YENİ DÜNYA DÜZENİ DOSYASI : KÜRESELLEŞMENİN GÖLGESİNDE YENİ DÜNYA DÜZENİ -3


(Adnan Bülent Baloğlu’nun Kuzey’in Kasım sayısı için kaleme aldığı yazısıdır…)

Mısırlı Marksist iktisatçı Samir Amin’e göre, Yeni Dünya Düzeni adıyla kurgulanan yeni sistem, ipleri ABD’nin elinde olmak kaydıyla dünyayı üçlü bir sacayağından –ABD, Avrupa ve Japonya- ibaret sayıp gerisini ‘yok’ hükmünde gören ve bir ‘bedel’ ödemeksizin yeryüzü kaynaklarını hortumlamayı şiar edinen bir emperyalist sömürü düzenidir. Samir, bu ‘üçlü’ arasında da çatışmalar yaşansa da bunun dozajının düşük olduğunu, hacimce daha büyük çatışmaların bu üçlü blok ile ‘öteki’ olarak konumlandırılanlar arasında yaşanacağını söyler. Bu ‘küresel liberal ekonomik’ düzeni korumak, daha doğrusu, küresel sermayenin iktidarını sağlamlaştırmak adına yapılması gereken şey ise, bu düzenin tekerine taş koyanları boyunduruk altına almak ve susturmaktır. Bunu temin edecek önemli stratejilerden bir tanesi de bu ülkeleri iç savaşlarla, kitlesel halk hareketleriyle zayıflatmak ve nihayet, birbirine kırdırmak olmalıdır. Velev ki bu, bitip tükenmek bilmeyen bir savaşlar silsilesi demek olsa bile…

Samir Amin’in bu tespitleri ışığında anlıyoruz ki, 2013 yılındaki Taksim Gezi olayları yalnızca bir park ve ağaç meselesi kesinlikle değildi. Zira bu olayların Türkiye ekonomisine maliyeti 120 milyar ile 157 milyar dolar arasında değişmektedir. Keza Arap Baharı’nın bölge ülkelerine maliyeti de 800 milyar doların üstündedir. İlaveten Arap Baharı, Graham Fuller’ın da ifade ettiği gibi, yerleşik rejimlerinin önemli bir kısmını devirmekle kalmamış ilgili ülkelerdeki ideolojik çatışmaları yoğunlaştırmış, ‘çatlak’ tabir edilen siyasi, toplumsal, etnik, mezhepsel çatışmaları körüklemiş ve ‘iç savaş’ tehdidini olağanüstü biçimde arttırmıştır. Irak, Suriye, Yemen, Libya gibi hali hazırda çatışma ve savaşların yoğun biçimde devam ettiği ülkeleri burada zikretmemiz gerekmektedir. Üstelik Mısır ve Tunus’un yaşanan olayların ardından IMF’nin kapısını çalmaları da ayrı bir not olarak düşülmelidir.

Şu kadarını ifade edelim ki, kaybeden kim olursa olsun, kazananın mutlak surette, kapitalist sisteme hükmeden küresel sermayedarların olduğu bir dünyada yaşıyoruz. ‘Güçlü’ olanın ayakta kaldığı, ‘acımasız’ rekabetin geçerli olduğu bir piyasa / pazar var ve bizler istesek de istesek de bu pazarın tam ortasındayız. Bu pazarın ‘denetçi’ kurumlarını –Dünya Ticaret Örgütü, IMF ve Dünya Bankası– inşa ve dizayn edenler, kurallarını koyanlar ise büyük ‘tekelci’ sermayedarlardır.

Peki, kim bu ‘tekelci’ sermayedarlar? Tekelci sermayedarlardan maksat, yukardaki üçlü sacayağının –ABD, Avrupa ve Japonya– devasa şirketleri ve onların bir avuç patronu olup, Samir Amin’e göre, bunlar şu beş alanda tekelleşmiş vaziyettedirler: teknoloji; finans, doğal kaynaklar; iletişim ve medya; kitle imha silahları.

Nobel ödüllü ekonomist ve akademisyen Joseph Stiglitz, bir takım faydalarına rağmen küreselleşmenin bir ‘hayal kırıklığı’ olduğunu söyler. Stiglitz’in hayal kırıklığı dediği şey, elbette ki, bu sistemin mucitleri için geçerli değildir, bilakis sistem, onlar için sistem tıkır tıkır işlemektedir.

Gerek küreselleşme gerekse onun motor gücü neo-liberalizm kapitalizmin icadıydılar ve kapitalist yayılmanın önünü açma işlevi üstlenmişlerdi. Bireyin özgürlüğü, insan hakları, demokrasi gibi unsurlar vitrine konmuş olsa da perde arkasında yapılmak istenen şey, toplumların, din, mezhep, dil, etnisite üzerinden bölünmesi, ayrıştırılması, kutuplaştırılması olmuştur. Bu çerçevede, ayrışma, bölünme ve kutuplaşmayı şiar eden her yapı, her hareket, her grup her anlamda desteklenmiş ve önü açılmıştır. Bu bağlamda en fazla desteklenenler İslam dünyasında mantar gibi biten oluşumlar olmuştur. Yine bu çerçevede, kapitalist yayılmacılığın ‘kutuplaştırma’ projesinden nasibini en fazla alan İslam dünyası olmuştur desek kesinlikle abartmış olmayız.

Özellikle Soğuk Savaş sonrasında İslam üzerinden kurgulanan senaryoların, 9/11 ile birlikte teker teker hayata geçirilmesi bir tesadüf değildir. Tarihin hiçbir döneminde görülmemiş olan İslam’a ve Müslümanlara yönelik bir algı operasyonu, ‘Medeniyetler çatışması’, ‘İslamofobi’, ‘Fundamentalist İslam’, ‘Radikal İslam’, ‘Ilımlı İslam’, ‘Dinler ve Kültürlerarası Diyalog’ gibi kavram ve kurgular üzerinden yürütülmüştür.

Daha önce küresel ‘derin yapı’nın, namı diğer ‘üst akıl’ın hedef ülkelerde taşeron örgütler kurup desteklediklerini ve bunlar vasıtasıyla hem ideolojik, siyasi, etnik ve sosyal çekişmeleri hem de dinsel ve mezhepsel ayrışmaları körüklediklerini ifade etmiştik.

15 Temmuz Darbe kalkışmasının ardındaki taşeron örgüt FETÖ, hiç şüphesiz, küresel derin yapının tasarlayıp piyasaya sürdüğü, uzun yıllar boyu sabırla adım adım beslediği, büyüttüğü ve her yerde önünü açtığı bir ‘küresel’ yapıdır. Bir ‘Hizmet Hareketi’ kisvesi altında başlayan cemaat yapılanmasının bir terör örgütüne dönüşmesi, ona samimi ve gönülden bağlananlar için şaşırtıcı olduğu kadar, derin bir hayal kırıklığıdır. Bu hareketin sözde ‘imam’ kadroları ise bir ‘kesin’ inançlılar ordusudur; Fethullah Gülen ise bu ordunun mehdisidir. Hali hazırda onların pek çoğu firaridir, efendileri onlara kucak açmıştır; bu firariler, topladıkları devasa ‘himmet’ paralarıyla besledikleri lobilere Türkiye aleyhine kara propaganda yaptırmaya devam ettirmektedirler.

Bir cümle ile tarif etmek gerekirse, bu hareket, sömürgeci, tüketime dayalı kapitalist pazar mantığına itiraz etmeyecek, onun küresel efendilerine her daim boyun eğecek hatta onları kutsayacak ‘uysal / ılımlı’ bir Müslüman tipini üretme ve bu Müslümana birebir uyacak ‘gevşek’ bir Müslümanlık algısını ve anlayışını ikame projesinin Türkiye ayağıdır. Hedef büyük ve küreseldir; hedef, Hilafet kurumunun asırlarca hamiliğini yapmış Müslüman Türkiye üzerinden bütün İslam ülkelerini ve dünyanın her köşesine dağılmış Müslüman topluluklarını ehlileştirmek, hizaya getirmek ve yeniden dizayn etmektir.

Fethullah Gülen ise, bu iş için seçilmiş ve gençlik yıllarından itibaren eğitilmiş bir din ‘mühendisi’dir. Daha açık bir ifadeyle, kavram, uygulama ve değerleri üzerinden İslam’ın metafizik ve ahlâki içeriğini zayıflatma, etkisizleştirme, Cizvit tarikatları yapılanmasına benzer bir örgüt yapılanması dâhilinde Müslüman toplumunu kapitalist pazarın acımasız ve adaletsiz uygulamalarına karşı pasifleştirme rolünü üstlenen ‘dindar’ kisveli bir mühendistir. Onun ‘inanç’ tabanlı bir sivil toplum hareketi vasıtasıyla ‘radikal İslam’ın yanlış söylemleri tashih edilecek, Batı ile olumlu ilişkiler kuracak bir gençlik yetiştirilecek, dinler ve kültürler arası diyalog çalışmalarıyla küresel barışa katkı sağlanacaktır. Türklerin ‘Gandhi’si, yeniliklere açık bir ‘modernist’, alim, vaiz ve entelektüel olarak lanse edilen Gülen önderliğindeki projenin her yerde önünün açılması ve desteklenmesi için istihbarat teşkilatları da seferber edilecektir.

‘Gülen Hareketi’, onu inşa edenler, koruyup kollayanlar ve propagandasını yapanlar için ‘ılımlı İslam’ın tek sesi ve örneğidir. Nitekim örgütün yurtdışı sözcüsü gibi çalışan Graham Fuller’e göre, bu hareket, İslam dünyasını giderek kuşatan hoşgörüsüz ve radikal akımların aksine, “ılımlılık, diyalog ve İslam’da modernite arayışına öncelik veren dünyadaki en geniş, en güçlü ve en etkili İslami harekettir” (Türkiye ve Arap Baharı, Ankara 2016, s. 203).

Vaktiyle Protestanlık ve daha sonra da Katoliklik dogmalarından arındırılmış, modern dünyanın seküler kurumlarıyla uyum içinde çalışmaları temin edilmiştir. Dinin ekonomik yaşama ve siyasete müdahalesi sembolik düzeye indirilmiştir. Ahlâkın, sanatın, sosyal ve siyasi hayatın üzerinden adeta bir silindir misali geçen kapitalizmin dine de bir ayar çekmemesi düşünülemezdi. İnsanlar küresel patronların izin verdiği kadar dindar ve ahlâklı olacaklar; onların tasvip ettiği, sınırlarını belirlediği bir siyasetçi profili çizeceklerdi. Sosyal ilişkilerin ölçüsünü, tarzını ve sınırlarını da kapitalizm belirleyecekti. Bu ilişkiler ‘metalaşmış’ ilişkiler olacaktı.

Küresel patronların bu projesinden İslam da müstağni değildir. Hak, adalet, eşitlikten giderek uzaklaşan, haram-helâl arasındaki çizgileri giderek silinen, tüketim odaklı bir Müslüman yaratma çalışmasının önemli bir ayağıdır FETÖ. Fethullah Gülen’in dini referansları kendisine basamak yaparak kurmayı hedeflediği sözde ilmi, milli ve yerli yapı, Küresel sermayenin patronlarının tuzağına düşmüş, Batı mentalitesinin sistematiği içinde eritilmiş ve tabir caizse, yok edilerek bir ihanet şebekesine dönüştürülmüştür. Akıl, merhamet, vicdan, duygu ve akıl ile buluşmak yerine, komplo, yalan, ihtiras, zulüm ve ihanetle buluşmuştur. Belli bir siyasi, sosyal ve ekonomik güce eriştiğinde ise devlet kurumlarına sızmış, yurtta gerilimin tırmanması için siyasi cinayetleri peş peşe işlemiş ve nihayet 15 Temmuz gecesi de bir darbe kalkışması ile ne kadar gözü kara ve bir o kadar da karanlık bir örgüt olduğunu ortaya koymuştur.

Bu yapı, sadaka, zekât, kurban, vakıf, ahi teşkilatı, bereket, karz-ı hasen gibi dini kavram, ibadet ve hayır kurumları üzerinden Türk milletinin hayırseverlik, misafirperverlik, komşuluk, fakirlere yardım etmek, öğrenci okutmak ve burs vermek gibi güzel haslet ve duygularını istismar etmekte, paralarını, enerjilerini hortumlamakta bir beis görmemiştir. Bu bakımdan FETÖ, din istismarının en önemli, en bariz örneklerinden birisidir.

Bir hususun altını özellikle çizmeliyiz. Müslüman coğrafyaları işgal edenler, onların yeraltı ve yerüstü zenginliklerini sömürenler, şehirlerini tarumar edenler, ‘çileden çıkan’ öfkeli Müslümanları sözde ehlileştirme projesinin de mimarlarıdır. Dinleri ve dini yapıları küresel düzene uyum sağlayacak bir biçim ve içeriğe kavuşturma, onları dogmalarından arındırma faaliyetinin ayaklarından yalnızca bir tanesidir FETÖ tipi yapılanmalar.

Bu nevi yapılanmaları başından beri anlatmaya çalıştığımız küreselleş(tir)me mantığından ayrı göremeyiz. Bu yazı dizimize devam edeceğiz.

Sözlerimizi merhum Nurettin Topçu ile bitirelim. Eminiz ki, ona ait şu ifade FETÖ tipi yapılar hakkında bir gerçeği fısıldıyor bize: “Müminlerin kardeşliği böyle kara bir davanın altında barınmaz.”

Etiketlendi:, ,

www.ozelburoistihhbarat.com

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: