Etiket arşivi: KOMPLO TEORİLERİ

SİYASİ DOSYA /// VİDEO : Aynanın Arkası ve Komplo Teorileri /// 15.03.2017 /// Cemal Canpolat – Erol M ütercimler


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=15wjIFAEnJ8&list=TLGGGlKBzKuNr_MxNjAzMjAxNw

Reklamlar

KOMPLO TEORİLERİ /// Dünyanın En Güçlü İş İnsanlarını Bünyesinde Bulunduran Gizemli Ör güt : Trilateral Komisyonu


Dünyanın En Güçlü İş İnsanlarını Bünyesinde Bulunduran Gizemli Örgüt : Trilateral Komisyonu

İşte dünyanın belki de en gizemli örgütü olan Trilateral Komisyonu’nun akıl almaz tarihi ve amaçları:

Trilateral Komisyonu’nun varlığı açık olsa da, amaç ve uygulamalarına dair pek bir şey bilinmiyor.

Dünyanın en zengin insanlarından olan David Rockefeller ve eski ABD Ulusal Güvenlik danışmanı olan Zbigniew Brzezinski tarafından Temmuz 1973 tarihinde kurulan örgüt, Japonya, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın iş, bankacılık ve politika alanındaki en en güçlü 325 insanını üyesi yapmıştır.

Bilinen, komisyonun dünyanın bu bölgeleri arasında ekonomik iş birliği oluşturmak amacıyla kurulduğudur.

Ancak komisyonun bundan ibaret olmadığı konusunda elimizde sağlam kanıtlar mevcut. Pek çok araştırmacıya göre örgütün esas amacı, İlluminati Örgütü söz konusu olduğunda da adından sıkça söz edilen "Yeni Dünya Düzeni"ni (New World Order) getirerek tüm dünyayı ekonomik ve politik açıdan tahakküm altına almaktır.

Kısacası örgütün temel amacı, gezegeni her açıdan kontrol altında tutmak.

Kendi içinde de hiyerarşik bir düzeni olduğu düşünülen örgüt, çok uluslu banka ve şirketleri aynı çatı altında toplayarak tüm dünya adına kararlar almayı, dünya nüfusunu kontrol etmeyi, savaşları organize etmeyi ve kontrol altında tutulması gereken coğrafyalar için kararlar almayı amaçlamaktadır.

Yazar Alex Christopher, konu hakkında kaleme aldığı kitapta konuyu şöyle açıklıyor:

"Trilateral Komisyonu, David Rockefeller tarafından kurulmuş uluslararası bir organizasyondur. Bu organizasyon, İlluminati’nin politik alanda elde edemediği egemenliği, ekonomik alanda elde etmeye çalışmaktadır."

Komisyonun üyeleri arasında çok tanıdık isimler bulunuyor.

George Bush, Dick ve Lynne Cheney, Bill Clinton, Al Gore, Jimmy Carter, Walter Mondale gibi isimlerin komisyonun üyelerinden olduğundan söz ediliyor. Ayrıca Avrupa Merkez Bankası, Dünya Bankası ve IMF gibi bankaların ve Shell, Sony, Samsung, Comcast, Time Warner, Levi-Strauss, Daikin, Ford, Chrysler, Toyota, Mitsubishi, Johnson and Johnson, IBM, Boeing ve Citigroup gibi uluslararası şirketlerin temsilcilerinin de komisyon toplantılarında yer aldığı biliniyor.

Komisyonun kurulduğu günden bu yana üzerinde çalıştığı plana, "Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen" adı veriliyor.

Yazar Patrick Wood, bugün dünyamızın içinde bulunduğu ekonomik kaosun sebebinin direkt olarak Trilateral Komisyonu tarafından tasarlanan "Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen" (New International Economic Order) olduğunu düşünüyor. 1977 yılında Başkan Nixon’ın ABD‘nin sahip olduğu petrole fiyat kontrolleri getirmesiyle petrol fiyatları dünya çapında artışa geçmiş ve böylece gelişmekte olan ülkeler geri ödeyemeyecekleri paraları bankalara borçlanmak zorunda kalmışlardı. Yazara göre bu sürecin tamamı planlıydı ve bu planı yaparak bu ülkeleri himayesi altına alan da Trilateral Komisyonu’ydu. Ekonomi alanında alınan bir başka karar ise dünya altın rezervlerinin tamamen birkaç kişinin ya da ailenin eline geçmesiydi…

Eldeki veriler, özellikle Bush dönemi politikalarının, komisyonun çıkarları doğrultusunda şekillendiğini gösteriyor.

Bugün pek çok kişi komisyonun amacının bir dünya diktatörlüğü kurmak olduğunu düşünüyor. Eski bir NATO çalışanı olan Johannes B. Koeppl, ABD hükümetinin teröristlere değil, halka karşı savaştığını belirtiyor ve ABD başkanlarının da karakter ya da uygulamalarına göre değil, önceden hazırlanmış bu ekonomik programa sadakatlarine göre seçildiklerini de ekliyor. Şüphesiz dünyamızın belirli birkaç aile tarafından yönetildiğini ve emperyalizmin bu azınlık tarafından işletildiğini ilk kez duymuyoruz. Ancak çarpıcı olan, Trilateral Komisyonu’nun ortaya çıkmış ve çıkmakta olan kanıtlarla birlikte bu tiyatronun kaynağı olduğunun anlaşılması. Bakalım daha neler göreceğiz sevgili dostlar…

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : DÜNYAYI 100 YIL İÇİNDE BİTİRECEK 5 TEHLİKE


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=18pUs66YwTY&list=TLGGieCcFWwWLnQwODAzMjAxNw

KOMPLO TEORİLERİ : CANVAS, OTPOR, OCCUPY VE GEZİ (+ 18 ARGO İÇERİR)


CANVAS, OTPOR, OCCUPY VE GEZİ

KAYNAK : http://tylerdrdn.blogspot.com.tr/2013/06/canvas-otpor-occupy-ve-gezi.html

Selam ciğersizler.

Yazının başlığı sizi ürkütmesin, oldukça anlaşılır bir yazı olacak.
Konu hakkında yeterince konuştuğum, yeterince bilgi ve belge gösterdiğim için, bu ve eğer olursa bundan sonraki yazılar yalnızca teferruat olacaktır.

İlk yazıdan bu yana, bu olaya dahil olan uluslararası örgütlerden, yapılardan ve ittifaklardan bahsettim.
İsrail Filistin’i kan gölüne çevirirken, ”İsrail kendini savunuyor” diyen Amerika’nın, gaz yiyen insanlara gösterdiği anne şefkatini sorgulamaya çalıştım. Link, Link, Link

”alo, kendinizi mi koruyosunuz şekerim, tamam ben şimdi açıklama yaparım bebişim”

Mavi Marmara’da yardım için toplanan ve ellerinde bir tek silah bulunmayan insanların üzerine ateş açıp, onlarcasını öldüren İsrail’i yalnızca ”kınama” kararı alan Avrupa Parlamentosunun, aynı kınama kararını gazla müdahale eden Türkiye’ye de yapmasını sorgulamaya çalıştım acizane. Link, Link

Sahi Mavi Marmara’da ölen o kadar masum insan hakkında, bizim ağaç, demokrasi, özgürlük ve insan hakları aşığı ünlülerimizden hiç ses çıkaranı duydunuz mu hacılar? Merak ettim şimdi lan.

Neyse.
Geçenlerde bir de Obama’nın yardımcısı Biden açıklama yaptı Gezi olayları ile ilgili ; Link, Link

Uluslararası medyanın bu olay hakkında ne denli büyük bir ilgisinin olduğunu da merak etmiş ve sizlerle paylaşmıştım. Başta CNN olmak üzere, Amerikan medyası 9 saatten fazla canlı yayın yaptı Taksim’den.

Ve şunu bile yaptılar ;

Gaz maskesiyle dünyaya haber pazarlama.

Ha şimdi diyeceksiniz ki ; ”adam napsın olum gaz mı yesin anasını satayaam yua”

Ben de sana diyecem ki ; ”Lan haberi yapacak yer mi kalmadı anasını satayım, illa gidiyo gazın içinde yapıyo?”

Bu şekilde haber yapılmasının tek sebebi, dünyaya bu görüntüyü sunmaktır ve bir algı oluşturmaktır. Biraz beyni olan varsa bunu anlar zaten. Madem gaz var, 5 dakka sonra yap haberi embesil herif.

Medya manipülasyonun dışında, bu hareketin beynelmilel olduğunu söylemiştim. Ve biraz araştırınca kesinlikle öyle olduğunu gördüm.

Bakın Sırbistan’da Otpor ve Canvas adında sivil toplum örgütleri kuruldu.

Otpor, Sırpça ”diren” manasındadır.

Bu örgüt daha sonra, ”şiddetsiz direniş merkezi” anlamına gelen ”Canvas” adında yeniden yapılandırıldı.

Görevleri gayet basitti, şiddet kullanmadan hükumetleri devirmek. Halkı örgütlemek ve bir toplu eylem başlatmak. Daha sonra gerekli abilerin yardımıyla ülke ve dünya basınında, ve sosyal medyada eylemler hakkında haberler yaymak. Tabi yalan haber de bunun en büyük parçası.

Halkı olabildiğince örgütleyip, eylemi olabildiğince kalabalıklaştırmak için bu gibi her türlü yönetme başvururlar. Aylar, bazen de yıllar öncesinden, eylem yapılacak olan ülkelerdeki kilit isimleri özel bir eğitime alırlar. Bazen bu kişiler, Canvas’ın merkezi olan Sırbistan’a gelir, bazen de eğitimciler planlanan ülkeye giderler.

Yugoslavya’nın dağılması sürecinde ilk kez kendini gösterdi Otpor. Ama konuyu biraz araştırırsanız, bu olayda zaten küresel ellerin olduğunu şıp diye anlarsınız ciğersizler.

Yugoslavya’nın dağılışı çok kilit bir olay oldu bu yüzyıl için. Tüm insanlığa bir narkoz uygulandı ; demokrasi. İnsanlık bu uğurda her şeyi yapar hale getirildi. Ve Otpor’un, koca bir devleti parçalamada gösterdiği başarı, bu örgütün daha çok işe yarayacağını gösterdi insanlara. Bu sebeple de tüm dünyaya yayılmaya başladılar.

Canvas’ın başkanı ”bazı ülkelerde çok iyi iletişim kurduğumuz gruplarımız var, ve yakında işe koyulacaklar” diyor.

Sekiz ya da dokuz ülkeden bahsedebilecek seviyeye gelmiş durumdalar. Yani tüm dünyadaki emperyal, kapital ve sömürücü eller, kurdukları düzeni sizin yıkmanıza izin mi veriyor?

Burada ne gibi bir tehlikeden bahsettiğini ben çözemedim mesela. Gruplarının isimlerini çekinerek vermiyor. Fakat bu grupların varlığından bahsediyor. Çekindiğiniz şey halk olamaz, zira siz halk için eylem yapan sevgi pıtırcıklarısınız, onlara özgürlük vaat ediyorsunuz. Küresel güçler demeyin sakın bana, zira dediğiniz gibi sadece özgürlük arayan birkaç yeni yetmenin hükumetleri ve devletleri yıkabildiğini yalnızca embesil ergenlere yutturabilirsiniz.

Bakın Sırbistan devriminden sonra tam 37 ülkeyle çalışmışlar. Sizce bu küresel bir proje değil mi?

Nedeni de çok açık.

Yaklaşık 100 yıl önce ”ulus devletler” diye bir düzen kurulmuştu. Buna ”yeni dünya düzeni” dediler.

Fakat David Rockefeller şöyle dedi ; ”Dünyada 200 civarı olan ulus devlet sayısı, yakın tarihte 1000’e çıkacaktır. Dünyada ulus devletlerin modası geçmiştir. Gelecekte, devletler finans sektörü tarafından idare edildiğinde, dünyaya barış ve huzur gelecektir.”

Şimdi bir virgül atıp, hemen başka bir pencereden gidelim. Dünyaya haber pazarlama demişken, bunu biraz örneklendirelim. Örneğin Mehmet Ali Alabora, CNN International’a röportaj verdi ;

Sonra Okan Bayülgen ;

Tabi olaylar sadece bunlarla sınırlı değil ;

CNN, Kazlıçeşme mitingini ”hükumet karşıtı protesto” olarak gösterdi.

Ünlülerimiz, İngilizce tweetler atmaya başladı.

Amanpour denilen kadın bir CNN spikeri, Gezi olayları hakkında senden benden çok haber yaptı kendisi. Ve Akp danışmanı İbrahim Kalın canlı yayına bağlanıyor ;

İbrahim Kalın ”ellerinde molotoflarla ve taşlarla Beyaz Saray’a yürüyen bir grup olsa siz ne yapardınız?” diyor, ve Amanpour bacı ”Mr. Kaliiin, show is over” diyerek programı kapatıyor panpa.
Tamamı için ;

Okan Bayülgen ve Mehmet Ali Alabora’nın konuşmasını da keseydin ya abla..

A pardon, onlar özgürlük ve demokrasi adına konuşan sevgi kelebekleriydi di mi, özür dilerim..

Ve bu olayla ilgili şöyle bir şey de söyleyeyim; Taksim’de olaylar daha başlamadan, Amerikan basın organları yayın aracı kiralamışlar. Link, Link, Link

Zaten olayları ilk günden beri vermeleri, şüpheye yer bırakmıyor.

Sonra aklıma Kemal Kılıçdaroğlu geliyor, ”Bu hükumete saldıracağız ve bu hükumeti düşüreceğiz” diyor bizim kestaneci Kemal. Link, Link, Link

Lan hani o zaman demokrasi anasını satayım?

Bir kemalist için demokrasi yalnızca parti içinde kimin seçileceği derecesindedir. Bu ülkede bir parti yüzde elli değil, yüzde doksan oy alsa, bu herifler gene ”demokrasi isterüüüüükk, biz halkıııııızzz…” derler.

KeMal ne biliyordu da bunu söyledi acaba?

Sonra, Suriye’de binlerce insan ölmüşken ve hala da ölürken, ”Suriye’nin iç işine karışmayalım” diyen bu Kemal, Alman başbakanı Merkel’e Gezi hakkında mektup yazıyor ; Link, Link, Link

Fakat hızını alamıyor, bir de Hollanda’ya mektup gönderiyor ; Link, Link, Link

Tabi merdivene ters binen Kılıçdaroğlu vitesi boşa almış, kaptırdı gidiyor. Yabancı basına ”bakın Türkiye’de neler oluyor yaa” diye bir basın toplantısı yapıyor ; Link, Link, Link

Şöyle bir düşünelim şimdi ciğersizler;

  • Kemal Kılıçdaroğlu Almanya başbakanına mektup gönderiyor,
  • Kemal Kılıçdaroğlu Hollanda başbakanına mektup gönderiyor,
  • Kemal Kılıçdaroğlu yabancı basına bu olayı reklam ediyor,
  • Kemal Kılıçdaroğlu yabancı basına Türkiye’deki olayları haber yapmaları için telkinde bulunuyor,
  • Mehmet Ali Alabora İngilizce tweetler atıyor,
  • Mehmet Ali Alabora CNN’de röportaj veriyor,
  • Okan Bayülgen CNN’e röportaj veriyor,
  • Tüm ünlüler konu hakkında onlarca tweet atıyor,
  • Tüm ünlüler Taksim’de toplanıyor,
  • Madonna, Bruce Willis, Moby gibi dünyanın takip ettiği ünlüler Gezi için tweetler atıyor,
  • CNN, Taksim’de 9 saatten fazla canlı yayın yapıyor,
  • Tüm dünya medyasında, dünyanın bir numaralı gündemi Gezi oluyor,
  • Taksim’den Amerikan savaş muhabirleri maskeler takarak hükumet aleyhinde haber yapıyor.
  • Avrupa Parlamentosu Türkiye’yi kınıyor.

Yani ciğersizler, bu olayın dünyaya pazarlanması isteniyor.
Ve işin içinde kimlerin olduğunu da görün.
Bir bankanın genel başkanı bile oradayken, başka söze ne hacet.

Bu arada banka demişken, Chp’nin İş Bankası ile ortak olduğunu biliyorsunuzdur herhalde. Link, Link, Link

Sosyalist olduğunu söyleyen bir parti, halkın partisi olduğunu söyleyen bir parti, bir banka ile ortak. Zaten Chp’nin milletvekillerine bakıyorsun, neredeyse yarısı İş Bankası’nda yöneticilik yapmış. Bankacılık demek, halkı soymaktan başka bir şey değildir ciğersizler.

Bu olaylar çerçevesinde veya başka zaman, Chp’nin hiç faiz sistemini, sömürü düzenini, bankacılığı eleştirdiğini gördünüz mü?

Bir de aklıma gelmişken, Tayyip Erdoğan’ın yaptığı bazı hatalı açıklamalar olmuştu. ”%50’yi zor tutuyoruz” falan yanlıştı örneğin, ve bunu dile getirenler oldu, eyvallah.
Fakat aynı kişiler Kılıçdaroğlu’nun kışkırtıcı sözlerini neden hiç ağızlarına veya yazılarına almadılar merak ediyorum.
Lan adam ”ikinci bir kurtuluş hareketini, kurtuluş savaşını başlatmalıyız” dedi olum lan.
Şahsen ben hiçbir partiye oy vermeyen ve İslam’dan başka siyasi bir görüşe sahip olmayan biriyim ve yanlış gördüklerimi söylerim.

”ya anne kameralar çekiyooooo”

Ben şunu da hatırlıyorum, şuan gaz yiyen insanlar için tüm dünyayı ayağa kaldıran insanlardan, kısa bir süre önce ; ”İsrail kendini savunuyor. 3 çocuk öldü diye politika oluşturulmaz.” gibi bir yorum da gelmişti. Link, Link

Farklı bir pencere daha açalım.
Şimdi bazılarınız merak etmiş olabilir, ”dünyanın dört bir yanından bu kadar insan, gezi için nasıl ayaklanabildi?” diye.

Olay aslında çok basit ciğersizler. Bahsettiğimiz Otpor, Canvas örgütlerinin, başkanın ağzından duyduğunuz gibi birçok ülkede faaliyet merkezleri var. Bunlar, ayaklanma için gittikleri yerde uzunca bir süre çalışıp, oluşum için insan topluyorlar. Ve bu insanlar ne yazık ki, tek merkezden yönetiliyor. Böylelikle, Türkiye’de bir eyleme kalkıştıklarında, diğer ülkelerdeki faaliyet merkezlerine haber yollayıp, oradaki insanları da aynı anda sokağa dökebiliyorlar.

Gezi için ayaklananları bir düşünün; İsrail’den Amerika’ya, Almanya’dan İngiltere ve Fransa’ya, Kore’den Japonya’ya kadar bir sürü ülke insanı Gezi olayları için ayaklandı. Çünkü işin başındaki abileri, ”etkin bulunduğumuz tüm ülkelerdeki insanları burası için ayaklandırın” diye bir emir verdi onlara.

Tabi bu işin basın ve sosyal medya ayağı da vardı.

Türk basını 28 Şubat darbesinde çok fena mimlendiği için, bu olaya eli mahkum tedbirli yaklaştı.

”Basın sansür uyguluyo yaaa” diyen embesillere söylüyorum;

Sansür uyguladığını söylediğiniz basının ”Gezi parkı” adında bölümleri var, tüm bir haber programları bu konuya ayrılmış durumda.

Fakat onların sansürden kastı şu ; ”Aylin isimli bir kızı panzer ezdi ve öldü.” haberini medyanın haber yapmasını istiyorlar. Medya, yalan olduğunu bildiği için bu haberi yapmıyor. Çünkü yalan haber yapma hakkını 28 Şubat’ta fazlasıyla kullandılar. Bu kez de aynı şeyi yapmaları, medya patronlarının kellelerini vermeleri anlamına gelir. Bunu göze alamazlar.

Fakat yalan haber yaymanın tek yolu medya değildir; ”ünlüler” vardır. ”Madem medya ile yapamıyoruz, biz de ünlüleri kullanırız.”

Ünlüler demişken de Mehmet Ali Alabora’yı ayrıca konuşmamız lazım bence. Ben pek yorum yapmadan sadece olaylar ve haberler üzerinde duracam. Mehmet Ali Alabora, olaylar başlamadan önce Londra ve Mısır’a gitmiş, haberlerde görmüşsünüzdür. Link, Link

Daha sonra ”mi minör” adlı bir tiyatro yönetmişti kendisi. kendi yorumlarını dinleyebilirsiniz.

Bu video da iki yıl öncesinin videosu.

Mehmet Ali Alabora, tıpkı Gezi’deki gibi ”özgürlük,insan hakları” gibi cibi laflar ediyor.
Yani bu olay çok daha öncesinden yürütülmeye başlanıyor gördüğümüz gibi.

Ne garip tesadüftür ki, Mehmet Ali Alabora önce bu konuları işleyen bir oyun yapıyor, Londra ve Mısır’a gidiyor ve Gezi Parkı olaylarının bir numaralı ismi oluyor, ”sen hala anlamadın mı arkadaş, hadi gel” diyor, CNN’e röportaj veriyor, İngilizce tweetler atıyor.

Düzenin değişmesini isteyen, kapitalizmi eleştiren adam kalkıyor ve bu düzenin yürümesinin en büyük sebebi olan bankaların reklamından trilyonlar alıyor anasını satayım. Hangi düzeni değiştirecen olum sen?
Bu dünyanın kanını emen kurumlardan trilyonlar alan biri bana ”düzen müzen” ayakları yapmasın, ayağına bacağına sıçtırmasın. Millet ”daha önce nerdeydin, biz zulüm görürken niye sesini çıkarmadın” deyince, utanmadan sıkılmadan ”bi çekilin ya işimiz var” diyecek kadar bu düzenin kölesi olmuş birini dinleyen ve onunla aynı yolda yürüyenlerin ağzına ayrıca sıçayım.

”ben de yürürken sakız çiğneyebiliyorum”

Halkız diye ayaklanan adam, sana imza vermeye burun kıvırırken, hangi halktan bahsediyorsun lan sen?

Bu ülkede başörtülüler sokaklarda sürüklenirken sesini çıkarmayan döl israfları, itler ve hayvan artıkları, uğruna kıçlarını başlarını açtıkları batıdan alkol yasası gelince ”özgürlüğe müdahaleeee” diye ayaklanıyor ve kendilerini özgürlük savaşçıları ilan ediyor. Halk partisi adındaki bir parti, halkı sömüren bankalardan biriyle çalışıyor.. Bu ne iki yüzlülüktür, bu ne şerefsizliktir arkadaşım ya.

Bu eylem hareketleri tüm dünyaya yayılmış durumda. Hatta zamanında Hugo Chavez için de böyle bir ayaklanma oldu ve Hugo Chavez, olayların Otpor adındaki bu küresel örgütün işi olduğunu basının önünde söyledi.

Emperyal güçlere karşı direnen adam olarak bildiğimiz ve hiçbir şeyi söylemekten çekinmeyen Hogo Chavez de bu örgütün kurban listesinde yer almış anlayacağınız.

Chavez, Otpor’un simgesini basına gösterirken

Bu örgüt Arap Baharı’nda da kendisini göstermişti. Zira bu olayın altında bizzat kendileri vardı.

Ve hep aynı sembolü görürüz, sıkılı bir yumruk ;

Aklıma da şeyi getirdi bu ;

hmmm, ilginç şimdi yani ne diyim panpa

Başkanları şöyle bir şey söylüyor ;

Gezi’de de bunlar çıkıyor karşımıza;

Hatta Halk Tv bu işe epey bir gayret harcadı ;

Takım çalışması için de birtakım taktikler varmış ;

Now here we are, in Gezi Parki ;

Son olarak Le Monde’ un karikatürüyle bitiriyoruz ciğersizler;

Şu karikatür, batının düşüncesini net olarak kanıtlamakta.

Türkiye’nin İslam’a dönmesi, kendilerinin en büyük korkusu zira.

Çünkü İslam’a dönen bir Türkiye’nin, İslam dünyasını tekrar birleştireceğini biliyorlar.

Yavuz Sultan Selim zamanında kurulan dev İslam birliğini, I. Dünya Savaşı’nda tüm güçlerini seferber ederek dağıtmışlar, çeşitli yalan efsanelerle, propagandalarla Müslümanları birbirlerine düşman etmişler, yani kısaca bölüp, parçalayıp yönetmişlerdi.

İşte tam da bu nedenle Türkiye’deki laikliğin koruyucusu, bir asırdan beri batı dünyası olmuştur.

Fakat Allah’ın vaadi gerçektir, ve İslam birliği kurulacaktır. İslam, kıyametten önce dünyaya son kez hakim olacaktır. Ve elbette diriliş, İslam’a en çok hizmet eden bu millet tarafından başlayacaktır.

2023’te sömürü anlaşmaları resmen bitecek ciğersizler. Bu tarih, bu yüzden önemli.

Mesele sadece gezi değil arkadaş, sen hala anlamadın mı..?

KOMPLO TEORİLERİ : OPUS DEİ VE FETÖ BENZERLİĞİ


OPUS DEİ VE FETÖ BENZERLİĞİ

Okulları, eğitim kurumları, yurtları ve televizyon kanalları bulunan yani daha ziyade seküler alanda örgütlenen Katolik Tarikatı Opus Dei 2 Ekim 1928’de Madrid’de bir papaz olan Jose Maria Escriva tarafından kurulmuştur. Okulları vasıtasıyla kendi personel kaynağını yaratan bu yapı dünyanın pekçok kudretli simasını bünyesinde barındırır. İngiltere Milli Eğitim Bakanı, Polonya hükümetinde görevli bazı bakanlar, Peru’lu politikacıların bazıları, Abd anayasa mahkemesi üyeleri, Amerikan kongresinin onlarca üyesi Opus Dei mensuplarıdır. Fetö’nün de yurtdışı okulları aracılığıyla yetiştirdiği elemanlarını o ülkelerin kilit noktalarına taşıma stratejisi bulunmaktadır. Bunun en somut örneği günümüzdeki 15 Temmuz soruşturmaları sırasında Uluslararası Ceza Mahkemesine görevli ve tutuklu bir Türk hakimin ifadesidir. İfadeye göre bu hakim Bylock kullanıcısıdır ve bunu Burkina Faso Devleti Dışişleri Bakanı aracılığı ile telefonuna indirmiştir. Bugün Bylockun bu örgütün iletişim platformu olduğu ispatlandığına göre Burkina Faso Devleti gibi pekçok kimsenin bilmediği fakat Afrika’da önemli bir ülkenin bile Bakanlar Kurulu üyesinin Fetö ile bağlantılı hatta bu okullardan yetiştirilmiş olduğu açıktır. Escriva örgütü kurduğu tarihten itibaren orduya ilgi duymuş ve asker devlet başkanı Franco’nun adeta sağ kolu durumunda bulunmuştur.

Bu alışkanlık Fetö’de de görülür. Türkiye’deki bütün askeri darbelere ilgi duyan bu yapı orduya kendi müridlerini sokma hususunda da büyük çaba sarfetmiştir. Öyle ki 1987 3. Kolordu Komutanlığı raporu fetullahçı yapılanmaya dikkat çekmiş fakat daha sonraki yıllarda bu durum ya ihmal edilmiş ya da ihmal edilmek zorunda kalınılmıştır. Fetö yöneticisi Gülen’in askeri darbelere ilgi duyduğunu belirtmiştik. Bu ilgi genelde destek boyutundadır ve gerek konuşmaları gerekse kitaplarında bu durum oldukça açıktır. 12 Mart Darbesiyle ilgili

‘’Yerineydi yapılmasaydı komünist darbe olacaktı’’ açıklamasına sahipken 12 Eylül içinde benzer ifadeler kullanır: ‘’Rusya’nın vesayetinde bir hale gelebilirdik. Bu açıdan askeri müdahaleyi yadırgamak isabetsizdir demek doğru değildir..’’

28 Şubat dönemini ordunun gözüne girebilmek veya birtakım tertipler için var gücüyle desteklemiştir.

‘’28 Şubat rahatlama sağlayacak olumlu değişimi hızlandırdı, islami kesim şunu anladı din siyasete alet edilmemeli… Niçin asker muhtıra verdi diye suçlanıyor? Bunu yanlış buluyorum isteseler böyle olacak diyebilirlerdi. Meseleyi 6 saat müzakere etmezlerdi. Tavsiye kararlar ortaya koydular. MGK anayasal bir müessesedir.’’

1998 yılında ise Milliyet gazetesinde yayımlanan söyleyişisinde orduyla flört etmeye devam ediyor: ‘’Ben kim oluyorum ki gaziler evladı orduyla aramda gerginlik olsun. Atalarım askerdir. Şükrü Paşa dedem… Laik Cumhuriyet konusunda hassas olmalıyız’’

Yine 15 Temmuz evvelinde örgüt müridlerinin orduyu darbeye davet etmeleri, Gülen’in darbeden evvelki konuşmasını haki renkli cübbesiyle gerçekleştirmesi bu askeri kalkışmayıda planladıklarını göstermiştir. Hulasa Opus Dei’ci Escriva nasıl her daim orduya yakın olduysa ve bir şeklide ordu ile iletişim kanallarını açık bulundurduysa Gülen’de aynısını yapmıştır.

Opus Dei Ordu İlişkisi

İki örgüt arasındaki bir benzerlikte bu iki yapının kapsamlı yayılma evrelerinin benzer süreçlerden geçmesindedir. Papa II. John Paul yalnızca 33 gün süren Papalığının ardından gizemli bir şekilde ölen ve otopsi yapılmadan gömülen eski Papa’nın yerine 1978’de Papa seçilmişti. Evvela bu tarihin önemini vurgulamakta fayda var. 1977 Yeşil Kuşak projesi akabine denk gelen tarihte küresel kapitalistlerin teşvikiyle Sovyetler Afganistan’a çıkarma yaptılarki sonrasında El Kaide ve Taliban doğacaktı. ( Bugünkü Işid’in ilk nüveleri) 1978 Küresel liberalleşme olan Washington Mutabakatının hayata geçirilmesiyken aynı zamanda pkk’nın Suriye’de kurdurulması ve Evanjelis Dernek “Ahlaki Çoğunluk”un Abd’de kurulmasının yılıydı. Böylesine mühim bir konjonturel evrede yeni papa koltuğuna oturdu. (Yeni Papa ilk defa 1986’da Roma Sinagog’unu ziyaret ederek Vatikan tarihinde bir ilki gerçekleştirecekti) Papa başlangıçta Vatikan’ın içerisindeki Cizvitler, Opus Dei, Dominikler gibi oluşumlarla pek bir bağ tesis edemedi. Ta ki 1981 yılına kadar.. 1981’de fikriyatı ve amacı meçhul Mehmet Ali Ağaca, Papa’ya bir suikast düzenledi. Üzerinde Meryem Ana’yı temsil eden renk olan Mavi kazaklı Ağca’nın vurduğu Papa ölmemişti..

Meryem Hristiyanlıkta Mavi renk ile özdeştirilir

Meryem Ana ve Mavi Kıyafeti

Gnostik Masonik Birlik AB; Bayrağının rengini Meryem Ana kıyafetinden almaktadır

Sublimatik bir mesajla AB Bayrağı Meryem’in arkasında gösteriliyor

Papa ile görüşen Ağaca Mavi Kazağı ile

Papa’nın akıbetine değineceğiz fakat öncelikle bir parantez açmamız gerekiyor. Ağaca Türkiye’de tutukluyken Garnizon ortasındaki Askeri Cezaevinden ustalıkla kaçırıldı. Buna yol veren ise sıkıyönetim komutanı Nurettin Ersin’di. Ersin daha sonra 12 Eylül 1980 Askeri Müdahalesinde Kara Kuvvetleri Komutanı olarak; Milli Güvenlik Konseyi üyeliği yapacaktı.! Parantezi kapayalım ve devam edelim.

Papa ölmedi fakat suikastın getirdiği korkuyla Vatikan’ın kapılarını sonuna kadar Opus Dei’ye açtı ve bu örgütün mutlak hakim olmasını sağladı. Pekiyi bunun Fetö’nün Türkiye’de ağırlığını hissettirmesiyle ne alakası olabilir? Fetö en kapsamlı örgütlenmesini dönemin başbakanına suikast gerekçesiyle Kozmik Oda’ya girilme sürecinde başlatırken, 27 Nisan 2007 Muhtırası bürokrasinin topyekün Fetö’ye bırakılmasına yol açtı. Bugün Kozmik Oda kararlarına müdahil olan hakim savcılar ya tutuklandı ya da firariler.. Fakat 27 Nisan muhtırası muamma olarak durmaya devam ediyor… Vatikan’da suikast sebebiyle yol verilen Opus Dei ve Türkiye’de darbe olacak sebebiyle o dönem mecburiyetten yol verilen Fetö.. 1978, 12 Eylül, Vatikan, Opus Dei, Fetö hepsi birbirlerinin uzantıları hepsi aynı fabrikanın ürünleri. İşte Fetö bu denli uluslararası bir aklın projesidir. Dolayısıyla mücadelede ulusal tedbirlerle sınırlı kalmamalıdır.

KOMPLO TEORİLERİ : Amerika’yı Korkutan Siyah Helikopterler


komplo

1990’lı yıllarda Amerikan halkında oldukça korkutan siyah helikopterler komplosu, biraz modası geçmiş olsada dünya komplo senaryolarını en ünlülerinden biridir.

Hayal ürünü gibi görünse de aslında gerçek yönleri olan bu teoriye göre Soğuk savaş döneminde Birleşmiş Milletler, Amerika’yı denetlemek için radara yakalanmayan, süper teknolojik siyah helikopterleri gökyüzünde uçuruyordu. Bu gizli siyah helikopterlerde ki ajanlar suikastler, teknik takip, adam kaçırma, Sabotaj gibi pek çok gizli eylemi kimseye duyurmadan yapıyordu.

Darbelere Bile sembol olan siyah helikopterler, Ayrıca UFO teorileriyle ilişkilendirilmiştir. Amerika’nın 51. bölgedeki UFO teknolojilerinden yararlanarak bu süper teknolojik siyah helikopterleri tasarladı.

Bu siyah helikopterlerin Aslında Birleşmiş Milletler tarafından değil Amerika tarafından kullanıldığı ve hükümet aleyhinde haberler yapan, tutum takınan ve gizli dosyaları araştıran kişilerin ajanlar tarafından bu siyah helikopterler vasıtasıyla kaçırıldığı iddia edilmektedir.

Siyah helikopterler komplosu Amerika’nın bilinçaltında oldukça büyük bir yer edinmiştir. Pek çok film, dizi, şarkı sözünde siyah helikopterler geçmektedir. 1997 yapımı Mel Gibson’ın başrolünde oynadığı Komplo Teorisi filminde, siyah helikopterlerin gökyüzünde uçtuğu görülmektedir. Ayrıca Amerika’da gizli işleri araştıranlar için "Şimdi bahçene bir siyah helikopteri inecek" şeklinde bir şehir efsanesi de türemiştir. Sanal ortamda siyah helikopterlerin görüldüğü ve gerçekten bu Gizli işleri yaptığına dair pek çok paylaşım bulunmaktadır. Hatta siyah helikopterlerin videolarının YouTube‘a amatörce yüklendiği de görülmektedir.

Aslında biraz geçmişte kalan bir olay gibi görünsede siyah helikopterlere hala inananların sayısı az değildir. Bugün teknik takip ve Adam izleme için biraz eski moda bir olay gibi görünebilir siyah helikopterler. Çünkü günümüz sanal ortamında insanları izlemek ve yaptıklarını takip etmek için böyle cihazların yerine internet Ortamı daha kolay bir yöntemdir. Ancak adam kaçırma ve gizli işler için siyah helikopterler kullanılabilir bir araç olarak görülmektedir. Ancak siyah helikopterlerin varlığı kesin olarak kanıtlanmamıştır ve hala bilinç altlarında siyah helikopterlerin kendilerini kaçıracağı korkusu devam etmektedir.

KOMPLO TEORİLERİ : Silent Hill’in Gerçek Hikayesi – Yanan Kasaba


d

1999 yılında piyasaya sürülen korku oyunu Silent Hill, çıktığı günden bu yana pek çok kişinin hem korkarak hem merak ve hem de zevk alarak oynadığıbir bilgisayar oyunu olmuştur. Pek çok filme de konu olan Silent Hill, korkunç bir kasaba gibi görünsede oyunun yapımcılarının gerçekten ilham aldığı gerçek bir olay bulunmaktadır.

Amerika’nın Pensilvanya eyaletinde Centralia kasabası bugün hala altından yanmakta olan, terk edilmiş vaziyette Duran bir Amerikan kasabasıdır. Bu kasaba sürekli sis ve duman içerisinde kalmış eski bir madenci kasabasıdır. 1960 larda 5000 kişinin yaşadığı bu ufak yerde o dönem sinema kilise gibi binalar bulunmaktaydı.

Bu büyük yangının nedeni 1960 larda büyük olasılık atık çöpleri yakmak için yakılan ufak çaplı ateşin Kasabanın altında bulunan kömür madenlerini sıçramasıyla bu yerin alttan yanmaya başlamasıdır. Yani bir nevi cehennem gibi
Centralia kasabası bugün hala Sis ve zehirli gazların etkisi altında olup 4 kişinin Hala burada yaşadığı söylenmektedir. Kasaba oldukça ürkütücü bir durumdadır.

centrelia%2Bger%25C3%25A7ek%2Bhali.jpg
Kasabanın Bugün kü Durumu

Kasabanın altında yanan ateşin sıcaklığını 180 derece civarında olduğu ölçülmüştür ve sürekli dışarıya zehirli gaz püskürtmetedir. Amerikan maden araştırma birimi, bu yangının daha 250 yılda süreceğini ifade etmiştir.

Tabi bu durum korku senaryolarını neden olmuştur. Halk arasında anlatılan iddiaya göre Centralia’da bulunan ufak bir kızın yangından önce korkunç resimler çizdiği ve daha sonra psikiyatri servisine kaldırıldığı ve yangının işaretçisi bu kız oldu iddia edilmektedir. Ayrıca üç gencin yine uyuşturucu etkisi de transa geçip aynı rüyaları görmeleri ve trans da iken üçünün birleşip bir ağaca baş harflerinin yazması gibi ilginç hikayeler bu kasaba hakkında anlatılmaktadır. Ayrıca kasabaya 390 civarında insanın ziyaret için gittiği (özellikle oyun popüler olduktan sonra) hiç birinin geri dönmediği şeklinde korku senaryoları da bulunmaktadır.

Centralia kasabası bugün hala yanmakta ve aynı Silent Hill oyununda ki gibi Sis ve duman altında bir yer yer olarak korkutucu özelliğini devam ettirmektedir.

KOMPLO TEORİLERİ : Gerçekliği kanıtlanmış komplo teorileri


Gerçekliği kanıtlanmış komplo teorileri

Özellikle günümüzde komplo teorileri internetin de yardımıyla kolayca yayılıyor. Ancak bu teoriler her zaman tamamen yanlış olmayabiliyor. İşte gerçekliği kanıtlanmış birçok komplo teorisi…

Üzerinde çok konuşulan ve gerçekliği kanıtlanan komplo teorileri…

Mockingbird Operasyonu

Soğuk Savaş döneminde CIA’in kendi fikirlerini yaymak için çok çeşitli güçleri kullanması olayı.

Temel amaç CIA’in görüşlerini ve 1950’lerde ABD’nin oluşturduğu savaş programını desteklemek için bir ağ kurulması ve bu ağın içine medya çalışanları, diğer ülke liderleri ve güçlü iş adamlarını almaktı.

Neredeyse tüm dünyanın canını yakacak planlarla dolu olan bu operasyon 1970’li yıllarda bitmiş, bitirilmiş gibi görünse de tamamen bittiği gerçeği hiçbir yerde konu edilmemektedir.

Tuskegee Frengi Deneyi

ABD’de 1932-1972 yılları arasında deneysel amaçlarla 600 Afrika asıllı Amerikalı denek olarak kullanıldı. Bunların 399’u frengiliyken 201 sağlıklıydı. Ücretsiz tedavi altında bu kişiler üzerinde deney yapılarak frenginin siyahiler üzerindeki etkisi araştırıldı. Penisilinle tedavisi mümkün olduğu halde frengili kişiler tedavi edilmedi, sadece gözlem yapıldı. Deneklere gerçek söylenmedi. Gerçekler 1972 yılında ortaya çıktı.

MK-ULTA projesi

CIA’in yürüttüğü MK Ultra Projesi’yle insanlar üzerinde hipnotize, duygusal yoksunluk gibi yöntemler kullanılarak istenilenleri söyletme, istediğini yaptırma deneyleri deneklerin işin ucunu kaçırıp ABD ve Kanada’da işkence yöntemleri kullanmaları sonucu ortaya çıktı.

MKUltra programı 1945 yılında başladı ve bu konuyla ilgili Joint Intelligence Objectives Agency (Ortak İstihbarat Ajansı) kuruldu, bu kuruma doğrudan yetki verildi. Çalışılan bazı bilim adamları, işkence ve beyin yıkama olarak tanımlanan suçlardan, bazıları da savaş suçu, Nazi, Nazilik suçuyla yargılanmıştır.

Gleiwitz Vakası

Gleiwitz Vakası 31 Ağustos 1939’da, 2. Dünya Savaşının Avrupa’da başlamasının arefesinde, Polonyalı kılığına bürünmüş Nazi güçlerince Yukarı Silesya’nın Gleiwitz kentindeki Gleiwitz Radyo İstasyonuna yapılan düzmece saldırıdır.

Bu provokasyon, Nazi Almanyası SS’inin Himmler Operasyonu’nun en iyi bilinen parçasıdır. Almanya’nın Polonya’yı işgali için haklı bir nedeni olduğunu göstermek amacıyla, Polonya’nın saldırganlığını göstermek için tertip edilmiştir.

Prizma (gözetim programı)

Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) PRISM programı adı altında en az dokuz büyük Amerikan (Google, Yahoo, MSN, AOL) internet servislerinden iletişim ve veri toplama olayını anlatan gizli bir güvenlik programıdır.

Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti 2001 yılında bu gözetim sistemi kapsamını artırmış ve program resmi olarak 2007 yılında hayata geçmiştir.

Paperclip harekatı

Paperclip (Ataç) Harekatı, ABD askeri istihbarat servisinin II. Dünya Savaşının sonu ve sonrasında Nazi Almanyası’ndan önemli bilim adamlarının ülke dışına kaçırılması operasyonunun kod adıdır.

İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde CIA’in Nazi bilim adamlarını ABD’ye getirme planının kod adı. Ynet’e göre bu bilim adamları kimyasal silah geliştirilmesine yardımcı oldu.

Nayirah tanıklığı

1990’da 15 yaşında Nayirah adlı bir kız Kongre’ye Iraklı askerlerin Kuveyt’te bir hastanede bebekleri kuvözden çıkarıp betona fırlatıp öldürdüklerini iddia etti. Bu iddia ABD’de büyük ses getirdi ve 3 ay sonra ABD Körfez Savaşı için düğmeye bastı. Savaş sonrası New York Times, Nayirah’ın Kuveytli diplomat Saud Nasser Al Sabah’ın kızı olduğunu ortaya çıkardı ve açıklamalarının bir PR çalışması olduğunu gösterdi.

Edward Snowden Olayı

Projenin patlama noktası Snowden’ın Amerikan ve İngiliz istihbarat servislerinin kullandığı kitle takip programlarını kamuoyuna açıklamasıyla oldu.

Olayın sonucunda Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi’nin Başkanı Orgeneral Keith Alexander, Amerikan Kongresi’nde bir komisyona gizli programla ilgili bilgi vermek zorunda kalmıştır.

Dahası Amerikan’ın en büyük internet şirketleri Google, Facebook ve Microsoft da Obama yönetiminden, kendilerinden istihbarat dairelerine kullanıcı bilgilerini teslim etmesini isteyen federal mahkeme emirlerini yayınlamasına izin vermesini talep ederek her şeyin açığa çıkarılmasını istemişlerdir.

Obama’yı ve yönetimini zora sokan bu talepler karşısında Amerika Başkanı bu gibi sistemlerin Amerikan ya da diğer halkları değil, terörist saldırılar yapmasından korkulan yabancıları gözetlemek için kullanıldığını belirtmiştir.

Dünya kamuoyuna yansıyan bu olay sonuncunda uzmanlar, 21. yüzyıl dünyasında gizliliğin çok zor olduğunu ve devletlerin mümkün olduğunca şeffaf ve demokratik olmaları gerektiğini savunmuştur.

COINTELPRO (Karşı İstihbarat Programı)

ABD’nin kendi vatandaşlarına karşı yürüttüğü çok bilinen operasyonlardan birisinin adı.

1965’te Soğuk Savaş’ın en hareketli günlerinde başlayan program başlangıçta ABD Komünist Partisinin aktivitelerini takip etmek ve bozmak amacıyla yürürlüğe sokulmuştu ancak bununla yetinmeyen FBI, Ku Klux Klan, Black Panthers gibi örgütlerin içine sızarak amaçları ve planları ifşa etmek amacıyla programı genişleterek sürdürmüştür.

ABD halkına ise kısaca, casusların Amerika’nın sırlarını çalmasını önleme çalışmaları şeklinde tarif edildi.

Malcolm X cinayetinde COINTELPRO ajanlarının rolü olduğu kesin biçimde ortaya çıkmıştır.

Program, bugün neredeyse tamamen Müslüman Amerikalılara yönelik faaliyet gösteriyor.

Hillsborough faciası

15 Nisan 1989’da 96 Liverpool taraftarı Sheffield Wednesday’in Hillborough Stadyumu’nda çıkan kargaşada hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Suç taraftarlara atıldı. 2016 Nisan ayında sonuçlanan soruşturmada Liverpool taraftarı aklanırken sorumluluğun poliste olduğu ortaya çıktı.

Northwoods Operasyonu

ABD hükümetinin soğuk savaş planı Northwoods Operasyonu, CIA’in Küba’ya karşı planladığı gizli bir operasyondur. Planlarda CIA ABD ordusunu vuracak ve bunu Küba yapmış gibi gösterecekti. Böylece halk desteği alınarak Küba’ya savaş ilan etmenin yolu açılabilecekti.

Ancak, bu dehşet verici plan dönemin başkanı John F. Kennedy tarafından onaylanmadı.

Alkole zehir katıldı

Slate’in haberine göre ABD hükümeti alkol yasağı sırasında kasıtlı olarak içkilere zehir karıştırıldı. Yaklaşık 700 kişi bu nedenle hayatını kaybetti.

Contra, kokain kaçakçılığı ve CIA

Amerika Birleşik Devletleri Merkezi İstihbarat Ajansı (CIA) Reagan yönetimi sırasında Orta Amerika’da kokain ticaretinin içinde olduğu ve ülkeye kaçak yollarla kokain soktuğu iddiası 1980’lerden beri çeşitli resmi gazetelerde soruşturma konusu olmuştur.

İddia şöyle; CIA kokain ticaretine, 1979’da Nikaragua’da kurulan sol kanat Sandinist hükümeti yıkmaya çalışan sağcı gerillaları (Contra) desteklemesiyle dahil oldu.

Senatonun terör ve narkotik alt-komitesinin 1989’da bildirdiğine göre: “Uyuşturucu ticareti tüm Contra savaş gayretlerine yayıldı.” Rapor, Orta Amerika’daki Amerikan görevlilerinin kokain akışını kasıtlı bir şekilde görmezden geldiğini ve ticarette kullanılan hava taşıma şirketlerinin Amerika merkez hükümetinden para yardımı aldığı sonucunu çıkarıyor.

1986 Şubat’ında durum kontrolden çıkınca Ronald Reagan bir açıklama yapmak zorunda kaldı ve şunları söyledi: “Sovyet müttefikleri olan Küba ve Nikaragua gibi ülkelerle uluslararası uyuşturucu ticareti ve terörizm arasındaki bağlantı gittikçe açığa çıkmaktadır. Bu ikiz şeytanlar, uyuşturucu ticareti ve terörizm, günümüzde yarıküreye yönelik en tehlikeli ve sinsi tehditlerdir.”

Stargate Projesi

Uzak mesafelerden görüntü almaya yarayacak duru görü ve psişik yöntemleri içinde barındıran birçok projeyi kapsayan ABD’nin metafizik-psişik projesi.

İslam inancına sahip ülkelerde bilimsel ve dinin emirleriyle uyumsuz olduğu düşüncesiyle ilgi görmemiş bir proje olarak bilinir.

Ancak, Amerika politik anlamda en büyük rakiplerinden SSCB’den psişik yöntemler kullanarak bilgi almak için bu projeye yaklaşık 20 milyon dolarlık bir yatırım yapmıştır.

SSBC dağıldıktan sonra ise projenin geliştirilmesi çalışmalarına birkaç üniversitesinin laboratuvarlarında devam edilmiştir.

KOMPLO TEORİLERİ : FETÖ ÖRGÜTÜ MASONİK BİR ORGANİZASYONDUR !!!


FETÖ MASONİK BİR ORGANİZASYONDUR

fetö’nün yurtiçi ve yurtdışı yapılanmasına bakıldığında varlığı binyıllara dayanan bir organizasyonun izlerini hissederiz.

semboller, gizlilik, şifreleme yöntemleri, dışa kapalılık, mensuplarını kendilerinin seçmesi gibi kriterler, fetö yapılanmasının masonik organizasyonu rol model aldığının ispatıdır adeta.

zaten bugün fetöye sahip çıkanlara baktığımızda da bunların arkasında masonik kurum ve kuruluşları görmekteyiz.

masonlarda semboller çok önemlidir. horus’un her şeyi gören gözü, gönye-pergel, 7 kollu şamdan, jakin ve bohaz sütunları nasıl masonik sembollerse, fetö’de de bu tip semboller vardır. fetöcüler pek çok yapılanmasında, masonların kullandığı şu sembolleri kullanmışlardır;

örneğin;

bir başka örnek, bank asya logosundaki piramit ve kimse yok mu derneğinin logosundaki horus’un her şeyi gören gözü;

ya da bu semboller gibi kendi sembollerini yaratmışlar, ilişkide oldukları kurum ve kuruluşlarda bu sembolleri kullanmışlardır.

örnek;

şüphesiz ki bunlar alelade benzetmeler değil. tesadüfi değil.

fetöcü yapılanmanın kullandığı bir başka masonik taktik din istismarıdır. bugün bir mason olabilmek için ilk şart “herhangi bir dine inanmak”tır. yani şayet bir semavi dine mensup değilseniz, bir inancınız yoksa mason olamıyorsunuz.

fetö’nün en iyi yaptığı şey de din istismarıdır. din onlar için bir amaç değil, araçtır. kendilerini dindar gösterip, toplumun birleştirici çimentosu olan dini makam ve mevki ele geçirmekteki bir amaç olarak çok güzel kullanırlar. bugün masonlukta farklı dinlerden bir araya gelen insanlar ortak bir amaç için nasıl çalışıyorsa, fetö’de de aynı durum mevcuttur.

(bkz: dinler arası diyalog) bunun en güzel örneğidir.

Fetöcüler kendi çıkarları için dini farklılık gözetmeksizin, her türlü oluşumla işbirliğine gidebilirler. dinler arası diyalog saçmalığı ile, örgütün gerçek hedefine yandaş toplanmaya çalışılmaktadır.

işte dinler arasında verilmeye çalışılan bu “sevgi” ve “barış” mesajları, aslında örgütün barış yanlısı, hümanist bir örgüt olduğu algısını yaratmaktır. dünyanın çeşitli yerlerindeki katolik üniversitelerinde ve islami üniversitelerde oluşturulan “fethullah gülen kürsüleri” ve buralara yapılan milyon dolarlık bağışlar, hep bu mesajı vermek ve bir algı yaratmak içindir.

LİNK : http://bit.ly/2aopGlK

ne güzel değil mi?

hem katolik üniversitesine bağış yap, konferanslar ver, hem islam üniversitesinde. hangi bayrağa hizmet oluyor bu?

“ben fetöcü olacağım, cemaate gireceğim…” bu şekilde düşünen ve cemaate girmek isteyen hiç kimse cemaate dahil olamaz. cemaate dahil olmak için sizi cemaat üyesi birinin alıp toplantılara götürmesi, size referans olması, kefil olması gereklidir.
aynı uygulama mason localarında da mevcuttur. “ben mason olmak istiyorum..” deyip mason olamazsınız, bir masonun referansı ile ancak mason adayı olabilirsiniz.

şifreleme…gizlilik… masonik organizasyonlardaki en önemli ayrıntılardan biri de gizlilik ve şifrelemedir. masonlar adeta şifrelerle konuşur, anlaşır.

yapacaklarını hiçbir şekilde açık etmezler.

aynı gizlilik ve şifrelemeyi fetö organizasyonunda da görüyoruz. örneğin son 15 temmuz darbe girişiminde, “darbecilerin cebinden çıkan okunmuş 1 dolarlık banknotlar…” bu banknotlar, darbecilerin birbirini tanıması için bir şifreleme sistemi.

ne garip ki bu 1 dolar da masonik bir sembol.

yönetimi ele geçirme arzusu

masonluğun olmazsa olmazıdır. bir bölgede faaliyete başlayan masonik grupların ilk hedefi o bölgedeki yönetimi ele geçirmektir. bunun için devletin üst kademelerindeki her makamı ele geçirirler, ya da kendilerine yakın isimleri bu mevkilere getirmeye çalışırlar. örnek: (bkz: p2 mason locası), (bkz: tapınak şovalyeleri) masonlar bu hedefe ulaşabilmek için her yolu denerler. para, suikast, zor kullanma, rüşvet, yolsuzluk vs.

aynı uygulamaları fetö de kullanır. devleti ele geçirmek için senelerce bıkmadan usanmadan çalışırlar. devletin tüm kademelerine yerleşmek için yapmayacakları yoktur. rüşvet, yolsuzluk, adam kayırma, sınav sorularını çalma vb…bunları hepimiz biliyoruz artık.

dünya genelinde muazzam organizasyon

masonlar dünya genelinde muazzam organize olmuştur. dünyanın farklı yerlerinde farklı isimler altında olsalar da, amaç aynıdır.

örneğin; bilderberg, b’nai b’rith, cfr, skulls and bone society, thule gibi…

fetöcüler de masonların dünya çapındaki bu organizasyonuna benzer yapılanma içindedirler. dünyanın farklı ülkelerinde farklı konseptlerde ama aynı amaç doğrultusunda hareket eden pek çok fetöcü dernek, kuruluş, örgüt vardır.

örneğin; gulen ınstitute(abd), turquoise harmony ınstitute(güney afrika), indialogue foundation(hindistan), intercultural dialogue platform(belçika), formosa ınstitute(tayvan), dunaj ınstytut dialogu(polonya) ve bunlar gibi onlarca kuruluş daha.

ayrıca fetöcü bu organizasyonun daha işlevsel olabilmesi için konfederasyon sistemleri de vardır. yani belirli bir coğrafyada birkaç örgüt bir araya gelip bir çatı örgüte bağlanır ve bu çatı örgüt ile ortak hareket edilir.

örneğin amerika’daki, peace ıslands, rumi forum, pacifica ınstitute, ınstitute for ınterfaith dialogue, ıstanbul center ve niagara foundation gibi fetöcü kuruluşlar alliance for shared values adlı bir çatı örgütün altında birleşmiş durumdadırlar.

örgüt hiyerarşisi

bilindiği üzre masonlukta tam 33. derece vardır. masonluğa girişte “çırak” olarak girersiniz, sonra sırasıyla “kalfa” ve “usta“lık mertebelerinden sonra gerçek masonluğa adım atar sırasıyla “ketum üstat“, “mükemmel üstat” ve “sır katibi” gibi derecelerle yükselirsiniz. bunlar gibi tam 33 derece vardır ve her bir derecenin farklı isimleri vardır.

gülen cemaatinde de hiyerarşi çok önemlidir. fetö’ye bir “şakirt” olarak girersiniz, “talebe” olursunuz, “abilik ya da ablalığa” yükseldikten sonra “hoca” ve “imam” gibi mertebeler alırsınız. imamlık mertebesi de kendi içinde bir hiyerarşik düzene tabidir.
semt imamı, kurum imamı, askeri imam gibi. fetö’nün hiyerarşik yapısı tam olarak şu şekildedir;

lakin ilginçtir ki fethullah gülen bu hiyerarşik düzende “kainat imamı” gibi bir mertebeye sahip olup kendisini adeta tanrısallaştırmıştır. masonlarda bu tip tanrısallaştırma yoktur.

özet olarak yukarıda belirttiğimiz tüm bu örnekler ışığında fetö’nün masonik organizasyonu kendine rol model aldığını, masonik usullerde dizayn edildiğini ve dolayısıyla mason örgütlerinin tesis etmek istediği “yeni dünya düzeni” amacına hizmet ettiğini kolaylıkla söyleyebiliriz.

KOMPLO TEORİLERİ /// Alman asıllı ABD’li gazeteciden iddia : “SVALBARD KÜRESEL TOHUM DEPOSU” HANGİ K IYAMETİ BEKLİYOR ?


Alman asıllı ABD’li gazeteciden ürkütücü iddia:

“KIYAMET TOHUM DEPOSU” OLARAK BİLİNEN, NORVEÇ’İN KUZEYİNDEKİ BİR ADAYA KURULAN “SVALBARD KÜRESEL TOHUM DEPOSU” HANGİ KIYAMETİ BEKLİYOR?

“Svalbard dünyayı ele geçirme planının bir parçasıdır”

Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl, tarım sektörünü elinde tutan GDO devlerinin bizim bilmediğimiz bir şeyler bildiklerini iddia ediyor. Svalbard hariç dünyadaki diğer tohum depolarını bekleyen kıyamet nedir? Esas amaç ari üstün ırk yaratmak mı yoksa istenmeyen ırkları yiyeceklerle kısırlaştırmak mı?

ÜRÜN DİRİER, urun.dirier

2008 yılının Mart ayında, Norveç’in kuzeyindeki Spitsbergen adasında “Svalbard Küresel Tohum Deposu” adı verilen bir ambar kuruldu. Donmuş bir dağın 130 metre altına inşa edilen ambarda şu anda dünyanın dört bir yanından yaklaşık 3 milyon farklı tohum özel ambalajlarda saklanıyor. Kuzey Kutbu’na 1100 kilometre uzaklıkta olan buzdağı ambarında bazı dayanıklı tohumlar 1000 yıl kadar bozulmadan kalabilecek. Her türlü nükleer saldırıya, patlamaya ve depreme dayanıklı olan bu tohum deposuna ‘kıyamet tohum deposu’ da deniyor. Dünya üzerindeki tüm tohum çeşitlerini bir araya getirmeyi hedefleyen ambarın amacı, gelecekte dünyanın başına gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlamak.

Buraya kadar her şey gayet iyi niyetli görünüyor. Ancak Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl’ın bu proje ile ilgili dehşet verici şüpheleri var. Engdahl, tarım sektörünü ellerinde tutan GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) devlerinin bizim bilmediğimiz bir şeyler bildiklerini düşünüyor. Spitsbergen’in buzlaşmış kayalıklarının altında ‘dünyayı ekonomik ve genetik olarak ele geçirme’ planlarının yattığını iddia eden Engdahl, teorisini ambar projesi finansörlerinin kimlikleri ve geçmişleri hakkında ayrıntılı hatırlatmalar yaparak ispatlıyor. İlk baskısı 2007’de yapılan, Nisan 2009’da Türkçeye çevrilen “Ölüm Tohumları/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar’ adlı kitabın da yazarı olan Engdahl ile ‘kıyamet muhafızları’ dediği finansörlerin kimlikleri, neler yaptıkları ve Svalbard Küresel Tohum Deposu üzerindeki hedefleri hakkında konuştuk.

Kıyamet muhafızları

Svalbard Küresel Tohum Deposunun finansörleri kimler?

-Öncelikle, bu ambarın Global Crop Diversity Trust (GCDT- Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü) aracılığıyla işletildiğini söylemeliyim. Nisan 2009 rakamlarına göre 123 milyon dolarlık bir finansmanları var. Roma’da kurulan bu örgütün başında Kanadalı Margaret Catley-Carlson bulunuyor. 1998’e dek NewYork merkezli Nüfus Konseyi’nin de (Population Council) başkanıydı. Bu konsey John D. Rockefeller’ın nüfus populasyonunu düşürmek amacıyla 1952’de kurduğu, aile planlaması adı altında gelişmekte olan ülkelerde kısırlaştırma çalışmaları yürüten bir konsey. Diğer GCDT üyeleri arasında Hollywood DreamWorks Animation’a başkanlık eden Lewis Coleman da var. Coleman ABD’nin en büyük Pentagon anlaşmalı askeri endüstri şirketi olan Northrup Grumman Corporation’ın da kurul başkanıydı. Örgütün finansörleri ise; geçen yıl şirketin aktif yönetiminden çekilerek kurduğu Bill-Melinda Gates Vakfı aracılığıyla kendini Asya ve Afrika’daki çiftçilere yardıma adayacağını beyan eden Microsoft’un kurucusu Bill Gates! Dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD’li DuPont/Pioneer Hi-Bred! Yine bir ABD’li GDO devi Monsanto! İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta! 1970’lerde 100 milyon dolarlık bir kaynakla ‘Yeşil Devrim’ diye bilinen tohumda gen devrimini başlatan ve tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı sağlama çalışmalarını yürütmek üzere dünyanın en büyük vakıflarından birini kuran petrol devi Rockefeller! ABD, İngiltere, Norveç, Almanya, İsviçre ve Kanada’dan da devlet fonları aktarılıyor. Yani özetle, GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) tohumları az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayarak tarlalardan orijinal tohumların kökünü kazıyan şirketler, şimdi dünya üzerindeki tüm orijinal tohumları olası bir kıyamet günü için kutuplarda buzdan bir adaya saklıyor. Dünyanın pek çok ülkesinde ‘zaten var olan’ tohum depolarına ne gibi bir felaket gelecektir ki, Svalbard’a muhtaç kalınacaktır?

Ebu Garib tohumları nerede?

Nükleer savaş, iklim değişimi veya meteor düşmesinin dışında bir felaketten mi söz ediyorsunuz?

-Evet, planlı bir felaketten söz ediyorum. Bunu anlamak için yalnızca 2003 Amerikan bombardımanından sonraki Irak’a bakmak yeterli. Irak medeniyetlerin beşiği ve binlerce yıl önce buğday tarımının doğduğu yerdir. Ebu Garib’de yüzlerce yılda geliştirilen buğday tohumu çeşitlerinin yer aldığı bir tohum bankası bulunuyordu. Amerikan bombardımanından sonra tohum mahzeni tarihe karıştı. Artık kimse o tohumların nerede olduğunu bilmiyor. Düşünün, dünyadaki tüm tohum çeşitleri NATO destekli Svalbard’da bir araya getirilip kontrol altına alındığında, dünyadaki diğer paha biçilmez tohum bankalarını savaşlar ve terörist eylemler ile yok etmek çok kolay olacak! Sonrasında da Monsanto ve DuPont gibi devler kendi GDO tohumlarını tüm dünya çiftçilerine tekelden sunabilecekler. Yani tüm tohum çeşitlerini ele geçirdikten sonra dünyanın diğer tohum bankalarını, tekel oluşturabilmek amacıyla yok edebilirler.

Ari ırk yaratma ‘Projesi’

Peki tekel olma arzusunun temelinde yatan tek sebep ekonomik mi?

-Hayır, bunu açıklamak için önce kıyamet muhafızlarının kimliklerinden ve geçmişte neler yaptıklarından biraz söz edelim. Rockefeller 1971’de Uluslararası Tarım Araştırmalarında Küresel Danışmanlık Gurubu olan CGIAR’ı kurdu. CGIAR, üçüncü dünya ülkelerinin bilim adamlarının ve agronomistlerinin (tarım uzmanı) ‘modern tarım ürünü’ kavramlarında uzmanlaşmaları ve ABD’de öğrendiklerini ülkelerine götürmeleri ile yakından ilgilendi. GDO’lu ‘Gen Devrimi’nin yaygınlaşması için paha biçilmez bir etki şebekesi oluşturdular. CGIAR, daha etkin olabilmek için BM Gıda ve Tarım Örgütünü (FAO), BM İlerleme Programı’nı ve Dünya Bankası’nı da işin içine dahil etti. Böylelikle Rockefeller Vakfı 1970’lerden itibaren küresel tarım politikalarını şekillendirebilecek konuma geldi. Ve başardı. CGIAR aslında Rockefeller ailesinin on yıllar süren bir planının parçasıydı. Bu plan ‘Proje’ olarak adlandırılan, üstün ırk yaratma planıydı.

“Rockefeller Hitler’in de finansörüydü”

Üstün ırk yaratma projesi tam olarak nasıl bir şey?

-Rockefeller Vakfı’nın ve zengin finans kurumlarının 1920’lerden beri genetik olarak üstün ırk yaratmayı meşrulaştırmak için kullandıkları öjenik bilimi daha sonradan genetik mühendisliği olarak değiştirilmiştir. Hitler ve Naziler buna ari üstün ırk diyorlardı. Hitler’in öjenik çalışmaları da bugün Svalbard’a milyonlarca dolar akıtan Rockefeller Vakfı tarafından finanse edilmişti. Rockefeller Vakfı Third Reich’s Kaiser Wilhelm Institutes’nün ari ırk öjenik çalışmalarını finanse ediyordu. 2. Dünya Savaşı’nda Amerika resmi olarak savaşa Hitler Almanyasının karşısında olarak girerken, Rockefeller Standard Oil Group, illegal olarak Alman Luftwaffe ve Wehrmacht birliklerine petrol nakline devam etti. Bununla ilgili Amerika senato araştırması da yapıldı.

Rockefeller Vakfı insanı ‘gen dizilimlerine’ indirgemeye çalışan sözde moleküler biyoloji bilimini yaratmıştı ve sonunda insan özelliklerini dilenilen şekilde değiştirmeyi amaçlıyorlardı. Hitler’in öjenikçi bilim adamları 2. Dünya Savaşı’ndan sonra sessiz sedasız ABD’ye götürülmüş ve çeşitli yaşam formlarının genetik olarak tasarlanması konusunda ilk adımları atmışlardır.

Gıdalar ile negatif öjenik

Amaç tarım yani gıdalar üzerinden üstün ırk yaratmak mı?

-Aslında daha da kötüsü. Rockefeller, Carnegie, Harriman ve diğer zengin elit aileler tarafından fonlanan öjenik (üstün ırk yaratma) lobisinin 1920’den beri biricik amacı ‘negatif öjenik’tir. ‘Negatif Öjenik’ istenmeyen soyların sistemli bir şekilde yok edilmesidir. Aile Planlaması Enternasyonal’in kurucusu, koyu öjenikçi ve Rockefeller ailesinin yakın dostu Margaret Sanger 1939’da Harlem’de ‘Negro (Zenci) Projesi’ adı altında bir proje başlattı. Bu projenin ne olduğunu bir arkadaşına yazdığı mektupta açıkça dile getiriyordu: “Negro (Zenci) nüfusu ortadan kaldırmak istiyoruz”

20 yıllık kısırlaştırma projesi

Negatif öjenik bir kısırlaştırma projesi mi?
-Örnekler üzerinden gidelim. Küçük bir Kaliforniya biyoteknoloji şirketi olan Epicyte, yendiği takdirde erkeği kısırlaştıran bir mısırı genetik mühendisliği marifetiyle geliştirdiklerin açıkladı. Epicyte, Svalbard’ın iki sponsoru olan DuPont ve Syngenta ile teknolojilerini yaymak için ortaklık kurmuştu. Çok ilginçtir ki Epicyte, genetiği değiştirilmiş sperm öldürücülü mısırı ABD Tarım Bakanlığından (USDA) aldığı araştırma fonuyla geliştirmişti.
Bir başka örnek; 1990’larda BM Dünya Sağlık Örgütü Nikaragua, Meksika ve Filipinler’de 15 ila 45 yaşları arasındaki milyonlarca kadının tetanoza karşı aşılanması için bir kampanya başlattı. Erkekler de tetanoz olabilirdi ama aşı erkeklere yapılmadı. Bu şüphe uyandırıcı durumdan ötürü Katolik bir kilise organizasyonu olan Comite Pro Vida de Mexico (Meksika Yaşam Komitesi) aşıları test ettirdi. Test sonuçları gösterdi ki Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) yalnızca çocuk doğuracak yaştaki kadınlara dağıttığı aşıların Chorionic Gonadotrophin (hCG) içerdiği ortaya çıktı. Doğal bir hormon olan hCG, tetanoz toksoid taşıyıcılarıyla ile birleştiğinde kadınların hamile kalmasını engelleyen antikorları üretiyordu. Daha sonradan ortaya çıktı ki Rockefeller Vakfı, Rockefeller Nüfus Konseyi, Dünya Bankası ve ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) için tetanoz taşıyıcılı bir kısırlaştırma aşısı üretmek için 1972’de 20 yıllık bir proje başlatmışlardı. Ayrıca Svalbard Kıyamet Tohum deposunu ev sahibi Norveç hükümeti kısırlaştırıcı aşının üretilmesi için 41 milyon dolar bağış yapmıştı!

Hibrid tohumlarla tekel tuzağı


Rockefeller’in gelişmekte olan ülkelerde yürütmüş olduğu ve hala devam eden Yeşil Devrim çalışmalarına da bu açıdan bakınca korkunç görünüyor…

– Rockefeller Vakfı 1946’da Nelson Rockfeller ile Pioneer Tohum Şirketi kurucusu Henry Wallace’ın Meksika’ya yaptıkları bir geziden sonra sadece adı yeşil olan Yeşil Devrimi başlattı. Neydi Yeşil Devrim? 60’larda Rockefeller’in çalıştığı Meksika, Hindistan gibi ülkelerde daha çok ürün veren ıslah edilmiş tohum çeşitleriyle açlık sorununu büyük ölçüde çözmeyi vaat ediyordu. Yıllar sonra, Yeşil Devrim’in aslında Rockefeller ailesinin ileride tekelleştirebilecekleri bir tarım işi geliştirme planı olduğu ortaya çıktı; tıpkı yarım yüzyıl önce petrol endüstrisi işinde yaptıkları gibi.

Nasıl tekelleştiler?

-Yeşil Devrim gelişmekte olan piyasalarda yeni hibrid tohumların üretilmesine dayanıyordu. Hibrid tohumlar üreyemedikleri için çiftçilerin her sene tohum alması gerekiyordu. Hibrid tohum patentlerinin DuPont/Pioneer Hi-Bred’in ve Monsanto’nun başını çektiği bir avuç dev tohum şirketinin elinde toplanması daha sonra GDO’lu tohum darbesi için yolu açtı. Hibrid tohumlar ve bu tohumların ihtiyaç duyduğu kimyasal gübreler, çiftçileri tarım ve petro kimya şirketlerine bağımlı hale getiriyordu. Bu gübreler Rockefeller kontrolündeki büyük petrol şirketlerinin ürünüydü. Ot ve böcek ilaçları da petrol ve kimya devleri için ek pazarlar oluşturuyordu. Yeşil devrim aslında bir ‘kimyasal darbeydi’. Gelişmekte olan ülkelerin yüksek miktardaki gübre ve ilaç girdisini finanse etmeleri mümkün değildi. Bu nedenle Dünya Bankası’ndan kredi notu alarak ve ABD hükümetinin garantisi altındaki Chase Bank ve diğer New York bankaları aracılığıyla özel borçlar aldılar.

Sonuç?

-Bankalara ve tefecilere borçlanan çiftçiler genellikle topraklarını kaybettiler. İş aramak için şehirlere göç ettiler; fabrikaların ucuz işçi açığı da kapanmış oldu.

Peki ya bugün?

-Bugün de Gates ve Rockefeller Afrika’da Yeşil Devrim adı altında bir projeye daha milyonlar yatırıyor. Amaç yine GDO tohumların ve kimyasalların yaygınlaştırılması. Bunun için pek çok teşvik ve kampanyalara başvuruyorlar.

Patentli biyolojik silah

Büyük bir tekelleşme tehdidiyle karşı karşıyayız…

-Amaçları tüm tohumları patentlemek ki kendilerinden izinsiz kullanılamasın. Sonra küçük çiftçileri adım adım lisans parası ödemeye mahkum edecekler, ödemeyenlere de patent ihlalinden ceza verilecek. Plan işlerse tüm dünya birkaç tohum devinin kölesi olacak. Washington’dan gelen emirler doğrultusunda Washington’un siyasetlerine karşı olan üçüncü dünya ülkelerine tohum vermeme olasılığı için de kapıyı aralayacaktır bu. Ayrıca pirinç, mısır, buğday ve soya gibi dünyanın temel gıda üretimi için patentli tohumların üretimi korkunç bir biyolojik silah olarak da kullanılabilir. Genetik müdahalelerle öldürücü gıdalara çevrilebilirler.

F. William Engdahl kimdir?

1944 yılında ABD’nin Minneapolis eyaletinde doğan Engdahl, Princeton Üniversitesi’nde hukuk, Stockholm Üniversitesi’nde de ekonomi okudu. İlk kitabı dünya petrol politikaları hakkında yazdığı ‘Savaş Yüzyılı’ oldu. Serbest gazeteci olarak makaleler yazan Engdahl, Almanya’da yaşıyor.

KOMPLO TEORİLERİ : BİRBİRİNDEN İLGİNÇ 46 KOMPLO TEORİSİ (TÜRKÇE VE İNGİLİZCE)


KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : 20 Yıl İçinde Yok Olabilecek 10 Ülke ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/ozel-dosyalar/komplo-teorileri-video-20-yil-icinde-yok-olabilecek-10-ulke-460

KOMPLO TEORİLERİ : İsrail Gerçeği ve Talmut ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-israil-gercegi-ve-talmut-760

UFO DOSYASI /// VİDEO : Türkiye’de Askeri Üs Üzerinde UFO’ya Eskort Eden Jetler ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/ufo-dosyasi-video-turkiyede-askeri-us-uzerinde-ufoya-eskort-eden-jetler-833

KOMPLO TEORİLERİ DOSYASI /// VİDEO : UFO’lar Dünya Dışı Uygarlıklara mı Ait Yoksa Sadece Zaman Yolcuları mı ? ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-dosyasi-video-ufolar-dunya-disi-uygarliklara-mi-ait-yoksa-838

KOMPLO TEORİLERİ DOSYASI /// Rockefeller : Gerçekleşmeyen 2011 Armageddon’u ve Yeni Dünya Düzeni ! ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-dosyasi-rockefeller-gerceklesmeyen-2011-armageddonu-ve-ye-839

KOMPLO TEORİLERİ DOSYASI : Dünyayı Meşgul Eden 10 Komplo Teorisi ! ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-dosyasi-dunyayi-mesgul-eden-10-komplo-teorisi-841

KOMPLO TEORİLERİ /// B. Ergin Borobey : Armagedon ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-b-ergin-borobey-armagedon-873

CONSPIRACY THEORY /// The CIA and The Muslim Brotherhood : How The CIA Set The Stage For September 11 ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/conspiracy-theory-the-cia-and-the-muslim-brotherhood-how-the-cia-set-the-st-1114

CONSPIRACY THEORY /// VİDEO : The James Holmes Conspiracy (2012 Full Documentary) ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/conspiracy-theory-video-the-james-holmes-conspiracy-2012-full-documentary-1139

KOMPLO TEORİLERİ : Van Depremi değil Van saldırısı ! ( Gerekçeleriyle ) ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-van-depremi-degil-van-saldirisi-gerekceleriyle-1164

KOMPLO TEORİLERİ /// ÜNLÜ ARAŞTIRMACI VE KOMPLO TEORİSYENİ ERTAN ÖZYİĞİİT’İN PROGRAMI : KRAL VE BEN (62 BÖLÜM BİRDEN) ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-unlu-arastirmaci-ve-komplo-teorisyeni-ertan-ozyigiitin-prog-1177

KOMPLO TEORİLERİ : Gökçek’ten yeni deprem iddiası ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-gokcekten-yeni-deprem-iddiasi-1189

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Ku Klux Klan Örgütünün Başvuru Formu ve Soruları ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-ku-klux-klan-orgutunun-basvuru-formu-ve-sorulari-1203

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Dünyanın Sonu Hakkında Yalanlar ve Gerçekler ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-dunyanin-sonu-hakkinda-yalanlar-ve-gercekler-1214

CONSPIRACY THEORY /// VİDEO : Richard Hoagland Secret Space Program and Space Weapons ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/conspiracy-theory-video-richard-hoagland-secret-space-program-and-space-wea-1244

UFO DOSYASI /// VİDEO : Kral ve Ben – 18. Bölüm – UFO Fenomeni ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/ufo-dosyasi-video-kral-ve-ben-18-bolum-ufo-fenomeni-1247

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Denver Havalimanı ve hazırlanan Şeytani Yeni Dünya Düzeni ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-denver-havalimani-ve-hazirlanan-seytani-yeni-dunya-d-1258

CONSPIRACY THEORY /// VİDEO : The Simon Parkes Story Mantids and Reptilians [FULL VIDEO] ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/conspiracy-theory-video-the-simon-parkes-story-mantids-and-reptilians-full-1273

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : 2011 – 2012 AMERİKAN GİZLİ PLANI ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-2011-2012-amerikan-gizli-plani-1280

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : ALEX JONES – III. Dünya Savaşı Geldi Çattı ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-alex-jones-iii-dunya-savasi-geldi-catti-1281

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : İnsanlar Yok Olsaydı DÜNYANIN Geleceği Ne Olurdu ? ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-insanlar-yok-olsaydi-dunyanin-gelecegi-ne-olurdu-1314

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Gizli Gerçekler & Ali Bektan – Dünyanın Gizli Silahları ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-gizli-gercekler-ali-bektan-dunyanin-gizli-silahl-1401

UFO DOSYASI /// VİDEO : Uzaylılar Tarafından Kaçırılan İnsanların HİKAYELERİ ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/ufo-dosyasi-video-uzaylilar-tarafindan-kacirilan-insanlarin-hikayeleri-1404

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Geleceği Önceden Haber Veren 4 Çizgi Film ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-gelecegi-onceden-haber-veren-4-cizgi-film-1407

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Ölmediğine İnanılan 15 Ünlü İNSAN ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-olmedigine-inanilan-15-unlu-insan-1453

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Çizgi Filmlerdeki Tuhaf Teoriler Ve İnanılmaz Gerçekler ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-cizgi-filmlerdeki-tuhaf-teoriler-ve-inanilmaz-gercek-1475

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Öteki Gündem 21 Ekim 2016 Caner Taslaman – Cansu Canan – ARMAGEDON OLACAK MI ?? ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-oteki-gundem-21-ekim-2016-caner-taslaman-cansu-c-1479

KOMPLO TEORİLERİ : Rothschild Hanedanlığı, Filistin ve Yeni Dünya Düzeni (+ 18 ARGO İÇERİR) ///

https://istihbaratveanaliz.wordpress.com/2016/11/11/komplo-teorileri-rothschild-hanedanligi-filistin-ve-yeni-dunya-duzeni-18-argo-ic-erir/

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Kral ve Ben 44. Bölüm – Dünyayı Yönetenler Sinema Endüstrisini Nasıl Kullanıyor ? ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-kral-ve-ben-44-bolum-dunyayi-yonetenler-sinema-en-1632

CONSPIRACY THEORY /// VİDEO : Helen Duncan the Most Dangerous Psychic in the World ? [FULL VIDEO] ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/conspiracy-theory-video-helen-duncan-the-most-dangerous-psychic-in-the-worl-1646

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Gizli Gerçekler – Barnabas İncili – Yonca Alpan – 05.11.2016 HD ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-gizli-gercekler-barnabas-incili-yonca-alpan-05-1670

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Dünyayı Yöneten EN GÜÇLÜ Aileler Rockefeller Ailesi ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-dunyayi-yoneten-en-guclu-aileler-rockefeller-ailesi-1693

UFO DOSYASI /// VİDEO : The Most Sgnificant Military UFO Incident in History [FULL VIDEO] İNGİLİZCE ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/ufo-dosyasi-video-the-most-sgnificant-military-ufo-incident-in-history-ful-1712

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Ünlü Logolarda Mevcut 12 Gizli Mesaj ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-unlu-logolarda-mevcut-12-gizli-mesaj-1713

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : ABD BAŞKANLIK SEÇİMLERİ, VATİKAN DOSYASI, GİZLİ BÜYÜKADA TOPLANTISI ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-dosyasi-video-abd-baskanlik-secimleri-vatikan-dosyasi-gi-1725

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : DÜNYANIN EN KİRLİ VE TEHLİKELİ ŞEHİRLERİ ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-dunyanin-en-kirli-ve-tehlikeli-sehirleri-1744

CONSPIRACY THEORY /// VİDEO : New Revelations Suggest The Nazi Bell Was A Secret Worm Hole Machine [FULL VIDEO] ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/conspiracy-theory-video-new-revelations-suggest-the-nazi-bell-was-a-secret-1746

KOMPLO TEORİLERİ : FETÖ iğne ile kanser enjekte edip zehirlemiş ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-feto-igne-ile-kanser-enjekte-edip-zehirlemis-1786

GEORGE SOROS DOSYASI /// VİDEO : FBI Ajanı S. Edmonds – George Soros Şeytan Gibi Medyayı Yönlendirir ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/george-soros-dosyasi-video-fbi-ajani-s-edmonds-george-soros-seytan-gibi-1823

KOMPLO TEORİLERİ /// KIYAMET SAVAŞLARI : KÂBE VURULDUĞUNDA ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-kiyamet-savaslari-kabe-vuruldugunda-1886

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : ROCKEFELLER AİLESİ VE ULUSLAR ARASI DERİN OPERASYONLARI ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-rockefeller-ailesi-ve-uluslar-arasi-derin-operasyonl-1950

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : MİT ESKİ DAİRE BAŞKANI HİRAM ABAS KİMDİR ???? ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-mit-eski-daire-baskani-hiram-abas-kimdir-1951

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Yeşil / MAHMUT YILDIRIM ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-yesil-mahmut-yildirim-1952

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : JİTEM Binbaşı Cem Ersever KİMDİR ???? ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-jitem-binbasi-cem-ersever-kimdir-1953

PARAPSİKOLOJİ & GİZEM DOSYASI /// VİDEO : Cin Düğünleri – Anadolu’da Yaşanmış CİN DÜĞÜNLERİ ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/parapsikoloji-gizem-dosyasi-video-cin-dugunleri-anadoluda-yasanmis-cin-1975

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : KRİPTO FETÖCÜLER, GİZLİ SUİKASTLER, TÜRKİYE’Yİ BEKLEYENLER ///

http://www.ozelburoistihbarat.com/komplo-teorileri/komplo-teorileri-video-kripto-fetoculer-gizli-suikastler-turkiyeyi-bekle-2111

KOMPLO TEORİLERİ /// KIYAMET SAVAŞLARI : KÂBE VURULDUĞUNDA


(Bu yazı; ”Musul ve Kıyamet Savaşları” (http://dikmecionur.blogspot.com.tr/2016/10/musul-ve-kiyamet-savaslari.html) adlı çalışmanın devamı mahiyetindedir.

İnanç en kuvvetli silahtır. Öyle ki bir inancın doğru olup olmamasından daha önemli ve etkili husus inanılan için neyin ne kadar göze alınabildiğidir. Bu bağlamda en önemli inanç enstürmanı dindir ve insanların çoğu hayatlarını dini akidelere göre şekillendirirler. İnsanların topluluk halde yaşamaya başlamasından beri bu toplulukları yönetebilmek için yalnızca baskın bir kabile şefi ya da keskin kılıç ustasıı olmak yeterli değildi. Karizmatik bir etki ancak göksel bir kaynakla yaratılabilirdi. Hükümdar Tanrı veya Tanrıların temsilcisi konumunda olursa otoritesi sorgulanamazdı. Örneğin Roma İmparatorluğunun kurucusu Romellius olmasına rağmen çoğu tarihçiye göre İmparator Numa çok daha önemli bir şahsiyettir. Bunun sebebi ise Numa’nın bir rahipler sistemi kurması kendini baş rahip ilan edip kutsal kitabını kaleme alması ve Tanrı’nın temsilcisi sıfatıyla halkı yönetmesidir. İbrani kültüründe Kohenler önemli yer tutarlar. Baş Kohen Tanrı’dan vahiy alır. Kohenlerin görevleri din ile sınırlı olmayıp mahkeme ve tıp olmak üzere her mevkide üst seviyeyi işgal ederler. Bu durum Mısır’da ki Amon Ra rahiplerini andırır. Devlet içinde devlet olan rahiplerin başı Kralın vekilidir. IV. Amenofis rahiplerin neredeyse devletle eş konumlarından rahatsız olmuş ve etkilerini ortadan kaldırmak için tek tanrılı bir sistem kurmuşsada başarılı olamamıştır. Rahipler bir süre sonra eski konumlarına kavuşurlar. Paganist dönemin benzerlikleri Semavi evrede de görülür. Papa Tanrı’nın vekili olduğundan kararları sorgulanamaz. Türklerin İslamiyeti ilk kabulüyle heterodoks bir yorumu uygularken sonraki yıllarda yerel kültürlerin etkiside adeta islami bir ruhban sınıfı yaratmış ve ulama ile tarikat liderleri imparatorluk döneminde imtiyaz kazanmış ayrıcalık Cumhuriyet döneminde de inşli çıkışlı olarak devam etmiştir. Dinler kutsal, din adamları veya sınıfları imtiyazlı olduklarına göre dinlerin imtiyazlı meskenlerinin bulunmaları da çok olasıdır. Örneğin Hristiyanlar için Cehennem Kilisesi, Yahudiler için Ağlama Duvarı kutsalken müslümanların ekseriyeti için İbrahim Peygamberin inşa ettiğine inanılan Kabe önemlidir. İnsanlar ritüellerini yaşamak uğruna kimi zaman maddi ve manevi zorlukları göğüslemekten çekinmezler. Çünkü inanmak bunu gerektirir.

Dinlerin mezhep denilen kollara ayrılmalarıyla itikadi saflar keskinleşmiş dinin bütünsel manada önem atfettiği sembol ve kavramlarda o mezhebin gereklilikleri doğrultusunda değişmiştir. Örneğin Humeyni kendi slogan ve resimlerini Kabe çevresinde fanatik gruplara belletmişti. Kısa süre evvel ise İran dini lideri Hamaney, şiilere Kabe yerine Necef’e gitmelerini tavsiye etti. İran usulca Kabe mevzuundan sıyrılmaya başlamıştı. Çünkü Necef’in olduğu Irak artık İran’ın arka bahçesi durumundaydı. Saddam Hüseyin zamanında şiiliğin merkezini Necef’ten İran Kum kentine taşıyan İran şahinleri için artık Necef askıya alınacak yer değildir. Çünkü Necef artık İran’ın kontrolüne girmiştir. Kabe harici gruplarla birlikte şiiler içinde önemini kaybetmeye başlamıştır.

Neden Kabe? Hangi yöntemlerle? Birinci dünya savaşında konjonktorel durum çok hassastı cihan harbinin çıkması bir kıvılcıma bağlıydı. Avusturya Macaristan veliahtı vuruldu savaş başladı. Aynı durum ikinci dünya savaşı içinde geçerliydi. Polonya vuruldu savaş başladı. Şimdi ise Ortadoğu merkezli dünya savaşı için zemin giderek ısınıyor. Son kıvılcım Kabe’nin vurulması olacaktır. Pekiyi Kabe’yi kimler vuracaktır? Elbetteki bu iş taşeron müslüman görünümlü örgütlere devredilecek. Şii literatürünün Kabe’den uzaklaşması ve yabancılaşması, Terör örgütü Işid’in Kabe’yi vurmakla tehdidi bunun açık göstergesidir.

MUSUL OPERASYONU SUUDİ ARABİSTAN VE KÂBE OPERASYONU ARASINDAKİ İLİŞKİ

Kısa süre evvel başlatılan Musul operasyonu çok uzun yıllı geçmişe dayanır. Evet operasyon yenidir fakat stratejik akıl bunun planını seneler evvelinde kurmuştur. Soğuk Savaş olmasa din siyaset kaynaşması bu kadar yoğun olamazdı. Sovyetler Birliği Afganistan’a asker çıkarmasa Taliban ve El Kaide doğmazdı. Saddam Hüseyin İran ile harp ettirilmese Ortadoğu kaynaklarını büyük ölçüde tüketmezdi. Irak işgal edilip Saddam Hüseyin idam edilmese terör örgütleri Işid’e evrilmezdi. 6 Tümen Irak askeri elleriyle 400 kişilik Işidliye Musul’ü vermese bugünki operasyonda yaşanmazdı. Musul’ün demografik yapısı Sünni ağırlıklı olmakla beraber operasyon sırası ve sonrasında yepyeni bir sünni şii, arap Türk kürt savaşı çıkartılmak istenmektedir. Bunun işaretlerinden bir tanesi Musul eski Valisi Esil Nuceyfi hakkında tutuklatılma kararı çıkartılmasıdır. Diğer bir işaret ise bu operasyona paralel kısa süre evvel Abd’nin 11 Eylül saldırılarıyla ilgili Suudi Arabistan’a dava açılmasını öngören yasa tasarısının Senatodan geçerek yasalaşmasıydı. Gerilen Abd Suudi Arabistan ilişkilerinin neticesi Suudi Arabistan’ın dağılma süreci ve sonrasıyla son bulacaktır. Suudi Arabistan’da Sünni Şii ve Vehhabi olarak en az üçe bölünecek petrol bölgeleri; Berrri, Gavar, Abgagik ve Sefaniye şii nüfus ağırlıklı olduğu için bu gruplara tahsis edilecektir. Yani Musul savaşı ile Suudi Arabistan iç savaşı arasında güçlü bir bağ kurulmuştur. Arap Baharı denilen hadise yaşandığında Bahreyn ve Birleşik Arap Emirliklerindeki şii ayaklanmalara Suudi Arabistan doğrudan müdahil olmuş ve hemen ordusunu bu ülkelere sokup merkezi yönetimlerini desteklemişti.

Çünkü etnik ve dinsel açıdan çok hassas durumda bulunmaktaydı. İşte bu zaaf lobiler tarafından kullanılacaktır. Batı merkezli stratejik akıl Ortadoğu’da asla bir mezhepin ezici güçte olmasını istemez. Şimdi şii hilali ile İran’ın önünü açarken bu doğrultuda vehhabi selefi grupların ve terör örgütlerinin güçlenmesine sebebiyet verir. Çünkü her tez bir anti tezi besler. Tez; şiiliğin yükselişi ise anti tezi anti şii gruplarında terörize yapılarının kuvvetlenmeleridir. Aynısını şiilerin azınlıkta bulunduğu mevkilerde ise selefi harici örgütlere yaptırarak şii militanların militarize eğilimlerini kuvvetlendirir ve İran’ın şahin politikası keskinleştirirler. Yakın geçmişte Kabe’nin 1979 ve 1987’de iki kere saldırıya uğradığı ve bu saldırılardan ilkinin Mehdi iddalığı ikincisinin ise şii gruplara servis ettirildiği düşünülürse yeni saldırı yine müslüman iddialı gruplara yaptırılacaktır. Şii sünni haricilerin kapışmasında özellikle şii ve harici terör örgütleri kendi eylemlerini kendilerince gerekçelendirerek Kabe’yi vuracaklardır. Bu ise eskisinden çok daha büyük bir kaos yaratacaktır. Birincisi kaynakların insan popülasyonuna dağıtılması bir bilimdir. Ve kaynakların kıtlığı artan nüfusa yetemeyecek niteliktedir. Bu sebeple nüfusun azaltılması sağlanacaktır. İkincisi küresel şirketler anormal oranda büyüyeceklerdir. Bir şirketin bir adla mayın başka ad altında ise tıbbi malzeme ürettiği düşünülürse kan ve kaos kâr demektir. Ortadoğu merkezli kâr pastası büyüyecektir. Diğer husus ortadoğudan göç hadisesi artacak, insanlar gen, tıbbi çalışmaların kobayı yapılmış olacak yeni postmodern bir köle pazarı oluşturulacaktır. Bir diğer husus seküler kesim din savaşları neticesinde dine muhalif ya da kayıtsız bir mizaca büründürülecek dini grupların ise şiddet ve tahrif eşiği yükselecektir. Dinlerin ortadan kaldırılmaları bu planlar dahilindedir.

TÜRKİYE VE KIYAMET SAVAŞLARI

Bütün bunlar yaşanırken Türkiye’nin kaotik düzenden ayrı kalması düşünülemez. Türkiye bu düzeni engelleyebilir mi? Buna cevap verebilmek oldukça güç fakat Ortadoğu savaşlarından en az hasarla çıkabilmekte bir başarı unsurudur. Türkiye asker ve istihbaratçılardan oluşan bir tugaylık bir birimi mutlaka dış operasyonlar için ayırmalıdır. Farklı ülkelerde üs kurma eğilimlerini hızlandırmalı, yumuşak güç faaliyetlerini layıkıyla yürütmelidir. Lobi faaliyetleri neredeyse bütünüyle legal görünümlü illegal gruplara havala edilmişti. Bunun ceremeleri bugün dahi çekilmektedir. Nükleer tesisi bulunmayan Türkiye bu konuda isteğini somut girişimlere çevirmelidir. Din mitoloji ve halklar bilimi çalışmaları için resmi birim tesis edilmelidir. Yani yeni bir güvenlik politikası ileriden savunma stratejisi ve liyakatın yanında en az onun kadar önemli güvenilir insanlardan müteşekkil edilecek güvenlik bürokrasisinin tesisi ile Türkiye pek çok olayın seyrini değiştirebilme kabiliyetine sahip olabilir.

KOMPLO TEORİLERİ : BİLİNEN TARİHİN BİLİNMEYEN YANLARI


BİLİNEN TARİHİN BİLİNMEYEN YANLARI

Hitler, dünya tarihindeki gelmiş geçmiş en faşist ve psikopat lider olarak bilinir. Çoğu kişi Hitler’i şizofrenin eşiğinde olan, fanatik Alman milliyetçisi psikopat bir lider olarak tanır, ancak gerçekte hiç kimse Hitler hakkında bildiklerinin kendilerine anlatılan resmi tarih senaryosundan başka bir şey olmadığını bilmez. Hitler, hakkında en çok komplo teorisi uydurulan tarihi liderlerden (kuklalardan) birisidir.

ABD’de sivri çıkışları ve dürüst kişiliği ile tanınan Texas Üniversitesi tarih profesörlerinden Texe Marrs’ın 2007 Mayıs’ında çıkan kitabının adı Bilinen Tarihin Bilinmeyen Yanları.

Kitapta

1- Dünyayı yöneten Yahudi ailesi: Rotschild

2- Osmanlı devletinin planlı olarak nasıl dağıtıldığı

3- Arap birliğinin nasıl parçalara ayrıldığı

4- 1.Dünya Savaşı

5- Kukla Diktatör Hitler

6- 2.Dünya Savaşı

7- İsrail devletinin kuruluşu

8- Kennedy Suikastı

9- MOSSAD suikastları

10- 11 Eylül saldırıları olmak üzere 10 bölüm yer alıyor.

Bu bölümlerde yazarın savunduğu iddialar, kanıtlarla net bir biçimde ortaya koyuluyor. Öncelikle son yıllarda Türkiye’de ortaya çıkan Hitler hayranlığına ve "Türk Nasyonal Sosyalizmi" gibi kavramlara bir cevap olarak Hitler’in tarihi kimliğinin ardında yatan karanlık bağlantıları ana hatlarıyla sizlere aktarmaya çalışacağım.

DÜNYAYI YÖNETEN AİLE: ROTSCHILD AİLESİ

Çoğu kişi Rotschild ailesinin adını bile bilmez. Bu ailenin adı, ne Forbes dergisinin düzenlediği ”Yılın Zenginleri” bölümünde yer alır, ne de dünya jet-sosyetesinin partilerinde geçer. Ancak birçok ülkenin diplomatı bu ailenin adını duydukları zaman beş dakika durmak zorundadır. Çünkü bu aile dünya tarihi sahnesinde 1590 yılından beri vardır ve dünya, bu Yahudi ailesinin çok gizli faaliyetleri neticesinde bugünkü şeklini almıştır. Çoğu kişi dünyada hiçbir ailenin böylesine bir gücü elinde tutabileceğine inanamaz. Çünkü bir ailenin böylesine siyasi ve ekonomik bir gücü nasıl elde ettiğini bilmiyordur.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki aile derken üç-beş kişilik çekirdek bir aileden bahsetmiyorum. Rotschild ailesinin bugün 1000-1500 civarında ferdi olduğu bilinmektedir. Bu aile fertlerinin her biri, dünyanın gelişmiş, ya da gelişecek olan ülkelerinde, çok derin faaliyetler sürdürmek üzere dağılmışlardır. Dünyada olan her siyasi ve ekonomik gelişmeyi, İsrail devletinin çıkarlarına uygun düşecek şekilde düzenlemek en kutsal görevleridir.

Ailenin geçmişi 16.yüzyıla dayanıyor. Aile İngiliz Kraliyet Saraylarında kralın yaverliğini yapan bir aile olarak ortaya çıkıyor önceleri. Kralın izlemesi gereken siyaseti ve dış politika stratejilerini bu aile belirliyor. Sadece bununla da yetinmeyip
kraliyet saraylarındaki tüm ihaleleri kazanarak bu ihaleleri başarıyla sonuçlandırıp, hatırı sayılır bir servetin de sahibi oluyorlar. İngiliz saraylarındaki kariyerleri sayesinde kolayca kazandıkları astronomik paralarla tarihin ilk bankacılık faaliyetini gerçekleştirip, İngiliz çiftçilerine de astronomik faizlerle tarım kredisi vermeye başlıyorlar ve 50 sene geçmeden neredeyse İngiltere devletinden daha zengin bir hale geliyorlar.

Faaliyet alanını iyice geliştirip derinleştiren Rotschild ailesi Avrupa’daki tüm imparatorlukları n saraylarında söz sahibi oldu. Sadece İngiltere’de değil, Avrupa’nın dört bir yanında tarımla uğraşan insanlara yüksek faizle kredi vererek, altın ve gümüş komisyonculuğu yaparak servetlerini iyice büyütüyorlar. Ekonomik gücü, aklın ve mantığın sınırlarını zorlamaya başlayan Rotschild ailesi, daha da karanlık ve karlı bir işe girişiyor. İşin adı "Savaşa giren devletlere faizle borç vermek" Bunun ilk icraatını İngiltere-Fransa savaşında gerçekleştiriyorlar. İngiltere’ye savaşa girmesi için faizli borç olarak 35 ton altın veriyorlar. İngiltere, Fransa karşısında yeniliyor ve Rotschild ailesine olan borcunu ödeyemiyor. Borcun oluşturduğu
mükellefiyetten dolayı, İngiliz Merkez Bankası yani Bank of England Rotschild ailesine devrediliyor. Rotschıld ailesi İngiliz devletinin bu devretme işlemini bir şartla kabul ediyor: İngiliz sterlinini kendilerinin basması şartı. İngiliz hükümeti bu şartı o dönemde kabul etmek zorunda kalıyor ve İngiliz sterlinini basma yetkisi bu Yahudi ailesine veriliyor. Görünüşte ekonomi hakkında pek bilgisi olmayan arkadaşlar için bu durum pek bir şey ifade etmeyebilir.

Para basma yetkisini başka bir kuruluşa ya da şirkete vermek demek aynı zamanda ülkenin bağımsızlığını da bu kuruluşa satmak demektir. Çünkü bir ülkenin bankası o ülkenin parasını basarken bastığı para karşılığında o ülkenin hazinesine değerli maden koymak zorundadır. Örneğin Türkiye Merkez Bankası, devlet matbaasında 20 YTL basıyorsa eğer , devlet hazinesine de 20 YTL değerindeki altını, elması ya da petrolü koymak zorundadır. Aksi halde basılan para, kağıt parçasından başka bir şey olmaz. İşte Rotschild ailesinin de yaptığı şey budur. İngiliz sterlinini basarak İngiliz hükümetine faizle borç olarak vermiş ve karşılığında altın ve elmas almıştır. Bu şekilde bir yılda 12 ton altın kar ettiği ekonomi tarihçileri tarafından söylenir. Rotschild ailesinin en büyük girişimi ise İngiltere ile Amerika’daki kolonilerin savaşı olmuştur. Savaş sırasında Rotschild ailesi çok gizli bir biçimde Amerikan kolonilerini desteklemiştir.

Amerika’nın İngiltere’ye karşıdirenişini yöneten kişilere yüklü miktarda silah yardımı yapılmış, İngiltere’nin bu savaşta yenilmesinin sağlanacağı garanti edilmiş ve karşılığında, kurulacak olan Amerika devletinin resmi para birimini basma yetkisi istenmiştir. İngiltere ile savaş konusunda çok umutsuz olan başkan Washington ve ekibi bu teklifi hiç düşünmeden kabul etmiştir. Aile böylece günümüzde tüm dünyada çok popüler olan Amerikan dolarını basma yetkisini elde etmiştir.

Savaşı Amerikan kolonileri kazanmış ve İngiltere Amerika’dan elini ayağını çekmek zorunda kalmıştır. Savaştan yenik çıkan İngiltere bu sefer Amerika’ya yardım ettiği için Fransa’ya saldırmıştır. İngiltere, Rotschild ailesinin kendilerine finansal destekte bulunacağına güvenerek bu savaşa girdiyse de Rotschild ailesinden umdukları desteği bulamamışlardır. Rotschild ailesi el altından Fransa’yı destekleyerek Amerikan kolonilerinin bağımsızlığını garantilemek istemiştir. Bir taraftan da İngiliz borsası üzerinde spekülasyona girişmiştir. İngiltere-Fransa savaşı sırasında borsada müthiş bir hareketlenme olmuş ve borsada oynayan halk, savaşı kazanacaklarını düşünerek girişimlerini arttırmışlardır. Bunu fırsat bilen Rotschild ailesi
”İngilizlerin savaşı kazandığı” iddiasını ortaya atarak İngiliz halkının her şeyini borsaya koymasını sağlamıştır. Ancak, generaller ve ordudan geriye kalanlar yurda döndüğünde, İngiltere’nin savaşta kaybettiği ortaya çıkmıştır. Borsa anormal derecede yükselmiş ve böylece kağıtları elinde tutan Rotschild ailesi bu ticaretten en karlı çıkan isim olmuştur. İngiliz tarihçilerin ”Kara eylül” diye nitelendirdiği bu olay ile Rotschild ailesi adeta İngiltere devletinin mülkiyetini ele geçirmiştir.

İyice gelişen Rotschild ailesi, Kenan diyarında Tanrı’nın kendilerine vaad ettiği kutsal İsrail devletini kurmak için hazırlığa başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin parçalanması için gerekli olan her şeyi yapmışlardır. Osmanlı devletine komşu olan ülkeleri finanse ederek Osmanlı’ya karşı savaşmaları için kışkırtmışlardır. Böylelikle sudan bahanelerle Osmanlıya saldıran Rusya, Avusturya ve diğer komşu devletler, Osmanlıyı askeri ve ekonomik güç olarak iyice yıpratarak azınlık unsurların ayaklanmasını sağlamışlardır. Osmanlı devleti nereye koşacağını şaşırmış ve neticede isyan eden azınlıkların ayrı devletler kurmasına engel olamamıştır. Osmanlının en çok dış borcu Rotschıld ailesinin sahibi olduğu Bank Of England bankasınadır.

Osmanlı Devleti, Rotschıld ailesine olan borcunu ödeyecek durumda olmadığından Rotschıld ailesi bunu fırsat bilmiş, Osmanlıya iğrenç bir teklifte bulunmuştur. Sultan 2. Abdülhamit ile görüşen Lord Baron Rotschıld "Kudüs şehrinin, Filistin’in, Suriye’nin ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin, yeni kurulacak olan Yahudi devletine verilmesi karşılığında, Osmanlı devletinin tüm dış borcunu silme ve Balkanlar’da, Afrika’da kaybettikleri toprakları geri verme" teklifinde bulunmuş, ancak Abdülhamit teklifi şiddetle reddetmiştir.

Abdülhamit, dinen böyle bir tutum sergileyerek büyük bir sevaba girmişse de Osmanlı devletinin yıkılma sürecini hızlandırmıştır. Daha sonraları Enver Paşa, Abdülhamit’in bu tutumunu tarihi bir hata olarak değerlendirmiş tir. Enver Paşa’ya göre Kudüs şehri ve Kenan diyarı Yahudilere geçici olarak verilmeli ve Osmanlı tekrar eski gücüne kavuştuktan sonra bu topraklar geri alınmalıydı. Atatürk’e göre ise Osmanlı devleti böyle bir şey yapsaydı bile yıkılmaktan kurtulamazdı çünkü Osmanlı üzerine korkunç oyunlar oynanıyordu. Özetleyerek anlattığım bu süreçten sonra Rotschıld ailesi bütün gücüyle 1. Dünya savaşının çıkmasını tezgahlamıştır. Rotshıld ailesinin hesaplarına göre 1. Dünya savaşı ve Arabistanlı Lawrence’in faaliyetleri, Arapların birçok parçaya bölünmesi ve İsrail devletinin kurulması için yeterliydi. Savaş gerçekleşmiş, Almanların önderliğindeki İttifak devletleri grubu savaşı kaybetmişlerdi. Rotschıld ailesinin hesapları tutmuş ve İsrail devletinin resmi kuruluşunun ilan edilmesine ramak kalmıştı.

Ancak tarihi rüyaya çeyrek kala Rotschild ailesi ayrıntılarda küçük bir hata yaptığını fark etti. İsrail devleti kurulmaya hazırdı ama, dağ ve ovalardan ibaret olan İsrail topraklarında kim yaşayacaktı? Avrupa’nın gelişmiş kentlerindeki rahatlığa alışmış olan Yahudiler, İsrail’de yaşamaya nasıl ikna edilecekti ? Esas sorun buydu. Bu sorunun giderilmesi için Rotschild ailesi radikal kararlar aldı ve yeni bir savaş için gerekli olan ortam hazırlanmaya başlandı.

KUKLA DİKTATÖR HİTLER’İN ORTAYA ÇIKIŞI VE 2. DÜNYA SAVAŞI

Almanya, Birinci Dünya savaşından adeta bir enkaz halinde ve oldukça demoralize bir biçimde çıkmıştı. Devlet tüm ekonomik ve askeri gücünü kaybetmişti. Ve çok ağır yaptırımlar içeren savaş tazminatı anlaşmalarına imza atmışlardı. Ancak Almanya’nın borçlu olduğu ülkelerin merkez bankalarının %85’i Rotschild ailesine ait olduğundan Almanya nerdeyse sadece Yahudi Rotschild ailesine borçluydu. Rotschild ailesi, Almanya’nın, bu yüklü borcun onda birini dahi ödeyemeyeceğini
biliyordu. Rotschıld ailesi, Alman Merkez Bankasının kendilerine devredilmesi karşılığında dış borçlarının silinmesini teklif etti ve Almanlar teklifi kabul etmek zorunda kaldı. Aslında bu durum sonun başlangıcıydı. Bırakın savaşacak parayı ve silahı, savaşta askere alacak erkek vatandaşı bile kalmayan Almanya tekrar tüm dünyaya kafa tutacak gücü nereden ve nasıl bulabilirdi ? Bunun için ancak Tanrının yardımı gerekirdi. Ancak daha onlar intikam planını yapmadan önce,
Rotschild ailesi onlar için çok gizli bir plan yapmıştı bile. Bu plana göre sahte ama çok inandırıcı bir faşizm rüzgarı Avrupa’da esecek ve Yahudilere en ince ayrıntısına kadar planlanmış bir şekilde şiddet ve baskı uygulanarak İsrail’e göç etmeye mecbur bırakılacaklardı .

Bu planın ilk bölümü Almanya’nın ekonomisinin ayağa kaldırılması ve hızla silahlanmasının sağlanmasıydı. Muazzam bir ekonomik ve askeri güce kavuşan Almanya’nın başına 1. Dünya savaşında er olarak savaşan fanatik milliyetçi Hitler getirildi. İtalya ise Alman Faşizmi’nin etkisi altında kalmış ve iktidara Mussolini gelmiştir. Mussolini’nin iktidara gelmesi Rotschild ailesinin bir planı değil kendiliğinden gelişmiş bir olaydı ama bu durum Rotschıld ailesinin ekmeğine yağ sürmüştü. Hitler, hitabet yeteneği ve ürkütücü karizması ile Alman halkını yediden yetmişe peşinden koşturmuştur. Hitler’in konuşmalarında ve toplantılarında ise şaşırtıcı bir biçimde ana hedef Yahudilerdir. Hitler’in iktidara gelmesinden önce kardeş gibi bir arada yaşayan Alman ve Yahudi halkları birbirlerine hiçbir zararlarının dokunmamasına rağmen oluşturulan yapay kaos ortamı yüzünden birbirleri ile kanlı bıçaklı hale gelmişlerdir. Savaştan önce Yahudi işadamlarına Nazi gençlerinin düzenlediği saldırılar, ev kundaklamalar ve cinayetler ortamı iyice germiştir.

Zengin olan Yahudiler bir yolunu bulup Almanya’yı terk etseler de, fakir olan zararsız Yahudiler bir yere gidecek paraları olmadığından oldukları yerde kala kalmışlardı. O dönemler savaş dönemleri olduğundan Almanya’nın dışına çıkmak için büyük paralar ve bazı önemli bağlantılar şarttı. Hitler savaşı başlatmış ve Almanya’nın sahte intikam harekatı başlamıştı. Almanya savaşın ilk yıllarında başarı göstermiş ve Fransa, Yugoslavya, Çekoslovakya, Avusturya ve Belçika gibi ülkelerin tamamını çok kısa sürede ele geçirmişti. Özellikle Paris’e 2 saatte giren Nazi orduları İngiltere ve İspanya’nın iyice ürkmesine neden olmuştur. İngiltere’yi hava saldırıları ile darmadağın eden Nazi orduları bir taraftan da sözde Yahudi soykırımı yapmaya başlamıştır.

Yahudiler bir bir katledilmiş ve imha fırınlarında yakılmıştır. Ortada öyle korkunç bir ortam vardır ki, savaştan sonra bölgeyi teftişe gelen Amerikalı generaller bile uçaklarından iner inmez havadaki pis kokudan dolayı hava alanında kusmuşlardır. Havadaki pis kokunun nedeni ise sürekli olarak yakılan insan cesetleri ve çürümüş cesetlerdir. Savaştan sonra tam bir korku ülkesine dönen Almanya’da ortaya atılan iddialara göre neredeyse hiç Yahudi bırakılmamıştır. Ancak Sovyet araştırmacılar durumun hiç de öyle olmadığını savaşta katledilenlerin sadece %15’in Yahudi olduğunu net ve çarpıcı belgelerle kanıtlamışlardır. Bu belgelere göre savaşta öldürülenlerin çoğu ermeni, çingene ve Polonyalılardı . Geriye kalan zengin Yahudiler Rotscild ailesinin kurduğu paravan şirketler aracılığı ile ve Amerikan askerlerinin denetiminde, gizlice (Amerika’ya değil) İsrail’e kaçırılmışlardır. İsrail’e getirildikleri dönemden İsrail devleti kuruluncaya kadar olan süreçte tabiri caizse Allah’ın dağında prefabrik usulü yapılmış evlerde kalmışlar ve büyük zorluk çekmişlerdi. Kaçmak için girişimlerde bulunanlar ise Tevrat’ın emrettiği bir biçimde idam edilmişlerdir. Neticede yaratılan sahte milliyetçi bir hava ile sözde Yahudi soykırımı yapılmış, tüm dünyada Yahudilere yönelik şiddet eylemlerine girişilmiş ve Yahudiler İsrail’e göç etmek zorunda bırakılmışlardır. Yani Rotschild ailesi 1. Dünya savaşında yarım bıraktığı işi 2. Dünya savaşında tamamlayabilmiştir. Aşırı dindar bir aile olan Rotschild ailesi, kendilerine göre, Tanrı’ya olan sözü yerine getirmiştir.

BAŞKAN KENNEDY’NİN ORTADAN KALDIRILMASI

2. Dünya savaşından sonra kurulan İsrail devletinde her şey 1960 yılında John Fitzgerald Kennedy’nin Amerikan başkanı olmasından sonra değişmiştir. Kennedy Amerikan tarihinin en genç Başkan’ıdır ve aynı zamanda ilk katolik Başkandır. Kennedy’den önce Amerika’da katolik bir Başkan hiçbir zaman olmamıştır. John F Kennedy’nin babası olan Joseph Kennedy de politikacı olup aynı zamanda İngiltere büyükelçiliği yapmıştı. Ne babası, ne de Başkan Kennedy Yahudilerle iyi
geçinemiyorlardı. Babası büyükelçilik yaptığı dönemde Londra’da Yahudilerin boy hedefi haline gelmiş ve çeşitli saldırılara maruz kalmıştı. Sigmund Rotschild, Kennedy’ye "Başkan seçildiğinde Ortadoğu’da İsrail tarafını tutan bir politika izlemesi karşılığında, milyonlarca doları bulan seçim kampanyası masraflarını karşılamayı" teklif etmiştir. Ancak Kennedy böyle bir teklifin bir daha yapılmamasını rica etmiş ve kendisini hakarete uğramış hissettiğini belirttirmiştir. Kennedy, İsrail lobisinin Amerikan devleti üzerindeki faaliyetlerinden son derece rahatsızdı. Kennedy’ye göre lobilerin faaliyetleri, Amerikan bağımsızlığına vurulmuş bir darbeydi.

KENNEDY İLE İSRAİL BAŞKANI BEN GURİON’UN NÜKLEER KAVGASI

İsrail kurulduğu günden beri Ortadoğu’da süper güç olma hayali ile hareket etmiştir. Bu yüzden İsrail Devleti hızlı bir "nükleer silahlanma programı" izlemeye başlamıştır. İsrail’in Dimona Çölü’nde kurduğu nükleer santralinde peynir-ekmek gibi atom bombası ve nükleer başlıklı füzeler üretmesi Başkan Kennedy’yi çok rahatsız etmiştir. İsrail’in nükleer füzelerinin Ankara , İstanbul, Şam, Tahran, Bağdat ve Riyad gibi şehirleri vuracak kapasitede ve menzilde olması Kennedy
yönetimini önlem almaya mecbur bırakmıştır.

Kennedy, Ben Gurion’a yazdığı sert bir uyarı mektubunda ”İsrail’in nükleer programını durdurmaması durumunda Amerikan yönetiminin yaptırım uygulamaktan kaçınmayacağını belirtmiştir”

Ben Gurion da cevap olarak gönderdiği mektupta Kennedy’ye ”Genç Adam” diye hitap etmiş ve bazı ağır ithamlarda bulunmuştur. Bu mektuplaşmalar iyice çığırından çıkmış ve hakaretleşmeye dönüşmüştür. Bu durum üzerine tepki olarak Ben Gurion istifa etmiştir. Ünlü Yahudi politikacı Henry Kissinger ”İsrail’in nükleer programına son vermesi İsrail’e büyük zarar verir” diyerek Kennedy’yi ikna etmeye çalışmış ancak başarılı olamamıştır. Kennedy bununla da yetinmemiş ve 4 Haziran 1963’te Amerikan Temsilciler Meclisi’ne danışarak çıkarttığı 11110 sayılı kanunla Amerikan Dolar’ını basma yetkisini Rotschild ailesine ait olan Federal Reserve Bank’ın elinden alarak Amerikan Merkez Bankası’na vermiş ve ”bir ülkenin parasının denetimin şahısların elinde olmasının büyük bir sorun olduğunu” belirterek kendi sonunu hazırlamıştır.

Federal Reserve Bank, İsrail’in en büyük gelir kaynağıdır, tabiri caizse şah damarıdır. Kennedy, dolar basma yetkisini Federal Reserve Bank’ın elinden alarak adeta İsrail’in şah damarını kesmiştir. Neticede İsrail için Kennedy’nin etkisiz hale
getirilmesi farz olmuştur. Kennedy’nin seçimleri kaybetmesini beklemek boş bir umuttu, çünkü Kennedy halktan büyük destek görüyordu. Kennedy’ye seçimler kaybettirilse bile sonradan kazanması yüksek ihtimaldi. Üstelik Kennedy’nin kardeşi de gelecek vaad eden bir politikacıydı. Tek bir çare gözüküyordu. O da suikast idi. Kennedy bir şekilde öldürülürse Amerikan yasaları gereği yerine yardımcısı getirilecekti. Kennedy’nin yardımcısı Lyndon Johnson’dı. Johnson tam
bir İsrail taraftarıydı. Üstelik Kennedy ile hiç iyi geçinemiyordu, söylentilere göre Kennedy kendisini kovmaya çalışıyordu. İsrail, suikast kararı alır ve bunu, Amerikan derin devleti içindeki bağlantılarını kullanarak gizlice uygulamaya koyar. Kennedy’yi öldürmek için en uygun ortam seçim kampanyaları için geleceği Dallas ‘tır. Dallas’ta her zamanki gibi üstü açık araba ile halkı selamlayacak olan Kennedy’yi korumakla görevli CIA ajanları özel olarak ayarlanacak ve başkanın güvenliği sabote edilecekti.

Böylece suikast çetesi Kennedy’yi rahatlıkla öldürebilecekti. Suikast çetesi için değişik rivayetler vardır. Kimileri Kennedy’yi Fransız suikast çetesinin öldürdüğünü, kimileri ise Kübalı sürgünlerin öldürdüğünü iddia eder ancak kesin olan bir şey var ki, Kennedy’yi öldürenler çok profesyonel ve acımasız keskin nişancılardan (sniper) oluşan bir suikast timidir. Kennedy’nin ziyaretinden önce, yani 21 Kasım 1963 akşamı Dallas’ta bardaktan boşalırcasına yağmur yağmıştır. Ancak şehir
halkı buna rağmen başkanı en iyi şekilde karşılamak için elinden geleni yapmıştır. 22 Kasım 1963 sabahı Washington D.C. ‘den Air Force One uçağı ile gelen Başkan Kennedy ve eşi, sabah 09’da şehir merkezinde Dallas valisi Connaly ile birlikte kahvaltı ettikten sonra üstü açık bir limuzine binerek halkı selamlamaya başlamışlardır. Tam 6 aracın olduğu kortejde en son arabada Başkan Kennedy ve Vali Connaly vardır. Önde motosikletli SS korumalar ve yanda CIA ajanlarının bulunduğu arabalarla Kennedy’nin arabası Kortejle birlikte Elm caddesinden Houston’a doğru beklenmedik bir dönüş yapar. O sırada silah sesleri yükselmeye başlar. Polisler telsizle anons etmeye başlar: ”Korteje ateş ediyorlar yere yatın” diye. Tam 6 el silah sesi duyulur. Birinci mermi arabayı ıskalar ve alt geçitte bekleyen Edmund Harris adındaki taksi şoförünün kulağını parçalar. İkinci mermi Kennedy’yi tam omzundan vurur. Üçüncü mermi Kennedy’yi ıskalayıp ön koltuktaki vali Connaly’i omzundan vurur. Dördüncü mermi Kennedy’yi boynundan vurur, aynı mermi başkanın vücudundan çıkıp Vali Connaly’i sırtından vurur. Beşinci mermi arabayı ıskalayıp dikiz aynasını kırıp dışarı çıkar. Ve Altıncı mermi… Altıncı mermi başkan Kennedy’yi tam kafasından vurur. Başkanın kafasını parçalayan mermi bulunamaz.

Suikasttan sonra yapılan araştırmalarda Kennedy’yi sözde komünistlerden vatan haini Lee Harvey Oswald’ın vurduğu iddia edilir. Ortada altı mermi olmasına rağmen Oswald’ın tek katil olduğu görüşüne varılır. İddialara göre Oswald , Texas Okul kitapları bürosunun altıncı katındaki pencere dibinden İtalyan yapımı "Mannlicher Caracano" marka sniper tüfeği ile altı kez ateş ederek Başkanı öldürmeyi başarmıştır. Lee Harvey Oswald apar topar hapsi boylamıştır.

Deliller birden çok sayıda keskin nişancının olduğunu göstermesine rağmen, İsrail denetimindeki Amerikan derin devleti, suçu Lee Harvey Oswald’ın üzerine atarak diğer delilleri bir bir yok etmiştir. Suikastı gören 57 kişi ölü bulunmuş, ölümler kaza veya intihar ile açıklanmıştır.

Lee Harvey Oswald ise suikasttan iki gün sonra, mahkeme çıkışında yüzlerce FBI ajanı ve polisin arasında Yahudi bir bar işletmecisi olan Jack Ruby tarafından öldürülmüştür. Bu Amerikan milliyetçisi Yahudi, Lee Harvey Oswald’ı öldürmesinin nedenini ise "komünistlerden Amerika’nın aldığı intikam" olarak yorumlamıştır. Birden çok sayıda keskin nişancı tarafından vurulan Kennedy’nin otopsisini Amerikan ordusundaki üst düzey amiral ve generaller yürütmüş ve otopsideki
suikast delillerini bir bir sabote etmişlerdi. Ailesi, Kennedy’nin kafasının kesilerek incelenmesini ve böylelikle gerçek suikastçıların bulunmasını istediğinde ise, Amerikan birimleri konuyu şiddetle reddetmişlerdir. Kennedy apar topar gömülerek konu örtbas edilmiştir. Başkan Kennedy’nin suikast sonucu öldürülmesinden sonra başkan adayı olan kardeşi senatör Robert Kennedy de bir basın toplantısı sırasında İsrail işbirlikçisi Filistinli bir genç tarafından kurşunlanarak
öldürülmüştür.

KENNEDY SUİKASTININ SONUÇLARI

İsrail, Kennedy’nin kapattığı Dimona çölündeki nükleer santralini tekrar açmış ve nükleer silah üretimine eskisi gibi devam etmiştir. Başkan Kennedy’nin çıkarttığı, Federal Reserve Bank’ın elinden Amerikan dolarını basma yetkisini alan 11110 sayılı kanun iptal edilmiş ve Amerikan dolarını basma yetkisi tekrar Rotschild ailesine ait olan Federal Reserve Bank’a verilmiştir. II. Dünya savaşından sonra ılımlı ve sakin bir politika izleyen Amerika devletİ özellikle Kennedy suikastından sonra soğuk savaş sürecini de başlatmıştır. Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki soğuk savaştan tüm dünya devletleri çok olumsuz yönde etkilenmiştir. Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki silahlanma rekabeti adeta bir sidik yarışına
dönmüştür. Amerika tüm dünya genelinde emperyalist faaliyetlerine hız vermiş ve Vietnam’a saldırmıştır. Vietnam’da binlerce kişinin ölmesine ve birçok ülkenin bu savaştan dolaylı olarak zarar görmesine neden olmuştur. Amerika’da İsrail lobisi ise iyice pervasızlaşmış ve yönetimde söz sahibi olmuştur. Amerika İsrail Devletinin yaptığı katliamlara sesini çıkaramaz hale gelmiş ve İsrail ile suç ortaklığı yapmaya başlamıştır. En basitinden örnek vermek gerekirse İsrail devletinin çok gizlice yürüttüğü "Samuel Vanunu’yu kaçırma operasyonu"na istemeden şahit olan bir Amerikan Fırkateynindeki 23 deniz piyadesi İsrail hücum botları tarafından açılan ateşle öldürülmüştür. Denize düşüp kaçmaya çalışan askerler bile İsrailliler tarafından öldürülmüştür. Olayın basına sızmasınaizin verilmemiş ve yahudilerin kontrolündeki Amerikan basını konuyu haber bile yapmamıştır. CIA tüm dünyada ”komünizmle mücadele” doğrultusunda adına GLADIO denilen ve Beyrut’taki gerilla kamplarında eğitilen katillerden ve paralı askerlerden oluşan gizli bir ordu hazırlamış ve bu paralı katilleri maaşa bağlayarak dünyanın her yerinde komünistleri ve sol düşüncelileri öldürmekle görevlendirmiştir. Bu bağlamda
Türkiye’deki sağ-sol çatışmaları, siyasi amaçlar için işlenen cinayetler, katliamlar, terörist eylemler, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesi ve 12 Eylül darbesi hep Gladio’nun eserleridir.

Gladio ordularının kurulması ne tesadüfse Kennedy suikastından hemen sonraya denk gelir. Amerika’nın "Büyük Ortadoğu Projesi" başlamıştır. Büyük Ortadoğu Projesinin diğer adı ise Büyük İsrail Devleti projesidir. Kennedy suikastından sonra Büyük İsrail Devleti Projesine hız verilmiştir. Büyük İsrail Devleti Tevrat’ta Tanrı Yehova’nın Yahudilere vaad ettiği topraklardan oluşmaktadır. 11 Eylül saldırıları, Münih’teki eylemler ve daha birçok terörist eylem aslında Büyük İsrail Devleti projesinin bir parçasından başka bir şey değildir. Bazı arkadaşlar Büyük Ortadoğu Projesini sanki yeni bir şeymiş gibi algılıyorlar. Bu arkadaşlar kitap falan pek okumadıkları için ne duysalar ona inanıyorlar. Büyük Ortadoğu projesi yeni bir şey değil ki. Yüzyıllardır var olan bir proje… Osmanlıların yıkılması, Arapların parçalanarak bir sürü ülkeye bölünmesi, Türkiye’deki terör eylemleri ve istikrarsızlık ve Irak, İran gibi ülkelerin periyodik olarak neredeyse her on yılda bir sorun çıkarması rastlantı olmasa gerek.

KOMPLO TEORİLERİ : FETÖ iğne ile kanser enjekte edip zehirlemiş


Şüpheli kanser teşhisiyle ölümü tartışılan Aytunç Altındal’ın, FETÖ tarafından iğne ile kanser enjekte edilerek öldürüldüğü iddia edildi.

Ömrünü FETÖ ile mücadeleye adayan ünlü Araştırmacı, hasta iken, “Zehirlenmişim, kanser enjekte edildiği bilgisi var” demişti.

Kanser hücresi bulaştırılarak öldürülen Araştırmacı Yazar Aytunç Altındal’ın en yakınındaki isimlerden birisinin FETÖ’cü olduğu ortaya çıktı. Aytunç Altındal’ın ölümünün üzerindeki sır perdesi FETÖ soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan 30 yıllık Jandarma İstihbaratçı İ.Ç’nin itiraflarıyla aralanıyor.

ANİDEN KANSER OLDU

Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü darbe soruşturması kapsamında konuşan istihbaratçı İ.Ç, ifadesinde Altındal’ın yardımcısı B.Ş olduğunu ve İstanbul’da görevliyken FETÖ ile irtibatlarını onun üzerinden sağladığını söyledi. Vefatından kısa bir süre önce yaptırdığı sağlık taramasından sapasağlam olmasına rağmen bir ay sonra birden bire tüm vücudunu kanser hücrelerinin sardığını anlatan Altındal ise, Fransa’da yaptırdığı tetkiklerde doktorların kendisine kanser enjekte edildiği bilgisi verdiğini söylemişti. İ.Ç’nin verdiği bilgilerden sonra polis Altındal’ın ölümüyle ilgisi üzerinde durulan B.Ş’nin peşine düştü.Ünlü Araştırmacı-yazar Aytunç Altındal’ın vefatı, FETÖ iddianamesine de şüpheli ölüm olarak geçmişti. İzmir’de FETÖ’ye finansal destek sağlanmasına yönelik hazırlanan iddianamede, örgüt aleyhine kitap yazan Necip Hablemitoğlu, Haydar Meriç ve Aytunç Altındal gibi gazeteci yazarların şüpheli ölümlerine de yer verilmiş ve FETÖ işaret edilmişti.Üç yıl önce hayatını kaybeden Aytunç Altındal, iki kez istihbarat örgütleri tarafından öldürülmek istendiğini dile getirmişti. Altındal, Kasım 2013’te vefat ettikten sonra evindeki birçok gizli belgenin de kaybolduğu ortaya çıkmıştı. FETÖ itirafçısı İ.Ç, 2005 yılında İstanbul Balmumcu Jandarma Bölge Komutanlığında görevdeyken İstihbarat Şube Müdürlüğünde aşırı sağ faaliyetler değerlendirme analiz astsubaylığı yaptığını bunu için Aytuç Altındal’ın yanına giderek tanıştıklarını söyledi.

YARDIMCISI FETÖ’CÜ

Dönemin Jandarma Bölge Komutanı Halil Helvacı’dan Hristiyanlık mezhepleri ile ilgili aldıkları bir görev için iki astsubayla birlikte Aytunç Altındal’ın yanına gittiklerini söyleyen İ.Ç, “İstanbul’da bu Altındal’ın yanına gittik bize Hristiyanlıkla ilgili kitap verdi. Yardımcısı olarak bildiğim B.Ş isimli kişiyle tanıştım. Sonrasında ben bu ofise tek gidip gelmeye başladım. Tek gittiğim dönemde Altındal’ın asistanı olan B.Ş bana ‘gel bir pastanede çay içelim’ dedi. Gülen cemaatinden olduğunu söyledi. B.Ş bana ‘Askerin hizmete bakışı nasıl, hükümete bakışı nasıl’ şeklinde sorular sordu ve ‘ara ara buluşalım konuşalım’ dedi. Bu şekilde ilk etapta pastanelerde buluşuyorduk, sonrasında evine davet etti. Hocaefendinin günlük değerlendirmelerine dair kısa videolar izliyorduk. Bana eski bir telefon verdi ‘bu telefonu sadece sen kullan ve benimle irtibatında kullan kimse bilmesin’ dedi. Bu telefonla bana mesajlar atıyordu” dedi. İtirafçı İ.Ç; Aytunç Altındal’ın asistanlığını yapan B.Ş’nin, Ergenekon soruşturması sürecinde de üst düzey komutanlarla ilgili bilgiler istediğini söyledi.

BANA KANSER BULAŞTIRILDI

Aytunç Altundal amansız hastalığa yakalandıktan sonra, vefatından kısa bir süre önce verdiği bir röportajda suikaste uğradığını belirterek, “Biyopsiler yapılmıştı. Tertemiz çıkmıştı. İki ay öncesine kadar. Sonra birden bire bir ay içinde bütün vücudum saran bir kanser olayıyla karşılaştık. Buradaki doktorlarda çok şaşırdılar. Yabancı doktorlar Fransa’da Nükleer Tıp diye bilinen bir merkeze gittik. O nükleer tıp merkezi dedi ki burada bir gariplik var. Vücudunuza verilmiş olan bir kanser ilacı olabilir dendi. Kanser olmadığınız halde size kanser ilacı verilerek kanserli hasta yapıyorlar” demişti. Kasım 2013’te vefat eden Altındal’ın evi hem vefatından önce hem de vefatından sonra iki kez soyulmuş ve evindeki bir takım önemli belgeler çalınmıştı. Altındal evinin Fetullahçılar tarafından soyulduğunu da açıklamıştı.

KIZI: 15 GÜNDE BİTTİ

Kızı Yonca Bayrak, “Babamın ölümü ile ilgili büyük kuşkularımız var. Aniden akciğer kanseri teşhisi konuldu. Hastalık 15 gün içinde 4. evreye geçti. Zehirlenme şüphesi ile ölümünün araştırılması için suç duyurusunda bulunacağız” diye konuşmuştu.

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : DÜNYANIN EN KİRLİ VE TEHLİKELİ ŞEHİRLERİ


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=0GPzYj2E22A&feature=em-subs_digest

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Dünyayı Yöneten EN GÜÇLÜ Aileler Rockefeller Ailesi


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=AWmWelrBlQk&feature=share

KOMPLO TEORİLERİ /// VİDEO : Kral ve Ben 44. Bölüm – Dünyayı Yönetenler Sinema Endüstrisini Na sıl Kullanıyor ?


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=70tAo_0s_oU&list=TLGGjVZpox-W8O4xMDExMjAxNg

KOMPLO TEORİLERİ : Rothschild Hanedanlığı, Filistin ve Yeni Dünya Düzeni (+ 18 ARGO İÇ ERİR)


Dünyadaki savaşların sebeplerini anlamak ve bu savaşların nereye varacağını öngörebilmek için, bu savaşları başlatanların “neyi amaçladıklarını” ve “neye inandıklarını” bilmek gerekir. O sebeple bu yazıda konunun epey derinine ineceğiz, biraz sert olacak ama vakit ayırıp okursanız ne ala.

Komployu gizlemenin en iyi yolu, onu ayağa düşürmek ve insanlara saçma bir şekilde anlatmaktır.

Eğer komployu tamamen gizlemeye yeltenirseniz, en ufak bir bilgi sızıntısında büyük darbe alırsınız.

Fakat komplonuzu, insanlara “inandırıcı olmayacak” bir şekilde sunarsanız, işte o zaman istediğiniz gibi at koşturabilirsiniz.

Adını “Illuminati” koyduğumuz oluşumun stratejisi de budur aslında. İsim vermeyeyim, kimileri bunu kasten yapıyor, yine isim vermeyeyim fakat kimileri de kendi gerizekâlılıklarından buna alet oluyorlar. Örneğin sübliminal mesajlar oldukça ciddi bir konudur ve bu yazıda değil fakat bir sonraki yazıda o konuyu daha bir deşmeyi düşünüyorum. Bilinçaltı mesajları gibi ciddi bir konuyu bile hâlen “safsata” olarak gören insanlar var. Fakat bilgi sahibi olmadan önyargı sahibi olan bu kesim bilmez ki, reklamlarda sübliminal mesajlar kullanmak hukuken yasaktır -yine de bu kural sıklıkla ihlal edilir-. Şimdi sorarım size, safsata olan bir şey için neden hukuki önlem alınsın? İşte eğer siz sübliminal mesajları denyo dinci tayfa gibi “Çocuklara yıllarca susam sokağı seyrettirdiler, şimdi her yerde simit sarayları kuruldu” veya “Coca Cola’yı tersten okuyunca ‘no Muhammed no Allah’ yazıyürmüş” şeklinde insanlara sunarsanız haliyle bu ciddi konu gayriciddi bir hâle gelir ve insanların gözünde inandırıcılığını yitirir. Neyse, dediğim gibi bu bir sonraki yazının konusu olacak. Bu yazıda daha çok siyonizm ve Rothschild üzerinde duracağım, fakat daha sonra konuyu genişleteceğim gadasını aldıklarım. İlk başlarda biraz tarihi olaylar üzerinde duracağım, okurken belki sıkılabilirsiniz fakat sonra konu biraz renklenecek. Gerçi anlatacağım şeyler pek de hoş şeyler değil, bunlar için “renkli” ifadesini kullanmak da garibime gitti fakat maalesef ki insanlara ne anlattığından çok, onu nasıl anlattığın önemlidir bu anasını siktiğimin dünyasında.

Vatikan’ın en bilindik 2 gizli yapılanması vardır, “bilindik” ve “gizli” kelimelerinin yanyana kullanılması belki ironik gelebilir size, “gizli olan bir şey hakkında nasıl bu kadar bilgi sahibi olabiliyoruz?” şeklinde düşünebilirsiniz. Fakat bu yapılanmalar hakkında sadece yüzeysel bilgilere sahibiz ve gizliliklerini korumalarını sağlayan yegâne unsur ise yukarıda belirttiğim üzere bilgi dezenformasyonudur. Vatikan’a ait olan bu 2 gizli yapılanmadan biri Malta Şövalyeleri, ikincisi ise Opus Dei’dir. Bu yazıda Vatikan’dan da bahsetmeyeceğim, bunları anlatmamın tek sebebi şudur; benim bu blog’da “Illuminati” diye tabir ettiğim oluşum, Malta Şovalyeleri veya Opus Dei gibi kısıtlı bir gizli örgütten ziyade, siyonist zihniyettir. Yalnızca kişileri değil, aynı zamanda fikirleri sembolize eder Illuminati. Yani bugüne kadar yüzeysel bir şekilde “emperyalizm”, “siyonizm” denilen şeye biz Illuminati demiş olduk.

İşte bu tek dünya devleti, tek merkez bankası kurma hayali taşıyan ve insanları köleleştirme amacında olan zihniyetin baş aktörleri Rothschild ailesidir.

Siyonizm sadece Rothschild’den ibaret değildir. Eğer Rothschild ailesinin bütün üyeleri bir gün topluca suikaste uğrasa, onların yerini dolduracak başka aktörler çıkacaktır, zira “siyonizm” bir felsefedir ve bu felsefeyi takip eden kişiler tarafından ekonomik yollarla köleleştirilen bir dünya vardır.

Burada anlatacaklarımın en büyük delili ne kitaplar, ne gazeteler, ne de herhangi elle tutulur başka bir materyaldir.

Burada anlatacaklarımın en büyük delili, yakın tarihte yaşananlar ve bugün yaşanmakta olanlardır.

Girizgâhı yaptım, başlıyorum kaynatasız.

Rothschild hanedanlığının hikâyesi 1812’de ölen Mayer Amschel Rothschild ile başlar. M. A. Rothschild, öldüğünde dünyadaki sayılı servetlerden birini bırakmıştır ardında, fakat bu serveti asla oğulları arasında bölüştürmemiş ve dağıtmamıştır. Tüm servetin, kendisinden çok sonraki nesillerde bile tek bir çatı altından yönetilmesini ve bu sebeple ailenin ve servetin “en büyük oğul tarafından yönetilmesini” vasiyet etmiştir. Bu en büyük oğul tarafından yönetilme vasiyeti bazı durumlarda ihlal edilmiştir, örneğin M. A. Rothschild ölünce aile liderliğini en büyük oğlu olmayan fakat ticari dehası ile tüm ailenin onayını alan Nathan Rothschild üstlenmiştir.

Peki bu para M. A. Rothschild’e nereden geldi, nasıl böyle büyük bir servet bırakabildi? Coğrafi olarak bugünün Almanya’sında yer alan Hesse Cassel’in prensinin şahsi bankeri olan M.A. Rothschild, en büyük vurgunu bu genç prensi dolandırarak yapar. Malumunuz ABD’nin kuruluş tarihi 1776’dır ve bu yıla kadar ABD, İngiltere’ye karşı bir bağımsızlık mücadelesi vermiştir. Hesse Cassel prensinin babası bu savaşta İngiltere’ye asker kiralar ve bunun karşılığında İngiltere’den epey bir miktar para alır. Kavak Yelleri dizisi tadında olan bu dolandırıcılık hikâyesini çok detayına inerek anlatmayacağım, fakat bilmeniz gereken kadarını söyleyeyim: Prens, babasını dolandırarak -tahmini- 3 milyon doları kendi cebine indirir, ardından bu parayı en güvendiği insan olan M.A. Rothschild’e emanet eder, M.A. Rothschild ise prensin o zamanki zor durumundan istifade ederek bu parayı kendi zimmetine geçirir.

Yani senin anlayacağın kaynatasız, bugün dünyanın en zengin ailesi olan Rothschild hanedanlığının ilk büyük sermayesi, 2 kez el değiştirilen bir dolandırıcılık öyküsüne uzanır.

Bilirsiniz ben böyle biyografik detaylara pek değinmem, akademisyen miyim amına koyim? Bunları anlatmamın esas sebebi şuydu; Rothschild ailesinin o tarihten günümüze kadarki “servet edinme” yöntemi hiç değişmemiş, sadece update edilmiştir. Mantık daima aynıdır ve bu mantık spekülasyon yaratma, kriz oluşturma, savaş başlatma, astronomik faizler ile borçlandırma gibi ahlaksız temeller üzerine kuruludur. Rothschild ailesinin bu “hesaplanamaz” miktardaki serveti, hep buna benzer entrikalar ve savaşlardan beslenmiştir. (In devastation, there is opportunity = Yıkımda fırsat vardır)

M. A. Rothschild, edindiği servet ile Avrupa’nın 5 büyük şehrinde şubeler açar ve bu şubelerin başına oğullarını atar. Çok gerekli değil ama söyleyeyim, bu şehirler Napoli, Frankfurt, Viyana, Paris ve Londra’dır. En önemli olan şehri kasıtlı olarak sona bıraktım ki aklınızda daha bir yer edinsin.

Zira baba M. A. Rothschild, oğlu Nathan Rothschild’i Londra’ya tayin eder. Nathan, en az babası Mayer kadar deha bir bankerdir. Şimdi lütfen buradan sonrasını dikkâtle okuyun.

İngiltere-Prusya ittifakı ile Fransa arasında gerçekleşen Waterloo savaşının sonlarına doğru, İngiliz-Alman ittifakının Fransızları yeneceği neredeyse kesin bir hâl alır. Ki zaten bu savaşın sonucunda Napolyon önderliğindeki Fransızlar bozguna uğramıştır. Nathan o dönem sadece yahudilere tanınan ayrıcalıklar sayesinde bu savaşa gözlemci olarak katılmış ve savaşı İngilizlerin kazanacağını anlar anlamaz Londra’ya doğru yol almıştır.

Peki neden?

Borsa, Rothschild tarafından kurulmuş bir piyasadır.

Küçük oğul Nathan Rothschild, Londra Borsası’na girerek Waterloo Savaşı’nı İngiltere’nin kaybettiği söylentisini yayar. Tabi ki Rothschild ailesinin bir üyesi, yeterince güvenilir bir kaynaktır dönemin piyasası için. Gerçi hâlâ öyle ya neyse ehehe.

Bunun üzerine Londra Borsası’nda hisse sahibi olan herkes, olabildiğince ucuz fiyatlarla hisselerini satmış, elinden çıkarmıştır. Peki bu çok ucuzdan satılan hisseleri, doğal olarak satın alan da birilerinin olması gerekir değil mi? Kimdir bu hisseleri ucuzdan satın alan şahıs?

Tabi ki Nathan Rothschild.

Radyo, telefon, telgraf gibi haberleşme mekanizmalarının henüz olmadığı o günlerde İngilizler, Nathan’ın hisselerin çoğunu toplamasına yetecek bir süre boyunca savaşı kaybettiklerine inanmıştır. Ardından Waterloo Harbi’ni İngiltere’nin kazandığı ortaya çıkar ve iki gün önce “aman zarar etmeyelim” diye adeta çöp fiyatına satılan hisseler aşırı oranda değer kazanır. Bu hisselerin sahibi ise çoktan Nathan Rothschild olmuştur.

Sonuç olarak Nathan Rothschild, Avrupa’nın her yerine yayılmış olan ailesinin toplam servetini, sadece İngiltere üzerinden “binlerce” kez katlamıştır.

Bu aile sadece bu spekülasyon ile değil, öte yandan sahip oldukları sermaye sayesinde savaşa giren ülkelere kredi vererek de servetine servet katmıştır. Kredi vermek, tefeciliğin kanuna ve kitaba uydurulmuş halinden başka bir şey değildir. Yani bir insana kredi vermek; “ben sana para vereceğim, fakat bunu faiziyle senden geri alırım, aksi takdirde boklu bezlerini yıkayan annene bile el koyma hakkına sahip olurum” demektir. Bunu bir insana değil de İngiltere, ABD veya Türkiye gibi bir ülkeye kredi vermek olarak değerlendirirseniz elde edeceğiniz kârı varın siz düşünün. Günümüzde işleyen “borçlandırma” sistemi de aynen bu şekilde işler. Ödediğiniz borç, ilk başta aldığınızdan borçtan daima fazladır, zira işin içine faizler girer. Bu kredi tanımım yüzünden topa tutulabilirim, fakat bankacılık “kitabına uydurulmuş haksız kazanç yöntemi”nden başka bir şey değildir. Bu sistemin kurucularının ve önderlerinin başında da son 200 yıldır Rothschild vardır.

Neredeyse 200 yıldır ödediğimiz her faizde, aldığımız hemen hemen her üründe, Rothschild ailesinin cebine katkı sağlarız.

Rockefeller, Morgan, Warburg aileleri, Rothschild’in yan kollarından sadece birkaçını oluşturur. Rockefeller ailesini finanse eden ve piyasaya sürenler, Rothschild ailesinden başkası değildir.

Günümüzde ABD merkez bankası (Federal Rezerv), başını Rothschild’lerin çektiği yahudi ve siyonist bankerler tarafından yönetilir. Yani ABD’nin merkez bankası, kişilere ait özel bir kuruluştur. İngiliz Merkez Bankası yani Bank of England da yine Rothschild’ler tarafından uzun süre yönetilmiştir. Alman Merkez Bankası da önemli oranda Rothschild’e aittir zira 1. ve 2. Dünya Savaşı’nda Almanya’ya verdikleri kredilerin Almanya tarafından karşılanamamasının bedeli, Alman Merkez Bankası’na el koymaları olmuştur.

Şu göstereceğim rakamlar 2007’ye aittir:

Rank Order
Rank Country External debt
($)
1 United States 12,250,000,000,000
2 United Kingdom 10,450,000,000,000
3 Germany 4,489,000,000,000

Dünyada en fazla dış borcu olan 3 ülke sırasıyla ABD, İngiltere ve Almanya’dır. Bu ülkeler, dünyadaki ekonomik bağımsızlıktan en uzak ülkelerdir. Tabi ABD ve İngiltere’nin son 12 yıldır Körfez Savaşı’na, Afganistan ve Irak savaşlarına yağdırdıkları paralar da bunda etkilidir. Sonuç olarak sırf bu 3 devletin toplam dış borcu, 27 trilyon dolardan fazladır. 27 trilyon dolar diyorum bak.

Sadece bu 3 ülke değil, dünyadaki çoğu merkez bankasının önemli miktardaki hisseleri de yine Rothschild ailesine aittir.

Şaşıracağınız bir şey söyleyeyim, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bile %15’i İngilizlere aittir.

Bunun sebebini ise bana değil, İsmet İnönü’ye sormak gerekir. İsmet İnönü hakkında konuşmamı engelleyen bir şey varsa eğer, o da 2. Dünya Savaşı’na girmemizi önlemiş olmasıdır. Fakat Atatürk’ün ekonomik bağımsızlık uğruna verdiği mücadeleler, İsmet İnönü ve ardından gelen Adnan Menderes’in yaptığı gizli anlaşmalar ile adeta “heba” edilmiştir. İnsanları “niyet” açısından değerlendirmenin insana göre bir iş olmadığını düşünüyorum ben, kimsenin kalbini açıp göremeyiz neyi amaçladığını. Fakat İsmet İnönü de, Adnan Menderes de “muhtemelen” iyi niyetli olmalarına karşın, bu ekonomik köleleştirme oyunlarına mağlup gelmişlerdir. Neyse konuyu küçültmeyelim, evrensel gidiyorduk.

Şimdi “merkez bankalarına sahipler veya hissedarlar, peki bu neyi ifade ediyor?” şeklinde düşünüyor olabilirsiniz, birçoğunuzun bunu bildiğini düşünsem de şöyle bir hatırlatma ve örnekleme yapayım sevgili kaynatasızlar.

Merkez bankaları tarafından basılan paraları, kağıt parçası olmaktan ayıran şey, o basılan paranın değeri kadar altın, elmas, değerli maden, petrol, tahvil vesairenin devlet hazinesine koyulmasıyla gerçekleşir.

Bugün ABD merkez bankası olan Federal Rezerv 100 dolar basıyorsa, 100 dolar değerinde tahvil yahudi bankerlerin cebine girmektedir. Her ABD vatandaşı, harcadığı her 1 dolarda, siyonist bankerlere para kazandırmaktadır. Bunun da tek bir adı vardır: Köleleştirme.

Bu işin önemini vurgulayan yegâne söz ise Rothschild ailesi lideri Mayer Amschel Rothschild tarafından söylenmiştir:

“Bana bir ülkenin para kontrolünü verin, kanunları kimin koyduğu umurumda bile olmaz.”

Sistemleri ve ekonomik olarak neyi amaçladıkları ortadadır.

Peki akıllara şöyle bir soru gelecektir: Neden?

Neden bu kadar büyük bir hırsla tüm dünyaya böyle bir bankacılık ağı kurmuşlardır? Neden böylesine büyük miktarlarda borçlar ile devletleri kendilerine bağımlı hale getirip köleleştirmişlerdir?

Bu ailenin “neler yaptıklarının” çok ufak da olsa bazı kısımlarını anlatmaya çalıştım ve bunun şimdilik yeterli olduğunu düşünüyorum. 1929 ekonomik buhranı, 1948 krizi, 1974 petrol krizi ve başta Dünya Savaşları olmak üzere son yüzyıldaki diğer savaş ve krizleri biraz deştiğimizde, bu işten kazançlı çıkanların başında yine Rothschild ailesinin geldiğini göreceksiniz, tüm bunlar belki de diğer yazıların konusu olacaktır.

Bu kişilerin “neyi amaçladıklarını” öğrenebilmek için ise dünyanın “bugün geldiği hâli” gözlemlemek ve bu kişilerin “inançlarını, emellerini” öğrenmek gereklidir.

Buradan sonra anlatacaklarımı “yahudi düşmanlığı” olarak yorumlamayın lütfen, baştan hükümlü olursanız ben bundan hiçbir şey kaybetmem, çok da sikime. Fakat önyargı ile yaklaşırsanız, sizin ortada duran gerçeği kabul etmeniz zorlaşır, zira içinde “Rothschild icraatleri”nin anlatılmadığı ders ve tarih kitapları size gerçeği değil, gerçeğin “bilmeniz gereken kadarını” anlatmaktadır yıllardır. Ders kitaplarına giremeyen bu tarihi gerçekler ise yine ota boka “komplo teorisi” yaftası yapıştıran kişiler tarafından “alternatif tarih” etiketini alır. Önemli değil, ben sadece üzerime düşeni yapıp anlatmak istiyorum, gerisi size kalmış.

Yahudiler tarih boyunca en çok zulme uğramış millet olmuşlardır. Asurlular, Babilliler, Romalılar, İspanyollar ve son olarak da Hitler (bu da çoğul isim gibi durdu lan), yahudileri katletmiştir. Bunları söylememin sebebi “dur Yahudilere giydirmeden önce biraz onlara hak vereyim de tarafsızmışım gibi gözükeyim” düşüncesinden kaynaklı değildir. Bu biraz övüp ardından “ama” ile başlayan tonlarca karalama yazısı yazan çapulcu gazeteci taktiğidir, işim olmaz. Fakat ben gerçekten Yahudilerin de olanı biteni görmelerini, gözlerini açmalarını istiyorum. Olur da üç-beş tanesi denk gelir belki… Zira siyonizm ve yahudilik bambaşka şeyler.

Fizikteki etki-tepki yasası toplumlar için de geçerlidir. Bir millete ne kadar baskı uygular, zulüm eder ve köleleştirirseniz, aynı büyüklükte bir tepki ve isyan ile karşılaşırsınız. İsrail’in politikasını destekleyen Yahudiler var ise, bu da yahudilerin tarihteki ezilmişliklerinden ve zulme uğramalarından kaynaklıdır.

Hatta şöyle bir örnek daha vereyim, Almanlar en son Hristiyanlaştırılan millettir ve bu sebeple tarih boyunca pek çok katliama uğramışlardır. Alman halkının 1. ve 2. Dünya Savaşları’nda neredeyse tüm dünyaya karşı tek başlarına meydan okuması da aynı durumdan kaynaklıdır.

Etki ve tepki.

Bu tabi ki bu milletlerin sonradan veya şu an yaptıkları katliamları ve zulümleri haklı çıkarmaz, fakat psikolojik sebebi budur.

Tıpkı askerde acemi birliğindeyken kıdemliler tarafından ezilen askerlerin, daha sonra kendileri usta birliğine geçtiklerinde kendilerini diğer acemilerden üstün görmeleri ve kendi gördükleri muamelenin aynısını diğer acemilere yapmaları gibi.

İşte Rothschild hanedanlığı da halkların bu psikolojisinden beslenmiştir. 2. Dünya Savaşı öncesi ve esnasında “yahudilere ölüm, Alman ırkı tüm dünyaya hükmetmelidir” naraları atan Hitler’i hipnotize olmuşçasına destekleyen bir Alman halkı olmuştur. Halkının bu desteği olmasa, Hitler bunları yapamazdı. Halkının bu desteği olmasa, Rothschild ailesi Hitler’i savaş boyunca finanse etmezdi. Zira Rothschild, kaybedeceği bir kumara girmez.

Evet, yahudileri katleden Hitler’in finansörü, yine bir yahudi olan Rothschild’di.

Zira Rothschild sadece bir musevi değil, siyonisttir, siyonist emelleri vardır. Yahudilerin katledilmesinin Rothschild için manen hiçbir önemi yoktur, bugüne kadar olmamıştır da. Rothschild sadece kendi cebine ve emeline hizmet eder.

Şimdi bu kişilerin “neye inandıklarını” incelemeye başlayabiliriz. Kendiniz bir dini inanca bağlı olmayabilirsiniz, fakat kendinizin bir dini inanca bağlı olmaması, diğer insanların hatta günümüz elit bankerlerinin sapık bir dini inanca sahip olmadıkları anlamına gelmez. Lütfen kendinizi kısıtlamayın, zira bugün Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan savaşların, tıraş Arap devrimlerinin, iç savaşların sebebini “petrol” veya “para” gibi basit objelere indirgeyerek, aklınıza zincir vurmuş olursunuz.

Durum o kadar basit değil, keşke öyle olsa.

Rothschild’ler, tarih boyunca siyonistlerle yakın ilişkiler ve ahbaplıklar kurmuşlardır. Misal modern siyonizmin kurucusu olan Teodor Herzi’nin Lord Rothschild II ile yakın dostluğu herkesçe bilinir. Şimdi tarihleri 1. Dünya Savaşı’na çekelim, Balfour Deklarasyonu nedir bilir misin sevgili kaynatasız? Ben adamı belgelerle sikerim, buyur:

Balfour Deklarasyonu, Lord Rothschild’e gönderilmiş bir mektuptur ve gayet bilinen bir gerçek olup zamanında İngiltere’de çok tepki toplamıştır. Arthur Balfour 1917 yılında İngiltere dışişleri danışmanlığı yapmaktaydı, bir siyonist olan Arthur Balfour, siyonist ahbabı Rothschild’e bir mektup gönderir. Bu mektup, Filistin topraklarında bir yahudi devleti kurulması gerektiğini, bu toprakların yahudilerin doğal yurdu olduğunu belirtir. Bu Filistin’de kurulacak olan yahudi devletinin İngiltere tarafından destekleneceğini bildiren Balfour, bu konunun Rothschild tarafından “Siyonist Federasyon”a iletilmesini rica eder.

Yok canım, dünyayı yöneten gizli örgütlermiş, siyonizmmiş, Illuminati’ymiş, Siyonist Federasyon’muş, bunlar hep komplo teorisi. Hıhı, bugün Araplara ve Filistinlilere atılan füzeler tek dünya devletinin kurulma sürecinde senin götünde patladığında göreceksin komplo teorisini. Neyse.

Bu deklarasyon yalnızca 1948’de kurulacak olan İsrail Devleti’nin temellerini atmakla kalmamış, 1920’de bize imzalattırılacak olan Sevr Antlaşması’na da zemin hazırlamıştır, buna birazdan değineceğim.

Siyonizmin maksadının ne olduğunu anlamak için, inançlarını incelemek gerek demiştim. Şimdi sizlere kaynak da belirterek bazı Talmud ayetleri göstereceğim. Talmud, bizdeki hadis kaynakları gibi bir şeydir. İnsanlar tarafından yazılmış olmasına rağmen Talmud’un Adem ve Musa’ya öğretildiğine inanırlar ve tüm yahudiler tarafından kabul edilir Talmud.

Filistin Talmudu ve Babil Talmudu olmak üzere iki Talmud vardır. Esasında piyasadaki bu Talmudların birçoğu sansürlüdür, fakat kendileri tarafından piyasaya sürülen sansürsüz versiyonlarında dahi siyonizmin amacının ne olduğunu görebilirsiniz.

Bu adresten Talmud’un birçok bölümüne erişebiliyoruz, ben alıntı yaptığım bölümleri göstereceğim, kıçımdan salladığımı düşünen ilgili bölüme girerek durumu kendi gözleriyle de görebilir. İsterseniz bir Talmud edinerek ilgili bölümleri siz de bulabilirsiniz zaten.

The property of a heathen is on the same footing as desert land; whoever first occupies it acquires ownership. – Baba Bathra 54b (kaynak link’i)

Meali: Yahudi olmayanın malı ve mülkü, boş arazi gibidir. Onu ilk kim işgal edirse, mülkiyetin sahipliği ona geçer.

Ek olarak Yahudi Ansiklopedisi – 270’e de bakabilirsiniz bunun doğruluğunu teyid ettirmek için.

Yani Talmud’a göre, Yahudi olmayan birisi mülk edinme hakkına sahip değildir, bir Yahudi bu malı ve mülkü gasp edebilme hakkına sahiptir.

“Heathen”, kelime anlamı olarak putperest veya dinsiz demektir, fakat Talmud’a göre Yahudi olmayan herkes zaten “heathen”dır. Bu durumu “o zamanlar Yahudilerden başka Allah’a inanan yoktu, diğer herkes putperestti, orada putperestleri kast ediyor” şeklinde açıklamaya çalışanlar vardır ve bu tamamen saçmalıktır. Putperest bir insanın toprağını gasp edebilme hakkı bile zaten etik değildir, fakat Talmud zaten İsa’dan çok sonra yazılmıştır. Talmud’da İsa ve Meryem’den bahseden ve onları kötüleyen bölümler de vardır, örneğin Talmud’a göre Meryem bir bakire değildir, birçok kişiyle ilişki kurmuştur. Bu kısımların bölümlerini vermeyeceğim, benim maksadım Talmud’un vahşiliğinden dem vurmak değil, felsefelerini anlatmaktır. Yani Talmud’a göre, Hristiyanlar da “heathen”dır ve arazileri gasp edilebilir. Tabi ki Müslümanlar da, tıpkı Filistin örneğinde gördüğümüz üzere.

Yukarıdaki resimde 1946’dan 2000’e kadarki Filistin ve İsrail toprakları değişimi gösterilmektedir.

Siyonistler, “vadedilmiş topraklar”dan yahudi olmayan herkes gidene kadar katliama devam edeceklerdir.

Balfour Deklarasyonu ile emellediklerini, 1948’den itibaren başarıyla uygulamaya koymuştur siyonistler.

1930-1945 arası dönem Musevilerin, 1948 ve sonrası ise Filistinli Müslümanların katliamıyla geçmiştir İsrail Devleti’nin kurulabilmesi için.

Şimdi size bir soru soruyorum, azıcık saksıyı çalıştırın.

1917’de Balfour Deklarasyonu ile emelledikleri İsrail Devleti’ni kurmak için neden 1948’e kadar beklemişlerdir?

Rothschild, bir yahudi devleti kuracak servete ve güce zaten sahipti. 1. Dünya Savaşı’nda Filistin ve Hicaz da zaten Osmanlı Devleti’nin elinden alınmıştı. Para var, toprak var, neden helva yok? Neden 1920’li yıllarda kurulmadı Yahudi devleti?

Filistin 1948’e kadar İngiliz mandası olmuştur ve ardından Rothschild bu toprakları satın almıştır. Fakat bir sorun vardı, Filistin’de kurulacak olan bu siyonist Yahudi devletinde yaşayacak Yahudilere ihtiyaç vardı. Birçok Yahudi bu nedenle Filistin’e çağrılmıştır, fakat Yahudiler Avrupa’da refah içinde yaşamaktaydılar. Göç etmelerini, düzenlerini ve rahatlarını bozmalarını gerektiren hiçbir gerekçe yoktu ortada Yahudiler için. İşte bu nedenle devreye, Yahudi düşmanı Thule örgütünün ortaya sürdüğü Hitler girdi.

Siyonistler, toplumları emelledikleri oyuna yöneltmek için her zaman “sahte düşmanlar” yaratmışlardır.

Siyonistler ABD’nin Afganistan ve Irak’a girmesi için “İslami Terör” adında bir fake düşman yaratmış ve 11 Eylül’ü planlamışlardır. Mağarada yaşayan Arapların önce İkiz Kuleleri daha sonra Pentagon’u vurduğuna medya yolu ile insanları inandırmışlardır. Ardından ABD uyduruk belgeler ile Birleşmiş Milletler’i sözüm ona ikna ederek “kitle imha silahları var Saddam’ın” diyerek Irak’a girmiştir. Savaşın ardından George Bush, “Irak’ta kitle imha silahları yokmuş, 11 Eylül ile bir alakaları da yokmuş” açıklamasını yapar, buyrun balık hafızalı olmayın: 1:14 ve sonrasına özellikle dikkat.

LİNK : https://youtu.be/f_A77N5WKWM

Tek bu değil, diğer açıklamalarını da görebilirsiniz biraz araştırırsanız. Zaten Bush’un bu açıklamayı yapmasına gerek de yok, zira Irak’taki kitle imha silahları asla bulunamadı. Çünkü hiçbir zaman var olmadılar. ABD, olmayan bir düşmanın peşine düştü ve 2 milyondan fazla sivilin ölümüne yol açtı. Bunun tek sebebi o bölgede “savaşın olması ve sürmesi”ydi. ABD’nin Irak’ta bozguna uğradığı, istediğini alamadığı düşünülür insanlar tarafından. Oysaki global bankerler o bölgedeki savaşların süresini uzatarak istediklerini almıştır. Zira savaş demek, silah kaçakçılığı yapmak, savaşa girecek olan hükümetlere kredi vermek, uyuşturucu pazarını kontrol altına almak, ilaç ve inşaat firmalarına yeni pazarlar oluşturmak demektir. Ve tüm bu saydıklarım, dünyadaki en kârlı para kazanma yöntemleridir ve buralardan kazanılan paralar yine siyonist bankerlerin kasasına girer. Zira silah, uyuşturucu ve ilaç sektörleri neredeyse tamamen onların elindedir.

Buna benzer olarak, Yahudilerin Filistin’e göç etmelerini sağlamak için Hitler adında bir Yahudi düşmanı piyasaya sürülür ve siyonist Rothschild tarafından finanse edilir. Hitler önce Yahudilere yaptırımlar uygulamaya, sonra onları gettolarda yaşamaya mecbur etmeye ve gaz odalarına doldurup öldürmeye başlar. Yahudiler düzenli olarak soykırıma uğrarlar ve mecburen 1948’de Filistin’e göç ederek İsrail Devleti’nin kurulmasını sağlarlar.

İsrail Devleti, Rothschild’in özel mülküdür.

Ve Mayer Amschel Rothschild oğullarına bir Yahudi hükümdarlığı kurulması vasiyetinde bulunmuştur. Bunu sağlamanın yegâne yolu ise, ülkeleri ekonomik olarak kendilerine bağımlı hale getirmekti. Bu siyonist hedef uğruna yahudi olsun olmasın, kaç insanın öldüğü hiç de önemli değildir onlar açısından.

Evet Filistin topraklarını parasıyla almıştır Rothschild ve İsrail’in “hukuken haklı” olduğunu söylemektedir kendilerini “aydın ve objektif” adleden kişiler.

“İsrail parasıyla satın aldı” denilen Filistin toprakları şöyle satın alınmıştır Filistinlilerin elinden: 1. Dünya Savaşı sonrası Filistin, İngiliz mandasına girer. İngiltere ise Filistin’e “nasıl ki eskiden Osmanlı’ya vergi ödüyordunuz, şimdi de bize ödeyeceksiniz” diyerek astronomik vergiler dayar. Bu vergiler o kadar ağırdır ki, Filistin’in bu vergiyi karşılayabilme şansı dahi yoktur. Sonuç olarak Balfour Deklarasyonu’nda belirtildiği üzere bir Yahudi devleti kurulmasını destekleyen İngiltere hükümeti ve Rothschild, bu Filistin topraklarına el koyar.

İşte kimileri tarafından “parasıyla satın almışlar, aslında İsrail’in toprağı orası, adamlar haklı” şeklinde dayatılan “satın alma” hikâyesinin aslı budur.

Kanununa uydurulmuş gasptan başka bir şey değildir.

Ayrıca bu, ABD’nin çorak Alaska topraklarını parasını bastırarak alması gibi bir olay değildir.

“Parasını vermiş, almış adamlar” denilen yer, bir milletin hâlen üzerinde yaşamakta olduğu vatanıdır.

Şimdi konuyu başka bir yere çekerek sizden azıcık saksıyı çalıştırmanızı isteyeceğim.

Bizim liderlerimiz de Sevr Antlaşmasını imzalamışlardı ve isterseniz tarih dersinden aklınızda kalanları tekrar canlandırayım gözünüzde:

Sevr ile bize layık görülen topraklar bunlardı ve üzerinde İngiliz, İtalyan, Yunan, Fransız bayrağı bulunan bölgelerde ve Doğu’da Ermeni devleti için ayrılan topraklarda Osmanlı Devleti vatandaşları yaşamaktaydı.

Biz Sevr’i millet olarak kabul etmedik, “başımızdakilerin yediği bok bizi bağlamaz, burası bizim vatanımız” dedik ve Türk, Kürt, Laz herkes mücadele verdi bunlara karşı. Kuvay-ı Milliye birlikleriyle gerilla savaşı yaptık, ardından Atatürk bu birlikleri ve cemiyetleri birleştirdi, Kurtuluş Savaşı’nı başlattık ve galip geldik.

İyi de, bir şey soracağım, adamlar Osmanlı heyetini Sevres’e getirip bu antlaşmayı imzalatmışlardı. Hukuken haklılardı yani. Şimdi biz vatanımızı savunmakla suçlu mu olduk?

Kurtuluş Savaşı’nı kazandığımız için bizler kahraman olduk, Filistinliler ise İsrail’e üstünlük sağlama gibi bir şanslarının bulunmayışından dolayı “terörist” oldular.

Yahudi sivillere füze atan, canlı bombalar gönderen Hamas’ı desteklemiyorum elbette.

Fakat o topraklar o insanların vatanıdır. Sen istediğin kadar dönemin parasıyla satın almış ol o toprakları, bu hiçbir şey ifade etmez. Maslak1453 mü ulan bu parasını bastırıp sahibi oluyorsun?

Neyse, isterseniz Talmud’dan devam edelim.

“For murder, whether of a Cuthean by a Cuthean, or of an Israelite by a Cuthean, punishment is incurred; but of a Cuthean by an Israelite, there is no death penalty” – Sanhedrin 57a, (kaynak link’i)

Meali: Yahudi olmayan birisi Yahudi olmayan bir başkasını veya bir Yahudiyi öldürürse cezalandırılmalıdır. Fakat bir Yahudi, Yahudi olmayanı öldürürse, ölüm cezası yoktur.

Bu Talmud ayetine göre Yahudiler, Yahudi olmayanları öldürebilir.

Cuthean (Küti), putperestler için kullanılan bir laftır. Bu Küti kelimesi musevileri ve diğerlerini yanlışa yöneltmek için kullandıkları bir maskedir, zira siyonistlere göre yahudi olmayan herkes Küti’dir.

Küti’nin anlamlarından birisi de Goyim veya Goy’dur. Goyim, yahudiler tarafından “yahudi olmayanlar” için kullanılan bir ifadedir.

Zira yukarıda kaynağını belirttiğim bölümün dipnotlarında Küti’nin aslında Goy demek olduğu, fakat sansürlendiği yazmaktadır.

Meali: ‘Küti’ burada orijinal Goy (Yahudi olmayan) ifadesinin yerine sansür maksadıyla kullanılmıştır.

Yani Küti, goy, heathen, hepsi aynı şeyi ifade ediyor: Gayri Yahudileri.

Talmud ayetleriyle devam edelim:

“The graves of Gentiles do not defile, for it is written, And ye my flock, the flock of my pastures, are men; only ye are designated ‘men’”. – Baba Mezi’a 114b (kaynak)

Meali: Yahudi olmayanın mezarına hürmet edilmesi gerekmez. Yalnızca yahudiler insandır.

“Gentile” de yine yahudi olmayanlar için kullanılan bir terimdir.

Yani siyonistlerin kitabı Talmud’a göre, sadece Yahudiler insandır. Onun dışında kalan goyimler insan bile değildir.

Bunları neden yaptıklarını anlamak için, neye inandıklarını bilmek gerekir demiştim di mi?

“It applies to the withholding of a labourer’s wage.44 One Cuthean from another, or a Cuthean from an Israelite is forbidden, but an Israelite from a Cuthean is permitted.” – Sanhedrin 57a

Meali: Bir Küti’nin diğerinin veya bir Küti’nin Yahudinin maaşına el koyması yasaktır. Fakat bir Yahudi, Küti’nin maaşına el koyabilir.

Yani burada denmek istenen, bir Yahudi, Yahudi olmayan birini para vermeden çalıştırabilir. Zira Yahudi olmayanlar, Yahudilerin kölesidir Talmud’a göre. Siyonistler de zaten tüm dünyayı ekonomik yollarla köleleştirmişlerdir. Buyrun bir başka örnek:

“A heathen who keeps a day of rest, deserves death, for it is written, And a day and a night they shall not rest” – Sanhedrin 58b (kaynak)

Meali: Bir günlüğüne dinlenen ve Yahudi olmayan birisinin cezası ölümdür. Onlar ne bir gün ne de bir gece dinlenebilirler.

“If a heathen smites a Jew, he is worthy of death” – Sanhedrin 58b

Meali: Yahudi olmayan birisi bir Yahudi’ye vurursa, öldürülmelidir.

“A heathen who studies the Torah deserves death, it is our inheritance, not theirs” – Sanhedrin 59a (kaynak)

Meali: Yahudi olmayan bir kişi Torah üzerine çalışma yaparsa cezası ölümdür. Bu bizim mirasımızdır, onların değil.

“Come and hear: If one finds therein a lost object, then if the majority are Israelites it has to be announced, but if the majority are heathens it has not to be announced” – Baba Mezi’a 19a(kaynak)

Meali: Eğer birisi Yahudilerin çoğunlukta olduğu biryerde bir mal bulursa, bunu duyurmalıdır. Fakat çoğunluk Yahudi olmayanlardan oluşuyorsa, duyurmasına gerek yoktur.

Yani Yahudi olmayanın malı, bir Yahudi’ye helaldir.

Baba Mezi’a 19a bölümünde tüm text’i okursanız ne anlama geleceğini daha iyi anlayacaksınızdır durumun, isteyen kaynağından hepsini okuyabilir, ben burada “ayet cımbızlama” yapmıyorum. Tüm bölümde anlatılan hikâyeyi özetleyen cümleleri seçiyorum size kolaylık olması için, eğer Baba Mezia’nın veya diğer alıntıladığım bölümlerin tamamını okursanız anlayacaksınız ne söylemiş olduklarını.

Unutmayın, bunlar Talmud ayetleri ve M. A. Rothschild oğullarına “Yahudi hükümdarlığının kurulmasını” vasiyet ettiğinde veya Arthur Balfour, Lord Rothschild’e Balfour Deklarasyonunu gönderdiğinde veya İsrail bugün Filistin’de yaptıklarında, işte bu felsefeyi takip ediyorlar.

Siyonist felsefeyi.

“Her görüşe saygılı olmak” diye bir şey yoktur bu dünya üzerinde, “her görüşe saygılıyım” diyen insan da toplumun %90’ında görebileceğiniz üzere samimiyetsiz yapmacık denyolardan birisidir. Eğer bir görüş, benim veya başka masumların canını, malını, vatanını gasp etmeyi öğütlüyorsa ona inananlara, ben o görüşe saygılı olmam. Hoşgörülü de olmam.

Talmud’un bu saçmalıklarına inanmayan Yahudileri de tenzih ederim, dediğim gibi benim hedefim bu siyonist inanışın emellerini ortaya çıkarmaktır. Günümüzde İsrail bayrağı yakan ve İsrail’in yaptıklarını insanlık dışı olarak gören Yahudiler de vardır. Koca bir dünyayı köleleştiren, Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren siyonistler de…

Gördüklerinizi kabul etmekte zorlanmayın, bunlar onların kutsal kitabında yazanlardır ve burada alıntıladıklarıma rahmet okutacak kadar şeytani Talmud ayetleri de vardır…

Neyse, şimdi biraz daha değiştirelim konuyu.

Warburg ailesinden Yahudi banker James Warburg’un bir sözü vardır. Bu sözü 17 Şubat 1950’de ABD senatosunda sarf etmiştir:

“İstesek de istemesek de, sonunda tek dünya devleti kurulacaktır. Esas soru, bunun zor kullanarak mı yoksa rıza ile mi gerçekleşeceğidir.”

Açıkçası, insanlar bunu “kendi rızaları ile” talep edecekler.

İşin en korkuncu da bu.

Önceden Facebook hesabı açtığınızda ve yeni birini arkadaş olarak eklemek istediğinizde karşınıza “bu kodu doldurun” diye bir pencere çıkıyordu, siz de 2 saat “werı324 35ı9df” diye orada yazan kodu giriyordunuz. Tabi yeni Facebook hesabı açmış bir kişi tanıdığı onlarca, yüzlerce arkadaşını peşpeşe listesine eklemek istiyordu. Fakat Facebook diyordu ki “Bu kodları doldurmaktan sıkıldın mı? Telefon numaranı ver ve aktivasyon yapmana gerek kalmasın.”

Bu sistem hala böyle mi bilmiyorum, Facebook ile aram yok yıllardır. Fakat Facebook şu an milyonlarca insanın cep telefonu numaralarına, kimlik bilgilerine sahip.

Hotmail, Twitter, Blogspot, Youtube size sürekli “Güvenliğiniz için yalnızca parola yetmez, telefon numaranızı verin” diyor.

Hiçbirine telefon numaralarınızı vermeyin ve mümkünse doğum tarihinizi bile yanlış girin.

“Nereye bağlayacak konuyu bu amına koduğum?” diye düşünüyorsun sanırım, bak şöyle bir haber var:

Bu kimliklerde “çipler” bulunacak.

Bu haber Türkiye’ye gelecek olan “akıllı (çipli) kimlik kartları”ndan bahsetse de, bu tüm dünyada uygulanmaya başlanacak.

Yakın gelecekte dünyadaki tüm pasaportlar ve kimlikler elektronik çip taşıyacaklar, aşama aşama olacak tabi ki bu çiplerin kendini geliştirmesi. Bu durum ise tabi ki medya ve bakanlar tarafından insanlara “Birçok hizmetimizi artık sizlere daha kolay ulaştırabileceğiz, büyük kolaylık valla. Hem artık bu çipler sayesinde kaybolma vakalarının da önüne geçebileceğiz. Ne kadar süper değil mi? Merhaba aslan kardeş, merhaba kedi kardeş, hayat ne güzel la.” tadında masallarla duyurulacak.

Gelecekte her insanı uydudan takip edebilme olanağına sahip olacaklar.

Dünyadaki bu çapulcu olmayan, fakat takım elbise giyen teröristler tarafından düzenlenen terör saldırılarıyla, insanlar vücutlarında bir çip bulundurmayı “talep eder” ve “ister” hale gelecekler.

Amaçlanan şey budur.

Tek dünya devleti ve tek merkez bankası fikri, tüm insanları tek bir merkezden kontrol etme gayesine dayalıdır. Bunun bir sonraki aşamasında tüm insanları vücutlarına çipler yerleştirilmiş, her hareketleri data’lardan kontrol edilebilir hale getirecekler.

Bunlar size saçma geliyor olabilir, fakat 200 yıl önceki bir insana tüm alışverişlerini üzerinde hiç para taşımadan kredi kartı adı verilen cihazlarla yapabileceği fikri de saçma geliyordu.

Illuminati’nin asırlık amaçları vardır ve bu amaçlarını “şıp” diye gerçekleştirebilmeleri mümkün değildir.

Açıkçası ben er ya da geç bu dünyada da kaybedeceklerine inanıyorum, fakat bir yandan insanların umursamazlıkları, Facebook başında kedi video’ları seyredip saatlerini harcamaları, okullarda son gün çalışarak verdikleri sınavları sayesinde kendilerini bir şeyler öğrenmiş zannetmeleri, hayatı hep boş vakit geçirme ve eğlence olarak görmeleri, durumun pek de iç açıcı olmadığını gösteriyor.

Zira kapitalizmin vadettiği hayatın kendilerini mutlu edeceğini zannediyor insanlar. Hayatları tamamen “daha fazlasını” istemek ve “yeni modelini” almak üzerine kurulu insanların.

Fakat Fiat’ın veliahtı Edoardo Agnelli’nin intihar ettiğini bilmezler.

Zira bu adam maddi açıdan sahip olabileceği her şeye sahipti, artık bir amaç bulamadı yaşamasını gerektirecek ve hayatına son verdi.

Kapitalizmin vadettiği haz üzerine kurulu olan hayat, sizin hayat amacınız olmuşsa, “başarılı olmak” diye değerlendirdiğiniz o başarıya ulaştığınızda hayal kırıklığı yaşayacaksınız.

Zira içinizden gelen çığlıklara cevap veremez kapitalizmin sundukları.

Bu hayat o kadar da taşak yapma üzerine kurulu bir yer değil, para ve eğlence tabi ki bir ihtiyaçtır, fakat amaç değildir. İnsanın tabiatına terstir böyle bir amaç edinmek.

Neyse, konumuza geri dönelim. Tek dünya devleti’nin var olabilmesi için, dünya parça parça ülkelere bölünmelidir. Zira yap-boz oyunu değil bu, daha büyük parçalar, tek dünya devletinin oluşmasına hizmet etmez, tam aksine zararınadır. Ülkeler olabildiğince gerek iç savaşlarla, mezhep ayrılıklarıyla, çok uluslu bir ülkeyse millet farklılıklarından doğan anlaşmazlıklarla bölünmelidir tek bir dünya devletinin kurulabilmesi için.

Zira ne kadar çok sayıda ve farklı ülke olursa, halkların birlik olup tek dünya devletine karşı çıkma şansları ve güçleri de o oranda azalır.

Birlik olamadığın sürece, hiçbir şeysindir. Zira güçsüzsündür ve kolaylıkla bastırılabilirsin.

Bu Sovyetler Birliği haritasıdır, Sovyetler Birliği’nden tam 15 farklı ülke çıkmıştır, Estonya’sından Ukrayna’sına…

Bu da bir zamanların Yugoslavya’sıdır. Yugoslavya’dan tam 6 farklı ülke çıkmıştır ve 7.si ile 8.si de yoldadır zira Sırbistan da 3’e bölünmek üzeredir. Kosova ve Voyvodina yakında kopacaktır Sırbistan’dan.

Farklı dine, farklı mezhepe, farklı millete sahip insanların aynı ülke içerisinde yaşamayacakları fikrini dayatan ve bu ayrılıkçı örgütleri destekleyen, Yeni Dünya Düzeni’nin tasarımcılarından başkası değildir.

PKK’yı kimler destekliyor, kimler silahlandırıyor?

Özgür Suriye Ordusu denilen çapulcular roketi nereden buluyorlar?

Tunus ve Libya neden bölünmek üzere?

Peki Rockefeller böyle pasta yapmayı nereden öğrendi?

Eş başkanı olduğumuz BOP, Ortadoğu için işte bunu amaçlar.

Elbette Kuzey Afrika için de buna benzer bir senaryo geçerli.

“Transforming the Middle-East” (Ortadoğunun Dönüşümü) adlı makalesinde Ortadoğu’daki 22 ülkenin yönetim biçimlerinin ve sınırlarının değişeceğini söyleyen kişi, dönemin ABD dışişleri bakanı Condoleezza Rice’tan başkası değildir.

“Ülke sayısı gelecekte 1000’leri geçecektir” diyen kişi de yine pek muhterem David Rockefeller’dan başkası değildir.

Bundan 400 yıl evvel bir toprağı ele geçirmek için, oraya orduların ve donanman ile sefere çıkman gerekirdi.

Fakat Fransız İhtilali’nden beri bir bölgeyi yok etmenin ve ele geçirmenin en etkili yolu, o bölgedeki insanları birbirine kırdırmak olmuştur.

Sözde Arap devrimleri, Suriye’deki iç savaş, Irak’taki iç savaşlar da işte bu sebeple yaşanmışlar ve hepsi de dış destek, örgütleme ve finansmanla sağlanmışlardır.

Dediğim gibi, bu anlattıklarımın en büyük belgesi, bugün yaşananlardır. Bugün yaşanan olayları kimin ateşlediğini ve bu olaylarda kimlerin parmağı olduğunu görmek için de, bu yaşananlardan kimin kazançlı çıktığına bakmak yeterli olacaktır:

Global bankerler.

Evet maalesef ki dünyada mutlak otorite kurmak isteyen insanlar emellerine emin adımlarla ilerliyorlar, fakat bilmeniz gereken en önemli şey, bu işin sadece maddiyat kaynaklı olmadığıdır.

– Para için yapıyorlar işte abi yaeae

Evet, doğru, para için yapıyorlar elbette. Fakat para bu insanlar için nihai emellerine ulaşmak üzere gerekli olan bir “araç”tan başkası değil. Yalnızca araç.

Üzgünüm ama dünyayı luciferian ve siyonist inanışa sahip kişiler yönetiyor kaynatasızlar.

Bakın şimdi, David Gergen adlı şahıs, zamanında Nixon, Reagen, Clinton gibi ABD başkanlarının danışmanlığını yapmış yetkili bir abidir.

Gazeteci Alex Jones, Bohemian Groove’daki satanist elit ayinlerini ifşa etmiş, gizlice aralarına sızabilmiş bir adamdır. Alex Jones’un uçtuğu çok konu vardır fakat bir adamın yaptığı cesur ve iyi işler varken o adamın üstünü toptan çizmek de haksızlık olacaktır.

Bu kare ABD başkanlarının danışmanlığını yapan David Gergen gibi elitlerin katıldığı ve satanist ritüellerin yapıldığı Bohemian Grove’dan alınmadır. Ortaya çıkaran kişi Alex Jones’tur, gizlice aralarına sızmayı başarmıştır kendisi. Video’nun tam şu kısmını seyredebilirseniz eğer durumun vehametini ve nasıl psikopatların siyasette ve sanatta nasıl seçkin pozisyonlara ulaştıklarını daha iyi anlayabilirsiniz:

LİNK : https://youtu.be/wtSVBTne-KY

Bunun üzerine gazeteci Alex Jones, David Gergen ile röportaj yapmaya çalışır:

Eğer İngilizceniz yeterse video’nun vermekte olduğum kısmını seyredebilirsiniz:

LİNK : https://youtu.be/F2E_HP97Rzc

Size Alex Jones ve David Gergen arasındaki diyaloğun özetini geçeyim, David Gergen ritüellere katıldığını, orada bulunduğunu asla inkâr etmiyor ve neredeyse kabul ediyor. Uzun bir süre “ee… öö… ummm…” şeklinde lafı geveliyor ve hatta şöylesine ağır bir şekilde sıçıyor, birebir çeviri yapmıyorum, konuşmanın can alıcı cümlelerini yazıyorum:

Alex: Ben de oradaydım, gördüm her şeyi.
Gergen: Ait olmadığınız bir yere izinsiz girmeniz hiç de centilmence değil.
Alex: Peki o ritüeller centilmence miydi?
Gergen: Ee… Öö… Size bir açıklama yapma mecburiyetinde değilim. Eeöö… Bu yaptığınız gazetecilik hiç etiğe uygun değil.
Alex: Peki ritüellerde bulundunuz mu?
Gergen: Bu şeye burnunu sokma lanet olasıca. (This is not your damn business)

Evet, Bohemian Grove’da cidden yılın belirli dönemlerinde satanist ritüeller yapılıyor elitler tarafından. Bohemian Grove, Bones and Skulls adlı satanist cemiyetin bir oluşumudur. Yazı oldukça uzadı, daha önceden de değindiğim için Bones and Skulls’un ne olduğunu pek de izah etmeyeceğim bu yazıda.

B&S’un sembolü siz kaynatasızların bildiği üzere kurukafa ve kemiklerdir.

Yukarıda aldığım resim bizzat Bush kütüphanesinden alınmıştır, buyrun kaynak: http://bushlibrary.tamu.edu/image.php?id=722

Flash TV edasıyla kafasının üzerine kırmızı ok yerleştirdiğim adam ise George H. Bush’tan başkası değildir.

Zaten size yukarıda verdiğim video’larda George W. Bush ve Kerry gayet kendi ağızlarıyla Bones and Skulls cemiyetinin üyesi olduklarını açıkça itiraf ediyorlar.

Bones and Skulls, nazist Thule örgütü ile de bağlantılıdır, genellikle seçkin Yale Üniversitesi öğrencilerinden oluşan bu gruba “bu bir öğrenci kulübü yeeaa, komplo teorisi üretmeyin” şeklinde kılıflar üreten şahısların ve gazetecilerin varlığı ise, satanist ve masonik temeller üzerine kurulu bir öğrenci kulübünü aklama çabasında olan insanların var olduğu gerçeğini bizlere göstermektedir.

Hayrola, nedir bu telaşe, babanızın oğlu mu Bones and Skulls üyeleri? Yoksa bir şeylerin üstünü örtmeye mi çalışıyorsunuz?

Şimdi bakın, sizlere birkaç fotoğraf göstermek istiyorum.

Bu fotoğrafların hepsi şu meşhur Zara mağazasına aittir. Celallenmeden, “hadi lan” demeden sonuna kadar bakın fotoğraflara, Karagümrük çocuğuyum ben, haybeye laf etmem:

Şimdi, eminim çoğunuzun dolabında da üzerinde kurukafa bulunan bir tişört vardır veya cebinizdeki anahtarlıkta da kurukafa olabilir. Mesela benim dolabımda 3-4 yıllık bir hırkam var üzerinde kurukafa olan. Veya elektrik trafolarının üzerinde de vardır kurukafa, nedir yani? Eyvallah popüler kültüre yerleşmiş bir sembol bu, hemen altında bir şey aramamak lazım. Fakat Zara’dan içeri girdiğimde karşılaştığım manzara bana “öylesine konsept yapmışlar işte” diye düşündürmedi. Aksine içerde üzerlerine kurukafa ve kemik resmedilmiş tişörtler giyen çocuklar gördükçe içten içe sinir oldum. Bu fotoğrafları koymamın esas sebebi ve bu durumun aslının kesin delili ise şimdi göstereceğim fotoğraftır.

Şimdi şu dizayna resmi büyüterek iyi bakın, lütfen:

Bu tişörtün üzerinde peşpeşe “Skulls & Bones do not exist” (Skulls and Bones diye bir şey yok!) ve “NOTHING TO SAY about Skulls & Bones” (Skulls and Bones hakkında konuşacak bir şey yok) yazmaktadır.

Hayrola?

Neden ki bu ispat çabası?

Ne ayaksınız arkadaşım lan?

Adamların kendileri açık seçik Skulls and Bones’un varlığını onaylıyor, fotoğraflarını sergiliyor, üye olduklarını beyan ediyorlarken, sizin bu çabanız neden?

Hey gidi Zara hey.

Sübliminal mesajlar bir sonraki yazımın konusu olacaktı fakat konu gereği vermek durumunda kaldım bu fotoğrafları, zira bunlar herhangi bir ürünü almaya yönlendiren ticari kazanç amaçlı sübliminal mesaj örneği değil, okült satanist bir cemiyetin var olmadığını beyinlere empoze etme amaçlı bir çalışmadır.

Ve öyle sıradan, masumane dizaynlar da değillerdir.

Eğer sahiden psikopatsanız ve bu blog’daki tüm yazıları okuduysanız, new age, spiritüalizm, scientology gibi felsefelerin insanları tek bir kapıya yönlendirdiğini görmüş olacaksınızdır: Satanizm.

Maalesef ki insanların zihninde kedi kesen, siyah giyinip metal müzik dinleyen, uzun saçlı satanist imajı var olduğundan, satanizmin ne kadar tehlikeli ve her yere sızmış olduğunu görmeleri de güçleşiyor.

Spiritüalizm meselesi üzerinde çok durdum zaten, o nedenle sadece şu kadarını söyleyeyim: Spiritüalist insanlar kendilerinin iyi bir şey yaptıklarına inanıyorlar fakat luciferian felsefeye yönlendiriliyorlar. Şöyle bir örnek vereceğim kendimden, gerçekliğine dair inandığım her şey üzerine yemin edebilirim. Rahmetli babamın spiritüalist bir arkadaşı vardı, tabi o zamanlar ben tüm hayatı okul-dersane-31 üçgeninde geçen liseli bir ergen olduğum için dünyadan bihaberdim, bu meselelere kafa yormazdım. Babamın o spiritüalist derneklere, seminerlere giden, bol bol Akaşa yayınlarının ruhçu kitaplarını okuyan arkadaşını aradım ben geçenlerde, bu blog’u önerdim, biraz da konuştum. Hani olur da vazgeçer bu işlerden diye. Sonra o beni aradı, blog’uma şöyle bir göz gezdirmiş ve bana şunları söyledi:

– Illuminati varsa ben de Illuminati’yim o zaman.

Evet, kafa yapısı bu. Kendisi Illuminati’nin kötü bir şey yapmadığına, insanlığın evrimine hizmet ettiğine inanıyor.

Zira felsefeyi çoktan benimsemiş.

Zira ruhçuluk, sizi Illuminati’nin hatta siyonizmin felsefesi ile aynı kapıya yönlendiririr: Satanizm.

O yüzden defalarca uyardım, yine uyarıyorum, bu ruhçu derneklere gitmeyin, giden arkadaşınız varsa gerekçelerini anlatarak uyarın. “Pozitif enerji” hikâyelerinin anlatıldığı, görünüşte “sevgi yumağı” olan fakat özünde hurafe ve luciferian fikirlere dayanan bu felsefeden uzak durun.

Dünya üzerindeki son derece farklı coğrafyalardan türemiş felsefelerin eninde sonunda hep aynı sonuca ulaşıyor olması ise, benim gözümde İblis’in varlığının yegâne delilidir. Bu son söylediğim tabi ki benim kişisel gözlemim ve inancımdır, diğer anlattıklarım somut şeylerken, bu metafizik bir olaydır ve buna inanıp inanmamak size kalmıştır.

Neyse kaynatasız, ne diyoduk, ya da az dur çakmağım kayboldu amına koyim.

Heh buldum, devam.

Birazdan fotoğraflarını göstereceğim kişinin kim olduğunu biliyor musunuz?

Allah’ın yarattığıyla dalga geçilmez ama şu tipe bak arkadaş ya, tipsizlik suç olsa müebbet yer bu karı.

Kolyelerine dikkatli bakın, şaşılacak bir şey değil zira bu onun inancı. Bir şeytan tasviri olan Baphomet kolyeleriyle poz veren bu kişi, Rothschild ailesinden Baroness Philippine de Rothschild’dir.

Zira Siyonizm’in temelinde yer alan fikir satanizmdir.

Siyonistler, Adem ve eşinin birleşmesinden meydana gelen biz insanların “goyim” olduğuna inanırlarken, kendilerinin İblis ile Adem’in eşinin birleşmesinden oluştuğuna inanmaktadırlar.

Zira ateşten yaratılan İblis üstündür ve Tanrı’ya karşı gelerek bu dünya ile ödüllendirilmiştir. Zira İblis’in Tanrı’ya karşı isyanı asil bir davranıştır. Bizler sıradan Ademoğulları’yken, onlar Lucifer’ın soyundan geldiklerine inanırlar ve bu dünyada goyimler olarak bizim tek işlevimiz onlara hizmet etmektir.

İsrail’in kelime anlamı “onlar için” nedir biliyor musunuz?

Isra: Yenen, baş eden, güç yetiren.
El: Tanrı

“Israel”, kelime anlamı olarak “Tanrı’ya güç yetiren” demektir.

Siyonizmin gayesi de tek bir dünya devleti çatısı altında köleleşmiş insanlardan (goyim) oluşan bir dünya yaratmaktır.

Ben açıkçası elbet bir gün siyonizmin kaybedeceğine inanıyorum. Bu köleleştirme üzerine dayanan bankacılık ve borçlandırma sistemine, insanlar elbet bir gün isyan edeceklerdir. Fakat kaos yaratmadan, sokaklara silahlar ve molotof kokteylleri ile dökülmeden… Zira “ordo ab chao”, kaostan doğan düzen anlamına gelir ve bu söz 33. derece masonların düsturudur, nişanlarının üzerinde yazılıdır. Dünyadaki masonluğun birçoğu zenginlerin kendi arasındaki “beyefendicilik” oyunu olsa da, üst rütbeli ve gizli masonluğun Lucifer’ın yolunda ilerlediği aşikârdır. Zira Lucifer, Latince manası ile “ışık getiren”dir.

Yani senin anlayacağın, her türlü kaos, karışıklık, zıtlık ve çatışma, bu insanlar için bir fırsattır.

Etki-tepki demiştik ya hani, bana kalırsa siyonizmi yıkabilecek 2 millet vardır dünya üzerinde: ABD halkı ve Türkiye halkı.

Zira bu dünyada en çok aldatılan, en çok sömürülen ve en çok gözlerinin içine baka baka yalan söylenen milletler bunlardır.

Bunları herkesin olduğu kadar, Yahudilerin de bilmesi gereklidir paşam. Zira en çok kandırılan milletlerden birisi de onlardır.

Schindler’in Listesi’ni bilirsiniz, bu filmin sonunda Yahudi işçiler, hayatlarını kurtaran Oskar Schindler’e minnetlerini şu şekilde ifade ederler:

Bu gerçekten de doğrudur.

Nereden mi biliyoruz?

Maide suresi 32. ayet: “Bunun için İsrailoğulları üzerine şunu yazdık: Kim, cinayet işlememiş veya yeryüzünde bozgunculuk yapmamış bir kişiyi öldürürse tüm insanları öldürmüş gibidir. Kim de o canı yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur. …”

Yahudiler gözlerini açmalı ve şeytani sahiplerine başkaldırmalıdır.

Zira aynı ayetin devamında Allah şunları da söylüyor:

“… Elçilerimiz onlara apaçık delillerle geldiler. Buna rağmen onların çoğu hemen sonra yeryüzünde azgınlık yapmaya başladılar.”

Şimdilik anlatacaklarım bu kadar kaynatasızlar. Ha bu arada 21 aralıkta da hiçbir sikim olmayacak merak etmeyin, tıraş işler onlar. Benim sizden ricada bulunacağım tek bir şey var, düşünün.

Bir düşünün, neden tek yahudi devleti Filistin’de ve Kudüs etrafında kuruldu? Üstelik 2. Dünya Savaşı biter bitmez.

Neden Ortadoğu ve Kuzey Afrika bu kadar karışık?

Neden dünyadaki toplam dış borç 40 trilyon doların üzerinde?

Neden dünyada borcu olmayan neredeyse hiçbir ülke yok?

Bu kadar güce, paraya, kendilerine bağımlı hale gelmiş hükümetlere sahip olan bu bankerler, bunun ile ne yapacaklar?

Ve en önemlisi, bu kadar paraya rağmen neyi bekliyorlar? İnsanların psikolojik olarak buna hazır hâle gelmesini bekliyor olabilirler mi?

Bugün Illuminati’nin “tek dünya hükümeti” emeline “komplo teorisi” etiketi yapıştıranlar, bir 30 veya 50 sene sonra “tek dünya hükümetine ihtiyacımız var” diyen kişilerin ta kendileri veya babaları olacaktır.

Ve bu insanlar sözüm ona “aydın” olacaklardır.

Lisede Aydın diye bir arkadaşım vardı, tüm Afrika kıtasına yetecek kadar burun vardı çocukta, öyle bir burundu onunki. Ha işte o Aydın’ın burnu girsin sizin götünüze.

Siz siz olun, kimsenin etkisinde kalmayın ve dayatmalara karşı uyanık olun.

Hadi sağlıcakla. Ehehe.

Kaynak: http://michaelsikkofield.blogspot.cz/2012/11/rothschild-hanedanlg-filistin-ve-yeni.html

KOMPLO TEORİLERİ /// SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI : İkiz Kuleler, CIA VE MOSSAD’ın komplosu


Kanal A televizyonunda katıldığı bir programda çarpıcı değerlendirmelerde bulunan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, yerli üretim ve tarım politikaları başta olmak üzere, İslam coğrafyasında yaşanan sorunlar ve Madımak olayı ile ilgili konuştu…

Karamollaoğlu, “Ben şuna inanıyorum ki o kulelerin yıkılması bir komplodur. 2001 yılında bir hadise meydana geldi. Amerika’da 11 Eylül saldırısı, ABD Başkanı George Bush ilk ağzını açtı, ‘Haçlı seferi başlatıyoruz. Çünkü Müslümanlar bizi kalbimizden vurdu’ dedi. Hangi Müslüman yapmış daha belli değil, ben şuna inanıyorum ki o kulelerin yıkılması bir komplodur. Teori değil, komplodur. CIA ve MOSSAD’ın birlikte düşündüğü bir komplodur. ABD’de düşünen ne kadar adam varsa böyle söyler” diye konuştu.

ANKARA BÜROSU

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Kanal A’da yayınlanan ‘Türkiye’nin Seçimi’ adlı programda yaptığı değerlendirmeler çok dikkat çekti. Karamollaoğlu, özellikle özelleştirmeler de yapılan yanlışları anlatırken kullandığı bir cümle çok çarpıcı bulundu. Karamollaoğlu, sigara fabrikalarının özelleştirilmesi ve tütün üretimini azaltılması ile 300 bin çiftçinin ve işçinin işsiz kaldığına dikkatleri çekerek, “Amerikan sigarası içmeye mecbur muyuz arkadaş!” ifadeleri çarpıcı bulundu.

AMERİKAN SİGARASI İÇMEYE MECBUR MUYUZ?

Program sunucusunun ‘İktidarın uygulamalarının yüzde kaçını olumlu buluyorsunuz?’ şeklindeki sorusuna Karamollaoğlu, “Başörtü sorunun çözülmesi güzel bir adım. İmam hatip okullarının açılması, yaygınlaştırılması güzel adımlar” demesi üzerine bu sefer de sunucu ‘sigarayı da yasakladılar’ ifadesine karşılık ise şunları söyledi: “Ben sigaranın yasaklanmasından çok şunu bekliyorum. Ben tütünün yeniden ekilmesine izin verilmesini istiyorum. Biz, ille de Amerikan sigarası içmek mecburiyetinde miyiz? Tütün ekiminde 300 bin insan çalışıyordu. Sigara içmek bitseydi anlardım. Amerika’dan gelen sigarayı içeceğiz, bizim çiftçimizin tütün ekimine yasak getireceğiz” diye konuştu.

BİZİM PARÇALAMAK GİBİ DERDİMİZ YOK

Karamollaoğlu açıklamalarının devamında ise, “Bizim bölüp parçalamak gibi bir amacımız yok. Ancak biz iktidara gelmek için çalışıyoruz. Bu nasıl olur. Biz insanlara anlatacağız doğru bildiklerimizi. İnsanlar bize destek verirlerse ya iktidara geliriz ya da meclis de güçlü olarak yer alırız. Bizim şu anda Türkiye’de ve dünyada kucaklaşmaya ihtiyacımız var. Aynı medeniyeti paylaştığımız insanlarla kucaklaşmamız gerekiyor. Sadece birbirimizin yaptığı hataları gündeme taşırsa bir araya gelmemiz mümkün değil. Bizim müşterek olduğumuz taraflar, farklı olduğumuz taraflardan çok daha fazladır” değerlendirmesini yaptı.

CIA VE MOSSAD’IN KOMPLOSU

Karamollaoğlu, açıklamalarında İslam dünyasında oynanan oyunlara da dikkat çekerek, 11 Eylül saldırılarını değerlendirdi. Karamollaoğlu, “Ben şuna inanıyorum ki o kulelerin yıkılması bir komplodur. 2001 yılından bir hadise meydana geldi. Amerika’da 11 Eylül saldırısı, ABD Başkanı George Bush ilk ağzını açtı, ‘Haçlı seferi başlatıyoruz. Çünkü Müslümanlar bizi kalbimizden vurdu’ dedi. Hangi Müslüman yapmış daha belli değil, ben şuna inanıyorum ki o kulelerin yıkılması bir komplodur. Teori değil komplodur. CIA ve MOSSAD’ın birlikte düşündüğü bir komplodur. ABD’de düşünen ne kadar adam varsa böyle söyler” diye konuştu.

MADIMAK OLAYINDA BİR ÜST AKIL VARDI

Karamollaoğlu, Sivas’ta yaşanan Madımak olayları ile ilgili bazı çevrelerin sürekli konuyu gündeme taşıdığı ‘Gazanız Mübarek Olsun’ şeklindeki sözlerin külliyen yalan olduğunu kaydederek gerçeği bir bir anlattı. Karamollaoğlu, “Derinlemesine bir araştırmanın yapıldığı kanaatinde değilim. Sivas’ta bir sempozyum düzenleniyor. O sempozyum sırasında halkı da rahatsız eden bazı küçük gelişmeler yaşanıyor. Onun üzerinde halk da bir infial oluşuyor. Biz o gün sabah tugaydaki yemin törenine katılmıştık, sonra belediyeye geldim. Ben de aynı gün encümen toplantısı sonrası Ankara’ya gidecektim. Belediye de iken, birden bire emniyet müdürü geldi. ‘Bazı gençler toplanmış, siz konuşursanız dağılacaklarını sanıyorum’ dedi. Sonra beraber valiye gittik, valinin de uygun görmesi ile birlikte, o bölgeye giderek, emniyetin mikrofonundan oradaki gençlere bunun yanlış olacağını, sıkıntılar olacağını dağılmalarını istedim. Bu gün gündeme getirilen ‘Gazanız mübarek olsun’ sözleri ve ‘halkı kışkırttı’ ifadeleri yalan. Böyle bir şey yok. Orda zaten bu sözün denecek bir durumu da yok. Olaylardan en az 3-4 saat önce konuşmuştum. Bu külliyen yalan, böyle bir şey yok ki. Ben konuştuktan sonra gençler dağıldı, ben de belediye ye döndüm. Bunların hiçbirisi doğru değil. O yıl karışık bir yıldı zaten. Birileri Türkiye’yi karıştırmaya çalışıyor, belli. Sivas’ta bir sunni-alevi çatışması çıkarmak istediler ama bunda başarılı olamadılar. Burada bir üst akıl vardı. Ama kim bu, onu bilmiyorum. Bunun arka planını kimse çıkarmadı şimdiye kadar. Bu iftira da bulunanların, yalan haberleri yayanların kasıtlı olduğu kanaatindeyim. O dosya yeniden açılmalı” dedi.

KOMPLO TEORİLERİ /// SESLİ MAKALE /// Ergün Diler : İhanet hattı


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=HQmeIIFZaos&list=TLGGbZ-lfdd_lo0wOTExMjAxNg

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.