YAHUDİLİK & SİYONİZM DOSYASI : STRUMA FACİASI (24 Şubat 1942)


STRUMA FACİASI – 24 Şubat 1942

STRUMA FACİASI NEDİR : Struma Olayı veya Struma Fâciası, II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerden kaçan Yahudileri Filistin’e götürmek üzere Romanya’dan yola çıkan Struma gemisinin İstanbul açıklarında bir Sovyet denizaltısı tarafından batırılmasıdır. Ölenlere rahmet, kederli ailelerine sabır dileriz.

Geçen ay, kimi gazetelerde şöyle bir demeç yayınlandı: “Bunu yapan Ankara’daki yönetim, Ankara’daki katiller! Ben bu olayı, bu cinayeti bire bir yaşadım…

Teknenin (Hitler Almanya’sı’nın işgaline uğrayan Romanya’dan Filistin’e gitmek üzere yola çıkan 769 Yahudi’yi taşıyan Struma adlı köhne geminin Aralık 1941’de İstanbul’a) gelişini hatırlıyorum. Geldiğinden iki üç gün sonra babam beni aldı. Teknenin etrafında dolaştık tekneye yanaşmamıza izin verilmedi. O, 72 gün boyunca babamın yüklendiği göreve yardımcı olarak her akşam Azap kapı’ daki iki fırından ekmek çuvallarını teslim alarak onları mavnalara yüklüyorduk. Struma’nın yanına kadar gelip oradan sarkıtılan halatlara bu ekmek çuvallarını bağlayıp yukarı yolluyorduk. Yukarıdan bize yalvarmaları, yakarmaları, çığlıkları, ‘Bizi buradan kurtarın’ diye söylenen sözleri hala bugün hatırlıyorum. Asıl bu işin acı ve hatırlamakta bile güçlük çektiğim olay şu ki, geminin halatı kesiliyor 72 gün sonra; fakat geminin motoru yok. Motorunu sökmüşler. Tekne motorsuz olarak römorkörle çekiliyor ve Şile açıklarında kaderine terk ediliyor. Motorsuz, gıdasız ve ölüme terk edilen 769 insan. Bunu yapan ise, Ankara’daki yönetim, Ankara’daki katiller. O zamanın 1942 Şubatı›nda söz sahibi olan insanlar benim nazarımda katil olarak vasıflandırılmalıdırlar. Çünkü bilinçli bir şekilde o insanların katledilmesi için emir verdiler ve İstanbul’ daki emniyet de bunu yaptı›. Artık zamanı geldi. Türkiye Cumhuriyeti’nin 90 yılda işlenmiş cinayetlerle yüzleşmesinin zamanı geldi."

Prof. Dr. Çetin Yetkin’in “Struma” adlı Kitabı’nı 12 yıl kadar önce ben yayımlamıştım. Biliyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti’ne “Yahudi Soykırımı” suçu yüklemekte kullanılan “Struma Faciası”, bu demeçte anlatıldığı gibi değildir. Konuya ilişkin okuduğum kitaplarda, hep motora dikkat çekilmiş, fakat Struma’nın hem motorlu, hem yelkenli, yani motoru dursa bile yol alabilecek türden yelkenli bir gemi olduğunun üzerinde durulmamıştır; öncelikle bunu belirteyim. Bir olayı anlamak için, öncesinden başlamak, sonrasına bakmak, konuya ilişkin belge ve bilgileri doğru bir biçimde değerlendirmek gerekir. “Derin Yahudi” adlı kitabımda (Otopsi Yay’ınları, 13. baskı, 2012) uzun uzun yazdım: Tarih boyunca Yahudileri Avrupa’ dan kovmayı amaçlayan ve bu uğurda pek çok Yahudi’yi topluca öldüren Hristiyan devletler; 1800’lü yıllarda “Yahudiler Avrupa’dan defolsun!” derken, tam bu sırada Yahudiler Aras’ından kendilerini “Siyonist” olarak tanımlayan Theodor Herzl gibi İngiliz ajanları çıkmış; “Biz Yahudiler Avrupa’dan gitmeliyiz, başka yerlere, örneğin Filistin’e yerleşmeliyiz, dinimiz böyle buyuruyor!” demeye başlamışlardı. 1870’lerde Aryan ırkçılığı resmi tarih tezi olarak benimseyen Hristiyan devletlerin, Avrupa’yı Aryan olmayan ırklardan temizleme tasarısı doğrultusunda, Yahudileri Avrupa’dan uzaklaştırma isteği; Siyonist Yahudiler tarafından diğer Yahudilere sanki kendi dinlerinin bir buyruğuymuş gibi yutturularak benimsetiliyordu.

1917’de Filistin’i işgal eden İngiltere “Yahudisiz Avrupa” tasarımı doğrultusunda bütün Yahudileri Filistin’de toplamaya başlamıştı. Ancak, Filistinli Araplar, 1929’da İngiliz yönetimine karşı Yahudi göçünün durdurulması istemiyle ayaklanmışlardı. Araplar bundan böyle topraklarının Yahudilere satılmasını istemiyor ve Arap nüfusunun Yahudi nüfusuna oranı o tarihte yüzde kaç ise, bunun böylece dondurulmasını; bu oranı değiştirecek Yahudi göçünün yasaklanmasını istiyorlardı. Bu kanlı ayaklanmadan sonra, Filistin’i elde tutmanın Arapların gönlünü kazanmaya bağlı olduğunu kavrayan İngiltere, Yahudi göçünü sınırlayacaktı. 1933’te Almanya’da Hitler iktidara gelecek ve onun Yahudileri Avrupa’dan kovup Filistin’e sürme politikası, İngilizler’in Filistin’e Yahudi göçünü durdurma politikasıyla çatışacaktı. Hitler Yahudileri korkutup Filistin’e göçe zorlarken, Siyonistler de gemiler kiralayarak Hitler’den korkan Yahudileri Filistin’e taşımaya başlamışlardı. İngilizler buna şiddetle karşı çıkmış; Siyonist örgütlerin Yahudi göçmen taşıdıkları gemileri Filistin açıklarında durdurmaya, geri göndermeye, direnen Yahudileri gemilere ateş açarak öldürmeye başlamışlardı. İngiltere, Hitler teröründen kaçan Yahudiler ’in ezici çoğunluğuna Filistin vizesi vermiyor; vizesiz gelenleri de silah kullanarak geri çeviriyordu. Geri gönderilmek istemeyen Yahudiler, içinde bulundukları gemilerin motorlarını parçalıyor, gemide delikler açıp yavaş yavaş batmasını sağlayarak bu bahaneyle gemiyi terk edip Filistin’e girmeye çalışıyorlardı.

Hitler 1941’de Romanya’yı işgal etmiş; bu ülkedeki Yahudiler Siyonist örgüt tafrandan sağlanan gemilerle Filistin’e taşınmaya başlamış; fakat bu gemiler Filistin’e vardıklarında İngilizlerin engellemeleriyle karşılaşmışlardı. İşte Struma da Romanya’dan yola çıkan bu göç gemilerinden biriydi. İngiltere’nin Filistin vizesi vermediği 769 Yahudi, Siyonist örgüt tarafından satın alınıp Panama bayrağı çekilen Struma gemisine doldurulmuşlardı. Gemi İstanbul’a geldiğinde yolcular arasında 3 Alman ajanı bulunduğunu fakat bunların adlarının saptanamadığını öne süren İngiltere, Türkiye’nin yolcuları karaya çıkartmasını böylece engellemişti. Scony Vacum Oil petrol şirketi temsilcisi bir kaç kişinin gemiden indirilmesini kabul eden İngiltere, Filistin vizesi bulunmayan diğer Yahudilerin gemiyle birlikte geri gönderilmelerini istemişti. Bu sırada motoru bozulan gemi, onarım süresince İstanbul’da kalmış, karaya çıkışları İngiltere tarafından önlenen gemideki 769 yolcunun yiyecek, içecek gereksinimleri “Türkiye Kızılay Cemiyeti” tarafından karşılanmıştı. Kızılay, her gün gemiye 300 kilo ekmek, 100 kilo galeta, 100 kilo tuzlu uskumru balığı, 50 tane limon, 10 sandık portakal, 50 kilo şeker, 100 kilo havuç, 50 kilo helva, 1600 adet yumurta, 250 kilo patates, 3 kilo tuz, 50 kilo hurma, 50 kilo incir, 50 kilo salam, 10 şişe kanyak, 2 kilo ıhlamur, 200 paket sigara, 50 kilo fındık, 50 kilo beyaz peynir veriyordu. Yetkililer, Kızılay’ın her gün verdiklerinden başka, İstanbul’daki Yahudiler ‘in de gemiye yiyecek, içecek vermelerine olanak tanımışlardı. İkinci Dünya Savaşı’na denk gelen o günlerde Türkiye’de halk, ekmeği karneyle almakta; Kızılay’ın her gün gemiye verdiği yiyeceklerin çoğunu ise ancak düşlerinde görmekteydi.

Motoru 70 günde tamir edilen gemi, İngiltere’nin Yahudi yolculara Filistin vizesi vermeyip geri gönderilmesi kararında diretmesi üzerine, 23 Şubat 1942 günü akşamüzeri Karadeniz’e çıkartılmış ve Şile açıklarında Türk karasuları sınırında karaya en yakın yerde bırakılmıştır. Kayıtlarda 24 Şubat 1942 sabahı bir patlama sonucu sulara gömülen gemiden yalnız David Stoliar’ın kurtulduğu, diğer yolcuların öldüğü yazılıdır.

Olay Filistin’deki Yahudiler tarafından derhal kınanmış, Yahudi göçünden sorumlu Siyonist Örgüt, Filistin sokaklarına astığı yaftalarda, gemide yaşamını yitiren Yahudiler ‘in katili olarak Türkiye’yi değil; yolcuların karaya çıkmasını engelleyen ve onlara Filistin vizesi vermeyip geri gönderen İngiltere’nin Filistin yöneticisi Harold Mac Michael’i suçlamıştır. Struma olayından iki yıl sonra Siyonist örgütün iki üyesi, İngiltere Devlet Bakanı Lord Moyne’yi öldürmüşler; ve sorgularında Struma’da ölen Yahudiler’in intikamını aldıklarını söylemişlerdir. O tarihte Yahudi göçmenleri Filistin’e ulaştırmakla görevli gizli Siyonist örgütün İstanbul’ daki yöneticilerinden olup Struma olayını izleyen ve bütün engellemelerin İngiltere’den kaynaklandığını bilen Heinz Ziffer, yaptıığı açıklamada: “Hiç bir zaman Türk yetkililerinin herhangi bir engellemesiyle karşılaşmadık. Olayda Türkiye’nin suçu yok.” demiştir.

Yine o tarihte Struma’yı yakından izleyen Türkiye Yahudilerinden Avram Galanti, olaydan hemen sonra aynı yıl 1942’de yayınlanan kitabında bu konuyla ilgili olarak şu gerçekleri açıklamıştır: “Struma’nın İstanbul Limanı’nda kalışı süresince gelişen olayları yakından izlemiş olan bu satırların yazarı (A. Galanti) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin, bu trajedi esnasında, yaşanan acı olayları hafifletmek ya da dindirmek adına gücü dâhilinde elinden gelen her şeyi yaptığının tanığıdır. Ayrıca, İstanbul Yahudi Cemaati Başkanı Hanry Soriano; İstanbul Deutsche Bank eski yöneticilerinden Edmond Goldberg ve Simon Brod, Rifat Caraco, Daniel Angel ve diğer pek çok Yahudi, İstanbul Belediyesi sağlık departmanı, Türk Kızılay teşkilatı; yolcuların gereksinimlerini karşılamak için büyük bir gayret ve ilgiyle çalıştılar. Geminin kalışı esnasında gösterdikleri konukseverlik ve yolcuların Filistin’e kabulü için yabancı hükümetlerle gerçekleştirdikleri temaslar nedeniyle, hükümet yetkililerine minnettarlığımızı açıkça ifade ederiz.”

Zeev Vania Hadari’nin İsrail Savunma Bakanlığı’nca İsrail’de İbranice olarak yayımlanan "Her Şeye Rağmen ‹stanbul" adlı kitab›nda, 1939-1944 yılları arasında Balkan ülkelerinden hareket eden 40 geminin Boğazlardan geçerek 21.897 (yirmibirbinsekizyüzdoksanyedi) Yahudi’yi Filistin’e ulaştırdığı yazılıdır. (Çetin Yetkin, Struma, Otopsi y.1. basım, 2000)

Yukarıda aktardığımız resmi belgelere ve somut bulgulara dayalı kaynaklarda gösterildiği üzere, 769 Yahudi’yi Romanya’da Struma gemisine bindirip yolculuğun her anını yakından izleyen Siyonist örgüt yöneticileri; geminin Filistin’e ulaşmasını engelleyenin de, Karadeniz’e geri gönderilmesinden sorumlu olanın da İngiltere olduğunu o tarihte bütün dünyaya ilan etmişlerdir. Struma’yı torpilleyip batıran ise Sovyet Rusya’dır. 1960’larda Frankfurt Savcısı’nın yürüttüğü soruşturmada, Struma’nın bir Sovyet denizaltısı tarafından batırıldığı Sovyet Devlet Arşivi belgeleriyle kanıtlanmış; 1964 Yılı’nda Jurgen Rohwer tarafından yayımlanan bu belgeler Sovyetler Birliği Savunma Bakanlığı’nın 1978’de yayımladığı kitapta da yer almıştır. Struma gerçeği böyleyken, geçen ay gazetelerde yayınlanan demeçte şöyle deniyor:

“Bunu yapan Ankara’daki yönetim, Ankara’daki katiller. O zamanın 1942 Şubat’ında söz sahibi olan insanlar benim nazarımda katil olarak vasıflandırılmalıdırlar. Çünkü bilinçli bir şekilde o insanların katledilmesi için emir verdiler ve İstanbul’daki emniyet de bunu yaptı. Artık zamanıgeldi. Türkiye Cumhuriyeti’nin 90 yılda işlenmiş cinayetlerle yüzleşmesinin zamanı geldi."

Yukarıda aktard›¤›m gerçeklerle, bu sözleri karfl›laflt›rd›¤›m zaman; 1942 Şubat’ında söz sahibi olanların başında bulunan İsmet İnönü’nün şu ünlü sözü geliyor dilimin ucuna : “Hadi Canım sen de!”

“O insanların ölüme terk edildiği gün Anadolu Ajansı vatandaşlarına ceberrut devlet anlayışını yansıtan bir açıklama yaptı. Geminin tamirinin bittiğini duyurdu. Ancak motor tamir edilememişti. Struma motorsuzdu. Motorsuz bir gemi, kaderine terk edilen 769 insanı taşıyan bir yüzen tabut oldu.” "Tekne motorsuz olarak römorkörle çekiliyor ve Şile açıklarında kaderine terk ediliyor. Motorsuz, gıdasız ve ölüme terk edilen 769 insan. Bunu yapan ise, Ankara’daki yönetim, Ankara’daki katiller.”

Önceki ay yayımlanan “Türkiye Cumhuriyeti’ne Yahudi Soykırımı Suçlaması” başlıklı yazımda; Struma’ nın Şile açıklarında bir Sovyet denizaltısı tarafından torpillenerek batırıldığını; o tarihte hiç bir Siyonist örgütün Türkiye’yi suçlamadığını; tersine, bütün Siyonist örgütlerin, Türkiye’nin Struma konusundaki insancıl tutumunu övdüklerini, belgeleriyle ortaya koymuştum. Şimdi de Struma’nın Türkiye tarafından motoru söküldükten sonra ve de motorsuz olarak Şile açıklarına çekilip 769 Yahudi yolcusu ile ölüme terk edildiği suçlamasının gerçek dışı olduğunu gösteren belgeleri sunuyorum: Bilindiği üzere, Filistin 1917’de İngiliz işgaline uğramış, İngiltere’nin sömürgesi olmuştu. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Hitler Almanyası’nın işgali altına giren ülkelerde topluca öldürülmekten kaçan Yahudiler; Romanya’dan gemilerle yola çıkıp, İstanbul boğazı, Marmara, Çanakkale boğazı, Ege ve Akdeniz yoluyla Filistin’e Hayfa limanına ulaşıyordu. İşte tam bu dönemde, İngiliz yönetimi Filistin’e Yahudi göçünü sınırlamış; vize vermediği Yahudiler’in Filistin’e girmesini yasaklamıştı. İngiltere, Aralık 1941’de Romanya’dan Struma adlı gemiyle yola çıkan 769 Yahudi’ye Filistin vizesi vermemiş; geminin “ne pahasına olursa olsun” geriye gönderilmesini istiyordu. Struma İstanbul Boğaz’ına geldiğinde; Siyonist örgütün İstanbul’daki önderlerinden Simon Brod’un yakın arkadaşlık kurduğu İstanbul Liman Müdürü; geminin derhal geri gönderilmesini önlemek amacıyla: “Motoru bozuktur, motoru onarılmadan yola çıkamaz,” raporu vermişti.

Filistin’e Yahudi göçünü yürütmekle görevli Siyonist örgütler; İstanbul Liman Müdürü’nden devşirdikleri bu rapor sayesinde Struma’nın İngiliz istemi doğrultusunda Romanya’ya geri gönderilmesini önlemişler ve gemi “motor onarılıyor” bahanesiyle İstanbul’da kaldığı sürece; yolculara İngiliz vizesi sağlayabilmek için, çok yoğun bir çaba göstermişlerdi. “Motor onarılıyor” oyalaması 72 gün sürdürülebilmiş ve 23 Şubat 1942 gecesi saat 22:00 sularında gemi, sağlam olan motoru üstünde olarak, Şile açıklarına çekilmişti. 11 saat sonra, 24 Şubat 1942 sabah› 09:00 sularında bir Sovyet denizaltısı Struma’yı torpilleyerek batırmış; denize fırlayan ve tam donmak üzereyken Şile balıkçıları tarafından sağ olarak kurtarılan David Stoliar, İstanbul’da hastaneye yatırılıp iyileştirilmiş; sağ salim Filistin’e gönderilmiş; Filistin’de hem İngiliz sömürge yönetimi tarafından ve hem de Filistin’deki Siyonist örgüt tarafından olayla ilgili olarak sorguya çekilmişti. David Stoliar sıcağı sıcağına verdiği o ifadelerinde; 23 Şubat gecesi saat 22:00 sularında Şile açıklarına çekildiği zaman geminin motorunun yerinde olduğunu; bir kaç günlük yakıtlarının da bulunduğunu; 24 Şubat sabaha karşı 03:00 sularında gemi mürettebatının motor üzerinde çalıştıklarını gördüğünü, Kaptan’ın da motoru çalıştırıp gemiyi başka bir Türk limanına götüreceğini söylediğini belirtmişti. David Stoliar’ın 1942’de Filistin’de alınan ifadesinin motora ilişkin bölümü özetle şöyleydi:

“Struma bir römorkla şile açıklarına çekilirken, kaptan hiç itiraz etmedi; saat 22:00 sularında artık Struma kıyıdan 5 km uzaklıkta kendi başınaydı›; gemide yalnızca bir kaç günlük Yak’tı vardı; saat 03:00 sularında mürettebat makinelerin onarılmasıyla uğraşıyordu; Kaptan, onarım biter bitmez bir Türk Liman’ına gideceğiz, dedi.”

Rusya’nın torpilleyerek batırdığı Struma’dan kurtulan David Stoliar’ın 3 Mayıs Filistin’de 1942’ de verdiği bu ifadeler (1), ilk olarak Yahudi yazar Lieb Kupferstein’in 1942 yılı sonunda Filistin’de Tel Aviv’de İbranice basılan “Meghilath Strumah” adlı kitabında yayımlanmıştır. David Stoliar’ın 1942 Yılında, olaydan hemen 2 ay sonra verdiği bu ifadeler; yıllar sonra, gemide akrabaları ölmüş olan Romanya Yahudisi Arthur Leibovici’nin Maria Arsene takma adıyla yazıp 1972’de Romanya’da Romence olarak yayımlattığı “Struma” adlı kitabında da yer almıştır. (2) Gemiden sağ kurtulan David Stoliar’ın 1942’de Filistin’de Siyonist örgüte verdiği ifade; Struma gemisinin Türkiye tarafından Şile açıklarına motorsuz olarak terkedildiği suçlamasını çürütüyor. Bu iftira ilk kez Lord Nicholas Bethell’in 1979’da Londra’da yayımlanan “The Palestine Triangle” (3) adlı kitabı ile Bernard Wasserstein’ in 1979’da Londra’da yayımlanan “Britain and the Jews of Europe” (4) adlı kitaplar›nda yer almış ve bu kitaplardan yapılan alıntılarla yayılmıştır.

Struma’dan sağ kurtulan David Stoliar, 1942’de Filistin’de verdiği ifadelerde; Şile açıklarına çekildiğinde gemide motorun bulunduğunu ve konuştuğu Kaptan’ın da kendisine mürettebat motoru çalıştırdıktan sonra gemiyi bir Türk limanına götürmek amacında olduğunu söylemiştir. Stoliar’ın 1942 tarihli bu ifadeleri, Yahudi yazarlarca yazılıp 1942 ve 1972’de yayımlanan yukarıda belirttiğimiz kitaplarda yayımlanmıştır. David Stoliar, sağ salim Filistin’e ulaştıktan sonra; ilk iş olarak Filistin’deki Siyonistler’in düşman ilan ettikleri ve Struma’ nın batırılmasında suçlu buldukları İngiliz Ordusu’na asker olarak yazılmıştır; İngiltere’ye hizmet etmiştir; ve yıllar sonra da, Struma’daki yolculara vize vermeyi reddeden diğer ülke olan Amerika’ya yerleşerek, Amerikan vatandaşı olmuştur. Olaya iliflkin1942’ de Filistin’de verdiği ifadeleri de daha sonra 1970’lerde İngiltere’yi ve 1980’lerde Amerika’yı aklayıp, Türkiye’yi suçlayacak biçimde değiştirmiştir. Fakat gerçek, Stoliar’ın1942 ifadelerinde saptanmıştır: Şile açıklarına çekildiğinde Struma’nın motoru vardır ve bir kaç günlük yakıtı da bulunmaktadır. Kaptan, gece03:00 sularında motorun çalıştırılacağını ve gemiyi bir Türk limanına götüreceğini söylemiştir. Türkiye’yi suçlayan demeçleri, yukarıda ortaya koyduğumuz gerçekler ışığında bir kez daha okuyalım: “Anadolu Ajans› Vatandaşlarına ceberut devlet anlayışını yansıtan bir açıklama yaptı. Geminin tamirinin bittiğini duyurdu. Ancak motor tamir edilememişti. Struma motorsuzdu. Motorsuz bir gemi, kaderine terk edilen 769 insanı taşıyan bir yüzen tabut oldu.” – "Tekne motorsuz olarak römorkörle çekiliyor ve fiile açıklarında kaderine terk ediliyor. Motorsuz, gıdasız ve ölüme terk edilen 769 insan. Bunu yapan ise, Ankara’daki yönetim, Ankara’daki katiller.”

Kur’an, dünya yaşamını "hak" (ger-çek) ile "batıl" (yalan) arasında çekişme ortamı olarak tanımlıyor. Isra Suresi 81. ayet şöyledir: "Hak (gerçek) geldi, Batıl (yalan) zail oldu." Evet, öyledir; gerçek ortaya konur ve yalan silinir gider; hep öyle olmuştur.

cengizozakinci

Kaynakça: 1- David Stoliar to Jaffa C.I.D.,May 3, 1942. PRO CO 733/446 76021/42/26-7.

2- http://www.isropress.net/Struma.Rubinstein/Shimon/Notes.htm

3) Dalia Ofer, op.cit. p. 237-240. In this book Ofer relies, among other sources, on Stoliar’s testimony (p.239). Excerpts from David Stoliar’s statement, brought forth in a literary style, have been published in Romanian by the writerArthur Leibovici (under the pen-name Maria Arsene, his wife’s name) in the documentary novel The Struma, Bucharest 1972 pp. 367-372. The text of the statement is probablya translation from Leib Kupferstein’s book “Meghilath Strumah, Tel Aviv, 1942. See also Mihai Stoian, The Last Journey, Bucharest 1995 pp.166-171.

4 http://www.alpas.net/uli/struma/PersonalTragedies.htm (1) N Bethell: The Palestine Triangle: The Struggle between the British, the Jews and the Arabs _1935-48, London 1979 (pp. 113-120 “The Struma Disaster” and “Hatragedia Shel Strumah” (The _Tragedy of the Struma),Yediot Haharonot, Tel-Aviv, 20.5.1980, published in Hebrew) Bu kitabın içinde yer alan “The Tragedy Of The Struma

Ship” başlıklı bölümde Bethell, David Stoliar ile yaptığı taze bir söyleşiyi yayımlamıştır. Bu söyleşide Stoliar, 1942’de sıcağı sıcağına anlattığı olayı, 1979’da İngiltere’yi aklayacak biçimde değiştirerek anlatmaktadır. Bethell bir İngiliz politikacıdır. Lordlar Kamarası üyeliği yapmıştır. Avrupa Parlamentosunda İngiltere temsilcisi olarak görev yapmıştır. 4-1948 Londra doğumlu Prof. Bernard Wasserstein’in 1979’da yayınlanan “Britain and the Jews of Europe” adlı kitabı’nın 137. sayfasında, Struma’nın motorsuz olarak karadenize geri gönderildiği cümlesi vardır: “engineless hulk sank as a result…” (Motorsuz hurda gemi sonuçta vuruldu.) Bu, David Stoliar’ın 3 Mayıs 1942 günü Filistinde verdiği; Şile açıklarına çekildiğinde motorun gemiye takılı bulunduğunu belirten ifadesine aykırıdır.

TÜRKİYE CUMHURİYETİNE YAHUDİ SOYKIRIMI SUÇLAMASI

24 Şubat 1942 "Struma Faciası"nda Mossad’ın Sorumluluğu

İngiltere, 1939’da bir “White Paper” (Beyaz Belge) yayınlayarak Filistin’e Yahudi göçünü kısıtlamıştı. Filistin’deki Yahudiler ’in "Silahlı Savunma Gücü" (Haganah), İngiltere’nin bu kısıtlamasına karşı 1939’da "Mossad Aliyah Bet" (Türkçesi: "Göç Enstitüsü – B") (Mossad = Enstitü, Aliyah = Göç, Bet = Abece’nin "B" harfi) adlı bir gizli örgüt kurmuş ve Yahudileri yasa dışı yollardan Filistin’e sokma görevi, bugünkü Mossad’ın anası olan bu örgüte verilmişti. 1941 Yılı’nda Romanya’daki Yahudileri Yasa’dışı yollardan Filistin’e götürmek üzere köhne Struma gemisini ayarlayan ve Romen gazetelerine reklamlar vererek, yanıltıcı fotoğraflarla Struma’yı büyük ve görkemli bir yolcu gemisi olarak tanıtan; "Mossad Aliya Bet" örgütünün Romanya koluydu. Romanya Yahudileri, bu gemiyle Filistin’e gidebilmek için Mossad’ın Romanya örgütüne büyük paralar ödeyerek bilet almışlardı. Geminin kalkacağı gün limana gelen Yahudi yolcular, köhne Struma’yı görünce, Mossad tarafından reklam fotoğraflarıyla aldatıldıklarını anlayıp isyan etmişlerdi. Bunun üzerine Mossad yetkilileri, onları yatıştırıp gemiye bindirmek üzere; fotoğraflarını gördükleri lüks geminin açık denizde kendilerini beklediğini, köhne Struma’nın ise onları o lüks gemiye götüreceğini söylemişlerdi.

Mossad’ın elinde böyle sağlam ve motoru güçlü bir gemi, gerçekten de vardı ve İstanbul’da boş olarak bekliyordu. Douglas Frantz ve Catherine Collins’in birlikte yazdıkları "Karadeniz’de Ölüm: Struma’nın anlatılmayan Öyküsü" (Death On The Black Sea: The Untold Story of The Struma) adlı kitapta, Struma ile aynı tarihlerde İstanbul limanında demirli duran Mossad’ın diğer gemisi "Lily"nin, Struma yolcularına en küçük bir yardımda dahi bulunmadığı belgeleriyle gözler önüne serilmiştir:

Kitapta anlatıldığı üzere, Struma uzun yola uygun bir gemi değildi, öyleyse, Struma yolcuları, İstanbul’da, Mossad’ın sağlam gemisi "Lily"e aktarılarak Filistin’e götürülebilirdi. Çünkü Romanya’ya geri döndürülmeleri halinde yolcuların başına neler gelebileceği, Yahudi Ajansı ve diğer görevliler tarafından biliniyordu. Struma’ya yardım edebilecek biricik örgütler Haganah ve Mossad’tı. Haganah, İngilizlerin Filistin vizesi vermediği Struma yolcularını başka bir gemiye aktararak Filistin’e göndermeye girişecek olursa, İngiltere ile aralarındaki anlaşmanın bozulacağından ve zaten sayıca kısıtlanmış olan yasal göçün, büsbütün yasaklanmasından korkarak, bu girişimde bulunmadı. Bunu gizli yasa dışı göç örgütü "Mossad Aliyah-B" yapabilirdi. Mossad, Yahudileri Filistin’e götürme işinde kullanmak amacıyla Danimarka’nın Türkiye Büyükelçisinin "Lily" adlı lüks yatın Kas’ım 1941’de satın almış ve adını "Lily-Ayala" ya çevirmişti. (1)

Mossad’ın Romanya’dan yola çıkardığı köhne Struma gemisi, 800’e yakın Yahudi yolcusuyla, Aralık 1941’de İstanbul Limanı’na demirlediğinde; Mossad’ın yedek motorlu, sağlam, yeni,200 kişilik, 132 tonluk diğer gemisi "Lily-Ayala", İstanbul Liman’ında, boş olarak bekliyordu. Motoru bozulan Struma’nın onarım nedeniyle İstanbul’da kaldığı 72 gün boyunca; yolcular o köhne gemide çok güç koşullarda yaşamlarını sürdürürken; Mossad’ın İstanbul’daki "Dani" kod adlı baş ajanı Zeav Shind(2); Mossad adına satın aldıkları sağlam gemi "Lily-Ayala"nın, köhne gemi Struma’ya yardım için kullanılmamasına karar vermişti. Mossad şefi Shind, Struma faciası gerçekleştikten ve 800’e yakın Yahudi yolcu, Rus denizaltısı tarafından torpillenen bu gemide feci biçimde öldükten sonra; "Lily Ayala"yı "Struma" ya yardımda kullanmama kararından dolayı sorgulandığında; Tel Aviv’deki Haganah arşivi’nde muhafaza edilen ifadesinde, şunları söyleyecekti:

"Struma’nın denize açılmaya elverişli olmadığını ve motorunun onarılamayacağını bilen Mossad’ın tek amacı; Türkleri, Struma yolcularını gemiden indirip trenle Filistine göndermeye ikna etmekti. "Lily"e sahiptik, fakat o işe yaramazdı. Artık Danimarka bayrağı uçmuştu ve dünyada hiç bir ülke Lily’i kendi korumasına almayı istemiyordu. Filistindeki halk, Struma yolcularının hiç değilse bir bölümünü neden dolayı "Lily"e aktarmadığımızı anlayamazdı. Filistindekiler uzaktan, sahnenin özel durumunu bilmediklerinden, Struma faciasında "Mossad Aliya Bet"i suçlamaları haklıydı. Lily’nin Struma’ya yardım etmesi olanaksızdı. Bizim bunu başaracak aracımız yoktu. Struma’nın içinde bulunduğu durum göz önüne alındığında, yardım edebilecek tek güç vardı; – müttefiklerin ve özellikle de İngiltere’nin gücü."

Yahudi Ajansı da, Mossad’a, Struma yolcularının Lily’ye aktarılarak korunması yönünde emir vermemeye karar vermişti. Yahudi Ajans› tarafından verilen, İstanbul’da boş duran sağlam Mossad gemisi "Lily"nin, köhne Struma’ya yardım için kullanılmaması kararı da, akıllarda çok büyük sorular doğurmuştu. Örneğin, 1939-1944 arası Filistin’e yasadışı göçleri irdeleyen "Soykırımdan Kaçarken" (In Escaping the Holocaust) adlı akademik kitabında Yahudi tarihçi Dalia Ofer, 800’e Yakın Yahudi’nin öldüğü Struma faciasında Yahudi Ajansı’nın ve Mossad’ın İstanbul’daki yetkililerinin tutumlarını sorgulayarak, şöyle diyordu: "İstanbul’daki Mossad yetkilileri, Lily’e uygun bir ülke bayrağı bulmak için Türk liman yetkilileriyle ya da birlikte çalıştıkları Pandelis gibi gemi acentalarıyla, ilişkide oldukları İngiliz istihbaratından yardım aradılar mı? Mossad yetkilileri, 1942 Şubat ayı başında, Shertok kendi politik taktiklerinin başarısız olduğunu gördüğü zaman, kendi faaliyetlerini önemli ölçüde hızlandırdılar mı? Bu soruların yanıtı “Hayır” idi. Yahudi tarihçi Dalia Ofer’in bu soruları; "Lily"i Struma’ya yardım için kullanmamak kararını veren Mossad yöneticisi Shind’in Tel Aviv’deki sorgusunda öne sürdüğü bahaneleri geçersiz kılıyordu.

Mossad’ın İstanbul’ daki yetkilisi Shind’in, "Lily" adlı gemiyi Danimarka’nın Türkiye Büyükelçisinden satın aldıktan sonra, hiçbir ülkenin gemiye bayrak sağlamak istemediği beyanı da uydurmaydı. Romanya’da Struma’ya Panama bayrağı sağlayabilen Mossad’ın, İstanbul’ da, henüz Panama savaşa girmeden önce, Kasım 1941’de satın almış olduğu "Lily"e de Panama bayrağı sağlayabileceği açıktır. Mossad, çok önemli olan ilk haftalarda Struma için hiç bir çaba göstermemişti. Mossad’ın İstanbul’daki sağlam gemisi "Lily-Ayala", Mossad’ın Romanya’dan yola çıkardığı köhne Struma’n›n İstanbul limanında demirlediği yere çok yakın bir noktada, bomboş durmuş; "Lily" nin sahibi olan Mossadflefi Zeav Shind ve arkadaşları, Struma faciasını seyretmek dışında, herhangi bir şey yapmamışlardı.

Bu yazı dizisinin önceki bölümlerinde belgeleriyle gözler önüne serdiğimiz üzere; Struma yolcularına yardım eden biricik devlet Türkiye Cumhuriyeti olduğu halde; ülkemizde, Struma Faciası’ndan dolayı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni "katil" olarak suçlayan yayınlar yapılmaktadır. Böyle bir durumda, Türkiye’yi suçlayanların üstünü örttükleri gerçekleri ortaya koymak, aydın sorumluluğunun bir gereğidir.

cengizozakinci

(1) Efraim Ofir, With no way out: the story of the Struma: documents and testimonies; [English translation by Joseph Wechsler and Tudor Chefner], 2003.

(2) http://www.dariendilemma.com/eng/people/Mossad/ Zeav Shind. Code name

"Dani". Shind was born in 1908 in Poland, came to Israel in 1929 and was a member of Kibbutz Aylet Hashahar. In 1937 he was the first recruit to join Brganiski and Levi Shwartz in organizing the "Ha’apala" (Illegal Immigration to Palestine). This crew was the first core of the Mossad for Aliya Beth. During 1942-44 Shind was in Istanbul in the Rescue Committee of the Jewish Agency. This committee was in contact with the Jewish congregations in the Nazi occupied territories and developed on saving operations. During 45-48 he was in USA and bought ships, among them the "Exodus" and "Haim Arlozerov". After Israel Independence in 1948, he became the general manager of "ZIM" (Israel Shipping Company). In 1952 he was the general manager of the Defense Ministry and after a short time he returned to mange ZIM again. He was married to Hava and had one daughter, Hagit. He died 1954 at the age 46. (3) Douglas Frantz & Catherine Collins, “Death On The Black Sea: The Untold Story of The Struma”, HarperCollins, 2003, sf. 168, 169.

Reklamlar

Etiketlendi:,

www.ozelburoistihhbarat.com

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: