Etiket arşivi: DARBEDEN NOTLAR

DARBEDEN NOTLAR : Teslim olan savcıdan ‘çarpıcı’ Hakan Fida n itirafı


Türkiye’nin günlerdir kafasını kurcalayan Hakan Fidan gerçeği belli olmuştu. 15 Temmuz’da başlayan darbe girişimi ile ilgili yaşananlar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan‘nın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a malum ‘darbe girişimi’ hakkında neden geç bilgi verdiğinin sebebi ortaya çıkmıştı. Peki Hakan Fidan Erdoğan’a neden bilgi vermedi?, daha doğrusu Hakan Fidan Erdoğan’ı neden geç bilgilendirdi?. İşte bu kritik sorunun yanıtı, Başbakan Binali Yıldırım’dan çarpıcı Hakan Fidan açıklaması, Hakan Fidan’a kurulan Oslo tuzağını, Hakan Fidan’ın biyografisi ve Hakan Fidan hakkındaki son dakika haberler ve gelişmeler haber7.com‘da..

FETÖ’NÜN HAKAN FİDAN’A TUZAĞI GÜN YÜZÜNE ÇIKTI

Terör örgütü FETÖ’nün mütevelli heyetinden gizli tanık Korkut, sohbet toplantılarında Hakan Fidan’a kurulan Oslo tuzağını anlattı.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcıvekili Ömer Faruk Aydıner’in eski savcılar Zekeriya Öz, Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç hakkında ağırlaştırılmış müeebbet hapis cezası istediği iddianamede çok sayıda tanık ve gizli tanığın ifadesine başvuruldu. İddianamede, bir dönem örgütün Adana’daki mütevelli heyetinde yer alan Gizli tanık ‘Korkut’‘un ifadeleri yer aldı. Gizli tanık Korkut, Oslo görüşmelerinin medyaya sızmasında FETÖ’nün parmağı olduğuna yönelik önemli iddialarda bulundu. Gizli tanık Korkut ayrıca, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde dile getirdiği öğrenci evlerinin kontrol altına alınmasıyla ilgili sözlerinin de FETÖ tarafından açık bir savaş ilanı olarak görüldüğüne dikkat çekti

MİT MÜSTEŞARI NEDEN TUTUKLANMASIN?

Örgütle 1999 yılında tanıştığını, 2008 yılından itibaren ise örgütün Adana ilindeki mütevelli heyetinde yer aldığını söyleyen gizli tanık Korkut, Oslo görüşmelerinin basına yansımasından önce bir mütevelli toplantısında MİT Müsteşarı Hakan Fidan‘ın hedef alındığı bir konuşmaya şahit olduğunu belirtti. Korkut, “Oslo görüşmelerinin basına yansımasından önce mütevelli toplantılarındaki sohbet konularından biri de ‘Genel Kurmay Başkanı tutuklanıyorsa MİT Müsteşarı neden tutuklanmasın’ konusuydu” ifadelerini kullandı.

Hükümet ile cemaat arasındaki kırılmanın muhtemelen 2011’de başladığını düşündüğünü belirten Kaplan,”HSYK atamaları yapıldığından itibaren cemaatin tasfiye sürecinin başlatıldığı duyumlarını alıyorduk. AK Parti tabanı değil ama üst yönetimle gizli soğuk bir savaş vardı zaten” dedi.

TESLİM OLAN SAVCI’DAN ÇARPICI HAKAN FİDAN İTİRAFI

Dershaneler olayı ve MİT krizinin kamuoyunda kırılmanın duyulmasını sağlayan hadiseler olduğunu ifade eden Kaplan, özelde kulis bilgilerine sahip olan kişilerin, paralel yapı açısından tasfiye sürecinin başladığını bildiğini, hükümeti destekleyen kişilere karşı tedbir alındığını anlattı. MİT krizinin yaşandığı dönemde Balyoz davasıyla ilgili Silivri’de yargılama yaptıklarını anımsatan Kaplan, şöyle konuştu: “Sadrettin’in (Hakan Fidan’ı ifadeye çağıran cumhuriyet savcısı Sadrettin Sarıkaya) telefonla davet ettiğini duydum. O gün için Beşiktaş’taydım. Zannedersem Sadrettin’in odasına uğradım. ‘Önemli birileri’ dedi. Telefonla ifadeye çağırmış. Zannedersem Hakan Fidan’ı. Bu tür bir soruşturma duyulmaz zaten. Hakan Fidan’ı telefonla herhalde 3 kişi daha mı vardı beraberinde… Onların hepsini telefonla çağırmış, polise yazmadığını söylemişti. Tabii aradıktan sonra bana söylemişti. En kritik kişi tabii Hakan Fidan.”

FİDAN GELSEYDİ TUTUKLANIRDI

Kaplan, cemaatle mücadele altyapısını Hakan Fidan’ın hazırladığını vurgulayarak şöyle devam etti: “Cemaatle mücadele için ekipleri hazırladığı veya bilgileri hazırladığı belliydi. Hakan Fidan gelseydi, bunu engellemek için muhtemel adliyedeki hava, tutuklanırdı. Çünkü bunun yapmak istediği şeylere bir engel koymak lazım. Bahanesi de Diyarbakır’da bir yerde anlaşma belgesi de bahane olarak bulunmuş. Muhtemel tutuklanırdı, sonrasında belki Başbakana kadar uzanabilirdi.”

HAKAN FİDAN’DAN HÜKÜMETE SUNUM: HAİN ŞEBEKE NELER YAPMIŞ?

Mit Müsteşarı Hakan Fidan Bakanlar Kurulu‘nda sunum yaptı. Hakan Fidan FETÖ ve PKK’nın ihanet birleşmesini gözler önüne serdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın başkanlığında gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu Toplantısında PKK ile Fetullahçı Terör Örgütü’nün iş birliği belgeleriyle ortaya konuldu. İhanet şebekesi askerleri bile bile tuzaklı arazilere gönderdi, talimatlara rağmen operasyonlar yapılmadı.

HAKAN FİDAN DARBECİLERİN ELİNDEN 20 DAKİKA İLE KURTULMUŞ

FETÖ soruşturmasında tutuklanan Korgeneral İlhan Talu, Hakan Fidan‘ın darbecilerin elinden 20 dakikayla kurtulduğunu açıkladı.

FETÖ’cülerin darbe girişimine ilişkin soruşturmada tutuklanan Genelkurmay Personel Başkanı Korgeneral İlhan Talu’nun ifadesi ortaya çıktı. Bu ifade, 15 Temmuz gecesi MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da 20.30′a kadar Genelkurmay Karargahı’nda olduğunu ve darbecilerin elinden 20 dakika arayla kurtulduğunu ortaya çıkardı.Talu, savcılık ifadesinde şunları söyledi:

HULUSİ AKAR’IN MAKAMINDAYDI

Darbe günü görevimin başındaydım. Saat 20.30 gibi, Adli Müşavir Hayrettin Kaldırımcı ve askeri savcı Kurtuluş Kaya da yanımdaydı. Kara Havacılık Komutanlığı’nda FETÖ’cü olduğu gerekçesiyle tutuklanacak Albay Mustafa Dağlı ile Deniz isimli binbaşının dosyalarını getirmişlerdi. Bu sırada Genelkurmay Başkanı aradı, Albay Dağlı ve Binbaşı Deniz’in safahat kartlarını istedi. Makama çıktığımda MİT Müsteşarı Hakan Fidan da vardı. Komutana bilgileri verdim. Hakan Fidan, “Bunlar bizim de bildiğimiz isimler” dedi. Makamda 5 dakika kaldım. Ben çıkarken de Fidan oradaydı.

YILDIRIM: MİT MÜSTEŞARINA SORDUM İZAH EDMEDİ

Başbakan Yıldırım, istihbarat zafiyetini MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a sorduğunu, ancak kendisinin bunu izah edemediğini söyledi

Başbakan Binali Yıldırım, CNN Türk’teki yayında,darbe girişiminin olduğu gün, konuyla ilgiliistihbaratın neden Cumhurbaşkanı’na ve Başbakan’a aktarılmadığını Hakan Fidan’a sorduğunu, ancak Fidan’ın kendisine bunun cevabını veremediğini söyledi.

Yıldırım şöyle konuştu:

‘MİT MÜSTEŞARI HAKAN FİDAN İZAH EDEMEDİ’

“Ben bunu Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı’na sordum, ‘Bu nasıl olur?’ dedim. ‘Başbakan’ın haberi yok, Cumhurbaşkanı’nın haberi yok. Tamam Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi olması gayet doğal ama aynı zamanda Başbakan’a da söylemeniz gerekir. Çünkü, siz Başbakan’a karşı sorumlusunuz, bağlısınız.’ Ama bunun cevabını veremedi, herhangi bir şey de söyleyemedi. Doğrusu bu.” dedi.

MİT’E DARBE OLACAĞINI O ALBAY HABER VERMİŞ

15 Temmuz günü Akıncılar Üssü’nde bir albay, MİT Müsteşarına “Bu gece darbe yapılabilir” demiş…

Akıncılar Üssü’nde görevli bir albay, saat 14.45 sularında MİT’e ulaşarak darbe ihbarında bulundu. Genelkurmay bütün hava sahasını kapattı. Meçhul albay olmasaydı, FETÖ’cüler emellerine ulaşacaktı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan 15 Temmuz darbe girişiminin püskürtülmesinde ilk fitili ihbarda bulunan havacı bir albay ateşledi. MİT-Genelkurmay ekseninde yaşanan ve FETÖ’cü cuntacıların daha önce 03.00 olarak planladıkları harekât planlarını 21.00’ye çekmelerine sebep olan o sıcak saatlerin hikâyesi şöyle:

UÇAKLAR HAZIRLANIYOR

Türkiye’nin seyrini değiştiren ihbar 15 Temmuz 2016 saat 14.45 sularında MİT’e ulaştı. Akıncılar Hava üssünde görevli havacı bir albay, MİT’e gelerek Müsteşar Hakan Fidan’ı uyardı ve “Acele etmeniz ve engel olmanız gerekiyor. Şu anda hem Akıncı Üssünde hem de Güvercinlik’teki Kara Havacılık Okulu’nda uçaklar ve helikopterler hazırlanıyor. Olağanüstü bir durum var. Galiba darbe hazırlıkları yapılıyor” dedi.

OKULA YILDIRIM TEFTİŞ

Fidan, saat 15.00’da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı aradı. İhbarı teyit eden bilgiler de gelince Fidan, bir müsteşar yardımcısını Genelkurmay’a gönderdi. Müsteşar yardımcısı 17.00-17.30 arasında Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’le bir toplantı yaptı.

Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak’ı arayarak Kara Havacılık Okulu’nun kontrol edilmesini istedi. Orgeneral Çolak, bu emir üzerine Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral İhsan Uyar’ı durumu yerinde incelemek amacıyla Güvercinlik’teki Kara Havacılık Okuluna teftişe gönderdi. Saat 18.00’de MİT Müsteşarı bizzat karargaha gelerek Genelkurmay Başkanı ile görüşme yaptı.

EMİRLER ULAŞTI FAKAT…

Bu görüşmenin hemen akabinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar 18.30’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütün birlik hareketlerini trafiğe yasaklayan, hava sahasını trafiğe kapatan bir emir yayınladı. Bu emir bütün birliklere saat 19.00’a kadar ulaştı. Hatta 8. Kolordu bölgesindeki helikopterler söz konusu emir üzerine terörle mücadele görevini bırakıp iniş yaptı. Akar’ın yayınladığı emir üzerine darbeciler planlarının deşifre olduğunu anlayıp gece 03.00’te yapmayı planladıkları darbe girişiminin başlangıç saatini 21.00’e çekti.

Cuntacılar, saat 19:00 civarında geldikleri Genelkurmay karargahında Orgeneral Hulusi Akar’ı rehin aldı ve darbe bildirisini imzalattırmak için baskı yaptı. Hainler bir yandan da derdest edilebilmesi için “komutan çağırıyor” yalanıyla komuta kademesini Genelkurmay Karargahı’na davet etti. Komutanlar elleri ayakları bağlanarak bir odaya kapatıldı. Direnen Kara Kuvvetleri Komutanı’nın emir astsubayı Bülent Aydın şehit edildi. Önce Akar, sonra da diğer komutanlar Akıncı Üssü’ne helikopterle götürüldü.

Darbe girişiminin gerçekleş-tiği 15 Temmuz’da saat 16.00’dan 20.00’ye kadar geçen süre içerisinde yaşananlar günlerdir yazılıp çiziliyor.

Son 48 saatin en kritik sorusu; “MİT Müsteşarlığı madem darbe istihbaratını saat 16.00’da aldı, bunun Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a bildirilmesi neden saat 20.00’yi buldu?”

MİT Müsteşarlığı’nın geç kaldığından, istihbaratın ulaştırıldığı Genelkurmay Başkanlığı karargâhında karanlık noktaların olduğuna varıncaya kadar pek çok spekülasyon yapılıyor.

MİT’ten bu spekülasyonlara karşı verilen yanıtın özeti istihbaratın teyidinin kesinleşmesinin beklendiği yönünde.

Kamuoyuna yansıyan bu özet gerekçenin göz ardı edilmemesi gereken detayları var.

KAYNAK:TÜRKİYE GAZETESİ

İSTİHBARAT ÇARKI

Bu konuda doğrudan kaynaklardan aldığım bilgileri şöyle aktarabilirim:

– Uzmanlar, teşkilatın elde ettiği istihbaratların “istihbarat çarkı” denilen bir sistemle analiz edildiğini, bu çerçevede önce iddianın kaynağına gidilerek bilginin doğru olup olmadığının teyit edildiğini belirtti. Nitekim MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın 16.00’da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı telefonla bilgilendirdiği, 16.30’da MİT Müsteşar Yardımcısı’nın Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’le karargâhta görüştüğü, 18.00’de Fidan’ın karargaha giderek Akar’la bizzat görüştüğü kamuoyuna yansıdı.

Koruma Müdürü’ne telefon: Önlemin var mı?

– Bu temaslar sonrasında iki karar alınıyor. Bunlardan biri, hareketlilik olduğuna yönelik istihbaratların geldiği Kara Havacılık Okulu’na Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral İhsan Uyar’ın Genelkurmay Başkanı Akar’ın talimatıyla gönderilmesi, ikincisi ise Genelkurmay Başkanı’nın hava sahasının kapatılması, askeri uçakların havalanmaması, birlik hareketlerinin ve tank hareketlerinin yasaklanması konusunda emir yayınlaması.

– MİT, bilgilerin teyidi konusunda Uyar’ın Kara Havacılık Okulu’ndan bilgi almasını bekliyor. Buna karşılık Kara Havacılık Okulu’ndaki hareketlilikle uç veren darbe girişimine ilişkin teyit bir türlü gelmiyor. Teyidin gelmemesinde komutanların en yakınındaki isimlerin darbeciler arasında bulunmasının da etkisi var. MİT, bu kesin teyidi alamadığı için Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’a “Darbe girişimi oluyor” bilgisini veremiyor. İstihbarat kaynakları dün bu konuda, “Biz teyit etmek zorundayız, teyit etmeden bilgi veremeyiz” ifadesini kullandı.

– MİT teyit beklerken Genelkurmay karargâhı koridorlarında darbecilerin hareketliliği yoğunlaşıyor ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın 18.00’de karargâhta olması darbeciler tarafından “sızma” endişesine yol açıyor. Bu durum darbenin öne çekilmesinde etkili oluyor.

– İstihbarat tam olarak teyit edilememesine rağmen MİT Müsteşarı Fidan, Marmaris’te otelde dinlenen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koruma müdürü Muhsin Köse’yi bizzat arıyor. Fidan, “Karadan, havadan ya da denizden gelebilecek bir tehdide karşı önlemleriniz var mı?” diye soruyor ancak o sırada tam teyit alamadığı için “Bir darbe girişimi başladı” diyemiyor. Fidan, ihtiyaten yaptığı bu uyarıya karşılık, “Önlemlerimiz var” yanıtını alıyor. Bu görüşme Cumhurbaşkanı’nın darbe girişimini öğrendiğini belirttiği saat 20.00’den önce gerçekleşiyor. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan dün gece Al Jazeera kanalına verdiği mülakatta darbe girişimine ilişkin ilk somut haberi eniştesinden aldığını ancak MİT ve başka kaynaklardan da bilgiler geldiğini söyledi.

Başarma riskleri yüksekti

– MİT Müsteşarlığı, gelen istihbaratın saat 16.00’da Genelkurmay Başkanlığı’yla paylaşıldığını, başta Cumhurbaşkanı’nın güvenliği olmak üzere yurt genelinde ilk önlemlerin alınabilmesi için devlet aygıtının kendileri tarafından harekete geçirildiğini belirterek, “Genelkurmay’la bu temaslar kurulmamış, darbeciler bu nedenle tedirgin olmamış ve darbe planlandığı gibi 03.00’te yapılmış olsa başarıya ulaşma riski daha yüksek olabilirdi” değerlendirmesini yapıyor.

TEYİT ŞARTTI

– MİT Müsteşarı dünkü MGK’da bütün bunları paylaştı. Fidan’ın elinde son dönemde yapılmış onlarca darbe ihbarı ve bu ihbarla ilgili teyit çalışmalarını içeren bir dosya da vardı. Fidan’ın istihbarat çarkı, teyit zorunluluğuyla ilgili süreçleri ve yapılan çalışmaları bu dosya üzerinden kurul üyeleriyle paylaştığı öğrenildi.

– Aynı akşam, kullanılmaz hale gelen, çok sayıda polisin şehit düştüğü Ankara Emniyet Müdürlüğü ile Emniyet Özel Harekât’a yönelik saldırılara benzer bir saldırının MİT’e yapılacağı istihbaratı da alınıyor. Fidan, Genelkurmay’daki temaslarından sonra MİT’e geliyor. İlerleyen saatlerde darbecilerin saldırıları başlıyor. Fidan, Ankara Emniyeti’ne yönelik saldırı haberi alındıktan sonra makamından operasyonu yönetebileceği güvenli bir yere geçiriliyor. Fidan, buradan telsiz ve uydu telefonu kullanarak bir yandan havadan yapılan saldırılara karşılık veren MİT operasyon birliklerini yönetiyor, diğer yandan da Cumhurbaşkanı ve Başbakan’la sürekli temas ediyor.

MGK’ya saldırı ihbarı

Bu arada dünkü MGK öncesinde de MİT’e, MGK toplantısı sürerken Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne yönelik bir F-16 ile saldırıda bulunulacağı ihbarı geldi. Teşkilatın internetteki ihbar hattı üzerinden gelen bu bilginin ardından 10 kişilik bir ekiple operasyon gerçekleştirildi. İhbarın yapıldığı yerin bulunması için IP adresleri incelendi. İhbarın yapıldığı kent ve konum bulunduktan sonra ihbarı yapanın kimliğine ulaşıldı.

Bu kişinin yakalanması için hemen harekete geçildi. Yakalanan şahıs, camide namaz kılarken aklına böyle bir saldırı olabileceğini düşündüğünü, uyarmak istediğini, bu nedenle bu maili yazdığını söyledi. İhbar asılsız çıktı ancak MGK toplantısı nedeniyle başkentte olağanüstü bir güvenlik vardı.

Serpil Çevikcan – Milliyet

HAKAN FİDAN KİMDİR?

Özel Yetkili Savcı’nın ifadesinin alınması için çağırdığı MİT Müsteşarı Hakan Fidan, son günlerde Türkiye’nin en çok konuştuğu isim oldu. Peki kimdir Hakan Fidan?

MİT Müsteşarı Hakan Fidan, 1968 yılında Ankara’da doğdu. 1986′dan 2001 yılına kadar Türk Silahlı Kuvvetleri‘nde 15 yıl astsubay olarak görev aldı.

Mecburi hizmetinin tamamlamasının ardından askerliği kendi isteğiyle bırakan Hakan Fidan, University of Maryland University College’den Yönetim ve Siyaset Bilimi alanından lisans dereceleri aldı.

Bilkent Üniversitesi’nde “Dış Politikada İstihbaratın Yeri” isimli teziyle master yaptı. Aynı üniversitede 2006′da da “Bilgi Çağında Diplomasi: Enformasyon Teknolojilerinin Uluslararası Antlaşmaların Doğrulanmasında Rolü” başlıklı tez ile doktora yaptı.

Viyana’da Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nda, Cenevre’de Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Enstitüsü’nde ve Londra’da Verification Technologies Research Center’da akademik çalışmalarını sürdürdü.

Uluslararası güvenlik, uluslararası kalkınma ve Türk dış politikası konularında akademik çalışmalarda bulunmuştur. Hacettepe ve Bilkent üniversitelerinde yarı zamanlı olarak uluslararası ilişkiler alanında dersler vermiştir.

Almanya’daki NATO Süratli Reaksiyon Kolordusu Karargahı’nda da çalışan Fidan, 2001′den itibaren iki yıl Avustralya Büyükelçiliği’nde Kıdemli Siyasi ve Ekonomik Danışman olarak görevi yaptı. 2003′te Başbakanlık Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) Başkanlığına atandı.

2003-2007 yılları arasında, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı yapan Hakan Fidan, TİKA’nın yurtdışındaki faaliyetleri ile Türk dış politikasının etkin yürütülmesine katkı verdi. Kurum, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde kullandığı araçlardan biri haline geldi. Hakan Fidan‘ın TİKA Başkanı olmasıyla birlikte kurum Orta Asya başta olmak üzere Türkiye’yle tarihi, kültürel bağı olan ülkelerde yaptığı yoğun çalışmalarla dikkatleri üzerine çekti. Hakan Fidan’ın TİKA başkanlığı döneminde Türkiye, OECD nezdinde ’donör’ (yardım veren ülke) sıfatını kazandı.

14 Kasım 2007′de dış politika ve uluslararası güvenlikten sorumlu Başbakanlık müsteşar yardımcılığı görevine gelen Fidan, 2008 Kasım ayında Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Yönetim Kurulu üyeliğine atandı. 8 Mart 2008′de de Uluslararası Ahmet Yesevi Üniversitesi mütevelli heyeti üyesi oldu. Hakan Fidan, Birleşmiş Milletler Kalkınma İşbirliği Platformu Danışma Kurulu Üyeliği, Yunus Emre Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği ve OYAK Genel Kurul Üyeliğinin yanısıra Başbakanlık Özel Temsilciliği de yaptı.

17 Nisan 2009′da Millî İstihbarat Teşkilatı müsteşar yardımcılığına getirildi. Emre Taner’in görev süresinin dolmasının ardından, 25 Mayıs 2010 tarihinde MİT Müsteşarı görevine atanmıştır.

Fidan, büyükelçi iken MİT Müsteşarlığı’na getirilen Sönmez Köksal’dan sonra dışardan teşkilatın başına getirilen ikinci isim oldu.

Hakan Fidan‘ın Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’na getirilmesinin ardından teşkilatın yeniden yapılandırılması için hummalı çalışmaların içine girildi. MİT, iç ve dış istihbarata yönelen iki ayrı yapıda yönetilmeye başlandı.

Bölgedeki etkinliğin artırılması için dış istihbarata özel önem verilerek terör örgütü PKK’ya karşı önemli istihbarat çalışmaları yapıldı. Emniyet ve askeri kaynaklarla sağlanan istihbarat paylaşımı sayesinde terör örgütünün ağır kayıplar vermesine neden olan nokta operasyonlara imza atıldı.

Hakan Fidan‘ın MİT’in tepesi geçmesine en büyük tepkiyi İsrail verdi. Müsteşar olarak ataması daha yapılmadan önce dış basında başlayan karalama faaliyetleri resmi görevin başlamasıyla birlikte hız kazandı.

DARBEDEN NOTLAR : İtirafçı General ‘Adil Öksüz 6 Gün Plan Yaptı, Gülen Onayladı !’


15 Temmuz’da yapılan darbe girişiminin ardından Fethullahçı Terör Örgütü üyelerine yönelik operasyonlarda tutuklanan askerlerin ifadeleri, darbe girişiminde karanlıkta kalan noktaları tek tek aydınlatıyor. Örgüte yönelik önemli operasyonların yapıldığı İzmir’de tutuklu generalin yaptığı itiraflar, sürecin düğümlerini çözülmesini sağladı.

15 Temmuz’da yapılan darbe girişiminin ardından Fethullahçı Terör Örgütü üyelerine yönelik operasyonlarda tutuklanan askerlerin ifadeleri, darbe girişiminde karanlıkta kalan noktaları tek tek aydınlatıyor. Örgüte yönelik önemli operasyonların yapıldığı İzmir’de tutuklu generalin yaptığı itiraflar, sürecin düğümlerini çözülmesini sağladı.

İtirafçı generalin ifadelerinden, ‘Fethullahçı Terör Örgütü’nün ‘Hava Kuvvetleri imamı’ ve 15 Temmuz darbe girişimini yöneten ve ‘1 numara’ olduğu iddia edilen Yrd. Doç. Dr. Adil Öksüz’ün, darbe girişiminden önce 3 gün FETÖ’nin imamları ile birlikte, 3 gün de darbeci generallerle birlikte toplantılar yaparak darbe planlarını hazırladığı belirlendi. Bu planların Yrd. Doç. Dr. Adil Öksüz tarafından ABD’ye götürüldüğü, 15 Temmuz’dan 2 gün önce FETÖ lideri Fethullah Gülen tarafından onaylamasıyla birlikte darbe planının hayata geçirildiği tespit edildi.

15 Temmuz darbe girişiminin sonrasında, Türkiye’nin hemen her şehrinde Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’na (FETÖ/PDY) yönelik asker ve polisler başta olmak üzere her kesimdeki kişilere art arda operasyonlar düzenlendi. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü (TEM), İstihbarat Şube Müdürlüğü, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ile Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin operasyonları sayesinde İzmir, ‘Fethullahçı Terör Örgütü’yle mücadelede en önemli kentlerden birisi oldu. İzmir’de, gözaltına alınan özellikle üst rütbeli askerlerin darbeyle ilgili ifadeleri, itirafları önemli ayrıntıları gün yüzüne çıkardı.

DARBE PLANLARI, PENSİLVANYA’DA ONAYLANDI

Tutuklu bulunan askerlerden itirafçı olan bir generalle birlikte farklı rütbelerdeki askerlerin anlattıkları, 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde yaşanan süreçle ilgili olarak önemli noktaların aydınlanmasını sağladı. Ayrıca darbenin bir numarası olarak da kabul edilen, Akıncı Üssü’nde yakalanan ve ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılan Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Adil Öksüz’ün, iki günlük ABD ziyaretinin gizeminin çözülmesini de sağladı.

Emniyet güçlerinin tespitlerine göre ‘Hava Kuvvetleri imamı’ olan Adil Öksüz, 15 Temmuz’dan önce Ankara’da daha önceden belirlediği adreslerde ilk olarak FETÖ’nün asker ve polisteki imamlarıyla toplantılar düzenledi. Bu toplantılardan ortaya çıkan taslak planlar üzerinde, FETÖ üyesi generallerle son düzenlemeleri yaptı.

Hemen her şehirdeki darbe yapılanmasında görevlendirileceklerin isim isim tespitinin ardından Öksüz bu planları, yine polisin tespitlerine göre 11 Temmuz günü ABD’ye götürdü. Pensilvanya’da bulunan FETÖ lideri Fethullah Gülen’in, örgüt lideri olarak darbe planlarını inceleyerek onay vermesinden sonra da Adil Öksüz bu kez 13 Temmuz günü tekrar Türkiye’ye göndü. Bundan iki gün sonra 15 Temmuz ‘da, FETÖ üyelerinin darbe girişimi yaşandı.

TOPLANTILARA KATILAN GENERAL SÜRECİ ANLATTI

İzmir’de anlattıkları ile tüm sürecin çözülmesine neden olan itirafçı general, 8 Temmuz’da Ankara’ya çağırıldığını ifade etti. Burada Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), polis ve jandarmadan sorumlu imamlarla buluştuğunu belirten itirafçı general, götürüldüğü villada da darbe planlarının yapıldığını gördüğünü anlattı. Bu çalışmaların toplam 3 gün sürdüğü bilgisini veren general şunları söyledi:

"Tüm yapılan planları Adil Öksüz aldı, ‘Ben bu planları Amerika’ya onay için hoca efendiye götürüyorum’ dedi. Ardından ben İzmir’e döndüm. Öksüz’ün 13 Temmuz’da ABD’den döndüğünü öğrendim. 15 Temmuz’da sorumlu imam benimle saat 18.00’de görüşmek istedi. Yanımda 2 albay da vardı. ‘Darbe bu gece yapılacak’ dedi. Gece saatlerinde ismini verdiği bir komutanın arayacağını ve neler yapacaklarımızın talimatını vereceğini söyledi."

General, darbe planlarının Adil Öksüz liderliğinde çok sayıda generalle birlikte yapıldığını önemle belirtip, planların Fethullah Gülen’in onayının ardından uygulamaya koyulduğunu da ifade etti.

HER BİRİM KOORDİNE İÇİNDE ARAŞTIRIYOR

Darbenin bastırılmasının ardından Adil Öksüz’ün kim ya da kimlerin yardımını alarak kaçtığı ve halen nerede olduğunu MİT ile polis istihbarat dahil her birim araştırmaya devam ediyor. Ortaya çıkan bu gerçekler sonrasında, İzmir’deki darbe soruşturmasının da bir numaralı sanığı FETÖ lideri Fethullah Gülen oldu.

DARBEDEN NOTLAR : Darbe gecesi istihbarat savaşları


Darbe girişimi gecesi, İstihbarat Daire Başkanlığı’nda aksiyon filmlerini aratmayan olaylar yaşandı. Firari eski İstihbarat Daire başkan yardımcıları Recep Güven ve Ayhan Falakalı, bilişim alanında uzman olan bir grup mühendisle birlikte 15 Temmuz gecesi İstihbarat Dairesi’ne girmeye çalıştı. Grubun yanında MİT kimliği gösteren 2 kişi daha vardı. Darbe karşıtı polisler direnince grup binaya giremedi ve kayıplara karıştı. Müfettişler soruşturma başlattı.

FETULLAHÇI Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişiminde Ankara Emniyeti İstihbarat Şube Müdürlüğü’nü nokta atışıyla (helikopterden yaylım ateş, F-16 ile bombalama, tanktan ateş açma) hedef alan darbeciler, Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) İstihbarat Dairesi’ni FETÖ’cü istihbarat polislerinin desteğiyle ele geçirmeye çalıştı. Uzun zamandır haklarında arama kararı bulunan firari eski İstihbarat Daire Başkan Yardımcıları Recep Güven ve Ayhan Falakalı’nın, bir grup bilişim mühendisiyle birlikte İstihbarat Dairesi’ne girmeye çalıştığı belirlendi. Darbe karşıtı istihbarat polisleri, buna karşı koyunca Güven, Falakalı ile yanlarındaki mühendisler içeriye giremedi. Güven ve Falakalı ile birlikte MİT kimliği gösteren 2 kişinin de İstihbarat Daire Başkanlığı’na girmeye çalıştığı da ortaya çıktı.

KAYIPLARA KARIŞTILAR

Darbe girişimi başarsız olunca Güven, Falakalı, yanlarında MİT kimliklerini gösteren 2 kişi ve bilişim mühendisleri kayıplara karıştı. Firarilerle ilgili Türkiye genelinde geniş çaplı arama başlatılırken, tüm güvenlik birimleri de uyarıldı. MİT kimliği gösteren 2 kişinin, MİT’te görevli olup olmadıkları da araştırılıyor. FETÖ mensuplarının, İstihbarat Daire Başkanlığı’nı darbe girişiminin hemen başında ele geçirerek, darbeci askerlere istihbarat ve bilgi sızdırmak istedikleri öne sürülüyor. Haklarında yakalama kararı bulunan eski İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Gürsel Aktepe ile eski terörden sorumlu Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Lokman Kırcılı, darbe girişimi gecesi İstihbarat Daire’ye girmeye çalışırken yakalanmış ve tutuklanmıştı.

15 JANDARMA SUBAYI İDDİASI

Bu arada 15 Jandarma İstihbarat subayının, istihbarat paylaşımı, iç istihbarat eğitimi kapsamında EGM İstihbarat Dairesi’nde göreve başladıkları ve 15 Temmuz gecesi darbecilerle birlikte hareket ettikleri öne sürüldü. Bu15 jandarma tutuklandı ve ihraç edildi. İçişleri Bakanlığı yetkilileri Hürriyet’e yaptıkları açıklamada “Zaman zaman emniyet istihbarat ile jandarma istihbarat işbirliği yapar. Ama 15 jandarma istihbaratçısının darbeden önce 4 ay boyunca emniyette çalıştığı doğru değil” dedi.

YÜZBAŞIDAKİ GİRİŞ KARTI

Darbe girişiminden sonra Jandarma Genel Komutanlığı önünde yakalanarak tutuklanan yüzbaşı Yavuz Keçeci’nin aracında ise İstihbarat Daire Başkanlığı’nın giriş kartları ele geçirildi. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Başsavcılığı, sadece İstihbarat Dairesi’nde kritik görevlerde bulunan kişilere verilen giriş kartlarının darbeci bir yüzbaşının aracında çıkmasını araştırıyor. Savcılık, İstihbarat Dairesi’nde bu konuda yazı yazarak bilgi istedi.

ZAFİYET SORUŞTURMASI

İçişleri Bakanı Efkan Ala, darbe girişiminin ardından, “Emniyet İstihbarat’tan bilgi alınamadı. Jandarma İstihbarat’ın başını değiştirmiştik ama içini değiştirememiştik. Oradan hiçbir istihbarat alınamadı” diyerek istihbarat zafiyetine dikkat çekmişti. İçişleri Bakanlığı Müfettişleri, hem Emniyet hem de Jandarma istihbaratta soruşturma yürütüyor.

DARBEDEN NOTLAR /// Ehud Yaari : Erdoğan Darbeyi 12 Saat Önceden Biliyordu”


Erdoğan darbeyi önceden biliyor muydu? İsrail televizyonu Kanal 2’nin Arapça haberler müdürü Ehud Yaari Türkiye’deki darbe girişimi ile ilgili çarpıcı bir iddiayı gündeme getirdi.

Yaari, "Erdoğan darbeyi gerçekleştirmesi gerektiği saatten 12 saat kadar önce haber alıyor" dedi.

İşte odatv’de yer alan habere göre o çarpıcı iddia ve ayrıntıları;

"12 saat önceden haber aldı"

"Neler olduğu konusunda bir cümle söylemek gerekirse; Ki aslında neler olduğunu hepimiz gördük. Görünen odur ki Sayın Erdoğan, darbecilerin darbeyi gerçekleştirmesi gerektiği saatten 12 saat kadar önce haber alıyor. Kendisi bu haberi MİT Başkanı Hakan Fidan’dan alıyor. İstihbarat Başkan Yardımcısı Genelkurmay Başkan yardımcısı ile buluşarak darbeyi nasıl önleyeceklerini kararlaştırıyorlar ve Erdoğan’ı Marmaris’teki otelinden çıkartıyorlar. Darbe girişimcileri otele geldiklerinde ise Erdoğan orada değil artık. Uçağı bir süre havada bekletiliyor ve ünlü cep telefonu görüşmesini gerçekleştiriyor."

"Ruslar değil kendi adamları ortaya çıkardı"

"En azından 12 saat öncesinden bilyordu diyorum. Basında çıkan ‘Ruslar haber verdi’ vs… Bu doğru değil. Olayı kendi adamları ve ekibi ortaya çıkardı. "

"Erdoğan aslında Müslüman Kardeşler’in Türkiye üslubudur"

"Şu anda görünen o ki; gerçekleşen durum İslami bir darbeden daha azı değildir. İran benzerini 1979’da Humeyni ile geçirdi. Sokaklarda, caddelerde fazlasıyla kanla aynısını yaşadılar. Türkiye şu anda benzerini farklı bir şekilde yaşıyor. 60-70 bin kişinin işlerinden uzaklaştırılması, gözaltına alınması ve tutuklanmasından bahsediyoruz. Neredeyse yeni cezaevleri inşa edilmesi gerekecek. Çünkü bu kadar insanı alabilecek cezaevi yoktur. Şimdi Türkiye’yi yeni bir istikamete doğru sevketmekte. Erdoğan aslında Müslüman Kardeşler’in Türkiye üslubudur. Senelerce yapmaya çalıştığını şimdi birkaç ay içinde yapacaktır."

"Sırtını Avrupa’ya dönmüş bir Türkiye ile karşılaşacağız."

" İran’da da insanlar oy vermeye gidiyor ve parlamentoda bağırmalar kavgalar mevcuttur. Hatta basın içinde de farklı sesler mevcuttur. Türkiye’de de olabilir ama engellemeler ve sınırlar olacaktır. Yine seçimler olacaktır. Erdoğan Anayasa’yı değiştirecektir. Amerikan usulu Başkan da seçilecektir. Başka bir şey de yapacaktır. Türkiye’nin oryantasyonunu (eğilimini) değiştirecektir. Sırtını Avrupa’ya dönmüş bir Türkiye ile karşılaşacağız. Sırtını Avrupa’ya dönen, Rusya ile yakınlaşan ve yüzünü Asya’daki Türki Cumhuriyetlere dönen bir Türkiye göreceğiz. Euro Asyatik ülkeler ile iyi ilişkiler içinde olacaktır. Kazakistan, Afganistan vs gibi.

"İsrail ile ilişkileri ticari"

Bizimle olan ilişkilerine gelince ise bizimki ticari ilişkidir. Gaz bu ilişkilerin merkezi haline de dönüşebilir. Laviathan’dan alınacak gaz ile İsrail onun tek gaz satıcısı olmayacaktır, aynı zamanda Ruslar’dan da gaz alacaktır, tek satıcı ile kalmasın diye.

LİNK : http://www.parlamentohaber.com/news/ehud-yaari-erdogan-darbeyi-12-saat-onceden-biliyordu

DARBEDEN NOTLAR /// VİDEO : Sıkı yönetim komutanı Ankara’da Yakalandı !!


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=IH6q2jopioc&feature=youtu.be

DARBEDEN NOTLAR /// Köprüde öldürülen Harbiyelinin ablası : Kardeşim arkadaşına yardıma giderken linç edildi


ÖZEL BÜRO NOTU : BUNU YAPANLARIN ALLAH BELASINI VERSİN. BU ÜLKEDE LİNÇ KÜLTÜRÜ SON BULMALI VE VATANDAŞ ARTIK CEZAYI KENDİ ELİYLE VERMEMELİ. MAHKEMELER NE İÇİN VAR ? BU GENCİMİZ DAHA ERGENLİKTEN YENİ ÇIKMIŞ BİR PİLOT ADAYI. İLERİDE BELKİ ÜLKEYE ÇOK FAYDALI HİZMETLER GÖRECEKTİ. ACİL OLARAK MURAT TEKİN’İN KATİLLERİ YAKALIP HESABINI VERMELİ.

Darbe girişimi sırasında köprüde linç edilerek öldürülen Hava Harp Okulu öğrencisi Tekin’in tanınmaz haldeki cesedi 12 gün sonra morgda bulundu.

15 Temmuz darbe girişimi akşamında Boğaziçi Köprüsü’nde linç edilerek öldürülen 21 yaşındaki Hava Harp Okulu öğrencisi Murat Tekin’in cenazesi 12 gün sonra ailesi tarafından bulundu. Tekin’in ablası Mehtap Tekin kardeşinin kimseye ateş açmadığını söylerek "Kardeşim kimseyi öldürmedi, arkadaşına yardıma giderken öldürüldü" ifadesini kullandı.

Hürriyet’ten İsmail Saymaz’ın haberine göre, abla Mehtap Tekin, ifadesinde "İstanbul Yeşilköy’deki Hava Harp Okulu 2. sınıfta okuyan Murat Tekin, 15 Temmuz günü, eğitim için Yalova’ya götürüldü. Ancak daha sonra Tekin’in de içinde bulunduğu askeri öğrenciler ‘Tatbikat var’ denilerek, otobüsle Boğaziçi Köprüsü’ne doğru yola çıkarıldı. Otobüs köprüye yanaşırken; etrafı vatandaşlarca çevrildi. Askeri öğrencileri polisler kurtarıp bölgeden uzaklaştırırken, Tekin ve iki arkadaşı kalabalığın içinde kaldı" dedi.

DARBE, BIÇAK, BOĞMA

Otopsi tutanağında Tekin’in ölümün nedeni, "vücutta yaygın darp, kesici delici alet yaraları ile boyun baskısı ve ağız burun kapanmasına bağlı boğulma" gösteriliyor. İzmir’de yaşayan Tekin Ailesi, 15 Temmuz sonrası çocuklarından 12 gün haber alamadı. Yalova’da kampta olduğunu sanan aile, ardından cezaevine konmuş olabileceğini düşündü. Fakat hiçbir listede adı bulunmadığı için morgları gezerek, isimsiz cesetleri taradı. Aile ancak 27 Temmuz’da oğullarının tanınmaz haldeki cesedini morgda buldu.

Kardeşinin ölümüne yol açanlardan şikayetçi olduğunu ifade eden Mehtap Tekin, şöyle devam etti:

"En son 12 Temmuz’da görüşmüştük. Bana ‘Abla çok mutluyum, tek başıma uçuşa seçildim’ diye yazmıştı. Pilot olacağına seviniyordu. Olaylar olunca kendisine ulaşamadık. Biz Yalova’da kampta olduğunu sanıyorduk. ‘Halk ayaklandı, canlı bomba var’ denilerek, götürülmüş. Çocuklar otobüste uyuyormuş. Halk otobüsün camını kırınca uyanmışlar. Biri ‘Çocuklar inin, size bir şey olmasın’ diye bağırıyor. Duyumlarımıza göre çevik kuvvet ekipleri geliyor. Öğrencileri kurtarıp götürüyor. Kardeşim ve iki arkadaşı kalıyor. Murat, bir arkadaşının linç edildiğini görüyor. Kardeşim şaşkın halde bakınıyor. Sonra da arkadaşına doğru gidiyor ve orada öldürülüyor."

LİNK : http://haber.sol.org.tr/toplum/koprude-oldurulen-harbiyelinin-ablasi-kardesim-arkadasina-yardima-giderken-linc-edildi-164791

DARBEDEN NOTLAR /// BÜLENT ORAKOĞLU : Darbe istihbaratı neden alınamadı ? (1)


Bülent Orakoğlu

1950 yılında Eskişehir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Eskişehir’de tamamladı. 1968 yılında Polis Koleji, 1971’de ‘Polis Akademisi’nden mezun olduktan sonra yaklaşık 7 yıl muhtelif illerde Terör ve İstihbarat müdürlüğü yaptı. 1987-1997 yılları arasında sırasıyla, Giresun, Hatay, Niğde il Emniyet Müd& …devamı

28 Şubat Postmodern Darbe sürecinde Emniyet İstihbaratı Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk olarak darbeyi deşifre etmiş, darbe belgesi ve grubunu belgeleriyle birlikte devletin üst katlarına devlet hiyerarşisi içinde sunmuştu. Türkiye’de darbe şartları yaratarak darbeye zemin hazırlamak için cunta tarafından kurulan Batı Çalışma Grubu ile ilgili ıslak imzalı belgeler bu illegal grubun kuruluşunun hemen sonrasında istihbarat çarkı içinde elde edilmişti. Meşru hükümete milletin milli manevi değerlerine ve inanç özgürlüğüne karşı yapılan darbede Emniyet İstihbarat Dairesi çeşitli tehdit kişilik suikastları ve iftiralara rağmen ”Milli İradenin temsilcisi REFAH-YOL iktidarı” yanında yer almıştı.

Ancak 7 Şubat’ta MİT’e 17-25 Aralıkta AK-PARTİ iktidarı ve Başbakan Erdoğan’a karşı hukuk örtüsü altında yapılan darbe girişimleri polis ve yargı içine sızmış FETÖ’ye mensup teröristler tarafından gerçekleştirilmek istenmişti. Yine cumhuriyet tarihinde bir ilk olarak, 28 Şubat darbesinden yalnızca 16 yıl sonra polis üniforması giymiş FETÖ mensupları milli iradeyi hedef alan darbe girişimi sonrasında Türk Polis Teşkilatı’nın imajını menfi yönde etkileyerek darbecilikle suçlanmasına neden olmuşlardı.

FETÖ’nün 15 Temmuz kalkışmasında bu kez Polis Teşkilatı halkımızla birlikte demokrasi ve millet iradesinin yanında yer alarak İstihbarat Daire Başkanlığı, İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir, Emniyet Müdürleri başta olmak üzere ülke genelindeki tüm Emniyet Müdürlerimiz, FETÖ’nün TSK içine sızan çakma askerlerine karşı siyasi iradenin desteğinde darbecileri derdest etmişlerdi. TSK içinde FETÖ’ne bulaşmamış Mehmetçiklerimiz subay, astsubay ve üst rütbeli personel de birinci ve ikinci darbe girişimlerini önlemede önemli rol oynamışlardı. 28 Şubat sürecinde tarafımdan söylendiği iddia edilen ”Asker Türkiye’de artık darbe yapamaz. 167 bin polis ve 7 bin Polis Özel Harekat Tim görevlisi var. Darbe için polisi de yanlarına almaları gerekir” açıklaması o süreçte at gözlüğü takmış bazı kesimlerce inandırıcı bulunmamış hatta dalga geçme vesilesi bile sayılmıştı. Ancak 17/25 Aralık sonrasında Emniyet Teşkilatı içinde önemli ve fonksiyonel görevler ifa eden binlerce görevlinin tasfiye edilmesi sonrasında TC Devleti’nin polisleri terörist darbecilere dur diyebilmişti.

FETÖ’nün TSK üniforması giymiş çakma askerlerinin NATO, CIA ve Pentagon’un örtülü desteğinde başlattıkları 15 Temmuz Kalkışması bir darbe niteliğinde gözükse de Türkiye’nin birlik ve beraberliğini ulusal güvenliğini tehdit eden iç savaş çıkarmaya yönelik küresel bir saldırıdır. Hedef açık bir şekilde devlet ve millettir. Küresel güç ”Üst Aklın” etki ve nüfuz ajanları ya da NATO’nun gizli ordusu GLADYO B açık bir şekilde devreye sokulmuştur. Vatan hainleri tarafından hedef gözetilmeksizin Türk milletinin tamamının hedef alınması, TBMM’sinin bombalanması, Cumhurbaşkanı’nın sağ veya ölü olarak ele geçirilmesine yönelik terörist eylemler, Alevi-Sünni, Kürt-Türk çatışması çıkarmaya yönelik deşifre edilmiş 5. kol faaliyetleri Türkiye’nin parçalanması hedefine yönelik ilk işaret fişekleridir.

Orduya sızmış FETÖ mensubu hainler bu kalkışmada en büyük darbeyi bizzat TSK’ya vurmuşlardı. Genelkurmay Başkanı başta olmak üzere komuta kademesini Akıncı Üssü’nde esir alan teröristler uluslar arası platformlarda TSK’nin imajı ve itibarına bilerek ve isteyerek özellikle zarar verdiler. TSK’nin çekirdek üst komuta kademesini, FETÖ’ye mensup yaver ve özel kalemdeki görevlilerle avlayan teröristlerin uzun yılardan bu yana askeri bürokrasi ve Cumhurbaşkanlığı Yaveri de dahil olmak üzere bu önemli makamlara sızarak devletin üst katlarının faaliyetlerini örgütsel amaçlarla izleyip illegal dinledikleri ortaya çıkarıldı. İstihbarat jargonunda bildik bir stratejinin uzun yıllardan beri devletin üst katlarına yönelik uygulanmasının fark edilmemesi İKK ve darbe istihbaratının neden alınamadığı konularında büyük zaaflara işaret ediyor.

Örnek verecek olursak, FETÖ mağduru emekli Askeri Hakim Ahmet Zeki Üçok Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar aracılığıyla, Cumhurbaşkanı’nın yaveri ve Muhafız Alayı Komutanı’nın FETÖ militanı olduğunu ihbar etmesi darbenin akışını değiştirmiş olabilir. Cumhurbaşkanı’nın Marmaris’e giderken Yaver Ali Yazıcı’yı yanına almaması, darbe gecesi Yaver’in Cumhurbaşkanı’nın uçağının koordinatlarını öğrenmek için onlarca kez araması Cumhurbaşkanı’nın atlattığı tehlikenin boyutlarını açık bir biçimde ortaya koyuyor. (Devam edeceğiz)

DARBEDEN NOTLAR : Darbe girişiminin planlayıcısının ABD’li General Campell olduğu belirtiliyor


"Bastırılan Fethullahçı terör örgütünün darbe girişiminin ardında Amerika’nın olduğuna dair kanıtlar bir bir ortaya çıkıyor. Yeni Şafak Gazetesi’nin askeri kaynaklara dayandırdığı haberine göre, kalkışmanın hazırlık planını ABD’li General John Campell yaptı. Haberde, Campell’ın 2 kez Türkiye’ye geldiği, Erzurum ve Adana İncirlik Üssü’nde toplantılar yaptığı belirtildi."

ABD’li general 2 kez Türkiye’ye geldi, sır toplantılar yaptı, darbecilere para akışı sağladı.

Bozguna uğratılan Fethullahçı terör örgütünün darbe girişiminde ABD’nin parmak izleri tek tek ortaya çıkıyor.

Fethullahçı Terör Örgütünün kalkışmasını yönetenler arasında ABD’li General John Campell’ın yer aldığı iddia edildi. Daha önce de, darbe planlamasında İncirlik Üssü’nün etkin kullanıldığı ortaya çıkmıştı.

Yeni Şafak Gazetesi’nin askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, 2014’ten bu yana Afganistan’da bulunan Uluslararası Destek Gücü’nün komutanlığını yapan Campell 2 kez Türkiye’ye geldi.

Haberde, Campell’ın Erzurum ve Adana’daki İncirlik Hava Üssü’nde toplantılar yaptığı öne sürüldü.

Askeri kaynağa göre Campell, TSK içindeki tüm subay kadrosunun üzerinde "darbeye kalkışır mı kalkışmaz mı" şeklinde fişlemeler yaptı. İddiaya göre, darbe başarılı olsaydı ABD’li general yeniden Türkiye’ye gelecekti.

Gazete, CIA’nın da Nijerya’da bulunan bir bankadan Türkiye’ye para transferi sağladığını yazdı. Darbeye katılacak askerlerin bu paralar ile ikna edilmeye çalışıldığını belirtildi. Paranın 80 kişilik özel ekibe ait farklı banka hesaplarına havale edildiği ifade edildi.

Mart ayından bu yana darbeci askerlere 2 milyar dolardan fazla paranın dağıtıldığı da iddialar arasında. Para dağıtılan kişilerin kriterleri de ABD tarafından, "Karşı olanlar", "Ortada duranlar", ve "Bizimle hareket edenler" şeklinde belirlendi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin kardeşi Tuğgeneral Mehmet Dişli’ye ait olduğu belirtilen, içinde yüklü miktarda dolar bulunan bir çanta karargahta ele geçirilmişti.

Akşam gazetesi de İncirlik Hava Üssü’nde darbeden 2 ay önce olağandışı bir hareketliliğin yaşandığını yazdı.

"FETÖ’cu Komutan Tuğgeneral Bekir Ercan Van’ın Ajan misafirleri" başlığıyla verilen haberde, çok sayıda yabancı heyetin üsse geldiği belirtildi. Darbe girişimi kapsamında da savcıların o "Misafirlerin" peşinde olduğu ifade edildi.

LİNK : http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/darbe-girisiminin-planlayicisinin-abd-li-general-campell-oldugu-belirtiliyor-h113625.html

DARBEDEN NOTLAR /// Mete Yarar : MİT’ten bir ekip, darbeci F-16’lara Külliye’den 3 füze attı


Güvenlik Uzmanı Mete Yarar darbe girişimi ve sonrasında yaşananları Habertürk TV’de Veyis Ateş’e değerlendirdi

Güvenlik Uzmanı Mete Yarar Habertürk TV’de Veyis Ateş’in sunumuyla ekranlara gelen Akılda Kalanlar programına konuk oldu. 15 Temmuz darbe girişimini değerlendiren Yarar: "İki haftadır ara vermiştim. Olayların her geçtiği yeri gözümle görmeye çalıştım. “Olayı çok hikayeleştiriyorsun” diyorlar. İnsan hikayelerini çıkarırsan ne kalır geriye, sayılar kalır. 245 insan şehit oldu desem ne anlam ifade ediyor. Hikayesini anlattığımda anlam kazanıyor." diye konuştu.

Güvenlik Uzmanı Mete Yarar’ın konuşmasından satır başları şöyle:

"O ÇOCUK NE İÇİN ŞEHİT OLDUĞUNU BİLİYOR"

Bunu hikayeleştireceğim ve vazgeçmeşeceğim.

Geçen gün bir toplantıdaydım, işadamlarına ne yaşandığıyla ilgili bir briefing veriyorum. Sayın Numan Kurtulmuş’un ablası da geldi. Kendisi şöyle bir gerçek olay anlattı: Bu olay başladığında ilk önce Vatan Caddesi’ne çıkıyor, ardından İBB’nin olduğu yere doğru gidiyor. Çatışmalar çok bol orada. ‘Gözümüzün önünde insanlar şehit edilmeye başlıyor. Birisi yanımdan koşuyordu’ diyor, kolundan tuttum çocuğu, ‘arkadaşların vuruluyor kendine dikkat et’ dedim. Dönüyor çocuk diyor ki, ‘Annem bugün ölmek için güzel bir gün’ diyor. O şehit çocuk ne için öldüğünü biliyor. Demokrasi, inandıkları ve değerleri için. Bunları anlatmaktan vazgeçtiğimde sayı olur. Anlattığımızda insanlar anlam verebiliyorlar.

"O GECE MİT’TE DİRENEN KAHRAMAN BİR EKİP DE VAR"

Olayın kronolojisi çıktığında, ne büyük bir tezgah olduğunu, yaşadıklarımızın bunun sadece küçük bir parçası olduğunu anlayacağız. Biz birinci seviyeyi yaşıyoruz. Bunu doğru anlayalım ki bir sonraki aşamaya geçelim.

Anlatmadığım bir bölüm vardı. MİT’ten bir ekibin yaptıklarıyla ilgili bir olayı anlatmamıştım. İsmini vermek istemiyorum. O gece özel kuvvetlerle ilgili bölümü anlatmıştım. O gece direnen birçok ekip var.

Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı’nın Külliyesi’ni koruyorlar. Uçaksavar füzelerini ele geçirip Külliye’ye gidiyorlar. Üçünü kullanıp F-16’ların Külliye’ye tekrar geri gelmelerini engelliyorlar. Yerden havaya uçaksavar füzesi.

Elinden geldiğince MİT’in karargahını koruyor. Bu ekip aynı zamanda özel kuvvetlerin ihtiyacı olan malzemeyi de onlara gönderiyor. Benim kurumum onun kurumu diye bir şey yapmıyorlar, mücadeleyi direnen diğer kurumlarla omuz omuza mücadele veriyor MİT ekibi.

MİT ekibi 10 tane füzeyi, biliyorsun o zaman Cumhurbaşkanı İstanbul’a geliyor, evine gidecek, evine gidebilmesi için emniyetinin sağlanması lazım, 10 füze Kısıklı bölgesine götürülüyor. Oradaki ekipler günlerce omuzlarında füzeyle bekliyorlar.

"İSİMSİZ KAHRAMANLAR KARŞILIĞINI GEREKLİ YERLERDE ALIRLAR"

Bunlarla gruru duydum. O yapan ekip birileri tarafından görülmüş. Layık oldukları yerlere getirilmişler. İsimsizler ama bilmesi gerekenler bilmişler. O gece direnenler bu dirençleriyle ve vatan sevgileri karşılığında gerekli yerlere geldi.

Son terfi eden generallerden biri o gece gazi. Jandarma genel komutanlığına gidiyorlar, nizamiye kapısında çatışma çıkıyor. Gazi oluyor. General oldu son terfide.

3.5 AY ÖNCEDEN AMERİKALILAR TÜRKİYE’DEN ÇIKMAYA BAŞLADI

İncirlik Üssü’ne gittim. Habertürk’te yayınladık. İncirlik Üssü o kadar korunan bir yer ki.

Örnek anlatayım: İçerisinde ilerlerken arkadaşlar, iki kameraman arkadaşımızı uyardım, “Burası özel bir üstür, sakın kamerayı müsaade edilen bir yerin üstüne kaldırmayın. Kaldırırsanız 15 saniye sonra yanımızdalar” dedim. Kocaman bir üs, ilerliyoruz. Galaxy’ler duruyor, karemayı şöyle bir kaldırdılar refleksle. Gördüm, indirdim kamerayı, önümüzü kestiler üç arabayla.

Asker ailelerini buradan tahliye etmeleri neden olabilir diye düşündüm. Brüksel’de bomba patladığında NATO karargahını mı boşaltıyorsun. Bun dediğimde, örnek bana başka ülkeleri gösterdi. Libya, Mısır

Bir şey bekliyorlardı ve bu şey IŞİD saldırısı değil. 3.5 ay öncesinden tedbir alındı. Böyle başlar bu işler. Arkasından İstanbul’da oturuyor. Devamlı arkadaşlarımdan telefonlar geliyor.

3 gün öncesinde beni arkadaşlar aradı. Suriye’ye giden NGO’lar yani yardım kuruluşları çıkmaya başladı, tahliye ediyorlar diye.

Gazeteci arkadaşlarımla beraberdik. Bana bir hikaye anlattı. Birisi şey söylüyor dedi: Son dönemde özellikle bazı gruplar evlerini satıp dışarı çıkıyorlar dedi. Birine sorduk dedi: Bunların hepsi darbeden 1 hafta önce konuştuğumuz mesele. Şöyle demiş konuştuklarında; Türkiye’de yaklaşık 4 sene bir iç savaş olması bekleniyor. Bize çıkın dediler. Şimdi satıyorsanız satın malzemelerinizi, daha sonra daha ucuza yine alırsınız 4 sene sonra demişler.

Hepsini koyuyorum üstüste. Bu işte bir tuhaflık var diyordum. “IŞİD Türkiye’de saldırıları neden üstlenmiyor” diyordum. Bu işte bir sıkıntı vardı. Dünyanın her tarafında terör saldırısı yaparken neden Türkiye’de siyasal saldırı yapıyorlar, seçimleri etkilemek için saldırıyorlar? O kadar spesikif saldırıyor ki, Türkiye’nin ekonomisiyle oynamaya çalışıyor. Rus uçağı düşürülüyor, Rus turistler Türkiye’ye gelmekten vazgeçiyor, 3 gün sonra Sultanahmet’te Alman turistlere saldırıyor. Bu işte bir tuhaflık vardı.

Herkesin uğraştığı o kadar çok şey var ki. Kafamızı kaldıramayacak kadar bizi boğdular. 1 yıl hendekleri konuştuk. Her gün IŞİD roket atıyor. PKK hayatımda görmediğim kadar saldırı yapıyor. Hepsi aynı anda. Darbeye hazırlık için güvensizlik ortamı yaratılmış. Bu kadar net.

Yaw kardeşim, PKK IŞİD’e saldırmış 22 Temmuz’da, 23 Temmuz’da Türkiye “IŞİD terörle mücadelede birinci önceliğimiz” demiş, ertesi gün PKK iki tane polisimizi uyurken şehit ediyor. Bir terör örgütü hoşlanmadığı iki tane grup grup çatışacak, yok diyecek siz çatışmayın bir de ben araya gireyim.

Çekili kenara bekler. Yok ama o da girdi araya. Üç cephede çatışıyoruz. Türkiye’deki saldırıların hepsinin IŞİD saldırısı gibi sunulduğunu söylüyordum o zamanki yazılarımda.

(Onların kim olduğu çıktı mı ortaya) Çok net: FETÖ.

SUİKASTA GİDENLER KURMAYLIK AKADEMİSİ ÖĞRENCİLERİ VE YARISINDAN ÇOĞU SEMİH TERZİ’NİN TUGAYI’NDAN

Birlik dışına çıkarılan, ilişiği kesilen kişi sayısı Özel Kuvvetler’den 200 kişi. Sistem değiştiriliyor. Sistem bunların elinde olunca sistemi de bozuyorlar. Kefalet sistemi değişti, atama sistemi geldi özel kuvvetlerde. O gece Marmaris’te Sayın Cumhurbaşkanı’na giden suikast timi Harp Akademileri’nden gidiyor. Hepsi kurmay. Öğrenciler. O kurmay ekibinin neredeyse yarısından çoğu Semih Terzi’nin tugayından o sene kurmay sınavını kazananlar. İlginç olan bir şey daha söyleyeyim: Bir tugaydan bu kadar adamın kazanması mümkün değil.

Senaryoyu anlasınlar diye söylüyorum. Adamlar topluca kurmaylık sınavı kazandırılıp akademiye gönderilmiş. Biz küçük puzzle’lara bakıyoruz. Sayı verdiler yanılmıyorsam 13 kişi. Böyle bir yüzde yok. Başlarındaki o binbaşı o sene kursa gidiyor, Silahlı Kuvvetler Akademi’sine. Bu işi engelleyecek olanlar bir şekilde kurslar çıkartılarak başka yerlere gönderiliyor.

Biz neyi görüyoruz, o gece yaşananları görüyoruz. Öyle bir tezgah var ki… Bunu bozan halkın direnci, Silahlı Kuvvetler’in içindeki benim de tüylerimi ürperten ayrıntılar.

13 TEMMUZ’DA UYAP’A BİR HAKİM "FETULLAH GÜLEN MEHDİDİR" MAHKEME KARARI YÜKLEDİ

En çok şok olduğum, 13 Temmuz’da UYAP’a verilen bir yargı kararı var. Bir hakim 13’ünde tek başına karar veriyor ve Fetullah Gülen’i Mehdi ilan ediyor. Bu mahkeme kararını “Fetullah Gülen Mahdi’dir” diye sisteme giriyor.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN MARMARİS’TE OLMASI SUİKASTİ BOZGUNA UĞRATTI

Diyorlar ki Marmaris’e giden suikast timi acemi, otelin yerini sormuşlar falan… Anlatayım olanları. Ben buraya gittiğimde Sayın Cumhurbaşkanı’nın Marmaris’e neden gittiği sorusunu da çok araştırdım. Bulduğumda şok oldum. Sayın Cumhurbaşkanı eğer o gün Marmaris’te değil de İstanbul veya Ankara’da olsaydı çoktan F-16’larla vurmuşlardı.

Çünkü koordinatını biliyor. Ama otelin olduğu yer 1000 dönümlük arazi. Bu otelde 2000 oda var. Sayın Cumhurbaşkanı aslında buraya gitmeyi planlamıyor. Müsaade aldığımda neden değiştiğini yazacağım. Buraya gitme kararı yarım saatte alınıyor. Güvenlik amaçlı da değil. Planlı bir tatil değil.

Başka bir şey daha ilginç. Yanına ekibinden çok az kişiyi alıyor. Yaverlerini hiç almıyor. Otelde de kalmıyor burada. İçinde kaldığı yeri bulamıyorlar.

SUİKASTÇİLER HİÇ ACEMİ DEĞİLDİ

Oteldekiler bile bilmiyor nerede kaldığını. 4 gün boyunca nerede kaldığını bilmiyorlar. Buradan da Antalya’ya Eto’o maçına gidecek. Cumhurbaşkanı’nın yaverinin yanında şoförlük yapan adamın ifadesine ulaştım: O her şeyi itiraf ediyor. Ona yardımcı olan şahıs özel kuvvetlerden yarbay. Yarbay itirafçı olmuş. O gün saat 14:30’da yarbayı muhafız alayına çağırıyorlar. Gittiğinde Özel Kuvvetler’i ele geçirmeye çalışan albay, yarbay ve yaver masada oturuyor. Masanın üzerinde haritalar serili. Haritalar Marmaris haritası. İşaretli yer bu otel. Burada olduğunu biliyorlar. Ama nerede olduğunu bilmiyorlar. 38 kişiyle girince 2000 odayı arayamazsın. Onu araştırıyorlar. O sırada emir verildi. 14:30’da yola çıkıyor. İfadesindeki “Genelkurmay Başkanı’ndan evrak vereceğim derim, yerini öğrenirim” kısmı doğru. Onu yapmak için Muğla’ya doğru yola çıkıyor. Antalya’ya doğru yola çıkmıyor.

Yani Marmaris’e gidiyorlar. Aslında otele gelecek ve Cumhurbaşkanı’nın kaldığı yeri öğrenecekler.

Bunların hepsi planlamaları sabaha karşı darbe yapılacağı şeklinde yapıyorlar. Fakat erkene alınınca yolda yakalanıyorlar. Hedef Sayın Cumhurbaşkanı’nı uykuda yakalamak.

Muğla’ya yaklaşınca telefon geliyor, yoldan dönüp Çiğli’ye gidiyorlar.

Hani bilmiyorlardı Sayın Cumhurbaşkanı’nın Marmaris’te otelde olduğunu.

İstanbul’dan gelecek bir ekip var biliyorsunuz, beklenen. Özel kuvvetçi değil bu adamlar. O ekip silahsız olarak Çiğli’ye geliyor. MAK timlerinden silah alıyorlar. 37 kişilik bir ekip olarak bekliyorlar.

Bu arada Sayın Cumhurbaşkanı darbe olduğunu öğrenmiş, genelkurmay başkanına MİT müsteşarına ulaşmaya çalışıyor. İki hamle yapılmıştı. 01:25’de TV’ye bağlanmadan önce, otelin girişine Marmaris’teki bütün basın mensuplarını çağırıyor. Hande Fırat’a yaptığı görüşmenin aynısını onlara yapıyor. Fakat hiçbiri servis edilemiyor. Ondan sonra TV’ye bağlanıyor.

MİT’in Külliye’ye gelip füze atan ekibi, darbe olacağı ortaya çıkınca, aynı zamanda Çiğli’den bir ekip tarafından uyarılıyor. Diyorlar ki, “Burada bir ekip var. Marmaris’e gidecekler, içinde operasyona gidecek bir ekip var. O ekip uyarıyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın otelden çıkması isteniyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın gidebileceği 4 güzergah vardı. Fakat karayoluyla da gidebilir, havayoluyla da gidebilir veya deniz yolundan gidecek. Denizyolu tartışılırken Aksaz Üssü çok yakın. Oradan kalkan bir helikopter bizi yakalarsa durumu var. Bir tekne de ısıtılıp bekletiliyor. Dalaman’a denizden gitmek için. Karayolunu Muğla valisine soruyorlar. O da “Sayın Cumhurbaşkanım tüm yollar şu anda bizim tarafımızdan kapatılmış durumda” diyor. Tek seçenek helikopterle gitmek.

CUMHURBAŞKANI HELİKOPTERDE 20 DAKİKA BEKLEDİ

Sayın Cumhurbaşkanı saat 02:20’de helikopterin içine biniyor, saat 02:40’a kadar helikopter kalkmıyor. Birçok güvenlik görüşmesi yapılıyor o arada.

Biz sadece Atatürk Havalimanı’nı gördük. Halbuki havalimanlarından çatışmalar çıktı, darbeciler ele geçirildi.

02:30’da Sayın Cumhurbaşkanı’na Çiğli’den suikast timinin bulunduğu helikopterin kalktığı bilgisi geliyor. 02:40 ile 02:50 arasında Sayın Cumhurbaşkanı’nın helikopteri kalkıyor.

İlk gelen operasyon timinin indiği saat 03:20. Gittim bölgeyi gördüm. Adamlar doğru yere inmişler. Otelin hemen yanında otopark var. İlk helikopter oraya tozluk alan olduğu için inemiyor. Biraz daha ileri gidip mısır tarlasının üzerine halatlarla indiriyor. Bir diğer helikopter sahile indiriyor. 3 noktadan otele girmeye çalışıyorlar. Resepsiyondan girmiyorlar içeriye. Hepsi sahile iniyor. Sahilde buluşuyorlar. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı’nın kaldığı yer sahilden hemen ileride. Sahilden yürüyerek gidiyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı’nın koruma ekibi, özel kalem müdürünün ailesi de orada kalıyor.

Polisler 2000 odanın içerisinde kayıtlarını sildirerek çekiliyorlar. Pasif pozisyonda gizleniyor polisler. 2000 odanın içindeki 5 odanın kapısı kırılıyor. Polislerin kaldığı odalar onlar da.

1000 dönüm arazi içerisinde hiç kaybolmamış bu suikast timi. En kısa yoldan gitmişler, 2000 oda içinde polislerin kaldığı 5 tane odaya gitmişler. 1 polis şehit oldu, geri kalanlara da işkence yapmışlar. O polisler yoğun bakımda.

Sabaha karşı çekilip bölgeden çıkıp gidiyorlar.

2000 ODADA POLİSLERİN ODASINI NASIL BULDULAR?

2000 odada nasıl 5 tane odada kaldıklarını buldunuz? En kısa yolu nasıl bildiniz? Sayın Cumhurbaşkanı aslında gittiğinde iki yerde kaldı. Kendi tecrübeme dayanarak buldum. Kaldığı özel mülk ayrı. Kimin misafiri olduğunu vermiyor. Bir de misafir kabul ettiği 4 odalı bir odası var. Birbirinden farklı yerlerde bunlar. Koruma polisleri de ona yakın odalarda kalıyor.

Bu adamlar Sayın Cumhurbaşkanı’nın büyük misafirhanede kaldığını sanıp orayı basıyorlar, orayı kurşunlamışlar. Asıl kaldığı yere gitmiyorlar, çünkü bilmiyorlar. Buradan ne çıkartıyorum?

Muhtemelen misafir olarak kabul ettiği kişilerden bir tanesinin korumasından suikastçilere istihbarat gidiyor. Bunun hem polislere yakın olması gerekiyor ki odalarına girebilsin, hem de Sayın Cumhurbaşkanı’nın misafirhanesine giremesin.

SUİKASTÇİ DARBECİLER NEDEN KAÇAMADI?

Bunların kaçış planı yok. Çünkü bütün kaçış planlarını helikopterlerin gelip tekrar bunları alması üzerine kuruyorlar. C planları yok. C planı ne demek? Düşman topraklarında nereye kaçacaksın? Kendi ülkende vatan hainiysen nereye kaçacaksın. Bir defa bunun motivasyon eksikliği var. MAK’çılar çok uzun yürüme performansına sahip değiller, çünkü yetenekleri o değil. İlk yakalananlar da onlar oldular.

Hayatı idame, bir yerde yaşarken tuzak kurarak yapılır. Adam durmuyor ki, adam devamlı kaçıyor. Bulduklarınla yetinmeye çalışıyorsun. Kaçtığın yerde hayatı idame olmaz.

Bu kaçma harekatı. Yılan peşinde koşmazsın. Yapacağın bir şey yok. Adi hırsız gibi kaçtılar. Düşman topraklarına atlamış bir asker gibi değil, kendi topraklarında adi bir hırsız gibi kaçtılar. Üstelik moral motivasyon sıfır.

Bu ekibin ifadeleri şunun için önemli. Giderken önceden hazırlık yapılmış. Kimin gideceği belli. Suikast timini organize eden Sönmezateş’in Silahlı Kuvvetler’deki görevi Kuzey Irak‘a yaptığımız operasyonların başındaki adam gibi düşün.

Uyduları kullanma, İHA’ları kullanma, her tarafı görüntüleme imkanları bunun elinde.

Üç tane kritik adam var. Genelkurmay’da Partigöç, biri Semih Terzi, biri de bu adam. Üç operasyon bunlar için çok önemliydi. Üçü de kritik görevlerde.

Oyun bozan bu halk olduğu sürece bir daha darbe yapamazlar. Yapma kabiliyetleri olmadığı anlamına gelmez. Bu halk olduğu sürece tankla halkı bezdiremeyeceklerini anladılar.

ZEKAİ AKSAKALLI PAŞA’NIN ÖZEL KUVVETLER PERSONELİNİN CEBİNE KOYDUĞU 8 EMİRLİK EMİR

Zekai Aksakallı Paşa’nın Özel Kuvvetler’deki bütün personelin cebine koyduğu 8 emirlik bir emir var. Son emri okuyayım: Durum ve şartlar ne olursa olsun teslim olmak ve esarete düşmek düşünülemez. Şehadet esastır.

DARBECİ HAİN SEMİH TERZİ’NİN YANINDAN SIYRILAN İKİ ÖZEL KUVVETLER EKİBİ DARBENİN ENGELLENMESİNDE ROL OYNADI

Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda şehit Astsubay Ömer Halisdemir’in Özel Kuvvetler Tugay Komutanı Semih Terzi’yi öldürmesinden önce, Semih Terzi Silopi‘den bir tabur özel kuvvetler personelini yanında getiriyor. Fakat Semih Terzi’nin getirdiği taburdan iki grup ayrılıyor. Durumdan kuşkulanan bir grup Silopi’den geldikleri uçağın indiği havaalanında Semih Terzi’nin yanından sıyrılıp gizleniyor ve Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı Paşa’yı arıyor. Zekai Paşa onlara hemen havaalanını ele geçirmeleri emrini veriyor ve o grup havaalanını kontrol altına alıyor. Helikopterlerin ve uçakların iniş ve kalkışlarına engel oluyor. Bir diğer grup ise şehit Astsubay Halisdemir’i ve yaşananları görünce geri çekilip durumdan şüphelenip hemen Zekai Paşa’yı arıyor. Zekai Paşa bu gruba da "Hemen Özel Kuvvetler Karargahı’nı ele geçirip içerideki kendileriyle birlikte gelip karargaha girenleri öldürmeleri" talimatını veriyor. O ekip Zekai Aksakallı’nın emriyle karargahı ele geçiriyor ve darbeci özel kuvvetler ekibini öldürüyor.

Amerika’nın, Cumhurbaşkanı da çok tepki göstermişti, Merkez Ordular Komutanı "Bizim müttefiklerimiz tutuklanıyor" dedi. Böyle bir açıklama akıllı mantıklı geliyor mu? İlker Başbuğ tutuklandığında böyle bir açıklama yapmadılar. Bu adamın geçmişi ne? Bu adamın bundan önceki göre Özel Kuvvetler Komutanı. Ondan önceki görevi de Özel Operasyonlar Birimi’nin başında. Eğer diyorsa ki "Benim ortak dostlarımı tutukluyorsunuz", o zaman bu ülkede Türkiye için çalışmayan ama Amerika’ya çalışan çok adam varmış demektir.

MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN ÖLDÜRÜLMEMİŞ OLMASI MÜMKÜN DEĞİL

Bütün dosyayı inceledim. Muhsin Yazıcıoğlu‘nun öldürülmemiş olması mümkün değil. Öldürülmeden önce ne demişti? "Meğer bizim bahçeye birileri bayağı çok şey ekmiş" demişti.

Adamların sokağ tutabilecek ve sokakta direnç gösterebilecek bir gruba ihtiyacı var. Bir üst akıl bunun en kolay olabileceği bir birimi ele geçirmeye çalışıyor. Adamlar Büyük Birlik Partisi’ni ve Alperenler’i ele geçirmeye çalıştı. Ama Alperenler bu tuzağa düşmedi. Özel Harekat’ın başındaki kişinin öldürülmesi olayı var. Onu bir okusunlar bakalım, intihar etmiş mi etmemiş mi? Kullanmadığın elinle mi intihar edersin. Yaptılar yaptılar, görmedik, görmedikçe daha da tuzağa düştük.

Bu adamların kullandıkları asıl güç, bizim ihmal ettiğimiz alanlar.

DARBEDEN NOTLAR /// VİDEO : Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı Paşa darbecilerin elinden böyle kurt uldu


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=drh611n8hyY&feature=youtu.be

Özel Kuvvetler Komutanı Aksakallı, böyle kurtuldu

Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı’ya kurulan komplonun görüntüleri kameraya yansıdı.

Türkiye Demokrasisine kast edenlerin düzenlediği 15 Temmuz darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasında en önemli olaylardan biri, Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı’nın darbeci askerlere karşı verdiği mücadele oldu.

İLK KEZ YAYINLANDI

Zekai Aksakallı’nın o gece darbeci askerlerin elinden kurtulduğu anın görüntüleri ise ilk kez yayınlandı.

Güvenlik uzmanı emekli binbaşı Mete Yarar, o görüntüleri Habertürk’te ‘Akılda Kalan’ programında paylaştı.

SON ANDA KURTULUYOR

Aksiyon filmlerini aratmayan görüntülerde Zekai Aksakallı Paşa, aracının önünü keserek kendisini kaçırmaya çalışan darbeci askerlerin elinden son anda kurtuluyor.

DARBE GİRİŞİMİNİN SEYRİNİ DEĞİŞTİRDİ

Özel Kuvvetler Komutanlığı darbe girişiminin yaşandığı gecenin en kritik hedefiydi. Ancak Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı’nın, yaveri Astubay Başçavuş Ömer Halisdemir’e verdiği şahadet emri, adeta darbe girişiminin seyrini değiştirdi. Halisdemir, darbecilerin başındaki isim olan 1. Özel Kuvvetler Tugay Komutanı Tuğgenaral Semih Terzi’yi alnının ortasından vurarak darbecilerin özel kuvvetleri ele geçirmesini önledi.

DARBEDEN NOTLAR : Darbeyi MİT’e ihbar eden Binbaşı kim ?


Darbeyi ihbar eden binbaşıyla ilgili Milli Savunma Bakanı Fikri Işık açıklama yaptı.

Başbakan Binali Yıldırım katıldığı bir televizyon programında, darbe girişimine ilişkin “15 Temmuz günü saat 15.00’te bir binbaşı, MİT’e ihbar etti. 15 Temmuz’da istihbarat MİT’e saldırı olacak diye geliyor. MİT’e niye haber vermediniz diye sordum, cevabı verilemedi. Ben bunu Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı’na sordum, ‘Bu nasıl olur ‘ dedim. ‘Başbakan’ın haberi yok, Cumhurbaşkanı’nın haberi yok. Tamam Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi olması gayet doğal ama aynı zamanda Başbakan’a da söylemeniz gerekir. Çünkü, siz Başbakan’a karşı sorumlusunuz, bağlısınız.’ Ama bunun cevabını veremedi, herhangi bir şey de söyleyemedi. Doğrusu bu” ifadelerini kullandı.

Başbakan’ın bu çarpıcı ifadelerinin ardından ise herkesin merak ettiği tek konu o ismin kim olduğuydu. Bu konuda ise en net açıklama Milli Savunma Bakanı’ndan geldi.

15 Temmuz’un kahramanlarından biri olan ‘darbeyi ihbar eden gizemli binbaşıyla’ ilgili konuşan Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, “O binbaşının ismini açıklamak doğru değil. Darbe teşebbüsünün ihbar edilmiş olması önemli. Darbeciler, “Bu akşam çok önemli bir görev var” diyerek binbaşıyı çağırıyorlar. “3 helikopterle MİT’i basacağız ve MİT Başkanı’nı alacağız” diyorlar. Binbaşı “Dışarıdan geldim, üstümü değiştireyim” diyor, saat 14.30 civarı. Hemen MİT’e geliyor. Tahminim o da darbeyi bilmiyor, çok önemli bir operasyon olduğunu söylüyorlar. Binbaşı MİT’e çalışan bir istihbarat elemanı değil. Kendi rızasıyla gelip söylüyor” dedi.

MİT MÜSTEŞARI GÖREVDEN ALINACAK MI?

İstihbaratta sorunlar yaşandığını vurgulayan Başbakan Yıldırım, “İstihbaratla ilgili sorunlarımız olduğu ortada, bu bir sır değil. Bilgiye sahip olmazsanız başınıza gelecek olaylara tedbir alamazsınız, almakta geç kalırsınız. Bizim 15 Temmuz’da yaşadığımızın izahı, özeti budur. Eğer yeterli istihbarat alınabilseydi, o istihbarat vakitlice elde olabilseydi, belki de bu mesele bu noktaya gelmeyebilirdi. İstihbarat denetlenmeli, yanlış yapanlara işlem yapılmalı. MİT’in Cumhurbaşkanlığına bağlanması gündemimizde, üzerinde çalışıyoruz. Bizim için işlerin önemi ve önceliği var. Biz felaketin eşiğinden döndük. Şu an bununla ilgili yapmamız gereken birçok iş var. Bunları yaptıktan sonra nerede ne yanlış yaptık, bütün bunların özeleştirisini yapacağız. Kalkıp kendi içimizde zafiyete düşersek bu da büyük bir yanlış olur” dedi.

DARBEDEN NOTLAR /// VİDEO : Şehit Ömer Hasdemirin Generali Alnından Vurma Anı


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=38gp5Ppgx6A&list=TLtx4wHHEWZIowNDA4MjAxNg

DARBEDEN NOTLAR /// VİDEO : Gündem Özel /// 26.07.2016 /// Deniz Tansi – Ahmet Zeki Üçok – Onur Öymen – Abdullah Ağar


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=rJlG9EQ7dIc&list=TL8CT8JWY6_EgwMzA4MjAxNg

DARBEDEN NOTLAR /// YILDIRAY OĞUR : Tugayların önüne dizilmiş çöp kamyonları üzerine…


Yıldıray Oğur

Şener Topuç, 2006 yılında Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ’un en yakın çalışma arkadaşı, Özel Kalem Müdürü’ydü. Birkaç yıl sonra Genelkurmay Başkanı koltuğunda otururken İlker Başbuğ’un da tutuklanmasına neden olacak Ergenekon davası henüz ortalarda yoktu.

2010-2012 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı oldu. 2012’de sonra Kara Kuvvetleri’ndeki bütün tayin işlerine bakan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Tayin Daire Başkanlığı’na getirildi. Arada 17/25 aralık oldu, tam üç yıl Kara Kuvvetleri’nin tayinlerini o yönetmeye devam etti. 2015 yılının Ağustos ayında Afganistan’da Türk ISAF Gücü’nün komutanlığına getirildi.

15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra, İstanbul’a çağrıldı. Ama o Afganistan’daki Türk Gücü’nün komutanı Tümgeneral Cahit Bakır’la birlikte Dubai’ye kaçtı, havaalanında gözaltına alındı ve Türkiye’ye iade edildi. Darbe olurken biz Afganistan’daydık, bir ilgimiz yok deme lüksleri varken, neden kaçtıkları, neden Dubai’yi seçtikleri, niye iade edildikleri kısımları başka yazıların konusu…

Şener Topuç, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı sancağını 2012 yılında Albay İsmail Güneşer’e teslim etmişti. Güneşer, 2013 Ağustos Yüksek Askeri Şura’sında tuğgeneral oldu. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sırasında Bolu 2. Komando Tugay Komutanı olarak tutuklandı.

Güneşer, Cumhurbaşkanlığı muhafız sancağını 2013 temmuzunda Albay Muhammed Tanju Poshor’a devretmişti. Bu arada 17/25 Aralık oldu. Cumhurbaşkanı Gül’ün yerine Erdoğan geldi. Kurmay Albay Poshor, 2015 Temmuz’una kadar bu görevde kaldı. Buradan Kosova’daki Türk Gücü’nün komutanlığına atandı. 15 Temmuz darbe girişimi öncesi Türkiye’ye gelmişti ve darbecilikten tutuklandı.

2015 Temmuz’unda Albay Poshor, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Sancağı’nı törenle Albay Muhsin Kutsi Barış’a devretti. Kurmay Albay Muhsin Kutsi Barış, YAŞ’ta tuğgenerallik listesindeydi. Cumhurbaşkanı’nın en yakın çalışma arkadaşlarındandı. Silahlıydı ve Beştepe’deydi. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde o da tutuklandı.

Biraz daha geriye gidelim. 2004-2006 yılları arasında Ahmet Necdet Sezer döneminde, tekrar yazayım Sezer döneminde, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanlığı yapan Hamza Koçyiğit de dün gözaltına alındı. Koçyiğit , aynı zamanda Genelkurmay Başkanlığı sırasında Yaşar Büyükanıt’ın başyaveriydi.

Büyükanıt’ın Özel Kalem Müdürü Tuğgeneral Oğuz Serhat Habiboğlu da ilk günlerde darbeden tutuklanmıştı. Yani muhtemelen 27 Nisan muhtırasını yazarken Büyükanıt’ın yanında cemaatçi-darbeci bu iki yakın çalışma arkadaşı vardı. Belki de “sözde değil, özde laik” derken de…

1984’te Kuleli Askeri Lisesi Komutanı iken cemaatçi teğmen adaylarını tespit edip liseden uzaklaştıran Büyükanıt’ın…

Ama Pazartesi günkü serinin ilk yazısında anlatıldığı gibi Özel Kalem Müdürü cemaatçi/darbeci çıkarak 15 Temmuz’dan sonra tutuklanan tek Genelkumay Başkanı Büyükanıt değildi. Hulusi Akar, Necdet Özel, Işık Koşaner, Hilmi Özkök ve Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun Özel Kalem Müdürleri de darbeden tutuklandılar. Peki ya, 1994-1998 yılları arasında yani 28 Şubat günlerinde Genelkurmay Başkanlığı yapan İsmail Hakkı Karadayı’nın Özel Kalem Müdürü kimdi?

TSK’nin sitesindeki biyografisinde yazıyor: 1994-1997 yılları arasında Genelkurmay Başkanı’nın Özel Kalem Müdürü; Kurmay Albay Hulusi Akar’dı.

TSK sitesine göre Akar, bu görevinin ardından önce Bosna’ya sonra da Tunceli’ye gitti. 2000-2002 yıllarında arasında da Napoli’deki Müttefik Kuvvetler Karargahı’nda görev yaptı, 2002-2005 arası Kara Harp Okulu Komutanlığı, 2005-2007 arası Harp Akademileri Komutanı oldu. 2009-2011 yılları arasında da Ayazağa’daki 3. Kolordu’nun Komutanı’ydı. (Burası aynı zamanda HRF olarak bilinen NATO Acil Müdahale Gücü.)

2011-13 Genelkurmay İkinci Başkanlığı yapan Akar, 2015 yılında da Genelkurmay Başkanı oldu.

Bu kariyere çok benzeyen bir kariyeri olan başka bir subay daha var. Dünkü ifadesine göre Hulusi Akar’la tam 16 yıl birlikte çalışmışlar.

Tam yıllarını çıkarmak mümkün olmasa da çok yakın yıllarda Akar, Kara Harp Okulu Komutanı’yken orada tabur komutanlığı yapmış, yine açık kaynaklardan teyidi mümkün olmasa da ya çok yakın zamanlarda ya da birlikte Napoli’de ve 3. Kolordu Komutanlığı’nda bulunmuşlar.

Ama Hulusi Akar’ın Genelkurmay İkinci Başkanı olduğu yıllarda onun da Genelkurmay karargahında görev yaptığı kesin.

2012 yılında Genelkurmay Başkanlığı Proje Yönetim Daire başkanı olmuş. Akar, Kara Kuvvetleri Komutanı olarak bir süre ayrıldığı karargaha 2015’te Genelkurmay Başkanı olarak döndüğünde, o isim hala karargahtaymış. Birimimin adını değiştirecek kadar da güçlü bir isimmiş.

Genelkurmay Stratejik Dönüşüm Daire Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli.

AK Parti’nin kurucularından Sakarya Milletvekili Şaban Dişli’nin kardeşi olan Mehmet Dişli, 2015’te tümgeneralliğe terfi ettirildiğine göre güvenilir bulunan da bir isimdi. AK Parti’yle doğrudan bağı yüzünden muhtemelen danışılan bir figürdü. Hasdal’daki hapishaneye komutanlık da etmişti.

13 temmuz 2016 akşamı Genelkurmay karargahında ne olduğuyla ilgili ise 16 yıl birlikte çalışmış bu iki ismin birbirine taban tabana zıt iki ifadesi var elimizde.

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın ifadesine göre Dişli net bir şekilde darbecilerin içinde. Dişli’nin ifadesine göre ise o “Hulusi Akar’ın talimatlarını yerine getirmiş, darbecilere karşı onu korumuş’

Tek bildiğimiz darbe bastırıldıktan sonra Hulusi Akar’ın tutsak tutulduğu Akıncılar Üssü’nden Çankaya’ya geldiği helikopterde yanında 16 yıllık dostu Mehmet Dişli’nin olduğu.

Akar “onu yakalatmak için yanında getirdiğini” söylerken, Dişli, “Başbakan’ın ve yakın çalışma arkadaşlarının da olduğu Çankaya Köşkü’nde toplantılara katıldığını” anlatıyor. 240 insanı öldürmüş, Meclis’i vurmuş bir darbenin öncülerinden biri olarak bir süre sonra tutuklanacak Dişli, anlaşılan uzun bir süre devletin zirvesi ile birlikte oturmuş, toplantılara katılmış.

Acaba son üç yılda da böyle mi oldu? Paralelle mücadele orduda paralellere mi emanetti?

Ucuz atlatılan 17/25 Aralık Türkiye’ye tanınmış bir kredi gibiydi aslında.

17 Aralık süreci daha önce cemaatin karanlık yüzünü görmeyenler için bir uyarı fişeği olmuştu. Her ne kadar cemaat kendisine bu kez AK Parti muhaliflerinden müttefikler ve kullanışlı aptallar bulmakta zorlanmasa da özellikle iktidar için bu 3 yıl paralel devleti devletten temizlemek için büyük bir imkandı.

Neredeyse her gün bunun önemi üzerine konuşmalar dinledik ve yazılar, haberler okuduk.

O haberlerden biri 27 Haziran 2014 günü Akşam Gazetesi’nin manşetten verdiği “Karargahta 40 paralel paşa” haberiydi.

Hatırlayalım:

“Derin örgüte hizmet eden paşaların, 20’si ‘tuğgeneral’ ve 5’i bölge komutanı. 7’si ‘tuğamiral’, diğerleri ‘tümgeneral’ ve ‘tümamiral’ düzeyinde. Başbakan’ın talimatıyla üç aydır çalışan ekip 40 general ve amiralin örgüte çalıştığını tespit etti. Bir kuvvet komutanı da paralellere hizmet ediyor. Temizlik Yüksek Askeri Şura’dan önce..”

Aynı gün sürpriz bir şey oldu ve hükümete yakın Akşam’ın manşeti peş peşe Genelkurmay, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamalarla yalanlandı.

Yalanlamaları da hatırlayalım:

Genelkurmay: TSK’nın kurumsal kimliği ile mensupları hakkında olumsuz algı oluşturma çabasını içeren iddia ve yorumların, hiçbir hukuki, insani ve vicdani dayanağı bulunmamaktadır"

Cumhurbaşkanlığı: "TSK’nın komuta kademesi ve üst rütbeli subaylarıyla ilgili yapılan yayını Sayın Cumhurbaşkanımız büyük bir sorumsuzluk örneği olarak görmüş ve bundan derin üzüntü duymuştur"

Başbakanlık: “TSK da dahil olmak üzere resmi kurumlara yönelik her türlü gizli yapılanma girişimleri karşısında neler yapılacağı yasalarla belirlenmiş durumdadır. Devlet kurumlarının bu tür girişimlere karşı hukuk sınırları çerçevesinde gerekli hassasiyeti göstermekte olduğunun dikkate alınması, herhangi bir kuruma ilişkin yanlış algıya yol açılmaması hususunda medya organlarının da daha titiz davranmalarında yarar görülmektedir."

2014 YAŞ toplantısına giderken Vatan Gazetesi’nde Hüseyin Yayman da YAŞ toplantısında "TSK içinde paralel emir komutanın tasfiye edileceğini” yazdı.

(O günlerde uyarı için yazdığım bir yazı:

LİNK : http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yildiray-ogur/581725.aspx)

Peki ne oldu?

2014 YAŞ’ında Kara Kuvvetleri’nde Kurmay Albay’lıktan Tuğgeneralliğe terfi ettirilmiş 19 kişiden 12’si 15 Temmuz darbesinin içinde yer aldı. Bu isimlerden Semih Terzi, Özel Kuvvetler’i teslim almaya gittiğinde şayet kahraman Astsubay Ömer Halisdemir tarafından vurulmasa belki darbe başarılı olacaktı.

2015 YAŞ toplantısında giderken de MİT’in Milli Savunma Bakanlığı’na 1200 kişilik bir paralel subay listesi verdiğini bizzat Milli Savunma Bakanı “ihbarlar geldi” olarak açıkladı. Yine orduda paralel temizlik yapılacağıyla ilgili haberler çıktı.

Sonuç?

2015 YAŞ toplantısında Kara Kuvvetleri’nde Kurmay Albay’lıktan Tuğgeneralliğe terfi ettirilen 24 kişiden 18’i şu an darbenin içinde olmaktan tutuklu.

Tuğgenerallikten Tümgeneralliğe ise Ergenekon’da tutuklanmış orgeneral Nusret Taşdeler’in kardeşi Hasan Nevzat Taşdeler ve AK Partili Şaban Dişli’nin kardeşi Mehmet Dişli terfi ettirildi. Onlar da darbeden tutuklular.

Ve 2016 yılı YAŞ toplantısına giderken. TSK 31 mart 2016 günü, bazı gazetelerde çıkan darbe iddialarıyla ilgili açıklama yaptı ve şöyle dedi:

“Milletinin engin sevgi ve güveninden güç alan, demokrasiye bağlılığını her ortamda dile getiren Türk Silahlı Kuvvetlerinde idari ve adli mekanizmalar sürekli ve etkin olarak çalıştırılmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetlerinde disiplin, mutlak itaat ve tek emirkomuta esastır. Hiçbir yasa dışı, emir-komuta hiyerarşisi dışı oluşum ve/veya harekete taviz verilmesi söz konusu değildir. Bambaşka saiklerle yapıldığı anlaşılan ve hiçbir hukuki, insani, vicdani ve akli dayanağı olmayan, basın etiğinden ve üslubundan uzak, haddini aşan haber ve yorumları yapanlar hakkında hukuki işlemler başlatılmış ve suç duyurusunda bulunulmuştur.”

3 Nisan 2016 günü ise Sabah gazetesinde Rasim Ozan Kütahyalı bir yazı yazdı ve “F-16 pilotlarının bile en az yüzde 50’sinin Fethullahçı olduğuna dair çok sağlam raporlar var. 2016 yılında TSK’dan toplu şekilde atılacak bunlar. Hulusi Akar direnmeye kalkarsa da istifasını verir. Bu kadar basit” dedi.

Genelkurmay Kütahyalı hakkında da suç duyurunda bulundu ve acil koduyla Genelkurmay’a ifadeye çağırdı. Rasim Ozan, Genelkurmay’a gitti, ifade verdi, bir askeri savcı ona TSK’nın paralelle mücadeledeki ‘kararlığını’ anlattı. Bugün o askeri savcı da darbeden tutuklu.

Terörle mücadelede askerin siyasette yeniden artan önemi, orduyu “şimdi bir kere daha yıpratmayalım” hassasiyetleri, kurmay heyetine aşırı güven, Hz. Hamza’nın savaşlarını anlayan asker vaizlerden, Ramazan’da toplu iftar yapan, namaz kılan ‘milletin değerlerine düşmanlık etmeyen” ordu propagandasına kadar pek çok neden ordudaki paralel tasfiyesini engelledi.

Ama esas neden ordu içinde çok üst düzeylere kadar çıkmış yapılanmanın direnciydi.

Belki de zannedildiği gibi cemaatin orduda paralel değil esas güç olduğu tam olarak tespit edilemedi. Bu kadarı da yakıştırılamadı. Cemaatin gücü ve yapabileceklerinin sınırsızlığı küçümsendi. “Arkasında ABD, İsrail var yoksa nasıl bunları nasıl yapsınlar” gibi açıklama biçimleri gerçeğin üzerini örttü.

15 Temmuzla ortaya çıkan Orgenerel, Korgeneral, Tümgeneral düzeyine kadar çıkmış, Tuğgenerallerin yüzde 70’ini elinde bulunduran, alt kadrolara doğru hakimiyeti yüzde 70’in de üzerine çıkan bir yapı var karşımızda…

Hatırlatalım; cemaat çok uzun yıllar önce askeri liselere giriş sistemini de ele geçirmişti. http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yildiray-ogur/591076.aspx

ÖSYM’nin tespit ettiği son verilere göre 2000 yılından itibaren ÖSYM’nin yaptığı Askeri Lise Giriş sınavlarında 2004-2013 arası bütün sorular cemaatin elindeydi ve sadece kendi adamlarını bu okullara soktular. Çok başarılı olan öğrenciler de Şok Mangalarında elendi. 2000-2004 arası ise soruların bir kısmının cemaatin elinde geçtiği tespit edildi.

Kara, Deniz, Hava’daki bütün askeri liselerin ve Harp Akademileri komutanların darbeden tutuklu olduğunu da hatırlayalım.

15 temmuz akşamı televizyonlardan bağlılık açıklamaları yapmış olanlar dahil, darbecilere karşı hiçbir askerin halkın ve polisin yanında sokağa çıkmadığını, sonucu beklediğini de (Özel Kuvvetler Komutanlığı dışında) bir kenara not edelim.

İşte 15 temmuz darbe girişimini atlattıktan sonra 2016 yılı Yüksek Askeri Şura’ya giderken tablo böyle. Pek iç açıcı görünmüyor.

Elimizdeki en büyük şans ise bütün bu tecrübeleri yaşamış ve kime güvenilip, kime güvenilemeyeceğini artık görmüş başta Cumhurbaşkanı olmak üzere siyasi ve sivil kadrolar.

Karargahların, taburların önündeki çöp kamyonları neden hala çekilmiyor, neden her akşam sokaklardayız sorularının cevabı da bu galiba.

27.07.2016

DARBEDEN NOTLAR : Darbe Karşısında Batı’nın İslamofobik Tutumu


Türk halkının Müslüman kimliğinden dolayı siyasi bir aktör olamayacağı söylenmek istenmektedir. Türk halkının siyasi bir aktör olarak kendi hakkını hukukunu korumak için canını ortaya koymuş olmasını görmezden gelen böyle bir tavrın islamofobik olduğu apaçıktır.

15 Temmuz’da Fetullahçı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirilmeye çalışılan ve 179’u sivil, toplamda 246 insanımızın katledildiği darbe girişimine batının verdiği tepki hepimizi hayrete düşürdü. Siyasetçisinden medya mensuplarına, Think Tank dünyasından akademisyenlere kadar batı dünyasının kahir ekseriyeti sanki ortada Türkiye Cumhuriyetinin resmi kurumlarına sızarak gerçekleştirilen vahşi ve gözü dönmüş bir darbe girişimi yokmuş gibi hareket ettiler.

Darbenin ilk saatlerinde darbeye meşruiyet sağlayan yayınları ve söylemleri yaydılar. Bu girişim, tarihte eşine benzerine az rastlanır bir sivil direniş ile püskürtüldükten sonra dahi darbe girişimini görmezden geldiler. Batı kamuoyunda yaygınlaşan söylemlerde başlıca unsur, bu darbenin Erdoğan’ı güçlendireceği ile ilgili manipülasyon oldu. Hatta hatta Ortadoğu halklarının komplo teorilerine çok fazla meylettiğini iddia ederek aşağılayan aydınlanmış Batı entelijansiyasının ve medyasının bir kısmı bu darbenin Erdoğan tarafından planlandığı gibi bir deli saçmasına kendilerini inandırdılar.

Darbe girişimi sırasında tekbir getirerek ölüme yürüyen Müslüman Türk halkını; Müslüman, gayri Müslim, çocuk, yaşlı, kadın demeden herkesi en vahşi bir biçimde katleden IŞİD militanlarını ile bir tuttular. Hâlbuki yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülkede, ölüme yürüyen insanların tekbir getirmesinden daha doğal ne olabilirdi? Bu insanlar tankların karşısında yoga yapacak yahut Budist ilahileri söyleyecek değillerdi.

Bu dezenformasyon kampanyasının zirvesinde New York Times gazetesi “Erdoğan takipçileri koyundur ve Erdoğan kendilerine ne söylerse onu yaparlar.” diyerek Müslüman Türk halkının aslında demokrasiye layık olmadığını ima etti. Yapılan birçok yorumda tekbir getiren, sarıklı, çarşaflı bu yobazlar mı demokrasiyi getirecek tarzı ifadelerle bu insanların demokrasiye layık olmadığı ön plana çıkarıldı. Özellikle seçilen bu resimlerle her kesimden insanın darbeye karşı çıktığı gerçeği örtbas edilmeye çalışıldı.

Diğer taraftan bu ifadelerle aslında Türk halkının Müslüman kimliğinden dolayı siyasi bir aktör olamayacağı söylenmek istenmektedir. Türk halkının siyasi bir aktör olarak kendi hakkını hukukunu korumak için canını ortaya koymuş olmasını görmezden gelen böyle bir tavrın islamofobik olduğu apaçıktır. Boğaz Köprüsü’nde tek başına tankların üzerine yürüyen ve batıda kocasının zoruyla başını örttüğüne ve esaret altında olduğuna inanılan başörtülü o kadın, dünya demokrasi tarihine geçecek bir sivil direniş ve cesaret örneği sergilemiştir. Fakat gelgelelim, Batı’nın başörtülü Müslüman kadınlar ile ilgili ezberlerini bir çırpıda bozan o kahraman kadınının Müslüman olmayan bir toplumda gerçekleşse kahramanlaştırılacak olan hikâyesi tamamen görmezden gelinmektedir.

Bütün bu tavırlar Batı kamuoyunun kahir ekseriyetinin İslam dünyasına bakışının ne kadar sorunlu olduğunu ortaya koymaktadır. İslam dünyasına demokrasi getirmek için Afganistan ile Irak’ın altını üstüne getirmiş olanlar, bugün Amerika’da yaşayan ve kendi İslam yorumu dışındaki bütün yorumları hakir gören bir meczubun örtülü bir teokratik düzen kurmak üzere yeltendiği darbe girişiminin şakşakçıları konumuna düşmüşlerdir.

[Zaman, 26 Temmuz 2016]

DARBEDEN NOTLAR : Altı yıl sonra TSK’yı ele geçireceklerdi


Emekli askeri hakim Üçok’a göre, tutuklanan askerlerin on katı asker ordunun içinde ve özellikle son beş yıldaki terfilere bakıldığında tuğgeneraller başı çekiyor. Aynı dönemin terfilerine bakıldığında sekiz yıl sonra TSK’da Fethullahçı olmayan hiçbir general kalmayacaktı.

Eski Askeri Hakim Ahmet Zeki Üçok, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içerisindeki Fethullah Terör Örgütü’nü (FETÖ) ilk olarak 2009 yılında yapılan askeri sınavlarla ilgili soruşturmada farkettiklerini açıkladı.

Üçok’a göre örgütün Türkiye’de en güçlü olduğu kurum TSK ve 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında tutuklananların 10 katı oranında asker Fethullahçı.

TSK’da önceden dört yılda bir yapılan terfilerin üç yıla düşürülmesine dikkat çeken Üçok, şu bilgileri verdi: "Silahlı kuvvetlerde yüzde 72 oranında örgütlenen bir yapı var. Bu sayılara baktığımızda komuta kademesiyle darbeye nasıl hazırlandıklarını görüyoruz. Üç yılda bir yapılan terfilerin altı yıl sonrasına baktığımızda örgüt ileriki dönemlerde daha da güçlenecekti. Kendinden olmayanlar tasfiye edilecekti. Silahlı kuvvetlerin tamamı ya da yüzde 95’i FETÖ’nün militanları tarafından işgal edilecekti."

İŞTE O ÇARPICI AÇIKLAMA

LİNK : http://www.milliyet.tv/nevidyo/video-izle/Ahmet-Zeki-Ucok–Alti-yil-sonra-TSK-yi-ele-gecireceklerdi-ir7yVl8u7wUM.html

Son yıllarda özellikle tuğgenerallerde olağanüstü bir terfi olduğunu söyleyen Üçok, bu oranın yüzde 72 olduğunu belirtti. Üçok’a göre, 2011-2015 yılları arasındaki terfiler incelendiğinde sekiz yıl sonra TSK’da Fethullahçı olmayan hiçbir general kalmayacaktı.

Üçok, 2011-2015 yılları arasında terfi alıp da 15 Temmuz darbe girişimi sırasında gözaltına alınan ve tutuklanan askerlerin sayısını da verdi.

LİNK : http://www.milliyet.com.tr/alti-yil-sonra-tsk-yi-ele-gundem-2284112/?utm_campaign=gunluk_bulten&utm_content=mailing&utm_medium=email&utm_source=apsis-anp-3

DARBEDEN NOTLAR : GÜZELİM ÜLKE NE HALE GELDİ /// BİR AVUKAT BOZUNTUSU KENDİNİ MAHKEME SANIP CEZA VER EBİLİYOR


Çakıcı’nın avukatından Öztürk’e cezaevinde saldırı iddiası: Kanlar akarken teslim ettim

Yıllardır cezaevinde bulunan organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’nın avukatı Mehmet Sinan İnce, darbe girişiminin ardından tutuklanan eski Hava Kuvvetleri komutanı Akın Öztürk’ü cezaevinde darp ettiğini öne sürdü.

Facebook hesabından açıklama yapan İnce, müvekkilinin yanı sıra Öztürk’ü de ziyaret ettiğini ve Sincan 2-No’lu F-Tipi 2’nci ve 1’inci müdürlerinin gözüi önünde darp ettiğini öne sürdü.

Görüş odasında Akın’ı ‘yüzünden kanlar akarken’ infaz koruma memurlarına teslim ettiğini ileri süren İnce, “Bize yakışanı yaptığımıza inanıyoruz değerli dostlarım ve alacağımız her türlü cezanın da arkasındayım, gerekiyorsa avukatlık ruhsatımı da iğrenç kumpasları ile iptal edebilirler, hiç fark etme, çünkü bu kadarla kalmayacak” diye yazdı.

‘Üzerine düşeni yaptığını’ yazan İnce, Öztürk için, “Bu onursuz piç yalvara yalvara ağlayarak yalvarmıştır” ifadelerini kullandı.

Öztürk’ü darp ettiğini yarın Sincan Adliyesi’nde basın toplantısıyla duyuracağını da belirten İnce, tespit tutanakları, beyanlar, ifadeler ve kamera kayıtlarını da delil olarak sunacağını söyledi.

‘Bu o.. çocuklarına acımak yok’

Bu kadarla kalmayacağını da duyuran İnce, “Biz üstümüze düşeni yapabildiğimiz kadarı ile yaptık ve yapmaya da devam edeceğiz. Kendi vatandaşını katleden, meclisimizi vuran bu o.. çocuklarına acımak yok” diye yazdı.

İnce, alacağı her türlü cezanın arkasında olduğunu belirterek, Öztürk’ü gördüğüne ilişkin avukat görüşmesi beyan formunu da Facebook hesabından paylaştı.

DARBEDEN NOTLAR : Darbenin arkasında MOSSAD ve AB var !


CHP’ye katılan İstanbul milletvekili Dursun Çiçek, darbe girişiminin arkasında MOSSAD ve Avrupa Birliği’nin olduğunu savundu.

Batı’nın darbe girişiminin yıkıntıları ve şehitleri konuşmak yerine idam cezasını ve insan haklarını tartıştığını belirten Çiçek, “Batı darbecilerin kanlı yüzünü hiç tartışmıyor. Sadece insan haklarını tartışıyor. Bizim mağduriyetimiz hiç tartışılmadı. Hapsedildiğimiz dönemde başvurularımız hiç konuşulmadı. ’Bunlar asker, geçmişte darbe yapmışlardı’ dediler” ifadelerini kullandı.

Çiçek, T24’ün kendisine 23 Mart’ta Hürriyet yazarı Ahmet Hakan’a verdiği mülakatta söylediği “Fethullahçılar TSK içinde yüzde 10’luk cemaatçi grubunun darbe yapacağı iddiasına güler geçerim” sözlerinin hatırlatması üzerine ise sözlerini şöyle savundu: “Gülencilerin darbe yapma ihtimali var mı sorusuna hayır yoktur, güler geçerim demiştim. Fethullaçıların darbede başarılı olma ihtimalinin yüzde 10, başarısız olma ihtimalinin yüzde 90 olduğuna dikkat çekmiştim. Darbe yapıp yönetimi ele geçiremediler. Darbe girişiminde bulundular. Ben o gün bunu vurguladım. Hâlâ da aynı noktadayım” "Kritik makamlarda biz olsaydık bu kalkışma yaşanmazdı" İktidarın geçmişte Fethullah Gülen cemaatine sağladığı desteğe vurgu yapan Çiçek, “Darbe öncesinde iktidarın da çok büyük günahları, suçları var. Ordu içindeki cumhuriyet ve demokrasi yanlıları boşaltarak yerlerine Fethullahçıları doldurdular. Şimdi biz o noktalarda olsaydık bu kalkışma olmazdı” dedi. Ergenekon ve Balyoz davalarıyla TSK’dan tasfiye edilen ekibin o dönemde yetkili makamlarda olduğunu ve darbe girişiminin istihbaratını alıp önleyebileceğini de belirten Çiçek, “Ordunun içini boşalttılar, askeri körelttiler ve istihbarat imkanını elinden aldılar. Böylece bu darbe girişimine fiilen hazırlamış oldular” diye konuştu. "30 günlük gözaltı süresi Türkiye’ye yakışmıyor" Çiçek, OHAL’le birlikte gözaltı süresinin 30 güne çıkarılmasına ilişkin ise şu görüşleri dile getirdi: “30 günlük gözaltı süresi Türkiye’ye yakışmıyor. İdam cezası ve insan hakları da elbette tartışılmalı. Türkiye’ye yakışmıyor 30 günlük gözaltı süresi. Batı standartlarına göre en fazla 1 hafta olmalı”

Kaynak //http://www.gazete2023.com/siyaset/darbenin-arkasinda-mossad-ve-ab-var-h51932.html

DARBEDEN NOTLAR : Darbenin Harekat Planı ve Cuntacı Terörle Mücadele


Darbenin Harekat Plan ve Cuntac Terrle Mcadele.pdf

DARBEDEN NOTLAR /// 15 Temmuz Darbe Girişimi : Toplumsal Algı Araştırması


Meydanlarda siyasi görüş olarak bir çeşitlilik gözlemlense de daha çok muhafazakar ve milliyetçi bir kesim ağırlıktadır. Bu kesimin çoğunu AK Parti, önemli bir kısmını da MHP seçmeni oluşturmaktadır.

SETA, darbe girişimi sonrasında "15 Temmuz Darbe Girişimi Toplumsal Algı Araştırması" başlıklı bir rapor hazırlıyor. 4 Ağustos 2016’da SETA’nın Ankara’daki merkezinde sonuçları bir panelle paylaşılacak olan raporun ön bulgularından bazı hususları burada paylaşıyoruz. Araştırma 18-24 Temmuz arasında Ankara, İstanbul, İzmir, Trabzon, Adana, Sakarya ve Eskişehir illerinde "demokrasi nöbeti" için meydanlarda bulunan 146 kişi ile derinlemesine mülakatlar yapılarak gerçekleştirildi. Saha araştırmasında kişilere; 15 Temmuz gecesi sokağa çıkma motivasyonları, sokakta yaşadıkları deneyimler, darbe girişiminin başarısız olmasının nedenleri, Erdoğan’ın bu süreçteki rolü, FETÖ ve dış güçler ilişkisi, darbe girişimi sonrasında siyasal iktidarın mücadelesi, muhalefet partilerinin darbe girişimine yönelik tutumları, FETÖ’nün darbe girişimindeki rolü, TSK’ya ve emniyet güçlerine bakış, darbe girişimi sonrasında FETÖ’ye ve girişimi gerçekleştiren diğer unsurlara karşı mücadele yöntemleri gibi hususlarda bakış açılarını ölçmeye yönelik sorular soruldu.

1. 15 Temmuz darbesine karşı meydanlarda toplananlar kimler?

Meydanlarda siyasi görüş olarak bir çeşitlilik gözlemlense de daha çok muhafazakar ve milliyetçi bir kesim ağırlıktadır. Bu kesimin çoğunu AK Parti, önemli bir kısmını da MHP seçmeni oluşturmaktadır. Özellikle meydanların organizasyonunu yürütenlerin, siyasi çeşitliliğin korunmasına yönelik bir çabanın içinde oldukları gözlemlenmiştir. Örneğin AK Parti ve MHP seçmeninin ağırlıkta olduğu bazı meydanlarda konuşmacıların çoğunluğunun AK Partili olmasından dolayı, konuşma aralarında çalınan marşlar ve müzikler daha çok MHP’ye yakın sanatçılardan seçilebilmektedir. Katılımcıların büyük çoğunluğu, parti bayrakları yerine Türk bayrakları ile meydanlara gelmekte, hemen hemen her meydanda kısmen Erdoğan’ın resminin olduğu görseller de taşınmaktadır. Ayrıca meydanların hareketlendiği anlar, daha çok Erdoğan için yapılan seçim müzikleri ya da kendi sesinden kayıtların dinletildiği anlardır. Birçok meydanda "terör örgütü lideri" yazılı Fetullah Gülen’in kuklaları dolaştırılmaktadır. Taşınan pankartlarda ve atılan sloganlarda "darbeci FETÖ’cülere idam", "şehitler ölmez vatan bölünmez", "ya Allah, Bismillah, Allahüekber", "tek millet, tek bayrak, tek vatan!", gibi içerikler ağırlıktadır. Meydanlarda kadın-erkek ve yaş grup dağılımları birbirine nispeten orantılıdır. Nöbete gelenlerin birçoğu ailesi ile gelmektedir.

2. İnsanlar meydanlara nasıl çıktı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu süreçteki rolü neydi?

Darbe girişiminin ilk saatlerinde meselenin anlaşılmasına yönelik bir muğlaklığın olduğu birçok kişi tarafından dile getirilmiştir. Örneğin Ankara’da yaşayanlar, uçakların ilk alçak uçuşlarını "başka ülkelerin düşman saldırılarına karşı" bir hareket olarak yorumlamışlar, İstanbullular ise bir terör saldırısı ile karşı karşıya olduklarını düşünmüşlerdir. İlk anda bir darbe girişiminin olacağına ihtimal vermemişlerdir. İlk gece sokağa mücadeleye çıkanların büyük kısmı Erdoğan’ın görüntülü çağrısından sonra harekete geçmişlerdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son on dört yıl boyunca takip ettiği "sorunları milleti öncelik haline getirerek çözme" politikasının vatandaşlar üzerinde oluşturduğu etki verilen cevaplarda net olarak ortaya çıkmaktadır. Görüşülen kişilerin büyük çoğunluğu FETÖ ile ancak Erdoğan’ın mücadele edebileceğine inanmaktadır. Bu bağlamda 17-25 Aralık darbe girişimi sonrası Erdoğan’ın mücadelesine atıf yapılmakta ve FETÖ tehdidine karşı 15 Temmuz’a kadar Erdoğan’ın toplumun büyük kısmını ikna ettiği belirtilmektedir. Azımsanamayacak sayıda bir topluluk da darbe girişimi olduğunun anlaşılmasından itibaren sokağa çıkmıştır. Sokağa çıkmada etkili olan diğer unsurlar, sala verilmesi, TRT’de darbe bildirisinin okunması, sosyal medyada yapılan çağrıların yapılması şeklinde sıralanmaktadır. İlk girişim gecesinde darbeye direnişe gidenler bunu bir savaş olarak kodlamakta ve birçoğu "vatan için" mücadele ettiğini belirtmektedir. Örneğin İzmir’de ilk gece sokakta olan birisi sokağa çıkma motivasyonunu şu şekilde açıklamaktadır: "Ülkemizi düşmanlara mı teslim edecektik? Suriye mi olacaktık? Nereye gidecektik? Kimse kabul de etmezdi bizi. Bu yüzden canımdan vazgeçip sokağa çıktım." Birçok kişi ilk geceden itibaren her akşam nöbete devam ettiğini belirtmektedir. Özellikle Ankara ve İstanbul’da çatışmaların daha yoğun yaşanmasından dolayı tedirginlik, öfke ve travma diğer şehirlere göre daha derin yaşanmaktadır. Yapılan görüşmelerde anlatımlardan insanların evlerindeyken tedirgin oldukları, meydana indiklerinde diğer insanlarla bir dayanışma içine girdikleri ve bu tedirginliğin yerini umut ve heyecana bıraktığı anlaşılmaktadır. Örneğin ilk gece Ankara’da hafif yaralan bir kişi her akşam düzenli olarak meydana gelmesini şu şekilde açıklamaktadır: "Evde oturursam, buraya gelmezsem kötü şeyler olacağını hissediyorum."

3. Darbe girişimini kim gerçekleştirdi? FETÖ’cü yapılanma nerelerde örgütlüydü?

Görüşme yapılan kişilerin hemen hemen hepsi darbe girişimini TSK içinde yapılanmış FETÖ’cü bir grubun gerçekleştirdiğine kesin olarak inanmaktadır. Ayrıca darbe girişimi bir terör saldırısı olarak değerlendirmekte bu bağlamda birçok kişi Fetullah Gülen ve Abdullah Öcalan kıyaslaması yapmaktadır. FETÖ’cü yapılanmanın sadece TSK’da değil devletin stratejik her kurumunda etkili olduğu belirtilmektedir. TSK içindeki bu darbecilere önemli oranda bu örgütün diğer yapılanmasının da destek verdiğinin altı çizilmektedir. Görüşmecilerin önemli bir bölümü Fetullah Gülen’e en başından bu yana şüphe ile baktığını belirtmiş ancak önemli bir kısım da 17-25 Aralık sonrası bu kişinin "vatan haini" olduğuna yönelik görüşünün netleştiğini belirtmektedir. 15 Temmuz gecesi ise bu görüşlerinin pekiştiğini sözlerine eklemektedirler. Fetullah Gülen’in gerçek yüzünü sonradan anlayanlar FETÖ’cü yapılanmanın kendilerini kandırdığını söylemektedir. İstanbul’da görüşülen bir katılımcının "Tehlikenin farkına geç varıldı. Bunlar sinsi, korkak, yalancı ve münafıklar" temelindeki tanımlamasına diğer kişi "Hastalıklı yapılarını dershanelerine gittiğim zaman görmüştüm. O gün bugün mücadele ediyorum" şeklinde cevap vermektedir.

4. Ordu içindeki FETÖ’cü yapılanmanın silahlı kalkışmasında dış güçlerin etkisi var mı?

Görüşmeye katılanların neredeyse tamamı darbe girişiminin ardında dış güçlerin olduğuna vurgu yapmaktadır. Cevapların büyük bir kısmı ABD’nin bu darbe girişiminin ardında parmağı olduğunu dile getirmektedir. Bunu söylerken Fetullah Gülen’i zaten ABD’nin bir araç olarak kullandığı dile getirilmekte ve Gülen "ABD’nin maşası, kuklası" olarak tanımlanmaktadır. Adana’da görüşme yapılan bir kişi "Başıma taş düşse bile bunun sorumlusu ABD’dir" söylemiyle kendisi için meselenin net olduğunu belirtmektedir. Ankara’da 25 yaşında bir öğretim görevlisi bu hususta şu yorumu yapmaktadır: "Amerika ve NATO’nun ciddi desteği olduğunu düşünüyorum. Havada uçan F-16’lara yakıt ikmali yapan tanker uçakların İncirlik’ten kalkması bunu destekleyen bir durum bence. "İzmir’den 29 yaşındaki bir kadın esnaf ise bu konuda şu yorumu yaptı: "Apo’nun bize teslim dönemi ile Gülen’in ABD’ye teslimi aynı döneme denk geliyor. Başka söze gerek yok sanırım."

5. Yeni dönemde darbecilerle hesaplaşmada siyasetten beklentiler neler?

Darbecilerin nasıl yargılanması gerektiğine yönelik soruya cevap verenlerin önemli bir oranı "idam edilmeli" cevabını verirken, idam konusunda kararsız ve karşı olanlar da azımsanamayacak düzeydedir. İdamın geri getirilmesi meselesi çoğu kez Abdullah Öcalan, teröre karışanlar, tecavüzcüler ve vatan hainleri için de uygulansın argümanı ile birlikte savunulmaktadır. Diğer taraftan idam geri gelse bile belirli bir süre ve sadece darbeciler için getirilmesi gerektiğini savunanlar da bulunmaktadır. Kararsız ve karşı çıkanların argümanlarının başında süreçte araya suçsuz olanların da karışabileceği ve adil yargılama endişesi gelmektedir. İstanbul’dan bir görüşmeci, "Af uygulanamaz. Arkadaşlarım vuruldu benim. İdamı kesinlikle onaylıyorum" derken aynı şehirden başka bir kişi, "İdam etmeliler, hepsini asmalılar; askersin, her şeyini devlet veriyor ne zorun var da darbe yapmaya kalkışıyorsun" şeklinde görüş belirtmektedir.

[Sabah Perspektif, 30 Temmuz 2016]

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.