GÜNDEM ANALİZİ /// Kemal Üçüncü : Bu kadar karmaşık bir tabloda sonuç almak mümkün değil


Dünyada bu işer böyle yürür. Bürokrat hezeyanı ve siyasilerin güncel basit dili ile bu kadar karmaşık bir tabloda ilerlemek sonuç almak mümkün değildir. Umarım anlaşılır!

Türkiye, Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim İndeksinde 72. sırada.

Dünyanın 18. büyük ekonomisi, velakin üretim ve milli gelir artışı toplumsal kesimlere eşitlikçi bir biçimde yansımıyor, emeğin payı her geçen gün azalıyor.

"Türkiye’nin de üyesi olduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), üye ülkelerin birçoğunda gelir eşitsizliğinin son 30 yılın en yüksek oranına ulaştığını açıkladı.

Türkiye, yüzde 28.5 yoksulluk oranıyla 34 OECD ülkesini ‘geride bıraktı.’ Türkiye’de en yoksul yüzde 10’un gelirden aldığı pay sadece yüzde 2.1. En zengin yüzde 10’un gelirden aldığı pay tam yüzde 31.7.

Bu oran Şili’de yüzde 40.9, Meksika’da yüzde 36.7’yken Türkiye bu iki ülkeyle birlikte en kötü üç ülke arasında yer alıyor. Türkiye’de en zengin yüzde 10 ile en yoksul yüzde 10 arasındaki gelir farkı ise 15.2 kat.

Türkiye’de yoksulluk ve gelir dağılımındaki eşitsizlikten en çok gençler etkileniyor.

Buna göre, Türkiye’nin gençleri göreli gelir yoksulluğu oranı sıralamasında tüm OECD ülkeleri arasından gençlerin en yoksul olduğu ülke çıktı. 0-17 yaş arası gençlerin yoksulluk oranı yüzde 28.5’ken, Türkiye’nin en yakın rakibi yüzde 25.8 ile Meksika. OECD ortalaması ise Türkiye’nin 8 puan altında, yüzde 20.4. 18-25 yaş grubunda yüzde 16.2 olan göreli gelir yoksulluğu oranıyla Türkiye 10’uncu sırada, yaş ilerledikçe Türkiye’nin bulunduğu konum da yükseliyor."

Yalnız gençlerin bundan şikayetçi olduğu söylenemez, yanlış bir ideolojik bilinç tarafından esir alınmış yarı felçli bir bilincin prizmasından baktıkları için kendi gerçeklerine yabancılar. Keza geniş halk kesimleri de aynı durumda. Velakin böyle bir toplumsal muhalefeti örgütleyecek ve onların siyasi dili olacak bir siyasal mecra henüz yok. Ben şahsen MHP muhalefet hareketinin çıkışından Meral Akşener hanımın bu konudaki ekonomi politik siyasi dilini doğru ve anlamlı buluyorum.

Türkiye’nin Yolsuzluk Algı Endeksi’ndeki notu, 168 ülke arasında 66. sırada yer alıyor.

Vergiyi, dolaylı vergi, Ötv adı altında geniş ve fakir halk kesimleri ödüyor. Devlet kazancı vergilendiremiyor.Vergi yükünün gelire oranı emekçi kesimler aleyhine artıyor. AB’de dolaylı vergilerin genel oranı % 27 mertebesinde iken Türkiye’de %70 mertebesine dayanmış vaziyette.Bu artış "kimin cebinden alınıp kime transfer edildiğinin resmidir" aynı zamanda.

Nimet, külfet dengesi berhava olmuş.

Kütüphanelerimiz yok hükmünde. Bütün Üniversitelerimizdeki toplam kitap sayısı Harvard kadar değil. Hâlâ, kitaptan KDV alıyoruz.

NE KADAR ÖVÜNSEK AZ

14. yüzyılda Sorbonne’de 2000 elyazması 15.yüzyılda Vatikan kütüphanesinde 2257 eser vardı. Aynı tarihlerde Türk İslam dünyasının kültür şehirlerinde 80.000 ve 100.000 ciltlik kütüphaneler vardır[i]. Bu yapı Rönesans’tan sonra aleyhimize olmak üzere değişti.Hiç tılsım aramaya gerek yok.En çok kitabı olan "her zaman döver".Rönesans öncesi Doğu dünyası bilgi üretiminde öncü olduğu için siyasi ve ekonomik kültürel üretimin odağıydı. Rönesans’tan günümüze gelen süreçte son 500 yılda süreç tam tersine döndü aynı oranlarda Batı öne geçti.Yani iyi "peltek s çıkartıp yn çatlatsak da",bakanlarımız gibi sünnete uygun "büyük" bıraksak da bu tabloyu değiştiremeyiz. Tadil-i erkâna uygun ibadet ederek de 24 saat çağdaş çağdaş, devrim,liberal ileri diyerek de olmaz.

Film burada koptu. Anlamamakta ısrar edersek, kaçıncı kez kafamızı duvara vuracağız bilinmez.

Uygarlık tarihinin bütün zamanlarında bilgi=güç ve iktidar bağıntısı hiçbir zaman değişmemiştir.Günümüzde ülkelerin üretim, refah, inovasyon ve rekabet gücünü bilgi üretimi yani kültürel sermayenin kalitesi ve niteliği belirliyor.Finans kapital, konvansiyonel sanayi ve üretim biçimleri 20. yüzyıldaki ağırlığını kaybediyor,4 nesil "fabrikasız ve hammaddesiz" sanayi çağına gidiliyor.Bu çağda salça ve çekyat, televizyon yapmakla övünemeyiz.

Bu yönelişin epistemeolojik anlamı niteliği, etik durumu tartışılabilir ama bu tartışma mevcut tabloyu değiştirmez.Bu açıdan "bilgi hafızlığından, kafa sallamadan", eleştirel akla dayalı "neden ve nasıl" soruları ile sorgulayan bilgi>bilinç ve tutum üreten akademik, bilimsel, bağımsız,fırsat eşitliğini gözeten bir eğitim anlayışına hızlı bir biçimde yönelmemiz kaçınılmaz.Geç kaldık.Milli Eğitim Bakanlığı ve ilgililer hâlâ "küçük basit sıradan" bürokratik işlerle meşgul.Doğru dürüst ders kitabı bile üretemiyoruz. Bütün kitaplar ağzına kadar yanlışla dolu,akşamdan sabaha, ahibbanın hazırladığı yanlış kitaplarla doğru eğitim, "kamacı eğitimi".

Bütün bilgileri ezberleyerek , bilgi hafızları yetiştirerek üretken olamayız.

Evde dahi yemeğin tuzuna da olsa henüz bir defa dahi itiraz edememiş, kızarak bir bardağı kıramamış, gerçek duygularını ifade edememiş milyonlar var bu ülkede.Bu sosyolojide hak , hukuk, örgütlenme, demokrasi, sorgulama kültürü neşv ü nema bulamaz.

Türkiye bu eğitim ve araştırma, üniversite yapısıyla çağla entegre olamaz.Bilgi, değer,etik ve estetik üretemiyor. Bütün süreçlere sefil bir anlayış hakim, kent kültürü, sistemi sürükleyecek elitleri üretecek iklim ve ortam kalmadı. Herkes düşük bir vasatta talan ekonomisinin girdisi muamelesine tabi.

GUGUK DEVLETİNDEN HUKUK DEVLETİNE

Türkiye Barolar Birliğinin bu verilerinden sonra Türkiye’de hukuk adamları aydınlar nasıl böylesine umarsız ve rahat olabiliyor şaşıyorum doğrusu , toplumsal bir çöküntü ve çürüme sürecinde hayli mesafe aldık. Etik/ ahlak , görgü kuralları, hoşgörü, saygı, toplumsal barış yerlerde sürünüyor.Bütün sistem ve süreçlerde kent bedeviliğine özgü bir nobranlık ve bayağılık hakim.Burada etik ve estetiğe , değer üretimine yer yok. Rapora bir bakalım:

"Hukukun üstünlüğünün geliştirilmesi amacıyla dünya çapında çalışmalar yürüten Dünya Adalet Projesi’nin (The World Justice Project – WJP) her yıl düzenli olarak yayınladığı Dünya Hukukun Üstünlüğü Küresel Endeksinde Türkiye, geçen yıla oranla inanılmaz bir düşüş gösterdi. Endekste, Çin, Tanzanya, Zambiya gibi ülkelerin gerisinde kalan Türkiye, 102 ülke içinde 80’inci sırada yer aldı.

Dünya Adalet Projesi tarafından 300’ün üzerinde yerel uzmanın katılımıyla dünya genelinde hazırlanan ve her yıl düzenli olarak yayınlanan Hukukun Üstünlüğü Endeksinde, yolsuzluğun yokluğu, düzen ve güvenlik, düzenleyici uygulama, hukuk yargılaması ve ceza yargılaması gibi çeşitli değerlendirme ölçütleri bulunuyor. 2014 yılına göre 21 sıra gerileyen Türkiye, Doğu Avrupa ve Merkezi Asya bölgesinde de 0,46 puanla Özbekistan ile birlikte sonunculuğu paylaşıyor. Türkiye orta üst seviye gelir düzeyinde değerlendirilen 31 ülke arasında da 29’uncu oldu.

Endekste hiçbir kıstasta gelişme gösteremeyen ülkemizin hükümet güçleri üzerindeki sınırlandırmalar, açık hükümet ve temel haklar alanlarında gerileme eğiliminde olduğu belirtildi. Endekste karne notlarımız şöyle:

Türkiye, 102 ülke içerisinde;

Hükümet güçleri üzerindeki sınırlandırmalar konusunda 23 sıra gerileyerek 91’inci,

Yolsuzluğun yokluğu sıralamasında 14 sıra gerileyerek 49’uncu,

Açık hükümet sıralamasında 13 sıra gerileyerek 82’inci,

Temel haklar sıralamasında 18 sıra gerileyerek 96’ıncı,

Düzen ve güvenlik sıralamasında 1 sıra gerileyerek 68’inci,

Düzenleyici uygulama sıralamasında 8 sıra gerileyerek 46’ıncı,

Hukuk Yargılaması sıralamasında 16 sıra gerileyerek 63’üncü,

Ceza Yargılaması sıralamasında 14 sıra gerileyerek 76’ıncı oldu."

Kıpraşmayın tehlüke vaa!

NEREYE GİDİYORUZ

Türkiye’yi bu tablodan ancak ve ancak milli bir perspektif ve çözüm kurtarır. Hukuk devleti, yurttaş hukuku, kimsesi olmayanların kimsesi bir cumhuriyet ideali, müdafa’a-yi hukuk, lâik demokratik hukuk devleti, manevi ve metafizik birikimi zenginlik olarak özümseyen, üreten bir anlayış Türkiye’nin en geniş siyasal ve toplumsal değerler mutabakat zeminidir.Ne yazık ki, ne CHP ve ne de MHP bu sosyolojik gerçeği okuyup ona uygun çözümlemeler ve politikalar , siyasal dili ortaya koyamıyorlar. CHP parti sosyologlarını şaşıyorum.İktidar olmak için Türkiye’deki sağ seçmenden, "sağcılaşamadan" oy alma mecburiyetleri aritmetik yalın bir gerçek ama kimse bu yalın gerçeğin farkında değil.Her iki partiye de bilgi ve proje desteği veren uzman akademik araştırma kuruluşları yok.Ahbap çavuş ilişkisi şeklinde götürülüyor işler. O yüzden toplumsal realitede hiçbir şeye karşılık gelemiyorlar.Paralel evrende gibi yaşıyorlar.

2016 yılında çay ve fındık, tarım ve hayvancılık önemlidir gibi dahiyane buluşlar yapıyorlar. Çılgınca seviniyoruz!

MHP’nin 15 temmuz sonrası süreçte devletin bekası hassasiyeti yerindedir, değerlidir ve anlamlıdır. Velakin bu destek koşulsuz bir siyasi desteğe dönüşmüş durumdadır.Siyasi partileri birbirinden ayıran politikalarıdır. Yoksa bir işlevleri kalmaz. Yenikapı ruhundan ısrarla bahseden Bahçeli üniversitelerde ilk sıraları alan milli eğilimli adayların atanmayıp ısrarla AKP partizan kadrosuna temayül gösterilmesi meselesine neden ses çıkarmıyor.? Oysa bu tam da Yenikapı ruhunu ihlal eden bir durum değil midir?

150 yıllık askeri akademik kurumların bu büyük birikimin heba edilmesi karşısında pek az aydının dışında ciddi bir itiraz ve teklif olmadı maalesef. Bu konuda özellikle MHP’nin suskunluğu biz seçmenleri ve aydınlar tarafından tasvip edilmiyor.

MHP’nin bir siyasal dili artık yok, dış politika, Türk dünyası gündeminde yok.

Muhalefetin konuşamadığı, antidemokratik usul ve yöntemlerle tarassut altına alındığı, tabanın dikkate alınmadığı, aydınlara sırt dönülen bir siyasal partiye parti denilebilir mi.? Milli devlet milli düşünce milliyetçilik hukuk devletini, demokrasiyi, insan hak ve hürriyetlerini kuran rejimin adıdır.Mevcut yapı laik bir cemaati andırıyor. Farklı görüşlerin ifade edilemediği, tartışmanın olmadığı, hiyerarşik, disiplinli yapılar cemaat veya militer yapılardır.

Çatı ustası , yetim Kerim Çoraklık az daha ele geçiriyordu MHP’yi alınan tedbirler ve basiretli müdahaleler! sonucu ucuz kurtulduk çok şükür!

Uyarıyorum ,Ergenekon yargılamaları sürecinde de uyardık ve haklı çıktık. Suriye müdahalesinde bölgesinin sosyal ve tarihsel durumundan, ilişki ve çelişkilerinden hareketle "yanılıyorsunuz" dedik, iktidar, iktidar yazıcıları bize hücum ettiler, sonunda döndük dolaştık onca ağır bedeli ödedikten sonra başladığımız, bizim işaret ettiğimiz noktaya döndük. Yine ikaz edelim aydınların görevi bonus almak değil bilimin gösterdiği doğruları kalabalığa rağmen ortaya koymaktır.

Türkiye’nin kurmaya çalıştığı Milli Savunma Üniversitesi’nin başarılı olma imkan ve ihtimali yoktur. Esastan yanlıştır, strateji konusunda kelime yazmamış kişilerin bu müesseseleri kurmakla görevlendirilmesine girmiyorum bile. Eğri cetvelle doğru çizgi çizilmez.

Dünyadaki ilk 5 büyük devletin ordunun uygulamalarına, eğitim kurumlarına bakarsanız meseleyi anlarsınız. Paralı ve kısa dönem askerlik yapmış hocalarla, çekyatta süngü harbi yapan ekiplerle, general adaylarını yetiştiremezsiniz.Askeri bilimler, güvenlik bilimlerinin farklı bir statüsü vardır. Bakınız West Point’e ABD’ye bakınız. İngiltere Royal Military Academy’e bakınız. Rusya’da Askeri Akademiyaya bakınız. Bizim garip üniversite modeli hiçbir ciddi ülkede yok.Türk Ordusu ve askerlik geleneğinin 2200 yıl olduğundan bahsediyoruz.Belediye zabıtası veya polis yetiştirmekten çok farklıdır bu iş.

Prusya, akademi ve İnstututlar geleneği 300 yıl sonra hâlâ bu ülkede önemli midir değil midir? diye tartışılıyor, üniversitelerde enstitüler işlevsiz, bütçesiz, kadrosuz. Sivil alanda statüleri ve kanunları destekleri yok. Bu devasa bilgi ve araştırma açığı nasıl giderilecek?

Rekabet halinde olduğumuz dünyada İnstutut, Nazdrovya, çıhış, onlarca akademi enstitü, uzman,devasa bilimsel literatür, sahi kime ne anlatıyoruz?

Büyük ülkelerin her birinde kendi tarihsel tecrübe ve ihtiyaçlarından süzülen özgün bir yapı var…. Mesela Rusya’da seçkin subay adayları askeri bilimlerde doktora yaparlar…Bir kısmı sırf askeri akademik olarak devam eder araştırmalar yapar. Hem bir asker hem bir entelektüel yetiştirirler.Askeri mühendislik bile ayrıdır. Osmanlı Harbiyesi bütün bu dünya uygulamaları esasına göre kurulmuştur.O okullar Türkiye’nin öncü kadrolarını yetiştirmiştir. Bu kutsal müessesede bir dönem asteğmen olarak askerliğim esnasında öğretim elemanı olarak ders verme şerefine eriştim, bahtiyarım.

Yapmayın etmeyin, bilmiyorsanız bir bilene sorun.

Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Başbakanım, Sayın Bahçeli değerli hocam;

Yazıktır günahtır, ikaz etmeniz lazım, bunca yıllık birikim ve tarihsel tecrübe, yüz milyarlara varan yatırım çöpe atılmasın.Ortaya çok büyük bir zaafın çıkması aşikârdır. Kurmaysız bir ordu olur mu.?Bizim askeri akademik kurumlarımız eksiklerine rağmen çok başarılıdır, dünya ölçeğindedir. Genel üniversite veya üniversiteye benzetilmiş kurumlar kurmay ve subay yetiştiremez. Askerlik bilgi eğitim kadar bir tutum ve davranış sürecinin inşasıdır. Eğitim ve öğretimdir. Beden , ruh ve zihin olarak hazırlık gerektirir. Bu konuda bütün görüşleri dikkate almalısınız, bu yaptığınız şey darbe filan önlemez, çok ciddi şekilde yanılıyorsunuz. Darbenin sosyolojisi varsa bırakın silahı "kızılcık değneğiyle" bile yapılır, önemli olan o sosyolojiyi ve siyasal anlayışı ortadan kaldırmaktır. Fransız ihtilalı silahla mı başladı.

Sayın Bahçeli;

Nasıl buna sessiz kalabiliyorsunuz .? Seçmenler ve aydınlar olarak bağırın, çağırın ,yıkıcı muhalefet yapın demiyoruz, bu bilimsel görüş ve gerçekleri ortaya koymanızı talep ediyoruz , siyasal temsilcimiz sizsiniz, size oy verdik, sizden talep ediyoruz, bizim siyasal taleplerimiz meşru parlamento zemininde dile getirilmelidir.

Kusura bakmayın bunu terörle mücadeleye, devletin reorganizasyonuna destek diye kimse sunamaz. Tablo çok net ortadadır.

Türk milliyetçiliğinin siyasal temsili bu şekilde büyük yara aldı.

Dershane öğretmenlerine, sıradan memurlara uygulanan Fetö’cü olma kriterleri, her seviyede, yukarıya kadar aynı hassasiyetle gidiyor mu? Bunu size oy vermiş insanlar olarak aracılığınız ile öğrenmek istiyoruz.

Güveç , kuymak vasatına teslim işler.

Hayretteyiz.

Bu tabloya seyirci kalan herkes maşeri vicdan ve tarih önünde sorumludur.Benim gücüm ancak yazıp söylemek, bilimsel gerçekleri ortaya koymakla sınırlı.

Güveç pişirme, mangal yakmak, çekyatta süngü harbi yaparak açık çay içmeye benzemez kurmay eğitimi. Türk milleti uzun çöküntü ve savaş mağlubiyetler sonunda modern anlamda askeri bilimleri ve askeri akademik kurumları dişinden tırnağından ayırarak kurdu.

Sorun darbe yapmaksa suçlu olan okullar değil, zihniyettir, hastalıklı sosyal ve siyasal yapıdır. En son terör kalkışmasına sebep politize edilen tarafgirane şekilde kadrolara yerleştirilen insanlardır.2004 MGK kararlarında bu yapı tehdit olarak tanımlandıktan sonra görmedim , duymadım meselesini hukukçular ve halk değerlendirmeli.En hafif tabiriyle görev ihmalidir.

Türkiye’de anayasal rejimi tanımayan devirmeye çalışan bir sosyoloji ister dini ister ladini olsun mevcuttur, böyle bir yapıda devlet erki ve siyasal sistemin sağlıklı işlemesinden bahsedemeyiz.İngiltere’de ABD’de, İtalya’da niye darbe olmuyor.?Zira orada rejime ve anayasal sisteme cephe açmış ciddi bir sosyoloji yok. Kurucu felsefede mutabıklar, kendi devletlerine, milletlerine düşman değiller.Olduğu vakitlerde darbe değil iç savaş oldu, tarihi biliyoruz, birbirine numero yapmayalım, Lozan tartışmasını, kâfir devleti, kafir rejimi, Beton Kemal salyaları keza emperyalizmin güdümünde egemen bir ülkede Pontus, Kürdistan, Ermenistan hayalleri kuran merdivenaltı şizofrenik epistemolojiden beslenen bir bilinç ve dinamik var.

Aynı şey marksist terör örgütleri açısından da söz konusudur PKK ve ilh.

Keza 12 Eylül öncesi durum farklı değildi.Siz devleti yıkacaksınız devlet seyredecek, olmaz öyle şey!

Bununla herkes delikanlıca yüzleşmek durumundadır.Türkiye’de bu anlamda vaktiyle veya şimdi eline silah almış bütün gruplar doğruyu söylemiyor ,mertçe bir özeleştiri yapmıyor, herkes ötekini suçluyor, karnından konuşuyor. Demokraside, çağdaş dünyada mutabakat zemini bellidir.

Siz kesin bir inancı veya siyaseti zorla dayattığınız zaman anayasal rejimin, "meşru hukuki güçlerle" kendini savunma hakkı bâkîdir.

Sendikal örgütlenme Türkiye’de en kötü günlerini yaşıyor. Çalışma Bakanlığı verilerine göre 2003 yılında yüzde 57.5 olan sendikalaşma oranı bugün sadece yüzde 9.68. Bu oran Türkiye’yi OECD’de en kötü ülke haline getirmeye yetiyor.

Sivil toplum kuruluşları çok yetersiz.Örgütsüz bir toplumda demokrasinin "d" sinden dahi söz etmek ayıp sayılır.Söz etmezler zaten.CNN konuşmacıları bunları bilmez, bilse de söyleyemez.

Kamacı hukuku ile darbe önlenemez. Darbeyi hukuk devleti ve örgütlü toplum önler.Türkiye’nin eksiği bunlardır. 27 Mayısa gelinen süreçte Ordu MSB’ye bağlıydı darbe önlenebildi mi? Bir soralım magazin tarihçilerine, iktidarın yazıcı , konuşucularına, ekran güllerine.

Osmanlı padişahları sisteme mutlak anlamda hakimdi askeri darbeleri önleyebildiler mi?

Bu mesele sırf bir yönetmelik ve hiyerarşi meselesi olarak mı görülüyor.

İsviçre kanunlarını ve sosyal sistemini bir gecede Afganistan’a taşırsak sorun çözülür bizim yasacı ve kanunculara göre!

CEHALET ÇOK DERİN

Şaşıyorum bu değerlendirmelere, kamacı gazeteci esnafından bir bölük, bir de CNN konuşmacıları dese bir yere kadar anlarım mektep medrese görmüş adamlardan, kadınlardan bu sözleri işitince Eşofmanlı Şevket Hoca gibi oluyoruz…Sen de mi Ayten kızım, diyor hoca!

Hukuk devletini Türkiye’de çoğunluk istemez zira hukuktan çoğunluğun anladığı kendi menfaatleridir. Siz 12 Eylülden sert tedbirler alamazsınız, hiçbir şey önlenemedi. Çünkü ortada talan ekonomisi, yalan siyaseti ve kamacı hukuku var. Buradan bir yere gidilmez.Açık çay içilir, yarenlik edilir. Tıpkı bizim siyaset kurumu gibi.

Cemaat ve tarikat millet öncesi cemiyet öncesi sosyolojik yapılardır. Cemiyete dönüşmediği durumlarda kaçınılmaz olarak sorun yaratır.Tönnies bunu [Gemeinschaft und Gesellschaft] 100 yıl önce anlattı ama bizim yazıcı araştırıcı esnafı henüz duymadı.Hıristiyanlık ve diğer dinlerde de tarikat ve cemaatler var incelemenizi tavsiye ederim.Onların anayasal sistemle artık bir sorunu yok bu anlamda onlara sivil toplum kuruluşu gibi değerlendirir Weber’ci sosyoloji. Bizdekiler asla böyle mütalaa edilemez, hizip parti fonksiyonu icra ederler, tamamı rejim ve anayasal sisteme muhaliftir, Türk kültürü ve tarihine bakışta fetö ile bunların hiçbir farkı yoktur, bilmeyene itelerler gülümseyerek, gözleri kırpıştırarak, ticarileşmeleri holdingleşmeleri süreç içerisinde dağılmalarını ve sistem içinde yok olmalarını da berberinde getirecek ama pek çok sorun yaratacaklar.Cemiyet ve cemaatin ne olduğunu bilmeyen siyasiler tarafında idare edilen bir yerdeyiz… GARDAAŞŞŞ

Filancalar çok kötüymüş beriki arkadaşlar, onlar mı? ooo onlar çok iyi, a kalksın b otursun mesele bu kadar basit midir sizce?

Ürperiyoruz bunları duyunca, ehali mutlu, idare mutlu, eh ne diyelim.

YİNE MUSUL

Türkiye Musul’da katiyen Barzani ABD bloğunun kumpas ve atraksiyonlarına gelmemeli, dikkatli olmalıdır. Bölgede İran’ı ve Rusya’yı dışlayarak bir çözüm üretemezsiniz. Bu işler için iktidar medyasının yaptığı gibi davul teneke çalmaya gerek yok biraz ağızlar tutulsun. Göz ucu ve zımni mutabakatla Rusya, Türkiye İran mutabakatı Ortadoğu’da çok ciddi bir denge sağladı. Bunu kaşımaya propaganda etmeye gerek yok.Teşbihte hata olmaz "Lüzumsuz havlayan köpek sürüye kurt çeker". ABD’nin bölgeyle ilgili taleplerinin gerçekleşme zemini kalmamıştır. Kaos ve çatışma ile oldu bittiye getirmek istiyor. İddia ile söylüyorum "ABD’nin stratejik askeri aklı bu coğrafyanın tarihsel dinamikleri ve stratejik pozisyonları konusunda bilgisiz". Türkiye’deki diplomatlar, güvenlik bürokrasisi,görevli uzmanlar bunu anlatamıyor. Çünkü onlar da bu konularda çok donanımsızlar.

Bu coğrafyada 1. Dünya savaşında İngiltere’nin yapamadığı hiçbir projenin gerçekleşme şansı yoktur. Ermeni devleti, Pontus, Kukla Kürt devleti buna dahildir. Anadolu ve Mezopotamya’daki 5000 yıllık iktidar ve güç ilişkileri, jeostaratejik tabloya bakmadan bu tahlil edilemez. Uzun erimli [=longue durée= long term=] [Braudel’ci, Annales’ci bir tarih okumasına ihtiyaç var/ Abdülhamit’in büyük kaması vardı, menakıp tarihi ve tarihçileri ile bu bilgiyi üretemezsiniz]. ABD burada enerjisini boşa harcamaktadır. 15 Temmuz sürecinde Türkiye’ye karşı yöneltilen pervasız imha politikasından sonra Türk stratejik aklı ve güvenlik algısı artık ABD ve NATO’ ya koşulsuz olarak güvenmiyor bu konuda teenni ve kuşku ile hareket edilmesi gerektiğinin bilincinde. Bu çok büyük bir kazançtır.

Suriye ve Irak konusunda Türkiye reel duruma uygun politikaları bir an önce hayata geçirmelidir. Suriye’nin ve Irak’ın toprak bütünlüğü dışındaki bütün yönelişler Türkiye’nin aleyhinedir. Bunu artık eşelemenin anlamı yok, Türkiye bu konuda kör ideolojik saplantıları bir kenara atmalıdır. Keza Irak’da Türkiye’nin önceliği asayiş ve güvenlikle beraber soydaşlarının durumudur.

Bu konuda devletin ciddi akademik kurumlardan, sosyal bilimcilerden görüşler değerlendirmeler alması lazım gelir. Cumhurbaşkanının başbakanın, güvenlik bürokrasisinin ilgili kurumları siyasi liderlerin bu konudaki bilgi sunan üniteleri ve danışmanları çok zayıf. Öncekilerin de çok kötüydü. Maalesef Türk devlet hayatında Atatürk sonrası bilen insanların meclislerde yeri yoktur, herkes kendi vasatında adam seçiyor. Açıklamalarından değerlendirmelerinden bunları çok net bir biçimde görüyoruz.Bu süreçler doğru ve operasyonel bilgi ile desteklenmelidir. Basit ve sığ bir politik gözlükle bu ülkenin birikimine ve üretimine sırt çevirmek akıllıca değildir. Uygar dünyada devlet yönetimi her görüşten etkili bilgi ve değer üreten insanlardan bu konuda görüş sorar destek alır.Onların cima sıklığına, özüne arak çekip çekmediğine, inancına, meşrebine bakmaz, üretim ve liyakatine bakar.

"Hem fakir hem si…i büyük" derler halk arasında. Hem bilmiyorsun hem de sormuyorsun. Limonata ve ıhlamur içerek birbirini methederek "beyin fırtınası" yapma usulü sadece bizim ağalara mahsus.

Dünyada bu işer böyle yürür. Bürokrat hezeyanı ve siyasilerin güncel basit dili ile bu kadar karmaşık bir tabloda ilerlemek sonuç almak mümkün değildir.

Umarım anlaşılır!

Gora filminde ufaklığın dediği gibi " Komutan Logar bir cisim yaklaşıyor!" üstelik bu sefer cismin ucu kozot (pürçekli, dikenli), sivri olsa gam değil! Sizi düşünmüyorum hak ettiniz ama biz de buradayız, o yüzden uyarmalıyım.

Kemal Üçüncü

Odatv.com

https://tr.sputniknews.com/yasam/20150522/1015604176.html

Toby E. Huff, Modern Bilimin Doğuşu,Epos Yay.Ankara, 2008,s 119

http://www.barobirlik.org.tr/Detay.aspx?ID=63027

Etiketlendi:,

www.ozelburoistihhbarat.com

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: