Etiket arşivi: PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PKK, Bir Günde 52 MİT’çiyi İnfaz Etti İddia sı


PKK, Bir Günde 52 MİT’çiyi İnfaz Etti İddiası

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) verdiği listeye göre PKK’lı teröristlerin, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) 52 ajanını bir günde infaz ettiği ileri sürüldü.

Türkiye gazetesi muhabirlerinden Nuri Elibol, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) verdiği listeye göre PKK’lı teröristlerin Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) 52 ajanını bir günde infaz ettiğini ileri sürdü.

PKK’YA SIZDIRILDI

Türkіyе gаzеtеsіndеn Nurі Еlіbol’un üst düzеy güvеnlіk yеtkіlіlеrіnе dаyаndırdığı іddіаyа görе PKK іçіndе görеvlеndіrіlеn bu krіtіk pеrsonеlіn іsіmlеrі FЕTÖ tаrаfındаn PKK’yа sızdırıldı.

Hаbеrе görе MİT Müstеşаrı Hаkаn Fіdаn FЕTÖ’cü sаvcılаr tаrаfındаn іfаdеyе çаğrıldığı gün olаn 7 Şubаt 2012’dе іlgіnç bіr gеlіşmе dаhа yаşаndı. FЕTÖ’cülеrіn PKK’yа sızdırdığı bu lіstеdе yеr аlаn іsіmlеrdеn 52 MİT mеnsubu tеrör örgütü tаrаfındаn іnfаz еdіldі.

[status draft]

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// VİDEO : Terörist PKK Yandaşları Hayır Kampanyasına Başladı


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=5MBgepazJ7k&feature=em-uploademail

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : Terör örgütü YPG/PKK’ya verilen silahlı araçlar Türkiye’de üretiliyor !..


Terör örgütü YPG/PKK’ya verilen silahlı araçlar Türkiye’de üretiliyor!..

CHP’nin gayretli isimlerinden İzmir Milletvekili Dr. Aytun Çıray, Başbakan Binali Yıldırım’ın cevaplandırması istemiyle çok önemli bir soru önergesi verdi.

Önerge, ucu YPG/PKK Terör Örgütü’ne çıkan büyük bir skandalla ilgili.

Zira Vatan Gazetesi, Bursa Hakimiyet Gazetesi ile Sputnik’te çıkan haberlere göre; merkezi Bursa’nın Gemlik İlçesi’nde olan İnternational Armored Group Zırhlı Ürünler Şirketi, PKK’nın Suriye’deki kolu olan PYD’nin silahlı kanadı YPG’ye verilen bazı zırhlı araçları üretip satıyor!..

* * *

Dünyanın en gelişmiş teknolojisine sahip firmanın ürünleri arasında “IAG Guardian APC” olarak tanıtılan, 4X4 yüksek korumalı bir zırhlı araç da bulunuyor. Bu aracın 360 derece dönen taretine makineli tüfek, füze ve bomba atar monte edilebiliyor. Araçta yangın söndürme sistemi, taktik tekerlekler, elektrikli vinç, monitörlü termal görüntüleme ve gözetleme kameraları, uzun menzilli ışıklar ve hassas iletişim sistemleri de yer alıyor!..

* * *

Firma yetkilileri ise fotoğraflardaki araçları ürettiklerini ve YPG’ye verildiğini kabul ediyorlar. Ama hemen ardından “Biz araçlarımızı ABD’ye ihraç ediyoruz. ABD’nin onları nereye vereceğine yönelik bir tasarrufumuz ve müdahale yetkimiz yok” diyerek kendilerinin bir ilgisinin bulunmadığını belirtiyorlar.
Uluslararası çevreler ise terör örgütünün fotoğraflarını yayınladığı zırhlı araçlar konusundaki suskunluklarını koruyorlar!..

* * *

Aytun Çıray da, Türkiye’nin terör örgütü ilan ettiği YPG’ye ülkemizde üretilen zırhlı savaş araçlarının gönderildiğinin ortaya çıkmasıyla patlayan skandalı, Meclis’e taşıyor.

Çıray’ın Başbakan Yıldırım’a yönelttiği önergesinde şu sorular yer alıyor:

1. Haberlerde konu edilen silâhlı zırhlı araçlar YPG/PKK’ya verilmekte ve bu örgütler silâhları Türk askerlerine karşı kullanabilmektedir. Zırhlı araçlar YPG’ye Bursa’dan mı gitmektedir?
2. Haberlerde adı anılan firmanın Türkiye kolu hakkında herhangi bir yasal inceleme başlatılmış mıdır?
3. Söz konusu firma Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin açmış olduğu ihalelere katılarak ihaleler almışlar mıdır? Herhangi bir ihale kazanmışlar ise, bundan sonraki süreç ne yönde işleyecektir?
4. Firmanın kaç adet araç sattığı (veya hibe ettiği) bilinmekte midir?
5. Bize karşı savaşan bir terör örgütüne zırhlı araç gönderen IAG (International Armored Group) adlı uluslararası şirketin Bursa’da halen faaliyet göstermesine neden izin verilmektedir?
6. Bunlara ilaveten YPG’nin elinde bulunan Rus yapımı zırhlı muhabere aracı “BMP”ler, Astana toplantılarında yetkililerimiz tarafından gündeme getirilmiş midir?
7. Ülkemizin de taraf olduğu 1267 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla, “Teröre finansal destek sağlayan kişi ve örgütlerin malvarlıklarının dondurulması” yine 1373 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla; “Terörün finansmanının suç olarak düzenlenmesi konularında yükümlülükler” öngörülmektedir. Terör örgütü YPG’ye ekipman sağlayan firmanın yetkilileri hakkında yukarıda bahsi geçen BM kararları kapsamında yaptırım uygulanacak mıdır?

* * *

Sözün özüne gelirsek:

“Hem terörle mücadele ediyorsun, hem de terör örgütüne verilen silahlı zırhlı araçların ülkemizde üretilip gönderilmesine neden imkan sağlıyorsun?..”

Aytun Çıray daha ne sorsun?..

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : YANARLI DÖNERLİ FIRILDAK HÜKÜMET VE PKK MACERASI


YILMAZ ÖZDİL : PKK’ya evet diyen kim?

"Pkk’yla görüştüğümüzü iddia edenler şerefsizdir" dedikten sonra, "tabii görüşülüyor, MİT müsteşarımızı Oslo’ya gönderen benim, İmralı’ya gönderen benim" diyen kim?

Asrın liderimiz.

*

"Öcalan’ın düşünceleri bizim de düşüncelerimiz" diyen, "Öcalan’la direkt diyaloğumuz var" diyen, "Kandil’le de direkt görüşülmesini arzuluyorum" diyen kim?

Başbakan yardımcısı Beşir Atalay.

*

"Görüşmeler aracı ülkelerle yapılıyordu, aracıları aradan çıkardık, Ak Parti kendisi görüşüyor" diyen kim?

Akp’nin içişleri bakanı Efkan Ala.

*

"Sayın Öcalan demeyi, posterini taşımayı, Pkk bayrağı açmayı suç olmaktan biz çıkardık, cezalarını erteledik" diyen kim?

Bülent Arınç…

"Abdullah Öcalan oruç tutardı, camiye giderdi, namazında niyazında çocuktu, kandırıldı, kurban edildi" diyen kim?

Gene Bülent Arınç.

*

"Pkk’ya katılan çocuklar benim canım ciğerim" diyen kim?

Akp milletvekili Cuma İçten.

*

"Yerel yönetimlerin güçlendirildiği bir modelde Pkk seçime girsin ve seçilsin, Öcalan şanstır" diyen kim?

Akp milletvekili Galip Ensarioğlu.

*

"Öcalan, Türkiye’nin reel politiğini sağlıklı değerlendiriyor, yaklaşımı pozitif" diyen kim?

Akp’nin adalet bakanı Sadullah Ergin.

*

"Abdullah Öcalan kadar ilkeli olun" diyen kim?

Akp’nin spor bakan yardımcısı Abdurrahim Boynukalın.

*

"Öcalan Türkiye’nin önünü açıyor" diyen kim?

Asrın liderimizin danışmanı Yiğit Bulut.

*

"Türk yoktur" diyen, "Öcalan geleceği iyi okuyor" diyen kim?

Akp genel başkan yardımcısı Yasin Aktay.

*

"Öcalan demokrasiye katkı sağlıyor" diyen, "bağımsız Kürdistan için silah kullanabilirsiniz" diyen kim?

Akp milletvekili Mehmet Metiner.

*

"Öcalan’ın olayları okuma kabiliyeti var, tecrübesi var, düşünceli ve hassasiyet sahibi" diye öve öve bitiremeyen, "Öcalan kendisi için bir şey istemiyor" diyen kim?

Başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan.

*

"Pkk terör örgütü değildir, kendi topraklarında politik harekettir" diyen kim?

Akp milletvekili Orhan Miroğlu.

*

"Yolda gördüğüm çobanla konuştum, çözüm süreci sayesinde hayvanlarının yüzünün güldüğünü söyledi, çözüm sürecini hayvanlar bile anlamış ama bazı insanlar anlamıyor" diyen kim?

Akp milletvekili Ahmet Gündoğdu.

*

"Öcalan nadir insanlardan birisi, çok prestijli, karizmatik, gerçekten bir rehber ve lider" diyen kim?

Akp’nin akili Etyen Mahçupyan.

*

"Bakın ben garanti veriyorum, ülke bölünmeyecek, bölünme olduğu zaman gelin benim yakama yapışın" diyen kim?

Akp’nin akili Can Paker.

*

"Ulus devlet bizim başımızda Allah’ın belasıdır, Türk üst kimliği bölücüdür, Öcalan’ın eli rahatlatılmalı" diyen kim?

Akp’nin akili Baskın Oran.

*

Murat Karayılan’ın basın toplantısını Kandil’den canlı yayınlayan kim?

Akp’nin Anadolu Ajansı.

*

Kandil’de Murat Karayılan’ın yanına sırayla oturarak, sırıta sırıta hatıra fotoğrafı çektiren, Murat Karayılan hakkında "çatık kaşlı olacağını düşünmüştüm, halbuki sohbet boyunca gülümsüyor, kariyer hırsı yok, bir lokma bir hırka, saygılı, kültürlü, bilimsel konuşuyor" diye döktüren kim?

Akp medyası.

*

"Barutun kokusu düştü burnuma / dört bir yana istiyorum dibinden patlatayım / adamlar gibi dağlara düşeyim / tutmak istiyorum Kürdistanımı / ya ölüm ya kurtuluş / uyanın uykudan çabuk, artık savaş zamanıdır" şeklinde hümanist (!) şarkılar söyleyen Şivan Perver’e barış güvercini muamelesi yapan kim?

Akp hükümeti.

*

Pkk’yı tanık, TSK’yı sanık yapan kim?

İsmet İnönü hükümeti mi?

*

Pkk’nın evsahibi Barzani’yi onur konuğu yapıp, Türkiye seninle gurur duyuyor diye tezahürat yapan kim?

Akp kongresi.

*

Bugün "hayır" diyenler, o günlerde de "hayır" diyerek, Allah aşkına yapmayın, memlekete yazık etmeyin diye yalvarırken…

"Ulus devlet ayrıştırıcıdır, ulusçulukla hesaplaşma zamanı geldi, bana serok Ahmet diyorlar, Kobani’ye selam ediyorum, Kobani’deki kardeşlerimin alnından öpüyorum" diyen kim?

Akp’nin başbakanı Ahmet Kiziroğlu.

*

Hal böyleyken…

Ne diyor şimdi Binali Yıldırım?

"Pkk hayır dediği için, bölücülere karşı biz evet diyoruz" diyor.

*

Şöyle de diyebilirdi aslında…

"Pkk’ya evet dediğimizi iddia edenler şerefsizdir" filan.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PYD 1 yıldır ABD’nin antitank füzelerini kullanıyor


PYD 1 yıldır ABD’nin antitank füzelerini kullanıyor

PYD/YPG güçlerinin, son 1 yıldır ABD yapımı FGM-148 Javelin antitank füzesini kullandıkları ortaya çıktı

Suriye’de PYD/YPG güçleri, ABD üretimi FGM-148 Javelin antitank füzesi kullanırken görüntülendi. Bu görüntü, “ABD zırhlı araçların ardından YPG’ye son teknoloji ürünü füzeleri de verdi” yorumlarına yol açtı. ABD’nin YPG güçlerine Javelin füzesi desteğinin 1 yıllık geçmişi olduğu ortaya çıktı. YPG’li teröristler Şubat 2016’da Suriye’nin Haseke kentinde Javelin füzesi kullanırken görüntülenmiş, ancak ABD yönetimi kamuoyuna yansıyan iddiayı net bir dille yalanlamıştı. ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Yüzbaşı Jeff Davis, 24 Şubat 2016’da düzenlediği basın toplantısında, “Orada YPG ya da şu andaki misyonumuzun parçası olan diğer güçlere Javelin füzeleri vermedik” demişti.

Bölgedeki kaynaklar ise Pentagon’un bu açıklamasına karşın YPG güçlerinin 1 yılı aşkın süredir Javelin füzelerini kullanmakta olduğunu belirtti. Suriye’de hedef olan Türk tanklarının vurulmasında ise Javelin füzesinin kullanılmadığı dile getirildi.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PKK’nın şok Türkiye planı ! /// 9 örgütle birlikte…


PKK’nın şok Türkiye planı! 9 örgütle birlikte…

Terör örgütü PKK rahat durmuyor. İstihbarat birimleri PKK’nın yeni bir hareketlenme içinde olduğu uyarısında bulundu. Türkiye’ye karşı 9 örgütü birleştiren PKK yaz aylarında harekete geçecek.

İstihbarat birimleri PKK’nın yeni bir hareketlenme içinde olduğunu ve teröristlerin üzerinden ‘güvercinler havalansın’ diye notlar çıktığını belirtti.

Terör örgütü PKK, 2017 yılı itibarıyla aldığı kararlar neticesinde Türkiye’ye girişte Türkiye – İran sınırını aktif şekilde kullanma kararını aldı. İstihbarat birimlerinin PKK’nın yeni stratejisi konusunda raporlarını Milliyet gazetesi yazarı Tolga Şardan bugün köşesinde paylaştı. İşte o yazı:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayının ardından yasa metninin Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla 60 günlük referandum takvimi başlayacak. Hükümetin, OHAL devam ederken gerçekleşecek referandum için yoğun güvenlik önlemleri alacağı aşikâr.

PKK YAZ DÖNEMİ İÇİN HAZIRLIK YAPIYOR

Bu süreçte, hendek ve çukur eylemleri sürecinden istediği sonucu almak bir yana, özellikle Doğu ve Güneydoğu’daki halk desteğini yitirdiği bilinen PKK, her yıl olduğu gibi bu bahar ve yaz dönemiyle ilgili hazırlık yapıyor. Burada bir parantez açayım.

ELEMAN BİLGİSİ EKSİK İTİRAFI

Geçtiğimiz günlerde Ankara’daki güvenlik bürokrasisinin önemli bir ismiyle görüşme imkanım oldu. Bu görüşmede, son dönemde kamuoyunda tartışılan istihbarat eksikliği konusunu da konuştuk. Özellikle örgüt içinden “yardımcı istihbarat elemanları” üzerinden gelen “eleman bilgisi” eksikliğine dikkat çeken yetkili, özeleştiri yapmaktan kaçınmadı.

SON DÖNEMDE ÖNEMLİ BİLGİLER GELDİ

“Eleman bilgisini çok önemli görüyorum ve bu konuda hareketlenme sağlanması için talimat verdim” diyen yetkili, “son dönemde PKK konusunda Güneydoğu’daki istihbarat birimlerimize önemli eleman bilgileri gelmeye başladı. Bu iyiye işaret” dedi. Bu çerçevede, referandum sürecinin de bir parçası olduğu bahar – yaz dönemi için istihbarat birimleri, PKK’ya yönelik çalışmalarını yoğunlaştırdı.

KANDİL’DE BİR TOPLANTI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

Çalışmalar sonrasında geri kalan dönemi istediği biçimde yürütemeyen PKK’nın üst yönetimi geçen ay Kandil’de bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıda, örgütün önümüzdeki bahar ve yaz ayları için bazı stratejik kararlar aldığı, bu kararları uygulamaya koymayı planladığı günışığına çıktı. PKK yönetimi, bir yandan siyasi süreci analiz ederken, diğer yandan da bu süreçte uygulamak istediği eylemselliği planlıyor.

Örgütün siyasi analizlerinde önemli tespitler var. Ancak, referandum sürecinde kamuoyunun farklı değerlendirme yapmasını önlemek amacıyla, elde edilen bu analizlerin “şimdilik” kaydıyla açıklanmamasında fayda var.

İSTHBARAT BİRİMLERİNİN RAPORLARINDA YER ALDI

İstihbarat birimleri, bahar ve yaz aylarında uygulamaya konulmak amacıyla PKK’nın yeni hareket tarzıyla ilgili şu bilgileri tespit edip raporlaştırıyor: Yakalanan bazı örgüt üyelerinin üzerinden “güvercinler havalansın” şeklinde notlar çıkıyor. Bu notlar, örgüt yönetiminden alt kadrolara eylemsellik mesajı taşıyor.

DAHA SAKİN YAŞAM BÖLGELERİNE YÖNLENECEKLER

Bahar ve yaz aylarında çoğunlukla -Kayseri’de olduğu gibi- daha sakin yaşam bölgelerine yönelik eylemler planlanıyor. Güneydoğu’da geçmişe göre daha sakin güvenli bir ortam sergilenecek.

9 ÖRGÜT BİR ARAYA GELDİ

Batı ve Karadeniz bölgeleri başta olmak üzere Türkiye’deki eylemleri, “birleşik cephe” olarak adlandırılan Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) üstlenecek. Bilindiği gibi, Şubat 2016’da Suriye’nin Lazkiye kentinde PKK’nın teklifiyle bir araya gelen TKP/ML, MLKP, Devrimci Komünistler Partisi (DKP), TKEP/Leninist, Maoist Komünist Parti (MKP), TİKB, Devrimci Karargah, THKP-C/MLSBP’den oluşan 9 yasadışı örgüt HBDH çatısı altında biraraya geldi.

EYLEM YAPACAKLAR KİMLER OLACAK?

Daha önceden şehirlere gönderilen elemanlar bu süreçte eyleme yönlendirilebilir. Şehirlere gönderilen 2-3 kişilik gruplar, “evli”, “kadın/erkek” ve “aile” görüntüsü altında faaliyetlerini yürütecekler.

SABIKASI TEMİZ OLANLAR SEÇİLECEK

15 Şubat’tan sonra Avrupa’daki genç kitleler düzenli şekilde hareket edecek. PKK’nın gençlik yapılanmalarının, Türk misyonlarına yönelik eylem kararı alabileceği ifade ediliyor.

Eylemler için “sabıkası olmayan” ya da “sahte kimlikli” örgüt elemanları görevlendirildi. Bir süredir yakalanan örgüt elemanlarının büyük bölümünün sabıka kaydı çıkmaması dikkat çekici.

Başka önemli nokta, örgüt kadrolarının Türkiye’ye aktarımı konusu. PKK yönetimi; aldığı kararla, 2017 yılı itibarıyla örgüt kadroları, kuvvet aktarmada Türkiye – İran sınırını aktif şekilde kullanacak.

SURİYE’DEN GELEN PKK’LILAR

Suriye’deki kadrolardan Türkiye’ye eleman aktarımları var. Bu grupların öncelikle Diyarbakır kırsalına yöneldikleri belirlendi. Bahar ve yaz döneminde eylemler yapılması için hazırlık yapılıyor. Bu örgüt üyelerinin, şehir çatışmalarında eğitimli oldukları ifade ediliyor. Baharda Diyarbakır’ın mahallelerinde eylemler yaşanabilir.

PKK’NIN TEHDİT SÜRECİ BAŞLADI

Şu anda bölgedeki belediyelerin örgüt kadrolarına sahip çıkamaması, kayyum atanan belediyelerdeki çalışanlara yönelik “iş bırakın” talimatlarının karşılık bulmaması, PKK’nın tehdit sürecini başlatıyor.

Bölge halkı PKK’yı istemiyor. Örgüt, durumu tersine çevirmeyi başaramazken, ibre devletten yana dönüyor. Halk, hendek ve çukur olaylarından sonra çatışmasızlık ortamından yana.

Görüldüğü gibi; bahar ve yaz ayları, hem siyaseten, hem de terörle mücadele açısından Türkiye için fazlasıyla önemli.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// İstihbarat raporu açıklandı : İşte Kandil gerçeği


İstihbarat raporu açıklandı : İşte Kandil gerçeği

Gençleri böyle sömürüyorlar. PKK’lı kadın teröristlerin ifadelerinden yola çıkılarak hazırlanan istihbarat raporunda örgütün kadınlara yönelik baskı, tehdit ve tecavüz dolu korkunç olaylarına yer verildi.

İşte kandırılan kürt gençlerin sonu. PKK’lı Yasemin Kadın Sitesi teröristlerden 10 yılda 571’i teslim oldu, 8 bin 661’i yakalandı. İstihbarat raporuna göre bölgenin kandırılarak dağa çıkarılan genç kızları Kandil’de seks kölesi gibi kullanıldı, tecavüze ve işkenceye maruz kaldı. Sesini çıkaran kadınlar ‘ajan’ olduğu bahane edilerek infaz edildi. Bazı kadınlar yaşadıklarına dayanamayıp intihar etti. Örgüt içinde tecavüze uğradığı duyulan ya da buna karşı çıkan bazı kadın teröristlerin ise öldürülüp cesetlerinin, operasyonların yapıldığı bölgelere bırakılarak güvenlik güçlerinin operasyonunda öldürülmüş gibi gösterildi. İşte tanık itirafçıların anlattıkları;

K.S. (32): 17 yaşındaki uzun boylu, sarışın Dilan ve 18 yaşındaki sarışın, yeşil gözlü Ağıt gibi 28 kadınla birlikte 2002-2003 arasında Cemal kod adlı Murat Karayılan’ın korumalığını yaptım. İstanbullu olan Dilan, 2002’de Karayılan’ın kendisine tecavüz etmesi nedeniyle el bombasıyla intihar etti. Karayılan’ın korkusundan kimse sesini çıkaramadı.

B. kod adlı S.K: Dilber adlı arkadaşa, Cuma kod adlı Cemil Bayık’ın tecavüz ettiği ortaya çıkmıştı. Bayık’ın emriyle infaz edildi. Örgüt yöneticilerinden Ali Haydar Kaytan’ın eşi Cemile Kaytan başka bir kampta hamile kalmıştı. 8 aylık çocuğu aldırılıp sobaya atılarak yakıldı. Örgütün ilk kadın mensuplarından olan Saime Aşkın, örgütteki terörist başlarının kadınlarla olan ilişkilerini eleştirmesi üzerine Kandil’de kendi eliyle kazdırıldığı mezarda kurşuna dizildi. Dr. Jiyan kod adlı Lamia Baski, uğradığı cinsel tacizler yüzünden Avrupa’daki ailesinin yanına dönmek isteyince Cemil Bayık tarafından ‘ajan’ ilan edilerek aylarca işkence gördü. Sonra kafasına sıkılan tek kurşunla öldürüldü.

Z. kod adlı B.Y.(24): Mağaranın sorumlusu beni herkesin gözü önünde taciz etti. Tepki gösterince hakkımda ‘ajan’ olabilir dedikodusu yaymaya başladı. İlk fırsatta kaçıp teslim oldum.

B. kod adlı F.G.(32): Silahlı iki kişi ağzımı kapatıp beni dağa kaçırdı. Mağarada 2 ay boyunca tecavüz ettiler. Kaçtım, teslim oldum.

Y. kod adlı H. K.(25): Bir köylümüz, PKK’nın Avrupa’da eğitim verdiğini istersem göndereceğini söyleyince örgüte katılmaya karar verdim. Kandil’de kaldığım sürede tecavüze uğrayan ve hamile kalan Suriyeli iki kadın gözümün önünde kurşuna dizildi. Halen Diyarbakır’da tutuklu K.C.’nin tecavüz ettiği Asmin Evin kod adlı Selma D. durum ortaya çıkınca infaz edilme korkusuyla kendi silahıyla intihar etti. PKK, kadın teröristi çatışmada ölmüş gibi açıkladı.

Bu kare PKK’lı Duran Kalkan’ın örgütün kandırdığı kızları nasıl kullandığını anlatıyor.

Ç. Kod adlı Ö.K.: "Bir gecede 3 ayrı kişi tecavüz etmeye kalkıştı. Şikayet ettiğim üst düzey kadın yönetici, "Hangimiz burada temiziz ki sen temiz kalacaksın" deyince özgürlük adına çıktığım dağda meğer köle olduğumu fark ettim. Tecrit cezası aldım."

S. kod adlı S.A.: 19 yaşında katıldım. Uğradığım tecavüzü bizzat Kandil’e giderek üst yönetime anlattım. Yönetim, sessiz kalmakla, aksi halde infazla tehdit etti. Kelareş Kampı’nda hücreye kapatıldım. Kamp sorumlusu "Cudi" kod adlı Seyithan Yılmaz ve "Çektar" kod adlı Aziz Çelikbilek’in de dahil olduğu 12 örgüt mensubu bana tecavüz etti. Yılmaz’ı bıçaklayıp kaçtım."

Bölgenin genç kızlarını kandırarak dağa çıkaran kadın yöneticiler ise sefa sürüyor.

ÖLDÜRÜP KAHRAMAN İLAN ETTİLER

Seks kölesi gibi kullanıldıktan sonra infaz edilen bir kadın teröristin öyküsü ise tüm vahşeti anlatmaya yeter: Hakkari’den örgüte katılan Zozan Tolhindan kod adlı Rabia Kaya (26), aynı gruptaki Andok kod adlı Barış Tekçe ve Murat kod adlı Halim Akman’ın tecavüzüne uğradı. Olay Kandil’de duyulunca, aynı kişiler Kaya’yı Kadı Dağı Çeltik mevkiinde döverek öldürdü. Cesedini askerin havadan ve karadan operasyon yaptığı Armutlu mevkiine attı. Örgüt, Kaya’nın 11 Ekim 2011’de askerin hava operasyonunda öldüğünü duyurdu. Aile cesedi bir türlü bulamadı. Örgüt cesedi ‘kahraman’ diyerek kardeşine teslim etti.

Murat Karayılan’ın tecavüz ettiği Dilan isimli terörist el bombasıyla intihar etmiş…

HAMİLE ROJİN’İ NEHRE ATTILAR

G. kod adlı G.Ö(26): "Ağabeyim çatışmada ölünce diğer ağabeyimle birlikte örgüte katıldım. Mardinli Rojin, örgüt yöneticisi tarafından tecavüz edilip hamile bırakılmıştı. Canlı olarak Dicle Nehri’ne atarak öldürdüler. Bizi de aynısını yapmakla tehdit ettiler.

Ş. kod adlı A.G: YJA’nın sorumlusu, Dicle Andok kod adlı Malatyalı kadın, Botan kod adlı Nizamettin T., Ekrem kod adlı Hıdır S. ve Türkmervan kod adlı üst yöneticilerin tecavüzüne uğruyordu. Örgütte kadınlara en çok düşkün olan Murat Karayılan ve Cemil Bayık’tır. Karayılan’ın korumalarından H. kod adlı kadın, sürekli ilişkiye zorlandığı için kaçarak sınırda teslim oldu.

Halen Diyarbakır’da tutuklu K.C.’nin tecavüz ettiği Asmin Evin kendi silahıyla intihar etti.Zozan Tolhindan, Barış Tekçe ve Halim Akman’ın tecavüzüne uğrayıp öldürüldü.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Alman istihbaratı : PKK bize göre…


Alman istihbaratı : PKK bize göre…

Terör örgütlerini yönlendiren ve açık bir şekilde destekleyen Avrupa’nın iki yüzlü tavrı dikkati çekmeye devam ediyor. Bunun bir örneği daha Alman iç istihbarat servisi Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı Maassen’in açıklamasında görülüyor. Maassen, terör örgütü PKK’nın Almanya ve Avrupa tarafından terör örgütü olarak görüldüğünü öne sürerken, bu konudaki yaklaşımlarında bir değişiklik olmadığını iddia etti.

Alman iç istihbarat servisi Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) Başkanı Hans-Georg Maassen, "PKK, Avrupa’da ve Almanya’da bir terör örgütü muamelesi görmektedir. Şu anda bunun değişmesini, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirecek bir emare yok" dedi.

Maassen, Yabancı Gazeteciler Cemiyeti (VAP) üyeleriyle bir araya geldiği etkinlikte, gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Türkiye’deki Çözüm Süreci döneminde bölücü terör örgütü PKK’nın Almanya’da dikkat çeken eylemlerde bulunmadığını, ancak para toplamaya devam ettiğini belirten Maassen, örgütün bu dönemde iç güvenlik açısından ciddi bir tehdit oluşturmadığını kaydetti.

Son dönemde ise Türkiye’deki gelişmelerin Almanya’ya yansıdığına işaret eden Maassen, "Türkiye’de Türk devleti ile PKK arasındaki çatışmanın Almanya’daki güvenlik durumuna da gayet tabii ki etkileri oluyor. PKK’lılar ile Türk vatandaşları arasında ihtilaflara defalarca tanık oluyoruz." dedi.

BfV Başkanı, PKK’nın Avrupa ve Almanya’da terör örgütü olarak sınıflandırıldığını hatırlatarak, "PKK, Avrupa’da ve Almanya’da bir terör örgütü muamelesi görmektedir. Şu anda bunun değişmesini, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirecek bir emare yok" ifadelerini kullandı.

Almanya’daki FETÖ yapılanması

Almanya’daki FETÖ yapılanması ve bunun Alman iç istihbarat servisi tarafından izlenip izlenmediği yönündeki bir soruya ise Maassen, “Almanya’da gözlem altında değiller. Çünkü gözlem altına alınması için yeterli dayanak noktalarına sahip değiliz" yanıtını verdi.

Alman basınında çıkan, Türk istihbaratının Almanya’daki Türk toplumu üzerinde etkide bulunmaya dönük faaliyetlerde bulunduğu iddialarıyla ilgili bir soru üzerine de Maassen, “Almanya’da Alman çıkarlarına karşı istihbarat faaliyeti niteliğinde operasyonların yürütülmesini kabul edemeyiz. Bu nedenle Türkiye gibi NATO ortağımız söz konusu olursa da buna karşı çıkıyoruz." diye konuştu.

Berlin saldırısına zafiyet mi yol açtı?

Berlin’de Noel pazarını hedef alan ve 12 kişinin ölümüne yol açan saldırıyla ilgili soruları yanıtlayan Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı, Almanya’nın terör örgütü DAEŞ’in hedefinde olduğunun bilincinde olduklarını söyledi.

Geçen yıl Avrupa’nın 15, Almanya’nın da 5 terör saldırısına hedef olduğunu anlatan Maassen, Avrupa’nın Almanya dahil yeni terör saldırılarına hedef olabileceği uyarısında bulundu.

Hans-Georg Maassen, eskisi gibi yurtdışından gelen bir ekibin terör saldırısı düzenlediği dönemlerin geride kaldığını çok daha karmaşık senaryolarla karşı karşıya olunduğunu söyledi. BfV Başkanı, “Bu süreç halen bitmiş değil. Avrupa’da, Almanya dahil, yeni saldırıların düzenlenebileceğinden yola çıkmalıyız" dedi.

Berlin saldırısı şüphelisi Anis Amri’nin Alman istihbarat ve güvenlik güçlerinin tarafından bilinmesine rağmen saldırının önlenememesi konusundaki eleştirilerini yanıtlayan Maassen, şunları söyledi:

"Almanya’da bin 200’den fazla kişi potansiyel terörist olarak değerlendiriliyor. Alman Federal Emniyet Teşkilatı’na göre bunlar arasında yer alan 584 kişi terör eylemi gerçekleştirmesi muhtemel kişi olarak sınıflandırılıyor. Anis Amri de bu kişiler arasında. Ama bu sınıflandırma ilgili kişinin tutuklanabileceği anlamına gelmiyor. Almanya’da ve Avrupa’da bir kişinin tutuklanıp yargılanabilmesi için bir suçun işlenmesi gerekiyor."

Maassen, Rusya’nın ABD seçimlerine müdahale ettiği iddiaları hatırlatılarak, “Benzer bir müdahale bu yıl genel seçimlerin yapılacağı Almanya’da da yaşanabilir mi?" sorusunun yöneltilmesi üzerine, seçimleri etkilemeye dönük siber saldırılar olabileceğini, bu konuda gerekli önlemleri almakta olduklarını, ayrıca siyasiler ve kamuoyunda tehlikeler konusunda farkındalık oluşturmaya çalıştıklarını kaydetti.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PKK içindeki devlete ait istihbarat ajanlarının listesini Kandil’e veren FETÖ’n ün imamı gözaltında


FETÖ’nün eğitim imamı olan C.B., devlete ait istihbarat ve emniyet ajanlarının listesini Kandil’e verdiği haberinin ardından savcılık tarafından gözaltına alındı.

FETÖ’nün; PKK içindeki devlete ait istihbarat ve emniyet ajanlarının listesini Kandil’e verdiği ve daha sonrasında bu kişilerin infaz edildiği haberinin ardından savcılık harekete geçti. FETÖ’nün eğitim imamı olduğu ve Metina’daki görüşmeye katıldığı öne sürülen C.B. Bursa polisinin operasyonuyla gözaltına alındı. Bursa merkezli 7 ildeki operasyonda toplam 27 kişi gözaltında bulunuyor.Bursa Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından FETÖ/PDY soruşturması kapsamında bünyesinde 8 adet özel eğitim kurumu bulunduran Lotus 16 Eğitim İşletmesine operasyon düzenlendi. 7 ayrı ilde 47 farklı adrese eş zamanlı yapılan operasyonda 27 kişi gözaltına alındı.

METİNA’YA GİDEN GRUPTA YER ALIYORDU

Alınan bilgiye göre, FETÖ’nün eğitim imamı olan ve Metina’ya giden grupta yer aldığı iddia edilen C.B. İstanbul’da gözaltına alınırken, 4 kişinin de Bylock kullanıcısı olduğu tespit edildi.C.B.’nin 2014 yılında Kuzey Irak İmamı T.B. ve cemaatin yöneticilerinden D.E. ile birlikte Metina’da Murat Karayılan ve Fehman Hüseyin ile buluştuğu iddia edildi. Kirli pazarlıkta emniyet ve MİT’in PKK içindeki haber kaynaklarının isim listesinin PKK yöneticilerine verildiği öne sürüldü.

ÖĞRENCİLERE GÜLEN’İN KONUŞMASI İZLETİLMİŞ

Ayrıca yapılan operasyonlarda gözaltına alınan A.K.’nin soruşturma kapsamındaki eğitim kurumunda sinevizyon ile öğrencilere Fetullah Gülen’in 17-25 Aralık ile ilgili yaptığı konuşmasını izlettiği ortaya çıktı.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : Bölücü terörle mücadele ve yeni senaryolar


PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// VİDEO : Murat Yetkin – Son saldırıda istihbarat zaafı yok, uygulamada sorun var !


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=EqWofxmROxk&feature=youtu.be

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PKK TERÖR ÖRGÜTÜ SEMPATİZANI 1,088 ADET TWİTTER HESABINI PAYLAŞIYORUZ /// LÜTFEN SİZLER DE BİLDİKLERİNİZİ İLETİN


BİLGİ İÇİN :

· ANKARA VE İSTANBUL CUMHURİYET BAŞ SAVCILIĞI

· ANKARA TEM ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ

· EGM İSTİHBARAT DAİRESİ BAŞKANLIĞI

· EGM TEM DAİRESİ BAŞKANLIĞI

· EGM, İSTANBUL VE ANKARA SİBER SUÇLAR ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ

Değerli Yurtseverler;

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU olarak bildiğiniz gibi yıllardır PKK ve diğer terör örgütleri ve onlara destek veren yabancı istihbarat servisleri ile mücadele içindeyiz. Bize bu faaliyetlerimizde destek olan başta ÖZEL BÜRO EKİBİ olmak üzere tüm yurtseverlerimize teşekkür ederiz. Tüm yurtseverlerimizden bu kutlu mücadelemizde yanımızda olmalarını ve bilgi ve ihbarları ile bizlere yardımcı olmalarını rica ediyoruz. Yeryüzünde tek bir PKK’lı ve ülkemizde faaliyet gösteren diğer örgüt mensuplarından tek bir şerefsiz kalmayana dek bu savaşımız devam edecektir. Bizim yolumuzu aziz Şehitlerimiz aydınlatıyor. Mekanları Cennet, toprakları bol olsun.

Son zamanlarda gerek örgüt mensupları gerekse sempatizanları ÇÖZÜM SÜRECİ içinde kendilerine gösterilen hoş görü havasını suistimal ederek özellikle sosyal medya üzerinde yasa dışı içerik paylaşmaya başladılar. Tabi bu durum sizlerin olduğu kadar bizlerin de gözünden kaçmadı ve ilgili hesapları takip ettik. Takip ettikçe gördük ki bizim ilk tespitlerimize göre 25-30 kişi dışında da oldukça fazla sayıda şahıs örgüt propagandası ve yasa dışı içerik paylaşıyor.

Ekip arkadaşlarımız aşağıda dikkatinize sunduğumuz 1,088 adet hesaba tek tek girerek kontrollerini yaptılar ve ÖRGÜT PROPAGANDASI ve yasa dışı içerik paylaştıklarını bizzat gördüler. Excel tablosu olarak hesap sahiplerinin bilgilerini paylaşıyoruz. Eğer sizler de bu tür hesaplar görür, duyarsanız lütfen gecikmeden bize iletin, biz de kelepçeyi vuralım.

Aşağıdaki liste excel dosyası olarak ta ek’te bulunuyor. İndiremediyseniz buradan indirebilirsiniz.

Saygılarımızla,

Erkut ERSOY

İstihbarat Uzmanı & Grup Sözcüsü

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

PKK TWITTER HESAPLARI ÇALIŞMASI.xls

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN YURT DIŞINDAKİ TERÖR BÜROLARI LİSTESİ EK’TEDİR.


PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN YURT DIŞINDAKİ TERÖR BÜROLARI LİSTESİ EK’TEDİR.

LİSTE ŞU ANDA REVİZE EDİLİYOR, İŞLEM BİTTİĞİNDE SON HALİ TEKRAR PAYLAŞILACAKTIR.

LÜTFEN SİZLER DE BİLGİNİZ DAHİLİNDE OLAN YURT DIŞI İRTİBAT ADRESLERİNİ TARAFIMIZA GÖNDERİN. BİZLER DE GEREKLİ MUAMELEYİ YAPALIM.

TEŞEKKÜRLER.

EK’TEKİ EXCEL TABLOSUNU İNDİREMEDİYSENİZ BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

PKK’lılar yurtdışı kamplarını anlattı

Terör örgütü PKK’da 12 yıl kaldıktan sonra güvenlik güçlerine teslim örgüt üyesi C.Ö, TCK’nın etkin pişmanlık maddesinden yararlanarak serbest bırakıldı.

Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen karar duruşmasında, son savunmasını yapan tutuklu sanık C.Ö, terör örgütünün yurt dışındaki kampları hakkında çarpıcı ifadelerde bulundu.

TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’NIN YURT DIŞINDAKİ KAMPLARI

Duruşmada, savunma yapan sanık C.Ö, 1996 yılında Türkiye’den kaçak yollarla gittiği Almanya’da terör örgütü PKK’ya katıldığını söyledi.

Sanık C.Ö, Almanya’da sığınma talebinde bulunduğunu ve gönderildiği mülteci kampında kendisine terör örgütü PKK’nın propagandasının yapıldığını ve örgüt üyelerinin yer aldığı video kasetlerinin izletildiğini belirtti.

Yapılan propagandalardan etkilenerek Almanya’da terör örgütüne katılmaya karar verdiğini kaydeden C.Ö, şunları söyledi:

“Belçika’daki PKK kamplarına katılmaya karar verdim. Brüksel’e yakın bir yerleşim yerindeki çiftlikte örgütün kampı vardı, burada 45 gün siyasi eğitim aldım. Buradaki siyasi eğitimden sonra Hollanda’nın Amsterdam şehrine gelerek buradaki kampta katıldım. Burada örgüt tarafından kiralanmış bir binada örgüte ait dernek vardı ve eğitim veriliyordu. 2 ay kaldıktan sonra Yunanistan’ın başkenti Atina’ya geçtim. Burada da örgüte ait bürolar ve dernek merkezleri vardı. Burada da 2 ay eğitim gördükten sonra İran’a geçtim. Tahran’da bir süre kaldıktan sonra Urumiye şehrine geçtim. Urumiye’de örgüte ait bir çiftlik vardı, burada da 1 ay eğitim gördüm. İran’dan Irak’ın kuzeyindeki Zagros kampına geçtim. Burada bana ‘Zafer’ kod adı verildi. Örgütün Hinere, Hakurk ve Zap kamplarında kaldım.”

“AİLEME VE ÜLKEME GERİ DÖNMEYE KARAR VERDİM”

Sol ayağındaki rahatsızlık nedeniyle askeri eğitim almadığını ancak örgütün buna rağmen kendisine silah verdiğini ifade eden C.Ö, “Bana verilen silahın temizliğini dahi yapamıyordum. Bu nedenle bana ceza verildi. Bana verilen cezadan sonra yaptığım yanlışlığın farkına vardım. Aileme ve ülkeme geri dönmeye karar verdim. Tedavi için Irak’ın kuzeyindeki Dohuk kentine geldiğimde buradan kaçarak IKDP güçlerine sığındım. Onlar da beni Habur Gümrük Kapısı’ndan Türk güvenlik güçlerine teslim etti” dedi.

SERBEST KALDI

İddia makamı, hakkında terör örgütü üyesi olmak suçundan dava açılan sanığın, örgütün faaliyetleri çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden kendiliğinden örgütten ayrılarak güvenlik güçlerine teslim olduğunu belirterek, etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasını talep etti.

Mahkeme heyeti verdiği kısa bir aranın ardından sanık C.Ö’nün TCK’nın “etkin pişmanlık” hükmünü içeren 221. maddesi uyarınca tahliyesine karar verdi.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : 30 YILLIK PKK YALANI/’MEKAPLILAR’ DEVLETİN BAŞINA NASIL BELA OLDU ???


KAYNAK : https://kemalkaplan.blogspot.com.tr/2012/06/mekaplilar-devletin-basina-nasil-bela.html

1984 yılında ilk eylemini yaptığında bir grup eşkıya diye küçümsenen PKK, aradan geçen 28 yıl içinde öyle bir noktaya geldi ki; siyasi bir güç olarak TBMM’de temsil edilir oldu. Elebaşı yakalanmış olmasına ve 13 yıldır tecritte olmasına rağmen, örgütü cezaevinden yönetti. Sonunda devlet, silah bırakması için bizzat örgütle görüştü. Olmadı, olmadı… 28 yıldır milyarlarca dolar terörle mücadeleye ayrıldı. Olmadı. 30 bine yakın sivil-askerin kanı örgütün eline bulaştı. Peki terör neden bitmiyor? PKK nasıl bu kadar büyüdü ve güçlendi? Örgüt neden yok edilmiyor? 90’lı yıllarda Bekaa’ya girilmesi tartışılırken, bugün Kandil dümdüz edilsin deniyor. Ancak sınırlarımız içindeki PKK unsuru bile yok edilmiyor. NEDEN?

Nedenler muhtelif ve dönem dönem değişiyor. 90’larda PKK’nın yok edilmeme sebebi farklıyken, 2012 yılına gelindiğinde sebepler farklılık gösteriyor.

Evet, yanlış duymadınız; PKK birtakım siyasi, askeri ve ekonomik nedenlerden ötürü yok edilmiyor.
Genelkurmay Başkanı Özel, PKK’nın son Dağlıca baskınından sonra, Kandil’e girebileceklerini, fakat Türk halkının bedel ödemeye hazır olması gerektiğini söyledi. 30 yıldır bedel ödeyen başka bir millet var mı?..

PKK’nın Türkiye Cumhuriyeti Devleti nezdindeki yerini ve konumunu daha iyi anlamak için başbakanın konuşmalarındaki satır aralarına dikkat etmek gerekiyor. 9 Eylül 2012 tarihinde Tayyip Erdoğan partisinin il başkanları toplantısında Murat karayılan’a hitaben şöyle konuşuyor: “Bugün yine terörist başlarından bir tanesi yine tehdit sallıyor, ‘AK Partili milletvekilleri bölgeye giremeyebilirler’ AK Parti’nin yöneticileri de milletvekilleri de bu tür kuru tehditlere evvelallah pabuç bırakmayacak ve yola öyle devam edeceklerdir. Yalnız ben şunu hatırlatayım, bu yaptıklarınız hayra alamet değil. Biz şu anda Eyüp sabrındayız. Bir yere kadar sabrederiz ondan sonra şapkaları farklı olarak değişmeye de başlarız. Bunu da çok açık net şekilde söylüyorum.

Bu sözler; ülkesinde 30 yıldır, 30 binden fazla insanı katleden bir terör örgütü için, o ülke başbakanın sarf ettiği sözler.

En başa dönelim…

APOCULAR’DAN PKK’YA…

1976’da Ankara’da küçük bir gruplaşma halindeyken 1978 yılından itibaren Hilvan-Siverek civarında kimi aşiretlerle kendisi dışındaki solcuları ve Kürtleri hedef alan eylemlerle sesini duyurdu. O dönemde Apocular olarak bilinen ve Siverek’teki Bucak aşiretine karşı silahlı eylemlerde, militanların ayaklarına giydiği ayakkabılar nedeniyle “Mekaplılar” diye adlandırılan terörist grup, 17 Kasım 1979’da PKK ismiyle partileşti(!).

12 Eylül döneminde açılan davanın iddianamesinde 12 Eylül 1980’e kadar 213’ü sivil 243 kişiyi öldürdüğü belirtilen PKK örgütü, bu dönemde yakalanmayan kadrolarını Filistin, Lübnan ve Suriye’ye çeken ve daha sonra Kuzey Irak’ta üslenen PKK, ilk büyük eylemini 15 Şubat 1984’de yaptı: Siirt’in Eruh ve Hakkari’nin Şemdinli ilçesini basan teröristler, karakollara ve askeri lojmanlara saldırdılar. Her iki ilçeyi bir süre kontrol altında tutan örgüt militanları, ilçe meydanından ve cami minaresinden bir süre propaganda yaptı ve daha sonra da Kuzey Irak’a döndükleri bildirildi. Sadece Eruh’ta 1 askerin şehit düştüğü olay, ölü sayısının az olmasına da bakılarak ilk anda çok önemsenmedi. Son birkaç yıldır zaman zaman ve yer yer görülen vur-kaç eylemlerinden biri sanıldı. PKK sonraki her 15 Ağustos’u önceleri “ilk kurşun günü” sonra da “Diriliş Bayramı” olarak yeni eylemlerle kutlama kararı aldı.

ÖZAL’A BASKIN NEDEN HABER VERİLMİYOR?

ANAP hükümetinde Sağlık Bakanı olan Bülent Akarcalı, Turgut Özal’ın ölümüyle ilgili araştırma yapan DDK’na verdiği ifadede, PKK’nın 1984 yılındaki ilk eylemi olan Eruh baskınını, TSK’nın Turgut Özal’a 24 saat önce haber verdiğini açıkladı. Akarcalı bu durumun son derece düşündürücü olduğunu, bugünkü araştırmaların 1984 yılına kadar uzanması gerektiğini söylüyor. Akarcalı DDK’ya son derece önemli ve bir o kadar da dikkat çekici ayrıntılar anlatmış. Bir bölümü şöyle:

“93 yılında yaşanan Uğur Mumcu, Adnan Kahveci, Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın sıralı ölümlerindeki şüphelerin ortaya çıkarılması için 15 Ağustos 1984 tarihindeki Eruh katliamı ile araştırılmaya başlanması gerekir. 93’deki olayların olduğu dönemi yaşadığımız için çok daha global, kapsayıcı bir analiz yapma imkanına sahip olduğumuza inanıyorum. 1983 sonu büyük bir sürpriz ile Anavatan Partisi iktidara geliyor. 25 Mart 1984’te yerel seçimleri yapıyoruz. Belediyelerin tümü Doğu ve Güneydoğu hariç emekli veya muvazzaf subaylar tarafından yönetiliyordu. Yapılan belediye seçimlerinin büyük çoğunluğunu ANAP kazandı. Bütün adaylarımızı belki de ilk defa olarak mahalli insanlar Kürt’ü, Zaza’sı, Süryani’si, Türk’üm, Arap’ım diyenlerden belirledik. Bu insanlar belediye başkanı ve il genel meclis üyesi oldu. Turgut Bey bu kapsamda bir demokratikleşme hareketini başlattığını söyledi. Parti olarak da bütün çalışmalarımızı bu yönde yaptık. Tam o sırada büyük bir katliam ile karşı karşıya kaldık. Öyle ki, bir cumartesi akşam üstü katliam oluyor biz o sırada Meclis’teyiz. Çok iyi hatırlıyorum. Ben Turgut Bey’i gece saat 01.00’de makam arabasına binmesine eşlik ettim. Ertesi gün bizim o katliamdan haberimiz oldu. Düşünebiliyor musunuz? Silahlı Kuvvetler ülkenin Başbakan’ına katliamı 24 saat sonra bildirdi. Eruh katliamı telsiz ve telefon kayıtlarından ülkenin Başbakanı’na hangi saatte haber verildi, öğrenilsin. Gece 01.00’e kadar haber verilmediğini ben bire bir biliyorum. Bu katliam neden, nasıl olmuş, kimler tarafından yapılmış hiçbir şey bilmiyoruz ki. 93’te yaşanan olayların başlangıcı da bana göre Eruh’tur. Ortada bu işlerin tasarımını yapmış yerli yabancı bir yapılaşma var ise bu yapılaşma Eruh öncesi de vardı. Ortaya çıktı, geri çekildi, tekrar çıktı, geri çekildi. Kimse bu konuların temeline inmek istemiyor. Turgut Bey’in ölümü de bu konuların üzerine gidilerek araştırılmalı.”
Bu olaydan sonra Başbakan Turgut Özal, ya idrak edemedi veya yanlış bilgilendirildi. Çünkü yaptığı açıklamada, “5-10 eşkıya” tanımlaması yaparak o yıllarda PKK’yı küçümsüyordu. Belki de gereken tedbirler bu nedenle alınmamış olabilir. Ancak Özal sonraki yıllarda PKK’nın ölümcüllüğünü daha iyi anlayacaktı.

OHAL ÇIKMAZI

1990’lı yıllara gelindiğinde PKK artık; köy yakan, otobüs tarayan, askeri konvoylara saldıran, tarihte görülmemiş terör eylemleri gerçekleştirmeye başlamıştı. Olağanüstü Hal Bölgeleri oluşturulmuş, buralara OHAL valileri süper yetkilerle atanmıştı. OHAL de PKK’nın eylemlerini durdurmaya yetmiyordu. Peki nasıl olmuştu da PKK birkaç yılda, 5-10 eşkıyadan, kurtarılmış bölge ilan eden ağır silahları bulunan, mensuplarının sayısı bile bilinmeyen koca bir bela haline gelmişti.

Valilere terörle mücadele için milyonlarca dolar bütçe ayrılıyordu. Valilerin bu bütçeyi nasıl ve ne şekilde kullandığı ise muamma. Sonraki yıllarda birçok yolsuzluk iddiası ortaya atılmış, valiler suçlanmıştı. Silah alımlarındaki yolsuzluk iddiaları ise ayyuka çıkmıştı. Küçük bir karakol komutanı başçavuş bile puslu havadan yararlanır olmuş, kaçakçılara göz yumup haracını alarak, cebini doldurma yoluna gitmişti. Kaçakçılarla anlaşamayınca da, askerlerine saldırı emri vererek, sınır ihlali yapan kaçakçılarla çatışmaya girip onları yok ederek kahraman bile olmuşlardı. Birilerinin deyimiyle bölgede, “at izi it izine karışmıştı”

Terörü önlemek için alınan tedbirler sanki tam tersine terörü körüklemek için kullanılıyordu.
Bölgede, gerçekten ne yaşandığını kimse bilmiyordu. Sadece sızan bilgiler bir araya getirilerek, durum değerlendirmesi yapılamaya çalışılıyordu.
Bu arada;
Köy yakma ve cinayetlerin faillerinin PKK’lılar ve askeri otorite tarafından mı yapıldığı tartışmaları artarken, özel timin öldürdüğü terörist başına pirim alması da, bu tür olayların artmasına neden oluyordu.

Sonraki yıllarda bizzat bölgede görev yapanların itirafları da yenir yutulur cinsten değildi.
Silah ve uyuşturucu kaçakçılığını bizzat güvenlik güçleri tarafından yapıldığı, faili meçhullerin ve keyfi işkencelerin uygulandığı ve her türlü yasadışı işlerin bölgede güvenlik güçleri tarafından işlendiği iddialar arasındaydı.

Tüm bu kargaşa OHAL uygulamasını bir çıkmaza sürüklemesine rağmen, bölgede: 1978 yılında sıkıyönetim uygulanmaya başlamış, 1987 yılında ise şekil değiştirerek, OHAL kapsamına alınmıştı. AKP’nin iktidara gelmesiyle ilk icraatlarından biri OHAL’in kaldırılması olmuştu. Tarih 30 Kasım 2002. Bölge 23 yıl olağanüstü bir şekilde yönetildi. OHAL her 4 ayda bir olmak üzere toplam 43 kez uzatıldı.

23 yılda hangi unsurlar OHAL’den yararlanıp siyasi ve şahsi menfaatler elde ettiler araştırıldığında ortaya çıkacaktır. Bu süreçte hangi güçler palazlandı. Kimler yardım etti, dış bağlantılarıyla da araştırılması gerek. Ayrıca bölgedeki dış gelişmeler nasıldı. Suriye ile sürekli yaşanan su ve PKK krizi kimlerin ekmeğine yağ sürüyordu.

ÇOK BİLİNMEYENLİ DENKLEMİN TEK BİLİNENLİ CEVABI: 1993

1993 bazı şeyler için milat oldu. PKK ve Kürt sorununda kesin çözüm dile getirenler ve bunun için gerçekten, ama gerçekten çalışma içinde bulunanlar öldü veya öldürüldü.

Bunlardan ilk kurban ocak ayında öldürülecekti. Uğur Mumcu, bir süredir PKK’nın devlet bağlantısını araştırıyordu. Bunları açıklamak için, birkaç gün sonra TRT’de programa çıkacaktı. 24 Ocak 1993’te aracına bomba konularak suikast kurbanı oldu. 4 yıl sonra suikastı araştırmak için mecliste bir komisyon kuruldu. Komisyon raporunu ilk okuyanlardan biri olarak, her sayfasında başka bir fail gördüm. En sonunda da, alakasız bir şekilde İran menşeli Selam grubuna fatura çıkarıldı ve müebbet yediler.

Çok değil aradan 12 gün geçmişti (5 Şubat). ANAP’ın harika çocuğu Adnan Kahveci tartışmalı bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Kahveci, birçok siyasi otorite tarafından geleceğin ANAP lideri ve başbakan olarak değerlendiriliyordu. Cumhurbaşkanı tarafından verilen talimatla Kürt raporu hazırlamıştı. Ve çevresindekilere bu Kürt sorununu mutlaka çözeceğini söylüyordu.

Tesadüf mü bilinmez ama Adnan Kahveci’nin ölümünden 12 gün (17 Şubat) sonra da Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis uçak kazasında ölecekti. Yine şaibeli bir kaza… Yıllarca davası sürdü.

ABD’den bile inceleme ekibi geldi. Raporlarda uçağın düşmesinin sabotaj yüzünden olacağı iddia edildi. Eşref Bitlis, PKK sorunu için Talabani ve Barzani ile görüşüyor, cumhurbaşkanı Özal ile de sürekli irtibatlı haldeydi.

Türkiye ard arda yaşanan bu ölümlerle sarsılırken, PKK’da boş durmuyor şiddetin dozunu arttırıyordu. Yıl sonuna kadar yaşanacak olaylar, 1993’ü tarihe kara yıl olarak geçirecekti.

Eşref Bitlis’in ölümünden tam 2 ay sonra (17 Nisan) bu defa Kürt meselesinin çözümü için devletin birçok kurumunu harekete geçiren cumhurbaşkanı Turgut Özal, kalp krizinden hayatını kaybedecekti.

Bir kâbus ülkenin üzerine çökmüş ve Kürt sorununu çözmeye yönelik adım atan herkesi yutuyordu. 2012 yılında DDK yaptığı inceleme ve araştırmalar neticesinde Özal’ın öldürülme ihtimalinin büyük olduğu yönünde bilgiler içeren rapor hazırladı.

Ancak olaylar bununla da bitmedi. Tartışmaları bugüne kadar devam eden, Madımak Oteli’nin yakılması, terhis edilen 33 erin şehit edilmesi, Başbağlar katliamı, gibi birçok olay 1993 yılında gerçekleştirildi.

1993 yılı belki de PKK’nın yeniden diriliş yılıydı. Ve varlığını tescil ettirdiği yıl. 93 değerlendirmesi yaparken, şunları göz önünde tutalım: Kahveci’nin ölümünden sonra ANAP’taki durum. Özal’ın ölümüyle kimlerin yolu açıldı. Hangi isimler siyaseten parladı. Uğur Mumcu’nun ölümüyle hangi uluslar arası ilişkiler darbe gördü. Ölümü içeride hangi örgütsel yapılanmaların işine yaradı. Eşref Bitlis’in ölümüyle, TSK içindeki güneydoğu politikası hangi yöne kaydı.

ÖLÜM ÜÇGENİNDE…

Özal’dan boşalan koltuğa başbakan Demirel oturunca başbakanlık makamı da ilk defa bir kadınla tanışıyordu: Tansu Çiller. Çiller başbakan olduktan birkaç ay sonra, herkesi şaşırtarak kürt meselesinin çözümü için Bask modelinden söz etti. Başta Demirel olmak üzere büyük tepki gördükten sonra, “terör ya bitecek, ya bitecek” diye tarihi sözünü etti. Ancak ortalığı sarsacak açıklama daha sonra geldi.

Çiller, “Teröre destek veren 60 işadamının elimizde listesi var” dediğinde ise ortalık toz duman olacaktı. Listede ismi olduğu iddia edilen bazı işadamları Düzce-Sapanca-Hendek ölüm üçgeninde cesetleri bulundu. Bazıları ise milyonlarca dolar haraç ödeyerek canlarını kurtardı.
Bu haraçlar hangi yetkililere ödendi?


ÖCALAN YAKALANDI AMA… ERGENEKON İLE EŞZAMANLI UYANIŞ

ABD Türkiye’ye büyük bir sürpriz yaparak Abdullah Öcalan’ı kucağına attı. 1999 yılında bir dizi seyahatten sonra PKK lideri Abdullah Öcalan, Türk yetkililere teslim edildi. Yıllardır yok etmeye çalıştığı örgütün liderinin kucağında oturduğunu gören Türkiye başlangıçta ne yapacağını bilemedi. Kısa bir debelenmeden sonra hemen kendine geldi. 3 ayda hazırlanan jet iddianameyle Apo yargılandı. İdama mahkûm edildi. Edildi edilmesine ama asılmadı. Dönemin başbakan yardımcısı MHP lideri Devlet Bahçeli yıllar sonra itiraf etti. “Siz olsaydınız siz de asamazdınız.” ABD ve batı baskısına işaret etti.

Apo için Marmara Denizi’nin ortasında bir ada tahsis edildi. İmralı. Adaya geliş gidiş kontrollü. Avukatlar, akrabaların görüşmesi izne bağlı. Tam bir tecrit. Ne hikmetse-dünyada bir örneği yok-Apo PKK’yı İmralı’dan yönetmeye başladı.

Öcalan’ın yakalanmasından sonra örgüt, adeta uykuya daldı. Bizimkilerde “örgüt bitti” sanarak, rehavet had safhaya tırmandı ve PKK ile ilgili kimse parmağını kıpırdatmadı. Taa ki, 2007 yılında tarihin en girift operasyonu başlayana kadar. Ergenekon. 2008 yılında ilk Ergenekon davası başladığından, sonra PKK’da yavaş yavaş gözlerini ovuşturmaya başlamıştı. Kanlı örgüt kış uykusundan uyanıyordu. 2012 yılına gelindiğinde ise, neredeyse her gün bir eylem haberi alıyoruz. Her gün şehit haberleri yürekleri dağlıyor.

Yaklaşık 3 yıl önce Ergenekon’dan tutuklanan ve daha sonra serbest bırakılan Aydınlık grubunun önde gelen bir ismiyle görüşmüştüm. Bana önümüzdeki dönemde büyük eylemlerin olacağını söylemişti. Ben bunu Ergenekon operasyonuna yönelik protestolar olarak algılamıştım o zaman.


KANDİL’E NEDEN GİRİLMİYOR

1990’lı yıllarda PKK Suriye’de bulunan Bekaa Vadisi’nde konuşlanıyordu. Bekaa’ya harekât zaman zaman dile getirilir, sonra da siyasiler, stratejistler, yapılacak bir harekâtın problemlerinden günlerce bahsederlerdi. Baba Esad burnundan kıl aldırmaz. Bizi her zaman PKK’yla tehdit ederdi. Gün oldu, devran döndü. Baba öldü, yerine oğlu geçti. Apo yakalandı. Suriye ile ilişkiler düzeldi. Ama PKK kuş oldu. Kandil’e uçtu. Bu defa da, Kandil harekâtı konuşuldu. PKK’nın azdığı dönemlerde Kandil bombalandı bile. Fakat günler öncesinden başlayan, “Kandil bombalansın” veya siyasilerin “Kandil’e hava harekâtı yapabiliriz” açıklamalarından örgüt tüyoyu kapmış kampı boşaltmıştı. Biz de TV’de Genelkurmayın dağıttığı görüntüleri, örgütün işinin bittiğini düşünerek, gerile gerile izledik. Böyle birkaç hava harekâtı yapıldı. Sonuç ortada.

Geçmişte boş kampları bombalayan TSK, PKK’nın her gün can almasına seyirci(!) kalamazdı. Örgütün 19 Haziran’da yaptığı Dağlıca baskınında 8 askeri şehit etmesinden sonra, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in Kandil’e operasyon yaparız ama şartlara bağlı açıklaması gündeme bomba gibi düştü.

Özel’in, şartlarından biri Türk milletinin kayıplara hazır olmasıydı. 30 yıldır, 30 bin insanını kaybeden bir milletten istediği şey buydu. Sayın genelkurmay başkanının…

Röportaj yapmak için gazetecilerin elini kolunu sallaya sallaya gittiği Kandil, dünyanın en iyi orduları arasında sayılan Türk Ordusu için ‘Kaf Dağı’ydı. 30 yıldır terörle mücadeleye ve silah alımına ve TSK’ya ayrılan bütçelerin, kaç tane Türkiye doyuracağını varın siz hesap edin. 25 yıl boyunca bütçeden en büyük payı alan TSK, aynı zamanda denetime de kapalı olan TSK, bugüne kadar Kandil’e girmeyi neden talep etmedi.

Yıllardır MGK kararlarıyla hükümetlere istediği her şeyi yaptırma kabiliyeti olan TSK, neden terörü kaynağında yok etmeyi düşünmedi? Bu nedenleri çoğaltarak kendinize sormaya devam edin.


MEDYA YALANA ORTAK

1990’lı yıllarda büyük PKK eylemlerinden sonra, büyük operasyon düzenleyen TSK’dan zaman zaman şu haberi alıyorduk: “500 PKK’lı ablukaya alındı” “200 PKK’lı bilmem ne mevkiinde sıkıştırıldı.” Hatırladınız mı?…

Bu haberlerle şehitlerine ağlayan halkın yüreğine su serpilirdi. Aradan günler geçer, sıkıştırılan PKK’lıların yok edildiği veya teslim olduğu haberi gelmezdi. Hiçbir siyasi veya televizyoncu-gazeteci-yazar veya soruşturmacı televizyon gazetecileri, “Ablukadaki teröristlere ne oldu, operasyonun bilançosu nedir” diye sormazdı.

O günleri unuttuk ama medyamız sağ olsun yine hatırlattı bize.

19 Haziran Dağlıca eyleminden sonra, eyleme katılan 300 PKK’lının ablukaya alındığı haberleri yine TV ve gazetelerimizin başköşesini süsledi. Aradan 8 gün geçmiş nedir operasyonun bilançosu. Gen. Kur. açıklamış, 28 terörist öldürüldü diye. Dünyanın en büyük operasyonel güçlerinden bir olan Türk ordusu 300 kişiden 28’ini etkisiz hale getirebilmiş, diğerleri de kaçmış.

Şayet bu durum gerçekse, genelkurmay başkanı haklıdır. Kandil operasyonunda büyük kayıplar değil, birliği orada bırakıp geliriz. Burada da gıyabi cenaze namazı kılarız.

Ne var ki, durumun taktik olduğunu düşünüp içimi rahatlatıyorum. Zira TSK, PKK’yı özellikle bitirmiyor.

PKK’NIN BİTMEMESİNİN EKONOMİK VE ASKERİ YÖNÜ

Askerlik görevimi ifâ ettiğim birlikte özel harpçi bir başçavuş vardı. Deli bozuğun biriydi ama mert, delikanlı biriydi. Nöbetçi olduğu geceler anılarını dinlerdim. Gazeteci olduğumu bildiği halde anlatırdı, bana güvenirdi.

Güneydoğu’daki olaylarla ilgili sorularımı cevaplardı. Bana bir gün dedi ki: “Bunların hepsi fasa fiso, PKK istense 1 haftada yok edilir. Şimdi olaya daha yukarıdan bak. Askeri bir değerlendirme yapalım. Avrupa ülkelerini düşün, orduları en son ne zaman savaştı. Sanırım en son ikinci dünya savaşında. Dünyada sürekli savaşan kaç ordu var. ABD, İsrail ve Türkiye. ABD dünyanın her yerinde istediğinde savaşabiliyor. Bazen İngiltere’de peşine takılıp, bazı bölgelerde savaşıyor. İsrail zaten malum: Filistin. Türk ordusu 20 yıldır savaşta PKK ile. Bunun getirdiği üstünlüğü bir düşünsene. Hangi ülkeyle savaşsak köklerini kazırız. Yıllardır PKK ile savaşta Türk ordusunun geliştirdiği savaş teknikleri var. Bunları sadece tatbikatlarda denemiyor, PKK üzerinde uyguluyor. Aldığı silahları PKK üzerinde deniyor. Çatışmalarda askerinin becerisini görüyor. Sonuçları analiz ediyor. Ülke olarak mali açıdan pahalıya patlıyor. Bir de ölen askerler var. Ama savaşta olur böyle şeyler. Fakat bizde sağladığı üstünlük hiçbir şeye değişilmez. Tüm dünya biliyor bunu.”

Yorumu size bırakıyorum.

Ekonomik yönü ise, geçici köy korucularıdır (GKK). Türkiye’de 57 bin köy korucusu bulunuyor. Bu rakamın 77 binlere kadar çıktığı dönemler olmuştur. Yine dikkat çekici bir unsur: PKK’nın ilk eyleminden 1 yıl sonra 26 Mart 1985 GKK, muhtarlık kanununda yapılan değişiklikle vücuda getirilmiştir.

Bölgede işsizliğin had safhada olması, teşviklere rağmen bölgeye yatırım gitmemesi, GKK’luğu cazip bir istihdam olarak karşımıza çıkarıyor. Devletin binlerce kişiye iş sağlama olanağı. İstihdamın adının ‘geçici’ olması, fakat 27 yıldır da ‘geçmemesi’ manidardır.

Korucunun varlığının teröre bağlı olması ardında birçok sorunu getirmiştir. GKK öncelikle terör bittiğinde işsiz kalacağını çok iyi bilmektedir. İşte bu içgüdüyle zaman zaman PKK tarafında yer almış. Zaman zaman kaçakçılık yapmış. Zaman zaman ise faili meçhul cinayetlere karışmıştır.
İdari bakımdan kaymakamların, mesleki bakımdan ise jandarma bölük komutanının emir ve komutası altında olan GKK, hakkında TBMM Faili Meçhul Siyasi Cinayetler Araştırma Komisyonu raporunda şunlar yazıyor:
“Çoğu kez hem devletten maaşlarını almışlar, hem de terör örgütüne -kimi zaman korkudan, kimi zaman isteyerek- yardım ve yataklık yapmışlardır. Bazıları ise korucu kimliği ile silah, uyuşturucu vb. kaçakçılığı yapmışlardır. İşledikleri fiiller yüzünden mahkemece aranan korucular, maaşlarını düzenli olarak aldıkları halde yakalanamamışlardır. 1985 yılında başlatılan Koruculuk uygulamasında 1997 yılına dek geçen süre içerisinde 23 bin 817 geçici köy korucusu görevinden uzaklaştırılmıştır. Bu korucuların 20 bin 319’unun görevi ihmal suçunu işlediği açıklanmıştır. İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı rakamlara göre, koruculuk uygulamasının başlatıldığı tarihten günümüze kadar geçen süre içerisinde, 2 bin 402 korucu terör suçlarına karışmış, 936 korucu hakkında mala karşı işlenen suçlardan, 1234 korucu hakkında şahsa karşı işlenen suçlardan, 428 korucu hakkında da kaçakçılık suçundan işlem yapılmıştır.”
Nasıl buldunuz raporda yazanları.

Devlet kendi eliyle terör yaratmakta çok marifetli görünüyor.

PKK’nın zuhurundan sadece 1 yıl sonra, GKK’ların oluşturulması, kafalarda pek çok soruyu gündeme getiriyor. 800 bin olduğu açıklansa da, 1 milyondan fazla asker olduğu söylenen TSK, ülke içinde terörü engelleyemeyecekse, o takdirde polis engellesin. O da olmuyorsa bunları lav edelim başka örgütlenmelere gidelim. Yeniçeri Ocağı iş görmediğinde, Nizam-ı Cedid’in kurulması gibi. Ne gerekiyorsa yapalım. Yeter ki, terör belasından kurtaracak siyasi ve askeri ferasete sahip olsun.

PKK’nın ilk eyleminden bu yana, ülkeyi yönetenlerin; selefin halefe bıraktığı miras, özlü söz de bu olsa gerek: "BIÇAK KEMİĞE DAYANDI"
28 yıllık takvim içinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin PKK politikasını anlamak bakımından son derece manidar bir "politik söz"…

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// VİDEO : 10.12.2016 – BEŞİKTAŞ – CANLI BOMBANIN PATLATMA ANI


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=MQlxojTvdwE&feature=youtu.be

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : İÇTİĞİNİZ HER – KAÇAK ÇAY – ÖRGÜTE SİLAH VE MERMİ OLARAK DÖNÜYOR /// KAÇAK ÇAY İÇMEYİN !!


Kaçak çay içmeyin!..


Kafadan başlığa itiraz edebilirsiniz. Üslubu eleştirebilirsiniz… Fakat önce bir sorun, "Neden böyle sert daldın?" diye.. Anlatmaya çalışayım;

Terör örgütlerini yok etmenin tek geçerli yolunun hainleri sadece toprağa gömmek olmadığını çok acı tecrübeler yaşayarak öğrendik. Kahpelerin, finans kaynaklarını kurutmak da en az verilen silahlı mücadele kadar önemli. Para kaynaklarını kurutamazsanız mücadele yalnızca sivrisinekleri öldürme düzeyinde kalıyor. Bataklık üretiyor da üretiyor!..

Kahraman Mehmetçiğimiz, bölücü terör örgütü PKK’ya karşı mücadelesini amansız bir şekilde yürütüyor. En son Çukurca’da mevzi çatışmalarının ardından terör örgütüne verdirilen ağır kayıplarla askerimiz Yüksekova/ Çukurca arasındaki bölgede alan hakimiyetini tekrar ele geçirdi. JÖH’lerimize ne kadar dua etsek azdır.. Göğüs göğüse kadar varan bu çarpışmaların yanı sıra terör bölgesinden uyuşturucu ve kaçak sigara operasyonlarına da sütunlarımızda yer vermeye çalışıyoruz. Kış şartlarında bölgedeki son durumu öğrenmek üzere konuştuğum üst düzey askeri bir yetkilinin önce anlattıklarına sonra da çağrısına kulak vermek en başta biz Türk milliyetçilerine düşen görevdir. Şunları söylüyor kahraman subayımız;

"Uyuşturucu ve kaçak sigaraya düzenlediğimiz başarılı operasyonlarla çok önemli darbeler indiriyoruz bölücü örgütün finans kaynaklarına. Ama bitmiyor!.. Kaçak çay da bu hainlerin en büyük gelir kaynaklarından. İskenderun limanına gemilerle gelen kaçak çaylar oradan kamyonlarla Yüksekova’ya getiriliyor. Paketlenip bir de üstüne sahte bandrol basılarak ithal çaymış gibi piyasaya sürülüyor. Bunu milletimize iyi anlatmamız lazım…"

Sadece millete mi anlatmak lazım?.. Devleti yönetenlerin yapması gerekenler yok mu?.. Mersin Limanı ile birlikte İskenderun Limanı’nı üzerinden dönen rant tezgahları, iktidar destekçisi sözde iş adamları ve Barzani’nin yakınları, "çözüm süreci" nin dokunulmazları ve h‰l‰ dokunulmayanları!..

Yine de biz üstümüze düşeni yapalım. Unutmayalım!.. Demliğinize koyduğunuz bir tutam kaçak çay, siz çay bardağınızı elinize alıp keyifle yudumlarken, o bardak PKK’ya yardım olarak geri dönüyor. Mehmetçiğimizin göğsüne kurşun, birliğine roket oluyor. Bir yerlerimizden bir şey mi eksilir kaçak çayı evimiz sokmayınca?..

Erkut Ersoy

İstihbarat Uzmanı

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : ALMANYA VE NORVEÇ PKK’YI KORUYUP KOLLUYOR H ÜKÜMET ÇÖZÜM BULAMIYOR /// İŞTE İKİ ÖRNEK


Almanya‘da Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesi terör örgütü PKK konusunda skandal bir karara imza attı.

Welt gazetesinde yer alan haberde mahkemenin devlet güvenliği koruma senatosu hakimi, PKK’nın eski Bremen bölge sorumlusu Beşir kod adlı teröristi bir yıl dokuz ay hapse çarptırdı fakat bu cezayı erteleyerek sanığı serbest bıraktı.

Duruşmayı izlemeye gelen 70 kadar terör örgütü yandaşının kararı alkışladığı ifade edildi.

Haberde daha önce senatonun 3 benzer davada yaklaşık 3’er yıl hapis cezası verdiği hatırlatılarak, Adalet Bakanlığının PKK’ya üye olanlar ile yardım ve yataklıkta bulunanlara ceza soruşturması açılmasına izin verdiğine işaret edildi.

Eyalet Mahkemesinin kararında 2013 yılından beri özellikle Kobani‘de PKK’nın DEAŞ’e karşı verdiği ‘mücadeleye’ vurgu yapıldı. DEAŞ’ın 2014 yılında Suriye‘de ve Irak‘da binlerce Ezidi’yi öldürdüğü ve yerlerinden ettiği hatırlatılarak PKK’nın özellikle bu bölgelerde Ezidilere yardımda bulunduğu iddia edildi.

Duruşmanın sonunda Alman hakimin, sanığın siyasi yaşamının ‘saygı ile karşıladığını’ dile getirdiği belirtildi.

Welt gazetesi skandal kararla ilgili haberinde ‘Hamburg‘da hafif karar: PKK duruşmasında hakim Türkiye‘yi eleştirdi.’ ifadesini kullandı.

Norveç’ten Türkiye’yi kızdıracak hamle

Norveç’in başkenti Oslo’da Rojava Demokratik Özerlik Elçiliği açıldı. İki gün boyunca açık kalacağı belirtilen elçiliğin açılışı nedeniyle 26-27 Kasım tarihinde düzenlenecek panellere PYD elebaşı Salih Müslim de katıldı.

OSLO BELEDİYE BAŞKANI KONUŞMA YAPTI

Elçilik, Oslo Belediyesi çatısı altında saat 13.00’te Oslo Belediye Başkanı Marianne Borgen tarafından yapılan konuşmanın ardından açıldı.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PYD’ye istihbaratı Amerika veriyor


Özgür Suriye Ordusu komutanı, Türkiye ile El-Bab’a yönlenmelerinin ardından Amerika’nın harekete geçtiğini ve aleyhlerine çalıştığını söyledi. Yeni Şafak’a konuşan komutan, “60 kişilik ABD askeri bölgede PYD’ye hem havadan hem de karadan istihbarat veriyor” dedi.

Yeni Şafak’a özel bilgiler veren ÖSO komutanı son 10 günde ciddi kayıplar verdiklerini ve bu gelişmelerde ABD’nin PYD’ye sağladığı istihbarat desteğinin etkisi olduğunu ve ellerinde bu istihbarat dağılımın DEAŞ ve rejimi de kapsadığını gösteren önemli veriler olduğunu söyledi.

60 ABD ASKERİ BÖLGEDE

Çobanbey, Havar bölgelerinde görevli 60 ABD askerinin 8-10 kişilik timler halinde saha çalışması yaptığını anlatan ÖSO komutanı, “Bize karşı savaşan PYD’nin Münbiç-El Bab cephesine sevk ettiği militanlara destek veren ABD askeri sayısının 80’den fazla olduğunu biliyoruz. Elbette bu gruplar arasında bilgi/istihbarat paylaşımı var ve bu durum sahada bizim aleyhimize sonuçlar doğurmaya devam ediyor" ifadelerini kullandı.

Havar ve Çobanbey bölgesinde iki ayrı gruptan oluşan 60 kişilik ABD kara birliklerinin sürekli alan taraması yaptıklarını belirten Suriyeli muhalif komutan, “İnsansız hava araçlarının hava hareketliliği de devam ediyor ancak bizimle paylaşmıyorlar" diye konuştu.

EL BAB’A GİRMEYİN DİYORLAR

“24 Kasım günü gerçekleşen hava saldırısı son 10 günlük engelleme çabalarının bir devamı olarak değerlendiriyoruz" diyen ÖSO komutanı şunları söyledi: “Rejim bölgesinden gelen savaş uçağı Kifre mezrasında toplanma noktamızı vurdu. Esed kanadından yapılan açıklamalar ise belirsizliğin devam etmesini sağlıyor. Güçlerimizin tamamını El Bab’ın merkezine yönlendirmemiz ısrarla engelleniyor. Bab ilçe merkezine yapacağımız operasyonda sürpriz yaşamamak adına çevrede tehdit unsuru olan Kubbesin kasabasını almak istiyoruz fakat 3 kez ele geçirdiğimiz kasabadan DEAŞ bugüne kadar görülmemiş bir ısrarla vazgeçmiyor.

Harekat tam gaz

El Bab’a doğru birliklerin ilerleyişi sırasında rejimin hava unsurlarınca saldırıya maruz kalan Türk Özel Kuvvetleri, operasyonu hızlandırdı. Hafta başından itibaren El Bab ve çevresindeki DEAŞ mevzilerine karşı gerçekleştirilen hava operasyonları, dün ve bugün arttırılarak devam etti. Halen El Bab çevresinde ÖSO güçlerinin yanısıra Esed rejimi ve PYD/PKK unsurlarının şehri ele geçirmek üzere çabalarını arttırdığı bildirildi. EL BAB’A İLERLEYİŞ SIRASINDA VURULDULAREdinilen bilgiye göre, ÖSO ile birlikte El Bab’a doğru ilerleyişini sürdüren Özel Kuvvetler unsurları, harekat sırasında hava saldırısına maruz kaldı. Kuveyrs bölgesinden kalkan rejime ait Albatros eğitim uçağı yüksekten uçarken bir anda dalıp bomba bıraktı. Bomba bırakılan noktanın karargah değil, DEAŞ unsurlarından ele geçirilen ve EYP’lerden temizlenmesi faaliyeti süren bir bina olduğu belirtiliyor. GECE İLERLEYİŞ ÖSO’nun ilerleyişine 10-15 kişilik gruplar halinde destek veren ÖKK unsurlarının saldırı esnasında EYP kontrolü yaptığı, vurulan bina içerisindeki Özel Kuvvet personelinin şehit düştüğü, çevredeki personelin ise yaralandığı kaydediliyor. Bu nedenle de bombardımanda herhangi bir tank veya ZPT aracı hasar görmedi. Çünkü zırhlı araçlar, ÖKK destekli ÖSO unsurları bölgeyi temizledikten sonra içeri girip kasaba veya köyün çevresinde kontrolü sağlıyor. Olay günü de araçların 1-2 km daha geride olduğu belirtiliyor.

Saldırının gece saatlerinde gerçekleşmesine ilişkin olarak da gece operasyonlarının harekattaki kritik önemine dikkat çekiliyor. DEAŞ’a karşı özellikle gece operasyonlarında büyük ilerleme kaydediliyor. Eski teknoloji gece görüş sistemleri kullanan DEAŞ unsurları, TSK’nın ileri teknoloji gece görüş ve termal görüntüleme sistemleriyle gafil avlanıyor. Bu nedenle de operasyonlar gece-gündüz kesintisiz sürüyor.HAVA SAVUNMASI NEDEN HAREKETE GEÇİRİLMEDİ?Kaynaklar, saldırının nasıl önlenemediği noktasında da şu ayrıntıya işaret ediyorlar: Hava Savunma Harekat Merkezi’nin uçağın izini görmemesi imkansız. Kilis’teki Hava Savunma Harekat Merkezi’nin yanısıra Hava Kuvvetleri Komutanlığı Harekat Merkezi’nden de uçağın izi görülüyor. Ancak şuana kadar rejimden herhangi bir saldırı veya tahrik gelmemiş olması ve bu yönde de bir beklenti olmaması nedeniyle uçak sadece izleniyor. EĞİTİM UÇAĞI ALDATTIUçağın eğitim uçağı oluşu da bunda etkili bir diğer unsur oluyor. Hareket halindeki uçak bir anda dalıp bombayı bırakıyor ve bölgeyi terk ediyor. Dolayısıyla hava savunma sistemleri harekete geçirilemiyor. Halen Fırat Kalkanı Harekatı kapsamında Türk askeri, hava savunma sistemleriyle birlikte ilerliyor. Hem tanklar ve ZPT’ler üzerindeki uçaksavarlar hem de araçların güvenliğini sağlamak için stinger füzelerinin harekat unsurları içinde bulunduğu belirtiliyor.

BİZİ KUBBESİNDE BOĞMAK İSTİYORLAR

60’tan fazla ölü vermelerine rağmen halen bu noktada tutunmaya çalışıyorlar. Bu normal bir durum değil. Biz Kubbesin’de DEAŞ’la savaşırken güneyden rejim doğudan ise PYD’nin havan saldırılarına maruz kalıyoruz. Bize karşı oluşan bir güç birliği konusunda hiçbir şüphemiz yok ve hepsinin de ortak bir koordinasyon merkezinden yönetildiğine inanıyoruz."

Kritik noktalar vuruluyor

“El Bab’a girme ihtimalimiz her şeyi değiştirdi, hem DEAŞ hem de PYD cephesi olağanüstü hareketlendi ve buna son dönemde birde Şam Rejimi eklendi" diyen ÖSO komutanı sözlerini şöyle sürdürdü. Kubbeyin köyü ve çevresinde DEAŞ ve PYD’nin adı konulmamış bir ittifakı var. Eş güdümlü hareket ediyorlar ve geride kalan 5 gün içerisinde 7 tank, 4 zırhlı aracımız havan ve füze saldırıları ile vuruldu. Bu saldırılara 30’dan fazla yaralı 21 şehid verdik. Saldırıların en kritik noktaları hedef alması ve isabet oranı içeriden ciddi istihbarat verilme ihtimalini güçlendiriyor. Esed rejiminin böyle bir imkanı yok, DEAŞ ve PYD’nin ise bu noktaları tespit ihtimali sıfır.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : Amerika’nın PKK aşkı bitmiyor.


Amerika’nın PKK aşkı bitmiyor…

NECDET BULUZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan Amerika’da Başkan Yardımcısı Biden ile görüşmeden sonra yaptığı açıklamada “ 3 gün önce Kobani’ye yine uçak dolusu silah indirdiler. Amerika, kusura bakmasınlar dün de Biden’e söyledim. “Bundan haberin var mı?” dedim. “Hayır haberim yok” dedi. “Benim haberim var” dedim. Ortada böyle acı bir tablo var. Bizim sağlıklı biçimde Amerika ile elele bölgedeki sıkıntıyı aşmamız lazım” diye konuştu.

Dikkat edin, Cumhurbaşkanı Erdoğan bu açıklamaları yaptığı sırada ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, Suriyeli Kürtlere silah verdiklerini ve desteklemeye devam edeceklerini söyledi.

Bizim her zaman vurgulamaya çalıştığımı şu olmuştur:

Suriye batağı kurutulmadan PKK terörünü bitirmek de kolay olmayacaktır. PKK, PYD sayesinde burada yuvalandı. PYD’ ye verilen silahlar PKK’nın da elinde bulunuyor. Daha açık bir ifade ile Amerika PYD kanalı ile PKK’yı güçlendiriyor. Müttefikimizin PKK aşkı bir türlü bitmek bilmiyor. Bunlara nasıl inanacağız ve bunlarla nasıl yola çıkacağız?

Üstelik bu işi açık açık yapıyorlar. “PYD, terör örgütü PYD’nin devamıdır” diyoruz. Bilgi ve belgeler veriyoruz ama gözümüzün içine baka baka yine de PYD’ye silah veriliyor.

Demek ki bu iş böyle olmayacak. Suriye’deki terörist örgütlere karşı mücadelemizin de önü tıkanıyor. Ne kendileri bu işi yapıyor, ne de bizim yapmamıza izin veriliyor. Terörle mücadelede bu anlayışla başarılı olmak mümkün olabilir mi?

Daha önemli ve kalıcı adımların atılması gerekiyor.

Terör örgütü PYD şımartılıyor. Amerika şemsiyesi altında sınırımıza kadar dayanarak bizi tehdit noktasına bile geldiler. Bulundukları binalara da Amerikan bayrakları asarak adeta oyun oynuyorlar.

Carter, Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford ile Senato Silahlı Hizmetler Komitesi’nde, Suriye’de ve diğer bölgelerde ABD’nin katıldığı askeri operasyonlar hakkında senatörlerin sorularını yanıtladı.

“Suriyeli Kürtlerin silahlandırmasını destekliyor musunuz?” sorusu üzerine Carter, “Daha önce zaten silah vermiştik, onlar Suriyeli Demokratik Güçler’in bir parçası. Suriyeli Kürtlerle çalışmaya devam edilmesini destekliyorum.” dedi.

Söylemek istediğimiz şu:

Amerika’nın iki numaralı adamı, Suriye’de PYD’ye silah verilip verilmediği konusunda “Hayır haberim yok” diyebilir mi? Bu adam bu kadar mı bilgisiz? Bizimle resmen dalga geçiyorlar, işlerine geldiği gibi hareket ediyorlar.

Kaldı ki, yıllardan bu yana Kobani’ye PYD unsurlarına ve diğer Kürtlere Amerika’nın silah yardımı yaptığını duymayan mı kaldı? Zaten bunu da açık şekilde ifade etmiyorlar mı? Amerikanın ne PYD, ne Kürt ne de PKK aşkı bitmek bilmiyor. Bu işin sonunda nasıl bir tablo çıkacak bunu gerçekten merak ediyoruz?

Suriye’de işler karışık. Daha da karışacak gibi.

Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) içinde çatlak var. Amerikan yanlılarının artık operasyonlara katılmadığı ifade ediliyor. Amerikalıların bir söylediği, ötekini tutmuyor. Artık bunların ipi ile kuyuya inilemeyeceğini de söylemliyiz.
IŞİD ile mücadele adı altında başka işler çevriliyor.

Geçenlerde konu ile ilgili yazdığımız yazıda Amerikalıların hedeflerinden birinin Türkiye’yi Suriye batağına çekmek olduğuna değinmiş ve “Asıl hedef Esad güçleri ile Türkiye’yi çatıştırmaktır” demiştik. Buna adım adım yaklaşılmakta olduğunu da görmekteyiz.

İşte şu haber Suriye’deki durumu ve geleceği çok güzel özetliyor:

iç savaşın üzerinden beş yılı aşkın bir zaman geçtiğini, yüz binlerce insan hayatını kaybederken milyonlarca insanın ise evlerini terk etmek zorunda kaldığını belirten McCain, “Fakat ABD’nin hala Suriye’de savaşı sona erdirmeyi hedefleyen net bir planı yok.” diye konuştu.

Öte yandan Carter, DAEŞ’e karşı yapılan operasyonlarda başarı elde edilmesine rağmen, terör örgütünün kimyasal silah üretiminde ilerleme gösterdiğine yönelik kaygılarının olduğunu söyledi. “Koalisyon güçleri DAEŞ’in kimyasal silah üretimini durdurmaya çalışıyor, koalisyon güçlerinin ve Irak ordusunun bu tehlikeye maruz kalmaması için çalışıyoruz.” diyen Carter, geçen hafta koalisyon güçlerinin Musul civarında yaptığı operasyonda, kimyasal silah yapımında kullanılan malzeme üreten bir depoyu hedef aldığını belirtti.

Sorun bu kadarla da sınırlı değil. Bir soğuk duş da Esad’dan geldi. Rusya ve İran’ın desteğindeki Esad, son açıklamasında “Savaş devam edecek” dedi.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad Associated Press Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. Esad, muhaliflerine karşı dış destek devam ettiği için savaşın da muhtemelen devam edeceğini söyledi.

Devlet Başkanı Esad, ülkenin doğusunda Amerikan Ordusu’nun düzenlediği hava saldırısının bir saat sürdüğünü, saldırının kesinlikle kasıtlı olduğunu da söyledi. Esad, Amerika’yı Rusya ile varılan ateşkesin bitmesine neden olmakla suçladı.

Esad, daha önce yaptığı açıklamada da “Amerika IŞID ile mücadele edenlerin önünü keserek bu terör örgütüne destek vermiştir. Amerikanın ikili oynadığının bundan daha güzel bir örneği olabilir mi?” demişti. Suriye Devlet Başkanı, Amerika’nın bölgede IŞİD ‘la mücadele bahanesi ile gizli işler çevirmekte olduğuna da dikkatleri çekmişti.

Gelişmeler bu açıklamaların doğruluğunu gösteriyor.

Bütün bu gelişmeler ve açıklamalar Suriye’de işlerin kolay olmadığını, gelecekte çok şeylerin değişebileceğini de gösteriyor.

necdetbuluz
www.facebook.com/necdet.buluz

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// PKKlı Dilaram : PKK’da Kadınlara Muamele Nasıldı ??


Özgürlüğe Kaçış Kitabını yazmakta olan yazar : DİLARAM

PKK’lı Dilaram (29), 1991’de dağa çıktı. Örgüt eylemlerinde yer aldı. Kalaşnikof’uyla, roketatar ve el bombasıyla kaç kişi öldürdü, bilmiyor. 1996’dan itibaren Kandil Dağı’ndaki PKK radyosunda çalıştı. 2003’te üç arkadaşıyla birlikte ölümü göze alarak PKK’dan kaçtı. Üç yıldır Irak’ta yaşıyor. Kendisi gibi PKK’dan kaçan kadınlara ulaşması zor olmadı.

O güne kadar hiç konuşulmayan, üstü örtülen gerçekler, bu buluşmalar sırasında karşılıklı itiraf edildi. PKK’dayken bire bir tanık olduğu, birinci ağızlardan öğrendiği Abdullah Öcalan ve komutanlarının tecavüzleri ile örgüt içi infazları yazmaya karar verdi. Anı-roman olarak yazdığı kitabın adı, “Özgürlüğe Kaçış.”

Dilaram’la Irak’ta görüştüm. Kendisi gibi, “örgüt bulduğu anda öldürecek” dediği 100 eski PKK’lıyla diyalog halinde olduğunu öğrendim. Irak’ta bulunduğum beş günde 14 kadınla tanıştım, bazılarıyla kitapta geçen olayları konuşma imkânı buldum.

İçlerinden sadece dördü yüzlerini gizlemek kaydıyla fotoğraflarını çekmemi kabul etti. Abdullah Öcalan’la birlikte olduğunu anlatan iki kadın da sadece konuşmayı kabul etti. Biri Öcalan’ın dayağına ve üç kez tecavüzüne maruz kalmıştı. Diğeri ise başkanına itiraz etmeyi aklından bile geçirmemişti.

Onları dört gün ve gece boyunca, gaz lambasının aydınlattığı soğuk bir odada sabahlara kadar dinledim. Sokakta /_newsimages/1017084.jpg yankılanan ayak seslerinin PKK’lıya ait olup olmadığını nasıl anladıklarına, nasıl tedirgin olduklarına tanık oldum.

Hepsi, PKK ve Öcalan’dan nefret ediyordu.

Bingöllü Sorgül’ün PKK idam mangası tarafından kurşuna dizilirken söylediği ağıdı hep bir ağızdan ve ağlayarak söylediler. Türkiye’yi, köylerini, ana babalarını, kendileri dağa çıktıktan sonra doğan kardeşlerini özlemişlerdi. Ama hiçbiri itirafçı olmak istemiyordu.

Hepsi Cumhurbaşkanı, Başbakan ve İçişleri Bakanı’ndan af bekliyordu. Hepsi Öcalan’ın 1999’da yakalanmasından sonra PKK’dan kopan 5 bin kişinin çıkacak bir af kanunuyla Türkiye’ye döneceğine, iyi vatandaş ve iyi ana-baba olacağına inanıyordu.

Kadınların çoğu, örgütten birlikte kaçtığı bir erkek arkadaşıyla evlenmişti. Çocuklarına; Barış, Özlem, Umut adını vermişlerdi. Artık vatandaşı oldukları Irak topraklarında hayatta kalmaya çalışıyorlardı.

Hepsinin ortak korkusu, PKK tarafından infaz edilmekti. Hepsi kararlıydı. “Silah mı, Kürdistan mı? Asla! Bu kadar kandırıldık, bu kadar ihanete uğradık. Bir daha asla tetikçi olmayacağız.”

Dilaram, PKK tarafından öldürüleceğini bile bile yazdığı kitabında geçen ve hâlâ sağ olan arkadaşlarına PKK’dan bir zarar gelmesin diye kod adlarını değiştirdi. Röportaj sırasında bana da örgütte bilinen kod adlarını değiştirerek konuştular.

Dilaram, şu günlerde bitirmek üzere olduğu kitabını başta Kürtçe yazmaya başladı ama sonra Türkçe devam etti. Çünkü kitap Türkiye’de yayınlansın istiyor.

Neden dağa çıktınız?

– 1991 baharıydı. 13 yaşında, kıpır kıpırdım. Bir gün ablamla dağa pancar toplamaya gittik. PKK’lıları ilk o zaman gördüm. Kadınlar da vardı. Önce korktum. Çünkü köylüler onlar için dağdaki mahkûmlar, diyorlardı. O an, kaderimin değişeceği yer burası, dedim. Mutlaka onlarla olmalıydım. Tarihini okumuştum ama Kürdistan neresi, bilmiyordum. Babam, yaşadığımız köy, derdi. PKK’lılar “Kürdistan için savaşıyoruz. Siz niçin bize katılmıyorsunuz” dediler. Akşam dönüşte düşündüm. Anneme, dağdaki mahkûmlara katılacağımı söyledim. Sonra köye gelip bayrak açtılar. Muhtarın evinde toplandılar. O gün kararımı verdim. Nöbetçi PKK’lıya ben de geliyorum, dedim. Yaşın küçük, dedi. Amcamın oğlu Welad’la katıldık. Welad sonra mayına bastı, öldü.

Aralarına katıldığınız ilk gün neler oldu?

– Evden gizlice kaçmıştım. Altınlarımı, en güzel, rengârenk elbiselerimi, çoraplarımı yanıma almıştım. Bir de babamın en güzel kalemlerini, misafir odasının duvarındaki heybeyi ve kardeşimin mikâbını çalmıştım. Heybeye yiyecek doldurmuştum. Yüküm ağırdı. Benimle alay ediyorlardı. Sarı pembeli giysilerim kilometrelerce öteden seçiliyordu. Kamuflaj nedir bilmiyordum ki. Alacakaranlıktan sabahın 5’ine kadar yürüdük. İkinci gün elime Kalaşnikof verdiler. 15 gün sonra babam haber yollamış, kızımı vermezseniz sizi buralarda barındırmam, diye. Babam zengin ve sözü geçen bir adamdı. PKK her ay babamdan 50 milyon alıyordu. Beni amcama teslim ettiler.

Ama tekrar gitmişsiniz.

– Beyni yıkanmış gibiydim. Babam heder olacaksın dağlarda, dedi. 15 gün sonra halamın, amcalarımın oğullarını topladım, altı akrabamı yanıma alıp tekrar dağa gittim. Sonraları ölen bir doktor vardı, Kendal. Başkanın Abdullah Öcalan olduğunu söyledi. Anlattı şöyle böyle, peygamber diye. Kafamda hayal ettim Öcalan’ı. Elini uzatsa güneşi tutabiliyordu. Ayağa kalktığında dağlar, ayaklarının dibinde olacaktı. İlk aylarımda kafamda Apo’yu uçan mitolojik bir karakter olarak çizdim. Mantıklı düşünecek yaşta değildim. Köyden çıkmış, ilkokul mezunu bir kızdım. Ancak böyle hayal edebildim. 13 yıl boyunca hep önderlik gerçeğini, yani Apo’nun çocukluğunu, babasına isyanını, hayatını öğrettiler.

Abdullah Öcalan’la karşılaştınız mı?

– Onlara katıldığım yılın sonbaharında Bekaa Vadisi’ne eğitime gittim. Apo akademide kalmıyordu. Evi Barliya’daydı. Merakla mitolojik kahramanı görmeyi bekledim. Apo’yu ne kadar tanrılaştırırsam, örgüte o kadar bağlanmış olacaktım. Beni tembihlediler. Ne kadar hakaret ederse etsin, "doğrudur başkanım" diyeceksin dediler. Bekliyordum, hayatımdaki en önemli insanı görecektim. Apo’yu görenler bayılırmış. Ben de bayılmaktan korkuyordum. Derken elli M16’lı koruma ordusuyla geldi. Aramızda neden korunduğunu anlayamadım. Açık havada, Bekaa’da tek sıra halinde diziliydik. Afganistan komünistleri, Ermeniler, Avrupa’dan gelenler de vardı. Apo’yu görünce çok şaşırdım. Hiç hayalimdeki lider tipine benzemiyordu. İri yarılığı idare ederdi ama göbekliydi.

Ee konuştu mu sizinle?

– Bana ilk söylediği, “Senin baban bir alçak, senin baban bir düşman ajanı, senin baban bir reformist, senin evin bir düşman karakolu. Senin kafandaki düşman karakolunu yıkacağız,” oldu. Öyle bir sevindim ki. Kocaman başkan beni, ailemi tanıyor, dedim. Eğitim bitti, Apo evine gitti. Küfürleri iltifat gibiydi. Şimdi babam ve ailem benim için kutsal ama o zaman emir verseydi git, babanın kafasına kurşun sık, diye, gözümü kırpmadan babamı, annemi yere sererdim. Şimdi silahım olsa kime yönelteceğimi bilirim, ama bir daha elime silah almam. Geriye baktığımda o hayatı yaşamadım sanki. O Dilaram ben değildim.

Kaç insan öldürdünüz?

– Bilmiyorum.

Örgüt içinde yargılandınız mı?

– Üç kez. Yönetimle zıtlaştım. Üç gün sosyal tecride alındım. Kimse benimle konuşmuyordu. Birinde çok zorlanmıştım. 1995’ti. Yukarıdan gelen, ayrıcalıklı ve çatışmaya hiç katılmayanlar bize iş buyurup duruyorlardı. Şunu getir, bunu taşı, diye. Hayat çekilmez hale gelmişti. Saldırıya yazmışlardı beni Zagroslar’daki… Mektup yazdım. Gideceğim, kafama kurşun sıkıp öleceğim, dedim. Zayıf biri değildim. Her gün ceset görüyordum, yaralı taşıyordum. Ama bu yaşamdan kurtuluşum yoktu. Ölmekten başka çarem yoktu. Mektubu verdiğim arkadaşım sonucu göze alamayıp yönetime vermiş. Telsizle çağrıldık, geri dönün diye. Hemen anladım olanları. Tabur komutanı bana hakaret etmeye başladı. 15 gün tutuklu kaldım. Kimse konuşmuyordu benimle, yemeği ayrı yiyordum. Sonra özür dilediler, tepkili olmayayım diye. Eski kadroların tepkisinden korkuyorlar.

Ayrılmaya o zaman mı karar verdiniz?

– Kendimi bir hiç olarak görüyordum. Dünyalı değildim. Ne mektup, ne haber… Ne ana, ne baba… Kaçmayıp ne yapacaktım. Ama nereye gidecektim?

Ne zaman, nasıl kaçtınız?

– 1996’dan itibaren savaşa gitmedim. Şemdinli’deki yaralanmadan sonra bir yıl yatalak kaldım. PKK doktorları altı kez ameliyat etti. Kandil’de radyoda çalıştım. 1999 Ocak’ında Ecevit’in konuşmasını duydum. Bu sırada eğitim veriyordum. Radyonun sesini açtım. İşin ciddiyetini anladık. “Bu iş bitti” dedik. Sonra rehavet başladı.

Örgüt içi sistem, kadına yaklaşım, infazlar tartışılmaya başladı. Bazılarına itibarları, mertebeleri iade edilmeye başladı. Bir yerlere kaçsam, kurtulacağımı düşünmeye başladım. İki kadın, şimdiki eşim dâhil iki erkek; dört kişi kaçmaya karar verdik. 21 Nisan 2001 gecesinde İran tarafına kaçtık. Arkamızdan atlarla geldiler ama yakalayamadılar. Gizlendiğimiz yerden gördük onları. Dört yıldır Irak’tayız.

Günlük, sıradan yaşama uyumda zorlandınız mı?

– Hâlâ tek başıma alışverişe gidemiyorum. Yanımda kimse olmadan dışarı çıkamıyorum. Kalabalıklarda başım dönüyor, bayılacak gibi oluyorum. Korkularımdan dolayı herhalde…

Sizi bulduklarında öldürürler mi?

– Onlara karşıt bir pozisyon alırsam, konuşursam elbette.

Kitap yazıyor, örgüt içinde olan bitenleri anlatıyorsunuz…

– Bu yazdığım kitaptan dolayı hayatım tehlikede. Birkaç kez karşılaştım onlarla. Henüz yazdığım kitaptan haberleri yok. Burada öldürdükleri insanlar var. İran ve Suriye Kürtlerinden iki kişi örgütten kaçmıştı. Yedi ay önce evlerini bastılar. Kafalarına kurşun sıkıp gittiler. Geçen yıl da PKK’dan kaçan merkez komitesi üyesi Sipan’ı öldürdüler.

Ne yapacaksınız?

– Bilmiyorum. Gidip birilerinden koruma talep etmem. Irak’ın durumu malum… Yeterince kendi güvenlik sorunu var.

Yazmamanız için baskı yapanlar oldu mu?

– Oldu. Ama eşim hep destekledi. İşin ucunda ölüm var. Fakat sen infaz edilen, tecavüze uğrayan arkadaşlarına kendini borçlu hissediyorsan yazmalısın, diyor. Yazarsam bu psikolojiden kurtulacağımı biliyorum.

Sizin gibi kaçanlar çok mu burada? Hayat şartları nasıl?

– Çok var. Dört yıl önce 300 kişi kaçıp geldi Irak’a. Hepsi Kandil’den kaçtı. Erkekler çoğunlukta. Kadınlar daha ürkek. O nedenle kadınlar erkeklerle birlikte kaçıyor. Bir kısmı burada evlendi. Kaçanlardan bazıları sınır kapılarında insan kaçakçıları tarafından öldürüldü. Çoğunun yiyecek ekmeği yok.

DİLARAM : BU KİTABI NEDEN YAZDIM?

Kaçarken mayınlı topraklardan geçtim. Yıllarca aynı mevziyi, yemek kabını paylaştığım yoldaşlarım tarafından vurulmayı göze aldım. Yaşadıklarımı, acılarımı bir kenara bırakıp kendi sade hayatımı yaşayacaktım. Ama vicdanım adına, delirdikten sonra infaz edilen yoldaşlarımın gözlerindeki son çaresiz bakışın borcunu ödemek, Apo ve komuta kademesindeki erkeklerin tecavüzüne uğrayan kadınlar için yazmaya başladım.

1992’de en yakın arkadaşlarım, PKK’nın insanlık dışı gaddar sistemine karşı çıktıkları için, aynı gün mahkeme edilip ertesi gün hepimizin gözleri önünde kurşuna dizildiler. İki avuç toprakla cesetlerinin üstü örtüldü. Sabah gittiğimizde tilkiler, kurtlar tarafından parçalanıp yendiklerini gördüm. Öldürülen her arkadaşımla birlikte benim ruhum ölüyordu. Ben o dağların ardında yaşananları yazıyorum.

40 bin kişi öldürüldü diyorlar. Bir bakın, eski kadrolardan kimse yok. İç infazlar tahmin edilemeyecek kadar kabarık.

RÖPORTAJDAN SONRA GELEN VASİYET

Biliyorum beni öldürecekler

Bu kitaptan sonra beni öldüreceklerini çok iyi biliyorum. Ama benim kaybedeceğim bir şey yok ki. İnsan ölümü aştığında kaybedecek bir şeyi kalmıyor. Ben de ölümü birçok kere aştım. Bu nedenle korkmuyorum. PKK’da kendime ait olmamamın acizliğinden dolayı intiharı çok düşündüm. Ama cesaret edemedim, arkamdan korkak, zayıf ve iradesiz kadın, demelerini istemedim.

İntiharlar da infazlar kadar çok PKK’da. Özellikle kadın intiharları…

Sana bir vasiyetim var. Eğer bu röportajdan sonra bana bir şey olursa, muhakkak yaz. Onların yanına bırakmayın. Onların birer katil olduğunu bir ben biliyorum, bir de onların kendileri. Apo için işlemeyecekleri cinayet yok.

Bir de hiçbir yoldaşımın infazına katılmadım, yoldaşıma kurşun sıkmadım, bu açıdan vicdanım rahat, bu da bilinsin.

HABUR’U BİR AŞSAM TOPRAĞI ÖPECEĞİM

Köye dönmek istiyorum. Anamı, kız kardeşlerimi 15 yıldır görmedim. Babamı almak için geçen yıl sınıra gittim. Ülkeme uzanan uzun yolları solumak için ağladım. Yıllar sonra ilk kez Türkiye’ye giden yolları gördüm. İçimde bir ses, git, ucunda ölüm olsa bile git, ülkende yaşa, dedi. Ben Türk düşmanı değildim, ülkeyi bölmek gibi bir hayâlim yoktu. Durumum netleşecekse, hapse girmeyeceksem gelirim. Örgüt üyeliğinden aranıyorum. “Dön” çağrısına güvenmediğim için gelmedim. Af çıkarılırsa İbrahim Halil’i (Habur’da) aştığımda toprağı öpeceğim. Türkiye’de işlenmiş bir suçum yok. Türkiye’ye hiç inmedim, orada kimseyi öldürmedim. Bir gün döneceğimi biliyorum.

TECAVÜZE UĞRAYAN ŞIRNAKLI EVİN ÇILDIRIP KAYALARA TIRMANIYORDU

Evin, çok güzel, fakir bir köylü kızıydı. Masmaviydi gözleri. Gece yarısı nöbette PKK’lı bir komutan tecavüz etti. Akli dengesini kaybetti. Çok tedavi gördü, elektrik şoku verildi. Gece yarısı oldu mu kızcağız çıldırıp kayalara tırmanıyordu. Herkes biliyordu. Tecavüzcü, Irak Kürdü’ydü. En sonunda Evin kaçtı ama kaçarken de mayına bastı. İki bacağını kaybetti. Köylüler bulup ailesine teslim ettiler. Evin, örgüt içindeki kadının trajik öyküsüdür.

SON BEŞ YILDA BEŞ BİN KİŞİ PKK’DAN KOPTU

Türkiye’de af çıkarsa PKK çözülür. Çok insan yararlanır bu aftan. Herkes evine dönmek, yeni bir hayat kurmak istiyor. Burada tanıdığım o kadar çok insan var ki. Af çıksa PKK’nın içyüzü ortaya çıkar. Toplum rahat nefes alır. İtirafçılık olursa insanlar zarar görürler, kimse kimseye güvenmez. Af çıkarsa kimi köyünde çiftçilik yapar, kimi ailesine döner. Son beş yılda 5 bin kişinin PKK’dan koptuğunu biliyorum. Hepsi Avrupa’da değil. Kimi kayboldu, kimi kaybettirildi, kimi bulaşıkçı, kimi inşaatçı, kimi tuvalet temizliyor. Irak’takilerin özel korunması durumu yok. Zor durumdalar. Memlekete gitmek isteyip de gidememek büyük çöküş. ODTÜ mezunu ama burada inşaatta çalışıyor. Bunları kazanmak, Türkiye’ye kazandırır.

BİRBİRİMİZE O KADAR DÜŞMANDIK Kİ BAŞKA DÜŞMANA İHTİYACIMIZ YOKTU

Artık hiçbir şey ve insan uğruna o hayatı bir daha yaşamam. Öcalan’a tapmıştım. İnsanlar yaşadıkça akıllanıyor. Onun (Abdullah Öcalan) kurduğu sistemde birbirimize o kadar düşmandık ki başka düşmana ihtiyacımız yoktu. Birbirimizi yok etmek için psikolojik savaş, hakaretin haddi hesabı yok. Kadınlar arasında yapılmadık hakaret, dedikodu, ayak oyunu, kariyer uğruna insanları kullanma kalmamıştı. Yazdığım, herkesin öyküsü. Bana iyi davranmazsan, karşında ateş topu olurum.

BİZE APO TECAVÜZ ETTİ

BİRİNCİ KADIN

Şiddet kullanarak tecavüz eden Apo’dan intikamımı komutanlarıyla yatarak aldım

Öcalan’ın Şam’daki evine Yoğunlaştırma Evi denir. Yoğunlaştırma Evi’ne bakire, genç ve güzel kadınlar alınır. Vahşi, “çöl güzeli” kızlardan hoşlanırdı ama sarışınlara daha çok ilgi duyardı. Ben de Yoğunlaştırma Evi’ne çağrıldım. Apo bir gün beni masaja çağırdı. Gittim, ılık su dolu leğendeki ayaklarını yıkadım. Hani köy ağaları gibi. Beni azarlamaya başladı, bilmiyorum diye. Sırtüstü uzandı, şimdi bütün vücuduma, dedi. Anladım neler olacağını. Çünkü cinsel istek uyandığını gördüm. Soyun, dedi. Soyundum. İç çamaşırlarını da çıkar, dedi. Ayağa kalkıp sarılıp sıkınca korktum. Kendimi savunmak için Apo’ya vurdum. Üç yumruk attı yüzüme ve kafama. Küfretti bana. “Düşkün, fahişe, rezil kadın… Seni özgürleştirmeye, tabulaştırdığın zincirleri kırmaya çalışıyorum,” dedi. Titrediğimi görünce kovdu beni. “Sen Kesire’sin. Beni onun gibi yok etmek istiyorsun. Sen köle kalacaksın!” diye bağırdı. Ama bu daha ilk denemeydi. Dışarıda bekleyen tecrübeli kadınlar, beni psikolojik olarak hazırlama toplantısına çağırdı. Ağladım. İçlerinden biri, Osmanlı Sarayı’ndaki Valide Sultan gibiydi. Beni azarladı. “Başkan bizi özgürleştiriyor. Sen özgürleşmek istemiyor musun? Başkana erkek gözüyle bakıyorsun. O başkan, o zincirlerimizi kıran bir peygamber.” Beni akşam yemeğinden sonra yine çağırdı Apo. Bu kez çözümsüzdüm. Kime derdimi anlatacaktım? O ana kadar ölüme hiç bu kadar yaklaşmamıştım. Bekâretimi aldı. Sonraki günlerde iki kez daha sevişti benimle. Ben de Öcalan’dan intikamımı komutanlarıyla yatarak aldım. Çünkü beni gönderirken dağa, “Sakın bir erkekle ilişkini duymayayım. Benim yetiştirdiğim kadınlar, hiçbir erkekle ilişkiye girmemeli, sonuna kadar bana bağlı kalmalı” dedi. Beni infaz etmemelerinin nedeni, Öcalan’ın evinde kaldığım için rütbe verilmesi. Bu yüzden dokunmadılar bana.

İKİNCİ KADIN

Meğer özel kadını değilmişim

Ben de Apo’nun Şam’daki Yoğunlaştırma Evi’nden geçtim. Ben direnmedim, karşı koymayı aklımdan geçirmedim. Apo, benimle birlikte olduktan sonra çok vaatlerde bulundu. Kendimi hep onun için özel, başkanın kendisiyle birlikte olmaya layık gördüğü kadın sandım. Çok safmışım. Güya gözdesiydim, ayrıcalıklıydım. Yıllarca böyle sandım. Haber geldi, başkan beni Suriye’deki evine çağırıyordu yine. Hazırlandım. Heyecanlıydım. Yolda baktım, başka kadınlar da katıldı. Hepsi de güzel ve gençti. O uzun yolculukta birbirlerine anlattıklarına inanamadım. Çok sarsılmıştım. Bir mola sırasında su içeceğimi söyleyip kaçtım. Dağa döndüğümde bana bir şey yapmadılar. Ne de olsa başkanla yatma şerefine nail olmuş ayrıcalıklı bir kadın komutandım.

TANIKLAR ANLATIYOR : KADINLARI KADINLAR KURŞUNA DİZİYORDU

Bir insanın doğasına, benliğine aykırı davranması ne kadar zorsa, PKK’da kadın olmak da o kadar zor. Çok doğal bir kahkaha, bir erkeğe bakış, bir söz ya da davranış, “Kadınlığını pazarlıyor” töhmeti altında kalmak için yeter. Kendimizi hep baskı altına alıyorduk.

“Erkek işbirlikçisi” deyimi, PKK’da son yıllarda çok yaygındı. Yukarıdan gönderilen bir kavram… Omuz omuza verdiğin erkek arkadaşlarınla samimi olursan bu suçlamaya maruz kalırsın. Cezası ölüme varacak yaptırımlar uygulanır. Ama kadınlar öldürülürken erkekler ödüllendirilir. Taliban sistemi gibi… Karşılıklı bir aşk yaşandığında dişi olan suçludur.

Gönüllü kadınlardan idam mangası oluşturuluyordu mahkemeden sonra. İdama mahkûm edilenin elleri bağlanıyor. Kurşuna dizilmeden az önce de gözleri. Kadınları kadınlar öldürüyordu.

Merkez Komitesi’ne ve komutanlığa getirilen kadınların hemen hepsi, kendi cinsine ihanet edenler… Her şeyi biliyorlar. Hepsi Apo’nun evinde kaldı. En çok ezen, hakaret eden de o kadınlardı. Yıllarca savaşıp çocuk yaşta evinden ayrılmış çok kadın infaz edildi. Âşık olduğu için “hain” damgası yiyip öldürüldü.

MARDİNLİ ROJİN HAMİLE BIRAKILDI, İDAM EDİLDİ

Mardinli Rojin’in bir eli yoktu. Hamile bırakıldı, üst düzey bir komutan tarafından. Sonra da idam edildi. Tecavüzcü ise şu an Osman Öcalan’ın partisinde.

ÖLMEDEN ÖNCE SON İSTEĞİ ÇOCUĞUNU DOĞURMAK OLDU

Yedi aylık hamile Ronahi’nin Zele’de infaz edildiğini Osman Öcalan da Cemil Bayık da iyi biliyor. Çünkü onlar karar verdi. 1991’den beri arkadaşımdı. Suriye-Kamışlılı’ydı. Son isteğini sordular. “Çocuğumun hayatını bağışlayın. O doğduktan sonra beni idam edin” dedi. Suçu, biriyle ilişki kurmasıydı. Babasına dokunmadılar. Ronahi, karnını kuşakla bağlıyordu ama büyüyünce gizleyemedi. Açığa çıktı. İnfaz manga komutanı, Cemil Bayık’a, Ronahi’nin son isteğini söyledi. Cemil Bayık, “Hayır, idam edin” dedi. Karnında bebeğiyle öldürüldü.

MARDİNLİ HEVİDAN’A MEZARINI KAZDIRDILAR

Korucu kızı Hevidan, çok küçüktü, 12 yaşındaydı. Baho Ağa’nın aşiretindendi. Apo’nun çıkardığı “korucu çocuklarını kaçırıp PKK’lı yapma” kanunuyla kaçırılıp getirilmişti. 1997 Temmuz’unda 16 yaşına basmıştı. Kaçma planları yaptı ama anlaşıldı, tutuklandı. Beni en çok etkileyen, yargılanıp infaz kararı verildikten sonra yapılanlardır. Hevidan’ın eline kazma kürek verip mezarını kazdırdılar. Temmuz sıcağında çukur açarken söylediği türkü dağlarda yankılanıyordu. Son isteği sorulduğunda af dilemedi. “Kahrolsun Apo” dedi, o köylü kızı. “Ahım sizin boynunuzda kalacak!” İnfaz mangasında tek bacağı protezli Siirtli Rengin, Hevidan’ı gözünü kırpmadan taradı. Ölmüyordu bir türlü. Kadınlar başını taşlarla ezerek öldürdüler.

EYLEM İNTİHAR ETTİ, SEVDİĞİ ’BENİ KIŞKIRTTI’ DEYİP KOMUTAN OLDU

Eylem’i hiç unutamıyorum. Çok yakın arkadaşımdı. Siirt, Baykanlıydı. Çok güzeldi, sarışındı. Şakacıydı, bizi güldürürdü. Sevdiği erkekle ilişkisi açığa çıktı. 1994 yılıydı. Zagroslar’daydık. Bahardı. Birbirlerine kur yaparken yakalandılar. Erkek kaçıp gitti. Eylem, Avaşin Suyu’ndaki bir kayanın üzerine çıkıp beklemeye başladı. Kaçıp gideceği, derdini anlatacağı kimse yoktu ki. Eylem’i aramaya çıktık. Erkekler öndeydi ve ellerinde silahlarla arıyorlardı Eylem’i. Baktım, Eylem, elini yüzünü yıkıyor. Kalktı, bize döndü. Elinde bomba vardı. Sevdiği erkek de aramızdaydı. Tek tek yüzümüze baktı, sevdiği yüreksiz adamın gözlerinde durdu uzun uzun. Sonra “Yaklaşmayın, kimseye zarar vermek istemiyorum” dedi. Biliyordu, sonunun ne olacağını. Bombanın pimini çekip patlattı. Havaya uçtu. Vücudunun bazı parçalarını Avaşin Suyu alıp götürdü. Yüreğini, hayallerini, sırlarını da… İntihardan sonra yapılan toplantıda Eylem’in dişiliğini kullandığı, erkeği ihanete sürüklediği söylendi. O sevdiği erkek ise ayağa kalktı. “Beni kışkırttı. Beni yoldan çıkarmak için cezbeden bir şeytandı. Düzelmem için bir fırsat verilmesini talep ediyorum” dedi. “Şak şak” alkışladılar. Apo hakkında sloganlar attılar. Ben de alkışlayıp sloganlara katıldım. Katılmasaydım sonumun ne olacağı belliydi. Sevdiği erkek, özeleştiriden sonra ödüllendirildi. Eline çok güzel bir silah verildi, komutan oldu. Eylem, benim içimde büyük bir yara.

TECAVÜZCÜLERİN CEZALANDIRILDIĞINI HİÇ GÖRMEDİM

Tecavüz edenlerin cezalandırıldığına hiç tanık olmadım. Tecavüze uğrayan kadın hep susmak zorundaydı. Eğer susmazsa erkek, yetkisine yaslanıyordu. Merkez Komitesi üyelerinden biliyorum, yetkileri nedeniyle istediği kadınla birlikte oldular. Kadın asla şikâyetçi olamadı. Kadın bir raporla bildirmek istese bile o rapor, ancak tecavüzcü komutanının eliyle Suriye’ye ulaştırılabilirdi. Komutan hiç kendi tecavüzünü yukarıya bildirir mi?

MehmetçikTv.com

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.