ÇİN DOSYASI /// ALİ RIZA ARICAN : Modern Çin Edebiyatının Öncüsü : Lu Xun


KAYNAK : http://www.cinhh.com/modern-cin-edebiyatinin-oncusu-lu-xun/

Modern Çin Edebiyatının Öncüsü : Lu Xun

Çin’in 20. Yüzyılda yetiştirdiği en büyük yazarlardan birisi olan Lu Xun (Lu Şün) biz Türkiyeliler için unutulması neredeyse imkânsız bir tarih olan 1881 yılında doğar. 1936 yılında, Şanghay’daki evinde uzun süren bir verem hastalığından sonra vefat eder. Asıl adı Zhou Shuren’dir ama annesinin soyadı olan Lu’yu kalem adı olarak kullanmıştır. Doğum yeri olan Shaoxing, aynı zamanda Çin Komünist Parti’sinin ilk liderlerinden Zhou Enlai’ın ve kadın devrim şehidi Qiu Jiu’nun da memleketidir. Varlıklı bir aileden gelmesine rağmen, çocukluğu sırasında ailesinin sosyo-ekonomik statüsünün tepe taklak oluşuna bizzat şahit olur.

Babası devlet memurluğu sınavlarını defalarca denemesine rağmen geçemeyince Qing hanedanlığında hatırı sayılır bir memuriyeti olan dedesi duruma el atar ve babasının sınavı geçmesi için yerel yetkililere rüşvet teklif eder. Dede, sadece kendi oğlu için değil, aynı şehirde yaşayan varlıklı başka ailelerin çocukları için de müdahalede bulunmak istemiştir aslında. Tarih kitaplarından ve Lu Xun’un kendi gözlemlerinden öğrendiğimize göre rüşvet o devirde, bu devirdekinden çok daha yaygın, çok daha kabul görmüş bir yükselme aracıymış. O derece ki dede parayı kendisi doğrudan vermiyor, uşağıyla gönderiyor. Uşak da safın önde gideni olsa gerek ki –belki de rüşveti başka bir alışverişin adıyla vermek istemişlerdi- verdiği rüşvet karşılığında makbuz istiyor. Yetkili şahıs da makbuz hazırlamak için defteri tekrar açtığında o sırada odada bulunan bir başka yetkili parayı görüyor ve rüşvet olayı açığa çıkıyor. Bundan sonrası Lu Xun’un ailesi için hep felaket, hep baş aşağı!

Dede, Pekin’de yargılanıyor ve idama mahkûm ediliyor. Yalnız idam tarihi sürekli ertelendiği için, tam bir işkenceye dönüşüyor ceza. Uzayan hapis günlerinin getirdiği maddi külfet de ayrı bir konu. Her bir erteleme için Lu Xun’un ailesi Pekin’deki yetkililere rüşvet ödemek zorundalar. İronik bir durum bu! Rüşvet vermekten idama mahkûm edilen bir suçlunun cezasını sürekli ertelemek ve her seferinde bu ertelemeler için rüşvet talep etmek.

Tabii, dedeyi hayatta tutmak için harcanan paranın haddi hesabı yok. Baba tüm bu olaylardan sonra iyice hayattan soğuyor, kendini içkiye ve afyona veriyor, yataklara düşüyor. Lu Xun o zamanlar ilkokul çağında bir çocuk. Babası ölmesin diye evdeki eşyaları mahalledeki tefeciye ipotek olarak veriyorlar birbiri ardına. Lu Xun ileriki yaşlarında o günleri çok iyi hatırlıyor çünkü pek çok kere kendisi gidiyor tefeciye eşya götürmek ya da parayı almak için. Evdeki eşyaları satarak elde ettikleri paralarla geleneksel Çin ilaçları alıyorlar ama tüm bu ilaçlara rağmen babanın sağlığı hiç de iyiye gitmiyor. Bir süre sonra da baba ölüyor. Lu Xun yıllar sonra yazacağı bir öyküde, tefecinin dükkânına giden bir çocuğu anlatmış ve yaşadığı utancı dile getirmiştir.

Babasının ölümünden sonra Lu Xun bir süre klasik Çin eğitimine devam etse de gençlik yıllarını Nanjing’deki teknik lisede geçiriyor. Burada Huxley’in “Evrim ve Ahlak” kitabını okuyor. Kitaptan o kadar çok etkileniyor ki dağda bayırda her yerde bu kitapla geziyor. Ayrıca Mill’in “Özgürlük Üzerine”si ve devrin ilerici Çinli yazarlarının o zamanın dergilerinde çıkan yazıları, genç Lu Xun üzerinde büyük ve kalıcı etkiler bırakıyor.

Liseden sonra Qing hanedanının bursu ile Japonya’ya tıp eğitimi almaya gidiyor Lu Xun. İlk yıl, Japonca hazırlık okurken sınıf arkadaşlarının sorumsuz ve lakayt davranışlarından çok rahatsız olsa da pek sesini çıkarmıyor. Gittikten bir süre sonra da Qing hanedanına bağlılığın simgesi olan atkuyruğu saçını kesmesi ileride göreceğimiz özgürlükçü ve ilerici Lu Xun’un ilk işaretlerini vermesi yönünden kayda değer bir gelişmedir. Yalnız Lu Xun’un saçını neden Japonya’ya varır varmaz değil de bir süre bekledikten sonra kestiği bazı araştırmacıların merakını çekmiştir. Malum, Qing hanedanı Çinli memurlara zorunlu kılıyordu bu atkuyruklarını ve sırf Japonya’daki Çinli öğrencileri izlesin diye casus memurlar gönderiyordu Japonya’ya. Lu Xun’un saçını, bu memur Çin’e geri dönmek zorunda kaldıktan sonra kesmiş olması, onun başlangıçta “Suya sabuna dokunmadan okulumu bitireyim” diyen bir öğrenci olduğunu ve zamanla siyasi bir kimliğe büründüğünü göstermesi adına ilginçtir.

Tokyo’ya geldikten az bir süre sonra, Lu Xun atkuyruğu saçını kesti. Başlangıçtaki isteksizliğinin nedeni Yao Wenfu adındaki, Qing hanedanı tarafından Japonya’daki öğrencileri izlesin diye gönderilen bir memur olabilir. Nasıl olmuşsa, Zou Rong ve birkaç arkadaşı Yao’yu bir kız öğrenciyle uygunsuz bir halde yakalayıp, saçındaki atkuyruğunu kesince, Yao Wenfu Çin’e geri dönmek zorunda kaldı. Bu durum Lu Xun’un tepki çekmeksizin saçını kesmesinin önünün açmış olabilir.[1]

Japonya’da bir yıl okuduktan sonra başından geçen bir olay, Lu Xun’u hekimlik kariyerinden vazgeçirip, onun yazarlık serüvenini başlatmıştır. Japonya-Rusya savaşı sırasında Rusya adına ajanlık yaptığı iddiasıyla kafası kesilerek idam edilen bir Çinlinin görüntülerinin arkadaşlarında hiçbir insancıl tepki ortaya çıkarmadığını görmesi, Lu Xun’u bu konuda uzun uzun düşündürür. Çinli öğrenciler sanki sirkte gösteri yapan bir hayvanı izliyor gibi duygusuzca bakmaktadırlar, kendi topraklarından bir insan gözleri önünde öldürülürken. Şunları yazıyor yıllar sonra yayınlanan bir kitabının önsözünde:

O zamana kadar, benim gibi Çinlilerle çok ciddi bir münasebetim olmamıştı. Bir gün, ders sonrası arta kalan zamanı dünyanın farklı yerlerinde çekilmiş resimleri göstererek geçiren bir profesörün sınıfında, Çin’de çekilmiş bir resme baktık. Ortada, elleri arkadan bağlanmış bir adam vardı. Etrafında en az onun kadar sağlıklı ve güçlü başka adamlar birikmişti ama bu adamların yüzlerindeki ifade açıkça ilan ediyordu onların az sonra gerçekleşecek olaya karşı ne kadar duyarsız ve hissiz olduklarını. Resmin altındaki yazıya göre; ortadaki Çinli, Japonya ordusunda Rusya için casusluk yaparken yakalanmış ve halka örnek olması için umuma açık bir yerde kafası kesilerek idam edilecekmiş. Etrafındaki Çinliler, manzaranın keyfini çıkarmak için gelmişlerdi adeta.[2]

Lu Xun bu deneyimden sonra anlıyor ki Çin’in ihtiyacı olan şey ne tıptır ne de mühendislik, tam tersine Çin’e gereken şey sanattır. Eleştiren, yıkan, baştan yapan, güçlüye boyun eğmeyen bir sanat anlayışıdır Çin’in hastalığına iyi gelecek olan ilaç. Ancak sanatın insan ruhunu yüceltici gücüyle Çin halkı hak ettiği çağdaş insan seviyesine erişebilir. Bu nedenle yazmaya daha çok vakit ayırmaya karar veriyor. Tıp eğitimini yarıda bırakıp –Sevdiği ve saydığı hocasını kırmamak için ona biyoloji çalışacağım diyor.- Çin’e geri dönüyor. Bu arada Jules Verne’in romanlarını ve Rusya ve Doğu Avrupa kökenli öyküleri Çinceye çeviriyor. Bu çeviriler hiç satmayınca ve bir de çıkardığı dergi istediği başarıyı elde edemeyince umudunu iyice yitiriyor. Çin’in geleceği ve batılılaşması konularında denemeler kaleme alıyor. 1908’de Mançu hanedanını devirmeyi amaçlamış Guang Fu Hui örgütüne üye oluyor. (Gerçi bu iddiayı kabul etmeyen tarihçiler de var.) 1909’dan itibaren okullarda öğretmenlik, yöneticilik, devlet memurluğu (eski metinleri kopyalama) işleri yapıyor. Bir yandan da öyküler ve denemeler yazıyor.

1911 devrimiyle umutlanıyor fakat bu umudu yavaş yavaş yerini yeise ve çaresizliğe bırakıyor. Bakıyor ki tek umut bağladığı cumhuriyet, istediği insan modelini yaratmakta pek etkili değil. Çin, politik devrime rağmen, insanları yine aç ve çaresiz, hayat nüfusun çoğu için yine çok zor. 1919’da göstericilerin vahşice öldürülmelerine şahit olunca (O kadar çok öğrenci tutuklanıyor ki hapishaneler dolduğu için üniversiteleri nezarethaneye / işkencehaneye çeviriyorlar.) artık tamamıyla vaz geçiyor cumhuriyetçi geçinenlerin vaatlerinden. Bu umutsuzluğunu tarihçi J D Spence şu anekdotla dile getiriyor:

Lu Xun, Yeni Gençlik[3] dergisinin editörlerinin ve yazarlarının da kendisinin Japonya macerasının başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra deneyimlediği yalnızlık duygusunu tattığına inanıyordu. Aynı zamanda bir türlü karar veremiyordu ne yapması gerektiğine. Gerçeklik bu kadar berbatken, rahatına düşkün Çin halkını uyandırıp, onu çirkinliklerle yüzleştirmenin nesi doğrudur? Bir gün, evine gelen Yeni Gençlik editörlerinden birisine şunları söyler: Demirden bir ev düşün. Kapısı ve penceresi olmasın bu evin. Asla yıkılamasın, asla hava almasın. Bu durumda içerideki insanlar kısa sürede uykuya dalacak ve bir süre sonra da havasızlıktan ölecektir. Uykuda ölecekleri için ölümün acısını hissetmeyeceklerdir. Böyle bir durumda sen avazın çıktığı kadar bağırsan ve uykusu hafif olanları uyandırsan, kime nasıl bir iyilik yapmış olacaksın? Editör umutsuzca yanıtladı Lu Xun’u. Dışarıdaki kişi her kimse elinden geleni ardına koymamalıdır o insanları kurtarmak için. Çünkü asla bilemeyiz evin ne derece yıkılmaz olabileceğini, denemeden asla bilemeyiz bu insanların kurtarılamayacağını.[4]

Bundan sonra sol akımlara daha çok yaklaşıyor Lu Xun ama asla Komünist Partiye üye olmuyor. Yazmaya, eleştirmeye devam ediyor. Öykülerinde halkın kullandığı dili temel almasıyla halk tarafından da el üstünde tutulan bir yazar haline geliyor. Ayrıca, seçtiği konular, tıpkı kendisini etkileyen Rus yazarlar (Gogol, Gorky) gibi, onu toplumsal gerçekçiliğe yakın bir konuma sürüklüyor. Yarattığı karakterlerde halkın ikiyüzlülüğünü, sistem tarafından ezilen insanın çaresizlikten nasıl birbirini yiyen bireylere dönüştüğünü, feodal (ağalık) sisteminin şeytana dönüştürdüğü köylüleri anlatıyor. Arthur Smith’in “Chinese Characteristics” kitabını Japonca çevirisinden, Bertrand Russell’ın “Problem of China”sını Çince çevirisinden okumuş birisi olarak batılıların gözünde “kusurlu, gelişmemiş, tembel, üçkağıtçı” olarak gördüğü Çin halkını korkusuzca eleştiriyor.

Lu Xun’un toplumsal gerçekçiliği cesur bir şekilde ön plana taşıması ölümünden yıllar sonra da olsa onu Mao’nun övgüsüne mazhar kılıyor. Mao, Lu Xun için “Kültür devriminin başkomutanı” ifadesini kullanmıştır. Hatta mezar taşının üzerindeki kaligrafiyi Mao bizzat kendisi yazar. Buna rağmen Mao’nun Lu Xun’un dolaylı ve simgesel anlatımını eleştirdiği zamanlar da olmuştur. Örneğin Lu Xun’un denemelerinden söz ettiği bir yerde “Bizler onun gibi lafı dolandırma ihtiyacı hissetmeyeceğiz. Ciğerlerimizin tüm gücüyle haykıracağız gerçeği. Devrim sonrası Çin’de saklama ihtiyacı olmayacak.” demiştir.

Lu Xun’un öyküleri yoğun simgesellik içeren öykülerdir. Bu durumu, edebiyat sanatının salt bir sanat olarak elde tutulmasına bağlı saf bir inanç olarak algılayabileceğimiz gibi, Lu Xun’un arada kalmışlığına da bağlayabiliriz. Komünist partiye bağlanamadı Lu Xun, cumhuriyetçilerde umduğunu bulamadı, milliyetçilere hiç yanaşmadı… Arafta kaldı bir bakıma. Arafta kaldığı için de halka halkı yazdı sadece. Yazar olarak niyetini tam olarak ortaya koymak ortada kalan birisi için zordur. Bu noktada simgesellik renkli bir kapı yaratır yazar için. O renklerle yapıt hedeften sapmaksızın karmaşıklaşır, birden fazla anlama bürünür. Herkesi mutlu edecek bir ortak metne dönüşür. Ayrıca, metnin kendine ait bir niyeti olduğu konusunda okuyucu ikna edilirse, yazarın büyüklüğünün tescili kaçınılmaz olur. Bu şekilde yazılan simgesel metinler klasik olma yolunda daha başarılı olurlar çünkü simgeler zamanın çarkları arasında daha rahat eğilip bükülürler,

Lu Xun hiç kuşkusuz bir edebiyat ve kurgu ustasıdır. Eleştirel konumunu korumak için hiçbir tarafa yanaşmamıştır. Haksızlığa şahit olduğu zaman meydana çıkmış ve destek vermiştir. Erken ölümüyle de kültür devriminin olası ağır hakaretlerinden kurtulmuştur. Bu da bugün var olan Lu Xun kültünü izah eden etkenlerden birisidir. Maalesef en az onun kadar büyük bir yazar olan Lao She uzun yaşamış, kültür devrimini görmüş ve devrimi “adam dövmek” olarak anlayan gençler tarafından tahkir edilmiş, sopalarla darp edilmiş, sokaklarda devrim karşıtı diye yürütülmüştür. Resmi kayıtlara göre de tüm bu aşağılamalara dayanamayıp 1966 yılında Taiping Gölünde intihar etmiştir.

Lu Xun’un yarattığı karakterler ayağı çıplak dilencidir, oğlunu devrim kavgasında yitirmiş bir kadındır, her türlü işe koşan uşaktır, hasta yavrusuna kana batırdığı ekmeği yediren cahil annedir, tefeciye evdeki son eşyaları götüren çocuktur, komşularının kendisini pişirip yiyeceğini düşünen delidir (gerçeği söyleyebilmek için deli olmak gerekir)… Lu Xun bunların öykülerini yazarken “Çinli” karakterini incelemiş, Çinli karakteri olarak ortaya konan arızaları değiştirmek için onları yerden yere vurmuştur. Bir çeşit toplumu kendisiyle yüzleştirme işine girişerek Çin edebiyatında o zamana kadar görülmemiş bir girişimin başını çekmiştir. Bu yüzden de yirminci yüzyılın edebiyat tarihçileri tarafından hak ettiği değeri görmüştür.

Eğer Şanghay’da yaşıyorsanız ya da yolunuz bir gün Şanghay’a düşerse, şehrin kalabalığından ve gürültüsünden uzak bir köşesinde yer alan Lu Xun müzesini ziyaret etmenizi öneririm. Zamanında gezmiş, üzerine kısa bir de tanıtım yazısı yazmıştım. Müzede, tıpkı Qu’nün müzesinde olduğu gibi Lu Xun’un kişisel eşyalarını, onu etkileyen yazarları ve yazmış olduğu kitapların ilk basımlarını görmek mümkün.

[1] Çeviri: http://mclc.osu.edu/rc/bios/lxbio.htm

[2] Lyell, sayfa 23, wikipedia.org

[3] Zamanın ilerici dergilerinden birisi.

[4] The Gate of Heavenly Peace: The Chinese and Their Revolution by Jonathan D. Spence

Diğer Kaynaklar:

Ayrıntılı Hayat Hikayesi: http://mclc.osu.edu/rc/bios/lxbio.htm

Kısa Hayat Hikayesi: http://en.wikipedia.org/wiki/Lu_Xun

Yapıtlarının Bazıları (İngilizce): http://www.marxists.org/archive/lu-xun/index.htm

Lu Xun’un etkilendiği yapıtlardan birisi olan, 19. yüzyılda Çin’de yaşamış bir misyoner rahip tarafından yazılmış “Chinese Characteristics” kitabı: http://library.uoregon.edu/ec/e-asia/read/asmith.pdf

Türkçe’de yayınlanan öykü seçkisi “Çığlık”: http://www.idefix.com/kitap/ciglik-lu-sin/tanim.asp?sid=RUF6WGKAML3K4HT50HPR

Çığlık üzerine yazılmış bir eleştiri yazısı: http://www.kitapkokusu.net/index.php/c1/62-clk.html

Etiketlendi:, , , ,

www.ozelburoistihhbarat.com

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: