Günlük arşivler: 3 Mart 2017

TARİH : 1790 Osmanlı-Prusya İttifâkı (Meydana Gelişi-Tatbiki-Tahlili)


DÖKÜMANI İNDİRMEK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

TARİH : Muhtedî Osman Bey veya Avusturyalı Firârî General Karlo De Kotzi


Muhted Osman Bey veya Avusturyal Firr General Karlo De Kotzi.pdf

TARİH : II. Mahmud Devrinde Kilise Tamiri


II. Mahmud Devrinde Kilise Tamiri.pdf

MİT DOSYASI : MİT’te büyük değişiklik ! O görevi devrediyor


MİT’te büyük değişiklik! O görevi devrediyor

İstihbarat birimlerinin yapısı yeniden düzenleniyor. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), hükümetin alacağı bir kararla artık Türkiye’de istihbarat toplamayacak, görevini İçişleri Bakanlığı’na devredecek.

İstihbaratın yeniden yapılandırılmasına ilişkin KHK veya yasal düzenlemeye ihtiyaç bulunmuyor. Hükûmetin alacağı idari bir kararla istihbarat birimlerinin yapısı yeniden düzenlenecek.

MİT GÖREVİNİ İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NA DEVREDİYOR

MİT’in yeniden yapılandırılarak Cumhurbaşkanı’na bağlı olarak çalışmasına ilişkin yapılan hazırlıklarda sona gelindi. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine ilişkin referandumdan sonra istihbaratın ‘İç ve dış’ olmak üzere ikiye ayrılması, MİT’in terör bölgeleri ve sınırlar hariç tüm iç istihbarat yetkilerinin İçişleri Bakanlığına devredilmesi öngörülüyor. Hükûmet kaynaklarından edindiğimiz bilgiye göre, istihbaratın yeniden yapılandırılmasına ilişkin herhangi KHK veya yasal düzenlemeye ihtiyaç bulunmuyor. Hükûmetin alacağı idari bir kararla istihbarat birimlerinin yapısı yeniden düzenlenecek. Buna göre, istihbarat ‘iç ve dış’ olmak üzere ikiye ayrılacak. Sınırlar ve terör bölgesi ile dış istihbarattan MİT mesul olacak.

DEVİR 3 YILDA KADEMELİ GERÇEKLEŞECEK

Hükûmet kaynakları, MİT’le ilgili mevcut mevzuatın bu yetkilerin kullanımına uygun olduğunu, bu nedenle yeni bir düzenleme yapılması ihtiyacının bulunmadığını dile getirdi. İç istihbarat ise İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan Jandarma ve Emniyet istihbarat birimleri tarafından yürütülecek. MİT, üç yıl içinde kademeli olarak iç istihbaratla ilgili yetkilerini (sınır bölgesi ve terör bölgesi hariç) ve teknik imkânlarını İçişleri Bakanlığı‘na kademeli olarak devredecek. MİT, istihbaratın yeniden yapılandırılması kapsamında dış istihbarat kapasitesi ve gücünü artıracak. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi devreye girdiğinde de yeni istihbarat yapısına yönelik çalışma tamamlanacak ve MİT Cumhurbaşkanı’na bağlanmış olacak.

MASADA İKİ SEÇENEK VAR

MİT’in iç istihbaratla ilgili yetkilerini devretmesi ile birlikte ise İçişleri Bakanlığı bünyesindeki jandarma ve emniyet istihbaratın yapılandırılmasına ilişkin iki seçenek üzerinde çalışılıyor. İlk öneriye göre, İçişleri Bakanlığı’nın bu ikili yapıyı tek çatı altında toplayarak bir yeni birim oluşturulması öngörülüyor. İkinci öneriye göre ise hem emniyet hem de jandarma istihbarata talimat veren ve bu iki yapıyı koordine eden bir üst yapı oluşturulması gündemde. Yeni yapı ile birlikte Emniyet ve Jandarma istihbarat güçlendirilecek. MİT’in iç istihbaratta kullandığı tüm teknik imkânlar İçişleri Bakanlığına devredilecek. Ayrıca yeni teknolojik tüm imkânlar da devreye sokulacak.

MİT’TE 4 YILDIR BAŞÖRTÜSÜ SERBEST

Millî Savunma Bakanlığı’nca geçen hafta yapılan düzenleme kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Genelkurmay karargâhı, kuvvet komutanlıkları ve bağlı birliklerde görev yapan kadın subay ve astsubayların başörtüsü takabileceği öngörülmüştü. Bu düzenleme akıllara MİT çalışanlarına başörtüsünün serbest olup olmadığını gündeme getirdi. Edinilen bilgilere göre, son 4 yıldır MİT’te başörtüsü serbestisi uygulanıyor.

YENİ DÜNYA DÜZENİ DOSYASI : Avrupa ve “yeni” dünya


Avrupa ve “yeni” dünya

Dünyamızın 5-10 yıl önceki dünyadan farklı olduğunu kabul etmeyen var mı? “Yeni” dünya düzeni henüz oluşmuş değil. Küreselleşmenin sorgulandığı ve geri çevrilmek istendiği, içe kapanma eğilimin giderek ağır bastığı, önemli ticaret anlaşmalarının sorgulandığı, Batı’nın eski gücünü ve birliğini giderek yitirdiği, Çin gibi yeni güçlerin yükseldiği, Brexit, Donald Trump gibi olguların ön plana çıktığı, ileriye değil geriye bakış ve özlemin, milliyetçiliğin, popülizmin güçlendiği bir dünyada yaşıyoruz. İyimserliğin yerini giderek kötümserliğin aldığı bir dönem. Şimdi ön plana çıkan eğilimlerin kalıcı olup olmayacağını bilmiyoruz. Bu gelişmeler dünyanın önemli aktörlerinden olan ve ciddi sorunlar yaşayan Avrupa Birliği’ni nasıl etkileyecek? Ekonomik araştırmalar alanında önde gelen düşünce kuruluşlarından Bruegel “Europe in a New World Order” (Yeni dünya düzeninde Avrupa) başlıklı bir çalışma hazırladı. Avrupa’nın geleceği hepimizi yakından ilgilendirdiği için bu çalışmaya kısaca göz atalım. Daha önce de yazdığımız gibi 2017 AB için sınav yılı olacak. Hollanda, Fransa ve Almanya seçimleri birliğin kaderinde önemli rol oynayacak.

Maria Demertzis, André Sapir ve Guntram Wolff imzalı Bruegel çalışmasının sonunda belirtilen bazı noktaları önce ele almakta yarar var. AB, uluslararası arenada büyüklüğü kadar güçlü değil. Yani büyüklüğü ile gücü ve etkisi orantısız. Bu nedenle görece zayıf bir oyuncu. Bunun nedeni kendi içinde yeterli birliği sağlayamaması, güvenlik konusunda ABD’nin gücüne dayanması ve enerji konusunda dışa bağımlı olmasıdır. 2008 mali krizi sonrasında yaşanan gelişmeler AB dayanışmasını zayıflattı. “Her koyun kendi bacağından asılır” anlayışı ön plana çıktı. Kuzey ülkeleri ile güney ülkeleri arasında sorunlar yaşandı. AB entegrasyon süreci ortak vizyonundan uzaklaşma oldu. İngiltere birliği terketme kararı alıdı. Fransa’nın durumu seçimlerden sonra belli olacak. “Ever closer union” vizyonunun sorunlar yaşadığı, iki vitesli Avrupa görüşünün destek bulduğu bir dönemdeyiz. Ortak bir vizyon, birlik dayanışması olmadan AB’nin güçlü bir oyuncu olması zor.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa güvenlik ve savunmasını ABD’nin askeri gücüne dayadı. NATO’da ifadesini bulan ABD güvenlik şemsiyesi Avrupa’yı korudu. AB Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası konusunda çok tartışmalar yapıldı, AB ordusu konusu epey tartışıldı ama sonuçta ciddi adımlar atılmadı. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile bir çok Avrupa ülkesi savunma harcamalarını azalttı. AB kendi ordusunu yaratma yerine NATO’ya dayanmayı tercih etti. Trump’ın ABD başkanı olmasına kadar bu sistem çalıştı. Trump “önce ABD” diyor, NATO’yu sorguluyor ve Avrupalıların savunmaya, NATO’ya daha fazla para harcamalarını istiyor. Kendi savunma gücüne sahip olmayan bir aktör uluslararası ilişkilerde güçlü olamaz. Belli ki tehdit algılamasında da Trump yönetimi ile AB yöneticileri arasında farklar var. AB Rusya’dan korkuyor. Trump ise esas rakip olarak Çin’i gördüğü için Rusya ile işbirliğinden söz ediyor. Bu durum devam ederse Batı’nın güvenlik ve savunma alanında şimdiye dek sergilediği birlik derin yara alacak. Trump gerçeği karşısında Avrupalıların kendi güvenlik ve savunma kapasitelerini oluşturmaktan başka seçenekleri yok gibi. Tabii bunun yapılabilmesi için AB içinde ortak vizyon ve daha fazla savunma harcaması gerekecek. AB bunu yapabilir mi? Bu yılki seçimlerden sonra durum netlik kazanacak. İngiltere’nin birliği terketmesi savunma ve güvenlik açısından büyük kayıp olacak.

AB’nin diğer Aşil topuğu dışa ve öncelikle de Rusya’ya olan enerji bağımlılığıdır. Bu bağımlılık AB’nin uluslararası arenada manevra kabiliyetini daraltıyor. AB bunun bilincinde ve Rusya’ya olan enerji bağımlılığından kurtulmak için uzun zamandan beri çalışma yapıyor. Enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışıyor. Tabii enerji konusunda fiyatlar ve taşıma çok önemli. Rus doğal gazı rekabet gücünü koruduğu sürece Avrupa’nın sadece siyasi nedenlerle Rusya’ya sırtını çevirmesi zor. Tüketicilerine en ucuz enerjiyi sağlamakla yükümlü. Ortak Enerji Politikası oluşturuldu ama bu konuda da henüz katedilecek uzunca bir yol var.

AB, global açık ekonomik sistemden yarar sağlıyordu. İçe kapanma, korumacılık eğilimleri AB’nin yararına olmayacak. Bruegel raporu bu durum karşısında AB’nin Dünya Ticaret Örgütü (WTO) sistemini korumak için çalışmasını ve Çin gibi yükselen aktörlerle ekonomik ilişkilerini derinleştirmeyi öneriyor. AB’nin kendi içinde de “sosyal modeli” güçlendirici çalışmalar yaparak popülizmin çekiciliğini sınırlandırması öneriliyor. Belli ki Trump’ın “önce ABD” yaklaşımı AB’de çok ciddi kaygılara neden oluyor. AB’nin reformlara ihtiyacı var. Bu yılki seçimler badiresini atlatabilir ve içte gerekli reformları yapabilirse karşılaştığı sorunları aşarak uluslararası rolünü güçlendirebilir.

YAHUDİLİK & SİYONİZM DOSYASI : Ankara Yahudilerinin anlatılmamış hikayesi ortaya çıktı


Ankara Yahudilerinin anlatılmamış hikayesi ortaya çıktı

Yapımcı Enver Arçak Ankaralı Yahudilerin belgeselini çekti ve paylaştı. Arçak, "Hermana" isimli belgeselinin hikayesini de Odatv’ye anlattı…

Yapımcı Enver Arçak Ankaralı Yahudilerin belgeselini çekti ve paylaştı. Arçak, "Hermana" isimli belgeselinin hikayesini de Odatv’yeanlattı.

İşte o röportaj…

(Enver Arçak)

Rafael Sadi: Enver bey, henüz filmin tamamını izleyemedim ancak promosu oldukça nostaljik ve güzelliklerin mesajını veriyor. Sadi ailesinin de bir ayağı Ankara’ya gitmişti. Başka bir deyişle, babamın halası Ankara’ya gelin gitti.

Rahmetli, meyhaneci Mişon Vitas, aynı zamanda rahmetli Mustafa Kemal’in içki arkadaşı olurmuş, anlatılan bu ailede.

Mişon Vitas’ın çocukları ise, büyükbabamın İstanbul’da havayı kirletiyor diye seferden men edilen otobüsü sayesinde bir numaralı oto tamircisi oldular. Özellikle otomatik şanzıman ustası, uzun yıllar da Türkiye’deki yegane Yahudi oto tamircileri olarak ün saldılar. Rıfat usta, David usta ve Erol usta, otomatik şanzıman ustaları olarak gerek Ankara’da gerekse İstanbul’da ve Tel-Aviv’de, hatta New York’ta da aile ismi olan Vitas’ı duyurdular.

En parlak isim ise kuşkusuz David El Loko, yani Deli David namı ile bilinen ortanca kardeşti. Dünya tatlısı ve sevimli David abi Tel-Aviv’deki Garaj İstanbul’dan sonra New York ‘ta açtığı tamirhanede hayatının en büyük keyfini yaşadı. Nam-ı diğer pavyoncu David abim kazandığı paraların büyük bir kısmını pavyon eğlencelerinde harcamış. Eh, ne diyebiliriz ki, helal olsun.

İşte Ankara ile ilişkimiz bu düzlemde. Gelelim senin Ankara hikayene ve Yahudi mahallesi ile alakana. Neden Hermana isimli belgesel?

Enver Arçak: Rafael bey, Ankara, doğup büyüdüğüm ve halen yaşadığım bir şehir. Ankara’nın tarihine, kent kültürüne dair araştırmaya merakım hep vardı. Araştırma merakı meslekle de ilgili, nihayetinde bir arkeoloğum. Yakın veya uzak geçmiş fark etmiyor, araştırmanın az olduğu alanlar her zaman çekicidir bizler için. Ankara’da bir Yahudi mahallesinin varlığından haberdar olup, daha fazlasını öğrenmek istediğimde ise çok az kaynak bulabildim. Daha fazlasını bulmak için yola çıktım. Mevcut arşivlerden bulduklarımın yanı sıra, özellikle göç etmiş kişilerin izini sürmeye, şimdiki yaşadıkları yerlerde onları bulmaya başladım. Ardından İstanbul ve İsrail’in çeşitli şehirlerinde yaşayan, ulaşabildiğim 50’den fazla Ankaralı Musevi ile yüzyüze söyleşiler yaptım. Aile albümlerindeki eski fotoğrafları, belgeleri dijital olarak kayıt altına alarak bir arşiv oluşturdum. Şimdi biraraya getirdiğim görsel arşivler ve yaptığım söyleşileri belgesel filme ve sergiye dönüştürüyorum. Vitas ailesini duymuştum, Ankara’da halen yaşayan varsa tanışıp söyleşi yapmak isterim pek tabii…

Geçmişi ne kadar eskiye dayanıyor Ankaralı Yahudilerin?

Ankara’daki Yahudi cemaatinin varlığı Erken Roma dönemine dek uzanıyor. Tarihin farklı dönemlerinde bulundukları topraklardan İspanya ve Portekiz’den Anadolu’ya göç etmek durumunda kalanların yanı sıra geçmişi çok daha eskilere dayanan, Anadolu’nun farklı bölgelerinde yaşayan Yahudiler de bulunmaktaydı. Yahudi cemaatinin kentteki varlığı bu köklü geçmişe dayanmaktadır. Belgeselde, 1899’da açılan Ravzai Terakki okulundan, 1907’de gerçekleşen sinagogun inşasından Cumhuriyetin kuruluşuna ve devamındaki dönemlere odaklanarak mahallenin hareketli günlerinden göçlere, tarihsel hikâyesi anlatılmakta.

Nüfusunun genellikle bin kişiyi aşmadığı Ankara Yahudi Cemaati, Osmanlı Yahudi topluluğunun haricinde Selanik kentinin elden çıkmasından sonra bu kenti terk eden birçok Yahudi’nin Ankara’ya gelmesiyle genişlemiş. Cumhuriyetle birlikte iş imkanlarının artması ve diğer şehirlerden gelen göçlerle birlikte cemaatin nüfusu 1935-1955 yılları arasında 3500 kişiye çıkmıştır. Başta İsrail olmak üzere, İstanbul, Amerika ve Avrupa’ya artan göçler sonucunda ise kentteki Yahudi nüfusu 1968’de 400 dolaylarına kadar inmiştir. Bugün mahallede yaşayan Yahudi kalmamış olsa da, halen nadir olarak özel törenlerde açılan sinagog mahallenin geçmiş günlerine dair izlerin en somut kanıtı olarak varlığını sürdürmektedir.

Enver bey, bu söyleşi için teşekkür ederim. Son olarak bu filminiz ne zaman gösterime girecek acaba?

Ben de teşekkür ederim. Film, Nisan’dan itibaren uluslararası festivaller vasıtasıyla dünyanın farklı yerlerinde gösterimde olacak, fragmana http://www.hermanathemovie.com adresinden ulaşılabiliyor.

Odatv.com

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.