Etiket arşivi: KİTAP TAVSİYESİ

KİTAP TAVSİYESİ : Osmanlı’dan Günümüze Alman Gizli Servisi Türkiye Faaliyetleri


KİTABI BURADAN SATIN ALABİLİRSİNİZ.

KİTAP TAVSİYESİ : İngiltere Hariciye Nazırı Lord Palmerston’un P arlamento Nutku


Prof. Dr. Songül ÇOLAK ve Metin AYDAR tarafından bilim dünyasına kazandırılan "İngiltere Hariciye Nazırı Lord Palmerston’un Parlamento Nutku" isimli kitap İdeal&Kültür Yayıncılık tarafından basılmıştır.

Lord Palmerston, İngiltere’nin 19. yüzyıl meşhur politikacılarıdandır. Uzun siyasi kariyeri boyunca takip ettiği politikalarında daima İngiliz İmparatorluk çıkarlarını korumayı temel prensip olarak kabul ettiğini savunmuştur. “Ben bir Roma vatandaşıyım” (Civis Romanus sum) ifadesini kullandığı meşhur söylevini 25 Haziran 1850 senesinde gerçekleştirmiştir.

O, Londra’yı Roma gibi dünya çapında önemli bir merkez yapmak, İngiltere’yi Hindistan’da olduğu gibi dünyanın diğer bölgelerine de hâkim kılmak ideali ile büyük hedeflere yönelmiş, dış politikasını bu esaslar üzerine temellen- dirmiştir. Yayımladığımız nutuk, Palmerston’un, Hâriciye Nâzırlığı döneminde takip ettiği dış politikalarına getirilen eleştirilere karşı mecliste yaptığı bir savunudur. Onun bu savunusu kimliğini belirtmeyen bir Osmanlı aydını tarafından Osmanlıcaya tercüme edilmiştir. Polonya’da, Wroclaw Üniversitesi Kütüphanesi’nden temin ettiğimiz Elyazma, genelde 19. yüzyıl İngiltere’sinin dış politikasına, bu bağlamda İngiltere, Fransa, Belçika, İsviçre, Yunanistan ilişkilerine ve özelde aynı yüzyıl Osmanlı-İngiliz münasebetlerine kaynaklık edecek bir muhtevaya sahiptir.

KİTABI SATIN ALMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

KİTAP TAVSİYESİ : Stella Rimington’dan ‘Açık Sır’


İstihbaratın kraliçe arısı

Stella Rimington’dan ‘Açık Sır’

Stella Rimington, “Açık Sır”da 1969’dan 1996’ya kadar çalıştığı, son dört yılında ise başkanlığını yürütttüğü İngiliz istihbarat kuruluşu MI5’teki günlerini, ailesini, Soğuk Savaş zamanındaki gerilimi ve teşkilattaki erkek egemen yapıyı anlatıyor.

Stella Rimington, 1965’ten 1996’ya dek İngiliz İç İstihbaratı’nda (MI5) çalıştı, 1992-1996 arası ise kurumun başkanlık görevini üstlenen ilk kadın olarak tarihe geçti. Tecrübelerinin ışığında, başkarakterinin Liz Carlyle olduğu casusluk romanları kaleme aldı.

Bunlardan Türkçeye çevrilen Kaçak Avı’nda, Carlyle’ın İngiltere’de yaşayan Rus oligarklardan birine suikast düzenleyeceği bilgisini alıp harekete geçişini anlatan Rimington, karakteri gizli ve pırıltılı dünyaya göndermişti. Rus ajanlarının Soğuk Savaş sonrasında Britanya’daki faaliyetlerini de konu alan romanda yazar, ajanlığın doğasındaki güven-şüphe ikilemine yoğunlaşmıştı.

Rimington, Türkçeye çevrilen bir diğer romanı Gizli Ajan’da ise okuru, Caryle’ın bu kez İslamcı teröristlerin peşine düştüğü bir maceraya sürüklerken hem bir terör hücresinin hem de teşkilattaki bir köstebeğin izinin sürüldüğü bir hikâyeyle buluşturmuştu.

Rimington, romanlarında uzun yıllar çalıştığı kurumda olup bitenleri yer, kişi ve zamanları değiştirip kurgusuna katarak birer macera haline getirmişti. Fakat asıl ses getiren kitabı, 2001’de kaleme aldığı ve Türkçeye yeni çevrilen Açık Sır isimli otobiyografisi. Bu kitap, 2012’de izleyiciyle buluşan, başrollerinde Daniel Craig ve Javier Bardem’in yer aldığı, James Bond filmlerinin yirmi üçüncüsü olan Skyfall ile daha popüler hâle geldi. Çünkü filmde Judi Dench’in canlandırdığı “M” karakterinin Rimington’dan esinlenilerek oluşturulduğu konuşulmuştu. “M” filmde, kendi geçmişiyle yüzleşirken Bond ise saldırı altındaki teşkilatın başındaki tehditleri savuşturmaya uğraşıyordu.

Rimington, Açık Sır’da hem hayat hikâyesini hem de yaşamının büyük kısmında yer kaplayan istihbarat kariyerini anlatırken Skyfall’dakinden çok daha geniş çaplı bir maceranın kapılarını aralıyor. Üstelik bunlar MI5’in geçmişi, IRA, Soğuk Savaş ve erkeklerin çoğunlukta olduğu teşkilatta bir kadının tutunabilme çabası gibi belli başlı gerçeklere de temas ediyor. Öte yandan Rimington, işi ile ailesi arasına çektiği çizgiyi, anneliği, MI5’te yarattığı dönüşümü de gözler önüne seriyor.

SAVAŞ DÖNEMİNDE ÇOCUKLUK

1990’ların ortalarında The Guardian’da yayımlanan bir makale, Britanya’da günlük yaşamdan sanata, spordan siyasete ve toplumsal olaylara dek hemen her şeyin, Kıta Avrupası’yla karşılaştırıldığında çok sıkıcı ve tekdüze kaldığını anlatıyordu. Özellikle devlet kurumlarına bu anlamda geniş bir parantez açılmıştı. Stella Rimington’ın emekli olduğu ve MI5’teki hizmetlerinden, bilhassa 1992-1996 arası yürüttüğü ve kurumda pek çok üst düzey yöneticiden daha olumlu bir iz bıraktığı için onurlandırıldığı günlere denk gelmişti bu metin. Birkaç yıl sonra, Rimington’ın MI5’i İngiltere’nin en hareketli ve etkin kurumlarından biri hâline getirdiği konuşulmaya başlanmıştı. Açık Sır, bu övgülerin kaynağına Rimington’ın kendi bakış açısıyla indiği, aynı zamanda tarihi kavşaklardan da geçen bir kitap.

1935’in karlı bir mayıs günü, savaşın arifesinde dünyaya gelen Rimington, dört yıl sonra başlayan İkinci Dünya Savaşı’yla birlikte pek çok yaşıtı gibi güvensiz ve huzursuz bir çocukluk geçirir. Ama daha o yaşlarda bile etrafında neler olup bittiğini bilmesi gerektiğini düşünmesi, yaşamının bundan sonraki bölümüne yayılan bir dürtüye dönüşür.

Savaş yıllarının Britanyası’nda büyümek tahliye zamanlarını, saldırı tehditlerini ve nasıl hayatta kalınacağını öğrenmek anlamına geldiğinden, Rimington ve ailesi tetikte olma zorunluluğunu çabucak kavrıyor. Aslında bu, onun mesleki yaşantısına da etki eden bir durum.

Denizci olan babasının sağ salim eve dönüşünü, savaş ortamında annesi ve kardeşiyle ayakta kalma mücadelesini anlatırken ileride işine çok yarayacak kimi refleksler kazandığını da aktarıyor Rimington. Aileden gelen sıkılık ve zaaflara meydan vermeme, onun zihninde epey yer etmiş. Bunu destekleyense disipline dayalı manastır okulundaki ilköğrenimi. Hatta o dönemde gözünün, okulun karşısındaki evlerde çay içen insanlara takıldığını; sonraki yıllarda bunu gülümseyerek hatırlayacağı ironik bir anı olduğunu not ediyor.

Lise ve üniversite dönemlerinde, tarihe ve dile meraklı Rimington, bir yandan da 1950’lerde hızını git gide arttıran Soğuk Savaş’a tanık oluyor. Silahlanma yarışını ve Sovyetler Birliği’nin Macaristan’ı işgalini takip ederken babasının bir başka dünya savaşı ihtimalinden bahsettiğini işitirken Soğuk Savaş’ın, hem Britanya’da hem de Kıta Avrupası’nda günden güne yarattığı gerginliklere değiniyor: Bir yanda hızla değişen ülkeler bir yanda yaşanması o günler için hiç de uzak sayılmayan nükleer savaş olasılığı…

Derken eşinin diplomatik görevi nedeniyle Hindistan’da sıkıntılı zamanlar yaşarken omzunda biten bir el, 1967’de o sihirli soruyu yöneltiyor Rimington’a: Casus olmak ister misin?

RIMINGTON’IN LAKAPLARI

Rimington, kendi hayat hikâyesini anlatırken aslında MI5’in tarihini de gözler önüne seriyor. 1945’te resmen görev tanımı yapılmasıyla operasyonel yanı güçlenen MI5’in tarihi, biraz da İngiltere’nin tarihi oluyor böylece. Bu geçmişin içinde Soğuk Savaş’la ivme kazanan araştırmalar, kimi zaman hukukun etrafından dolanan uygulamalar da var. Rimington’ın başından geçtiği gibi kadınlara yönelik kibar ayırımcılıklar veya erkek egemen teşkilat yapısı da var: Özellikle ikinci durum kariyer bağlamında kadınların, hep aşağı rütbeyle işe başlatılıp çoğunlukla destek hizmetinde görev almasıyla ilgili. Rimington, her iki mesele yüzünden bocaladığı günleri anlatırken MI5’in sıkıcı yapısını anlatarak o dönemlerde bunu ve kadınlarla ilgili tabuları değiştirme hayallerinden söz ediyor.

Rimington, sıra dışı MI5 kariyerinin nedenlerini kendince sıralıyor: Pratik olması, bir sorunun çözümü için elinden geleni yapması, statükoyu değiştirme isteği, belirsizliklerden rahatsızlık duyması, teorilere bel bağlamaması ve arşivcilikten gelen alışkanlıkla bilgiye önem vermesi vb.

Rimington, bu özelliklerini 1960’ların sonundan 1980’lerin ortalarına dek gerek MI5 gerek MI6 eliyle yürütülen kontr faaliyetlerde fazlasıyla kullandığını söylüyor. Üstelik kontr uygulamalarını totalitarizme karşı demokrasiyi savunmakla açıklıyor. Aynı şekilde IRA’nın (İrlanda Kurtuluş Ordusu’nun) eylemleri sırasında görevli olduğu her birimde kişilik yapısı, Rimington’ın “strateji geliştirmesinde” hayli işine yarıyor, tabii aile yaşantısıyla mesleğini birbirinden ayırmasında ve insanlarla kurduğu ilişkilerde de.

Rimington, istihbaratçıların ne kadar sessiz kalırsa o kadar takdir topladığına ilişkin yazısız kuralı hatırlattıktan sonra, kitabı yazmasıyla meslektaşlarından gelen ve beklemediği derecede sert tepkilerden bahsediyor. Aşırı gizliliğin, güvenlik servislerine zarar verdiğini söyleyen Rimington, çalıştığı süre içinde fısıltı gazetesinin kendisine yapıştırdığı çeşitli yaftaları da sıralıyor. Örneğin “Thatcher’ın maşası”, “barış eylemcisinin katili”, “ev kadını süper casus” vb.
Kitabın yayımlanışıyla hain ilan edilen Rimington, ulusal güvenliği tehlikeye atmakla da suçlanmış. Tüm bunlara sonra gülüp geçen Rimington, kamuoyuna İngiltere’deki derin devletin hiç olmazsa aklında kaldığı kadarını anlatmaktan memnun görünüyor.

Açık Sır / Stella Rimington / Çeviren: Dilek Şendil / Yapı Kredi Yayınları / 288 s.

KİTAP TAVSİYESİ : Kore Savaşı 1950 – 1953 Esirler – Beyin Yıkama Psikolojik Harp – Propoganda


KİTABI SATIN ALMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

KİTAP TAVSİYESİ : Dünyanın Derin Devleti İlluminati Yeni Dünya D üzeni – Ali Kuzu %30 İndirim 17.50 TL


KİTABI SATIN ALMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

KİTAP TAVSİYESİ : Tehlikedeki Türk Dilleri /// TOPLAM 4 CİLT


ADI : Tehlikedeki Türk Dilleri

EDİTÖRLER : Prof. Dr. Süer Eker, Prof. Dr. Ülkü Çelik Şavk

TANITIM YAZISI

UNESCO 2016 Hoca Ahmed Yesevî Yılı anısına ve Bağımsızlıklarının 25. Yılında Türk Cumhuriyetleri onuruna, Uluslararası Türk Akademisi ve Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığının destekleriyle hazırlanan “Tehlikedeki Türk Dilleri” kitabı 4 cilt olarak yayımlandı.

“Tehlikedeki Türk Dilleri” projesi; dünya gündeminden nispeten uzak kalan az nüfuslu ve az konuşurlu Türk halklarını, onların dillerini ve kültürlerini bir arada, ortak ana başlıklar halinde ele almayı, tanıtmayı, bilgi ve belgeleri kamuoyu ile paylaşmayı ve bu yolla tehlikedeki Türk dilleri ve kültürleri konusundaki farkındalığı ve duyarlığı geliştirmeyi, sonraki kuramsal çalışmalar, dokümantasyon çalışmaları, yeniden canlandırma vb. diğer faaliyetler için müşterek bir akademik zemin ve platform oluşturma amacıyla yayımlanmıştır.

Kitapta 26 ülkeden 130 bilim insanının telif ve tercüme toplam 132 özgün yazıyla yer aldığı 4 ciltlik kitap seti; süreli yayın, web sitesi vb. “Tehlikedeki Türk Dilleri” adlı geniş kapsamlı projenin bir parçasıdır. Kitap seti 3 ana bölümden ve 4 ciltten oluşmaktadır.

Bu çalışmada yer alan “Tehlikedeki Türk Dilleri”ni belirlemede temel ölçüt olarak UNESCO’nun Tehlikedeki Dünya Dilleri Atlası (UNESCO Atlas of the World’s Languages in Danger) esas alınmıştır. Atlas’ta Rusya Federasyonu’nda konuşulan Türk dillerinin, Tatarca dışında, Başkurtça, Çuvaşça ve Yakutça dâhil, tamamı farklı düzeylerde tehlikede gösterilmiştir. Atlas’ta yer almayan Çin Kazakçası, Çin Kırgızcası, Avrupa’daki yerli ve göçmen Tatar ve Başkurt vb. Türk dilleri de aynı şekilde proje kapsamına dâhil edilmiştir.

Öz deyişi “Son Sesler Kaybolmadan” olan projede, Çin’in kuzeydoğusundaki Fu-yü Kırgızcasından, Avrupa’nın en batısında Litvanya Karaycasına; Taymır yarımadasında konuşulan Dolgancadan, Basra körfezinin doğu kıyılarına yakın İran coğrafyasındaki Kaşgaycaya değin az nüfuslu, az konuşurlu Türk dilleri ele alınmaktadır. Yazıların tamamı bilimsel çalışma yaşamının önemli bir bölümünü bu projede ele aldığı Türk diline adayan yazarların kaleminden çıkmıştır. Yazarların önemli bir bölümü aynı zamanda ele aldığı dilin konuşurudur. Proje makalelerinin dilleri, sayı bakımından İngilizce başta olmak üzere Türkçe, Rusça, Kazakça, Özbekçe vd. Türk dilleridir.

LİNK : 1. Cilt İçin Tıklayınız

LİNK : 2. Cilt İçin Tıklayınız

LİNK : 3. Cilt İçin Tıklayınız

LİNK : 4. Cilt İçin Tıklayınız

Editörler

Prof. Dr. Süer Eker, Prof. Dr. Ülkü Çelik Şavk

Yayın Koordinatörü

Halil Ulusoy

© Uluslararası Türk Akademisi

Barış ve Uyum Sarayı Tauelsizdik Cad. No:57 Astana / Kazakistan

http://www.twesco.orgint@twesco.org

Tel: +7 (7172) 74-46-86

© Ahmet Yesevi Üniversitesi

Mütevelli Heyet Başkanlığı

Taşkent Cad. Şehit H. Temel Kuğuoğlu Sokak. No: 30 06490 Bahçelievler/ANKARA

Tel: 0312 216 06 00 • Faks: 0312 216 06 09

yayinlar

KİTAP TAVSİYESİ : Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kafkasya Misyonu ve Operasyonları


Osmanlı Devleti yıkılırken verilen fedakar mücadele

Araştırmacı Mehmet Bilgin, "Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kafkasya Misyonu ve Operasyonları" adlı kapsamlı çalışmasında Osmanlı’nın yıkılış döneminde İttihat ve Terakkî’nin Teşkilât-ı Mahsusa ile askerî sahada neler yaptığına odaklanıyor.

Siyasî, iktisadî ve bilhassa askerî bakımdan bir hayli zayıflamış olan Osmanlı Devleti, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren daha önce eşi benzeri görülmemiş felaketlerle karşı karşıya kaldı. Yüzlerce yıllık vatan topraklarının işgali bir yana, insan kaynakları bakımından da tarifi zor kayıplar yaşadı. Mehmet Bilgin, yaşanan bu zor günlerin genel bir muhasebesini yaptıktan sonra, Osmanlı Devleti’nin her bakımdan yeniden teşkilâtlanması için büyük çaba sarf eden İttihat ve Terakkî’nin eldeki kıt imkânlarla bilhassa askerî sahada neler yaptığına odaklanıyor. Bugün bile hakkında en fazla tartışılan konulardan biri olan Teşkilât-ı Mahsusa işte böyle netameli bir dönemde ortaya çıkmış ve 20. yüzyıl Türk tarihine damgasını vurmuş yapılardan biri olmuştur. I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde yaşananların üzerinden 100 yıl geçmesine rağmen, ülkemizde olayın objektif olarak değerlendirilemediğini söyleyebiliriz. Bunun en önemli sebeplerinden biri, çöken imparatorluğun ardından devam eden tartışmalar ve bu tartışmaların oluşturduğu algılardır. Fakat Mehmet Bilgin, diğer tarihçilerden farklı olarak derin coğrafya bilgisi ile belgelere geçmiş olayları karşılıklı bir okumaya tabi tutarak Teşkilât-ı Mahsusa’nın Kafkasya Misyonu’nu ve burada yürüttükleri operasyonları inceliyor. Kitap her ne kadar Teşkilât-ı Mahsusa birliklerinin Kafkasya Cephesi’ndeki sınırlı mücadelelerine odaklansa da, dönemin genel bir değerlendirmesini sunması bakımından da oldukça büyük önem taşıyor. Bilhassa "İttihat ve Terakkî bünyesinde kararlar nasıl alınıyordu? Teşkilât-ı Mahsusa nasıl ve kimler tarafından kuruldu? Teşkilât-ı Mahsusa’ya nasıl giriliyordu? Teşkilât-ı Mahsusa’nın Sarıkamış Harekatı’ndaki rolü neydi? Teşkilât-ı Mahsusa kimler tarafından yönetiliyordu?" gibi merak edilen pek çok sorunun cevabını kitapta bulabileceksiniz. Kitaptaki önemli konu başlıklarından bazıları şöyle:

*Kafkas Cephesi’nde Teşkilât-ı Mahsusa’nın Operasyon Alanı ve Ortam *Kafkas Cephesi’nin Sol Kanadındaki Bölgenin Coğrafî Durumu *Kafkas Cephesi’nin Sol Kanadındaki Bölgede İdarî Durum *Savaş Öncesi Osmanlı-Rus Sınırı *Savaş Öncesi Osmanlı İdaresindeki Bölge *Savaş Öncesinde Rusya İdaresindeki Bölge *Kafkas Cephesi Sol Kanadındaki Bölgede Askerî Durum *Osmanlı Devleti’nin Askerî Durumu *Osmanlı Devleti’nin Seferberlik İlan Etmesi *Kafkas Cephesi’nin Sol Kanadındaki Hudut Bölgeleri *Hudut Muhafazasının Jandarmaya Devredilmesi ve Yurt Savunmasında Seyyar Jandarma Alayları *Yurt Savunmasında Seyyar Jandarma Alayları *Rusya’nın Kafkas Cephesi’nde Savaşa Hazırlanması *Seferberlik Öncesi Osmanlı-Rus İlişkileri *Rus Ordusu’nun Koordinasyonu ile Ermenilerin Kafkas Cephesi’ndeki Faaliyetleri *Teşkilât-ı Mahsusa ve Kafkasya Misyonu *Osmanlı Devleti’nin Savaşa Girmesi ve Kafkas Cephesi’nde Savaşın Başlaması *Yusuf Rıza Bey Müfrezesinin Batum Üzerine Harekâtı *Teşkilât-ı Mahsusa Gönüllülerinin Artvin Üzerine Harekâtı *Kafkas Cephesi’nde Sol Kanat’ın Ortaya Çıkması ve

Teşkilât-ı Mahsusa’nın Yüklendiği Görev * Yakup Cemil Müfrezesi’nin Teşkili ve Bölgeye Gönderilmesi * Ardahan Harekâtı Esnasında Yusuf Rıza Bey Müfrezesinin Durumu *Borçka’nın Ruslar Tarafından İşgali *Kafkas Cephesi’nde Sol Kanat’ın Çöküşü *Türk Kuvvetlerinin Çekilmesinden Sonra Rus ve Ermenilerin Çoruh Havzasında Yaptığı Katliamlar

Ötüken Neşriyat Tel:(0212) 251 03 50

Kaynak: Osmanlı Devleti yıkılırken verilen fedakar mücadele

KİTAP TAVSİYESİ : Tarihsel Uygulamalarla Akıl Tutulması-Kitlenme /// YAZAR : SEDAT ŞENERMEN


Kitlenme ve Akıl Tutulması

cazimgurbuz

Sancılı beyinler, düşünen beyinler, bilgi ile donanmış çalışan beyinler farkındalar olan bitenin… Eskiden de vardı ya, özellikle şu tek kutuplu yeni dünya düzenine geçtik geçeli, kitlelerin beyinlerine el konuldu medya operasyonları ile. Ama önce o medya, dünya egemenleri ve finans kapitali tarafından teslim alınmış olan bizim sözde yerli sermaye tarafından satın alınıp ele geçirildi.

Şöyle düşüneceksin diyor, öyle düşünüyorlar; şöyle giyineceksin, şöyle eğleneceksin, şöyle evleneceksin deyince de aynen öyle yapıyorlar… Dahası da var, onları da sayalım, bakınız şu Orhan Pamuk’un bir kitabı, daha çıkmadan bu medyalar nasıl seferber olup parlatıyorlar, ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Olan ve yapılmak istenen şu: "Ben neyi istersem onu okuyacaksın". Okuyorlar zaten, okumasalar da alıyorlar desinler için. "Benim dediğim partiye oy vereceksin" hikayesi ise bilindik, eski hikâye… Şimdilerde işler çok değişti, hani eskiden "Majestenin iktidarı, majestenin muhalefeti" denirdi ya, şimdi bu değişti "Egemenin iktidarı, egemenin muhalefeti".

Uzatabiliriz bunları ama gerek yok…

Olup biten bir algı operasyonudur, bir beyin yıkama, bir şartlandırmadır.

Bu oyunu bilmek, bu algı operasyonunu algılamak; karşı tutum, duruş ve önlemleri almak gerek… Gerek de öncelikle bilgi ve bilgilendirme gerek…

Daha önce bu köşede "İslam’da Beyin" adlı yapıtını tanıttığım Sedat Şenermen işte bu boşluğu doldurmak, bu gereksinmeye yanıt vermek üzere yeni bir kitap daha yazdı. Nergis Yayınları tarafından yayımlanan bu kitabın tam adı: "Tarihsel Uygulamalarla Akıl Tutulması-Kitlenme", bu yapıt tam 592 sayfa.

Bu kitaptan tadımlık bilgiler vereceğim ve mutlaka okuyunuz diyeceğim. Evet buyurunuz az bulunur, bilinir, özel bilgilere:

-Algı yönetimi nedir? Şudur kısaca: "Eğer istediğim şeyi istemeni sağlayabilirsem o zaman istediğim şeyi yapman için seni zorlamama gerek yok"… Yani tam da yukarıda anlattıklarım.

-Dil ve algı, algı ve zaman, simgesel algı, algı sürecinde yer alan kavramlar, algı yönetiminin tarihçesi, algı organımız nedir?

-Beyin nedir? Beynimizin bazı özellikleri… Parapsikoloji ve beyin yıkama.

-Zihin kontrolü nedir? Beyin zihnin organıdır. Zihin ne yapar? Zihin ve iletişim… Zihin kontrolü ya da beyin yıkama… Zihin kontrolünde kullanılan yöntemler… Zihin kontrolü konusunda gizli örgütlenme.

-Bilinçaltı nedir, bilinçaltı işgali nedir? Kişilik ve bilinç, bilinçdışı… Subliminal, bilinçaltı işgal…

-Dünya egemenleri açısından akıl tutulması… Hedef kitleleri kimler, ne için akıl tutulmasına tabi tutmaktalar?

-Dünyanın bütün büyük devletleri gizli kurullarca yönetilir. Dünyadaki derin yapılanmalar. Derin dünya devleti…

-Emperyalizm ve akıl tutulması.

-Hangi gizli örgütler insanların beyinlerini niye ve nasıl kontrol altına almak istiyorlar?

-ABD Türkiye’de beyin kontrolü yaptı mı?

-Türkiye’de doğu felsefesi esintili beyin kontrolü operasyonları.

-Sert güç, yumuşak güç, dönüştürücü güç, akıllı güç ne demektir? ABD, SSCB’yi yumuşak güç kurgusuyla silahsız bir şekilde devirdi.

-İnternet=demokrasi nasıl oldu? Bir odadan facebook ile yürütülen 500 bin kişi Mısır’da nasıl devrim yaptı?

-Komplo teorileri…

-Çözüm yolu aklı kullanmak ve Atatürkçülük… Atatürkçü düşünce sistemi nedir?

Kaynak: Kitlenme ve Akıl Tutulması – Cazim GÜRBÜZ

KİTABI SATIN ALMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

KİTAP TAVSİYESİ : Lozan’a saldıran tarih cahillerine cevaplar


Lozan’a saldıran tarih cahillerine cevaplar

Araştırmacı Özgür Erdem "Lozan Yalanları ve Gerçekler" kitabıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını tüm dünyaya kabul ettiren tarihi anlaşmaya yönelik saldırılara belgelerle cevap veriyor.

Türk milletinin son 300 yılda kazandığı en büyük diplomatik başarı olan Lozan Antlaşması’nı hedef alan saldırıların arttığına dikkat çeken Özgür Erdem, "Yaklaşık 100 yıl önce imzalanmış, hakkında tüm dünyada yüzlerce kitap yazılmış, binlerce kitapta konu edilmiş, on binlerce makalede incelenmiş Lozan Antlaşması gibi tarihi bir olayı kafanıza göre çarpıtamazsınız" diyor. Kitabı akademik bir tarih çalışması hedefiyle değil, bir siyasi mücadelenin ihtiyacı olarak kaleme aldığının altını çizen Özgür Erdem, Lozan konusunda öne çıkan 23 yalanı ve gerçekleri şöyle sıralıyor:

Yalan 1: Lozan’da 3 milyon km2 toprağımız 780 bine indi.

Gerçek: Sevr’de 480 bin km2’ye inmiş toprağımızı 736 bine çıkardık

Yalan 2: Vahdettin direndi Sevr’i onaylamadı.

Gerçek: Vahdettin yönetimindeki Saltanat Şurası Sevr’in imzalanmasına karar verdi

Yalan 3: Sevr bir "proje"dir, Lozan’la karşılaştırmak yanlıştır.

Gerçek: Sevr "proje" değil, fiilen uygulanmış bir "ölüm fermanı"dır

Yalan 4: Lozan’ı Sevr ile değil Misakı Milli ile karşılaştırmak gerekir.

Gerçek: Misakı Milli bir "niyetler beyannamesi" Sevr ise Osmanlı’nın imzaladığı ve işgallerle fiilen uygulanmış bir gerçeklikti

Yalan 5: Lozan’ı bir zafer olarak yutturuyorlar, hezimettir.

Gerçek: Lozan, Türklerin 200 yıllık bir gerilemenin ardından imzaladığı ilk muzaffer antlaşmaydı

Yalan 6: Lozan’ın bir zafer olduğu Kemalist tarihçilerin uydurmasıdır.

Gerçek: Batılı tarihçiler de Türklerin zaferini teslim ediyor.

Yalan 7: Takrir-i Sükûn yüzünden Türk basını Lozan için "zafer" dedi.

Gerçek: Batı basım Lozan’ı Müttefikler için "hezimet" Türkler için "zafer" olarak değerlendirdi

Yalan 8: Musul’u Lozan’da verdik.

Gerçek: Musul elimizde değildi ki "verelim." Lozan’da bir sonuca bağlanamadı, ertelendi

Yalan 9: Kıbrıs’ı Lozan’da verdik.

Gerçek: Kıbrıs II. Abdülhamid döneminde 1878’de İngilizlere verildi

Yalan 10: Mısır’ı Lozan’da verdik.

Gerçek: Mısır 1882’de İngilizler tarafından işgal edildi,1922’de bağımsızlığını ilan etti

Yalan 11: Meis adası Sevr’de bile bizimdi Lozan’da verdik.

Gerçek: Meis adası Sevr’de İtalyanlara bırakılmıştı

Yalan 12: Oniki Ada’yı Lozan’da yitirdik.

Gerçek: Oniki Ada 1911 ‘de İtalyanlar tarafından işgal edilmişti

Yalan 13: Batı Trakya, Halep, Batum, Hatay Lozan’da kaybedildi.

Gerçek: Bu bölgelerin hiçbiri Lozan’da Türk egemenliğinde değildi

Yalan 14: Lozan’da gizli bir madde var, süresi 100 yıllık, 2023’te bitiyor.

Gerçek: Sekiz ülkenin imzaladığı bir antlaşmanın gizli bir süresi olsa bugüne kadar ortaya çıkardı

Yalan 15: İngiltere’yle imzalanan gizli 24 maddelik bir protokol var.

Gerçek: İngiliz gizli belgelerinde bu protokolün iması bile yok 209

Yalan 16: Lozan Antlaşması’nın tam metni Türkiye’nin elinde yok, yıllarca halktan saklandı.

Gerçek: Antlaşmanın aslı Fransa’da saklı, onaylı kopyası Türkiye’de var, 1923’ten beri de defalarca basıldı

Yalan 17: İnönü "Lozan’da her şeyi kabul ettim, Müttefikler ne istedilerse verdim" dedi.

Gerçek: Görüşmeler kesilince yabancı basına kamuoyu oluşturmak için verilmiş bir demeçti.

Yalan 18: İngilizler Lozan’da ne istedilerse elde ettiler.

Gerçek: İngilizler istediklerinin çoğunu alamadı

Yalan 19: Görüşmeler kesilince İngilizlerle gizli bir antlaşma yapıldığı için Lozan Konferansı’nın 2. kısmı daha kısa sürdü.

Gerçek: Lozan görüşmelerinin 1. kısmı 76, 2. kısmı 97 gün sürmüştür.

Yalan 20: İngiltere Lozan’ı ancak 1924’te Hilafet kaldırılınca onayladı.

Gerçek: Hilafet konusu Lozan’da hiçbir zaman tartışma konusu olmadı

Yalan 21: Lozan İslam dünyasıyla bağlarımızı kopardı.

Gerçek: İslam dünyası Lozan’dan sonra kutlama telgrafları çekti

Yalan 22: Lozan büyük bir ekonomik yıkım getirdi.

Gerçek: Lozan bir ekonomik zaferdir. Osmanlı borçlarını azalttık, yabancılardan vergi alabilmeye başladık. Kapitülasyonlar kaldırıldı

Yalan 23: Yunanlardan tazminat alınamadı, işgal sırasında yaptıklarının hesabı sorulamadı.

Gerçek: Tazminat olarak Karaağaç alındı, ayrıca Birinci Dünya Savaşı için tazminat ödemekten kurtulduk

İleri Yayınları Tel:(0212) 481 92 57

Kaynak: Lozan’a saldıran tarih cahillerine cevaplar

KİTAP TAVSİYESİ : BİR MİT MENSUBUNUN ANILARI – ÇUVALDIZ 1 – 2 – 3


Yılmaz TEKİN; 1948 yılında, babasının görevli olarak bulunduğu Erzurum’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul ve Ankara’da tamamladı. A.İ.T.İ.A. Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksekokulu’nu bitirdi. 1971 yılında İngiltere – Cambridge’de 2 yıl süre ile lisan eğitimi aldı. Kısa bir süre EBA’da (Ekonomik Basın Ajansı) çalıştı. Askerlik görevini Askeri Yargıtay Başkanlığı’nda tamamladı. 1974 yılı sonlarında, kendi arzusu ile Milli İstihbarat Teşkilatı’na müracaat etti. Uzun yıllar boyunca Türkiye’nin değişik yörelerinde görev yaptı. Yapısında var olan gözlemleme yeteneğini almış olduğu diğer yetilerle birlikte en üst seviyeye çıkardı. Geçirmiş olduğu tehlikeli bir rahatsızlık onu fiili görevinden ayrılmaya mecbur bıraktı.

Londra’da aylar süren tedavi günlerinden sonra muhtelif ülkelerde zaman zaman kesintiye uğramasına rağmen yaklaşık 9 yıl boyunca özel çalışmalarda bulundu. Türkiye’ye dönüşünü müteakip bir süre özel sektör içinde üst düzey yöneticilik görevlerini üstlendi. Nisan 1998 yılında hizmetlerini birleştirerek emekli oldu.

Anılarını yazmaya karar verdiğinde değişik bir yol benimsemiş ve hemen hemen hiç kimsenin yapmadığı bir tarzda MİT’in gizli bilgilerini ve orada yapılan çalışmaları anlatmak yerine işin mizahi yönünü ön plana çıkaran, istihbarat elemanlarının da birer"insan"olduğunun altını çizen, gülümsetirken düşündürmeyi hedef alan güler yüzlü bir kitap yazarak zorlayıcı ve engelleyici onca unsura rağmen tüm cesareti ve insani duygularıyla kamuoyunun karşısına çıkmıştır.

Ancak bu çıkış yine de kitabının toplatılmasına onun ve yayıncısı Ümit Gürtuna’nın Ankara Ağırceza Mahkemesi’nde 7.5 yıl ağır hapis cezasıyla yargılanmalarına engel olmamıştır. Tek celsede biten duruşmada yargının kararı;"Hiçbir gizli bilgiyi içermediği ve devlet sırrını ifşa etmediği"tarzında olmuş böylelikle ve kitap ve sanıklar aklanmışlardır.

KİTAP TAVSİYESİ : Yeni Dünya Düzeni ve Avrupa’nın Yeniden Yapılandırılması


https://i1.wp.com/pbs.twimg.com/media/C3v88JeWcAAn5Vf.jpg:small

KİTABI SATIN ALMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.

KİTAP TAVSİYESİ : Dünyada ki En Büyük Satıcı /// YAZAR : OG MANDİNO


Dünyada ki En Büyük Satıcı

Deve çobanı küçük Hafid’in nasıl dünyanın en büyük satıcısı haline geldiğini anlatan bir hikaye bu. Şaşırtıcı ve bir o kadar da gerçekçi bir hikaye.

Hafid, ustası büyük tacir Patros’un yanında çalışan bir deve çobanı. Günlerden bir gün bizim deve çobanı efendisinin karşısına çıkar ve kendisine nasıl büyük tacir olunacağını öğretmesini ister. Efendisi küçük Hafid’in bu zamansız isteği karşısında şaşırır ve bu zamansız isteğin nereden çıktığını merak eder. Genç heyecanlı sözlerle çeşitli sebepler sıralar ve bir gün efendisi gibi zengin bir tacir olmak istediğini söyler, Hafid isteğinde kararlıdır. Efendisi bu isteğinin altında başka bir sebep yattığının farkındadır ve bunu genç deve çobanına söyletmeye çalışmaktadır. Hafid ağzında sakladığı baklayı daha fazla tutamaz ve söyler; bir kıza aşık olmuştur ve bu kız zengin birinin kızıdır, onu elde etmek için Hafid’in de zengin olması gerekmektedir. Bu zamanda zengin olmanın en hızlı ve güvenilir yolu ise büyük bir tacir olmaktan geçmektedir. Patros, Hafid’in niyetini açık etmesi ve bu düşüncesinde ki kararlılığının ardından ona bir fırsat vermeyi kabul eder. Genç çobanı ülkenin fakir bir bölgesine göndereceğini ve orada kendi üretimi olan kaftanlardan bir tanesini satması gerektiğini söyler. Bu yolculukta ona eşlik edecek, sürekli hatırında tutması gereken birde söz söyler; “Kazanma kararlılığın yeteri kadar güçlü olursa, başarısızlık hiçbir zaman yakana yapışamaz”.

Daha önce o bölgede efendisi bu kaftanlardan yüzlerce satmayı başarmıştır. Hafid, efendim daha önce yüzlerce satmayı başarmışsa bende elbet bir tanesini satabilirim diyerek kabul eder teklifi. Kaftanın fiyatını Hafid belirleyecek ve ne olursa olsun kaftanı satmadan geri dönmeyecektir. Yola çıkar genç çoban söylenen beldeye gider, dört gün boyunca uğraşır didinir lakin nafile, kaftana bir tülü alıcı bulamaz. Kaftanı güvenli bir mağaraya koyarak konakladığı hana gider. Artık pes etmesi gerektiğini, bu işi beceremeyeceğini düşünmektedir, sabah olduğunda kaftanla beraber geri dönmeli bu işten ve sevdasından vazgeçmelidir. Ama yok, sevdasından vazgeçemez, bu yola onun için çıkmamış mıydı o halde vazgeçmemeli ve sonuna kadar mücadele etmeliydi. Evet evet, sabah olduğunda tekrar kaftanı satmak için pazara gitmeliydi ve ne olursa olsun o kaftanı satmalıydı, bu düşüncelerle kaftanı sakladığı mağaraya doğru gitti Hafid. Mağarada kendisini bekleyen sürprizler vardı: yeni doğmuş bir çocuk ve iki kişi daha vardı mağarada, belli ki kadın yeni doğum yapmıştı. Çocuğun üzerlerinden çıkardıkları eski kıyafetlerin içerisine sarmış, kucaklarına almış birbirlerine yanaşmış o şekilde duruyorlardı. Hafid onlara baktı hiçbir şey söylemeden çocuğun üzerinde ki kıyafetleri alarak sahiplerine uzattı ve çocuğu kaftanın içerisine sardı sarmaladı, sonra da mağaradan ayrıldı. Geri döndü efendisinin yanına, gerçi karşısına çıkmaya yüzü yoktu kaftanı satamamıştı çünkü. Bu sırada efendisi gökyüzünde bir yıldızı fark etmişti. Yıldız Hafid’ in gittiği günden beri onu gidiş güzergâhını takip ediyordu ve dönüşünde de aynı şekilde onu takip ediyordu. Bu yıldız efendisinin yıllardır beklediği haberci olabilir miydi? Patros, Hafid’i yanına çağırttı, Hafid mahcup bir şekilde efendisinin karşısına çıktı. Olan biteni efendisine anlattı, başaramadığını kendisinin hiçbir zaman efendisi gibi büyük bir tacir olamayacağını söyledi. Oysa ki yanılıyordu, Hafid başarmıştı. Efendi Patros bu günlerde sebebi bilinmedik bir şekilde hastalanmış ve yataklara düşmüştü. Genç çobanı son bir kez yanına çağırttı ve yıllardır sakladığı sırrını onunla paylaştı. Nasıl dünyanın en büyük taciri olunacağını Hafid’ e anlattı. Küçük bir kutudan çıkardığı parşömenleri Hafid’ e uzattı ve bu parşömenler de dünyanın en büyük taciri nasıl olunurun sırları yazılı, senden istediğim bu sırları okuman ve hayatında bunları tatbik ettikten sonra ticarette de bunları uygulaman, o zaman işte dünyanın en büyük taciri sen olacaksın bundan hiç şüphem yok diyerek parşömenleri ve yüz altının olduğu kutuyu Hafid’e teslim etti. Şam’a gitmesini ve bu yüz altınla orada kendisine uygun bir ticari faaliyette bulunmasını istedi. Ayrıca bu sırları yıllar sonra kendiside uygun gördüğü ve kendisine bir şekilde bildirilecek olan doğru kişiye vermesini öğütledi.

Hafid, genç deve çobanı… Şimdi Şam’da ve istediği şeyi yapması için her şey hazır. Hafid, kutuyu açtı ve parşömenlerin ilkini çıkararak okumaya başladı…

1 numaralı parşömen

  • Bugün yeni bir hayata başlıyorum.
  • Bugün, çok uzun zamandan beri başarısızlığın bereleriyle bayağılığın yaralarından acı çeken pörsümüş derimi çıkartıp atacağım.
  • Gereksiz bilgi yükünün ya da anlamsız deneylerin yol açtığı engellere takılmadan yola çıkacağım.
  • Başarısızlık, ne olursa olsun, insanın hayattaki amaçlarına ulaşamamasıdır.
  • Gerçekte, başarısız olanlar ile başarılı olanlar arasındaki terk fark, alışkanlıklarının farklı olmasıdır.
  • Bütün ötekilerden önce itaat edeceğin yasa şudur: güzel alışkanlıklar edineceğim ve onların kölesi olacağım.

2 numaralı parşömen

  • Bugünü yüreğimde ki sevgiyle selamlayacağım.
  • Bundan böyle her şeye sevgiyle bakacağım ve yeniden doğacağım. Güneşi kemiklerimi ısıttığı için seveceğim; ama yağmuru da ruhumu temizlediği için. Işığı, bana yol gösterdiği için seveceğim; ama bana yıldızları gösteren karanlığı da. Mutluluğu, yüreğimi büyüttüğü için seveceğim; ama ruhumu açtığı için kedere de dayanacağım. Ödemem gerekli olan her şeyi şükranla ödeyeceğim; ama engelleri de bana meydan okudukları için selamlayacağım.
  • Karşılaştığım herkese nasıl davranmam gerekiyor? Tek bir şekilde. Sessizce, içimden ona seni seviyorum diyeceğim. Sessizce söylenmiş de olsa, bu sözler, gözlerimde ışıldayacak, alnımdaki kırışıkları yok edecek, dudaklarıma gülümseme getirecek ve sesimde yankılanacaktır. Ve kalbi açılacaktır. Yüreği benim sevgimi hisseden birisi, benim mallarımı nasıl reddedebilir ki?
  • Ve her şeyden önce kendimi seveceğim. Kendimi sevince, bedenime, kalbime ve ruhuma giren her şeyi şevkle inceleyeceğim.
  • Hiçbir zaman etimin arzularına esir olmayacağım, tam tersine, vücudumu itidal ile temiz tutacağım.
  • Aklımın hiçbir zaman günahkârlık ve ümitsizlikle çelinmesine izin vermeyeceğim; tam tersine, onu bilgiyle ve yüzyılların bilgeliğiyle yücelteceğim.
  • Ruhumun hiçbir zaman kendini beğenmişliğe ve doymuşluğa kapılmasına izin vermeyeceğim, tam tersine, kendimi dinleyecek ve dua ile onu besleyeceğim.

3 numaralı parşömen

  • Başarana kadar sebat edeceğim.
  • Israr edersem, denemeyi sürdürürsem, ileri hamle yapmaya devam edersem, başarılı olacağım.
  • Biliyorum ki, sebatla tekrar edilen küçük çabalar, her girişimi tamamlayabilir.
  • Umutsuzluğa kapılmayacağım, ama bu ruh hastalığı bana bulaşsa bile, yine de çalışmaya devam edeceğim.
  • Bir denizci nasıl karşılaştığı her fırtınada su yüzünde kalabilme becerilerini daha da geliştirirse, ben de becerilerimi öyle geliştireceğim.
  • Hiçbir zaman günün başarısızlıkla bitmesine izin vermeyeceğim.
  • Eğer yeteri kadar ısrar edersem kazanacağım.

4 numaralı parşömen

  • Ben tabiatın en büyük mucizesiyim
  • Üslubumu ve nezaketimi sürekli iyileştireceğim, çünkü bunlar herkesi cezbeden şekerlerdir.
  • Hiçbir şey benimle aynı geçmişe sahip değildir, çünkü ben sevgiyle yaratıldım ve bir amaç için doğuruldum.
  • Her zaferle bir sonra ki mücadele daha da kolaylaşır.

5 numaralı parşömen

  • Bugünü, son günümmüş gibi yaşayacağım.
  • Kollarımı, o paha biçilmez armağana, yeni güne doğru uzatacağım. Aynı şekilde, daha dün, gün doğuşunu selamlayan ama artık bugün hayatta olmayanları düşündüğümde şükredeceğim.
  • Bundan böyle biliyorum ki, aylaklığa fırsat vermek, sevdiklerimin yiyeceğini, giyeceğini ve sevgisini çalmaktır.
  • Bugünün görevlerini bugün yerine getireceğim. Bugün, henüz küçükken çocuklarımı okşayacağım; yarın olmayabilirler, tabii bende. Bugün kadınımı öpücüklere tatlı boğacağım; yarın olmayabilir, tabii bende. Bugün ihtiyaç içinde ki dostuma destek olacağım, yarın yardıma çağırmayabilir ya da ben sesini duyamayabilirim.
  • Bugün kendimi adayıp çalışacağım, yarın ne verecek bir şeyim nede alacak bir kimsem kalmayabilir.
  • Bugünü, son günümmüş gibi yaşayacağım ve eğer son günüm değilse, diz çöküp şükredeceğim.

6 numaralı parşömen

  • Bugün duygularımın efendisi olacağım.
  • Bugünün üzüntüsünün de yarının sevincini içerdiğini hep hatırlayacağım.
  • Düşüncelerinin davranışlarına hükmetmesine izin veren zayıftır; davranışlarının düşüncelerini denetlemesini sağlayan ise güçlü.
  • Canım sıkılıyorsa şarkı söyleyeceğim. Üzüntülüysem, güleceğim. Hastaysam, iki kat emek harcayacağım. Korkuyorsam, ileri atılacağım. Aşağılık duygusuna kapılmışsam, yeni giysiler giyeceğim. Kararsızsam, sesimi yükselteceğim. Kendimi yoksul hissediyorsam, beni bekleyen zenginliği düşüneceğim. Kendimi yetersiz buluyorsam, geçmiş başarımı anımsayacağım. Kendimi önemsiz görüyorsam, hedeflerimi düşüneceğim.
  • Kendime aşırı güveniyorsam, başarısızlıklarımı anımsayacağım. Yemeğe düşmüşsem, geçmişte ki açlığımı düşüneceğim. Kendimden hoşnutsam, rakiplerim gözümün önüne gelecek. Büyüklüğün tadını çıkardığım anlarda utanç anlarını unutmayacağım. Kendimi çok güçlü hissediyorsam, rüzgarı durdurmaya çalışacağım. Çok büyük servet kazanırsam, aç bir mideyi düşüneceğim. Aşırı gururlu olmuşsam, bir anlık zayıflığı anımsayacağım. Becerilerimin çok üstün olduğunu düşünüyorsam, yıldızlara bakacağım.
  • Bir insan hakkında bir görüşte hüküm vermeyeceğim.

7 numaralı parşömen

  • Dünyaya güleceğim.
  • Bundan böyle gülme alışkanlığını edineceğim.
  • Yüreğim daraldığı zaman, bunun da geçici olduğunu düşünerek teselli olacağım.
  • Eğer her şey geçiciyse neden bugün için endişe duyayım ki?

8 numaralı parşömen

  • Bugün değerimi yüze katlayacağım.
  • Peki bunu nasıl yapabilirim? İlk önce, günle, haftayla, ayla, yılla ve hayatımla ilgili hedefler koyacağım.
  • Başkalarının yaptıklarını geçmek önemli değil, önemli olan kendi yaptıklarımı aşmamdır.
  • Çok geri hedefler koymak gibi bir suç işlemeyeceğim. İşi, başarısızlığa izin vermeden gerçekleştireceğim. Elimi her zaman erişebileceği yerin daha yükseğine uzatacağım. Her zaman hedeflerimi gerçekleşir gerçekleşmez yükselteceğim. Her zaman bir sonraki saatin şu andakinden daha iyi olması için çabalayacağım. Her zaman hedeflerimi dünyaya açıklayacağım.

9 numaralı parşömen

  • Şimdi harekete geçeceğim.
  • Düşlerim değersiz, planlarım yanıltıcı, hedeflerim imkansızdır. Eylem ile tamamlanmadıkça, tümünün hiçbir değeri yoktur.
  • Kapalı bir kapı gördüğümde bu sözleri tekrarlayacak, başarısızlık dışarıda korku ve ürpertiyle beklerken, kapıyı çalacağım.
  • Günah beni çağırırken bu sözleri tekrarlayacak ve kendimi şeytana uymaktan kurtaracağım.
  • Başarısızlık çok geç demeden önce yaptım diyeceğim.
  • Ben tembel değilim, ben kötü değilim, ben başarısızlık değilim ve ben zayıf değilim.
  • Ben başarıya açım. Mutluluğa ve huzura susamışım. Harekete geçmezsem, başarısızlık ve sefalet dolu uykusuz gecelerde yitip giderim.
  • Şimdi zamanı, şimdi yeri ve işte ben; şimdi harekete geçeceğim.

10 numaralı parşömen

  • Bundan böyle dua edeceğim, ancak yardım talebim yalnızca yol gösterilmesi için olacaktır.
  • Her şeyi yaradan, bana yardım et. Çünkü bugün çıplak ve yapayalnız, dünyaya çıkıyorum ve senin bana yol gösteren elin olmaksızın başarıya ve mutluluğa giden yoldan uzaklaşabilirim.
  • Bana engeller ve başarısızlıklar arasında alçakgönüllü kalmada yardım et; ama zaferle gelecek ödülü gözlerimden saklama.
  • Hedeflerime ulaşmaya yetecek kadar gün ihsan eyle bana; bugünü son günümmüş gibi yaşamaya yardım et.
  • Sözlerimi meyve vermeleri için yönlendir; kimse iftiraya uğramasın diye dedikodudan alıkoy beni.
  • Bu aciz satıcıya yardım et. Allah’ım, bana yol göster.

Hafid, parşömenlerde yazanları okudu ve hayatında uyguladı. Sonunda istediği yere ulaştı; dünyanın en büyük taciri oldu. Son yıllarını kendisine verilen bu sırrı yeni sahibine vermek için bekleyerek geçirdi. Son anlarını yaşarken bu kişi çıkageldi. Hafid gelen kişinin kendisine anlattığı hikayesiyle yıllar öncesine, o mağarada ki güne döndü ve niçin kendisinin dünyanın en büyük taciri olarak seçildiğini anlamış oldu. Sırrını gözyaşları içerisinde dünyanın yeni en büyük tacirine teslim etti…

YAZARI: OG MANDİNO

ÖZETİ HAZIRLAYAN : MUSTAFA BOYDAK

KİTAP TAVSİYESİ : Tünel – Gazze’de Yaşamak


Tünel – Gazze’de Yaşamak

Deneyimli gazeteci Mehmet Akif Ersoy, yakından takip ettiği ve birebir içinde olduğu Ortadoğu’nun kanayan yarası Gazze’yi anlatan bir kitap kaleme aldı.

Kitabın arka kapak yazısı şöyle: “Bu soruya çok az insan Mehmet Akif Ersoy kadar doğru cevap verebilirdi. Tünel, Ersoy’un abluka altındaki Gazze’de gazetecilik yaparken yaşadığı zorlu sürecin ve bu sürece eşlik eden zihinsel çabanın ürünü. Kederli, fakat umudunu yitirmemiş bir coğrafyanın topoğrafyası. Ersoy, sloganların Gazze’den duyulmadığı, hamasetin ölen çocukları kurtarmadığı gerçeğini bir tokat gibi çarpıyor yüzümüze. Dünyayla bağı kesilen Gazze’ye Gazzelilerle beraber bir tünelden giriyor; onlarla birlikte açlığı, ölümü ve ölenlerin ardından hayatı sürdürme mücadelesini yaşıyor. Üstelik tüm bu duygusal ve fiziksel yüke rağmen, gerçeklikle yüzleşmekten vazgeçmiyor. Meseleye soğukkanlılıkla yaklaşıyor ve vaziyeti net bir şekilde ortaya koyuyor.

“Filistin için kaygılı olan herkes bir şeyler yapmaya çalışıyor. Kimileri diplomasi yürütüyor kimileri insani yardım gönderiyor. Ben ise savaş muhabirliğim boyunca sadece bu toprakların, her saniye tonlarca demir parçası altında yaşama tutunmaya çalışan halklarının gözlerindeki sitemi, yüzlerindeki acıyı anlatmaya çabaladım. Anlatabildiklerim ve Tünel’de okuyacaklarınız, onların dünyasının küçücük bir detayı.”

Kitap Künye:
Yayın Tarihi: 2017-01-19
ISBN 6055147839
Baskı Sayısı: 1. Baskı
Dil: TÜRKÇE
Sayfa Sayısı: 246
Cilt Tipi: Karton Kapak
Kağıt Cinsi: Kitap Kağıdı
Boyut: 13.5 x 19.5 cm

Mehmet Akif Ersoy Kimdir?
2009’da 6 News kanalında haberciliğe başladı. 2010 yılının Mayıs-Aralık döneminde TRT Türk’ün Addis Ababa (Etiyopya) temsilciliğini yürüttü; 2011’de önce Kenya ve Somali’de görev yaptı, ardından TRT Türk’ün Trablus (Libya) ve Sana (Yemen) muhabiri, Şam (Suriye) ve Erbil (Irak) temsilcisi olarak çalıştı. Libya’da bulunduğu dönemde Muammer Kaddafi ile öldürülmeden önce yaptığı son röportaj bir gazetecilik başarısı olarak dünya basınında geniş yankı buldu. 2012 yılı Ocak ayında başlayan TRT’nin Kahire (Mısır) temsilciliği görevi sırasında İsrail’in Bulut Sütunu Operasyonu’nu Gazze’de takip etti. Aynı yıl Suriye iç savaşını Halep’te izledi. Kahire’deki görevini 2 yıl boyunca sürdüren Ersoy, askerî darbeden birkaç ay sonra Türkiye’ye döndü. 2013’te TRT Arapça kanalının koordinatör yardımcılığını yürüttü. TRT İstanbul Bölge Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığı 2014 yılı Temmuz ayında İsrail’in yoğun bombardımanı altında kalan Gazze’ye giderek TRT dışında Türkiye’deki birçok ulusal haber kanalına yaklaşık bir ay boyunca canlı yayın yaptı. 2015 yılında Kaddafi’nin çöküşünü anlatan “Zenga Zenga” belgeseli, TRT’de yayınlandı. Aynı yılın sonlarında Diyanet İşleri Başkanlığı’na Ortadoğu ve İslam coğrafyasıyla ilişkilerden sorumlu Başkan Müşaviri olarak atandı. Profesyonel kariyerinin yanı sıra üniversiteler ve düşünce kuruluşlarında sayısız konferans ve seminer verdi.

KİTAP TAVSİYESİ : ŞEHZADE ZEVCELERİ – OSMANLI HANEDANI GELİNLERİ (1850-1923)


KİTABI SATIN ALMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

KİTAP TAVSİYESİ : SORUNLU ÜÇGEN KIBRIS, YUNANİSTAN VE TÜRKİYE’DE MİLLİYETÇİLİK AKIMLARI (İNGİLİZCE)


image001187

sorunlu-ucgen-kibris-yunanistan-ve-turkiyede-milliyetcilik-akimlari-ingilizce

KİTAP TAVSİYESİ : DÜNYANIN DERİN DEVLETİ İLLUMİNATİ VE TANRI İMPARATORLUĞU


KİTABI SATIN ALMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

KİTAP TAVSİYESİ /// İki Devrin Perde Arkası /// Teşkilat-ı Mahsusa Başkanı Hüsamettin Ertürk


SAMİH NAFİZ TANSU : İki Devrin Perde Arkası /// Teşkilat-ı Mahsusa Başkanı Hüsamettin Ertürk

İstanbul, 2011, İlgi Kültür Sanat Yayıncılık.

*Özden Arıkan

Samih Nafiz Tansu bu eserinde, Osmanlı Devleti’nin son döneminde faaliyet gösteren istihbarat teşkilatı olan Teşkilat-ı Mahsusa’nın başkanlığını yapan, ilerleyen süreçte Milli Mücadeleye destek veren Hüsamettin Ertürk’ün anılarını anlatmıştır. Hüsamettin Ertürk bulunduğu görev itibariyle önemli faaliyetlerde bulunması, dönemin liderleriyle birebir temas etmesi, gizli bilgilerin nasıl elde edilişi, İtilaf Devletlerinin gizli faaliyetleri, Milli Mücadele döneminde yürüttüğü gizli görevleri, dönemin iç yüzünün anlaşılması, olaylara bakış açısı kazandırması ve birebir döneme tanık olan kişinin aktarması açısından oldukça değerli bir eserdir. İstihbaratın dünün Türkiye’sinde ne kadar önemli olduğunun altını çizer.

Eserin içindekiler kısmına baktığımızda olayların başlıklar altında anlatıldığı görülmektedir. Başlıklar altında anlatılan olaylar sonrasında, kitaba neden "İki Devrin Perde Arkası" ismini verdiğini belirterek son verir. Eser 621 sayfadan oluşmaktadır.

Eserde ilk olarak Teşkilat-ı Mahsusa’nın kuruluşunu Enver Paşa’nın sağladığı, bu doğrultuda Türk ve İslam unsurunu bir araya getirmeyi amaçladığını belirler. İlk heyecanlı olay olarak V. Murat’ın cenazesinin gizlice götürülmesine tanık olduğu olaya değinir. Abdülaziz’in hale edilmesi taraftarlarının etkinliği sonucu halinin gerçekleştiği, bu olay karşısında gururu kırılan Abdülaziz’in intihar etmiş olabileceği kanısı aktarmış olmakla beraber, mahkeme kayıtlarında suikasta kurban gittiğini belirtir. Mekteb-i Harbiye’de okurken kendisinin de dönemin siyasi koşullarına ayak uydurarak siyasete karıştığını, o dönemde de Jön Türk hareketinin bu siyasi katılımda her yerde etkin olduğuna değinir. Abdülhamit’in kuşkulu bir karaktere sahip olmasından dolayı hafiyelere para yedirdiğini, bu kuşkularının nihayetinde hal edilerek Selanik’e sürülüşünü ele alır. Akabinde İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni ortadan kaldırmak için görevlendirilen Ferik Şemsi Paşa ve Atıf Bey’in, İttihat ve Terakki üyeleri tarafından öldürülmesiyle padişahın endişelendiğini, bu endişelenme sonucunda da tekrarda Meclis-i Mebusan’ı tekrar açtığı tespitinde bulunur (11-41).

31 Mart Vakası’nda, avcı taburlarındaki genç askerleri, din adamlarının dini kullanarak fitne yoluyla dinin elden gittiği düşüncesiyle harekete geçirdiği düşüncesini ifade eder. Ayaklanmanın bu yolla çıktığı ve İstanbul’da meşrutiyet karşıtı boyutlara ulaşması ile Hareket Ordusu’nun bu ayaklanmayı ortadan kaldırdığı görülmektedir. II. Abdülhamit’in devleti ekonomik yönden geliştirecek politikaları olduğunu, dış ilişkilerde İngiltere, Almanya, Rusya gibi ülkelerle dostluk ilişkisi kurulması gerektiğini belirtir. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Osmanlı Devleti’ni İngiltere’ye karşı savaşa sürükleme girişimi olduğunu, bu tutumun Osmanlı Devleti’nin sonunu getireceğini belirtir. Rusya’nın 1877-78 savaşını fırsat bilerek, Balkanları yağmaladığını ve Ermenileri, Ermeni Yurdu kurma yönünde isyana teşvik ettiğini belirtir. Ermenilerin devletin içindeki muhalif Yahudi unsurla ittifak yaparak II. Abdülhamit’e karşı suikast girişiminde bulunabildiklerini vurgular. Abdülhamit’in Yahudilere karşı kuşku duyduğu düşüncesini ifade etmekle birlikte, Ali Suavi ve adamlarının ilk sivil darbe girişiminde bulundukları tespitini yapar. Osmanlı Devleti’nde ilk kez sivil hareketin padişahı hal etme çabası görülmektedir. Abdülhamit döneminde saray etrafında görevli olan kişilerin hepsinin çıkar beklediği dönem olduğunu niteler. II. Abdülhamit’in hedeflerine ulaşmak için tahta gelirken Mithat Paşa’ya taviz verdiğini, bu tavizi Abdülaziz’in öldürülmesi hakkında mahkeme kararıyla Mithat Paşa’yı bertaraf ettiğini açıklar. Erzurum’da bulunan İttihat ve Terakki Cemiyeti şubesinde Ermenilerin buraya üye olması üzerine Ermeni propagandası yapılıyor iddiası ile kapatıldığını ifade eder (42-79).

Serez’e süvari birliğine atandığı zaman M.Kemal ile tanışmış ve onun Balkan Savaşı öncesinde ordudaki partizanlık tespitinde bulunduğunu ifade etmekle, M.Kemal ve İttihat ve Terakki arasındaki görüş ayrılığının ordu-siyaset ilişkisindeki ayrımın olup olmaması, ordudaki partizanlık faaliyetleri olduğu tespitini yapar. Ordunun içine düşmüş olduğu partizanlık anlayışı, orduyu zayıflatmış ve I. Balkan Savaşı’nda yenilgi alınmış, kendiside esir düşmüştür. I. Balkan Savaşı’nın hezimeti ile barış görüşmelerinin başlaması, Osmanlı’nın bütün Rumeli ve Edirne’den vazgeçeceği söylentisinin, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Bab-ı Ali Baskınını gerçekleştirilmesi hızlandırmış ve baskının gerçekleşmesi ile İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetime tekrar gelmiştir. II. Balkan Savaşı öncesinde ordudaki partizanlık faaliyetlerine son verilerek başarı sağlanmıştır. Muhalefetin Bab-ı Ali Baskının intikamını almak için Mahmut Şevket Paşa’yı öldürdüğünü ifade eder. Teşkilat-ı Mahsusa’yı Enver Paşa’nın kurduğunu, Panislamizm ve Pantürkizm genel politikası olduğunu ve bu doğrultuda I. Dünya Savaşı’nda çeşitli cephelerde destek arandığını belirtir (80-135).

Balkan Savaşı’ndan sonra doğu-batı olarak ikiye ayrılan Trakya’nın, en azından doğusunu kurtarabilmek için yapılan çalışmaları ve bu çalışmalarda önemli bir rol oynayan Trakya Paşaeli Cemiyetinin önemini vurgular. I. Dünya Savaşı öncesinde Enver Paşa’nın Balkanlarda kaybedilen yerleri geri alma umudu olduğunu ve bu doğrultuda Rusya’dan intikam almak için planlar yaptığını ancak Rusya ile anlaşma zemini oluşunca bu durumdan vazgeçildiğini ifade eder. Almanya’nın bu durum karşısında ise Rusya ile Osmanlı yakınlaşmasını sezerek Goben ve Breslav kozunu oynadığını, Osmanlı bürokrasinin üst kesiminin büyük bir kısmının savaş taraftarı olmadığını, bir olup bitti ile Osmanlı’nın savaşa dahil edildiğini ifade eder. Ancak bu durum sadece olup bittiden ibaret değildir, İttihat ve Terakki’nin mevcut kadrosunun savaş taraftarı olduğu bilinmektedir. Ayrıca İngilizlerin elçilikleri aracılığıyla Osmanlı Devleti’ni Almanya’nın yanında savaşa girmemesi konusunda uyardığını aktarır. Osmanlı Devleti’nin bunu dikkate almadığını, II. Balkan Savaşı’nın zaferine ve intikam alabilme duygusuna kapıldıklarını da aktarır. Enver Paşa’yı görevinden alma girişimleri olduğunu, bir harekat planları olduğunu, öne sürülen kişinin Yakup Cemil, arka planda ise Talat Paşa’nın yer alması, İttihat ve Terakki içinde de muhalif unsurların görülmesi bakımından kayda değerdir. II. Abdülhamit’in Enver Paşa’yı II. Dünya Savaşı’nın çıkacağı ve Osmanlı devleti buna katılırsa mağlup olarak ayrılabileceği konusunda uyarmıştır (136-186).

Hüsamettin Ertürk savaş süresince Alman denizaltısında aktif olarak görev almış ve bu görevleri kapsamında, müslüman coğrafyasını İtilaf Devletlerine karşı harekata geçirme faaliyetlerinde bulunmuş, Alman ordusunun savaş bıkkınlığını dile getirmiştir. Enver Paşa’nın idealist bir karakteri olduğunu ifade eder. Vahdettin’in tahta çıkmasıyla I. Dünya Savaşı’nı sonlandırma çalışmaları hızlanmış, bu doğrultuda İngiltere ve Fransa ile görüşmelere başlanmıştır. Ayrıca müslüman coğrafyasını ayağa kaldırmak girişimi doğrultusunda İstanbul!a gelen Şeyh Sunusi’nin de görevini padişahın iptal ettiğini ifade eder. Osmanlı’dan koparılmaya çalışılan yerlerde Osmanlı Devleti’ne bağlı yöneticilerin faaliyetlerine İtilaf Devletleri tarafından son verilmiş, bu liderler Milli Mücadeleyi desteklemiştir. İttihatçılarında savaştan hezimetle ayrılması sonucunda İstanbul’dan firar etmeleri görülür. Enver Paşa’nın Şeyh Sunusi’yi kullanarak Osmanlı aleyhinde ayaklanan Arapları yatıştırma ve kendi tarafına çekme çabasındaki çalışmalarına Teşkilat-ı Mahsusa’yı görevlendirmiştir. Vahdettin gelmesiyle birlikte Kuzey Afrika ve Arap coğrafyasında teslimiyet politikası izlenmiştir. İtalyanların Mondros’tan sonra başlayan işgallere karşı koymak amacıyla Anadolu da görülen Milli Mücadele harekatını, Afrika’daki faaliyetlerinin tepkisini azaltmak için desteklemiştir (187-225).

Milli Mücadeleye İstanbul kaçıp katılanları ve Ermeni olaylarına katıldığı gerekçesiyle, İtilaf Devletlerinin desteğini sağlamak amacıyla yargılamalarda bulunan Divan-ı Harp hakkında bilgiler vermektedir. SSCB’nin Kafkasya’da bir Şuralar Cumhuriyeti ilan ederek Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ı içine alan kendine bağlı olmak şartıyla ilerleyen süreçte kendi geleceklerini belirleyecekleri bir sistemi kurma çabasından bahseder. Kars’ta kurulan Şuralar Meclisi’ni de bu doğrultuda desteklediğini ifade eder. Padişah Vahdettin’in ve sadrazam Damat Ferit’in Anadolu da İttihatçıların tekrar bir araya gelme endişesiyle M.Kemal’i Anadolu’ya gönderdikleri tespitinde bulunur. Osmanlı hükümetinin Mondros Mütarekesi gereğince mevcut cephanenin dağıtılma girişimlerinin olduğunu ancak, cephanenin Anadolu’ya kaçırılmaya çalışıldığını, ayrıca hükümetin Teşkilat-ı Mahsusa’yı lağvedip, İslam temsilcilerinin geri gönderilmesi kararlarını, İtilaf Devletlerine yaklaşma çabası olarak nitelendirir. İngilizlerin Ermeni Tehcirine karışmış olanları tevkif ettirmesinde dolayı İttihatçıların gizli bir teşkilatlanmaya gittiğini, Talat Paşa’nın talimatıyla Karakol Cemiyeti’nin kurulduğunu belirtir. Ermeni ve Rum unsurun padişaha sadık görünerek, emellerini gerçekleştirme amaçları vardır. Bu duruma karşı Milli Teşkilatlanmaya gidildiğini, İstanbul’da semt semt gizli bir şekilde teşkilatlanma sağlanarak, Milli Mücadeleye karşı desteğin arttırıldığını ifade eder. İslam mücahidlerinin de bir kısmının Anadolu’ya gelip Milli Mücadeleyi desteklediğini, bir kısmının ise Osmanlı Devleti tarafından İtilaf Devletlerine teslim edildiğini ifade eder. Milli Teşkilatlanma sayesinde İstanbul’da halkın Milli Mücadeleye desteği sağlanmış, bu doğrultuda İtilaf Devletlerinin giriştiği karşı harekat bertaraf edilmiştir (226-267).

Ruslar komünist idare kurulması konusunda ajanları yoluyla gizli teklifler iletmiştir. İngilizlerin kışkırtmalarıyla Rumların İstanbul’da eşkıyalık faaliyetlerinde bulunduğu görülür. Hintli bir İngiliz ajanı olan Mustafa Sagir’in Anadolu’ya gizlice gelerek Milli Mücadele’ye katılanların İngilizlere karşı düşüncelerini öğrenmeye çalışmaktadır. İstanbul’da İtilaf Devletlerine karşı çıkan ayaklanmalardan Teşkilat-ı Mahsusa’nın sorumlu tutulduğunu ve üyelerinin her tarafta arandığını ifade eder. Anadolu’ya gizlice gelen Mustafa Sagir’in tanınması ve faaliyetlerinin anlaşılması, asıl amacının bilgi aktarımından sonra M.Kemal’i öldürmek olduğunun fark edilmesi ile idam edildiğini ifade eder. Rusya’da patlak veren Bolşevik İhtilali’nin Almanların desteklemesiyle patlak verdiğini belirtir. Osmanlı Devleti’nin İtilaf Devletlerinin sempatisini kazanmak için işgallere muhalif olanları astırdığını yineler. Şehzade Osman Fuat’ın Anadolu daki harekata olumlu baktığını, ancak kurtuluşu manda da gördüğünü anlatmaktadır. Ermeni Patriği Zaven Efendi’nin, Tehcire karıştığı iddiasıyla faaliyetlerde bulunanların isim listesini Damat Ferit’e verdiğini bu doğrultuda idamlar görüldüğünü belirtir, bu listede Ermeni Tehcirinden çok İtilaf Devletlerinin işgallerine karşı duranların olduğu görülmektedir (268-344).

İzmir’in işgali üzerine Saltanat Şurası toplanmıştır, ancak Vahdettin’in yetkiyi Damat Ferit’e bırakması üzerine etkinliği kırılmıştır. İstanbul’da İzmir’in işgaline karşın halkın örgütlenerek mitingler, protestolar ve basın yoluyla propaganda yaptığı görülmektedir. Bu isyanlar ve protestoların gerçekleştiği sırada Bekir ağa bölüğündeki siyasi tutukluları halkın kurtarma tehlikesine karşın, İttihatçıların tekrar faaliyete geçme tehlikesi ortaya çıkınca İngilizlerin Malta sürgününü başlattığını belirtir. Vahdettin’in M.Kemal’i Anadolu’ya göndermesindeki olayın iç yüzünü, İttihatçıları ve Teşkilat-ı Mahsusacıları ortadan kaldırılması, Kafkasya’dan gelecek olan Enver Paşa tehlikesini önleyerek İtilaf kuvvetlerinin işgaline mahal vermemek olarak niteler. M.Kemal’in Anadolu’ya geldikten sonra tevkif edilme tehlikesine karşı belirlediği rotayı izlediğini aktarır. M.Kemal Rus heyeti ile Havza’da başlatacağı harekata destek bulma yönünde görüşme gerçekleştirmiş, Rus heyeti Bolşevizm’i getirirlerse yardım sözünü vermiştir. M.Kemal’in bunun sözünü vermese de gerekli yardımı sağlamıştır. Sivas Kongresiyle Milli Mücadele’nin tekbir çatı altında toplandığı görülür ve diğer örgütlenmeler reddedilir. Damat Ferit Paşa hükümetinin etkinliğini M.Kemal ve çevresindekilerin kırdığı görülmektedir. Yerine gelen Ali Rıza Paşa hükümeti ise iki yüzlü siyaset izlediği M.Kemal tarafından da vurgulanmıştır. Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması üzerine Anadolu da meclisi tekrar açma girişimleri hızlanmıştır. Kendiside bu süreçte tevkif edilmiş, idamdan hükmü verecek kişiyi daha önceden tanıması üzerine şans eseri kurtarılması, Osmanlı’nın son dönemindeki yaptığı tevkif ve idam kararlarının tutarsızlığı ve geçersizliği yönünden bir göstergedir (345-412).

Damat Ferit’in Anadolu harekatına karşı Kuvay-ı İnzibatiye’yi kurduğunu, bu birliğinin yapısında eğitimsiz askerlerin, kendilerine çıkar sağlama çabasında olanların dahil olduğunu ifade eder. Şehzade Abdürrahim Nasihat Heyeti olarak Anadolu’ya geçmiş ve Milli Mücadele ye katılmak istese de, M. Kemal onaylamaz, Şehzade’nin Vahdettin’le yaptığı görüşmede Milli Mücadele harekatını desteklemesi gerektiğini iddia ettiğini aktarmış ancak Vahdettin bu durumu kabul etmemiştir. İstanbul’un işgalinden itibaren Vahdettin’in İtilaf Devletlerine ılımlı davranmasının, İstanbul’da harekat kabiliyetlerini kısıtladığını ifade eder. Anadolu’daki harekatı desteklemek amacıyla boğazlardan Beykoz yoluyla gizli bir şekilde Anadolu’ya kaçışlar görülmektedir. Damat Ferit’in yalısındaki gizli planları ele geçirerek Kuvay-ı İnzibatiye’ye karşı öncü önlem alınmış, bu hareket böylelikle etkisiz kılınmıştır. İngilizlerin Anadolu harekatını sonlandırmak amacıyla isyan çıkarma girişimine yöneldiğini ifade eder (413-472).

İstanbul hükümeti ve Heyet-i Temsiliye’nin karşılıklı beyanname ilanları göze çarpar, bu beyannameler sayesinde halk desteğini Milli Mücadeleye vermiştir.İstanbul hükümetinin Anadolu’ya katılan paşalar hakkında idam kararları alması, adlarını kötüye çıkararak amaçlarına ulaşamamaları sağlanmaya çalışılsa da, aksi etki yaparak paşaları daha da kuvvetlendirir. Vahdettin’in sahip olduğu İstanbul’un elden gideceği tasavvuruyla, Sevr Antlaşması’nın imzalandığını, bu anlaşma ile Osmanlı Devleti’nin fiilen varlığının sona erdiğini ifade eder. Halkın bu olaydan sonra hem İstanbul’u bırakmayacağına yönelik hem de Milli Mücadeleyi destekleyen nitelikte mitingler yaptıkları görülmektedir. İngilizlerin ilerleyen süreçte Malta’ya götürdükleri tutukluları serbest bıraktığı görülmektedir. Bu durumda İngilizlerin iki temel amacı olduğunu ifade eder, biri Büyük Millet Meclisi ile iyi geçinmek için yakınlaşma çabası, diğeri ise koyu İttihatçıları serbest bırakarak Anadolu’da anlaşmazlık oluşturarak bundan faydalanmaktır. Bu doğrultuda ilerleyen süreçte mecliste birinci ve ikinci grubun oluştuğu yönünde tespitte bulunur. İstanbul hükümetinin Anadolu harekatını olumlu bakmayan yönde yayınladığı fetvaya karşı, Ankara’daki meclisinde karşı fetva yayınladığı görülmektedir.Çerkez Ethem’in Milli Mücadele’den ayrılmasını, İsmet Paşa’nın üstünlüğünü kabul etmemesinden kaynaklandığını, Yunanlılarla beraber karşı durduğu tespitinde bulunmaktadır. İstanbul’dan Anadolu’ya gelenleri kontrol etmek amacıyla Samsun ve İnebolu’da tedbirler alınmıştır. Milli Mücadelenin en ufak bir biçimde sekteye uğramaması için alınan önlemlerinin derinlemesine düşünüldüğünü gözler önüne serer. Müdafa-i Milliye’nin kurularak istihbarat işinin Anadolu’dan örgütlenmeye tekrardan başladığını ifade eder. Şeyh Sunusi’nin Ankara’ya gelerek Milli Mücadele’nin dinsel arka planını desteklemiştir. İstanbul ve Trakya’daki hareketleri İtilaf kuvvetleri bastırmıştır (473-532).

Şehzade’nin Anadolu’ya geçme durumu doğmuş, ancak orduda ve harekatta bu durumun ikilik yaratma tehlikesine karşın, ayrıca harekatın saltanatla bağının kalmaması üzerine geçişi engellenmiştir. M.Kemal’in o dönemde herkesten şüphe ederek yeni devletin kurulmasından önce güven tazeleme girişimleri görülmektedir. Hintli temsilci Muhammed Ali Han’ın, Papa XV.Benoit ile görüşerek Anadolu harekatının meşruluğunu uluslararası alanda sağlaması önemli gelişmelerden biridir. Milli Mücadele’ye İslam coğrafyasının da desteğinin sağlanması konusunda önemli bir adım atılmıştır. İstanbul halkının Milli Mücadele’ye desteğinin görmezden gelinmemesi gerektiğini, elbirliğiyle gizlice sevk edilen cephanelerin harekatta çok önemli bir yer kapladığı görülmektedir. Anadolu ile haberleşmenin gizli olarak sağlandığı ve mühürlü tezkirelerle Anadolu’ya geçişlerde kontrol sağlandığı görülmektedir. İstanbul’dan Anadolu’ya silah sevkiyatı için İtalyanların ve Fransız gemilerinin yardımı görülmektedir. Bu yardımı yapmalarındaki esas sebebin kendi tabiiyetindeki müslümanların olası tepkilerinin önüne geçmektir. Yunanlılarla Eskişehir’de savaş devam ederken Sakarya gerisine çekilme kararını ordunun takviyesi ve toparlanması için gerekli olduğunu vurgular. Bu esnada meclisin Ankara’dan Kayseri’ye taşınma kararı düşüncesinin muhalefete koz verdiğini ifade eder. İngilizler Rahip Frew ile iş birliği yaparak İngiliz Muhipleri Cemiyetini kurdular, amaçları dini lider altında inananları bu cemiyet altında toplayarak, kurtuluşu İngiliz mandası altında aramak ve bu düşünceyi yaymaktır. II. Meclis açılmadan önce yapılan seçim çalışmalarında I. grubun Alevi ve Bektaşi tarikatlarının liderleri ile görüşerek seçim öncesinde geniş bir destek sağladığını gözler önüne serer. Ayrıca I. grubun İstanbul’da seçim öncesinde de propaganda yaptığı görülmektedir.

M.Kemal’in Sovyet Rusya’dan komünistlik hareketini destekliyormuş gibi yapıp silah ve mali destek sağladığı görülmekte, aynı zamanda bu durumu İtilaf Devletlerine karşı bir koz olarak ta kullanmaktadır. Bu doğrultuda Türkiye Komünist Partisi, İştirakiyun ve Yeşil Ordu gibi partiler kuruldu ancak daha sonra Enver Paşa’nın Anadolu’ya gelme durumu ve Lenin’in desteklediği Mustafa Suphi’nin Trabzon’a gelmesiyle, bu durumların oluşturduğu tehdit ve muhalefetten dolayı, bu oluşumlara son verilmiştir. Rusya’nın İslamiyeti kullanma çabasıyla oluşturduğu Yeşil Ordu, İslam dünyasının gücünü İngilizlerin elinden almayı ve aynı zamanda Anadolu’da Komünizmi etkin kılmayı hedeflemiştir. M.Kemal’in bu tehlikenin farkına varması, ilerleyen süreçte Çerkez Ethem’in dahil olması ve muhaliflerin bu hareketi benimsemeleri ile gizli komünistlerde faaliyetlerini arttırınca kesin darbenin indirildiğini belirtir. M.Kemal’in bu tutumunda Bolşevik Rusya’nın yardım bahanesiyle Anadolu’yu istilaya girmesinden endişe duyduğu da görülmektedir. Bu deneyimlerden sonra kapsamlı bir şekilde tek bir parti programının hazırlanması ile Halk Fırkası’nın kurulduğu görülür. M.Kemal’in Türk milli hareketinin en az Fransız İhtilali kadar değerli olduğunu Fransız Milli Bayramında Fransız Konsolosluğunda verilen davette ifade eder. M.Kemal’in Milli Mücadele ve sonrasında her türlü karalarını sırasıyla gerçekleştirdiğini belirtir. Vahdettin’in İstanbul’dan firar ederek ayrılmasından sonra halkın Milli Mücadele döneminde yaptıklarından dolayı bakış açısının değişmeyeceğini ifade eder (532-617).

Eserin son bölümünde iki devrin perde arkası olarak anlatmasını, Osmanlı Devleti zamanında Enver Paşa’nın talimatıyla kurulan Teşkilat-ı Mahsusa’nın faaliyetleri ve dönemini, akabinde Milli Mücadele döneminde Müdafa-i Milliye ile istihbarat ve diğer faaliyetleri ele almasından dolayı, bu isimle adlandırdığına yer vererek eseri sonlandırır.

KİTAP TAVSİYESİ : Arşiv Belgelerine Göre Osmanlı Arşivleri – Baş bakanlık Osmanlı Arşivi Yayını


ARŞİV BELGELERİNE GÖRE OSMANLI KALELERİ

(Kitap Tanıtımı)

Stratejik bir yeri, bir geçidi korumak amacıyla inşa edilen askerî yapılara "kale" denmektedir. Daha çok, düşman saldırılarının gelebileceği yollar üzerinde, askerî önem taşıyan şehirlerde, geçit ve dar boğazlarda inşa edilen kaleler umumiyetle kalın duvarlı, burçlu, mazgallı yapılardır. Osmanlılar, hakimiyet tesis ettikleri memleketlerde pek çok yeni kaleler inşa etmiş, stratejik bakımdan önemli olan yerlerdeki bazı eski kaleleri onararak veya yeni parçalar ekleyerek ya da birçok durumda tamamıyla yeniden inşa ederek mevcut kaleleri birer "Türk kalesi" haline getirmişlerdir. Maalesef günümüzde geleceğe emanet edilen bu askerî-mimarî yapılardan bir çoğu ya tamamen ya da kısmen yok olmuştur veya yok olmaya devam etmektedir. Osmanlı Arşivi yayınları arasında çıkan "Arşiv Belgelerine Göre Osmanlı Kaleleri" adlı bu eser, işte bu sebepten geleceğe bir not düşmek amacıyla hazırlanmıştır.

Eserde, çoğu Türkiye sınırları haricinde kalan, Ecyad, Adakale, Avlonya, İbrail, Kaçanik, Özi, Parga, Niğbolu, Limni gibi 66 kalenin plan ve krokilerinden oluşan renkli görüntülerin yanı sıra, kaleler hakkında literatür ve arşiv belgelerinden faydalanılarak ansiklopedik bilgiler verilmiştir. Bu bilgiler arasında bahsi geçen kalenin yapılışı ve özellikleriyle, Osmanlı idaresine geçiş ve elden çıkışı hakkında bilgiler de bulunmaktadır. Çalışmaya esas teşkil eden Osmanlı döneminde hazırlanmış plan ve krokiler üzerindeki yazı ve ibareler işaretlenip transkripsiyonları metin sayfalarında verilmiştir. Kalelerin farklı zamanlara ait bulunabilen fotoğraf, gravür, minyatür gibi görsellerinin de kullanılması çalışmaya renk katmıştır.

Bu esere ve Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün diğer yayınlarına İstanbul’daki Osmanlı Arşivi ve Ankara’daki Cumhuriyet Arşivi kitap satış ofislerinden ulaşılabilmektedir.

Mümin YILDIZTAŞ

Başbakanlık Osmanlı Arşivi

05336632073

KİTAP TAVSİYESİ : İstihbarat Dünyası /// YAZAR : DOÇ. DR. SAİT YILMAZ


Sait Yılmaz bu çalışmasında, istihbarat dünyasındaki yeni gelişme ve değişimlere yer vermektedir. Prof. Dr. Ümit Özdağ’dan, Prof. Dr. Sıddık Yarman’a, Mehmet Eymür’den, Ertuğrul Güven’e, Kaya Karan ve Ünal Acar’a kadar alanın duayenlerinin bilgi ve tecrübelerini sizlerle paylaşan Sait Yılmaz, Türkiye’de ki istihbarat kültürünün ve bilincinin gelişimine katkıda bulunmayı hedeflemektedir.

"21. yüzyılın ilk çeyreğindeki gelişmeler terör, din, siber teknoloji, uzay çalışmaları gibi olguları öne çıkarırken şüphesiz siyaset, ekonomi, savunma gibi ülkelerin istihbarat servisleri de bunlardan etkilenmekte, yeni ortama intibak ederken istihbarat kültüründe de değişimler yaşanmaktadır.

Yaşanan tüm değişimlerden doğal olarak Türk istihbaratı da etkilenmekte ve gelişmelere uyum sağlamaya çalışmaktadır. Bunları yaparken bazen geçmişin eksikleri devam etmekte ya da her alanda ilerleme çok çabuk sağlanamamaktadır. Bütün bu köklü kültürel değişim ihtiyacı sadece istihbarat servislerinin kendi gayretiyle sağlanamaz. Ülkenin istihbarat kültürünün gelişimde istihbaratçılar kadar kullanıcılar, parlamenterler, gazeteciler, akademisyenler gibi disiplin ile iç içe tüm millî aktörler de bir şekilde etkili olur."
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 352

Baskı Yılı: 2015

KİTAP TAVSİYESİ : BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ VE TÜRKİYE /// YAZAR : ABDULLAH ŞAHİN


KİTABI BURADAN SİPARİŞ EDEBİLİRSİNİZ.

[status draft]

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.