YUNANİSTAN DOSYASI : Helenler, Grekler, Yunanlılar


Helenler, Grekler, Yunanlılar

Şaban Recai Öztürk

sabanreco

http://srecaio.blogspot.com.tr

Şubat 2017’de, önce Kıbrıs, sonra da Kardak çorbası yine ısıtıldı, gündem masasındaki yerini aldı. Orta Doğu ve Suriye’nin sıcaklığını yakından hissettiğimiz, Kırım ve Ukrayna sorunun hareketlendiğini gördüğümüz kaygan coğrafyamızda, Yunanistan hakkındaki notlarımı tozlu raflardan çıkarmaya çalıştım.

Önce kısa bir açıklama…

Yunan, Helen, Bizans, Rum sözcükleri birbirine karıştırılıyor.

Yunan ve Yunanistan adı, İyonya’nın bozulmuş biçiminden gelir. Anadolu’da bugünkü İzmir ve Aydın illerinin sahil şeridine Antik Çağ’da verilen addır. Balkan Yarımadası’nın güneyindeki topraklarından kaçarak gelen İyon kabileleri bu bölgede Efes ve Milet gibi şehirler kurmuşlardı. Yani tüm Helenleri (Grekleri) içermiyordu. Adriyatik güneyindeki denize de İyon adını verdiler.

Helen, Balkan Yarımadası’nın en güneyinde yaşayan kavimler ve onların kurduğu eski devlet ve uygarlıktır. Helen, Elen ya da Ellas bugün sadece kendileri tarafından kullanılır. Bizans döneminde Selanik ile Atina arasında kalan bölge için kullanılıyordu. 7. yüzyılda bu bölgede oluşturulan eyaletin adı, Hellas idi.

Batı’daki adları “Grecia, Grèce, Greece” şeklindedir. Bizde de “Grek” olarak kullananlar vardır. Romalılar Latinlerin hizmetkârı, Latinlerin kölesi anlamında Grek kelimesini kullanmışlardır.

Bizans İstanbul’un tarihi adlarından biridir. Eski bir Yunan kolonisidir. Arkeolojik bulgulara göre, koloni döneminden çok daha önceleri insanların yerleştiği bir yerdi.

Rum, Romalı, Roma İmparatorluğu halkı demektir. Selçuklular döneminde Anadolu “Diyarı Rum” idi. Burada yaşayan Hıristiyanlar da Yunanlı (Helen) değildi. Hitit, Asur, Frigya, Kimmerler, Hurriler, Urartu’ların torunları, Kumanlar, Sakalar, Kıpçak diye bilinen Türkler de bölgede idiler. Bunlar putperestlikten sonra Hristiyanlığı kabul etmişlerdi. Zamanın ortak dili olan Yunanca üzerinden insanların kimliği de değiştirilmeye çalışıldı.

Yazının devamında, karışıklığa meydan vermemek için “Yunan” sözcüğünü kullanmaya devam ediyorum.

Özet tarihi…

M.Ö. 20. yüzyıl öncesinde Pelasg denilen Yunan kabileleri deniz yoluyla Balkanlar’a geldi. Makedonya’nın bazı yerlerine yerleşti, sonra kuzeyden gelenlerin etkisi ile Mora Yarımadası’na, güney kıyılarına ve Ege Adaları’na yayıldılar. İlk Yunan şehir devletleri Antik Mısır’ın kolonisiydi. Girit, Roma vilayeti ve Tuna kıyıları, M.Ö. 6. yüzyılda Pers istilası nedeniyle Mısır’dan kaçan seçkinlerin yeniden toparlandığı mekânlardı. Böylece tarih sahnesine özgün birer uygarlık merkezleriymiş gibi sunulan, ama aslında antik Mısır’ın yeni formları olan şehir devletleri çıkmıştı. Mısır’ın kadim uygarlığından yararlanarak yarattıkları Minoya Uygarlığını Miken Uygarlığı izledi. Bilgilerinin belirli bir kısmını Mısırlı rahiplerden alan Herodot’a göre, yazılı tarih onun döneminden 11.340 yıl öncesine dayanıyordu. Batık kıta Atlantis’ten söz ediyordu.

Eski Mısır için bir parantez açmak gerek: 18. yy ortalarına kadar Avrupa aydınlarının özel ilgi alanı Mısır, teorik bilgilenme kaynağı da Endülüs birikimiydi. Osmanlı’ya karşı ayaklanan Yunanlıların bağımsızlık çabasını destekleme için karşı tez ileri sürüldü: İnsanlığın bütün bilgi, felsefe ve kültürel kökleri Yunan kaynaklıydı. Bu görüş, petrolün keşfi ve öneminin anlaşılmasına paralel olarak, 19. yy sonu ve 20. yy başlarında, Mezopotamya devreye sokuldu. Uygarlığın kökleri Mezopotamya’daydı. Hindistan da önemliydi. İngiliz arkeologlar Sümerleri, Almanlar Truva ve Hititleri keşfettiler. Kavimler göçüyle bölgeye gelip uygarlık kurmuş Ari halklardı! Yunan dahil tüm antik uygarlık, Avrupalıların ataları olan Aryanların eseriydi. Yahudiler, bu tezlere karşı, Mısır teorisine sarıldı. Yunan’ın kaynağı Mısır’dı, Mısır’ın ise, Fenike. Fenike de Kudüs merkezli Yahudi devletlerinin parçasıydı.

Eski Mısır’ın, Eski Yunan’ın kaynağı olduğu doğruydu, ama Yahudilikle bir ilgisi yoktu. Bir teoriye göre, Eski Mısır uygarlığı da Atlantis’ten sağ kalanlarca yaratılmıştı.

Martin Bernal, Kara Athena: Klasik Uygarlığın Afro-Asyatik Kökleri (Black Athena: The Afroasiatic Roots of Classical Civilization) adlı kitabında Antik Yunan ve dolayısıyla Batı uygarlığının kültürel kökeninin Antik Mısır ve Finike kültürlerine dayandığı faraziyesini ortaya koyar. Batı uygarlığının kökeninin Avrupa’daki 18. ve 19. yüzyıl ideolojik akımlarının etkisinde, bilimsel nesnellikten uzak olarak imal edildiğini ve Avrupa medeniyetinin beşiği Yunanistan sloganının lanse edildiğini savunur.

Antik Yunan-Roma-Yahudilik-Hıristiyanlık-Aydınlanma-Kapitalizm şeklinde çizilen ve bütün batı dışı toplumlardan ileri ve üstün olarak sunulan Batı uygarlığının tarihi gelişim şeması yalanlardan ibaretti. Hind – Avrupa kültürü, dili, Aryan Uygarlığı gibi tezlerin de benzer ideolojik amaçların ürünüydü. Irkçılık ve sömürgeciliği meşrulaştırıcı bir Doğu – Batı, kültür, uygarlık ve tarih kurgusuna dayanıyordu.

Fransız Devrimi ve Napolyon üzerindeki etkileri bilinen Gülhaç Tarikatı ve spekülatif masonluğun eski Mısır dini, hermetizm, Mısır gizemleri, tapınak ve sembollerine olan bağlılıkları, 19. yüzyıla kadar Fransız aydın çevrelerinde Mısır’ı Batıda gören ve Batının kökeni olarak algılayan tezleri canlı tutuyordu.

Yunancanın üçte biri Eski Mısır ve Sami dillerine ait kelimelerden oluşmuştu, Girit, Miken ve İyon (Anadolu) kültürleri de aynı etkinin ürünüydü.

Bir notum daha var. İslam uygarlığı Bu tezlerin hiçbirinde yer almamıştı. Avrupa, Yunan ve Roma’dan daha hoşgörülü olmakla birlikte, İslam uygarlığından ithal ettiği ne varsa sürekli inkâr etti. Avrupa’daki varlıkları İspanya’da 800, Balkanlar’da ise 500 yıl süren Berberi ve Türk Müslümanlar da buna çanak tuttu. Avrupa Rönesansının temellerini attıkları halde, bunun farkına varamadılar. 1500’lerden sonra bu konularla ilgilenmediler. Meydan Yunanlıları kendi çıkarları için göklere çıkaran Avrupa ya da Batı uygarlığına kaldı. Batı uygarlığı Yunan ve Roma uygarlığı ile Hristiyanlık bileşimi oluverdi.

Özet tarihe devam…

M.Ö. 9. ve 6. yüzyıllar arasında Sparta kara gücü olurken, Atina deniz gücü olarak Sicilya, Güney Fransa, Libya, Mısır, Filistin kıyıları ile Karadeniz’de Sinop, Ordu, Giresun ve Trabzon kolonilerini kurdu. Megara Kralı Byzas şimdiki Sarayburnu’nda Byzantion’u kurdu.

Koloniler siyasi ve askeri olarak anayurttan bağımsız olmuş, ancak dil, kültür ve din bakımından anayurda bağlı kalmışlardı. İyonlardan aldıkları Fenike alfabesinin Romalılara geçmesini sağlamışlardı.

Şehir devletlerinin başında krallar vardı. Halk, soylular, büyük toprak sahipleri, tüccar ve sanayiciler, küçük toprak sahibi köylüler ve köleler olmak üzere sosyal sınıflara ayrılırdı. Rahipler dini hizmetleri yerine getirmekle görevli memurlar sayılırlardı. M.Ö. 6. yy.da soylular kralı devirerek idareyi ele geçirdiler. Koloniler sayesinde zenginleşen tüccar ve sanayiciler ile yönetimden memnun olmayan orta sınıflar birleşerek, soyluları iktidardan uzaklaştırdı. Böylece Tiranlıklar oluştu. Sonra halk ve asiller birleşerek diktatörleşen tiranlığı yıktılar. Bunun sonunda köleler dışındaki halkın katıldığı demokratik meclisler kuruldu.

Burada, Batı ve ne yazık ki Türk tarihi çevrelerinde fazla değer görmeyen bir konuyu vurgulamak istiyorum…

Kâzım Mirşan, bazı arkeolojik bulgulara dayanarak, M.Ö. 600 yıllarında, Yunanistan Yarımadası’nda Ön-Türk kültürünün olduğunu kanıtlamaya çalıştı. Yunanistan’da 100 Pelasg yazıtını çözdü ve bunların Ön-Türkçe olduğunu açıkladı. Aynı Ön-Türk izlerini Romalıların ataları olan Etrüskler’de de bulmuştu. Limni adasında bulunan mezar taşındaki yazıların okunmasıyla Ön-Türk izleri daha da belirginleşti.

M.Ö. 600-500 arası antik dünyada teolojik ve jeopolitik devrim yüzyılı oldu. Doğu’da, Zerdüşt, Buddha, Tao, Konfüçyüs, Batıda, Yani Yunanistan’da, Sokrates, Platon, Aristo, Pisagor ve birçok felsefe akımı ortaya çıktı. Atina’da Solon reformları yapıldı.

İlk filozof sayılan Thales, Solon, Pisagor ve Platon’un Mısır’da eğitildiği ve eğitildikleri merkeze ait bilgileri üstü örtülü bir şekilde kendi ülkelerinde dile getirdikleri biliniyor. Pisagor’un tutsak olarak Babil’e götürüldüğünü ve orada da Zerdüşt rahiplerinden Mezopotamya tarih öncesine ilişkin bilgiler aldığını eklemek gerek. Kudüs’te Kabala eğitimi aldığı da söylenir. Pisagor’un öğretisi Antik Çağ’da başta Platon olmak üzere Sokrat, Öklid, Aristo gibi pek çok bilgin ve filozofu etkiledi.

M.Ö. 500-400 yıllarında Pers savaşları döneminde antik Yunan uygarlığı zirveye ulaştı. Fenike alfabesini geliştirerek kullanıyorlardı. Çok tanrılı dinleri vardı. Dini inanışlarının kaynağı Anadolu, Mısır, Mezopotamya ve Girit’ti. Tanrıları ölümsüz insanlar gibiydi, evlenirler, savaşırlar, yerler ve içerlerdi. Dini inanışları fikri gelişmeyi engellemezdi. Tanrıların gazabından korunmak için müzik, eğlence, spor ve şiir yarışları düzenlerlerdi. Günümüzdeki olimpiyatlar bu şekilde doğmuştu.

M.Ö. 490 yılında Maraton savaşında Yunanlılar Persleri bozguna uğrattı. Atina Sparta rekabeti 27 yıl devam eden Peloponnes savaşlarına neden oldu. Sparta üstün geldi.

M.Ö. 400 yılından sonra Yunanlıların gerileme devri başladı…

Makedonya’lı Büyük İskender Yunanistan’ı ele geçirdi. İskender M.Ö. 323 ten sonra, Balkanlar, Anadolu, Suriye ve Mısır’da 300 yıl süren Helenistik uygarlık dönemini başlattı. İskender, Aristo gibi, Perslerin etkisindeki Platon’un öğrencisiydi. Pers krallığını yenerek Hindistan’da İndus nehrine ulaştı ve Yunan dünyası ile doğu dünyası kısa bir süre için birleşti.

Makedonlar, İskender’i Yunan değil Makedon olarak kabul ederler. Yunanlılar ise İskender’in Makedon olduğunu tartışmak dahi istemezler.

İskender Persleri geri püskürttü ama batısında yükselen güç olan Roma’yı doğurdu. M.Ö. 146 yılında Yunanistan Romalılarca fethedildi, Roma’ya göç dalgaları başladı.

M.Ö. 2. yüzyılda Orta Asya’dan Balkanlara göç eden bazı İskit Türk boyları Batı Trakya’ya yerleşti.

Yunanistan artık sıradan bir Roma eyaleti olmuştu. Yüzyıllar geçti.

Hıristiyanlığı yok etmeye çalışan Roma sonunda pes etti ve kendi pagan alışkanlıklarını da yeni dine katarak, yönetimine uygun gelecek biçimde düzenledi. Yönetici durumundaki beş Roma İmparatorundan biri olan Büyük Konstantin M.S. 313 senesinde Hıristiyanlığı kabul etti. Bizantion şehrini büyütüp imar etti ve Konstantinopolis adını verdi. İkinci başkente ihtiyaç duymuştu. Önce Truva’yı, sonra Nikomedya’yı, (İzmit’i) düşünüyordu. Sonunda avantajları göz önünde tutarak Konstantinopolis’i tercih etmişti.

M.S. 4. yüzyılda bazı Batı Hun boyları Batı Trakya’ya yerleşti.

395 yılında Roma İmparatorluğu’nu tek başına yöneten son imparator Theodosius öldü. İmparatorluk oğulları Arcadius ve Honorius arasında bölüştürüldü. Arcadius başkenti Konstantinopolis olmak üzere doğunun imparatoru, Honorius da başkenti önce Milano sonra Ravenna olan batının imparatoru oldu. En büyük sanayi merkezleri olan İskenderiye, Antakya, Efes ve Bizans doğudaydı. Çin ve Hindistan’la yapılan ticaret de imparatorluğun en zengin bölgesi olan doğuda toplanıyordu. Doğuda, resmî yazışmalarda Latince, halk arasında Yunanca konuşuluyordu. Bu daha sonra değişti ve Yunanca Doğu Roma İmparatorluğunun resmi dili oldu. Doğu Roma İmparatorluğu işgal ettiği Yunanlıların etkisinde kalıp asimile oldu. Batı Roma İmparatorluğu farklıydı. Latince dilini İtalya’ya, Fransa’ya, İspanya’ya, Portekiz’e kabul ettirdi.

Daha önceki yüzyıllarda Roma’ya göç eden Yunanlılar dış kavimlerin saldırılarıyla Konstantinopolis’e göçe başladılar. Atina ve Sparta önemlerini büyük ölçüde yitirmişti, Konstantinopolis ise gelişmekteydi. Konstantinopolis’e Bizans adı çok sonra, 19. yy.da bazı tarihçiler tarafından verilmişti. Yunan isyanını körüklemekti amaçları. Fatih’in fethinden Cumhuriyet’in ilanına kadar kentin adı Kostantiniyye idi. İmparatorluğun adı da Romania idi. Doğu Roma halkı da kendisini Romalı olarak adlandırırdı. Türkler ve Araplar ise Rum kelimesini kullanırlardı.

451 yılında, Konstantinopolis Patrikliği Roma’ya eşit sayıldı. Ermeniler Konstantinopolis kilisesinden ayrıldı.

5. yüzyılda bazı Avar boyları Batı Trakya’ya yerleşti.

30 yıldan fazla Bizans İmparatorluğu yapan Jüstinyen, Büyük Roma İmparatorluğunu yeniden kurma amacına yöneldi. 534’te Afrika’daki eski Roma sömürgelerini Bizans’a kattı. 537’de Konstantinopolis’te Ayasofya’yı ibatede açtı. 555’te Ostrogotları yendi ve İtalya’yı Bizans’a bağladı. İspanya sahillerinde toprak kazandı. Ama Bizans’a, batıyı yeniden fethetmek çok pahalıya mal oldu; Jüstinyen orduları İtalya’da erir ve imparatorluğun mali gücünü tüketirken, doğuda her yandan düşman tehdidi altındaydı, Persler, Hunlar, Bulgarlar ve Slavlar imparatorluk hududuna saldırıyordu. Ordu çok kötü durumdaydı. Jüstinyen’in 565’te ölümünden sonra Avarlar Orta Avrupa, Slovenya, Hırvatistan ve Bosna bölgesine, Lombardlar Kuzey İtalya ‘da Po Vadisi’nde yerleşti. Doğu’da Persler Suriye’yi ele geçirdi. Afrika kaybedildi.

Bizans eğitim sisteminde orta ve yüksek eğitimde Antik Yunan yazarlarının eserleri öğretildi. Hristiyanlık kabul edildikten sonra Antik Yunan kültürü pagan olarak nitelendirilse dahi Antik Yunan tarihi, Antik Yunan felsefesi ve bilimi Bizans eğitim sisteminde kabul edildi ve yeni nesillere aktarıldı. Homeros’un destanları ders kitabı olarak okutuldu. Aristo, Eflatun, Sofoklis, Herodot ve Tukididis öğretildi.

7. yüzyılda önemli göçler oldu. Yunanistan’ın birçok bölümü Slavlar tarafından ele geçirilince Yunanlılar Güney İtalya’ya göçtü. Bizans yakaladığı Slavları Kapadokya’ya sürdü. Kıbrıslı ve Makedonya’lı göçmenler da Boğaziçi’ne getirildi.

718 yılında Bizans, İstanbul’u kuşatan Emevi ordularına karşı Hazar ve Bulgar Türklerinden yardım istedi. 760’ta Emeviler tarafından vergiye bağlanan Kıbrıs Bizanslılarca geri alındı.

9. yüzyılda Roma İmparatorluğu’na göçen Yunanlılar geri döndü ve Peloponnes ile Tesalya’ya yerleştirildi. Bazı Peçenek boyları da Batı Trakya’ya yerleşti.

870’te Bulgarlar Konstantinopolis Patrikliği aracılığıyla Hristiyanlaştırıldı. 872 yılında Bizans Hıristiyanlık karşıtı isyancı Paulisyenler’i yendi ve Doğu Anadolu halkının önemli bir bölümünü Trakya ve Makedonya’ya sürdü. 988’de Ruslar Hıristiyanlığı kabul etti ve Konstantinopolis Patrikliği’ne bağlandı.

11. yüzyılda bazı Kuman Türk boyları Batı Trakya’ya yerleşti. Kuman Türklerine, daha sonra Osmanlı Türklerine yardım etmelerinden dolayı Slav dilinde “yardım eden” anlamına gelen pomaga (Pomak) denildi.

1054 yılı önemli bir dönemeç. Konstantinopolis ve Roma Kiliseleri birbirlerini aforoz etti. Konstantinopolis Papa’nın hatasız olmasını kabul etmiyordu, “Kutsal Ruh” Roma için Tanrı ve oğlu İsa’dan, Konstantinopolis için ise sadece Tanrı’dan kaynaklanıyordu. Doğu Hıristiyanları Ortodoks (Doğruya inanan) mezhebini kurdular.

1071’de Romanos Diogenes Malazgirt’te Selçuklu Türklerine yenilip öldü ve Türkler Anadolu’ya bir daha çıkmamak üzere yerleşti.

1081-1204 yılları Bizans’ın bir “dünya devleti” olduğu son dönem oldu.

İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard Üçüncü Haçlı Seferi’nde, 1191’de Kıbrıs’ı ele geçirdi ve Tapınak Şövalyeleri’ne sattı. Ama adadaki isyanı bastıramayan şövalyeler, adayı İngilizlere geri verdi, İngilizler de adayı Kudüs eski kralı Fransız asıllı Guy de Lusignan’a sattı.

Konstantinopolis 1204’teki Dördüncü Haçlı Seferi’nde Haçlı ordusunca zapt edildi ve Latin egemenliği 1261’e kadar sürdü. Ev sahipleri Katolik Haçlı askerlerin Ayasofya’da kürsüye fahişeleri çıkartıp şarkılar söyleterek raks ettirmeleri, İsa peygamberi tasvir eden mozaiklerin önünde katır kesmeleri ve Ayasofya’yı yağmalamaları gibi Latin istilasının acı hatıralarını unutmadı. Konstantinopolis’ten kaçan soylular İznik Rum İmparatorluğu’nu (1204 -1261) ve Trabzon Rum İmparatorluğu’nu (1204 -1461) kurdu. Latin istilâsı sırasında imparatorluk Nikea-İznik ve Thesselonika-Selanik olmak üzere iki ayrı merkezde ve iki farklı hizip olarak işgalci Latinlerle mücadeleye girişti. Anadolu, İznik’teki merkezi destekleyerek işgal sonrası Bizans’ın yeniden ihyasında rol aldı. Selanik ise Bizans’ın yok oluşuna kadar, hak iddia eden ama Bizans’ı elde edemeyen bir muhalif rakip olarak kaldı.

Nihayet 1261’de, sürgündeki İznik Rum İmparatoru 57 yıllık Latin İmparatorluğu’nu yıkarak Bizans’ı tekrar canlandırdı.

Dördüncü Haçlı Seferi ile birlikte Ege adalarının birçoğu Venedik kontrolüne geçerken, Yunan yarımadasının kontrolü de Frankların eline geçmişti. 14. yy.da Yunan Yarımadasının kontrolünün büyük bölümü Sırplarda ve Osmanlılardaydı.

Fatih´in İstanbul’u fethetmesi, dünya tarihinin olduğu gibi Yunan tarihinin de dönüm noktası oldu. Artık Yunanistan toprakları bir Osmanlı eyaleti olmuştu. Atina 1458’de Osmanlı topraklarına katıldı. Fatih Sultan Mehmed Atina’ya geldi ve dört gün kaldı. Yunan Diasporası Avrupa’ya kaçtı. Osmanlılar Yunan topraklarında iskân çalışmalarına başladı. İki yıl sonra Yunan yarımadası, 15. yy. sonlarında da Ege adalarının büyük bölümü Osmanlıların eline geçti.

1489’da Venedikliler Kıbrıs’ta Fransız savaş lordlarından Guy De Lusignan hanedanına son verdi. Adadaki Ortodoks kilisesi, bu ‘Katolik’ hâkimiyetinden büyük zarar görmüştü. Ama Venediklilerin Kıbrıs egemenliği fazla sürmedi, adayı 1571’de Osmanlılara kaptırdılar. Anadolu, Karamanya, Dulkadiriye ve Rum vilâyetlerinden Türkmenler ve sanayi erbabı adaya getirildi. 16. yy. sonuna kadar 8 bin aile, 1700-1745 arasında da Türkmen boylarından, 2.500 aile Kıbrıs’a sürüldü.

Yunanlılar ve Yunanistan ortada yoktu. Ama Konstantinopolis Patrikhanesi çalışıyordu. Birçok yer değiştirmeden sonra, 1602’de Fener’de bulunan Ayios Yeoryios Manastırı’na yerleşti ve bu tarihten sonra faaliyetini burada sürdürdü. Rumlar arasında bütün güç, Fener Patrikliği ve kendilerini "Bizans’ın varisi" olarak gören Fenerlilerin eline geçti. İstanbul’un geri alınarak Bizans İmparatorluğu’nun ihyası da önemli hedeflerinden biri oldu. Fatih’in fermanıyla Ortodoks patrikleri, Rum cemaatinin evlenme, cenaze gibi adetlerini özgürce uygulayabilmesini denetliyorlardı. Patrik bir vezir statüsünde kabul edilir, kendisine divanda yer verilirdi. Maiyetindeki diğer yöneticilerle birlikte her türlü hizmet ve vergiden muaftı. Rum cemaatine dair konuların görüşüldüğü meclise başkanlık eden patrik, hukuki ve cezai işlerde tam yetkili idi. Rum Ortodoks toplumunun tartışmasız lideri olarak, Bizans dönemindeki haklarından fazlasına kavuşmuştu. Ama her şeyin bir sınırı vardı. Fener Patriği III. Pantenios, Eflak ve Boğdan voyvodalarını isyana teşvik ettiğinden 1657 yılında asıldı.

1669 yılında Osmanlı tarafından Venediklilerden alınan Girit’te, yüz yıl sonra, 1770’te, Rusların tahrikiyle ilk Yunan isyan yaşandı. Venedik 1797 yılına kadar Adriyatik Denizi’nin güneyindeki İyon adalarını himayesinde tutmaya devam etti. Bu tarihten sonra Fransa, daha sonra da İngiltere’nin kontrolüne geçti.

1789 Fransız Devrimi’nden sonra gelişen milliyetçilik akımı Balkanlar’a da ulaştı. 1814 yılında, Rus Çarı Aleksander’in yaveri İpsilanti, Odesa’da Filiki Eterya’yı kurdu. Megali Idea (Büyük Ülkü. Eski Bizans topraklarını esaretten kurtarma ve Büyük Yunanistan’ı kurma) için Avrupa’da kurulan örgütlerden en etkilisi olacaktı. Cemiyetin merkezi dört yıl içinde İstanbul’a taşındı. Osmanlı’ya karşı ilk “ihtilâlci ve bölücü dernek” Eflâk ve Boğdan isyanlarını hazırladı. Fenerli İpsilanti ailesi Eflâk ve Boğdan voyvodaları olarak görev yapmışlardı. Kardeşi Dimitrios Mora’daki ayaklanmayı ve Yunanistan’ın bağımsızlığını sağlayan son çarpışmaları yönetti. Örgüt daha sonra “Etnik-i Eterya Cemiyeti” adını aldı. İlk Megali İdea haritasında, Kıbrıs bir Yunan Adası olarak gösterildi.

1820-1821 Mora isyanı, Balkanlar’ın Osmanlı’dan ayrılmasını başlattı. Padişah II. Mahmut, Sadrazam (Başbakan) Benderli Ali Paşa’dan ayaklanmada rolü olanları tespit etmesini istedi. Evine düzenlenen baskında Patrik V. Gregorius’un Rus Çarı Aleksander’e yazdığı istihbarat mektupları bulundu. Patrik halkı isyana teşvik etmek ve devlete ihanet suçuyla idama mahkûm oldu ve infaz, Fener Patrikhanesi’nin kapısı önünde 1821’de icra edildi. İzmit, Ahyolu ve Efes metropolitleri de aynı infaza dahil edildi.

Bu infazlardan sonra Patrikhane yönetimi, aynı yerde bir Türk büyüğü asılana kadar bu kapının kapalı tutulmasına karar vermiştir, denir. Bir başka iddia ise, Bizans’ın yeniden ihyası gerçekleştiği zaman kapının açılacağı yönündedir. Bir başka izah tarzına göre, ana kapı, Patrik V. Gregorius’un mezarını simgelemekteymiş. Kararı öğrenen Osmanlı devlet yetkilileri, Patrikhane’nin bulunduğu sokağın adını Sadrazam Ali Paşa koydu. Bu kapı “Kin Kapısı” olarak anılır, hala kapalıdır ve Patrikhane’ye girişler, bu kapının solundaki küçük kapıdan yapılmaktadır.

Burada Fener Patrikhanesi’nin üzerinde biraz duralım…

Patrikhane 1453’ten beri, tüzel kişilik ve ekümeniklik statüsü kazanmak, istediği gibi mal edinmek, dernek, vakıf, şirket kurmak, mahkemelere başvurmak, dokunulmazlık sahibi Vatikan gibi bir devlet olmak hedefini hiç terk etmedi. 1856 Islahat Fermanı ile patriklerin yetkileri, dinî konularla sınırlandı. Seçim usulleri gözden geçirildi. Görev süreleri ömür boyu kılınarak sorumlu oldukları davalardaki yetkileri genişletildi. Lozan Antlaşması’yla, Cumhuriyet döneminde patriklerin tüm ayrıcalıkları kaldırıldı. Ekümenikliği iptal edildi. Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda bulunmaları koşulu getirildi.

Patrikhane, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması, ekümenikliği, çalışanların yabancı vatandaşlardan da alınabilmesini sürekli talep etmektedir. Bu talepler Türkiye’nin Batı’yla arasını açan konulardandır. Patriğin ABD’ye her gittiğinde kullandığı tam unvan ilginçtir: "Tanrı’nın Rızasıyla, Konstantinopolis ve Yeni Roma Başpiskoposu ve Ekümenik Patrik”!

Bir not daha var. Önceki Papa, Fener Rum Patriğinden Haçlı Seferleri esnasında İstanbul’un Katolik Hıristiyanlarca yağmalanmış olması nedeniyle, özür dileyerek, İstanbul’un sahibinin Patriğin "dini kişiliğinde" devam eden Bizans Devleti sayıldığını vurguladı.

Hıristiyanlığın üç önemli kutbunun (Fener, Moskova ve Vatikan) savaşım yeri Ukrayna’ya geçelim. Ukrayna’nın tamamen Batı’ya yamanması için, Soros vakıfları gibi Turuncu Devrim’e destek veren Hıristiyan çevreler, Ortodoksların Moskova yerine Fener Patrikliği’ne bağlanmasını istiyor. Fener Patrikhanesi de, Ukrayna Kilisesi’nin Moskova’ya bağlandığı 1684 deklarasyonunu tanımadığını ve her zaman Fener’in ruhani sınırları içinde olduğunu söylüyor.

Balkanlarda da devamı var. Ortodoks Yunanistan-Sırbistan işbirliğini Katolik Hırvatistan ve İtalya endişeyle izliyor. İtalya’nın, Arnavutluk ve Makedonya üzerindeki çıkarlarının, Yunanistan ve Sırbistan’ın çıkarları ile çatışması, Katoliklikle Ortodoksluk arasındaki geleneksel çatışma ile birleşerek Balkanlar’da su yüzüne çıkmaya başladı. Balkanlardaki bütün Ortodoksları "Helen" olarak niteleyen ve Bizans’ın varisi olduğunu iddia eden Yunanistan dinsel ırkçılığı sürdürüyor.

ABD ve AB, Rus, Ukrayna ve Bulgar Ortodoksluğunu da kontrol altına almak için, Fener Rum Patrikhanesi’ni "ORTODOKS VATİKAN’I" yapmak istiyor. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesinde Patrikhane çok önemli olduğundan, Vatikan Patrikhane’ye Dördüncü Haçlı Seferi sırasında alıp götürülen bazı kutsal emanetleri geri verdi. Ayrıca, Patriğin Ruhban Okulu’nun açılması için Pentagon’dan Türkiye’deki yetkililere rüşvet vermek amacıyla 12 milyon dolar aldığı ileri sürüldü.

Siyaset, DDD-Derin Dünya Devleti, küresel yağmacı elitler boş durmuyor. Bu mücadeleler devam ederken, 1964’te, önceki Papa ile Patrik Ortodoks ve Katolik kiliselerini barıştırdıktan sonra, iki kilisenin de Hristiyanlığa hizmet için çalışması ve Hristiyanlığı yayması kararını aldı. Papa’yı ziyaret eden ve Patrik ile dost olan Dinler Arası Diyalog destekçisi Fethullah Gülen de Vatikan ve Fener’in planına katıldı. Gülen’in hocası ve Bağımsız Kürt devletini amaçlayan Kürt Teali Cemiyetinin kurucularından, Müslümanlık/ümmetçilik örtüsüne bürünen Said-i Nursi de, 1953’te işgal yıllarında patrikhaneyi silâh deposu yapan, işgal kuvvetlerinin bir numaralı destekçisi, Batı Anadolu’nun Yunan toprağı olması için mücadele eden Patrik Athenagoras’ı ziyaret etmişti. Hilafet makamını lağv ve ilga eden Cumhuriyet, İstanbul’da Ortodoksların halifesine demokrasi, insan hakları, inançlara saygı, vs. kılıfları altında özerklik vermeye zorlanıyordu. Büyük Ortadoğu Projesi bağlamında “Dinlerarası diyalog” ve “Medeniyetler İttifakı” diyerek “Ortodoks Şeriatı” ile Bizans’ı canlandıracak odaklar iyi çalışıyordu. Abant Platformu Bilimsel Koordinasyon Başkanı’nın, Fransa Metropoliti Adamakis’i ‘Ekümenik Fener Patrikhanesi’nin, Ekümenik Bartholomeos hazretlerinin Fransa Metropoliti olarak takdim ettiğini hatırlayalım.

Bu arada Atatürk’ün kurduğu, kurucusu papa Eftim’in İstiklâl Madalyası sahibi olduğu, bütün duaların Türkçe yapıldığı Karaköy’deki Türk Ortodoks Patrikhanesi, Fener Rum Patrikliğinin yıkıcılığına karşı durmaya çalışıyordu. Ergenekon soruşturmasıyla tutuklanan Türk Ortodoks Patrikhanesi Sözcüsü Sevgi Erenerol, “Fener Patrikhanesi’nin, Dinler Arası Diyalog ile hoşgörü taraftarıymış gibi davranırken, büyük bir kini yaşattığını” söylemişti.

Asılan Fener Rum Patriği Gregoryus’un Rus Çarı Aleksander’e yazdığı ibret verici mektubu da hatırlayalım:

"Türkleri madden ezmek ve yıkmak imkânsız, çok sabırlı ve mukavemetli insanlar. Gayet mağrurdur ve izzet-i iman sahibidir. Bu haslet, dine bağlılıkları ve kadere inanmaları yanında, kumandanlarına, büyüklerine olan itaat duygularındandır. Türkler zekidir ve kendilerini olumlu yolda yönetecek önderleri buldukları sürece de çalışkandır. Oldukça kanaatkârdır. Bütün meziyetleri, hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da, geleneklerine olan bağlılıklarından, ahlâklarının güzelliğinden ileri gelir. Türklerin önce itaat duygusunu kırmak ve manevî bağlarını parçalamak, dini metanetlerini zayıflatmak gerek. Bunun en kısa yolu, milli geleneklerine, maneviyatlarına uymayan harici fikirler ve hareketlere alıştırmaktır. Türkler dış yardımı reddederler, haysiyet duyguları buna engeldir. Velev ki, geçici bir süre için görünüşte kuvvet ve kudret verse de, Türkleri, dış yardıma alıştırmalı. Maneviyatları sarsıldığı gün, Türkleri kendilerinden şeklen çok kudretli, kalabalık ve görünüşte hâkim kuvvetler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve maddî vâsıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir. Bu sebeple, Osmanlı Devletini tasfiye için somut olarak harp meydanındaki zaferler kâfi değildir. Hatta, sâdece bu yolda yürümek Türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceğinden, kendilerini anlamalarına neden olabilir. Yapılacak olan, Türklere bir şey hissettirmeden, bünyelerindeki tahribi tamamlamaktır."

Patrikhane parantezini burada kapatarak, konumuza devam edelim…

Yunanlılar 400 yıl kadar Osmanlı uyruğu olarak yaşadı. Türklerden nefret etmeye yetecek kadar uzun bir zamandı. 1821 yılında, Voltaire, Lord Byron, Victor Hugo, Thomas Hope, Andre Chenier gibi eski Yunan uygarlığı hayranı olan şair ve yazarların kışkırtmalarıyla Yunan isyanı çıktı. Sekiz yıl sonra Yunanistan Krallığı kuruldu. 1973 yılına kadar Danimarka asıllı krallar tarafından idare edildi.

1830’larda Yeni Yunan şehirleri kurulmaya başladı, Anadolu ve İstanbul’dan Yunanistan’a göçlerle desteklendi. Ama bu yeni durum Patrikhane’nin nüfuz ve saygınlığını azalttı. 1833’te Yunan Kilisesi kuruldu, 1870’te Milli Bulgar, 1879’da Sırp ve 1885’te Romen kiliseleri bağımsızlıklarını ilan etti. Fener sadece "Rum Ortodoks cemaatinin dini merkezi hüviyetini aldı. Yunanistan’ın ikinci bir elçiliği haline geldi.

1826’da Gâvur Padişah İkinci Mahmut’un Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdığını hatırlıyorum. 1827 yılında İngiltere ile Rusya arasında Yunanistan’ın bağımsızlığına dair Petersburg Protokolü imzalandı. Buna güvenerek çıkarılan Yunan isyanını Mısır kuvvetleri bastırdı. Ama Avrupa kararlıydı. İngiliz-Fransız-Rus donanmaları Osmanlı-Mısır donanmasını Navarin’de yaktı. 57 gemi battı, 6.000 askerimizin şehit oldu. Osmanlı Donanmasının yaşadığı dört felaketten üçüncüsü yaşandı. Navarin baskınından sonra Rus saldırısına uğrayan Osmanlı 1828-1829 savaşlarında yenildi ve Yunanistan’a özerklik vermek zorunda kaldı. 5 ay sonra İngiltere, Fransa ve Rusya, bağımsız Yunanistan Devleti’nin kurulduğunu ilan etti. Osmanlı Devleti 24 Nisan 1830’da Yunanistan’ın bağımsızlığını kabul etti.

Yunanistan bağımsızlığını kazanan ilk Balkan devleti oldu…

Avrupa Devletler Konseyince 18 yaşındaki Bavyera prensi Otto İlk kral olarak atandı. Osmanlı’nın Rusya’ya 6 milyon gibi çok ciddi tazminat ödenmesi ve Avrupa’ya borçlanmaya zorlanması başladı. Yunan bağımsızlığı daha büyük bir problemi harekete geçirdi. İsyanı bastırmakla görevlendirilen Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Mora vilayetinden mahrum kalınca, gözünü Lübnan ve Suriye’ye dikti. Navarin olayından sonra padişahtan izin almadan ordu ve donanmasını geri çekmesi ve Osmanlı-Rus savasında yardım istenildiği halde yardım göndermemesi üzerine Padişah II. Mahmut onu görevden almaya karar verdi. Ama Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa, padişah kuvvetlerini yenerek Konya’ya ilerledi. Bu zor durum karşısında Padişah yabancı devletlerden yardım istedi. Rusya bir donanmasını İstanbul’a gönderdi. İngiltere ve Fransa telaşlandı. Mehmet Ali Paşa’ya baskı yaptılar. Bunun üzerine 1833’te Kütahya antlaşması imzalandı. Osmanlı’da sadece siyasal ve askeri gerileme yaşanmıyordu. Ekonomik çöküş te resmen başlamıştı. 1838’de Osmanlı-İngiliz Serbest Ticaret Sözleşmesi, Baltalimanı Anlaşması imzalandı. Batı’nın zorlamasıyla liberal ekonomik sistem esas alındı. Lonca sanayii bitti. Hemen arkasından, Avrupa devletleri Osmanlı ülkesinde yaşayan diğer azınlıkların koruyucusu rolüne soyundu.

Yunanistan, 1839’da koruyucusu olan üç büyük devlete bir muhtıra göndererek, Girit’in kendisine verilmesini istedi. Diğer taraftan çeteler göndererek Teselya, Makedonya ve Epir’de karışıklıklar çıkartıyordu. 1841’de Mısır Hıdivliğince yönetilen Girit’ten Mısır kuvvetlerinin çekilmek zorunda kalması Giritli Rumları cesaretlendirdi. Yunanistan’ın da açık desteğini alan Rumlar bir kez daha isyan etti ve Osmanlı kuvvetlerince bastırıldı.

Bağımsız Yunanistan kuruluşundan 20 yıl sonra, 1850’de borç taksitlerini ödeyemeyecek duruma düşünce İngiliz filosu Pire limanını ablukaya aldı. Dört yıl sonra Yunanistan hala borç taksitlerini ödeyemiyordu. Bu kez İngiliz-Fransız ortak filosu Pire limanını ablukaya aldı, Yunan maliyesini denetleme yetkisi almadan ayrılmadı. Altı yıl sonra ekonomik buhran devam ediyordu. Yunanistan 1860’ta borç ödemelerini durdurdu. Avrupalı güçler borcu yeniden yapılandırdı, yeni borç almasını önlemek için Yunanistan mali piyasalardan ihraç edildi.

Bugün Avrupa Birliği ile Yunanistan arasındaki ekonomik savaş tarihin tekrar ettiğini savunanları haklı çıkarıyordu.

1850’lerdeki Osmanlı borçlanmalarını ve ekonomik iflasa sürüklenmesini de unutmuyorum.

Bu ekonomik sorunlara rağmen Yunanistan’a siyasal destek sürüyordu. İngiltere 1864 yılında Adriyatik’teki İyon Adaları’nı Yunanistan’a verdi. 1866’da üç yıl süren Girit ayaklanması yaşandı. 1869’da Girit’te özerklik genişletildi ve Fransa’nın baskısıyla ada yönetiminin başına bir Rum’un geçmesi ve yardımcısının da Türk olması kabul edildi. Ayrıca 80 Rum ve 30 Türk üyeden oluşan bir Girit Meclisi öngörüldü.

1878’de sona eren Osmanlı-Rus Savaşında Osmanlı ağır yenilgi alınca İngilizler Kıbrıs’ın yönetimini ele geçirdi. II. Abdülhamid, gelirinin Osmanlı Hazinesi’ne verilmesi şartıyla Kıbrıs’ı geçici olarak İngiltere’ye terk eden antlaşmayı imzaladı. Rusya’nın Kars ve Doğu Anadolu’yu terk etmesi durumunda İngiltere Kıbrıs’ı tahliye edecekti. Yunanistan da unutulmamıştı. Merkezi Larissa kenti olan Teselya Yunanistan’a verildi.

Yunanistan 1893’te iflas etti. Başbakan Vergi kaçağını azaltacak sert önlemler uygulamaya kondu ve dış kaynak arayışına girildi. İngiltere yardım etti. Ama dış borç büyümüştü, devlet ancak faiz ödemelerini karşılayabiliyordu.

1897’de Dömeke Meydan Savaşı’nda Osmanlı ordusu Yunan ordusuna ağır bir darbe indirdi. Şaşıran Avrupalı büyük güçlerin isteğiyle ateşkes imzalandı, Atina işgalden kurtuldu, ancak Girit tam özerk oldu. Rusya, İngiltere, Fransa ve İtalya’nın himayesinde bir yönetim kurularak Yunan kralının oğlu Georgios, komiser olarak tayin edildi. Yunanistan 93,9 milyon frank tazminat ödemek zorunda kaldı. Büyük güçler alacaklarını garantilemek için Yunanistan’ı o dönemin IMF’si olan Uluslararası Ekonomik Kontrol gözetimine soktu.

İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra, Girit Meclisi 1908’de Yunanistan’a katıldığını resmen ilan etti. 26 Temmuz 1909’da Rumlar Hanya kalesine Yunan bayrağını çektiler.

1912’de Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ birleşerek, Trablusgarp Savaşı’yla meşgul Osmanlı’ya karşı savaş açtı. Osmanlı birlikleri bozguna uğradı. Batı Trakya boşaltıldı. Üç hafta içinde Çatalca’ya kadar çekildi. Yunanlılar Selanik’i işgal etti. Osmanlı Midye-Enez hattının doğusuna çekildi. 12 Ada dışındaki Ege Adaları, Selanik, Güney Makedonya ve Girit Yunanistan’a verildi.

Başbakan Venizelos liderliğindeki Yunanistan, Balkan Savaşları sonrasında topraklarını iki katına çıkarmayı başarmış, böylece 1897’de Osmanlı karşısında alınan “utanç verici yenilgi telafi” edilmiş, zafer ve topraklar orduya ve topluma büyük bir özgüven sağlamıştı.

1913’te Makedonya parçalandı ve burada yaşayan Yunanlıların, Türklerin ve Bulgarların dağınık göçleri başladı.

1914 yazında başlayan Birinci Dünya Savaşı’na Osmanlı Devleti Almanların yanında girince, İngiltere tek taraflı olarak Kıbrıs’ı ilhak etti. İngiltere, bir hafta içinde kendi yanında savaşa katılması ve Bulgaristan’a hücum etmesi koşuluyla, Kıbrıs’ı Yunanistan’a vermeyi kabul ettiğini Yunan hükümetine bildirdi. Ancak, Yunan hükümeti bu teklifi reddetti. İngilizlerin, koşullu olarak Kıbrıs’ı Yunanistan’a verme önerisi, geri çekilmiş ve bir daha da yinelenmeyecek şekilde ortadan kalkmıştı. Ancak Kıbrıslı Rumlar, İngiltere tarafından böyle bir önerinin yapılmış olmasını, kendi emellerinin meşruluğunun resmen tanınması şeklinde değerlendirerek propagandalarına devam ettiler.

Yunanistan ancak 1917’de, üç yıllık yoğun ve çalkantılı bir süreç sonunda savaşa girdi. Bu gecikmenin temel nedeni, Başbakan Venizelos’un İtilaf Devletleri’nin yanında yer alma girişimlerine karşılık Alman yanlısı Kral Konstantin’in tarafsızlık politikasını tercih etmesiydi. Venizelos’un 27 Haziran 1917’de İngiltere’nin desteği ve teşvikiyle Kral’ı devirerek iktidarı ele geçirmesiyle, Yunanistan İtilaf Devletleri yanında savaşa girdi. Venizelos, ertesi yıl savaşın galipleri arasında yer aldı. Savaş sonrası, İstanbul’u da içine alan Kuzey Epirus’tan Çanakkale’ye kadar uzanan Trakya bölgesini ve İzmir dahil Küçük Asya’nın Batı kısmını talep etti.

Venizelos Küçük Asya konusundaki hedeflerine yoğun bir mücadelenin ardından ulaşmayı başardı. İngilizler arkasındaydı. Yunan birlikleri 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etti. 1920’de Anadolu içlerine ilerlediler. 1921’de Sakarya’da son güçlerini de harcadılar, ama Türk ordusunu yenemediler. Eskişehir-Afyon hattına çekilerek, savunmaya geçtiler. Hiç olmazsa bu kadarla yetineceklerdi. 1922’de Türk Büyük Taarruzu karşısında bozguna uğradılar. Helen İmparatorluğu’nu yeniden kuracaklardı. Ama 9 Eylül 1922´de hayalleriyle birlikte denize döküldüler.

Bu felakete rağmen, Trakya’da şanslı sayılırlardı. Bulgarlarla 27 Kasım 1919 tarihinde imzalanan Neuilly Barış Anlaşması’nda Batı Trakya’nın geleceği üzerine bir karara varılamamıştı. İtilaf Devletleri beş ay sonra, San-Remo Konferansı ile Batı ve Doğu Trakya’nın Yunanistan’a verilmesini kararlaştırmış, Yunanlılar da hemen Batı Trakya’yı işgal etmişlerdi. Daha önce girdikleri Doğu Trakya’yı 1923’te kaybettiler, ama Batı Trakya Yunanistan’da kaldı. Türkiye bu bölge için istekli olmadı. Zaten Misakı Milli sınırlarına alınmamıştı.

Yunanlıların Küçük Asya Felaketi sırasında kurmayı amaçladıkları Pontus Devleti konusu için de bir parantez açmak gerek…

Megali İdea, Yunan milliyetçilerinin büyük amacıydı. Ege adaları ile İyonya ve Doğu Karadeniz kıyılarını, Trakya’yı ve İstanbul’u kapsayan büyük bir Helen devleti kurmaya yönelikti. Örgütlerinin adı Etniki Eterya idi. İstanbul Fener Patrikhanesi 1821-1919 arasında Bizans’ı yeniden kurma çalışmalarının merkezi olmuştu. Patrikhane Mavri Mira, Rum İzci, Rum Kızılhaç ve Pontus Derneklerinin de merkeziydi. Samsun Rum Metropolitliği, Yunan Hükümeti, Atina ve Paris’teki Yunan zenginleri gizli cemiyeti beslemişlerdi. Askeri örgütlenme Karadeniz kıyı bölgelerine sızmış ve terörü başlatmıştı. İngiltere de destek veriyor ve Pontus Cumhuriyeti kurulmasına daha ciddi biçimde girişiliyordu.

Doğu Karadeniz’de yaşayanlar dördüncü yüzyıldan itibaren Gürcü Tzanlar ile Lazların soylarından geliyorlardı. Bunlara bölgeye Pontus Devleti döneminde yerleşen, Bizans ailelerinin soyundan gelenleri eklemek gerekir. Zaten, Pontus Devletini Dördüncü Haçlı Seferi sırasında Latinler tarafından işgal edilen Konstantinopolis’ten kaçan Bizans soyluları kurmuştu. Yerel bir lehçe kullanırlardı. Osmanlı fethinden sonra büyük bölümü İslamiyeti kabul etmişti. Bir bölümü de Yunan milliyetçiliğinin etkisi altında yeniden Hristiyanlığa dönmüştü.

Başında Trabzon Metropoliti Hrisantos’un bulunduğu "Pontus Cemiyeti" silahlı Rum çeteleri kurdurup Türklere karşı toplu cinayetlere girişti. Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Amasya vilayetlerinde etkili olan silahlı Rum çeteleri, Heybeliada Ruhban Okulu’nda yetiştirilen "İhtilalci papazlar" ile birlikte çalışıyorlardı.

Sonunda hüsrana uğradılar…

1923 Lozan Anlaşması ile Yunanistan ve Türkiye, İstanbul, Bozcaada, Gökçeada’dakiler ile doğu Trakya’daki bazı Türk yerleşim birimleri istisna, nüfus mübadelesi yapmaya karar verdi. İzmir, Trabzon, Çanakkale ve Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki 1,5 milyon Rum ile Yunanistan’da yaşayan 450 bin Türk ve Müslüman yer değiştirdi.

Burada ilginç bir duruma dikkat çekmek gerek…

Din temelinde yapılan 1923-24 mübadelesi ile birçok Gagavuz ve diğer Türk asıllı Hıristiyan da "Rum azınlığı" statüsünde Yunanistan’a gönderildi. Bunlar Türk asıllıydı ama Rum değillerdi. 400 bin Türk de Yunanistan’dan Anadolu’ya geldi, bunların 25 bininin Sabetaycı olması mümkün. Yunanistan’a gönderilen Karaman Rumları Hıristiyan idi ama çoğu Rumca bilmiyordu. Dilleri Grek yazısıyla yazdıkları Türkçe idi. Karaman’da bıraktıkları kilise ve mezarlarındaki yazılar onların dil bakımından Türklüklerine tanıklık eder. Aynı şekilde, Yunanistan’dan gönderilen Türkler Rumca konuşuyor, pek az Türkçe biliyorlardı. Hatta hiç bilmeyenler de vardı. Rumcayı eski Türkçe yazıyla, Arap harfleriyle yazıyorlardı. Yapılan iş Türk ve Rum mübadelesi değil, daha çok Rum Ortodoks ve Osmanlı Müslüman mübadelesiydi. Abartarak, yüzyıllar önce Hıristiyan ve sonra da Ortodoks olmuş Türklerin Yunanistan’a, Osmanlı’nın bölgeye egemen olmasından sonra Hıristiyan Müslümanlığa dönenlerin de Türkiye’ye gönderildiğini söyleyebiliriz.

Mübadele sonrası gelen 1,5 milyon insan Yunanistan’da büyük bir göçmen sorununa neden oldu. İflas etmiş ülkenin nüfusu üçte bir oranında artıvermişti.

31 August 1923’te Mussolini Korfu adasını bombaladı ve İtalya adayı kısa süreliğine işgal etti. Ekim ayında, seçim sonucundan korkan Venizelos karşıtı askeri darbe başarılı olamadı. Aralık ayındaki seçimi Venizelos’un Liberal Parti’si kazandı. Kral II. George ülkeyi terk etti. Amiral Pavlos Kountouriotis saltanat vekili oldu.

1924’te Yunanistan Cumhuriyeti ilan edildi. Halk oylamasıyla anayasa değişikliği kabul edildi. Pavlos Kountouriotis ilk cumhurbaşkanı oldu. Ekim ayında başarısız bir askeri darbe yaşandı. Ama Ertesi yıl General Theodoros Pangalos tarafından yapılan askeri darbe başarılı oldu ve cumhurbaşkanı istifa etti. Ekim ayında Bulgaristan ile Makedonya konusunda bir kriz yaşandı.

Kıbrıs 1925’te İngiltere’nin kolonisi oldu

Yunanistan 1926’da başka bir darbe yaşadı. General Pangalos devrildi. Georgios Kondylis geçici hükümeti kurdu. Uluslararası Ekonomik Kontrol, "Bu devlet battı" hükmünü verdiğinden, Yunanistan’ın ipini gevşetti.

1928’de Venizelos sürgünden döndü ve Liberaller gücü ele geçirdi.

1930’lar, komünizmin ve faşizmin dünya kapitalizmini sarsan ekonomik krize ve yıkıma birer alternatif, birer çözüm olarak ortaya çıktıkları dönem Yunanistan’ı da etkiliyordu…

1931 yılında Kıbrıslı Rumlar Yunanistan’ın ve Patrikhanenin desteğiyle Enosis (Yunanistan’a İlhak) için İngilizlere karşı ayaklandı. Adadaki Türkler Enosis’e karşıydı, İngiliz Yönetimi yanındaydı ama İngilizlerin artan baskısına maruz kaldılar.

Aynı yıl Yunanistan hava sahasını tek taraflı olarak 10 mil ilan etti.

1933’te Venizelos yanlısı darbe girişimi başarısız oldu. Üç ay sonra Venizelos’a karşı bir suikast girişimi yapıldı.

1934’te Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında dört yıllık ömrü olacak Balkan Paktı Anlaşması imzalandı.

1935 Mart ayında Venizelos yönetimindeki darbe başarısız oldu. Venizelos Fransa’ya kaçtı ve ertesi yıl öldü. Silahlı kuvvetler Venizelos yanlısı subaylardan temizlendi. Ekim ayında Georgios Kondylis başka bir darbe yaptı ve cumhuriyeti kaldırdı, hileli bir halkoylamasıyla onay aldı. Yunanistan Krallığı kuruldu ve 12 yıl sonra yeniden II. George tahta geçti. 1936 yılında General Ioannis Metaksas komutanlığında kurulan Yunanistan diktatörlüğü aynı zamanda 4 Ağustos rejimi olarak da adlandırılmıştı. Aynı yıl Yunanistan karasularını 3 milden 6 mile çıkardı.

1939’da Hatay Türkiye’ye katılınca Antakya Rumları Yunanistan’a göçe başladı.

Diktatör Ioannis Metaksas İtalya’nın bazı Yunan toprakları üzerinde hak istemesini reddedince 28 Ekim 1940’ta İtalyan askerleri Yunanistan’a girdi. Savaş başladı. İki hafta süren savaşta İtalyanlar yenildi. İtalyanların Mart 1941’de tekrar yenilgisi üzerine, Almanlar 6 Nisan 1941’de Yunanistan’ı işgal etti. Ailesini yanına alan kral ve hükümet Girit’e kaçtı. Bir ay sonra Almanlar Girit’i işgale başlayınca, bu kez İskenderiye’ye kaçtılar. Bu günlerde Bulgaristan, Almanya’nın desteğiyle Batı Trakya’yı işgal etti. Eylül ayında Drama’da çıkan isyan Bulgar işgal güçlerince bastırıldı. İşgale karşı en büyük direniş grubu olan Ulusal Kurtuluş Cephesi (EAM) kuruldu.

1941–1942 kışı yaşanan büyük açlık sonucu 300 bin Yunanlı öldü. Bu açlığın önüne geçebilmek için Türkiye’den Kurtuluş ve Dumlupınar Vapurları ile Yunanistan’a gıda ve ecza malzemeleri ulaştırılmıştı.

1944 Ekim ayında Atina özgürlüğüne kavuştu ve sürgündeki George Papandreou başkanlığındaki Yunan hükümeti ülkeye döndü. Almanya yenilince, Bulgaristan üç yıllık işgalin ardından Batı Trakya’yı boşalttı. Ardından, Yunanistan’da dört yıl süren iç savaş baş gösterdi. 1946’da kralcılar ve İngiliz birlikleri komünistleri mağlup etti. Yeni bir halkoylamasıyla anayasal monarşi kabul edildi Kral II. George idareyi eline aldı. Kalp krizi geçirerek ölünce yerine kardeşi I. Paul geçti.

1947’de ABD ve İngiltere 12 Ada ve Rodos’u İtalya’dan Yunanistan’a verdi. Romanya’da komünist rejim Yunan vatandaşların mallarına el koymaya başladı. Yaklaşık 75 bin kişi Yunanistan’a göç etti. Yunan Parlamentosu aldığı kararda, ”Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesini öngören kutsal ve ulusal davamızın halledilme zamanı gelmiştir” dedi. SSCB’nin yayılmasını ve komünizmin önlenmesini öngören Marshall Planı ve Truman Doktrini ile Avrupa’yla beraber Türkiye ve Yunanistan’a ABD ekonomik yardımı başladı.

1948-49’daki Yunan İç Savaşı’nda on binlerce Yunanlı Arnavutluk ve diğer doğu bloğu ülkelerine sığındı. Komünistler 1947-1949 yılları arasında tekrar karışıklıklar çıkardılarsa da, ABD’nin yardımıyla dağıtıldılar.

1950’de İngiltere yönetimi altındaki Kıbrıs’ta Kilise’nin önderliğinde plebisit” yapılarak adayı Yunanistan’a bağlamayı öngören Enosis kararı alındı. İngiltere kabul etmedi.

Yunanistan 1950 sonunda Kore Savaşı’na katıldı, 1952’de Türkiye ile birlikte NATO’ya girdi.

1950’lerde Yunanlıların Batı Almanya’ya, Kanada’ya, ABD’ye ve Avustralya’ya büyük göçleri görüldü.

1953 yılında Türkiye’nin gündemine Yunan düşmanlığı ve Kıbrıs meselesi girdi, milliyetçi dernekler kuruldu, basında kışkırtıcı haberler yer aldı.

Rumlar Yunanistan’la birleşmek isteyen EOKA terör örgütünü 1955’te harekete geçirdiler. EOKA bir bildiriyle İngilizleri ve Türkleri düşman ilan edip onları imha edeceklerini açıkladı. İngilizlere ve Türklere karşı silahlı eylemlere başladı. Örgütü, Yunan Albay Grivas kurdu. Şoförü İngiliz ajanıydı. İngiliz gizli servis ajanları da Kıbrıs’a gelmeye başladı, Valiliğe genelkurmay eski başkanı Mareşal Sir John Harding atandı, polis istihbarat birimi "Special Branch", Polis Mekanize Birliği kuruldu. 6-7 Eylül 1955’te İstanbul Rumlarının kırımı yaşandı. Bunu takiben hızlı bir kaçış başladı. E. Org. Sabri Yirmibeşoğlu, yıllar sonra, bunun Özel Harp Dairesi tarafından yapılan muhteşem bir örgütlenme olduğunu açıkladı.

1956’da şiddet eylemleri karşısında kendini korumak isteyen Türkler, Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı’nı (TMT) kurdu. Aynı yıl Yunanistan’da bir grup albayın Kral I. Paul’e darbe girişimi başarılı olamadı.

1958-1960 arasında ABD ve İngiltere, Kıbrıs’ın Türkiye ve Yunanistan arasında taksimi fikrini gündeme getirdi. Ama Kıbrıs Anayasası’nın kabulüyle 15/16-Ağustos-1959’da iki toplumlu bir “Kıbrıs Cumhuriyeti” ilan edildi, 16 Ağustos 1960’ta İngiltere’den bağımsızlığını kazandı ve 1961 yılında İngiliz Milletler Topluluğu’na katıldı. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantör devlet oldu. Ama Rumların lideri Makarios ortak cumhuriyetin amacının Enosis olduğunu, “Diplo­maside mümkün olan yapılır, fakat ulusal hedeflerden uzaklaşılmaz.” ifadesiyle açıkça belirtmişti.

Yunanistan 1959’da AET’ye giriş başvurusu yapan Karamanlis’in Ulusal Radikal Birlik hükümetince 1963 yılına kadar yönetildi. Bu tarihteki seçimleri George Papandreou’nun Merkez Partisi kazandı. Ülke içinde yeniden karışıklıklar çıktı. Rumlar Ortodoks Kilisesi ve Yunanistan’ın desteğiyle Kıbrıs Türklerini bir gecede yok etmek için AKRITAS Planını yürürlüğe koydu ve Kanlı Noel’den itibaren Türkleri katletmeye başladı. Kıbrıs Cumhuriyeti yıkılırken, Rumların Kıbrıs Türklerine saldırılarıyla çatışmalar şiddetlendi. Binlerce Kıbrıslı Türk daha güvenli bölgelere göç etmek zorunda kaldı.

1964’te Yunanistan Kralı Paul öldü. Yerine oğlu II. Constantine geçti. Aynı yıl, BM Güvenlik Konseyi Kıbrıs’a uluslararası kuvvet göndermeye karar verdi. ABD Başkanı Johnson’un Başbakan İnönü’ye yazdığı mektupla Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesine karşı çıktı. Papa IV. Paul ve İstanbul Ortodoks Kilisesinin başı Patrik Athenagoras Kudüs’te buluştu, iki kilise arasındaki 910 yıllık düşmanlık sona erdi, 1054’teki karşılıklı aforoz kaldırıldı.

1965 yılında Papandreou hükümetinin Yunanistan kralı tarafından düşürülmesi üzerine ülke yeniden karmaşaya sürüklendi ve 1967 yılında albaylar cuntası hükümete el koydu. Soğuk Savaş’ta tarafsızlık mesajları veren Papandreou, seçim kampanyasına başlamadan iki gün önce, CIA’nın yardım ettiği bir grup albayın darbesiyle elendi. Yunanistan-AET ortaklığı donduruldu. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Güvenlik Bölüğü’nde Yunan direnişçilerin izini süren CIA ajanı Albay Georgios Papadopoulos Başbakan olmuştu. Mini eteği, yabancı gazeteleri ve uzun saçı yasaklayan ve cinsellikle ilgili birçok işkence yaptıran Albay Papadopoulos’un CIA psikiyatrlarından ciddi yardım aldığı ileri sürüldü.

Kral II. Constantine, 1968 yılında yaptığı karşı darbe başarısız olunca ülkeyi terk etti. Birkaç ay sonra Albay Papadopoulos’a bir suikast girişimi önlendi. Vefat eden eski başbakan Papandreou’nun cenazesi diktatörlüğe karşı büyük bir gösteriye dönüştü.

1970 yılında Gümülcine Türk Gençler Birliği tabelasındaki “Türk” ifadesi kaldırıldı.

1971’de Türk hükümeti Heybeliada Ruhban Okulu’nu kapattı. Ertesi yıl Kıbrıs’ta Papaz Cumhurbaşkanı Makarios’u devirme girişimi başarıya ulaşamadı.

Aralık 1972’de Yunan hükümet genelgesiyle, okul isimlerindeki Türk ifadesi kaldırıldı. Haberleşme, yazışma, basın ve örgütlerde Türkçe yer isimlerinin kullanılması yasa ile yasaklandı. 1973’te Batı Trakya’daki Tabakhane Camii, Yunan makamlarınca yıktırıldı. Türklere miras yoluyla intikal eden her türlü taşınmaz malın tasarruf hakkı vilayetlerdeki özel bir komisyonun izin ve takdirine bırakıldı. Türkçe radyo ve müzik dinlenilmesi, Türk filmi ve televizyonu seyredilmesi yasaklandı.

1973’te Diktatör Papadopoulos Yunanistan’ı cumhuriyet, kendisini de Cumhurbaşkanı olarak ilan etti. Atina Teknik Üniversitesi öğrencilerinin ayaklanma girişimi 24 kişinin ölümüyle bastırıldı. Bir hafta sonra General Dimitrios Ioannides askeri darbeyle Papadopoulos’u görevden aldı.

EOKA-B, General Grivas’ın 1974 başlarındaki ölümünden sonra Yunanistan’daki cuntanın kontrolü altında faaliyet göstermeye başladı. Örgüt, Makarios karşıtı faaliyetlerini yoğunlaştırdı ve toplumlararası görüşmelerin kesilmesinden kısa bir süre sonra, 15 Temmuz günü Kıbrıs’ta darbe yaptı. Makarios yurt dışına kaçtı. 20 Temmuz’da Türkiye Londra Anlaşması’na dayanarak adaya asker çıkardı. Darbecilerin başa getirdiği Nikos Sampson görevden alındı, yerine Glafkos Klerides getirildi. Türk ordusunun "Barış Harekâtı" Yunanistan´da iktidar değişikliğine sebep oldu. Binlerce Rum, adanın güneyine ve İngiltere’ye kaçtı. Yunan askeri cuntası dağıldı. Yerine Karamanlis’in Yeni Demokrasi hükümeti geldi. Cenevre anlaşmasına rağmen, Kıbrıs Rum-Yunan kuvvetleri Türk köylerine saldırılarını sürdürünce, 14 Ağustos’ta Türk ordusu ikinci harekâta başladı ve adanın yüzde 37’sini ele geçirdi.

Masum bebeklerin, kızların, annelerin, nenelerin ve dedelerin Rumlar tarafından acımasızca katledildiği Atlılar-Muratağa-Sandallar katliamını hatırladım. Çöplükte gizlenen cesetleri ancak 30 Ağustos akşamı bulunabilmişti. Askeri araç farlarının ışığında, sabaha kadar çalışarak son görevimizi yapmaya çalışmıştık.

Daha sonra üç bin Rumun ölü veya kayıp olduğu bildirildi. 200 bin Rum göçmen oldu.

Yunanistan silahlı kuvvetlerini NATO’nun askeri kanadından çekti. Makarios cumhurbaşkanı olarak adaya döndü. 13 Aralık günü Yunanistan’da yapılan referandumla monarşiye son verildi, parlamenter cumhuriyet ilan edildi.

Kıbrıslı Türkler, 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni (KTFD) ilan etti. Karamanlis, Yunanistan’ın demokratikleşme sürecini başlattı. Komünist partisinin kurulmasına izin verdi. Askerin kışlaya çekilmesine çalıştı ve Yunanistan’ın 1967’de yarıda kesilen Avrupa yolunu yeniden açtı. Üyelik müzakereleri 1975 yılında yeniden başladı. Yunanistan demokrasi açısından Avrupa ülkelerinin gerisinde, ekonomik açıdan ise çok gerisindeydi Ağustos ayında Yunan cuntasının yargılamaları başladı.

1976’da Dedeağaç ve Susurluk Türk Okulları ile Miri Köyü Camii yakıldı. Türkiye, Ege Denizi’nde uluslararası sularda sismik araştırmalar yapmak ve petrol yataklarını tespit etmek üzere harekete geçerek Hora araştırma gemisini gönderdi. Hora Yunan savaş gemileri ve uçaklarınca sık sık taciz edildi. Türkiye’nin müdahalesi üzerine Hora, çalışmalarını savaş gemileri ve uçaklarının gölgesinde sürdürdü. Kriz, BM’nin devreye girmesiyle çözüldü.

Kıbrıs cumhurbaşkanı Makarios 3 Ağustos 1977’de kalp krizinden vefat etti. Yunanistan’da azınlık okullarında sadece Selanik Özel Pedagoji Akademisi mezunlarının öğretmenlik yapmasını öngören 695 sayılı yasa çıkarıldı.

1978’de Yunanistan bakanlık kararnameleri ile Türk okullarındaki Türkçe dersler ve dersliklerin sayısı azaltıldı.

1980’lerde İç savaşta sürülenlerin, Yunanistan’a geri gelmesine izin verildi, Almanya’dan da geri göçler başladı. 1970’li yıllarda CIA’nın Türkiye şefi olan Paul Henze’nin “bizim çocuklar” dediği Org. Evren darbe ile Türkiye’de işbaşına geldi. İlk icraatlarından biri Yunanistan silahlı kuvvetlerinin NATO’ya dönüşü oldu.

Yunanistan 1981’de Avrupa Ekonomik Topluluğuna katıldı. Zenginler kulübüne giren ilk fakir üyeydi. PASOK (Panhelenik Sosyalist Hareket) partisi seçimleri kazandı, Andreas Papandreou ilk sosyalist başbakan oldu. 1989’a kadar yönetimde kaldı.

Kıbrıs Rumları ve Yunanistan, BM’den Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni ortadan kaldırmayı öngören 13 Mayıs 1983 tarihli kararı çıkartmaya muvaffak oldular. Kıbrıs Türkleri 20 Mayıs’ta Devlet Başkanı Rauf Denktaş’tan bağımsızlık ilan edilmesini istedi. Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi de 15 Kasım 1983 tarihinde oybirliğiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etti. Ne yazık ki sadece Türkiye tarafından tanındı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, üç gün sonra bağımsızlık kararını kınadı. 13 Mayıs 1984’te de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanını ayrılıkçı bir hareket olarak tanımladı.

Bunun ardından Batı Trakya’da baskılar arttı. Gümülcine Türk Gençler Birliği ve Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği tabelaları polis tarafından indirildi. İsminde “Türk” ifadesi bulunan İskeçe Türk Birliği, Gümülcine Türk Gençler Birliği ve Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği mahkeme kararı ile kapatıldı. Gümülcine müftüsünün ölümünün ardından Yunan hükümeti, yerine müftü atadı, böylece bugüne kadar devam eden müftü sorunu ortaya çıktı. Batı Trakyalı Türklerle görüşmelerini önlemek için, Türk tırlarına Batı Trakya güzergâhında park etme ve konaklama yasağı getirildi.

AET mucizesi 1985 yılından sonra kendini göstermeye başladı. Papandreou, AET’nin savunucularındandı artık. Papandreou’nun eseri sayılan Akdeniz Programları sayesinde Yunanistan kabuk değiştirmeye başladı. Yunanistan’a milyarlar aktı. Atina Brüksel’e ne proje verse, maliyetin yüzde 60’ını, yüzde 70’ini alıyordu.

Ağustos 1986’da ABD’li beş milletvekili, Türk azınlığa uygulanan baskıları yerinde incelemek için Batı Trakya’ya geldi. Buna rağmen, müftülerin seçimle iş başına gelmesini sağlamak için imza kampanyası başlatan Dr. Sadık Ahmet tutuklandı. Seçimler öncesinde, Yeni Demokrasi Partisi Türkçe dağıttığı bildirilerde, Türklere yapılan baskı ve ayrımcılığı kabul etti. Üç ay sonra Yunan basınına azınlıklar konusunda sansür getirildi, devletin azınlık politikasına aykırı yayınlar yasaklandı.

1987 yılında İskeçe Hürriyet Camii bombalandı. Yunan Yargıtay’ı “Türk” ifadesinin resmi kullanımını yasakladı. İskeçe Türk Birliği, Gümülcine Türk Gençler Birliği, Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği tüzel kuruluşlarının tabela ve tüzüklerinde Türk kelimesini kullandıkları için 1984’teki kapatılma kararlarını, kesin hüküm haline getirdi.

Yunanistan’ın Ege’nin uluslararası sularında petrol arama faaliyetlerinde bulunacağını açıklaması Türkiye’de tepkiye neden oldu. Türkiye, “İki ülke arasında kıta sahanlığı konusunda anlaşma yapılıncaya kadar, bu tip davranışlardan kaçınmalarını öngören 1976 Bern Anlaşması’nın ihlali niteliğinde” olduğu gerekçesiyle karara karşı çıktı. Yunanistan’ın kararında ısrar etmesi üzerine, Türkiye Piri Reis araştırma gemisini Ege Denizi’ne gönderdi. Yunanistan’ın “Gerektiğinde müdahale ederiz” uyarısına Türkiye, “Bu bir savaş nedeni olur” karşılığını verdi. Sorun ABD, NATO ve AB’nin devreye girmesiyle çözüldü.

29 Ocak 1988’de Gümülcine’de Türkler yürüyüş gerçekleştirdi. Bu Batı Trakya azınlığı tarihindeki ilk sokak gösterisi oldu. 10 bin kişinin katıldığı mitingde, Yunan polisinin saldırıları sonucu 30 kişi yaralandı. Rusya’dan Yunanistan’a göç eden Pontuslular Batı Trakya’ya yerleştirilmeye başlandı.

1985 yılından sonra PASOK hükümeti AB ve Batı karşıtı tutumunu değiştirdi. AB üyeliği Yunanistan’a Türkiye siyasetinde bir üstünlük sağlayacaktı. Türkiye AB ilişkilerine ipotek koyabileceklerdi. Bu tutum 1990’larda da devam edecekti.

Haziran 1989´da yapılan seçimlerde PASOK ikinci parti durumuna düştü. Türkler ilk kez bir bağımsız milletvekili çıkardı. Kasım´da yapılan erken seçimlerde hiçbir parti hükümet kuramayınca, Nisan 1990´da ikinci erken seçime gidildi. Meclisteki sandalye sayısının bir fazlasını kazanan Konstantin Miçotakis’in Yeni Demokrasi Partisi hükümeti kurdu. Karamanlis ikinci kez cumhurbaşkanı oldu. Eylül’de liberal siyasetçi Pavlos Bakoyannis 17 Kasım terör örgütü tarafından öldürüldü. Milletvekili Sadık Ahmet ve İbrahim Şerif “Türküm” dedikleri için hapis cezasına çarptırıldılar. Cezaları para cezasına çevrildi ve serbest bırakıldılar. Helsinki Watch, “Etnik Kimliğin İmhası, Yunanistan Türkleri” başlıklı 58 sayfalık bir rapor yayımladı. Devlet okullarına ait taşınır ve taşınmaz malların yerel idarelere devredilmesine ilişkin bir yasa çıkarıldı. İskeçe milletvekili A. Faikoğlu’nun müdahalesi ile Türk okulları yasa kapsamı dışında tutuldu, mal varlıkları vakıfların mülkiyetinde kaldı. Türk azınlığın bağımsız milletvekili çıkarmasını engellemek için %3’lük baraj sistemi getirildi.

1991’de Makedonya Cumhuriyeti Yugoslavya’dan bağımsızlığını ilan edince Yunanistan Makedonya ismine itiraz etti. Ertesi yıl bayrağının güneş sembolü de iki ülke arasındaki gerilimi artırdı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Yıllık İnsan Hakları Raporu, Yunanistan’ın, vatandaşlık yasası ile ayrımcılık (ırkçılık) yaptığını, kişileri basit bir idari işlemle vatandaşlıktan çıkardığını ve vatandaşlıktan çıkarılanlara temyiz hakkı tanımadığını açıkladı. Helsinki İnsan Hakları İzleme Komitesi Genel Sekreteri, Türk azınlığın durumunu incelemek üzere Batı Trakya’ya geldi ancak yasak bölgeye girişine izin verilmedi. İskeçeli din görevlileri, müftü atanmasını protesto için, 45 günlük camilerde ezan okunmaması ve cemaatle namaz kılınmaması kararı aldı.

1992’de Türklerin arazi satın almasına izin verildi.

1993’te Andreas Papandreou’nun PASOK partisi seçimleri önde bitirdi. 2004’e kadar on yıllık iktidar dönemi başladı.

Yunanistan 1994’te Makedonya Cumhuriyeti’ne uyguladığı ambargoyu ertesi yıl kaldırdı. Bayrak ve anayasa değişiklikleri yeterli görülmüştü.

1990’larda SSCB’nin dağılması ile Ermenistan, Gürcistan, Arnavutluk ve Rusya’dan yaklaşık 100.000 kişinin Yunanistan’ı göçü gerçekleşti.

Türk asıllı milletvekili Sadık Ahmet 24 Temmuz 1995 günü şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybetti.

Aralık 1995’te Kardak krizi yaşandı. Figen Akat adlı Türk gemisi, sadece keçilerin otladığı Kardak kayalıklarında karaya oturdu. Yunanistan olayın kendi karasularında yaşandığını savunurken, Türkiye kayalıkların kendisine ait olduğunu iddia etti. Yunanistan kayalıklara asker çıkarıp bayrak dikti. Kriz bir aydan fazla sürdü. En sonunda dönemin Başbakanı Çiller, “O asker gidecek, o bayrak inecek” sözleriyle savaş sinyali verdi. 31 Ocak 1996’da Türkiye Kardak’a operasyon yaptı. Bir Yunan askeri helikopteri düştü, üç asker öldü.

1996’da Batı Trakya Türklerine cami ve evlerini tamir ettirme ile ev yaptırma izni verildi.

1999 ilginç olaylara sahne oldu. 17 Ağustos çok şiddetli İzmit depremini, 7 Eylül’de çok şiddetli Atina depremi izledi. İki ülke birbirine ilk yardıma koşanlar arasındaydı. Deprem yakınlığı yaşanırken, PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın Kenya Yunan Büyükelçiliği’ne sığınması ilişkileri tekrar gerdi. Öcalan’ın Rusya’dan Atina’ya getirilmesi operasyonunun finansörünün Yunan silah tüccarı Vlasis Kamburoğlu olması daha büyük bir düşmanlık örneği olarak algılandı. Öcalan Kenya’daki Yunan Büyükelçiliği ikametgâhından alındı ve kendisini bekleyen Türk uçağı personeline teslim edildi. Yunanistan PKK’yı terör örgütü değil, bağımsızlık savaşı veren siyasal bir hareket olarak görüyordu. Öcalan’ın izinin Türk hükümetinin isteğiyle, İsrail ve Mossad tarafından bulunması ise daha da ilginçti.

1999’da Batı Trakya’daki olumsuz gelişmeler devam etti. İskeçe Seçilmiş Müftüsü Mehmet Emin Ağa, 1996 yılında yayınladığı bir mesaj nedeniyle, atanmış müftünün makam ve yetkisini gasp ettiği gerekçesiyle, 17 ay hapis cezasına çarptırıldı. İskeçe Gökçepınar Camii kundaklandı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif’in Yunanistan aleyhine açmış olduğu davada, Yunanistan’ı oy birliği ile mahkûm etti.

Yunanistan 2000 yılında AB Schengen Antlaşması’nın şartlarını tamamen yerine getirdi. Parlamento seçimlerinde PASOK’tan aday olan Galip Galip, Rodop bölgesinden Müslüman Türk azınlığın tek milletvekili olarak meclise girdi.

2000’lerde Yunanistan’dan Avustralya ve Amerika Birleşik Devletleri’ne göçler dikkat çekti.

Yunanistan 2001 yılında para birimini Euro olarak değiştirdi. Aynı yıl, Papa II. John Paul Atina’yı ziyaret etti, 1204 yılındaki Haçlıların Konstantinopolis günahları için özür diledi.

On yıldır yönetimde olan Simitis başkanlığındaki PASOK 2004 seçimlerini kaybetti. Costas Karamanlis’in muhafazakâr Yeni Demokrasi Parti’si 2009’a kadar iktidar oldu. PASOK adayı İlhan Ahmet, Rodop İlinden seçilerek parlamentoya giren tek Türk milletvekili oldu.

Simitis’in AB’nin bir paçası olma arzusu ABD karşıtı olmasıyla ilgiliydi. Yunanistan’ın AB ile bütünleşme çabaları hükümetin, siyasetin ve stratejinin uyarlanması hedefine yönelmişti. Yunanistan’ın AB içindeki ilk dört yıllık dönemi kuşkularla birlikte geçti. 1985-95 arası AB ile bütünleşme çabalarıyla geçti. 1996 sonrasında bütünleşme her sektörde sürdürüldü. AB’nin federal yapıdaki bir üyesi olunuyordu. Simitis yönetimi Yunanistan’ı Helen uygarlığını yüceltme yerine Avrupa’nın ve Avrupa uygarlığının bir parçası olmaya yöneltti. Avrupa ailesinin ilke ve değerleri öne çıkarılacaktı: Demokrasi, yasaların üstünlüğü, insan haklarına ve azınlık haklarına saygı, pazar ekonomisi, uluslararası yasalara saygı, uluslararası sınırları ihlal etmeme, çatışmaların barış yoluyla çözülmesi ve bölgesel işbirliği. Simitis Balkan ülkelerinin ve hatta Türkiye’nin de AB’ye girmesini desteklemişti. Böylece başta Kıbrıs sorunu olmak üzere diğer sorunlar daha kolay çözülecekti: Kıta sahanlığı, karasuları, hava sahası, Patrikhane sorunu, sahibi belirsiz Ege Adaları.

2003’teki Yunanistan’ın dördüncü AB başkanlık döneminde AB tarihindeki en büyük genişleme yaşandı. 10 yeni ülke AB üyesi oldu.

24 Nisan 2004’te yapılan referandumda Kıbrıs Türkleri BM Genel Sekreteri Annan’ın adanın birleştirilmesi gayesi ile hazırladığı barış planını kabul ederken, Rumlar reddetti. 29 Nisan 2004 tarihinde, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Kıbrıs Türk toplumu seçilmiş temsilcilerinin AKPA (Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi) çalışmalarına katılabilmelerine karar verdi. Kıbrıslı Türkler AKPA’da iki temsilci ile gözlemci statüsünde katılmaktadır. Bir hafta sonra da Rumlar ödüllendirildiler, Kıbrıs AB üyesi oldu.

Kıbrıs Cumhuriyeti 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren Euro para birimini kullanmaya başladı.

6 Aralık 2008’de Atina’da polis 15 yaşındaki genci öldürünce, tüm ülkede anarşistler ve hükümet karşıtları ayaklandı ve polisle çatıştı. Olayın ardında 2008 ekonomik krizi, ekonomik eşitsizlik, rüşvet, işsizlik, genç nesil için iyi yaşam standardı arzusu vardı.

Yunanistan 2009 sonlarında borç krizi yaşamaya başladı. Yunan ekonomisindeki yapısal zayıflıklar ve on yıl boyunca yüksek borç açıkları önlenememişti. Yunanistan’ın borç yükümlülüklerini yerine getirme yeteneği konusunda yatırımcılar arasında bir endişe başladı.

2010’da Yunanistan’ın 595 milyar $ dış borcu bütçesinin 8 katıydı. Milli gelirinden yüzde 70 daha fazlaydı. Alacaklılar Alman ve Fransız bankalarıydı. 150 milyar $ yardım yaraları saramamıştı.

2011’de Avrupa hala Yunanistan’ı gözde ve seçkin devlet olarak kabul ediyordu. Türkiye ve Balkan devletleri ile her anlaşmazlığında AB ve ABD tarafından haklı çıkarılmıştı. PKK’ya önemli destek vermeye devam ediyordu. Ama batmamak için AB devletlerine muhtaç olmuştu. Kendisi ile beraber Euro’yu da batıracak, dünya doların tekeline girecekti. Avrupa Birliği’nin en güçlü devleti Almanya, Yunanistan’ın borçlarının yarısının AB’ye yüklenmesine karar aldırdı. Fransa zorlukla razı oldu. AB, Yunanistan’ın Avrupa bankalarına 204 milyar Euro tahvil borcunu 102 milyara indirip 102 milyarını sildi. AB Yunan özel sektörüne 30 milyarlık yardımla toplamda 132 milyar Euro olağanüstü yardımı yaptı.

Ekonomik krizin yıkıcı etkileri, demokrasinin işleyişini sarstı. Siyasetçiler halkın güvenini kaybetmiş, hükümetler gereken tedbirleri almak cesaretini göstermemişti. Banka sistemi ve ekonomi politikası zora girdi. Devlet memurlarının işten çıkarılması, devlet kurumlarının kapatılması, vergi muafiyetinin kaldırılması gibi önlemler sonunda demokrasi krizine dönüştü. Almanya ve Fransa’nın hakim olduğu AB diktası Yunanistan’a, Euro’ya ilişkin bir halk oylaması bile yaptırmadı. Mali ve ekonomik kriz nedeni ile sosyal güvence ve sosyal hakların sınırlandırılması zorunlu duruma geldi.

2010-2012 arasında protestolar başladı. İşsiz sayısı rekor düzeye çıktı, geçinememe yüzünden ırkçılık arttı. Yunanistan, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en zor durumu yaşadı. Orta sınıf ve işçi sınıfı ağır darbe almış, aileler çocuklarına bakamadıkları için aşevlerine teslim etmişlerdi. Birçok dükkân ve firma batmıştı. Polisler bile işsiz kalmış ve bazı adalar kiralanmıştı. Avrupa Birliği de bu krizden ağır bir şekilde etkilenmişti.

Ekim 2011’de Libya, KKTC ile işbirliği protokolü imzalayarak ülkeyi fiilen tanıdı.

2012’de Kıbrıs Rum kesimi bankaları da Yunanistan bonolarına yatırım yaptıkları için zor durumdaydı, bankaların Rusya’dan aldığı 2,5 milyar Euro acil yardım yetmiyordu.

Yorgo A. Papandreou liderliğindeki PASOK 2009-2011 iktidarı, Antonis Samaras’ın 2012-2015’teki Yeni Demokrasi iktidarı özellikle ekonomik sorunları çözemediler. 2013’te Radikal Sol Koalisyonun başındaki Aleksis Çipras’ın yükselişi başladı. Kemer sıkma siyasetine karşıydı. Zenginlerin vergilerini hakkıyla ödemesi halinde sorunun çözülebileceğini söylüyordu. Vergi kaçağı yüzde 86’yı buluyordu. Yunanlıların yüzde 26’sı işsizdi. Ekonomi son beş yılda yüzde 20’den fazla küçülmüştü.

Sosyal demokratların ve merkez sağın başarısızlıklarından sonra, 26 Ocak 2015’ten bu yana % 36 oyla seçimi kazanan Aleksis Çipras’ın Syriza iktidarı, halen AB ile karşı karşıyadır.

2017 Şubat’ındaki durum ilginçtir. Syriza’nın iki seçeneği bulunuyor. Hükümet yeni kemer sıkma önlemlerini gündemine alabilir. Bu, AB’ye boyun eğmek, iktidara gelirken yaptığı vaatlere ters düşmek, tükürdüğünü yalamak demektir İkinci seçenek, Yunanistan’ın Euro’dan çıkıp, ulusal para birimine, Drahmi’ye dönüşü için işlemler başlatmaktır. Bu, erken seçim sürecini öngörüyor. Ama son kamuoyu yoklamalarına göre, ana muhalefet partisi Yeni Demokrasi Syriza’ya en az yüzde onluk bir fark atmış durumda.

Daha da ilginci, Avrupa Parlamentosu Alman vekillerinden Henkel, Yunanistan’ın Avrupa Birliği’nden çıktıktan sonra borcunun silinmesini teklif etti. Yunanistan’ın borcunun kapatılacağına inanan kimse olmadığını, Euro’nun Yunanistan için aşırı ağır ve Almanya için aşırı hafif olduğunu söyledi.

Yunanistan AB’ye kaçak mülteci girişi yapılan bir ülke aynı zamanda. AB bu konuda önlem alınabilmesi için özel yatırımlar yapmasını istiyor.

Buna rağmen, Yunanistan Türkiye ile dalaşmaya devam ederek, 16 Temmuz 2016 sabahı helikopter ile kaçan sekiz darbeci askeri Türkiye’ye iade etmedi. Kardak krizini canlandırdı. 20 aydır süren Kıbrıs görüşmeleri Rum tarafınca sekteye uğratıldı. Yeni dostumuz Rusya Yunanistan’a S-300 füzeleri satmak üzere anlaşma imzaladı. Rusya, tüm dünyanın tepemize çöktüğü Kıbrıs konusunda da Rum-Yunan tezlerini destekliyor.

İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rumları, Akdeniz’deki enerji politikalarını ortaklaşa yürütüyor. ABD şirketleri de bu konuda taraf olmuş. Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin enerji çıkarlarına karşı ittifaklar oluşuyor. Yunanistan, Rum Kesimi, İsrail ve Mısır ile Doğu Akdeniz’de Kıbrıs kumpası peşinde.

Almanya ile ABD/İngiltere, Balkanların parçalanması sürecinde olduğu gibi, Yunanistan hegemonyasını diğeriyle paylaşmak istemiyor. Bu anlaşılır, ama şimdi Rusya da Suriye’de olduğu gibi, devreye giriyor.

Konuyu toparlamak gerek…

İlk Yunan şehir devletleri Antik Mısır’ın kolonisiydi. Özgün birer uygarlık merkezi değildi. Antik Mısır’ın yeni formlarıydı. Thales, Solon, Pisagor ve Platon’un Mısır’da ve bazılarının Babil’de eğitildiği, Kabala eğitimi aldığı unutulmamalıdır.

İtalya ve Yunanistan’da Ön-Türk kültürünün izleri daha fazla ilgi bekliyor. Orta Asya’dan Balkanlara yüzyıllarca göç eden Türk boylarının Batı Trakya’ya yerleşmesi gibi.

M.Ö. 400 yılından sonra Yunanlılar siyasi ve askeri açıdan gerilemeye rağmen, Makedonya’lı İskender sayesinde kültür alanında Balkanlar, Anadolu ve Orta Doğu’da üstünlüklerini sürdürdüler. Yunanistan Romalılarca fethedildi, sıradan bir Roma eyaleti oldu. Ama Yunanca ve Yunan kültürü etkisindeki Doğu Roma İmparatorluğu tersine bir asimilasyona boyun eğdi. Yunanlılar ortada yoktu, ama kültürleri ve Konstantinopolis Patrikhanesi çalışıyordu.

Yunanlılar Fransız Devrimi’nden sonra Balkanlar’a da ulaşan milliyetçilik akımını ve Avrupa desteğini arkalarına alarak ilk isyanı çıkardılar ve Balkanlar’ın Osmanlı’dan ayrılmasını başlattılar.

Mora yarımadasındaki bağımsız devletlerini kurduktan 20 yıl sonra, borç taksitlerini ödeyemeyecek duruma düştüler. 60 yıl sonra iflas ettiler. Büyük güçlerin ekonomik gözetimine girdiler. Ama genişlemeye devam ettiler. Ege Adaları, Selanik, Güney Makedonya ve Girit ve Trakya’yı aldılar. Kıbrıs’ı alamadılar ama İngiltere 1914’te bunu kabul ettiğini dolaylı olarak açıkladı. Hala çalışıyorlar.

Büyük Yunanistan’ı kuracağız derken, Küçük Asya Felaketi’ni yaşadılar. Sayısız askeri darbeleri İkinci Dünya Savaşı izledi, onu da dört yıl süren ve komünistlerin yenilgisi ile sonuçlanan iç savaş.

1967 yılında CIA destekli albaylar cuntası 1974 Kıbrıs darbesi serüvenini başlattı. Bu sayede Türk askeri adaya yerleşti.

Yunanistan 1981’de Avrupa Ekonomik Topluluğuna katıldı. 1985 yılından sonra AET mucizesi başladı. Avrupa ve Batı karşıtı tutumunu değiştirdiler. Euro para birimini kabul ettiler. Helen uygarlığını yüceltme yerine Avrupa’nın ve Avrupa uygarlığının bir parçası olmaya yöneldiler. Kıbrıs ta AB üyesi oldu. Euro para birimini kullanmaya başladı.

Ama 2009 sonrasında başlayan Yunanistan ekonomik krizi demokrasi krizine dönüştü. Sosyal güvence ve sosyal hakların sınırlandırılması zorunlu duruma geldi. 2013’te Radikal Sol Koalisyonun yükselişi başladı. 2017’de Yunanistan’ın Euro’dan çıkıp, ulusal para birimine, Drahmi’ye dönüşü gündemdedir. 150 yıl öncesinin ekonomik görünümü tekrarlanıyor gibidir.

Patrikhane ve Kıbrıs ile birlikte, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesinde önemli yerlerini koruyorlar. Almanya ve Rusya da devreye girmiş durumdadır

Peki, Yunanistan nereye gidiyor? Neler olabilir?

1500 yıl Romalıların ve Bizans’ın, 400 yıl Osmanlı Türklerinin egemenliğine girdikten sonra, Yunanlılar Helenizm ile Ortodoksluk ideallerini bırakmadılar. Kimliklerini, kültürlerini, dinlerini ve özellikle dillerini kaybetmediler. Doğu Roma’yı Bizans olarak sahiplendiler. Bu konuda İlk çağdaki düşmanları olan Perslerin yaptıklarını onlar da gerçekleştirdiler. Yönetilmeye razı oldular, ama asimile olmadılar. Tarih onları Yahudilere benzer bir yazgıya yönlendirdi de denebilir. Onları da Roma perişan etmiş, üstelik neredeyse iki bin yıl vatansız, topraksız bırakmıştı.

Bunlar Yunanistan açısından olumlu etkenler. Gelelim madalyonun öteki tarafına…

Yunanistan’ın yaşlanmakta olan nüfusu 11 milyon civarındadır. Bu rakam 50 yıl öncesiyle çok yakındır. Sadece İstanbul’un nüfusundan bile azdır. Bu nüfusun yaklaşık yarısı başkentte yaşıyor. GSYİH (GDP) 176 milyar Euro iken, ülkenin toplam borcu 320 milyar Euro. Avrupa’dan alınan kurtarma paketi 240 milyar Euro idi. 2010’dan bu yana milli gelir %25 daralmıştır.

Yunan ekonomisi tekelci, rekabet dışı, verimsiz, korumacılığın ve kooperatifçiliğin baskısı altındadır. Sanayisi artık yoktur, turizm ve lojistik gibi iki ana sektör de yetmiyor. Az sayıdaki verimsiz çalışan, çok sayıdaki boş gezene bakıyor. Yunanistan’da genç işsizlik oranı yüzde 50 seviyesinde. Genel işsizlik oranı ise yüzde 26. Yani Yunanistan’da çalışabilir durumda olan her iki gençten biri bugün işsiz. Az sayıdaki vergi ödeyen, çok sayıdaki kayıt dışı kesimi sırtında taşıyor. 2010’dan bu yana milli gelirdeki daralma %25. En büyük hırsız ve sorumsuzlar ise siyasiler ve bürokratlar. Çok büyük bir yapısal reform, kalıcı çözüm gerekiyor. Ama çok zor görünüyor.

Bağımsız devletlerini 1830’da kurduktan 20 yıl sonra, borç taksitlerini ödeyemeyecek duruma düştüler. 60 yıl sonra iflas ettiler. 1985 yılında başlayan AET mucizesi 20 yıldan biraz fazla sürdü. Artan borçlar nedeniyle girilen ekonomik krizi demokrasi krizine dönüştü. Sosyal kriz başladı.

1985-2015 yıllarındaki 30 yıllık yönetimin 17 yılını sosyal demokratlar, 13 yılını da merkez sağ aldı. Ülkeyi geliştirirken, batırdılar ve düzeltemediler. Son iki yıldır yönetimde olan radikal sol koalisyonun yapısal reform çabaları yetersiz kaldı. İngiltere’nin birlikten çıkışı ve aşırı sağın yükselişine sahne olan, zor kararlar alması beklenen AB Yunan şantajlarına boyun eğmedi.

Yunanistan, Soğuk Savaş boyunca yaptığı gibi, ABD ve Avrupa’yı “Sovyetlerle yakınlaşma” kartı ile de tehdit edemiyor.

Sonuç ve Yunanistan için seçenekler:

AB’den değil, Euro para birliğinden çıkabilir.

Kemer sıkma politikalarını ağırlaştırarak sosyal çalkantılara demokratik kurallar içinde çözüm arayabilir. Bu arada, iç sorunlarını maskelemek için dış tehdit oyununu oynayabilir. Türkiye ile ilişkilerini gerginleştirebilir.

Avrupa ve ABD’de olduğu gibi, aşırı sağ ve popülist akımlar güçlenebilir.

Küçük bir olasılıkla, yakın tarihinde yabancı olmadığı bir askeri darbe yaşayabilir.

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

www.ozelburoistihhbarat.com

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: