Etiket arşivi: ŞEHİT

TARİH : ÇANAKKALE’DE ŞEHİT OLAN SURİYELİLER YALANI VE ÇANAKKALE’DE OSMANLIYA İHANET EDEN SURİYEL İLER


ÇANAKKALE’DE ŞEHİT OLAN SURİYELİLER YALANI VE ÇANAKKALE’DE OSMANLIYA İHANET EDEN SURİYELİLER

cumhurbaşkanımız recep tayyip erdoğan’ın saçma suriye politikasına destek olmak adına uydurulan yalandır. buna göre çanakkale savaşlarında en fazla şehidi halep ve şam vilayetlerinden vermişiz.

peki bu doğru mu?

gerçekten çanakkale savaşlarında en fazla şehit verdiğimiz bölgeler bu vilayetler mi?
bu vilayetlerden çanakkale savaşlarına kaç kişi katıldı?
katılanlar arap mıydı?

öncelikle çanakkale savaşlarında verdiğimiz şehitlerin vilayetlerine bakalım.

çanakkale savaşlarında verdiğimiz şehit sayısı 57.000(elli yedi bin) dir. 11.000’de kayıp askerimiz var(akibeti meçhul)
bu 11 bin kayıp içinde firar edeni de var, esir düşüp akibetinden haberdar olunamayanı da.
yani toplam kaybımız 68-70 bin civarındadır.

şu an itibariyle genelkurmay’ın, daha doğrusu kara kuvvetleri komutanlığı’nın resmi internet sitesinde “çanakkale şehitleri”ne dair tek bir belge bulunmamakta. eskiden vardı. çanakkale’de şehit düşen kahramanlarımızın isimleri, baba adları, kütükleri, geldikleri iller vardı. ama şu an bu suriye goygoyu dolayısıyla bu istatistiki bölüm kaldırılmış. kara kuvvetleri komutanlığı’nın resmi sitesinde böyle bir belge yok. belli ki buraya girip suriyelilerin de suriye’de savaşıp şehit olduğu uydurması ortaya çıkmasın diye rica ile kaldırtılmış.

herneyse,
dedikodularla işimiz yok. biz gerçeklere bakalım, kara kuvvetleri bilerek mi, rica ile mi kaldırdı emin değiliz. dedikodu yapmanın alemi yok.

suriyeci tayfa diyor ki;

“suriyelileri vatandaş yapalım, çünkü onlar osmanlı. çünkü onlar çanakkale’de savaştı, şehit düştü…” hatta ileri gidiyorlar, “çanakkale savaşlarında en çok şehit veren 3 il” diye uydurma istatistikler paylaşıyorlar.

1-halep
2-şam
3-bursa.

halep 8000 şehit vermiş, şam da 6000. rakamlar değişkenlik gösteriyor, ama yalanlar bir.

böyle yaparak suriyeli arapları yüceltmeye çalışırken bursa’nın, kastamonu’nun, konya’nın, balıkesir’in hakkını yiyorlar. zira bursa, kastamonu, konya ve balıkesir çanakkale’de en fazla şehit veren illerimiz.

elbette çanakkale’de savaşmış, şehit düşmüş suriyeliler var.

ama bu suriyelilerin yüzde 90’ı türkmen.

halep’in bir türk şehri olduğunu bilmeyenler, unutanlar, çanakkale şehitliklerinde “halep” yazılı levhaları gördüklerinde bu suriyeli mültecilerin atalarının gelip burada şehit düştüğünü zannediyorlar malesef.

çanakkale savaşlarında görev almış tam 4 tane “`halep türkmen taburu`” var. çanakkale savaşlarında görev almış arap taburları da var.

ama çanakkale savaşlarında firar eden 70 bin de asker var ve bu firarilerin tamamı kürtler ve araplardan oluşuyor.

şehit düşen arap yok mu? var tabi.

örneğin bugün suriye ve lübnan’da bulunan `mikdat aşireti` 50 civarında şehit vermiş. bu aşiretin tamamı şii-nusayri arap.

konu dışı not:

(mikdat aşireti örneğini özellikle verdim, birkaç yıl evvel lübnan’da türk vatandaşı kaçırmışlardı da stratejik derinlik uzmanı ahmet davutoğlu neden kaçırdıklarını anlamamıştı. oysa mikdat aşireti 2. abdülhamid tarafından madalya ile ödüllendirilmiş bir aşiretti. ama yeni osmanlıcıların bundan da haberi yoktu.)

herneyse, rakamlar ile konuşmaya başlayalım yavaştan.

efendim 1914 yılı itibariyle osmanlı’nın halep vilayeti’nin nüfusu 1.100.000’dir.(bir milyon yüz bin) iş bu tarihte halep vilayetine bağlı sancaklar şunlardır;

-halep sancağı.(halep, antakya, iskenderun, idlip gibi şehirler halep sancağının kazasıydı)
-antep sancağı,(antep, kilis vb)
-maraş sancağı,
-urfa sancağı,
-zor sancağı,
-cebelisemaan sancağı.

işte bu halep vilayeti toplamda 6 sancak merkezinden müteşekkil olup bu 6 sancak merkezinin 3 tanesinin tamamı bugün türkiye sınırları dahilinde olup, halep sancağının da pek çok kazası ülkemiz sınırları içindedir.

nüfustan gidersek, 1914 yılı halep sancağının 1 milyon 100 bin nüfusunun 700 bini bugünkü türkiye cumhuriyeti sınırları dahilindeki merkezlerdedir.

yani, 1914 yılında halep vilayetinden çanakkale savaşlarına katılabilecek toplam nüfus 400 bin civarındadır, bu nüfus içinde araplar, kürtler, süryaniler, yezidiler, ermeniler, rumlar ve türkmenler bulunmaktadır…

artık halep vilayetinden gelip de çanakkale’de silah altına alınmış kaç arap vardır varın siz hesap edin. bu demografik bilgiler ışığında soruyorum, halep vilayetinden çanakkale’ye gelen araplar 8000 ya da 6000 şehit vermiş olabilir mi?
bu soruyu cevaplarken lütfen firar eden 70.000 askeri de hesaba katın.

halep vilayeti 1914 nüfus verileri;

geçelim.

evet geçelim en çok şehit verdiği iddia edilen bir başka merkez olan şam(suriye) vilayetine.

bu vilayetimizin de 1914 itibariyle nüfusu 950.000 civarındadır. bu nüfusunda yüzde 60’tan fazlası arap olan bu vilayetimiz değil çanakkale cephesine asker vermek, bizzat içinde bulunduğu filistin cephesine dahi asker göndermemiş, filistin ve sina cephelerinde türk askerleri çarpışırken bunlar lawrence’in başlattığı arap isyanına dahil olmuş ve osmanlı’yı arkadan vurmuşlardır.

sırf `megiddo muharebesi`nde osmanlı’ya karşı savaşan 50.000 suriyeli vatan haini vardır.

hemen yanıbaşında suriye-filistin-sina cepheleri varken, suriye(şam)vilayetinden gelip çanakkale’de savaşmak mantık dışıdır. kendi cephelerinde savaşmamış şam araplarının çanakkale’de şehit düştüğünü söylemek cahilliktir, deliliktir, zır deliliktir.

ama hak yememek lazım. çanakkale’de bazı suriyeli araplar var. tarih yazıyor onları. örneğin kurmay binbaşı şamlı lütfi gibi.

şamlı lütfi su katılmamış bir hain ve ingiliz işbirlikçisidir. yanındaki suriyeli subaylar ile birlikte anafartalar muharebelerinde ingilizler ile işbirliği içinde bulunmuş, mustafa kemal tarafından cepheden uzaklaştırılmış, daha sonra döndüğü memleketinde yine ingilizler ile işbirliği içinde olduğundan dolayı vatana ihanetten idam edilmiştir.

keza suriyeli lütfi gibi binbaşı mustafa da şamlı bir vatan hainidir, o da vatana ihanetten dolayı idam edilmiş bir suriyelidir.

bu anafartalar muharebelerindeki suriyeli ihanetine şurada değinmiştik; (bkz: Çanakkale’de Osmanlıya ihanet eden Suriyeli…)

bunun dışında alman istihbarat raporlarına göre, çanakkale cephesinde silah altına alınan kürt unsur 12.000 iken, arap unsur(şii-sünni karışık) toplam 10.000’dir.

osmanlı ordusu’nun yönetimini elinde tutan almanlar çanakkale cephesi için 10.000 arap askere alıyor ki bunların içinde filistinlisi, ürdünlüsü de var, ama bizim suriye sevicileri çanakkale’de 14-15000 suriyeli’nin şehit düştüğünü ilan ediyor.
komediye bakın.

şimdi bütün bunların ışığı altında hala çanakkale’de halep’ten 8000, şam’dan 6000 şehit suriyeli kardeşimiz var diyecek çıkar mı acaba?

osmanlı devleti 1914 nüfus istatistikleri;


ÇANAKKALE’DE OSMANLIYA İHANET EDEN SURİYELİLER

çanakkale de suriyeliler de şehit oldu geyiği yapanların nedense görmezden geldiği biri var.

kurmay binbaşı şamlı lütfi

şimdi sizlere bu suriyeli sünni arap’ın ihanet vesikasını aktaracağım ki belki “suriyeliler bizim kardeşimiz” demekten biraz olsun utanır, suriyeliler konusunda bir kez daha düşünürsünüz.

şamlı lütfi adına çanakkale cephesinde rastlıyoruz.

şamlı lütfi’nin ve beraberindeki suriyeli arapların yaptıklarını anafartalar grup komutanı albay mustafa kemal(atatürk)’in yaveri, teğmen cevat abbas(gürer) şöyle anlatıyor.

bütün subaylar ve erler, çok kere aç, susuz, uykusuz savaşıyordu. bir gün şamlı lütfi adındaki kurmay binbaşının, yeni gelen iki teğmenle pek samimi olduklarını gördüm. aralarında arapça konuşuyorlardı. “herhalde hemşerileridir, onu ziyarete gelmişlerdir” diye düşündüm. fakat, binbaşı lütfi, az sonra bu iki teğmenin tayin emirlerini vererek görev yerlerinin belirlenmesini istedi. bu talep içime bir kurt düşürdü. tamamen önsezi ile o iki teğmeni muharip kuvvetlere değil, geri hizmete vererek araba kollarına memur ettik.
ama bu görev yerini binbaşı lütfi’nin onaylaması gerekiyordu. elimdeki yazı ile onun yanına gittiğimde şiddetli ve öfkeli bir itirazla karşılaştım. şamlı lütfi, yeni gelen teğmenlerin geri hizmete değil, muharip hatlara gönderilmesini istiyordu. üstlerini de ikna ederek bu isteğini yerine getirdi.

şimdi burada mustafa kemal’in yaveri cevat abbas, şamlı binbaşı lütfi ve onun görevlendirmek istediği suriyeli iki teğmenden şüpheleniyor.

neden?
durduk yere şüphelenmesi sebepsiz.
illa ki bir sebebi olmalı.

keza, teğmenleri geri hizmete atamasına rağmen, şamlı lütfi buna şiddetle karşı çıkıyor ve üstleri ile konuşarak bu iki suriyeli teğmeni ısrarla muharebe hattına atıyor.

neden?

nedeni birkaç gün içindeki muharebelerde ortaya çıkıyordu.

cevat abbas, hâlâ bu işte hemşerilik gayretinin rol oynadığını düşünüyordu.

fakat öyle olmadığı kısa zamanda anlaşıldı. o iki arap teğmen, yanlarına birer çavuş da alarak, bir gece, kahramanca dövüşen birliklerimizin siperlerini terk edip düşman tarafına geçme alçaklığını gösterdiler. bu hainlerin düşmana verdikleri bilgiler yüzünden anafartalar cephesindeki çarpışmalar şiddetlendi ve binlerce türk çocuğu şehit oldu.

şamlı lütfi’ye gelince; harekat şube müdürü iken, ilk nöbetleri sırasında gösterdikleri kayıtsızlık sebebiyle, tümen kumandanı mustafa kemal, binbaşı şamlı lütfi ve onun gibi arap asıllı binbaşı mustafa’nın ellerine derhal ilmühaberlerini verip ordu emrine gönderdi.

bu ikisinin kayıtsızlığı cehaletlerinden ileri gelmiyordu, soylarının dürtüsüyle hareket ederek türk’ün başarısına hizmet etmekten kaçınıyorlardı. mustafa kemal, bunun hemen farkına varmıştı.

aradan zaman geçti. cevat abbas, şamlı lütfi’nin suriye’deki 4. ordu emrine verildiğini duydu. bu ordunun kumandanı, aynı zamanda geniş yetkilere sahip suriye valisi olan cemal paşa idi.

şamli lütfi, türk ordusunun gerilerinde arap isyanı hazırlayan kimselerle birlikte yakalandı ve idam edildi. ihanet cezasını bulmuştu.

evet, şamlı lütfi suriyeli bir araptı. osmanlı ordusunda yüksek mevkiye gelen, kuran üzerine, allah üzerine, şeref ve namusu üzerine vatana bağlılık yemini eden bir arap.

ama şüphesiz ki diğer soydaşları gibi o da kansızdı. bu kansızlığı neticesinde de kendisine kucak açan osmanlı’ya ihanet etmekten geri kalmadı. çanakkale ve suriye cephelerinde ingilizlerle işbirliği yaptı ve binlerce türk evladının kanına girdi bu hain…

şimdi merak ediyorum, çanakkale cephesinde suriyeliler savaştı ve şehit oldu diyenler, tek bir suriyeli arap’a dair bir kahramanlık hikayesi neden anlatamıyor. neden kayıtlarda arapların herhangi bir kahramanlığı yok da, belgeler, komutanlar hep bunların hainliklerini anlatıyor?

siz hala suriyelilerin çanakkale’de bizimle birlikte savaşıp şehit düştüklerine inanıyor musunuz?

inanmayın.
rakamları, belgeleri de paylaşacağım.
bunun gibi başka örnekleri de paylaşacağım.

GÖNDEREN : SUAVİ PERGEM

ÖZEL BÜRO GRUBU ÜYESİ

Reklamlar

TARİH /// BÜYÜK TAARRUZ’DA ŞEHİT OLAN BABA OĞUL : ÇETMİLLİ ALİ ÇAVUŞ VE ONBAŞI MEHMET


BÜYÜK TAARRUZ’DA ŞEHİT OLAN BABA OĞUL : ÇETMİLLİ ALİ ÇAVUŞ VE ONBAŞI MEHMET

dumlupınar şehitliğine giderseniz şayet, en tepedeki büyük mehmetçik anıtına çıkarken merdiven basamaklarının sağında bir baba-oğul anıtı vardır. bu anıtta yağız bir türk askeri ve kucağında yaşlı bir başka asker tasvir edilir.

Çetmilli Ali Çavuş ve Oğlu Mehmet Onbaşı Anıtı.

işte yukarıdaki görselde tasvir edilen kahramanlar, baba-oğul kurtuluş savaşında şehit verdiğimiz çetmilli ali çavuş ve oğlu onbaşı mehmet‘tir.

1912’de balkan savaşı patlak verdiğinde çetmilli ali çavuş savaşa katılmak üzre evinden çıktığında geride bıraktığı oğlu mehmet henüz 8 yaşındadır. ali çavuş balkan savaşlarından sonra takip eden yıllar içinde sırasıyla, galiçya, hicaz, yemen vekafkasya’da cepheden cepheye koşarak 11 yıl köyünden ve ailesinden uzak kalmış, milli mücadele başlayınca da doğu cephesinden kurtuluş savaşı‘na koşmuştur.

bu geçen 11 yıl boyunca mehmet büyümüş, yağız bir delikanlı olmuş, o da babası gibi milli mücadeleye katılmak için orduya yazılmıştı.

baba ve oğulun yolları nihayet cephede kesişir. dumlupınar’da başkomutanlık meydan savaşında 19 yaşındaki alay sancaktarı mehmet onbaşı ile ali çavuş karşılaşırlar. birbirlerine sarılıp hasret giderirler. lakin bu sevinç ve bu kavuşma, hasret giderme bir hayli kısa sürer. kavuşmanın sabahındaki süngü hücumunda çetmilli ali çavuş şehadet şerbetini içer. onbaşı mehmet babası ile bir kez daha gurur duymuştur.

babasının şehit olmasının üzerinden henüz 3 gün geçmişken onbaşı mehmet’te 31 ağustos günü izmir’e ilk giren birliklerimizin içinde şehit düşer.

böylece baba ve oğul ikisi de şehit olarak birbirlerine kavuşmuş olurlar.

yukarıdaki görselde gördüğünüz bronzdan yapılmış bu ikili heykelde genç oğul şehit babasını kucağında taşımaktadır. anıtın altındaki mermer kitabede ise bu hikaye anlatıldıktan sonra “yüce kahramanları minnet ve şükranla anıyoruz” şeklinde yazı vardır.

ruhları şad olsun.

ÖZEL BÜRO

ANMA MESAJI : PKK ve HİZBULLAH’ın adını duyduğunda titrediği kahraman Polis Şehidimiz Gaffar O kkan’ı 16. ölüm yıldönümünde anıyoruz.


Terör Örgütleri PKK ve HİZBULLAH’ın adını duyduğunda titrediği kahraman Polis Şehidimiz Gaffar Okkan’ı 16. ölüm yıldönümünde anıyoruz.

Mekanı cennet, toprağı bol olsun.

ÖZEL BÜRO GRUBU

ANMA MESAJI : Daima gerçekleri yazan idealist ve aydın Gazetecim iz Uğur Mumcu’yu Şehit edilişinin 24. Yılında saygı ile anıyoruz .


Daima gerçekleri yazan idealist ve aydın Gazetecimiz Uğur Mumcu’yu Şehit edilişinin 24. Yılında saygı ile anıyoruz.

Mekanı Cennet, toprağı bol olsun.

ÖZEL BÜRO GRUBU

EMNİYET DOSYASI : İzmir Adliyesi’nde Çalışan Bir Annenin Şehit Polis Fethi Sekin ile Yaşadığı Anısı


İzmir Adliyesinde yaşanabilecek olası bir faciayı kendi canını ortaya koyarak önleyen kahraman polisimiz Fethi Sekin ile ilgili, tercüman Günel Tahirli Cansu sosyal medya hesabından bir anısını paylaştı.

Ben de o yazıyı, bu koca yürekli abimizi herkes daha iyi tanısın diye sizinle paylaşmak istedim.

İşte o yazı:

“Tercümanlık yaptığım için sık sık gidiyorum İzmir Adliyesine. Bir kaç hafta önce bir duruşmaya katılmak zorundaydım. Duruşma saatine az kalıyordu arabayı park edecek yer bulamadım. Resmi araçların olduğu yere doğru yaklaştım. Bir polis arabası ve yanında bir polis memuru duruyordu, duruşmaya geç kalıyordum. Camı açtım ve polis memuruna dedim ki, ‘Abi ben Emniyetin tercümanıyım hiçbir yerde yer bulamadım arabayı park etmek için, evde bebek bıraktım acil duruşmaya katılıp eve dönmem lazım bana yardımcı olabilir misiniz?’

Polis memuru polis arabasını çekti ve ‘Kardeşim buraya park edebilirsiniz’ dedi. ‘Tamam’ dedim ‘Abi en fazla 1 saate kalmaz çıkarım’ dedim. Gittim duruşma bitti, çıkışta polis abiye yaklaştım teşekkür ettim, bana dedi ‘Kardeşim arabanın camında kağıt var onu kendin kaldırırsın.’ Arabaya yaklaştım kağıdı elime aldım geri ona doğru gittim, ‘Abi’ dedim ‘Ceza olmasın bu.’ ‘Yok’ dedi ‘Ceza yazmasınlar diye koydum.

Ceza gelirse kardeşim ben hep buradayım merak etmeyin’ Arabaya geldim kağıdı arabaya bıraktım. Akşam Taner gelince anlattım dedim yardım ettiler ama böyle bir şey var o da ‘Atma kalsın’ dedi. Ama ama dediyse öyledir. Bugün patlamada bir trafik polisinin şehit olduğunu duydum bir anda aklıma o polis abi geldi nedense, sonra yok dedim kendi kendime. Sosyal medyada resmini görünce Taner’i aradım kağıt arabada duruyordu çünkü, ‘bi bakar mısın’ dedim polis memurunun adına ve bir kaç dakika sonra Taner bana kağıdın resmini yollayarak “Evet o şehit olan Fethi Sekin” dedi.

Fethi Sekin’in arabaya bıraktığı o kağıt…

İyilikler hiç bir zaman unutulmuyor Türk halkının Gururu. Seni asla unutmayacağız!

ANMA MESAJI : SARIKAMIŞ ŞEHİTLERİMİZİ SAYGI VE MİNNETLE ANIYORUZ /// VİDEO : SARIKAMIŞ’TA O GECE


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=-8fhOjK1Slc&feature=share

TSK DOSYASI : ŞEHİT ASKERİMİZ Jandarma Er Erkan Özdemir’İN TRAJİ K HİKAYESİ /// CENNETİ MEKAN OLSUN


Hakkâri’nin Şemdinli İlçesi’nde, 9 Ekim’de PKK’lı teröristlerce bomba yüklü araçla düzenlenen terör saldırısında şehit düşen Jandarma Er Erkan Özdemir’i (20) hatırlatmak için, “Üniforması üzerine bol gelen minyon asker” demek yeterli.

Düzce’nin Yığılca İlçesi Aydınyaya Köyü’ndeki evinde oğlunu gözyaşları içinde habertürk’ten Ümran Avcı’ya anlatan anne Havvagül Özdemir, “Çok minyondu benim oğlum. Gören ‘Bundan asker mi olur?’ diyordu.
Üniforması bile boldu üstüne. O fotoğrafı yemin töreninden sonra evci izniyle gittiği Kocaeli’nde halasının evinde çektirmişti. Sonradan terziye verdik de daralttık” dedi.

‘AKLIMA DÜŞTÜNÜZ MERAK ETTİM ANNE’

Acı haberi, Milli eğitim’de hizmetli olarak çalışan baba Şenol Özdemir’in tayininin çıktığı MarmaraAdası’nda aldıklarını söyleyen Havvagül Özdemir, “Günde 10 defa arardı Erkan’ım. Bir gece önce, gece yarısı saat 01.00’de aradı.
Vakitsiz çalınca çok korktum. Yüreğim ağzımda telefonu elime aldığımda baktım Erkan arıyor. ‘Hayırdır bu saatte?’ dedim. ‘Hiç’, dedi, ‘Aklıma düştünüz, merak ettim aradım’ dedikten sonra kapadı. Daha çok Sabahları 8 gibi arardı” diye konuştu.

‘ERKAN’IMI ARADIM AMA KİMSE AÇAMADI’

Oğlunun şehit haberini nasıl aldığını ise anne Özdemir şöyle anlattı: “Sabah uyuyakalmışım. Bir uyandım saat 10.30. Telefonumda Erkan’ın cevapsız çağrısı yok. Nasıl korktum. Aradım, çalıyor ama açan yok. Onlarca kez aradım. O korkuyla pencereden bakıyordum. Bir ambulans ile polis aracının evin önüne yanaştığını gördüm. Bize gelmesinler diye evin anahtarını kaptığım gibi üst komşuya kaçtım. Kapılarını çaldım çaldım, kimse yoktu. Sonra mecburen aşağı indim. İnmez olaydım…”

‘OĞLUM HİÇ YAŞAYAMADAN GİTTİ’

Erkan’ın Güneydoğu’da görev yaptığı için ayda yaklaşık 400 lira maaş aldığını söyleyen anne Özdemir, “Son iki aydır maaşını çekmiyor, biriktiriyordu. ‘Tezkeremi alınca o parayla gezip tozacağım’ diyordu. Savaştepe’deyken lise bittikten sonra bir yıl oto yıkamada çalıştı. Hiç yaşayamadan, tek bir hayalini bile gerçekleştiremeden gitti çocuğum” diye gözyaşı döktü.

Elinde cep telefonu oğlunun fotoğraflarına teker teker bakan Havvagül Özdemir, şöyle devam etti: “Perşembe günü Hakkâri’den birliğinden aradılar. Erkan’ımın eşyalarını kargoya vereceklermiş. Sanki Erkan’ım gelecek gibi heyecanla bekliyorum.
Yavrum üşüyordu. ‘Buralar soğuk anne’ diyordu. Üşümesin diye çamaşırlar alıp gönderdim, daha eline bile geçmemişti yeni çamaşırları. Bir de benim çocuğum makarnayı çok severdi. O gidince ben de ağzıma makarna süremez oldum. Yiyemem, geçmez ki boğazımdan…”

‘KAVGA BİLMEZDİ’

Baba Şenol Özdemir ise şunları söyledi: “Erkan Balıkesir’de doğdu. Bulunduğumuz Savaştepe’de iki okul vardı. Biri imam hatip, diğeri öğretmen lisesi. Puanı öğretmen okuluna yetmeyince imam hatip lisesine kaydoldu. Nasıl duygusal, nasıl kibar bir çocuktu anlatamam. Oğlumu, ‘Sana vursalar bile sen kimseye tek bir fiske atmayacaksın’ tembihleriyle büyüttüm. Tek bir arkadaşıyla kavga etmişliği yoktu. Nasıl kıyarlar böyle bir cana?” Ailesine olan düşkünlüğü nedeniyle Erkan’ın annesine gönderdiği mesajlarda, merak etmesinler diye neredeyse attığı her adımı haber verdiği görüldü.

Telefonunun kapalı olacağından bile anne babasını haberdar eden şehit Erkan Özdemir’in annesine attığı son mesajları ise şunlardı:

“Annem biz çıktık yola gidiyoruz haberiniz olsun”, “Ben telefonu şarja takıyorum kapalı olacak haberiniz olsun”, “Ben yol aramasındayım merak etmeyin teli açamazsam…”

ANMA MESAJI : Cumhuriyet Şehidimiz Bahriye Üçok’u Saygı ve Rahme tle Anıyoruz


Bir Cumhuriyet kadını olan Bahriye Üçok 6 Ekim 1990 günü düzenlenen bombalı suikast sonucu vefat etti. Bahriye hanımı saygı ve rahmet ile anıyoruz.

ÖZEL BÜRO GRUBU

SAĞLIK DOSYASI : Sivilleşen GATA ‘yerimiz yok’ dedi, şehit oldu


GATA’nın sivilleştirme adı altında Sağlık Bakanlığı’na bağlanmasıyla terörle mücadele ederken yaralanan askerlerin tedavi önceliği kalktı. Fırat Kalkanı Harekatı’nda yaralanan Uzman Çavuş Akif Güleç, yanık ünitesinde yer olmadığı gerekçesiyle GATA’ya alınmadı ve şehit düştü.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin (GATA) Sağlık Bakanlığı’na bağlanmasından sonra terörle mücadele eden TSK personeli büyük sıkıntı çekiyor. PKK ve IŞİD’e karşı kahramanca mücadele eden askerler, yaralandıktan sonra bürokratik prosedürler yüzünden günlerce sevk beklemek zorunda kalıyor. Bürokratik prosedürler yüzünden günlerce tam teşekküllü olmayan hastanelerde beklemek zorunda kalan yaralı askerlerden bazılarının sevk beklerken şehit düştüğü belirlendi.

Aydınlık gazetesinden Masum Gök’ün haberine göre; bunlardan birisi bir uzman çavuş. Bitlis’te PKK ile girdiği çatışmada kol ve bacağını kaybeden bir uzman çavuş kentteki devlet hastanesine yatırılıyor. Yaralı uzman çavuş Ankara GATA’ya gitmek için birçok olanaktan mahrum olan Bitlis Devlet Hastanesi’nde 6 gün beklemek zorunda kaldı. GATA’nın TSK’ya bağlı olduğu dönemde ise yaralı askerler hiçbir bürokratik prosedüre takılmadan doğrudan Ankara GATA’ya sevk edilip, tedavi altına alınıyordu.

YERİMİZ YOK BAŞKA YERE

15 Temmuz darbe sürecinden yaralanarak TSK’nın en nitelikli kurumlarının içini boşaltmaya çalışan hükümetin bu uygulamasında en büyük darbeyi GATA aldı. GATA’nın yapısını tümüyle değiştirerek normal bir sivil hastane haline getiren AKP hükümeti, yaralı askere sivil muamelesi yaptı. Bir başka skandal da Fırat Kalkanı Harekatı’nda yaşandı. 6 Eylül tarihinde IŞİD bir Türk tankına roketli saldırısı düzenleyip 3 askerimizi şehit etmişti. Bu saldırıda ağır derecede vücudu yanan Uzman Çavuş Akif Güleç, Gaziantep’te devlet hastanesine kaldırıldı. Bu hastaneden Ankara GATA’ya yazı yazılarak, yaralı askerin GATA’daki yanık merkezine yatırılması istendi.

Ancak Sağlık Bakanlığı’na bağlı yeni ismiyle Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin verdiği yanıt içler acısı. Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi, yanık merkezinde yer olmadığını, Ankara’da başka bir hastaneye başvuru yapılması önerisinde bulundu. Bunun Üzerine Adana Numune ve Eğitim Araştırma Hastanesi’ne götürülen Güleç burada şehit oldu. Aydınlık’a bilgi veren kaynaklar şunları söyledi: “Eskiden GATA’nın önceliği askerlerdi. Şimdi sıradan bir devlet hastanesi olduğu için askere bir öncelik yok. Yanık merkezi de bu şekilde olduğundan, asker-sivil ayrımı yapılmadan herkes alınıyor ve yatak sayısı doluyor.”

ASKERİN MOTİVASYONU DÜŞTÜ

Kanun Hükmünde Kararnamelerle TSK’nın emir komuta zinciri altüst edilirken, askere bir darbede GATA üzerinden vuruldu. Yaralı askerin en büyük güvencelerinden biri olan GATA’nın sivilleşme adı altında işlevini sıfırlandırma çalışmaları, TSK personelinin özellikle de yaralı personelin hasta kuyruklarında bekletilmesi, subayından astsubayına TSK’yı derinden etkiliyor. Özellikle gaziler için kurulan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde de durum yanık merkezinde olduğu gibi. Bu merkez de GATA’nın sivileşmeye başlamasıyla birlikte askere yönelik öncelik kalkmış durumda

ulusalkanal.com.tr

TSK DOSYASI : O komutandan şehit Ali’nin hatırası silahı da iste diler


Saygı Öztürk : O komutandan şehit Ali’nin hatırası silahı da istediler

Yarbay Mehmet Alkan, kardeşi Yüzbaşı Ali Alkan’ı 22 Ağustos 2015 tarihinde Beytüşşebap’ta teröre kurban verdiğinde hem küçük kardeşini, hem de silah arkadaşını kaybetmişti. Cenaze töreninde hem ağladı, hem ağlattı. Bir gün çıkıp gelecek diye düşündükleri kardeşinin mezar taşını gördüğünde artık onun bir daha gelmeyeceğini anladı.

Şehitlikten iki kardeşiyle birlikte dönerken Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Osmaniye Şubesi’ni ziyaret edip kendisine cenaze töreninde gösterdiği ilgi nedeniyle teşekkür iletmek, gazi ve şehit yakınlarıyla tanışmak, sohbet etmek istedi. Başkan Durmuş Öksüz tarafından kendisine bayrak takdimi sırasında ziyaret anısı olarak fotoğraf çektirildi. Orada teşekkür konuşması yaparken, “Dağdaki terörü şehre indirenler olayların asıl sorumlusudur” dedi. İşte bu sözden sonra yarbayın ipi kesildi…

“ASLA FETÖ’CÜ DEĞİLİM”

Asker üniforması çıkarıldıktan sonra ilk kez Mehmet Alkan SÖZCÜ’ye konuştu. İşte anlattıkları:

“Kamu görevine son verilen Fethullahçı olduğu öne sürülenlerle birlikte ben de görevden atıldım. Ortada büyük bir haksızlık var. Bunun için başvurulması gereken her makama, her yola başvuracağım. Bunda en küçük bir geri adım atmam, yapılanı kabullenmem mümkün değil. Açıkçası Fethullahçı olduğu öne sürülenlerle birlikte aynı kefeye konulmak da çok ağrıma gitti. Disiplin soruşturması nedeniyle atılabilirdim ama ondan değil FETÖ’cülükten atılmama ne ben, ne de çevrem inanamıyoruz.
Disiplin soruşturması yürütülürken ben zaten emekli olacağımı, bunun için terfi edip albay olmayı bekliyordum. Yapılmadım. Buna itirazım yok. Yapılmamayı da geçen yılki olaylara bağlıyordum. Disiplin işlemi başlatılmış ancak o soruşturma da askıda kalmıştı. İlginçtir atılma kararnamesi Resmi Gazete’de 1 Eylül’de yayınlansa da atılmamızın 15 Ağustos’ta kararlaştırıldığı, dolayısıyla atılacaklar listesinin sonradan oluşturulduğu anlaşılıyor.

“İÇERİYE BİLE ALMADILAR”

Beni neden FETÖ’cü yapıp attıklarına ilişkin hiçbir fikrim yok. Böyle bir grubun içinde benim asla olmayacağımı, bu karara imza atanlar da bilir. Açıkçası FETÖ’cü diye atılabileceğim hiç aklımın ucundan bile geçmezdi.

Resmi Gazete’de atılmam yayımlandığı için bana ayrıca atılma tebligatı gelmedi. Ben de 20 yıl hizmet verdiğim Jandarma Genel Komutanlığı’na gidip ‘Neye göre işlem yapıldığını ve atıldığımı’ öğrenmek istedim. Evet. 20 yıldır görev yaptığım, kardeşi de terörle mücadelede şehit edilmiş bir komutan olarak içeriye bile almadılar. Kapının dışında, duvarın dibinde durmamı söylediler. Bunlar dayanılacak gibi değil… Atılanların kesinlikle içeriye alınmaması talimatı verilmiş. Nedeni de gelip suikast yapabileceğimiz yolundaki uyarıymış! Demek ki yanlış yaptıklarını biliyorlar ve yaptıklarından dolayı da çekiniyorlar, bunun için ayrıca önlem alıyorlar.

“SİLAHI TESLİM ETMEYECEĞİM”

Kardeşim Ali şehit olduğu zaman beylik tabahcasını hatıra olarak ben almıştım. Yanımda hep onun tabancası bulunuyor. Meslekten atıldığım için kimliğimi, tabancamı da istiyorlar. Bu, şehit Ali’ye karşı da büyük saygısızlıktır. Kendisinin hatırasına ve bana yapılanlar karşısında inanıyorum ki kemikleri sızlıyordur, yapılanları lanetliyordur. Ali’nin bende bulunan tabancasının istenmesi beni öyle bir sarstı ki anlatamam. Tabii ki o silahı vermeyeceğim. Kardeşime devredeceğim. Ali’nin hatırasını bizden kimse alamaz…Kendi durumumun yanı sıra atılan bazı kişilere bakıyorum, FETÖ’cülükle ilgisi alakası olmayanlar var. Bu grubun içine bir sürü insan karıştırılmış olması ‘Balyoz’, ‘Ergenekon’ davalarındaki gibi sulandırılmış sonucu verecek. Sulandırılmanın en büyük örneklerinden biri de benim. Eğer FETÖ’cüler darbe girişiminde bulunacak hale gelmişse bunun sebebi biz değil, onlarla beraber yürüyenlerdir. Atacaklarsa önce kendilerini atsınlar. Hastanesini, okulunu, dershanesini, bankasını açarsan, şimdi de terörle mücadele adına oralara gidenleri terör örgütü diye cezalandırırsan olmuyor.

“AMAN KONUŞMA” DİYORLAR

Gün dönecek, devran dönecek, bu haksızlıklar da bir gün giderilecek. Çok mağdur edilenler var, bunların telafi edilmesi lazım. Bana yapılanları da unutmayacağım ve her yerde konuşacağım. ‘Aman konuşma’ diyorlar. Benim hayatıma son verilmiş, mesleğim elimden alınmış, daha bundan fazla ne kötülük olur? O zaman ‘tutuklarlar’ diyorlar. Tutuklasınlar. İşte o zaman zulüm tamamlanır.

Cezaevinde yatmaktan korkmam ve er-geç hakkımı alırım. O insanlara da yaptığı haksızlığın hesabını yargı önünde bir gün mutlaka sorarım. Dışarıda esir gibi korku içinde, pısırık olacağıma, gider cezaevinde yatarım. Hapiste de olsa fikrim, vicdanım hür olmalı. Nedir bu böyle herkes sinmiş, çekinmiş durumda. Namusluların cesaretli olma zamanıdır.”

O bir asker, o bir yüreği yanık şehit ağabeyi. Onu kim anlayacak, kim dinleyecek?

DARBEDEN NOTLAR /// VİDEO : Şehit Ömer Hasdemirin Generali Alnından Vurma Anı


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=38gp5Ppgx6A&list=TLtx4wHHEWZIowNDA4MjAxNg

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : Yaşar Kutluay’ı Mossad ve Gülen mi şehit etti ?


FETÖ’nün Mossad ile ortaklaşa gerçekleştirdiği ilk cinayet olduğu söylenen Yaşar Kutluay dosyası yeniden açılmalı.

Önceki yazımda, FETÖ başının “İlk merdiveni neden Said Nursi’dir? Onun eserlerinde kendi yolunu inşa etmek için hangi mazlemeleri bulmuştur? Diğer bir soruşla Said Nursi’nin düşünceleri gerçekten istismara çok mu açıktır? Esas aldığımız bağlamda, Said Nursi’nin hakkını gözeterek, fincancı katırlarını da ürkütmeksizin bu soruların cevabını arayabilmeliyiz” demiştim.

Said Nursi’den FETÖ’ye geçişle ilgili kaynak-türev ilişkisini merkeze alan sorular daha önce başkalarınca da soruldu.

İLK SORULARI KUTLUAY SORDU

Soruluş zamanlarındaki şartlara ve anlayışlara göre kimi değişiklikler gösterse de özü hep aynı kalan o soruları ilk soranlardan biri Yaşar Kutluay‘dı.

Kutluay’ın İslam ve Yahudilik mezheplerini karşılaştıran bir çalışmasından (1965) hemen sonra, Theodor Herzl’in anı-günlüğünden hareketle Siyonizmi ve İsrail’in kuruluşunu incelemeye başlaması (1967) nedeniyle, bu çalışmalardan büyük rahatsızlık duyan İsrail gizli servisi tarafından kaçırıldığı ya da öldürüldüğü, Dücane Cündioğlu başta olmak üzere (bkz.: Yeni Şafak, 12 Eylül 2000), birkaç yazar tarafından önceden dile getirilmişti.

ÇOK ÖNEMLİ BİR MAKALE

Geçen Cumartesi, dostlarla söz konusu kaynak-türev ilişkisi üzerine sohbet ederken, Rasim Bey kardeşim (kendisinden izin almadığım için soyadını veremiyorum), Kutluay’ın, 1966 yılında İslam Tetkikleri Enstitüsü dergisinde yer alan Mezhepler Tarihi Yönünden Said Nursi ve Nurculuk adlı makalesine dikkatlerimizi çekti.

KUTLUAY BALIK AVINDAN GERİ DÖNEMEDİ

Arşivimde yer alan ancak zamanla varlığını unuttuğum bu makaleye tekrar bakınca, Kutluay’ın 12 Aralık 1969’da Silifke’de çıktığı balık avından geri dön(e)memesinin bir boyutunun daha olabileceğini fark ettim.

GÜLEN – İSRAİL İŞBİRLİĞİNE VERİLMİŞ İLK ŞEHİT Mİ?

O boyut, Fethullah Gülen’in İsrail gizli servisiyle ilişkisinin 60’lı yıllara dayanması ve Kutluay’ın hem Siyonizm hem de Said Nursi gibi iki riskli konuda araştırma yapıyor olmasıyla ortak düşman sayılması ve dolayısıyla ortak bir kararla (operasyonla) öldürülmesi ihtimaliydi. Buna göre Kutluay’ın, Gülen-İsrail işbirliğine karşı verilmiş ilk şehit olması mümkündü.

Kutluay’dan önce, kimi Kemalist yazarlar devrim karşıtı hareketin sahibi, kimi İslamcı yazarlar da Kemalizm’e karşı mücadele vermesi cümlesinden ilgili kitaplarında Said Nursi ile ilgili kötüleyici ya da övücü bahisler açmışlardır.

Kutluay’ın makalesi ise İlahiyat Fakültesi doçentinin akademik bir metni olması ve dolayısıyla nesnel bir bakış açısını içermesi nedeniyle, nazariyattan çok pratiğe yönelen ilk sağlam ve muteber bir eleştiri olarak önce çıkmaktadır:

“Son yıllarda kendisinden çok bahsettiren, lehinde ve aleyhinde pek çok söz söylenen bir cereyan ve bu cereyanın temsilcisi, yani Said Nursi ve Risâle-i Nûr şakirdleri üzerinde durmak istiyorum. Maksad burada Said Nursi’yi ve eserlerini teker teker ele alarak, ileri sürdüğü fikir ve görüşlerin tenkidini yapmak, bunlar hakkında bir kıymet hükmüne varmak değil, fakat onun hayat ve faaliyetine kısaca göz atarak, gerek kendisi ve gerekse başkaları yahut taraftarları tarafından ortaya atılan fikir ve iddiaların ışığında Nurculuk hareketini ele almak ve hareketin tarihteki paralelleri (vurgu benim) ile bir mukayese denemesi yapmaktır.”

SAİD NURSİ ELEŞTİRİSİ

İçeriğini izleyen yazılarımda ele alacağım bu makalenin bir diğer önemi de, Kutluay’ın şu sözleriyle güçlü bir sezgiye sahip olduğunu göstermesi ve Said Nursi eleştirisine ciddiyet ve kararlılıkla devam edeceğini bildirmesidir:

“…Cemaatin bundan sonra vaziyeti ne olacaktır, ne gibi bir mecrada akacaklardır, sorularının cevabını zaman verecektir. Bununla beraber Risâleler’de ileri sürülen ve dinî mahiyet verilen fikir ve görüşlerin teker teker ele alınarak tenkidinin yapılması, gözü kapalı bu cereyana kapılanların çoğunu bu akıntıdan kurtaracaktır. Bundan sonraki çalışmalarımızda bu yola gireceğiz.”

ÖLÜM FERMANI!

Bana ait olan yukarıdaki vurguları, Kutluay’ın bunlarla adeta kendi ölüm fermanını yazdığını göstermesi bakımından yaptım.

Çünkü,

1-Bundan sonraki çalışmalarda cemaatin mevcut durumuna daha fazla el atılacak ve muhtemel mecrası ve macerası hakkında kanaatler belirtilecektir.

2-Doğrudan Risâlelere yapılacak eleştirilerle, bu akıma gözü kapalı olarak katılanların uyanması ve yeni katılımların önlenmesi sağlanabilecektir.

SİYONİSTLER OPERASYON DÜZENLEDİ

Said Nursi’yi de taklit ederek kendisini daha özel bir kişiliğe, konuma ve role hazırlayan Gülen’in bu iki maddedeki tehlikeyi sinesine çekmesi mümkün olmadığı gibi, büyük bir ihtimalle sonuçları (başlangıcından beri süregelen) karanlık ilişkilerin ifşasına dayanacak olan yeni çalışmalara tahammül etmesi de mümkün değildir.

Böylece, Siyonistler için de zaten tehlike arz eden Kutluay’ın ortak bir operasyonla şehit edilmiş olması, her iki tarafın kesişen çıkarları bakımından ihtimal olmaktan çıkıp, kesinlik katına yükselmektedir.

Bilahare mezkur kaynak-türev planında eleştiri yapanların hemen hepsi şu soruyu sorarlar: Eleştiride neden geç kalındı?

Bunun asıl cevabı Kutluay’ın akibetinde yatmaktadır:

Said Nursi, Gülen, İsrail ve ABD’nin karanlık ilişkilerine dokunan, yanar!

O halde, Yaşar Kutluay dosyası tekrar açılmalıdır.

Bu makale Ömer Lekesiz tarafından Yeni Şafak gazetesinde kaleme alınmıştır.

Yaşar Kutluay’ın makalesi için tıklayınız

ANMA MESAJI : Srebrenitsa Katliamı’nda Şehit edilenleri özlemle anıyoruz.


Srebrenitsa Katliamı’nda Şehit edilenleri özlemle anıyoruz. 21 yıl önce 8,372 kardeşimiz hayattan koparıldı. Mekanları Cennet olsun.

ANMA MESAJI : ÖZEL BÜRO GRUBU OLARAK TÜM ŞEHİTLERİMİZİ MİNNET VE SAYGI İLE ANIYORUZ.


”Hain pusularla söndürülen yaşamlara her geçen gün yenileri ekleniyor. Acımadan namertçe arkadan uzanıyor katillerin eli gencecik bedenlere. Kıydıkları canların hesabı bu dünyada sorulmasa bile, mahşer de yakalarına yapışacak koskoca bir millet var bu topraklar üzerinde.”

Tüm Şehitlerimizi minnet ve saygı ile anıyor, Türk İstihbaratçıları olarak vatan savunmasında azmimiz ve görev aşkımız ile görev başında olduğumuzu bir kez daha dosta düşmana ilan ediyoruz. TÜRK’E KEFEN BİÇENİN ÖMRÜ KISA OLUR !!!

ÖZEL BÜRO ekibi olarak sesleniyoruz:

Zarar görmemesi gereken milli değerimiz, fethedilmemesi gereken belki de son kalemiz, "dilimiz" için mücadele vereceğiz.

"KOMÜNIST" diyecekler.

Bizimle aynı dili konuşan, aynı kültürü yaşatan, aynı kaderi paylaşan kardeşlerimize el uzatacağız.

"FAŞIST" diyecekler.

Milletimizin şerefli tarihini öğreneceğiz, öğreteceğiz, sürdüreceğiz.

"ŞOVENIST" diyecekler.

Her türlü bağnazlığın, karanlığın, inanç sömürüsünün karşısında dikileceğiz.

"DIN DÜŞMANI" diyecekler.

Diğer uluslar ile ilişkilerimizde dilimizi, kültürümüzü özetle bizi biz yapan bütün öz değerlerimizi korumak isteyeceğiz.

"GERI KAFALI" diyecekler.

Ulusumuzu tehdit eden, iç ve dış kaynaklı bütün tehlikeleri sezeceğiz, açık edeceğiz, önlemek isteyeceğiz.

"PARANOYAK" diyecekler.

BILIYORUZ!

Bütün bu önyargılarla, karşı karşıya kalmayı göze alıyoruz ve VATANIMIZI SEVMEYE DEVAM EDIYORUZ!

BILIYORUZ!

Yine de söyleyeceğiz.

Susmadan, bıkmadan, yılmadan, umutsuzluğa kapılmadan SÖYLEYECEĞIZ.

Sadece söylemeyeceğiz. Sözümüzü inanarak, yaşayarak, çalışarak göstereceğiz.

O bize öğretti ki:

"Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır!" (M. K. ATATÜRK)

Varlığımız, Türk varlığına, armağan olsun.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

http://www.ozelburoistihbarat.com

ANMA MESAJI : ÖZEL BÜRO GRUBU OLARAK TÜM ŞEHİTLERİMİZİ MİNNET VE SAYGI İLE ANIYORUZ.


”Hain pusularla söndürülen yaşamlara her geçen gün yenileri ekleniyor. Acımadan namertçe arkadan uzanıyor katillerin eli gencecik bedenlere. Kıydıkları canların hesabı bu dünyada sorulmasa bile, mahşer de yakalarına yapışacak koskoca bir millet var bu topraklar üzerinde.”

Tüm Şehitlerimizi minnet ve saygı ile anıyor, Türk İstihbaratçıları olarak vatan savunmasında azmimiz ve görev aşkımız ile görev başında olduğumuzu bir kez daha dosta düşmana ilan ediyoruz. TÜRK’E KEFEN BİÇENİN ÖMRÜ KISA OLUR !!!

ÖZEL BÜRO ekibi olarak sesleniyoruz:

Zarar görmemesi gereken milli değerimiz, fethedilmemesi gereken belki de son kalemiz, "dilimiz" için mücadele vereceğiz.

"KOMÜNIST" diyecekler.

Bizimle aynı dili konuşan, aynı kültürü yaşatan, aynı kaderi paylaşan kardeşlerimize el uzatacağız.

"FAŞIST" diyecekler.

Milletimizin şerefli tarihini öğreneceğiz, öğreteceğiz, sürdüreceğiz.

"ŞOVENIST" diyecekler.

Her türlü bağnazlığın, karanlığın, inanç sömürüsünün karşısında dikileceğiz.

"DIN DÜŞMANI" diyecekler.

Diğer uluslar ile ilişkilerimizde dilimizi, kültürümüzü özetle bizi biz yapan bütün öz değerlerimizi korumak isteyeceğiz.

"GERI KAFALI" diyecekler.

Ulusumuzu tehdit eden, iç ve dış kaynaklı bütün tehlikeleri sezeceğiz, açık edeceğiz, önlemek isteyeceğiz.

"PARANOYAK" diyecekler.

BILIYORUZ!

Bütün bu önyargılarla, karşı karşıya kalmayı göze alıyoruz ve VATANIMIZI SEVMEYE DEVAM EDIYORUZ!

BILIYORUZ!

Yine de söyleyeceğiz.

Susmadan, bıkmadan, yılmadan, umutsuzluğa kapılmadan SÖYLEYECEĞIZ.

Sadece söylemeyeceğiz. Sözümüzü inanarak, yaşayarak, çalışarak göstereceğiz.

O bize öğretti ki:

"Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır!" (M. K. ATATÜRK)

Varlığımız, Türk varlığına, armağan olsun.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

http://www.ozelburoistihbarat.com

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// VİDEO : PKK KAMERASINDAN — Hakkari Çukurca’da 8 askerin şehit edilişi


VİDEO LİNK :

TALİBAN ÖRGÜTÜ DOSYASI : Şehit edilen Taliban Liderinin yerini İran söylemiş


Afganistan’da silahlı muhalif grubun lideri Gulbeddin Hikmetyar Taliban lideri Molla Mansur’un suikastıyla ile ilgili İran’ı suçlayarak önemli açıklamalarda bulundu.

Afganistan’da silahlı muhalif gruplardan Hizbi İslami Partisi lideri Gulbeddin Hikmetyar, İran’a ailesine yaptığı ziyaret sonrası Pakistan’da vurulan Taliban lideri Molla Muhtar’ın hayatını kaybetmesiyle ilgili İran’ın ABD’ye istihbarat bilgisi verdiğini iddia etti.

Afganistan Hizb-i İslami Partisi (SED) lideri Gulbeddin Hikmetyar, Molla Mansur’un nerede olduğu hakkında Tahran’ı ABD ile bilgi paylaşımı yapmakla suçladı.

SED lideri, "Mansur İran sınırına yakın bir yerde ABD drone saldırısında hayatını kaybetti. Biz barış görüşmelerinin yapıldığı bir dönemde bu terör eylemini şiddetle kınıyoruz. Bunu İran tarafından yapılmış büyük ve affedilmez bir ihanet olarak görüyorum"dedi.

Hikmetyar İran ile ilgili "ben doğduğumdan beri Müslüman ümmetini sırtından bıçakladı. İslam ülkelerinin çıkarlarına ters düşen işler yapmıştır" açıklamasında bulundu.

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI : İşte Bugünkü Şehitlerimizin Dünkü Tetikçileri…


Zincirin ilk halkası…

BEDİRHAN BEY

Bedirhan’ın 15 yaşında Botan Beyi oldu.

Oğlu Emin Bedirhan’a göre, 1806’da Cizre’de doğmuş. Tıpkı Rus yazar Minorsky’nin Boht aşiretini Mir Abdulaziz’e bağlamış olduğu gibi, Emin Bedirhan da soy geçmişini Azizi, Aziziye veya Azizhan adıyla ün yapmış olan Cizre Botan beylerinin soyuna bağlamış …

Coğrafyası, kuruluşu ve tarihsel süreci bilinse de, Bedirhan Bey’in soy ağacı umulduğu gibi açık değil, Şemdinli’den Seyit Taha, Şeyh Ubeydullah ve Seyit Abdulkadir gibi oldukça gizemli…

Bedirhan Bey hakkında yazılanların çoğu Kürtçe düşünen kaynaklara ait.

Bunlar arasında önemli bir yere sahip olan Malmisanıj Bedirhan Bey’i Kürtçülüğün babası olarak gösteriyor ve onu olağanüstü tasvirlerle bakınız nasıl süslüyor;

‘1835’te ‘Kürdistan Beyi olan Bedirhan Bey giderek güçlendi ve yörede etkinliği arttı. On iki yıl boyunca kendi adına hutbe okuttu. Kendi adına sikke bastırması da onun ne derece güçlendiğini gösterir.

Cizre’de barut üretimi için iki fabrika kurduran Bedirhan Bey, savaş ve silah konusunda uzman yetiştirmek için Avrupa’ya Kürt öğrenciler gönderdi. Van Gölü’nde gemi yapım çalışmalarına da başladı…

Bazı kaynaklarda ‘Kürt ulusal hareketinin babası’ olarak anılan ve kimi araştırmacıların otoriter, gözüpek, ilerigörüşlü, kararlı, iyi bir askeri kumandan’ diye niteledikleri Bedirhan Bey egemenlik alanını Musul, Sincar, Viranşehir, Siverek, Diyarbekir, Siirt, Van, Şino, Urumiye, Mehabad, Revanduz arasındaki geniş bölgeye yaydı.

Chris Kutschera’nın değindiği gibi, Bedirhan Bey 19’ncu yüzyıl Kürdistan bağımsızlık hareketinin unutulmaz bir ‘kahramanı’ ve tarihin çok uzun bir kesitinde başkaca bir Kürt’e nasip olmayan bir biçimde Kürdistan’ın bunca geniş bölümünü egemenliği altına alabilmiş bir Kürt beyidir…Hatta bazı kaynaklara göre o, Cizre’de Kürt hükümeti bayrağı dalgalandırmıştı.’

Malmisanıj’ın bu konuya tarafsız bir gözle bakabildiğini söylemek zor çünkü Botan Emiri Bedirhan Bey’in bizzat şahsi fikirlerinde siyasi Kürtçü bir yanı görülmediği gibi, günümüzdeki ayrılıkçı siyasetle bir bağının bulunduğu yolunda ortaya konulmuş bir belge de yok. Siyasi Kürtçülük ve Ermenicilik Bedirhan Bey’den sonra oğulları tarafından başlatılmış….

Altan Tan dahi Bedirhan Beyi siyasi olaylara bağlamıyor, böyle bir iddiayı ileri sürmüyor. Yazar Tan, Bedirhan Bey’in Osmanlı’ya karşı çıkışını iki neden bağlamış: ilki, Diyarbakır’a bağlı Cizre şehrinin 1843’te Bağdat’a bağlanışı nedeniyle çıkan ihtilaf; ikincisi ise Bedirhan Bey’in Hıristiyan Nesturileri katledişi üzerine Osmanlı ile arasında çıkan ihtilaf.

Bedirhan Bey’in ayrılıkçı siyasi yönü yok; oğulları ayrılıkçı Kürtçü ve sonradan Ermenici siyasete soyunmuş. Zaten hem Osmanlı hem de Cumhuriyet tarihinde Bedirhan Bey’in oğullarının dikkat çeken isimleri ya isyanla, ya cinayetle, ya da sürgünle anılıyor…

Osmanlı Devleti ile Botan Beyi Bedirhan Bey arasında çıkan anlaşmazlıkların tarihi 1846 öncesine dayanıyor…

İlk anlaşmazlık, 1826’da Yeniçeri Ocağı’na karşılık kurulan Yeni Ordu’ya Bedirhan Bey’in asker vermeyişiyle ortaya çıktı; bazı kaynaklara göre, 1828-1829’daki Osmanlı-Rus savaşında da Bedirhan Bey Osmanlı ordusuna adamlarını göndermemiş.

Savaş sonrası Osmanlı’nın yaşadığı ağır yenilgi ve Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanması(1830) Bedirhan Beyi Osmanlı’ya karşı cesaretlendirmiş, Ermeni ve Nesturilerin desteğindeki Hakkari Miri Nurullah Bey’in de yardımını alan Bedirhan Bey ilk isyanını böyle başlatmıştı.

İsyan üzerine Mehmed Reşid Paşa harekete geçmiş, önce Cizre, ardından Bedirhan kuvvetleri kuşatılmıştı(1836). Bedirhan Beye de teslim olmaktan başka çare kalmamıştı. Osmanlı, zamanında önemli hizmetleri bulunan Bedirhan Beyi cezalandırmadı, hoş görülü davrandı; beyliğinin başında bıraktı, Cizre’yi de onun isteği üzerine Diyarbakır eyaletine bağladı.

1842’de ilk isyan böylece son buldu…

İkinci anlaşmazlık, Mardin ve İran sınır bölgelerini kendi yönetimi altına almasıyla kendini gösterdi. Aynı süreçte bir de Nesturi sorunu yaşanıyordu; Bedirhan Bey ile Nesturiler arasında vergi meselesinden ortaya çıkan sürtüşmeler kısa sürede çatışmalara dönüşmüş(1843); binlerce Nesturi bu çatışmalarda hayatını kaybetmişti(1845).

Olay Batı dünyasında tepkiyle karşılandı; ABD, Fransa ve İngiltere olayı protesto ediyor, Bedirhan Bey’in cezalandırılması için baskı yapıyordu.

Hem dış baskıları hafifletmek hem de yarı bağımsız beylikleri merkeze bağlamak düşüncesinde olan Osmanlı harekete geçti. Anadolu Ordusu Müşiri Topal Osman Paşa kısa sürede Bedirhan kuvvetlerini mağlup ederek Bedirhan Beyi Eruh’ta kuşattı. Önce kayınpederi Han Mahmud Van civarında ele geçirildi, ardından Bedirhan Bey de teslim oldu.

İstanbul’a sevk edilen Bedirhan Bey Girit’in Kandiye şehrine, Han Mahmud da Rusçuk’a sürgün edildi(1847) .

Bedirhan Bey sekiz yıl Girit’te kaldıktan sonra İstanbul’a, oradan da Şam’a geçecektir…

Peki, Bedirhan Beye ne oldu?

Bedirhan Bey, 1846’da Osmanlı’ya isyan etmiş, isyan bastırılmış, 20 Temmuz 1847’de Bedirhan Bey de teslim olmuştu. Önce İstanbul’a getirilmiş, sonra ailesiyle birlikte -büyük kardeşi Salih, küçük kardeşi Esad, üç küçük oğlu- Girit’in Kandiye şehrine sürgüne gönderilmişti.

Bedirhan bey Girit’te on sene kaldı. Abdulmecid’in son günlerinde affedilerek İstanbul’a gelmesine müsaade edildi. Girit’te yaşanan karışıklıklarda üstlendiği arabuluculuk hizmetlerinden dolayı kendisine ihsanlar ve mirmiranlık rütbesiyle paşalık verildi.

Sultan Abdülaziz zamanında Girit’ten İstanbul’a dönen Bedirhan Bey orada birkaç yıl –bazı kaynaklara göre yedi yıl kadar- kaldı, İstanbul’da kaldığı konağın adı sonradan Darüşşafaka oldu.

Nihayet 1867’de Şam’a giderek ömrünün son iki yılını orada geçirdi; 1869’da vefat etti.

Bedirhan Bey’in ölümünden sonra önce miras kavgası başladı çünkü Osmanlı mallarına el koymuştu.

Bedirhan Bey’in mirası oğulları tarafından elde edilemeyince, bu oğullar hem Osmanlı’ya hem de Cumhuriyet’e ağır sorunlara zemin hazırlayacak ve nihanyetinde Türkiye’yi bugünlere taşıyacaklardır…

Türk tarihinin artık Bedirhanoğullarını konuşma zamanı gelmiştir…

BİLGETÜRK

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI : Şehit ağabeyi Yarbay Alkan’dan çok se rt sözler !..


Şehit ağabeyi Yarbay Alkan’dan çok sert sözler!..

Şırnak’ta jandarma karakoluna yapılan saldırıda şehit olan Yüzbaşı Ali Alkan’ın cenaze törenindeki haykırışlarıyla geniş yankı uyandıran ağabeyi Jandarma Yarbay Mehmet Alkan, "Dağdaki terörü şehre indirenler, bu akan kanların sorumlusudur" dedi.

İznini geçirmek üzere Osmaniye’ye gelen Yarbay Alkan, kardeşleri öğretmen Murat ve Deniz Astsubayı İsmail Alkan ile birlikte sabah saatlerinde ilk olarak şehit kardeşleri Yüzbaşı Ali Alkan’ın Garnizon Şehitliği’ndeki mezarını ziyaret etti. Daha sonra Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Osmaniye Şubesi’ni ziyaret eden Yarbay Alkan ve kardeşleri, burada Dernek Başkanı Durmuş Öksüz, şehit yakınları ve gaziler tarafından karşılandı.

Burada konuşan Yarbay Mehmet Alkan ise şehit kardeşi Yüzbaşı Ali Alkan’ın adının yaşatılması için bir vakıf kurma düşüncesinde olduklarını söyledi. Yarbay Alkan, “Alim’in askerleri terhis oldukları gün mezarını ziyaret ettiler. Allah razı olsun, ben hepsinin Osmaniyeli olduğunu sanıyordum ama farklı yerlerden gelmişler” dedi.

Şehit Yüzbaşı Ali Alkan’ın terhis olan askerlerinin kendisini de ziyaret ettiğini belirten Yarbay Mehmet Alkan, şunları söyledi:

Bizleri de ziyaret ettiler. Orda olan olayları zaten bizler de az çok biliyorduk, bir kere daha onlardan canlı olarak dinledik. Ali’nin ne kadar cömert, fedakar, kahraman olduğunu bir kez daha onların ağzından canlı olarak dinledik. Onun adının yaşatılmasını istedik. Kendi adıma, kardeşlerimle beraber onun adıyla Şehit Yüzbaşı Ali Alkan Vakfı şeklinde bir çalışmamız var. Ankara’ya döndüğümde yasal işlemlerini başlatacağım. Onun fedakarlığının kahramanlığının karşılık bulması gerekir diye düşünüyorum.”

“ÜLKEYİ YÖNETENLER HANGİ BEDELİ ÖDEDİ?”

Devam eden terörle mücadele konusunda da konuşan Yarbay Alkan, şunları söyledi:

Hani diyorlar ya, ‘Askersin kardeşim öleceksin’, eyvallah. Bakın bu kadar şehidimiz var. Bunların hepsi öldü, kanını canını verdi. 32 yıldır böyle. Peki bu ülkeyi yönetenler ne yaptı? Biz canımızla, kanımızla bedel ödedik. Ülkeyi yönetenler hangi bedeli ödedi, bunu gösterin bana. Onlar bedel ödemediği sürece bu iş de bitmeyecektir. Dağdaki terörü şehre indirenler, bu akan kanların sorumlusudur. Yine konuşuyor diyecekler ama. Biz kanımızı canımızı vermeyelim demiyoruz, veriyoruz zaten. Bundan bir çekincemiz yok. Bunu da herkes görüyor, mezarlıklar şehitlikler de bunun şahidi. Peki nereye kadar? Bu işin bir sorumlusu yok mu? Bizim kaybedecek bir şeyimiz yok. Biz kaybedeceğimizi kaybetmişiz zaten. Üzerimize düşeni de yapmışız. Artık üzerine bir şey düşmeyenlerin bir şeyler yapması lazım. Başkalarının bir şeyler yapması lazım.

“TERÖRİSTLER YILLARDIR BELEDİYELERİ YÖNETİYOR”

Yarbay Mehmet Alkan yerel yönetimlerde teröre destek uygulamalarının önlememesini de eleştirerek şöyle devam etti:”Bir taraftan ‘terörle mücadele ediyoruz’ diyorlar, diğer taraftan teröristler belediyeleri yönetiyor yıllardır. Koca koca belediyeleri yönetiyorlar, devletin tüm imkanları ellerinde. Bu nasıl mücadeledir? Doğruları söylemek ülkemizde suç maalesef. Aklı başında herkes bilir, odada sinek olduğu zaman ilaç alırsın öldürmeye çalışırsın. Ama dışarıda bataklık var, belediye görevini yapmıyor ilaçlamasını yapmıyor. O zaman burada sinek sizi ısıracak, siz sineği öldüreceksiniz, öyle devam edip gidecek. Ama bataklık orada duruyor, bataklığın kurutulması lazım. Yani terörle mücadele farklı bir şey, teröristle mücadele farklı bir şey. Bunu artık anlamamız lazım. Biz askeriz terörle mücadele ediyoruz, askeriz vur der vur, dur der dururuz, şuan olduğu gibi, yıllardır olduğu gibi.”

UYARI CEZASI ALMIŞTI

Şehit Jandarma Yüzbaşı Ali Alkan’ın Osmaniye’de düzenlenen cenaze törenine geçtiğimiz 21 Ağustos’ta üniformasıyla katılan ağabeyi Jandarma Yarbay Mehmet Alkan, Türk bayrağına sarılı tabutun başında şehit kardeşine “Ali’m” diye seslenmişti. Yarbay Alkan, tabutun başında şapkasını çıkarıp haykırarak, “Buradaki vatan evladı daha 32 yaşında. Vatanına, sevdiklerine doyamadı. Bunun katili kim? Bunun sebebi kim? Düne kadar çözüm diyenler ne oldu da sonradan savaş diyor” diye feryat etmişti. Bunun üzerine soruşturma başlatan Jandarma Genel Komutanlığı, Yarbay Mehmet Alkan’a uyarı cezası vermişti.

ANMA MESAJI : BALYOZ ŞEHİDİMİZ DENİZ KURMAY ALBAY MURAT ÖZENALP’İ SAYGI VE RAHMETLE ANIYORUZ.


BALYOZ ŞEHİDİMİZ DENİZ KURMAY ALBAY MURAT ÖZENALP’İ SAYGI VE RAHMETLE ANIYORUZ.

TÜM BALYOZ, ERGENEKON, KUMPAS DAVALARINDA HAYATINI KAYBEDEN ŞEHİTLERİMİZİN KABRİ NUR, TOPRAĞI BOL OLSUN.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.