TARİH : I. DÜNYA SAVAŞI’NDA İRAN AVŞARLARI VE TÜRKİYE (1914-1917)


I. DÜNYA SAVAŞI’NDA İRAN AVŞARLARI VE TÜRKİYE (1914-1917)

A. İran Avşarları Hakkında Genel Bilgiler

Bu makalede öncelikle İran Avşarları hakkında genel bilgiler verilecek, bilâhare savaş öncesinde İran’daki Avşar nüfusu ve yerleşimleri ele alınacaktır. Son olarak da mevcut kaynaklar ışığında Avşarların Osmanlı Devleti ile ilişkileri ve Osmanlı Devleti’nin de Avşarlar üzerindeki politikaları değerlendirecektir. Değerlendirmeler yapılırken Birinci Dünya Savaşı’nda İran’ın genel durumu, Avşarların özel şartları ve savaş ortamı gözden uzak tutulmayacaktır. Bu çalışmanın amacı öncelikle Türk boyları içerisinde önemli bir yer tutan Avşarların tarihinin bir kesitini aydınlatmaktır. Zira, Avşarların tarihi hakkında bilinenler son derece sınırlıdır. Özellikle de Birinci Dünya Savaşı ve Avşarlar konusunda hiçbir çalışma mevcut değildir. Bu makale söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Böylece Osmanlı Tarihi’nin Birinci Dünya Savaşı genelindeki özel bir boyutu da irdelenmiş olacaktır.

Oğuzların Bozok kolundan olan Avşarlar XI. asırdan itibaren İran’a yerleşmeye başlamışlardır.[1] İran Avşarlarının en büyük kısmını Anadolu’dan İran’a göç eden Avşar boyları oluşturmaktadır. İran Avşarları çeşitli bölgelerde yaşamakta ve ayrı ailelerin idaresinde bulunmaktadırlar. Bu da daha çok onların İran’a farklı zamanlarda göç etmiş olmalarından ileri gelmiştir.

Akkoyunlu ve Safavi Devletlerinin Türk göçebe topluluklara dayanması dolayısıyla Avşarlar da Anadolu’dan İran’a göç eden topluluklar içerisinde oldular. Halep Türkmenlerinden olan Gündüzlü Avşarlarının önemli bir kısmı ile yine Halep Türkmenlerinden Alplü Avşarlarından bir grup bu dönemde İran’a gitmiştir. XV. yüzyıl sonlarında Akkoyunlular zamanında Anadolu’dan İran’a yoğun bir Avşar göçü oldu. 1501’de Safavi Devleti kurulduktan sonra da İran’a yeni Avşar oymakları geldi.

Kuh-Giluye Avşarları Mansur Bey ve torunları idaresinde Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’dan başlayarak Safavi hükümdarı Şah Abbas dönemine kadar Kuh-Guliye vilayetini idare ettiler. Ancak, Şah Abbas Kuh Guliye’de bulunan Araşlu Avşarlarını Horasan, Huvar, Rey ve Simnan taraflarına sürdürdü. Araşlu’dan büyük bir kolun daha sonra Urmiye bölgesindeki boydaşlarının yanına gittiği görülür. Böylece Kuh-Guliye Avşar yurdu olmak vasfını kaybetti.

Alplü Avşarlarının Şah Abbas devrinde İran’a gelmiş olmaları pek muhtemeldir. Çünkü Şah Abbas devrinden önce İran tarihlerinde onların adına rastlanmıyor. İmanlu Avşarına gelince, bu oba Türkiye’deki Dulkadırlı bölgesinde yaşayan büyük İmanlu Avşarının bir koludur. Bu kolun da Şah Abbas devrinde gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Öte yandan Anadolu’da başlayan Celali ayaklanmaları yüzünden pek çok oymağın İran’a gidip Şah Abbas’ın hizmetine girdiği de bilinmektedir.

XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinin sonlarında, yani Nadir Şah’ın siyasi sahnade görünmek üzere bulunduğu sıralarda Avşarların dağılışı şöyle idi:

1. Urmiye Avşarları: Urmiye Gölü’nün batısında Selmas ile Uşnu arasında yer alan Urmiye şehri ve civarında yoğun olarak yaşıyorlardı. Burada ilk defa İmanlu Avşarları yerleşmişti. Bu oymağın bir kolu sonradan Kasımlu adını taşıdı ki bu ad Şah Abbas devrinde İmanlu Avşarı’nın başında bulunan Kasım Sultan’dan gelmektedir. Urmiye Avşarlarının diğer oymakları Gündüzlü ve Araşludur. Bunlar Urmiye’ye Kuh-Guliye’den gelmişlerdi. Araşlu’dan çıkan Mahmutlu oymağı da Urumiye’de yaşamaktadır. A. Dupre’nin ifadesine göre Urmiye Avşarları Kasımlu ve Araşlu adlı iki kola ayrılmakta, bu kollar da Karaçlu, İmamlu, Davudlu, Usallu, Kılıçlu, Gani Beglü, Kileli, Tutmaklu, Adaklu, Kara Hasanlu, Ali Beklü, Terzilü, Şah Baranlu, Yeherlü, Kuh-Giluyeli gibi obalardan meydana gelmektedir.

2. Hamse Avşarları: Hamse Kazvin ile Zencan arasındaki idari bölgenin adıdır. Bu idari bölgenin merkezi Zencandır. Avşarlar bu bölgede Kazvin’in güneybatısından başlayarak Sayınkale ve Sultaniye’ye kadar uzananyerlerde ve kuzeydeki yukarı Tarum ve Aşağı Tarum’da ve hatta Halhal çevresinde yogun bir şekilde yaşamakta idiler. Bunlara genellikle Hamselü Avşarlar denilmiştir. Hamselü Avşarlarının çoğunun Eberlü oymağından olduğu bilinmektedir. Yine XVIII. yüzyılda adı geçen Kutulu Avşarlarının Hamse Avşarlarından olması mümkündür.

3. Kirman Avşarları: Burada Şah Tahmasb’dan beri Avşarlar yaşamakla beraber Kirman Avşarları siyasi bir güç olamadılar. Kirman Avşarlarının hangi oba ve boylardan meydana geldiği bilinmemektedir. Bunlar Tahmasb zamanında Horasan’dan Ferah bölgesinden gelmiş olabilirler.

4. Horasan Avşarları: Şah Tahmasb zamanında Horasan’da Herat’ın güneyindeki Ferah bölgesi Avşar beyleri tarafından idare edilmişti. Fakat daha sonra buradaki Avşarların ne oldukları bilinmemektedir. Kirman bölgesine gitmiş olmaları muhtemeldir. Asıl Horasan Avşarları Şah Abbas’ın Kuh-Guliye’den Ebiverd sınır bölgesine sürdüğü Gündüzlü ve Araşlu oymaklarına mensup obalar idi. Şah Abbas Kuh Guliye’de bulunan Araşlu Avşarlarını Huvar, Rey ve Simnan taraflarına sürdürmüştü. Araşlu’dan büyük bir kolun daha sonra Urmiye bölgesindeki boydaşlarının yanına gittiği görülür. Anlaşıldığına göre Nadir Şah’ın adını duyurduğu günlerde bu adlar ortadan kalkmış ve onların yerini Köse Ahmedlü ve Kırklu almıştı. Nadir Şah’ın da Kırklı obasına mensup olduğu bilinmektedir.

5. Diğer Avşar Yerleşimleri: Ayrıca Huzistan’da Gündüzlü Avşarları, Kuh-Guliye’de Gündüzlü ve Araşlu avşarları ve Fars’da Kazerun bölgesinde çok daha az nüfuslu Avşar oymakları vardır. İran’da XVIII. yüzyılın ilk çeyreğindeki bu Avşar dağılışı daha sonraları pek büyük bir değişikliğe uğramamıştır.

İran’daki Avşarların ilk defa siyasi bir güç olarak ortaya çıkmaları XII. yüzyıla dayanır. Biz onları başlarında Yakup Bey bulunduğu halde bu yüzyılın ilk yarısında Huzistan bölgesinde Salgurlu Beyliği ile mücadele ederken görüyoruz. Avşarlar Yakup Bey’den sonra Avşar Beyi olan Şumla zamanında Huzistan’da bir beylik kurmaya muvaffak oldular. Huzistan’daki Avşar Beyliği 1155-1195 yılları arasında hüküm sürdü. Kırk kadar kaleye hükmetti. Beylerden bazılarının para kestirdiği de bilinmektedir.[2]

İran Avşarlarının siyasi alanda en etkili oldukları dönem Nadir Şah dönemidir. Nadir Şah 1736’da Safavi egemenliğine son vererek Avşarlılar hakimiyetini kurdu. Hz. Ebubekir, Ömer ve Osman ile Hz. Aişe’ye sebbolunmasını (sövüp-sayma, ilenme) yasakladı. Ayrıca Nevruz’un kutlanması ve diğer bazı adetlerin İslamiyet’e aykırı olduğu görüşünü egemen kıldı. Nadir Şah İran’da böylece Şiiliğin mutedil bir kolu olan Cafariliği hakim kılmış oldu. İran’da Avşarlıların idaresi Nadir Şah’ın 1747’de öldürülmesinden sonra da devam etti. Avşarlıların egemenliğine 1804’de Zendler tarafından son verildi.[3]

B. Birinci Dünya Savaşı Öncesinde İran Avşarları

Makalemizin asıl konusu İran Avşarlarının Birinci Dünya Savaşı döneminde Türkiye ile ilişkileri olduğundan, Avşarların savaş başlamadan önceki durumları hakkında ayrıca bilgi vermeyi gerekli görüyoruz. Zira, değişen zaman içerisinde bulunulan coğrafyalar ve kabile adlarında küçük de olsa bazı değişiklikler meydana gelmiştir.

İran’ın bütün bölgelerine dağınık ve düzensiz olarak adacıklar halinde serpilmiş olan Avşarların ana hatları ile yaşadıkları yerler şöyle tarif edilebilir: Rumiye Gölü’nün kuzeybatı kıyıları, Hamse Eyaleti’nin güney kısmı, dağlık bölgelerden Hemedan ve Kirmanşah Vilayetlerinin sınırları ki burada Esedabad yöresinde yoğundular. Huzistan, Fars ve Kirmand’da çok sayıda bulunuyorlardı. Bocnurd’un güneyi ile Sebzevar ve Nişapur arası, Cüveyn’in kuzeyi ve Kirman’ın güneyi ile Sircan, Melâyir, Devletabad, Abade, Kengaver, Miyane, Goçan havalisinde de kalabalık olarak yaşamaktaydılar. Ayrıca Tebriz, Zincan, Kazvin ve Şiraz bölgelerinde de pek az ve aşiretler halinde yaşıyorlardı.[4] Kazvin’in güneybatısında 97 köylük Avşar adlı bir kaza daha bulunuyordu.[5] Lord Curzon’un ifadesine göre Rumiye nüfusunun büyük bir çoğunluğu Avşarlardan oluşmakta idi.[6]

İran Avşarları pek çok boya ayrılırlar. Bunların önemlileri şunlardır: Gündüzlü, Beykişilu, Köklü, İmanlu, Kırklu, Haydar-Muhammedşahlu, Seyifkulu Ouladi, Cahan-Karişahlu, MollaTahirlu, Sultan Alilu, Mirikutlu, Ata-Uşağı, Pir Muratlu, Celâlilu, Aşraflu, Kasımlu, Mircanlu, Kamerbazlu, Gamazlu, Ustaculu, Eberlu, Araşlu, Alplu, Imırlu, Usalu, Avşar Uşağı, Beğeşlü, Papalu, Celâyir, Köse Ahmedlu, Kuh-Gilulu, Kör Hasanlu, Tevhidlu, Bedirlu, Kutulu, Tekelu. Ayrıca Ağaçeri oymakları içerisinde de Avşarlar bulunmaktadır.[7]

İran’daki Avşar nüfusuna gelince 1881 yılı kayıtlarına göre İran’daki Avşarların Rumiye’de 25.000, Hamse’de 10.000, Kazvin’de 5.000, Hemedan’da 7.000, Huzistan’da10.000, Kirman’da 6.000, Horasan’da 8.000, Fars’ta 8.000 ve Mazenderan’da 5.000, çadır olmak üzere toplam 91.000 çadırdır.[8] Çadır başına ortalama 5 nüfus kabul edilse bu tarihlerde İran’daki Avşar nüfusunun 455.000 olduğuna hükmedilebilir. 1958 yılı Avrupa kayıtlarına göre ise İran’daki Avşarların toplam nüfusu 400.000 olarak gösterilir.[9]

Birinci Dünya Savaşı’na rastlayan yıllarda Avşarlar yerleşik hayata geçme mücadelesi içerisinde idiler. Yarı göçebe bir hayat sürüyorlar, yaylak ve kışlaklara sahip olarak gruplar halinde yaşıyorlardı. Kısmen de yerleşik hayata geçmiş durumda idiler. Rumiye, Hamse, Esabadat yöresinde yaşayanlar artık tamamen yerleşik bir hayat yaşamakta idiler. Avşar Uşağı oymağı da yarleşik hayata geçen boylardandı.[10] Zamanımızda İran Avşarlarının hemen hepsi yerleşik hayata geçmiş, kendi tabirleriyle tat olmuşlardır.[11] Geçimleri ziraat, hayvancılık ve halıcılığa dayanan Avşarlar genellikle Şii mezhebine mensupturlar. Aralarında nadiren Sunni unsurlar da yer almaktadır. Şah İsmail tarafından itimad telkin eder bir kuvvet olarak Horasan Eyaleti’ne yerleştirilen Avşarlar arasında ise hiç Sunni unsur bulunmaz.[12] Avşarları anlatırken İran musikisinde bulunan Avşarî makamına değinmemek mümkün değildir. Burada Avşarların kültür ve sanat yönünü bulabiliyoruz.[13]

1. Birinci Dünya Savaşı Sırasında Osmanlı-İran İlişkilerine Bir Bakış

İran 1907 İngiliz-Rus Anlaşması ile Rusya ve İngiltere arasında nüfuz bölgelerine ayrılmıştı. Buna göre, Güney İran İngiliz, Kuzey İran da Rus nüfuzuna verilmiş, Merkezî İran ise her iki devletin de etki alanı dışında tutulmuştur. Görülüyor ki Birinci Dünya Savaşı başlangıcında İran Devleti tam bağımsız bir durumda değildi. İran Devleti her ne kadar savaş başladığında bîtaraflığını ilân etmiş ise de topraklarının hasım güçlerin mücadelesine sahne olmasına engel olamamıştı.

İran toprakları Osmanlı, Alman-Rus, İngiliz mücadelelerine sahne olmuştur. Bu mücadeleler bazen birer birer, bazen de ikişer ikişer gruplar halinde cereyan etmiştir. Hatta müttefik olan Osmanlılar ile Almanlar arasında da ortak bir İran politikası mevcut olmadığından İran’da gizliden gizliye bir Türk-Alman rekâbeti[14] de sürüp gitmiştir.

Almanya bu mücadelede millî politikalar güden grup ve fırkaları destekler görünerek yer tutmaya çalışırken Osmanlı Devleti islâmcılık politikası ile İran’a yaklaşmayı uygun gördü. Aslında Almanya’nın politikası da İslâmî söylemleri tamamen reddeden bir politika değildi. Almanlar zaman zaman Rus ve İngilizlere karşı İslâmiyetin hamisi rolünü oynamakta idiler. Nitekim Wassmuss gibi kendisini hacı, hoca ilân eden,[15] Von Kardrof gibi Muharrem Taziyesi’ne katılarak göstermelik göz yaşı döken[16] Şii müctehidlerin ellerini öpen,[17] Acem kıyafeti ile dolaşıp Müslüman olduğunu ilan eden[18] Almanların İran’daki propoganda faaliyetleri de bu dönem İran’ı ile alakadâr olan herkesce bilinir. Ancak Almanlar, Osmanlı nüfuzunda bir İslâmcılık politikasını reddediyor ve İran Müslümanları ile Osmanlı Müslümanlarının kaynaşmalarına engel olmaya çalışıyorlardı.

Bu yüzden Almanlar İran’da Osmanlı Devleti’ni dışlayarak iş görmek istediler. Daha Osmanlı Devleti’nin savaşa dahil oluşundan önce bir Türk-Alman ortak projesi olarak hazırlanan ve Afganistan’a geçme görevi verilen Rauf Bey Heyet-i Seferiyesi henüz Bağdat’a gelmeden Almanların ihtirasları ve ölçüsüz hareketleri neticesinde hiçbir iş göremeden dağıldı.[19]

Bundan sonra Rauf Bey bir kısım kuvvet ile İran üzerinden Afganistan’a geçmeye çalışırken Almanlar da Türklerden ayrı olarak başka bir heyetle Afganistan’a ulaşma gayreti içerisine girdiler.

Rauf Bey hem İran Devleti yetkililerinin hem de İran’da faaliyet gösteren Alman konsolos ve subaylarının karşı koymaları neticesinde Kirind’den geri dönmek zorunda kaldı.

Ataşemiliter Ömer Fevzi Bey’in önerisiyle Rauf Bey Heyet-i Seferiyesi’ndeki subayların İran ordusunun çekirdeğini oluşturmak üzere İran emrine verilmesi İranlılara bir öneri olarak sunuldu. Bu öneriye göre Heyet-i Seferiye’nin nizami birlikleri de İranlıların emrine verilebilecekti. Rus esaretinden kurtularak Tahran’a firar etmiş olan subaylardan da bu amaç için yararlanılabileceği Ömer Fevzi Bey’e bildirildi.[20]

Osmanlı subaylarından Mülâzimi Evvel Kâzım Bey’in de dahil olduğu Alman Binbaşısı Niedermayer başkanlığındaki heyet ise Rus ve İngiliz nüfuz bölgelerinden geçerek tebdili kıyafet ile zahmetli ve maceralı bir yolculuktan sonra 22 Ağustos 1915 tarihinde Afganistan’a ulaşmayı başardı. Niedermayer ve heyeti Afgan Emiri ile irtibata geçti.

Öte yandan Almanlar İran’da büyük paralar harcayarak milis kuvvetleri toplamışlar, Ataşemiliter Kont Kanitz’in organizasyonunda İran jandarmalarını da yanlarına çekerek Ruslarla ciddî bir mücadeleye girmişlerdi. Bu tarihlerde Osmanlı Devleti Kuzey İran’daki bu mücadelelerde geri plânda, sanki, Almanya’nın gölgesinde imiş gibi görünüyordu.

Rusların 7 Kasım 1915 tarihinde Tahran’ı tazyik etmeye başlamaları üzerine Almanya’nın Tahran Büyükelçisi Prens Reuss ve Kont Kanitz’in teşviki ile Demokrat Partisi’nin ve İran milliyetçilerinin liderleri Tahran’dan ayrılarak Kum’a hareket ettiler[21] ve burada Kasım 1915 sonlarında Defâ’-i Millî Komitesi’ni kurdular. Milliyetçilik yönü ağır basan Defâ’-i Millî Komitesi’nin kurulması İran’da artan Alman nüfuzunun bir sonucu olarak değerlendirilebilir.

İran’daki Türk diplomatları Defâ’-i Millî Komitesi’ni ve Almanları eleştiren raporlarını zaman zaman İstanbul’a gönderdiler. Çünkü Türk yetkilileri İran siyasetinde Almanların gölgesinde kalmanın rahatsızlığını yaşıyorlardı. Tahran Ataşemiliteri Ömer Fevzi Bey de 16 Ekim 1916 tarihi itibariyle VI. Ordu Kumandanlığı’na bu konuda bir rapor gönderdi.[22]

Diğer taraftan Almanların General Baratov kumandasında ileri harekâta geçen Rus kuvvetleri karşısında tutunamaması ve peşpeşe alınan mağlûbiyetler neticesinde Kont Kanitz’in intihar ettiğini görüyoruz. Ancak Almanların mağlûbiyetleri Osmanlı Devleti’ni de etkiledi ve Osmanlı-İran sınırında Rus tehlikesinin belirmesine sebep oldu. Bunun üzerine İran işlerini de organize etmek yetkisi ile Goltz Paşa, Enver Paşa tarafından VI. Ordu Kumandanlığı’na getirildi. 5 Aralık 1915 tarihinde Bağdat’a gelerek görevine başlayan Goltz Paşa İran’daki Türk ve Alman güçlerinin Ruslara karşı birlikteliğini ve organizasyonunu sağlayacaktı.

Goltz Paşa İran’daki bütün müttefik kuvvetlerin idaresini Miralay Bop Bey’e bırakarak kendisi Bağdat’ta oturmaya devam etti. Ancak Bop Bey de Rus kuvvetlerinin ilerlemesine engel olamadı. Bunun üzerine Miralay Bop’a destek olmak üzere üç taburdan müteşekkil bir Osmanlı kuvveti İran Grubu adı ile Miralay Bop Bey’in emrine verildi. Fakat, Bop Bey Rus ilerleyişini yine de durduramadı.

Bu durumda Osmanlı kuvvetlerinin Rus ve İngilizler tarafından iki yönlü tazyik altına alınması ve Kuttülammare’de Osmanlılarca kuşatma altında tutulan İngiliz kuvvetlerinin kurtarılması ihtimali belirmişti. Fakat, Kuttülammare’de bulunan General Tawsend kumandasındaki İngiliz kuvvetlerinin 29 Nisan 1916 günü teslim olmaları Irak Cephesi’ni rahatlatmıştır. Buna rağmen, İran Cephesi’ndeki Rus kuvvetleri ilerlemelerini sürdürdüler. Ruslar Mayıs ayı içerisinde Hanikin’e ulaştılar.

Bunun üzerine hem Rus tehlikesini bertaraf etmek hem de İran yönetimini Osmanlı Devleti’ne taraftar olan grupların denetimine vermek ve hatta Afganistan ve Hindistan’la bağlantı sağlamak maksadıyla Ali İhsan Bey kumandasındaki XIII. Türk Kolordusu İran içlerine gönderildi.[23] Bu kolordu Rusları mağlûp ederek önce 1 Temmuz’da Kirmanşan’a ve son olarak da 11 Ağustos’da Hemedan’a girdi.

Bu sıralarda Türk kuvvetlerinin denetiminde bulunan bölgede merkezi Kirmanşah olmak üzere Nizamüsaltana Hükûmet-i Muvakkatası oluşturuldu. Bu hükümet Türk nüfuzu altında faaliyet gösteriyordu. Kirmanşah Hükûmet-i Muvakkatası ile yakın ilişki içerisinde bulunan ve öteden beri İttihâd-ı İslâm’a dair faaliyetleri ile dikkati çeken Osmanlı Tahran Ataşemiliteri Ömer Fevzi Bey’in[24] de teşvikleriyle buradaki ulema, tüccar ve siyasî partilerin ileri gelenleri “Defâ’-i İslâm” adı altında bir cemiyet oluşturdular. Osmanlı Devleti’nin böyle bir cemiyet kurdurmaktaki gayesi İttihâd-ı İslâm anlayışını hâkim kılarak İran halkını dinen halifeye ve İstanbul’a bağlamaktı.[25]

Nizamüssaltana’nın da bu konuda faaliyet gösterdiği görülür. O, Şiiliğin merkezi durumundaki Necef ve Kerbela’daki müctehidler tarafından önceden cihad hakkında verilmiş olan fetvaları Bağdat’tan isteyerek bu fetvaları onların öğrencileri durumundaki Kirmanşah’daki müctehidlere düzenlettirerek İranlılar’ın imzası ile yeniden yayınladı.[26]

2. Birinci Dünya Savaşı’nda İran Cephesinde Avşarlarla İlişkilerimiz

Daha Birinci Dünya Savaşı’na dahil olmadan evvel İran aşiretlerine yönelik çalışmalar içerisine girmeye başladık. İran hakkında elde edilen istihbarat bilgileri ve Türk basınında yer alan kışkırtıcı haberler de bu hususta teşvik edici bir rol oynamakta idi. 1914 Eylülü’nden itibaren gazetelerde yer alan haberlere göre İran’da aşiretler ile Rus kuvvetleri arasında şiddetli çatışmalar yaşanmaktadır. Örneğin, Ekim ayı içerisindeki bir haberde Urmiye civarındaki Rus kuvvetleri ile aşiretler arasında on günden beri şiddetli çatışmalar yaşanmakta olduğu, çatışmaların özellikle Urmiye’nin 5 km doğusunda bulunan Avvağ adlı bir yerde yoğunlaştığı kaydedilmektedir. Ayrıca aşiretlerin Bomavend kasabasına şiddetli bir şekilde hücumlarda bulundukları, Urmiye’ye saldırılarında külliyetli zayiat vermelerine rağmen yine de taarruzdan vazgeçmedikleri müjdesi verilmektedir.[27]

Osmanlı Devleti henüz savaşa girmeden Musul Mebusu İbrahim Fevzi Bey Musul, Süleymaniye bölgelerinden aşiret kuvvetleri toplamaya başlamıştı. İbrahim Fevzi Bey Müfrezesi 18 Kasım’da hareket ederek 23 Kasım’da İran topraklarına dahil oldu. Bu müfrezenin Halit Bey kumandasındaki Halit Bey kumandasındaki bölümü ile Ömer Naci Bey Müfrezesi’nin işbiriliği neticesinde 4 Ocak 1915 günü Urmiye Türk kuvvetlerinin eline geçti.[28] Bundan sonra müfrezeye yeni katılımlar oldu. Yeni katılanlar içerisinde Avşar gönüllüleri de vardı. Ancak, İbrahim Bey Müfrezesi 27 Ocak tarihli Sofiyan Muharebesi’nde mağlup olunca diğer aşiret kuvvetleri gibi Avşar gönüllüleri de dağıldı.[29]

Buna rağmen İran’daki Türk yetkililer aşiret kuvvetlerinden ümitlerini kesmediler. Tahran Büyükelçisi Asım Bey 1915 yılı Mart ayında İran’a girmesi kesinleşen I. Kuvve-i Seferiye Kumandanı Halil Bey’e peş peşe telgraflar göndererek onu aşiret kuvvetleri konusunda umutlandırdı. O, Avşarlar da dahil olmak üzere kuzey İran aşiretlerini elde ettiğini belirtiyor, yeterli miktarda silah ve cephanenin gönderilmesi durumunda aşiretleri Ruslara karşı ayaklandırabileceğinden bahsediyordu.[30] Halil Bey Asım Bey’e bu çabalarından dolayı teşekkür ederken Başkumandan Vekili Enver Paşa Tahran Büyükelçisi’ne gönderdiği telgraflarda İranlılara verilecek olan top, tüfek, subay, para ve her türlü isteğin karşılanacağını belirterek Asım Bey’i teşvik ediyordu.[31]

Aslında I. Kuvve-i Seferiye kumandanı Tahran Büyükelçisinin Asım Bey’in hazırlayacağı aşiret kuvvetlerinin Rusları oyalayıcı teşebbüslerde bulunmalarının bile yeterli olacağı görüşünde idi. Halil Bey kumandasındaki Kuvve-i Seferiye 17 Nisan 1915 günü Rusları kovalayarak Urmiye’ye girdiklerinde Urmiye Avşarları da Osmanlı kuvvetlerini bağırlarına bastılar.[32]

Bu arada Urumiye’de aşiretlerden bir süvari grubu oluşturulmaya çalışıldı. Bu grubun kumandanlığına süvari Binbaşısı İshak Bey erkân-ı harbiyesine de Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey getirildi. Aşiret süvari grubunda bir kısım Avşar atlısı da yer aldı. 28 Nisan-1 Mayıs 1915 tarihlerindeki Dilman savaşlarında bu aşiret kuvvetleri de görev yaptılar.[33] Dilman yenilgisi üzerine aşiret kuvvetlerinin çoğunluğu savaş sırasında bağlı bulundukları Kuvve-i Mürettebe Kumandanı Binbaşı Salih Bey’i terketmişler, O da kalan birkaç kişiyi de serbest bırakmıştır.[34] Ruslar 2 Haziran’da Urmiye’yi zaptettiklerinde bu defa diğer aşiretler gibi Avşarlar da Ruslara meylettiler.

Bu dönemde İran’da dağınık halde yaşamakta olan Avşarlar bulundukları yerlerdeki etkili güce göre tavır alıyorlardı. Duruma göre bazıları Türk, bazıları Alman bazıları da Rus ve İngilizlere meylediyorlardı. Önce Türklere destek olan bir grup daha sonra Ruslara dönebiliyor, Almanları destekleyenler İngilizlere taraftar olabiyordu. Bu kaygan zeminde Avşarlar da kaygan bir politika takip ediyorlardı.

Kazvin, Meyane bölgesi Avşarları genellikle bu bölgeler Rus kontrolünde olduğu için Ruslarla işbirliği içerisinde göründüler. Devletabad bölgesi Avşarları Almanlarla ve Nizamüssaltana ile yakın ilişki içerisinde idiler. Kengaver Avşarları da Almanlarla işbirliğine girdiler. Buralar Rusların eline geçtiğinde de Ruslara yönelme ihtiyacı duydular.

Birinci Dünya Savaşı’nda İran Cephesi’nde Avşarlarla siyasi ilişkilerimiz XIII. Kolordu’nun Hemedan’ı zaptı ve sonrasında Bicar’ın ele geçirilmesi ile birlikte hız kazanmıştır. Savaşın başından beri bir kısım beyanname ve fetvalar Avşarlara ulaştırılmışsa da bu çalışmalardan bir sonuç elde edilememiştir. 18 Ağustos’ta Bicar’ı boşaltmak zorunda kalan Ruslar 6.000’e yakın piyade ve süvari kuvveti bulunan Avşar Emiri Cihanşah Han’ın arazisine sığındılar.[35] Bicar’ın elde tutulması Hemedan’ın güvenliği açısından son derece önemliydi. Mülazimi Evvel Yusuf Efendi Bicar Kumandanlığı’na getirildi. Yusuf Efendi Sine Müfrezesi Kumandanı Hacı Arif Bey’e bağlı olarak çalışmaktaydı.[36] Ruslara karşı etkili olabilmek için bu bölgede gerçekten önemli bir güç olan Avşarları yanımıza çekebilmemiz lazım geliyordu. Bunun için ise dikkatli bir politika izlemek gerekiyordu. Zira, Sine civarındaki Kürt aşiretleri ile araları açık olan Avşarlar Kürtler Osmanlı Devleti’ne taraftar oldukları için Rus taraftarı gibi görünmekte idiler, Kürt aşiretleri de Avşarları kötülemek amacıyla onları Rus taraftarı gibi gösteriyorlardı.[37]

Asıl amaçları mal ve mülklerini korumak olan Avşarların öncelikle zamanın icaplarına göre hareket ettikleri görülmektedir. Kolordu’nun Hemedan’ı işgal etmesi ve Bicar’a kadar gelmesi üzerine Avşar Emiri Cihanşah Han Kolordu Kumandanı’na itaat ve bağlılık arzederek cihada iştirak etmek istediğini bildirmiştir. Afşar Emiri 8.000 atlı ve piyade[38] ile muharebeye iştirak edebileceği taahhüdünde bulunduğu gibi Kolordu ile irtibata geçmek üzere adamlarından Ali Ekber’i Sine’ye gönderdi. Bunun üzerine Ali İhsan Bey de cihad için gerekli hazırlıklara girişmesini Cihanşah Han’a emretti.[39]

Ali İhsan Bey 20 Ağustos 1916 tarihinde Cihanşah Han’a gönderdiği telgrafında Hemedan’a bir mutemed adamını ve birkaç atlı göndermesini isteyerek şu talimatı vermiştir.

“Rusları o tarafa katiyyen sokmayınız ve inşa’allah yakın vakitte Kazvin’i feth için yürürken siz de Sultaniye ve Zencan, Müncil taraflarını zabt ve istirdâd ediniz. Şimdilik Sultaniye ve Zencan taraflarına sık sık adam göndererek o taraflarda ve Kazvin ve Reşt taraflarında Rusların ne yaptıklarına dair bana sık sık haber gönderiniz”.[40]

Ali İhsan Bey’in yanına mutemedi olarak Seyyid Sultan’ı ve beraberinde de birkaç atlıyı Gerus yoluyla Hemedan’a gönderen Cihanşah Han Rusların Avşarlara ve arazilerine zarar vermesini engelleyebilmek için bir miktar nizamiye askeri ile 4-5 topun kendi yanına gönderilmesini istedi. Bu isteklerinin gerçekleşmesi durumunda Hamse mıntıkasını Ruslardan temizleyebileceği vaadinde bulundu. Avşar emiri acilen hareket edilmezse bütün Zencan ahalisinin Ruslar tarafından katliama uğrayacağı ve mallarının yağma edileceği endişesini taşıyordu.[41]

Diğer taraftan da Cihanşah Han Türk kuvvetlerini derhal Kazvin istikametinde saldırıya geçmeye teşvik ederek bu durumda Rusların Kazvin’de dahi tutunamayarak hezimete uğrayacakları ihbarında bulunuyordu. Böyle bir harekat başlatılacak olursa Avşarlar da Sultaniye hattından taarruza geçmeyi taahhüt ediyorlardı.[42] Öyle anlaşılıyor ki Avşarlar bir an önce bölgelerinin çatışma ve yağma alanı olmaktan çıkarılmasını ve Türk egemenliğine geçmesini arzuluyorlardı.

Bugünlerde Cihanşah Han ile Ali İhsan Bey’in arası gayet iyi idi. Avşar emiri sık sık güven tazeliyor, malının Ruslarca yağmalanmasına ehemmiyet vermediğini Osmanlı Devleti ve İttihad-ı İslam’a sarsılmaz bir bağ ile bağlı olduğunu ifade ediyordu.[43]

Avşarlardan Kolordu ile irtibata geçen sadece Cihanşah Han değildi. Aka Muhammet Avşar da Ali İhsan Bey’e başvurarak 100 atlısı bulunduğunu ve İslam Ordusu emrinde hizmet görmek istediğini bildiriyordu. Ali İhsan Bey ise bu kişiden Ave ve Kazvin yolu üzerindeki Rus kafilelerine ve Rusların erzak ve cephane kollarına hücum ederek mümkün olduğu kadar esir ve ganimet elde etmesini, Rusları sürekli taciz etmesini ve göndereceği beyennameleri de civar köylere dağıtmasını istedi. Her esir için mükafat vereceğini bildiren Kolordu Kumandanı Aka Muhammed’den Kazvin yakınına gelindiğinde kendisini ziyaret etmesi ricasında da bulundu.[44]

Kolordu kumandanı’nın Avşarlardan beklentisi Gerus’daki Türk kuvvetleri ile işbirliği yaparak Ruslar’ı sürekli olarak rahatsız etmesi idi. Kolordu kumandanı Avşarları teşvik için elde edecekleri ganimetlerin kendilerine helal olduğunu iletiyor, bu ganimetleri onlara bırakacağı taahhüdünde bulunuyordu.[45]

Buna rağmen Avşarlardan tam olarak emin olunamadı. Zira, Bicar’daki Türk yetkilileri Cihanşah Han’a güvenmiyorlardı. Tereddüt içerisinde idiler.[46] Elde edilen istihbarî bilgiler de bu istikamette idi. Türk istihbaratına göre Cihanşah Han’ın adamları Rusların Zencan’dan Bicar’a taarruz edecekleri yolunda asılsız haberler uydurmuşlar ve kendileri firar ettikleri gibi şehir ahalisi ile Serdar Muktedir kuvvetleri ve Mündemi Aşireti’nin de firarına sebep olmuşlardı.[47] Oysa Avşarların ilettikleri bilgiler doğruydu. Nitekim Rus taarruzları karşısında Yusuf Efendi kuvvetlerinin de tutunamamaları üzerine Bicar kaybedildi. Ruslar 29 Ağustos’ta 1 alay süvari ve 1 batarya toptan oluşan kuvvetleriyle Bicar’a yerleştiler.[48] Burada Avşarların verdikleri istihbarat değil belki ciddi bir şekilde savaşmamaları eleştiriye tabi tutulabilir.

Ancak, 3 Eylül’de asker ve mücahitlerden oluşan Türk kuvvetleri karşı saldırıya geçerek Bicar’ı Ruslardan geri aldılar. Şehri boşaltan Ruslar 35 ölü verdikleri gibi birçok silah ve cephane de bırakmak zorunda kaldılar. Osmanlı müfrezesi ahali, ayan ve mücahidîn tarafından tantanalı bir şekilde istikbâl edildi. Ancak, Mülâzım-ı Evvel Yusuf Efendi Bicar’dan Avşar arazisine firar etmiş olan Rusları takip edip etmemek hususunda tereddüt gösterdi.[49] Bunun üzerine Ali İhsan Bey Yusuf Efendi’yi uyararak tereddütlerini ortadan kaldırmaya çalıştı. O, bu konudaki telgrafında özetle şunları yazıyordu:

“Avşar da bizimle beraberdir. Kendisine hürmet etmelisiniz. Kürdistan aşairi ile Avşarlar arasında hüsn-i münasebet olmadığını haber aldım. Bunun için Kürtlerin Avşar arazisine tasallut ve tecavüzlerine kat’iyyen meydan vermeyiniz.”[50]

Bu arada Ali İhsan Bey Savuçbulak Şehbenderhanesi Süvari Binbaşısı Muhtar Bey’in maiyetine “iyi binici ve cesur bir zabit namzedi” ile birkaç atlı vererek Avşarlar nezdine göndermeye karar verdi. Ali İhsan Bey’in Avşarlar üzerinde etkili olabilmek için gösteriş yönünü özellikle dikkate aldığı görülmektedir. Aşair nezdinde iyi bir intiba uyandırabilmek için hayvanlar en kuvvetlilerinden seçildiği gibi askerin giyimi ve hayvanların techizatının çok iyi olmasına dikkat edildi.[51] Daha önceki bir tarihte Mülâzim-i Evvel Şevki Efendi de beraberinde birkaç atlı olduğu halde Avşar bölgesine gönderilmişti.[52]

Diğer taraftan Kolordu Kumandanı Muhtar Bey’e Avşar Kumandanı unvanını da verdi. Avşar Kumandanı Muhtar Bey’e[53] verilen talimatname şöyledir:

1. Avşar Kumandanlığı’na tayin edildiniz.

2. Avşar aşiretinden lehimize bilfiil istifade temini vezâif-i esasiyenizdir. Bilhassa bunlardan her hafta 5-6 yüz kadar atlı ile Rusların menzil hatlarına akınlar icrası, kâfile ve kollarını vurmak ve ganâim ve esir almak ve her suretle Rusları taciz etmek matlûb olup bu hususta alacağınız ganâim ve bana göndereceğiniz üserâ faaliyetiniz hakkında bir fikir verecektir. Bu akınların Ave ile Kazvin arasında menzil hattına yapılması lâzımdır.

3. Rusların Hemedan-Zencan, Hemedan-Bicar yoluna tecâvüz etmelerini mâni olunuz.

4. Aşiretlerden hizmeti sebk edenlere suver-i muhtelifede mükâfât veririm. Ancak, her halde bir semere-i nâfia olmalı ve her taltif için böyle bir vesile ile vucûha sizden inhâ yapılmalıdır.[54]

Ali İhsan Bey Cihanşah Han’dan da Avşar arazisine Rusları sokmamasını, Hemedan-Zencan yolu üzerindeki Tepedibi ve Kalacık taraflarına birkaç yüz atlı göndererek Rus Kazaklarının Hemedan- Zencan ve Hemedan-Bicar yoluna tecavüz etmelerine engel olmasını istemiştir. Kolordu Kumandanı Avşarların Rus kafilelerini vurup yağma etmeleri gerektiğine değinerek ele geçirilen malların fi-sebil- illah cihad edildiği için ganimet niteliğinde olduğuna bir kez daha dikkati çekmiştir.

Aşiretleri kendisine bağlayabilmek için Türk kuvvetlerine olan güveni güçlendirmek isteyen Ali İhsan Bey Kolordu’nun gerçek gücü ile bağdaşmayan, ancak, Avşarları motive etme amacına yönelik teşvik ve taahhütlerden de geri kalmadı. Bu konuda örnek olmak üzere Avşar emirine gönderdiği bir telgrafından şu cümleleri aktarmak istiyoruz.

”Ahvâl-i harbiye pekçok şerâite tabi olduğundan Kazvin, Tahran, Zencan, Müncil istikametlerine nasıl ve ne zaman yürüyeceğimi bu şerâite göre ben tayin ederim. Size şunu söyleyeyim ki bu zaman pek karîbdir ve ben yürüdüğüm zaman hiçbir Rus kuvveti önümde sebât edemez. Bu defa öyle hazırlanıyorum ki tâ Reşt’de soluğu alarak Ruslara vapura binmeye vakit bırakmayacağım. Diğer taraftan Tahran için ayrı bir ordu ve Azerbaycan için ayrı bir ordu hazırlıyorum. Onlar bir taraftan Tahran’ı ve diğer taraftan Azerbaycan’ı ve Tebriz’i zaptedeceklerdir”.[55]

Öte yandan Avşar Kumandanı 8 Eylül’de Bicar’a gelmiş ve parlak bir törenle karşılanmıştır. Yolculuk sırasında Sine-Süleymaniye yolu üzerinde bulunan Avramaniler ve Merdanilerden bir kısım atlılar da Muhtar Bey’e katılmışlardır.[56]

Bu arada Avşarların merkezi Gerus’a gelen Rusların geri atılmaları ve kasabanın tekrar ele geçirilmesi sırasında yararı dokunan Avşar emirine harp madalyası verildi.[57]

Sine Müfrezesi’nden Bicar’a gelmiş olan aşair kuvvetleri Sine’ye dönünce Avşar Kumandanı Muhtar Bey Bicar’ın boş kalmaması için Emir Avşar’ın 2-3 yüz atlı göndermesini emretti. Ayrıca Zencan ile Bicar arasındaki Yasıkend’de Bahadırüssultan adındaki birisinin 60 kadar atlısını görevlendirdi. Burası Rusların daimi postası bulunan Yenikend Köyü ve köprüsüne 6 saat mesafeda idi.[58]

Ancak, Emir Avşar kendisine sadece bir kumandan gönderilmesinden memnun değildi. O, birkaç top ve bir miktar nizamiye kuvvetinin de gönderilmesinde ısrar ediyordu. Bu sayede civar aşiretlerin toplanmasının ve kendi kuvvetlerinin de canlanmasının mümkün olabileceğini ifade ediyordu.[59] Cihanşah Han’ın amacının öncelikle Avşar topraklarına girerek ahaliye şiddet gösteren ve mallarını yağmalayan Ruslara engel olmak olduğu anlaşılıyordu.[60]

Fakat, Kolordu kumandanı bu isteğe olumsuz cevap verdi. Emirin Zencan’daki 400 Kazak’tan çekinmesini doğru bulmadığına işaret eden Ali İhsan Bey 7-8 bin Avşar atlısının cüzi sayıdaki bu Kazak kuvvetini tükürük ile dahi boğabileceğine dikkat çekti. Ali İhsan Bey Avşar Kumandanı Muhtar Bey’den Bicar’daki aşiretlerden ve Avşarlardan da yararlanmak suretiyle Yenikend Köyü’ndeki Rus postasına ve Zencan’daki Rus kuvvetlerine baskın yapmasını istedi.

“Aşiretler kendilerinin muhâfazası için bizden asker isteyeceklerine bilakis kendileri Asker-i İslam’a yardım etmekle, hiç olmazsa kendi memleketlerine düşman sokmamakla İslam ordusuna muâvenet etmelidirler.” diyen Kolordu Kumandanı Avşarların endişelenmelerini gerektirecek hiçbir durumun mevcut olmadığı görüşünü onlara empoze etmeye çalıştı. Ona göre Rusların Müncil’e ve Zencan havalisine kuvvet sevketmeleri Türkler’in Zencan üzerinden kestirme yoldan Müncil’e ilerleyecekleri endişesinden kaynaklanmaktadır.[61]

Öte yandan Cihanşah Han ailesini 13 Eylül günü büyük bir kafile ile Kirmanşah istikametinde yola çıkarmayı kararlaştırdı. Güvenlik gerekçesiyle bu yola başvuran Avşar emiri 250 atlı ve 100 piyadeden oluşan kafileye 600 de hayvan ilave etmiş idi.

Ali İhsan Bey Kirmanşah Menzil Hattı Kumandanlığı’na, Hanikin, Horasan ve Kazımiye kaymakamlıklarına ve VI. Ordu Kumandanlığı’na Bağdat’a gidecek olan Emir’in ailesine gerekli kolaylığın gösterilmesi için tebligatlarda bulundu.[62] Bu doğrultuda Bicar Kumandanı da kafileye 10 kadar muhafız ayırmış ve ellerine vesika vererek 2 Ekim’de Bicar’dan hareket ettirmiştir.[63]

Öte yandan Eylül ortalarında Bicar’da siyasi durum Osmanlılar aleyhine dönmeye başladı. Bicar ileri gelenleri Emir Muktedir’i hakim yaptılar. Edinilen istihbarata göre Emir Muktedir Cihanşah Han’ın Ali İhsan Bey’e yazdığı telgrafı telgrafhaneden çalarak Baratov’a göndermişti.[64] Kolordu Kumandanı Bicar’daki temsilcimiz Yusuf Efendi’ye hükümet işlerine müdahale etmemesini emrettiği için Yusuf Efendi pasif kalmış ve Bicar’da bu gelişmeler olmuştu.[65]

Emir Muktedir ve yakın adamlarından Beni Efendi Bicar’daki Aşair Kumandanı Yusuf Efendi’ye zorluk çıkarmaya başladılar. Aşaire Osmanlı kuvvetlerine iaşe maddeleri satmamaları konusunda baskı yaptılar. Aşiret kuvvetleri içerisinde fitne-fesat çıkararak çoğunu kaçırttılar. Hatta, Yusuf Efendi’ye aşairi dağıtması teklifinde bulunmaktan bile çekinmediler. Yusuf Efendi Gerus ahalisi Bicar’ı müdafa edebilecekse ve silah altına gireceklerse aşairi başka bir yere gönderebileceğini söyledi.[66]

Aslında Bicar halkındaki bu değişikliğe Kolordu’nun Hemedan’da beklemesi sebep olmuştu. Avşar Kumandanı Muhtar Bey, Ali İhsan Bey’e gönderdiği telgraflarda güce itibar eden aşaire Osmanlı’nın gücünü ispatlamak lazım geldiğini sık sık vurguladı. Muhtar Bey 2.000 asker, birkaç top ve makinalı tüfek gönderilmesi durumunda aşairden 10.000 kişilik bir kuvvet toplayabileceğini ve Ruslara karşı etkili olabileceğini bildiriyordu. Aksi takdirde Osmanlı ordunun ilerlememesinden dolayı ümitsizliğe düşmüş olan halkın Ruslara boyun eğmesine muhakkak nazarıyla bakıyordu. Muhtar Bey bu durumda kendi adamlarının dahi dağılabileceği uyarısında bulunuyordu.[67]

Bu tarihlerde Bicar’da Muhtar Bey’i doğrulayan bir gelişme daha oldu. Bicar ulema ve sâdâtından oluşan bir heyet Emir Avşar’ı ve Muhtar Bey’i ziyaret ederek Rusların Bicar’a yürüyerek katl ve garatda bulunmalarından korktukları için aşair kuvvetlerinin şehirden uzaklaştırılmasını istediler. Bicar ileri gelenleri aşiret kuvvetlerinin Rusların düşmanlığını şehir üzerlerine çekmekten başka bir işe yaramadığı düşüncesinde idiler.[68]

Bicar’da aleyhimize dönmeye başlayan siyasi gelişmeler[69] ve Emir Avşar’ın taleplerinin Kolordu’ca karşılanmaması gibi sebepler yüzünden Cihanşah Han bizimle olan ilişkilerinde daha da ölçülü davranma ihtiyacını duydu. Avşar Emiri diğer taraftan da Ruslardan aldığı nişanın hatırı ve onların galip gelme ihtimali düşüncesiyle Ruslara mektuplar göndererek kat’iyyen bitaraf kalacağı taahhüdünde bulundu.[70] Cihanşah Han bu taahhüdünün gereği olarak Bicar’dan Kurve’ye kadar olan telgraf tellerini kestirdi.[71]

23 Eylül’de İran Cephesi’nde umumi taarruza geçen Ruslar Bicar Cephesi’ni kendileri için uygun bir durumda yakaladılar. Ruslar 1 süvari alayı ve 2 toptan oluşan bir kuvvetle Bicar’da Hacı Arif Bey kumandasındaki aşiretlere taarruz ederek şehri zaptettiler. Şehrin savunulmasında ne Emir Muktedir, ne Bahadır Sultan ve ne de Emir Avşar’dan hiçbir fayda sağlanamadı.

Bu çatışmalarda 2-3 bin Avşar atlısının Hacı Arif Bey’i yalnız bırakmaları Kolordu Kumandanı’nı çok kızdırdı. O, Nizamüssaltana’ya gönderdiği bir şikayet yazısında Cihanşah Han için “iki yüzlü ve sözüne itimâd edilen bir adam olmadığını arzeyleyelim” diyordu.[72] Diğer yetkililer de Avşar emirine güvenmiyorlar ve ilk fırsatta Ruslar’la teşrik-i mesai içerisine gireceği kanaitini taşıyorlardı.[73] Zaten Emir’in damadı Karinüssaltana’nın Rus taraftarı olduğu da biliniyordu. Bu kişi Rus ileri harekatı sırasında Baratovla beraber Kasr-ı Şirin’e kadar gelmişti.[74]

Diğer taraftan Rusların Emir’e göndermiş oldukları bir başka telgraf da Cihanşah Han’ın Ruslarla işbirliği içerisinde olduğu şüphesini artırdı. Ruslar 24 Eylül tarihli telgraflarında Cihanşah Han’ın hatırı için atlılarını Zencan-Bicar yoluna göndereceklerini belirterek ondan Osmanlılarla ilişkisini kesmesini istediler.[75]

Öte yandan Bicar’ın elde tutulmasına büyük önem veren Ali İhsan Bey zaman kaybetmeden yeni bir taarruz harekatı başlattı. Hanikin Hudut Taburu, 14. ve 15. İstihkam Taburları ile 2 adi cebel topunu Hacı Arif Bey’in kumandasına vererek Bicar üzerine sevketti. Bu birlik 1 Ekim tarihinde Bicar’ı kurtarmaya muvaffak oldu.[76] Bu çatışmalarda Ruslara 30 kadar ölü verdirilmiş olup bir kısım silahlar ile 14 sandık cephane ve çok sayıda at ganimet olarak elde edilmiştir.[77]

Cihanşah Han’ın her iki tarafı da oyalayıcı bir siyaset güttüğü anlaşılmaktadır. O, bir taraftan Ruslara bitaraf kalacağını vaad ediyor, diğer taraftan da Türklere Ruslar’ı iğfalen böyle söylediğini ifade ediyordu. Hemedan’a gelerek Kolordu’ya katılmak istemiyor, şimdiden Hemedan’a gelirse Rusların bunu husumet talakki ederek aşiretinin gerilerini yağma ve harab edeceği bahanesini öne sürüyordu. Avşar emiri oğlunun Avşar içine gidip orada bekleyeciğini ve Türk ordusu ileri harekatı başlattığı zaman verilecek talimata göre Rusların yanlarına hücum edeceğini belirtiyordu. Ali İhsan Bey ise Avşar emirinin oğlunu ve Avşar reislerini derhal Hemedan’a göndermesini talep etti.[78]

Kolordu Kumandanlığı Emir’in oğlunun Bicar’da toplanan Gerus atlılarıyla beraber Rusların yanlarına hücum etmesini istedi. Aksi takdirde düzenli birliklerle beraber aşairin Avşar arazisi içinden geçerek Ruslara saldıracakları ve bu esnada Avşar köylerine bir zarar gelirse mesuliyet kabul edilmeyeceği uyarısında bulundu.[79] Tabii ki bu uyarı Avşarları harekete geçirebilmeye yönelik bir taktik özelliği taşıyordu.

Hem Ruslar hem de Türkler tarafından sıkıştırılan Emir Avşar sonunda Kirmanşah’a ailesinin yanına gitmeye karar verdi. Ali İhsan Bey bu kararı öğrendiğinde Muhtar Bey’den Emir’i engellemesini istedi. Avşar emirinin yolculuğunu engellemeye yönelik bir kısım vaadlerde de bulundu. Kolordu kumandanı telgrafında şunları yazıyordu:

“Ordunun tevakkufu muvakkattır. Revandiz cihetinden Azerbaycan’a ilerleyecek VII. Ordumuzla tevhîd-i hareket için bundan başka yakında başlayacak ileri harekette soluğu Reşt’de almak istediğimiz için esaslı hazırlıklar yapıyoruz. Birkaç güne kadar 50.000 kişilik bir kuvvet daha size iltihâk edecektir. Moskoflar tel örgülü tahkimât yaptığı için onları birkaç dakikada perişan edecek ağır toplar ve obüsler geliyor.”[80]

Bu uyarıya ilâveten Cihanşah Han’ı kararından vazgeçirebilmek için ayrıca yeni bir harp madalyası verilmesi yoluna da gidildi. Ancak, verilen madalya da Avşar emirini kararından döndüremedi.[81] Muhtar Bey’in çabaları da bir fayda vermedi.[82]

Cihahşah Han’ın kararından vazgeçmemesi Ali İhsan Bey tarafından sertçe uyarılmasına sebep oldu. Avşar emiri bu sert uyarı üzerine “Ailemi Irak-ı Arab’a gönderdim. Eğer münâfık ve İran’a dost olmasaydım sâirleri gibi yapardım”diyerek sitem etme yolunu tuttu.[83]

Cihanşah Han’ı durduramayacağını anlayan Ali İhsan Bey Emir Avşar’ın Salabad’a gelerek kendisiyle görüşmesini istemişse de Cihanşah Han bu emri de dinlemedi.[84] Hemedan Ordusu ilerlemedikçe Avşar kuvvetlerinin de ilerlemeyeceğini söyleyen Cihanşah Han[85] Muhtar Bey’e “işi uzattınız artık şimdiden sonra Rusların tarafını iltizâm edemeyeceğimden bizzarûre evlâd-ı ıyâlimin yanına hareket edeceğim.”[86] diyerek Kurve’ye uğramadan Kirmanşah’a hareket etti.[87]

Bunun üzerine Kirmanşah’daki ataşemiliterimize başvurularak Emir Avşar’ın atlılarını toplayıp Bicar’daki ordumuza iltihak etmesinin temini istenildi. “Bu kadar büyük bir aşiretin İran’ın tahlisi muharebesinde hiçbir hisse-i iftihârı olmaması cidden şâyân-ı teessüf olacak.”[88] sözleriyle Avşarlar üzerinde psikolojik baskı yaratılmaya çalışıldı. Bu arada Emir Avşar’dan hiçbir sonuç elde edilmezse oğullarından birisinin Ali İhsan Bey’in maiyetine alınarak taltif edilmek suretiyle Avşarların kazanılması da düşünüldü.[89]

Ancak, yine de Ali İhsan Bey 8 Ekim’de Kirmanşah’daki ataşemilitere bir kez daha başvurarak Emir Avşar Kirmanşah’a gelirse ikna edip derhal kendisine göndermesini istedi. “Eğer iştirâk etmezlerse bilcümle aşair kendisini küfür ile ithâm edeceklerdir. Arazi ve emlâkine vaki olacak saldırıları men’edemeyiz.” ikazında bulundu.[90]

Emir Avşar Kirmanşah’da fazla durmadı. Bir süre sonra da rahatsızlığını beyan ederek sıcak bir yere gitmek üzere Kasr-ı Şirin’e hareket etti. [91] Emir 2 Kasım’da Serpol’e gelmiş ve 3 Kasım’da da 150 atlısıyla Luristan Valisi Hüseyin Kulu Han’ın oğlunun yanına gitmiştir.[92] Cihanşah Han’ın mümkün olduğu kadar Ali İhsan Bey’in tesirinden uzak kalmak istediği anlaşılmaktadır. Fakat, yine de Avşarlar gibi güçlü bir aşiretin önemi ve bu aşiretin kazanılmasının kuzey aşiretleri üzerinde uyandıracağı olumlu tesirler göz önüne alınarak dikkatli davranıldı.

Ömer Fevzi Bey’in 8 Ekim tarihli telgrafı Emir Avşar’ın ve diğer aşiret reislerinin davranışlarını açıklayabilecek mahiyettedir. Ömer Fevzi Bey şunları yazmaktadır:

“İran zenginleri devletin istikbâlinden kat-ı ümid edip yalnız köyünün mahsulünü muhafaza derdine düşmüşlerdir. Bunlar menâfi-i şahsiyetlerini istikamet ile değil entrika ile temine mecbur kaldıklarından bu adetten kolayca ayrılmazlar. Bu müşkil ahvâl tahtında yegâne düstur bîtarifidir. Ruslara bîtaraflığı ücret ile satarlar, bize Müslümanlık hatırı için ikram etmiş olurlar. Emir bizim muvaffak olduğumuzu ve kendi hissiyatımızı meydana çıkarmayı ister. Fakat bir daha Rusların hakk ile yeksân ve kendisinin Bağdat’a ilticaya mecbur olacağını bilir ve korka korka hep bunu düşünür. Bu rüesânın siyasetidir.”[93]

Bu arada Kirmanşah Hükümet-i Muvakkası Reisi Nizamüssaltana da Ali İhsan Bey ile Cihanşah Han’ı uzlaştırmaya çalıştı. Bu çabalar neticesinde Avşar emirinin damadı Karinüssaltana Kolordu’dan talimat almak üzere Hemedan’a geldi. Ali İhsan Bey Karinüssaltanayı 2-3 gün süre ile Hemedan’da tutarak ona bir talimat vermiş ve Avşarlardan beklentilerini dile getirmiştir.[94]

Cihanşah Han bütün bu pazarlıklar sonucunda oğlunun kumandasında büyük bir kuvvetin Hamse mıntıkasında bulundurulmasına razı olmuştur. O’nun gerçek amacının sadece Avşar arazisini ve mülkünü koruyabilmek olduğu ortada idi. Avşar emiri bu amacını Hamse mıntıkasının Bicar, Sakız ve Sine’nin savunulması açısından stratejik öneme sahip olduğu tezi ile de destekleyebiliyordu.

Ancak, Ali İhsan Bey’in baskıları devam ettiğinden Cihanşah Han Nizamüssaltana ile anlaşarak Kolordu’ya bir teklif daha sundu. Buna göre oğlu Serdar Fatih’i Hemedan’a gönderecektir. Fakat, O, gerektiğinde önemli meselelerde Bağdat’tan Cihanşah Han’dan onay alacaktır. Ali İhsan Bey ise Emir’in oğlunun tam olarak yetkilendirilmesi halinde bu teklifi kabul edebileceğini bildirdi.[95]

Pazarlığın son aşamasında Cihanşah Han oğlunun emrine bir miktar düzenli kuvvet ve birkaç top verilmesini ve onun Umum Avşar Kumandanı unvanını almasını istedi. Sonuçta Emir’in arzusu üzerine Serdar Fatih Umum Avşar Aşairi Kumandanlığı’na tayin edildi. Serdar Fatih’in istediği top ve silâhları Bicar’daki kuvvetlerden temin edebileceği Cihanşah Han’a yazıldı. Serdar Fatih’in toplayacağı kuvvetlerle derhal Bicar kumandanının yanına gitmesi emredildi.

Bugüne kadar sözde kalan vaadlerin artık uygulamaya konulmasını isteyen Kolordu kumandanı Rusların sahnede Avşar arazisine ve emlakına yaptıkları tahrip ve zararları hatırlatarak Avşarların Ruslardan kurtulmak için son bir fırsat yakaladıklarına işaret etmiştir.[96]

Ali İhsan Bey Serdar Fatih’e gönderdiği talimatnamede ise şunları yazıyordu:

“Sizi Avşar Mücahidîn-i İslamiye Kumandanlığı’na tayin ettim. Derhal Bicar’a gidip oradaki kumandana mürâcaat ve onun vereceği emirlere itaat ile fî-sebîl-illâh cihad ediniz.

Avşar mücahidlerinden toplanacak birkaç bin piyade ve süvari ile beraber memleketinize girip garât eyleyen düşman-ı din-i vatanı tard ve perişan eyleyiniz. Ruslardan alacağınız her nev eslihâ, ganâim, cephane cihad-ı ekber ve mukaddes yolunda helâl olsun. Şimdiye kadar akvâl ile ve muhâbere ile vakit geçti. Bundan sonra meydan-ı ceng-i rû-nümâda mücâhedât ile sözünüzün eri olduğunuzu isbat eylemenizi arzu ederim.”[97]

Avşarlar ise yeni bir oyalama taktiğini daha sahneye koyma gayreti içerisinde idiler. Emir Avşar 24 Ekim sabahı oğlunu Sahne’ye gönderip kuvvet toplattıracağını ve Kolordu kumandanının emri doğrultusunda hareket edeceğini bildirdi.[98]

Öte yandan Ruslar 21 Ekim sabahı 2, 5 piyade taburu, 2 alay süvari, 2 makinalı tüfek, 2 toptan ibaret bir müfreze ile Bicar’daki Türk kuvvetlerine taarruz ettiler.[99] Bicar Müfrezesi’ni takviye maksadıyla hareket ettirilen Sine Müfrezesi geç kaldığından savaşa iştirak edemedi.[100] Mücahidinin ve aşairin dağılmasına ve düşmanın çok üstün olmasına rağmen Bicar Müfrezesi akşama kadar müdafaaya devam etti. Müfreze cepheden, yanlardan ve arkadan kuşatılmış olduğu halde Rusların süvari hattını yarmayı başarmış ve 21 Ekim günü akşamleyin saat 5.30’da Sine istikametine çekilebilmiştir. Bu savaş sonunda Ruslar 300’e yakın esir aldılar. Bunlardan 10 kadarı subay idi.[101] İki adi cebel topu da Rusların eline geçti.[102]

Ancak, Hemedan’ın güvenliği için Bicar’ı mutlaka geri almak gerekiyordu. Bunun için derhal hazırlıklara girişildi. Bir müfreze 27 Ekim akşamı Bicar’ın 10 km güneybatısındaki Migan civarına geldi. Sol cenah müfrezesi de Bicar’ın 15 km güneyindeki Bakırabad’ın güney sırtlarını işgal etti. Diğer taraftan 27 Ekim günü Hemedan, Devletabad ve Sultanabad cephelerinde de Rusları oyalayıcı taarruzlar gerçekleştirildi.[103] Migan civarına gelmiş olan müfreze ile Bicar Müfrezesi 28 Ekim 1916 sabahı Bicar’da bulunan 2,5 Piyade taburuyla 2 süvari alayı ve 2 toptan oluşan Rus kuvvetlerine karşı taarruza geçtiler. Nihayetinde Rus kuvvetlerinin Biyanlu istikametinde çekilmesi neticesinde Bicar zaptolundu.[104]

Ruslar Irak’taki İngiliz kuvvetleri ile organizeli olarak 21 Aralık’ta yeni bir saldırı başlattılar. Beraberinde topçu bulunan 1 Rus süvari livası Hemedan ile Bicar arasına girerek Bicar’a ve Hemedan’ın 50 km kuzeybatısındaki Subaşı’nda bulunan Osmanlı müfrezesine taarruz etti. Bicar’ın 30 km güneybatısındaki Noroz’a kadar sokulan 1 Rus süvari bölüğü de Sine-Bicar telgraf hattını tahrip ederek geri çekildi.[105] 27 Aralık’ta Bicar’a ileri karakollarının birkaç süvari bölüğüyle baskın yapan Ruslar bu defa da geri atıldılar.[106]

Kolordu tarafından Hacı Arif Bey emrine verilen Serdar Fatih’in Gerus’a giderek Avşar arazisinden atlı toplaması ve Biyanlu’yu merkez yaparak Hacı Arif Bey’in kumandasında Ruslarla mücadele etmesi bekleniyordu.[107]

Ancak, Kasım’ın 19’u olmasına rağmen hâlâ Serdar Fatih yola çıkmamıştı. Bu durum Ali İhsan Bey’i çok kızdırdı. O, Nizamüssaltana’ya gönderdiği telgrafında dört aydan beri oyalama politikasına tâbi tutulduğunu belirterek şunları yazıyordu:

“Bicar’a gidip iş göreceklerse görsünler. Görmeyeceklerse babasının yanına gidip otursun ve Ruslara verdikleri bîtaraflık vaadini kemâl-i muvaffakiyetle ifâ etsinler. Yalan ve hile beni pek igzâb eden şeylerdir ve benim ordum onun top ateşi karşısında kaçaçak 200 atlısına muhtaç değildir. Cihad-ı ekber’e adem-i iştirakle iftihâr eylesinler ve tâ İstanbul’dan İran’ı kurtarmak için gelip kan döken Türk dindaşlarının bu fedâkârlığı karşısında bizzat İran’ın içinde yaşayanlar vicdanlarını önlerine alıp düşünsünler.”[108]

Diğer taraftan güçlükle Kolordu hizmetine alınabilen bir kısım Avşar atlılarının maaş istekleri de vardı. Denisar’a gönderilen Avşar atlılarının reisi Seyfünnizâm yalnız iaşe ile hizmet etmeyeceklerini, ancak, maaşlı olarak iş göreceklerini ifade etti. Ali İhsan Bey bunun üzerine Esadabat hakimine gönderdiği telgrafında “Biz para vermeyiz. Def’olup gitsinler. Maaş bana râci değildir. Ben maaş vermem. Bir iş görmediler. Memleketlerine gitsinler” diyordu.[109]

Ali İhsan Bey’in politikası aşaire maaş vermemek, iaşelerinin de İran halkı tarafından temin edilmesini sağlamaktı. O, aşair kuvvetleri için hükümet-i mahalliyelerce iane komisyonları oluşturulmasını sağladı.[110] İleri gelenlerin bu komisyonlara yardımda bulunmalarını teşvik etti.[111]

Kolordu kumandanı aşairin masrafları bu komisyonlar tarafından da karşılanamazsa yükü Nizamüssaltanata Hükümeti’ne yıkmaya gayret ediyordu.[112] Bunu sağlayamazsa aşairin gönderildiği yerdeki kumandanlık tarafından hayvanları da dahil asker gibi iaşe edilmelerinin teminine çalışıyordu.[113]

Nizamüssaltana aşairi toplayabilmek için ayda 11 tuman maaş vermeyi kabul etmişti. Buna rağmen aşair Kirmanşah Hükümet-i Muvakkatası’ndan aldığı maaş dışında Kolordu Kumandanlığı’ndan da bir şeyler koparmaya çalışıyorlarsa da Ali İhsan Bey’den yüz bulamıyorlardı.[114]

Ancak, zaman zaman Kolordu Kumandanlığı ile Nizamüssaltana Hükümeti arasındaki organizasyon eksikliğinden dolayı olsa gerek aşairin iaşe, maaş ve kışlık ihtiyaçlarının karşılanması hususunda problemler çıkmakta idi. Bu durumlarda da Ali İhsan Bey ihtiyaçların Nizamüssaltana tarafından temininde ısrar ederek bu tür problemleri Kirmanşah Hükümeti’ne havale ediyordu. O, İran’a gireli uzun zaman olmasına rağmen Nizamüssaltana’nın bu işleri hâlâ düzene koyamamış olmasından şikayetçi idi.[115] Bununla birlikte aşair de kendilerine kaçma fırsatı hazırlayabilmek için zaman zaman iaşe edilmedikleri yalanını bahane olarak kullanıyorlardı.[116]

Diğer taraftan Kolordu kumandanı aşairin Rus baskınları neticesinde uğradığı zararları gündeme getirmesinden de rahatsızdı. O, aşiretlere Türk kuvvetlerinin de yardımıyla zaferler kazanmalarını ve bu sayede elde edecekleri ganimetler ile zararlarını karşılamalarını tavsiye etmekte idi.[117]

Aşiret kuvvetleri arasında kış bastırdıktan sonra cepheyi terketme oranı arttı. Onlar daha rahat yerlere çekilmek istiyorlardı. Ali İhsan Bey vatanlarına yeterince sahip çıkmamakla suçladığı İranlılara sık sık Osmanlı ordusunun buraya İran’ın selameti için geldiği mesajını vermeye gayret ediyor ve firarları önlemeye çalışıyordu.[118]

Ancak, Irak Cephesi’nde felaketler birbirini takip ediyordu. 25 Şubat’ta Şamran Deresi batısında Beyt-i Nakil mevziinde tutunmak isteyen VI. Ordu büyük bir yenilgiye uğrayarak Aziziye’ye doğru çekilmeye başladı. 25 Şubat’ta Kuttülamare de İngilizlerin eline geçti. Bu yenilgi İran Seferi’nin de sonu oldu.[119]

Sonuç

Urmiye’yi ele geçirdiğimiz dönemlerde Urmiye Avşarları üzerinde etkili olduk. Bu bölge denetimimizden çıktığında Rus etkisi arttı. Diğer bölgelerdeki Avşarlar da bölgelerini kontrol eden devlete veya güce bağlı olarak tavırlarını belirlediler. Duruma göre Türk, Rus, İngiliz hatta, Alman taraftarı oldular. Avşarların durumu İran halkının genel durumundan farklı değildi.

XIII. Kolordu’nun İran harekatı döneminde özellikle Hamse Avşarları üzerinde nüfuz sahibi olabildik. Diğer Avşar grupları ise Rus ve İngiliz nüfuz bölgelerinde kaldılar. Bunlara cihat fetvaları ve beyannameleri ulaştırıldı ise de müşahhas hiçbir sonuç elde edilemedi. Hatta, Hamse Avşarlarından da beklediğimiz desteği hiçbir zaman elde edemedik. Hamse Avşarlarından beklentilerimizi aşağıdaki şekilde maddeleştirmek mümkündür.

1. Rusların Ave ile Kazvin arasındaki menzil hatlarını vurmalarını sağlayarak İran’daki Rus kuvvetlerinin lojistik destekten mahrum bırakılması.

2. Rus kuvvetlerinin Hemedan-Zencan, Hemedan-Bicar yollarına tecavüzlerine engel olunması,

3. Avşarları Gerus’taki Türk kumandanı ile irtibata geçirerek Rus kuvvetlerinin yanlarına akınlar yaptırmak suretiyle düşmanın sürekli tazyik altında tutulması,

4. Kazvin-Reşt bölgesindeki Rus kuvvetleri hakkında istihbarat yaptırılması.

Ancak, Avşarlardan beklenilenin çok çok altında dahi bir verim alınamamıştır. Bunun en önemli sebeplerinden bir tanesi Kolordu’nun Hemedan’da duraklamasıdır. Avşarlar başlangıçta Kolordu’nun Tahran’a kadar ilerleyeceğini düşünüyorlardı. Güçlüye meyletme politikası içerisinde olan bütün aşiretler gibi Avşarlar da bütün güçleri ile Türklere yardım edecekleri taahhüdünde bulundular. Kolordu’dan ayrılacak nizamiye kuvvetleri ile desteklenmelerini istediler. Ancak, Kolordu’nun ilerlemesi durunca mümkün olduğu kadar olayların dışında kalmaya gayret ettiler.

Ali İhsan Bey’in baskıları sonucunda oluşturulan Avşar gönüllü birlikleri de diğer aşiret kuvvetleri gibi zor anlarda firar edip kaçmakta idiler. Avşarların tek endişelerinin kendi arazilerinin ve menfaatlerinin korunması olduğu görülmüştür.

Avşarlar tam bir idare-i maslahat politikası güderek hem Rusları hem de Osmanlıları uyutma yolunu tuttular. Kolordu kumandanının Avşarları faal kılmaya yönelik tazyikleri artınca Emir Avşar zaman zaman Nizamüssaltana’ya ve Ömer Fevzi Bey’e[120] Ali İhsan Bey nezdinde aracılık görevi gördermiş en sonunda da Kirmanşah’a giderek onun etki alanından kurtulmaya çalışmıştır. XIII. Kolordu’nun İran’dan çekilmesinden sonra İran Avşarları üzerinde Rus ve İngiliz etkisi hakim oldu.

Doç. Dr. Sadık SARISAMAN

Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 13 Sayfa: 440-452

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

www.ozelburoistihhbarat.com

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: