Etiket arşivi: ESKİ

YOLSUZLUK DOSYASI /// TSK ESKİ İSTİHBARAT BAŞKANI İSMAİL HAKKI PEKİN : Erdoğan’ın İsviçr e’deki hesapları belgelendi…


Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün İsviçre’deki paralarıyla ilgili bilinmeyenleri yazdı.

Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı ve Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, yeni çıkan "Dikkat Cemaat Çıkabilir, Kozmik Oda" kitabında Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün İsviçre’deki paralarıyla ilgili bilinmeyenleri yazdı.

Pekin "BOB adındaki istihbaratçı geldi. Erdoğan ve Gül’ün İsviçre hesaplarından bahsetti. Ben Genelkurmay Başkanı’na aktardım, o da MİT Müsteşan’na söylemiş. Bu görüşmeden sonra Dışişleri, Bob’u ‘istenmeyen adam’ ilan etti ve Türkiye’den gönderdi. Bu hesaplar daha sonra VikiLeaks belgelerinde ortaya çıktı" dedi.

Aydınlık gazetesinin haberine göre Pekin bu konuda kendilerine gelen istihbaratı ve sonrasında yaşananları şöyle anlattı:

"Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı yaptığım dönemde, Ankara’da görev yapan Amerikalı istihbaratçılar zaman zaman bana, zaman zaman da dış istihbaratımızın başındaki denizci amiralime gelirlerdi. Bize bilgi getirir, bizden bilgi alırdı.

DIA dediğimiz Defence Inteligence Agency, CIA ve diğerleri de uğrardı.

Yanılmıyorsam 2010 yılı Eylül veya Ekim ayıydı. Yine DIA’da çalışan böyle biri gelmiş. Adam bizim Harp Akademisi’nde okumuş. Daha sonra Türkiye’de ataşelik yapmış. Geldiğinde yaşı 65. Emekli olmuş ve Amerika onu istihbaratçı olarak bırakmış. Amerikalılar emekli oldu diye bir adamı kenara atmaz. Adı Bob’du. Soyadını hatırlamıyorum. Amerika’daki evliliğinden çocukları vardı. Ama Türkiye’de de evlenmişti. Türkiye’deki evliliğinden 2 çocuğu olduğunu biliyorum. Bu adam geliyor, benim denizci amiralime, ‘Tayyip Erdoğan’ın İsyiçre’de 8 bankada hesabı var. Hatta cumhurbaşkanının da (Abdullah Gül) hesabı var’ diyor. Amiral bana geldi, Amerikalının anlattıklarını aktardı.

HAKAN FİDAN GELDİ

Ben de Genelkurmay Başkanı’na gittim, adamın anlattıklarını anlattım. Genelkurmay Başkanı da MİT Müsteşarı’na söylemiş.

Sonra Hakan Fidan geldi, ‘Komutana böyle böyle bir şeyler söylemişsin’ dedi. ‘Evet söyledim’ dedim. Adamın anlattıklarını anlattım.

Daha konu medyaya yansımamıştı. Bu görüşmeden sonra Dışişleri Bakanlığı bu adamı ‘istenmeyen idam’ ilan etti. Bir ay içinde Türkiye’den uzaklaştırıldı.

Normalde bu tür adamlar veda ziyaretleri yapar. Bana bile uğrayamadan gitti. Amerikalıların bu istihbaratçıyı daha sonra Almanya’da görevlendirdiğini öğrendim.

İstihbaratçının anlattıkları daha sonra WikiLeaks belgelerinde ortaya çıktı. Kriptolarda yer almış."

Pekin, Yüksek Askeri Şura’da terfi edemeyeceğini de o ajandan öğrendiğini söyledi. Pekin kitabında Ergenekon ve Balyoz operasyonlarının arkasında ABD’nin olduğunu iddia etti.

KAYNAK : http://www.sarizeybekhaber.com.tr/gundem/erdogan-in-isvicre-deki-hesaplari-belgelendi-h2102.html

Reklamlar

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Eski emniyet müdürü Saçan : Garih ve Dink cinayetlerinin arkasında ‘FETÖ’ var


90’larda organize suçlar şube müdürlüğü yapan Adil Serdar Saçan, Türkiye’nin yakın geçmişte işlenen birçok cinayetinde ‘FETÖ’ bağlantısı olduğunu ileri sürdü: “Hrant Dink, Necip Hablemitoğlu ve Üzeyir Garih cinayetleri, Danıştay baskını en net örnekler… Bu dosyalar yeniden açılmalı.”

Sözcü’den Özlem Gürses’e konuşan Saçan, Alarko Holding’in başkanlarından Üzeyir Garih’in 2001’deki ölümünün arkasında Fethullah Gülen Cemaati’nin olduğunu iddia etti.

Birçok operasyona imza atan, ardından hakkındaki çeşitli suçlamalar nedeniyle meslekten ihraç edilen Saçan, o dönem yaşadıklarını şöyle anlattı: “Olay yerinde bulunan bir kadının araştırmasını yaparken, dosya resmi yazıyla bizim şubemizden alındı. Olayda kriminal çalışmayı birlikte yürüttüğümüz dönemin Kriminal’den Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Samet Doğan daha sonra bir trafik kazasına kurban gitti. Çok şüpheli bir kazaydı. Cinayeti Yener Yermez isimli bir garibanın üzerine yıkıp aradan sıyrıldılar. O dönemde Emniyet’te bu olaya bakanların büyük çoğunluğu F tipi örgüt (FETÖ) mensubuydu. Bu cinayetin mutlaka yeniden ele alınması gerekir.”

Cemaat bünyesinde suikastlar yapabilecek, yetişmiş çok sayıda eleman olduğunu belirten Saçan, sözlerine şöyle devam etti: “F Tipi Örgüt bazı grupları veya kişileri örgütleyerek, ‘devlet adına’ diyerek kendi çıkarları için eyleme sürüklemiştir. Bunun en net örnekleri Dink, Danıştay cinayetleri ve Zirve Yayınevi katliamıdır. Hablemitoğlu ve Garih cinayetleri de bu kapsamda değerlendirilebilir. Taşeron kullanmanın yanısıra kendi bünyelerinde de elemanlar olduğunu düşünüyorum. Her gece kanal kanal gezen ‘itirafçılar’ ciddilerse bu timleri deşifre ederler. Etmeliler…”

AMERİKA DOSYASI /// Eski ABD Sefiri Buyurmuş : Çelişkilerimizi Yüzümüze Vurmayın


Kusura bakmayın, “küçük güç” olsak da “büyük gücün” esprileri bizi güldürmüyor. “Desteklediğiniz darbeler; destekleyeceğiniz darbelerin teminatıdır” diyoruz ve kendi işimize bakıyoruz.

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey bir gazeteye verdiği röportajda ABD’nin Türkiye politikasına dair çok önemli tespitlerde bulundu. Röportaj baştan aşağı sorunlu “Amerikan zihniyetinin” örneklerini sunsa da son zamanlarda bir ABDli’den duyduğumuz en samimi ifadeleri de barındırıyor.

Önce samimiyetten başlayalım; Washington’daki yarım akıllı elli Türkiye “azmanının” söylemekten çekindiğini Jeffrey lafı dolandırmadan söylüyor: “ Erdoğan çelişkilerimizi yüzümüze vuruyor. Bazı Doğu Asya ve Arap ülkelerinin yaptığı gibi bize yaltaklansanız, özgürlükçüymüş gibi davransanız böyle olmayacak.” Bunlar belki de Jeffrey’nin ahir hayatında kurduğu en anlamlı ve en içi dolu cümleler. Senelerdir Türkiye’ye çekilen operasyonların, teröristlerle dayanışmaların, basın özgürlüğü muhabbetlerini ağza sakız yapmaların, FETÖ’ye kucak açmaların vs. sebebi, Cumhurbaşkanı’nın ezberlerini bozmaları, ikiyüzlülüklerine tahammül etmemesi ve doğru bildiğini yüzlerine vurması. Bunun dışında edilen ağdalı lafların, uluslararası ilişkiler safsatalarının, özgürlük-otoriterlik tartışmalarının hiçbir anlamı, önemi ve değeri yok.

Bu açık sözlülüğü dışında Jeffrey’nin mülakatı çelişkilerle ve diplomatik diş göstermelerle dolu. O samimi itiraflarından sonra kimse diğer kısımlarda söylediklerine dikkat göstermedi ama mülakatın geneli Amerikan’ın sorunlu zihniyetini faş eder mahiyette. Örneğin öğreniyoruz ki ABD’de genel olarak “Türklerden hoşlanmama durumu” varmış. “Çok şaşırdık, dünyamız karardı” falan dememizi mi bekliyorlar bilmiyorum. Boşuna “kalp kalbe karşıdır” dememişler. Türklerde de “ABD’den hoşlanmama durumu” var; hem de her kesiminde: İslami kesiminden ulusalcısına kadar. Kendisine yaltaklanandan hoşlanan, yaltaklanmayandan hoşlanmadığı gibi türlü iftiralar atan; üstüne üstlük kendisine yaltaklanmayanlara karşı FETÖ, PKK gibi terör örgütlerini destekleyen bir ülkeyi kim sever ki?

Anladık ABD çelişkilerinin yüzüne vurulmasını istemiyor da bir taraftan “Amerika’da en önem verdiğimiz değerlerin başında adalet ve hukukun üstünlüğü gelir” deyip diğer taraftan da “Büyük güçler sinirlendiklerinde normalde yapabilecekleri şeyleri de yapmazlar” demek de nedir yahu? Tamam, bizi “küçük güç” olarak görüyorsunuz ve ABD’ye istediğini yaptırmanın tek yolu önünde saygıyla eğilmek diyorsunuz da bunu yaparken adalet ve hukuk gibi kutsal kavramları kullanmasanız ne iyi olur.

“Hükümet üyelerine suikast gibi terör olarak kabul edilebilecek eylemler söz konusuysa” derken FETÖ’nün suikastçı teröristlerinin girdiği lağım çukurunu da mı görmemiş miydin bre sefir bey? Yoksa ABD’ye yaltaklanmaları FETÖ’yü terör tanımından da çıkarıyor mu? Ya PKK’ya ne demeli? Tamam, yüzünüze vurmadan söyleyelim: İkiyüzlü olduğunuzdan mı PKK ve YPG’yi iki ayrı örgüt olarak görüyorsunuz? Sorun fizyolojik mi, duygusal mı?

Mülakattaki “Bana kalırsa darbe başarılı olsaydı Washington buna kesinlikle karşı çıkardı” kısmını bir istihza cümlesi olarak kabul ediyoruz. “Mülakat çok ciddi ilerliyor, arada bir espri yapayım” gayreti sonucu sarf edilmiş bir cümle. Kusura bakmayın, “küçük güç” olsak da “büyük gücün” esprileri bizi güldürmüyor. “Desteklediğiniz darbeler; destekleyeceğiniz darbelerin teminatıdır” diyoruz ve kendi işimize bakıyoruz. Malum yapacak çok işimiz var, size rağmen…

[Akşam, 20 Ağustos 2016]

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// VİDEO : Eski FBI Çalışanı Sibel Edmonds – PDY (Paralel Yapı) S adece Paravan


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=qMw0GF3MT2o&feature=em-uploademail

AMERİKA DOSYASI /// ABD eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey : Erdoğan bizimle savaşıyor


ABD eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, 15 Temmuz için, “Demokratik sistemi yıkıp yerine gizli bir teşkilatı iktidara getirmeyi hedefledikleri açık” dedi. Amerikalı diplomat, Erdoğan’ın ABD ile savaştığını bu yüzden ondan hoşlanmadıklarına dikkat çekti…

ABD eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, 15 Temmuz darbe kalkışmasınınarkasında FETÖ’nün olduğunu itirafetti. İşte Jeffrey’nin açıklamaları:

* Türkiye’de yaşanan trajediye ve iç savaşayakın bir şeydi. Gerçekleşmediği için hepimizmemnun olduk. Benim 1980’de yaşadığım darbedençok farklıydı. Zira tanık olduğumuz darbelerkomuta birliğinde planlanıp bir noktadademokrasiye dönüş hedefiyle gerçekleştirildi.Buradaysa darbecilerin motivasyonunun tamolarak ne olduğunu bilmiyoruz. Ancak demokratiksistemi yıkıp yerine gizli bir teşkilatı iktidaragetirmeyi hedefledikleri açık.

SADAKATLERİ DEVLETE DEĞİL

* Hepimiz kesin kanıtları bekliyoruz ancakemarelerin çoğu Gülen hareketine işaretediyor. Emareler derken de sadece Türkhükümetinin açıklamalarını kastetmiyorum.Bunu planlayanların askeri müesses nizamdanolmadığı ortada. Gülen, ordu içine epeysızmıştı. Zaten polis ve yargıya aşırı şekildesızmalar daha önce gerçekleşmişti.

* Sızmalara Türkiye’de görev yaptığımyıllarda şahit oldum. Özellikle Balyozsoruşturmasında, Hakan Fidan’ın ifadesialınmaya çalışıldığı sırada bu durumu tespitettim. Türkiye’de bürokrasinin önemli birbölümü Gülen hareketinden sızmıştı vesadakatleri devlete değil bu hareketeydi.

*15 Temm uz’un arkasında Gülencilerin olmaihtimali yüksek ancak Türkiye’nin bunu yargıönünde kanıtlaması gerekiyor. İpi kimlerinçektiğini anlamak için bilgiye ihtiyacımız var.

* Batı ve ABD, darbe girişiminden sonraTürkiye’ye destek vermedi. Bunun nedenibelli. Erdoğan diğer liderler gibi ikiyüzlüdeğil. Erdoğan ise bizimle çatışıyor,çelişkilerimizi yüzümüze vuruyor, dostumuzolmaya çalışmıyor. Bu yüzden Erdoğan,Washington’da ve Avrupa’da sevilmiyor.

Solyal medyada şu yorumlar yapıldı

CIA, NATO VE PENTAGON

* FETÖ, sizin hainliğinizin Türkiye kolu. Ancak başarılı olamadınız.
* EY ABD, korkmuyoruz sizden. Washington’ın aklı, bize sökmez.
* JEFFREY, çok iyi niyetliymiş gibi davranıyor. İşin içinde "ABD var ama söyleyemem’ modunda.
* BU adam Irak’ta Türkiye aleyhine çalışıyor. Çok tehlikeli ve Gülen’i iyi tanır.
* JEFFREY, Türkiye’de bulunduğu süre içinde FETÖ’ye nasıl destek verdiğini açıklar mı? Elbette hayır.
* SAYIN Jeffrey… ABD’ye söyleyin, ‘dünyayı arkasına alıp gelsin’ bekliyoruz.
* JEFFREY, işin arkasında Gülen’i büyüten NATO, CIA ve Pentagon var. Yani memleketin ABD var...

TARİH : Eski Mezopotamya’daki Savaşlarda Tanrıların Rolü


Eski Mezopotamya’daki Savalarda Tanrlarn Rol.pdf

TSK DOSYASI : ESKİ GENELKURMAY BAŞKANI Necdet Özel’i utandıracak belge


Necdet Özel, TSK’daki Cemaat’i yazan birçok isme dava açmış, Orduevlerine giriş yasağı koymuştu.

Eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in bugün Hürriyet’ten Fikret Bila’ya yaptığı açıklamalar acı acı gülümsetti.

Şöyle anlatalım…

Odatv’nin de aralarında olduğu az sayıda Cemaat karşıtı ismin Genelkurmay Adli Müşaviri Muharrem Köse’nin Cemaat bağlantısını yazmasının ardından Özel neler yaptığını Bila’ya şöyle anlattı: "Necdet Paşa, Köse’yi çağırıp sorar, ‘Senin hakkında paralelci olduğuna dair iddialar var. Var mı ilişkin, ne diyorsun?’ Köse, ‘Hayır komutanım’ yanıtını verir."

Acı acı gülümsetti. Zira Necdet Özel, TSK’daki Cemaat’i yazan birçok isme dava açmış, Orduevlerine giriş yasağı koymuştu.

Kırmızı Kedi Yayınevi Sahibi Haluk Hepkon, bugün sosyal medyadan "Necdet Özel bu rezillik için Kırmızı Kedi’den de özür dileyecek mi? Peşinen söyleyeyim ben ne unuturum ne bağışlarım" yazdı.

Zira Özel, Kırmızı Kedi’den çıkan ve "İmamların Öcü-TSK’daki Cemaat Yapılanması" kitabına dava açmıştı.

Hepkon, dava belgesini de paylaştı.

Kısacası Özel’in durumu masumca "kandırıldık" diyerek geçiştirilecek bir durum değil. Özel bizzat TSK’daki Cemaat yapılanmasına gözyummakla kalmadı, deşifre edenlerle mücadele etti. Dava açtı, orduevlerine girişini yasakladı.

Kısacası olay "gaflet ve delalet"in çok ötesinde "hatta…" diyerek liste uzatılabilir.

ÜÇOK NASIL ANLATMIŞTI

Bakın Ahmet Zeki Üçok, Odatv’de Köse’yi nasıl anlatmıştı:

“Muharrem Köse 1988-1992 Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde askeri öğrenci olarak okumuştur. Çeşitli görevlerden sonra 2010 yılında Askeri Yargıtay’a üye seçilmiştir.2012 yılında Genelkurmay Adli Müşaviri Hıfzı Çubuklu’nun ‘Andıç kumpası’ ile tutuklanması sonrasında, Yargıtay üyeliği gibi askeri yargının en yüksek görevinden feragat ederek, yargıçlık güvencesi dahi olmayan Genelkurmay Adli Müşavirliğine atanmıştır” dedi.

KUMPAS DAVALARINDA ROL ALDI

Genelkurmay Adli Müşaviri olarak darbeci Albay Köse’nin kumpas davaları süresince savcılık ve mahkemeler ile yazışmaları bizzat yaptığını ifade eden emekli Albay Üçok şöyle devam etti:

“Askeri belgelerin gizlilik derecelerini tespit eden tüm komisyonları oluşturmuştur. Bu komisyonlar Atatürkçülük ders notlarını, bilgisayar virüs programlarını devletin güvenliğine ilişkin belge olarak niteleyip masum insanların casusluk suçlaması ile onlarca yıl hapis cezası almalarına neden olmuştur.”

“KOZMİK ODADAKİ BELGELERİ FETÖ’CÜ SAVCIYA VERDİ”

Emekli Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok, darbeci Köse’nin suçlarını şöyle sıraladı:

“Balyoz kumpası davası sırasında sanıkların istediği belgeleri göndermemiştir. 28 Şubat davası sırasında davanın en önemli suçlama delili kabul edilen ve ancak mevcut olmayan bir belgeyi sanki Genelkurmay’da mevcutmuş gibi ‘aslı gibidir’ diyerek imzalayıp göndermiştir. Kozmik Oda araması sırasında devletin en gizli bilgilerini kaydedildiği hard diski mahkeme kararına rağmen FETÖ üyesi savcıya teslim ederek çok gizli devlet sırlarının FETÖ eline geçmesini sağlamıştır. Aynı dava sırasında sahte evrak düzenleyerek Genelkurmay Başkanının adına sahte yazılar göndermiştir. Askeri Yargıtay üye seçimlerine doğrudan müdahale ederek FETÖ mensubu askeri hakimlerin Asker Yargıtay üyesi olarak seçilmelerini sağlamıştır. Kumpas davaları süresince başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere tüm komuta kademesini FETÖ talimatları doğrultusunda yönlendirerek personelin suçlu olarak algılanmasına neden olmuştur. FETÖ üyesi olmaktan hakkında yakalama kararı ve halen kaçak olan Avukat Sönmez Ahi’nin Genelkurmay Başkanlığının resmi avukatı olmasını sağlamıştır. Aynı zamanda FETÖ üyesi Avukat Sönmez Ahi’nin başta Necdet Özel, Yaşar Güler olmak üzere bir çok üst düzey komutanın özel avukatı olmasına aracılık etmiştir.”

Odatv.com

TARİH : ESKİ ARAPÇA KAYNAKLARDA TÜRKLER


ESK ARAPA KAYNAKLARDA TRKLER.pdf

FETULLAHÇI İSTİHBARATÇILAR DOSYASI : Eski İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Aktepe it irafçı oldu


Etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen eski İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Gürsel Aktepe, İstihbarat Dairesindeki onlarca FETÖ’cünün isimlerini verdi.

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişiminin ardından gözaltına alınan eski İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Gürsel Aktepe, İstihbarat Dairesindeki onlarca FETÖ’cünün isimlerini verdi.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, 17-25 Aralık sürecinden sonra FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle meslekten atılan ve darbe girişimi gecesi Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığını ele geçirmek üzere buraya geldiği iddia edilen Aktepe, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığının giriş kapısı yakınlarında gözaltına alınmıştı.

FETÖ’nün İstihbarat Daire Başkanlığındaki yapılanmasına ilişkin bilgi vermek ve bu konuda etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini belirten Aktepe, şunları anlattı:

"İstihbarat Daire Başkanlığında ve bağlı birimlerde görev yapanlardan daire başkanları Ramazan Akyürek ve Ömer Altıparmak’ın, başkan yardımcıları Recep Güven, Coşkun Çakar, Hüseyin Özbilgin ve Ayhan Falakalı ile diğer görevliler Tamer Özbek, Ahmet Koçak, Yunus Yazar, Sadetin Akgüç, Ahmet Ümit Seçgin, Sadık Akpınarlı, Ali Ağıllı, Emre Baykal, İbrahim Tuka, Lokman Kırcılı, Sedat Zavar, Hami Güney, Enes Çiğci, İlker Usta, Ali Özdoğan, Okan Aytekin, Ahmet Koçak, Ali Arslantaş, Özgür Türker, Erol Doğan, Salih Keskinkılıç, Teymur Çirak, Hasan Ali Okan, Muarrem Durmaz, Veli Özdemir, Tamer Bülent Demirel, örgütle bağlantılı olduklarını bildiğim isimler. Şu an nerede görev yaptığını bilmediğim kendi devrelerimden Alpaslan Çalışkan ile Basri Aktepe, Hasan Hüseyin Gerçek de bu örgütle bağlantılı olduğunu bildiğim arkadaşlarımdır."

"Özdemir, FETÖ’nün Emniyet sorumluluğundan ayrıldı"

"Emniyet imamı" olduğu iddia edilen Kemalettin Özdemir’in 2006-2007 yıllarında, FETÖ’nün Emniyet’e bakan kısmının sorumluluğundan ayrıldığını belirten Aktepe, Özdemir’in yerine ise "Kozanlı Ömer" lakaplı Osman Hilmi Özdil’in bu göreve getirildiğini kaydetti.

Özdil ile iki defa görüştüğünü anlatan Aktepe, şu ifadeleri verdi:

"İlkinde daireye geldiğimde kendisiyle tanışma görüşmesi yaptım. İkincisinde de bir think tank tarzı görüşme yaptık. Bu görüşmede kendisine ‘Herkesi kendimize düşman yapmayalım.’ demiştim. Ondan sonra bir daha görüşme fırsatı bulamadım. Kemalettin Özdemir’in örgütten ayrılma nedenini bilmiyorum ancak Özdemir, Emniyet sorumluluğundan ayrıldığında kendisiyle bir kısım Emniyet görevlileri de bizden ayrıldılar ve Özdemir ile birlikte hareket etmeye başladılar. Bunlar hatırladığım kadarıyla Sabri Dilmaç, Fikret Salmaner, Hanefi Avcı’dır.

İstihbarat Daire Başkanlığının loglarının silinmesinde ben daire başkanıydım. Daha doğrusu, İRİS programının kurulma aşamasında ben bu görevdeydim. Bu konuda herhangi bir talimat vermedim. Bu, teknik bir konudur. Fazla detaylı bilgiye sahip değilim."

DARBEDEN NOTLAR : ESKİ DARBECİ VE ERGENEKONCU SUBAYLAR, YENİ DARBECİ VE FETÖ’CÜ SUBAYLAR İLE ÇAT IŞTI


Darbe gecesi kimsenin bilmediği çatışma..

Balyoz Davası’ndan 3’er yıl hapis yatan 3 subay, darbe girişimini gece evde öğrendi. Beylik tabancalarını alıp sivil kıyafetle Jandarma Genel Komutanlığı’na koştular ve darbecilerle sabaha kadar çatıştılar.

15 Temmuz Darbe Girişimi gecesi Jandarma Genel Komutanlığı’nı karargah olarak kullanmayı hedefleyen darbeci askerler, ilk olarak Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi’yi rehin aldı. Ardından komutanlığı ele geçirmek için harekete geçmişlerdi. Komutanlıkta çok şiddetli çatışmalar yaşandı ve darbeciler helikopter ve savaş uçaklarından destek isteyerek komutanlığı bombalattı.

Balyoz Davası’ndan 3’er yıl hapis yatan 3 subay, darbe girişimini gece evde öğrendi. Beylik tabancalarını alıp sivil kıyafetle Jandarma Genel Komutanlığı’na koştular ve darbecilerle sabaha kadar çatıştılar.

15 Temmuz Darbe Girişimi gecesi Jandarma Genel Komutanlığı’nı karargah olarak kullanmayı hedefleyen darbeci askerler, ilk olarak Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi’yi rehin aldı. Ardından komutanlığı ele geçirmek için harekete geçmişlerdi. Komutanlıkta çok şiddetli çatışmalar yaşandı ve darbeciler helikopter ve savaş uçaklarından destek isteyerek komutanlığı bombalattı.

BALYOZ’DAN CEZA ALMIŞLARDI

Posta’nın haberine göre, darbe girişimini duyan Jandarma Genel Komutanlığı Personel Daire Başkanı Kurmay Albay Aziz Yılmaz, Jandarma Plan Prensip Başkanı Tuğgeneral Ahmet Hacıoğlu ile Kurmay Albay Ali Demir’i aradı. Bu üç askerin ortak özelliği, Balyoz Davası’nda 16 yıl hapis ceza almaları ve 3’er yıl hapis yatmalarıydı.

18 HAİN İÇERİ GİRMİŞTİ

Balyoz mağduru komutanlar aynı askeri lojmanda oturuyorlardı. Bu üç askere Albay Nurettin Alkan ile Albay Güven Şağban da katıldı. Yanlarında sadece beylik tabancaları vardı. Sivil kıyafetlerle bir otomobile binip Jandarma Genel Komutanlığı’na gittiler. Darbeci Kurmay Yarbay Süleyman Karaca karagahı ele geçirmek için 18 darbeci askerle komutanlığın içindeydi.

DESTEK GELENE KADAR ATEŞ
Bu 5 subay çatışarak içeri girdiler. Albay Nurettin Alkan kolundan yaralandı. Çatışma sabaha kadar sürdü. Bu 5 subay destek gelene kadar Jandarma Genel Komutanlığı’nın darbecilerin eline geçmesini önledi. Özel Kuvvetler de sabah 07.00’de operasyon düzenleyip darbecileri etkisiz hale getirdi.

BALYOZ’DAN CEZA ALMIŞLARDI

Posta’nın haberine göre, darbe girişimini duyan Jandarma Genel Komutanlığı Personel Daire Başkanı Kurmay Albay Aziz Yılmaz, Jandarma Plan Prensip Başkanı Tuğgeneral Ahmet Hacıoğlu ile Kurmay Albay Ali Demir’i aradı. Bu üç askerin ortak özelliği, Balyoz Davası’nda 16 yıl hapis ceza almaları ve 3’er yıl hapis yatmalarıydı.

18 HAİN İÇERİ GİRMİŞTİ

Balyoz mağduru komutanlar aynı askeri lojmanda oturuyorlardı. Bu üç askere Albay Nurettin Alkan ile Albay Güven Şağban da katıldı. Yanlarında sadece beylik tabancaları vardı. Sivil kıyafetlerle bir otomobile binip Jandarma Genel Komutanlığı’na gittiler. Darbeci Kurmay Yarbay Süleyman Karaca karagahı ele geçirmek için 18 darbeci askerle komutanlığın içindeydi.

DESTEK GELENE KADAR ATEŞ
Bu 5 subay çatışarak içeri girdiler. Albay Nurettin Alkan kolundan yaralandı. Çatışma sabaha kadar sürdü. Bu 5 subay destek gelene kadar Jandarma Genel Komutanlığı’nın darbecilerin eline geçmesini önledi. Özel Kuvvetler de sabah 07.00’de operasyon düzenleyip darbecileri etkisiz hale getirdi.

DARBEDEN NOTLAR : Eski MİT’çi Eymür konuştu


MİT Kontrterör eski Başkanı Mehmet Eymür, " Ön planda Gülen ve cemaat faktörü olsa da, bu bir istihbarat yapılanması ve bir istihbarat projesidir" dedi.

TSK’nın neredeyse yüzde 70’inin cemaatçi olduğunu söyleyen Mehmet Eymür, “ABD, orduda din ve cemaat motifini kullanıp Gülen üzerinden örgütlenmiş… Tam olarak ayıklanmadıkları sürece içimizdeki paralel yapı projelerine devam eder” dedi

MİT Kontrterör eski Başkanı Mehmet Eymür, 15 Temmuz gecesi yaşananları ‘’İstihbarat projesi” biçiminde değerlendirdi ve darbe girişiminden ABD’nin haberi olduğunu savundu. Eymür, “MİT, TSK içinde aktif istihbarat yürütemez. Bunu askeri istihbarat yapar. Ancak sinyal istihbaratı, hava fotoğrafları gibi teknik imkanlarla, darbe hazırlıkları haber alınabilir. 15 Temmuz’u haber alan MİT Müsteşarı, önce Başbakan, sonra Cumhurbaşkanı ve gerekiyorsa Genelkurmay Başkanı’na haber vermeliydi” dedi. İşte Eymür’ün sözleri:

O KAYITLARI GÜLEN Mİ DİNLİYOR?

Korkunç bir kabus gördük. Ön planda Gülen ve cemaat faktörü olsa da, bu bir istihbarat yapılanması ve bir istihbarat projesidir. Ordunun neredeyse yüzde 70’e yakını cemaatçi. Cemaate hizmet ediyorum zannedip, Türkiye’yi bölmek isteyen yabancı istihbarat servislerine hizmet eden zavallılar… Başyaver, Genelkurmay başkanının odasına her gün dinleme aleti koyuyor, ağabeyine günlük kayıt veriyor. Bu kayıtları Gülen mi, kim dinliyor? Jandarma, polis, yargıda da aynı yapılanma var. Disiplini en yüksek kurum olan Türk Silahlı Kuvvetleri böyleyse, diğer kurumlar ne haldedir?

“BİZİ BİZDEN İYİ TANIYORLAR”

1960 askeri ihtilalinde ve sonrakilerde cemaat mi vardı? Hayır. Ordu içinde Amerikalıların “Our Boys” yani “Bizim Oğlanlar” dedikleri ABD’ye hizmet eden subaylar vardı. Şimdi bizi bizden daha iyi tanıyıp tahlil ettiklerinden, din ve cemaat motifini kullanıp Gülen üzerinden örgütlenmişler. Onlar açısından, şaşkınlık yaratacak kadar başarılı. Her yerden dinleme ve raporlar geliyor. Habersiz bir şey yapmaya çalışırsan birini yayınlıyorlar, uzatırsan başına çuval geçiriyorlar. Olay yeni değildir, 1940’lara dayanır. Bunu sadece Fethullah Gülen ve cemaatine bağlamak olayı küçültür, Gülen’i ise büyütür. Tam olarak ayıklanmadıkça içimizdeki paralel yapı, daha doğrusu “Yönetici Yapı” faaliyet ve projelerine devam eder.

İLK SİNYALİNİ VERMİŞLERDİ

Gülen’in de ABD’de yaşadığı dikkate alınınca, ABD’nin bu girişimden haberi olmaması, kesinlikle mümkün değildir. Darbe girişiminin ilk sinyalini de, yakın tarihte ABD’nin eski Ankara büyükelçileri Morton Abramowitz ve Eric Edelman, Washington Post’a yazdıkları bir yazıyla, Erdoğan’ı istifaya çağırarak verdiler.

Orgeneral ve korgenerallerin, üst düzey bürokratların müsteşarlık yaptığı, emekli subayların da çalıştığı, hiyerarşik yapıdaki MİT’e, Hakan Fidan’ın tayini, bana göre büyük bir yanlıştı. Darbe girişimi haberini alan MİT Müsteşarı’nın önce doğrudan bağlı olduğu Başbakan’a haber vermesi gerekirdi. Cumhurbaşkanı’na da kesin olmasa dahi böyle önemli bir konunun haber verilmemesi manidar. Önce Başbakan’a, Cumhurbaşkanı’na ve gerekiyorsa Genelkurmay Başkanı’na haber vermeliydi.

MİT, TSK’DA İSTİHBARAT FAALİYETİNDE BULUNAMAZ

MİLLİ İstihbarat Teşkilatı’nın görevinin Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak olduğunu söyleyen Mehmet Eymür, şöyle devam etti: “TSK’nın bir yönergesine göre MİT, TSK içinde aktif istihbarat faaliyeti yürütemez. Bu faaliyeti askeri istihbarat birimleri yapar. Sinyal istihbaratı, hava fotoğrafları gibi teknik imkanlar kullanılarak ve yabancı unsurlar kontrol edilerek, darbe hazırlıkları haber alınabilir. MİT’in görevi Türkiye Cumhuriyeti’ni, anayasasını korumaktır.

“YANINDA OLMALIYIZ”

15 Temmuz 2016 gecesi darbe girişimi geldi. Şehit ailelerinin başı sağ olsun. Yaralı gazilere, 15 dakika fark ile ölümden kurtulan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a da geçmiş olsun. Türkiye’yi böldürmediği, hainlerle mücadele ettiği müddetçe eski olumsuzlukları unutup, bütün Türkiye yanında olmalı. Ancak bir dileğim de var: Başkanlık sisteminden ve Taksim’deki inşaatlardan şimdilik vazgeçmesi…”

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// AKP’li eski vekil itiraf etmişti : TSK’ya karşı, ABD ve cemaatle işbirli ği yaptık


AKP Diyarbakır Eski Milletvekili Abdurrahman Kurt, Tarafsız Bölge’de AKP’nin askeri vesayeti bitirmek için Cemaat ve ABD ile işbirliği yaptığını itiraf etmişti.

TSK içindeki Fethullahçı subayların başarısız darbe girişiminin ardından bir kez daha "Cemaat TSK’nın içinde nasıl bu kadar etkin hale geldi?" tartışması başladı.

AKP iktidarı, bu konuda kendisinden önceki iktidarları suçlarken ve ‘kandırıldık’ savunmasına devam ederken, aslında ortada bir kandırılma değil, bilinçli bir şekilde TSK‘yı yıpratma operasyonunda ABD ve cemaatle işbirliği yapıldığını AKP‘nin eski milletvekili Abdurrahman Kurt, 2014 yılında CNN Türk’teki Tarafsız Bölge’de açıkça itiraf etmişti.

AKP‘li Kurt,"O dönem cemaatle görüşmeler yaptık. Bir sürü eşimiz, dostumuz, akrabamız var bu konuda çevremizde. Burada yadırganacak bir şey de yok. Buda ülkenin bir gerçeğiydi. Ve biz askeri vesayete karşı mücadele verirken, onlar yanımızdaydı. Biz bir şeyi karıştırdık. Onların bizim yanımızda olması, askeri vesayetin ilk defa Rusya’nın yanında yer alması nedeniyle görevlendirilmelerindenmiş. Amerika ile beraber, cemaat de bizim yanımızda yer aldı. Bunun sebebi, askeri vesayetin darbeyi Rusya’ya yaslanarak yapmaya çalışması." diyerek yapılan işbirliğini açıkça itiraf etmişti.

İşte hafıza tazelemek isteyenler için o sözler:

Link : https://cdn00.vidyomani.com/c/0/0/3/akp-li-abdurrahman-kurt-abd-ve-cemaatle-birlikte-askeri-vesayeti-bitirdik/index.html.

DARBEDEN NOTLAR /// VİDEO : Eski Genel Kurmay Başkanı Necdet Özel Darbecileri Anlatıyor


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=5TAvBxrevc0&feature=em-uploademail

TARİH : ESKİ TÜRK HUKUK VESİKALARI


ESK TRK HUKUK VESKALARI.pdf

ERMENİ SORUNU DOSYASI : 114 CHP ESKİ MİLLETVEKİLİNİN SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA ALMA N PARLAMENTERLE GÖNDERDİĞİ MEKTUP


114 CHP ESKİ MİLLETVEKİLİNİN SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA ALMAN PARLAMENTERLE GÖNDERDİĞİ MEKTUP

Alman Parlamentosunun Sayın Üyeleri,

Ermeni soykırımı iddiasıyla ilgili olarak Alman Parlamentosuna sunulan karar tasarısı hakkında aşağıdaki hususları bilginize sunuyoruz:Türkler ve Ermeniler yüzyıllar boyunca barış ve uyum içinde yaşamışlardır. Çok sayıda Ermeni Osmanlı idaresinde önemli sorumluluklar üstlenmişlerdir. Bakanlık, milletvekilliği, büyükelçilik gibi görevlerde bulunmuşlardır. Birinci Dünya Savaşında Çar II. Nikola’nın çağrısı üzerine, yaklaşık150,000 Ermeni kökenli Osmanlı vatandaşı Türkiye’nin Doğu bölgelerini işgal eden Rus birliklerine katılmıştır. Bu Ermeniler Türk ordusunun ikmal yollarına ve depolarına, köy ve kasabalara saldırarak kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere çok sayıda Türkü öldürmüşlerdir.1915 yılında Osmanlı Hükümeti, Doğu Cephesindeki komutanların talebi üzerine çatışma bölgelerine yaşayan Ermenileri İmparatorluğun güvenlikli bölgelerine nakletmeyi kararlaştırmıştır. Bu dönemde çok sayıda Türk ve Ermeni hayatlarını kaybetmişlerdir. Türk devlet arşivlerine göre o dönemde 519,000 Türk hayatını kaybetmiştir. Bunların çoğu Ermeni silahlı gruplar tarafından öldürülmüştür.

TÜRKLERİ DEĞİL, KENDİ PARTİSİNİ SORUMLU TUTMUŞTUR

Fransız gazeteci Jean Schliklin, 1922 yılında yayınladığı Angora isimli kitapta 100 Türk köyünün yakıldığını ve bu köylerde yaşayanların Ermeniler tarafından katledildiğini yazıyor. Ermenilerin kayıpları konusunda çeşitli tahminler var. Fransız yazar Pierre Loti, Fransız Dışişleri Bakanına yazdığı mektupta Ermeni iddialarının büyük ölçüde abartmalı olduğunu belirtiyor.Birinci Dünya Savaşında Büyük Devletlerin Propaganda teşkilatları,özellikle İngiliz Propaganda Bakanlığı Wellington House, bu çatışmaları Ermeni katliamı olarak yansıtmış ve Ermenilerin katliamının kurbanı olan Türklerden hiç söz etmemiştir. Ermenistan’ın ilk Başbakanı ve Taşnak Partisinin lideri Ovannes Katzchaznouni, 1923 yılında yaptığı bir konuşmada o dönemdeki yanlışlıklardan Türkleri değil, kendi partisini sorumlu tutmuştur. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1948 tarihinde kabulettiği Soykırım Suçu’nun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, soykırımın tarifini yapmakta ve soykırımla suçlanan kişilerin o suçun işlendiği ülkenin yetkili mahkemesinde veya akit tarafların yetkisini kabul ettikleri bir uluslararası ceza mahkemesinde yargılanabileceğini belirtmektedir. Bu nedenle Ermeni iddiaları, bu konuda karar vermeğe yetkili olmayan Parlamentolar tarafından haklı bulunamaz. İngiltere Dışişleri Bakanlığında Devlet Sekreteri olan Barones Meta Ramsay of Cartvale, 19 Nisan 1999’da Lortlar Kamarasında yaptığı bir konuşmada şunları söylemiştir: “…Osmanlı İmparatorluğu’nun o devirde kendi denetiminde olan Ermenilerin ortadan kaldırılması için kararverdiği yolunda tartışmasız kabul edilebilecek delillerin bulunmaması nedeniyle İngiliz Hükümeti 1915-1916 olaylarını bir soykırım olarak kabul etmemektedir.”

TARİHİ OLAYLAR BUGÜNÜN AMAÇLARI İÇİN KULLANILMAMALI

Aralarında Bernard Lewis, JustinMcCarthy, Stanford Show ve DankwartRustow’un da bulunduğu 69 Amerikalı bilim adamı, 19 Mayıs 1985’de New

York Times ve Washington Post’ta yayınladıkları bir bildiride şugörüşleri, savunmuşlardır: “…Tarihçilerin saldırganlar ve masumlar arasındaki sorumluluğu kesin olarak saptayabilmelerinden ve Doğu Anadolu’daki halk içinde çok sayıda Hıristiyan ve Müslümanın ölümüne veya yer değiştirmelerine yol açan nedenleri belirlemelerinden önce ortaya çıkartılması gereken daha çok şey vardır.”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 17 Aralık 2013 tarihinde aldığı birkararda İsviçre’yi,Türkiye İşçi Partisi Başkanı Doğu Perinçek’in Ermeni Halkına karşı soykırım yapılmadığını halkın içinde inkar ettiği gerekçesiyle mahkum etmek suretiyle konuşma özgürlüğünü ihlal etmiş olduğunu hükme bağlamıştır. Mahkeme tarihi açıdan mutlak biçimde belirlenmeyen meselelerde, özellikle soykırımın çok özel ve yüksek düzeyde kanıt gerektiren dar biçimde kanıtlanmış bir hukuki kavram olması nedeniyle oybirliğinin sağlanmasının güç olduğuna hükmetmiştir. Mahkemenin üst kurulu da 15 Ekim 2015 tarihinde bu kararın özünü benimsemiştir. Fransız Yüksek Mahkemesi de 8 Ocak 2016 tarihinde aldığı bir kararla Parlamentoların soykırım iddialarıyla ilgili hüküm vermeye yetkili olmadıklarını belirtmiştir. Ermeni soykırım iddiaları, öyle anlaşılıyor ki, Birinci Dünya Savaşında Türklere karşı yaptıkları katliamın ve 1970’li ve 80’liyıllarda Ermeni Terör Örgütü ASALA’nın Türk diplomatlarını öldürmelerinin üzerini örtmeyi amaçlamaktadır. 1993 yılından beri Yukarı Karabağ’la beraber Azerbaycan topraklarının %20’sini işgal eden ve 1 milyon Azeri’yi göçe zorlayan, 25-26 Şubat 1992 tarihinde de Hocali’ye saldırarak aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 613kişiyi katleden Ermeniler, 1915 olaylarıyla ilgili iddialarını sürekli olarak tekrarlayarak bu trajik olayları gözlerden saklamak istemektedirler.

Tarihi olaylar bugünün amaçları için kullanılmamalı ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13 Nisan 2005 tarihinde İngiltere Parlamentosuna gönderdiği mektupta belirttiği gibi, tarih tarihçilere bırakılmalıdır. Yukarıda belirtilen olayların ve hukuki delillerin ışığında, Alman Parlamentosunun 1915 olayları hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiyle Fransız Yüksek Mahkemesinin kararlarını gözardı edecek bir hüküm vermekten kaçınmasını bekliyoruz. Böyle bir karar Türk-Alman ilişkilerine de ciddi zarar verecek ve Türk halkının milli duygularını incitecektir.

MEKTUBUN ALMANCA – İNGİLİZCE VE TÜRKÇE METNİ

MEKTUBA İMZA ATAN İSİMLER

Hristiyan Birlik partileri (CDU & CSU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Yeşiller Partisi’ncehazırlanan önerge konusunda, Federal Almanya Meclisi üyelerine gönderilen mektuba şu isimler imza attılar:

Hakkı Akalın, Orhan Akbulut, Vezir Akdemir, Zekeriya Akıncı, Halil Akyüz, Önay Alpago, Kemal Anadol, Oya Araslı, Necla Arat, Mehmet Ali Arıkan, Ali Arslan, Yücel Artantaş, Şevket Arz, Gani Aşık, Ergün Aydoğan, İsa Ayhan, Selçuk Ayhan, Ferudun Ayvazoğlu, Feridun Baloğlu, Bülent Baratalı, Orhan Birgit, Ali Rıza Bodur, Mehmet Boztaş, Ersoy Bulut, Volkan Canalioğlu, Necati Cebe, Alev Coşkun, Mevlut Coşkuner, Osman Coşkunoğlu, Suat Çağlayan, Rasim Çakır, Vahit Çekmez, Erol Çevikçe, Orhan Ziya Diren, Gökhan Durgun, Şükrü Elekdağ, Hüseyin Ekmekçioğlu, Oktay Ekşi, Atilla Emek, Orhan Eraslan, Tuncay Ercenk, Gürol Ergin, Ahmet Ersin, Zeki Eroğlu, Abdürrezak Erten, İsa Gök, Birgül Ayman Güler, Ahmet Hasan Gümüş, Salih Gün, Rahmi Güner, Erol Güngör, Uluç Gürkan, Algan Hacaloğlu, Abdullah Emre İleri, Murat Kahyaoğlu, Erdal Karademir, Ahmet Yılmaz Kaya, Erdal Kesebir, Adnan Keskin, Ahmet Güryüz Ketenci, Ahmet Küçük, Mehmet Küçükaşık, Esfender Korkmaz, Osman Korutürk, Ali Kemal Kumkumoğlu, Muzaffer Kurtulmuşoğlu, Mehmet Küçükaşık, Faruk Loğoğlu, Şahin Mengü, Güldal Mumcu, Güldal Okuducu, Haşim Oral, Selahattin Öcal, Ensar Öğüt, Onur Öymen, İsmail Özay, Abdullah Özer, Ramazan Kerim Özkan, Ufuk Özkan, Mustafa Özyürek, Hüseyin Pazarcı, Mehmet Parlakyiğit, Kemal Sağ, Sıdıka Sarıbekir, Cevdet Selvi, Nur Serter, Tacidar Seyhan, Behiç Sonbay, Ertöz Vahit Suiçmez, Murat Sönmez, Orhan Sür, Feramus Şahin, Berhan Şimşek, Ahmet Tan, Bülent Tanla, Muharrem Toprak, Fevzi Topuz, Metin Tüzün, Enis Tütüncü, Engin Ünsal, Hüseyin Ünsal, Fahrettin Üstün, Cumhur Yaka, Abdülaziz Yazar, Sacit Yıldız, Dilek Akagün Yılmaz, Ahmet Yılmaz, Ahmet Yılmazkaya, Vedat Yücesan, Şefik Zengin

SÖZDE SOYKIRIM LİSTESİ : 114 “CHP ESKİ MİLLETVEKİLİ TARAFINDAN ‘SÖZDE SOYKIRIM’ KONUSUNDA ALMANYA PARLAMENTOSUNA GÖNDERİLEN MEKTUP


114 “HP ESK MLLETVEKL TARAFINDAN ‘SZDESOYKIRIM’ KONUSUNDA ALMANYA PARLAMENTOSUNA GNDERLEN MEKTUP.pdf

MİT DOSYASI : Eski MİT Müsteşar Yardımcısı ‘MİT’i uyardı


Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, Milli İstihbarat Teşkilatı’na çeşitli uyarılarda bulundu…

Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, Milli İstihbarat Teşkilatı’nda yapılan değişiklikler konusunda hem uyardı hem de eleştirilerde bulundu. Öneş, "Silah ve benzeri araçları kayıt altına almama yetkisi MİT’e zarar verir" dedi.

Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’a konuşan, Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, Taşınır Mal Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) verilen “Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nda yer alan görevlerin ifası amacıyla” satın aldığı silah, araç gibi “taşınır mallar”ı “kayıt altına almama” ve bunların giriş-çıkışlarında “işlem belgesi düzenlememe” yetkisini eleştirdi. Öneş, “Burada silah ve benzeri maddelerin satın alınması ve kullanılması meselesinde mutlak bir kapalı alan ortaya çıkarılmış oluyor. Kapalı alan derken herhangi bir denetime imkân vermeyen bir yapı kurulmuş. MİT TIR’ları meselesinde de olduğu gibi gerçekten bu konudaki tartışmalar, hem ülkemize zarar vermiştir, hem de MİT’in kurumsal yapısına zarar vermiştir. Kamuoyunda çok değişik bir algı ortaya çıkmıştır. Bu yıpratıcıdır. Kayda almama ilk planda tereddüt yaratıyor” dedi.

Öneş, kapalı sistemin denetim şartlarını ortadan kaldıracak bir hukuki yapı kurulmasının doğru olmadığını vurgulayarak “Bu durum, gerek teşkilatın üzerinde sorunlar ve soru işaretleri yaratması ve yahutta teşkilat hizmetlerinin kullanımında siyasi baskıların arttırılmasına imkân vermesi gibi çeşitli olumsuz durumların ortaya çıkmasına neden olur. Bu nedenle yönetmelik değişikliği çok riskli bir durumdur” diye konuştu.

Teşkilatın kendi prensipleri, yasal görevleri çerçevesinde taşınır malların kayda alınmaması gibi bir durumu kabul etmenin doğru olmadığının altını çizen Öneş, “Ayrıca teşkilatın özel faaliyetlerinin de kendi yönetmeliği içerisinde özellikle silah ve benzeri çalışmalardaki faaliyetlerinin de belirli bir şekilde sınırlarının çizilmesi ve kontrol imkânlarını ortadan kaldırmadan kendi ilkeleri çerçevesinde şeffaflıktan uzaklaşılmaması gerekir. Yoksa yanlış kullanımlar, yanlış kararlar ülkeye zarar verir” görüşünü kaydetti.

Öneş, şöyle devam etti:

“Bir de esasında özellikle MİT’in operasyonel faaliyetleri de yasal görevler çerçevesi içinde, milli çıkarlar ve anayasal ilkeler çerçevesinde şekillenebilir. Bunun dışındaki örneğin bir silah taşıma aracı olarak gerek ülkeler arasındaki sorunlarda MİT’in kullanılma olayı, bana göre istihbarat faaliyetinde zaafiyet ve risk yaratacak bir durumdur.”

"İSTİSMAR EDİLEBİLİR"

İstihbaratın denetimden kaçınmaması gerektiğini vurgulayan eski MİT yöneticisi Öneş, kayda alınmayan silah ve benzeri malzemelerin “istismar edilebileceğini” belirtti.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// 14 ilde FETÖ/PDY operasyonu : Eski İstihbarat Müdürü dahil 45 göza ltı


Mersin merkezli 14 ilde FETÖ/PDY’ye yönelik eş zamanlı operasyonda aralarında Mersin eski İstihbarat Müdürü Ali İhsan Kaya’nın da bulunduğu 45 kişi gözaltına alındı, 42 kişinin de arandığı belirtildi

Mersin merkezli 14 ilde gerçekleştirilen ‘Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’na yönelik operasyonda, aralarında Mersin eski İstihbarat Müdürü Ali İhsan Kaya’nın da bulunduğu 45 kişi gözaltına alındı, 42 kişinin de arandığı bildirildi.

Edinilen bilgiye göre, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında, Mersin merkezli 14 ilde ‘Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’na yönelik eş zamanlı operasyon düzenlendi.

Terörle Mücadele ve KOM Şube Müdürlüğü ekiplerince sabaha karşı Mersin, İstanbul, Ankara, Adana, Gaziantep, Osmaniye, Kahramanmaraş, Nevşehir, Şanlıurfa, Elazığ, Kayseri, Antalya, Hatay ve Kahramanmaraş illerinde düzenlenen operasyonlarda, aralarında Mersin eski İstihbarat Müdürü Ali İhsan Kaya’nın da bulunduğu 45 kişi gözaltına alındı.

Soruşturma kapsamında 42 kişinin de arandığı belirtilirken, arananlar arasında benzer suçtan tutuksuz yargılanan Mersin eski istihbarat müdürlerinden Ali Çengelci’nin de bulunduğu öğrenildi.

Operasyon kapsamında ayrıca örgüte yakınlığı ile bilinen okul, dershane, şirket ve derneklerde de arama yapıldı. Şüphelilerin örgüt üyeliği, yöneticilik ve örgüte maddi finans sağlamakla suçlandıkları belirtilirken, soruşturmanın sürdüğü bildirildi.

İNGİLTERE DOSYASI : ‘İngiltere eski Başbakanı Blair yargılanabilir’


İngiltere eski Başbakanı Tony Blair’e Irak’ın işgali ve istihbarat yalanları nedeniyle yargı yolu açılıyor.

İngiltere İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, İngiltere’nin Irak işgalindeki rolünün zamanla açığa çıkacağını belirterek zamanın İşçi Partili Başbakanı Tony Blair’in İngiltere’yi yalan iddialar üzerine savaşa sokmasından dolayı yargılanabileceğini söyledi. Corbyn, "Blair’in, Saddam Hüseyin’in 45 dakika içinde savaşa hazır hale getirilebilen kimyasal ve biyolojik silahları olduğu iddiasının yalan olduğunu görmekteyiz" açıklamasında bulundu. Jeremy Corbyn, Temmuz ayında Chilcott Komisyonu tarafından yayımlanacak belgeler hakkında “Ama biz savaşa gittik. Chilcott raporu birkaç haftalık zaman içinde yayınlanacak ve bence zaten bildiğimiz, bilmemiz gerekenleri söyleyecek. Kitle imha silahları yoktu, 45 dakika içinde saldırı kabiliyeti yoktu ve Bush’la önceden bir anlaşma yapılmıştı.” ifadelerini kullandı.

YASADIŞI SAVAŞ

Corbyn, Salı günü, London School of Economics’te sol görüşlü akademisyen ve Ed Miliband’ın babası Ralph Miliband onuruna yaptığı konuşması sırasında Blair’in liderlik ettiği İşçi Partisi hükümetini eleştirdi. Corbyn “Bence Irak yasa dışı bir savaştı, şu konuda eminim ki, aslında (Eski BM Genel Sekreteri) Kofi Annan bunun yasa dışı bir savaş olduğunu doğruladı ve bu yüzden kendisi bunu açıklamalı. O, (Tony Blair) bunun için yargılanır mı, bilmem. Yargılanmalı mı? Muhtemelen” dedi. Corbyn, geçtiğimiz sene İşçi Partisi liderliği için yarışırken de Tony Blair’in Irak İşgali üzerinden savaş suçları nedeniyle yargılanabileceğini söylemişti.

SUÇUNU İTİRAF ETTİ

1997 ve 2007 yıllarında İngiltere Başbakanı olan Tony Blair, ABD ile birlikte Irak’ı işgal etmişti. Irak savaşının öncesinde ve sırasında alınan kararları soruşturmak amacıyla, İngiltere Başbakanı olan Gordon Brown’ın talimatıyla 2009 yılında bir komisyon oluşturmuştu. John Chilcott başkanlığındaki beş kişilik komisyon, 2001-2009 yılları arasındaki olayları inceleyerek geniş çaplı bir rapor hazırladı. 18 ay içerisinde tamamlanması beklenen bu raporun yayımlanması birçok gerekçeyle defalarca ertelendi. Komisyonun kamuoyunda anılan ismiyle “Chilcott raporu”nun önümüzdeki günlerde yayımlanması bekleniyor. Eski İngiltere Başbakanı geçtiğimiz Ekim ayında Irak’ta istihbarat ve planlama hataları yaptıklarını ve DAEŞ’in ortaya çıkmasına sebep olduğunu söyleyerek suçunu itiraf etmiş ve İngiliz halkından özür dilemişti.

İSTİHBARAT DOSYASI /// ESKİ MİT KONTR-TERÖR BAŞKANI MEHMET EYMÜR : ABD istihbarat alanında başarılı değil’


Mehmet Eymür İbrahim Baran’a konuştu

Emekli MİT’çi Mehmet Eymür dünyada yoğunluğu her geçen gün artan istihbarat savaşları hakkında açıklamalar yaptı

MP-5 ve MPT-76 projeleri, geçtiğimiz günlerde MKE silah fabrikası müdürü tarafından Amerikalı bir şirkete satılmaya çalışılmıştı. MKE fabrika müdürü suç üstü yakalanmıştı.

Türkiye bugüne kadar pek çok casusluk olayı ile karşı karşıya kaldı. Bunların bir kısmı bertaraf edildi, kimisi de başarıyla sonuçlandı. Peki casusluk nedir? Türkiye hangi güçlerin hedefinde? Bir devlet casusluk faaliyetinden nasıl korunur?

İbrahim Baran yakın tarihin en önemli casusluk olayını deşifre eden önemli bir isimle, Milli İstihbarat Teşkilatı eski Kontrterör Merkezi Başkanı Mehmet Eymür’le konuştu…

* Casusluk ya da bir istihbarat terimi olarak espiyonaj nedir ve niçin yapılır?

Fransızca “espionnage” kelimesinden gelen ve dilimizde “casusluk” olarak karşılık bulan kelime istihbaratta, yabancı bir ülkede yürütülen casusluk ve benzeri gizli faaliyetlerin tamamına verilen isim olarak kullanılır. Bir ülkede casusluk ve benzeri gizli faaliyetler yürüten yabancı unsurların bu faaliyetlerini önlemek için yapılan karşı çalışmaların tümüne ise “kontrespiyonaj” denir. Bazen casusluk için yanlış bir şekilde kullanılan “entelijans” kelimesi ise Fransızca ve İngilizce kökenli “intelligence” kelimesinden türemiş. İngiliz ve ABD istihbarat servislerinin adında da kullanılan “intelligence” kelimesi “akıl, zeka” anlamı taşıyor. Türkçe’de “anlama, kavrama, idrak” karşılığına gelse de pratikte “istihbarat” anlamında kullanılıyor. “İstihbarat” Arapça kökenli bir kelime. “Yeni öğrenilen bilgiler, haberler, duyumlar, bilgi toplama, haber alma” demek. İstihbari faaliyetler içinde “casusluk ve gizli faaliyetler” olsa da büyük bölümü açık kaynaklara dayanan “istihbarat” çalışmasının bütününü casusluk veya gizli faaliyetler olarak nitelemek yanlış olur. Ayrıca istihbaratta “haber”, sadece işlenmemiş ham bilgiyi ifade eder. Bir kavram olarak istihbarat ise, devlet çapında belirlenen ihtiyaçlara karşılık olarak çeşitli kaynaklardan derlenen haber, bilgi ve dokümanların işlenmesi sonucu elde edilen üründür. Bu kavram karışıklığı nedeniyle 07 Haziran 1920’de “Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi” kurulmuş, daha sonra adı “Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü” olarak değiştirilmiştir. İnsanlık tarihi kadar eski olan istihbarat faaliyetleri, devletlerinin yaşamında çök önemli rol oynuyor. İstihbarat ile olması muhtemel olayları, hasım veya hasım olması mümkün olan ülkelerin imkan ve kabiliyetlerini önceden tespit etmek ve temel hareket tarzlarını saptamak mümkün. İyi ve sağlıklı istihbari çalışmalar ile geleceği öngörebilmek, oluşabilecek sorunlar hakkında önceden bilgi edinmek, perde arkasındaki gerçeklere ulaşabilmek, mümkün olabilir.

İSTİHBARAT HAYATIN HER BÖLÜMÜNDE KULLANILIYOR

* Hakkında bilgi toplanacak, casusluk faaliyeti yürütülecek bir devletin ne gibi özellikleri olmalı? Veya her devlet casusluk faaliyetine muhatap olacak kadar önemli midir?

Casusluk, istihbarat faaliyeti içinde gizli yürütülen bir bölüm. Açık kaynaklar yeterli olmadığında başvurulur. İstihbarat ise yaşamın her bölümünde kullanılıyor. İş adamının faaliyet gösterdiği alanda, piyasa ve rakipleri hakkında bilgi edinmemesi mümkün mü? Devletler için bunu daha büyük çapta düşünmek lazım. İstihbarat icra şekline göre üçe ayrılır; stratejik, operatif ve taktik. İstihbaratın yöneldiği temel hedefler, bir devletin veya toplumun bütün yaşam alanlarını, diğer bir ifade ile millî gücünü oluşturan bütün unsurlarını kapsamak zorunda. Bu istihbarat alanları şunlardır:

1. Askeri İstihbarat: Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri ile füze sistemleri ve kitlesel imha silâhlarına yönelik bilgi toplama amacı ile yapılan istihbarattır.

2. Ekonomik İstihbarat: Ekonominin zayıf ve güçlü yanlarını tespit etmeye ve ekonominin o ülkenin silahlı kuvvetlerini destekleyebilme derecesini tespite yönelik istihbarattır.

3. Biyografik İstihbarat: Bir ülkede askerî, siyasî, kültürel, ekonomik nitelikli önemli şahıslara, toplumları yönlendirebilecek pozisyondaki kişilere yönelik bilgi toplama faaliyetidir.

4. Bilim ve Teknoloji İstihbaratı: Düşman veya rakip, ya da olması muhtemel ülkelerle ilgili bilgi toplama ve bilimsel çalışma ve teknolojik gelişmeleri takip etmeye yönelik istihbarattır.

5. Ulaşım ve İletişim İstihbaratı: Ulaşım ve iletişim istihbaratı, ülkelerin ulaşım altyapılarına ve iletişim tesislerine yönelik olarak yapılan bilgi toplama faaliyetidir.

6. Coğrafya İstihbaratı: Askerî operasyonları etkileyecek her türlü fiziksel ve kültürel çevrenin tespit ve analizine yönelik çalışmadır.

7. Siyasal İstihbarat: Bir ülkenin siyasal yapısını oluşturan bütün unsurlara karşı yapılan istihbarattır.

8. Sosyolojik İstihbarat: Toplumsal yapıya yönelik olarak gerçekleştirilen bilgi toplama faaliyetidir.

Bütün bu alanlara yönelik olarak gerçekleştirilen istihbarat faaliyetleri çok boyutlu, karmaşık ve sistemleştirilmiş, kendi içinde uzmanlaşmayı gerektiren bir yapı arz eder. İstihbarat üretim şekillerine göre de; temel, cari ve hedef istihbaratı olarak üçe ayrılıyor. Kaynaklara göre ise; açık kaynak istihbaratı, görüntü istihbaratı, insan İstihbaratı, radar (izleme, ölçme ve iz) istihbaratı, sinyal (iletişim, elektronik, cihaz sinyali) ve teknik istihbarat olmak üzere altı ana başlık altında toplanabilir. Genelde en fazla istihbarat (%85 civarı) “açık kaynaklar” vasıtasıyla üretilir. Açık kaynaklar; internet, yazılı, işitsel, görsel medya, akademik yayınlar, kitaplar gibi kaynaklardır. Geriye kalan %15’lik kısmın ise, %10’u kapalı kaynaklar (insan istihbaratı), %5’i ise teknik, elektronik ve görüntü istihbaratı ile toplanır.

ABD İSTİHBARAT ALANINDA ÇOK BAŞARILI DEĞİL

* Dünyada espiyonajı en profesyonel ve başarılı bir şekilde yürüten devlet ve istihbarat teşkilatı hangisidir?

Müstemleke idare etmiş İngiltere, Almanya, Fransa gibi sömürgeci ülkeler, İsrail gibi savaşlar görmüş, soyu dünyanın her yerine dağılmış ülkeler, istihbari konularda ve operasyonlarda hayli tecrübeli ve başarılı ülkeler olarak sayılabilir. Keza Ruslar da çok deneyimli ve çok disiplinli çalışıyorlar. ABD parasal ve teknik imkânları büyük bir ülke. Çok büyük istihbarat kuruluşları var. Ancak istihbarat alanında çok başarılı olduklarını düşünmüyorum. Yurtdışında gizli faaliyet yürütmek zor ve risklidir. En başarılı operasyonlar arkasında kimin olduğu belli olmayan veya kimsenin bir istihbarat teşkilatınca yapıldığını bilmediği, anlamadığı operasyonlardır. “Örtülü operasyonlar” denilen ve İngilizce “Covert Action Operations” olarak adlandırılan esas organizatörü gizleyen ve gerektiğinde ilişkisini ve sorumluluğunu reddetmek imkanı oluşturmak amacıyla planlanan, uygulanan operasyon şeklidir. Bu operasyonlarda organizatörün kimliğini gizlemek için gizli faaliyet teknikleri uygulanır. Örtülü operasyonlar genelde gözle görülür bir sonuç elde etmek maksadıyla uygulandıklarından, diğer gizli faaliyet operasyonlarından ayrı mütalaa edilirler. Günümüzde birden bire ortaya çıkan DAEŞ (İŞİD) örgütü bu tip bir operasyonun mahsülü olabilir. Diğer bir istihbarat operasyonu şekli ise “Gizli (Saklı) Operasyonlardır”. İngilizce “Clandestine Operation” denilen, halk tarafından fark edilmeyecek, anlaşılmayacak, şekilde istihbarat veya askeri birimlerce yürütülen operasyondur. Gizli (Saklı) operasyonu “Örtülü Operasyon”dan ayıran husus, örtülü operasyondaki gibi arkasındaki gücü, esas organizatörü saklamak değil, doğrudan operasyonun kendisini saklamaktır. Son yıllardaki bütün tertiplerden, devlet içindeki paralel yapılanmalardan, en gizli konuşmaların dinlenip yayınlanmasından, Fuat Avni’lerden, sadece Pensilvanyalı FETÖ örgütünün sorumlu olmadığı, arkasında bu tip bir istihbarat operasyonunun bulunabileceği düşünülmeli ve dikkate alınmalıdır.

* İstihbarat çok çeşitli şekillerde yapılıyor. İstihbarat yöntemleri arasında önem sırasına göre bir hiyerarşi oluşturacak olursak casusluk faaliyetini nereye koyabiliriz?

Tabiatıyla casusluk faaliyeti zor ve riskli bir gizli faaliyettir ve diğer çalışmalarla mukayese kabul etmez. Ancak sefaret ve diplomatik dokunulmazlığına sahip bir kişinin casusluk faaliyeti ile tamamen illegal, sahte kimlikle casusluk faaliyeti yürüten kişi arasında önemli risk farkları vardır. Teknoloji geliştikçe gizli faaliyet ihtiyacı da azaldı. Eskiden büyük riskler alarak, sınırları illegal şekilde geçerek çekilen askeri veya önemli tesis resimlerine şimdi Google’dan uluşmak mümkün. Keza eskiden meşakkatle elde edilen kişilere ait biyografik bilgilere şimdi Facebook gibi sosyal medya kanallarından rahatlıkla ulaşılabiliyor.

* “Türkiye, son yıllarda casusluk faaliyetine geçmişe nazaran daha fazla muhatap oluyor” şeklinde bir kanaat var. Buna katılır mısınız? Bu iddia doğruysa bunun sebebi Türkiye’nin geçmişe nazaran daha güçlü ve stratejik bir noktada bulunması olabilir mi?

Daha fazla casusluk faaliyeti kanaatine nasıl ulaşılmış bilmiyorum. Her gün teröre maruz kalan, bombaların patladığı, top mermilerinin, roketlerin düştüğü bir Türkiye’nin eskiye nazaran güçlü olduğunu söylemek biraz fazla iyimser bir ifade olur.

İSTİHBARATA KARŞI KOYAN GÜVENLİK BİRİMLERİ MİLLİLEŞTİRİLMELİ

* Peki, casusluk faaliyetini önlemek için neler yapmak gerekir?

Milli İstihbarat Teşkilatı, ülke menfaatleri açısından son derecede önemli bir kuruluş. MİT Müsteşarı, Başbakan’a bağlı müsteşardan biri ama çok geniş yetki ve imkanları, büyük bir örtülü ödeneği, yurt içi ve yurt dışında geniş personel ve eleman ağı, zengin teknik imkanları olan, “bilgi gücü” ile “operasyonel gücün” birleştiği bir kuvvet merkezi. Bu onu diğer müsteşarlardan önemli ölçüde farklı kılıyor. Geniş yetkisine rağmen sorumluluğu yok, sorumluluğu sadece Başbakana karşı. Hiçbir denetime tabi değil. Yani merkezi bir teşkilat olan MİT, milli duyguları yüksek, iyi bir müsteşarın elinde, ülke için son derecede yararlı, kötü ellerde ise tehlikeli hale gelebilecek bir durumda. Öncelikle MİT Müsteşarının seçiminde bir takım ciddi kıstaslar koymalı, MİT ve müsteşarı, çalışmaları ve gizliliğini bozmayacak şekilde periyodik olarak denetlenmeli. Her şeyden önce MİT’i ve istihbarata karşı koyan güvenlik birimleri yabancıların etkinliğinden arındırılıp millileştirmeli, MİT içinde Kontrespiyonaj bölümü güçlendirmeli. Zamanında büyük emeklerle kurulan ve sonradan kapatılan Kontrterör Merkezi yeniden kurulmalı. MİT ve Polis dışında ABD’deki FBI gibi, başbakanlığa bağlı, ülke içinde önemli olayları, yabancı istihbarat ve casusluk faaliyetlerini izleyecek, her ilde ufak bir alt birimi olan yeni bir teşkilat kurulmalı.

Kimdir:

Mehmet Eymür 1943’te İstanbul’da doğdu. 1960’lı yıllarda Milli İstihbarat Teşkilatı’na girdi. 9 Mart 1971 darbe teşebbüsünden sonra MİT’te Hiram Abas’la birlikte 1. Ordu Komutanı Orgeneral Faik Türün’ün emrinde çalıştı. Kızıldere ve Ulaş Bardakçı operasyonlarına katıldı. 1975’te Ankara MİT Bölge Dairesi Başkanlığı Takip Şube Müdürlüğü de yapan Eymür, 1982’de ASALA’ya karşı eylemlerde görevlendirildi. Türkiye’ye döndükten sonra Mardin MİT Bölge Müdürlüğü’ne getirildi. Daha sonra Ankara’da Kontrespiyonaj Dairesi içinde kurulan Kaçakçılık ve İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne tayin edildi. Başkan yardımcılığı görevine getirildikten sonra 1984’te Genelkurmay Başkanlığı’ndan alınan izinle Babalar Operasyonu’nu başlattı. 1988’de MİT’ten istifa etti, 1993’te tekrar kuruma geri döndü. Teşkilatta Kontrterör Merkezi’ni kurdu ve bu merkeze başkanlık yaptı. 2003’te emekli oldu. Eymür’ün Analiz, Sentez ve Belgeli Yazılar isimli 3 kitabı bulunuyor.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.