AVRUPA BİRLİĞİ DOSYASI /// Avrupa Birliği Düşüncesinin Kökenleri : Bir Bütünleşmenin Anato misi


Avrupa Birliği Düşüncesinin Kökenleri: Bir Bütünleşmenin Anatomisi

Avrupa Birliği (AB) bugün uluslararası politikada üzerine düşen sorumluluk payını üstlenmeye hazır, küresel bir oyuncudur. AB çoğu zaman kendine özgü (sui generis), kendinden başka örneği olmayan bir örgüt olarak tanımlanır. AB kendi bünyesinde hem hükümetlerarası (Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası gibi) hem de uluslarüstü (Avrupa Komisyonu gibi) yapıları barındırır. Avrupa Birliği’ni kuran Maastricht Antlaşması’nın Şubat 1992’de imzalanmasına rağmen, antlaşmanın yürürlüğe girmesi aşamasında nihai bir uzlaşmaya varmak kolay olmamıştır. İngiltere ile Danimarka’nın Avrupa ortak savunma politikası ve Avrupa Para Birimi ECU’yla (European Currency Unit) ilgili çekinceleri giderildikten ve Danimarkalıların nihayet halkoylamasında Maastricht Antlaşması’na onay vermesinden sonra, Avrupa Birliği resmen 1 Kasım 1993’te kurulmuştur. Tarih boyunca buna benzer birçok zorlu aşamadan geçerek bugünlere gelen Avrupa Birliği projesi, sıkça yaşanan krizlerle boğuşmasına ve Haziran 2016’daki kritik halkoylamasında, İngiliz halkının çoğunluğunun İngiltere’nin AB’den çıkmasını istemesine rağmen, düşünsel kökenleri yüzyıllar öncesine dayanan bir başarı hikâyesi olarak gelişmiştir.

Avrupa yaklaşık 10.505.000 km²’lik yüzölçümüyle, dünyadaki 7 kıta içinde Avustralya’dan sonra ikinci en küçük kıtadır. 14. Yüzyıl ile 16. Yüzyıl arasında Avrupa sanatının ve kültürünün canlandığı bir dönem olan Rönesans’tan sonra, kıtada ayrı uluslar gelişmeye başladı. İnsanlar kendilerini artık Avrupalı olmaktan çok örneğin Fransız, Alman, İngiliz, İspanyol, İtalyan saydılar. Ortak inanç ve geleneklerle birbirlerine bağlanmış olmalarına karşın, Avrupalılar tarihleri boyunca sık sık anlaşmazlığa düştüler. Bu anlaşmazlıklar ikisi Dünya Savaşı olmak üzere birçok geniş çaplı çarpışmaya sebep oldu. Otuz Yıl Savaşları, Napoleon Savaşları, Dünya Savaşları gibi Avrupa kıtasını bir uçtan diğer uca büyük yıkıma uğratan her felaket, Avrupa’da kıtasal “birlik” kurma düşüncesine daha çok taraftar toplayarak bütünleşme hareketlerine hız verdi.

Birleşik bir Avrupa rüyası neredeyse Avrupa’nın kendisi kadar eskidir. 9. Yüzyıl’ın başında, Karolenj İmparatorluğu Batı Avrupa’nın büyük kısmını kaplıyordu. 1800’lerin başında Fransız İmparatoru Napoleon Bonaparte Avrupa kıtasını kuşattı. 2. Dünya Savaşı sırasında, Hitler Almanya’sının Avrupa’yı Nazi egemenliği altında birleştirmekte başarılı olmasına az kalmıştı. Nihayetinde bütün bu girişimler başarısız oldu çünkü hepsi diğer milletler arasındaki işbirliğini arttırmaktan çok onlara zorla boyun eğdirmeyi amaçlamıştı.

Avrupa’nın birleştirilmesi isteniyorsa, bunun yolu Avrupa’yı ortak siyasi ve ekonomik çıkarları esas alarak, ortak değerleri gözeterek inşa etmekten geçiyordu. Bu ise ancak barış ve istikrarın hüküm sürdüğü bir kıtada mümkün olabilirdi. Bu doğrultuda, Avrupa’yı bir kez daha enkaz haline getiren İkinci Dünya Savaşı’ndan alınan derslerle, kıta çapında nasıl bir modelin savaşları engelleyebileceği düşünüldü. En sonunda Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) açtığı yolda, AB gibi bir “uluslarüstü sistem” üzerinde anlaşmaya varılabilmiştir.

Bu çalışmanın ana fikri AB’nin esas olarak “ekonomik” değil, “siyasi” bir proje olduğu ve “Avrupa siyasi birliği” hedefine ulaşabilmek için, ekonomik bütünleşmenin basamak olarak kullanıldığıdır. Buradan hareketle, bu satırlarda Avrupa kıtasında siyasi birlik kurma düşüncesinin kökenlerine ışık tutacağız ve AB düşüncesinin hangi koşullarda olgunlaşıp gerçeğe dönüştüğü sorusuna yanıt arayacağız.

Büyük Karl’dan Kont Kalergi’ye Avrupa Rüyası

Avrupa Birliği düşüncesi, Avrupalı olma bilinci o çağda henüz oturmamış olsa da 9. Yüzyıl’ın başında Karolenj İmparatoru (Frank İmparatoru) olan Büyük Karl’a (Charlamagne) kadar uzanır. Avrupa (Europe) teriminin, Anadolu’da yaşayan Fenikelilerin adlandırdığı şekliyle antik metinlerde rastlanan ve güneşin battığı yeri, Batı’yı gösteren Ereb sözcüğünden geldiği konusunda yaygın bir kanı vardır. Sami dillerde güneşin battığı taraf anlamına gelen Ereb (Erep yahut Irib) sözcüğü, Fenikelilerden Yunanlara geçerek Yunancada Europa şekline dönüşmüş ve Ege Denizi’nin batısında bulunan ülkelere bu ad verilmiştir. Ancak 10. Yüzyıl’da Hıristiyan-Latin uygarlığınca da kullanılan bu terimin içeriği kesinleşmemiş ve nadiren kullanılmıştır.[i]

Avrupa savunmasına yönelik ilk girişimler güvenlik kaygısıyla, Avrupa topraklarında federal bir birliğin oluşturulması bilincinin doğduğu Orta Çağ’da başladı. Bu dönemde toplu bir örgütlenme sağlamak amacıyla, toplumun güvenliği için temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması yoluna gidildi. Orta Çağ’da ve Yeni Çağ’ın başlangıcında, ilk olarak Dante Alighieri (1265-1321), ardından Pierre Dubois (1255-1321), George Podiebrad (1420-1471) ve Duke of Sully’nin – Maximilien de Bethune – (1560-1641) “birleşik Avrupa” konusundaki önerileri, hepsi tarafından farklı hedefler konulmasına rağmen Hıristiyan Avrupa’nın birlik anlayışının geliştirilmesine öncülük etti.[ii]

O zamana kadarki en kötü ve en geniş Avrupa Savaşı olan Otuz Yıl Savaşlarını (1618-1648) sona erdiren Vestfalya (Westfalen) Barış Antlaşması, Avrupa devletleri arasında birlik oluşturulması düşüncelerine yön veren bir etken oldu. Vestfalya Barışı’ndan Fransız Devrimi’ne kadarki dönemde, William Penn (1644-1718), Saint Pierre (1658-1743), Jean Jacques Rousseau (1712-1778) ve Immanuel Kant (1724-1804) tarafından, ortak paydası “Avrupa’da kalıcı barışın sağlanması” ve “Avrupa Devletleri Federasyonu” olan çeşitli düşünceler ortaya atıldı.

Penn’e göre, bir “Avrupa meclisi” ya da “federal parlamento” kurulmalı, bu oluşum bir orduyla güçlendirilmeli ve kararlar oybirliğiyle değil oyçokluğuyla alınmalıydı. Saint Pierre de Penn’in görüşlerine benzer şekilde, bir “Avrupa senatosu” oluşturulması, bunun bir orduyla donatılması ve çoğunluğun karar hakkına sahip olması gerektiğini düşünüyordu. Rousseau ise bir “Avrupa Devletleri Federasyonu”nun kurulmasından yanaydı. Buna göre, kurulacak federasyon üye ülkelerin içişlerine müdahale hakkına sahip olmalıydı. Ayrıca bu federasyonun konseyinde her ülkenin bir oy hakkı olacak, oyçokluğu esasına göre alınan kararlar tüm üyeler için bağlayıcı olacak ve her devlet sırayla başkanlık yapacaktı.[iii]

Sonsuz Barışa Doğru adlı eserinde bir federasyona ulaşmanın yolunun cumhuriyetten geçtiği tezini savunan Kant da Rousseau’yla aynı fikirdeydi. Ancak Kant sadece Avrupa ile ilgilenmiyordu ve kendi içine kapalı bir dünya cumhuriyetini değil “küresel bir federasyon” düşüncesini savunuyordu. Ona göre, cumhuriyetle yönetilen ülkelerin oluşturdukları bir çekirdekten böyle bir federasyon ortaya çıkabilir ve zamanla tüm dünyaya yayılabilirdi.[iv]

Avrupa tarihinde Otuz Yıl Savaşlarından sonra en göze çarpan olay olan Fransız Devrimi, Avrupa’daki devlet ve toplum yapısını kökten değiştirdi. 1800’lü yılların başında Fransız Devrimi’nin etkisiyle, Napoleon Bonaparte kendisini Avrupa uygarlığının koruyucusu ve savunucusu olarak görmeye başladı. İmparatorluğunun yükselişe geçmesi, Napoleon’un tüm Avrupa kıtasına hükmeden bir güç olma isteğini de beraberinde getirdi. Ona göre Hıristiyan dininin pek bir önemi yoktu ve yeni Avrupa dünyevi esaslar üzerine inşa edilmeliydi.

Fransız Devrimi’nin siyasi ve ideolojik etkileri Napoleon’un yayılmacı siyasetiyle birleşince, eşitliği esas alan genel ve zorunlu askerlik ortaya çıktı. Halk ordularının kurulması anlamına gelen bu uygulama, en sonunda Avrupa’da seçkin askerlerle halk ordularını karşı karşıya getiren hükümet savaşlarının yaşanmasına neden oldu. Ayrıca savaş kişisel hedeflerin kabul ettirilmesi için yasal bir araç olarak görüldü ve Devrim’in devamı şeklinde, düşman olarak görülen komşu monarşik devletlere taşındı. Askeri şiddetin yasal olarak görülmesi ulusal bağımsızlık ve demokratik kurtuluş savaşlarını da meşru hale getirdi. Böylece, Avrupa ulusal devlet oluşum süreci hızlanırken, bir ideolojiye dönüşen ulusal devlet düşüncesi de Avrupa’da büyük yıkımların yaşanacağı savaşlara neden oldu.[v]

Sonuçta Napoleon Savaşlarını izleyen yıllarda Avrupa’da siyasi bir birlik gerçekleşmezken, yaşananlar tam tersine milliyetçilik duygularını ateşledi. Napoleon Savaşlarından sonra, Avrupa’nın yeni düzenini görüşmek üzere düzenlenen Viyana Kongresi (1814-1815), kalıcı barışı sağlamak için Avrupa devletleri arasında bir güç dengesinin kurulmasını öngörüyordu. Ancak Viyana Kongresi de Avrupa’nın geleceği ve Avrupa’da birliğin sağlanmasına yönelik beklentileri karşılayamadı. Viyana Kongresi’nden Birinci Dünya Savaşı’na kadarki dönemde, birleşik Avrupa hedefine ulaşmak için, Giuseppe Mazzini (1805-1872), Victor Hugo (1802-1885), Konstantin Frantz (1817-1891) ve Friedrich Naumann (1860-1919) gibi yazar ve düşünürlerin tezleri öne çıktı. Mazzini ve Hugo ulus devletin sadece ilerleme yolunda bir geçiş aracı olduğuna inanıyordu. Hugo’nun tasarısı “Avrupa Birleşik Devletleri”ydi. Frantz ise Kant’ın aksine, devletleri değil halkı merkeze alarak bir “halklar ittifakı”nın kurulmasını savundu.[vi]

Frantz’a göre, öncelikle “Orta Avrupa Federasyonu”nun çekirdeği olacak olan federal bir Almanya, daha sonra tüm Avrupa’ya yayılışın başlangıcı olmalıydı. Böylece, Almanya kurulacak olan “Avrupa Federasyonu”nun da çekirdeğini oluşturmalı, bunu takiben Avrupa Federasyonu bir Dünya Federasyonu’na dönüştürülmeliydi. Avrupa Federasyonu’nun temel unsuru ise Hıristiyanlık olmalıydı. Frantz’ın ortaya attığı halklar ittifakına dayanan devletler birliği, sadece Rus Çarlığı’nın değil ABD’nin tehdit edici üstün gücünü de hedef alacaktı. Bu birliğe dâhil olan her üye içişlerinde kendi kararlarını alabilmeli ancak dış politika, savaş durumu ve ekonomik sorunlar bu birliğin sorumluluk alanına girmeliydi. Frantz’ın bir “Alman ittifakı”nı esas alan bu düşünceleri, Hitler’in de gerçekleştirmek istediği yaşam alanı (lebensraum) görüşüyle örtüşüyordu.[vii]

Naumann’ın görüşleri bir takım farklılıklara sahip olsa da Frantz’ın görüşlerine benzerdi. Ona göre, Orta Avrupa’da ekonomik ve siyasi egemenliğe sahip bir Almanya kurulmalıydı. Naumann devlet içinde federal bir yapılanmaya gidilmesinin yararlı olduğunu, dış politikada ise Almanya’nın Doğu’ya karşı hegemonyacı ve emperyalist bir duruşa sahip olması gerektiğini düşünüyordu. Naumann’ın askeri-siyasi tezleri 1918’den sonra, barışı tehdit ettiği ve Alman emperyalizminin ispatı olduğu gerekçesiyle sürekli eleştirildi.

Avrupa bütünleşme sürecinde ilk somut adımlar, Birinci Dünya Savaşı’nın neden olduğu büyük yıkımlardan sonra atıldı. İlk olarak 1922’de, Kont Richard Nikolaus Coudenhove-Kalergi “Pan Avrupa Hareketi”ni başlatarak, “Pan Avrupa Birliği”nin kurulmasını önerdi. Ertesi yıl Pan Avrupa (Pan-Europe) adında bir kitap yayınladı.[viii] Fransa, Belçika ve Almanya arasında sınırların karşılıklı olarak tanınmasını ve statükonun korunmasını öngören Ekim 1925 tarihli Locarno Antlaşmaları, Kalergi’nin umutlarını arttırarak Pan Avrupa Hareketi’ne canlılık kazandırdı ve bu kavramı daha tanınır hale getirdi. Esasen Aristide Briand (Fransa) ve Gustav Stresemann (Almanya) adlı devlet adamlarının çalışması olan Locarno Antlaşmaları, Fransız-Alman itilaf politikasının ve ikili ilişkilerde yumuşamanın bir işareti olarak görülüyordu.

İlk Pan Avrupa Kongresi 1926’da, 24 ülkeden gelen 2.000’den fazla katılımcıyla Avusturya’daki Viyana Sarayı’nda yapıldı. Bu kongreyi Berlin (1931), Basel (1932) ve yine Viyana’da (1935) yapılan Pan Avrupa kongreleri izlediyse de kongrelere katılım giderek azaldı. Mart 1938’de, Alman Ordusu’nun Avusturya’ya girip Pan Avrupa merkez bürosunu kapatmasıyla, Kont Kalergi önderliğindeki bu hareket sona erdi. Kalergi model olarak, Portekiz’den Polonya’ya kadar tek bir gümrük ve para bölgesine, ortak askere, ortak yönetime ve federal mahkemeye sahip bir “Avrupa Birleşik Devletleri” öngörüyordu.[ix]

Avrupa Birliği Düşüncesi Gerçeğe Dönüşüyor

Pan Avrupa Hareketi’nin yanı sıra, 1926’da Cenevre’de kurulan Avrupa İşbirliği Derneği (Association for European Cooperation) adlı bir başka örgüt de “Birleşik Avrupa” düşüncesinin yayılmasını sağladı. Ardından 1929’da Fransa Dışişleri Bakanı Aristide Briand, Milletler Cemiyeti içinde “Avrupa Federal Birliği” adıyla bir birim kurulmasını önerdi. İngiliz devlet adamı Winston Churchill ise 1930 ve 1938’de yazdığı iki makaleyle, Avrupa Birleşik Devletlerinin oluşturulmasını savundu.[x] Bundan yıllar sonra, Churchill’in bu hedef doğrultusunda Eylül 1946’da yaptığı konuşma daha çok etkili olmuştur.

Churchill Zürich’te yaptığı ünlü konuşmasında, Almanya ve Fransa’nın işbirliği temeline dayanan ancak içerisinde İngiltere’nin yer almadığı bir Avrupa Birleşik Devletlerinin çözüm olacağını, Fransa ve Almanya ruhunun yeniden dirilmesi olmadan Avrupa’nın kendine gelemeyeceğini, İngiltere’nin ve İngiliz Uluslar Topluluğu’nun Avrupa Birleşik Devletleri fikrinin destekleyicisi ve dostları olacağını ifade etmişti.[xi] İkinci Dünya Savaşı’nın Avrupa’ya verdiği büyük zarar ve neden olduğu ekonomik çöküşün ardından, Avrupa bütünleşme süreci artık kurumsallaşma dönemine girecektir. Savaşın ardından Antiero Spinelli’nin girişimleriyle, çeşitli örgütler tarafından düzenlenen toplantılarda birleşik Avrupa hedefine nasıl ulaşılabileceği tartışılacaktır.

Sonuç olarak, Avrupa Birliği’ni oluşturma fikri ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ciddi bir fikir olarak gündeme geldi. Bu düşünce kısmen Fransa ve Almanya arasında uzun zamandır süregelen mücadeleyi ortadan kaldırmaya, kısmen gelecekte Almanya’yı kontrol altında tutmaya, kısmen de Komünizm ve Sovyetler Birliği tehdidine karşı mücadele etmeye yönelik bir çabaydı. Öncelikle, Avrupa’da iç ve dış tehditlere karşılık verebilecek bir ittifak arayışı başladı. İttifak arayışı sırasında tekrar öne çıkan Avrupa’da birlik oluşturulması fikri, büyük ölçüde ABD tarafından, 1947’de Marshall Planı aracılığıyla gerçekleştirilmek istenen hatta dayatılan bir fikirdi.

Amerikalılara göre, İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği büyük yıkım Avrupa’da kargaşa yaratmış, bu nedenle komünistler ve dolayısıyla Sovyetler Birliği yükselişe geçmişti. Sovyet yayılması karşısında, Avrupa maddi ve manevi olarak güçlendirilmeliydi. Avrupa ekonomik olarak kendi ayakları üstünde durabilirse, siyasal olarak da bağımsızlığını koruyabilirdi. ABD bu noktada İngiltere, Almanya ve Fransa’yı ve sonra tüm Avrupa’yı artan bir biçimde siyasal ve ekonomik olarak işbirliği içine sokmak, böylece bütünleşmiş bir Avrupa yaratarak Sovyet ilerlemesini durdurmak istiyordu. Alım gücü yok olan Avrupa ABD üretimini ve ekonomisini de etkilemekteydi.[xii]

ABD’nin Avrupa bütünleşmesine ivme kazandırmasıyla birlikte, bu yolda ilk somut ve büyük adım, 1951’de “uluslarüstü” bir kurum olan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun (AKÇT) kurulmasıyla atıldı. Bunu 1957’de, yine Avrupa ülkeleri arasında ekonomik bütünleşmeyi hedefleyen AET’nin (Ortak Pazar) kuruluşu izledi. Ancak Avrupa’da askeri bütünleşmeyi hedefleyen Avrupa Savunma Topluluğu kurma çabası, bu tasarı 1954’te Fransa Ulusal Meclisi’nde reddedilince hüsranla sonuçlandı. Böylece, Fransızların hazırladığı Avrupa Savunma Topluluğu projesi yine Fransızların olumsuz yaklaşımı nedeniyle reddedilmiş ve Avrupa Savunma Topluluğu’yla birlikte Avrupa Siyasi Topluluğu kurma tasarısı da eşzamanlı olarak ortadan kalkmış oluyordu.[xiii]

Başta Avrupa Birleşik Devletleri düşüncesinin yılmaz savunucusu olan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun ilk Başkanı Jean Monnet olmak üzere, Avrupa Siyasi Topluluğu tasarısına destek verenlerin bazıları şuna inanıyordu: “Avrupa ulusları eğer yine dünya politikasında baskın bir rol oynamak istiyorlarsa tek sesle konuşmak ve ABD’ninkilerle kıyaslanabilecek kadar kaynağı denetim altına almak zorundadırlar.” Ancak bu yöndeki tüm bütünleşme hareketlerine rağmen, Avrupa ulusları ne tek ses olabildiler ne de Amerikan gücüyle kıyaslanabilecek bir siyasi ve askeri güce erişebildiler.

Özetle ekonomik bütünleşme yolunda atılan başarılı adımların aksine, Avrupa’da 1948–1992 yılları arasında dış politika, güvenlik ve savunma politikası konusunda atılan adımlar başarısız girişimler olarak kaldı. Ekonomik, sosyal ve kültürel bütünleşme adım adım derinleşirken, Avrupa ortak dış politikası oluşturma çabaları her dönemde ulusal hükümetlerin direnciyle karşılaşmıştır. Buna karşın, Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve Soğuk Savaş’ın sona ermesi güvenlik, savunma ve dış politika alanında bütünleşme için Avrupa açısından yeni fırsatları da beraberinde getirmiştir.[xiv] Nihayet AB’yi kuran Maastricht Antlaşması ise Avrupa tarihinde başlı başına bir dönüm noktası olmuştur.

Son Söz: Ekonomik Bütünleşme Araç, Siyasal Bütünleşme Amaçtır

Avrupa Birliği yüzyılları kapsayan bir rüyanın gerçeğe dönüşmesi demektir. Bu rüya ancak 2. Dünya Savaşı’ndan sonra, Avrupa’yı tehdit eden ortak bir düşmanın (SSCB) var olduğu iki kutuplu bir uluslararası ortamda, ABD’nin büyük maddi desteği ve zorlamasıyla aralarındaki düşmanlığa son veren Fransa ve Batı Almanya’nın önderliğinde, Avrupa’ya barış tohumları ekilmesiyle mümkün olabilmiştir.

AB kurulduğundan beri, geçmiş yıllardakine benzer Avrupa’yı derinden sarsan geniş ölçekli savaşlar yaşanmamıştır. Bu yönüyle AB başarılı bir projedir. AB’nin kurulabilmesi için çok öneri yapılmıştır ama sonuç için zaman, deneyim, savaşlar ve sonunda yaşananlardan ders alınması gerekli olmuştur. Bugünkü AB, Avrupa’da gümrük duvarlarının kaldırılmasını isteyen Emeric Cruce’un önerdiği AB’nin aynısıdır. Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun kurulmasından sonra, 1968’de sanayi ürünlerinde gümrük birliği sağlanmıştır. Jean Jacques Rousseau’nun “üst otorite” önerisi de gerçekleşmiştir. Bir Avrupa Parlamentosu isteyen Saint Simon’un da isteği gerçekleşmiştir. Bütün bunlar Avrupa’da bir kuramdan uygulamaya geçiş ve olgunlaşma sürecinin yaşandığını, Avrupa mayasının tuttuğunu gösterir.

AB’nin küresel oyuncu olma amacı aslında Maastricht Antlaşması’nın çok öncesine dayanır ama bu görünür değildir. Başka bir deyişle, AB’nin temeli olan AET’nin arka planında “siyasi topluluk” hedefi de vardı ama bu üstü örtülü bir hedefti. Örneğin AET bir ekonomik topluluk olmasına rağmen, AET’yi kuran Roma Antlaşması’nda uzak coğrafyalara dönük dış ilişkilere de yer verilmiştir. Dolayısıyla, AET’yi kuran 6 ülke (Fransa, Almanya, İtalya ve Benelüks ülkeleri) görünürde ekonomik, gerçekte ise “siyasi” ve “stratejik” hedefler doğrultusunda bu oluşumu meydana getirmiştir. Burada ekonomik boyut AKÇT ve AET ile somut bir kimliğe bürünürken, siyaset soyut kalmıştır. Yani aslında ekonomik bütünleşme bir “araç”tır. Asıl “amaç” en başından beri Avrupa’da siyasal bütünleşme olmuştur.

Ümit Çelik, Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Öğrencisi

[i] Lexikon Institut Bertelsmann, Deutsche Geschicte, Bertelsmann Lexikon Verlag, Gütersloh, 1989, p. 3-4.

[ii] Bu konuda bkz: Michael Gehler, Avrupa, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2005, s. 25.

[iii] Veysel Bozkurt, Avrupa Birliği ve Türkiye, Uludağ Üniversitesi Güçlendirme Vakfı Yayınları, Bursa, 2001, s. 42.

[iv] İbrahim Canbolat, Uluslarüstü Sistem Avrupa Birliği, Alfa Yay., İstanbul, 2011, s. 100-102; Gehler, a.g.e., ss. 25-31.

[v] Gehler, a.g.e., ss. 31-35.

[vi] Bu konudaki düşünce akımları için bkz: Heikki Mikkeli, Europe as an Idea and Identity, Macmillan Press, London, 1998, pp. 17-33; Michael Wintle, “The History of the Idea of Europe: Where are We Now?”, Perspectives on Europe, Volume 43 Isssue 1, Spring 2013, pp .9-11.

[vii] Gehler, a.g.e., ss. 35-39.

[viii] Bozkurt, a.g.e., s. 48.

[ix] Gehler, a.g.e., ss. 43-48.

[x] İrfan Kaya Ülger, Avrupa Birliği’nde Siyasal Bütünleşme, Gündoğan Yayınları, İstanbul, 2002, s. 49.

[xi] Ülger, a.g.e., s. 50.

[xii] Daha geniş bir analiz için bkz: Ümit Çelik, “Soğuk Savaş’tan Libya Operasyonu’na NATO-Avrupa Birliği İlişkileri”, History Studies, Volume 5 Issue 5, September 2013, ss. 70-75.

[xiii] Ernest Haas, The Uniting of Europe, Stanford University Press, Stanford, 1968, s. 153-156.

[xiv] Daha geniş bir analiz için bkz: Ümit Çelik, “Askeri Müdahaleler ve Avrupa Birliği-Birleşmiş Milletler İlişkileri”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt: 12 No: 2, 2013, s. 38-42.

KAYNAKÇA

Bozkurt, Veysel, Avrupa Birliği ve Türkiye, Uludağ Üniversitesi Güçlendirme Vakfı Yayınları, Bursa, 2001.

Canbolat, İbrahim, Uluslarüstü Sistem Avrupa Birliği, Alfa Yay., İstanbul, 2011.

Çelik, Ümit, “Askeri Müdahaleler ve Avrupa Birliği-Birleşmiş Milletler İlişkileri”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt: 12 No: 2, 2013.

Çelik, Ümit, “Soğuk Savaş’tan Libya Operasyonu’na NATO-Avrupa Birliği İlişkileri”, History Studies, Volume 5 Issue 5, September 2013.

Haas, Ernest, The Uniting of Europe, Stanford University Press, Stanford, 1968.

Gehler, Michael, Avrupa, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2005.

Lexikon Institut Bertelsmann, Deutsche Geschicte, Bertelsmann Lexikon Verlag, Gütersloh, 1989.

Mikkeli, Heikki, Europe as an Idea and Identity, Macmillan Press, London, 1998.

Ülger, İrfan Kaya, Avrupa Birliği’nde Siyasal Bütünleşme, Gündoğan Yayınları, İstanbul, 2002.

Wintle, Michael, “The History of the Idea of Europe: Where are We Now?”, Perspectives on Europe, Volume 43 Isssue 1, Spring 2013.

Etiketlendi:,

www.ozelburoistihhbarat.com

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: