Aylık arşivler: Temmuz 2016

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ’nün haberleşme ağı ‘By Lock’ adım adım böyle çözüldü


FETÖ’nün 15 Temmuz öncesi haberleşmede kullandığı ‘By Lock’ adlı irtibat ağının aylar öncesinden deşifre edildiği ve darbe girişiminin başarıyla püskürtülmesinde etkili olduğu öğrenildi. Elde edilen bilgilere göre örgütün kripto mesajları da çözüldü ve operasyonlar bu sayede hız kazandı.

Yeni Şafak Yazarı Mehmet Acet de örgütün irtibat kurmak için kullandığı programa dair bilinmeyen gerçeklere Yeni Şafak’taki yazısında yer vermişti.

Fuatavni operasyonunda yakalanan Başbakanlık Veri Uzmanı Akif Mustafa Koçyiğit’in örgüt içi iletişim ağına dair itiraflar ‘By Lock’ isimli bir programa işaret ederken, bu programın istihbarat ekiplerince deşifre edildiği sürece dair tüm detaylara yenisafak.com ulaştı.

Elde edilen verilere göre örgüt, Kasım 2014 itibariyle "By Lock" adlı hem android hem de iOS tabanlı cihazlara uygun olan kriptolu mesaj uygulamasını kullanmaya başladı. Kısa süre içinde Milli İstihbarat Teşkilatı’nın istihbarat birimleri örgüt mensuplarının kriptolu mesajlarını arşivlemeye ve çözümlemeye başladı.

Mehmet Acet: En ciddi veriler By Lock’tan

Yeni Şafak Yazarı Mehmet Acet, 27 Temmuz kaleme aldığı "FETÖ’nün haberleşme ağı ne ölçüde çözüldü?" başlıklı köşe yazısında "By Lock" hakkında çarpıcı tespitlerde bulunmuş ve "Devletin elinde şu an için FETÖ ile ilgili bulunan en ciddi veriler, işte bu gizli programın ele geçirilmesi, takibinin yapılması ve arşivinin tutulması ile elde edilen bilgilerden oluşuyor" ifadelerine yer vermişti.

40 bin terörist listede

Bu kapsamda 2016 Mayıs ayı itibariyle ‘By Lock’ uygulamasını kullanan FETÖ üyelerinin isimleri, lokasyonları, telefon numaraları hakkındaki bilgiler büyük oranda çözülürken yazışmaların içerikleri kısmi olarak çözülebildi ve onbinlerce isim çalıştıkları kurumlara göre tasnif edilmeye başlandı.TSK olmak üzere devlet kurumlarına sızan 40 bine yakın FETÖ üyesi belirlendi ve devlet makamlarınca Mayıs 2016 itibariyle paylaşılmaya başlandı.

İşte ilk gününden bu yana FETÖ’nün irtibat için kullandığı ‘By Lock’ uygulamasının perde arkası:

· -FETÖ, 1973’den bu yana bir istihbarat örgütü şeklinde teşkilatlanmış ve haberleşme şeklini buna göre dizayn etmişti. Ancak klasik istihbarat haberleşme yöntemlerinin yanında teknolojik gelişmeleri takip ederek kripto mesaj uygulamalarını kullandı.

· – Özellikle 17-25 Aralık 2013 sürecinde devlet içine sızmış FETÖ’cülerin başarısız bürokratik darbe girişiminden sonra deşifre olmamak için klasik haberleşme yöntemlerini bırakarak, şifreli mesajlaşma uygulamalarını kullanmaya başladığı görüldü.

· – FETÖ üyeleri Kasım 2014 itibariyle "By Lock" adlı hem android hem de iOS tabanlı cihazlara uygun olan kriptolu mesaj uygulamasını kullanmaya yöneldi.

· – Milli İstihbarat Teşkilatı birimleri, FETÖ’cülerin By Lock uygulamasını kullandığı tespit ettikten sonra ilgili teknik birimlerin uygulamada zaafiyet bulma çalışmaları hız kazandı. Teknik istihbarat birimlerinin ilgili uygulamada zaafiyet bulmasından sonra Türkiye lokasyonlu kullanıcılara hem Türkiye içinden hem de yurt dışından gelen tüm yazışmalar belgelendi.

· – Elde edilen yazışmalar kriptolandığı için kriptografi uzmanları şifrelemeyi çözme sürecine başlamış ancak ve süreç içinde örgütün kripto sistemi kısmi olarak çözüldü.

· – 2016 Mayıs ayı itibariyle By Lock uygulamasını kullanan FETÖ üyelerinin isimleri, lokasyonları, telefon numaraları hakkındaki bilgiler büyük oranda çözülürken yazışmaların içerikleri kısmi olarak çözülebilmiştir ve onbinlerce isim çalıştıkları kurumlara göre tasnif edilmeye başlandı.

· – Bu uygulamayı kullanan FETÖ’cülerin deşifre edilemesiyle beraber Ağustos 2016’da yapılacak olan YAŞ ile ilgili olarak asker içine sızan 600 rütbeli askerin ismi 11 Temmuz 2016’da Milli Savunma Bakanlığı ile paylaşıldı.

· – Bu 600 FETÖ üyesi rütbeli askerin deşifresi 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilmiş olan başarısız darbe girişiminin YAŞ öncesine çekilmesine neden oldu.

· – Ayrıca bu uygulamadan elde edilen istihbarat bilgileri sayesinde başta TSK olmak üzere devlet kurumlarına sızan 40.000’ne yakın FETÖ üyesi belirlenmiştir ve devlet makamlarınca Mayıs 2016 ayı itibariyle paylaşılmaya başlandı. Halen çözümler devam etmektedir. 40.000 sayısı çözümler devam ettikçe artıyor.

· – Bu belirleme sayesinde başarısız darbe sürecinden sonra devletin gerçekleştirdiği soruşturmalar, gözaltılar çok daha hızlı olmuş ve nokta atışı operasyonlar gerçekleştiriliyor.

DARBEDEN NOTLAR : Eski MİT’çi Eymür konuştu


MİT Kontrterör eski Başkanı Mehmet Eymür, " Ön planda Gülen ve cemaat faktörü olsa da, bu bir istihbarat yapılanması ve bir istihbarat projesidir" dedi.

TSK’nın neredeyse yüzde 70’inin cemaatçi olduğunu söyleyen Mehmet Eymür, “ABD, orduda din ve cemaat motifini kullanıp Gülen üzerinden örgütlenmiş… Tam olarak ayıklanmadıkları sürece içimizdeki paralel yapı projelerine devam eder” dedi

MİT Kontrterör eski Başkanı Mehmet Eymür, 15 Temmuz gecesi yaşananları ‘’İstihbarat projesi” biçiminde değerlendirdi ve darbe girişiminden ABD’nin haberi olduğunu savundu. Eymür, “MİT, TSK içinde aktif istihbarat yürütemez. Bunu askeri istihbarat yapar. Ancak sinyal istihbaratı, hava fotoğrafları gibi teknik imkanlarla, darbe hazırlıkları haber alınabilir. 15 Temmuz’u haber alan MİT Müsteşarı, önce Başbakan, sonra Cumhurbaşkanı ve gerekiyorsa Genelkurmay Başkanı’na haber vermeliydi” dedi. İşte Eymür’ün sözleri:

O KAYITLARI GÜLEN Mİ DİNLİYOR?

Korkunç bir kabus gördük. Ön planda Gülen ve cemaat faktörü olsa da, bu bir istihbarat yapılanması ve bir istihbarat projesidir. Ordunun neredeyse yüzde 70’e yakını cemaatçi. Cemaate hizmet ediyorum zannedip, Türkiye’yi bölmek isteyen yabancı istihbarat servislerine hizmet eden zavallılar… Başyaver, Genelkurmay başkanının odasına her gün dinleme aleti koyuyor, ağabeyine günlük kayıt veriyor. Bu kayıtları Gülen mi, kim dinliyor? Jandarma, polis, yargıda da aynı yapılanma var. Disiplini en yüksek kurum olan Türk Silahlı Kuvvetleri böyleyse, diğer kurumlar ne haldedir?

“BİZİ BİZDEN İYİ TANIYORLAR”

1960 askeri ihtilalinde ve sonrakilerde cemaat mi vardı? Hayır. Ordu içinde Amerikalıların “Our Boys” yani “Bizim Oğlanlar” dedikleri ABD’ye hizmet eden subaylar vardı. Şimdi bizi bizden daha iyi tanıyıp tahlil ettiklerinden, din ve cemaat motifini kullanıp Gülen üzerinden örgütlenmişler. Onlar açısından, şaşkınlık yaratacak kadar başarılı. Her yerden dinleme ve raporlar geliyor. Habersiz bir şey yapmaya çalışırsan birini yayınlıyorlar, uzatırsan başına çuval geçiriyorlar. Olay yeni değildir, 1940’lara dayanır. Bunu sadece Fethullah Gülen ve cemaatine bağlamak olayı küçültür, Gülen’i ise büyütür. Tam olarak ayıklanmadıkça içimizdeki paralel yapı, daha doğrusu “Yönetici Yapı” faaliyet ve projelerine devam eder.

İLK SİNYALİNİ VERMİŞLERDİ

Gülen’in de ABD’de yaşadığı dikkate alınınca, ABD’nin bu girişimden haberi olmaması, kesinlikle mümkün değildir. Darbe girişiminin ilk sinyalini de, yakın tarihte ABD’nin eski Ankara büyükelçileri Morton Abramowitz ve Eric Edelman, Washington Post’a yazdıkları bir yazıyla, Erdoğan’ı istifaya çağırarak verdiler.

Orgeneral ve korgenerallerin, üst düzey bürokratların müsteşarlık yaptığı, emekli subayların da çalıştığı, hiyerarşik yapıdaki MİT’e, Hakan Fidan’ın tayini, bana göre büyük bir yanlıştı. Darbe girişimi haberini alan MİT Müsteşarı’nın önce doğrudan bağlı olduğu Başbakan’a haber vermesi gerekirdi. Cumhurbaşkanı’na da kesin olmasa dahi böyle önemli bir konunun haber verilmemesi manidar. Önce Başbakan’a, Cumhurbaşkanı’na ve gerekiyorsa Genelkurmay Başkanı’na haber vermeliydi.

MİT, TSK’DA İSTİHBARAT FAALİYETİNDE BULUNAMAZ

MİLLİ İstihbarat Teşkilatı’nın görevinin Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak olduğunu söyleyen Mehmet Eymür, şöyle devam etti: “TSK’nın bir yönergesine göre MİT, TSK içinde aktif istihbarat faaliyeti yürütemez. Bu faaliyeti askeri istihbarat birimleri yapar. Sinyal istihbaratı, hava fotoğrafları gibi teknik imkanlar kullanılarak ve yabancı unsurlar kontrol edilerek, darbe hazırlıkları haber alınabilir. MİT’in görevi Türkiye Cumhuriyeti’ni, anayasasını korumaktır.

“YANINDA OLMALIYIZ”

15 Temmuz 2016 gecesi darbe girişimi geldi. Şehit ailelerinin başı sağ olsun. Yaralı gazilere, 15 dakika fark ile ölümden kurtulan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a da geçmiş olsun. Türkiye’yi böldürmediği, hainlerle mücadele ettiği müddetçe eski olumsuzlukları unutup, bütün Türkiye yanında olmalı. Ancak bir dileğim de var: Başkanlık sisteminden ve Taksim’deki inşaatlardan şimdilik vazgeçmesi…”

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : Fetö’nün Son Kozu C Ekibi


15 Temmuz tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsünden sonra Milli İstihbarat Teşkilatı’nda oluşturulacak ve en güvenilir personellerden seçilecek çekirdek kadro, yeni kişiler yetiştirerek sağlam ekipler kuracak.

Oluşturulan bu ekipler ise Fetö’nün henüz kendilerini açığa çıkarmamış olan C ekibi isimli yapılanmayı oluşturan şahısları hedef alacak. Oluşturulacak olan bu yeni ekibin tam olarak faaliyet göstermesi biraz zaman alacak gibi duruyor. Fetö üyelerinin istihbarat birimlerinin içinde hala aktif görev halinde olması durumlarına karşı da geniş çaplı önlemler alınıyor. Bu arada Milli İstihbarat Teşkilatı’nın yanında Jandarma İstihbarat’ta ve Genel Kurmay’da aktif halde görev yapan kişilerde tek tek gözden geçirilerek, tabiri caizse içlerinde bulunan çürük elmalardan arındırılacak. Önceki dönemlerde Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı yapan Orgeneral Yaşar Güler, oluşturulacak olan bu teşkilatın merkezini oluşturacak. Ülkemizin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın haricinde Jandarma İstihbaratı ve Genelkurmay İstihbaratı’ndan da gerekli bilgi belge ve dokümanları alacak. Fetö’nün 15 Temmuz’ da darbe girişimini gerçekleştiren A grubunu oluşturan kişilerin dışında, geni çaplı eylemleri ve suikastları organize etme gibi devlete büyük zarar vermek için yapılandırılmış olan B grubunun haricinde bir de C grubunun olduğu tahmin ediliyor. Devlet Fetö üyelerinin yaklaşık olarak % 75’ lik dilimini temizlemesine rağmen asıl amaç % 25’ lik olan bu dilimi temizlemek.

Kaynak: http://www.kredihaber.net/fetonun-son-kozu-c-ekibi-1366.html

DARBEDEN NOTLAR : Turuncu darbe tezgahı


"Aydınlık’a son günlerde ulaşan ABD’nin Türkiye’de FETÖ ve PKK’yı kullanarak darbe planlandığına dair haberler dün Amerikan basınına da yansıdı"

ABD’nin "renkli" bir darbe planladığı yolunda haberler, dün ABD ve Rus basınından dünya kamuoyuna duyuruldu.

Turuncu darbe planı, geçtiğimiz Çarşamba günü İstanbul Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlenen ve üç üst düzey emekli Emniyet yetkilisinin katıldığı konferansta gündeme geldi. Emekli Emniyet yetkilileri Hanefi Avcı, Emin Arslan ve Sabri Uzun konuşmalarında Fethullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ), TSK ile Emniyet’teki örgütlenmesinin büyük tehdit oluşturduğuna dikkat çektiler.

Hanefi Avcı FETÖ’nün TSK içindeki varlığı ile ilgili şunları söyledi: "Ordu içinde çok ciddi bir yapılanma var. Bu yapılanma Türkiye’nin geleceği için tehlikeli, hepimiz için rahatsızlık kaynağı…Bu yapının neler yapacağı konusunda hepimizin düşünceleri var. Bir müdahale olur vb. Her türlü fırsatı kullanabilirler. Bu ciddi, vahim bir olay." (Aydınlık, 26 Şubat 2016)

"DARBE GİBİ BİR ŞEY"

Aynı toplantıda söz alan E. Tümamiral Haydar Mücahit Şişlioğlu da FETÖ’nün Ordu içinde tasfiye edilmediğine vurgu yaptıktan sonra şunları söyledi: "Bunlar polis veya savcı gibi değil, elinde silah olan ve gerektiğinde bu silahı kullanabilecek kişiler. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri. Çünkü ortalık karmakarışık. Bu kargaşada ‘Ben düzeni sağlayacağım’ diye içeriden bir hareketin olması durumunda, bu işi bilmeyen vatandaş da bunları destekleyecektir."

Konferansın yöneticisi Sabah gazetesi yazarı Ferhat Ünlü, "Bir darbeden mi söz ediyorsunuz" diye sordu. E. Tümamiral Şişlioğlu, "Evet, onun gibi bir şey" yanıtını verdi. Şişlioğlu sözlerini, "Eskisinden çok daha kötü bir durum olacaktır" uyarısıyla bitirdi

FETÖ VE HDP’NİN DARBE UMUTLARI

Öte yandan, Aydınlık’ın görüştüğü bir AKP yetkilisi, F Örgütünün yaydığı "Baharda geliyoruz" söylentilerini yorumlayarak, "FETÖ’nün devlet içindeki güçlerinin HDP ile işbirliği yaparak, Baharda bir darbe girişimine hazırlandığını" belirtti.

Bu arada yine önceki gün görüştüğümüz halen görevde olan üst düzey Emniyet yetkilisi, "F Tipi yapılanmanın Ordudaki elemanları aracılığıyla, Türkiye’nin içinde bulunduğu bölücü tehditten istifade ederek askeri darbeye zemin arayışı içinde olduğuna" dikkat çekti. "Fethullah Gülen’in son günlerde sohpetlerinde gündeme getirdiği, ‘Kılıcın hakkını vermek’ sözlerinin Ordudaki elemanları yönlendirme amaçlı olduğunu" belirtti.

PKK’NIN NEVRUZ ÇAĞRILARI

Bu arada Güneydoğu kentlerinde hendeklere gömülen PKK da, "Baharda çok şey olacak" parolasıyla Bölücü Örgüte moral vermeye çabalıyor. PKK ve HDP çevresinde, ABD’nin sürece müdahale edeceği yönünde haberler açık açık dile getiriliyor. HDP yetkilileri ve yerel örgüt yöneticileri, PKK’nın Nevruzda kalkışmalar örgütleyerek gerekli ortamı hazırlayacağını yayıyorlar.

Aydınlık, Güneydoğu illerimizde yaptığı araştırmalarda, halkın PKK’nın çağrılarına kesinlikle itibar etmeyeceğini saptıyor. Böylece ABD’nin Turuncu darbe tertibinin Güneydoğu ayağının bulunmadığı görülüyor. Ancak canlı bombalar ve suikastler yoluyla kargaşa ve güvensizlik ortamı kışkırtılacağı yönünde bilgiler, Emniyet kurumlarının bilgisi içindedir.

BÜYÜK SERMAYE İÇİNDE HAREKETLENMELER

Yine önceki gün görüştüğümüz Ulusal Gönüllüsü bir işadamı ise, büyük sermaye içindeki bazı güçlerin ABD yönlendirmesiyle Tayyip Erdoğan’a karşı mevzilendirildiğini belirtti. Bu yönlendirmede Tayyip Erdoğan’lara karşı "laiklik" vurgusu yapıldığının altını çizdi. İşadamı dostumuz şöyle devam etti. "FETÖ devlet içinde önemli bir örgütlenmeye sahip. Fakat çok sıkıştı. PKK ise, tamamen anarşi ve teröre oynuyor. O da çok sıkıştı. ABD bir yandan Suriye’den sonra Türkiye’ye yoğunlaşırken, diğer yandan yönetme kabiliyetini yitiriyor. Büyük sermayenin bazı kesimlerinin de, bu saflara meyletmesinden sonra, darbe dahil her türlü maceracı çıkışlar konuşuluyor…RTE ve Ahmet Davutoğlu yerine bir kolektif yönetim olur mu? Tartışılıyor. Hakan Fidan da gidici."

MIKE WHHITNEY’İN DARBE İLANI

ABD’li gazeteci Mike Whitney, Counter Punch’a yazdığı yazıda, ABD’nin darbe hazırlığını bütün dünyaya duyurdu: "Washington Tayyip Erdoğan’ı Şam ve Moskova’yla çatışmaya itiyor. Böylece Türkiye’de iç bölünmeleri derinleştirecek ve Tayyip Erdoğan’ın gücünde erezyon yaratacak. Bu arada Türk Ordusu’ndaki ve MİT’teki ajanlarını kullanarak renkli devrime gidecek…ABD’nin asıl amacı, sosyal huzursuzlukları kışkırtarak renkli bir devrimin önünü açmak."

ABD BASININDA "ANKARA’YA TUZAK" HABERLERİ

ABD’li politika uzmanı F. William Engdahl da New Eastern Outlook’a yazdığı yazıda Whitney’in haberini doğruladı ve daha önemlisi, Washington’un kurduğu tuzağı açığa vurdu: "Washington Riyad ve Ankara’yı tuzağa çekiyor."

RUS BASININDA YANKILAR

ABD basınında çıkan haberler, Rus basınında yankılandı. Sputniknews.com, ABD’li gazeteci ve uzmanların haberlerine geniş yer verdi. Aydınlık, baharda darbe söylentilerinin özellikle FETÖ ve PKK çevresinden yayıldığını saptadı.

Bilindiği gibi, 20 Ocak 2016 öncesinde Davos toplantısına katılan Babacan, dünyanın önemli finans kuruluşlarına, Eylül ayına kadar Tayyip Erdoğan’ı etkisiz hale getirecekleri sözünü vermişti. Bu güvenceyi Tayyip Erdoğan’ın yakın çevresi şöyle yorumluyor: "Tayyip Erdoğan’a darbeye gerek yok, darbeyi biz yaparız."

TAYYİP ERDOĞAN’IN ZAYIF KARNI: RUSYA VE SURİYE SİYASETLERİ

Güvenilir kaynaklar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesinde birlik olduğunu vurguluyor ve darbe haberlerinin köşeye sıkışan ABD, FETÖ ve PKK’nin beklentilerinden öte bir anlam taşımadığına dikkat çekiyorlar. Ancak AKP iktidarının Rusya ve Suriye düşmanı siyasetinin darbe heveslilerine fırsat verdiği vurgulanıyor.

İÇ BÖLÜNMELER DERİNLEŞECEK

Bu doğrultudaki bilgilerimizi sputniknews.com’da yayınlanan ABD’li yetkililerin açıklamaları doğruladı. Sputniknews’in aktardığına göre, ABD’li gazeteci Mike Whitney, Counter Punch’a yazdığı yazıda şu ifadeleri kullandı: "Washington Tayyip Erdoğan’ı Şam ve Moskova’yla çatışmaya itiyor. Böylece Türkiye’de iç bölünmeleri derinleştirecek ve Tayyip Erdoğan’ın gücünde erezyon yaratacak. Bu arada Türk Ordusu’ndaki ve MİT’teki ajanlarını kullanarak renkli devrime gidecek. ABD’nin asıl amacı, sosyal huzursuzlukları kışkırtarak renkli bir devrimin önünü açmak."

ABD’li politika uzmanı F. William Engdahl da New Eastern Outlook’a yazdığı yazıda Whitney’le aynı fikirdeydi: "Washington Riyad ve Ankara’yı tuzağa çekiyor."

Link : http://www.aydinlikgazete.com/politika/turuncu-darbe-tezgahi-h84126.html

MİZAH : SİGARAYI BIRAKMANIN EN KESİN YÖNTEMİ BUDUR :)))))


MİZAH : BATMAN’DAKİ EFSANE ŞEYH VE SIRLARI :)))))))


90’lı yıllarda Batman’da bir Şeyh için “SUYU SUYA KATTI AYRAN OLDU” şeklinde bir efsane dönerdi.

Biz bir türlü bu saf müridleri Şeyhin Rakıcı Alkolik olduğuna ikna edemedik J

KARİKATÜR : TARİKATÇİ MURTAZA’NIN YENİ GÖZDESİ :)))))


KARİKATÜR : UYANIK AŞIK HÜSAMETTİN :)))))))


MİZAH : TAYYİP REİS DİPLOMA SORANLARDAN FENA HALDE SIKILDI :))))


MİZAH : DİPLOMA NEREDE :))))))))


KARİKATÜR : GÜNAHLAR VE SEVAPLAR :)))))


MİZAH : DARBEDE TÜRKİYENİN PÜR MEALİ :))))


MİZAH : BEKARLARA ÖZEL BÜRO TAVSİYESİ :)))))))


MİZAH : AK PARTİ’NİN YENİ PROJESİ MUTLULUK VERİCİ :)))))


MİZAH : AKP’NİN OTOYOLLARI PROJESİ SON HIZ DEVAM :)))))


MİZAH : TAYYİP ERDOĞAN’DA MANTIK YOLLARI ENFEKSİYONU BAŞLADI /// İŞTE BUYRUN :)))))


MİZAH : TÜRKİYE’DE RESTORASYON :)))))))


MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ DOSYASI : MHP’DE OLAY ŞUDUR !!!


DARBEDEN NOTLAR /// Metin AYDOĞAN : KENDİ ORDUSUNDAN KORKMAK


Orduya siyaset sokmak, üstelik dinci siyaset sokmak, art arda darbeler alan bu büyük kurumu; emir-komuta zinciri bozulmuş, savaşkanlık ruhunu yitirmiş, disiplinsiz bir insan kalabalığı haline getirecektir. Yönetime gelen her parti, orduya kendi adamlarını ve politik farklılıklarını taşıyarak, orduyu ordu olmaktan çıkaracaktır. Enver Paşa’nın ordunun komutasını Almanlara vermesinden ve İnönü’nün NATO’ya teslim etmesinden (NATO’ya giriş için İnönü başvurdu, Menderes imzaladı) sonra, orduya en büyük zararı, aceleyle çıkarılan kararnameler verecektir.

Kararnameler

15 Temmuz darbe kalkışmasından sonra; olağanüstü hal ilan edildi, çok sayıda insan tutuklandı ve art arda kanun kuvvetinde kararnameler çıkarıldı/çıkarılıyor. Kararnamelerde dikkat çeken özellik, AKP çevrelerinde ve yandaş basında eskiden beri dile getirilen istemleri içermesi ve önceden hazırlandığı izlenimi vermesiydi.

Devlet Personel Yasası’nın değiştirilmesi, Jandarma’nın tümüyle İçişleri Bakanlığı’na bağlanması, valilerin jandarma genel komutanı olabilmesi, askeri okulların Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanması ve zaman içinde kapatılması, Genel Kurmay’ın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması, imam hatip mezunlarının Harp Okulları’na girmesi, askeri yargının kaldırılması… gibi yaklaşımlar, çıkarılan ve çıkarılacağı söylenen kararnamelerin konusu olacağa benziyor.

Tartışılmadan ve eleştirilmeden, yaptım oldu anlayışıyla alınan bu tür kararlar, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan gazi ordunun siyasileşmesi ve güçsüzleşmesi anlamına gelecektir. Söylenenler gerçekleşirse, Atatürk’ün kurduğu ordu bir başka orduya dönüşecektir. Bakanlıkların ne hale getirildiği gözünüze alındığında, durumun vahameti daha iyi anlaşılacaktır.

Kendi Ordusundan Korkma

Yöneticilerin kendi ordusundan korkma davranışı, Türk toplumunun yabancısı olmadığı bir konudur. Osmanlı padişahları, özellikle 19.yüzyıl’da; ülkeyi savunacak orduyu tahtları için tehlike olarak görmüştür. Ya ortadan kaldırıp kendine bağlı yeni ordular kurmuşlar ya da bilinçli olarak orduyu zayıf bırakmışlardır.

2.Mahmut, Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırırken yerine kendisine bağlı yeni bir ordu olan Eşkinci Ocağı’nı kurdu. Ancak, bu girişim, darbeyi önlemedi. Oğlu Abdülaziz, bir suhte (medrese öğrencisi) darbesiyle tahttan indirildi.

Yerine geçen yeğeni Abdulhamit, yaşadığı sürece darbe olasılığından korktu ve orduyla ilgili karar yetkisini tümüyle kendi üzerine aldı. Ordunun güçlenmesini istemedi. Donanmayı Haliç’te çürümeye terk etti. Atamalarda yeterliliğe değil saraya bağlılığa önem verdi. Komutanların her hareketini izleyen hafiye birimleri oluşturdu, orduya büyük tatbikat yaptırmadı.

Ancak, o da darbeyi önleyemedi. İttihat ve Terakki Partisi’ne bağlı subaylar tarafından tahttan indirildi. Darbeleri ortaya çıkaran nedenlerin, toplumların gelişme istemine yanıt veremeyen yetersiz yönetimler olduğunu göremedi ve aldığı onca zabıta önlemine karşın darbeyle yönetimden uzaklaştırıldı. Darbe korkusuyla orduyu mahvetti ama yine de darbeyi önleyemedi.

Siyaset ve Ordu

Darbe korkusuyla orduya siyaset sokmak; Osmanlı Ordusu’nu, içinde birbirine düşman kümelerinin olduğu başıbozuk bir kalabalık haline getirdi. Emir komuta ilişkisi bozuldu. Ortak duygularla ülke savunmasında görev yapacak subaylar, birbirine kuşkuyla bakan güvenilmez karşıtlar haline geldi. İttihat ve Terakki Partisi’nin ordu içindeki gizli örgütlerine karşı, Hürriyet ve İtilaf Partisi, Halâskâr Zâbitân (Kurtarıcı Subaylar) örgütünü kurdu. Bu örgütler birbirlerine karşı suikastlar düzenledi, baskınlar yaptı. Ordu, iki düşman ülkenin askerlerinin aynı çatı altında tutulduğu bir örgüt haline geldi.

Orduya siyaset bulaştıran ittihatçı-itilafçı çatışması, Balkan yenilgisiyle başlayan, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasıyla sonuçlanan yıkıcı sürecin hem nedeni hem de belirleyicisi oldu. Darbe önleme amacıyla yapılan siyasileşme orduyu ordu olmaktan çıkardı ve Türk tarihinde benzeri olmayan utanç verici Balkan yenilgisine yol açtı. Osmanlı Ordusu, 200 bin askeriyle, daha düne kadar küçük birer eyalet olan ülkelere yenildi.

Balkan yenilgisi, ordunun yapısıyla oynamanın nelere yol açacağını gösteren, ders alınması gereken çarpıcı bir örnektir. İncelenmesi ve bugüne yönelik sonuçlar çıkarılması gerekir.

Balkan Savaşı

Balkan devletlerinin en küçüğü Karadağ, gücünden ve konumundan beklenmeyen bir tutumla, 8 Ekim 1912’de, Osmanlı İmparatorluğu’na karşı savaş açtığını duyurdu. Bilinçli bir hazırlığın ürünü olan bu garip çıkış, gerçekte, Balkanlar’daki Türk varlığına son vermeyi amaçlayan genel bir kalkışmanın başlangıcıydı. Yunanistan, Sırbistan, Bulgaristan ve Karadağ, aralarında anlaşmışlar; Osmanlı Devleti’ne karşı, birlikte davranma kararı almışlardı.

Karadağ’dan on gün sonra Yunanistan ve Bulgaristan, on iki gün sonra da Sırbistan savaşa katıldı. Trablusgarp’da, topraklarını açıktan savunamayacak kadar silik bir görünüm veren Hükümet, büyüğü ve küçüğüyle tüm düşmanlarının yüreklenmesine yol açmış, herkes payına düşeni almak için zamanın geldiğine inanmıştı.

Utanç Verici Yenilgi

Balkan devletlerinin ortak hareket ettiği Birinci Balkan Savaşı’nda (1912), Osmanlı Ordusu o denli çabuk ve kolay yenilmişti ki; sonuç, yalnızca Türkiye ya da Balkan devletlerini değil, Avrupalı büyükler ve Rusya dahil, tüm dünyayı şaşırtmıştı. Yüzyıllar boyu eyalet olarak korunan küçük devletçikler, İmparatorluk Ordusu’nu bir anda ve inanılması güç bir kesinlikle yenmişti.

Asker sayısı az olmayan Osmanlı Ordusu, "sanki birbirleriyle bağlantısı olmayan insanlardan oluşan bir yığıntı gibi, gizemli bir üflemeyle birdenbire havaya savrulmuş"; Rumeli’deki Türk birlikleri, "aydınlatılması güç bir genel uyuşukluğun, uyanılmayan bir uykunun sersemliği içinde"1 dağılıp gitmişti.

Türk askerlerinin savaşkanlığı bu değildi. Nitekim, genç kuşak subayların orduda etkili olmaya başlamasıyla durum çabuk değişti. Balkan Savaşı’nda neredeyse kendiliğinden dağılan ordu, birkaç yıl sonra Çanakkale başta olmak üzere Galiçya’dan Yemen’e dek, on ayrı cephede büyük direnç gösterdi, başarıyla savaştı.

Balkan Savaşları’na katılmış olan tarih araştırmacısı General Fahri Belen (1892-1975), Türkiye için "bir felaket" olarak nitelediği Balkan yenilgisinin, Türk ordusuna değil "kokuşmuş Osmanlı anlayışına" ait olduğunu söyler ve şu yorumu yapar: "Balkan Savaşlarında, Türklerin savaş gücünü artık tümden yitirdiği sanıldı. Oysa savaşta yenilen Türk askeri değil, kokuşmuş Osmanlı anlayışı ve bu anlayışı sürdüren yöneticilerdi. Nitekim, yeni yetişen genç kuşak, ilerdeki savaşlarda, özellikle İstiklal Savaşı’nda, Türkler’in savaş gücünü yitirmediğini tüm dünyaya gösterecekti".2

Yenilginin Nedenleri

Balkan Savaşı çıktığında, ekonomik çöküşle bütünleşen siyasi çözülme, kesin ve uzlaşmaz ayrılıklar durumuna gelerek, ülkenin her yanına yayılmıştı. Dış karışma ve azınlıkların bir türlü bitmeyen ayrılıkçı istekleri, ittihatçı-itilafçı çatışmasıyla iç içe geçerek, toplum yaşamını ayakta tutan hemen tüm değerleri, özellikle yönetim işleyişini, adeta yok etmişti. Osmanlı toplumu, birbirlerinin varlığına katlanamayan, yüzlerini bile görmek istemeyen insanların oluşturduğu, belki de onlarca parçaya ayrılmıştı.

Ayrılıklar yalnızca; Türk-Rum ve Ermeni, Türk-Arap, Kürt-Ermeni ya da Müslüman-Hıristiyan çelişkilerinden oluşmuyordu. Müslüman’la Müslüman, Türk’le Türk arasında da derinleşip yayılmıştı. Düşmanlık durumuna gelen siyasi bölünme, gülmece konusu olacak ayrılıklara varmıştı. Mezarlık yanından geçenler, "okudukları fatiha’nın" politik rakipleri için geçerli olmamasını dileyip, "ben duamı ittihatçıların ruhuna gönderiyorum" diyebiliyordu.3

Devlet ve ordu yapısı içten çürümüştü. Gereksinimleri karşılanmayan ordu, uzun yıllar yeniliklere kapalı tutulmuş, baskı altına alınmıştı. Tahtını korumayı tek siyasi ölçüt sayan padişahlar, orduya savaşacak olanaklar sağlamak bir yana, güçsüzleşmesi için hemen her şeyi yapmışlardı.

Paşalık dahil her türlü rütbe, buyruklarla, saraya bağlı kişilere armağan olarak veriliyordu. Orduda, alaylı denilen okuma yazma bilmez subaylar’, hatta paşalar vardı. Önemli yerlere bunlar getiriliyor, yetenekli ve yurtsever subaylar etkin görevlerden uzak tutuluyordu.

Özellikle 20.yüzyıl başında, particilik (fırkacılık) ve düşünce farklılıkları, subaylar arasında ayrıcalıklara yol açmış, orduda sıkıdüzen diye bir şey kalmamıştı. Komutanların terfilerinde yeterlilik (liyakat) değil, saraya bağlılık belirleyici oluyordu. Atamalarında padişaha yön veren sadrazamlar, kendilerini o yere getirten yabancı büyükelçilerin yönlendirmesi altındaydılar. Örneğin "Sadrazam Reşit Paşa İngilizler’in, Ali Paşa Fransızlar’ın, Mahmut Nedim Paşa Ruslar’ın adamıydı".4 Enver Paşa ve ittihatçı önderler ise Almanların etkisi altında, onların isteği yönünde siyaset yapıyorlardı.

Balkan savaşları sırasında cepheleri dolaşan Fransız gazeteci Stephane Losannes’ın saptamaları, Türk ordusunun o günlerde ne durumda olduğunu gösteren çarpıcı örneklerdir: "Lüleburgaz savaşı dört günden beri aralıksız sürüyordu. Türk Ordusu’nun Başkomutanı Abdullah Paşa, genel karargahı olan Sakız köyünde küçük bir evde kapanmış kalmıştı. Daily Telegraph gazetesinin savaş muhabiri Smith Bartlet kendisini orada rastlantı olarak buldu. Başkomutan açlıktan ölüyordu. Emir subayları, evin fakir bahçesindeki toprakları adeta tırnaklarıyla kazarak bir iki mısır kökü çıkarmaya çalışıyorlardı. Bu kökleri, bir parça unla bulamaç gibi pişiriyorlardı. İşte, 175 bin kişilik orduya kumanda eden zatın bütün yiyeceği buydu".5

Yenilginin Götürdükleri

Balkan Savaşları, kimsenin aklına bile gelmeyen ve Rumeli Türkleri’ni perişan eden büyük yitiklerle sonuçlandı. Girit, Yunanistan’a bağlandı (1908). Osmanlı Devleti, yüz milyon mark karşılığında, Doğu Rumeli’den tümüyle çekildi.6

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Bosna-Hersek’i kendisine bağladı (1908).7 Ege’de Onikiada elden çıktı.8 Selanik, Yunanlılar tarafından işgal edildi (1912).

Makedonya ve kıyı şeridinin tümü Yunanistan’a verildi, Osmanlı İmparatorluğu Meriç’e dek çekildi.9 Bulgar Ordusu İstanbul’un dibine, Çatalca’ya dek ilerledi.10

Mustafa Kemal’in Ordusu

Mustafa Kemal, Türk ordusunu Kurtuluş Savaşı içinde kurdu ve geçmişteki yanlışlardan çıkardığı sonuçlarla orduyu kesin olarak siyaset dışında tuttu. Ordu kurmak, eğitmek ve savaştırmak; O’nun en iyi bildiği işti. Her konuda olduğu gibi bu konuda da kendini yetiştirmiş, kuramsal ve eylemsel olarak askeri tarihe geçen uygulamalar yapmıştı.

Cumhuriyet’in koruma ve kollanmasını emanet ettiği ordunun üzerine titriyordu. Ona kendisi karışmadığı gibi kimseyi karıştırmadı. Yarattığı ordunun; yapılanmasını, işleyişini ve karar süreçlerini belirledi. Belirleyip uygulamaya döktüğü kurallar bütünü, Türkiye’ye özgüydü ve mükemmeldi.

Mustafa Kemal’in kurduğu orduya ilk büyük darbe, en yakın silah arkadaşı İnönü’den geldi. Türk Ordusu’nu NATO’nun emrine verdi. O günden sonra; darbeler, tasfiyeler ve çatışmalarla dolu uzun bir süreç yaşandı ve ordu Atatürk’ün ordusu olmaktan çıktı, NATO’ya bağlı bir ordu oldu.

Tehlikeli Süreç

Şimdi, orduyu çok tehlikeli bir süreç bekliyor. Darbe kalkışmasının yarattığı korku, karar vericileri; Atatürk’ün başarısı kanıtlanmış uygulamalara değil, tarihsel olarak bağlılık duydukları Osmanlı padişahlarının tutumuna yöneltiyor. Orduya din ve siyaseti sokacak köklü dönüşümlerden söz ediliyor. Jandarmayı İçişlerine bağlıyor, valiye general rütbesi veriyor. Basına yapılan açıklamalarda, Genel Kurmay’ın Cumhurbaşkanlığı’na, Kuvvet Komutanlıkları’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanacağı, askeri okulların kapatılacağı, Harp Okulları’na imam hatip mezunlarının alınacağı söyleniyor. Bunlar, orduyu, bağlı olarak ülkeyi; Osmanlı’nın yıkılış dönemine götürecek uygulamalardır. Eğer gerçekleşirse, Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı’nın gittiği yola girecek ve parçalanma tehlikesi içinde tarikatlar arası çatışmalarla boğuşmak zorunda kalacaktır.

DİPNOTLAR

1 "Tek Adam" Ş.S.Aydemir, I.Cilt, Remzi Kit., 9.Bas. İst.-1983, sf.170

2 "20.Yüzyıl Tarihi" Arkın Kit., Sayı 16, İst.-1970, sf.313

3 "Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük"Prof.Tarık Zafer Tunaya, Arba Yay., 3.Bas., İst.-1994, sf.21

4 "Osmanlı Tarihi"Prof.Enver Ziya Karal; ak, Vural Savaş, "Militan Atatürkçülük"Bilgi Yay., 2001, sf.90

5 "Tek Adam" Ş.S.Aydemir, I.Cilt, Remzi Kit, 9.Bas., İst.-1983, sf.170-171

6 Büyük Larousse, Gelişim Yayınları, 4.Cilt, sf.1991-1992

7 "Jön Türkler ve Araplar" Hasan Kayalı, Tar.Vak.Yurt Yay. 1998, sf.61

8 "Jön Türkler Modernizmi ve Alman Ruhu", Mustafa Gencer, İletişim Yay., sf.57

9 "Tek Adam" Ş.S.Aydemir, I.Cilt, Remzi Kit., 9.Bas., İst.-1983, sf.168

10 a.g.e. sf.168

Link : http://kuramsalaktarim.blogspot.com.tr/2016/07/kendi-ordusundan-korkmak.html?m=1#more

DARBEDEN NOTLAR : KABAHAT ASKERİ OKULLARDA MI ?


15 Temmuz Cunta Kalkışması’ ndan sonra siyasetin Özal’ dan beri ajandasında yazılı olup da uygun zamanı kollayan hedef ve hevesleri hemen gündeme geliverdi nedense.

Ne alakası varsa, önce Taksim Kışlası’nın yapılacağı ilan edildi. Ardından da kışlaların şehir dışına çıkarılacağı açıklandı.

Bir zamanlar Özal’da, "Turizme ve ekonomiye kazandırılması gerekçesiyle" Askeri Yasak Bölgeleri daraltılmış, güzelim ormanlar ya yakılarak yapılaşmaya açılmış, ya da kum ve taş ocaklarına dönüşmüştü.

Yine, şematik bağlantılarla darbe önlenebilirmiş gibi, zaten sivil bir makama bağlı olan "Genelkurmay Başkanlığı’ nın kime bağlanması gerektiği" tartışmaları, yanı sıra da, Askeri şekillendirme fırsatının bir halkası olarak "Askeri Okulların kapatılması" konuları tekrar gündeme getirilmiş bulunuyor.

Evet, yıllardır söylenen, 15 Temmuz’ da da kanlı bir kalkışma ile patlak veren zehirli bir örgüt devletin bütün önemli kurumlarını ele geçirmiş durumdadır.

Bunların başında da TSK ve onun personel kaynağı olan Askeri Liseler ve Harp Okulları geliyor. Ancak, bunun çözümü o okulları kapatmak olabilir mi?

Diğer kurumlardaki sızmaları önlemek için Siyasal Bilgiler, Hukuk Fakülteleri v.s. de kapatılacak mı? Bunlar ayaküstü alınacak kararlar mı?

Ayrıca, tarihi boyunca nice kahraman, çağdaş, bilgili, fedakar, yurtsever subay yetiştirmiş olan Askeri okullar kötü değildir. Kötülerin eline geçtiği için kara bir dönem yaşamıştır.

Tarihi bir binayı basmış olan farelerden temizlemek için çözüm binayı yakmak değil, kapan, ilaçlama v.s. ile mücadele edip fareleri yok etmektir. Bu tarihi kurumlar kapatılamaz. Mikroplardan arındırılır.

Örneğin, Deniz Harp Okulu’ muz, ABD’ den üç yıl önce kurulmuş tarihi bir kurumdur. Toplumlar ve kurumlar aidiyet duygusu ile yaşar ve ondan güç alır. Askerlik bir ruh meselesidir. Binası, sancağı, dershanesi, sınıf arkadaşlığı, yatakhanesi, aynı kazandan beslenmesi, sporu, kültürü anıları v.s. ile ortak bir ruh. Bunu filanca fakültede okumuş adamları toplayarak sağlayamazsınız.

Savaşta bir askere, kurşun yağmuru altında yanına koştuğu yaralı arkadaşının "geleceğini biliyordum" dedikten sonra kucağında son nefesini verişine tanıklık ettiren işte o ruhtur.

Sonuç olarak; Sanki, Harp Okulları’nda "Nasıl darbe yapılır?" eğitimi veriliyormuş ya da, Atatürkçülük "Darbeci Silahlı Kuvvetler" öngörüyormuş gibi, dünya çapında ünlü bilim adamımız Prof. Dr. Celal Şengör’ ün eğitim sisteminin mükemmelliğinden her zaman övgü ile söz ettiği Harp Okullarımıza yazık etmemek, bünyesine sızan hastalıklardan arındırılıp asli görevini yapar hale getirmek esas gaye olmalıdır.

Bir kısım beyni yıkanmış üniformalı çetenin 15 Temmuz kalkışmasının faciaya dönüşmesini, aynı kurumun okullarından mezun büyük çoğunluğun onlara katılmaması, engellemesi ve teslim olmaması sağlamıştır. Polisten ve halktan önce bu katkının gecenin kaderini değiştirdiği unutulmamalıdır!

Her öneri veya kararın kimin tarafından verildiği ve taşıdığı niyet önemlidir. Başı her sıkışan, asker hakkında ahkam kesmekten vazgeçmedikçe ve siyasetin beceriksizlikleri, gizli hesaplarının faturası günah keçisi olarak askere kesildikçe bu niyet ve öneriler her zaman tartışma konusu olacaktır.

Kaldı ki, Atatürk’ümüzün yadigârı olan Muhafız Alayı’ndan sonra, okuduğu Harp Okulu’nu da kaldırmayı düşünmek, binalara asılan Atatürk posterinin samimiyetine kimseyi inandıramayacaktır.

Reşit Çağın 31 Temmuz 2016

İLK KURŞUN

LİNK : http://www.ilk-kursun.com/haber/269989/kabahat-askeri-okullarda-mi/

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.