SANAT DÜNYASI : BILL HICKS’İN ÖLÜMÜ (+ 18 ARGO İÇERİR)


Bill Hicks (1961-1994) insanın yüreğine dokunan “gerçek” sanatçılardan biri. Sanatçı dedikten sonra, ayrıca “gerçek” diye belirtmeme gerek yok; zira sanatçı zaten gerçeğin izinden giden insandır. Ama şu son zamanlarda ortalıkta, iktidardaki şahısların testislerini iştahla yalayan o kadar çok sanatçı müsvettesi var ki bunu belirtme ihtiyacını duydum. Biyografisine bakarsanız Bill Hicks stand-up komedyen diye geçiyor. Aslında o bir komedyen değil. Bana göre, kesinlikle değil. Gösterisini seyrettiğim anda bırakın gülmeyi, ağlamaya başladım. Zira Bill Hicks hepimizin takındığı o yüzlerce maskenin ardındaki vahşetimizi, bazen peri kılığına giren canavarımızı, kanlı ellerle bebek seven katilleri ve içine hapsolduğumuz bu dünyayı o kadar güzel anlatıyordu ki, dayanamayıp alkışlamaya başladım ve sessizce karanlıkta ağladım.

Çok genç öldü. 32 yaşında. Kendine hiç bakmadı. Hayatı alkol, sigara ve uyuşturucuyla doluydu. Kendince dalga geçiyordu sigara alışkanlığı ile: “Çok sigara içtiğim doğru değil, günde sadece iki çakmak tüketiyorum!” Sağlığına bile siktir çekti ve bildiği gibi yaşadı. Bildiği gibi öldü.

Sağlık. Bazı insanların sağlıklı hâlleri beni çıldırtıyor! Onu yesem sikim kalkar mı, bunu içsem götüm kanar mı muhabbbetleri eşliğinde, televizyonlarda, suratlarında çiğ bir gülümseme ile acaba ne bok yesek de bir gün daha bu dünyada kalıp içine sıçmaya devam etsek diyen insanların düzene, sisteme, “büyüklerimize” bağlı köleliklerine katlanamıyorum. O tarz insanlar Bill Hicks gibileri anlayamaz. Asla anlayamayacaklar.

Bill Hicks küfürbazdı. Amerikan rüyasına kalayı bastı. Bayrakmış, dinmiş, maneviyatmış bunlara hiç aldırmadan kendi doğrularını dile getirdi. O bir haindi. Amerikan bayrağını yaktı ve milliyetçilik denen salaklıkla dalga geçti. Özgürlüğü savundu. Tüm insanların özgürlüğünü, tüm insanların haklarını. Ama bir saniye, Bill Hicks, insan yığınlarının aslında köleliklerinden ne kadar memnun olduklarını da biliyordu. İğneyi o “iyi insanlara” da batırdı. Vatanını seven, dinine yürekten bağlı olan, askerlerini dualarla uğurlayan, o askerler deniz aşırı ülkelerde kara tenli, çekik gözlü babaları, anneleri, bebekleri öldürüp kızlarına da güzelce tecavüz ettikten sonra, onları hava alanında karşılayıp ibadethanelere koşan tüm iyi insanları da iğneledi.

Milliyetçilik söz konusu olduğunda içimizdeki vahşet uyanıyor. Hele ben bayrak yakınca, etrafıma doluşan embesillerin beni nasıl lanetlediklerini görebiliyorum.

“Hey ahbap, bayrağımızı yakıyorsun ama benim babam o bayrak için öldü!”
“Benimkinin ölmesine gerek kalmadı. Köşe başındaki markette 3 dolara satılıyor bu bayrak.”
“Sana benim güzel babacığım o bayrak için Kore’de öldü diyorum!”
“Ne tesadüf, benim bayrak da Kore’de imal edilmiş!”

Anlıyor musunuz? Hepimizin bayrağı kutsal. Herkesin kendi şehitleri, acıları, hatıraları, tâ okul sıralarında öğrendiği tarihi var. İşte bu yüzden artık bayrakların önemi kalmıyor. Çünkü herkes, ama herkes, kendi bitmek bilmeyen kutsalları için insanlıktan çıkıyor, başkalarının kafasına bombalar yağdırıyor, bebekleri parçalıyor, evleri yıkıyor, ümitleri söndürüyor, genç kızları çaresizlik içinde bırakıp onları genelevlerde pazarlıyor; sonra herkes kendisinin haklı olduğunu söyleyip bu kanlı oyuna devam ediyor. Amerikalılar, Çinliler, Ruslar, Araplar, Yahudiler, Afrikalılar … herkes. Ve bu noktada Bill Hicks, bayrak yaktığı için kendisine küfür eden adama şu cevabı veriyordu:

“Bak dostum, senin baban bu siktiğimin bayrağı için ölmedi. Bu, sadece bir bez parçası. Senin baban, sırasında bu bayrağı yakma hakkımızın bile bulunduğu özgür bir ülke ideali için öldü. İşte biz bunu kaybediyoruz.”

Uzun mesele. Konuyu fazla uzatmadan, Bill Hicks’in nasıl öldüğünü anlatmak istiyorum.

***

Pankreas kanseri sıçrama yapmış ve karaciğere, sonra diğer iç organlara zarar vermeye başlamıştı. Öleceğini biliyordu. Ocak 1994’de New York’ta son gösterisini yaptı. Seyircilerine öleceğini söyledi ve vedalaştı. Sonra ailesinin evine taşındı. Orda, sanat camiasından arkadaşları ile görüştü, onlarla da vedalaştı. Dostlarından biri onun son günlerini şöyle anlatmakta: “Bize kalbini tüm samimiyeti ile açtı. Acı çekiyordu ama yine de kendini iyi hissediyordu. Kendisiyle ve tüm dünya ile barışıktı. Ölümü karşılamaya hazırdı çünkü Tanrı’ya inanıyordu. O tanrı herhangi bir dinle alakalı olan tanrı değildi. Olağanüstü derecede yaratıcı, şaşırtıcı, hiçbir kelime ile ifade edilemeyen bir kudretti onun inandığı.”

Evet. Din dendiği zaman ağzına gelen bütün küfürleri eden bu adam Tanrı’ya inanıyordu ve ben de inanıyorum onun tanrısına. Ama inanmadığım şey benim, kendim, veya kendim diye tarif ettiğim şey her ne halt ise… İşte bu yüzden, kendi benliğini Tanrı diye yüceltip vaazlar çeken hiç kimseye inanmıyorum ve ben de Bill Hicks gibi, onların ego tanrısına ve dinlerine kalayı basıyorum.

Ve bir mektup yazdı Bill Hicks. Son mektubu. Alıntılıyorum:

Selam. 16 Aralık 1961 tarihinde Georgia’da William Melvin Hicks olarak doğdum. Tamam mı? Ben buyum işte; Georgia’lı Melvin Hicks. Daha en başta, hayata yanlış adım atarak başladım. Size göre, her şeyim yanlıştı. Ama ben hep “uyanık” oldum. İçimde bir şey, bu dünyanın, eğer istersek, daha iyi bir yer olacağını bana söylüyordu. Yıllar içinde bu şey benimle birlikte gelişti ve hep yaratıcı sanatlara aşkla bağlandım. Yazmak, rol yapmak, müzik, komedi .. edebiyata ve kitaplara derin bir bağlılık. Benim gelişmemde emeği geçen tüm o sanatçıları tanımamı sağladığı için Tanrı’ya şükürler olsun. Onlardan aldıklarımı kendi kelimelerime yükledim ve bir vizyon sahibi olmaya çalıştım. 16 Haziran 1993 tarihinde bana pankreastan sıçrayan karaciğer kanseri teşhisi kondu. Hayatımda duyduğum en tuhaf, en korkutucu şakaydı bu. Oysa kariyerimde ilerlemek, rüyalarımı gerçekleştirmek, önümde uzanan yolda yürümek istiyordum. “Neden ben” diye sordum, az daha ağlayacaktım: “Neden şimdi?”

Artık, bu tür soruların kendi cevapları olduğunu biliyorum. Her şeye rağmen, yine de kendi yolumda yürüyeceğime, kendi rüyalarımın peşinden koşacağıma inanıyorum. Amin. Aşk, kahkaha ve gerçek içinde yaşadım. Bundan sonra ise, gerçeğin, aşkın ve insanların gözlerini ışıldatan gülüşlerin olduğu yerde ben de olacağım, tüm ruhumla orda olacağım.

***

26 Şubat 1994 günü 11.20’de öldü. Aile üyelerinin yattığı bir arsaya gömüldü ve tüm isyanını yanında taşıdı. Huzur içinde olsun.

***

Yaşamak sadece nefes almak olmamalı. Ritmik hareketlerle hava basan bir makine de nefes alıp vermekte. Bunun bir önemi yok. Yaşamak, hem ciddiye alınacak, hem de o ciddiyet içinde, başımıza gelebilecek her şeye rağmen, yüreğimizde bir umudu yaşattığımız üretici bir canlılık olmalı. Kimsenin eleştirmesine aldırmadan, üreten, veren, paylaşan, yargılamayan ve -bazen ne kadar zor olsa da- affeden bir canlılık. Yazımı onun bazı sözleri ile bitirmek istiyorum:

Korkmayın. Endişe etmeyin. Sadece bir rüyadayız. Sadece bir eğlence parkında geziyoruz. Bu sadece bir gezinti. Bizden önce, hayatın bir rüya olduğunu anlayan insanlar bize hep bunu söylediler. Ama biz o güzel insanları hep öldürdük. Bunu biliyor musunuz? Onları hep öldürdük. Şeytanları ortalığa saldık. “Hey, şu adam çok konuşuyor, susturun onu! Bu sistemi kurmak için ne kadar çok çalıştık. Banka hesaplarımız var, şirketlerimiz var, ciddi insanlarız bizler, susturun bu haini!”

Ama ben diyorum ki, korkmayın. Hayata iki türlü bakabilirsiniz. Korkunun gözleri ile veya sevginin gözleri ile. Korkunun gözleri size evinize daha çok kilit takmanızı, daha büyük silahlar satın almanızı ve kendinizi her şeyden yalıtmanızı söyler. Oysa sevginin gözleri size hepimizin bir olduğunu söyler. Belki bunu anlayabilirsek, o zaman, bu hayatı ve tüm evreni keşfedebilmek için birlikte çalışabiliriz. Şimdi ve daima…

Görebiliyor musunuz? Bu sadece parkta bir gezinti. İsteseniz de, istemeseniz de, bir gün sizi o salıncaktan indirecekler. Şimdi veya sonra.
Ama her “sonra” daima sizin için “şimdi” olacak. Tıpkı, sizden öncekilerin şimdisi gibi…

Rüyalarının peşinde mutlu olmasını dilerim. Günleriniz aydın olsun. Saygılar.

Etiketlendi:,

www.ozelburoistihhbarat.com

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: