Günlük arşivler: 10 Mart 2017

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// Wikileaks : CIA, WhatsApp konuşmalarını izliyor


Wikileaks : CIA, WhatsApp konuşmalarını izliyor

Wikileaks internet sitesi, ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın (CIA) Siber İstihbarat Merkezi’nden geldiğini iddia ettiği binlerce belge yayımladı. Söz konusu belgelerde en dikkat çeken kısım ise CIA’in popüler mesajlaşma uygulaması WhatsApp mesajlarını elde edebileceği iddiasıydı.

Wikileaks ‘Vault 7’ takma ismi verilen 8 bin 761 belgeyi yayımladı. WikiLeaks’in iddiasına göre CIA Smart televizyon ve telefonlar sayesinde ortam dinlemesi yapabiliyor. Bu durumdan WhatsApp, Signal ve Telegram gibi uygulamalar da nasi alıyor.

Başka bir deyişle WikiLeaks, CIA’in Signal, WhatsApp ve Telegram gibi haberleşme programlarına sızmayı başardığını iddia ediyor.

Ancak İngiliz Guardian gazetesinde Trevor Timm imzasıyla çıkan yazıya göre, CIA’in Wikileaks’in iddia ettiği gibi kapsamlı bir dinleme yapması pek görünmüyor. Timm, CIA’in bu uygulamalar ile yaptığınız yazışmalara ulaşması için hem sistemi hem de sizi hedef alması gerektiğinin altını çiziyor.

Başka bir deyişle CIA’in bir kullanıcının mesajlarını okuması için önce o telefona erişimi sağlamış olması gerekiyor. Bu da on milyonlarca telefonun hack’lenmesi gerektiği anlamına geliyor.

UÇTAN UCA ŞİFRELEME FAKTÖRÜ

Timm’e göre, WhatsApp’ta bulunan uçtan uca şifreleme özelliği CIA’in işini oldukça zorlaştırıyor. Zira 2016’nın Nisan ayında kullanıma sunulan bu özellik ile iki veya daha fazla kişinin mesajlaşmalarının sadece bu iki kişinin görmesine izin veriliyor. CIA’in WhatsApp mesajlarına erişmesi için bir kullanıcının cihazına erişim sağlaması gerekiyor.

CIA’in WhatsApp ve benzeri uygulamalardaki tüm mesajlara ulaşması oldukça maliyetli ve çok sayıda insan gücü gerektiriyor ve bu nedenle neredeyse imkansız.

SNOWDEN’DEN İLK AÇIKLAMA: GERÇEK OLABİLİR

Amerikan Ulusal Güvenlik Kurumu’nun (NSA) sırlarını ifşa eden ve bu nedenle hakkında yakalama emri bulunan eski istihbarat görevlisi Edward Snowden kişisel Twitter hesabından yayınladığı mesaj ile hala belgeler üzerinde çalıştığını ancak program ve ofis isimleri ile şifreleme sistemlerinin belgelerin gerçek olduğuna yönelik bir işaret olduğunu belirtti.

CIA SÖZCÜSÜ’NDEN YORUM YOK

CIA sözcüsü Jonathan Liu ise söz konusu belgelerin doğruluğu ve içeriği hakkında yorum yapmayacaklarını söyledi.

Wikileaks’in bir başka iddiasına göre, CIA, Windows, Android, iOS, OSX ve Linux işletim sistemi ile çalışan cihazlara sızmaya olanak veren bir yazılıma da sahip.

Wikileaks’in bir başka iddiasına göre, CIA’in iPhone ve iPad üzerine çalışan özel bir birimi var. Söz konusu birim, CIA’in hedef aldığı kişinin yazışmalarına ulaşabiliyor, telefonunun kamerasına, mikrofonuna erişebiliyor.

APPLE’DAN ‘WIKILEAKS’ AÇIKLAMASI

Wikileaks’in iddiasının ardından Apple’dan resmi bir açıklama geldi. Apple yaptığı yazılı açıklamada belgelerde yer alan iOS açıklarının Ocak ayında yapılan güncelleme ile giderildiği bilgisine yer verildi.

WikiLeaks, 2013-2016 yılları arasına dayanan belgeleri kimin ifşa ettiğini açıklamıyor.

Wikileaks’in yayınladığı belgelerde yer alan başka bir iddia ise Samsung kullanıcılarını yakından ilgilendiriyor.

İddiaya göre, CIA, ‘Weeping Angel’ (Ağlayan Melek) adı verilen sistem ile Samsung’un F8000 model akıllı televizyonuna sızılabiliyor, kullanıcılar, televizyonlar kapalıyken bile dinlenebiliyor, televizyon aracılığıyla görüntü kaydı bile yapılabiliyor.

Reklamlar

MEDYA DOSYASI : HER DEVRİN ADAMI, SARAY’IN BİLİMSEL DEHASI (!) İLNUR ÇEVİK KİMDİR ???


EMİN ÇÖLAŞAN: Maşallah, her devrin adamı!

​Sevgili okurlarım, çok sayın dünya liderimizin sarayında çok önemli (!) bir başdanışman var. Onun akıl hocalarından biri. Adı İlnur Çevik. Bu şahıs dün bir tweet attı ve şöyle dedi : “Hayır diyenlere: Türkiye’de 7 Haziran (seçimleri) sonrasındaki kaos ve istikrarsızlığı mumla ararsınız.”

Sandıktan hayır çıktığı takdirde neler olacağını kendince vurguluyor, Türk Milletini aba altından sopa gösterip açıkça tehdit ediyordu! Büyük tepkiler aldı.

Bu sözlerinin ne anlama geldiğini herhalde anladı ki, hemen ardından yeni bir tweet atıp şöyle demek zorunda kaldı : “Tehdit değil uyarı. Sonra üzülmeyin.”

İlk attığı tweet’i sildi ve yok etti. İyi de arşivden nasıl silecek!

* *
Bu İlnur tam bir tüccar gazetecidir. Böyle uyanıklar bir yanda gazetecilik yapar, gazetecilik forsunu kullanarak, kurdukları şirketler kanalıyla büyük paralar kazanır. Omurgasız tüccar gazetecilerin en büyük özelliği şudur: Hep devleti yönetenlere yamanırlar. Danışman veya başka isimler altında onlara sokulup iş bitirirler. Devleti yönetenler de tüccar gazetecinin beyefendi ve hanımefendiye yakın olduğunu, onun ekibinden olduğunu iyi bilir. Bir dedikleri iki edilmez. Emme basma tulumba tıkır tıkır çalışır… Tüccar gazetecinin hem forsu, hem de ticari işlerinden elde ettiği kazanç böylece yükselir.
*
İlnur Çevik’in bir zamanlar Ankara’da İngilizce yayınladığı Turkish Daily News isimli bir gazetesi vardı. Sadece beş bin satardı. Sıradan bir gazeteci iken ne yapıp yaptı ve devleti yönetenlerin yakın çevresine sızmayı başardı. “Efendim şunu şöyle yapalım, yabancıları kafakola alıp yaptığınız büyük işlere destek sağlayalım!.. Ben size her türlü yardıma hazırım… Dün ABD büyükelçisi ile konuşurken bana dedi ki…” Sayın büyüklerimiz, gelen bu önerileri reddetmez, İlnur’u yanlarına alırdı. İlnur’un görevleri zamanla arttı, parasal kazancı anormal oldu.
*
Talabani ve Barzani ile yakınlık kurmuştu. İkisinin de paralı danışmanı oldu. Sık sık Kuzey Irak’a gidip bizim hükümetlerle onlar arasında haberleşmeyi sağlardı. Sonra onlarla dostluğunu iyice artırmayı başardı. Bu kez Kuzey Irak’ta inşaatçılığa soyundu. Şirketler kurdu ve 65 milyon dolarlık iş kaptı. Ayrıca Kürtlere bir de parasını peşin alıp televizyon kanalı kurdu. Ankara’da İngilizce yayınlanan Turkish Daily News isimli gazetesine de artık gerek kalmamıştı. Gazeteyi Aydın Doğan’a satmayı başardı.
*
Sonracığıma İlnur’u neredeyse bütün başbakanların “Danışmanı (!)” olarak görmeye başladık. Basın toplantısına gidersiniz, Erbakan’ın sağında oturan bizim İlnur!.. İktidar değişir, Tansu Çiller başbakan olmuştur… Ama devleti kocası Özer Çiller’le birlikte yönetmektedir… Her ikisinin başdanışmanı yine İlnur. Özer Çiller Ankara’da AB büyükelçileri ile toplantı yaparken tutanakları yine o tutmaktadır. İktidar yine değişir, bu kez Turgut Özal devlete yerleşir… İlnur şimdi onun ve ekibinin yanındadır! Sonra Demirel gelir, başdanışmanlığı görevinde İlnur! Bütün devlet sırları ona emanettir. Demirel’in ABD gezisinde, Beyaz Saray bahçesinde onun şapkasını taşırken yayınlanan fotoğrafları unutulmaz. Hepsinin akıl hocası, her devrin adamı. Son olarak kendisini 2003 yılında AKP kongresinde gördük. Bu kez AKP delegesi olmuş,Recep Tayyip için kulis yapıyor ve oy kullanıyordu.
*
İlnur Çevik hacıyatmaz gibidir. Kim iktidar olursa, kim güçlüyse onun dibinde ve yanıbaşında, yol gösteriyor, büyük aklı ile memlekete hizmetler veriyordu! İşin ilginç yanı, bu süreçte Diyanet’in de danışmanlığını yapıyordu. Aynı süreç içerisinde Fetullah’ın Zaman gazetesinde köşe yazarı… Ve Ankara’da barların ve içkili restoranların sıralandığı Arjantin Caddesi’nde içkili mekânsahibi! Barın adı Daily News! (Ruhsatsız içki sattığını belgelemiştim. Önce inkar etti, sora barı kapatıldı.) Bir yanda Müslümanlık taslıyor, öbür yanda ise içki satıyordu.
*
Geçen yıl Oda tv internet sitesinde muhteşem bir haber patladı: “İlnur Çevik cumhurbaşkanına başdanışman oldu.” Okuyunca kendi kendime, elimde olmayarak bağırmışım: “Helal olsun lan bu uyanık İlnur’a!..” Demek ki çok sayın ve muhterem cumhurbaşkanımız Recep Tayyip de bu değerli vatan evladının karizmasını ve yeteneklerini keşfedip onu yanına almıştı. Barzani, Talabani, Erbakan, Çiller, Özal, Demirel, Diyanet, Fetullah, Zaman gazetesi ve şimdi de Recep Tayyip!
Adamda hiç boş yok, hep 12’den vuruyor! Oldun mu İlnur gibi olacak ve kim güçlüyse kapağı onun yanına atacaksın!
* *
Onun bu girişimciliğini, iş bitiriciliğini ve uyanıklığını hep hayranlıkla izlemişimdir! Her zaman “Allah kazancını daha da artırsın” diye dua etmişimdir. Recep Tayyip bu yetenekli ve nitelikli başdanışmanının hayrını görsün, amin. Şimdi tweetler atıp “16 Nisan’ı iyi düşünün de hayır çıkmasın, ona göre haaa”demeye getiriyor, kendi çapında tehditler savuruyor. Hiç kuşkum yok, günün birinde iktidar değiştiği takdirde İlnur bu kez yeni gelenlerin başdanışmanı olmayı başaracaktır! Böyle çok yönlü, omurgası sağlam, tüccar ve çevik gazeteci olmak varmış ama biz olamadık. Hantal kaldık! Yeteneğimiz ve çapımız bu kadarmış, her devrin adamı hacıyatmaz olmaya yetmemiş! Yuh olsun, kader utansın!

Erdoğan’ın hayatını anlatan Reis filminde üniversite yılları yok. İnsan bu kadar da açık vermez ki canım…??

KAMPANYA : 3 Yaşındaki Çocuğumun Ölümüne İzin Vermeyin !!!


KAMPANYAYA KATILMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

Daha 3 yaşında olan oğlum Müslüm Ağaç, milyonda bir görülen ‘Metakromatik Lökodistrofi’ hastalığına yakalandı ve bunun çaresi Türkiye’de bulunmuyor. Yurt dışında tedavi edilmesi gerekiyor fakat ailevi ve ekonomik durumdan dolayı buna gücümüz yetmiyor.

Ben babası olarak elimden geleni yapmaya çalıştım. Ailemin de yardımıyla oğlumu İstanbul’da bulunan Çapa Eğitim Araştırma Hastanesi, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Göztepe Eğitim Araştırma Hastanesi, Bursa Uludağ Araştırma Hastane’sine götürdük fakat hiçbir sonuç alamadık. Çözümün sadece yurtdışında olduğunu söylediler.

Oğlum günden güne konuşma ve yürüme yetisini kaybediyor. Bunun için Sağlık Bakanlığı, Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakanımız’dan yardım etmelerini rica ediyorum.

Unutmayalım, belki de senin imzan ve paylaşımınla bugün 3 yaşındaki çocuğum kurtulabilir!

Lütfen el ele verip sesimi duyurmama yardımcı olun…

AZERBEYCAN DOSYASI : Prof. Dr. Aygün Aytar Attar’ın Türk düşmanl ığı yaymaya çalışan Azerbaycanlı akademisyen Prof. Dr. Çingiz Qacar’a cevabı


Türk Düşmanlığınızın Sebebi Nedir?

Prof. Dr. Aygün Aytar Attarın Türk düşmanlığı yaymaya çalışan Azerbaycanlı akademisyen Prof.Dr. Çingiz Qacar’a cevabı

Azerbaycan’da Türk düşmanlığı yapan ve sözüm ona "tarihi hakikatleri " söyleyen cesur " alim"lere bir sorum var.

Sovyetler anamızı ağlatarak varımızı yokumuzu elimizden aldıklarında, Bakü’ nün göbeğinde ana dilinde dükkandan ekmek almak isteyen vatandaşlara kendi memleketinde rusca bilmediği için çuşka söylendiğinde siz aydın olarak ne yapıyordunuz?

Milli servetimiz, milli medeniyetimiz talan edildiğinde, 114 bin metrekare olan topraklarımız Sovyetler tarafından keyfi bir şekilde elimizden alınarak Ermeni’ye verilmesi sonucunda 88.6 bine düşürüldüğünde neden sesinizi çıkarmadınız, beyenat vererek itiraz etmediniz , bugün Türkiye’ye karşı sergilemekte olduğunuz " cesaretli" çıkışlarınız neden o zaman olmadı?O zaman mutasyona uğramış olan "milli gayret" damarınız şimdi neden kabardı?

Bahaneniz Sovyet rejimi, dönemin şartları olamaz, çünkü o rejimde o dönemde sizin yaşıdınız olan Ermeni alimleri cesurca milli menfaatları için yazıp çizirlerdi, yüz karası olan insanlık dışı uygulamalarını dahi kahramanlık olarak taktim ediyorlardı.O gün konuşamayan, susan , milletin Şeref’ini kişisel menfaatına kurban eden , lal olanların bugün dilli dibeğe dönüşerek Türk düşmanlığı yaptığını görünce yazıklar olsun diyorum.

1918 de Bakü sokaklarında kurban bayramı akabinde Ermeniler tarafından kesilen insanlarımızın o kurbanlara karışmış kanlarının intikamını almak için ta Anadolu’dan kalkıp gelen ordu dil uzattığınız Türkün ordusu idi..

Anamızın bacımızın namusunu ermeninin ,rusun elinden kurtarmak için gelen asker kahraman Türk askeri idi.

1987 sonrasında Karabağ’ da Ermeni’ye karşı kişisel gayretleri ile silahlanarak dövüşen oğullarımızın yardımına ailesini, çoluk çocuğunu bırakarak şehid olmak için gelen (Atilla Kaya, Mehmet Çetinkurt ve sair onlarca) gönüllü Türk genci idi.

Bilmeye bilirsiniz , çünkü bügün Türklüğe ve Türkiye’ye dil uzatan sizler o gün cephede yoktunuz..

Yaranmağa çalıştığınız, tarihi çarpıtarak yağ çektiğiniz,gözüne girmek için yarıştığınız kendinize daha yakın gördüğünüz milletin ordusu ise 1920 de dedelerimize yaptığı gibi 1990 da üzerimizden tanklarla geçen ordu idi..

Bilimle uğraşmak ciddi iştir , çok çalışan her kes akademik ünvana sahip olur, ama bilge ola bilmek karakter işidir, odur ki her alime bilgin denilmez.

Bilge sözü nasihate dönüşür, değim olarak nesilden nesile aktarılır, güce tapan,siyasi çıkarlara ve siparişe yönelik konuşan , yazan çizen"alimler" in söylemleri ise dedi kodu malzemesi olur, sakız gibi bir müddet çeynendikten sonra atılır..

Dolayısıyla son günlerde cemiyeti bolca sakızla temin eden "alimlerin"çabası nafiledir , bilesiniz. Alim olup böbürlenmektense adam olmaya gayret etmek evladır..

Azerbaycan bağrında Kafkas İslam Ordusunun bizler için can veren iğit Mehmetçiğini barındıran Türk yurdudur.

Azerbaycan ile Türkiye bir millet iki devlettir..

Yüz yılların mihenk taşından süzülerek hakiki ifadesini tapan ve hepimizin duygularına tercüman olan bu fikri seslendiren rahmetli Haydar Aliyev’ in siyasetine övgüler yaparak , yaranarak ,methiye kontenjanından Azerbaycan parlamentosunda koltuk kapan bazı milletvekillerinin Haydar Aliyev ‘in altını çizerek belirlediği Türkiye ile Azerbaycan’ ın Bir Millet düşüncesine karşı çıkmaları nasıl bir tezattır, ne yaman bir çelişkidir, anlayamadım..

Bölgesel sorunların bol, Türkiye ile Azerbaycan arasında ilişkilerin gayet güzel olduğu,birlikteliğin iki ülke menfaatlarına mükemmel hizmet ettiği bu süreci birileri provoke etmek için bir yerlerden düğmeye basmış olacak ki son günlerde alim ve siyasetçilerden müteşekkil bir grup hızlı antitürk tebliği ne başlamış bulunmakta..

Türkiye Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü ile bağlı devlet siyasetine dönüştürdüğü Karabağ’ın işgaline son verilmesi talebini uluslararası arenada ısrarla gündemde tutan ve iç siyasetteki tüm konuşmalarında da tekrar eden tek ve kardeş olan devlettir.

Dış politikada Türkiye ile birlikte hareket edeceğini Uluslararası tüm toplantılarda net bir şekilde ifade eden Can ‘dır Azerbaycan..

Büyük resimde gördüğümüz bu görüntü birilerini rahatsız etmekte, birilerine batmakta ki onlar da manipülasyon için amade olan grupu devreye sokarak nifak çıkarmak , Türkiye Azerbaycan ilişkilerini bozmak istiyorlar..

Başaramayacaksınız, merak etmeyiniz.

Yazıp çizdikleri sakız misali çeynenip atılacak, geriye ise Türk olmadıklarına dair itirafları kalacak..

Türk’e sövmeği marifet gören bu grupun Alim ya da siyasetçi kimliklerine puan vermek hadsizliğinde bulunamam Türk olarak asaletim buna izin vermez , ama asıllarını inkar etmedikleri gayri Türk olduklarını itiraf ettikleri için bir okkalı aferini hak ediyorlar.

Tanrı Türk’ü Türk düşmanlarından korusun..

Türk"ün Gazi şehri Magosa ‘dan selam sevgilerle ..

Türk Prof.Dr.Aygün Attar..

Not: yavru vatanda Kıbrıs tayım iş nedeni ile..

Bu konuyu döndükten sonra yazacaktım aslında ama Avrupa’ dan çok sevdiğim Türklük davasının gayretli neferi Sefa Yürükel hocanın " Aygün Hocam neler oluyor" dediği heyecanlı telefonu nedeni ile araçta yazdım.

MHP DOSYASI : DEVLET BAHÇELİ ÜLKÜCÜLÜKTEN BAHSEDİYOR AMA TÜRK DÜNYASININ LİDERLERİNE S AHİP ÇIKILMIYOR /// İŞTE ÖNDERLERİMİZ


SAYIN MHP GENEL BAŞKANI DEVLET BAHÇELİ ‘’AYNASI İŞİDİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ ‘’ diye bir söz vardır.

Sayın MHP Genel Başkanı, 6 Temmuz 1997 önceki hayatınız sizi, genel başkan olduktan sonraki hayatınız ve yaptıklarınız ise ülkücüleri ilgilendirir. Çünkü 1965’den CKMP den beri sürdürülen MHP davasının bugüne kadarki şehitlerinin, gazilerinin, her zorluğa katlanan milyonlarca ülkücüsünün ortak bileşke gücü MHP Genel Başkanlığını meydana getirir.

6 Temmuz 1997’de MHP Genel Başkanı olduğunuzdan beri aradan 20 yıl geçti. Bu sürede Türk milletine hizmet eden nice değerlerimizi kaybettik. Bu değerli insanlarımıza sahip çıkılmadı, mesela :

İSMET TÜMTÜRK ( 1916-1998)

82 Yaşında Türkçü Aksakallımızdı, Milli yol dergisini 68 sayı çıkardı, Yeni Orkun Dergisinin yayın işleri müdürüydü , trafik kazasında öldü.

Prof. Dr. PERTEV NAİLİ BORATAV (1907-1998)

91 yaşında. Türk Kültürü için yaptıklarına sahip çıkılmadı.

EBULFEZ ELÇİBEY (1938-2000)

62 yaşında. ‘’MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ASKERİYİM!’’ diyen, Azerbaycan’ın Cumhurbaşkanı Elçibey’e, tek yaptığınız, Gülhane Askeri Hastanesinde, ölüm döşeğinde gözlerden ırak gece yarısı ziyaretiniz mi olmalıydı? Bu insanımızın anavatandan nakliye uçağı ile askeri havaalanı Etimesgut’tan, tabutu törensiz, gizlice, sessizce Bakü’ye yollanırken yalnız Genel Başkan değil, aynı tarihte Başbakan Yardımcısıydınız.

AHMET KABAKLI (1924-2001)

77 yaşında. Ölüm döşeğinde umutla sizden telefon beklediğinin bizzat şahidiyim.

SABİHA GÖKÇEN (1913-2001)

88 yaşında. Atatürk’ün emanetiydi hiç temasınız oldu mu?

Prof. Dr. OSMAN NEDİM TUNA (1923-2001)

78 yaşında. Türkçemizin izlerini Sümerlerde buldu, araştırdı, yayınladı ama çalışmaları ile hiç ilgilenilmedi.

MUZAFFER ÖZDAĞ (1933-2002)

69 yaşında. MHP’yi doğuran fikir babalarındandı. Bugün oğluna, dün babasına aynı muamele yapılmakta.

PROF. DR. FAHRETTİN KIRZIOĞLU (1917-2005)

88 yaşında. Türk tarihi için yaptığı çalışmalar ortada ama kendisinden hiç fikir alma ihtiyacı olmadı.

MUSTAFA NECATİ SEPETÇİOĞLU (1932-2006)

74 yaşında. Edebiyat dünyasındaki kalemimizdi. İlgi ve alakaya layık görülmedi.

MEHMET GÜL (1955-2008)

53 yaşında. Mehmet Gül’le son yıllarında hiç temasınız yokken, kendisi ile görüşmüyorken, sadece cenazesinde bulundunuz.

CENGİZ AYMATOV (1928-2008)

80 yaşında. Türk Dünyasında ki yıldız insanımız gündeminizde hiç oldu mu? Türkiye ye hiç davet ettiniz mi? Ödüle layık buldunuz mu?

BAHTİYAR VAHAPZADE (1925-2009)

84 yaşında. Azerbaycan’ın bu Türkçü edebiyat devine bir ödül dahi verilemez miydi?

DURMUŞ HOCAOĞLU (1948-2010)

62 yaşında. Tanıdığım en iyi araştırmacılardan olan, hem fizik mühendisi hem de felsefeci olan hocamızın kıymeti hiç bilinmedi, niye?

M. RIZA BEKİM (1925-2010)

85 yaşında. Atatürk’ün 1938’de Doğu Türkistan’dan bizzat getirtip Maltepe Askeri Okulunda okutup, Türk Ordusunda subay ve General rütbesine kadar çıkan Turan davamızın köşe taşı, sizden hangi ilgi ve alakayı gördü? Bekim Paşanın şahsında UYGUR TÜRKLERİ ile temasınız oldu mu?

PROF.DR. REHA OĞUZ TÜRKKAN (1920-2010)

90 yaşında. 1943 Türkçülük –Turancılık davalarının son temsilcisi idi. Ben Bursa Kocayayla’da kurultayda sizin yanınıza getirip, tanıştırıp, hatırlatmama rağmen ölümüne kadar hiç temasınız olmadı.

REFET KÖRÜKLÜ (1922-2011)

89 yaşında şiir yazdı, kitap yazdı ama genel merkez görmek istemedi.

GÖKHAN EVLİYAOĞLU (1927-2011)

84 yaşında. Malatya’da okurken Bayrak şairimiz ARİF NİHAT ASYANIN talebesiydi ,Türk Milliyetçisi idi 2011 de cenazesinde bulunulmadı, neden?

KAŞİF KOZİNOĞLU (1955-2011)

56 yaşında. Türkistan’da Türk Devletlerindeki görevini sürdürürken, Ergenekon yalanıyla Silivri hapishanelerine kapatılan, hapisteyken ölen (belki de öldürülen) bu Türk insanına MHP’nin hiç mi manevi borcu yoktu? Hapiste ziyaretiniz, sahip çıkmanız olmadı; toprağa verilirken de mi bulunamadınız?

NECDET SEVİN (1945 – 2012 )

67 yaşında. Milletvekili olmasında ne engel vardı? Birikimlerine, deneyimlerine niye önem verilmedi? Necdet Abime yazık oldu değerlendirilmedi.

PROF.DR. TURAN YAZGAN (1938-2012)

74 yaşında. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı çatısı altında hiç oldunuz mu? Turan Yazgan, Türk Dünyasında Türkçe eğitim yapan liseler, üniversite bölümleri açarken, Türk Dünyası Çocuk Şenliklerini bin bir zorluk ve yoklukla yürütürken, Türk Dünyasındaki okulları kapanmasınlar diye çırpınırken ne yardımda bulundunuz?

RAUF DENKTAŞ (1924-2012)

88 yaşında. Kıbrıs’ın mücahit teşkilatının Bozkurdu, bu değerli dava adamıyla ile hiç temasınız oldu mu? Türkiye’den kovulup, hakaret edilerek, sen Kıbrıs’a git denilirken ne yaptınız? Sağlığında veya ölümünden sonra Denktaş için anma yaptınız mı? Bir ödül verdiniz mi?

ALTAN DELİORMAN (1926-2012)

86 yaşında. Altan Abi ikinci dönem ORKUN dergisinin yayınını üstlenenlerdi. Yardım almadan yıllarca sürdürdü. Davanın resmi temsilcilerinin ise bırakın desteği teşekkürü dahi olmadı. Atsız’ın talebesiydi, o da yalnız öldü.

PROF.DR. OKTAY ASLANAPA (1914-2013)

99 yaşında. En yaşlı akademisyenimizdi. Ne yaşarken ne de ölümünde sahip çıkılmadı.

Ali GÜNGÖR (1950- 2014)

64 yaşında. Sizin çok ama çok iyi tanıdığınız bu yiğit arkadaşımızın son yolculuğunda uğurlanırken siz sadece Meclis bahçesinde mi olmalıydınız? Ali toprağa verilirken neredeydiniz?

SAMİ YAVRUCU (1927-2014)

87 yaşında. Turan Hocamın hep yanında oldu. Genel Merkezin görmediği, görmek istemediği Türk Milliyetçilerindendi. Ergenekon duruşmalarında ileri yaşına rağmen oradaki Türk Milliyetçilerini yalnız bırakmamak adına karda kışta her zaman Silivri’de yanlarında oldu.

PROF.DR. CEVAT HEYET (1925-2014)

89 yaşında. Türkçüydü. Türkolog ve tıp adamı olarak Ak sakallımızdı. Türkçü olarak yaşadı. Türkçüyüm diyenlerden ilgi ve alaka görmeden yalnız Türk olarak Bakü’de öldü.

KAZIM MİRŞAN (1919-2015)

96 yaşında. Tüm ömrünü Türk Tarihini araştırmaya harcayan Kazım MİRŞAN 96 yıllık ömründe sizden hiç bir ilgi görmedi. Adını bile duyduğunuzdan emin değilim.

MUZAFFER TEKİN (1950-2015)

55 yaşında. Kıbrıs fatihi, Kıbrıs’ta adının verildiği tepe olan bu kahraman Türk Subayımız Silivri zindanlarında öldü, kanserdi, birilerine verdiğiniz desteği ona vermediniz niye?

PROF.DR. OKTAY SİNANOĞLU (1935-2015)

80 yaşında. Ankara’ya sizin makamınıza bizzat benim getirdiğim, sizinle tanıştırdığım hocanın Türkçe eğitim mücadelesine ne katkınız oldu? Partide kaç tane Oktay SİNANOĞLU vardı ki onu değerlendirmediniz.

SERVET KABAKLI (1956-2015)

61 Yaşında. Türk Edebiyat dergisinin ve Türk Milliyetçiliğinin yılmaz iradesiydi.

ALTEMUR KILIÇ (1924- 2016)

92 yaşında. Babası Atatürk’ün yakın arkadaşı idi ama kendisi ile temas niye kurulamadı?

ERK YURTSEVER (1934-2017)

83 Yaşında, Atsızın öğrencisi idi en son 11 Aralık 2017 da Atsızın ölüm yıldönümü için mezarındaki törende beraberdik.

Burada adlarını veremediğimiz daha nice kayıplarımızı toprağa verdik.

Sizin Genel Başkanlık döneminizde 20 Şubat 2015 İzmir Ege Üniversitesi son sınıf öğrencisi ülkücü yiğit evladımız Fırat Yılmaz ÇAKIROĞLU 22 yaşında öldürüldü. Sizi cenazede göremedik. Fırat’ın tabutunu omuzlamanız gerekmez miydi?

Ölümlerinden önce bu bunlar gibi isimlerin hangisi ile görüştünüz? Onlara değer verip hangisinin gönlünü aldınız? Yalnız ölenler mi? Ya halen yaşayan değerlerimiz?

Onlardan da bazı örnekler vereyim:

PROF. DR. ORHAN TÜRKDOĞAN

91 yaşında. 40’ın üzerinde yazdığı kitaplarıyla davamızın temel konularında hala eser vermekte. Sizin çevrenizde kaç tane Orhan Türkdoğan var ki kendisinden fikir almaya lüzum hissetmiyorsunuz. Sayın Orhan Türkdoğan sizin genel başkanlığınız süresinde Güney Doğu Anadolu Etnik yapısını yazdı, Kürtleri ve Zazaları yazdı, Atatürk’ü yazdı, Ziya Gökalp’i yazdı, Türk Toplum yapısını yazdı, Etnik sosyolojiyi yazdı, Kemalist Sistemi yazdı, Türk ulus-devlet kimliği, Alevi Bektaş’ı kimliğini yazdı, dönmeleri ve devşirmeleri yazdı vb. gibi 40’dan fazla kitap yazdı. Bu konu başlıkları hiç mi MHP başkanlığının ilgisini çekmez.

Türkdoğan hoca bugün 91 yaşında hala çalışıyor ve eser veriyor. Bir gün bana ‘’Abim de Malatya MHP il başkanlığını ölene kadar yaptı, benim yazdıklarımda kitaplarımda ortada ama bu davanın ihlası ve vefası yoktur demişti’’ Türkdoğan haksız mı sayın genel başkan?

PROF. DR. MUSTAFA KAFALI

83 yaşında. Türkeş’in ölümüyle partiden uzaklaştırılan hocalarımızdan.

MUHİTTİN NALBANTOĞLU

82 yaşında. Milliyetçi basınımızın hafızası.

OLCAY SÜLEYMANOV

81 yaşında. Türklük araştırmalarında önemli bir Kazak Türkü, Olcay Beyin çalışmalarını MHP’den başka kim destekler, Milliyetçiliği ayaklar altına alanlarım mı desteklemesini umuyor ve bekliyorsunuz?

AGAH OKTAY GÜNER

80 yaşında. Bu gün Türkeş’in bakan yaptığı kaç insanımız hayatta kaldı? 1970 Yılların Ülkücü gençliği onun israf ekonomisi kitabı ile büyümedi mi?

PROF. DR. YÜMNİ SEZEN

79 yaşında. İlahiyat dünyasının içinden dinler arası diyalog tuzağına ilk göğsünü geren hocamız. Rakibimiz olan partiler bünyelerine akademisyen kazanmaya çalışırken biz kendi akademisyenlerimizi niye dışarda tutuyor onlara sırtımızı dönüyoruz.

PROF. DR. TUNCER GÜLENSOY

78 yaşında. Türkçülük çalışmalarının köşe taşlarından.

NURSULTAN NAZARBAYEV

77 yaşında. Kazakistan Cumhurbaşkanı ile 20 yılda temas imkânı bulamamış, fırsat yaratamamış MHP Genel Başkanı olur mu? Bu ilgisizliğin sebebi nedir?

SADİ SOMUNCUOĞLU

77 yaşında. 1969 da Kızılay’daki genel merkez binasında Sadi Abiyi gençlik teşkilatlanma başkanı olarak tanıdım. Bugün parti dışına itilenlerden niye?

MUSTAFA KIRIMLIOĞLU

75 yaşında. Kırım bugün gene Rus işgalinde, Mustafa bey bana Antalya’da görüştüğümüzde siz Başbakan yardımcısı iken sizden fakir Kırım Türklerinin 1990 sonrası topraklarına döndüklerini ama topraklarını işleyecek traktörleri olmadığını hiç olmazsa kullanılmış traktör yollamanızı istediğini ama hiç bir yardım alamadığını anlatırken aynı sohbette Sovyetlerin zamanında yaptığı açlık grevi esnasında Başbuğ Türkeş’in bir yolunu bulup bana bir gardiyan vasıtası ile azda olsa para yollamıştı o zaman Tüm Türk Milletini arkamda hissettim ve işkencelere dayandım diye anlatmıştı. Mustafa Kırımlıoğlu halan hayatta ve onunla hiç temasınız var mı?

PROF. DR. AHMET ERCÜLASUN

74 yaşında. Fikir adamlarımızın size bir telefon mesafesinde olanlarından, sizin hiç temasınız oldu mu?

NAMIK KEMAL ZEYBEK

73 yaşında. 1977 Gümrük Bakanımız olan sonra şehit edilen Gün SAZAK BEYİN Müsteşarı olan MHP nin de ilk eğitimcilerinden olan Kültür Bakanlarımızdan olan Kemal ZEYBEK MHP de görmek istemediklerinizden niye?

NEFİ DEMİRCİ

73 yaşında. Kerkük davamızın temel taşlarından, Kerkük, Musul ve Telafer Türkün elinden çıkarken, Türkmenlerin kan ağladığı son yıllarda Nefi beyden alacağınız hiç mi bilgi yok?

PROF. DR. İSKENDER ÖKSÜZ

72 yaşında. 1970’li yıllarda ‘’Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’’ kitabını Ayhan TUĞCUGİL adıyla yazan ve halen dava için altın değerinde eserler vermeye devam eden fikir adamlarımızdan. Onun birikimlerinden, fikirlerinden yararlanmamak nedendir?

YAKAN CUMALIOĞLU

72 Yaşında ,ORKUN dergimizin yeniden101 sayısını yayınlayan fedakar abimiz. Kıbrıs davamızın yılmaz takipçisi, onu da dışarda tutuldu, neden?

SUPHİ SAATCİ

71 yaşında. Kerküklü dava adamlarımızdan, bizim dış Türkler davamız yok mu? Varsa Suphi beylere ilgisizlik neden?

PROF. DR. ENİS ÖKSÜZ

71 yaşında. Türk Telekom’un satılmasına karşı çıktı diye 2002 de bakanlıktan ayırdığınız Enis Bey mi haklı çıktı siz mi haklı çıktınız?

PROF. DR. A.HALUK ÇAY

71 yaşında. Türk Dünyası Kurultayını devam ettirmek Türkeş Beyin vasiyeti değilmiş ki Haluk Abiyi MHP den uzaklaştırdınız.

SABİR RÜSTEMHANLI

71 yaşında. Azerbaycan Milletvekili

PROF. DR. OSMAN FİKRİ SERKAYA

71 Yaşında. MHP nin bilim insanlarımıza neden ihtiyacı yoktur.

PROF. DR. FİRİDUN AGASIOĞLU

70 yaşında. Azerbaycan’ın önemli Türk Tarih araştırmacılarından. MHP nin bu kişilere ilgisi hiç yok, neden?

PROF. DR. YUSUF HALAÇOĞLU

68 yaşında. Tarihçi akademisyenimiz neyle suçlanıyor?

OZAN ARİF

68 Yaşında. Sazıyla ülkücülerin sesi olması suçumu oldu?

YAŞAR OKUYAN

68 yaşında. AKP lilere gösterilen hoşgörü ölüm döşeğinde Yaşar beye niye gösterilmez

SÜLEYMAN ÜNSAL

67 yaşında. 27 yaşında 1977-1979 Genel Başkan sekreteri olan, 30 kişilik eğitimciler gurubundan olan 67 yaşında dışarda kenarda bırakılan insanlarımızdan. Neden?

ŞEVKET BÜLET YAHNİCİ

67 Yaşında, 1976 Kardeşi şehidimiz Ercüment bu dava uğruna katledildi, sizin ilk yıllarınızda hep yanınızdaydı bugün niye yok?

Efendi BARUTCU

66 yaşında Bursa’nın 1970’ in mücadeleli yıllarının fedakar isimlerinden.

ZEKİ SARAL

65 yaşında, İTÜ de sıkılan 6 kurşunun sakat bıraktığı, hala o kurşunlardan vücudunda taşıyan, ama Gemlik İlçe başkanlığı, Bursa Türk Ocağı başkanlığı gibi görevlerini yapmış ülkücü bu arkadaşlarımıza hiç mi vefa borcumuz yok?

İBRAHİM OKUR

65 yaşında Mühendis araştırmacı yazarlarımızdan. Bu değerli kardeşimizin görüşlerini almaya hiç mi gerek duyulmuyor.

SEVGİ ERENEROL

65 yaşında, Atatürk’ün zor zamanlarının destekçisi İstiklal Harbimizin unutulmaz kahramanlarında Papa EFTİM’İN bizlere emaneti olan hayattaki üç torunundan biri olan bu yiğit Türk Kızı Ergenekon bahanesiyle 7 yıl zindanlarda yatarken hiç ziyaret ettiniz mi veya bir kadın milletvekilimizi geçmiş olsun diye Silivri’ye yolladınız mı? Bu ilgisizlik neden?

TENZİLE RÜSTEMHANLI

64 yaşında Azerbaycan’ın cesur kadını.

ESAT KABAKLI

63 yaşında. Ülkücü sanatçımız niye yalnız bırakılır?

PROF. DR. MUSTAFA ERKAL

63 yaşında. Aydınlar ocağı başkanı. Başkaca kaç tane düşünce kuruluşumuz var ki yok sayılıyor.

SÜLEYMAN SAZAK

62 yaşında GÜN SAZAK beyin oğlu. Odamı genel başkan adayı olmaya layık değildi?

Metin KAPLAN

62 yaşında 10 sene hapislerde çürütülen ülkücülerimizden, halen yazıyor düşünüyor ve fikir üretiyor.

ARSLAN BULUT

58 yaşında. Türk basınındaki sesimiz değil mi? Niye kenara itildi?

PROF. DR. AHMET BURAN

55 yaşında. Zaza’ca ve Kuman’ca konusunda araştırmaları ile ünlü hocamız fikirlerine hiç ihtiyacımız yok mu?

PROF. DR. AHMET TAŞAĞIL

54 yaşında. Erken Türk tarihi konusunda çalışan Çince bilen ender akademisyenlerimizden genel merkezin ilgisi neden yok?

PROF DR SADETTİN YAĞMUR GÖMEÇ

53 yaşında. Türk Tarihi konusunda tanınmış bilim insanımız oda göz ardı edilenlerden.

PROF. DR. AYGÜN ATTAR

52 yaşında. Azerbaycanlı akademisyenimiz.

İLHAM TOHTİ

48 yaşında. Uygur Türkü akademisyen, Çin tarafından müebbet hapisle cezalı.

SEVİL NURİYEVA

44 yaşında. Azerbaycan’ın genç kalemlerinden.

GENİRE PAŞAYEVA

42 yaşında, Azerbaycan’ın cesur Türkçü milletvekili kadınlarından. Türk dünyasının bu genç

Siyasetçi gençleriyle her hangi bir çalışma ortamımız var mı?

Bu liste yalnız benim yazılarını, kitaplarını okuduğum, fikir dünyalarını tanıdığıma inandığım hocalarım, ağabeylerim, arkadaşlarımı, akademisyenleri kapsamaktadır bu listeye ilave edebileceğimiz daha yüzlerce yurt içinde ve yurt dışında fikirlerinden faydalanılacak akademisyen, gazeteci, fikir adamı, iş adamı, hukukçu, gazeteci vardır.

Bu yazıda 20 yıldır MHP dışında tutulan, adım adım MHP den uzaklaştırılan ve MHP ye kazandırılmayanların küçük bir kısmını dikkatlerinize getirmek istedim. Tüm bu insanların ortak paydalarının TÜRK MİLLİYETÇİSİ olduğuna inanmaktayım. Durum tespiti bu ise son 20 yıldır bu insanlar ve bu isimler gibi yüzlercesi neden MHP den uzak tutulmakta neden hiçbir şekilde kendilerinden faydalanılmadılar ne ölenler için nede sağ olanlar için açıklaması benim için yok.

Sayın Genel Başkan son günlerde MHP Genel Başkan adayı oldular diye karşı çıktığınız Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ 56 yaşında, Makina Mühendisi Koray AYDIN 62 yaşında, Dr. Sinan OGAN 50 yaşında, Dr. Meral AKŞENER 61 yaşında, Türk Milliyetçisi olan bu dört aday arasından hangisinin Genel Başkan olacağını seçecek tek irade Ülkücü tabandır. Ülkücü namus, gelenek ve anlayış bunu gerektirir. En başta Başbuğ Türkeş olmak üzere tüm ülkücülerin bunu istediğine inanmaktayım.

Ben bu satırları yazarken 19 Yaşımda 24 Mayıs 1969 Ankara’daki 9 Işık yürüyüşüne katılmamdan beri 48 yıldır Türk Milliyetçiliği davasına er olarak hizmet eden birisi olarak.

6 Temmuz 1997’de sizin genel başkan olmanıza oy vererek katkıda bulunmuş biri olarak.

5 Kasım 2000 yılına kadar süren MKK üyeliğimde her ortak toplantıda size AB, Tahkim,12 günde 12 yasa, Kemal DERVİŞ, ikiz yasalar vb. konularında tutumunuza karşı çıkmış biri olarak.

5 Kasım 2000 Kongresinde kim olduğunu hala bugün de bilemediğimiz ama MHP gibi köklü bir partiye genel sekreter seçilen Nur Safa PANDAR konusunu içine sindirememiş bir ülkücü olarak yazıyorum.

18 Ekim 2016 da gurup toplantısında yaptığınız konuşma ile Anayasa konusundaki söyleminizin tamamına karşı çıkan ve onaylamayan bir ülkücü olarak. Referandumdan hayır çıkmasının Türk Milliyetçiliği davasına da hayırlar getireceğine bütün kalbimle inanmaktayım.

Ayrıca Ülkü Ocaklarının 10 eski genel başkanları Atila Kaya, Müsavat Dervişoğlu, Servet Avcı, Suat Başaran, İrfan Özcan, Ulvi Batu, Azmi Karamahmutoğlu, Hakan Ünser, Alişan Satılmış ve Harun Öztürk yaptıkları ortak açıklamada:

"Türk milleti egemenliğine sahip çıkmak için hayır demelidir." diyorlar,

"Şimdi ‘Hayır!’ demezsek bir daha hiç diyemeyebiliriz" diyorlar,

Ocak Başkanların sesleri Balgat’tan duyulmuyor mu?

Yaşlı bir ülkücü olarak geçmişteki arkadaşlarım içinde bu uğurda canını veren, sakat kalan, fakir kalan ama davasına bağlı ülkücülere karşı borcum olan bu yazı tarihe de not düşmedir. Burada verilen bilgilerin doğruluğunun sorgulamasında yeni bilgilere ulaşacak

Olan genç ülkücülere araştırmalarında yol göstermesi ümidiyle.

Saygılarımla

Turgay TÜFEKÇİOĞLU

10 MART 21017

TARİH : II. Abdülhamid Hân’a Darbe


II. Abdülhamid Hân’a Darbe

Sultan II. Abdülhamid Hân, Osmanlı’nın en çok merak edilip konuşulan, en ziyâde iftirâ oklarına hedef olan padişahlarındandır. Hakkındaki iddia ve tartışmalar çok yönlü politikalarını anlayamamaktan, etrâfını kuşatan ağır şartları takdir edememekten, gizemli âlemine/kişiliğine nüfûz edememekten ve dindar tabiat, yaşantı ve tavırlarına alerji duymaktan kaynaklanmıştır.

Dînî-muhafazakâr, yenilikçi kişiliği; eğitime, teknolojiye, ulaşıma ve iletişime önem vermesi; târihe geçen büyük projeleri hayâta geçirmesi, onun zamânında planlanıp da gerçekleştirilemeyen hizmetlere imzâ atması; dış borçları kapatmadaki gayreti ve Avrupa’ya ekonomik bağımlılıktan kurtulma konusundaki hassâsiyeti; dış politikada Batı karşısında müstakil ve alternatif tutum ve stratejiler geliştirmesi; İslâm Âlemi ile ilişkilere, din, siyâset ve ekonomi birlikteliğine önem vermesi; içeride ve dışarıda yoğun bir muhalefete mâruz kalması; milletlerarası alanda yalnızlaştırma ve dışlanma girişimlerine mâruz kalması ve nihâyet iç ve dış mihraklar tarafından devrilmek istenmesi cihetlerinden özellikle Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ve onun siyâsî hayâtına kamuoyunca yaygın biçimde benzetilmektedir.

15 Temmuz’da zuhûr eden menhus darbe girişimi ile Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın da; 24 Temmuz 1908 ve 31 Mart 1909 Darbeleriyle tahttan indirilen Sultan II. Abdülhamid gibi devrilmek istendiği târihçiler, siyâsetçiler, yazar ve gazetecilerce dile getirildi.

Bu sayıda 1908 Darbesi’nin içyüzünü, safhalarını, baş mîmarlarını, izlenen sinsi taktik ve stratejileri aydınlatmaya gayret edeceğiz.

GİZLİ ASKERÎ-SİVİL ÖRGÜTLENME

93 Harbi’ne girilmesi ve kaybedilmesindeki rolünden ötürü Pâdişâh’ın Meclis-i Mebûsan’ı kapatması, sonraki yıllarda kendisine karşı yurt içi ve dışına yayılan açık veya gizli bir muhalefetin başlamasına sebep olmuştur. Abdülhamid yönetimine karşı örgütlü muhalefet, özellikle askerî-sivil yüksekokul öğrencileri ile askerî birlikler içerisinden taraftar bulmuştur.

1889 yılı Mayıs ayında, daha önce Askerî Tıbbiye’den mezun olan İbrahim Temo; İshak Sukuti, Çerkez Mehmet Reşit ve Abdullah Cevdet’e gizli bir örgüt kurma teklifi götürmüştür. Bir süre sonra bu dörtlüye Şerafettin Magmumi, Giritli Şefik, Cevdet Osman, Kerim Sebati, Mekkeli Sabri ve Selanikli Nazım gibi isimler de katılmıştır. Temo’nun öncülüğünde çalışmalarına başlayan örgüt, gizli ve hücre usûlü yapılanmasıyla genişlemiştir.

Hareket bir yandan Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye içerisinde hızla yayılırken, bir yandan da İstanbul’da bulunan Mülkiye, Harbiye, Baytariye, Bahriye, Topçu ve Mühendishâne Mekteplerine de sıçramıştır.

ETKİN KİŞİLERİN KATILIMI VE İLK GİRİŞİMLER

1889’da, daha sonraları Jön Türklerin liderliğini ele alacak olan Bursa Maarif Müdürü Ahmet Rıza, Paris’e gitmiş ve orada kalmaya karar vermiştir. Orada bulunduğu süre içerisinde pozitivizm görüşünü benimsemiş ve bu akımın kurucusu Auguste Comte’un öğrencisi Pierre Lafitte’nin derslerine devâm etmiştir. Bu dönemde Abdülhamid’e ıslahat konusunda bazı lâyihalar göndermiştir.

Paris’te bu gelişmeler yaşanırken, hareketin İstanbul’da yayılması hızlanmış, cemiyet üyesi şahıslardan bazıları zaman zaman hükûmet tarafından tutuklanmıştır. 1895 yılı sonlarında, aralarında Abdullah Cevdet, İshak Sukuti, Şerafettin Magmumi ve Kerim Sebati’nin de bulunduğu üyelerden bazıları tutuklanıp sürgüne gönderilmiştir.

Mülkiye’de târih öğretmenliği yapan, aynı zamanda Sultan Abdülhamid’in müşâvirliğine kadar yükselen “Mizancı” Murat Bey’in, devlette uygulanmasını gerekli gördüğü reformları saraya sunması büyük tepki uyandırmış ve tüm arkadaşlarının tutuklanmasına yol açmıştır. Bu arada İttihatçı hareket, biri Mısır’dan diğeri Paris’ten ülke topraklarına giren iki yayın organı, “Mizan” ve “Meşveret” vâsıtasıyla hızla yayılıyordu.

Sürgündeki üyeler arasında çatışmalar yaşanırken, İstanbul’da Sultan Abdülhamid’e karşı darbe planları da hız kazanmıştır. 1896 yılında önemli bir örgüt hâline gelmiş olan İttihat ve Terakki, ağustos ayında bahsedilen darbe girişimi için harekete geçecekken başarısız olmuş ve tutuklanan üyeler sürgün edilmiştir.

BÜYÜK SULTÂN’I İNDİRME KARÂRI

1897 Mayıs’ında komitenin merkez teşkîlâtı İstanbul’dan Cenevre’ye taşınmış, cemiyet bünyesindeki iki hizip arasındaki anlaşmazlık zirveye çıkmıştır. Bu anlaşmazlık, Mizan ve Meşveret’in sütunlarında genişçe yer almıştır. Cemiyet içerisinde Ahmet Rıza’nın aksine daha olumlu bir imaja sâhip olan Mizancı Murat, bir süre sonra Cenevre şu’besine tâyin edilecektir. Murat Bey, 1897’de yayınladığı broşürde, devletteki tüm kötülüklerin kaynağı olarak Sultan Abdülhamid’i ve büyük devletleri göstermiştir.

Avrupa’daki İttihatçılar arasında bu çekişmeler yaşanırken, ülke içerisinde başta askerî okul öğrencileri olmak üzere Abdülhamid’e karşı mücâdele sürüyordu. Bir süre sonra askerî öğrencilerden bir grup tutuklanarak Taşkışla’ya hapsedilmiş, aynı günlerde Harbiye’den iki sınıf tümüyle okuldan ihraç edilmişti. Dağınık halde içeriye ve dışarıya yayılmış bulunan muhalefeti bir araya getirmek îcâb etmişti. Bu amaçla, Prens Sabahattin’in öncülüğünde 4-9 Şubat 1902 târihleri arasında Paris’te Türkleri, Arapları, Yunanlıları, Kürtleri, Çerkezleri, Ermenileri, Yahudileri ve Arnavutları temsilen 47 delegenin katılımıyla 1.Jöntürk Kongresi toplanacaktı.

Kongreye katılanların ortak noktası, Abdülhamid yönetiminden duydukları rahatsızlıktı.

DARBE KOMİTESİ VE İHTİLÂLCİ YÖNTEMLER

İttihatçıların Osmanlı sınırları içerisindeki faaliyetleri 1897 yılında çökertilmişti. Bundan sonraki süreçte, tutuklananların mahkemeleri ve yeni tutuklamalar sebebiyle 1897-1908 yılları arasında pâyitaht İstanbul’da herhangi bir örgütlenme için İttihatçıların pek fazla fırsatı olmamıştır.

Bu yüzden, devrimi gerçekleştirecek askerî komitelerin oluşturulmasına yönelik ilk girişimler İstanbul dışında, özellikle Selanik ve çevresinde gerçekleşmiştir. Osmanlı’nın gelişmiş şehirlerinden olan Selanik, kozmopolit yapısıyla bir Osmanlı şehrinden ziyâde bir Avrupa şehri görünümündeydi.

Eylül 1906’da Selanik’te, kurucuları arasında Mithat Şükrü, İsmail Canpolat gibi isimlerin olduğu Osmanlı Hürriyet Cemiyeti tesis edildi. Hücre biçiminde örgütlenen cemiyet, mektepli subaylar arasında hızla yayılmıştır. Cemiyet, Ahmet Rıza’nın görüşlerinin Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin fikrî yapısına daha uygun olduğu kanaatine vararak onunla ilişkiye geçmiştir. Yapılan müzâkerelerin ardından İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birleşme kararı alınmıştır.

Ahmet Rıza kaba kuvvet kullanılmasına karşıydı; ancak birleşmenin getireceği ortak menfaatler uğrunda prensiplerinden vazgeçmişti. Böylece Selanik ve Makedonya çevresinde ortaya çıkan çeşitli örgütler, 1907’de yurtdışındaki İttihatçılarla irtibat kurarak Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adıyla ittifak etmişlerdi.

Bu gelişmelerden sonra Abdülhamid karşıtlığında birleşen grupları bir araya getirebilmek için 27-29 Aralık 1907 târihleri arasında Ahmet Rıza öncülüğündeki İttihat ve Terakki, Prens Sabahattin’in Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti, Maloumian önderliğindeki sosyalist Ermeni Taşnaksütyun Cemiyeti ve Mısır’daki Ahd-ı Osmani Cemiyeti’nin katılımlarıyla Paris’te 2. Jön Türk Kongresi toplanacaktır. Kongrede, yapılması düşünülen devrimin nasıl biçimleneceği tartışılmış ve 1908 Devrimine giden yolda ilk büyük adım atılmıştır.

MASONLARLA TEŞKİLAT VE USÛL BİRLİĞİ

İttihat ve Terakki’nin teşkîlat yapısının kurulması ve cemiyet faaliyetlerinin yürütülmesinde Masonluğun gizli örgüt yapısı ve usûllerinden faydalanılmış ve en başından itibâren Masonlarla yakın ilişki içinde olunmuştur. Cemiyet, Emanuel Karasso’nun üstâd-ı âzamı olduğu “Macedonia Rizorta” (Dirilen Makedonya) locasında kurulmuştur. Talat Bey, Cemal Bey ve Mithat Şükrü’nün (Bleda) başını çektiği kurucu kadronun tamamı bu locanın üyesiydi. Başta İngilizler olmak üzere çeşitli devletlerin hesâbına çalışan locaların birleştikleri yegâne ortak maksat, Abdülhamid’i devirmek ve bunu gerçekleştirecek olan İttihatçı hareketi desteklemekti.7

Abdülhamid Hân, hâtırâtında İttihatçılar ile Masonlar arasındaki karanlık ilişkilerin içyüzü ve hareketin önde gelenlerinin gizli kapaklı işleriyle ilgili şu çarpıcı bilgilere yer vermiştir: “Ahmet Celalettin Paşa’nın Mısır’da Ali Kemal Bey’den aldığı mektupta, Dr.Abdullah Cevdet, Dr.İshak Sukuti, Dr.Bahattin Şakir, Dr.Nazım, Dr.İbrahim Temo’nun Fransız ve İtalyan localarına bağlı olduklarını ve bu locaların yardımıyla yaşadıklarını, hattâ memleketteki âilelerine dahi bu localar eliyle para gönderdiklerini yazıyor ve bunların vesîkalarını gönderiyordu… Mason Locaları bütün tâkiplerimize rağmen “İttihat ve Terakki”ye bağlı subayları harekete geçirince, bu avâre insanlar birer bayrak hâline geldiler. İşte Jön Türkler ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin hikâyesi de budur.”9

SONUN BAŞLANGICI

1908 Darbesi Makedonya’da başlamış; Tem¬muz ayı başlarında hız kazanmıştır. 3 Mart 1908’de İngiltere, büyük devletlere gönderdiği genelgeyle, 3 vilâyete ortak vâli atanmasını ve Osmanlı askerlerinin sayısının azaltılmasını istedi.

Bir müddet sonra İngiltere kralı ile Rus çarının 1908 Haziran’ında Re¬val’de buluşması ve burada Çar’ın; “Kollarımızda bir hasta adam var. Kendiliğinden ölürse çok vahim sonuçları olabilir. Size bunun paylaşılmasını öneriyorum.” tek¬lifi, İstanbul ve Makedonya’ya bomba gibi düştü. İşte, Resneli Niyazi ile Enver Bey’i ateşleyen ve dağa çıkmalarına vesîle olan esas olay da buydu. 3 Temmuz’da Manastır’da Kolağası Resneli Niyazi Bey, aralarında belediye reisi ve polis müdürünün de bulunduğu asker ve sivillerden oluşan bir grupla dağa çıktı. Bunu Binbaşı Enver Bey’in isyân ederek birlikleriyle berâber dağa kalkması izledi. Böylece 1908 Darbesi fiilen başladı. Rumlar ve Makedonlar, İttihatçıların çıkardığı isyânı destekleyerek birtakım gösteriler yaptılar.

Manastır’ı ele geçiren İttihatçılar, binlerce Müslüman ve Hristiyan’la büyük bir gösteri düzenlediler. Göstericiler şöyle bağırmışlardı: “Türkler ve Hristiyanlar; herkes için özgürlük. Şimdi hepimiz kardeşiz. Müslümanlar, Hristiyanlar, Mûseviler, Türkler, Arnavutlar, Araplar, Rumlar ve Bulgarlar anavatan Osmanlı’nın özgür vatandaşlarıyız.” 23 Temmuz’da Selanik ve Manastır hükümet konaklarını ele geçiren isyancılar, Rumeli’nin önemli merkezlerinde meşrûtiyeti ilân ettiler. Ardından, tüm ülkede de ilân edilmesi için İstanbul’u telgraf bombardımanına tuttular. İttihatçı muhalefetin bütün Balkanları sarması üzerine Sultan Abdülhamid, 24 Temmuz’da meşrûtiyeti tekrar yürürlüğe koydu. Zâten meşrûtiyete taraftardı ve 32 yıldır gerçekleştirdiği yenilikler ve hizmetlerle altyapısını hazırlamaya çalışmıştı.

Sultan Abdülaziz’e düzenlenen 1876 Darbesi’ne bakarak 1908 Darbesi daha kolay ve kansız şekilde gerçekleşti. Abdülhamid Hân’ın sağduyulu ve şiddetten kaçınan tutumunun bundaki rolü büyüktü.10 Böylece İttihatçılar devleti ele geçirmede önemli bir adım attılar. Fakat onlar için meşrûtiyetin tek başına bir anlamı yoktu; Abdülhamid’in de devrilmesi gerekiyordu. Bu yolla, 1908 Darbesi’nin son perdesi sahnelenmiş olacaktı.

Tarihçi-Yazar İsmail Çolak

Dipnotlar:

· İbrahim Temo, İttihad ve Terakki Cemiyetinin Teşekkülü ve Hidematı Vataniye ve İnkılâbı Milliye Dair Hatıratım, Medjidia, Rumania, 1939, s. 18; Ernest E. Ramsaur, Jöntürkler (1908 İhtilalinin Doğuşu), İstanbul, 2004, s. 34-36, 39-40; Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyâsî Fikirleri (1895-1908), İstanbul, 2004, s. 60; Barış Demirtaş, “Jön Türkler Bağlamında Osmanlı’da Batılılaşma Hareketleri”, Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 8, Sayı: 13, 2007/2;

· Mardin, aynı eser, s. 42-44, 174-175; Sina Akşin, “Düşünce ve Bilim Târihi (1839-1908),” Türkiye Târihi 3: Osmanlı Devleti 1600-1908, İstanbul, 1997, s. 356; Ramsaur, aynı eser, s. 41-42;

· Mardin, aynı eser, s. 73-74; Ramsaur, aynı eser, s. 42-48, 53-55; Akşin, aynı eser, s. 363;

· Ramsaur, aynı eser, s. 53-55, 59-60; Mardin, aynı eser, s. 103;

· Ramsaur, aynı eser, s. 84-97, 136-137; Akşin, Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Târihi, Ankara, 1996, s. 40-41; İlyas Doğan, “Tanzimat Sonrası Osmanlı Aydınlarında Çağdaşlaşma Sorunu ve Arayışlar,” http://www.dicle.edu.tr/dictur/suryayin/khuka/cmk.htm

· Akşin, “Siyâsal Târih (1789-1908)”, s. 176-177; Ramsaur, aynı eser, s. 137-138, 163-165;

· Haydar Rifat, Farmasonluk, İstanbul, 1934, s. 226-227; İ. Nuri Gün, Yalçın Çeliker, Masonluk ve Masonlar, İstanbul, 1968, s. 23; Mehmet Murat, Tatlı Emeller Acı Hakikatler, İstanbul, 1320, s. 83; OrHân Koloğlu, Abdülhamid Gerçeği, İstanbul, 1987, s. 170; Mithat Şükrü Bleda, İmparatorluğun Çöküşü, İstanbul, 1979, s. 21-22; Kazım Duru, İttihat ve Terakki Hatıralarım, İstanbul, 1957, s. 16; Armstrong, Bozkurt, İstanbul, 1955, s. 25; Süleyman Kocabaş, Târihimizde Komplolar, İstanbul, 1997, s. 100-102;

· Gün, Çeliker, aynı eser, s. 21; Jules Boucher, Paul Naudon, Masonluk Bu Meçhul, Çev: M. Sakar, İstanbul, 1966, s. 21; M. Philips Price, Türkiye Târihi, Çev: S. Atalay, İstanbul, 1979, s. 110; Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, C.2, İstanbul, 1968, s. 260; Koloğlu, aynı eser, s. 170; H. Rifat, aynı eser, s. 226; Kocabaş, aynı eser, s. 100, 102-103, 106, 108;

· İsmet Bozdağ, Sultan Abdülhamid’in Hatıra Defteri, İstanbul, 1986, s. 64-65;

· Ahmet Niyazi, Balkanlarda Bir Gerillacı: Hürriyet Kahramanı Resneli Niyazi Bey’in Anıları, İstanbul, 2003, s. 200; Kazım Nami Duru, İttihat ve Terakki Hatıralarım, İstanbul, 1957, s. 33-34; Aykut Kansu, 1908 Devrimi, İstanbul, 2006, s. 132-151; A. L. Macfıe, Osmanlının Son Yılları, İstanbul, 2003, s. 45-47; Akşin, “Siyâsal Târih (1789-1908)”, s. 178, 182-183; Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Târihi, s. 42-44; Ramsaur, aynı eser, s. 172-173; M Şükrü Hânioğlu, Preparation for a Revolution, the Young Turks 1902-1908 (Bir Devrime Hazırlık, Jön Türkler), 2001, Oxford, s. 288. Ayrıntı için bkz. İsmail Çolak, Son İmparator: Abdülhamid Hân’ın Gizemli Dünyası, 7.Baskı, İstanbul, 2015, Nesil Yayınları, s. 143-198, 219-236.

Not: Bu yazı Yenidünya Dergisinin Şubat-2017 sayısından alıntıdır.

TÜRKMENLER DOSYASI : Türkiye’nin Irak Türkmenlerine Yönelik poli tikası (TÜRKÇE – İNGİLİZCE – ARAPÇA)


DÖKÜMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

SOITM vakfı kitabı “Türkiye’nin Irak Türkmenlerine Yönelik politikası” XVI. bölümü başlığı “Erdoğan hükümetinin Irak Türkmenleri için yazdığı yıkıcı tarih” İngilizce, Türkçe ve Arapça olarak ekte bulunmaktadır.

Bu bölümün içerdiği konular şunlardır:

·Özetle Türkmen siyasi hareketi ve Irak Türkmenleri hakkında

· Irak Türkmen Meclisinin son 5 yılı

· Bağımsız genel Irak Türkmen meclisi kurmak için Türkmenlerin girişimleri

1. 2010 yılı girişimi

2011’de Irak Türkmen Meclisinin sona erdirilmesi

2. 2013 yılı girişimi

3. 2014 yılı Ocak ayı girişimi

4. 2014 yılı Kasım ayı girişimi

Bayraktar’ın tavrı

5. 2015 yılı Nisan ayı girişimi (TÖG Harekâtı)

Bu girişimin başarısızlığa uğratılma süreci

1. Türk hükümetinin doğrudan müdahaleleri

2. Türkiye’ye doğrudan bağlı bazı Türkmen örgütleri tarafından erken ret

3. Türkiye yanlısı Geçici Komitenin bazı üyelerinin çekilişi

4. Türkmen sivil toplum kuruluşlarının çekilmesi

5. Türkmen partilerinin süreçten çekilmeleri

Milliyetçi Türkmen Topluluğu (MTT)

Milliyetçi Türkmen Hareketi (MTH)

Türkmenli Partisi (TEP)

Türkmen Adalet Partisi (TAP)

· Sonuçlar

· Öneriler:

Irak Türkmenleri üzerine herhangi bilgi için bizimle irtibata geçmeniz rica olunur

Saygılarımla

Dr. Sheth J. Pashalar

Chairman of SOITM Foundation

Iraqi Turkmen Human Rights Research Foundation (SOITM)

Tel/fax: +31 (0) 24 844 14 14

Mobile: +31-616262586

Email: soitm

Website: www.turkmen.nl

Turkmen tribune: www.turkmentribune.com

CIA DOSYASI : CIA eski Türkiye şefi Paul Benard Henze’nin 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu Türkiye raporundan


KAYNAK : www.nacikaptan.com

CIA eski Türkiye şefi Paul Benard Henze’nin 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu Türkiye raporundan

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.