AMERİKA DOSYASI : “Çıraklık” Döneminden “Başkanlık” Dönemine Don ald Trump….


trump_4495.jpg

Amerika Birleşik Devletleri’nde 8 Kasım 2016 tarihinde yapılan başkanlık seçimlerinde birçok kesim tarafından “banko aday” olarak belirtilen Hillary R. Clinton’ kaybetmiş ve “sürpriz” olarak bazı çevrelerin şans bile vermediği Donald J. Trump ipi göğüslemiştir. Trump alışılmış dışı üslubu ve politikaları ile adeta sıfırdan gelmiş ve sansasyonel söylemleri ile New York Times’ın başını çektiği ana akım medyanın ve birçok iş çevresinin hedefinde oturmuştur. Engelli bir gazeteciyi taklidinden 11 Eylül törenlerinde fenalaşan Clinton ile alay etmesine, Müslümanlarla ilgili tepki çeken söylemlerinden geçmişinde çeşitli kesimlere yönelik ifadelerine kadar birçok olay ile gündem yaratan Trump’ın sandıktan zaferle çıkması seçimlerin daha da dikkatli analiz edilmesi gereğini ortaya çıkarmıştır.

Anket firmalarının ezici çoğunluğu Hillary Clinton’ı önde gösterirken Robert De Niro gibi birçok ünlü isim seçildiği takdirde ülkeyi terk edeceğini ifade ettiği Trump’a Cumhuriyetçi Parti içerisinden birçok isim oy vermeyeceğini deklare ederek köşeye sıkıştırmak istenmiştir. Aslına bakıldığında iki aday da kendi cephesinde birçok sorunla yarışmıştır. Cumhuriyetçilerden çıkan çatlak seslere benzer şekilde Clinton’ın da Demokratlar içerisinde “güvenilmez” bir aday imajı çizdiğini belirtmek lazımdır. Özellikle, Demokratların Clinton’ın ardından ikinci olan adayı Bernie Sanders’ın dinamik genç kitlesinin Hillary aleyhine yaptığı açıklamalar bunun bariz bir örneği olarak belirmiştir. Bu bir yandan da Clinton’ın önemli bir kaybı olmuştur. Bütün bunlara bir de geçmişte kadınlarla ilgili yakışıksız ifadelerin bulunduğu ses kayıtlarının yayınlanması eklendiğinde Trump’ın kolay bir süreçten geçmediği aşikardır. Clinton ise en fazla FBI soruşturması, e-posta tartışmaları ve bunlardan türeyen tartışmalar üzerinden hedef tahtasına oturulmuştur.

Trump, küresel çapta bilinen ekonomi dergisi Forbes tarafından hazırlanan listeye göre[1] dünyanın en zengin 324. kişisi olsa da, kampanya süresince Clinton’dan daha az para toplamıştır. Bu bütçenin Clinton’dan az olması önceki seçimler veri olarak alındığında yine Clinton’ı öne çıkaran unsurlardan olmuştur. Trump, rakiplerini hedef aldığı açıklamalarından bazılarında seviyeyi aşağı indirmiş, onu hedef alan kimseler ise tartışmayı bel altına çekmiştir. Çoğu kez seçim döneminde kendisine basının adil davranmadığını iddia eden Trump nihayetinde kazanmayı bilmiştir. Özel hayatına ilişkin bazı ses kayıtlarının sızdırılması, fotoğrafların servis edilmesi de bunlara eklemiş ve “kadınlara karşı saygısız adam” algısı yaratılmak istense de bu ABD seçimlerinin kaderini değiştirmemiştir. Bütün bu tartışmalar bir yana yaşananlara başka bir pencereden bakıldığında Trump’ın kazanmasının en iyi yanlarından birinin “kaset siyaseti”nin çökmesi olduğu rahatlıkla görülecektir.

ABD’de Seçimlere Katılım ve Seçim Sistemi

ABD seçimlerine katılım oranı 2000’den bu yana yüzde 50 – 60 civarında değişmektedir. Bu yıl, seçimlerdeki katılım oranı yüzde 55,6 oranında gerçekleşmiştir ki, bu oran geçtiğimiz senenin de altındadır. Bipartisan Policy Center tarafından da yayınlanan 2012 Seçimlere Katılım Oranı Raporu’nda[2] geçtiğimiz seçimlerin katılım oranının 2008’deki 62,3 oranına göre düşüş göstererek yüzde 57,5 oranına düştüğü ifade edilmektedir. Dolayısıyla ABD’deki katılım oranının yüksek olmadığı söylenmelidir. Öte yandan, ABD’de başkanlık seçimle alınan oy oranının bire bir yansıması olarak değil eyaletlerin delege sayısı üzerinden belirlenmektedir.

Clinton, yüzde 47.7 ile 60.458.647 kişinin oyunu almış, Trump ise yüzde 47,4 ile 60.068.599 oy alsa da daha fazla seçici delegeyi kazanarak başarıya ulaşmıştır. ABD’deki başkanlık seçimlerinde bir eyalette bir aday diğerinde bir oy fazla olsa bile o eyaletteki bütün delegeler onun hanesine yazılmaktadır. 435 temsilciler meclisi, 100 senato ve üç tane de başkente özel delegenin toplamı olan 538’in yarısının bir fazlasını bir diğer deyişle 270 delegeyi kazanan aday başkanlık koltuğuna oturmaktadır. 2016 seçimlerinde Hillary Clinton’ın Donald Trump’tan fazla oy almasına rağmen seçilememesindeki neden de bu sistemdir.

Özellikle, önceki seçimlerde Obama’nın kazandığı 29 delegesi olan Florida’da, 18 delegesi olan Ohio’da, 15 delegesi olan Kuzey Carolina’da Trump’ın seçimleri alması Clinton’ın elini zayıflatmış ve Trump’a Beyaz Saray’ın kapılarını açmıştır. Yine Temsilciler Meclisi ve Senato’daki oranlara bakıldığında Cumhuriyetçilerin ağırlığı görülmektedir. Siyasi olarak değerlendirildiğinde iki yerde de Trump’ın eli rahat olacaktır en azından ABD’lilere özgü tabirle “topal ördek” konumunda değildir; ama ABD içerisinde kendisine sansasyonel söylemleriyle yarattığı muhalefetle çoğu noktada sorun yaşayabilir. Bunun ilk kıvılcımları da en fazla delegeye sahip eyalet olan ve demokratların kalesi sayılan Kaliforniya’dan gelen ayrılmaya yönelik ilik dakika açıklamaları ve seçimlerden hemen bir gün sonra başlayan “anti-Trump” protestoları ile kendini belli etmiştir.

Neden Trump Kazandı?

Genel manada, ABD sisteminin dünyada genel manasıyla ABD içerisindeki iki partili sistemin Demokratlar zamanında “güvercin” olup Cumhuriyetçiler zamanında “şahinleştiğini” ya da en azında böyle bir algı yaratmaya çalıştığı söylenebilir. Bu sistem üzerine kurulu olan yapı yine demokrattan sonra bir Cumhuriyetçinin gelmesine ortam hazırlamıştır. En başta iki adayın da kendi cephesinden destek görmesi bağlamında birçok sorun yaşadığı belirtilmelidir. Özellikle Trump’ın bunu medyaya açık olarak yaşamıştır. Başkan seçildikten sonraki ilk konuşmasında ABD’nin Dışişleri Eski Bakanı Condollezza Rice’ı “seçimin yıldızı” olarak takdim etmesi bir bakıma bütün bu söylentilere de bir mesaj olarak görülmelidir. Seçim kampanyası zamanında Clinton’ın ana akım tarafından parlatılması ve anketlerle cilalanması sonucu beklenti giderek artmıştır. Ne var ki, anketlerin başarısızlığına ilişkin bir değerlendirme yapılacaksa ABD’nin içerisindeki “sessiz çoğunluk” son sözü söyledi, denebilir.

trumpgun.jpg

Obama, iki dönemde yıpranmıştır ve Clinton’ın Obama’dan farklılığı olmayan, özünde umut içeren politikaları heyecan yaratmamıştır. Seçmenin değişimi bu sefer “Change” yani “Değişim” sloganıyla gelen Obama’dan sonra ABD’yi geçmişe referansla bir yenilik getireceğini ve “yeniden” muhteşem yapacağını iddia eden Trump’ta vücut bulmuştur. Daha çok endişe üzerinden söylem üreten Trump ise ABD halkının kodlarını iyi çözmesiyle zaman zaman yarattığı şoklarla aslında heyecan vermiştir. Clinton’ın normatif siyaset dili, Trump’ın pratik üslubuna yenilmiştir. Hillary, şefkatli bir anne olarak görünmeye çalışmış; ama ABD bunun yerine sert ve zaman zaman anlayışsız bir baba profili çizen Trump’ı tercih etmiş hatta bu profil bazılarına daha samimi gelmiştir.

ABD’de halihazırdaki sisteme itiraz bu sefer aslında sistemin özü gibi görünen WASP’lardan (White Anglo-Saxon Protestant) nitelenen Beyaz Anglo-Sakson Protestan kesimden gelmiştir; ama WASP’ların orta-alt katmanı burada lokomotif olmuştur. Dünya burjuvazisinin sembol isimlerinden biri olan Trump, beklenenin aksine sermaye gruplarının desteğini beklendiği derecede alamamıştır. Korumacılığın bir yansıması olarak mültecilerin ülkeye girişinin kısıtlanması dünya tarafından konuya yaklaşım problemi olarak algılanmış; oysa daha kapsamlı bakıldığında ama ABD içerisindeki az kazanan sınıf bu yasağı kendilerinin “ekmek parası” kazandığı işlerinin korunması olarak değerlendirmiştir. Beyazdan öte bembeyaz yakalı Trump, asıl olarak mavi yakalıların oylarıyla gelmiştir. Buna ek olarak, “ötekiler”in haklarını söylemlerinde öncelik veren Clinton’ın ise sermaye gruplarıyla girdiği ilişkileri ve siyasi sicili sebebiyle güvenilmezliğini artıran faktörlerden olmuştur. Trump, Müslümanlara ilişkin söylemi sadece yüzde 1’i Müslüman olan ve mültecilere ilişkin çekincelerin günden güne arttığı ABD içerisinde taban bulmuş, burada zaten çok karmaşık olmayan çoğunluğa hitap eden basit bir strateji kurgulanmıştır.

Ayrıca, Clinton’ın seçimi kaybetmesinin ana faktörlerden birisi, Trump’ın bu kadar eleştirildiği bir ortamda kendi tabanını tam manasıyla koruyamamış olmasıdır. Latinler, Afro-Amerikanlar, Müslümanlar gibi kesimlerden Trump’tan açık ara daha fazla aldığı oy geçmiş dönemlerin gerisinde kalmıştır. Latinler arasında National Election Pool’un sandık çıkış anketine[3] göre Clinton yüzde 65 ile Obama’nın 2008’de aldığı yüzde 67 ve 2012’de aldığı yüzde 71’den fazla daha düşük bir performans göstermiş, rakibi Trump ise 2008’de Cumhuriyetçi Aday Mitt Romney’in yüzde 27’si ile 2008’de McCain’in yüzde 31’i arasına yüzde 29 ile yerleşmiştir.

trump%2Bapprentice(1).jpg

Sonuç olarak bütün anketleri alt üst ederek Trump kendisine aslında popüler kültürün kendisini dünyaya tanıttığı televizyon programı “The Apprentice”den (Çırak) sonra Oval Ofis’e yolunu yine popülizm dolu söylemleriyle açmıştır. Trump’ın “çıraklık döneminden” sonra 20 Ocak 2017 tarihinde resmen başlayacağı “başkanlık dönemi” neler getirecek birçok noktada soru işaretleri bulunmaktadır.

Trump Döneminde Dünya Nasıl Bir Amerika Görecek?

Trump’ın politikalarındaki öngörülemezlik en büyük birçok ülke adına büyük bir handikap olarak ortaya çıkıyor. Daha önce devlet kademesinde hiç görev yapmayan Amerikan tarihinin en yaşlı başkanı Trump’ın döneminde daha korumacı bir anlayışın hakim olması beklenmektedir yalnız buradan ABD’nin izolayonist bir çizgiye çekileceği anlaşılmamalıdır. İlerleyen yıllarda muhtemelen tartışacağımız “Trump Doktrini”, ABD’nin “non intevention” ve “isolation” üzerine oturan zamanının Monroe Doktrini ile alakasızdır. ABD’nin korumacılığı aslında hegemonyasının dünyada geliştirilmesi olarak düşünülmektedir. ABD dışında terörle mücadele üzerinden daha aktif bir tutumun ayak izleri Trump’ın söylemlerinden algılanmaktadır, Trump’un Clinton’dan Irak Şam İslam Devleti ile (IŞİD) daha iyi mücadele edeceği zaten ABD seçmenindeki genel kanaattir.

Ekonomik olarak biraz daha korumacı politika izlenilecek Trump dönemine Obama’nın büyük projesi Obamacare de yeniden gözden geçirilecektir ve çok çaba harcanan bu projenin iptali de muhtemeldir.. Bununla beraber bu güne kadarki demokrasi söyleminin “Trumpist” dış politikada en azından şu ana kadarki açıklamalardan anlaşılan kadarıyla aynı derecede kullanılacağı çok olası gözükmemektedir. Orta Doğu’ya ilişkin değerlendirmelerinde de Saddam ile sorununun olmadığını, hali hazırdaki durumun daha kötü olduğunu ifade etmiştir. Trump’ın kişisel olarak bazılarına göre otoriter bazılarına göre ise güçlü liderlerin olduğu rejimlerle büyük problemler yaşamayacağı başta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ılımlı mesajlardan görülmüştür. Tabii ki, ülkenin liderinin özelliklerini Amerikan dış politikasının davranış geliştirme kalıplarından tek belirleyicisi olarak okumak son derece yanlıştır. Ters bir önek olarak, asıl gerginlik noktalarından birisi ise iş adamı kimliğiyle de öne çıkan Trump’ın ekonomi üzerinden Çin ile yaşayacağı gerginlikler olabilir. Obama döneminde yapılan “Iran Deal” da artık ABD’de sorgulanmaya başlayacaktır. Obama’ya göre İsrail’e daha yakın olacak Trump’ın Türkiye ile geliştireceği ilişkiler de merak konusudur.

Türkiye’ye Bakacak Olursak…

Seçim sürecinde Türkiye ile alakalı iki adayın da doğrudan etki yaratacak bir açıklaması olmamıştır. Türkiye’de ise çok renk vermemiştir. Clinton’un Fetullahçı Terör Örgütü’nden (FETÖ) bağış aldığına ilişkin Amerikan basınında çıkan haberler, Clinton’a bakışı soğutmuş. Trump’ın Müslümanların ülkeye girişine yasak koyacağına ilişkin açıklamaları da Trump antipatisinin oluşmasına sebebiyet vermiştir. Bunun yanında, FETÖ’ye ilişkin Türkiye’nin beklediği açıklamaların seçim sonrası Trump’a yakın isimlerden gelmesi Trump kanadına karşı esen olumsuz havayı ve bir nebze yumuşatsa da 15 Temmuz’daki hain darbe girişimi sonrasında ABD ile ilişkileri şu an için tam manasıyla onarmak için yeterli değildir.

Türkiye ile ilgili açıklamalar hem Trump hem de Clinton tarafından yapılan diplomatik alışılagelmiş cümlelerden ibaret kalmıştır. Diğer seçim kampanyalarının sıcak konularından olan asılsız Ermeni iddiaları konusu bu sefer gündeme gelmedi. Türkiye, adayları genellikle yanı başındaki Orta Doğu konusundaki söylemlerine göre değerlendirmiştir. Clinton’ın terör örgütü PYD’ye açık destek verileceğine ilişkin demeci belki de en çok tartışılanı olmuştur. Trump ise Rusya’ya Clinton’ın aksine daha sıcak bakmakta ve bunun Suriye’de nasıl tezahür edileceği tahlil edildiğinde muhaliflere Clinton’a göre daha uzak sayılmaktadır.

Kısaca; Clinton Türkiye’nin uzak olduklarına yakın, Trump ise Türkiye’nin yakın olduklarına şu anda uzak görünmektedir. Ne var ki, önceki ABD başkanları gibi ABD başkanları gibi Trump da ABD’yi yeniden keşfetmeyecek, ne kadar kişisel değişimler yaşansa da ABD’de “sistem” dış politikada nüanslarla devam edecektir.

Türkiye’nin yine etkileneceği noktalardan birisi de NATO’dur. Trump’ın NATO’nun revize edilmesi gerektiğine ilişkin söylemleri ve üyelerin ödediği payın artırılmasına ilişkin açıklamaları ilerleyen günlerde yeni tartışmaları tetikleyebilecek ve şu anda belli olmayan yeni bir nokta konsepti benimsenmesinin önünü açabilecektir. İki ülke arasındaki ilişkilerin çekirdeğini NATO oluşturduğundan bugüne kadar çok gündeme gelmese de bu bakış açısının Türkiye tarafından özellikle Şangay İşbirliği Örgütü’ne üyelik gibi konuların tartışıldığı bir ortamda ne şekilde değerlendirileceği oldukça önemlidir.

Değerlendirme

ABD seçimlerinin kampanya döneminde adayların projelerinden çok skandalları konuşulmuş ve birçok kesimin beklediğinin aksine zaman zaman öcüleştirilen Trump’ın zaferiyle sonuçlanmıştır. Trump’ın kendi has sivri üslubuyla gelecek açıklamalarına dünyanın hazır olması gerekmekle birlikte genel havası muhtemeldir ki, başkanlığa başladığında yumuşayacak gözükmektedir. Siyasi olarak desteğini alamadığı kendi partisinde Temsilciler Meclisi Başkanı Paul Ryan gibi isimlerle başkanlığı kazandıktan sonra beraber poz veren Trump bu bağlamda süreç içerisinde benzer sorunları aşacağa benzese de kampanya döneminin kutuplaştırıcı atmosferinde yarattığı toplumsal muhalefet ile önümüzdeki süreçte başka sorunlarla da yüzleşebilecektir. Trump’ın “baş belası” olduğunu söyleyen kesimler gelecekte eleştirileri ve zaman zaman protestolarıyla Trump’ın başını ağrıtabilecek gibi gözükmektedir.

ABD’de Trump’ın başarısı aslında beyaz yakalı olmayan beyaz Amerikalıların değişim talebidir. Bu yolda kilidi açan ise popülizm olmuştur. Trump döneminde genel manada ekonominin belirleyici olacağı bir anlayış görülse de ekibi tam olarak belli olmadan net hükümlerde bulunmak doğru gözükmemektedir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD’nin Yeni Başkanı Donald Trump’ın kişisel olarak iyi uyum yakalayabileceği yorumları bulunmakla birlikte Türkiye’de ise 15 Temmuz sonrası başlayan kopuşun ne derece onarılacağı ilk olarak FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in iadesi ve Orta Doğu’daki dengeler üzerinden belli olacaktır. Hali hazırda, Türkiye Suriye’de ABD’nin kendi kara kuvveti olarak gördüğü terör grupları olan YPG/PYD ile direk olarak bir savaş halindedir. Trump, genel hatlarıyla politikayı devam ettirecek ama Clinton kadar yakın bir görüntü oluşturmamıştır. Trump’ın Kürtlere karşı hayran olduğu açıklamasının altının ne şekilde doldurulacağı, bunun terör örgütlerinin kapsayıp kapsamadığı kayda değer bir belirleyici olacaktır. Trump’ın Müslümanlara ilişkin olası olumsuz demeçleri gerginlik kaynağı olarak bir potansiyel görünmektedir. FETÖ’ye de Clinton kadar yakın gözükmeyen Trump’ın iade sürecindeki yaklaşımı merak konusudur. Sürecin yargıya devredilerek uzama ihtimali ise ilişkileri istenilen seviyeye getirmeyecek, Türkiye’nin Rusya ile olan yakınlaşması sürecektir.

[1] Donald Trump Falls 35 Spots On The Forbes 400, http://www.forbes.com/sites/chasewithorn/2016/10/04/donald-trump-falls-35-spots-on-the-forbes-400/#776bbb653885, Erişim Tarihi: 9 Kasım 2016.

[2] 2012 Voter Turnout Report, http://cdn.bipartisanpolicy.org/wp-content/uploads/sites/default/files/2012%20Voter%20Turnout%20Full%20Report.pdf, Erişim Tarihi: 9 Kasım 2016

[3] Hillary Clinton Wins Latino Vote, But Falls Below 2012 Support For Obama, http://www.pewresearch.org/fact-tank/2016/11/09/hillary-clinton-wins-latino-vote-but-falls-below-2012-support-for-obama/, Erişim Tarihi: 10 Kasım 2016.

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

www.ozelburoistihhbarat.com

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: