ve araç edinmiş olan hatta bu konuda görevlendirilmiş olan DEVLET BAHÇELİ’dir.

AKP kurulurken KURŞUN ASKERLER !

En ünlüleri kuşkusuz Meral Akşener .AKP kurucuları arasında yer alıp sonra ayrılarak MHP ‘ye geçti.

Erkan Mumcu ; Anap Genel Başkan yardımcılığından ayrılarak AKP milletvekili oldu.Sonra istifa edip tekrar ANAP genel başkanı oldu.2007 seçimlerinde MERKEZ SAĞ ‘IN DP çatısı altında birleşme operasyonunda görevini yaptı.Mehmet Ağar ile beraber sabotajı gerçekleştirip ANAP ismini ve 20 yıllık siyasetini tarihe gömdü.Sonrasında TRT ‘ye iş yapan bir medya ajans şirketi ONE AJANS olarak kurdu.TRT için dışarıdan birçok proje hazırlayıp parasını aldı.Keyfine bakıyor.

Mehmet Ağar ; Çiller görevi bıraktıktan sonra DYP genel başkanı seçildi. DYP 2001 seçimlerinde 67 milletvekilliği kazandığı Anayasa Mahkemesi tarafından tescil edildiği halde bizzat kendisi ve şu an AKP milletvekili olan Ahmet İyimaya ile beraber YSK başkanı (Devlet Bahçeli’nin akrabası olduğu iddiaları var ) DYP’nin parlamentoya girmesini istemediğini ve bunun engellenmesini talep etmişler sonuç olarak DYP’ye ait 67 milletvekilliği bu şekilde AKP ‘ye yansıtılarak MERKEZ SAĞ işbirlikçiler tarafından tasfiye edilerek AKP ‘ye meydan açılmış ve tasfiye edilmiştir.Kaldı ki 2007 DYP – ANAP birleşmesinde DYP genel başkanı sıfatı ile Erkan Mumcu ile beraber Merkez Sağ siyaseti tasfiye operasyonunu yaparak 2007 yılında AKP’nin tek başına iktidarının önünü açmış ve bugün yaşananların temelinde en büyük operasyonu yapmış kişiler arasında yer almıştır.

Tansu Çiller ; DYP genel başkanlığını bıraktıktan sonra bizzat eşi Özer Çiller tarafından beyan edildiği üzere " Recep Tayyip Erdoğan’a " danışmanlık yapmıştır.Son Cumhuriyet Bayramı AKSARAY kokteylinde eski başbakan sıfatı ile protokolde koşa koşa eşiyle beraber yer almıştır.Merkez Sağ tasfiye edilsin diye DYP genel başkanlığını bırakmış ve bir daha dönmeyerek seçmenlerin AKP ve MHP ‘ye kanalize olmasını sağlamıştır.

Süleyman Soylu ; Ağar sonrasında DYP genel başkanı seçilmiş ve meydan meydan gezerek ciddi denilebilecek bir muhalefet liderliği sergilemişti.Kongrede Cindoruk karşısında mağlup olunca FETÖ ve AKP kadrolarıyla işbirliğine girmiş referandumlarda AKP tarafından sağlanan maddi desteklerle birçok şehre giderek AKP lehine çalışmalarda bulunmuştu.2013 yılında AKP saflarına katılarak bugün için İç işleri bakanlığı koltuğuna oturmuştur.Öncesinde ise AKP genel başkan yardımcısı olarak görev yapmıştı.

Numan Kurtulmuş Refah Partisi İstanbul İl Başaknlığı görevine Erdoğan sonrsında getirilmiş bir isim. Erbakan karşısına emperyaller adına yenilikçi olarak çıkan Gül ve Erdoğan’ın Refah Partisi içerisinde ki eli kolu gibiydi. Erbakan hoca bunu fark ettiğinde çok geç kalmıştı.Hem yaşı ilerlemiş hemde yanında ki bir çok ismi HAS parti adı altında parti kuran Kurtulmuş toplamış sonrasında partililerle beraber AKP saflarına geçmiş.Başbakan yardımcısı olarak görev yapmakta.Erdoğan ceza evine girerken görüntülerde yakınında ki isim olan Numan Kurtulmuş ismiydi.

Kemal Derviş DSP ‘ye

Tansu Çiller DYP’ye

Abdullah Gül Refah Partisine operasyon yapacak isimler olarak ABD ve AB derinleri tarafından tespit edilmiş ve hazırlanmış isimlerdi.

Bu isimler operasyonun birinci ayağını oluştururken birçok isim operasyonun diğer ayaklarında yer alacaktı.

Refah partisine açılmış olan kapatma davasında sözde partileri adına savunma yapan Cemil Çiçek ismi dikkat çekici ismidir.Bugün Türkiye için iyi bir isim olduğu söylenemez .Hala AKP saflarında görevini yapmaktadır.

Yarın bu konuya devam edeceğiz.Tek tek isimlerin Erdoğan ve siyasetine nasıl kurşun asker olduklarını ve ülkeyi çıkmaza sürüklediklerini açıklayacağız.

AK PARTİ DOSYASI /// VİDEO : Tayyip Erdoğan – 2023 Savaş Planı


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=uYZppknlLTY&feature=em-subs_digest-vrecs

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.